<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kısım 10 Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</title>
	<atom:link href="https://www.rezeroturkce.com/category/ana-hikaye/kisim-10/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.rezeroturkce.com/category/ana-hikaye/kisim-10/feed/</link>
	<description>Re:Zero Türkçe Novel Oku! Anime, manga ve novel bölümlerini hızla Türkçeye çeviriyoruz. Sen de bu maceraya ortak olmak için hemen tıkla ve okumaya başla!</description>
	<lastBuildDate>Mon, 17 Aug 2026 15:55:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2025/11/cropped-cropped-kanal-logo1-1-e1763656831618-32x32.png</url>
	<title>Kısım 10 Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</title>
	<link>https://www.rezeroturkce.com/category/ana-hikaye/kisim-10/feed/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kısım X, Bölüm 18 – “Rüya Gördüm”</title>
		<link>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-18-ruya-gordum/</link>
					<comments>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-18-ruya-gordum/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bertiel]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 May 2026 21:51:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ana Hikâye]]></category>
		<category><![CDATA[Kısım 10]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.rezeroturkce.com/?p=7862</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-18-ruya-gordum/">Kısım X, Bölüm 18 – “Rüya Gördüm”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<p>※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ Çevirmen: Bertiel Ek Düzenleme: Qua Redaktör: akari Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-18-ruya-gordum/">Kısım X, Bölüm 18 – “Rüya Gördüm”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-18-ruya-gordum/">Kısım X, Bölüm 18 – “Rüya Gördüm”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="1074" height="1620" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-35.png" alt="" class="wp-image-7863" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-35.png 1074w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-35-663x1000.png 663w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-35-768x1158.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-35-1018x1536.png 1018w" sizes="(max-width: 1074px) 100vw, 1074px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/Kirataki_52/status/2053907078763430325">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Çevirmen: Bertiel</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Ek Düzenleme: Qua</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Redaktör: akari</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong><strong>Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire, universe, Yağız D, Metin K, equ, Sakuta Hijiri, Emirhan D, Kerem Y, jnxleus, Yusuf Esat Ç, Salim, Elma Can, EuphoriaLux, Efe S, Yiğithan S, The Emre, Arman</strong></strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Destek vermek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://rezeroturkce.com/bilgi-kosesi/destek/">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Discord’a gelmek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://discord.gg/rezeroturkce">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="wp-block-paragraph">——O varlık sokağa indiği an, nefesler kesilmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kesilen nefesler bi’ kimsenin değildi. Asıl kesilen dünyanın nefesiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir keresinde konuşma fırsatı bulduğu Vollachia İmparatorluğu’nun en güçlüsü, onun o akılalmaz gücünü destekleyen o inancı bilmek isteyen Garfiel’a şöyle demişti:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Cecilus:</em></strong><em> “Bi’ anlamda dünya bir sahnedir! Güneş ışığı da rüzgârın sesi de toprağın kokusu da yeşilin bereketi de&#8230; tümü yalnızca karakterleri parlatmak uğruna birer sahne dekorundan ibarettir. Peki ya dünya neden karakterleri böylesine ihtişamlı renklerle ve zenginlikle süsler ki? Çünkü bizzat ta kendisi; karakterlerin duruşuna, rollerine, unutulmaz repliklerine ve <u>sahnelerine</u> duyduğu beklentiyle yanıp tutuşur! O, EN, BÜYÜK, <u>FANIDIR</u>!”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu düşünce yapısı sağduyunun oldukça dışındaydı ve açıkçası anlaması bi’ hayli güçtü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak yalnızca şu an, o Mavi Şimşeğin yüksek sesle dile getirdiği mantığın bir parçasını anlayabiliyor gibi hissediyordu. ——Dünyanın, tıpkı bir tiyatro oyunu izlemekten keyif alırcasına insanları izlediğini.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte tam da bu yüzden dünyanın nefesini tuttuğu şu an böylesine canlı bir şekilde hissedilebiliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Arkalarında Soylular Mahallesiyle Halk Mahallesinin birbirinden ayıran yüksek savunma duvarını siper almış olan Garfielgillerin karşısında uzanan yolun ucunda dikilen kişi, alev alev yanan kızıl saçlara ve gökyüzü mavisi gözlere sahip bir adamdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Durmuyordu, dikiliyordu. ——Evet, adam kelimenin tam anlamıyla yollarına dikilmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Reinhard-san demek, ha? Peşimize düşebilecek en kötü aday.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Ben de öyle düşünüyorum, Otto. İşlerin bu noktaya gelmesi üzücü.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dehşet verici bu şokun ardından beklendiği gibi kampa dair en sağlam sinirlere sahip olan Otto, duygularını toparlayan ilk kişi oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Otto’nun bile duygularını tamamen bastıramadığı bu mırıltısına karşılık veren adam—— Kılıç Azizi Reinhard van Astrea, peşlerine düştüğünü reddetmemişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Belinde asılı duran Ejderha Kılıcı’nın kabzasına elini dayamış bir hâlde, o gökyüzü mavisi gözlerini hafifçe kısarak&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Kraliyet Sarayı’ndan yakalanmanız adına emir geldi. Teslim olmanızı talep ediyorum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Reddedersek&#8230; zorla mı yakalarsın?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Öyle olacak. Aslında niyetim&#8230; hayır, şahsi hislerimin bir önemi yok.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Doğrudur. Sorgulanacak olan kalbin nerede durduğu değil, eylemlerin sonucudur.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu söylerken Otto’nun tüm vücudu yavaş yavaş geriliyordu. Öte yandan, Reinhard’ın etrafını saran o havada ortaya çıktığı o ilk andan beri en ufak bir değişiklik bile yoktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nasıl hareket edeceğine zaten çoktan karar vermişti. Ve bir kez karar verdiğinde iradesini sonuna kadar götüren ve bunu başaran varlığa “Kılıç Azizi” denirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “——Reinhard-san’dı, değil mi? Kraliyet Sarayı’ndan emir aldığınızı söylediniz, peki Nee-sama’nın ve Emilia-san’ın ne durumda olduğunu biliyor musunuz?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte o sırada, Garfiel’ın çapraz arkasından Rem’in sesi duyuldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öne atılan Garfiel ve Otto’nun arkasında duran Rem, o an omuz omuza vermiş olan Petra ve Meili’yi kollarıyla siper edip korurken cesurca Reinhard’a bakıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rem’in bu sorusunun cevabını Garfiel da bilmek istiyordu. ——Gerçi, Soylular Köşkü’nden derhâl ayrılma kararı veren Otto’nun böyle bir durumu önceden sezdiğini düşünüyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Ne yazık ki Saray’da ikisiyle de karşılaşmadım. Ancak Saray’a çağrılma süreçlerini biliyorum. Muhtemelen gözaltında tutuluyorlar.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “Eğer onlara kaba davranıldıysa&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Davranılmadı. En azından, krallık askerlerinin böyle bir muamele yapmayacağını garanti edebilirim. Emilia-sama ve Ram-san da gereksiz yere kargaşayı büyütecek bir adım atmayacaklardır.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “——Öyle&#8230; mi? Böylesi nazik şekilde cevaplandırdığınız için teşekkür ederim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Garfielgiller açısından iç rahatlatıcı bi’ bilgi almasına rağmen, cümlenin sonuna böyle iğneleyici bir zehir eklemeyi ihmal etmeyen Rem’e karşı Reinhard tek gözünü kapattı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak hakikat, Otto’nun söylediği şeyde yatıyordu. Önemli olan duygulardan çok, eylemlerdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Reinhard-san, bu durum açıkça tezgâhlanmış. Natsuki-san ve Crusch-sama’ya yöneltilen şüpheler bizim, yani Emilia-sama’nın kampının abluka altına alınması&#8230; aynı şekilde Felt-sama da güvende değil. Buna rağmen——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “——Ben Kılıç Azizi’yim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Krallığın kılıcı olma görevini taşıyıp bana biçilen bu rolü yerine getirmekteyim. Bir kez daha teslim olmanız adına sizi uyarıyorum. Kraliyet Sarayı’na götürülseniz dahi size kötü bir şey olmasına asla izin vermeyeceğim. Ben de elimden geleni——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Şu an, burada dikilen sizin sözlerinizin ne kadar ikna edici olduğunu düşünüyorsunuz?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yüz ifadesini ve ses tonunu hiç değiştirmeden teslim olmaları çağrısında bulunan Reinhard’a Otto’nun bu kararlı cevabı âdeta bir bıçak gibi saplandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yalnızca Otto’nun değil, Garfiel da dahil olmak üzere oradaki beş kişinin de ortak düşüncesiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Reinhard ne kadar kelime oyunu yaparsa yapsın; o, onların yolunu kesmek için dikiliyordu oracıkta.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “&#8230; Anlaşılan seninle arkadaş olamayacağız.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Öyle görünüyor. Zaten işin buraya varacağını hissetmiştim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte bu, Otto’yla Reinhard arasında birbirlerinin fikrini değiştirmek için yapılan müzakerenin sonuydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Garip bir şekilde her ikisi de daha fazla dil dökmenin anlamsız olduğu konusunda uyumlu bir sonuca varmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Açıkçası Otto’nun yargısı son derece isabetliydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Reinhard onlara yetiştiğine göre, Garfielgillerin burada olduğu Kraliyet Sarayı tarafınca da biliniyor demekti. Peşlerinden gelenlerin sayısı artarsa kaçış yolları da tamamen kapanacaktı. Marcos bile harekete geçerse kurtulma ihtimalleri giderek daha da daralacaktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Başka asker gelmeyecek. Kuşatma emri verildi ama burada sadece ben varım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “&#8230;Nedenini sorabilir miyim acaba?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Gereksiz yere yaralanmalarını istemiyorum. Askerlerin eğitimini küçümsemek gibi bir niyetim yok, hatta sizleri de hafife alıyor gibi görünmek de istemem. Bu görevi kabul etmemin sebebi de tam olarak bu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “Bizim&#8230; askerleri yaralamamamız için mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Aynı zamanda sizin zarar görmenizi de engellemek adına. O kişi bensem bunu yapabilirim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Görüşme kapısını kapatan Otto’nun yerine sözü devralan Rem’e böyle cevap verdi Reinhard. Bu cevap ağzından döküldüğü an, dünyanın tüylerini diken diken eden elektrikli bir his Kraliyet Başkenti’nin sokaklarında yankılandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Reinhard’ın iradesi, o sarsılmaz inancı, can yakacak kadar güçlü bir şekilde onlara geçiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak, ne var ki bu kesinlikle ama kesinlikle kabul edilebilir bir şey değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “——Deminden beri susup Otto Abi’yle Rem’in senle konuşmasını dinliyo’m da söylediklerinde aklıma hiç yatmayan bi’ şe’ var lan!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Aklına yatmayan bir şey mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Garfiel parmak eklemlerini kütürdeterek iki koluna da gümüş zırhlı eldivenlerini taktı. Garfiel’ın bu savaş duruşu karşısında gözlerini kısan Kılıç Azizi’ne “Aynen öyle” diyerek dişlerini gıcırdattı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Reinhard’ın tek başına Garfielgilleri zapt etmeye gelmesinin altındaki niyeti anlamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gereksiz yere yaralı çıkmasını istemediği düşüncesine Garfiel da katılıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öyle olsa bile bu hiç hoşuna gitmemişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Neden mi? Çünkü——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “Bizi hafife almıyo’m demene ra’men atladı’ın bi’ ihtimal yok mu la’? ——BURADA! SENİN! MUHTEŞEM BENLİ’MİN! A’ZINA SIÇACA&#8217; GERÇEĞİNİ DİYO’M LA’!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">O an, kükreyen Garfiel sokağın zeminini parçalayarak sıçradı ve Reinhard’ın üzerine atıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İleri atılan Garfiel’ı gördüğünde Reinhard’ın gökyüzü mavisi gözlerinden geçen şey şaşkınlık veya bir tetikte olma hâli değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gözlerinden geçen tek şey, Garfiel’ın bu kararını kabullenen acı dolu bir ifadeydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Açıkça yanlış bir seçim yapan bir rakibe&#8230; tıpkı vazoyu kıran bir çocuğun ebeveyninden özür dilemek yerine, vazo parçalarını toprağa gömüp sakladığını gören birinin attığı türden bir acımaydı bu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gözlerinde bu kederli bakışı barındıran Reinhard’a doğru, Garfiel tüm gücüyle yumruğunu savurdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu; Garfiel’ın Reinhard’la ilk karşılaştığında onun varlığının baskısı altında kalıp, istemeyerek refleks olarak üzerine atıldığı o Pristella’daki çarpışmayla tamamen aynı şekildeydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üzerine inen Garfiel’ın saldırısına karşı Reinhard sağ kolunu kaldırdı. O açılan beş parmak, bu çelik gibi yumruğu kavrayacak ve zahmetsizce savuşturacaktı ki——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “——Hık?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Beklenen savuşturma gerçekleşemedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “ORRAAAAHĞĞĞĞ!!——”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kükreyen Garfiel tüm vücudunu sarsarak gücünün dışarı atılmasını zorla reddetti. Darbeyi karşılayan Reinhard’ın kolunda devasa bir şok patladı, Kılıç Azizi’nin giydiği o beyaz kıyafetin kolları parçalandı ve yönlendirilemeyen enerji Reinhard’ın ayaklarının altındaki zemini örümcek ağı gibi çatlattı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve kendi hayal gücünü bile aşan bu darbe karşısında gözleri fal taşı gibi açılan Reinhard’a Garfiel “Hah!” diye bağırıp sivri dişlerini gösterecek şekilde gülümsedi ve&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “Sonsuza dek, kendinden başka herkesin kaplumba’a adımlarıyla yürüdü’ünü sanma la’!!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bükülü iki dizini birden uzatarak attığı acımasız uçan tekme, kollarıyla çapraz bir savunma kuran Reinhard’ın tam göbeğine indi; ortaya çıkan devasa şok dalgası, Kraliyet Başkenti’nin köşesini şiddetle tozu dumana kattı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">——İşte o an, dünyanın bu savaşın başlangıcını alkışlayarak sevinç çığlıkları attığını duyar gibi oldular.</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">△▼△▼△▼△</p>



<p class="wp-block-paragraph">Petra, küçük ellerini sıkarak çoktan başlamış olan bu savaşa gözlerini dikmeye devam ediyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kükreyen Garfiel’ın fırtına gibi esen amansız saldırıları, kelimenin tam anlamıyla bir canavarın hırçınlığıydı; kolları da bacakları da pençeleri de sivri dişleri de&#8230; Vücudunun her bir uzvunu birer silaha çevirip rakibinin şah damarına atılan vahşi bir şiddet barındırıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gözle takip etmesi neredeyse imkânsız olan Garfiel’ın bu ezici sayıdaki darbelerini, karşısındaki Reinhard havaya kaldırdığı koluyla ve savuşturma hareketleriyle büyük ölçüde bertaraf ediyordu. ——Ancak bertaraf edebildiği kısım sadece büyük bir bölümden ibaretti ve savuşturamadığı darbelerin artçı şokları dışarıya dek ulaşabiliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petra:</strong> “Garf-san, inanılmaz&#8230; savaşabiliyor&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Petra’nın dudaklarından istemsizce dökülen bu sözler, canla başla savaşan Garfiel’a yönelik bir övgüydü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Petra da bu krallığın bir vatandaşıydı ve Kılıç Azizi Reinhard’ın o akılalmaz gücü, sıradan köylü kızı olduğu zamanlardan beri kulağına çalınmıştı. Öyle ki krallıkta, kralın adını bilmeseler bile Kılıç Azizi Reinhard’ın adını bilecekleri söylenecek kadar yüce ve şanlı bir varlıktı o.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir zamanlar; şu anki Petra’dan bile küçük bir yaşta olan Kılıç Azizi, Lugunica dışındaki üç büyük ulusun aynı anda krallığa sızmayı hedeflediği o olay sırasında bu emelleri tek başına paramparça ettiği başarısıyla birçok krallık vatandaşının kalbini umutla doldurmuş ve bu neslin Kılıç Azizi’nin dehşet verici gücünü halkın zihnine kazımıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Petra’nın memleketi olan Arlam Köyü’nde bile böylesi bi’ Kılıç Azizi, genç erkeklerin hayranlık duyduğu bir figürdü ve Petra da hayalperest bir kız çocuğu olarak romantik bir külkedisi hikâyesine benzer şeyler kurgulamıştı. ——Gerçi, Petra’nın gözündeki asıl prens; sayısız süslü lafla anılan o Kılıç Azizi’nden tamamen farklı, sadece olabilecek en harika adamdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her hâlükârda yaşayan bir efsane olarak kabul edilen bu Kılıç Azizi Reinhard’la Kraliyet Seçimi çekişmesinde karşıt bir kamp üzerinden bir bağ kurmuş olan Petra adına, o kişinin akılalmazlığı hayal gücünün ötesindeydi; duyduğu o dedikodular, gerçeğinin karşısında sadece bir çocuğun beceriksiz kuruntularından ibaretti. ——Pleiades Gözcü Kulesi’nden dönüş yolunda onu kendi gözleriyle gören Petra, bunu iliklerine kadar hissetmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte tam da bu yüzden bu olağanüstü varlıkla kafa kafaya, kıyasıya bir mücadeleye giren Garfiel’ın o ihtişamı karşısında Petra yersiz bi’ etkilenme ve hatta bir çeşit gurur da duyuyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Çıh, kimse bana kulak asmıyor&#8230; Hık.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dişlerini gıcırdatarak sıkan kişi, bilincini etrafına eşit bir şekilde yaymaya çalışan Otto’ydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir yandan Garfiel ve Reinhard’ın savaşına da dikkatini verirken Otto, Dil Ruhu’nun İlahi Koruması’nı kullanarak bu durumdan kurtulmanın bir yolunu bulmak için çırpınıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak mırıltılarının işaret ettiği şey, güvenebileceği hiçbir canlının bulunmadığıydı—— normalde bulunduğu her yerde zekice müttefik olmasa bile yardımcı canlılar bulan onun, zemin hazırlama girişimlerinin boşa çıktığı gerçeğiydi bu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zaten, bu noktada Reinhard tarafından yakalanmalarının sebebi de kendi deyişiyle “böceklerin tongasına düşmüş” olmasıydı. Fakat böceklerin kötü niyetle Otto’yu kandırıp bir tuzağa çekmiş olmaları pek de düşünülemezdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yani ortada bir şey vardı. ——Karşı tarafın elinde tıpkı Otto gibi, hatta Otto’dan bile daha büyük bir zorlayıcı güçle böceklere boyun eğdirmenin bir yolu bulunuyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte bu tıpkı——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petra:</strong> “——Meili-chan’ın İlahi Koruması gibi.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hemen yanında omuzları birbirine değecek kadar yakın duran Meili’ye gözünün ucuyla bakarken Petra, Otto’ya komplo kuran rakibin yöntemini bu şekilde tahmin ediyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Otto’nun Dil Ruhu’nun İlahi Koruması çok çeşitli alanlarda işe yarıyordu ancak bu, korumanın kendi gücünden ziyade onu kullanmayı başaran Otto’nun yeteneğinin bir armağanıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dil Ruhu’nun Koruması sonuçta sadece tüm canlılarla konuşabilmeyi sağlıyordu, karşı tarafın iş birliğini elde edip edemeyeceği tamamen Otto’nun kendi müzakere ve uzlaştırma becerilerine kalmış bir durumdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugüne kadar Petragiller, bu konuda tamamen Otto’nun kişisel yeteneklerine bel bağlamışlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Karşılarında tıpkı Meili’nin cadı canavarlarını kontrol edebildiği gibi, hiçbir şekilde itiraz kabul etmeksizin canlılara boyun eğdirebilecek bir güce sahip biri olsaydı o zaman bu üstünlük kolayca kaybolup giderdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “Petra-chan, işler sarpa sarar~saa&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petra:</strong> “——Kesinlikle olmaz.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hemen yanı başında fısıldayan Meili’nin sözünü Petra sertçe kesti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Meili’nin teklif etmeye çalıştığı şey, Dil Ruhu’nun Koruması’na güvenemedikleri şu anki durumda Petragillerin bu gidişata müdahale edebilecekleri bi’ planın varlığıydı ——Yani özünde Meili’nin İlahi Koruması’na bel bağlamaktı. Ancak bu, kuşkusuz gidişatı değiştirecek bir hamle olmakla birlikte aynı zamanda çok keskin, iki tarafı da keskin bir bıçaktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petra:</strong> “Meili-chan cadı canavarlarını çağırırsan artık geri dönüşümüz olmaz. Cadı Tarikatı’ndan kötü adam Subaru’nun, Cadı Canavarı Kullanıcısı Meili-chan’ı yanına aldığı&#8230; Emilia-neesama’nın da bir Cadı&#8230; Kıskançlık Cadısı’yla bir bağı olduğu düşünülecek.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “A~maa Kılıç Azizi-oniisan bile buraya gelmiş ya?.. Saray’dakiler çoktan&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petra:</strong> “Hayır, mesele onlar değil. Saray’dakiler bizleri istediği gibi düşünebilir fakat Kraliyet Başkenti’nin&#8230; Krallığın insanları bizi böyle görmemeli.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petra:</strong> “Tıpkı bizim Subaru’ya inandığımız gibi, Subaru ve Emilia-neesama tarafından kurtarılan insanların da tüm bu olanların tuhaf olduğunu düşünmeleri gerekiyor. İşte bizim, bu ihtimali sağ salim ayakta tutmamız şart.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şu an, bulundukları bu saniyenin kritik bir nokta olduğu doğruydu ancak yalnızca bu ânı atlatmayı öncelik hâline getirip her türlü yola başvururlarsa bu durum karşı tarafın eline epey büyük bir koz vermiş olacaktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sırf bu yüzden Soylular Köşkü’nden kaçarken bile Garfiel veya Rem’in kaba kuvvetle yarıp geçme eylemine izin verilmemişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Petragillerin—— yoo, Emilia Kampı’nın taşıdığı o tehlikeli potansiyeli ne kadar gözler önüne sererlerse peşine düşülen Subaru’nun ve Saray’da bulunan Emilia’nın konumu da bi’ o kadar kötüleşecekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte bundan, ne pahasına olursa olsun kaçınılmalıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “&#8230;Çok sinir bozucu y~aa.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Petra’nın sözlerinin anlamını idrak eden Meili, sinirle dudaklarını ısırdı. Meili’nin başının üzerinde duran Küçük Kızıl Akrep de onun bu duygularına ayak uydururcasına kıskaçlarını kıs kıs birbirine vuruyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gücün olduğu hâlde bunu kullanmaktan alıkonmak&#8230; bu, Petra’nın hissettiğinden farklı bir çaresizlik hissiydi ve dudaklarını ısırarak tattığı o sinir bozukluğunun acısı da bambaşkaydı elbet.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petra:</strong> “İzlemek zorundayım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">O kızcağız, Meili veya Otto gibi İlahi Koruma sahibi olmanın getirdiği türden bir kafa karışıklığı veya ikilem yaşamıyordu. İşte tam da bu yüzden zihninde belirmeye çalışan o gereksiz seçenekleri bir kenara itip Petra sadece ve sadece tek bir cevaba odaklanabilirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne yapabileceğini o da henüz bilmiyordu. Fakat o “bir şey” ortaya çıktığında bunu gözden kaçıran kişi olmamak adına tüm bilincini yalnızca o ânı yakalamaya odaklamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çünkü bu, Petra Leyte’nin Kılıç Azizi’yle savaşmaya dair taşıdığı kararlılığın ta kendisiydi.</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">△▼△▼△▼△</p>



<p class="wp-block-paragraph">Görüşü daralmış, sesler uzaklaşmış, kokular keskinleşmiş, acı tavan yapmış ve kanın tadı belirsizleşmişken Garfiel denen bu tekil yaşam, kendinden geçmiş bir hâlde yanıp tutuşuyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rakibinin beklentilerini aşarak neredeyse kusursuz bir deparla başlayan bir çarpışmaydı bu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Garfiel’ın çelik gibi kolları, hırçın bacakları ve canavar pençeleri dört bir yanda vahşice esip gürlüyor; tam karşısında duran Reinhard’ı yalnızca savunma yapmaya zorlayarak onu olduğu yere çivilemeyi başarıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu, Pristella’daki o ufak yoklama ve antrenman sırasında elini kolunu bile kıpırdatamadan kelimenin tam anlamıyla bir bebek muamelesi görerek yenildiği o anla kıyaslanamayacak kadar büyük bir başarıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “O zamanlar, avludaki çakıl taşlarının oldu’u yerde, seni bi’ milim bile kıpırdatamamıştım ama&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “——Hık.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “Bu seferki, öyle olmi’cak!!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dosdoğru geriye çektiği iki kolunu birden ileri fırlattı ve tüm gücünü kattığı bu darbe Reinhard’ın göğsüne doğru yaklaştı. Reinhard, belindeki Ejderha Kılıcı’nı yukarı kaldırıp o sağlam kınıyla bu darbeyi karşıladı. Ancak şokun tamamını dağıtmayı başaramadı, ayakları yerden kesildi ve büyük bir geri adıma atmak zorunda kaldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O ardı arkası kesilmeyen ağır darbelerle Reinhard’ı yerinden oynatmıştı. ——O gün aralarındaki güç farkını acı bir şekilde öğrenen Garfiel için bu, her şeyden daha kıymetli bir şeref madalyasıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu Reinhard da derinden hissetmiş olacak ki yanakları hafifçe gerilen Kılıç Azizi başını kaldırıp&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Yeteneklerini——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “Geliştirdi’imi falan mı söyli’ceksin lan!?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Kesinlikle, tam da bunu söyleyecektim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Garfiel övgüyü sözlerle değil, bizzat zaferin ta kendisiyle söküp almak arzusuyla ileri atıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rakibinin tek bir darbeyle gerilemiş olması, Garfiel’ın saldırı gücünün Reinhard’a hafif bir esintiden çok daha fazlası olarak ulaştığı anlamına geliyordu. ——Elbette ki Garfiel; ortaya koyduğu bu iyi mücadeleyi, kendi gücünün Reinhard’ı aştığının bir kanıtı sanacak kadar aptal değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “——Sinirime dokunuyo’.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Peşlerine takılarak karşılarına dikilmişti Reinhard ancak onun Garfielgillere, daha doğrusu Subaru ve Emilia’ya düşmanlık gütmekten hiç de hoşnut olmadığı açıkça ortadaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Reinhard, Kılıç Azizi olarak sadece Kraliyet Sarayı’nın emirlerine itaat ediyordu. Üstelik yaralı çıkmasını önlemek adına başka askerleri bile yanında getirmeyecek kadar tavizsizdi—— o yıkıcı savaş gücünü kendi isteğiyle mühürlemiş ve şu an Garfiel’ın karşısına öylece dikilmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Başka bir deyişle Garfiel hem moral hem de fiziksel açıdan en zirvedeki en güçlü hâlindeydi, Reinhard’sa hem motivasyonu düşük hem de etraftaki hasarı hesaba katarak kendini dizginlediği en zayıf hâlindeydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte tam da bu yüzden bu hücum ve savunma arasında böylesine mucizevi bir denge oluşmuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “——Harbiden, sin’rime dokunuyo’ lan.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kazanmak istiyordu. Garfiel kazanmak istiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rakibine zerre kadar bahane üretme fırsatı tanımadan daha önce elini kolunu bile kıpırdatamadığı o güçlü rakibini, akılalmaz bir gelişim eğrisi çizerek ve sınırlarını aşarak yenmek istiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun “Senden beklendiği gibi harika bir iş çıkardın, Garfiel. Kazanacağını biliyordum be!” demesini, Otto’nun “İmdadımıza yetişin valla, Garfiel” diyerek etkilenmesini, Frederica’ya “Şaşırdım doğrusu, Garf. Artık tamamen bir yetişkin olmuşsun” dedirterek kendini kanıtlamayı istiyordu. Mimi’nin “Yahoo~! Garf, harikasınn! Süper düper güçlüsünn!!” diye neşeyle etrafta koşturması epey keyifli olurdu, Ram’ın da “Hah, fena iş çıkarmadın, Garf” diye onu övmesini diliyordu. Herkesin ama herkesin yüzünü güldürmek istiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">——İçindeki zaferi arzulayan o açgözlü kalbini ezerek şu anda, hiçbir zerresi dahi adil olmayan bu Kılıç Azizi’yle olan rövanş maçına tüm ruhunu adayıp yanıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “——GOOOOOĞĞH!!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yukarıdan, aşağıdan, sağdan, soldan, önden, arkadan, içten, dıştan, gökyüzünden ve yeryüzünden&#8230; çoşkuyla sıçrayıp duran Garfiel, direnen Reinhard’a sadece dört bir yandan değil; on altı, otuz iki farklı yönden, bir farenin bile sızamayacağı kadar sıkı ve amansız bir saldırı bombardımanı yağdırıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gök gürültüsünü andıran darbe sesleri; peş peşe çalınan davullardan bile daha hızlı, daha ağır ve daha yüksekti. Hiç durmaksızın Kraliyet Başkenti’nin o huzurunu ezip geçiyor, parçalıyor ve öğütmeye çalışıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak doğal olan buydu. Kaçınılmazdı. Kaderdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Burada var olan Kraliyet Başkenti huzuru bir yalandı. Sahtelikti. Kâğıttan bir dekordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yüzeyin altında Subaru, arka planda Emilia, gölgelerdeyse bizzat kendileri tehdit ediliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm o haksız tehditlerin somut bir yansıması olarak yollarına dikilen Reinhard’ı——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “PARÇALANIP GİT LAN!!!——”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm gücüyle savurduğu o sağ yumruğu, Reinhard havaya kaldırdığı kınıyla karşıladığı an, Garfiel hafifçe kaldırdığı sol dizini çevirdi ve—— şiddetle yere bastı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O saniye, Garfiel’ın şu âna kadarki amansız saldırıları boyunca tek bir kez bile açığa çıkarmadığı toprağın gücü—— Toprak Ruhu’nun İlahi Koruması etkisiyle biriktirdiği enerji bir anda patlayarak kabardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Garfiel buraya kadar tüm gücüyle ardı ardına saldırılar yağdırırken Toprak Ruhu’nun İlahi Koruması’nı saldırıya dahil edip Reinhard’ın yere basan ayaklarını sarsmaya kesinlikle kalkışmamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İlahi Koruma’nın etkisini sadece kendi bedenini güçlendirmek için kullanmış ve asıl kozunu saklamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yalnızca şu an, Reinhard’ın ayaklarını yerden kesecek o tek bir hamle uğruna&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Karşısındaki Reinhard bile olsa bedeni bir kez havaya fırlatıldığında serbest düşüşe bırakmaktan başka çaresi kalmayacaktı. Destek alabileceği hiçbir yerin olmadığı havada kaldığı sürece, Garfiel’ın onu takip eden saldırılarıyla hasar vermesi ya da tamamen kaçmaya odaklanması pekâlâ mümkün olmalıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yüzden——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “BÖYLECEEEEE——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “——Gerçekten de yeteneğini geliştirmişsin.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Reinhard; tam aşağısından kabaran o muazzam enerjiyi, dümdüz bir şekilde yukarıdan aşağıya basarak ezip geçti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">O an, patlamak üzere olan güç gidecek yer bulamadı ve Reinhard’ın ayakkabısının tabanı merkez olmak üzere sekiz bir yana yayıldı. Sokaklar çatladı, zemin havaya kalktı ve Kraliyet Başkenti’nin köşelerini paramparça eden bu kuvvet dışarı taşarken savaş alanının etrafındaki binalar art arda bu patlayıcı enerjinin altında kalarak çöktü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu manzara karşısında Garfiel o zümrüt yeşili gözlerini fal taşı gibi açtı——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Bölgedeki sakinler çoktan tahliye edildi. ——Endişelenmene gerek yok.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir şimşek çaktı, görüş alanının bir ucundan diğerine fırlayan ışık ve o devasa şok Garfiel’ın bedenini çaprazlama delip geçti ve üst gövdesini baş aşağı yere çarptı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ağzından “Gağh” diye acı dolu bir inilti kaçtı; az önce yükselen toprağın ezip geçildiği anki çatlağı takip edercesine, sokakta daha da büyük-kalın bir yarık oluştu ve orada yarım daire şeklinde bir krater meydana geldi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İmparatorluk’ta, Garfiel Bulut Ejderhası’nın o saldırısına bile kafa kafaya direnmişti. Elbette yara almadan kurtulamamıştı ama yine de dayanmıştı. ——İşte o dayanıklılığı bile buna dayanamıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>G&amp;rf?el:</strong> “——Aahğ.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm vücudundaki kemiklerin çatırdadığını, kaslarının çığlık attığını ve iç organlarının sessizliğe bürünmeyi seçtiğini hissediyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Darbenin şiddetinden dolayı bedeni paniğe kapılmış: görme duyusu, tadı; işitme duyusu, acıyı; koku duyusu, rengi; tat alma duyusu, sesi ve dokunma duyusu, kokuyu iletmeye çalışıyordu&#8230; ve hiçbir şey mantıklı bir şekilde idrak edilemiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Acıyordu muydu ki? Sızlıyor muydu ki? Pas kokuyordu mu ki? Gürültülü müydü ki?.. Ne olduğu hakkında hiçbir fikri yoktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm bunları algılayamayacak kadar ölümcül bir darbe almıştı. Almıştı. Almıştı, almıştı, almıştı, almıştı, aldı, aldı, aldı, aldı, aldı, aldı aldı aldı al al al a a a a a a——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>K&amp;/+? *=+n:</strong> “——Hık.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilinci karmakarışık bir hâlde dönüyor, parçalanıyor ve darmadağın olmanın eşiğine geliyordu. Ancak tüm bunların ortasında bile hemen yanı başında birinin nefesini tuttuğu hissini açıkça anlayabilmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nefesini tutan ve gözlerini fal taşı gibi açan kişi o kızıl adamdı. Mavi gözlü o adamdı. Durdurulması gereken rakipti o. ——İşte o rakibin, karate darbesini savuran sağ kolunu iki koluyla birden sıkıca sarmalamış ve bırakmıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sırf bunu, yapmaya, karar verdiği, şeyi, yapıyor. Yaptı. Yapmalıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>&amp;/+?*=+%: </strong>“AhhĞğAaaAĞĞğğRrROOAaohohğ&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kızıl Olan:</strong> “Garfiel, sen——”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kalbinin içindeki tüm havayı sıkıp dışarı atıyordu—— Kalp miydi ki o? Mide miydi yoksa? Havayı tutan organ hangisiydi ki? Ne fark ederdi ki. Her hâlükârda hava kesesinin içi tamamen boşalmış olsa bile, kükrüyordu. Kükrerse daha fazla güç bulup onu toplayabilirdi. Güç toplarsa da kolunu onun elinden kurtarıp kaçırabilir, engel olabilirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kolunu kaçırıp kurtarırsa, engel olursa böylece——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>=+%&amp;/+?*: </strong>“Uvaaaaaaah!!——”</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Asla gözden kaçırmayacak ve güvendiği o yeşil “şey” görevini layığıyla yerine getirecekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kızıl Olan: </strong>“――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kolu sıkıca kavranmış bir hâlde, bu sesi fark eden kızıl adam önüne döndü. Görünüşüne veya duruşuna zerre aldırış etmeden üzerine atılan o yeşil “şey” karşısında kızıl adamın iki gözü de tetikte bir hâl aldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne yapacağını okuyamıyordu. Nasıl bir tuzak kuracağını kestiremiyordu. Ne tür bir çılgınlığa kalkışacağını tahmin edemiyordu. Bu esnada yeşille kızıl arasındaki mesafe daralıyor da daralıyor, yaklaşıyor da yaklaşıyor ve—— hiçbir şey olmadan yeşille kızıl arasındaki mesafe sıfıra iniyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kızıl Olan:</strong> “Yoksa&#8230; hiçbir şey yok mu?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Yeşil Olan:</strong> “En çok da bu, sizin gardınızı düşürmenizi sağlayacaktır, değil mi?..”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir kolu kilitli kalmış bir hâlde, diğer kolu havada savruldu ve bu darbe yeşilin çenesini sıyırıp geçti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ellerinde hiçbir şey olmadan dümdüz ileri atılan o yeşil şey bu darbeyi yemiş, çaresizce hareket etme yeteneğini kaybederek yere yığılmaktan başka bir şey yapamamıştı. Ve o yere yığılırken fısıldadı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Yeşil Olan:</strong> “——Şimdi.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dudakları sese dönüşmeyen bir ses çıkarmıştı sanki ya da belki de sadece öyle görünmüştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kavrayışının ötesindeki tüm olaylar bir bilgi seli olarak sağından soluna akıp giderken Garfiel—— evet, o Garfiel’dı. Kendisinin Garfiel olduğunu kabul eden o beyin bu bilgileri alıp işledi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kızıl oradaydı, yeşil yere yığılmıştı ve Garfiel da oradaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve tam o an——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Aynı an~daa!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>?</strong><strong>???:</strong> “Küçük Kızıl Akrep-cha~an!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gökyüzünde iki beyaz ışık huzmesi fırladı, yere yığılan yeşilin açtığı atış çizgisinden süzülerek doğrudan kızıla doğru ilerlediler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sese benzer hiçbir ses duyulmadı, o iki ışık huzmesi oklardan bile daha hızlı bir şekilde kızıla—— sağ kolu kilitlenmiş, sol kolunu da savurmuş durumdaki kızıla hızla yaklaştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kızıl Olan:</strong> “Buna şaşırdım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak kızıl, yeşili yere serdiği sol kolunun dirseğini kullanarak belindeki beyaz kınlı kılıcı yarım tur döndürdü ve tam zamanında o ışıkları yan taraftan püskürttü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Işıklar su sıçramasını andıran bir sesle parçalanarak dağıldı ve kızıl Reinhard’a ulaşması gereken o saldırı—— Petra ve Meili’nin ortak tekniği savuşturuldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Garfiel’ın kendini feda edişi, Otto’nun bedenini siper edişi, Petra ve Meili’nin sürpriz saldırısı&#8230; hiçbiri ama hiçbiri Reinhard’a ulaşamamıştı ve o an——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Vahşice dönen dikenli demir bir gülle, Reinhard’ın tam göbeğine gömüldü.</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">△▼△▼△▼△</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nefesini tutup tüm varlığını ve ruhunu tek bir ana sığdırmak adına, Rem kendisine her türlü gereksiz hareketi yasaklamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gücünü sekteye uğratabilecek her türlü tereddütten ve duygusal dalgalanmadan, fazla heveslenerek amacından sapmasına neden olabilecek tüm o karmaşık düşüncelerden sıyrılarak kelimenin tam anlamıyla her şeyini tek bir fırlatışa adadı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Garfiel meydan okumuş, Otto zemin hazırlamış, Petra ve Meili de bu fırsatı değerlendirmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Buna rağmen aşılması imkânsız olan o ezici duvarı, Reinhard’ı aşabilmek uğruna; kendisinin savaş gücü olarak dışarıda bırakılmış olmasının getirdiği o aşağılanmayı dahi, bir silah olarak kullanmak zorundaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm bu psikolojik unsurları yutarak Rem tüm gücünü o tek fırlatışa akıttı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “HAAAAAHH!——”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dümdüz uzayıp giden zincirin şıngırtısını bir ezgi gibi çalarak havayı döve döve gökyüzünü yaran dikenli demir gülle—— Sabah Yıldızı, Reinhard’ın gövdesine doğru amansızca yaklaştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Elbette, bu ağırlık ve sertlikteki ölümcül bir silah doğrudan isabet ederse bir insanın bedeni bunu ucuz atlatamazdı. Yine de Rem’in tüm tereddütlerini bir kenara bırakmasının sebebi, rakibinin akılalmaz gücüne duyduğu güvendi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kusursuz bir pozisyonda arkasından doğrudan kafasına indirse bile Reinhard’ın canından olmayacağına dair, bambaşka bir seviyedeki bu rakibe duyulan huşu ve güven.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm bu hisleri barındıran o siyah demir gülle, Reinhard’ın göğsünün tam ortasına doğru yutuldu ve——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “——Hık?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tam isabet edecek diye düşündüğü ânın hemen ardından Rem, sağ omzunu neredeyse yerinden çıkaracak kadar şiddetli bir şok dalgasına maruz kaldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “Neler——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Oluyor?</em> diye gözlerini fal taşı gibi açan Rem’in görüş alanında, demir güllenin doğrudan isabet etmesi gereken Reinhard, olduğu yerde o uzun bacağını havaya kaldırmış duruyordu. ——Yoo, yanılıyordu. Bu, yukarı doğru savrulmuş bir tekmeydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gökyüzüne uzanan o bacağın ucunu takip ettiğinde Rem’in fırlattığı Sabah Yıldızı’nın tek bir tekmeyle bertaraf edildiğini ve gözle görülmeyecek bir hızla gökyüzüne uçurulduğunu gördü. Zincirin sonuna kadar gerilmesinin yarattığı o şok, Rem’in bedenine kadar ulaşmış ve omzunu parçalamasına ramak kalmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “——ah.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Acı bedenini parçalamadan önce, gerçeği idrak eden kalbi parçalanacak gibi oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Başaramamıştı. Garfiel ölümüne savaşmış, Otto bilerek çaresizmiş gibi davranmış, Petra-Meili hedefi şaşırtmış ve asıl darbeyi vuracak olan Rem için yolu açmışlardı hâlbuki.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Burada bulunan beş kişinin bir araya gelerek yarattığı tek ve yegâne şans, o——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “Ulaşamadı——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “——Hayır, ulaşacak.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">——O an bu feryadı bastıran şey, Rem’in kulaklarının aşina olmadığı bir adamın sesi oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oradaki herkes nefesini tuttu ve aniden, bir sürpriz saldırı gibi kulaklarına ulaşan bu sesin yönüne döndüler. ——Sesin sahibi; iki elinde gümüş gibi parlayan çift kılıç tutan, beyaz saçlı ve uşak kıyafetli bir adamdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm bedeninden muazzam bir kılıç aurası taşarken adam şöylece konuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Efendimi kurtaracak o tek hamle uğruna ben, Kılıç İblisi, Wilhelm Trias—— yardımınıza geldim.”</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img decoding="async" width="1442" height="2048" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/image-90.png" alt="" class="wp-image-9165" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/image-90.png 1442w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/image-90-1408x2000.png 1408w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/image-90-704x1000.png 704w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/image-90-768x1091.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/image-90-1082x1536.png 1082w" sizes="(max-width: 1442px) 100vw, 1442px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/112oVic2/status/2071223278228951060">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">△▼△▼△▼△</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendini takdim etmesinin ardından başlayan o saliselik mücadele her şey demekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “——Büyükbaba.”</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img decoding="async" width="1401" height="1920" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-37.png" alt="" class="wp-image-7865" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-37.png 1401w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-37-1459x2000.png 1459w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-37-729x1000.png 729w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-37-768x1053.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-37-1121x1536.png 1121w" sizes="(max-width: 1401px) 100vw, 1401px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/i/status/2054023407080276246">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">Şaşkınlık ve kederin birbirine karıştığı bu mırıltının döküldüğü an, Reinhard&#8217;ın titreyen gözlerinin önünde öne doğru eğilen Kılıç İblisi—— Wilhelm, âdeta bir kurşun gibi ileri atılıverdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Parçalanmış ve yukarı doğru şahlanmış sokak taşlarını tekmeleyen Wilhelm, göz açıp kapayıncaya kadar Reinhard’la arasındaki mesafeyi eriterek çifte kılıcını bel hizasında gümüşi bir parıltıyla hazır duruma getirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O kılıçlar savrulmadan, hedefine ulaşmadan önceki o küçücük, ufacık boşluktan faydalanmak gerekiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Nere’ bakıyo’n sen la’!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gözleri kan çanağına dönmüş, tüm gücüyle sağ koluna sarılmış hâldeki Garfiel, gövdesinin yarısıyla sıkıca yapıştığı zemini kabarttı ve tümsekler oluşturan sokak Reinhard&#8217;ın üzerine doğru hücum etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yetersizce odaklanılmış ve hedefi bulanık olan bu hamle, sırf bir yerlere isabet etsin diye gelişigüzel, sadece sayıca ve menzilce alabildiğine geniş tutularak savrulmuş körlemesine bir saldırıydı. Ancak Reinhard, geriye çektiği sol kolunu savurarak bunu yarım ay şeklinde defetti. Böylece şok dalgası doğup moloz parçalarını dört bir yana saçtı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tam o sırada, ileri atılan Wilhelm&#8217;ın darbesi——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “AAAHHH!!——”</p>



<p class="wp-block-paragraph">O darbeden bile daha hızlı bir şekilde tiz bir ses çıkaran Rem, sağ kolunu tüm gücüyle aşağı indiriyordu. ——Alnından hafif bir ışık saçan boynuzunu çıkaran ve vücudunun sınırlarını aşan bir güçle hareket eden Oni kız, bir kez havaya uçurulmuş olan demir gülleyi zincirinden asılarak durdurmuş ve tam tepeden bir kez daha aşağı indirmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dikkati kabaran toprağa ve hemen burnunun ucuna kadar gelen Kılıç İblisi’ne kaymış olan Reinhard için bu, savuşturmuş olması gereken gökyüzünden gelen bu saldırı için mükemmel bir baskın olmalıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Bu kadarını da mı yapabiliyorsunuz?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu mırıldanan Reinhard, tepeden inen demir gülleyi Ejderha Kılıcı&#8217;nın kınıyla karşılıyordu. Petragillerin saldırılarını engellerken belinden çıkan kılıcı, Garfiel&#8217;ın toprak kabartmasını savuşturan sol eline denk gelecek şekilde yukarı tekmelemiş ve demir gülleye karşı siper etmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şimdiye kadarki tüm saldırıları sadece insanüstü reflekslerle tamamen savuşturan, sıra dışı bir savaş gücüydü bu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat yine de nihayet&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Wilhelm:</strong> “RAAAAĞĞHHH!!——”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeri göğü yırtan cinsten nefes kesici bir savaş nidasıyla birlikte, Kılıç İblisi’nin çifte kılıcı gümüşi bir ışık seli hâlinde parladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şimdiye kadarki o baskın odaklı sayısız saldırıyla kıyaslanamayacak derecede kendini sadece kılıca adamış olanların ulaşabileceği bir mertebenin ürünü olan bu kılıç darbesi, Kılıç Azizi&#8217;ne doğru yaklaşıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ejderha Kılıcı&#8217;nı tutan sol kolu demir gülleyi göğüslemiş, sağ kolu da Garfiel tarafından kilitlenmişti. ——Bu kez, o kılıç parıltısını engelleyecek hiçbir yol kalmadığı düşünülüyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Reinhard&#8217;ın sağ kolu, Garfiel&#8217;ın tüm bedeniyle birlikte yavaşça havaya kalkmasaydı tabii.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “——Ah.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Koluna asılmış hâldeki Garfiel’la birlikte Reinhard, Wilhelm&#8217;ı biçip geçmeye niyetliydi. Öte yandan Garfiel&#8217;ın bunu durduracak bir yolu yoktu, şu an kolu serbest bıraksa bile özgür kalan el darbesi Wilhelm&#8217;ı direkt karşılamaktan başka işe yaramayacaktı. Garfiel&#8217;ın Reinhard için ağır bir kütle olarak kalması hâlâ hareket alanını daha çok kısıtlıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat Garfiel bir silah gibi kullanılarak Wilhelm’la çarpışırsa o güvenilir desteğin gelişiyle elde edilen, hayatta sadece bir kez kaşına çıkabilecek bu altın fırsat heba olacaktı——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">O salisede Garfiel ve Wilhelm&#8217;ın bakışları kesişti ve içgüdüleri her şeyi kavradı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve Wilhelm&#8217;ın vardığı o kararı, Garfiel “Gelsin bakalım!” diyerek kabul etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kılıç İblisi&#8217;nin o sarsılmaz kararlılığının, bu sorunun cevabı şuydu——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “——Olamaz.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cevap gözle görülür bir biçimde ortaya çıktığında Reinhard&#8217;ın gözleri dehşetle kaplandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Wilhelm:</strong> “Bu sizin&#8230; <em>senin</em> kötü bir huyun. Başkalarının kararlılığını yanlış tartıyorsun.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir göl yüzeyi kadar durgun olan mavi gözleriyle Wilhelm, bu şaşkınlığa dik dik bakarak ilan etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Savrulan kılıç ışığı yarım ay çizerek ilerledi—— ve havaya kaldırılan Garfiel&#8217;ın böğrünü yarıp geçerek etinden sıyrılan bıçağın hedefindeki Reinhard&#8217;ın bacağını derinlemesine kesti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Garfiel:</em></strong><em> “Nihayet, ulaştı be!..”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Tam anlamıyla etini feda edip kemiğini kesmekti bu—— Pristella&#8217;da sırt sırta vermiş olma deneyimleri, burada Garfiel’la Wilhelm&#8217;ın kelimesiz koordinasyonunda meyvesini vermişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Reinhard&#8217;ın algısına göre, Garfiel kılıcın yörüngesine girerse Wilhelm saldırısını durdurmalıydı. Fakat Kılıç İblisi öyle yapmadı, Garfielgillerin gerçekleştirmesi gereken asıl amacı gözetti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yüzden Garfiel&#8217;ın şifa gücüne güvenerek Garfiel’la birlikte Reinhard&#8217;ı da biçti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “——Hık.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bacağından ağır yaralanan ve nefesi kesilen Reinhard&#8217;ın kollarından Garfiel sıyrılıp düştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böğründeki yaraya elini bastıran Garfiel, kapanmak üzere olan bilincine tutunarak şifa büyüsünü aktifleştirdi. Büyünün akışında hafif bir zorlanma hissetse de tüm gücünü bu acil müdahaleye verdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Wilhelm:</strong> “Fevkalade bir işti.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kollarından sıyrılan Garfiel henüz yere çakılmadan önce, Wilhelm&#8217;ın uzanan eli onun bedenini yakaladı. Bakıldığında Wilhelm çifte kılıcını çoktan kınlarına sokmuş, Garfiel&#8217;ı taşımayan diğer kolunu da yerde baygın yatan Otto&#8217;yu almıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu şekilde ikisini de kollarına alan Wilhelm, Reinhard&#8217;a doğru baktı&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Wilhelm:</strong> “Karşımızda siz bile olsanız o yara bir anda kapanacak cinsten değil.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Büyükbaba, bekleyin lütfen! Onlar, Crusch-sama’nın——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Wilhelm:</strong> “Şu anki Krallığa… kılıcımı emanet edemem.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “——Hık!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendisini durdurmaya çalışan sese bu cevabı veren Wilhelm, büyük bir hamleyle geriye doğru sıçradı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geride bırakılan Reinhard gözlerini ardına kadar açtı fakat Wilhelm&#8217;ın da belirttiği gibi, bacağındaki o derin yarık oldukça ciddiydi ve onun gibi biri için bile hemen harekete geçmek mümkün değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Wilhelm:</strong> “Uyanan Rem-dono! Kızları alın!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “Tamamdır! Tanımadığım ihtiyar!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">O esnada Wilhelm&#8217;ın çağrısıyla hızla arkasını dönen Rem, Petra ve Meili&#8217;ye doğru koştu ve şaşkınlıkla “Kiya!” diyen kızların bedenlerini kucaklayıp kaldırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu göz ucuyla takip eden ve Wilhelm&#8217;ın sırtlandığı Otto hafifçe kıpırdanarak konuştu&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Duvar boyunca batıya gidiniz, ığh!..”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “Otto-san! Yaşıyorsu——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Yaşıyorum tabii ya!.. Batı tarafında ne böceklerin sesi ne de bir belirti var. ——Bu sefer kandırılmamıza imkân yok.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “——Anladım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dil Ruhu’nun İlahi Koruması kendilerine karşı koz olarak kullanıldığı gerçeğini hesaba katan Otto, kasıtlı olarak hiçbir canlının sesinin duyulmadığı yöne kaçarak bir başka baskından sıyrılma hamlesi yapıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu talimata uyan Wilhelm, Rem’le karşılıklı olarak baş salladı ve Reinhard&#8217;ı savaş alanında arkalarında bırakarak oradan tek bir hamlede hızla uzaklaşmaya başladılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kılıç İblisi’nin kollarında şiddetle sarsılırken Garfiel, boynunu zar zor hareket ettirerek kısa süre içinde tanınmaz hâle gelen Kraliyet Başkenti’nin köşesinde, tek başına geride kalan Reinhard&#8217;a baktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aklından geçen şeyler vardı elbet. Reinhard&#8217;dan nefret ediyor falan da değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine de buradaki seçimleri doğrultusunda uzlaşmaz bir engele dönüşen o adamı bi’ şekilde atlatmış olmanın verdiği rahatlama ve başarmışlık hissi tam içini kaplıyordu ki——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “——Yine de ben… Krallığın kılıcıyım.”</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1451" height="1920" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-39.png" alt="" class="wp-image-7867" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-39.png 1451w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-39-1512x2000.png 1512w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-39-756x1000.png 756w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-39-768x1016.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-39-1161x1536.png 1161w" sizes="auto, (max-width: 1451px) 100vw, 1451px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/SeshiSakashi/status/2054285405361455344?s=20">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">İşte o an Garfiel, tüm dünyanın nefesini tuttuğunu hissetti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sadece nefes almayı bırakmamıştı dünya, âdeta nutku tutuluvermişti. ——Zira atmosferin sessiz gümbürtüsüyle birlikte o efsanevi kınından çıkarılan Ejderha Kılıcı Reid, soğuk ve soluk mavi bir parıltı saçmaya başlamıştı.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1440" height="1167" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-41.png" alt="" class="wp-image-7869" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-41.png 1440w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-41-1000x810.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-41-768x622.png 768w" sizes="auto, (max-width: 1440px) 100vw, 1440px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/SlothfulOnie/status/2053905787358191811?s=20">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">△▼△▼△▼△</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Ejderha Kılıcı Reid.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünyada yalnızca on adet bulunan İblis Kılıçları ve Kutsal Kılıçlar arasında yer alan, Ejderha Dostu Lugunica Krallığı’nda yalnızca Kılıç Azizi ünvanını taşıyanların kullanmasına izin verilen ve nesilden nesile aktarılan efsanevi bir kılıçtı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İçinde barındırdığı o devasa güç dilden dile dolaşıyor olsa da kınından çıkacağı zamanı kılıcın kendisinin seçmesi gibi bir özelliğe sahip olduğundan ötürü gerçek hayatta eyleme geçtiği anların neredeyse hiç bilinmediği, kendi içinde gizemler barındıran bir kılıç olarak kabul ediliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özellikle de bu neslin Kılıç Azizi olan Reinhard van Astrea’nın eline geçtikten sonra Ejderha Kılıcı’nın kullanılma fırsatları daha da keskin bir düşüş yaşamış ve kınından kesin olarak çıktığına dair anlatılanlar bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar azalmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunun yegâne sebebi sahibi Reinhard’ın o aşılması imkânsız olan gücünün, karşısına çıkan düşmanları Ejderha Kılıcı’nı çekmeye bile değmeyecek bir seviyeye indirgemesiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nitekim Reinhard’ın Kılıç Azizi olarak üzerine düşeni yapmasının istendiği birçok durumda Ejderha Kılıcı Reid’in o devasa gücüne asla ihtiyaç duyulmamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sırf bu yüzden Ejderha Kılıcı Reid, Natsuki Subaru tarafından “Asla kırılmayacak zaten, ağır bir sopa niyetine savursan daha güçlü olmaz mıydı ya?” şeklinde değerlendirilmiş ve Reinhard’ın yüzünde acı bir gülümseme bırakmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ejderha Kılıcı:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">O Ejderha Kılıcı’nın keskin yüzü bir kez açığa çıktığı an, dünya bunu muazzam bir olay olarak kabul ederdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ejderha Kılıcı Reid’in kınından çıkma koşulları, Lugunica’nın köklü tarihini bilenler için de nesiller boyu ona sahip olan Kılıç Azizi ailesi için de sırlarla doluydu. Düşmanın gücü mü omuzlanılan yükün ağırlığı mı yoksa yüzleşilen tehlikenin şiddeti miydi sebebi ki? Hiçbiri bu sorunun cevabı değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kesin olarak söylenebilecek tek bir şey varsa o da Ejderha Kılıcı Reid’in kınından çekildiği hiçbir seferde o amacın yerine getirilmeden yarım kalmadığı gerçeğiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm bedeni buz gibi bir dalganın altında kalmışçasına o kılıç aurasına maruz kalan zihni ve bedeni tir tir titriyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Olamaz. Olamaz. Olamaz. Olamaz. Olamaz. Olamaz. Olamaz. Olamaz. Olamaz.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>O; kesinlikle ama kesinlikle, savrulmasına izin verilmemesi gereken bir şey.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “——Hık.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Keskin bir tıkırtı koptu, araya giren yaşlı kılıç ustasının kucağındaki Garfiel’ın dişleri birbirine çarpmıştı. Taşınmakta olan Garfiel da bakmaması daha iyi olacakken Reinhard’a doğru bakmış, kınından çekilmiş o Ejderha Kılıcı’nı kendi gözleriyle gördüğünde tüylerinin diken diken olduğunu hissetmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Arkalarına dönüp bakacak fırsatı olmayan Rem ve yaşlı kılıç ustası; büyük bir ihtimalle arkalarında ya da doğrudan içlerinden geçip giden o kılıç aurasının, ruhun ta derinliklerinden yayılan o yoğunluğunu sezmiş olabilirlerdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak buna rağmen onlar var güçleriyle korkup sinmeyi reddediyor ve yapmaları gereken şeyi yapıyorlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Gerçekten&#8230; muazzamdı. Onlara hayran kalmamak elde değil.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Ben asla böyle bir şey yapamazdım. Önlerinde bakıp da örnek alacakları tek bir kişi bile yokken bunu nasıl başarabildiler ki?</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Bu yüzden&#8230; ben de onları rehberim belleyerek yapmam gereken neyse onu yapacağım. ——Gerçi, bunu yaptığım için bana kesin çok kızacaklar ama&#8230;</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Yapılması gereken <em>neyse</em>&#8230; yapılmalıydı.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Çünkü onlara layık olmak, onların izinden yürümek istiyorum&#8230; hayatlarının her bir anını tüm varlıklarıyla, ellerindeki her şeyle yaşayan o insanlar uğruna――</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “——Dışarıya çıkın, Şirin Kum Solucanla~rıım!!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir sonraki an, zerre abartmaksızın yeryüzünü sarsan şiddetli bir deprem hissi Kraliyet Başkenti’ni temellerinden sarstı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petra:</strong> “Meili-chan?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rem’in kolları arasındayken Ejderha Kılıcı’na karşı koyabilecek bir şeyler arayan Petra’nın gözleri fal taşı gibi açıldı ve uyarısını çiğneyen Meili’ye dehşet içinde bakakaldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Petra’nın o bakışları karşısında Meili “Üzgü~nüüm” diyerek dilini çıkardı ve&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “Bunu yaptığım takdirde Subaru-oniisan’ın da Emilia-oneesan’ın da başının belaya gireceğini biliyorum a~maa&#8230; her şeyin buracıkta bitmesine izin veremeyiz, değil m~ii?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petra:</strong> “——Hık, aptal! Aptalsın sen! Hâlbuki, seni daha yeni affetmişlerken&#8230; hık!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “A~ah, demek ki Petra-chan’ın o asıl&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gözleri dolarak defalarca “aptal” diyen Petra’nın sözleri üzerine, Meili her şeyi anlamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cadı Canavarı Kullanıcısı olan Meili’nin canavarları çağırması, Emilia Kampı’nın taşıdığı tehlikenin herkesçe öğrenilmesine yol açma riski aslında işin sadece ufak bir kısmıydı. Petra’nın onu gerçekten durdurmak istemesinin asıl sebebi; Pleiades Gözcü Kulesi’ne rehberlik eden, o tehlikeli bir suikastçı olduğu geçmişi affedilen Meili’nin Krallık tarafından bir kez daha tehlikeli bir unsur olarak görülmesinin önüne geçmekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “Sorun değil y~aa&#8230; ne de olsa kısacık bir anlığına da olsa güzel bir rüya görebil~diim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Belki&#8230; belki günahlarım bağışlanır da ben de doğru dürüst bir yolda yürüyebilirim diye düşünmüştüm.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Doğrusunu isterseniz&#8230; bana böylesine nazik davranan o insanlarla yan yana, böylesi güzel bi’ geleceğe doğru yürüyüp yol almayı bile hayal etmiştim.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Bu kadarcığı bile yetti bana&#8230; çünkü içim, o ele avuca sığmayan ablamın yanındaymışım gibi sıcacık bir duyguyla sarmalanmıştı.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>——Ne de olsa&#8230; böylesine güzel bir rüya görebilmiştim.</em></p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1920" height="1440" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-43.png" alt="" class="wp-image-7872" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-43.png 1920w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-43-2000x1500.png 2000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-43-1000x750.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-43-768x576.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-43-1536x1152.png 1536w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/TOre_zero/status/2054499050255458789?s=20">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “Kılıç Azizi-oniisan, bizi takip edebilecek misin ki? O dört Kum Solucanını Kraliyet Başkenti’nin doğu, batı, kuzey ve güney kapılarının he~meen hepsinde ortaya çıkardım. Şu an herkes büyük bir panik içindedir y~aa?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Augria Kum Tepeleri’nde yaşayan, diğerleriyle kıyas bile edilemeyecek kadar devasa Kum Solucanlarıydı bunlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onlara gizlice peşlerinden gelmelerini emredip Kraliyet Başkenti’nin yer altına gizlediği bu kozlarına Meili, İlahi Koruması sayesinde bilerek gösterişlice korku yaymaları yönünde talimat veriyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Reinhard oraya gitmezse kurbanlar verilebilirdi. ——Meili, böyle bir şey olsa bile zerre kadar vicdan azabı çekmezdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sadece buradaki insanlar, Subaru, Beatrice ve Emilia yara almasaydı onun için yeterliydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ona değer veren ve onun da değer vermek istediği kişiler dışında kim ölürse ölsün, hiç umurunda değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “——Meili.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uzaktan uzağa, elinde Ejderha Kılıcı olan Reinhard’ın dudaklarının o şekilde kıpırdadığını anlayabiliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Meili de Reinhard ve Felt’le birlikte Pleiades Gözcü Kulesi’ne giden taraftaydı. Birlikte geçirdikleri zamanlar olmuştu, kendisine gösterdiği o nezaketi de hatırlıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Buna rağmen onlar Subarugillerin yerini tutamazdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “Ne de olsa ben, kötü bir kı~zıım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Alaycı bir gülümseme takınarak Reinhard’a böyle söyledi ve hafifçe el salladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O an gözpınarlarından taşıp yanağından aşağı süzülen sıcacık damlaların bizzat Meili’nin kendisi farkında değildi. Bunu fark eden yalnızca iki kişi vardı: Aradaki mesafe ne kadar uzak olursa olsun her şeyi net bir şekilde görebilen gözlere sahip Kılıç Azizi ve can havliyle koşan Rem’in kollarındayken arkadaşının bu kararına gözyaşı döken Petra.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1280" height="720" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-45.png" alt="" class="wp-image-7874" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-45.png 1280w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-45-1000x563.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-45-768x432.png 768w" sizes="auto, (max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/i/status/2053951518647505376">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petra:</strong> “Aptalsın, Meili-chan&#8230; hık. Üzgünüm, çok üzgünüm&#8230; hık.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gözyaşlarına boğulan arkadaşının verdiği o devasa karar karşısında genç kızın ağlamaklı sesiyle dilediği özür boşluğa karışıp gitti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yapılan o büyük mü büyük seçimin sonunda——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ejderha Kılıcı:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Ejderha Kılıcı Reid, Kılıç Azizi Reinhard van Astrea’nın eline geçtiğinden bu yana ilk kez kınından çekiliş amacını yerine getiremeden tekrar kınına sokulmuştu.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1478" height="1108" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-46.png" alt="" class="wp-image-7875" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-46.png 1478w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-46-1000x750.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-46-768x576.png 768w" sizes="auto, (max-width: 1478px) 100vw, 1478px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/n_n_3123/status/2054540471469535288">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>

<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1352" height="1920" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/image-91.png" alt="" class="wp-image-9167" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/image-91.png 1352w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/image-91-1408x2000.png 1408w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/image-91-704x1000.png 704w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/image-91-768x1091.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/image-91-1082x1536.png 1082w" sizes="auto, (max-width: 1352px) 100vw, 1352px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/mukuten_/status/2069953391405457903">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">#En iyi Kısım 10 bölümüydü&#8230; Kılıç Azizi olmak zorunda olan Reinhard&#8217;a mı yoksa rüya gören Meili&#8217;ye mi üzüleyim ki?.. Her şeye rağmen Meili ve Reinhard tercihini yaptı. Bu bölüm hakkında tonlarca şey yazabilirim fakat kelimeler yetmez diyebilirim&#8230; Sonraki bölümleri merakla okumaya devam edelim! Görüşmek üzere!</p>



<p class="wp-block-paragraph">#Ayrıca, &#8220;bölüm nerede&#8221;, &#8220;makine çeviri yapsanıza&#8221; tarzı birçok nahoş yorum geliyor; lütfen bunları inatla sormayın veya istemeyin. Biz burada sizlerin uşağı değiliz, bizler de insanız ve bi&#8217; hayatımız var. Müsait zamanımız oldukça bölüm çevirip yayınlıyoruz. Ve bunun karşılığı olarak kazanmamız gereken o paraları falan da kazanmıyoruz. Bunca şeye rağmen inatla bölüm vs. istemek hoş değil, hatta nankörlük oluyor. Makine çeviri mevzusu da ayrı bir saçmalık; zaten herkes çevirir makineden, aç hemen kullandığın yapay zekâ neyse, at bölümü çevirsin. Eğer biz de bunu yaparsak ne anlamı kalır ki?.. Böyle yorumlar görmek istemiyoruz, umarım dediklerimi anlamışsınızdır, kimseyi kırmak amacında değilim fakat birisi sizi sürekli rahatsız ediyorsa n&#8217;aparsınız? Gidip uyarırsınız değil mi? Bizim de yaptığımız sadece bu&#8230; Bundan sonra böyle yorumların gelmemesini temenni ediyoruz, anlayışınız için teşekkürler! Bizleri desteklemeye devam edin!</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-18-ruya-gordum/">Kısım X, Bölüm 18 – “Rüya Gördüm”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-18-ruya-gordum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kısım X, Bölüm 19 – “Fazlasıyla Güçlü Düşman”</title>
		<link>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-19-fazlasiyla-guclu-dusman/</link>
					<comments>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-19-fazlasiyla-guclu-dusman/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bertiel]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2026 19:45:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ana Hikâye]]></category>
		<category><![CDATA[Kısım 10]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.rezeroturkce.com/?p=7948</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-19-fazlasiyla-guclu-dusman/">Kısım X, Bölüm 19 – “Fazlasıyla Güçlü Düşman”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<p>※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ Çevirmen: Bertiel Redaktör: akari Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-19-fazlasiyla-guclu-dusman/">Kısım X, Bölüm 19 – “Fazlasıyla Güçlü Düşman”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-19-fazlasiyla-guclu-dusman/">Kısım X, Bölüm 19 – “Fazlasıyla Güçlü Düşman”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1440" height="1920" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-3.png" alt="" class="wp-image-7952" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-3.png 1440w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-3-1500x2000.png 1500w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-3-750x1000.png 750w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-3-768x1024.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-3-1152x1536.png 1152w" sizes="auto, (max-width: 1440px) 100vw, 1440px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/i/status/2055962968526119232" type="link" id="https://x.com/i/status/2055962968526119232">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Çevirmen: Bertiel</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Redaktör: akari</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong><strong>Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire, universe, Yağız D, Metin K, equ, Sakuta Hijiri, Emirhan D, Kerem Y, jnxleus, Yusuf Esat Ç, Salim, Elma Can, EuphoriaLux, Efe S, Yiğithan S, The Emre, Arman</strong>, Karagürz, Furkan Ş.</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Destek vermek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://rezeroturkce.com/bilgi-kosesi/destek/" style="color: #9b51e0;">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Discord’a gelmek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://discord.gg/rezeroturkce" style="color: #9b51e0;">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Kaçmaya başlayalı acaba ne kadar zaman geçmişti ki?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dışarıdaki ışığı doğru dürüst algılayamadıkları bir ortamdaydılar, üstüne bilincini yitirmiş olduğu ne kadar olduğu belirsiz bir süre de vardı. Olaylar başladıktan sonra birkaç saatten yarım güne yakın bi&#8217; zaman geçmişti, en azından teninde bıraktığı his buydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Mucize eseri peşimizdekileri atlatmış gibiyiz ama&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hızlı nefesini düzene sokup çenesinden süzülen teri silerken Subaru, ılık ve ağır kokunun içinde arkasına baktı; peşine düşmüş olanların görünmeyen, duyulmayan ayak sesleri var mı diye kontrol etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Az önceye kadar krallık askerlerinden oluşan gruplar tarafından durmaksızın kovalanmışlar, soluklanacak fırsat bile bulamamışlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yolları kesilmiş, kaçış güzergâhlarını yitirmişlerdi. Yakalanmak mı yoksa zorla yolu yarıp geçmek arasında gidip geldiler, her seferinde kıl payı tehlikenin eşiğinden dönmüşlerdi——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“O acayip büyük deprem sayesinde bi’ şekilde kurtulduk gibi&#8230; Gerçi, buraya geldiğimden beri depreme denk gelmemiştim galiba. O deprem tam olarak neydi ki?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Betty de o yer uğultusuna şaşırdı ama&#8230; şu an <span style="text-decoration: underline;">fırsat zamanı</span>, doğrusu. Subaru, kolunu göster, sanırım. Yanığına şifa büyüsü uygulayayım, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Oo, çok makbule geçer.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu söyleyip Subaru, başından beri kucağında taşıdığı Beatrice’i yere indirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beatrice kendi avucunu yoklar gibi açıp kapadı, ardından Subaru’nun sağ koluna—— bandaj niyetine mendil sarılmış koluna solgun bir şifa ışığı yaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uzun zamandır orada sızlayıp duran diri acının hafiflediğini hissedince Subaru’nun ağzından istemsizce bir nefes döküldü.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Demek yine dişini sıkıp dayanıyordun, sanırım. Zor geliyorsa daha önce söylemeni yeğlerdim, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Yoo, panikten unutmuş gibi oldum, gerçekten aklımdan uçup gitmişti. Sakinleşir sakinleşmez de acı ‘çat’ diye geri geldi. Ç-Çabucak&#8230; iyileştir beeeni!..”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Tamam tamam, amma da çaresiz bir çocuk oldun çıktın, sanırım. Bitmek üzere, o yüzden bebek gibi mızmızlanma, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Teşekkürler, Beako Anneciğim!.. Manan da epey sıkıntılı bi’ hâlde, değil mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“&#8230; Açıkçası, çok da bir şey kalmadı, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“&#8230;Eh, öyledir mantıken.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yanığını tedavi eden Beatrice’in cevabı üzerine Subaru öteki eliyle yanağını kaşıdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne de olsa Miklotov’un malikânesinde epey sağ sola saçmışlardı, bu yüzden azalması kaçınılmazdı. Yin büyüsü olan Minya’yla Shamak’ı peş peşe kullanmış, üstüne bir de EMT’ye başvurmuşlardı. Beatrice’in haricî mana tankı olarak pek güven vermeyen Subaru’nun yakıtının tükenmesi an meselesi olmalıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>İsekai’deki</em> düşük uyumluluğunu düşündükçe içten içe dertleniyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“İmparatorlukta acayip formumdaydım oysaki&#8230; Acaba bedenim küçülmüşken içime çok daha fazla umutla hayal sığdırmış olmamdan dolayı falan mı?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“O, Od’unun çarpıtıldığı fazlasıyla doğa dışı bir durumdu; Betty açısından pek de iyi bi’ izlenim bırakmadı, doğrusu. Bunu yapabilmek için kaç insan üzerinde deney yapıldı, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Artık düşmanımız değil, üstüne İmparatorluk’tan da çıkmış bulunuyoruz; yine de Olbart-san’ın, daha doğrusu shinobilerin karanlığı daha da koyulaşıyor ha&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gerçekten de Od’u, yani ruh benzeri şeyi istenen biçime yoğurmanın alıştırmasız öğrenilebilecek bir şey olduğuna inanmak zordu. O hâlde Olbart’ın ya da shinobi köyünün ruh yoğurma alıştırmaları yapmış olduğu anlamına gelirdi, adı boşuna Zalim Yaşlı Adam değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“——Anlaşılan askerler biraz önceki yer uğultusuyla ilgilenmek zorunda kalmışlar. Rüzgâra karışan temkin uzaklaşıyor, gerilim de seyrelmiş durumda. Şimdilik onları atlattık demek yanlış olmaz.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">O sırada konuşmaya katılan, keskin gözlerle çevreyi süzen Crusch oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Işığı kısılmış lagmit madeni lambasıyla kanalizasyonu aydınlatan, göz bandıyla örtülmemiş kehribar rengi gözünü kısan Crusch, kolu tedavi edilen Subaru’ya bakıp sustu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru bi’ an bu tepkiye anlam veremese de hemen bunun şifa ışığından—— Crusch için yakın ve unutulması güç birini hatırlatmasından kaynaklandığını fark etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“&#8230;Şu an konuşabileceğimiz bir konu değil&#8230; değil mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dürüst olmak gerekirse durum sel gibi üzerlerinden akıp gidiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru açısından Pleiades Gözcü Kulesinde Al’la yaşanan sahneden bu yana durmaksızın birbiri ardına olaylar patlak vermiş, sinirlerinin dinmesine fırsat kalmamıştı. İlahi Ejderha Kilisesi’nin yükselişi, Crusch’ın iyileşmesi, ardından Miklotov’un malikânesindeki kargaşa ve kaçak durumuna düşen Natsuki Subaru&#8230; resmen felaket silsilesiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Aslında Crusch’la buluşabilseydi Ferris’in azledilmesini konuşmak istemişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ferris’i azletmesinin nedenini ve gerçek niyetini Crusch’a sormak, bir şekilde ortak payda arayıp birbirine düşen ikilinin ilişkisini onarmaya yardım etmek istemişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ferris muhtemelen ona “kibirli” deyip “burnunu sokma” diyecekti, yine de Subaru’nun umurunda olmazdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsanların gözünde katlanılmaz derecede bencil ve kibirli bir adamdı—— Natsuki Subaru buydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“——Sizlere&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“&#8230;Hım?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“İkinize de minnettarım. O şartlarda dahi peşimden geldiğiniz için.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birden ses tonunu alçaltıp bunları söyleyen Crusch karşısında Subaru ağzını kapadı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Minnettarım”</em> demesi, sadece bu tek sözle kaçmakla geçen şu yarım günün karşılığını almış gibi hissettirmesi Subaru’ya göre bile fazla ucuzdu. Ama en azından, o anda onun sırtının peşinden gitmeyi seçmeseydi bu sözü ondan duyması mümkün olmayacaktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Yine de ben öyle rahatça ‘rica ederim’ diyemem. Yanığım acıyor, Tiga’dan da beni korumuşsun gibi görünüyor ama zaten dövüşün patlak verme sebebi Crusch-san’dı. Emilia-tanları kesinlikle endişelendirip kafalarını ağrıtacağım, bir de fedakâr Beako benimle cehennemi dört yüz yıl boyunca geçirmeye kendini hazırlamış durumda&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Subaru, Subaru; düşüncelerin toparlanmıyor diye Betty’nin başını olur olmaz her anda okşayıp durma, doğrusu. Betty’nin şirinliği mahvolup gidecek, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Aa, pardon&#8230; haklısın ya! Bu kadar mahvolmuşken&#8230; bakakalmaya dayanamıyorum!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Öyle bi’ şey yok, doğrusu! Saçım başım darmadağın olsa da Betty’nin şirinliği sönmek yerine yepisyeni bir cazibesi daha ortaya çıkar, sanırım!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Boşta kalan Subaru’nun eliyle saç şekli bozulan Beatrice, tedaviyi yarıda kesemediği için onun yaptıklarına katlanmak zorunda kalarak böylece bağırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu alışıldık atışma, iç organlarına kadar donup kalmış gibi hissettiren gerilimi az da olsa gevşetip imdada yetişti. ——Tam da Subaru farkında olmadan rahatladığında olan oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“Hıh.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“——!!! Crusch-san, az önce kıkırdadın mı?”</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1280" height="720" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-1.png" alt="" class="wp-image-7950" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-1.png 1280w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-1-1000x563.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-1-768x432.png 768w" sizes="auto, (max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/maru_marubiyo_n/status/2055168933100130535?s=20" type="link" id="https://x.com/maru_marubiyo_n/status/2055168933100130535?s=20">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">Hafifçe havayı titreten bir ses duyulunca Subaru istemsizce gözlerini çevirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bakmasıyla da kanalizasyonun kirli duvarının yanında duran Crusch’ın elini ağzına götürdüğünü gördü. Crusch, Subaru’nun bakışına “kusura bakmayın” diye ekledikten sonra da&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“Şu gerginlikten yoksun atışmanızı izlerken kendimi tutamadım da. Olgunlaşamamışım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Gerginlik meselesinde diyecek sözüm yok da hep böyle gergin olmandansa böyle davranmanı yeğlerim. Zaten bize sürekli korkunç suratını gösteriyordun.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“Korkunç suratımı gösteriyorum, ha. Bu da gözüm yüzündendir tahminen&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Yoo, tek gözün öyle olsa dahi Crusch-san baştan aşağı güzellik abidesi ki.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“————”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“S-Subaru&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Eh!? Gene n’aptım ki ya?!”</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1388" height="1572" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-5.png" alt="" class="wp-image-7954" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-5.png 1388w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-5-883x1000.png 883w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-5-768x870.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-5-1356x1536.png 1356w" sizes="auto, (max-width: 1388px) 100vw, 1388px" /></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">Bir elini göz bandına götüren Crusch gözünü kıstı, Beatrice de bıkkınlıkla oflamasıyla Subaru bi’ anda telaşa kapıldı. Ama Crusch küçük bir nefes vermesinin ardından yavaşça başını iki yana salladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“Sen&#8230; hayır, sizler güçlüsünüz.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Ben ve Beako’dan bahsediyorsan çoğul kullanman doğru seçim. Beakosuz ben, sıradan insanlar arasında sıradan birisi dahi olamazdım. Ama&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“Ama?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“&#8230;Bu güç, Crusch-san’ın içinde de mevcut aslında.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun bu cevabı üzerine Crusch’ın dudakları sıkıca kapandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu gören Subaru, fazla mı ileri gittim diye kendi sözlerini gözden geçirdi. Bi’ anlığına gevşemiş olması gereken ifadesini yeniden sertleştirdiğini düşündü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ardından ne söyleyeceğine karar veremeyen Subaru’nun koluna Beatrice hafifçe vurdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“İşte bitti, sanırım. Şimdilik ciddi bir sorun kalmamış olmalı, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Hım, öyle mi? Sağ ol&#8230; Hımm, derim biraz geriliyor ama fena değil.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Mendili olduğu gibi bırak, doğrusu. Kaşınabilir fakat cildin kötü hâle gelmemesi adına orayı kaşımamalısın, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Korkunç şekilde anlattığın için gayet iyi anladım. ——Neyse, gelelim meseleye.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tam zamanında bir nefes arası vermiş olan Beatrice’e iki kat teşekkür ederek Subaru Crusch’a döndü. Yarasının tedavisi bitmiş, takipçileri de şimdilik atlatmışlardı. Öyleyse, onunla yeniden konuşmak istediği bir sürü şey vardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öncelikle acilen emin olmak istediği şey——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Crusch-san’ın bu durumda güvenebileceği bir yer ya da biri var mı?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“Güvenebileceğim biri, ha. O hâle gelmeden önce vardı. Ama onu kendi ellerimle kesip attım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“&#8230;O zaman güvendiğin kişi acaba&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“Haklısın. Şeytani planı açığa çıkmadan önceki Miklotov McMahon’du.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“<em><u>Omaygat</u></em>&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Crusch’un sakin sakin başını sallamasıyla Subaru gözlerinin önünün karardığını hissederek başını göğe kaldırdı, bakışları kanalizasyonun pek de yüksek olmayan kirli tavanından geri sekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru da aynı durumda olduğu için başkasına laf edecek hâli yoktu ama Krallıkla ilgili mevzularda Miklotov’a bel bağlamak için pek çok sebep vardı. İlahi Ejderha Kilisesi meselesinin ardından Kraliyet Seçimi adayı olarak zor bir konuma düşürülen Crusch’ın bile böyle düşünmesi, Miklotov’un itibarını net şekilde kanıtlıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Miklotov-san denilen <em>o</em> <em>şahıs</em>, ulusu devirecek çapta bi’ operasyon planlıyordu&#8230; öyle mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“Haklısın. ——McMahon-dono, programında olmayan ziyaretimi memnuniyetle karşıladı. Ancak ağırlayacağı konuklar olduğunu söyleyip beni ayrı bir odada bekletti&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Ayrı bir odada&#8230; peki ya sonra?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“Konuk odasına beni götürdükten sonra, birazdan ağırlayacağı konuğa yönelik şüpheli bir rüzgâr gördüm. Bu nedenle niyetini sorgulamak istediğim anda malikânedekiler yoluma dikilip engel oldu—— gerisi sizin bildiğiniz gibi.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Bizim gördüğümüz gibi&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kesilmiş Miklotov ve malikânenin dört bir yanında yere serilmiş hizmetkârlarla muhafızlar vardı. Onları kesmeye kadar varan süreci üst üste anlatmış olsa da bu yine kolayca baş sallanabilecek bir cevap değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nihayetinde sorun, Crusch’ın Miklotovgillerden şüphelenmesinin dayanağının şüpheli bir rüzgâr—— yani onun sahip olduğu Rüzgârı Okumanın İlahi Koruması’ndan kaynaklanan bir şey dışında var olmamasıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğal olarak Subaru, Crusch’un mutlak güven duyduğu Rüzgârı Okumanın İlahi Koruması’nı paylaşamazdı. Bu yüzden Crusch’a inanmak istemesi dışında, kesin bir kanaate varamıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve bu——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“——O zamanki benle aynı durum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Crusch’la konuşurken Subaru gögsünün daraldığını hissetti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu, Subaru’nun geçmişte Crusch’la yaptığı konuşmanın tıpatıp tersine çevrilmiş hâliydi—— Kraliyet Seçimi’nin henüz başladığı dönemde, Roswaal Malikânesi’yle Arlam Köyü’ne yıkıcı zararlar veren Tembellik Günah Başpiskoposu Petelgeuse Romanée-Conti’ye duyduğu nefret yüzünden gözlerinin karardığı zamanki durumun aynısıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“O zamanlar kan beynime sıçramıştı; kimsenin beni anlamamasına öyle takılıp kalmıştım ki gözlerim kör olmuştu, çevremdekilerin sözlerine zerre kulak verememiştim&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nefret ve hiddetle bulanıp çarpılmış o hâlini Crusch görmüş, aptalca öfkelenen tavrını da keskin bir hamleyle reddetmişti. ——Tarafların değişmesiyle beraber, tam tersi şekilde olaylar yeniden vuku buluyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şu anki Crusch’ın sözleri de davranışları da Ölümden Dönüş gibi başkalarının anlayamayacağı bir yöntemle elde ettiği bilgileri savurup, anlaşılamamasına bağırıp çağıran Subaru’yla temelde aynıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Elbette Crusch, o zamanki aptal Subaru’dan daha mantıklı davranıyor gibiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama güçsüz Subaru’nun aksine Crusch’ın hem gücü hem de konumu vardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“——Yine de&#8230; yapamam ki.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“&#8230;Subaru?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Benimle aynı durumda olduğunu anlamışken buracıkta Crusch-san’ı terk edip gitmek gibi bir seçeneğim yok ki. İster yardım etmek olsun isterse de durdurmak için olsun.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dudağını ısırıp yumruğunu sıkan Subaru’ya yanında duran Beatrice sessizce baktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O dönemde Crusch, Beyaz Balina’nın avlanması gibi büyük bir dönüm noktasının eşiğindeydi. Yine de cahil, laf anlamaz ve kaba Subaru’yla sabırla yüzleşmeyi sürdürmüştü. Ve sonunda Subaru’nun sözlerine kulak verip büyük dileğini gerçekleştirmesine yardım etmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu kez sıra Subaru’daydı. ——Crusch haklıysa yanında duracak, yanılıyorsa önünü kesecek olsa bile durduracaktı. Bunun uğruna&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Crusch-san, ben——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“——Dur, Natsuki Subaru.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yerli yerine oturan kararını ağzından dökmek üzereydi ki Crusch onu durduruverdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Crusch, sırf sözünü kesmek adına olmayacak kadar ciddi bir yüz ifadesine bürünmüştü. Crusch; Subaru ve Beatrice’le arasındaki mesafeyi kapattı, onları arkasına alıp korurcasına durdu ve kanalizasyonun karanlığına gözlerini dikti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onunla aynı yöne baksa da Subaru’nun gözlerine hiçbir şey yansımıyordu ki——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“——Biri var. Nefesini tutsa bile duyguların rüzgâra karışıyor. Benim gözümden kaçamazsın.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“——! Peşimize düşen askerleri atlatmış olmamız gerekmiyor muydu?..”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“Onlardan farklı bir niyeti olan biri olmalı. Baştan söyleyeyim, sessiz kalmayı sürdürmenin sana hiçbir faydası yok. Ortaya çıkmadığın takdirde seni düşmanım olarak sayarım——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???: </strong>“——Durdurdur! Yapma! Anladım! Anladım dedim ya!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Crusch’ın ne ara çektiği belli olmayan kısa kılıcını tutup pozisyon almasıyla olan oldu. Yükselen gerilim ve uyarı dolu sesin teşvikiyle, kanalizasyonun ilerisindeki karanlıktan telaşa kapılmış bir ses karşılık verdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Crusch’ın tespitinin gözü vasıtasıyla doğru çıkmasına şaşıran Subaru, “Hım?” diye duyduğu sesin kendisine karşı bir tavır takındı. ——Sese aşinaydı sanki.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Bu ses&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???: </strong>“Siktir! Oraya geliyorum! Tamam mı? Sakın ha saldırmaya kalkmayın. Sizinle kapışmak gibi bi’ niyetim yok!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“Bu, sizin sonraki hamlenize bağlı. Bu konuda söz veremeyeceğimi söyleyeyim. Yine de siz tek başınasınız, biz ise üç kişiyiz; sayısal olarak dezavantaj——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“——Bi’ dakika yoksa sen&#8230; Chin misin?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“Ne?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bağırıp çağıran adama karşı gardını indirmeyen Crusch, Subaru’nun bu sorusu üzerine kaşlarını kaldırdı. Subaru’nun yanında duran Beatrice de kısık sesle “Chin&#8230;” diye mırıldandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“O sanırım Pristella’da gördüğümüz adamdı, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Evet, haklısın. Şimdi Felt’in yanında kalıyor ve&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???: </strong>“——Buraya gelmemi söyleyen de Felt’ti zaten. Çıh, utanç verici be.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böyle nahoş şekilde dilini şaklatan adam, iki elini kaldırmış hâlde karanlıktan yavaşça ortaya çıktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ortaya çıkan kişi, beklendiği gibi Subaru’nun <em>sanpaku</em> gözlerinden bile daha iğrenç <em>shihaku</em> gözlere sahip bir adamdı—— ne zaman olduğu belirsiz şekilde Felt’in Kampına katılmış, arka sokak üçlüsü Tonchinkan’dan biriydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Oo, Chin!.. Ne zaman ortaya çıksan hep beni şaşırtıyorsun.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Kes la’! Chin olmadığımı daha önce de söyledim ya! Adım Rachins!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Chin, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Chin değilim diyorum ya, bücür!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Canına susamış bi’ Chin’sin, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uzun zamandır görmediği yüz karşısında duygulanan Subaru bir yana, Rachins ve Beatrice boş yere atışmaya başladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aslında Rachins’le Priestella’dan beri—— o da Cadı Tarikatı’nın berbat toplantısını başlatan Sirius’un taşkınlığının yaşandığı yerde birlikte olduktan sonra görüşmemişti. Elbette sonrasında yaşadığını duymuştu ama yine de onu böyle sağlıklı görmek sevindiriciydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Neyse, tanıdık bir yüzle karşılaşmak iyi oldu. Sana sormak istediğim şeyler var——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“Orada dur, Chin ya da ismin her neyse. Natsuki Subaru’nun aksine ben seni tanımıyorum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Crusch-san?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir tanıdıkla yeniden karşılaşmanın sevincini istemsizce yaşayan Subaru’nun aksine, bir elinde kısa kılıçla keskin bakışlarını Rachins’e çeviren Crusch’ın temkini hiç yumuşamamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Düşününce Rachins; Su Tüyü Hanı’nda kalmamıştı, Sirius’la temastan sonra da savaş dışı kalmıştı. Crusch’la yüz yüze gelme fırsatı olmamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Crusch’ın temkinli olması bu yüzden gayet doğal gibiydi ama——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Haaa? Beni tanımıyor musun be, Karsten Düşesi de epey vefasızmış yahu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“&#8230;Ne?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Eh, Düşes gibi yüce mevkidekilerle öyle rahat konuşabilecek konumda değilim ama sen babamdan kılıç öğrenenlerden biriydin. Buna rağmen ‘hiç tanımıyorum’ dersen demek ki babam da pek kayda değer bi’ iş yapmamış demektir.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uzun dilini çıkarıp bunları söyleyen Rachins karşısında Crusch’ın yüzü şaşkınlığa büründü. Öte yandan Subaru da Rachins’in bu pervasız cesareti karşısında afallamaktan başka bir şey yapamadı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Yahu sen amma da kolpacısın ha, ağzına geleni söyleyip uyduruyorsun&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Uydurmuyorum lan!.. Böyle göründüğüme bakma, hatırı sayılır bir aileden geliyorum. Hatta bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar olsa da dük ailelerine mensup insanlarla yüz yüze gelmişliğim bile var.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Harbi mi? Uyduruyorsan hayal gücüne falan hâkim çık, yoksa başın yanar benden demesi&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine de bu kadar kendinden emin söylenince gerçekmiş gibi gelmeye başlaması, insanın kalbinin de sözünün de güvenilir şeyler olmadığını bizzat kanıtlıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yüzden Subaru çekine çekine Crusch’ın hâlini yokladı ama——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“&#8230; &#8230;.. &#8230;&#8230;&#8230;. Yoksa siz, Kraliyet Eğitmenliği yapmış Rickert Hoffman-dono’nun oğlu musunuz?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Hah! Olaya bak ya? Karsten Düşesi’nin hafızasına bi’ kanca atmışım desene.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Harbi mi?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Gayet ciddi gibi, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Crusch uzun bir zaman harcayıp sözcükleri sıkarcasına birinin adını ağzına aldı. Rachins’in bunu doğrulayan tavrı üzerine Subaru ve Beatrice istemsizce birbirlerine baktılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rachins’in gerçekten de Lugunica soylularından biri çıkacağı kimin aklına gelirdi ki?</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“O zaman neden arka sokaklarda güçsüzlere sataşan bi’ serseriye dönüştün ki?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Kes la’! İnsanların kendince sebepleri olur, yani kurcalama!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Sebeplerim var diyorsan Bettylerin de fazlasıyla sebebi vardır, doğrusu. Anlaşılan senin buraya gelmen de o sebeplerle bağlantılı, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Nığh!..”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Doğru. Beako’nun dediği gibi&#8230; Crusch-san, kılıcını indir. Muhtemelen Chin güvenilir. Garantisi benim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“&#8230; Şüpheli bir davranış sergilerse ya da rüzgâr eserse biçerim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Davranış neyse de rüzgâra n’apabilirim ki lan!..”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Karşısında böyle titreyen Rachins’e rağmen Crusch kısa kılıcını yavaşça indirdi ve temkinli duruşunu çözdü. Yine de kılıcı kınına koyacak kadar ileri gitmedi, tek gözüyle Rachins’in hareketlerini dikkatle izlemeyi sürdürüyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her hâlükârda——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Yine de buraya iyi ki geldin. Bizi nasıl buldun?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Öyle etkili bir yöntemle falan bulmadım. Sizi arayan tek kişi ben değilim zaten. Gaston’la Camberley de başka yerlere bakıyordu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“O zaman sen tesadüfen isabetli yeri bulmuşsun, doğrusu. Gerçekten de etkili bir yöntem falan değilmiş, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Amma dırdır ettin la’, bücür. Sonuçta buldum ya, önemli olan bu. Ee, peki? Sizin tarafta neler oldu da böyle ayvayı yemiş duruma geldiniz?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“O konuya girersek çıkamayız, üstüne seni ikna edebileceğimden de emin değilim. O yüzden önce sen anlatıver. ——Emiliagiller ne durumda?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kaba olduğunun farkında olsa da Subaru, Rachins’in sorusunu kenara itip bunu sordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne de olsa Miklotov’un Malikânesi’nden kaçtığından beri dışarıdan doğru düzgün bilgi alabilecekleri bir an olmamıştı. Endişe, kaygı ve telaş yüzünden içi çoktan eriyip dağılmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Bizim Crusch-san’la birlikte olduğumuz Emiliagillerin kulağına da gitmiş olmalı. Öyleyse onları hem endişelendirip hem de başlarını ölesiye ağrıtmışımdır&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir yandan endişenin getirdiği ruhsal ağırlık, bir yandan da Krallık tarafından sorgulanmanın getirdiği ağırlıklar üst üste binmişti. Üstüne Kamp’ın kendisinin de büyük telaş içinde olduğunu düşünüyordu. ——Ancak Subaru’nun bu tahmini boşa çıkmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hem de bütünüyle, hayal bile etmediği bir biçimde.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Ah&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“?..”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Soru yöneltilen Rachins; gözlerinin beyazı dört yandan görünen bakışlarını hafifçe açtı, ardından kendisinden beklenmeyecek şekilde Subaru’yu gözetir gibi bir yüz ifadesine bürünüp konuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Söylediği şeyse——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Sizin taraftaki yarı elf, Saray’da gözaltına alınıp tutuluyor. Kampınızın geri kalanıysa kaçıp kayıplara karışmış. ——Tıpkı sizler gibi, hepsi kaçak durumuna düşmüş.”</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">△▼△▼△▼△</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Emilia’nın Kraliyet Sarayı’nda gözaltına alınması ve Rem’le Ottogillerin Soylular Köşkü’nden kaçışı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu, tam anlamıyla yeri göğü ters düz edecek kadar kötü bir haberdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rachins’in aktardığı o haberi defalarca çiğneyip yuttu, beyninin tek bir parçasını bile kaçırmadan hazmedebilmesi için tekrar tekrar zihninde döndürdü. Böylece anlamaya çalıştı, çabaladı ve çabaladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çabaladı çabalamasına ama——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“N-Nasıl böyle bir şey?..”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“&#8230;Açıkçası, Betty bile bunu hiç öngörmemişti, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dehşete kapılmış ve yüzü bembeyaz kesilmiş hâlde bunu mırıldanan Subaru, dişlerinin birbirine vurduğunu fark etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Görünüşe göre insanın kavrayışını fazlasıyla aşan olaylar, bedenindeki sıcaklığı bile çekip alıyordu. Soğumuş kan damarlarında dolaşıyor, el ve ayak parmaklarının donarak çürüyeceği yanılgısını hissettirecek kadar keskin bir ürperti yayıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böyle durumdaki Subaru’nun elini tutan Beatrice, sessizce ona kendi sıcaklığını verdi. Yine de bedeninin titremesi durmadı. ——Durum, Subaru’nun sığ hayal gücünü aşacak kadar kötüydü.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Benim&#8230; benim yüzümden Emilia da herkes de&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Keğh, böyle saçma şeyler söyleyesin geliyor olsa da ‘hepsi benim suçum’ suratını takınmayı kes lan. Zaten olaya şöyle bi’ bakınca her türlü tuzağa düşürüldüğünüz anlaşılıyor.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Eh?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kulaklarında çınlama yankılanıyor, baş dönmesiyle sendeleyen Subaru istemsizce gözlerini kırpıştırıyordu. Subaru’nun bu tepkisine karşılık, kollarını kavuşturmuş Rachins sinirle dilini şaklattı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Az önce Rachins, sanki dünyanın en doğal şeyiymiş gibi Subarugillerin “tuzağa düşürüldüğünü” söylemişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Tuzağa düşürülmüşüz derken, ne demek&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Ne demek olacak la’, olduğu gibi direkt. Garibine gitmiyor mu bunlar? Birdenbire her yerde işinize gelmeyecek olaylar haddinden fazla üst üste patlak vermiyor mu?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sersemlemiş Subaru karşısında Rachins iç çeker gibi omuz silkti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun zihninin bi’ kısmı uyuşmuş gibi ağırlaşmıştı; onun yerine Beatrice, Rachins’in bu sözlerine karşılık verdi&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Bettylerin peşine düşülmesi de Emilia’nın Saray’a hapsedilmesi de&#8230; sanırım?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“&#8230; Bununla bitmiyor. Sizin Kamptakilerin sorgusuz sualsiz kaçmasının nedeni de herhâlde karşı tarafın öldürme niyetini fark etmeleri.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Öldürme&#8230; hık?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Mesela diyorum, mesela! Pratikte, durup dururken Kraliyet Seçimi’ne mensup bir adayı öldürecek hâlleri yok ya&#8230; Bu yüzden erkek fatma da bizi en azından çıkarmayı başardı oradan.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tehlikeli bir kelime duyup gözleri fal taşı gibi açılan Subaru’ya karşılık Rachins, kirli duvarı tekmeledi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama kaba tavrının aksine sabırla anlatmayı sürdüren Rachins sayesinde Subaru’nun düşünme kabiliyeti de nihayet azar azar çalışabilir hâle geldi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yani——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Emilia’yı Kraliyet Seçimi’nden çekilmesi adına perde arkasından birileri işler çeviriyor. Benim yaptıklarım da kalıbına uydurularak Emilia’nın Saray’a kapatılmasına katkı sağlıyor. Planlayanların niyetini fark eden Ottogiller de kısıtlanmadan evvel kaçıp gidiyor&#8230; genel olarak böyle mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Betty, dediklerine bir şey daha eklemek istiyor, doğrusu: ——Kötü adamların tek hedefi Emilia da olmayabilir, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Tek hedefi Emilia değil mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu duyan Subaru kaşını kaldırınca Beatrice başıyla işaret etti. İşaret ettiği yöne baktığında da yanağının içini diliyle dürten Rachins’in buruk yüzüyle karşılaştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu, bakar bakmaz can alıcı bi’ noktaya parmak basılmış birinin yüzüydü——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“&#8230;Yoksa Chin’in gelmesinin nedeni sadece Emilia’yla Felt’in arkadaş olması değil mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Hay böyle işi, gereksiz şeyleri fark eden bücürün tekisin&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Subaru’nun eksik bıraktığı yerleri doldurmak Betty’nin görevi, doğrusu. Ayrıca durmadan ‘bücür de bücür’ deyip duruyorsun&#8230; ağzının payını vereyim mi insan, sanırım?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“O zaman efendine de insanların isimlerini doğru düzgün telaffuz etmesini söyle!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Araları pek iyi değilmiş gibi duran Beatrice’e sesini yükselten Rachins derin bir iç çekti. Ardından bir süre ağzında geveledikten sonra&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“&#8230;Saray’da yakalanan yalnızca sizin taraftaki yarı elf değildi. Felt de yakalandı. Reinhard denen herifi de bahanelerle köşeye sıkıştırıp kısıtladılar.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Reinhard mı?! Üstelik Felt de yakalandıysa&#8230; o zaman hedef Emilia değil, Kraliyet Seçimi’nin direkt kendisi mi?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Kafan amma da geç bastı. Felt tam da bundan şüphelendiği için Saray&#8217;a götürülmeden önce bize <em>‘Nii-chanları arayın, bulursanız yalnız bırakmayın’ </em>diye emir verdi. Sayesinde bu lağım kokusunun içinde deli gibi koşturmak zorunda kaldım lan.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendi kampları açısından dezavantaj anlamına geldiği için Rachins’in bunu anlatmak istememesi anlaşılırdı ama bu bilginin olup olmaması, tüm temel varsayımı da baştan aşağı değiştiriyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru, kendi davranışlarının Emilia’ya kişisel olarak zarar vereceğini sanmıştı ama karşı tarafın hedefi bununla da sınırlı değilmiş ki.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Emilia’yla Felt ve onlara bağlı olan Subaru ve Reinhard&#8230; hatta iki kampın da olayın içine sürüklenme ihtimali de göz önünde bulundurulduğunda bunun tesadüf olmadığı kesindi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hem Kraliyet Seçimi’ni hedef alan hem de Lugunica Krallığı’nı temellerinden sarsacak kadar gizli bir operasyon vardı. Üstelik böylesine aşırı büyük ölçekteki bir mesele, tam da Subaru’nun daha önce kulağına çalınmış bir şeyle örtüşüyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Crusch-san, duydun mu?! Daha demin söylediğin şey——”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Heyecanla başını kaldıran Subaru, konuşmayı izleyen Crusch’a doğru lafı çevirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rachins onlara katılana kadar, Rüzgârı Okumanın İlahi Koruması’nı kanıt olarak gösteren Crusch’ın sözlerinin doğruluğuna tam anlamıyla inanmakta zorlanan Subaru, peş peşe yağan bilgi selinin sayesinde o inanamamış olduğu şüpheye biraz olsun ikna olduğunu hissediyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Belki de Crusch’ın kılıcını savurmasına yol açan Miklotov’un planı da Kraliyet Seçimi’ni mahvetmeye çalışan şeytani planla bağlantılıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Eh, Crusch-san?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hiç tepki gelmemesiyle kafası karışan Subaru, Crusch’a doğru baktı ve gözlerine inanamadı. ——Duvarın kenarına yaslanan Crusch’ın başı, öne düşe düşe uyuklar hâldeydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Konuşmanın ortasında, üstelik tetikte olmayı sürdürdüğü bir anda uyuklamaya başlaması Crusch’ın huyuna hiç uymayan bir şeydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu fark edip seslenen Subaru’ya karşı Crusch da açıkça dalıp gidiyormuş olan gözleriyle karşılık verdi&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“&#8230;Kusura bakmayın, birdenbire uyku bastırıverdi. Muhtemelen bu&#8230; sol gözümün&#8230; getirdiği bir yorgunluk&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Yorgunluk mu?.. Zaten gözünü ne zamandan beri——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“Gerisini&#8230; size bırakıyorum&#8230; Subaru&#8230; sama&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Oyy!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tam o anda Crusch, sınırına ulaşmış olacak ki gövdesi yalpalayarak birdenbire öne doğru yığılıverdi. Subaru telaşla bedenini yakalamasıyla beraber, gücü tükenen Crusch’ın elinden kısa kılıcı da kayıp düşerek kanalizasyonun zemininde tiz bir ses çıkardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama Crusch bu sesi bile umursamadan, uykuya dalmışçasına nefes alıp vermeye başlamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Şaka mı bu? Böyle önemli bi’ konuşmanın ortasında&#8230; uyuyakaldı!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Oy, düşesin nesi var? Anılarını kaybetmiş de bedeni bozulmuş da en sonunda kafayı yemiş de&#8230; hakkında böyle tonla berbat şey söyleniyor da.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Haağh?! Crusch-san’a neler diyorsun lan sen!? Ayağımın altına alırım seni, göt veren!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Bunları ben söylüyorum demedim ki! Ne biçim adamsın lan sen!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Yeter, doğrusu! Her seferinde birbirinize girmeyin, sanırım! ——Sadece uyuyor gibi. Bizzat söylediklerini göz önüne alırsak sınırına ulaşmış olsa gerek.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’yla Rachins’in arasına giren Beatrice, eğilip Crusch’ın uyuyan yüzüne bakarak böyle bir yargıya vardı. Subaru’nun gözünde de bilincini yitirmiş Crusch’ın özel olarak acı çektiğine dair bir belirti yoktu, sınırlarına ulaşmış bedeni sadece güzel bi’ uyku çekmek istiyor gibiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yalnız, Beatrice’in dediği gibi Crusch’ın sözünü ettiği Ejderha Gözü’nün yan etkisiyse o doğa dışı şeyin kendi hâline bırakılmaması gerektiği açıktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hele ki——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“&#8230;İlahi Ejderha Kilisesi’nin Kutsal Ayini ve Tiga’nın tanıklığı&#8230; Kraliyet Seçimi Adaylarının hedeflendiği böyle bir durumda, alakalarının olmama olasılığı yok.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Açıkçası bunların birbirine bağlı olmadığını düşünmek zordu. Fakat bu, tersi şekilde İlahi Ejderha Kilisesi denen örgütle doğrudan bu şüphe bağlanıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İlahi Ejderha Kilisesi, Lugunica Krallığı’nda derinlerine kadar kök salarak güçlü bi’ biçimde yayılmış bir dindi. Onları düşman olarak varsaydığı durumda, kimleri düşman olarak görmesi gerekiyordu ki?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Durum gereği Tiga’dan şüphelenmek zorundaydı, peki ya Sakura? ——Ya Filóre?</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“En kötü ihtimalin doğru çıkması durumunda ben zaten yıkılırım da&#8230; Emilia çok ama çok üzülür&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zaten Emilia Saray’da gözaltına alınmış olmasının yanında Ottogillerin ve Subarugillerin güvende olup olmadığını da bilmiyor olmalıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onun yüreğindeki ağırlığı az da olsa kaldırmak için bi’ hamle yapmalıydı. En iyi hamleyi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böyle karar veren Subaru, uykuya dalmış Crusch’ın bedenini sırtlandı ve sıkıca tuttu. Bu sırada kısa kılıcı yerden alıp kınına koyan Beatrice’le karşılıklı olarak baş salladılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Rachins, buradayken bi’ yere varamayız. Madem zahmet edip geldin, biraz daha rahat konuşabileceğimiz bi’ yer biliyorsundur, değil mi? Oraya gidelim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Bana patronluk taslanması hoşuma gitmezse de bu seferlik dalaşmayacağım&#8230; Gerçi, Kraliyet Başkenti’nin şu anki durumu yüzünden etraftakilerden ne kadar sakınırız, garantisini veremiyorum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“&#8230;Bir kez daha durumun vahimliğini gözler önüne serdin.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Düşman güçlüydü, gerçekten fazlasıyla güçlüydü ve bunu kullanarak Subarugilleri tuzağa düşürmeye çalışıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Muhtemelen burada Rachins’le buluşup ondan bunları öğrenebilmiş olmaları bile büyük bir tesadüfün doğurduğu bir mucizeydi. Gerçi buna mucize demek, Felt’in emriyle Subarugilleri arayıp bulan Rachins’e hakaret de sayılabilirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her hâlükârda——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Crusch-san’ı da sakin bir yerde dinlenmesini istiyorum. Bedeni de kalbi de azıcık olsun huzura kavuşursa daha doğru düzgün konuşabiliriz. O yüzden——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???: </strong>“——Şans ayağına geldi! Tam şu anda, tam bu anda, bu küçücük zamanda, bütün başkenti kaosa sürükleyen siz kaçakları davet etmek öylesine çok istiyordum ki içim içime sığmıyordu!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“——Ne?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">O anda kanalizasyonda yankılanan, ortama tamamen aykırı ses karşısında Crusch’ı sırtlamış Subaru da Beatrice de Rachins de donup kaldı, gözlerini kocaman açarak arkalarına döndü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ses, lagmit madeninin cılız ışığının ulaşmadığı kanalizasyonun karanlığından gelmişti. Ama oraya doğru “Çıh” diye dilini şaklatan Rachins bi’ şey fırlatıverdi——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???: </strong>“Ooo, aydınlatıyorsun demek! Kuhahahaha, amma ince düşünceli amma da eli çabuksun!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sert bir ses kanalizasyonun zeminine çarptı, ardından beyaz ışık o karanlığı göz kamaştırıcı biçimde aydınlattı. Fırlatılan şey, darbe alınca ışık saçan lagmit madeninin ta kendisiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ani kararıyla bunu yapan Rachins’in hedeflediği gibi o ışık karanlığa karışmış kişinin silüetini, o tarafa dönmüş olan Subarugillere gösterdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“&#8230;Maske?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???: </strong>“Oyoyoy, beni görür görmez aklından ilk geçen şey ‘maske’ mi? Gördüğün anda, gözüne yansıdığı anda, olduğu anda söyleyiverdiğin bir laf, değil mi? Biraz daha incelik katsana yahu. Gönlündeki kadına kur yaparkenki tutkuyla, coşkuyla kelimelerini seç hatta. Kuhahahaha!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunları söyleyip bedenini titrete titrete kahkahalar atan kişi bir erkekti—— üstelik uzun boylu bir erkek olduğu dışında hakkında hiçbir şey anlaşılmıyordu. Çünkü o adam; bütün bedenini kaplayan siyah bir giysi giymiş, yüzüne de palyaçoyu andıran bir maske takmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Karanlığın içinde belli belirsiz beliren beyaz palyaço maskesi, anormalliğini daha da belirginleştiriyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sözleri de tavrı da maskenin ardından yönelen kötücül bakışı da sadece beş saniyelik bi’ bakışmayla bile hemen anlaşılabilirdi. ——Palyaço maskeli bu adam, hiç de iyi birisi değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu kanıtlarcasına——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Maskeli Adam: </strong>“Sizler ölebilirsiniz. İşim yalnızca orada uyuyan kadınla çünkü!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">O anda kanalizasyonun karanlığını, lagmit madeninin ışığıyla kıyaslanamayacak kadar devasa bir alev aydınlattı ve şiddetli bir ısı dalgası Subarugillerin üzerine doğru yağdı.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1352" height="1920" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/image-219.png" alt="" class="wp-image-9171" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/image-219.png 1352w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/image-219-1408x2000.png 1408w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/image-219-704x1000.png 704w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/image-219-768x1091.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/image-219-1082x1536.png 1082w" sizes="auto, (max-width: 1352px) 100vw, 1352px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/112oVic2/status/2071989822290640918">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">#Subaru&#8217;nun fırsatı kaçırmayıp her seferinde gol atması ne demeliyiz yahu?.. Bunu bilmesem de olayı Rachins&#8217;ten duyduğumuz kadarıyla öğrenmiş olduk. Bunları Crusch&#8217;ın da duymasını istesek de yorgunluktan ötürü bayılıp kaldı. Onu taşıyarak sakin bir yere gidecekken hiç bilmediğimiz biri ortaya çıkıverdi. Palyaço maskeli bu adamın Crusch&#8217;la bi&#8217; işi olduğu düşünüldüğünde Russel&#8217;ın adamı olabilir diye düşünüyorum şahsen ama diğerlerini öldürmek istemesi absürt. Cadı Tarikatı desem neden sadece Crusch&#8217;ı istiyor diye düşünüyorum ve cevabı bulamıyorum. Yani sanırım, sonraki bölümleri okumadan bunu anlamayacağız. O hâlde sonraki bölümlerde görüşmek üzere!</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a id="_msocom_1"></a></p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-19-fazlasiyla-guclu-dusman/">Kısım X, Bölüm 19 – “Fazlasıyla Güçlü Düşman”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-19-fazlasiyla-guclu-dusman/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>6</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kısım X, Bölüm 20 – “Aynadaki Koyun, Maskeli Köpek”</title>
		<link>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-20-aynadaki-koyun-maskeli-kopek/</link>
					<comments>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-20-aynadaki-koyun-maskeli-kopek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bertiel]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Jun 2026 20:35:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ana Hikâye]]></category>
		<category><![CDATA[Kısım 10]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.rezeroturkce.com/?p=8675</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-20-aynadaki-koyun-maskeli-kopek/">Kısım X, Bölüm 20 – “Aynadaki Koyun, Maskeli Köpek”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<p>※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ Çevirmen: Bertiel Ek Düzenleme: Qua Redaktör: akari Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-20-aynadaki-koyun-maskeli-kopek/">Kısım X, Bölüm 20 – “Aynadaki Koyun, Maskeli Köpek”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-20-aynadaki-koyun-maskeli-kopek/">Kısım X, Bölüm 20 – “Aynadaki Koyun, Maskeli Köpek”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1920" height="1078" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-9.png" alt="" class="wp-image-8677" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-9.png 1920w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-9-2000x1123.png 2000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-9-1000x562.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-9-768x431.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-9-1536x863.png 1536w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/8_humi/status/2057430339510001937">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Çevirmen: Bertiel</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Ek Düzenleme: Qua</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Redaktör: akari</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong><strong><strong>Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire, universe, Yağız D, Metin K, equ, Sakuta Hijiri, Emirhan D, Kerem Y, jnxleus, Yusuf Esat Ç, Salim, Elma Can, EuphoriaLux, Efe S, Yiğithan S, The Emre, Arman, Karagürz, Furkan Ş, Kaan Ö, Süleyman Y, Anıl U, Hydra, Bayram Ö, Sweet, Rayko Nora, Rüzgar Yağız C, Alperen&#8217;in Gözünden, Melih Kaan K</strong></strong>, Efe Ç.</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Destek vermek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://rezeroturkce.com/bilgi-kosesi/destek/" style="color: #9b51e0;">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Discord’a gelmek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://discord.gg/rezeroturkce" style="color: #9b51e0;">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Kızıl.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tek bir renk Subaru’nun görüşünü baştan sona kaplamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Hık!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birdenbire ortaya çıkan palyaço maskeli adamın ne bağlı olduğu yer ne de niyeti anlaşılabilirdi. O şahıs, “tanıştığımıza memnun oldum” ile “elveda” yerine Subarugillerin üstüne dev bir ateş küresi savurmuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üzerlerine hücum eden sıcaklığın hissi tenini kavuruyor, az önce loş olan kanalizasyonu öğle vaktiymiş gibi aydınlatıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak bu aydınlık; dar kanalizasyonu kaçacak yer bırakmayacak büyüklükte doldurarak yaklaşan alevleri apaçık görmelerini sağlamaktan başka işe yaramıyor, yalnızca belli belirsiz bir umutsuzluğu körüklüyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Crusch’ı sırtında taşırken günde bir kez kullanma hakkı olan EMT ile EMM’yi çoktan tüketmişti, enerjisi bitmek üzere olan Subaru’nun buna karşı yapabileceği hiçbir şey yoktu——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Siktiiiir!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diye hırçın bir ses tükürür gibi bağırdı, ardından da kulağa yapışkan gelen bi’ su sesi duyuldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Görüşünün ucunda, az önce yanında olması gereken Rachins’ten iz dahi yoktu. Subaru gibi palyaço maskesinin ortaya çıkışına şaşırmış olan Rachins, yaklaşan alevlere Subaru’dan daha hızlı tepki vermişti. ——Hiç tereddüt etmeden, tek kaçış yeri olan geçidin kenarındaki kanalizasyon suyuna balıklama atlamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Subaru! Betty de——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Yoo——”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rachins’in o acil kararını gören Beatrice, Subaru’nun eşofmanına yapıştı. Ardından o cılız gücü ve hafif bedeniyle, bütün kuvvetiyle Subaru’yu kanalizasyon suyuna çekmeye çalıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat Subaru, Beatrice’in bu hareketine ayaklarını yere sağlam basarak direndi. Beklenmedik tepkisi karşısında Beatrice’in sesi “Subaru!?” diye çatladı fakat&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Bana güven, Beatrice.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dediğinde Beatrice gözlerini açarak bu sözleri kesin bir dille söyleyen Subaru’ya karşı donakaldı. Göz göze geldiler, kendine özgü desenleri beliren yuvarlak gözleri titreyen Beatrice nefesini tutuverdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha o bir şey söyleyemeden, alev kütlesi gözlerinin hemen önüne kadar varmıştı bile.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O ezici ateş gücü, oldukları yere çakılıp kalan Subaru’yla Beatrice’i, sırtındaki Crusch’la birlikte acımasızca yakıp kül—— edemedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Hık.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Alev yaklaşmış, tenleri kavrulmuş, bedenlerindeki bütün suyun bir anda buharlaşacağı hissini doğurmuştu. ——Tam da böyle düşündürecek kadar yoğun sıcak hava dalgası Subaru’nun kâkülünü yakacakken birdenbire yok oluverdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sanki bir sihirbazlık numarasıyla, gözlerinin önündeki o güneşin üstü örtülmüş gibi kanalizasyonun aydınlığı bi’ anda karanlığa büründü. Geriye yalnızca Subarugillerin elindeki lamba, geçide düşmüş lagmite cevheri parçalarının yaydığı cılız ışık ve sönmüş alevin kavurduğu kanalizasyon havasının ısısı kalmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Yoo, geriye kalanlar yalnızca bunlar da değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Maskeli Adam:</strong> “——Neden?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Eh?..”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Maskeli Adam:</strong> “Neden? Niçin? Tam şu anda, tam oracıkta&#8230; kıpırdamadın ki?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bulanık karanlığın içinde palyaço maskesinin ak maskesi süzülüyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Başını eğip maskesini yana yatıran palyaço maskesi şaşkın bir yüz ifadesindeydi—— gerçekten de ilk başta gösterdiği o tam kötü adam havasındaki maskeyi ne ara değiştirmişse yüzüne göz kısımları çarpı desenli, bambaşka ifadeli bir maske takmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu kötü şakasına sinir olsa da Subaru, yanmış kâkülünü nefesiyle üfledi ve&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Crusch-san’la bi’ işin olduğunu söylemiştin demin. Öyleyse Crusch-san’ı bizimle birlikte yakıp öldürmeye kalkışman saçma olurdu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Maskeli Adam:</strong> “&#8230; Ku, kuku, kuhahahaha, bu mu yani? Sırf bu yüzden, başka hiçbir sebep olmaksızın yerinde kaldığını mı söylüyorsun? Yoldaşın olan Ulu Ruh’u bile işin içine katabilirdin!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “&#8230;Oynadığım kumarı kazandım sonuçta.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Maskeli Adam:</strong> “Ne özgüven ama! Kraliyet Seçimi adayının tek ve biricik Şövalyesine de bu yakışırdı! Demek şimdiye kadar da, buraya kadar da kendi aklına ve kavrayışına güvenerek yolunu böylece açtın! Harika, fevkalade, hayran kalmamak elde değil! Hem de baştan aşağı kıskanılacak kadar!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Palyaço maskesi, yüksek sesle övgüler yağdıran sözlerinin aksine Subaru’yu zerre değerlendirmeyen bir tonla konuşurken gösterişli biçimde ellerini çırptı. Havayı yarar gibi sert alkış sesleri kanalizasyonda bomboş yankılanırken dişlerini sıkan Subaru, karşısındakinin övgü maskesi takmış hakaretlerini sessizce karşıladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunun tek sebebi de karşısındakini boş yere kışkırtmamaktı fakat——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Evdeki hesabın çarşıya uymadı, Subaru zekâsıyla seni aştı, doğrusu. Bunu görmezden gelip alttan alta laf atmaya kalkışman aptalca, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Karşılık vermeyen Subaru’nun yerine, bakışları sertleşmiş Beatrice karşısındakine dişlerini gösterdi. Bunu duyan palyaço maskesi de “Tüh be!” der gibi elini başına götürdü ve&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Maskeli Adam:</strong> “Nasıl bir fedakârlıktır bu nasıl bir sevgidir bu! Aranızdaki Ruh ile Sözleşmeli bağı, kilide cuk diye oturan bir anahtar gibi. Biri olmadan öteki de var olamaz. İşte tam da bu yüzden! Bağ dediğin şey zehir de olur ilaç da!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Laftan anlamaz bir herifsin, doğrusu&#8230; Günah Başpiskoposlarını anımsatan türden bir iğrençliğin var, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Maskeli Adam:</strong> “Dur dur dur dur, insaf et, merhamet et. Söyleye söyleye Günah Başpiskoposu mu dedin ya! Öyleleriyle aynı kefeye koyulmaya hiç gelemem, hem zaten o şüphe size yöneltilmiş değil miydi ya?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Şüphe mi? Neyle&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Maskeli Adam:</strong> “Günah Başpiskoposu olmakla! Yukarıda herkes bu söylentiyle çalkalanıyor, Natsuki Subaru. İçinde Tembellik Günah Başpiskoposu olabilir! N’apalım, n’edelim diye ortalık birbirine girmiş durumda!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Hık.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ellerini sallaya sallaya, sanki eziyet edercesine bunları söyleyen palyaço maskesi, maskesini yine ilk ifadesindeki maskeyle değiştirdi. Her hareketi tek tek sinirlerine dokunuyordu ama Subaru’nun buna değinecek hâli bile yoktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çünkü Günah Başpiskoposu muamelesi görmek Subaru’nun yüreğine çok ağır bir yük bindiriyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Ben mi, Günah Başpiskoposu&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Şüphenin de bi’ sınırı olur, doğrusu. Öyleyse Subaru’nun şimdiye kadar Cadı Tarikatı’nı yerle bir etmesine ne demeliyiz, sanırım? Aralarındaki iç savaş mı diyeceksin, doğrusu?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Maskeli Adam:</strong> “Kim bilir, bilmiyorum, umurumda da değil! Kimsenin gerçekle ilgilendiği yok; belki de herkes, işine gelen bilgileri kendi lehine olacak şekilde, kendi hoşuna giden bir sahneye dönüştürüp yaymanın peşindedir. Öyle tipler&#8230; insanı çıldırtır, değil mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Palyaço maskesi konuşurken bile bedenini abartılı biçimde sağa sola sallıyor, bir türlü yerinde durmuyordu. Yine de en sona eklediği o tek cümle, Subaru’ya gözlerinin önündeki bu tuhaf adamın gerçek düşüncesiymiş gibi geldi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu hisseden Subaru derin bir nefes aldı, sonra uzun uzun vererek&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Nihayetinde&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Maskeli Adam:</strong> “Hı? Hıı? Hııımm?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Senin amacın ne peki? Crusch-san’ı götürmeye çalıştığını anladım da. Bunu ne için, kimin için yapıyorsun ki? O kılıkla Krallık askeri olduğuna inanmam.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yalnızca Krallık askerleri tarafından kovalanmakla kalmayıp bir de Günah Başpiskoposu muamelesi gördüğü gerçeği yüzünden, Günah Başpiskoposlarına alerjisi olan Subaru’nun dünyası başına yıkılmıştı. Fakat şimdilik, bunları sonraki vakitlerde düşünmeye karar verdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sorunu yalnızca gözlerinin önündeki palyaço maskesine yoğunlaştırınca akla gelmesi doğal olan soru buydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Crusch’ın bedenini ele geçirmeyi hedefliyordu. Ama Krallık askerlerinin yoldaşı falan değildi. ——Öyleyse insanın doğal olarak aklına gelen tahmin, Subarugillere tuzak kuran düşmanın yoldaşı olduğu yönündeydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Açıkçası -Crusch meselesini bir yana bıraksalar bile- o kadar güçlü büyüleri kullanabilen bir rakibe karşı enerjisi tükenmiş Subaru ve Beatrice’in dürüst bir yöntemle kazanma şansı yoktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir şekilde bilgi çekip çıkarmalı, zaman kazanmalı ve bir çıkış yolu bulmalıydılar—— tam o anda&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——? O şey de ne?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Maskeli Adam:</strong> “Hııımm? Ne var, ne oldu, zaman kazanmaya çalışıyorsan&#8230; geh!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun kaşlarını çatarak işaret etmesi üzerine, kendi bedenine bakan palyaço maskesi böyle inledi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun işaret ettiği şey, palyaço maskesinin beden biçimini tamamen saklayan siyah giysisiydi—— daha doğrusu, göğüs kısmının içinden belli belirsiz sızarak görünen yanıp sönen ışıktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun o yanıp sönen ışığın ne olduğuna dair aklına gelen bir şey vardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Yoksa Konuşma Aynası mı o?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Maskeli Adam:</strong> “Aaa! İii! Uuu! Öyle bir şey olması mümkün değil, mümkün değil, tamam mı ya? Baştan söyleyeyim! Benim karnım ışıl ışıl parladı diye sizin kaderiniz değişecek falan değil——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Işığı gitgide güçleniyor, sanırım. Epey önemli bir işi var gibi, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Maskeli Adam:</strong> “Nııığh!.. Siz! Orada! Tam o noktada! Birazcık bekleyin!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tükürükler saçarcasına bunu söyleyip palyaço maskesiyle olduğu yerde Subarugillere sırtını dönüverdi. Bu kadar açıkça gardını indiren duruşu karşısında Subaru istemeden de olsa afalladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sırtını dönen palyaço maskesi, giysisinin içinden hışır hışır bir şey çıkardı—— muhtemelen Konuşma Aynası’nı eline almış, aynanın ötesindeki biriyle konuşmaya başlamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu kadar gardını indirip sırtını dönse bile Subarugillerin kendisi için bir tehdit olmadığını resmen haykırıyordu. Bu da insanın canını sıkmaya fazlasıyla yetiyordu fakat——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Tam zamanı. Oy, beni çıkarıver!..”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Harekete geçmeye karar verip ağır ağır kıpırdanan Subaru’nun kulağına o kısık ses çarptı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sesin geldiği yere hızlıca baktığında da bunun hemen yanlarından akan kanalizasyon suyunun içinden geldiğini gördü—— orada, siyah suyun yüzeyinden başını çıkaran Rachins süzülüyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Chin! Sen bunca zamandır kanalizasyonun içinde miydin ya?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins:</strong> “Dikkatsizce onun dikkatini çekmek istemedim! Bir de suyun dibinde zincirler var; bir tanesi de ayağıma dolanmış, çıkaramıyorum&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Bu sebepten ötürü boğulup ölseydin en kötü şekilde ölmüş de olacaktın, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins:</strong> “Kes sesini la’! Bi’ el atın!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kanalizasyon suyunun içinden seslenen Rachins’e bakarak Subaru bir an ne yapacağı konusunda kararsız kaldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Elbette onu çıkarma işine yardım etmek istiyordu ama Crusch’ı sırtında taşıyan Subaru’nun iki eli de doluydu. Bu durumda Beatrice’e güvenmek gerekecekti fakat hem onun ağırlığı hem de kol kuvvetiyle Rachins’i yukarı çekip çekemeyeceği şüpheliydi. Hatta kanalizasyon mağdurlarına bir kişi daha eklenmesi riski vardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öyleyse en iyisi, yer çekimine müdahale eden Murak’ı kullanarak eşzamanlı bi’ çıkış yolu——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Maskeli Adam:</strong> “Ah, siktir, Hassiktir ya! İşimi düzgün yapıyorum ben! Biraz gösterişli olduğu doğrudur, kendi kafama göre davranmadım da diyemem ama emirleri yok saymak ya da çizgiyi aşmak gibi kulağa kötü gelen şeyleri yapmadım ki!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Hık.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Palyaço maskesi sesini yükseltip ayaklarını yere vura vura Konuşma Aynası’nın öbür tarafına böyle yakındı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ardından konuştuğu kişi ona ne dediyse “Tamam tamam!” diye yenilgiyi kabul etmiş gibi, baştan savma bir karşılık verdi ve sonra——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Maskeli Adam:</strong> “Oy, tut bakalım, düşürmeden yakala!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Ha? Eh, Beako!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “——Çok yakındı, doğrusu!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Arkasını dönen palyaço maskesi, iç çekmişçesine omuzlarını düşürüp aniden bir şey fırlattı. Subaru bunun Konuşma Aynası olduğunu anladığı anda Beatrice’in adını haykırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Az önce de belirtildiği gibi Crusch’ı sırtında taşıyan Subaru’nun elleri boş değildi. Bu yüzden gevşek bir yay çizerek gelen şeyi yakalayabilen kişi, panikle iki elini uzatan Beatrice oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “A-Az kalsın düşürüyordum, sanırım. Sen ne düşünerek&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Maskeli Adam:</strong> “Aynanın öteki tarafındaki kişi sizinle konuşmak, birkaç kelâm etmek istiyormuş da!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Bizimle mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Küskün gibi duran palyaço maskesinin bu sözleri üzerine Subaru’yla Beatrice birbirlerine baktılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonra ikisi de ürkekçe, palyaço maskesinin şüpheli bir hareket yapıp yapmadığını kollayarak Beatrice’in elindeki Konuşma Aynası’na eğilip baktılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunun üzerine aynanın yüzeyinde, palyaço maskesinin konuştuğu kişinin görüntüsü belirdi——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>???:</em></strong><em> “——Aa, görüntü geldi! Şey, yüzüm görünüyor mu acaba?”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böylece konuşurken aynadaki kişinin görüntüsünü gören Subaru, nasıl tepki vereceğini bilemedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çünkü palyaço maskesinin uzattığı Konuşma Aynası’nda belirecek kişinin, çocuk yüzlü bir kız olacağı hiç aklına gelmemişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tanıdığı bir yüz falan değildi. Yaşı Subaru’dan bir ya da iki yaş küçük olmalıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tepeden iki yana bağlanmış uzun ve parlak lacivert saçları vardı; yuvarlak, iri altın rengi gözleri de fazlasıyla dikkat çekiciydi. Aynanın dar çerçevesi içinde, düzgün yüz hatlarına rağmen bir yerlerde problem varmış gibi hissettiren bu kız; beyaz gömleğinin yakasını derli toplu ince bir kravatla süslemiş, üstüne de simsiyah bir ceket geçirmişti—— gösterişten çok kullanışlılığa önem veren siyah bir takım elbiseyle aynanın ötesinden onlara bakıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kızın ciddi bakışlarıyla içinde bulundukları durum arasındaki uçurum, Subaru’nun kafasını fena hâlde karıştırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Sen&#8230; yo, siz kimdiniz ya?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Ak Koyun:</em></strong><em> “Şey, bana Ak Koyun diyorlar. Oradaki de Kara Köpek&#8230; yani maskeli adam, size fazlasıyla rahatsızlık vermiş olabileceğini düşündüm de&#8230; Özür dilerim.”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Ö-Özür mü&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendisini Ak Koyun diye tanıtan kız, bunu söyleyip aynanın ötesinde birden derin bir saygıyla başını eğdi. O hızla aynanın önünden kaybolan kız yüzünden Subaru’nun zihni gelen bilgileri işlemekte zorlandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Palyaço maskesi—— kızın Kara Köpek diye çağırdığı adam, açıkça tehlikeli biriydi. Fakat o Kara Köpek’le aynı tarafta olduğu anlaşılan kız, böyle Subarugillere başını eğmişti—— terslikten mi uyumsuzluktan mı bilinmez ama sanki özellikle kafalarını karıştırmaya gelmiş gibiydiler.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “&#8230;Açıkçası, sizler hakkında ne düşünmem gerektiğini bilmiyorum. Zaten vahim bi’ durumdayım, aklım da kalbim de karmakarışık. Bana karar vermem adına bi’ şeyler fırlatın.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Ak Koyun:</em></strong><em> “Bir şeyler mi fırlatalım?”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Düşmansanız düşman olduğunuzu söylemeniz yeterli. ——Sizi yarıp da geçebilirim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Her zamanki gibi, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru bunu ilan edince yanındaki Beatrice de küstah bir ifadeyle başını salladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Önceden doğrulandığı gibi, şu anki Subaru’yla Beatrice’in mana eksikliği çoktu; enerjileri bitmiş, ellerindeki kozlar da paramparça hâldeydi. Fakat bunu özellikle söylemelerine gerek yoktu. Elindeki kartlar hiçbir kombinasyon oluşturmayan boş bir el olsa bile, blöf yapmak da isekaide hayatta kalmanın püf noktalarındandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Ak Koyun:</em></strong><em> “————”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Subarugillerin sözleri karşısında, aynanın ötesindeki Ak Koyun gözlerini açmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Duyguları yüzüne kolay yansıyan bir tip olmalıydı. Elinden geldiğince yüzünün şekilden şekile girmesini bastırmaya çalışsa da, gözbebekleri de yüzündeki kaslar da açıkça buna uygun değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üstelik bu, her sabah aynanın karşısına geçen kızın da farkında olduğu bir şeydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Ak Koyun:</em></strong><em> “Çok doğrudan söylediniz&#8230; korkmuyor musunuz?”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Korkuyorum. Fakat <em><u>çıkmazı</u></em> göz önünde tutmayı yeğlerim. Bocalamam durumunda <em><u>çıkmazın</u></em> büyüyüp çığ olmasından çok daha iyidir bu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Ak Koyun:</em></strong><em> “&#8230; Bir kez daha özür dilerim. Kara Köpeğin size sataşması, bizim hatamızdan ve benim iyiliğimi düşünmesinden kaynaklandı.”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Maskeli Adam:</strong> “Sanki bana epey keyfî ve tek taraflı bir şeyler söyleniyormuş gibi geliyor ama kuhahahaha.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendi tarafının hatası için özür dileyen Ak Koyun’a karşı, maskeli Kara Köpek kelimenin tam anlamıyla hiçbir şey bilmiyormuş gibi davrandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böyle savunulmaya değmeyecek Kara Köpeği bir yana bırakıp aynanın ötesindeki kızın bakışları kıpırdadı—— bu, Ak Koyun’un görebildiği Subaru’nun sırtına dikkatinin yöneldiğinin kanıtıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu doğrularcasına Ak Koyun, Subaru’nun sırtında uyuyan Crusch’a bakarak&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Ak Koyun:</em></strong><em> “Biz, Crusch Karsten-san’ı koruma altına&#8230; hayır, güvenceye altına almak istiyoruz. O hanımın gücüne ihtiyacımız var.”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Crusch-san’ın gücüne mi?.. Yoksa sol gözünden mi bahsediyorsun?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru hızlıca, sırtındaki Crusch’ın göz bandıyla örtülü sol gözünü düşündü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onda açıkça meydana gelen değişimin ya da o Ejderha Gözü’nün hedef alınması gayet olasıydı. Ak Koyun’un da özellikle “koruma” yerine “güvence” diyerek düzeltmesi, yalnızca can güvenliğini sağlamayacaklarını kanıtlıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat Subaru’nun bu tahminini boşa çıkaran Ak Koyun, “Sol gözü?” der gibi şaşkın bir hâl aldı ve&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Ak Koyun:</em></strong><em> “Bana gözle ilgili hiçbir şey söylenmedi. Bizim ihtiyacımız olan şey, Crusch Karsten-san’ın sahip olduğu Rüzgârı Okumanın İlahi Korumasıdır.”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——İlahi Koruması&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Ak Koyun:</em></strong><em> “Evet. O güce ihtiyacımız var. ——Sevgili Çocuklarla savaşmak için.”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Diyerek Subaru’nun kulağına tanıdık gelmeyen o sözcüğü; güçlü bir kararlılıkla, azimle ağzından çıkarıverdi.</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">△▼△▼△▼△</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Sevgili Çocuklarla savaş.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ak Koyun, o savaş için Crusch’ın İlahi Koruması’na ihtiyaçları olduğunu söylemişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Crusch’ın sol gözüne yerleşen Ejderha Gözü’yle alakasız şekilde, onun bizzat kendisini güvenceye almayı amaçladıklarını duyunca Subaru, konuşmanın odak noktasının kaydığını hissetmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zaten burada hiç tanımadığı bir düşmanın varlığından bahsedileceği aklının ucundan bile geçmemişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Yine kafam karışmaya başlasa da&#8230; şu ‘Sevgili Çocuklar’ dediğin şey tam olarak ne?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Ak Koyun:</em></strong><em> “Bizim düşmanımız. Muhtemelen sizin için de öyledir, Natsuki Subaru-san&#8230;”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “&#8230;Bunu, şu anki acil duruma bağlayabilirim, değil mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Ak Koyun:</em></strong><em> “——Evet. Şu an Kraliyet Başkenti’ndeki karmaşanın fitilini ateşleyen kişiler onlardır.”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu karmaşanın merkezindeki düşmanlar oldukları açıkça söylenmesiyle Subaru’nun nefesi kesiliverdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Açıkçası Ak Koyun’un bu beyanı, şu an Subaru için her şeyden daha önemliydi. Kimin düşman olduğunu, amacın ne olduğunu hiç anlamadan kargaşanın tam ortasında kalmıştı; mevzu buydu. Sırf istediği bilgiyi anlaşılır biçimde ortaya koyması bile Ak Koyun’a duyduğu sempatiyi artıracak kadar değerliydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Sevgili Çocuklar mıdır nedir, onlarla savaşmak adına Crusch-san’a ihtiyacınız olduğu için bizimle iletişim kurduğunuzu varsayarsak o maskeli herifi müzakereci olarak göndermeniz epey felaket bir <em><u>hata</u></em> değil midir?..”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Ak Koyun:</em></strong><em> “H-Hayır, şey, şu an Kraliyet Başkenti birbirine girmiş durumda ve Kara Köpek kadar becerikli biri olmadıkça insanın dikkatsizce dışarı çıkması dahi tehlikelidir&#8230;”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kara Köpek:</strong> “Aaayrıcaaa, rastgele peşine takıldığım adamın doğru kişi çıkması da tesadüftü, müzakereci olarak seçilmiş falan değilim. Bu yüzden bunu Ak Koyun’un suçuymuş gibi ithamlarda bulunmayın, tamam mı?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Bunu söyleyip nasıl hâlâ böbürlenebiliyorsun, doğrusu? Yoksa ona <em><u>asist</u></em> yapmaya mı niyetliydin, sanırım? Öyleyse sorun senin <em><u>inceliğinden</u></em> çok, insanı anlamıyor oluşundan, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kara Köpek:</strong> “Kuhahahaha, lağım kokulu elbiseli bücüre bak hele. O ağzını kapatıp susturayım mı seni ya?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tehdit amacıyla savurduğu dev alev ve sözleri yüzünden Beatrice’in Kara Köpeğe duyduğu düşmanlık güçlüydü. Kara Köpeğin küçümser tavırlı karşılığı da eklenince Subaru’nun da sempati duyabileceği biri hiç değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Buna ek olarak Kara Köpeğin az önceki sözlerinde Subaru’nun takıldığı bir kısım da vardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Az önce peşine takıldım mı dedin? Bu da demek oluyor ki&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kara Köpek:</strong> “Gözü keskin, fırsatı kaçırmayan bir adamsın, Şövalye-sama! Aynen öyle, harbiden öyle! Hedefi gelişigüzel aramak zaman, emek ve hayat israfı değil midir ya? Bu yüzden ben de başka bir yol kullandım. Yaniii, onu bulacak gibi duran bi’ adamın peşine takılıverdim! Şimdi de kokuşmuş suyun içinde.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Kokuşmuş suyun içinde&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Oyy! Sikikler, ne kadar daha keyifli keyifli konuşacaksınız! Beni çıkarın artık lan!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kara Köpek kalçasını iki yana sallayarak cevap verince Subaru kanalizasyon suyuna baktı, tam da orada bunca zamandır öylece ortada bırakılmış Rachins öfkeyle bağırıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Felt’in talimatıyla Kraliyet Başkenti’nin arka sokaklarını iyi bilen Rachins’in Subaruları bulması büyük bir başarıydı ama anlaşılan Kara Köpek ve yanındakiler de bunu kullanmıştı. Gerçi bu yüzden Subaru’nun Rachins’e duyduğu minnettarlığın azalması da yalnızca ufacık bir parçayla sınırlıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Onu sonsuza kadar suda çırpınır hâlde bırakmak da olmaz şimdi. Çıkarabilir miyiz?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kara Köpek:</strong> “Çıkarabilir misiniz? O kadar pis, kokuşmuş suya batmış birini mi? Benim fikrime göre onu öylece, olduğu gibi batmış hâlde bırakırsak konuşma hijyenik açıdan daha sağlıklı ilerler gibi.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun:</strong> “&#8230;Kara Köpek, ola ki birine sorun çıkardıysan&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kara Köpek:</strong> “Tamam, tamam yaaa! O herifin suya atlamasında benim de azıcık, birazcık sorumluluğum olabilir. Sırtındaki düşesi düşürüp geri kalan herkes kömür gibi yanmış olsaydı işimiz kolaylaşırdı diye minicik, çok azıcık düşünmüş de olsam.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Daha da berbat şeyler söyleyip gözümüzdeki itibarını düşürmeden hemen önce hareket etsen iyi olur, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Konuşulabilir durumda olan Ak Koyun’un kazandığı olumlu itibar, Kara Köpeğin gereksiz sözleriyle yerle bir oluyordu resmen. O tehditvari ateşin gerçek niyeti ortaya çıkmasıyla onun tehlikeli biri olma itibarı daha da artmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu akıllarında tutarak Subaru’yla Beatrice bir adım geri çekildi ve kanalizasyona düşmüş Rachins’e Kara Köpeğin el uzatışını temkinli şekilde izledi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onun seviyesindeki bir büyücünün yanında bakışları başka bir yöne çevrildi diye rahat edecek değillerdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve Subarugillerin bu temkini——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Ah?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kanalizasyona doğru çömelmiş Kara Köpeğe değil, bambaşka bir tuhaflığı fark etmelerine yaradı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çıt diye, bir yerde ince porselene tırnak sürtülüyormuş gibi bi’ ses çıkıverdi. Subaru’nun bakışı refleksle sesin geldiği yana döndü. ——Kanalizasyonun derinlerinde, Rachins’in Kara Köpeğin ayaklarının dibine fırlatıp orada bıraktığı lagmite cevherinin zayıf ışığında birinin gölgesi beliriverdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir kadın.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Siyahla gri arasında bir pelerine bürünmüş, dalgalı koyu yeşil saçlarını yakasının içine tıkıştırmış, gözlerinin altında da belirgin koyu halkalar olan yüzü solgun bir kadın.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir anlığına Subaru, bu kadının da Kara Köpek ya da Ak Koyun’un yoldaşı olup olmadığını düşündü. Fakat bunu sormasına fırsat kalmadan görüş alanındaki kadın harekete geçti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Elinin birini gevşekçe aşağı sarkıtmıştı. Diğer sol eliyle de—— göğsünün önüne kaldırmış, parmaklarının arasında da beyaz bir parçacığa benzeyen bir şeyi tutuyordu. O parça, parmaklarının hareketiyle ezilip kırıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Hemen ardından kadının ayaklarının dibinden uzayan çatlak, kanalizasyonun taş döşemesinde bir yılan edasıyla kıvrılarak Subarugillere doğru yaklaştı.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1920" height="1440" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/image-217.png" alt="" class="wp-image-9011" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/image-217.png 1920w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/image-217-2000x1500.png 2000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/image-217-1000x750.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/image-217-768x576.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/image-217-1536x1152.png 1536w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/8_humi/status/2076229879604068862">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins:</strong> “Uoooooh!?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu dehşet verici değişim karşısında, Kara Köpeğin elini tutmaya çalışan Rachins bağırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İlerleyen çatlak yalnızca zemini değil; duvarlara, tavana, kirli kanalizasyonun taşlarını birbiri ardına aşarak yayıldı ve eski, nemli Kraliyet Başkenti’nin temelini taşıyan temel yapısını sütümsü bir bulanıkla boyadı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sanki gözle görülen her şey camla yer değiştirip duruyordu.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1442" height="2048" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/image-221.png" alt="" class="wp-image-9175" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/image-221.png 1442w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/image-221-1408x2000.png 1408w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/image-221-704x1000.png 704w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/image-221-768x1091.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/image-221-1082x1536.png 1082w" sizes="auto, (max-width: 1442px) 100vw, 1442px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/112oVic2/status/2072327307310858446">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Ak Koyun:</em></strong><em> “——Kara Köpek!”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Tuhaflık aynanın ötesine de ulaşmış olacak ki Ak Koyun çığlığa yakın bir sesle bağırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak üzücü gerçek şuydu: O ne kadar sesini yükseltirse yükseltsin, ayna aracılığıyla uzaktaki Subarugillerin tarafına müdahale edemezdi. ——Yine de sesini yükseltmesinin bi’ anlamı da vardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kara Köpek:</strong> “Ağlayıp o titrek sesinle çığlık atma be, biliyorum!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çünkü o tek sesle birlikte Kara Köpeğin üstüne sinmiş kötü şakacı tavrı silinip gitmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kara Köpek hızla bedenini çevirdi ve yayılmakta olan çatlağın önüne pervasızca dikildi. Maskesinin ardında görünmemesi gereken bakışlarının, karanlığın içindeki kadına keskin biçimde saplandığı anlaşılıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kara Köpek gürültülü bir şekilde dilini şaklattı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kara Köpek:</strong> “En kötünün de kötüsü! Sen bu anda, tam burada mı ortaya çıkıyorsun?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Tanıyor musun onu?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kara Köpek:</strong> “Tanımak da karşılaşmak da istemediğim birisidir o. Çatlatan Clarissa—— Sevgili Çocuklardan biri!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kara Köpeğin tükürür gibi söylediği isim karşısında Subaru da aynanın ötesindeki Ak Koyun da nefeslerini tuttu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Clarissa denen o kadın cevap vermedi. Sadece aşağı sarkıttığı elindeki keseden bi’ başka küçük parça çıkardı. Küçük bir taş gibi görünüyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kara Köpek:</strong> “Dur dur dur dur, burada onu kırarsan——”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kara Köpek onu durdurmak için refleksle bağırdı ama taşın kırılması çok daha hızlıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çat diye berrak bir ses kanalizasyonda yankılandı—— ve bunu işaret edercesine sonraki yıkımı vuku buldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Yok artık!..”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çatlaklarla yarılmış, yarıklar çizilmiş kanalizasyonda yeni bir yıkım vuku bularak ilerledi; Subarugillerin hemen yanındaki duvar sütümsü bi’ renkle bulanıklaştı, ardından tavandan kopan parçalar Subarugillerin üstüne çöküp onları ezmeye başladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Beatrice!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Biliyorum, sanırım!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Buna karşılık veren Beatrice, çöken tavana doğru beş parmağını açtı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">EMT’yi de EMM’yi de kullanmışlardı, enerjileri bitmiş ve doğru düzgün savaşamayacakları bir durumdaydılar. Yine de yetersiz kaynaklarla idare etmek Subaru’yla Beatrice ikilisinin en önemli kaynağıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Murak!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Büyülü bu sözler gerçekliği manipüle ederek, üstlerine çöken tavanın parçalarını soluk bir ışığa dönüştürüldü ve öldürücü seviyedeki ağırlıkları da çakıl taşı kadar hafif bir seviyeye indirgendi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru, o hafif taş yağmurundan sırtındaki Crusch’ı koruyup Beatrice’i de kendine çekerken büyük bir sıçrayışla geriye çekildi—— ve bir sonraki anda da ağırlığı geri dönen çöküntü, kanalizasyonun yarısını dolduruverdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kara Köpek:</strong> “İyi iş, harikasın bücür! O anda hiç de fena olmayan bir karardı!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Sen de araya kaynayıp o çöküntüden kurtulduğuna göre, n’olduğunu tane tane anlatman gerekiyor, doğrusu! O kadının kim olduğunu!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kara Köpek:</strong> “Özel güce sahip biri! Eşyaları kırar! Parçalar! İçine kapanık, konuşması hiç de keyifli olmayan bir kadındır! Şimdi de bizi gebertecek!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beatrice’in müdahalesinin artığından yararlanıp çöküntüden kurtulan Kara Köpek; gülüyormuşçasına bağırdı, ardından yıkılıp geçidi kapatan molozlara doğru büyük bir rüzgâr yapıp taş parçalarından oluşan böylesi bir fırtınayı koridorun derinlerine boşalttı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Saldırı hedefini şaşmadan, koridorun derinlerindeki Clarissa’ya doğru ilerledi fakat—— <em>çat</em> diye yine hafif bir ses duyulduğu anda, hücum eden havadaki taş parçaları kırıldı ve ona varana kadar toza dönüşüverdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Eee, o taşları kırmasıyla bir alakası var mı?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru, Clarissa’nın hareketlerine gözlerini dikti. Sol elinin kırdığı taş tozunun döküldüğünü görünce o anormal yıkımı doğuran mantığın bizzat bu hareketin içinde saklı olduğunu tahmin etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve Clarissa’nın elindeki kesede, bunun için kullanabileceği daha pek çok küçük taş bulunduğunu da.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Oy, ateş kullan! Somut olmayan bir şeyi kırıp durduramaz ya!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kara Köpek:</strong> “Mantıklı, kesinlikle haklısın ama ne yazık ki! Ateşi çoktan kullandım, elimde o kart yok artık!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Haaah?! ——Bu çok kötü oldu!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kara Köpeğin anlamsız reddi karşısında Subaru sarsılırken görüş alanında Clarissa bir sonraki küçük taşı parmaklarının arasına almıştı bile; hareketi pürüzsüzdü, sanki kutsal bir ayini icra ediyormuşçasına.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subarugillerin çevresinde zemin de duvarlar da çoktan çöküşün eşiğindeydi. Clarissa o parçayı kırarsa kanalizasyonun bu bölümü tek seferde paramparça olabilirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böyle giderse——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins:</strong> “——Oyy! Bu tarafa! Buraya doğru gelin!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Hık, Chin?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tam o sırada kanalizasyon suyundan umutsuz bir çağrının gelmesiyle Subarugiller o tarafa doğru döndü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Baktıklarında da suyun üzerinde duran Rachins’in bir eliyle kanalizasyonun duvar kenarına tutunduğunu, diğer eliyle de siyah bir şeyi çektiğini gördüler. ——Paslı bir zincirdi bu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Siyah çamura bulanmış zinciri suyun dibinden çekip çıkaran Rachins, yüksek sesle bağırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins:</strong> “Çökeltme havuzu! Ana akıntının yanında, ağzına kadar lağım çamuruyla dolu!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Çökel&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kanalizasyonun işleyişine dair bu ani açıklamayı duyan Subaru’nun sırtından bir elektrik akımı geçti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çökeltme havuzu, içinde biriken çürümüş lağım çamuruydu. Bu, en kötü ihtimal demekti——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Ciddi misin sen be!..”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins:</strong> “Heh! Kafan çalışıyormuş demek.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Pis suya sırılsıklam batmış, saçları alnına yapışmış berbat bir hâlde olan Rachins; yine de dört yanı beyaz görünen gözlerini ışıl ışıl parlatıyordu. Aynı fikre ulaşan Subaru’ya sırıttı ve tüm gücüyle kolunu çekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Paslanmış, pisliğe bulanmış zincir boğuk bir ses çıkardı—— gırrr diye, suyun dibinden ağır bir ses yükseldi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sanki o sese eşlik eder gibi duvar kenarındaki su yüzeyinden kabarcıklar yükselmeye başladı. Başta minik minik patlayan kabarcıklar giderek çoğaldı ve siyah su yüzeyini bir anda kaynatmaya başladı. ——O anda, zaten kötü kokuyla dolu kanalizasyon havası, bundan da beter, çürük yumurtayı andıran bir kokuyla kaplandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rachins’in niyetini anlamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tereddüt edecek zaman yoktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Crusch-san’ı——”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sırtında uyuyan Crusch’ı düşününce Subaru bir an ne yapması gerektiğinde kararsız kaldı. Bundan sonra yapacakları düşünülürse bilinci kapalı Crusch fazlasıyla tehlikedeydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun tereddüt ettiği o anda Kara Köpek harekete geçti. ——Birdenbire Subaru havalanıverdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Sen ne—— hık!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kara Köpek:</strong> “Fırlatıp atmasını, kırıp parçalamasını beklemek yerine en doğrusu bu!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu söylerken Kara Köpek; Subaru’yu, Crusch’ı ve Beatrice’i de yanına katarak bir anda kanalizasyon suyuna atladı. Tam suya çakılacakları anda—— Subaru’nun görüşü ansızın siyah bir şeyle kaplandı ve gelmesi beklenen pis su onları karşılamadı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Baktığında da bunun Kara Köpeğin toprak kütlesinden oluşturduğu, Subarugilleri tamamen sarıp içine almaya çalışan ve henüz tamamlanmamış devasa bir top olduğunu gördü——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Ak Koyun:</em></strong><em> “Lütfen! İnanın ona!”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu ani durumun içinde aynaya yansıyan Ak Koyun var gücüyle yalvardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onun sözleriyle cesaret bulan Subaru, batmakta olan toprak yarımkürenin içinde hemen yanındaki Beatrice’e Crusch’ın bedenini emanet etti ve kapanmakta olan topun dışına elini uzattı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Gel, Rachins!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins:</strong> “Bana emir verip patronluk taslama lan!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zinciri sonuna kadar çekmiş olan Rachins beceriksizce duvarı tekmeleyip onlara doğru uçuverdi. Subaru, uzanan Rachins’in kolunu yakaladı ve o ince bedeni tek hamlede yarımkürenin içine çekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birbirlerine dolanarak sırtüstü yere yığıldılar. Hemen ardından yarımkürenin tamamen kapanmasıyla küçük taş parçasının kırıldığına dair zayıf ses neredeyse aynı anda duyuldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sarsıntı da gümbürtü de kapalı toprak kütlesinin kalın duvarının ötesinden geliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat ondan da fazlasını——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins:</strong> “Paramparça ol. ——Goa.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun üstüne yığılmış hâlde duran Rachins, bunu tükürür gibi söyleyip parmaklarını şıklattı. ——Hemen ardından kırmızı ışığın toprak duvarın ötesinden yayıldığı görüldü, ardından sesi de darbesi de gecikmeli geldi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Hık!?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünya, resmen karnına yumruk yemişmişçesine sarsılırken Subaru çığlık atıverdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Suyun içinde olsalar da toprak topunun içinde olsalar da inanılmaz sıcaktı. Kör edici kadar da parlaktı. Kulak zarlarını parçalarmışçasına bir patlama sesi infilak etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——<em>ah</em>.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sese dönüşemeyen bu çığlık, Natsuki Subaru’nun bedeninin içinde kudurup durdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gümbürtüyle, korkunç bir hızla yer ve gök dönüyor; suyun içine batmış toprak top müthiş bir akıntıya kapılıp defalarca büyük şeylere çarpıyor, dövülüyor, bayılma noktasına hızla gidiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çökeltme havuzunda biriken şey büyük miktarda pislikten doğan yanıcı gazdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rachins o çökeltme havuzunun kapağını açmış, dışarı taşan büyük miktardaki gazı da ateş vererek kendilerini hedef alan Clarissa’yla beraber kanalizasyonu havaya uçurmuştu. ——Yoo, kanalizasyona tam olarak ne olduğunu bile bilmiyordu ki. Göremiyordu ki. Duyamıyordu ki. Bilinci oraya ulaşamıyordu ki.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sadece dalgalanan suyun ve oradan oraya savrulan toprak topun şiddeti içinde yoğrulurken Subaru tüm gücüyle kucaklamaya alışkın olduğu o küçük şeyi, koruması gereken o kişiyi sımsıkıca, çok ama çok sıkıca kucakladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dişlerini sıkıp dayandı. ——Şu an Subaru’nun yapabileceği en iyi şey buydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dişlerini sıkıp dayandı, dayanmaya devam etti, devam etti ve devam etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilinci, gözle görülmeyen bulanık bir akıntıyla yutuluncaya dek hep ama hep dayanmaya devam etti——</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">△▼△▼△▼△</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Gözlerini açtığında ilk hissettiği şey kokuydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çürük yumurta kokusu değildi bu. Pisliğe bulanmış kanalizasyon kokusu da değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Burnuna gelen şey alkol kokusuyla kuru bir bezin karışımıydı. Ateş kullanılmadan ısıtılmış olan o hava burun deliklerinden geçip içeri doldu, fazlasıyla temiz hissettiren o havayı var gücüyle içine çektiği gibi—— boğulurcasına öksürdü.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Gağh! Göğh! Öfğhk!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Vaayaaa, sanırım!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Deliler gibi öksürerek bedenini sıçratan Subaru’nun göğsüyle karnının üstündeki ağırlık da aynı şekilde sıçrayıverdi, ardından böylece şirin bir çığlık atıverdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gözlerini açarak bulanık görüşünü birkaç kez kırparak netleştirdi. Zamanla uzanmış hâldeki Subaru’nun hemen yanında asık suratlı Beatrice’i seçebildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Omuzlarına battaniye örtmüş Beatrice’i karşısında görünce Subaru’nun dudakları titredi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Beako&#8230; iyi misin?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Bi’ şekilde idare ediyoruz, doğrusu. Kıl payıyla kurtulmadık, yüz kıl payıyla falan kurtulduk, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Kıl payındaki kıl, tek bir saç teli anlamına geliyor; sayıyı artırınca işin anlamı da değişir&#8230; Neyse, bunun sırası değil. Senle ben sağlamsak diğerleri de——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Sakin ol bi’, doğrusu. Yaygara koparmadan önce etrafına bak, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öne atılan Subaru’nun alnı, Beatrice’in eliyle şak diye durduruldu. Küçük avcu alnını bastırırken Subaru, gözlerini oynatmasıyla fark etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun yattığı yerin hemen yanında, başka bir yatakta Crusch da uzanıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Crusch-san&#8230; çok şükür. Bir şeyciği yok&#8230; değil mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Duyduğum kadarıyla yok, doğrusu. Ama o zamandan beri bir kez bile gözlerini açmadı, sanırım. O gözün getirdiği yorgunluğun ne kadar süreceği Betty için de belirsiz, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Öyle mi&#8230; ah, Chin de buradaymış he. İçim rahatladı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yatağın üstünde uyumaya devam eden ve göğsü düzenli aralıklarla inip kalkan Crusch’ı görüp rahatlamışken, onun ötesindeki uzun kanepede Rachins’in battaniyeye sıkı sıkı sarılıp rulo hâline getirilerek yattığını gördü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gözlerini açmasa da koltuğun rahatsızlığından mıdır bilinmez ama uyurken bile kaşlarının arasını kırıştırmış, anlaşılmaz bir şeyler mırıldanıp duruyordu. ——O pratik zekâsıyla Subarugilleri kurtaran başrole göre epey kaba bir muamele görüyordu, bu düşünceyle Subaru’nun yüzünde buruk bir tebessüm belirdi ama&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “&#8230;Burası neresi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rahatlamanın etkisiyle gücü çekilen Subaru, elini yatağa dayayınca nihayet o soruya ulaştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Burası yalnızca kokusuyla değil, görüntüsüyle de kanalizasyondan tamamen başka bir yerdi. Taştan yapılma odada pencere yoktu, aydınlatma yalnızca küçük bir lambadan geliyordu. Yatağın yanında sürahi, sargı bezleri ve katlanmış kumaşlar düzenli biçimde duruyordu; aklından belli belirsiz sağlık terimleri geçti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Ya da bir nevi, gizli bir sağlık ocağı falan mı? Firari bir doktorun sığınağı gibi&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “——Hık! Uyandınız mı Natsuki Subaru-san?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gelişigüzel yargılarını dile getirmesinin hemen ardından, yandan gelen beklenmedik bir ses Subaru’ya ulaştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru dönüp bakınca odanın girişinde bir kızın—— ayna üzerinden gördüğü kişinin durduğunu gördü. Uzun lacivert saçlarını iki yandan bağlamış, siyah takım elbiseli kız—— o Ak Koyun’du.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aynadan değil, yüz yüze gördüğü Ak Koyun iki elini göğsünün önünde yumruk yaparak açtı, sonra yine yumruk yapıp tekrardan açtı; bunu birkaç kez tekrarladıktan sonra da&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun:</strong> “Ç-Çok şükür&#8230; sizlerin başına bir şey gelecek diye içim içimi yiyip bitiriyordu&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Bu&#8230; endişelendiğin için teşekkür ederim?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun:</strong> “Evet! Yo! Şey? Hangisi uyar ki?..”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özür mü dilemeliydi teşekkür mü etmeliydi yoksa sitem mi etmeliydi? Hangisini hangi sırayla ele almaları gerektiğine karar veremeyen Subaru’yla Ak Koyun, aynı anda kısa devre yapıverdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Oradan çıkmama yardım ettin” demesi kesindi. Ama ondan hemen önce, Ak Koyun’un yoldaşı Kara Köpek tarafından tehdit edildikleri de bir gerçekti; bu durumda hangi tepkinin doğru olacağı sorusu son bulmuyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tam bunu düşünürken——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “——Ak Koyun, Natsuki-dono’yu zor durumda bırakmamalısın. Sen Kara Köpek’ten farklı olmalısın. Aksi hâlde izlenecek yolu baştan düşünmemiz gerekebilir.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu ses odanın girişinde telaşla bocalayan Ak Koyun’un hemen arkasından gelmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O sesi duyup sesin sahibinin kendini göstermesiyle Subaru’nun nefesi kesilip gözleri büyüdü. Daha şimdiden, bugün için fazlasıyla şaşkınlık yaşadığını sanmıştı ama yine de hep üstüne yenisi ekleniyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çünkü Ak Koyun’la birlikte ortaya çıkan o kişiyi Subaru da tanıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Sen&#8230; Russell&#8230; san?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun tutuk bir sesle dile getirdiği isim, çok daha önce yollarının kesiştiği birine aitti—— Kraliyet Seçimi’nin başladığı ilk günlerde tanıştığı, hemen ardından Beyaz Balina’yı avlama savaşına destek malzemeleri sağlaması için gidip görüşme yaptığı, doğrudan savaş alanında yan yana dizgin tutmuş olmasalar bile aynı düşmana karşı savaşmış sayıldıkları o tüccara.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kraliyet Başkenti’nin Ticaret Loncası Başkanı ünvanını taşıyan Russell Fellow oradaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kafasının içinde karmaşa ve şaşkınlık son haddine ulaşmışken Subaru, ağırbaşlı bir duruşla duran Russell’a yalnızca donakalmış hâlde baktı. Subaru’nun bu bakışı karşısında, özenle dikilmiş takım elbisesini giyen centilmen gülümsedi ve derince başını eğdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nedense o gülümseme Subaru’nun içini ürpertiverdi. ——Bu, sıradan bir tüccarın yüzünde bulunmayacak kadar çok niyeti ve hesabı taşıyan bir gülümsemeydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve Subaru ürpermekte tamamen haklıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “Sizinle böyle karşılaşabilmiş olmamız gerçekten de büyük bir şans, Natsuki-dono. Krallığın karşı karşıya kaldığı ve eşi benzeri görülmemiş bu krizi karşısında, gücünüzü ve ferasetinizi bize ödünç vermenizi özellikle rica ediyorum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Krallığın karşı karşıya kaldığı bir <em><u>çıkmaz</u></em> mı, bu şey&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “Evet.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Durum hiç de gülünecek gibi olmadığı hâlde, Russell gülümsemesini koruyarak devam etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Söylediği şeyse——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “——Düşmanın amacı, Krallığı sessiz, sedasız bütünüyle istila etmektir. Şimdilerde krallığın kalbi, yıllardır süregelen ezelî düşmanımızın eline düşmüş olup yok oluşun eşiğindedir.”</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1352" height="1920" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/image-223.png" alt="" class="wp-image-9178" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/image-223.png 1352w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/image-223-1408x2000.png 1408w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/image-223-704x1000.png 704w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/image-223-768x1091.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/image-223-1082x1536.png 1082w" sizes="auto, (max-width: 1352px) 100vw, 1352px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/112oVic2/status/2071601382638108699/">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div><p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-20-aynadaki-koyun-maskeli-kopek/">Kısım X, Bölüm 20 – “Aynadaki Koyun, Maskeli Köpek”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-20-aynadaki-koyun-maskeli-kopek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kısım X, Bölüm 21 – “Altı Dil”</title>
		<link>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-21-alti-dil/</link>
					<comments>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-21-alti-dil/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bertiel]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Jun 2026 20:45:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ana Hikâye]]></category>
		<category><![CDATA[Kısım 10]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.rezeroturkce.com/?p=8682</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-21-alti-dil/">Kısım X, Bölüm 21 – “Altı Dil”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<p>※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ Çevirmen: Bertiel Ek Düzenleme: Qua Redaktör: akari Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-21-alti-dil/">Kısım X, Bölüm 21 – “Altı Dil”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-21-alti-dil/">Kısım X, Bölüm 21 – “Altı Dil”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1536" height="1920" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-13.png" alt="" class="wp-image-8684" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-13.png 1536w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-13-1600x2000.png 1600w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-13-800x1000.png 800w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-13-768x960.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-13-1229x1536.png 1229w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/poppokopopop/status/2058944388924149914?s=20"><strong>Görsel Sahibi</strong></a></figcaption></figure>
</div>


<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Çevirmen: Bertiel</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Ek Düzenleme: Qua</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Redaktör: akari</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong><strong><strong>Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire, universe, Yağız D, Metin K, equ, Sakuta Hijiri, Emirhan D, Kerem Y, jnxleus, Yusuf Esat Ç, Salim, Elma Can, EuphoriaLux, Efe S, Yiğithan S, The Emre, Arman, Karagürz, Furkan Ş, Kaan Ö, Süleyman Y, Anıl U, Hydra, Bayram Ö, Sweet, Rayko Nora, Rüzgar Yağız C, Alperen&#8217;in Gözünden, Melih Kaan K</strong></strong>, Efe Ç.</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Destek vermek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://rezeroturkce.com/bilgi-kosesi/destek/" style="color: #9b51e0;">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Discord’a gelmek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://discord.gg/rezeroturkce" style="color: #9b51e0;">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Lugunica Krallığı’nın tarihî boyunca eşi benzeri görülmemiş bir kriz, ulusu yok oluşa sürüklüyordu&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yatağın üzerinde doğrulmuş hâlde bunu dinleyen Subaru, önce kendi yanağını çekti. <em>Aovv.</em> Yani burası kesinlikle gerçeklikti, rüyanın devamı falan değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Başka bir deyişle——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Keşke kâbus devam ediyor deselerdi… ‘ne oluyor lan’ dedirten şeyler üst üste binip duruyor&#8230; ben lanetli falan mıyım be? Şok edici şeyler gereğinden çok oluyor&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Bu durumda lanetli olan sadece Subaru da olmaz, sanırım. İçin rahat olsun, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“İçim hiç rahatlamasa da benimle beraber lanetlendiğin için sağ ol. Seni seviyorum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Betty de seni seviyor, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendi yanağını çekmekte olan elini indirip bu kez o elle Beatrice’in başını okşadı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yatağın yanında onunla aynı kaderi paylaştığını söyleyen güvenilir partneri, şu anki durum hakkında Subaru’dan daha fazla şey biliyormuş gibi görünmüyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böylelikle de bayağı bir şey biliyormuş gibi duran Ak Koyun’la Russell’a bu kez birçok şey sormak istese de——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“——‘Şok edici’. Şaşırmak ya da sarsılmak gibi bir anlamı vardı, değil mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Eh? Aa, evet evet, doğrudur&#8230; doğru olmasına da nasıl? Memleketimdeki kelimeleri Otto dışında bir çırpıda çözebilen pek kişi yoktur da.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“Büyütülecek bir şey değil bu. Sadece, son zamanlarda Roswaal’dan gelen mektuplara sık sık böyle aşina olmadığım sözcükler karışıyordu&#8230; Şifre çözmek başlı başına uğraş istiyorken keşke şu yersiz şakalarını da bi’ kenara bırakıverse.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Roswaal’la mektuplaşıyor muydunuz&#8230; doğrusu?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun ağzından çıkan sözcüğe neden tepki verebildiğini açıklayan Russell’a karşı Beatrice yuvarlak gözlerini kıstı, temkini belli belirsiz artırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Normalde kendilerine yakın birinin adı geçince insanın biraz olsun içi rahatlaması gerekirdi fakat o kişi öylece, kolayca kabullenilemeyecek olan Roswaal’sa işin rengi değişirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anlaşılan Russell da aynı şeyi düşünmüş olacak ki “pes doğrusu” der gibi omuz silkip&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“Roswaal’ın Natsuki-dono’ya ve kampınızdakilere nasıl davrandığını -beni ilgilendirmese bile- ister istemez düşünüp duruyorum. Yine de onu savunmam gerekiyorsa benim eski bir dostumdur diyebilirim. Sanırsam artık on beş yıllık bi’ tanışıklığımız olmuştur.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“On beş yıl mı!.. Bu bir ilişki için&#8230; epey uzun bir süre. Eh, o hâlde belki de Beyaz Balina’nın avında bize güç veren kişi&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“Ah, o konuda endişelenmenize gerek yok. Ticaretle dostluk bambaşka çizgilerde duran şeylerdir. O zaman Natsuki-dono’ya yardım etmem tamamen kendi kararımdı, Roswaal’ın araya girebileceği bir durum yoktu. Hatta rica etseydi de reddederdim diyebiliriz.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Hıh, anlaşılan Roswaal’ı doğru değerlendiriyorsun, sanırım. Bana ‘birbirimizin hâlinden anlarız, <em><u>best fırendiz</u></em>’ falan deseydin hemen şu kapıdan çıkıp giderdik, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Beako, başka birini kötüleyerek karşındaki elde etmeye çalışmak tam Roswaallık bir hareket ama&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine de Russell’ın bu cevabı Subaru açısından sevindiriciydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cruschgillerin planladığı Beyaz Balina avına ittifak yaparak katılabilmek için Subaru’nun kendi başına düşünüp ikna ettiği kişiler Anastasia’yla buradaki Russell’dı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Russell’la pazarlığa zemin hazırlayan kişi Roswaal olsaydı -sonuç aynı kalsa bile- Subaru’nun kendi gözündeki değerine biraz gölge düşerdi o kadar.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun: </strong>“Ş-Şey, Gümüş Tilki&#8230; Konuyu ilerletsek daha iyi olmaz mı?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böylece araya giren, konunun dışında bırakılmış olan Ak Koyun’du.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kaygılı bir şekilde gözlerini yukarı kaldırıp Russell’a bakan kadın, sohbetin pürüzsüz ilerlemesini sağlamaya çalışmış gibiydi fakat o tek cümleye, Subaru’nun aklını kurcalayacak yeni bir unsur daha eklenmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“——Gümüş Tilki, ha? Konuyu daha ayrıntılı dinleyebileceğimi varsaymamda sakınca yok, değil mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“Elbette. Madem Natsuki-dono’yu böylece karşılayabildik, bizim de önce kalbimizi açıp sizden yardım istemeye hazır olduğumuzu göstermemiz icap eder. Ancak ondan önce&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“&#8230;Önce?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“Natsuki-dono’nun tehlikeli bir unsur olup olmadığını doğrulamak isterim. ——Sizin memleketinizde buna ‘şah çekmek’ mi deniyordu?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu da Roswaal’ın mektuplarından mı öğrenmişti bilinmez ama düzgünce kesilmiş çene sakalını okşayan Russell gülümsemesini derinleştirip Subaru’ya baktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun istemsizce yutkunmasıyla ağzının bir anda kuruması bir oldu. ——Tehlikeli unsur dendiğinde aklından ilk geçen şey -Kara Köpeğin anlattığı- Subaru’nun Günah Başpiskoposu olabileceği şüphesiydi. Bu dünyadaki tüm hakaretleri yemeyi sonuna kadar hak eden o şerefsizlerle aynı kefeye konulması aşağılayıcıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Russell-san, nasıl kanıtlayacağımı bilmesem de şüpheler doğru değildir. Benim Günah Başpiskoposu olduğum falan&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“Kendini sözlü şekilde savunmanın anlamı yok. Cadı Tarikatı’nın korkunçluğu da tam olarak burada yatar. Bunu siz de biliyor olmalısınız.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“——Bu yüzden lütfen bunu tutun.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sarsılmayan, soğuk bir tespitle Subaru başını eğecek gibi oldu. O sırada odanın girişinden yanına yaklaşan Russell’ın uzattığı bir şey Subaru’nun görüşüne girdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onu görür görmez Subaru nefesini tuttu. Orada duran şey——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“&#8230;<em><u>Cep telefonum</u></em> mu?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Boğuk bir fısıltı dökülen Subaru, kendisine verilen cep telefonuna gözlerini dikip baktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hiç şüphesiz cep telefonuydu bu. Üstelik Subaru’nun sevdiği eski tip kapaklı telefonlardandı; çok uzun zaman önce elinden çıkarmış olduğu, eski dünyasından yanında getirebildiği az sayıdaki eşyalarından biriydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nasıl elden çıkardığını unutacak değildi. Beyaz Balina avına verdiği yardımın karşılığı olarak onu tam da karşısındaki Russell’a sunmuştu. ——Üstelik cep telefonunun cadı canavarlarını yaklaştığında öten, sensör benzeri bir etkisi olduğunu da söylemişti; bunun yalan sayılmaması için de sözlerini ustaca eğip bükmüştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Yo, şey, Russell-san&#8230; bunu, nasıl desem, mazeretim yok desem yok ama kötü bi’ niyetim yoktu yani; mecbur kaldığım için yaptım, kimin yanlışıydı dersen aşırı derecede suçlu olan gene benim ama&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“N-N-Ne oldu Subaru, sanırım; sözlerin iyice birbirine girdi, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Böyle bir yerde geride bırakıp geldiğim günahımın iziyle karşılaşacağımı düşünmemiştim&#8230; a-ama! Bu suç yüzünden beni Günah Başpiskoposu saymak çok abartı, yani, onların aksine ben adam gibi özür dilemeye hazırım!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“——Hayır, gerek yok. Doğruladım. Sizin Natsuki-dono olduğunuz kesindir.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Günah Başpiskoposları özür dileyemez. ——Yoo, ağız ucuyla “teşekkür ederim” ya da “kusura bakma” diyen Günah Başpiskoposları vardır elbette ama yürekten pişman olup özür dileyen yoktur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yüzden bunu dayanak göstererek Günah Başpiskoposu varsayımını çürütmeye çalışan Subaru, Russell’ın beklenmedik cevabı karşısında tam tersine “Ha?” diyerek şaşırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Doğruladım dedin de elime sadece bi’ <em><u>cep telefonunu</u></em> tutuşturmadın mı?.. Aa, <em><u>cep telefonu</u></em> terimini bildiğim için falan mı? Masumiyetimin kanıtı bu mu?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“Yok, hayır. Bu benim elime geçmeden evvel Natsuki-dono’nun bu aletle ne yaptığını veya adını kaç kişiye yaydığını bilemeyiz. O yüzden böyle dış etkenlerden çok—— bizzat gözlerimle doğruladım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Gözlerinle mi&#8230; tüccar sezgisi gibi bir şey mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“Çok da yanlış değil. İlahi Korumadır. Değer Biçmenin İlahi Koruması da denir, gözlerim gördüğü şeylerin değerini tartıp biçebilir.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendi gözlerini işaret ederek Değer Biçmenin İlahi Koruması’nı açıklayan Russell, o parmağı Subaru’nun elindeki cep telefonuna çevirip “Ve&#8230;” diyerek devam etti&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“O Meteor, yalnızca Natsuki-dono’nun elindeyken değerini katbekat artırıyor.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Hık.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“Muhtemelen Natsuki-dono dışında kimsenin doğru düzgün kullanamayacağı bir eşyadır. Benim ya da başkalarının eline geçtiğinde o Meteor hiçbir ışıltı yaymıyor. Ancak sizin elinizdeyken durum farklı. Gerçi sessizliğe gömüleli çok oldu ama&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“&#8230;Muhtemelen <em><u>bataryası</u></em> bitmiştir. Buna rağmen hâlâ benim elimdeyken parlıyor mu?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“Evet, göz kamaştıracak kadar.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Demek öyle. Bunu yeniden şarj edebilecek tek kişi de benim, bu yüzdendi ha&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Elinde fazlasıyla özlediği o hissi ve ağırlığı tadarak Subaru kendisine söylenen sözleri sindirdi, Russell’ın yaptığı doğrulamanın mantığını çözmeye çalıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cep telefonu Subaru dışında kullanılamazdı. Dolayısıyla Subaru onu eline aldığında parlıyorsa bu o zamanki Subaru’yla şimdiki Subaru’nun aynı varlık olduğunun kanıtıydı——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“&#8230;Ha? Bi’ dakika yoksa Russell-san, <em><u>cep telefonunu</u></em> alsan bile kullanamayacağını en başından beri biliyor muydun?..”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“Onu tazminat olarak aldıktan sonra ancak emin oldum. Benim ya da adamlarımın elindeyken hiçbir değeri yok. Bir gün bunun hesabını sorma şansı yakalarsam sizi epey şaşırtırım diye düşünmüştüm.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Suç dolandırılanın suçudur diyorsun&#8230; hah, Subaru bunu bilseydi yapmazdı, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Gayet iyi kavramışsınız.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eşit şartlarda yapılan bir pazarlıkta Subaru, yalan söylemeden Russell’ı cep telefonunun değerine inandırmıştı. Orada hazır bulunan Crusch’ın Rüzgârı Okumanın İlahi Koruması da bunu kanıtlayabilirdi—— ama Beatrice’in dediği gibi Subaru’nun suçluluk duyması bambaşka bir konuydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine de hiç ummadığı şekilde yeniden karşılaştığı cep telefonunun Subaru’nun kimliğini garanti edeceği aklına gelmezdi. Böyle demek isterdi fakat bununla sorun tamamen çözüldü de denemezdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Bunu söylemek istemiyorum ama az önceki kanıtla sadece o görüşmedeki benle şimdiki benin aynı kişi olduğu doğrulandı. Diyelim ki ondan önce bile ben, ben&#8230; ben cadı&#8230; cadı tarikatı&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun: </strong>“Eh, varsayarak bile çok acı çekiyorsun gibi ama!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Bütün varlığıyla reddediyor, doğrusu. Hislerini anlıyorum, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Her neyse! Ya ben ondan önce de Cadı Tarikatı mensubuysam? Üstelik Günah Başpiskoposuysam?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendi adına bile iğrenç bir varsayımdı, ama şüpheyi giderecekse kusursuz bir masumiyet tercih edilirdi. En kötü ihtimal bile olsa bunu bizzat Subaru’nun dile getirmesinde anlam vardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ya da bunu azıcık bile güven malzemesi olarak görürlerse, kâr sayılırdı ama——,</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“Ondan önce derken&#8230; Kraliyet Seçimi’nin başladığı ilk zamanlardan mı söz ediyorsunuz?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Evet, aynen.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“Kraliyet Seçimi’nin başlangıcı denildi mi Natsuki-dono’nun Kraliyet Sarayı’nda epey gözü kara bir çıkış yaptığı olay akla gelir.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“E-Evet, aynen.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“Orada bulunan pek çok kişinin düşmanlığını kazanmıştınız neyse ki sonu şiddetle bitmedi, nihayetinde sadece itibarınız zedelenmiş oldu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“A-Aynen?..”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“O hâldeki Natsuki-dono’nun yerini Cadı Tarikatı alır mıydı ki?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Haklısın&#8230; o hâldeki beni Cadı Tarikatı bile gözden çıkarırdı&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ayıp olmasın diye bir şey söyleyememişti, bunun yerine acımasız ve dosdoğru gerekçeler üst üste yığılarak Subaru’nun kalbini kırmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Açıkçası Subaru’nun Kraliyet Sarayı’nda çıkardığı rezaletten haberdar olan Cadı Tarikatı’nın onu kullanabileceklerini düşünerek kendisine yaklaşması büyük bir aptallık olurdu. Eğer onunla daha önceden temas kurmuş olduklarını varsayarsak bu sefer de Saray’da böyle bir şeye kalkışması Subaru’nun tam anlamıyla bir aptal olduğu anlamına gelirdi. ——Kısacası Subaru, kendi davranışlarının aptallığı sayesinde masumiyetini kanıtlamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Ruhsal gelişimim dışında o olayın farklı şekilde işe yaracağı kim bilebilirdi ki?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üstelik az önceki konuşmaya bakılırsa o rezaletten sonra Julius’la yaptığı göstermelik dövüş, Julius’un İsmi yenmiş olduğu için hiç yaşanmamış sayılıyordu; bu durumda Kraliyet Şövalyelerinin Subaru’ya duyduğu nefretin akılalmaz boyutlara ulaşması muhtemeldi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Yok canım, sanmam ama&#8230; şu an peşine düşülmüş olmasında acaba bunun da bir payı olabilir miydi?</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Her ne olursa olsun——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“O hâlde Russell-san’ın gözünden masum muyum?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“Evet. Benim gözümde Natsuki-dono, sayısız başarısı ve yeteneğiyle şu anki Lugunica Krallığı’nın en çok sırtını dayamak isteyeceği kişidir; bunu söylemek kesinlikle abartı olmaz.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Oh, oooh, ooooh&#8230; kurtuldum!.. Şu an yüreğime su serpildi resmen!..”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Bu adamın sözleriyle neden bu kadar duygulanıyorsun, sanırım?! Subaru’ya herkesten çok inanan Betty hemen yanı başında, senin yanında duruyor, sanırım! Emiliagiller de aynı şekilde, sanırım!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Elbette buna sevincimden ölürüm ama kendi insanlarının sana inanmasıyla dışarıdan birinin inanması arasında hissettirdiği duygu yoğunluğu bakımından bir fark var. Buna zorluk seviyesi farkı da diyebilirsin.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Hıh, Betty’nin kalbi kırıldı, sanırım. Subaru bir dahaki sefere bir şeylerden ötürü şüpheli duruma düşerse Betty, Subaru’nun tarafını beş dakikalık bir <em><u>cezanın</u></em> ardından tutacaktır, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Beako benim tarafımı tutana kadar beş dakika bekleyecek miyim?! O kadar uzun süre dayanabilir miyim ki ya?..”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yüzünü çevirip yanaklarını şişiren Beatrice’i yatağa çeken Subaru, bağdaş kurduğu bacaklarının arasına onu cuk diye oturttu ve “Öyleyse&#8230;” diyerek yeniden Russell’a döndü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Russell’ın Subaru hakkındaki değerlendirmesi tamamlanmıştı. Bu durumda sıradaki iş, Subaru’nun elini çabuk tutup kendi sorularını sormasıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Artık anlatma vaktin geldi. Krallığın başının belada olması meselesi de önemli ama o önemli konuya geçmeden önce Russell-san, gerçekten de kim olduğunu bana söylemelisin. Kraliyet Başkenti’ndeki saygın bir tüccardan ibaret değilsin, değil mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Elbette buraya kadar olanları, bir şekilde işinin ehli bir tüccar olmanın arkasına sığınarak açıklamayı başarmıştı. Ancak ilk lafı açan Russell olmuştu. ——Krallığın bekası tehlikedeydi ve bu durum, uzun yıllardır süregelen ezelî bir düşman tarafından ortaya çıkarılmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Bir ülkeyi yerle bir edebilecek güçte bir düşmanla uzun yıllara dayanan ezelî bir düşmanlık&#8230; sıradan bir tüccarın ağzından böyle sözlerin çıkması akıl alır gibi değil. Russell-san, sana Gümüş Tilki denmesi de aynı şekilde. Oradaki Ak Koyun-chan da dahil olmak üzere, geri kalanınızın asıl işi bambaşka bir şey. O da——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???: </strong>“——Altı Dil.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“——?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru tam Russell’ı konuşmaya zorlamak için üzerine giderken beklenmedik bir yönden gelen sesle şoka uğradı ve o tarafa döndü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sesi çıkaran ne Russell ne de Ak Koyun’du. Anlaşılan şu ana kadar sessizce Subaru’nun konuşmasını dinleyen ve uygun ânı kollayan o kişi——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Rachins, ne zamandan beri uyanıksın?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins:</strong> “Bir süredir. Bu kadar dırdır varken insan nasıl uyumaya devam edebilir ki? Yine de itiraf etmeliyim, Russell Fellow bizzat ortaya çıkınca az kalsın çığlık atacaktım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cevap veren kişi, kanepede doğrulmakta olan Rachins’ti. Kanalizasyon suyuyla kirlenen kıyafetlerini çıkarmış, sadece iç çamaşırıyla kalıp vücuduna bir battaniye sarmıştı. Onun bu hâlini gören Subaru, yara almamış gibi göründüğü için bir anlığına rahat bir nefes aldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Uyuma numarası yapıp gizlice dinlemeni geçelim de&#8230; az önce ne dedin sen? Altı?..”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins:</strong> “Altı Dil. Basitçe söylemek gerekirse Lugunica’nın gölgelerinde faaliyet gösteren istihbarat teşkilatı&#8230; Gerçekten var olduklarından hiç şüphe etmedim ama başlarında Ticaret Loncası başkanının olacağı hiç aklıma gelmezdi.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“İstihbarat teşkilatı derken&#8230; yani <em><u>casus</u></em> örgütü falan mı?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rachins’in açıklamasını kafasında idrak eder etmez, Subaru istemeden yerinden fırladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Casuslar—— kurmaca eserlerde zaman zaman boy gösterseler de gerçek hayatta nadiren karşılaşılan şeylerin başlıca örnekleriydi. Ninjalar da benzer bir kategorideydi ama Subaru gerçek bir tanesini kendi gözleriyle görmüş, hatta bizzat ne kadar korkunç olabileceklerini dahi tecrübe etmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak bu kadar ilerledikten sonra böyle bir şeyle karşılaşmak da——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Yani Lugunica Krallığı’nda işleri perde arkasından yürüten gölge lider oymuş&#8230; Russell-san’ın gerçek kimliği başından beri buydu ha?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şokla gözleri irileşen Subaru, duruşunu dikleştirdi ve bir kez daha Russell’a baktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun bu abartılı tepkisi karşısında hafifçe kaşlarını kaldıran Russell, yavaşça başını iki yana salladı&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “Bunu bu kadar yüksek sesle etrafa yaymamanız gerekir. ——Ne de olsa tehlikede olan hayat, <em>sizin</em> hayatınız Natsuki-dono.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve böylece, ninjalarla olan tecrübesinin ardından ona bir casusun ne kadar korkunç olabileceğini tattıran bir cevap verilmiş oldu.</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">△▼△▼△▼△</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“Altı Dil, başlangıçta Yarı İnsan Savaşı’nın ardından Krallığın karşı istihbarat faaliyetlerini yürütmek amacıyla kuruldu. Çünkü Yarı İnsan Savaşı’nın o kadar uzamasının temel nedeni, yarı insanların istihbarat toplama kapasitesinin hafife alınmasıydı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Aaa, kulağa mantıklı geliyor. Benim arkadaşlarım arasında duvarlara ya da zemine kamufle olabilen biri bile var.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“Haklısınız, böyle özel yeteneklere, İlahi Korumalara ve hatta Meteorlara&#8230; bunlara dair bilgiyle donanmış, onlarla başa çıkabilecek kapasiteye sahip uzman bir örgüte ihtiyaç duyuluyordu. Altı Dil işte bu temeller üzerine kuruldu, ben de şu anki Direktörüyüm.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Direktör mü!.. Bu tarafa geldiğimden beri ilk kez duyduğum bir ünvan!..”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Subaru’nun her şeye teker teker duygulanıp tepki vermesi çok garip, sanırım? Bu insanların şüpheli durumu zerre kadar değişmiş değil, sanırım. Aksine daha da arttı, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Evet, dediğin gibi. Ama bu durumda gizli teşkilat denen şeyin gizemi ne kadar artarsa hatta ne kadar karanlıklaşırsa cazibesi de bi’ o kadar artar ki&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Somurtan Beatrice’in yanağını parmağıyla dürterken Subaru, göz ucuyla Russell’ı süzdü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Değişmeyen duruşu ve değişmeyen ifadesiyle karşılık veren Russell’ın gerçek kimliğinin gizli bir istihbarat örgütünün başı olduğunu öğrenince onun varlığı ve etrafına yaydığı baskı çok daha ikna edici bir hâl almıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gerçekten de Altı Dil’in kuruluşu son derece mantıklıydı. ——Subaru’nun kamufle olabilen arkadaşı Pleiades Taburu’ndan Hiain’di ancak Yarı İnsan Savaşı’nda Krallığa karşı savaşan pek çok yarı insan olmalıydı. Ve savaşta işe yarayan tek şey saf savaş gücü değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“Bu arada, Rachins-dono Altı Dil’in varlığını nereden öğrendiniz? Babanızdan mı?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Ha? O ihtiyarın sırf aileyiz diye Krallığın gizli sırlarını bülbül gibi öteceğini mi sanıyorsun? Sadece böyle bir şeyin var olmasının normal olduğunu düşündüm ve arada sırada kulağıma çalınan söylentilerdeki parçaları birleştirdim. Senin gibi bir herifin onların başı olacağı zerre aklımdan geçmemişti.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“Öyle mi? Demek Rickert Hoffman-dono gerçekten de sadık bir tebaa, örnek alınası. Peki sonrasında babanızla iletişim kurmadınız mı?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“&#8230;Hey, bir casus olarak o kötü huyların ortaya çıkıyor. Şu anda konuşma sırası sende, benim ona buna dair laf anlatacağım zaman değil. Kendini kaptırma.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“Çok haklısınız. Lütfen nezaketsizliğimi bağışlayın.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Shihaku gözlerini daha da sivrilten Rachins’e karşı Russell tiyatral şekilde eğildi. Ancak bu karşılıklı konuşma bile, Rachins’in kanalizasyonda açıkladığı o soyu—— ailesinin gerçekten de Krallığın soylularından olduğu gerçeğini kanıtlar nitelikteydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu cevabın ardından Russell bakışlarını Subaru’ya çevirdi ve “Tekrar ifade etmem gerekirse” diyerek devam etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“Gizli bilgilere ilişkin ayrıntılara giremem ancak en nihai amacımız ulusun savunmasıdır. Ben de dâhil olmak üzere bu örgüte hizmet edenler statülerini saklar, sahte kimlikler uydurur ve karşı istihbarat işleriyle uğraşırlar. Kraliyet Başkenti’nin Ticaret Loncası Başkanı ünvanım bile sadece gerçeği gizlemek için kullandığım bir paravan.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Bir paravan için fazla üst düzey bir ünvan değil mi ya bu? Yani sonuçta lonca başkanı diyorsun.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“Gereken kamusal otorite ve nüfuz dengesi dikkatlice hesaba katılarak varılmış bir sonuçtur bu. Endişelenmenize gerek yok, Kraliyet Başkenti’ndeki nüfuzlu kişilerin tamamı örgütümüzün üyesi değil elbette.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“——Ama şu anki duruma bakılacak olursa keşke daha fazla öyle olsaydı demekten kendini alamıyor insan, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“Evet, itiraf etmesi utanç verici olsa da tam olarak dediğiniz gibi.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yavaşça başını iki yana sallayan Russell, Beatrice’in bu gözlemine durgun bir ifadeyle karşılık verdi. Bu yüz ifadesinin onun gerçek duygularını ne kadar yansıttığını bilmek imkânsızdı ama nihayet asıl meseleye girebileceklerdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şu an Lugunica Krallığı’nı vuran tehlike—— Subaruların köşeye sıkıştırılması ve kötülüğün pençelerinin Emiliagillere kadar uzanmış olması gerçeğinden bağımsız olamazdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm bunların merkezinde ise——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“——Sevgili Çocuklar. Şu an bizim&#8230; hayır, Krallığın en büyük düşmanının adı bu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Yani bu adamların Kraliyet Seçimi’ni çökertmeye çalıştıklarını mı söylüyorsun?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “Yanlış olmaz. Fakat onların yıkmaya çalıştığı şeyin Kraliyet Seçimi’nden ziyade bizzat Krallığın kendisi olduğunu söylemek daha isabetli olur.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Krallığın kendisi mi&#8230; bunun etkisi de Kraliyet Başkenti’ndeki malum karmaşa, öyle mi? &#8230;Bu arada az önce onların uzun yıllardır süregelen ezelî düşmanımız olduğundan bahsetmiştin, o mesele tam olarak ne?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“Doğrudur. Elimizdeki belgelere göre&#8230; otuz yılı aşkın bir süredir perde arkasında faaliyet gösterdiklerine dair kayıtlar mevcut.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Otuz… Hık?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böyle akılalmaz bir rakamın böylesine sakin bir şekilde telaffuz edilmesi, Subaru’nun tüm beklentilerini altüst ederek gözlerinin şaşkınlıkla açılmasına neden oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beş, en fazla on yıl diye düşünmüştü ama otuz yıl çok uzun bir süreydi. Altı Dil’in Yarı İnsan Savaşı’ndan sonra kurulmuş bir teşkilat olduğunu göz önüne alırsak kuruluşunun üzerinden aşağı yukarı kırk yıl geçmiş olmalıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Oradan otuz yıl demek&#8230; neredeyse kurulduğunuzdan beri onlarla savaşıyorsunuz o zaman&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“Kesinlikle. Bu yüzden Altı Dil’in tarihî, Sevgili Çocuklarla yürütülen gizli savaşın tarihî olarak da adlandırılabilir. Ne var ki Sevgili Çocuklar hakkında hiçbir şey bilmediğimiz bir rakipti, bizse hep bir adım geriden gelmek zorundaydık&#8230; Tüm mesaimizi sırf bu topraklarda istedikleri gibi at koşturmalarına zar zor engel olabilmek için harcıyorduk, acınası bir durum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Hah, güya Krallığın arkasını kollayan o büyük teşkilat olacaksınız bir de şu zavallılığa bak. Sonsuza kadar dayak mı yemeyi planlıyordunuz?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “Söyleyecek sözüm yok. Nitekim Krallığın dört bir yanındaki soyluların ve nüfuz sahibi kişilerin aniden fikir değiştirmesi ya da başka ülkelere istihbarat sızdırarak kendi çıkarlarımıza ters düşecek şekilde hareket etmesi gibi vakalar saymakla bitmez. Direktörlüğü devraldığımdan bu yana geçen on küsur yılda bile bu çıkmazı tersine çevirecek bir hamle yapamadık, yalnızca günü kurtaran geçici önlemlerle yetindik. ——Ancak durum değişti.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Değişti mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“Evet. ——Ak Koyun ve Kara Köpek sayesinde.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu duyan Subaru, sessizliğe bürünerek Russell’ın arkasında bekleyen Ak Koyun’a baktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onunla birlikte adı anılan Kara Köpek burada olmasa da Russell komutasındaki Altı Dil’i içine düştüğü o çıkmazdan kurtaranlar bu ikisi olmalıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu nasıl başardıklarını merak eden Subaru’nun sorgulayıcı bakışları karşısında Ak Koyun elini göğsüne götürdü, şirin yüz hatları hafifçe gerilirken söze girdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun: </strong>“Ben eskiden Sevgili Çocuklardan biriydim. Kara Köpek de aynı şekilde.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“——Hık! Düşman üyelerini taraf değiştirmeye mi ikna ettiniz?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “Birkaç tesadüfün bizim lehimize geliştiği bir durumdu. Ancak bunun sonucunda onca zamandır savaştığımız Sevgili Çocukların&#8230; asıl doğasını öğrenme fırsatına kavuştuk.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun:</strong> “Evet&#8230; Yine de ben de her şeyi tam olarak biliyor değilim. Üzerine konuşabildiğim şeyler de vardı, konuşamadığım şeyler de&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Yoo, öyle olsa bile elde edilen kazancın devasa olduğuna eminim. Böyle bir karar vermekle çok iyi etmişsin&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ak Koyun tereddütlü görünse de bu hâli Russell’ın yaptığı değerlendirmeyle taban tabana zıtlık oluşturuyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne de olsa kendisi otuz yıldır zerre ilerleme kaydedilemeyen bir savaşın seyrini değiştirecek kadar kilit bir isimdi; Altı Dil’in hissetmiş olması gereken o büyük coşku, çölde vaha bulmaktan farksızdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun bu düşünceleri karşısında Ak Koyun hafifçe bakışlarını indirdi ve&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun: </strong>“&#8230; Evet, açıkçası bu benim için de sürpriz oldu. İçimde böyle bir cesaret olduğunu hiç düşünmezdim&#8230; Hâl böyleyken keşke çok daha önceden&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“——?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun: </strong>“Aa, y-yo, hiçbir şey! Neyse, özetle benim durumum bu!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ellerini telaşla iki yana sallayan Ak Koyun’a bakarken Subaru kaşlarını hafifçe çatıp sustu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat o aklına takılan noktayı kurcalamadan önce, “Hey” diye Rachins’in serseri tonlu sesi araya girdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins:</strong> “Şu ihanet meselesine harbiden güvenebiliyor musunuz? Yani düşünsene o piç kuruları sizin onların kıçında dolanmanızdan bıkıp da sizi istedikleri gibi parmaklarında oynatabilmek adına bu ikisini bir tuzak niyetine yollamış olamaz mı?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “Durum böyle olsaydı bizim çoktan ezilmiş olmamız daha mantıklı olmaz mıydı? Ak Koyun’la Kara Köpek bize katılalı bir yılı geçti&#8230; Bu süre zarfında Sevgili Çocukların kurduğu o karanlık kumpasları bir elin parmaklarıyla sayılamayacak kadar çok engelledik. Niyetleri kötü olsaydı bize bu kadar katkı sağlamalarının hiçbir mantığı kalmazdı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“&#8230;Pek de emin olamazsın. Bence yeterince tedbirli davranmıyorsunuz.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“——Lütfen endişelenmeyin. Onların bana ihanet etmesini engelleyecek gerekli tedbirleri zaten aldım. Bu sayede benim güvenimi satın aldılar&#8230; daha doğrusu kazandılar.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Keskin bakışlarla Rachins ve Russell birbirlerine baktı, aynı zamanda fikirlerini çarpıştırdılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun gözünden bakıldığında Rachins’in ne demek istediği gayet anlaşılırdı ama Russell’ın olayları kendi çıkarlarına uygun şekilde hazırlaması onu daha baskın kılıyordu. Rachins’in bir ara sokak serserisi olduğuna dair ilk yargısı da Subaru’nun aklından bir türlü çıkmıyordu, bu yüzden ortadaki karakterlerin taşıdığı prestij ve ağırlık arasında bariz bir fark vardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Bize bu denli yardım ettikten sonra onun hakkında böyle düşünmem vefasızlık mı olur acaba?..”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Sadece bizi kaç kez koruduklarına bakacak olursak burada güvende olmamızı sağlamak sakallının hanesine yazılır, sanırım. Ama kanalizasyondaki kurtarılmamızı da <em><u>hesaba katarsan</u></em> serseriyle sakallı arasında durum <em><u>eşitleniyor</u></em>, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Kesinlikle. Benim Beako’mdan da böyle bir matematik beklenirdi zaten——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun: </strong>“——Şey, Natsuki Subaru-san.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bacaklarının arasında oturttuğu Beatrice’le birlikte sallanırken kimin tarafını tutacağına karar veremeyen Subaru, Ak Koyun’un o seslenişi üzerine tuhaf ve beceriksiz bir “Hıh?” sesi çıkardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat Subaru’yu büyük bir ciddiyetle süzdüğünü fark etmesiyle birden derin bir şekilde başını eğdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun: </strong>“Sevgili Çocukların elinden kurtulabilmemiz sizin sayenizde oldu. Bu yüzden uzun zamandır size minnettarlığımı sunmak istiyordum&#8230; Gerçekten çok teşekkür ederim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Eee… rica ederim etmesine de tam olarak neyin hangi kısmı için teşekkür ediyorsun sen bana?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun: </strong>“Elbette Cadı Tarikatı’nın Tembellik Günah Başpiskoposunu ortadan kaldırdığınız için!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“&#8230;Petelgeuse’u mu?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gözlerini yuvarlayıp böyle soran Subaru’ya Ak Koyun güçlü bir şekilde “Evet!” diye başını salladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kara geçmişinin simgesi olan Kraliyet Sarayı’ndaki o utanç verici olaydan tutun, cep telefonuyla bağlantılı Beyaz Balina avı meselesine kadar&#8230; Bugünü sanki sürekli olarak Kraliyet Seçimi’nin başlangıcındaki olayları deşip duran tuhaf bir gün ilan etmişlerdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat Petelgeuse Romanee-Conti’yi yenmiş olmasının övülmesi bir yana, Ak Koyun’un böylesine doğrudan bir minnet duymasının nedenini bir türlü anlayamıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Yok artık, sakın bana o şerefsizin Parmaklarından falan olduğunu söyleme?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun: </strong>“Parmak mı?.. Öyle bir şey değildi ama yine de onun ölümü Anneyi epey sarsmıştı, biz de o kargaşadan yararlanarak&#8230; işte kaçıp kurtulduk.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Hı? Hı? Hı? Bi’ dakika, bi’ dakika&#8230; İyice koptum ben yine. Petelgeuse’un ölümünün etkisiyle Anne denilen kişi telaşa mı kapıldı? Nasıl bir kargaşadan bahsediyorsun ki?..”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun: </strong>“——Uzun bir süre boyunca ben de onun gerçek kimliğini bilmiyordum. Ne zaman buluşsak hep farklı bir kılığa girerdi, onunla doğru düzgün konuşabildiğim tek bir an bile olmamıştı&#8230; ama sonunda her şey gün yüzüne çıktı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru kafa karışıklığını açıkça belli etse de heyecanla konuşan Ak Koyun, kabaran duygularını kontrol edemiyor gibiydi. Subaru’nun sorusunu cevaplamak yerine bunca zamandır içinde taşıdığı sırrın kapağını aralarken gözleri parıldıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun: </strong>“Benim&#8230; bizim, Sevgili Çocukların, bunca zaman itaat etmeye zorlandığı kişi, o kişi&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “B-Bi’ saniye, bi’ saniye diyorum, duygularım daha olan bitene yetişemedi bile&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun: </strong>“——Capella Emerada Lugunica.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“——Ha?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hiç beklenmedik bir anda kulak zarlarında çınlayan bu uğursuz fısıltı, allak bullak olmuş düşüncelerini tek seferde buz kestirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha işleyemediği onca bilgi ve duygu seli, sanki üzerlerine kova kova soğuk su boca edilmişçesine sessizliğe bürünürken nefesini tutan Subaru, bakışlarını uzun uzun Ak Koyun’a sabitledi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kadın o bakışa usulca başını sallayarak karşılık verdi ve ince dudaklarını bir kez daha aralayıp tek kelimesini bile esirgemeden açıkça söyledi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun:</strong> “——Şehvet Günah Başpiskoposu, Capella Emerada Lugunica. Bize, yani Sevgili Çocuklara zorla kendisine Anne dedirtip bizi boyunduruğuna alan iblisin ta kendisiydi!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“—— ———— —————— ——Ciddi misin sen?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ak Koyun’un ağzından dökülen o ismi idrak edip zihninde işlemesi oldukça uzun sürdü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Parçalara ayırdı, çiğnedi, yuttu, sonra yeniden geviş getirir gibi tekrar düşündü; bu döngüyü defalarca kez tekrarladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun sessizliğe gömüldüğü bu aralıkta Russell “Ak Koyun” diye seslendi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sesine hafif azarlayıcı bir tını katarak konuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “Bunları belirli bir sırayla açıklamayı düşünüyordum. O ismi hemen ortaya atmakla çok acele ettin.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun: </strong>“Ah, ö-özür dilerim! B-Bir an heyecanıma yenik düştüm de&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“Kendisini bilgilendirme niyetim zaten vardı fakat bilgiyi kullanırken daha sağduyulu olmalısın. Elindeki kartlar canınla eşdeğerdir. Geçtiğimiz şu bir yıl içinde bunu sana defalarca öğretmiş olmalıydım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun: </strong>“E-Evet&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Omuzları düşen Ak Koyun, Russell’ın bu sözleri üzerine gözlerini yumdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak morali bozulan Ak Koyun’a üzülse de Subaru açısından o azarlama süresi sayesinde aldığı şoktan dolayı işlemeyi bırakan zihni yeniden çalışır hâle gelmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Şehvet Günah Başpiskoposu, Capella Emerada Lugunica.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cadı Tarikatı’nın Günah Başpiskoposlarının hepsi tek kelimeyle “en beteri” olarak özetlenebilirdi ama Capella’nın doğasındaki o kötülük, diğer Günah Başpiskoposlarıyla kıyaslandığında bile Subaru’nun midesini en çok bulandıranıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onunla yalnızca bir kez, Su Geçidi Şehri Pristella’nın Şehir Binası’ndaki çarpışmada karşılaşmıştı ama açıkçası mecbur kalmadıkça bir daha asla yüzünü görmek istemeyeceği kişilerin başında geliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her şey bir yana, Capella’nın adını tam da böyle bir zamanda duyacak olmak da&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Anne, bir de Sevgili Çocuklar&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Yan yana geldiklerinde insanın midesini bulandıracak cinsten kelimeler, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Üstelik onun ağzından çıktığını o kadar net canlandırabiliyorum ki&#8230; Ak Koyun-chan’ın kaçmak istemesine şaşmamalı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kaşlarının arasını kırıştırıp dudaklarını büken Subaru’ya Beatrice kaygılı gözlerle baktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Neyse ki Beatrice Capella’nın gerçek hâlini görmemişti; Subaru da bunun iyi olduğunu düşünüyordu. Günah Başpiskoposları’nın hepsi Beatrice’in ruhsal gelişimi için zararlıydı. Özellikle de Capella.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun: </strong>“Anne&#8230; Capella, türlü türlü yerlerden bir sürü çocuk toplar ve o çocukların her birine kendi yavrusuymuş gibi davranırdı. Bizden onu annemiz olarak görmemizi isterdi. Ama&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Kötülüğü de deliliği de psikolojik baskıyı da&#8230; hepsini gözümde canlandırabiliyorum&#8230; Yine de bu alışkanlıktan kurtulamadın mı?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun: </strong>“Pek kolay değil&#8230; Sonuçta asla unutmayalım diye bu kelime herkesin bedenine kazınmıştı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Acı bir gülümseme bile denemeyecek kadar yaralayıcı bir gülüşle Ak Koyun geçmişi böyle anlattı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevgili Çocuklardan ayrılıp Capella’nın boyunduruğundan kaçıp kurtulmuş olmasına rağmen korkusunun kaynağına bugünlerde hâlâ “Anne” diye hitap etmesi, tatmış olduğu o dehşetin ne kadar büyüklük olduğunun kanıtıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve o cehennem gibi konumdan kurtulmasında Subarugillerin Petelgeuse’u yenmesinden ötürüyse——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Gerçekten çok sevindim. O cehennemden kurtulabilmene, Ak Koyun-chan.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun: </strong>“Natsuki Subaru-san&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Aa ama şu Kara Köpek denen eleman o minnettarlıktan pek nasibini almamış gibi. O herif, benimle birlikte şirin mi şirin Beako’yu da cayır cayır yakıp kömüre çevirmeye niyetli gibiydi. İyiliğe kötülükle karşılık vermeye kalktı. Özür dilemezse affetmem onu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Affetmeyiz, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun parmağını uzatarak yaptığı kesin harekete uyan Beatrice de kendi parmağıyla aynı hareketi yaparak Ak Koyun’u işaret etti. Kendisine doğrultulan iki parmağı ve Subaru’yla Beatrice’in aynı anda göz kırptığını gören Ak Koyun, şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı ve ardından usulca gülümsedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun: </strong>“Evet&#8230; Anladım. Kara Köpeğin kesinlikle özür dilemesini sağlayacağım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Çok iyi olur. Yine de rakip Capella olduğuna göre&#8230; ‘Sevgili Çocuklar’ dediğin şey, Cadı Tarikatı’nın içindeki bi’ birliğin adı falan mı? Petelgeuse’un Parmakları veya Regulus’un Gelinleri gibi&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Bu yakıştırmayı duyarsa Sylphy seni fena pataklar, sanırım. Öyle düşüncesizce konuşma, doğrusu. Zaten Sylphy senden pek hazzetmiyor, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Regulus’u alt ederken benim de hatırı sayılır bir katkım oldu ama&#8230; Neyse, Emilia-tan’ı destekleyenlerin artması her hâlükârda iyidir, ileride bir gün onunla beraber oturup bir numaralı gözdemiz hakkında uzun uzun coşmamız gerekecek.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şu anda Roswaal Malikânesi’nde beklemede olan üyelerden biri olan Sylphy, aslen Regulus’un gelinlerinden biriydi ama artık Emilia’nın sıkı destekçilerinden biri hâline gelmişti. Böyle düşününce Subaru’nun bir av gibi takip edildiği ve hatta Emilia’nın bile esir düştüğü böylesi bir kriz ortamında -başta Sylphy ve Ryuzu olmak üzere- malikânede geride kalan diğer Ryuzu kopyaları da ciddi bir endişe kaynağıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O cephede, işi ancak Kraliyet Başkenti dışında serbestçe hareket edebilecek birine—— Roswaal’a emanet etmekten başka çareleri yoktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Oradaki durumu da kafamıza takacağız ama&#8230; senin pencerenden bakıldığında durum nasıldı, Ak Koyun-chan?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun: </strong>“&#8230;En azından ben, kendimi hiçbir zaman o kimlikle görmedim. Hayatım boyunca Cadı Tarikatı mensuplarıyla da hiç karşılaşmadım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Öyle mi&#8230; Yani Cadı Tarikatı’ndan bağımsız bir ekip ya da o Günah Başpiskoposuna ait özel bir birlik gibi bir şey miydiniz? Ne olursa olsun ‘sevgili çocuklar’ falan, sırf isimleri bile insanın asabını bozmaya yetiyor.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birisinden nefret ediyorsan ona dair her şeyden nefret etmen de hiç zor olmuyordu. Subaru’nun yaşadığı durum tam da böyleydi. İşin içinde Capella’nın olduğunu düşündükçe onlara dair her şeyde kusur bulmak istiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru refleksle bakışlarını yan yatakta uyumakta olan Crusch’a çevirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun kendi bacağı ve kolu bir yana dursun, Crusch’ın bedenine akıtılan Ejderha Kanı da Capella’nın ona miras bıraktığı yaralardan biriydi. Pristella’da sadece onun dokunuşu yüzünden formları değiştirilmiş ve şimdilerde buz kütlelerinin içinde uyumaya terk edilmiş yığınla insan vardı. ——Tıpkı Oburluk gibi Şehvet de haddinden fazla insanın hayatını mahvetmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Bu aynı zamanda Russell-sanların otuz yıl boyunca onun izini neden bir türlü bulamadıklarını da açıklıyor. İstediği an şeklini ve kılığını özgürce değiştirebiliyor. Bu yüzden de&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“Bugüne dek onun gerçek kimliğini kesin olarak tespit etmek asla mümkün olmadı. Gerçeğin tüm çıplaklığıyla gün yüzüne çıkması; Pristella’da bizzat kendi formunu ifşa edip Otoritesi’ni kullanan Şehvet Günah Başpiskoposu’na dair o istihbaratla, Ak Koyunların çok iyi bildiği o varlığın özelliklerinin örtüşmesiyle ancak mümkün oldu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Yani kadın istediği gibi komplolar kurup perde arkasında oyunlar oynayabilmiş, öyle mi?..”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“Kesinlikle. Lortların ve o büyük güç sahiplerinin aniden fikir değiştirmesi ya da vatana ihanet eden eylemlere girişmesi artık bir sır olmaktan çıktı. ——Büyük ihtimalle her biri başkalarıyla değiştirilmiş olmalı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“O kadının yapabildiklerini düşününce böyle bir şey hiç de imkânsız gelmiyor. Açıkçası bu gelinebilecek en berbat nok——”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Russell’ın tahminini onaylayıp işin bu iğrenç tarafını tükürürcesine dile getireceği o an, Subaru korkunç bir şeyi fark etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu tahminin derinlerine inilirse akılalmaz derecede ürkütücü bir gerçeği kabul etmeleri gerekecekti. Ve o gerçek hiç şüphesiz ki—— Krallığın tamamen ve sessizce istila edilmiş olduğu, yani devletin bekasının tehlikede olduğu bir krize işaret ediyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Oy, oy, oy, sakın bana&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“——En beteri, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun vardığı o dehşet verici sonuca aynı anda varan Rachins’in yüzü kasıldı, sesi öylesine titremişti ki geriye kalan o korkunç ihtimali kelimelere dökmeye dili varmadı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Keza Beatrice de ürpermiş bir hâlde, bağdaş kurmuş Subaru’nun bacaklarının arasına iyice büzülüp ona sokuldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Russell-san&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “Evet. Üçünüzün de kafasında canlanan o ihtimal kesinlikle doğru. İşte bu yüzden şu an içinde bulunduğumuz durum Krallığın en büyük felaketidir.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cevabı duymaktan korkmasına rağmen yine de sormak zorunda kalan Subaru’nun sorusuna, o şokla savaşını çoktan bitirmiş ve bir sonraki aşamaya geçmiş olan Russell derin bir şekilde başını salladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru; aslında duyacağı cevaptan ölesiye korkmasına rağmen yine de sormak zorunda kalmıştı, o şoku çoktan atlatmış ve olayın bir sonraki aşamasına geçmiş olan Russell’sa onaylarcasına ağır ağır başını salladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve Altı Dil’in Direktörü, Krallığı koruma görevini omuzlamış o adam, gerçeği şu sözlerle ilan etti&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“Lugunica Krallığı’nın Bilgeler Konseyi’nin yanı sıra üst düzey soyluların büyük bir çoğunluğunun, Sevgili Çocuklara önderlik eden Capella Emerada Lugunica tarafından başka kişilerle değiştirilmiş olduğu ve Ejderha Yazıtı’nın şu an bizzat Şehvet’in eline düşmüş olduğu endişe edilmektedir.”</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1920" height="1217" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-15.png" alt="" class="wp-image-8687" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-15.png 1920w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-15-2000x1268.png 2000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-15-1000x634.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-15-768x487.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-15-1536x974.png 1536w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/Kirataki_52/status/2056798011825770540?s=20">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div><p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-21-alti-dil/">Kısım X, Bölüm 21 – “Altı Dil”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-21-alti-dil/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kısım X, Bölüm 22 – “Temelin Atılışı ve Reddediş”</title>
		<link>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-22-temelin-atilisi-ve-reddedis/</link>
					<comments>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-22-temelin-atilisi-ve-reddedis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bertiel]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Jun 2026 20:54:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ana Hikâye]]></category>
		<category><![CDATA[Kısım 10]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.rezeroturkce.com/?p=8689</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-22-temelin-atilisi-ve-reddedis/">Kısım X, Bölüm 22 – “Temelin Atılışı ve Reddediş”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<p>※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ Çevirmen: Bertiel Ek Düzenleme: Qua Redaktör: akari Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-22-temelin-atilisi-ve-reddedis/">Kısım X, Bölüm 22 – “Temelin Atılışı ve Reddediş”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-22-temelin-atilisi-ve-reddedis/">Kısım X, Bölüm 22 – “Temelin Atılışı ve Reddediş”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="591" height="905" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/Resim1.jpg" alt="" class="wp-image-8690"/><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/Ro_ka_ro_ka">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Çevirmen: Bertiel</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Ek Düzenleme: Qua</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Redaktör: akari</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong><strong><strong>Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire, universe, Yağız D, Metin K, equ, Sakuta Hijiri, Emirhan D, Kerem Y, jnxleus, Yusuf Esat Ç, Salim, Elma Can, EuphoriaLux, Efe S, Yiğithan S, The Emre, Arman, Karagürz, Furkan Ş, Kaan Ö, Süleyman Y, Anıl U, Hydra, Bayram Ö, Sweet, Rayko Nora, Rüzgar Yağız C, Alperen&#8217;in Gözünden, Melih Kaan K</strong></strong>, Efe Ç.</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Destek vermek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://rezeroturkce.com/bilgi-kosesi/destek/" style="color: #9b51e0;">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Discord’a gelmek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://discord.gg/rezeroturkce" style="color: #9b51e0;">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="wp-block-paragraph">――Bu; Altı Dil’in sığınağında Natsuki Subaru’nun Lugunica Krallığı’nı yiyip bitiren devasa tehlikeye dair bilgilendirildiği anla aynı zamana denk gelen, Kraliyet Başkenti Lugunica’nın ticaret bölgesinden bir kesitti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???: </strong>“――Düşman nası’ yaptıysa yaptı, Ejderha Yazıtı’nı çoktan ele geçirip tüm yetkiyi avcuna aldı. Şu an Kraliyet Sarayı’nın içinde bulundu’u durum bu. Bilginin eksik yerlerini kendi tahminlerimle dolduruyo’m ama yine de genel hatlarıyla yanıldı’mı sanmıyo’m.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???: </strong>“&#8230;Öyle görünüyor. Bu, neden peşimize düştüklerini de açıklar. En azından Kraliyet Sarayı’nın emir komuta zincirinin ele geçirilmiş olduğunu varsaymalıyız.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???: </strong>“――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???: </strong>“Garfiel, iyi misin?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel: </strong>“Ha? A-Ah, iyi’m&#8230; yoo, açıkçası aklımın ucundan dahi geçme’cek bi’ skalada konuşuyo’nuz&#8230; bu yüzden ne desem bilemiyo’m.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Başını iki yana isteksizce sallayan Garfiel, fazlasıyla dürüst duygularını açığa vurdu. Ancak Otto, küçük kardeşi gibi gördüğü çocuğun böyle hissetmesini son derece doğal buldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto: </strong>“&#8230;İçinde bulunduğumuz durum düşünüldüğünde normal.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Açıkçası kafa karışıklığı ve şaşkınlıkla boğuşan yalnızca Garfiel değildi, Otto da aynı durumdan muzdaripti. Aralarındaki tek fark, kamptaki rolleri gereği Otto’nun düşünmeyi bırakamamasıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şu an köşeye sıkışmış olmalarına rağmen Garfiel üstüne düşen görevi eksiksiz yerine getirmişti. ――Yoo, yalnızca Garfiel da değil. Herkes tek yürek olmuş, elinden gelenin tamamını ortaya koymuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Görevini yerine getiremeyen tek kişi, utanç verici biçimde silahı elinden alınmış olan kendisiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel: </strong>“――Çıh.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Odanın duvarına sırtını dayamış, tek dizini kucaklayarak oturan Garfiel’ın boğazından acıyla karışık bir inilti çıktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Garfiel gibi akıl dışı bir dayanıklılığa ve iyileşme gücüne sahip biri düşünüldüğünde yüzünden şiddetli bitkinlik ve acı izlerinin silinmemesi normalde imkânsızdı. Bu da Garfiel’a o darbeyi indiren rakibin―― Reinhard’ın sahip olduğu gücün, akıl sınırlarını aşan olağanüstü bir şey olduğunu gösteriyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">――Reinhard’ın Ottogillerin önünü kesmesinin, ellerindeki tüm kozları kullanarak onu zar zor aşmalarının üzerinden bir süre geçmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir dakikadan bile kısa süren bir savaştı ama bittiğinde herkes perişan olmuştu. Özellikle Reinhard’la kafa kafaya çarpışan Garfiel’ın hâli berbattı. Otto’ysa her ne kadar rakibin gardını düşürmek için bilerek hamle yapmış olsa da çenesinin ucunu sıyıran tek darbeyle hareket edemez hâle gelmiş olmaktan utanç duyuyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zar zor koparıp aldıkları zafer, üstelik beklenmedik takviye birliklerinin gelişi sayesinde mümkün olmuştu. O duruma düşülmüş olması da dâhil olmak üzere, Otto’nun ders çıkarması gereken şeyler fazlasıyla çoktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine de şu anda böyle bir muhasebe yapabiliyorlarsa bu ancak kendilerine katılan takviye birliklerinin onlara geçici olarak güvenli bir sığınağa getirmesinden dolayıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???: </strong>“&#8230; Onu atlatıp buraya gelebilmeniz bile büyük iş yahu. Kendisine zorla biçilen bir görev de olsa sıradan askerlerden oluşan yüz kişinin bile elinden bir şey gelmezdi.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto: </strong>“Ne olursa olsun, asla oynamamamız gereken bir kartı oynadık onun yüzünden. O kızın kendi hayatından vazgeçtiği şey çok büyüktü. Ben o kişiyi asla affedemem.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???: </strong>“&#8230;Öfkende gayet de haklısın. O da nefret edilmeyi göze almıştır. Kılıç Azizi olmak budur işte. Benim bile Kılıç Azizi’ne duyduğum öfke hiç sönmüş değil.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto: </strong>“Bu&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Karşısındaki kişinin koca avucunu kendi kel başına götürmesiyle Otto sessizce gözlerini kıstı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Devamında soracağı şey bir soru muydu yoksa bir çıkarım mıydı fark etmezdi. Her hâlükârda ağzını kapatmasının nedeni, söylememesi gereken bir şeyi çoktan ağzından kaçırdığının farkına varmasıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak――</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>????: </strong>“――Sanırım bahsettiğiniz öfke Reinhard’a değil de karıma yönelik, değil mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ağzını kapatan Otto’nun yerine giriş kapısını açan yaşlı kılıç ustası―― Wilhelm, kesinlik dolu bir sesle konuşmayı devralıp o gerçeği dile getirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Odaya giren Wilhelm’ın yanında Rem ve kısa saçları olan, yaşlı bir adam vardı. Önce Rem’i içeri aldıktan sonra adama dönerek&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Wilhelm: </strong>“Conwood sana da zahmet verdim, kusura bakma. Bize sığınak sağladığın için minnettarım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Conwood: </strong>“Ha, bir zamanlar küstahlığın ve bencilliğin vücut bulmuş hâli olan Wilhelm Trias-san’dan böylesine kibar teşekkür duymak da&#8230; yarın kar bile yağar.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Wilhelm: </strong>“Sen ne&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Conwood: </strong>“Şaka yapıyorum. ――Hem bu doğal olan. Doğal olan bu, Wilhelm. Benim sana yardım etmem, teşekkür gerektirmeyecek kadar doğal bir şey.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Wilhelm: </strong>“――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Samimi bir üslubun ardından sesi böyle titreyen adamın sözleriyle Wilhelm’ın yanakları gerildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Adam, eski dostunun bu tepkisini eğlenceli bulmuşçasına gülümsedi. Ardından odadaki Otto ve Garfiel’a bakarak&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Conwood: </strong>“Sizin yoldaşınız Natsuki Subaru-dono’ya Beyaz Balina Avı sırasında borçlanmıştım. Öylesine büyük bir borç ki bu, ömrüm boyunca ödesem anca öderim. Kimsenin buraya girmesine izin vermeyeceğim, içiniz rahat olsun.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto: </strong>“&#8230;Dükkân sahibi, teşekkür ederim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Conwood: </strong>“Söyledim ya. Asıl teşekkür borcu olan benim&#8230; Natsuki Subaru-dono’nun Cadı Tarikatı’ndan olduğuna kimse inanmaz. Crusch-sama da öyle.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu söyleyen adam, Wilhelm’ın omzuna vurup kapıyı kapatarak dışarı çıktı. Kapının ardında kaybolduğunu gören Otto, “Rem-san” diyerek seslendi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Wilhelm’ın rehberliğiyle ulaştıkları bu yer, sığınak olarak sunulan bir meyhanenin özel bir odasıydı. Ottogiller bu odada durum açıklaması yaparken Rem başka bir odadaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunun nedeni――</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto: </strong>“Petra-chanlar iyi mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem: </strong>“&#8230;Şimdilik dinleniyorlar. Petra-chan kendinden geçmiş hâlde, Meili-chan da onu yatıştırmaya çalıştı ama&#8230; ikisi de uyuyakaldı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto: </strong>“Demek öyle&#8230; anladım. Teşekkür ederim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem: </strong>“Hayır, ben pek bir şey yapmadım. Daha da önemlisi görüşmeler nasıl ilerliyor?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto: </strong>“――Mevcut durumu teyit ettik denebilir.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Otto açık mavi gözlerini odanın derinliklerine yönelten, gergin yüzlü Rem’e böyle cevap verdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rem’in bakışlarını takip ettiklerinde özel odadaki koltuklardan birine oturmuş olmasına rağmen başı hâlâ Otto ve Wilhelm’dan daha yüksekte duran iri yapılı bir adam vardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kel başlı, güneşte yanmış gibi koyu tenli, yaşlı ve dev cüsseli bu adamın adı――</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto: </strong>“――Valga Cromwell. Vaktiyle Krallığın iç savaşını büyüten başlıca sebeplerden biri.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rom: </strong>“&#8230;Ne yazık ki kimden söz ettiğinizi bilmiyorum. Ben Rom-jii; varoşlarda yaşayan, iri yarı ihtiyarın tekiyim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Wilhelm: </strong>“Ne kadar da utanmazca. Göğsünde açtığım yara nerede? Onu pek gösterişli olmayan beyaz göğüs kıllarının altında mı saklıyorsun?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rom: </strong>“Giderek daha da saçmalıyorsun. Benimle ilgisi olmasa da hiç yaşlanmasam keşke. Demek o meşhur Kılıç İblisi’nin zihni bile ilerleyen yaşına karşı koyamıyor.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Wilhelm: </strong>“Seni şerefsiz――”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem: </strong>“&#8230;İkiniz de lütfen kavga etmeyin. Yukarıda Petra-chanlar dinleniyor. Birbirimize düşmenin sırası değil, değil mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir adım atarak ikilinin arasına giren Rem, iki adama sırayla sert bakışlar yöneltti. Onun keskin bakışı karşısında Wilhelm başını eğdi, dev cüsseli adam―― kendisine Rom-jii diyen yaşlı dev de öksürüp Rem’e uyacağını belli etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Araya giren Rem’in kararına minnettar olmakla birlikte, Otto az önceki o gergin atışmayı görünce bir bakıma ikna olmadan edemedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">――Otto da Ejderha Dostu Lugunica Krallığı’nın vatandaşlarından biriydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kılıç İblisi Wilhelm van Astrea’nın Yarı İnsan Savaşı’nın kahramanı olduğunu, Valga Cromwell’in de o iç savaşta Yarı İnsan İttifakı’nı yöneten kişilerden biri olduğunu biliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Valga Cromwell’in bir şekilde hâlâ hayatta olabileceği aklının ucundan bile geçmemişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Elbette, Rom-jii’nin kendisi Valga’yla bi’ ilgisi olduğunu reddediyordu ve bunu asla kabul etmeyecekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her neyse――</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto: </strong>“Size Rom-san diye hitap edeceğim ama&#8230; Wilhelm-san’ı takviye birlik olarak gönderdiğiniz için teşekkürler. O olmasa şimdiye dek işimiz bitmişti.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rom: </strong>“Abartıyorsun bile diyemem valla. Şu hâlinizle Saray’da yakalansaydınız Kraliyet Seçimi adayı veya şövalyesi olmayan kişileri istedikleri gibi ortadan kaldırıp üstünü de istedikleri gibi örtebilirlerdi.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem: </strong>“İstedikleri gibi ortadan kaldırmak&#8230; böyle bir şey&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rom: </strong>“En kötü ihtimali hesaba katmak gerek. Bundan hoşlanmayıp iyimserliğe kaçsanız da karşı tarafın elini hafifleteceğine dair hiçbir işaret yok&#8230; Hele ki Miklotov öldüyse daha da öyle, de’ mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Durumu karamsar olarak değerlendiren Rom-jii’nin sözlerine karşı Rem’in dili tutuldu ama Otto da onunla aynı fikirdeydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsan her zaman en kötüsünü varsayarak ilerlemeliydi. Sonuçta, ölümün tam ortasında bir çıkış yolu bulmaya yarayan da buydu. Kendisi bile bunun karamsarlık olduğunu düşünüyordu ama.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel: </strong>“Oy, Wilhelm-san, az önce harbiden kurtardın bizi.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">O sırada duvar kenarında oturan Garfiel, hafifçe elini kaldırarak Wilhelm’a seslendi. Bu hitap üzerine Wilhelm, “Garfiel-dono” diyerek ona döndü.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Wilhelm: </strong>“Yeteneklerimin yetersizliği adına özür dilerim. Reinhard’ı gafil avlayabilmek adına sizi de kesmem icap etti, yoksa kılıcım Reinhard’a ulaşmayacaktı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel: </strong>“Ona ben de hazırdım, göğüs gerdim zaten sorun yok. O taraftaki yara ner’deyse kapandı bile&#8230; Ama Kılıç Azizi’nin elinin kenarıyla indirdi’ darbe hâlâ kapan’cak gibi değil.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Wilhelm: </strong>“――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel: </strong>“Ondan önce, Wilhelm-san, sen n’apıyordun? Bizim Kaptanla sizin Düşes-san’ın birlikte kaçtı’ söyleniyo’ galiba ama&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Wilhelm: </strong>“Tabii. Benim tarafımda neler olduğunu da anlatayım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böyle diyen Wilhelm, ağırbaşlı bir tavırla hem kendisinin hem de efendisi Crusch’ın başına neler geldiğini, buraya kadar olan durumu anlatmaya başladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Wilhelm: </strong>“Subaru-dono’yla Emilia-sama konağı ziyaret ettikten sonra, hepinizi uğurlayan Crusch-sama odasına kapandı. Elbette ben de dâhil, ev halkından hiç kimseyi yanına yaklaştırmadı; doğru düzgün yemek yemeyi bile ihmal ediyordu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem: </strong>“Bu&#8230; fazlasıyla endişe verici olmalı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Wilhelm: </strong>“Kesinlikle. Bu hâliyle devam edemeyeceğini herkes biliyordu. Bu yüzden Crusch-sama’nın babası olan eski Dük Meckart Karsten-sama’dan yardım istemek üzere gerekli yerlere gitmek adına konaktan ayrılmıştım. Fakat ben yokken――”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto: </strong>“――Crusch-sama, tek başına konaktan ayrılıp Miklotov McMahon Bey’in malikânesine gitti.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Wilhelm: </strong>“Aynen öyle. Haber kulağıma ulaştığında durum çoktan geri döndürülemez hâle gelmişti.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Wilhelm, pişmanlığını gizlemeyen bir ifadeyle kendi yetersizliğine yanıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat Crusch özellikle Wilhelm’ın bulunmadığı ânı kolladıysa illaki, er ya da geç olacak bir mevzuydu, yani onun suçlanacak bir yanı yoktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine de sonuç bu hâle vardığına göre Kılıç İblisi’nin kendini suçlaması da kaçınılmazdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Wilhelm: </strong>“Doğal olarak da Crusch-sama’nın böyle çılgınca bir eyleme kalkışacağı düşünülemezdi. Ben de derhâl Kraliyet Sarayı’na çıkıp eski tanıdığım Bordeaux Zergev Bey’e başvurdum. Ancak sözümü dinlemek bir yana, dönüş yolunda askerleri peşime taktı. İşte o sırada da――”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rom: </strong>“――Ben seslendim ona. Açıkçası benim için de zor bir karardı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Wilhelm: </strong>“&#8230;Ben de Krallık askerlerini zor kullanarak kesip yararak geçmek niyetinde değildim. Bu adamı gün ışığında görür görmez gözlerime inanamadım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem: </strong>“İkiniz de yeter artık.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Silinemeyen öfkeyle eski mevzular, ikisinin sözlerine ister istemez zehir karıştırıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rem’in hafifçe azarladığı adamları bir kenara bırakan Otto’ysa ikisinin nasıl bir araya geldiğini anlamıştı. Wilhelm’ın onlara katılana kadar yaşadıklarını da.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto: </strong>“O zaman Rom-san’ın tarafı nasıl? Epey bu duruma hazırlıklıymışsınız, daha doğrusu kararınız epey hızlı verilmiş diyeyim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rom: </strong>“Şüphelenmene şaşırmam ama ben de sizin gibi son anda hareket edebildim, aramızda büyük bi’ fark yok. Fark etmemi sağlayan şey keskin burnum diyebilirim&#8230; Eskiden beri yaklaşan tehlikeyi sezme konusunda içgüdülerim epey kuvvetlidir. Bir süredir paslanmış olsam da son zamanlardaki karmaşayla pasımı söküyor gibiyim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto: </strong>“Anladım, demek öyle. ――Pekâlâ.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Koca omuzlarını çevirerek sakince böyle cevap veren Rom-jii’nin üzerine Otto daha fazla gitmedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne de olsa şu anda aynı durumdalardı, konumları gereği karşıt kamplarda olsalar da. Kozlarını saklamaları doğaldı ve bunda kusur bulmak asıl problemdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">En azından Rom-jii, eylemleriyle Ottogilleri o vahim durumdan kurtarmıştı. Şimdilik bu eylemden şüphelenmek yerine onu el üstünde tutmak gerekirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rom: </strong>“Ürkütücü bir gençsin, biliyo’n mu? Gözlerin hiç gülmüyor.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto: </strong>“Kusura bakmayın. Tüccarlar, dışarıdakilere gülümserken içten içe kıs kıs gülerler ama son zamanlarda pek tüccar gibi kendimi sergileyemiyorum. Bu hâlime ben bile katlanamıyorum. ――Yine de yufka yürekli bir tüccar yakınlarını ölüme götürecekse şu an böyle birine hiç ihtiyacımız yok.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rom: </strong>“――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto: </strong>“&#8230;Kusura bakmayın, biraz fazla konuştum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Omuz silkerek cevap verdikten sonra Otto, az önceki sözlerin gereksiz olduğunu fark edip kendini uyardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yalnızca düşünce olarak kalsa neyse de dile döküldüğü anda söz de silahla aynı şeydi. Karşı karşıyayken aniden silahını çeken biri, delik deşik edilse bile şikâyet etmeye hakkı olmazdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anlaşılan Dil Ruhu’nun İlahi Koruması aşılması, kendisinde sandığından daha fazla iz bırakmıştı. Kendisini İlahi Korumasına teslim etmenin tehlikeli olduğunu, âdeta büyü gibi kendine tekrar edip durmuştu ama son zamanlarda ona fazlasıyla yaslanmıştı. Şimdi de bunun bedelini ödüyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto: </strong>“――Her hâlükârda burada bulunan sizlerin de bizlerin de konumu aynı. Efendilerimiz haksız yere karalanıyor, Kraliyet Sarayı da buna göz yumuyor&#8230; hayır, daha doğrusu bizzat öncülük ediyor. Amaçlarıysa Kraliyet Seçimi Adaylarını saf dışı bırakmak, Kraliyet Seçimi’nin doğrudan temelini yıkıp Krallığı ele geçirmek.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem: </strong>“Bu nedenle, Emilia-san da o kişi de karalanıyor&#8230; Wilhelm-san ve Rom-san’ın desteklediği kişiler de aynı durumda, değil mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel: </strong>“Emilia-sama, Felt-sama, Düşes-san&#8230; geriye Anastasia-sama’yla Kilise’nin yeni adayı Filóre-sama mı kalıyo’ yani?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto: </strong>“Onu ben de merak ediyorum. Bilgeler Konseyi ya da yuvarlak masa toplantısına katılmış olanlar her türlü yolu mübah görüyorsa Anastasia-sama’yı karalamak için de sayısız yol bulurlar. Anastasia-sama Kararagi kökenli olduğundan Şehir Devletleri’nin Krallığı işgal etmeye hazırlandığını söyleyebilirler&#8230; ya da Vollachia İmparatorluğu’nda Emilia-sama’yla iş birliği yapıp Priscilla-sama’ya suikast düzenlediğini――”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem: </strong>“――Hık, lütfen şaka yapmayın!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aklına gelen kötü niyetli senaryoları sıralayan Otto’ya Rem böylece sesini yükseltti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Açık mavi gözleri buğulanmış, nefesi hızlanmıştı. Yumruklarını sıkıca kavrayan Rem, Otto’nun varsaydığı Priscilla’nın ölümü―― ve bu ölümü aşağılayan söylemleri karşısında öfkesini açıkça gösterdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem: </strong>“Priscilla-san’ı&#8230; o kişinin ölümünü aşağılamalarına ve kullanmalarına asla izin vermem! Gerçekten böyle bir şey söylemeye kalkarlarsa onları affetmem!.. Abel-san’ın kulağına giderse de Vollachia’yla savaş çıkar!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto: </strong>“Açıkçası bu hiç de şaka denecek kadar uzak değil. İmparatorlukla dostluk antlaşması yapma başarısını beraberinde getiren Emilia-sama’ya kötü muamele etmek, Emilia-sama’yı tanıyan İmparatorluğun yüzüne tükürmekle aynı şeydir. Savaş başlatmak için aptalca bir sebep olsa da tarihte savaşların aptalca sebeplerce çıktığı birçok örnek var. Üstelik&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rom: </strong>“――Varsayalım ki savaş çıktı, Reinhard var. Kraliyet Sarayı’nı ellerinde tutmak, Kılıç Azizi’ni hareket ettirebilmek anlamına da gelir. Bugüne kadar böyle olmaması için Kılıç Azizi’ne emir verme yetkisi sıkı şekilde denetleniyor gibiydi ama&#8230; artık düşman yetkiyi ele geçirdi.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto: </strong>“Böyle bir şey&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu gerçekten de en kötü ihtimalden ibaretti ama Rom-jii, Otto’nun bu düşüncesini reddetmek bir yana eksik kalan kısımları tamamlayarak kâbusun yolunu döşedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böylesine korkunç ihtimal karşısında az önce Reinhard’la tek bir çarpışmayla bile az daha canlarından olacak olan Rem’le Garfiel’ın dili tutuldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yalnızca tek bir kişi――</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Wilhelm: </strong>“――Korktuğum gibi Kılıç Azizi’nin İlahi Koruması, ha?..”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kılıç İblisi, neredeyse kimsenin duyamayacağı bir sesle böyle mırıldandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto: </strong>“&#8230;Duruma bakılırsa düşmanın Kraliyet Seçimine saldırma niyeti olduğu açık. O hâlde kısa süre önce sahneye çıkan Filóre-sama ve onu destekleyen İlahi Ejderha Kilisesini düşman olarak değerlendirebiliriz. Ayrıca, şunu da teyit etmek istiyorum: On beş yıl önce kaybolan prenses――”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rom: </strong>“――Felt, Felt’tir; o kadar. Bundan başka bi’ cevap yok.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sessizliğin konuşmayı durgunlaştırmasını istemeyen Otto, durumu toparlayıp gerçekleri teyit etmeye çalışmıştı ancak Rom-jii’nin bu sözü onu sert ve açık bir biçimde kesti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sorunun üstüne binen inkârla beraber sadece bununla yetinmenin fazla haksızlık olacağını düşünmüş olmalı ki Rom-jii, kendisine çevrilen bakışlara “Yine de” diye ekleyerek devam etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rom: </strong>“İlahi Ejderha Kilisesinin kayıp prensesi sakladığı mevzusu bana saçmalık gibi geliyor. Kraliyet Sarayı’yla arasına mesafe koymuş olsa bile Kraliyet Seçiminin başlamasının üzerinden bir yıldan fazla süredir bu meseleyi gizli tutmaları, Krallığın varlığının tehlikede olduğu bir durumda kabul edilemez.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kesin bir görüşle belirsiz bir tavrı aynı anda sergileyen Rom-jii’nin bir şey sakladığı apaçıktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğal olarak da yaşlı deve yönelen Kılıç İblisi’nin bakışları daha da keskinleşti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Wilhelm: </strong>“――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">On beş yıl önce, Kraliyet Şövalyelerinin başı olan Wilhelm’ın kayıp prensesi arama çalışmalarından sorumlu olduğunu duymuştu. Felt’le Filóre’nin üzerine düşen bu prenses şüphesinin cevabını öğrenmek istemesi, herkesten daha güçlü olmalıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öte yandan Yarı İnsan İttifakı’nın üç büyüklerinden biri olduğundan şüphelenilen kişinin yüreği de o bakışlardaki saplantıya yenilip ağzından laf kaçıracak kadar zayıf değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her hâlükârda――</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem: </strong>“&#8230;Durumun ciddiyetini kavradım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Küçük bir nefes veren Rem, sırtını dimdik doğrulttu; duygularını zorla kenara bırakmış gibiydi. Ardından Ottogillere, odadaki diğer herkese sırayla göz gezdirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem: </strong>“Açıkçası, şu an burada olmayan o kişi için de çok endişeleniyorum ama Saray’daki Emilia-san da Nee-sama da tehlikede, değil mi? İkisini nasıl&#8230; hayır, Felt-san da var. Onları oradan nasıl çıkaracağız ki?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel: </strong>“Karşıda Reinhard’dır, şövalye birliği Komutanıdır, böyle adamlar oldukça direkt ön kapıdan dalmak seçenek olmaktan çıkıyo’. Bu, ‘Gaddogi Guadozeado’nun dağlarda saklanma’ hikâyesine döner, bi’ yol lazım bize Otto Abi.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Reinhard’la savaşın yükünü hâlâ taşıyan Garfiel, Rem’in fikrine katılarak bundan sonraki planı bekleyen gözlerle Otto’ya baktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Elbette ikisi de Saray’da alıkonulan Emilia için endişeliydi ancak daha da önemlisi, hizmetkâr olarak yanında giden Ram’ın akıbetini merak ediyorlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu ikisine bunu söylemek Otto için gerçekten çok acıydı ama――</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto: </strong>“――Hayır, bundan sonra önceliğimiz Kraliyet Başkentinden kaçmak olacaktır. Kraliyet Sarayı’ndaki Emilia-sama’yı da, Ram-san’ı da, Felt-sama’yı da çıkaracak durumumuz ve zamanımız yok.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel ve Rem: </strong>“Ne――?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gözleri şaşkınlıkla açılan Garfiel ve Rem aynı anda böyle bağırdı. Hemen ardından Garfiel elini duvara koyup ayağa kalkarak “Otto Abi!” diye kükredi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel: </strong>“Kaçmak mı&#8230; kurtarmaya gitmeyece’z mi?! Ne demek istiyo’n la’!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto: </strong>“Ne demek olduğu ortada. Söylediğim gibi. Şu an bizim, Saray’da tutsak tutulan Emilia-samaları çıkaracak hazırlığımız da yok, savaş gücümüz de yok. Hazırlayacağım her yarım yamalak bir plan, zor kullanılarak parçalanacaktır ve en sonunda hepimiz düşmanın eline düşeceğiz. Kaybedeceğimiz bir savaşa giremeyiz.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem: </strong>“Kaybedeceğimiz bir savaş&#8230; ama hâlâ orada Nee-sama ve Emilia-san var&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto: </strong>“Biliyorum. Ama düşman Kraliyet Sarayı’nı çoktan ele geçirmiş olsa bile Kraliyet Seçimi Adaylarına kolay kolay el uzatamaz. Reinhard-san düşmanın avcunda olsa bile böyle bir şey yapmalarına müsamaha göstermeyecektir. Özgürlükleri kısıtlanacak ama Saray’da oldukları sürece Emilia-samalara dokunma ihtimalleri pek yok. Şahsi olarak benim düşüncem bu yönde.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel: </strong>“A-Ama yine de&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Olabildiğince sakin, sesine duyguların karışmamasına dikkat eden Otto’nun karşısında duygularını açıkça ortaya koyan Garfiel ve Rem’in sarsıntısı büyüktü. Ancak bu konuşmanın arasına Rom-jii koca elini kaldırıp “Bi’ dinleyin bakayım” diyerek lafa girdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rom: </strong>“Ben de o gençle aynı fikirdeyim. Saray’da olsalar da Feltler bi’ çaresini bulur. Asıl korkunç olan şey, hareketlerimizle o adamlara bahane verme ihtimali. Zaten Cadı Canavarı olayı yüzünden durumumuz kötüleşti. Daha fazlasından kaçınmamız gerekiyor.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem: </strong>“Rom-jiisan bile Otto-san’la aynı fikirde mi&#8230; Wilhelm-san, ya siz?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Wilhelm: </strong>“&#8230; Efendinizi ve ablanızı düşündüğünüzü anlıyorum, Rem-dono. Fakat hazırlığını tamamlamış bir düşmana, dezavantajlarını bile bile saldırmak aptalca bir plan olur&#8230; İçime ne kadar sinmese de Valga’nın sözlerinde doğruluk payı var.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yavaşça başını iki yana sallayarak böyle cevap veren Wilhelm karşısında Rem dudaklarını ısırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onun pişmanlığını Otto da acı şekilde anlıyordu. Üstelik Otto, Rem ve Garfiel’ın daha fazla karşı çıkmasını önlemek için bilerek dile getirmediği bir şey vardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilgeler Konseyi düşmanın eline düşmüş olsa bile Kraliyet Seçimi Adaylarına zarar veremezlerdi. ――Ama hizmetkârların ve refakatçilerin güvenliği garanti altında değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve refakatçi olmayı kendi isteğiyle üstlenen Ram; bu ihtimali en başından göze almış, bu görevi ne Rem’e ne de Petra’ya bırakmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel: </strong>“&#8230;Otto Abi, Kraliyet Başkentinden ayrılıyo’z diyelim&#8230; peki ya Kaptanlar n’olacak?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto: </strong>“&#8230; Buluşmamız onlarla zor. İlahi Korumama da şu an güvenemeyiz. Dikkatsizce biriyle konuşursam iç durumumuz karşı tarafa sızar. Böyle bir riske giremeyiz.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hiç değilse Dil Ruhu’nun İlahi Koruması tam anlamıyla çalışıyor olsaydı sayıya dayanarak Subaruları arayabilir, haber gönderebilir ya da buluşma yerini bildirebilirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Artık bu seçeneğin ellerinden alındığı şu anda, hiçbir dayanak olmadan Subaruları aramak imkânsızdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Wilhelm: </strong>“Valga, fazla derine inmeyeceğim. Ama <em>senin</em> gibi biri, Crusch-sama’yı ya da Subaru-dono’yu&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rom: </strong>“Yalnızca varoşlarda uyuyup kalkan bi’ ihtiyara epey yüksek değer biçiyo’n ama ne yazık ki o beklentiyi karşılayamam. Ağırdan aldığım da yok, elimdekini sakladığım da. Güvenilmez bağlar çoktan koptu. Yeniden bağlamanın yolu da görünmüyor.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Wilhelm: </strong>“Tam gerekli zamanda işe yara&#8230; hayır, bu benim için de aynı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Refleksle iğneleyici bir söz söylemek üzere olan Wilhelm, kendini sorgulayarak bundan vazgeçti. Ona yan gözle bakan Rom-jii’nin gözlerinde de söylediklerinin yalan olmadığını gösteren bir pişmanlık vardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonuç olarak bu çözüme çare yoktu. Bu durum karşısında Rem kendi eteğinin ucunu sıkıca kavradı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem: </strong>“Saray’daki Nee-samalara güvenebilirim. Burada olan bizler de güçlerimizi birleştirip bir yol bulacağımıza inanıyorum. Ama yalnızca o kişi&#8230; kesinlikle, pervasızca kendini zorlayıp duracak. Bunu biliyorum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel: </strong>“Rem&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem: </strong>“Hayır, sadece ben de değil. Garf da Otto-san da biliyor, değil mi? O kişi böyle zamanlarda mutlaka boyunu aşan şeylere kalkışır. Sonra da mutlaka yine çok ağır yaralanır. Buna rağmen&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Yanı başında olamıyorum&#8230;</em> Rem’in yürekten sızan bu pişmanlığı karşısında kimse hiçbir şey söyleyemedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çünkü burada bulunan herkesin Subaru’yla bir şekilde bağı vardı, Rem’in söylediği gibi onun davranışlarıyla kurtarılmış ve yaralanan hâlini bizzat görmüşlerdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem: </strong>“&#8230;Beatrice-chan da epey büyük bir yükü sırtlamak zorunda.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şu anda Subaru’nun yanında olması muhtemel tek kişi olan Beatrice, Subaru’ya karşı güvenlik ağı olarak işlev görebilecek tek umuttu―― tam Ottogiller böyle düşünürken Wilhelm “Hayır” diyerek öne çıktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Başını eğmiş Rem’in önünde durup elini usulca onun omzuna koydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Wilhelm: </strong>“Endişelenmeniz çok doğal. Ancak Subaru-dono’nun yanında yalnızca Beatrice-dono değil. Crusch-sama da vardır.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rom: </strong>“&#8230; Ama herkes Düşesin aklını kaçırdığı söylentisini konuşuyor be. Sahiden de senin gözünden kaçıp konaktan çıktığını söylemedin mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Wilhelm: </strong>“Kes sesini, Valga. Senin gibi şerefsizin teki, onun hakkında ne bilir ki?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rom: </strong>“――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Wilhelm: </strong>“Dediğiniz gibi kandırılmış olabilirim. Fakat Crusch-sama’nın mutlaka aklında bir düşünce vardır. Bunu bizzat ağzından işitene dek, keyfime göre hükme varamam.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu, laf atmaya karşı laf atmak değildi. Wilhelm’ın sesi sağlam bir çekirdeğe sahipti, mavi gözlerinde burada olmayan efendisine karşı böylesi bi’ sadakati taşırken Rem’e ve odadaki herkese baktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Wilhelm: </strong>“Anılarını yitirmiş olsa bile kalbindeki erdemden hiçbir şey eksilmedi. Bu, yalnızca karımdan ötürü ona minnet borcum olduğu için değil. ――Ben tüm kalbimle, bütün varlığımı ortaya koyarak o hanımı tahta çıkaracağıma karar verdim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel: </strong>“Wilhelm-san&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Wilhelm: </strong>“İşte o Crusch-sama orada. Subaru-dono da kendi başına değerli bir adamdır. Beatrice-dono da Subaru-dono’yla birlikteyken narin bir çocuk gibi görünse de uzun yıllar yaşamış Ulu Ruh olduğunu duymuştum. Hiç şüphe yoktur ki bizim bu endişelerimizi boşa çıkaracaklardır.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yavaşça örülen bu sözler; Rem’i ikna etmek amacıyla söylenmekten çok, dünyanın böyle olmasını uman ve güçlü bir inatla yazıp kazımak istiyormuş gibi duruyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Belli bir kibri dahi içeren bu tavır, bir zamanlar Kılıç Azizi’ni kendi elleriyle alt etmiş ve kaderin pençelerinden gelinini almış olan Kılıç İblisi’nin ağzından çıkınca insana -ister istemez- inanma gücü veriyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sanki gerçekten de öyle olacakmış gibi hissettiren, açıklanamaz bir güçtü bu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve bu――</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel: </strong>“&#8230;Kaptan’ın söyli’ceği türden bi’ laf bu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Wilhelm: </strong>“O zaman benim için de son derece onurlandırıcı bir değerlendirme.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Otto’nun da hissettiği şeyi Garfiel dile getirince Wilhelm derin bir baş hareketiyle onayladı. Kılıç İblisi’nin o sözlerini yakından duyan Rem’in omuzlarındaki güç hafifçe çözüldü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gözlerinde ve ifadesinde hâlâ endişe kalmıştı ama Rem yine de cesaretle başını kaldırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem: </strong>“Affedersiniz, kendimi kaybettim. Haklısınız. Beatrice-chan’la Karsten-san’a kalmışsak o kişinin pervasız hareketleri bir iki şeyle&#8230; bir iki şeyle kalır mı ki?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto: </strong>“Tam ikna olacak gibiyken orada takılmanız pek iyi olmadı sanki ama&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel: </strong>“Üç de olsa dört de olsa Beatrice bi’ şekilde halleder!.. Şimdi bizim yapabilece’miz tek şey, buna inanmak.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böyle diyen Garfiel’ın kendisi de hâlâ huzursuzluğunu atamamıştı ama bunu saklayarak dişlerini birbirine vurdu. Rem de ona belli belirsiz bir gülümsemeyle karşılık verdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Otto da aynıydı. Bu durumda hiç kimse tüm kaygılarından arınıp hareket edemezdi. İleride istemedikleri bir şey olursa bugün verdikleri karardan pişmanlık duyabilirlerdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine de şu an, bu andaki tereddüdü aşabilmek için bir seçim yapmak zorundaydılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto: </strong>“Öyleyse bir kez daha―― Kraliyet Başkentinden ayrılıyoruz.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Boğazını temizleyen Otto, ardından odadaki herkese bakıp bu kararı bir kez daha ilan etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kraliyet Sarayı çoktan düşmanın eline geçmiş, kendileri de Başkent askerlerinin hedefindeki aranan kişiler hâline gelmişti. Yanlış bir hareket yapsalar Kılıç Azizi üzerlerine salınır, yakalanırlarsa canları bile tehlikeye girerdi; tam anlamıyla çıkmazdaydılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böyle bir durumda Kraliyet Başkentinden ayrılmaları, kuyruklarını kıstırıp kaçtıkları şeklinde görülse de kimseyi suçlayamazlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat yine de şunu söylemek gerekirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto: </strong>“Bu, kesinlikle bir yenilgi değil. ――Zafere temel hazırlıyoruz; bir dahaki sefere, rakibe mutlaka yıkıcı bir darbe indirip haklı zaferimizi alacağız.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel: </strong>“Heh, Otto Abi’ye yakışır cinsten, kanı kaynatan bi’ meydan okuma!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto: </strong>“Bu değerlendirmeye hiç katılamayacağım doğrusu!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Başlarını sallayanların arasında parmağıyla burnunu ovuşturan Garfiel’a, Otto yüksek sesle böyle karşılık verdi. Ardından Rem’e başıyla onay verip duvarın dışına―― Kraliyet Başkentine doğru yöneltti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nerede olduklarını bilmiyordu. Ama bu Kraliyet Başkentinde, Ottogiller gibi çıkmaz bir sokakta çırpınıp durmaları muhtemel olan Subaru’yla Beatrice’i düşündü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kaygıları bitmek bilmiyordu. Rem’in söylediği gibi Subaru, mutlaka kendini zorlayacaktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">――Onu durdurmak istiyordu. Otto’nun gerçek hisleri buydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto: </strong>“&#8230;Yine de, her türlü kendini zorlayıp pervasızca bir şeyler yapacaksın, değil mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Duvara emilip kaybolması dışında hiçbir yere ulaşmayacak bu mırıltıyı bırakan Otto, şapkasını gözlerine doğru daha da indirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Natsuki Subaru denen insanın, başkalarının beklentisine ya da dileklerine karşılık vermek uğruna kendi canını ve yüreğini hiç tereddüt etmeden terazinin kefesine koyduğunu Otto da acı şekilde biliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Bu yüzden doğrusunu isterseniz ona güvenmek istemiyorum, ona güvenmemeliyim de.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Çünkü herkes gibi Natsuki Subaru’yu “sonunda her şeyi yoluna koyacak birisi” olarak sayarsam onun iyiliğini de kırılganlığını da sömürürüm diye korkuyorum.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>İşte bu yüzden, bu yüzden, en azından&#8230;</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Lütfen&#8230; o pervasızlık Natsuki Subaru’yu yiyip bitirmesin, onu ezip yok etmesin diye dua ediyorum.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">İkisi de dünyalar kadar farklı yerde, uzakta olsalar da bu akılalmazlığa ve mantıksızlığa direnmek uğruna yapılması gerekeni yapacaklarını Otto, içten içe buruk şekilde düşündü.</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">△▼△▼△▼△</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Hapşuu!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Üşütmüş olmalısın, sanırım. İyi misin, doğrusu?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Yoo, birden burnum kaşındı sadece&#8230; Gerçi haklısın, kanım çekildi gibi.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Burnunun derinliklerine ansızın saldıran dürtüyle hapşıran Subaru, endişeli görünen Beatrice’e gevşekçe gülümsedi ama o acı gülümsemeyi bile sürdüremeden iç geçirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çünkü Russell’dan dinlediği hikâye―― Şehvet Başpiskoposu Capella’nın perde arkasındaki oyunları ve Lugunica Krallığı’nın içine düştüğü vahim durum fazlasıyla sarsıcıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Şekil değiştirme yeteneği olanların baş belası olması zaten klasiktir ama&#8230; bu kadarı da fazla be. Otuz yıl boyunca Russell-sanlara hayatı zehredip durmasına şaşmamalı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“Daha doğrusu hayatı zehrolan taraf krallıktı, bizlerse bunu durdurmaya çalışıyorduk. Yine de mevcut hâlimizle pek de böbürlenecek durumda değiliz.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Onları kıyıda köşede durdurup tuttuğunuzu anladım, sanırım. Ama içime yatmıyor, doğrusu. O otuz yıllık çekişme neden birdenbire terazinin öbür kefesine kaydı, sanırım?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun: </strong>“Bu&#8230; büyük ihtimalle bizim yüzümüzden.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gözlerinin kenarları düşen Ak Koyun, suçlulukla başını eğerek böyle itirafta bulundu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subarugillerin kuşkuyla bakan gözleri önünde, suçluluk ve kendini kınama duygusunu bakışlarına taşıyarak――</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun: </strong>“Biz Sevgili Çocuklardan ayrılıp böylece Gümüş Tilkilerle buluşunca karşı tarafın planlarını defalarca tökezletme fırsatı doğdu. Anne de o yüzden fark etmiş olmalı. ――Altı Dil’in kendi izlerini sürdüğünü.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Kendi taraflarından bir hain çıkarsa böyle düşünmesi gayet normal&#8230; yoksa olay şu mu? Capella denen o pislik, elinin altından kurtulan birini bir daha hatırlamayan tiplerden mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun: </strong>“Hayır! Tam tersine, böyle şeyleri sonsuza kadar aklında tutan bir kişiliği var.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Harbiden öyledir! Ben de öyle düşünüyorum. Gerçekten de iğrenç biri, şu kadın&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Capella’nın çarpık kişiliğine dair algısı bir kez daha pekişen Subaru, sözlerini tükürürcesine dışarı attı. Onun Ak Koyun’la yaptığı bu konuşmayı tamamlarcasına Russell bir parmağını daha kaldırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“Onun dediği gibi, düşman bizim elimizdeki kartların çoğaldığını anlamış olmalı. Cadı Tarikatı Pristella’ya topluca saldırdığında o zamana dek sahneye çıkmayan Şehvet’in pervasızca kendini göstermesinin de bize varlığını bilerek fark ettirme amacı taşıdığını düşünebiliriz.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Varlığını fark ettirmek mi? Böyle bir şey yapmasının ne anlamı var ki&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“――Altı Dil, şimdiye kadar yedi Capella Emerada Lugunica’yı ortadan kaldırdı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Ha?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“Gerçek bu. Pristella’da doğrulanan Şehvet’le dış görünüş özellikleri uyuşan görgü tanıklıkları geldiğinde doğrulamak adına önlemler alıyoruz. Elbette o sırada Sevgili Çocukları kullanan başka entrikalar da yapılıyor. Bu seferki durum, bütün bunlarla başa çıkmaya fazla zaman ayırmak zorunda kalan benim kusurum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“&#8230;Sormaya gerek bile yok ama o yedi kişi de sahte miydi, doğrusu?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“Evet. Söylememe bile gerek yok.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Russell; rakibinin kendisini geçtiğini son derece soğukkanlı bir tavırla, duygusuzca açıklıyordu. Ama Subaru onun yerinde olsaydı bunun karşısında “bana bulaşıp durmayın” diyerek öfkelenmeden durabileceğini hiç sanmıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Demek o kadar çok trajediye yol açan Pristella’daki zulüm bile Capella için sonradan Altı Dil’i parmağında oynatmak ve Krallığı avucuna almak adına atılmış bir temeldi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunca insanın hayatını paramparça edip çarpıttıktan sonra.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“――Hık.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“&#8230;Subaru, ne hissettiğini anlıyorum ama sakin ol, sanırım. Canı yanan yalnızca sen olacaksın, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Ha? Ah, kusura bakma. Bi’ anlığına&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dişlerini sıkan ve başını eğen Subaru’nun göğsüne, kucağında duran Beatrice’in sırtı hafifçe çarptı. Elini usulca dokunduğu yer, Subaru’nun farkında olmadan tırnaklarını geçirdiği sağ koluydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha yakından bakınca McMahon malikânesinde aldığı yanığın üzerine sarılı mendilin çıkarıldığını ve yerine temiz bir sargı bezi sarıldığını gördü. Sol elindeki tırnakları farkında olmadan o sargının üzerinde gezdirip kaşımaya çalışıyordu. Bu dalgınlığı için özür dileyecekken birden fark etti. ――Yanığın acısı tamamen kaybolmuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Bunu Russell-san mı yaptı&#8230; yoksa Ak Koyun-chan mı?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun: </strong>“Eh? Aa, hayır, ben yapmadım. Bunu Mavi Yılan-san yaptı&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Mavi Yılan?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“――Astlarımdan biri. Yetenekli bir şifacı. Kendi başımıza karar vererek, siz uyurken genel bir tedavi uygulamasını sağladık. Umarım ki sizi rahatsız etmiyordur&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Ah, yoo, etmiyor. O kadar etmiyor ki asıl rahatsız olunması gereken şey bu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bileğini hafifçe çevirdi, kolunu salladı; gerçekten de tamamen iyileşmiş gibiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mana eksikliğine rağmen Beatrice’in gücüyle bile ancak ilk yardım yapılabilen yanığı bu kadar iyileştirebildiğine göre, Russell’ın astları da oldukça seçkin kişilerden oluşuyor olmalıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yaraları olan Crusch ve Rachins’inkiler de iyileştirilmiş olmalıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gerçi――</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“――Baba…”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Elini ağzına götürmüş, düşüncelerine gömülen Rachins şu anda bunu düşünecek durumda değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Capella’nın şeytani eli Kraliyet Sarayı’na uzanmış, Bilgeler Konseyi’nin başını çektiği üst düzey soyluların yerlerine başkaları geçirilmişse muhtemelen Rachins’in babası da bunların arasındaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rachins’in sözlerinde babasına karşı bir başkaldırı hissedilse de zaman zaman görünen beklenmedik zekâsında, soyuna dayanan sağlam bir çekirdeğin gerçekten de var olduğu hissediliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O çekirdeğin, söz konusu babadan bağımsız olmadığı da açıktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Rachins, iyi misin?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“&#8230;Üstümü soyup yarı çıplak bıraktılar sadece. Bundan dolayı bir şey olacak değil ya.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“&#8230; Anladım. Tamamdır.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sorunun niyetini anlamış olmasına rağmen böyle cevap veren Rachins’e, Subaru saygı gösterdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Endişelenmesi doğaldı. Üstelik şu anda Subaru’nun bu endişeyi giderecek bir yolu olmadığı gibi, Rachins’in içindekileri anlatmak istemediği de belliydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ailesinden birilerini merak etmenin ağırlığı büyüktü. Deneyimlerinden bildiği kadarıyla, konuşunca insanın mutlaka rahatladığı da söylenemezdi; bu yüzden onu zorlayamazdı. Elbette, karşı taraf konuşmak isterse dinleyecekti ama――</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???: </strong>“――Oooooy oy, şu kasvetli ve baş ağrıtan konuşmanız artık bitti mi be?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tam da o hassas havayı paramparça edercesine revirin kapısı şiddetle açıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İçeriye -patavatsız ayak sesleriyle ağır ağır giren kişi- siyah giysiler içinde, soytarı maskesi takmış tehlikeli bir şahıs―― Kara Köpek, bir eliyle büyük bir çuval taşırken içeri girdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subarugiller sağ salim olduğuna göre onun da sağ olması doğaldı ama&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Lafın ortasına bam diye girmeyi seven tiplerdensin&#8230; Önemli bir konuşmanın tam ortasındaydık.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kara Köpek: </strong>“Oha gerçekten mi ya, hayatta bu denli meşgul olmak harika olmalı. Zaten böyle ucu ucuna yaşayıp durduğuna göre, önemli konuşma yapmadığın bir an bile yoktur yahu!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun: </strong>“Kara Köpek, lütfen dur! Natsuki Subaru-san bizim hayatımızı kurtardı!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kara Köpek: </strong>“Oo, örnek kadını oynuyorsun demek. Başkalarına kuyruk sallatmayan kötü bir kadın olmana rağmen kendin de kuyruk sallamaya doymuyorsun; insanın başı değil, kıçı yere düşmeye doyamaz, kuhahahaha!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun: </strong>“~~Hık!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kara Köpeğin kaba tavrını azarlayan Ak Koyun, onun karşı saldırısıyla yüzü kıpkırmızı oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Görünen o ki bu ikisi, birlikte Sevgili Çocuklardan kaçmış olmalarına rağmen Subaru’yla Beatrice gibi birbirlerine sımsıkı güvenen bir ilişkiye sahip değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Elbette Subaru, Ak Koyun’un tarafını tutmayı düşünüyordu ama――</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“Çok gevezelik ediyorsun, Kara Köpek. Konuyu kısa tut.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kara Köpek: </strong>“Çıh, yakında ayrılmak için hazırlıklar tamamlanacak, yani hepinizin hazırlanması gerekiyor, olay bu!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Vaakiyaa, sanırım!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Oha, ne lan bu?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kaba bir sesle konuşurken Kara Köpek elindeki büyük çuvalı aniden Subarugillere fırlattı. Refleksle geri çekilen Subaru’yla Beatrice’in ayaklarının dibine, yatağın üstüne çuval düşüverdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ak Koyun çuvalın ağzını telaşla açınca içinden çıkan şey――</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“――Algı Engelleme etkisine sahip cübbeler. Roswaal aracılığıyla temin ettik. Natsuki-dono’yla Beatrice-dono’nun yanında, Crusch-sama için de var. Ah, Rachins-dono için de yedek var.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Bana bonus muamelesi yaptığınız için sağ olun ya!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Baştan savma muamele gören Rachins sözlerini tükürürken Subaru uzun zamandır duymadığı Algı Engelleme ifadesiyle kaşlarını kaldırdı ve çuvaldan çıkardığı cübbeyi Beatrice’in dizlerinin üzerine serdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beyaz bir kumaştı. Subaru dokunarak bir şey anlayamazdı ama Beatrice “hımm” diyerek başını salladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Evet, buna Roswaal’ın eli değmiş, doğrusu. Bu da o sakallının Roswaal’ın arkadaşı olduğu hikâyesine inandırıcılık katıyor, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Bunu üzücü bir haber vermiş gibi söyleme&#8230; neyse, bizim gibi arananlar için bu cübbeler büyük nimet ama yakında ayrılacağız derken? Burası Altı Dil’in üssü değil miydi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“Hayır, burası birkaç küçük karakoldan yalnızca biri. Şimdiki Sevgili Çocukların gücüne karşı koymaya yetmez&#8230; en kısa sürede burayı boşaltacağız.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Ama bu&#8230; yoo, karşı tarafın ne kadar tehlikeli olduğunu Russell-sanlar benden çok daha iyi biliyordur. Biz sadece işinize sonradan dâhil olmuş durumdayız, kusura bakma. Talimatlarına uyacağız.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nihayet sakinleştiğini sanmışken hemen yeniden hareket edeceklerini duyan Subaru, içgüdüsel olarak itiraz etmeye yeltendi ama hızlıca bu fikirden vazgeçti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Düşmanın ne kadar korkunç ve hazırlıklı olduğu fazlasıyla net açıklanmıştı. Russellgillerle buluşamamış olsalardı şu anda bile görünmeyen bir düşman tarafından kovalanmaya devam ediyor olacakları kesindi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yüzden Subaru, burada Russell’ın düşüncesine uymaya karar verdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat――</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Peki hemen mi hareket edeceğiz? Yani, bir sonraki yer buradan uzak mı?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“Evet. Bir süre alacaktır. ――Ne de olsa Kraliyet Başkentinden ayrılacağız.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“&#8230;Eh?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kulak zarına çarpan açıklamayı doğru dürüst yutamayan Subaru’nun gözleri yuvarlandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yanlış duymuş olabileceğini düşünerek Russell’ın farklı sözler söylemesini bekledi ama Subaru’nun o beklentisi boşa çıktı, Russell’ın ifadesi değişmedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğal olarak Subaru’nun az önceki sözleri zaman alarak kabullenmekten başka çaresi kalmadı――</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“――Buna kolayca razı gelemem, doğrusu. Az önceki konuşmana bakılırsa Saray’daki Emilia’yı geride bırakacağız, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“Evet, öyle. Yanlış anlaşılma olmasın diye baştan söyleyeyim, Kraliyet Başkentinde kaçmakta olan Kamp üyeleriyle birleşmek için de güç ayıramayız. Biz zaten karşı tarafın avcunun içindeyiz. O el kapanmadan evvel hareket etmezsek telafisi olmayan bir durumun içinde kalırız.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Bu, şey&#8230; ama&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“Bir kez daha söylemek isterim ki: Bu üssü terk edip Kraliyet Başkentinden çıkacağız. Artık bu şehir, Sevgili Çocukların hükmettiği bir şer yuvası. ――Yenilgiye uğrama lüksümüz yok.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">――Yenilgiyi reddeden Russell’ın güçlü kararlılığı ve gururu karşısında Subaru’nun dili tutuldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun kavrayışı saftı. Sığdı. Yetersizdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Durum, Subaru’nun hayal ettiğinden de kötüydü; yenilginin ve onları kaybetmenin eşiğindeydi―― farkına bile varmadan idam sehpasına çıkarılmış, başlarının kesileceği ânın hemen önüne getirilmişlerdi. Muhtemelen gerçek buydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama――</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Subaru, Subaru, Betty’ye bak, doğrusu. Betty tam burada, yanı başında, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Titremeye başlayan Subaru’yu bedenini çeviren Beatrice karşıdan sarılarak tuttu. Küçük avuçlarının sırtını okşadığını hisseden Subaru, nefes almayı tekrardan hatırladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Russell-san’ın dediğini anlıyorum, anlıyorum. Ama Emilia’yı&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Düşmanın eline düşen Kraliyet Başkentinden ayrılarak yenilgiyi reddedecekler ve yeniden ayağa kalkmak adına kendi fırsatlarını yaratacaklardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu niyeti anlıyordu. Mantığı da anlıyordu. Şu anki Kraliyet Başkenti yalnızca tehlikeyle doluydu, cesur bir hamle yapmazlarsa düşmanın tam istediği gibi olacaktı. ――Emilia’yı böylesi bir yerde arkasında bırakıp terk mi edecekti? Ayrı düştüğü arkadaşlarıyla bir araya gelmekten vazgeçip kaçacak mıydı?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böylesi bir seçenekte, böylesi bir dönüm noktası olan Natsuki Subaru――</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“――Ak Koyun.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun: </strong>“&#8230;Hık, anlaşıldı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beatrice’le kucak kucağa durup düşünceleri arasında çıkış arayan Subaru’nun karşısında Russell, birden Ak Koyun’a seslendi. Bu sesleniş üzerine Ak Koyun’un sözleri hafifçe boğazında düğümlendi, sonra başını salladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ardından yatağın yanına yaklaştı ve Subaru’nun elini iki eliyle nazikçe tuttu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Ak Koyun-chan?..”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun: </strong>“Nasıl hissettiğinizi, ne kadar acı çektiğinizi çok iyi biliyorum. Sizin içinde değerli olan birinden bile isteye ayrı düşmek, insanın bedenini ikiye ayıracak kadar büyük bir acı veriyor. Ama o zaman da, hep beraber ölelim de&#8230; diyemeyiz, değil mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun: </strong>“Lütfen bize güvenin. Düşes Karsten’in gücüyle, Natsuki Subaru-san’ın gücüyle kesinlikle kaybetmeyiz. O yüzden lütfen&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ak Koyun; neredeyse ağlayacak kadar titreyen gözlerle, var gücüyle Subaru’yu ikna etmeye çalıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunlar kulağa hoş gelen bir şeylerdi, idealist bir düşünceydi; Subaru’nun kendini ikna etmek uğruna belki on kez, belki yüz kez tekrarladığı klişe laflardı. ――Yine de, nedense Ak Koyun’un ağzından duyunca kalbi sarsıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“――Russell-san, Saray’daki Emilia da diğerleri&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell: </strong>“Karşı taraf da Kraliyet Seçimi Adaylarına el uzatmaktan kaçınacaktır. Özgürlükleri kısıtlansa bile canlarına zarar verilmez. İçeride gözcülük yapan adamım var.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Derin bir nefes alıp verdikten sonra böyle soran Subaru’ya Russell böyle cevap verdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun endişesini olabildiğince gidermeye çalışan bu cevap, muhtemelen Russell’ın sunabileceği en büyük anlayış ve tavizdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Emilia’nın güvenliği düşmanın sağduyusuna, yoldaşlarının akıbeti de her birinin kendi gücüne kalmıştı―― karşı karşıya kaldıkları düşman göz önüne alındığında bunların hepsi dezavantajlı birer kumar olduğu inkâr edilemezdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine de――</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“――Ben… ne olursa olsun Emilia’yı kurtaracağım. Diğer herkesi de. Bunu aklınızdan çıkarmayın.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Göğsünün derinliklerinde kaynayan kara alevin bütün bedenini yaktığı hissini yaşasa da kararını verdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun bu cevabı üzerine Beatrice’in bedeni kasıldı, elini tutmaya devam eden Ak Koyun zayıf bir nefes verdi. Onları sessizce izleyen Rachins, Russell’ın ona dik dik bakmasıyla memnuniyetsizliği artsa da karşı çıkmayacağını gösterircesine dilini çıkardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yalnızca duvara sırtını dayamış, taktığı maskeye elini götüren Kara Köpeğin――</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kara Köpek: </strong>“――Kuha, geberip git, şerefsiz herif.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kime söylediği belli olmayan nefret dolu bu mırıltısı, ilaç kokan odanın zeminine düşerek kayboldu.</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-22-temelin-atilisi-ve-reddedis/">Kısım X, Bölüm 22 – “Temelin Atılışı ve Reddediş”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-22-temelin-atilisi-ve-reddedis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kısım X, Bölüm 23 – “En İyisini Ara”</title>
		<link>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-23-en-iyisini-ara/</link>
					<comments>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-23-en-iyisini-ara/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bertiel]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Jun 2026 21:02:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ana Hikâye]]></category>
		<category><![CDATA[Kısım 10]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.rezeroturkce.com/?p=8693</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-23-en-iyisini-ara/">Kısım X, Bölüm 23 – “En İyisini Ara”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<p>※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ Çevirmen: Bertiel Ek Düzenleme: Qua Redaktör: akari Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-23-en-iyisini-ara/">Kısım X, Bölüm 23 – “En İyisini Ara”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-23-en-iyisini-ara/">Kısım X, Bölüm 23 – “En İyisini Ara”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1440" height="1920" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-17.png" alt="" class="wp-image-8695" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-17.png 1440w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-17-1500x2000.png 1500w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-17-750x1000.png 750w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-17-768x1024.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-17-1152x1536.png 1152w" sizes="auto, (max-width: 1440px) 100vw, 1440px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/liankhangthang/status/2057707901066805591?s=20">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Çevirmen: Bertiel</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Ek Düzenleme: Qua</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Redaktör: akari</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong><strong><strong>Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire, universe, Yağız D, Metin K, equ, Sakuta Hijiri, Emirhan D, Kerem Y, jnxleus, Yusuf Esat Ç, Salim, Elma Can, EuphoriaLux, Efe S, Yiğithan S, The Emre, Arman, Karagürz, Furkan Ş, Kaan Ö, Süleyman Y, Anıl U, Hydra, Bayram Ö, Sweet, Rayko Nora, Rüzgar Yağız C, Alperen&#8217;in Gözünden, Melih Kaan K</strong></strong>, Efe Ç.</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Destek vermek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://rezeroturkce.com/bilgi-kosesi/destek/" style="color: #9b51e0;">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Discord’a gelmek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://discord.gg/rezeroturkce" style="color: #9b51e0;">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Defalarca kez başını kaldırıp baktığı Lugunica Kraliyet Sarayı o kadar uzaklardaydı ki tebeşir beyazı duvarları akşam karanlığında neredeyse yutulup gidiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Emilia.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dudaklarından bir mırıltı hâlinde dökülen bu ismin ardında Subaru’nun kalbini parçalayan derin bir keder yatıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kraliyet Başkentinin zirvesindeki o Sarayda tutsak edilen kişi Emilia’ydı&#8230; Subaru’nun en büyük arzusu da onu bir zindana kapatmak değil, eninde sonunda o tahta oturtmaktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “&#8230;Emilia Kraliyet Adayıdır, doğrusu. En azından görünüşte ona saygılı davranıyor olmalılar, sanırım. Onu zindana kapatmalarına imkân yok, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Biliyorum. Bunu biliyorum, gerçekten de biliyorum. Ama&#8230; mesele o değil ki&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Ah, üzgünüm&#8230; Sırf beni neşelendirmeye çalışırken hem de.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Sorun değil, sanırım. Bunalmış Subaru’yu cesaretlendirmek de <em><u>partnerinin</u></em> ayrıcalığıdır, doğrusu. Petra ve Rem kıskançlıktan ağlayıp duruyorlardır, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Petra’yı bilmem de Rem için aynı şeyi söyleyemem. Pek kıskanacakmış gibi durmuyor.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yüzüne acı bir tebessüm yerleştiren Subaru, şu durumda bile hâlâ gülümseyebildiğine kendi de şaşırmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha biraz öncesine kadar, kendi çaresizliğini ve geride bırakmaktan başka çaresi olmadığı Emilia’yı düşündükçe kalbi paramparça olacak gibi hissederken Beatrice’in yanındaki varlığı bile gerçekten de muazzam etkiliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Göz ucuyla ona baktığında küçük Ruhun o şirin ve kendini beğenmiş yüz ifadesini gördü, ardından dudaklarından hafif bir iç çekiş döküldü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Subaru, Beatrice ve Altı Dil’in karakoldaki ekip; Russell’ın talimatları doğrultusunda planlandığı gibi yola çıkmak için hazırlıklara başlamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Karakol, ne cüretkârdır ki Ticaret Bölgesindeki en büyük depolardan birindeydi. Soylular Mahallesiyle sınır olan savunma duvarının hemen yakınında yer alması, Altı Dil’in gizlenme becerisinin ——başkentin silüetine karışıp orada doğal bir şekilde varlıklarını sürdürmelerinin ne kadar muazzam olduğunu gözler önüne seriyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şu an Subaru’yla Beatrice; karakolun arkasına geçmiş, kaçış hazırlıkları tamamlanana kadar Emilia’nın içinde tutulduğu Lugunica Kraliyet Sarayını seyrediyorlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Henüz bilinci yerine gelmeyen ve uyumaya devam eden Crusch’la başkentten kaçmaya hiçbir direnç göstermeyen Rachins’in yanı sıra Subaru ve Beatrice de oradaydı. Onların dışındaki ana üyeler Ak Koyun, Kara Köpek—— ve hepsine liderlik eden Russell vardı fakat bunların haricinde kılık değiştirme ve bilgi saptırma görevlerini üstlenen pek çok personelin olduğu da aşikârdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğrudan Krallığa bağlı bir istihbarat teşkilatı olmalarından bekleneceği üzere yürüttükleri operasyonun çapı oldukça büyüktü.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Yine de onca gücümüze rağmen tamamen gafil avlandık, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Ama sonsuza dek yenik kalmayacağız. Bu kaçış, daha sonra yapacağımız büyük geri dönüş için hızlanma aşamasından ibaret.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Hızlı bir başlangıç, sanırım. ——Biraz şaşırdım, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yenilgiye boyun eğmeyen azmini dile getiren Subaru’ya, elini tutan Beatrice aniden böyle mırıldandı. Bunu duyan Subaru “Şaşırdın mı?” diyerek başını yana eğdiğinde Beatrice hafifçe kaşlarını çattı ve&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Subaru’nun başkentten ayrılmaya bu kadar çabuk karar verebilmesine şaşırdım, sanırım. Emilia’yı geride bırakmak da, Ottolarla buluşamamak da senin için zor bir seçim olmalıydı, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Orası&#8230; kesinlikle öyle, şu an bile öyle hissediyorum. Miklotov-san’ın yanına gitmeden önce Emilia-tan’la öğle yemeğinde ne yiyeceğimizi konuşuyorduk. Güya bugün Emilia-tan, Rem ve Petra’yla birlikte beslenme çantası hazırlayacaktı ve dört gözle beklememi söylemişti&#8230; ama geldiğimiz duruma bak.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Subaru&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Çok acı verici, çok zor. Ama Beako, sen de karşı çıkmadığına göre bunun en doğrusu olduğunu biliyordun, değil mi? Sen de anlamıştın.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ses tonunu acınası bir şekilde düşüren Subaru’yu, kısa bir süre sonra Beatrice başını ağır ağır sallayarak onayladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O an bunu dile getirmemiş olsa da Beatrice başkentte kalmanın kaçınılmaz olarak yenilgiyle sonuçlanacağından emindi. Yine de karar vermesi için Subaru’yu aceleye getirmemiş olması, tamamen onun hassasiyetinden ve Subaru’nun bu kararı kendi içinde kabullenmesini istemesindendi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birisi ona dayattı diye çaresizce boyun eğmesini değil, Subaru’nun kendi hür iradesiyle bu seçimi yapabilmesini arzulamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Benim Beako’m her zamanki gibi hem şirin mi şirin hem de çok ama çok acımasız.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Üstelik bu şirinlik de acımasızlık da ömür boyu garantilidir, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Ne büyük şans. Beako Sigorta’yla sözleşme imzaladığıma gerçekten memnunum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Saçlarını şefkatle okşarken partnerinin bu güvenilirliği Subaru’nun içini ferahlatmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Normalde olsa hemen “Bırak beni, doğrusu~!” diye bağırıp kaçmaya çalışacakken şimdi sessizce buna izin vermesi Beatrice’in onun duygularını gözetmesinden kaynaklanıyordu muhtemelen.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tam o sırada——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Yola çıkış hazırlıkları tamamlanmak üzere. İkiniz de hazır mısınız?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onlara seslenen kişi Ak Koyun’du.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Siyah takım elbisesinin üzerine beyaz bir cübbe—— tıpkı Subaru ve Beatrice gibi o da Algı Engelleme cübbesine bürünmüştü ve toplu olan saçlarını serbest bırakarak eskisinden biraz daha farklı bir havaya bürünmüştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Algı Engelleme ile hafif bir kılık değiştirmenin bir araya gelmesiyle, kimliğini tamamen gizlemeyi başarmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Heh?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun:</strong> “N-Ne oldu? Bende tuhaf bir şey mi var?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Ah, kusura bakma, ondan değil. Sadece <em><u>takım elbiseli</u></em> hâlinden oldukça farklı bir izlenim bıraktın da. Aslında bu hâlin, Ak Koyun-chan lakabına çok daha iyi uyuyor.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun:</strong> “Bu&#8230; doğru olabilir. Gümüş Tilki beni yanına almadan önce&#8230; henüz Annemin yanındayken genellikle böyle şeyler giyerdim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Ah, özür dilerim. Sana kötü anılarını hatırlattım sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">İstemeden de olsa kötü anılarını deştiği için özür dileyen Subaru’ya, Ak Koyun “Hayır” diyerek hafifçe gülümsedi. Sonra uzun, lacivert saçlarını okşayarak&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun:</strong> “&#8230;Asıl benim özür dilemem gerekir. Üzgünüm.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “?.. Neden özür diledin ki?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun:</strong> “Kendi çıkarlarımız doğrultusunda sizi acele ettirdiğimiz için&#8230; Normalde karar vermek için daha fazla zamana ihtiyacınız olurdu, Natsuki Subaru-san.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bakışlarını yere indirip sanki kendisi daha çok acı çekiyormuş gibi konuşan Ak Koyun’a bakarken Subaru’nun yüzünde istemsizce tebessüm belirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Capella’nın emrindeki Sevgili Çocuklardan ayrılıp şimdi Russell’ın yönettiği Altı Dil’in bir üyesi olan Ak Koyun, özündeki bu merhametle ne bir kötünün astı olmaya ne de casusluk yapmaya elverişliydi. Ne de olsa Subaru’nun karar vermek için harcadığı zamanın yükünü bile kendi omuzlarına almaya çalışıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Benim yükümü de kendi üstüne almana gerek yok. Aceleye getirildiğimi falan da düşünmüyorum. Aksine, kararımı verebilmem için gereken bilgiyi sağladığınızdan dolayı minnettarım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun:</strong> “Natsuki Subaru-san&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Yine de kendini suçlu hissetmekten alıkoyamıyorsan en azından şunu yapmayı bırakır mısın?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun:</strong> “Eh?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Bana ‘Natsuki Subaru-san’ diyerek tam adımla seslenmeyi yani. ‘Natsuki-san’ veya ‘Subaru-san’ diyebilirsin. Öbür türlü kendimi diken üstünde hissediyorum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Omuz silkip olabildiğince dostane ve rahat bir tavır takınan Subaru’nun bu ricası üzerine Ak Koyun’un gözleri fal taşı gibi açıldı, bir süre şaşkınlıktan dudakları aralanıp kapandı durdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ak Koyun’un bu hâline şahit olan Beatrice, Subaru’nun yanı başında derin bir iç çekti ve&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Fazla derin düşünmene gerek yok, doğrusu. Bu kelimelerle ne demek istiyorsa direkt onu kastediyor, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Bu gereksiz dipnot da neydi şimdi ya&#8230; Başka ne anlama gelebilirdi ki zaten?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Betty bilmiyor, doğrusu~. Betty söylemeyecek, sanırım~.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Bu resmen ‘biliyorum ama söylemeyeceğim’ diyen birinin tavrı!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beatrice kulaklarını tıkayıp yüzünü başka yöne çevirirken Subaru küsmüş bir ifadeyle dudaklarını büzdü. İkisinin arasındaki bu atışma ortamdaki gerginliği dağıtmış olmalı ki o âna kadar şaşkınlık içinde olan Ak Koyun’un omuzlarındaki tüm yük bir anda kaybolup gidiverdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve ardından——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun:</strong> “——Yani size sadece Subaru-san ve Beatrice-san dememde bir sakınca yok, değil mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Evet, hiç sakıncası yok. İstersen ona Becchin bile diyebilirsin.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Becchin mi?! Subaru bile Betty’ye hiç böyle seslenmemişti, doğrusu!?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun:</strong> “S-Sanırım pek olumlu bir tepki alamayacağım, o yüzden böyle kalsın&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oldukça mütevazı bir yanıtla Ak Koyun, Beatrice’e “Becchin” deme şeklindeki o tarihî ayrıcalıktan vazgeçti. Yine de bu duruma pek üzülmüş görünmüyordu, bunun yerine sanki başka bir derdi varmış gibi endişeli gözlerle Subaru’ya baktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru bu duruma kaşlarını çatarken Ak Koyun’un dudaklarını kıpırdatması bir oldu——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun:</strong> “Şey, Subaru-san, Ti——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “——Oy! Sikikler, ne kadar daha oyalanacaksınız lan! Kıçınızı kaldırın da çabuk gelin buraya!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak tam o sırada kaba ve çatallı bir ses tonuyla Rachins araya girdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rachins’in zaten keskin olan gözlerindeki o fazladan bilenmiş parıltı karşısında Ak Koyun korkuyla “Hııhk!” diyerek omuzlarını büktü. Subaru’ysa Ak Koyun’u arkasına alıp koruyarak dik dik Rachins’e baktı,</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Harbiden bu cübbe sana hiç yakışmamış be, biliyorsun değil mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins:</strong> “Kes lan, karışma sen! Hem ben niye en başta Russell Fellow’un köpeği olmak zorundayım ki! İşlerinizi gidip köle sözleşmesi yaptığınız heriflere yaptırın lan.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun:</strong> “K-K-Köle sözleşmesi falan yapmadık biz!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Ak Koyun-chan, sen böyle panik yapınca cidden öyleymiş gibi duruyor ama&#8230;”</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1920" height="1385" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-20.png" alt="" class="wp-image-8698" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-20.png 1920w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-20-1000x722.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-20-768x554.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-20-1536x1108.png 1536w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/otto06010/status/2059548051799453910?s=20">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">Rachins’in bu kaba yorumlarını bu kadar ciddiye alan Ak Koyun’u yatıştırdıktan sonra Subaru, bir kez daha uzaklardaki Saraya doğru bakıp derin bir iç çekti. ——Tek duası o kızın güvende olmasıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Emilia da Subaru için aynı şeyi diliyordur, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “İkimiz için de öyle olsa gerek. Sadece benim yerime böyle dilemesi beni daha çok mutlu eder, üstelik bu tam da Emilialık bir hareket olur.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tek bir bakışıyla kalbinden geçenleri anlayan Beatrice’e böyle karşılık veren Subaru, içindeki o peşini bırakmayan bağlardan sıyrılmak istercesine Saraya arkasını dönüp ilk adımını attı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yollarına devam ederek karakolun içinden geçtiler ve dışarıda bekleyen ejder arabasına doğru ilerlediler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O sırada hızla boşalmakta olan karakolun içinde, kucağında kocaman bir kutuyu dışarı taşımaya çalışan cübbeli birinin sırtı gözüne ilişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kutunun içinde ne olduğunu bilmese de epey ağır olduğu belliydi, zira onu taşıyan kişi epey zorlanıyor gibi görünüyordu,</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Bunun dışarıdaki ejder arabasına taşınması gerekiyor, değil mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Ah&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hızla yardım elini uzatan Subaru, kutuyu onun yerine bir çırpıda kaldırdı—— yoo, bir çırpıda kaldırdığını söylemek yalan olurdu. Bayağı ağır olduğundan epey güç harcaması gerekmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Neyse ki kutuyu tek başına kaldırıp karizmayı çizdirmediği için içten içe rahatlayan Subaru’ya karşılık, kutuyla cebelleşen kişi—— şapkasını gözlerine kadar indirmiş olan o şahıs şaşkın bir tepki verdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “?.. İyi misin?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Karşısındaki kişinin bu şaşkın hâli üzerine Subaru başını yana eğdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şapkasından ötürü yüzü görünmüyordu ama ince yapılı biriydi. Gerçi yüzünün görünmemesi bile Kara Köpeğe nazaran çok daha az şüpheyi barındırdığı için pek de sorun sayılmazdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun asıl garipsediği şey, o kişinin bu garip tepkisiydi. Ancak bunu sorgulayacak vakit kalmadan o şahıs başını eğip apar topar oradan uzaklaştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Teşekkür bile etmedi, ne kaba biri, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Yok canım, bazen <em><u>utangaç</u></em> insanlarla karşılaşırsın işte. Herkes Garfiel kadar cana yakın ve karizmatik olacak diye bir kural yok.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Neden lafı birden Garfiel’a getirdin ki&#8230; Gerçi anlamıyor da değilim, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Karizma sadece dış görünüşle ilgili değildi; aynı zamanda kişinin hâl ve hareketlerinde, söylediği sözlerde de kendini belli ederdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kamptaki bu ortak görüşü Subaru ve Beatrice başlarını sallayarak onaylarken kucağında yükle bekleyen Subaru’yu fark eden Ak Koyun “Affedersiniz” diye seslendi,</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun:</strong> “Bunu size taşıttığımız için&#8230; Mavi Yılan-san’la daha sonra konuşacağım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Yoo yoo, lafı bile olmaz da&#8230; az önceki kişi Mavi Yılan mıydı? Yanılmıyorsam benim yanıklarımı iyileştiren kişi oydu, değil mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun:</strong> “Eh, ah, evet. Kendisi aşırı yetenekli bir şifacıdır.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun duyduğu bu kod ada—— Mavi Yılan ismine tepki vermesi üzerine Ak Koyun bunu doğruladı. Koyun, köpek, tilki derken şifacının bir yılan olması oldukça havalı ve stilistik bir seçimdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun bildiği kadarıyla, yılanlar ve tıp birbirinden ayrılamaz kavramlardı. Bunun bir örneği, Yunan mitolojisinde hekim Asklepios’un asasına dolanmış bir yılandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tabii, bu durumla Mavi Yılan ismi arasındaki bağlantının sadece bir tesadüften ibaret olduğu açıktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Öyleyse asıl teşekkürü benim etmem gerekiyor. Sadece bu yükünü taşımakla ona olan borcumu ödemiş sayılmam.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun:</strong> “Ah&#8230; ama yine de biraz zor olacaktır. Mavi Yılan-san başkalarıyla konuşmayı pek sevmez&#8230; Gümüş Tilki de bize onun bu isteğine saygı göstermemizi tembihlemişti.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Hımm? İnsanlardan hoşlanmayan bir hekim ha&#8230; Giderek daha da usta bir hekimmiş gibi gelmeye başladı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yetenekli ama huysuz&#8230; bu, manga ve animelerde karşılaştığı usta doktorların en belirgin ön koşuluydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine de Ak Koyun’un bu uyarısını kabul eden Subaru, Mavi Yılan’la daha fazla iletişim kurma fikrinden vazgeçti. Bunun yerine, tekrar yük taşırken zorlandığını görürse yardım edip borcunu azar azar ödemeye karar verdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her neyse——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Gidelim. Yeniden geri dönebilmek uğruna.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nitekim, sanki kendi benliğinden başka kimseyi bilgilendirmiyormuşçasına Natsuki Subaru bu sözleri beyan etti ve yanındaki Beatrice’le birlikte birbirlerine sıkıca sarılarak karakolun dışına adım attılar.</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">△▼△▼△▼△</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “——Algı Engelleme’nin işleyiş prensibi, kişinin doğal olarak yaydığı izlenimi ve varlığını hafifçe değiştirerek göze batmasını en aza indirmektir. Yani&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Yani?..”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “Sıkı bir gözetim ağının ortasında size sadece geçici bir koruma sağlayacaktır. Ona fazla bel bağlamayın.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ejder arabasında Russell’ın karşısında oturdukları sırada bu sözleri duyan Subaru, usulca başını salladı ve hem kendi şapkasını hem de yanındaki Beatrice’in şapkasını daha da aşağı çekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Altı Dil’in hazırlıkları tamamlanmış durumdaydı, Kraliyet Başkentinden ayrılan tüccar kafilesi kılığına bürünmüş ejder arabası kafilesinin ortasındaydılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tedarik edilen ejder arabaları hiç de lüks değildi. Kraliyet Başkentinin sokakları bir yana sıradan seyyar satıcının yolları aşmak için kullanacağı türden, gösterişten tamamen arındırılmış standart modellerdi. Kendilerini bir tüccar kafilesi olarak gizlemek için kafile bir iki değil, tam on arabadan oluşuyordu; Subaru bunun aslında daha fazla dikkat çekip çekmeyeceğinden endişe ederken——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “Lütfen içiniz rahat olsun. Şu an Kraliyet Başkentine gergin bir atmosfer hâkim. Bu durumdan hoşnut olmayıp geçici olarak başkenti terk etmeyi seçen pek çok kişi var. Biz de bu kalabalıktan yararlanmak amacıyla onların arasına karışıp yola koyulacağız.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “O gergin atmosfer derken&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “Elbette ki bu, tehlikeli kaçakların şehrin içinde pusuya yatmış olma ihtimalinin yarattığı bir korkudur. Küçümsenmeyecek sayıda krallık askeri seferber edilmiş durumda ve sıkı aramalar yapılıyor. McMahon Bey’in ölümü halktan gizlense de bu olağanüstü hâlin havasını örtbas etmek için pek de yeterli görünmüyor.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Bu gayet doğal&#8230; Herkes büyük bir endişe içindedir herhâlde.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kafasında canlandırdığı başkent atmosferinin doğrulanmasıyla Subaru, Şehvet’in komplolarına alet olan halka acıdı. Bunun üzerine Russell, gözlerini hafifçe kısarak&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “Natsuki-dono; yoksa siz sadece Emilia-sama ve kampınızın üyeleri için değil, başkentteki vatandaşlar için de mi endişeleniyorsunuz?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Hı? Yoo, onlar için endişelendiğimden değil de sanırım iyi olup olmayacaklarını merak ediyorum. Karşımızdaki Capella bile olsa Otoritesini kullanarak durduk yere sıradan vatandaşları ucubeleştirecek kadar ileri gitmez&#8230; diyemiyorum, hislerimin asıl nedeni bundan dolayıdır.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Saraydaki karar alma mekanizmasının bir parçası olan Bilgeler Konseyini ya da üst düzey soyluları taklitleriyle değiştirmek, ülkeyi ele geçirmek için kesinlikle en uygun yöntemdi. Onlara kıyasla, Otoritesini sıradan vatandaşlar üzerinde kullanması basit bir zorbalıktan öteye gidemezdi ancak Capella’nın bu tür zulümleri bile zevkle gerçekleştirebileceği de bi’ gerçekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Elbette ki Pristella’daki eylemiyle kendi varlığını ve Şehvet Otoritesinin gücünü herkese duyurmayı, böylece Altı Dil’i meşgul etmeyi amaçladığı açıktı ancak——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “&#8230;Ya da, Russell-san?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zihni tam da o noktaya ulaştığı sırada Subaru, Russell’ın sessizliğe büründüğünü fark etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun seslenmesi üzerine parmağıyla çenesindeki keçi sakalını sıvazlayıp tek gözünü kısan Russell, kısa şekilde “Yok bir şey” diyerek lafa girdi,</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “Natsuki-dono’nun endişeleri gayet yerindedir. Bir teselli olur mu bilmem ama Altı Dil de başkentten tamamen elini eteğini çekmiş değil. Durum değerlendirmesi ve bilgi sızdırma operasyonları için epey bir üyemiz geride kalacak. Onların bu çabalarına olan inancınızı korumanızı rica ederim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Evet, üzgünüm ama bunu ancak Russell-san ve ekibine bırakabilirim. Keşke on yirmi tane daha kolum ve beş altı tane daha bedenim olsaydı da size daha çok yararım dokunsaydı&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Ne saçma bir benzetme, doğrusu. Subaru şu anki hâliyle bile gayet kusursuz, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “ ‘Gayet kusursuz’ olan bu değerlendirme için teşekkürler&#8230; Her neyse, o cephede sadece size ve ekibinize güvenebilirim, Russell-san. İstihbarat teşkilatı Altı Dil’in gerçek gücünü gösterin bana!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru yumruğunu sıkarak ona gösterdiğinde Russell bunu onaylarcasına başını salladı. Bu cevabı güven verici bulan Subaru, dikkatini arabalarının arkasına—— diğer ejder arabalarına yöneltti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha önce de belirtildiği gibi, Altı Dil’in tüccar kafilesi süsü verdiği ejder arabalarının sayısı on civarındaydı ancak Subaru’yla Beatrice en öndeki arabada bulunuyordu ve diğerleri kafilenin dört bir yanına dağılmıştı. Subaru’nun zihnini en çok kurcalayan şeyse karakoldayken bir kez bile gözlerini açmayan Crusch’ın durumuydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kanalizasyonda bayıldığından beri bilinci hâlâ yerine gelmemişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tam uykuya dalmadan hemen önce Crusch, Ejderha Gözü’nün etkisinden bahsetmişti ancak bu sadece kendi tahminiydi ve aslında o Ejderha Gözü’nün ne olduğuna dair hiçbir fikirleri yoktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gerçi Beatrice de yorgunluk dışında başka bir neden olmadığını söylemişti ama——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “Crusch-sama için mi endişeleniyorsunuz?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Yani&#8230; evet. Ama siz de aynı durumda değil misiniz? Sevgili Çocuklarla savaşmak için Crusch-san’ın gücüne ihtiyacınız varsa sizin de huzursuz olmanız gerekir, değil mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “Elbette ki endişelerimiz var. Ancak tıbbi teşhiste uzman olan kişi, Crusch-sama’nın fiziksel durumuyla ilgili endişe edilecek bir şey olmadığını onayladı. Elbette Natsuki-dono’nun bahsettiği o Ejderha Gözü hakkında şüphelerimiz var ancak&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Şimdilik ona iyi bakıp uyanmasını uysalca beklemekten başka çaremiz yok, ha?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “Haklısınız.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Endişelerine böylesine nezaketle verilen bu cevap karşısında Subaru, elinden bir şey gelmediği bunca şeye karşı iç çekerek hayıflandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gerçekte, Crusch’ın sağlığını her şeyden çok önemseyen taraf Altı Dildi. Onun iyiliği için ellerinden gelen her şeyi yapacaklarından şüphe yoktu. Hatta bu amaçla o usta şifacıyı bile bulmuşlardı——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Doğru ya, adı Mavi Yılan-san’dı, değil mi? Az önce ayaküstü karşılaştık da Crusch-san’la o mu ilgileniyordu?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “&#8230; Mavi Yılan’la mı karşılaştınız?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Eh? Evet, gerçi ayrılmadan hemen önce ayaküstü yanından geçip gittim. Benimle tek kelime bile konuşmadı. Ak Koyun da söylemişti gerçi, biraz <em><u>utangaç</u></em> biriymiş sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “&#8230;Öyle de denebilir. Genel olarak yanılmış sayılmazsınız. Crusch-sama’nın durumuyla bizzat Mavi Yılan ilgileniyor. Gönlünüzü ferah tutun.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsanlardan çekinen ya da onlardan pek hazzetmeyen Mavi Yılan’ın Subaru’yla karşılaşması büyük bir sürpriz olmuş olmalıydı, zira Russell’ın cevap vermeden önce ilk kez bir anlığına duraksaması Subaru’ya bir bakıma ferahlatıcı gelmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat Mavi Yılan’ın Crusch’la ilgilendiğini duyup bir yandan rahatlarken diğer yandan da——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Ferris de epey endişeleniyordur şimdi.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Crusch tarafından tek ve biricik Şövalyelik görevinden azledilen ve Subaru’nun aralarını düzeltme teklifine omuz silken Ferris&#8230; Kraliyet Başkentindeki mezarlıkta yollarını ayırdıklarından beri nerede olduğu meçhuldü ama hâlâ başkentin içinde bir yerlerde olduğundan şüphe yoktu. Elbette ki mevcut kargaşanın haberleri şimdiye dek onun da kulağına çoktan ulaşmış olmalıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">En azından Wilhelm’la bir araya gelip fevri bir harekette bulunmaktan kaçınması en iyisi olurdu—— diye aklından geçirdiği sırada&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Durduk mu?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ejder arabasının durduğunu hissetmesiyle aniden kaskatı kesilen Subaru, beklenmedik herhangi bir duruma karşı hazırlıklı olmak için hemen kollarını Beatrice’in omuzlarına doladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak Subaru’nun bu tepkisine karşı, karşısında oturan Russell “Sakin olun” diyerek gülümsedi,</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “Kraliyet Başkentinin ana kapısının önündeki kontrol noktasına gelip sıraya girmişiz. Normalde de kalabalıktır ama epeyce bekletileceğiz gibi.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Epeyce bekletileceğiz derken&#8230; hava kararmak üzere olmasına rağmen gerçekten de herkes Kraliyet Başkentinden çıkmaya mı çalışıyor?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “Kulağı delik olanlar, hızlı karar verenler, kârı ve zararı ayırt edebilen keskin gözlüler&#8230; Sınırlı bir kesim olsa da bu tür insanlar için gece veya gündüz fark etmez. Yarın bu hava biraz daha yayıldığında muhtemelen daha da büyük kitleler harekete geçmeye başlayacaktır.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Sanki İmparatorluktaki olayların bir tekrarını yaşıyoruz, doğrusu. O zaman da insanlar İmparatorluk Başkentinden sürüler hâlinde kaçmıştı, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Benim de aklıma aynısı gelmişti. Doğal olarak buranın İmparatorluk Başkentiyle aynı kaderi paylaşmasını istemiyorum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beatrice’in söylediklerini başıyla onaylayan Subaru, Vollachia İmparatorluğunun başkenti Lupuganada yaşanan olayları anımsadı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Büyük Felaket’e önderlik eden Sphinx’in ellerinde İmparatorluk Başkentinin Nafâni Şehrine dönüştürülmesi ve Abel’in emriyle imparatorluk halkının başlattığı kitlesel tahliyeler, hafızasında hâlâ tazeliğini koruyordu. Ne var ki bu; sadece Vollachia’nın yukarıdan aşağıya, katı bir hiyerarşiyle yapılandırılmış olması sayesinde sorunsuz ilerleyen bir şeydi ve aynı başarıyı Lugunica’da beklemek zor olacaktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha da kötüsü -nafânilerin aksine- Capella’nın Sevgili Çocuklarını görünüşlerinden ayırt etmenin hiçbir yolu da yoktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “Crusch-sama’nın İlahi Koruması tam da bu yüzden var, biz de tam da bu yüzden varız. ——Natsuki-dono; size bunu söylememe gerek dahi yok sanırım ama ne olursa olsun, her zaman en iyisini aramaktan vazgeçmeyin.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ses tonunu biraz alçaltan Russell’a, Subaru doğrudan baktı. Russell bu sözleri bir tüccar edasıyla değil de istihbarat teşkilatının lideri—— Altı Dil’in başı olarak dile getirmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sözler, muhtemelen bu tutumun her şeyden önemli olduğunu kendine de hatırlatmak amacıyla söylediği sözlerdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Aramak&#8230; en iyisini aramak&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “Evet, aynen öyle. Krallık uğruna, gelecek uğruna ve değer verdiğiniz o kişiler uğruna; sebebi ne olursa olsun, nihai hedefe ulaşmak adına her zaman en iyinin peşinden gidin. Hedefe ulaşmak acı verici seçimler yapmayı gerektirse bile, o seçimleri bile göze alabilmelisiniz.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Soğukkanlı, en ufak bir sıcaklık bile barındırmayan bir tonla konuşmuştu. Ancak bu, Subaru’nun kalbine dokunmadığı anlamına gelmiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Coşku dolu, duygulara hitap eden sözlerin etkileyici olacağı şüphesizdi. Ancak Russell’ın sözlerinin böyle bir sıcaklıktan yoksun olmasının sebebi, onları zaten şekli değiştirilemeyecek kadar dövüp çelik gibi sertleştirmiş olmasıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Demir en uygun zamanda dövülmeliydi, böylelikle istenen şekli de vermiş olurdu. ——Ancak şeklini çoktan almış soğuk bir demiri tekrar ısıtıp dövmenin, bile isteye o sabit şekli bozmanın bir anlamı da yoktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “——Kontrol noktasına geldik gibi. İşlemleri hallederim, lütfen bekleyin.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dur kalk, sonra bir daha dur kalk&#8230; Bu döngüyü tekrarlayan ejder arabasının küçük penceresinden sürücü tarafından çağrılan Russell, ayağa kalktı ve yolcu kabininden indi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onun arkasından bakan Subaru da derin bir iç çekti. Sonra yanındaki Beatrice lafa girdi,</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Aman ne güzel, doğrusu. O adamın&#8230; Roswaal’ın arkadaşı olmasına şaşmamalı, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Senden de bu beklenirdi, Beako. Ben de aynı şeyi düşünüyordum. Baktıkları yön farklı olsa da izledikleri <em><u>yollar</u></em> birbirinin aynısı resmen&#8230; En iyisini aramak, ha?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Subaru zaten bunu hep yapıyor, doğrusu. Betty sana kefil olur, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sanki Subaru’ya tembellik ettiği söylenmiş gibi Beatrice epey gücenmiş görünüyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Elbette Russell’ın niyeti bu değildi ve Beatrice de bunu biliyordu. Ancak aynı zamanda, elinden bir şeyler gelen insanların her zaman bu tür iç sıkıntılarına mahkûm olacağının da farkındaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Denetim oldukça sıkı gibi görünüyor.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru ayağa kalktı ve sürücü koltuğuna açılan küçük pencereden dışarıyı göz ucuyla süzmeye başladı. Beatrice de yanından uzanıp “doğrusu” mırıltısıyla dışarıya göz attıklarında, Kraliyet Başkentinin ana kapısındaki standart işlem gişelerinin yanında geçici olarak kurulmuş bir gözcü kulesi ve denetim noktası gördüler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gişelerde sadece geçiş izinlerinin ve kargo manifestolarının teslim edilmesi isteniyordu, normal şartlarda Kraliyet Başkentine giriş çıkışlar asla bu kadar katı olmazdı. Ancak Soylu Mahallesinin girişinde uygulanan o üst düzey güvenlik önlemleri, artık buraya kadar taşınmış gibiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “Evet, bu durum bizi de son derece endişelendiriyor. Bu sebeple hızlı hareket etmek biz tüccarların doğasında vardır. Gerekli geçiş belgelerimiz ve manifestomuz hazır. Bütün kargolar hâlihazırda onay mühürleriyle etiketlendi, yine de her şeyi tekrardan kontrol etmek ister misiniz?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru baktığında Russell kontrol noktasındaki nöbetçi muhafızla bunları konuşuyordu ve denetimin sorunsuz ilerlediği anlaşılıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hemen yanında duran Ak Koyun, Algı Engelleme cübbesinin altından Russell’ın muhafızın önüne ardı ardına serdiği belgeleri taşıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sessiz ama tartışmasız derecede baskın ve tehditkâr tavır karşısında muhafızın kafası karışmış ve bunalmış görünüyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Muhafız:</strong> “Belgelerde bir eksik göremiyorum ve Ticaret Loncasının mührü de geçerli görünüyor. Manifestodaki ürünlere gelince&#8230; çoğunlukla tıbbi malzeme mi taşıyorsunuz?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “Daha da önemlisi, teslimat hızının doğrudan insan hayatıyla bağlantılı olduğu malzemeler bunlar.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ticaret Loncasının başkan ünvanını kullanan ve dahası kargonun içeriğini ahlâki meseleye bağlayarak konuşan Russell’a karşı, muhafız tek kelime edecek bir açık bulamıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve en nihayetinde, işin zirve noktasında――</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun:</strong> “Yalvarıyorum size&#8230; bu ilaçlar olmazsa köyümdeki herkes!..”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sesini titreterek konuşan Ak Koyun, hiç de rol yapıyormuş gibi görünmeyen bir tavırla muhafızın ellerine sarılarak yalvarmaya başladı. Bu içten yakarışı gören muhafızın yüzündeki tereddütse nihayet tamamen silinip gitti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ak Koyun ellerini tutarken muhafız oldukça ciddi bir ifadeyle boğazını temizleyerek…</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Muhafız:</strong> “P-Pekâlâ. Ortada herhangi bir sorun görünmüyor. Geçişinize izin veril――”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “――O kadar acele etme! Prosedürleri öylece es geçebileceğini sana kim söyledi?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun:</strong> “!..”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Muhafız tam geçiş izni verecekken ve Ak Koyun bu habere sevinecekken aniden araya bir engel girdi. Yandan uzanıp araya giren kolun sahibi, yaşlı bir adamdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Muhtemelen bu muhafızın rütbece üstü olan biriydi. Nöbet kulübesinden fırlayıp gelen bu komutan, astının elindeki belgeleri çekip aldı ve içeriğini gözden geçirirken,</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Komutan:</strong> “Ticaret Loncasına ait belgeler ve denetlenmiş bir kargo ha? Ama kural kuraldır.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “Böyle düşünmeniz takdire şayan fakat sence böylesine kuralcı bir yaklaşımın işe yarayacağı bir durumda mıyız?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Komutan:</strong> “Tam da bir tüccara yakışacak sözler. Ancak tüccarların kendilerine has yöntemleri olduğu gibi, biz muhafızların da onuru vardır.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “Öyle mi? ――Harikaymış.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Komutanın sözleri üzerine muhafız saygıyla başını eğerken Russell da durumu kabullendiğini belirtti. Görüş açısının kenarındaki Ak Koyun’un yüreğinin ağzına geldiği çok belliydi, aynı gerginlik Subaru’yla Beatrice için de geçerliydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gerekli belgelerin tam olduğunu ve dikkat dağıtmak için paravan arabaların da hazır bulunduğunu biliyordu ama yine de&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “V-Vaziyet vahim&#8230; Beako! Çabuk ol da <em><u>cebime</u></em> gir!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Hemencecik paniğe kapılıyorsun, sanırım! Betty ne kadar şirin ve minik olsa da oraya sığamaz, doğrusu! Ondan ziyade biraz daha ağırbaşlı dur――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ejder arabasının incelenme ihtimali yüzünden telaşa kapılan Subaru’yla Beatrice âdeta birbirine girmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O esnada Subaru’yla Beatrice’in yaydığı gergin titreşimleri sezmiş olacak ki aniden arkasını dönen Russell, kafiledeki herkese güven vermek istercesine hafifçe el salladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru, bunu görünce bir planı olduğuna kanaat getirip rahatlarken tam o anda olan oldu――</p>



<p class="wp-block-paragraph">――Bekleyen kafilenin arkasından güçlü bir sarsıntı, parçalanma sesleri ve bir sürü çığlık yükseldi.</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">△▼△▼△▼△</p>



<p class="wp-block-paragraph">Başlangıçta Subaru bu sarsıntıyı ejder arabasının harekete geçmesine, o gürültüyü arabanın gıcırtısına ve duyulan çığlıkları da bir nevi sevinç nidasına yormuştu; neredeyse her şeyi tamamen yanlış yorumlamak üzereydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her şey böylesine aniden, hiçbir belirti göstermeden gerçekleşivermişti ki.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “N’oluyor?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şoktan rengi atan Subaru, kucağında Beatrice’le ejder arabasının koltuğuna fırladı ve arkadaki büyük pencereden kafilenin arkasına―― kargaşanın geldiği tarafa baktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gözlerinin önüne serilen manzara; darmadağın olmuş bir kafile dizisi, gökyüzüne yükselen toz ve duman bulutu, bu dumanların içinden can havliyle fırlayan insan silüetleri ve ardında yarı yarıya yıkılmış gibi duran bir binaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Bu bir&#8230; kaza mıydı?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Öyle görünüyor, sanırım. Tekerleği veya benzer bir sorun yaşayan ejder arabası yüzünden zincirleme bir kaza yaşanmış olmalı, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Ve gidip de yol kenarındaki binaya toslamışlar, öyle mi? Çok fena, bir sürü yaralı olmalı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tıpkı Russell’ın belirttiği gibi, başkentin içindeki kargaşa yüzünden yaşanan bu olağandışı izdihamın bir sonucuydu bu. Trafiğin kilitlendiği bu bekleme sırasının ortasında meydana gelen tek bir kaza, hâliyle büyük bir zincirleme kazaya yol açmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kaç kişinin yaralandığı bilinmiyordu ama hemen gidip kaza yerindeki insanları kurtarmaları gereki――</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “――Natsuki-dono, geçiş iznini aldık. Arabalarımız hareket ediyor. Lütfen yerinize oturun.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Panik içinde ne yapacağını bilemeyen Subaru’yla Beatrice’in yanına, arabaya geri dönen Russell işte bu sözleri söylemişti. Bunu duyan Subaru “Russell-san” diye seslenecekken&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Eh?.. Az önce ne dediniz? Ejder arabaları hareket mi ediyor?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “Evet. Görevliler arkadaki kazaya müdahale etmek için gittiler. Belgelerinde eksik bulunmayan bizim geçişimize müsaade ettiler. Hem zaten bu sıkışık sırayı da açmaları gerekiyor.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “İyi de&#8230; ama&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Ortada yaralılar var, sanırım. Kafiledeki kargoların tıbbi malzeme olduğunu söylemiştin ya, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “Hepsi birer bahaneydi. Taşınan kargo sadece envanter listesinde yazanlardan ibaret değil. Kargoyu açacak olurlarsa her şey gün yüzüne çıkar. Size daha önce de söylemiştim: Her zaman en iyisini aramalısınız diye, değil mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yüzünde ve sesinde en ufak bir sertlik barındırmıyordu fakat sözlerinin içeriği fazlasıyla keskin ve acımasızdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sözler zihnine bıçak gibi işlerken Subaru bu acı pratiğin böylesine erken gelmesi karşısında yanaklarının kaskatı kesildiğini hissetti. ――Russell’ın ne demek istediğini anlıyordu. Evet, onu çok iyi anlıyordu ama yine de&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “――Ak Koyun, lütfen Natsuki-dono’ya durumu açıkla.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun:</strong> “――Hık.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Başını eğip sessizlik içinde dişlerini sıkan Subaru’nun bu tavrı karşısında iç çeken Russell, arkasına seslendi. Ve orada duran kişi, az önce ejder arabasının içine göz atan Ak Koyun’dan başkası değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Boğazında nefesi düğümlenmiş bir hâlde, ıslak ve iri gözlerini Russell’a çevirdi. Ne var ki onun yüzüne bile bakmadan arkasını dönen Russell, bir kez daha “Ak Koyun” diyerek seslendi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu duyan Ak Koyun; hızla arabanın içine sokulup elini, pencere pervazında duran Subaru’nun elinin üzerine koydu――</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun:</strong> “Subaru-san, lütfen beni dinleyin. Her şey yoluna girecek. Muhafızlar kesinlikle yardıma koşup icabına bakacaklardır. ――Her şey iyi olacak.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “&#8230;Ak Koyun… chan.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Acımasız bir karar veren Russell’a itaat eden Ak Koyun, Subaru’ya işte böyle yalvarıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir anlığına Subaru’nun içinde şiddetli bir isyan ateşi parlasa da Ak Koyun’un titreyen elleri ve sesi, aslında onun da bu durumu görmezden gelmek istemediğini açıkça gözler önüne seriyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Umutsuzca, tüm gücüyle uğraşıyor ve her şeye rağmen en iyisine bağlı kalmak için elinden geleni yapıyordu. ――Öyleyse bu noktada Subaru ne yapmalıydı ki?</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “――Subaru.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kucağındaki Beatrice ona bu şekilde seslendi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gözlerindeki bakış, Subaru’ya duyduğu güvenin ve sarsılmaz azminin bir ışıltısıydı. Subaru neyi seçerse seçsin onunla gideceğine, tıpkı o kanalizasyonda birlikte cehennemin dibine kadar yürümeye söz verdikleri ankiyle tıpatıp aynı ışıltıydı bu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu, günahın yükünü birlikte omuzlamak anlamına gelse bile Beatrice bundan asla çekinmezdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Şimdilik, hareket etmeliyiz&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “Evet, aynen öyle. Bu bilgece bir karar, Natsuki-dono. Şu anda yapılabilecek en iyi şey bu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ak Koyun’un elinin altında, pencere pervazında duran elini usulca indirdi Subaru. Onun bu hareketini fark eden Russell, rahatlamışçasına konuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Evet, doğruydu. Russell’ın söyledikleri tamamen haklıydı. Bu noktada ona uymak en doğrusuydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu kaza bir nevi ilahi bir lütuf olarak bile tanımlanabilirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zira arabaları neredeyse aranacak ve yakalanmalarına saniyeler kala gerçekleşmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Muhafızların tüm çabalarını kurtarma çalışmalarına yöneltmesi sayesinde buradan rahatlıkla sıyrılabileceklerdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">――Her şey, Kraliyet Başkentini ve Krallığı kurtarmak uğrunaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte bu yüzden——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Ha?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geri çekilmenin en doğrusu olduğunu kabul etmeye kendini zorladığı, kendiyle hesaplaştığı tam o anda gözlerini bir türlü alamadığı pencerenin dışındaki o manzarayı gördü Subaru.</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Beyaz cüppesinin eteklerini dalgalandırarak doğrudan kaza alanına koşan Mavi Yılan’ın silüetini gördü.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">――</p>



<p class="wp-block-paragraph">――――</p>



<p class="wp-block-paragraph">――――――<em>Ne kadar da aptalsın, Natsuki Subaru.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “&#8230;Her zaman en iyisini arayıp bulmamız gerektiğini söylemiştin, değil mi Russell-san?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “?.. Aynen öyle. Kararınız gayet doğru. Derhâl yola çıkacağız. Biz&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “ÖYLEYSE!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun:</strong> “——Hık?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Öyleyse benim için en iyisi&#8230; BURADA KURTARABİLECEĞİM HİÇ KİMSEYİ GERİDE BIRAKMAMAKTIR!!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu avazı çıktığı kadar bağırarak söyleyen Subaru, az önce indirmek üzere olduğu elini yeniden pencere pervazına koydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ardından kendi elinin üzerindeki elleri silkip atarak fal taşı gibi açılmış gözlerle ona bakan Ak Koyun’a ve hemen ötesindeki Russell’a “Kusura bakmayın!” diye bağırıp&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Hadi gidiyoruz, Beako! Gücünü bana ödünç ver!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Seve seve, sanırım!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kucağındaki Beatrice’le birlikte arabanın penceresinden kendini dışarı attı Subaru. Arkasından Russell’ın kendisine seslendiğini duyabiliyordu ama durmadı. Duramazdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Kazalar ilahi bir lütufmuşmuş. Nasıl bir saçmalıktır bu. Kazalar birer trajedidir. Kesinlikle kurtuluşa götüren bir yol falan değildir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Sen haklıydın! Ben yanılmışım!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğrudan oraya koşan Mavi Yılan’ın sırtını görmemiş olsaydı bunu fark edemeyecekti bile.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mavi Yılan yüzde yüz haklıydı. Sadece o sırta bakmak bile utançla dolup taşmasına yetiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Ne kadar da aptalsın, Natsuki Subaru.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Neden bunu anlayamıyorsun ki&#8230;&nbsp; Natsuki Subaru.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Canlarını feda etmeye gönüllü insanlar olsa bile bu senin huyunu değiştirmez ki.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>——Bu hiçbir şeyi ama hiçbir şeyi değiştirmez ki.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “N’oluyor be!? Oy, burası çok tehlikeli! Muhafız olmayanlar derhâl——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Burada yaralılar var, değil mi! Yardım edeceğim! Herkesi çekip çıkaracağız buradan!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Toz dumanla kaplı kaza alanının hemen önünde eliyle ağzını kapatan o muhafız—— yani az önce ejder arabasının geçişini engelleyen yaşlı komutan, yanına koşa koşa gelen Subaru’yu görünce gözlerini kocaman açtı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kucağında küçük, şirin bir kız çocuğuyla birdenbire ortaya çıkan bir adamdı sonuçta; karşı tarafın afallaması son derece doğaldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak bu şaşkınlık, Subaru ve Beatrice’i durdurmak için geçerli bir sebep değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Büyü kullanabiliyor! Kesinlikle işe yarayacaktır! Yardım etmemize izin verin!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Muhafız:</strong> “——Çıh, ne kadar çok el o kadar iyidir. Gelin!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">O anlık tereddüt, yaşlı muhafızın insan hayatına kıymet veren tutumunun karşısında kâğıttan bir duvardan farksızdı. Tek bir nefeste o tereddüt duvarını yıkıp geçen komutanın yönlendirmesiyle, Subaru ve Beatrice hemen kaza alanına daldılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Toz dumanın havaya uçuştuğu, acı inlemelerin ve çocuk ağlamalarının yankılandığı o alan, tıpkı uzaktan gördükleri gibiydi: Tekerleği yüzünden tek bir ejder arabasının sebep olduğu zincirleme bir kaza ve bu kazaya kurban giderek yarı yarıya çökmüş bir binanın oluşturduğu felaket tablosuydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kanlar içinde kalanlar ve bitkin düşüp hareketsiz yatan insanlar vardı. Huzursuzca tepinen yer ejderleri, dört bir yandan yükselen yardım çığlıkları ve öfkeli bağırışlarla ortam korkunç bir kargaşaya dönüşmüştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu manzarayı kendi gözleriyle görünce nereden başlayacağını bilemeyerek, nereye yardım eli uzatması gerektiğini düşünerek bakışlarını etrafta gezdirdi——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “——BURAYA! Gelin de buraya yardım edin!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu ses her şeyden daha gürültülüydü, birbirine karışan o ses şapkasını yararak doğrudan Subaru’nun kulak zarlarını delip geçmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O tarafa baktığında havada uçuşan toz dumanın ardında yere çömelmiş, beyaz cüppesine bürünmüş hâlde molozların altında kalan bir yaralıya ellerini uzatan o kişiyi—— Mavi Yılan’ı gördü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mavi Yılan’ın yanına koşan Subaru yaralının durumunu gördü—— kırık bir kiriş parçasının gövdesini delip geçmesiyle bolca kan kaybeden ağır bir yarası vardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ardından——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Mavi Yılan:</strong> “Beatrice-chan’ın büyüsüyle şu kirişi hafifletip çıkarın! Yapabilirsin, değil mi?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Evet, yapabiliriz! Yapmasına da&#8230; sen bunu nereden&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Mavi Yılan:</strong> “Ahhh, yeter artık! Çok kalın kafalısın be!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öfkeyle bağırıp hemen ardındaki saniyede, ağır yaralının yaralarına şifa büyüsü uygulamaya devam eden Mavi Yılan, şapkasını hızla çekip çıkardı. Altından boynuna kadar inen keten rengi saçları ve o saçları yararcasına varlıklarını belli eden yarı insan kedi kulakları ortaya çıktı——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Ferris?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Büyük bir şok içinde kalan Subaru’nun dudaklarından bu isim dökülüverdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne de olsa orada olacağını hiç ummadığı o tanıdık yüzdü bu—— ölmekte olan canları kurtarmak için herkesten daha hızlı olay yerine koşan kişi, Mavi ünvanlı Ferris’ti, canla başla kendini paralıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">#Evet! Yaklaşık bir ayın ardından toplu bölümlerle Kısım 10’a dönüş yaptık, güncele de bir bölüm kaldı. O da yakın zamanda gelecektir!</p>



<p class="wp-block-paragraph">#Subaru ne kadar olayları zora soksa da neyse ki bildiğimiz şekilde davranmaya devam ediyor. O usta şifacının Ferris olduğunu tahmin etmiştim, Subaru her zamanki gibi çok geç fark etti. Ayrıca Ferris’in isminden de kod adından da kısaca bahsetmek ve fikrilerimi belirtmek istiyorum. Yıllarca Ferris olarak yazıldı fakat alternatif olarak yazılma şekli tahminen Felis şeklindedir. Neden derseniz Felis, Latincede “kedi” anlamına gelir. 1799 yılında da Fransız gökbilimci Jérôme Lalande gökyüzünde hiç kediye benzer bir takımyıldızı olmadığı için üzülmüş ve haritaya yerleştirmiş. Gökyüzünde kendisi Antlia ile Hidra takımyıldızları arasında yer alıyor. Fakat kendisi modern takımyıldızlarında yer almamaktadır ancak en parlak yıldızı HD 85.951’e 2018 yılında Felis adı verilmiştir. Bu da Hidra takımyıldızının bir parçası yapmıştır onu. Fakat ne tesadüftür ki Hidra da bildiğiniz üzere su yılanıdır, yani bir nevi maviliklerde yaşayan “Mavi Yılan”dır. Zaten aynı Hidranın başları kesilince yenilenmesi gibi Felis’in de Ölümsüz Kralın Ayiniyle bir geçmişi olduğunu, yani kendini ölümsüze yakın şekilde iyileştirdiğini biliyoruz. Suyun İlahi Korumasından ötürü de vücuttaki suyu kontrol ederek başkalarına zarar verebileceğini de biliyoruz. Felis ile Hidrayı artık nasıl yorumlamak isterseniz öyle yorumlayın çünkü bundan tonca şey çıkabilir. O hâlde sonraki bölümlerde görüşmek üzere!</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-23-en-iyisini-ara/">Kısım X, Bölüm 23 – “En İyisini Ara”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-23-en-iyisini-ara/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kısım X, Bölüm 24 – “En Harika Adam”</title>
		<link>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-24-en-harika-adam/</link>
					<comments>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-24-en-harika-adam/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bertiel]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2026 17:24:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ana Hikâye]]></category>
		<category><![CDATA[Kısım 10]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.rezeroturkce.com/?p=8842</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-24-en-harika-adam/">Kısım X, Bölüm 24 – “En Harika Adam”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<p>※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ Çevirmen: Bertiel Ek Düzenleme: Qua Redaktör: akari Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-24-en-harika-adam/">Kısım X, Bölüm 24 – “En Harika Adam”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-24-en-harika-adam/">Kısım X, Bölüm 24 – “En Harika Adam”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="2048" height="1805" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/07/resim-2.png" alt="" class="wp-image-8846" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/07/resim-2.png 2048w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/07/resim-2-2000x1763.png 2000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/07/resim-2-1000x881.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/07/resim-2-768x677.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/07/resim-2-1536x1354.png 1536w" sizes="auto, (max-width: 2048px) 100vw, 2048px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/Hainomajoeraina/status/2055673713069375506">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Çevirmen: Bertiel</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Ek Düzenleme: Qua</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Redaktör: akari</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong><strong><strong>Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire, universe, Yağız D, Metin K, equ, Sakuta Hijiri, Emirhan D, Kerem Y, jnxleus, Yusuf Esat Ç, Salim, Elma Can, EuphoriaLux, Efe S, Yiğithan S, The Emre, Arman, Karagürz, Furkan Ş, Kaan Ö, Süleyman Y, Anıl U, Hydra, Bayram Ö, Sweet, Rayko Nora, Rüzgar Yağız C, Alperen&#8217;in Gözünden, Melih Kaan K</strong></strong>, Efe Ç, Muhammet Ali T, Latife Ş, aLorex, Faruk Y.</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Destek vermek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://rezeroturkce.com/bilgi-kosesi/destek/" style="color: #9b51e0;">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Discord’a gelmek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://discord.gg/rezeroturkce" style="color: #9b51e0;">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="wp-block-paragraph">Pencereden dışarı fırlayan Natsuki Subaru, kafilenin gerisinde meydana gelen kaza mahalline doğru koştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Adımlarında en ufak bir tereddüt yoktu, hatta bu duruşu cesurca bile adlandırılabilirdi. ——Birinin hayatı tehlikeye girdiğinde onu kurtarmayı dünyadaki en doğal şey olarak gören bir adamın sırtıydı bu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “Ne aptalca&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Seslenmesini görmezden gelerek sonrasını hiç düşünmeden kararını veren siyah saçlı yoldaşının arkasından, Russell Fellow sadece inanılması güç bir şeye tanık olmuş gibi bakakalmakla yetinebildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunun bir nedeni de yoldaşının düşünce yapısını bir türlü kavrayamamış olmasıydı. Kendi eylemlerinin önemini defalarca açıklamış ve önceliklerin ne olduğunu ona iyice anlattığından emin olmanın getirdiği bir özgüven de taşıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat ondan da öte——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “——Ak Koyun, onu neden durdurmadın?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Durumu mantıklı bir şekilde ilerletmek adına yatıştırma görevi veren Russell, Ak Koyun’un asıl niyetini sorguladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ak Koyun kesinlikle Subaru’nun elinin üzerine kendi elini koymuştu. Onu durdurmak için sözler de sarf etmişti. Buna rağmen ona itaat etmemişti—— yoo, onun kalbi zerre ikna olmamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “Senin de biliyor olman gerekirdi. Şu an en çok neye öncelik vermemiz gerektiğini, zamanımızın tek bir saniyesi bile başka işlere heba etmememiz gerektiğini biliyorsun. Buna rağmen——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun:</strong> “——ptım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “Ne?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kısık çıkan ve tam olarak duyulamayan bu ses üzerine kaşlarını çatan Russell, Ak Koyun’a baktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yoldaşının fırlayıp gittiği pencereye dönük olan ve onun savuşturduğu eli göğsüne doğru çeken Ak Koyun arkasını döndü. ——Altın rengi yuvarlak gözlerinde iri iri gözyaşı damlaları birikmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun:</strong> “Ben&#8230; yaptım. Subaru-san’ı engellemek için elimden geleni&#8230; ama Subaru-san yine de fırlayıp gitti&#8230; o işte böyle bir insanmış!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “Nasıl bir?..”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun:</strong> “Sana da de söylemiştim ya Gümüş Tilki! Benim tek yapabildiğim, hâlihazırda var olan duyguları harekete geçirmektir&#8230; Ona asla yapmayacağı bir şeyi yaptıramam ki!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun:</strong> “H-Hemen Subaru-sanların peşinden gidelim! Biz de yaralılara yardım edebiliriz——”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yaşlı gözleri ve ağlamaklı sesiyle yalvaran Ak Koyun’a karşılık, Russell elini ağzına götürdü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kısılmış gözlerinin derinliklerinde bu dünyadaki her şeyin “değerini” saptayan İlahi Koruması; kurguladığı çeşitli planları yeniden düzenliyor, âdeta baştan dokuyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğru cevabın kendisi görünmüyordu. ——Sadece doğru cevaba en yakın seçeneği seçecekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Neymiş ya bu, neymiş ya, bayağı neşeli ve keyifli bir durumun ortasındayız sanki, değil mi? Nasıl olsa kavga edecekseniz lafla değil, icraatla konuşun. Hatta atışmak yerine birbirinizi gebertin. Kuhahahaha!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun:</strong> “Kara Köpek&#8230; hık.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kara Köpek:</strong> “Oho? Ne oldu da ne bitti de o suratın o hâle büründü ki? Yoksa karşındakine dokunmana gerek kalmadan sadece gözyaşlarınla insanları uysallaştırabilmeye falan mı başladın ya? Bu numara sadece erkeklerde işe yarar ha! Tabii ben istisnayım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu söyleyerek ejder arabasına kendinden emin bir şekilde binen kişi Kara Köpek’ti—— Siyah cübbesini ve maskesini çıkarmış, iri yarı ve vahşi yüz hatlarını buruşturan çıplak yüzü, giydiği siyah takım elbiseyle tamamlanıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kara Köpek, karşılıklı duran Russell ve Ak Koyun’a omuz silkip yakındaki bir koltuğa darmadağınık bir şekilde oturdu&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kara Köpek:</strong> “Ben de öyle sızlana sızlana ne diye oyalanıyordunuz diye düşünüyordum ki meğer o velet elinizi bi’ güzel ısırıvermiş ya! Oysa o kadar uğraşıp oradan çıkabilmenizi sağlamıştım, insanın emeğini öylece çöpe atmayın bari.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun:</strong> “Oradan çıkabilmemizi mi?.. Yoksa…”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kara Köpek:</strong> “Oy, öyle bakıp durmasana o gözlerle ya. Alt tarafı tekerleğin tekini kırıverdim. Olayı büyüten şey, ödlek yer ejderiydi! O da, bu da, şu da heeeepsi senin iyiliğin içindi. ——Kuhahaha, şaka la’ şaka.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun:</strong> “——Hık, Gümüş Tilki!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Koltukta bacak bacak üstüne atıp kötü niyetli bir gülümseme sergileyen Kara Köpek’ten bakışlarını kaçıran Ak Koyun, haklı bir öfkeyle yanan gözlerini Russell’a çevirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendisine yöneltilen o samimi öfke karşısında Russell, ağzına götürdüğü elini indirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “——Yola koyulalım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun:</strong> “C-Ciddi misiniz?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnanamıyormuş gibi gözlerini fal taşı gibi açan Ak Koyun’a karşı Russell, başıyla onay verdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “En başından beri en büyük önceliğimiz Crusch-sama’yı güvence altına almaktı. Mümkünse diğerlerini de güvence altına almak istiyordum ama uzattığımız eli geri çevirdikleri için bunun bir anlamı da kalmadı. ——Mavi Yılan’ı arkamızda bırakarak doğrulamak istediğim şeyi artık test edemeyecek olmam yazık oldu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kara Köpek:</strong> “Baaak, ben sana söylemedim mi seni uyarmadım mı ya? Kanalizasyonda onları yakıp kül etseydim sonrasında başımız hiç ağrımazdı diye.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “Tartışmanın lüzumu yok. Zamanımız kısıtlı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gidişatını belirleyen Russell, Ak Koyun’a arkasını döndü. Onun sırtında, kaza mahalline yönelen yoldaşına dair her türlü gereksiz ilginin çoktan kesilip atıldığı belliydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve o sırta doğru, Ak Koyun kararlı bir yüz ifadesiyle elini uzatmak üzereyken——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kara Köpek:</strong> “Bekle, vazgeç o işten.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sözlerle birlikte uzatılan uzun bir bacak, Ak Koyun’un yolunu kesti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Koltukta yayılarak oturan Kara Köpek, yolunu kesen şeye bakıp dudağını ısıran Ak Koyun’a doğru elini salladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kara Köpek:</strong> “Kendi ağzınla söyledin ya. O herifin asla yapmayacağı bir şeyi ona yaptıramazsın diye.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun:</strong> “Ama&#8230; böylesi&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kara Köpek:</strong> “O yüzden ağlama, tek yaptığın baş ağrıtmak. O şerefsiz herifin keyfini düşündüğümden falan da değil. Sadece, belki de gerçekten hiçbir şey yapmana gerek kalmayabilir.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anlamıyormuş gibi gözlerini kırpıştıran Ak Koyun’a omuz silkip bacağını uzatmaya devam eden Kara Köpek, elini kaldırarak ejder arabasının arkasını—— yoo, kaza mahallinin olduğu yönü işaret etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve ardından——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kara Köpek:</strong> “——Şamata ve hengamenin niteliği değişti. Bu durumda rotamız ne olacak ki? Kuhahahaha!”</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">△▼△▼△▼△</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tozun toprağın havada uçuştuğu kaza mahallinde yarı yıkılmış binanın çökme tehlikesi hâlâ sürüyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çöken tavanın keresteleri, ağır yaralanıp bilincini yitirmiş kişiye saplanmıştı ve yara kim ne derse desin ölümcüldü. ——Tabii eğer o anda orada bulunup kesintisiz şifa büyüsü yapmaya devam eden o kişi olmasaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Ferris?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tek eliyle şapkasını çıkarıp yüzünü gösteren kişinin—— Ferris’in varlığı karşısında Subaru’nun gözleri kocaman açıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çok ama çok kısa bir süre önce bile onu düşünüyordu. Korkunç, zor zamanlar geçirmiş, buna rağmen Subaru’nun uzattığı yardım elini kibirli bularak geri çevirmişti; bu yüzden şu anda ne hâlde olduğu tam bir muammaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O kişinin Mavi Yılan adıyla aynı grupta yer alacağı aklının ucundan bile geçmezdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ferris:</strong> “Ne yapıyorsun?! Kulakların yok mu senin?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Hık.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ferris:</strong> “Bir can söz konusuyken orada öyle odun gibi dikilme! İnsanlar burada ölürse sorumlusu da suçlusu da biz olacağız!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu beklenmedik karşılaşmanın yarattığı şoku, bizzat Ferris’in kelimeleri paramparça etmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O çaresiz feryatla kendine gelen Subaru, Ferris’in az önceki talimatını yerine getirmek için—— ağır yaralının vücuduna saplanmış keresteyi çıkarmak amacıyla kucağında taşıdığı Beatrice’i yere indirdi ve&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Hazır mısın, Beako?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Bana bırak, doğrusu! ——Murak!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">McMahon Malikânesindeki ve kanalizasyondaki peş peşe savaşların ardından dinlenmek için neredeyse hiç vakit bulamamışlardı. Durumu olabilecek en kötü hâlde olsa da Beatrice bunu en ufak bir şekilde bile belli etmedi, Yin Büyüsünü etkinleştirerek hedefi hafifletti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Kaldırıyorum! Hazır mısın?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ferris:</strong> “Değilim diyen aptalın tekidir!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Sende de ne çene varmış be! ——Nığh, gığhhhh!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ferris ile bağrışan Subaru, hafiflemiş olan kalası dikkatlice kaldırdı ve yaralının bedenine saplanmış şeyi yerden yavaşça çıkardı. Beraberinde gelen iğrenç his ve sesle birlikte, yaranın içinden oluk oluk kan fışkırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak kalas açık yaradan çıkarıldığı anda Ferris asıl hünerini sergiledi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ferris:</strong> “Sorun yok. Şimdi acını dindireceğim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">——O anda etrafı son derece şefkatli, mavi bir ışık kapladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “İnanılmaz&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">O ışığa bizzat şahit olan Beatrice’in dudaklarından sessiz bir mırıltı dökülüverdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendisi de şifa büyüsü kullanabilen bir Ulu Ruh olan Beatrice’i bile hayretler içinde bırakan bu manzara, Ferris’in Mavi ünvanını almasının ve kıyas edilemez bir dâhi olarak görülmesinin ardındaki tüm nedenleri açıklıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kullandığı şifa sanatı eskisiyle aynıydı—— yoo, açıkça ondan çok daha yüksek bir ustalığa erişmiş, mucizevi bir seviyeye ulaşmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu manzaraya tanık olanlar, en kötüsünü göze alarak olay yerine koşan iyi kalpli insanların tamamıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tümünün bu mucize karşısında büyülenmesini bi’ şekilde anlayabiliyordu. Artık ümidin kesildiği ölümcül yaralar da, kalıcı izlerin bırakacağı derin kesikler de, bu zalimce sonların nicesi de o mavi ışıkla âdeta yeniden yazılıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu, âdeta gelecek nesillere aktarılacak dinî bir tabloyu andıran bir sahneydi——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Millet! Çıkarabileceğiniz tüm yaralıları çıkarıp tek bir yerde toplayın! Ağır yaralılar ve başından yaralananlar önceliğimizdir! Kendi başına hareket edebilen herkes binanın dışına çıksın!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu mucize karşısında donakalmış olan insanları, Subaru avazı çıktığı kadar bağırarak gerçekliğe geri döndürdü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ferris buradaydı. Bu bir mucizeydi, büyük bir şanstı. Bunu sonuna kadar, tüm gücüyle kullanmalıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Herkes kurtarılabilir! Dünyanın en iyi şifa büyücüsü burada!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun bu ölümüne kararlı sesine gözleri faltaşı gibi açılan insanlar birbirlerine bakıp gür bir sesle “Evet!” diye karşılık verdiler. Böylece yere yığılanları ya da bacakları enkaz altında kalanları kurtarma çalışmaları başlamış oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu durumu gören Subaru, elinin tersiyle gözlerinin kenarını silip&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Ferris, herkes iş başında! Ben de yardım edeceğim! Ne yapmam lazım?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ferris:</strong> “Bana ayak bağı olma! Söylediklerimi de harfiyen yap! Bu kişiyi tut bi’!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Senin var ya&#8230; Bütün bunları atlattıktan sonra ağzına sıçmazsam adam değilim lan, hele bi’ bekle!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun insanları ikna etmesi umurunda değilmişçesine Ferris’in tüm bilinci kurtarılmayı bekleyen hayatlara odaklanmıştı—— gerçekten de o sivri dili bir yana, Ferris’in becerisi ve kararlarındaki isabetlilik rakipsizdi. Tek bir bakışta yaralıların aciliyetini saptayıp öncelik sırasına koyuyor, her birine uygun güçte şifa büyüsü yaparak sırayla hayatlarını kurtarıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Akşam yemeği saatinde bir <span style="text-decoration: underline;">restoran</span> ha&#8230; Bu işe bulaşanların sayısının neden bu kadar çok olduğu şimdi anlaşıldı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hasar alan bölgenin durumunu nihayet gözlemleyecek fırsatı bulan Subaru, ağzına kaçan tozla beraber yere tükürdü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ejder arabalarının oluşturduğu yoğunluk nedeniyle dükkânın içinde de pek çok insan bulunuyor olmalıydı, bu kadar çok yaralı olmasının sebebi buydu. Ancak neyse ki Subaru’nun görebildiği kadarıyla anında can veren kimse yoktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve eğer anında can veren kimse yoksa——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ferris:</strong> “——Ölmene izin vermeyeceğim. Sağ salim evine döneceksin.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dolup taşan şifa ışığı, hayatı tehdit eden o yaraların hepsini tek tek iyileştirip ortadan kaldırıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Herkes kurtulacaktı. Bu sadece kuru bir temenni olmaktan çıkıp, kesin bir gerçeklik olarak meyvelerini vermeye başlamıştı ki——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “——Hık! Oy, şuraya bakın!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aniden bu umutla çelişen bir sesin duyulmasıyla, Subaru dikkat kesilerek başını kaldırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kurtarma çalışmalarına yardım eden muhafızlardan birinin parmağıyla işaret ettiği yer, yarısı yıkılmış restoranın—— çatlamış sütunlar üzerinde zar zor dengede duran, yarı yarıya çökmüş olan üst katıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yamuk şekilde duran çatı kirişleri can çekişircesine çatırdadı ve binanın ikinci katı yana doğru eğildi—— hemen altındaysa şifayla iyileştiren Ferris ve yaralılar bulunuyordu. Binanın üst kısmı çökecek olursa hiç kimse sağ kurtulamazdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu düşündüğü anda Subaru fırlayıverdi—— yoo, koşmaya başlayan sadece o da değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “——Hık!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yaşlı muhafızlarından tut astlarına, hatta yoldan geçen bir adam bile yardım adına ileri atılmıştı. Diğerleri de hemen doğrularak onlara eşlik etmeye çalıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu manzarayı göz ucuyla gören Subaru da dişlerini sıkarak can havliyle bağırdı——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Beatrice!!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Bununla birlikte Betty tüm <span style="text-decoration: underline;">deposunu</span> tüketmiş olacak, doğ…rusu! ——Murak!!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beatrice iki elini öne uzattığı anda binanın çöken kısmı soluk mor bir ışıkla kaplandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne yazık ki yer çekimi kanunları gereği, ağırlık değişse bile enkazın düşme hızı da yaratacağı tehlike de azalmıyordu. Böylesi devasa bir kütlenin doğuracağı sonuç gene aynı olacaktı. ——Subaru, tam o noktaya doğru kayıp araya giriverdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Nığaa!!!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Molozların altına son anda yetişen Subaru, tıpkı bir tavan tuzağına yakalanmışçasına düşen enkazı tutacak şekilde pozisyon aldı. Tabii ki bunu tek başına yapması imkânsızdı. Hemen arkasından gelen muhafızlar da enkazın altına girip omuz verdiler ve hepsi tek bir vücut hâlinde yükü göğüsledi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Gığh!.. Hazır zamanımız varken&#8230; aşağıdakileri çıkarın!..”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Neredeyse kan kusacak gibi hisseden Subaru, enkazı tutan herkesin ortak iradesini haykırdı. Bunu işiten gerideki insanlar da hemen harekete geçip Ferris’i ve yaralıları enkazın altından çekip çıkardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Herkes tahliye edilene dek ne pahasına olursa olsun dayanacaklardı. ——Subaru kendi kendini bu şekilde motive ederken&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “&#8230;Gerçi birader senin sesin de hep pek bi’ gür çıkıyo’ yahu!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Ha? Bi’ dak’ka, sen!..”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Enkazı ayakta tutabilmek için var gücüyle direnen Subaru, hemen yanında kendisi gibi molozları omuzlayan kişiyi fark edince şaşkına döndü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu tanıdık bir yüzdü—— Kraliyet Başkentinde yollarının sık sık kesiştiği meyve tezgâhının sahibi Kadomon’un ta kendisiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu beklenmedik karşılaşma karşısında Subaru’nun gözleri fal taşı gibi açıldı ve aynı anda içini yiyip bitiren bi’ panikle doldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tanınmayı engellen cübbenin kusursuz olmadığını söyleyen Russell’ın uyarısını çoktan çiğnemişti. Subaru’yu tanıyan Kadomon’un önünde kendini böyle açıkça öne atması, gerçek kimliğini ele vermesi demekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kadomon:</strong> “Birader ö’le surat asıp durmasana. Burada insanlara yardım ediyo’ olman, benim kendi gözlerimle şahit oldu’m tek hakikattir.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sözleri işiten Subaru, elinde olmadan kollarındaki gücün çözüldüğünü hissetti. Yükün aniden artmasıyla Kadomon ve diğerleri “Naohhh?!” diye inleyince Subaru paniğe kapılıp gücünü hemen geri topladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şaşkına dönmüştü. Kimliği ifşa olursa her şeyin biteceğini sanıyordu. ——Fakat iyi ki de geri dönebilmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Herkes çıktı! Millet, üç deyince <em>banzai</em> diyip yukarı kaldırıyoruz! Arkaya doğru fırlatın!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gıcırdayana dek dişlerini sıkan herkes, hep bir ağızdan “Bir, ‘ki, üç!!” diye kükredi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Var güçleriyle kollarını kaldırıp fırlattıkları enkaz, neredeyse binanın ikinci katının üst kısmının tamamıydı. Herkesin elinden çıktığı anda büyünün etkisi kayboldu ve enkaz, orijinal yıkıcı kütlesine geri döndü.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “KAÇIN KAÇIN KAÇIN KAÇIN KAÇIN KAÇIN KAÇIN KAÇIN!!——”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Arkalarından gelen patlayıcı, ağır bir yıkım gürültüsüyle molozları destekleyen herkes var gücüyle orayı boşalttı. Âdeta öldürme niyeti barındıran o şeyden can havliyle kaçan Subaru, paldır küldür yuvarlanarak yere kapaklandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yerde kollarını bacaklarını açmış, boylu boyunca uzanırken toza bulanmış gökyüzüne doğru baktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Haah, haah&#8230; H-Hiçbir yerim ezilmedi&#8230; di’ mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kadomon:</strong> “İçini ferah tutsana. Dünyanın en iyi şifacısı or’da ne de olsa, de’ mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “İyileştirilebilse bile kopmuş kollarımı veya bacaklarımı görmek istemem ki!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bağırıp çağıran Subaru’nun yanında onun gibi yuvarlanan Kadomon, “Öyle tabii” diyerek güldü. Bu gülüşme etraftakilere de yayıldı, enkazı ayakta tutmaya çalışan grubun tamamı sağ salim kurtulmayı başarmış gibiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir şekilde bir işi daha geride bırakmışlardı—— ama rahat bir nefes alamayacaklardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Ferris hâlâ tek başına çabalıyor. Ona yardım etmeye gitmeliyim&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “——O biraz zor olabilir, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tembellik etmek isteyen bitkin vücudunu zorla ayağa kaldıran Subaru, bu ses üzerine “Ha?” diyerek arkasını döndü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sesin sahibi Beatrice’ti, sesindeki gerginliğin anlamını Subaru da anında kavramıştı. Kazanın meydana geldiği restoranın dışındaki sokakta yaralılar topluca taşınıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onların tam merkezinde Ferris, hâlâ canla başla yaraları iyileştirmek için çabalıyordu oysaki——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “——Hain Crusch Karsten’in Birinci Şövalyesi, Mavi Felix Argyle. Kraliyet Sarayına kadar gelmenize hükmedilmiştir. Derhâl itaat edin.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zira&#8230; Ferris’in etrafını saran Şövalye birliği, kılıçlarını ona doğrultarak etrafını kuşatmıştı.</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">△▼△▼△▼△</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ferris:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yaklaşık otuz kişiden oluşan Şövalye birliğinin tamamı, Kraliyet Şövalyelerine ait olduklarını gösteren beyaz üniformalar giyiyordu. Bu, mantığa o kadar aykırı bir manzaraydı ki Subaru’nun bilinci tamamen bembeyaz bir boşluğa dönüştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kaza mahallinin hemen önünde arama kurtarma çalışması yapan bir şifacıya Şövalyeler gerçekten de kılıçlarını çeker miydi ki? İmkânsız.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kadomon:</strong> “Ne&#8230; ne saçmalıyo’nuz siz?! Emir mi?! Şu vaziyete bi’ baksanıza!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Yaşlı Muhafız:</strong> “Haklı! O kişi şu anda yaralıları tedavi ediyor! O olmasaydı&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şövalye:</strong> “——İtiraz etmenizin bir anlamı yok! Bu da Kraliyet Başkentini ilgilendiren çok önemli bir husustur. Kazaya müdahale etmeye muhafız birliği devam etsin. Biz Şövalyeler olarak kendi görevimizi yerine getireceğiz!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun yerine Kadomon ve yaşlı muhafız bu anormalliğe karşı seslerini yükselttiler. Ancak bu protestolar, Şövalyelerin başındaki uzun saçlı komutanın kulakları sağır eden öfkeli kükreyişiyle bastırıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunun yarattığı anlık sessizlikte komutan, o keskin bakışlarını Ferris’e—— Şövalyelere tek bir kez bile dönüp bakmadan şifa büyüsü yapmaya devam eden Ferris’in sırtına dikti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şövalye:</strong> “Bu bir emirdir! Ellerini çek, Şövalye Felix! Efendinle birlikte Krallığa karşı büyük bir ihanet planlıyorken senin gibi birine tedavi işi emanet edilir mi hiç?! Tedavi ettiğin o kişilere ne yapacağın——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Hık, benimle taşak mı geçiyorsunuz lan!!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">O an Ferris’e sarf edilen bu affedilemez sözler karşısında Subaru âdeta patladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Elinde olmadan öne fırlayarak Ferris’in sırtıyla Şövalye birliği arasına girdi. Sonra da kılıçlarını doğrultan Şövalyelere—— yoo, Şövalye bile denemeyecek olan o mahlûklara dik dik bakarak&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Siz Ferris’in şifa büyüsünü bu denli nasıl geliştirdiğini sanıyorsunuz ha?! Sırf yeteneği olduğu için mi bu kadar iyi sanıyorsunuz? İnsanları kurtarmak istediği gün gibi ortada değil mi lan!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şövalye:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Ferris’in yaralılara n’apacağını bilmiyor musunuz sanki?! Gayet de biliyorsunuz lan! Onları tedavi edecek! Hayatlarını kurtaracak! Can çekişen insanlara yardım edecek! Kim bakarsa baksın bu, gün gibi ortada! Bu, dünyadaki en harika adamın yapacağı şey!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sesi kısılana dek bağıran, gözleri kan çanağına dönen Subaru; neden bu kadar basit bir şeyi bile anlayamadıklarını sorgulayarak kükredi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha demin tüm enerjisini tükettiğine inanılması güç bir canlılıkla ellerini kollarını sallayarak o doğal duygularını haykırıyor, Şövalyelerin yüzlerine tek tek bakarak tüm ruhunu ve bedenini ortaya koyuyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kadomon:</strong> “Birader&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun bu öfke patlamasını izleyen Kadomon, kısık bir sesle mırıldandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onun, muhafızların ve kaza mahallindeki diğer herkesin çoktan hemfikir olduğu bir gerçekti bu. Bu yüzden Şövalye birliğinin arasında da gözlerinde ve ifadelerinde tereddüt belirmiş, kılıçlarının uçları sarsılarak göze çarpar hâle gelmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat bu samimi duygusal dalgalanmaları——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şövalye:</strong> “——Ben de bu kim diyordum, meğerki hainin iş birlikçisi Natsuki Subaru’ymuş.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nefretle bulutlanmış gözlere sahip komutanın tek bir kelimesi, bu havayı temelinden ezdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Komutan “Natsuki Subaru” ismini zikrettiği anda Şövalyeler gözlerini kırpıştırdılar ve hemen önlerinde duran Subaru’nun varlığını nihayet düzgünce idrak ettiler. ——“Algı engeli” aşılmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böylece, az önce o kadar mantıklı konuşan kişinin aranan bir suçlu olduğunu anladıklarında Şövalyelerin tereddüdü görev bilinciyle geri plana atıldı ve az öncekiyle aynı—— yoo, ondan çok daha büyük bir gerilim havası hâkim oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Subaru&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun kimliği açığa çıkmasıyla, kılıçların hedefi olmasıyla Beatrice yanına sokularak onun elini tuttu. Ancak az önce binanın çöküşünü durdururken tüm manalarını tükettiklerinden ötürü şu anda bu durumdan kurtulabilecek hiçbir yolları yoktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “En fazla, <span style="text-decoration: underline;">Görünmez Takdir</span> ile <span style="text-decoration: underline;">liderlerinin</span> suratına bi’ tane geçiririm ama o kadarcık&#8230; Kusura bakma Ferris. Ateşe körükle gitmiş gibi oldum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ferris:</strong> “&#8230; Sus. Zaten senden bi’ beklentim falan yoktu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Tahaha.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ferris:</strong> “Ama ağzın bayağı iyi laf yapıyor, değil mi? Boş konuşmaya devam edip zaman kazanabildiğin kadar kazan. Ben de o sırada bir kişiyi daha kurtarmaya çalışacağım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birbirlerine dönmeden, sırt sırta vermiş bir hâlde bu kelimeleri fısıldaştılar. Ferris’in içindeki zehri akıtan o acı beyanı karşısında Subaru’nun yüzünde buruk bir tebessüm belirdi ve kararını kesinleştirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Karşı taraf Crusch hakkında bilgi istiyordu, yani onları burada öldürmeyeceklerdi. O hâlde yalan dolanla, el çabukluğuyla, büyü kullanamayan Natsuki Subaru’nun tarzı olan o savaşa——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şövalye:</strong> “Ne kadar tehlikeli olabileceğinin&#8230; hayır, ne kadar tehlikeli olduğunun bilincindeyiz. Krallığı gereksiz bir kaostan kurtarmak uğruna Natsuki Subaru, seni buracıkta!..”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Oyy, bi’ dak’ka ya, bi’ dak’ka! Beni gözünüzde çok büyütüyorsunuz ki! Zaten en başından beri vatana ihanet dediğiniz şey de&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şövalye:</strong> “Kes sesini! Her şey Krallığımız uğruna! O çok iyi laf yapan ağzını bizzat ben——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “——Etrafınızda yalan rüzgârları esiyor.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">——O an soğuk ve asil bir rüzgâr esip geçti.</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">△▼△▼△▼△</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “——Ferris.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ferris:</strong> “&#8230; Evet.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Yaralıların hepsini tedavi et. Üzerlerinde hiçbir hasar kalmaksızın eski hayatlarına dönebilecekleri bir hâle gelene dek.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ferris:</strong> “Söylemene gerek yok, zaten benim niyetim de buydu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Anlıyorum. Öyleyse sorun yok. ——Bunu yapman için gereken zamanı ben sağlayacağım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aralarında değiş tokuş edilen kelimeler pek bi’ azdı. Fakat bu kadarı ikisi için de yeterliydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birbirlerinin yeteneklerini herkesten daha iyi bilen o ikisi için&#8230; sadece bu kadarı bile yeterli olmalıydı.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1352" height="1920" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/07/resim-3.png" alt="" class="wp-image-8848" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/07/resim-3.png 1352w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/07/resim-3-1408x2000.png 1408w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/07/resim-3-704x1000.png 704w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/07/resim-3-768x1091.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/07/resim-3-1082x1536.png 1082w" sizes="auto, (max-width: 1352px) 100vw, 1352px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/112oVic2/status/2073348658293277097?s=20">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Altın rengi Ejderha Gözü, ışıltısıyla havada bir ışık şeridi çiziyor ve kıvrak hareketleriyle Şövalye birliğini âdeta parmağında oynatıyordu. Şövalyeler dost ateşinden kaçınmak için dağılarak üst düzey bir koordinasyon sergilediler ancak——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Görüyorum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hiçbir açık bırakmadan üzerine kapanan kılıç fırtınasının o iğne deliği kadar küçük boşluğuna, ince kılıcının ucunu saplayarak kendine zorla bir yol açan Valkür’ün—— Crusch’ın kılıcının dans eden ışıltısı, Şövalyelerin kılıçlarını ellerinden teker teker düşürdü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Acı içinde feryat edip kollarını tutarak gerileyen Şövalyelerin hepsi, bileklerinden ya da parmak köklerinden aldıkları yüzeysel yaralarla savaşma yeteneklerini yitirerek geri çekilmek zorunda kalmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu; gereksiz yere can almayan, öldürücü olmayan bir kılıçtı—— diye düşündüğü sırada&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Siz gerçek misiniz? Yoksa sahte mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şövalyeler:</strong> “——Hık!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “İki uçtaki ikiniz temizsiniz, arkaya doğru gerileyen sen ise kötüsün. ——Kaçacak yerin yok.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu acımasız hükmün hemen ardından geriye çekilen o Şövalye, kılıç tutmayan elini Crusch’a doğru uzattı ve o anda etkinleşen büyünün belirtileri havayı büktü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Boşuna kürek çekiyorsun, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beatrice yan tarafta mırıldanırken sözleri Crusch’ın kılıcının ışıltısıyla—— büyüyü daha etkinleşmeden kesip atan o olağanüstü tekniğiyle kanıtlanmıştı. Gözleri şaşkınlıkla açılan Şövalye, çaprazlama bir kesişin yıkıcı darbesiyle yere yığıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru bir anlığına onu durduracak şeyler söyleyecek gibi oldu fakat durumu kavrayıp çevreye dikkatlice bakınca Crusch’ın sergilediği merhametle acımasızlığın haklı bir dayanağı olduğu açıkça anlaşılabiliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şövalye birliği içinde Crusch’ı bastırmayı hedefleyenlerle onu açıkça öldürmek niyetinde olanlar birbirine karışmıştı. ——Ve şu âna kadar Crusch’ın biçtiği kişilerin hepsi bu ikinci kategoriye aitti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Az önceki Şövalye komutanının pervasızca zıvanadan çıkmasından da anlaşıldığı üzere bu işte belli bir şahsın—— Capella’nın parmağı olduğu açıktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dolayısıyla bu en kötü Otorite’nin etkisini, Crusch’ın İlahi Koruması berrak bir şekilde ayırt edebiliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Üstelik, yanlış anlamadıysam&#8230; malikânedeki hâlinden daha da mı güçlü olmuş?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Yanılmıyorsun, sanırım. O zamankine kıyasla gözünü çok daha ustalıkla kullanıyor, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hiç boşluk bırakmadan acımasızca ve gösterişten uzak bir şekilde kılıcını savuran Crusch; savaşın ortasında bile Şövalyelerden hangilerinde Capella’nın parmağı olduğunu ayırt ediyor, hatta onları alt etme biçimlerini bile seçiyordu. Sergilediği kılıç tekniği cidden muazzamdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ejderha Gözü ona giderek daha çok uyum sağlıyordu. ——Bunun ne anlama geldiğini bildiğinden ötürü bu duruma içtenlikle sevinmesi pek mümkün değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ferris:</strong> “——Hık, bununla beraber herkes tamam! Bitti!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Crusch’ın sergilediği bu eşsiz güç, Ferris’in tedaviyi tamamlaması için ihtiyaç duyduğu zamanı ona tamamen kazandırmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Alnından terler süzülen Ferris olduğu yerde doğrulmaya çalıştı. Bedeni yalpalayıp yere yığılacak gibi olduğunda da Subaru aniden uzattığı eliyle ona destek oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ferris’in narin bedenini kollarının arasına alıp, ona omzunu vererek sımsıkı destek oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ferris:</strong> “Böyle anları da hiç kaçırmıyorsun, değil mi Subaru-kun?..”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Her daim böyle bir fırsat kolluyormuşum gibi konuşmasana! Yalnız kanka var ya, harbiden acayip havalıydın be!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ferris:</strong> “Kulağımın dibinde bağırmasana. Bir de beni daha düzgün tutuver, her an yığılıp kalacak gibiyim de.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Amma da çok şey istiyorsun. Ama&#8230; Crusch-san!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ferris üzerine düşeni yapmıştı. Crusch’ın da artık Şövalyelerle olan bu savaştan geri çekilme vakti gelmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Açıkçası, onun gücüyle bu çevrelemeyi doğrudan yarıp geçmek mümkün olabilirdi ama——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Yine yolun yarısında uyuyakalırsa bu sefer cidden ayvayı yeriz, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Harbiden öyle, ben de tam olarak bundan korkuyordum! Crusch-san, lütfen aklınızda bi’ plan falan olduğunu söyleyin!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Ne yazık ki bende öyle bir şey yok.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Hııııı!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Bu yüzden gerekli hazırlıkları yapmıştım. ——Kara Köpek!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm umutların tükendiğini hissettikleri anda, Crusch’ın seslenerek umudunu bağladığı isim epey tehlikeliydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru, Beatrice ve hatta Ferris’in bu ismi duyunca hep birlikte “Iyyy” diye yüz ekşittikleri o andan hemen sonra——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kara Köpek:</strong> “Kuhahahahaha! Benden o kadar da nefret etmeyin yahu, azıcık sevin beni! Ana karakterin sahneye çıkma zamanı geldi!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Duyan herkesin midesini bulandıran o sinsi kıkırdama dört bir yanda yankılanırken bu yabancı sese anlam veremeyen Şövalyeler ve etraftakiler şaşkınlık içinde bakındı. Fakat kahkahanın sahibi hiçbir yerde görünmüyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunun yerine hepsinin görüşünü kapatan şey, devasa bir siyah duman bulutu oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Bu, gözleri yanıltacak sis perdesi. Zararlı bir şey değil.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Siyah dumanın ortasında yükselen şaşkınlık ve kaos dolu sesler arasında Crusch yanlarına doğru koşarken bunu sessizce bildirdi. Crusch’a güveni tam olsa da işin ucunda o Kara Köpek olunca endişesi ister istemez ağır basıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ferris:</strong> “Bir sorun olacağını sanmıyorum. Öyle olmasaydı Subaru-kun ve ben yine burada geride bırakılırdık, değil mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Çok haklısın! Tamamdır. O zaman şimdi buradan—— <span style="text-decoration: underline;">Görünmez</span> <span style="text-decoration: underline;">Takdir</span>!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">O anda Ferris’in sözlerini onaylayarak başını sallayan Subaru’nun göğsünden görünmez siyah bir el fırladı, dumanı delip geçerek üzerlerine doğru hamle yapmaya çalışan Şövalye komutanının suratının tam ortasına patladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Gağh!” diye feryat ederek burnundan kanlar fışkıran komutan sırtüstü yere serildi. Bunu göz ucuyla gören Crusch da&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “O kişi temizdi.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Ciddi misin ya?! Sahtelerden biri değil miydi o?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Sana karşı aşırı bir öfke ve nefret beslediğini hissettim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ferris:</strong> “Şövalye Zeolle değil miydi o? Kraliyet Seçimi sırasında saraydaydı. Ondan dolayı olmasın?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Tamam, anladık be! O <span style="text-decoration: underline;">episodu</span> tek bir puana sabitlesek mi artık ya!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">İster Subaru’nun masumiyetinin kanıtı olsun ister hedef alınmasının sebebi olsun, eylemleri her daim aynı yere bağlanıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sitemleri bir kenara bırakan Subarular, o yoğun siyah dumanın arasında gözden kaybolarak oradan uzaklaştılar. ——Arkalarından birkaç Şövalye onları kovalamaya yeltendi fakat&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kadomon:</strong> “Biraderin de diğerlerinin de peşine düşemezsiniz, izin vermem. Zaten siz Şövalyelerin bugünkü tavırları da hiç ama hiç hoşuma gitmemişti.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Önlerini kesip geçişlerini engellemek için karşılarına dikilenler, Kadomon ve geçit muhafızlarıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu beklenmedik yardım karşısında şaşkınlıkla “Amca?!” diye haykıran Subaru’ya Kadomon sırıttı ve&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kadomon:</strong> “Devam et birader, sizi desteklece’m! Hem seni hem de Emilia-sama’yı!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Hık! Aah&#8230; o dürüst oyunuzu kazanmak adına kesinlikle geri döneceğim!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Natsuki Subaru’yu Emilia’nın Şövalyesi olarak gören Kadomon’dan gelen bu destekleyici sözler karşısında Subaru neredeyse ağlayacakmış gibi cevap verdi ve o siyah dumanın içine dalıp ilerlemek için bacaklarına tüm gücüyle yüklendi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onlar uzaklaşırken arkalarında Şövalyelerin öfkeli bağırışlarıyla onlara direnen muhafız birliğinin o kararlı haykırışları büyük bir gürültüyle göğe yükseldi——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Yaşlı Muhafız:</strong> “——Denetim bitmiştir! Bırakın geçsinler, Şövalyeler! Bırakın da biz muhafızlar da işimizi yapalım!!”</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">△▼△▼△▼△</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “——Yo, döndünüz demek? Çoktan öldünüz sanmıştım be.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Rachins, müttefik olmamıza rağmen bize hiç mi hiç faydan yok be&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaruların kaçmalarını sağlayan o yoğun siyah dumandan çıkıp ana kapının dışında bekleyen ejder arabasına hızla atladıklarında onları el sallayarak karşılayan kişi Rachins’ti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dışarıda bunca kargaşa koparken kılını bile kıpırdatmaya yeltenmeyen Rachins’in bu taş kalpliliği Subaru’yu cidden şaşkına çevirmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Sende hiç insanlık yok mu be adam? Cadı Tarikatçısı falan mısın yoksa?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins:</strong> “İnsanları salak salak şeylerle itham etmesene lan! Hiçbir şey yapmadığımı söylemen de aynı şekilde ayrı bir iftira! Gidip tüm pazarlıkları falan bizzat yaptım. Haksız mıyım, Düşes-san?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dilini çıkaran Rachins, öyle söyleyerek konuyu Crusch’a yöneltti. Bu sesleniş üzerine, sol gözündeki göz bandını yeniden takmış olan Crusch “Haklı” dercesine başını salladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Rachins Hoffman’ın ağzı iyi laf yapar. Gerçekten de, pazarlıkları yapan da sonuçlandıran da oydu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Pazarlıklar mı? Yani bu&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “——Şüphesiz ki o da bizimle, Natsuki-dono.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Pusuya yatmış gibi hissettiren bu ses üzerine Subaru’yla Beatrice’in omuzları “Piyo” diye sıçrayıverdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sesin sahibi, ejder arabasına Subaruların ardından gecikmeli olarak binen Russell’dan başkası değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yanındaki Ak Koyun ve Kara Köpek ile ejder arabasının kapısını kapatan Russell, arabacıya yola çıkması için işaret verdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ejder arabasının aniden hareket etmeye başlamasıyla resmen arabanın içi, kaçışı olmayan bir yüzleşmeye dönüştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “Öncelikle, herkesin sağ salim dönmüş olması en iyi sonuçtur. Şüphesiz ki şansımızın yaver gitmesiyle oldu bu, söylemek istediğim pek çok şey olsa da—— Mavi Yılan.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ferris:</strong> “Mıh&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “Varlığını gizli tutma şartını koşan sendin. Buna rağmen böyle hareket edince bunu sır olarak saklamamıza imkân da kalmıyor. Yoksa bunun bizim suçumu olduğunu mu söyleyeceksin?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ferris:</strong> “Biliyorum. Bunu şartların ihlali olarak nitelendirmeyeceğim. Zaten şahsi mevzuların konuşulacağı bir yerde de değiliz.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Russell’ın ilk laf attığı Ferris, göz ucuyla şöyle bir Crusch’a baktı. Ancak Crusch bu bakışı fark etmiş olmasına rağmen Ferris’e hiçbir tepki vermedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İkisinin arasında dolaşan atmosfer cidden fazlasıyla karmaşık bir şeydi, bu yüzden——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Beako, ne yapsak ki. Atmosferin ayarlarıyla oynayıp ortamı canlandırmayı denesem mi? Bi’ şansımı deneyeyim mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Bi’, Bi’ bekleyip kendini tut, doğrusu! Burası arkamıza yaslanıp vaziyeti ‘gözlemlememiz’ gereken bir sahne, sanırım. Ondan ziyade&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “Natsuki-dono, bundan sonra lütfen bu tür davranışlardan sakının.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Gıh&#8230; Sanırım bana kızdınız, değil mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çekinerek Russell’ın yüz ifadesini süzse de -bekleneceği üzere- bir istihbarat teşkilatı liderinin ne düşündüğünü okumak imkânsızdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Russell’ın ifadesi âdeta durgun bir denizdi ancak talimatlarına düpedüz karşı çıkarak olay yerine fırlayan Subaru’ya kızmamış olması imkânsızdı. ——Bu ifadeyi gizli bir öfke olarak hesaba katmalıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “Kızmaktan ziyade hayal kırıklığına uğradım. Neye öncelik vermeniz gerektiği konusunda dilimde tüy bitene kadar anlattığımı sanıyordum. ——Crusch-sama’nın sözleri olmasaydı o alanda kalma riskini göze almazdım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Crusch-san’ın sözleri mi? Bu da ne&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Büyütülecek bir şey yok. ——Şu anda burada bulunanlar arasında Natsuki Subaru’dan başkasına güvenmeye hiç niyetim yok. Sen olmasaydın o bahsedilen Altı Dil ile iş birliği yapmayı da reddederdim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Bu!.. Bu benim için cidden, bayağı büyük bir onur ama!..”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nasıl yorumlandığına bağlı olarak bu sözler epey aşırı olsa da Subaru, etrafındakilerin—— özellikle de kendisine fazladan koşul dayatan Russell’ın ve karmaşık bir ilişki içinde olduğu Ferris’in bakışlarını feci şekilde kafaya taktı. Ancak Russell’ın ifadesi yine değişmedi; Ferris ise yorgunluğunu bahane ederek koltuğuna oturmuş, yüzünü başka tarafa çevirmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her hâlükârda Altı Dil, Crusch’tan vazgeçmeyi göze alamazdı. Kaza mahalline geri dönen Subaru, Beatrice ve Ferris’i geride bırakamamaları da tamamen Crusch’ın dik duruşu sayesindeydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Yalnız, şöyle bir durum var, Russell-san&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “Evet? Bu olayın ardından herhangi bir fikriniz değiştiyse&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Fikir değişikliği demeyelim de&#8230; Muhtemelen yine böyle bir şey yaşanacak olursa ben de, Ferris de onları kaderlerine terk edemeyecektir. Bu yüzden sizden bir ricam olacak.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “&#8230; Dinliyorum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Bundan sonra da mümkün olduğunca en az zayiat veren planlarla ilerlemek istiyorum. ——Olmaz mı?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yalvarış üzerine Russell gözlerini hafifçe irileştirdi ve arkasındaki Kara Köpek “Kuha” diyerek güldü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mantıksız bir şey söylediğinin farkındaydı. Ancak bu defaki olayda gerçekten de hiç kimse ölmemişti. Capella’nın pençesine düşenlerle uğraşmak zor olsa da sınırlarına kadar direnmeleri mümkündü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru böyle düşünürken Russell henüz tek bir kelime bile edemeden——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ak Koyun:</strong> “B-Ben de! Ben de&#8230; Subaru-san’ın tarzının&#8230; iyi olduğunu düşünüyorum&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Zayiatın en aza indirgenmesinden daha ideal bir şey olamaz. Şüphesiz ki bir işi başarabilmek için öncelik sırasına uyulması gerektiğine inanırım ama&#8230; benim şahsi önceliklerimde, hayatlar en üst sıralarda yer alır.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ak Koyun ve Crusch, Subaru’nun fikrine katılmışlardı. Ferris’in karşı çıkması da zaten imkânsızdı. Kara Köpeğin alaycı gülümsemesinden bahsetmeye gerek bile yoktu ama şaşırtıcı bir şekilde Rachins bile burnundan solusa da bunu inkâr etmedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve elbette ki Subaru’yla aynı amacı güden en iyi partneriyse——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Elbette Betty’nin fikri de Subaru’ninkiyle aynı, doğrusu. Ne de olsa Subaru her zaman pervasızca imkânsızı başararak herkesi susturdu, sanırım. Bu sefer de farklı olmayacak, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Baş belası demeden baş belası demiş kadar olsan da teşekkürler.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu söyleyip gülümseyen Subaru, Beatrice’i kucağına alıp koltuğa paldır küldür oturdu. Zaten oturmuş olan Ferris’in soluna geçmişti. Ardından diğer yanına da Crusch oturmuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’yla Beatrice’i aralarına alan Crusch ve Ferris ikilisi yan yana dizilmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Olacak iş değil. Oturacağım yeri yanlış seçmişim ya. Iıı, sanırım en iyisi yerimi&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ferris:</strong> “Subaru-kun. Yanındaki kişiye söyleyebilir misin? O gizemli güç bedene tuhaf bir yük bindirebilirmiş, bu yüzden ona ‘çok fazla bel bağlamasan daha iyi olur~’ de, olur mu?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Oh, şey&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Natsuki Subaru, yandaki kişiye şunu ilet: ‘Muhtemelen kısa bir süreliğine uykuya dalacağım. Bedenim hakkında endişeleniyorsa ben uyurken beni dilediği gibi inceleyebilir’ diye.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Yuh ama be, ikinizin de bana ihtiyacı var mı sahiden?! Açıkça birbirinizle konuşsanıza! Gayet de konuşabilirsiniz bence!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak ne elini çenesine dayayarak uzaklara dalan Ferris ne de kollarını kavuşturup gözlerini yuman Crusch, Subaru’nun feryatlarına kulak asmaya niyetliydi.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1920" height="1313" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/07/resim-6.png" alt="" class="wp-image-8850" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/07/resim-6.png 1920w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/07/resim-6-2000x1367.png 2000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/07/resim-6-1000x684.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/07/resim-6-768x525.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/07/resim-6-1536x1050.png 1536w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/ku_neruru_11/status/2070141661083304127" type="link" id="https://x.com/ku_neruru_11/status/2070141661083304127">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">Krallığı kurtaracak güvenilir üyeler arasında Crusch ve Ferris’in de bulunması epey güven verici ve sevindirici olsa da aralarındaki ilişki henüz minnettarlıklarını açıkça ifade edebilecekleri bir kıvama gelmemişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Önümüzdeki yol&#8230; önümüzdeki yol zorluklarla dolu olacaktır.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böyle diyerek omuzlarını çökerten Subaru, çenesini kucağındaki Beatrice’in başına yasladı. Bu ağırlığı hisseden Beatrice ise yavaşça aşağıdan Subaru’nun saçını okşamaya başladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Emilia’yı da, kendi yollarını çizen yoldaşlarını da, Lugunica Krallığı’nı da tümüyle kurtarmak adına savaş başlayacaktı. Kesinlikle şu ana kadarkileri aratmayacak kadar çetin bir savaş olacaktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Natsuki Subaru güçlü bir irade ve kararlılıkla, uzaklaşan başkent manzarasına bakarken&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Russell:</strong> “Mektubunda böyle bir şeyden hiç bahsetmemiştin, Roswaal. Emilia-sama’yı galibiyete ulaştırmak için, ona gereken Şövalyelik eğitimini vermedin mi?..”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diyerek sızlandı. Hesapta olmayan bir yükü omuzlamak zorunda bırakılan istihbarat teşkilatı lideri, epey afallamış bir hâldeydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">#Yayınladığımız tarih itibariyle güncele gelmiş bulunuyoruz! Subaru gene Subaruluğunu yapsa da kıçımızı Crusch kurtarmış oldu, böylelikle Krallıktan çıkmış olduk. Gerçi çıkarken başımıza bir şey gelir mi o meçhul. Otto cephesinde de problem olmadan umarım ki Başkenti terk edebilirler. Herkes bir araya geldikten sonra Başkenti geri alma planlarını merak ediyorum. Acaba Vollachia’dan veya başka şehirlerden -Kararagi’den- falan yardım gelecek mi? Farklı şekilde Emilia cephesi de kaçmaya yeltenecek mi yoksa durumunu kabul mü edecek? Bunların hepsi şimdilik belirsiz olsa da tek yapabileceğimiz şey okumaya devam etmek! Sonraki bölümlerde görüşmek üzere!</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-24-en-harika-adam/">Kısım X, Bölüm 24 – “En Harika Adam”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-24-en-harika-adam/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kısım X, Bölüm 24,5 – “Altın ile Altın”</title>
		<link>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-24-5-altin-ile-altin/</link>
					<comments>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-24-5-altin-ile-altin/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bertiel]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2026 17:43:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ana Hikâye]]></category>
		<category><![CDATA[Kısım 10]]></category>
		<category><![CDATA[Felt]]></category>
		<category><![CDATA[Filóre]]></category>
		<category><![CDATA[Heinkel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.rezeroturkce.com/?p=8852</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-24-5-altin-ile-altin/">Kısım X, Bölüm 24,5 – “Altın ile Altın”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<p>※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ Çevirmen: Bertiel Ek Düzenleme: Qua Redaktör: akari Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-24-5-altin-ile-altin/">Kısım X, Bölüm 24,5 – “Altın ile Altın”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-24-5-altin-ile-altin/">Kısım X, Bölüm 24,5 – “Altın ile Altın”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>

<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1199" height="1443" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/07/resim-7.png" alt="" class="wp-image-8853" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/07/resim-7.png 1199w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/07/resim-7-831x1000.png 831w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/07/resim-7-768x924.png 768w" sizes="auto, (max-width: 1199px) 100vw, 1199px" /></figure>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Çevirmen: Bertiel</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Ek Düzenleme: Qua</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Redaktör: akari</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire, universe, Yağız D, Metin K, equ, Sakuta Hijiri, Emirhan D, Kerem Y, jnxleus, Yusuf Esat Ç, Salim, Elma Can, EuphoriaLux, Efe S, Yiğithan S, The Emre, Arman, Karagürz, Furkan Ş, Kaan Ö, Süleyman Y, Anıl U, Hydra, Bayram Ö, Sweet, Rayko Nora, Rüzgar Yağız C, Alperen’in Gözünden, Melih Kaan K, Efe Ç, Muhammet Ali T, Latife Ş, aLorex, Faruk Y.</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Destek vermek isterseniz&nbsp;<em><a style="color: #9b51e0;" href="https://rezeroturkce.com/bilgi-kosesi/destek/">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Discord’a gelmek isterseniz&nbsp;<em><a style="color: #9b51e0;" href="https://discord.gg/rezeroturkce">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>——Pekâlâ, ne bok yiyece’me karar vermemin vakti geldi de geçiyo’.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Zaten böylece bekleyip durmak hiç benlik değil. Bu kadar beklememe rağmen ortalığı yakmadım, bunun şerefine bana bi’ madalya falan taksalar ya.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendisi adına hazırlanan lüks misafir odasında yaraşır bir kanepede bağdaş kuran Felt dilini şaklattı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türlü türlü bahanelerle Felt’in kuyusunu kazıp alıkoymalarının üzerinden epey zaman geçmişti. ——Elbette ki Felt, bunun kendisine ve dolayısıyla Kraliyet Seçimine yönelik bir saldırı olduğunun farkındaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Görünüşte Kraliyet Seçimi adaylarının güvenliğini sağlamak amacıyla Kraliyet Sarayında koruma altındaydılar ancak bu fiilen ev hapsiydi. İnsanlarla iletişim kurması da mektuplaşması da bilgi edinebileceği tüm yollar da sonuna kadar kısıtlanmış, sinir bozucu bekleyiş süregelmeye devam ediyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üstüne üstlük yeme, içme ve barınma konusunda zerre kadar şikâyet edememesi bu durumu daha da gülünç kılıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Felt:</strong> “&#8230;Reinhard şerefsizi kesin gene bi’ işler karıştırıyo’.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">İçinde bulunduğu bu durumdaki hem o aşırı misafirperverliğin hem de maruz kaldığı haksızlığın, tek ve biricik Şövalyesi olan Reinhard tarafından bilinmediğini hiç sanmıyordu. Ancak durumu sorgulamak istese bile bizzat kendisi bir kez bile yüzünü göstermediği için bu fırsatı bir türlü bulamıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Felt:</strong> “Normalde adını anmamla hemen yanıma damlardı, çağırmadı’m hâlde dadanırdı hem de.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sadece böylesi zamanlarda o sık sık aştığı sınırları özenle yeniden çizen ve kendi niyetini asla belli etmeyen Reinhard epey sinir bozucuydu. Yine de bu meselenin sadece Reinhard’dan ibaret olmama, onun bile boyunu aşan bir engelle karşı karşıya kalmış olma ihtimali yüksekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne de olsa sadece o işe yaramaz Reinhard’dan değil, Rom-jii’den de hiçbir haber yoktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Felt:</strong> “Rachinslerin Crusch-neechanlarla sorunsuz bi’ şekilde buluşmuş olmasını ummaktan başka çarem yok gibi.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kraliyet Sarayına çağrılan Felt’in tek taraflı gerçekleşen konsey öncesinde yapabildiği tek hamle, karmaşık durumun kendi kontrollerinden çıkmasını engellemek amacıyla adamlarını elçi olarak göndermek olmuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onlardan da ses çıkmadığına göre kendi adamlarından—— yoo, kimseden yardım beklemek mümkün değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Felt:</strong> “En azından işime yari’cak birkaç alet olaydı fena olmazdı ama o kadar da dikkatsiz de’iller demek ki.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Az önce yeme, içme ve barınma konusunda şikâyeti olmadığını belirtmişti ama aslında vardı. Yemek takımları hafif ahşap veya seramikle sınırlandırılmıştı, bu yüzden ne silaha ne de alete dönüştürülebiliyorlardı. Kesici aletlerse elbette baştan beri yasaktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Felt’in tek silahı hapsedildiği süre boyunca toplayıp edindiği bilgilerdi. Ayak seslerinden saydığı muhafız sayısı, yemek saatlerinden hesapladığı nöbet değişim vakitleri ve iletişim kurduğu gözetmen askerlerin kişilikleri—— hepsi bu kadardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Felt bunları kullanarak esaretinden kurtulmayı planlıyordu. ——İdeali, tıpkı kendisi gibi bu Sarayda hapis tutulan Emilia’yı da bu işe dâhil etmekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Felt:</strong> “Aynı Sarayda olmamıza rağmen birbirimizi bi’ kez bile gör’medik, işi epey sıkı tutuyo’lar desene&#8230; Ben bu hâlde’sem Emilia-neechan çoktan delice bi’ şe’ler yapmaya kalkışmış olabilir.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öyle bir durumda Emilia kesinlikle Felt’i kurtarmaya gelirdi. Buna hiç şüphe yoktu ancak sonrasını düşünüp düşünmediği meçhul olduğundan harekete geçecekse bunu kendisinin yapması çok daha iyiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu nedenle Felt, o gün yemek vaktinde planını devreye sokmaya karar vermişti—— ya da verdiğini sanıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Felt:</strong> “——Aahn?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Pencereden görünen iç avlunun gölgelerine bakarak saati hesaplayan ve yaklaşan yemek vaktini fırsat bilerek pusuda bekleyen Felt, tam da boğazlamayı planladığı nöbetçilerin kapının dışından gelen acı dolu inlemelerini duydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonra da yavaşça açılan kapıdan içeri uzanan yüzü görünce gözleri fal taşı gibi açıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Felt:</strong> “&#8230;Görmeyi bekledi’m son yüz seninkiydi. Baştan söyleye’m, o aptal oğlunun yüzünü de baya’dır görmüyo’m.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “… Söylemene gerek yok, zaten biliyorum. O veletle de yollarımız sık sık kesişiyor ne de olsa.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böylece söylenip acı dolu bir ifadeyle ona doğru bakan kişi; sadece kızıl saçlarıyla, mavi gözleriyle bile Felt’in tek ve biricik Şövalyesiyle ortak noktalara sahip bir adamdı——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>????:</strong> “——Heinkel-sama, etraf müsait mi? Her şey yolunda mı? Kimse yok, değil mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Heinkel’in adını seslenen ve bir şeyleri onaylamaya çalışan o ses adamın arkasından duyuldu. Sesin sahibini tanıyan Felt, bu beklenmedik durum karşısında kaşlarını daha da derinden çattı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çatılan kaşlarının gevşemesini zorlaştıran şey, kapının aralığından korka korka odanın içine bakan ve Felt’le göz göze gelen o kızdı—— yani Filóre’ydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Heinkel ve Filóre’nin ziyareti, Felt açısından tam anlamıyla baş ağrıtıcı bir olaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Felt:</strong> “Buraya tıkılmamış olsam bile yeterince can sıkıcıydınız, bi’ de hapisken mi çıkıp geliyo’nuz be&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Hey, saygısızlığının da bir sınırı var be. Filóre-sama onca zahmete girip seni görmeye geldi oysaki.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Tamam tamam tamam, hiç sorun değil, Heinkel-sama! Felt’le bu konuda tartışmanın ikimiz için de sonuçsuz kalacağını biliyorum. Onun yerine daha fazla meyve verecek konulardan bahsetmeliyiz!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Felt:</strong> “Yüksek sesin kula’mı tırmalıyo’ resmen. Meyve verecek konu derken?”</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="3000" height="2470" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/07/image-1-3000x2470.png" alt="" class="wp-image-8866" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/07/image-1-3000x2470.png 3000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/07/image-1-2000x1647.png 2000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/07/image-1-1000x823.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/07/image-1-768x632.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/07/image-1-1536x1265.png 1536w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/07/image-1-2048x1687.png 2048w" sizes="auto, (max-width: 3000px) 100vw, 3000px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/Cep8202/status/2075063772222193817">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">Heinkel, her zamanki gibi tavırları kaba olsa da Filóre ona belirli bir saygı gösteriyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hapsedilmeden önceki söylentiler doğruysa Kraliyet Seçimine katılmaya karar veren Filóre’nin Heinkel’i Şövalyesi olarak atayacağını ilan etmesi Kraliyet Sarayını birbirine katmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anlaşılan efendi hizmetkâr sözleşmesi çoktan yapılmış gibi duruyordu ama——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Tabii ki de meyve verecek bir konu! Üstelik epey de bereketli bir meyve! Açıkçası artık Felt’in sabrının taşmak üzere olduğunu düşünmüştüm. Çünkü ben de aynı durumdayım! Nasıl, haklı mıyım?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Felt:</strong> “&#8230;Eh, inkâr edemem. Ama senin de sabrının taşması demek——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “——Hapisten kaçalım, Felt. Ben, sen ve Emilia; hep beraber.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Söylenen sözleri zihninde iyice ölçüp tartan Felt, hiçbir şey söylemeden sessizce tavana baktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ülkenin en görkemli Sarayından ayrılmayı hapisten kaçmak olarak tanımlamak, şaşırtıcı şekilde Felt’in de hoşuna gidecek tarzda bir tanımdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Felt:</strong> “Emilia-neechan’dan tut, Filóre’ye kadar&#8230; Bizim, Kraliyet Seçimi adaylarının kafası nasıl çalışıyo’ be?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsan ister istemez böyle mırıldanmak istiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Sonuçta iki aylık esaretin sonunda gelen bu teklif, kesinlikle akılalmaz ve beklenmedikti.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1352" height="1920" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/07/resim-8.png" alt="" class="wp-image-8855" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/07/resim-8.png 1352w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/07/resim-8-1408x2000.png 1408w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/07/resim-8-704x1000.png 704w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/07/resim-8-768x1091.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/07/resim-8-1082x1536.png 1082w" sizes="auto, (max-width: 1352px) 100vw, 1352px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/112oVic2/status/2072718757794132470?s=20">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph"></p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-24-5-altin-ile-altin/">Kısım X, Bölüm 24,5 – “Altın ile Altın”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-24-5-altin-ile-altin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>11</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kısım X, Bölüm 25 – “Gülümseyişini Aşkla Özler Oldum”</title>
		<link>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-25-gulumseyisini-askla-ozler-oldum/</link>
					<comments>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-25-gulumseyisini-askla-ozler-oldum/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bertiel]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Jul 2026 11:06:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ana Hikâye]]></category>
		<category><![CDATA[Kısım 10]]></category>
		<category><![CDATA[Filóre]]></category>
		<category><![CDATA[Heinkel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.rezeroturkce.com/?p=9109</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-25-gulumseyisini-askla-ozler-oldum/">Kısım X, Bölüm 25 – “Gülümseyişini Aşkla Özler Oldum”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<p>——Üst üste yığılan birikmiş hesapları ödeyeceği günün çok daha dramatik bir şekilde geleceğini hep düşünürdü. ???: “——Heinkel Astrea-dono, Kraliyet Başkentine kadar gelmeniz emredildi. Bize eşlik etmenizi rica ediyoruz.” Günün ortası loş bir meyhanenin köşesinde, elinde ucuz bir içkiyle karanlık geleceği hakkında kafa yoran Heinkel’in etrafını saran Krallık’ın beyaz üniformalı Kraliyet Şövalyeleri kendisine bu sözlerle gelmişti. [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-25-gulumseyisini-askla-ozler-oldum/">Kısım X, Bölüm 25 – “Gülümseyişini Aşkla Özler Oldum”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-25-gulumseyisini-askla-ozler-oldum/">Kısım X, Bölüm 25 – “Gülümseyişini Aşkla Özler Oldum”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1920" height="1419" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/07/resim-22.png" alt="" class="wp-image-9111" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/07/resim-22.png 1920w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/07/resim-22-2000x1479.png 2000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/07/resim-22-1000x739.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/07/resim-22-768x568.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/07/resim-22-1536x1136.png 1536w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /></figure>
</div>

    <style>
      /* --- TASARIM KODLARI --- */
      .kapanis-karti { font-family: 'Segoe UI', sans-serif; background-color: #242424; color: #e4e6eb; text-align: center; width: 100%; box-sizing: border-box; margin: 40px 0; }
      .yildiz-ayirici { color: #4b5563; letter-spacing: 8px; font-size: 1.2em; margin: 20px 0; }
      .rol-grubu { margin: 25px 0; }
      .rol-baslik { color: #9ca3af; font-size: 0.85em; text-transform: uppercase; letter-spacing: 1.5px; margin-bottom: 5px; }
      .rol-isim { font-size: 1.4em; font-weight: bold; color: #ffffff; }
      
      /* YENİ: Doğal, yavaş ve organik yanıp sönme (breathing) efekti */
      @keyframes organik-pulse { 
        0% { background-color: #374151; } 
        100% { background-color: #555f72; } 
      }
      
      .destekci-baslik { font-size: 1.1em; margin: 15px 0 20px 0; color: #e5e7eb; font-weight: 500; display: inline-block; }
      
      .destekci-isimleri { display: flex; flex-wrap: wrap; justify-content: center; gap: 12px; margin-bottom: 30px; }
      
      .isim-rozet { 
        background-color: #374151; 
        color: #f3f4f6; 
        padding: 8px 18px; 
        font-size: 0.95em; 
        font-weight: 500; 
        display: inline-block; 
        /* Üzerine gelmeyi beklemeden direkt çalışır. 2 saniyede yavaşça renk değiştirir. */
        animation: organik-pulse 2s ease-in-out infinite alternate; 
      }
      
      .aksiyon-butonlari { display: flex; flex-direction: column; gap: 15px; align-items: center; margin-top: 60px; }
      .modern-buton { display: inline-block; padding: 14px 28px; border-radius: 4px; text-decoration: none !important; font-weight: 600; font-size: 1em; color: white !important; transition: transform 0.2s, opacity 0.2s; width: 50%; max-width: 350px; }
      .modern-buton:hover { transform: translateY(-2px); opacity: 0.9; }
      .buton-destek { background-color: #f96854; }
      .buton-discord { background-color: #5865F2; }
    </style>

    <div class="kapanis-karti">
      <div class="yildiz-ayirici">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</div>

      <!-- ÇEVİRMEN KISMI -->
            <div class="rol-grubu">
        <div class="rol-baslik">Çevirmen</div>
        <div class="rol-isim">Bertiel</div>
      </div>
      
      <!-- EK DÜZENLEME KISMI -->
            <div class="rol-grubu">
        <div class="rol-baslik">Ek Düzenleme</div>
        <div class="rol-isim">Qua</div>
      </div>
                  
      <!-- REDAKTÖR KISMI -->
      
      <!-- DESTEKÇİLER KISMI -->
            <div>
        <div class="destekci-baslik">Bizleri Desteklediğiniz İçin Çoook Teşekkürler!</div>
        <div class="destekci-isimleri">
          <span class="isim-rozet">Donatus</span><span class="isim-rozet">Taha Kurt</span><span class="isim-rozet">Fatih Çetin</span><span class="isim-rozet">Allen Walker</span><span class="isim-rozet">Rayko Nora</span><span class="isim-rozet">Efe Önal</span>        </div>
      </div>
      
      <div class="aksiyon-butonlari">
        <a href="https://www.rezeroturkce.com/bilgi-kosesi/destek/" target="_blank" class="modern-buton buton-destek">Destekle</a>
        <a href="https://discord.gg/rezeroturkce" target="_blank" class="modern-buton buton-discord">Discord</a>
      </div>

      <div class="yildiz-ayirici" style="margin-top: 35px;">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</div>
    </div>
    



<p class="wp-block-paragraph">——Üst üste yığılan birikmiş hesapları ödeyeceği günün çok daha dramatik bir şekilde geleceğini hep düşünürdü.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “——Heinkel Astrea-dono, Kraliyet Başkentine kadar gelmeniz emredildi. Bize eşlik etmenizi rica ediyoruz.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Günün ortası loş bir meyhanenin köşesinde, elinde ucuz bir içkiyle karanlık geleceği hakkında kafa yoran Heinkel’in etrafını saran Krallık’ın beyaz üniformalı Kraliyet Şövalyeleri kendisine bu sözlerle gelmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kimliğini bilmelerine rağmen kendisine teslim olma çağrısında bulunan bu Şövalyelerle yüzleşen Heinkel, hiç de yapmak istemedikleri bir görevi yapmaya zorlandıklarını sezerek onlarla içten içe empati kurdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Kraliyet Başkenti, Kraliyet Başkenti ha&#8230; Beni ne suçla tutuklayacaksınız ki?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şövalye:</strong> “Maalesef ki sizi bilgilendirme yetkimiz bulunmuyor. Ancak, direnecek olursanız&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şövalyeler arasındaki gerilim, âdeta havada asılı kalırcasına tırmandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nefesiyle alkol kokusu yaysa da zihni henüz sarhoşluğun pençesine düşmemişti. Heinkel; sezgileri aracılığıyla gözlerinin önündeki üç kişinin dışında, meyhanenin kapısında konuşlandırılmış bir Şövalye grubunun daha olduğunu biliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kısacası, güç kullanmaktan zerre çekinmeyecek bir tavır içerisindeydiler. Heinkel de görev bilincindeki onlara boyun eğdirecek güçten pekâlâ yoksundu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her şeyden de öte——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Kaçsam bile, burası artık yolun sonu ha&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ucuz içkileri umutsuzca kafasına dikmiyordu. Kadehi dudaklarına götürmeden evvel, olası bir çıkış yolu bulabilmek umuduyla epeyce kafa patlatmıştı. Sonrasında ayaklarının onu bu meyhaneye getirmesinin yegâne sebebi, ne kadar uzağa giderse gitsin—— tüm seçeneklerini çoktan tüketmiş olduğu gerçeğini kabullenememesiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Meyhane tezgâhının üzerinde duran ve hâlâ yarısı alkolle dolu olan kadehe bakan Heinkel, dudağını ısırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Heinkel’in ne olursa olsun başarması gereken iki ulvi gayesi için ne pahasına olursa olsun elde etmesi gereken bir konuma—— Kraliyet Seçimine müdahale etmesine olanak tanıyacak bir konuma ihtiyacı vardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Priscilla’yla olan teması tamamen tesadüftü, dolayısıyla o konuma yerleşmesi de tamamen şans eseri kendisine bahşedilmişti ancak bunun kaybetmeyi göze alamayacağı bir şey olduğunu çok geç fark etmişti. Bu yüzden babasının dâhil olduğu Crusch Kampıyla oğlunun dâhil olduğu Felt Kampı haricinde geriye kalan iki kamptan birine sığınmak, Heinkel’in yapabileceği en iyi hamleydi ancak&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Emilia-sama’nın kampı söz konusu dahi olamaz, Kararagi’nin&#8230; Anastasia-sama’nın kampı da muhtemelen keza öyle&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>İmkânsızdı,</em> Heinkel bile bunu açıkça idrak edebiliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüccar olan Anastasia’dan umutlanmak isterdi ama Vollachia İmparatorluğunda öğrendiği kadarıyla, Emilia’yla oldukça yakın görünüyorlardı. Muhtemelen Heinkel’in Emilia’nın huzurunda sergilediği o kepazelik, çoktan Anastasia’nın kulağına gitmiş olmalıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öyle olmasa bile kendi itibarının en dibi gördüğünün Heinkel de fazlasıyla bilincindeydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kısacası, Kraliyet Seçimi Adaylarından herhangi birisinin Heinkel’i yanına alma ihtimali yoktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu acı tablo; onun tamamen yıkıma uğramasına, zar zor beliren o ufak umut ışığının ebediyen sönmesine yeter de artar bir sebepti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şövalye:</strong> “Heinkel Astrea-dono. ——Cevabınız.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tırmanan gerilimin ortasında kendisinden kesin bir cevap istenen Heinkel, kadehinde kalan son içkiyi de bir dikişte midesine indirdi ve elini yavaşça aşağı saldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beline taktığı biricik kılıcına uzanacak olan o cesareti, zerre kadar filizlenmemişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Götürüldüğü yolculuk esnasında, onu ellerini bağlama zahmetine bile girmeden hayal kırıklığı yaratacak kadar sönük bir biçimde ejder arabasına bindirmeleri Heinkel’i bile şaşırtmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendisine insan muamelesi bile yapılmayacağı çok daha kaba, şiddet dolu bir yolculuğa kendini hazırlamıştı oysaki.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “&#8230;Sonuç olarak, hangi gerekçeyle götürülüyorum ki?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sorsa dahi her zamanki gibi kendisine cevap vermeyecek olan Şövalyelerin arasında oturan Heinkel, neyle suçlandığını düşünmeye başladı. ——Aslında aklına gelen pek çok olasılık vardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kraliyet Şövalyelerinin Komutan Yardımcılığı görevini ve Astrea topraklarının Efendisi olarak her şeyi kenara atıp tamamen terk etmişti, üstüne Vollachia İmparatorluğunun iç işlerine karışmış olma şüphesi bile mümkündü. Daha da yakın zamana geldiğimiz takdirde, Aldebaran’ın kurduğu entrikaya yardaklık ettiği de gün gibi ortadaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gerçi bu plan, kendisine teklif edilen Heinkel’in “Konuştuğumuz bu değildi!” diyeceği kadar daha hiçbir şey başlamadan, gerçekleşmeden suya düşmüş gibiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat bu konuda Aldebaran’ı suçlamak Heinkel’in zerre kadar içinden gelmiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birisi bir şeyi başarmaya çalışmış ve bu girişim başarısızlıkla son bulmuştu. Bu suçlanacak bir şey olsaydı Heinkel’in bizzat kendisini suçluluklar denizinde yüz kere boğarak öldürmesi bile az kalırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir kez daha, her şey en başa dönmüştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne Reinhard’ı Kılıç Azizi saltanatından indirebilmişti ne de yirmi yılı aşkın süredir uykuda olan eşini uyandırabilmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yoksa artık vakti gelmiş miydi ki?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mücadele etmeye devam etmesi için elinde kalan son neden bile alınmışken, belki de artık pes etmesinin yüzüne vurulacağı o an gelip çatmıştı. Gerçekten de vakti geldiyse böylesi bir hikâyeye bile kahkahalarla gülebilirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “&#8230;Yine de bu işte bi’ iş var.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geçtiğimiz birkaç gün boyunca titizlikle sessiz kalıp kendisine hiçbir şey söylemeyen Şövalyelerin eşliğinde ta Kraliyet Başkentine kadar getirilen Heinkel, ejder arabasından indirildiğinde karşısında ne Kraliyet Sarayı ne Şövalyelerin karargâhı ne de bir zindan görmesi gerçeği karşısında şaşkınlıkla kaşlarını çattı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gözlerinin önünde uzanan şey, Kraliyet Başkentinin bir köşesine inşa edilmiş eski bir şapeldi—— İlahi Ejderha Kilisesine ait olan ve Heinkel’in doğrudan yüzleşmekte zorlandığı, ona acı veren anıları barındıran bir yapıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İlahi Ejderha Kilisesi, Lugunica Krallığı’nın resmî diniydi, inanç seviyeleri farklılık gösterse de pek çok vatandaşın nimetlerinden yararlandığı ve İlahi Ejderha’ya ibadet ettikleri kutsal bir dua kalesiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geçmişte, Heinkel de uyuyan eşinin uyanmasını dilemek için defalarca buraya gelip dua etmiş, yakarışlarda bulunmuştu. ——Fakat o meşum geceden sonra oraya bir daha hiç adımını atmamıştı. Esasen Heinkel’in şu an itibarıyla Kiliseye dair kendi içinde kabullendiği yegâne gerçek, oraya ayak basmaya zerre hakkının olmadığıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İlahi Ejderha Kilisesinin dua edilen yapısına âdeta itilerek sokulan Heinkel; orada kendisini rahibe kıyafetleri içinde bekleyen, uzun altın sarısı saçlara ve yakut kırmızısı gözlere sahip bir kız gördü——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Aa! Sizi bekliyordum, Heinkel-sama!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Heinkel’in yüzünü gördüğü an kız, oturduğu sandalyeden gürültüyle fırlayarak hızla ona doğru koştu. Yüzünde kocaman, parlak bir gülümseme taşıyan ve yerinde duramayan bu kızın aniden üzerine atılması karşısında Heinkel, refleks olarak yarım adım geriledi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hissettiği şey düşmanlık değildi. Saf bir şefkatti. Geri çekilmesinin sebebi bir tehdit de değildi. Derin bir şüpheydi. Kızı bir kez daha baştan aşağı süzdüğünde bu şüphenin nedeni, zihninde anında yerli yerine oturuverdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Göz kamaştırıcı altın sarısı saçlarıyla, alev alev yanan mücevherimsi yakut kırmızısı gözleriyle oracıktaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu özelliklerin tek bir bedende hayat bulması kesinlikle imkânsız olmalıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kız:</strong> “——Ben Filóre Lugunica. Sizinle bu şekilde tanışma şerefine nail olduğum için çok mutluyum, Heinkel-sama. Gelişinizi dört gözle bekliyordum!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “<em>Fil&#8230; oo, re?!.</em>”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “?.. Hıhı, doğrudur, Filóre. Benim adım&#8230; aa, doğru ya! Bu ismi duyan insanlar her zaman şoka giriyorlar ya! Son zamanlarda telaşla her şeye koşturur oldum, bu yüzden bu meseleyi unutuvermişim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sözlerini sarf ederken utancını gizlemek istercesine hafifçe dilini çıkaran kıza—— kendini Filóre olarak tanıtan o kişiye karşı yüzleşirken Heinkel’in zihnini esir alan bu çalkantı, kelimelerle ifade edemeyecek kadar büyüktü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne de olsa bu dünyada aynı ismi taşıyan iki kişinin var olması külliyen imkânsızdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Yardımlarınız için size de ayrıca teşekkür ediyorum. Gösterdiğiniz bu olağanüstü gayret karşısında İlahi Ejderha da kesinlikle çok memnun kalacaktır. ‘<em>Kılıcı savuran insanın koludur fakat hayata yön veren Ejderha’nın kudretli iradesidir. Seçilmiş bir Şövalyenin ayak izleri altında, en kanlı yollar bile gümüş bir patikaya dönüşür.</em>’ diye Kutsal Kitap’ta bahsedilir.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Filóre; şok içindeki Heinkel’in hemen ardında, şapelin girişinde bekleyen Şövalyelere seslendi. Sesinin o gür ve berrak yankısını duyan Şövalyelerin hepsi, şaşkınlıkla birbirlerine bakakaldılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Elbette ki Heinkel’i buralara kadar getiren Şövalyeler, Filóre ve Heinkel’i bu şekilde baş başa bırakmak istemezlerdi. Ne var ki Şövalyelerin bu derin endişelerine aldırış etmeyen Filóre, minik yumruğunu sıkarak “Endişelenmenize gerek yok!” diye ilan etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Bu kişi, Kılıç Azizleri soyundan gelmektedir; İlahi Ejderha tarafından bizzat seçilmiş bu muazzam beyefendiye şahsen kefilim! Bu, Krallığın bizzat kendisi için dahi epey mühim bir buluşmadır!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Filóre, kendi göğsüne vurarak böylesine büyük bir özgüvenle konuşmasına rağmen Şövalyelerin içindeki o huzursuzluk da kafa karışıklığı da dinmemişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öte yandan Heinkel’in de onun bu iddialı sözlerine karşı içinde kopan şiddetli fırtınalar vardı. Bu duygular öyle bir boyuttaydı ki bu sözler, o ismin verdiği ilk derin şoktan koparıp hızla gerçeğe döndürmeyi başarmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şövalye:</strong> “Beklenmedik bir durum olursa lütfen bize seslenin. Dışarıda beklemedeyiz.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Konumları göz önüne alındığında verebilecekleri tavizin nihai sınırı buydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sözlerin ardından son âna dek o sert ve temkinli bakışlarını Heinkel’in üzerinde tutan Şövalyeler, şapelin girişini sıkıca kapatarak dışarıdaki nöbetlerine çekildiler. Şövalyelerin silüetleri ağır kapıların ardında kaybolunca Filóre, kollarını kavuşturarak “Ne kadar da zor bir işmiş ya” diye mırıldandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Durum ortada, bu yüzden herkesin bu denli endişeli olması gayet normal ancak&#8230; şu an için asıl önceliğimiz burası. Bir kez daha, Heinkel Astrea-sama, sizinle tanışma şerefine nail olduğum için&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “——Az önce sen ne anlatıyordun lan?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Heğh?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geriye doğru attığı o yarım adımlık mesafeyi kapatıp üstüne bir adım daha atarak aradaki boşluğu sıfırlayınca karşısındakini sorgulamaya başladı. İyice dibine girdiği Filóre’ye tepeden bakarken kızın yakut rengi gözleri irice açılıverdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsanı ne kadar da huzursuz eden gözleri vardı. Kızın kusursuz yüz hatlarında, Lugunica Kraliyet Ailesiyle öylesine ürkütücü benzerlikler taşıyordu ki—— Fakat böyle bir şey imkânsızdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Filóre Lugunica dediğin kişi, on beş yıl önce Saraydan kaybolan prensesin ta kendisidir. Madem konu ona geldi, kendisi çoktan gecekondu mahallelerinde bulundu ve şu anda da Kraliyet Seçiminde&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “——Ah, Felt’i kastediyorsunuz, değil mi? Evet, bu şüphelerin onun üzerinde de dolandığını işitmiştim. Ancak biz kendi aramızda anlaştık, bu konuyu karara bağladık.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Ha?..”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “İkimizden birinin, on beş yıl evvel Kraliyet Sarayından kaybolan o prenses olabileceğine dair şüphelerden bahsediyorum. Ne tesadüftür ki ben de, o da aşağı yukarı on beş yaşlarındayız; bu açıdan bakarsak ortada mucizevi bir tesadüfün cereyan ettiğini varsayabiliriz. Ancak meselenin mühim kısmı bu da değil.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “S-Sen ne zırvalıyorsun lan!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Krallığın en büyük meselelerinden birini bu kadar hafife alıp böylesine küstahça ve kayıtsız bir şekilde dile getiren Filóre’ye karşı, Heinkel aniden sesini yükseltti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Harbiden de bu, bayağı saçma sapan bir zırvalıktı. O korkunç olayın yaşanması yüzünden, doğru yoldan sapan pek çok şey olmuştu. Ve bu, Heinkel’den hiç de bağımsız bir mesele değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">On beş yıl önceki o meşum gece, Lugunica Kraliyet Sarayında meydana gelen olaylar silsilesi——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Az evvel söylediğin o zırvalıklara da çıkıyor konu! Bana Kılıç Azizi soyundan geldiğim, İlahi Ejderha tarafından seçildiğim gibi bir sürü zırvalığı sıralayıp durman&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Fakat on beş yıl önce, Kraliyet Sarayında özenle muhafaza edilen Ejderha Kanına bulanıp da, içindeki o muazzam güce boyun eğmeden nihayetinde ona uyum sağlamayı başaran kişi&#8230; bizzat siz değil miydiniz, Heinkel-sama?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Ne——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Ah, bunun bir sır olması gerekiyordu, değil mi? Açıkçası ben de bunu Kilisenin gizli kayıtlarında gizlice okuduğumdan ötürü, ulu orta yerde yayılmaması gereken bir mesele olduğunu ancak sonradan idrak etmiştim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gecikmeli de olsa sesini kısmaya çalışan Filóre’nin aksine, Heinkel’in bunu umursayacak zerre kadar hâli yoktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">On beş yıl önceki Ejderha Kanı meselesinin ilk etapta gündeme getirilmesi bile başlı başına bir şokken işin asıl vurucu noktası, bunun İlahi Ejderha Kilisesinin gizli kayıtları gibi bir yerde belgelenmiş olmasıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunun nedenini bir türlü anlayamıyordu. Elbette Heinkel’in bir zamanlar Kiliseye sık sık gittiği bir dönem olmuştu ancak ne dindar bir mürit olmuştu ne de durduk yere birilerine içini dökmüştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hepsinden öte——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendisine atılan bu şüphe de, on beş yıl evvel yaşanan o gece de kesinlikle ama kesinlikle açığa çıkmamalıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu meselenin sorumluluğu, sadece Heinkel’le sınırlı kalacak kadar küçük çaplı değildi. Bu; doğrudan Astrea Hanesinin geri kalanını da, tüm Lugunica Krallığını da derinden etkileyebilecek kadar büyük, ciddi bir meseleydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mesele, sadece Heinkel’in kendi içini dökmesiyle çözülebilecek kadar basit değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Hıh, ne hakkında zırvalayıp duruyorsun hiçbir fikrim yok, sahte prenses bozuntusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böylece Heinkel, alaycı bir şekilde yanağını bükerek Filóre’yi epey acımasız ve kötücül bir edayla küçümsemeye yeltendi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu duyan Filóre’nin gözleri irileşti, Heinkel’in bu inkârı karşısında resmen nefesi kesilmişti. Reddedileceğini hiç düşünmemiş miydi? Düşünmediyse harbiden de fazlasıyla ahmak bir kızdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Dürüstlükle her şeye balıklama atlarsan her şey düzgün ilerler mi sanıyorsun? Böyle bir şeye kanıyorsan aklın bir karış havada. Dünya, hiç de senin sandığın gibi tıkır tıkır işlemiyor.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Heinkel-sama&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Yakıştırırmışçasına o saygı eklerini suratıma çarpıp durma! Benden ne gibi beklentilerin vardı bilmiyorum ama yazık oldu. İlahi Ejderha beni mi seçmiş? Zırvalamayı kes. Kılıç Azizi soyundan mı gelmişim? Yoksa asıl hedefin bu muydu? Kraliyet Sarayı ile İlahi Ejderha Kilisesi hep birbirlerine mesafeli olmuştur! İlahi Ejderha’yı her şeyden üstün tuttuğunuzdan Reinhard sizin yolunuza çıkıyordur, değil mi lan?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ağzından art arda zehir zemberek sözler döküldükçe kalbinin derinlikleri, yapışkan bir karanlığa bulanıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öylece, aklına ilk gelenleri yarım yamalak savuruyordu ama şaşırtıcı şekilde dökülen bu sözlerin oldukça doğru bir noktaya parmak bastığını hissetmeye başlamıştı. Kılıç Azizi ünvanı, Lugunica Krallığı’nda şanı sınır tanımazdı ve gelmiş geçmiş en güçlü kişi olarak övülen Reinhard’ın mevcut çağında bu ünvanın, âdeta dinî bir inanç mertebesine yaklaştığını söylemek pek de yanlış olmazdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kısacası İlahi Ejderha Kilisesi’nin Reinhard’ı gözlerine batan can sıkıcı bir diken olarak görmesi muhtemeldi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onu ortadan kaldırmak amacıyla Heinkel’i kullanma niyetinde olmaları da tamamen akla yatıyordu. ——Şimdiye kadar Heinkel’in, bizzat Kraliyet Seçimi Adaylarıyla yaptığı müzakerelerde sürekli bir koz olarak kullanılması hoş değilken, daha da nahoş bir durumla karşı karşıyaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak, belki de Heinkel’in asıl hedeflerinden birini düşünecek olursa bu bile——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “——Sizi bulmamın yegâne nedeni Heinkel-sama’yı, sizi Şövalyem olarak istememdir. Tek düşüncem buydu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">――</p>



<p class="wp-block-paragraph">――――</p>



<p class="wp-block-paragraph">――――――――</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “&#8230;Ne?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ağzına kan tadı gelene kadar dişlerini sıktığı o derin iç hesaplaşmasından dolayı, hayalvari bir şey duyduğunu sandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aksi takdirde, açıklanamayacak kadar bariz bir yanlış duymuş olmalıydı; Heinkel böylesine bir hisle kaşlarını çatsa da onun yaşadığı bu derin şaşkınlığa hiç mi hiç aldırış etmeyen Filóre, usulca başını kaldırıp dudaklarını araladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir kez daha, bu sefer doğrudan onun masmavi gözlerinin derinliklerine bakarak&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Heinkel Astrea-sama, benim Şövalyem olmanızı istiyorum. Kraliyet Seçimine gecikmeli bir giriş yapan, Filóre Lugunica’nın tek ve biricik Şövalyesi olmanızı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Apta-!.. S-Sen kafayı mı yedin?!.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Amanın, ne kadar da kaba bir söylemdir bu! Şimdiden uyarmış olayım, bana sadakat yemini ederseniz bu tavrınızı da mümkün olduğunca düzeltmenizi rica edeceğim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Söylenenleri yanlış duymadığı gerçeğini doğrularcasına art arda edilen ikazlar, ne kadar birikirse biriksin, temeli bile böylesine sarsıntılı olan bir konuşmanın düzgün bir sonuca bağlanmasına elbette ki imkân yoktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Filóre açıkça söylemişti. Kraliyet Seçimi Adayı olan kendisinin, tek ve biricik Şövalyesi olarak Heinkel’i seçeceğini.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Kim girdi be aklına senin? Reinhard falan olmasın?! O mu sana bir şeyler uydurdu? O yüzden mi&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Şaka yapmayın! Böylesine mühim bir meseleyi başkalarının lafına uyarak, bu kadar düşüncesizce karara bağlayacak hâlim yok ya. Enine boyuna düşündüm ve bizzat kendim karar verdim!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Öyleyse adam seçmekten zerre kadar anlamıyorsun demektir! Kimseye danışmadın mı? Mesela dışarıdaki şu Şövalyelere&#8230; danışıp sorabileceğin bir ton adam varken üstelik!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Evet, onlara da sordum. İstisnasız herkes yüzünü ekşitti ve kararımı yeniden gözden geçirmem gerektiği hususunda şiddetle ısrar etti.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Öyleyse dediklerini yap! Tekrar bi’ düşün!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Düşündüm zaten! Ancak kaç defa düşünürsem düşüneyim, benim vardığım en iyi sonuç: Bir numaralı tercihimin her daim siz olduğunuz, Heinkel-sama.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ellerini beline koyan Filóre, göğsünü kabartarak böylesine gururlu bir cevap verdiğinde Heinkel, olduğu yerde tamamen nutku tutulmuş bir hâlde kalakaldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anlaşılan o kızın, bir şeyi aklına koydu mu asla ondan vazgeçmeyen ve sonuna kadar o karara bağlı kalan bir huyu vardı. Sadece şu âna kadarki sergilediği davranışlarına bakarak bile bunu az buçuk anlamak mümkündü. Anlamıştı anlamasına da, etrafındaki onca insan ne bok yiyordu ki?</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Priscilla Hanım’ın da bir şeye karar verdiğinde asla geri adım atmayan inatçı bir tarafı vardı gerçi ama onun durumunda, kimse onun kararlılığını ve becerilerini sorgulamaya bile cüret edemezdi&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çevresindekilerin sözlerine kulak asmamak konusunda, aralarında gerçekten de kıyasıya bir rekabet olabilirdi belki de.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak Priscilla’yla Filóre arasında; bireysel güvenilirlikleri, daha doğrusu bir birey olarak sergiledikleri karakter gücünün seviyesi bakımından uçurum kadar büyük bir eşitsizlik vardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha açık bir ifadeyle söylemek gerekirse Priscilla yetişkin bir kadındı ama Filóre ise henüz bir çocuktu. Çocuklar yanlış bir yola sapmaya kalkıştığında onu durdurmak yetişkinlerin göreviydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hatta o çocuk, Kraliyet Seçimi Adayı gibi prestijli ve kocaman bir ünvana sahip olsa bile. Dahası, ona engel olması gereken konumdaki yetişkin; bunu yapmaya zerre kadar vasfı olmayan zavallı, çaresiz, geberip gidememiş bir ezik olsa bile.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Hayalperestsin onu anladık da, şu an düşlediğin o hayal, kâbusun olur. Üstelik bu, etrafındaki herkesin sana dehşet bir kâbus olduğunu söylemesine rağmen kulaklarını tıkadığın türden bir kâbus&#8230; Senin böylesi bir hayaline ben nasıl ayak uydurabilirim ki?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sözleri savururken Heinkel, kendi aptalca kararıyla acı acı alay etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sığınabileceği hiçbir Kraliyet Seçimi Adayı kalmamış olmasına ve arzularına ulaşamadan çaresizce kendini alkole boğmuş olmasına rağmen umut edebileceği en iyi şey olmuştu, o el ona beklenmedik bir şekilde uzatılan o eli bir türlü tutmamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uğruna çabaladığı bu amaç, onun için gerçekten o kadar önemli olsaydı -iyi ya da kötü- ne pahasına olursa olsun, elini uzatabilmeliydi. ——O hâlde on beş yılını bu uğurda harcadıktan sonra bile önüne çıkan elleri seçip ayıklamaya çalışan kendisinin, bu konuda pek de ciddi olmadığı söylenebilir miydi?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bütün bunlar, Heinkel’in içi tamamen bomboş bir hâldeyken, zihninde sıkı sıkıya kök salmış o takıntılı inançların tortularından başka bir şey değildi——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>???:</em></strong><em> “——Çoavalusun ya! Heinkel-san!”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">O an, zihninin bir köşesinde berrak bir şekilde yankılanan bu ses, Heinkel’in ruhunu derinden sarsıvermişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “——Louanna.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yirmi yılı aşkın süredir, onun sesini bir kez bile duyamamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Buna rağmen, gözlerini kapatıp onun o gülümseyişini aklına getirdiğinde bırakın dünü, sanki tam da o an yanındaymışçasına sesini duyabiliyordu. Elbette duyacaktı. Ne de olsa onu tüm kalbiyle seviyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Heinkel’in içi bomboş olsa da orayı dolduran Louanna adındaki o tutkuyla, kadının ona verdiği her şeyle dolu olması bi’ gerçekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir kez olsun, tek bir saniyeliğine bile olsa, bu aşk asla solmamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “İlahi Ejderha Kilisesinin Azizesi olarak atanmış bulunmaktayım. Kraliyet Seçimi Adayı olarak benimsediğim ideal; Kraliyet Sarayı ile Kilise arasındaki bu husumetin giderilmesiyle başlayıp, kurtuluşun önünde duran tüm engellerin tümüyle ortadan kaldırılmasıdır.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sessizliğe gömülen Heinkel’in önünde, Filóre sessizce fakat sesinde kendinden emin bir güçle konuşmaya başladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Başını kaldıran Heinkel, Filóre’ye baktı. Kız her zamanki gibi doğrudan Heinkel’e bakıyordu fakat dile getirdiği kelimelerde az önceki o pervasız tavrından eser yoktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kelimelerinin ulaşması gereken yere varması için onları özenle seçiyor, içlerine hem bi’ güç hem de tüm benliğini katarak duygularını aşılıyordu; bu kadarı onun için çok netti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Heinkel-sama, eşiniz hakkında bazı duyumlar aldım. On yılı aşkın süredir, bir kez olsun pes etmeden onu uyandırmanın bir yolunu arıyormuşsunuz. Yaptıklarınız takdire şayan.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “&#8230;Bunun neresi takdire şayanmış ki? Ortada hiçbir başarı, sonuç yokken hem de. Louanna hâlâ uyanmış değil, o hâlde bu&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Yoo, bu kesinlikle takdire şayan bir şey! Bugüne kadar kimse sizi bunun için övmedi, değil mi? Ama bence bu inanılmaz bir şey! Öyle herkesin yapabileceği bir şey de değil üstelik. Asla pes etmeyen&#8230; yoo, eminim ki ruhunuzun kırıldığı zamanlar olmuştur. Buna rağmen tekrar ayağa kalkabilmeniz tek kelimeyle muazzam!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “İşte siz böyle bir insansınız, tam da bu yüzden benim Şövalyem olmanızı istiyorum. Elbette bir Azize olarak, İlahi Ejderha tarafından seçildiğiniz gerçeğini de görmezden gelemem. Fakat siz, değer verdiğiniz bir kişi uğruna elinizden geleni ardınıza koymaktan asla vazgeçmeyen birisiniz. Harika bir ikili olacağımızdan kesinlikle eminim!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sesini yükselten Filóre, beyaz ve pürüzsüz elini uzattı. Ve bu eli tutması için Heinkel’e âdeta yalvarırcasına, yakut rengi gözleri alev alırmışçasına pırıl pırıl parlıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Ne kadar da ahmak bir kız.</em> Söyleyeceklerini ne kadar dinlerse dinlesin, bu izlenim ondan hiç silinmiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kraliyet Seçimi Adayının tek ve biricik Şövalyesi olarak seçeceği kişi; sadece hayatını değil, aynı zamanda siyasî kaderini de emanet edeceği bir varlık demekti. İlahi Ejderha Kilisesinin Azizesi gibi yüce bir ünvanı olsa bile Heinkel’in o kötü şöhreti, bu ünvanı bile yerle yeksan etmeye yeterdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Filóre’nin Heinkel’i Şövalyesi olarak seçmesi için bir kum tanesi kadar geçerli bir sebebi yoktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onu reddedecekti. Onu reddetmeliydi. Kendisi için falan değil, sırf gözlerinin önünde duran bu ahmak kızın iyiliği uğruna.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu ahmak ve nazik kızın başkaları tarafından alaya alınıp dalga geçilmemesi ve arkasından hakarete uğramasını önlemek adına, Heinkel’in bu teklifi reddetmesi şarttı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve onu reddetmesi gerekirken——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “——Bana tek bir şeyi açıkla&#8230; yalnızca tek bir şeyi.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ona burun kıvırıp, arkasını dönerek çekip gitmesi gerekirken dudaklarından dökülen kelimeler bunlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu bir ret değildi. Aşağılama da değildi. Sohbeti devam ettirme niyetini belirten bu söze karşılık, Filóre başını yana eğdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Neyi açıklayayım?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “İlahi Ejderha Kilisesinde, dışarı sızdırılması yasaklanmış şifa sanatlarına dair gizli ayinlerin olduğundan söz edilir. Eğer&#8230; sadece ufak bir ihtimal olsa da eğer bu söylenenler hakikaten doğruysa o zaman&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “——Kutsal Ayinden mi bahsediyorsunuz?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “——Hık! Gerçekten böyle bir şey var mı?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Filóre bu konu hakkında bir şeyler biliyor gibiydi, bu yüzden Heinkel hemen kızın sözüne damladı. Onun bu ani çıkışı, Filóre’nin bakışlarını hafifçe yere indirmeden önce gözlerini irice açmasına neden oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kızın yüz ifadesindeki bu değişim Kutsal Ayinin varlığını doğrularken, aynı zamanda Heinkel’in beklentilerini karşılayıp karşılamayacağı—— uyuyan eşini uyandırma noktasında işe yarayıp yaramayacağına dair kesin bir inancı olmadığını da anlatıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “&#8230; Evet, var. Ancak bunun eşiniz üzerinde bir etkisinin olup olmayacağını bilmiyorum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beklendiği gibi kısa bir sessizliğin ardından Filóre başını olumsuzca iki yana salladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak Heinkel o kadar da hayal kırıklığına uğramamıştı. Umutlarının yıkılarak uçurumdan aşağı itilmesine kesinlikle yabancı değildi. Bu tür şeyler yaşadığında bile ölmeyeceği gerçeği, defalarca kez doğruladığı bir sonuçtu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Anlıyorum. Demek öyle&#8230; Ahh, öyle olmalı zaten.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hayatında zaten haddinden fazla rezillik yaşamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mantık çerçevesinden bakıldığında demin sorduğu soruyu bile sormaması gerekirdi. Fakat yine de bunu sormuştu. Ve bunu sormasıyla, elinde kalan tüm umutları da çoktan yerle bir olmuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öyleyse şimdi——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “——İşte bu yüzden, bunu denemekten başka çaremiz yok. Kutsal Ayini çok sık kullanmamamı söylemişlerdi ama mevzubahis insanlara yardım etmek olunca bir sorun çıkmaz herhâlde.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “——Ha?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Ah, ama az önce de söylediğim gibi işe yarayıp yaramayacağından emin değilim. Kutsal Ayin de her şeye kadir, sihirli bir değnek değildir sonuçta ve etkisi daha çok, kişinin ruhuna bağlıdır&#8230; Her şeye rağmen İlahi Ejderha Kilisesinin kamuoyuna açıklamadığı epey bi’ sırrı var, bu yüzden pes etmezsek elbet ileriye dönük bir yol da buluruz. Hıhı, kesinlikle eminim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uzattığı elin tersiyle diğer elini sıkıca yumruk yapan Filóre, tıpkı en başlarda olduğu gibi bir kez daha hevesle ısrar etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Israrının içeriği karşısında Heinkel gözlerini kırpıştırdı ve kesik kesik bir nefes vererek içini çekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Filóre kesin olarak işe yarayacağını söylememişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Bana bırakın!” dememişti, eşini mutlaka kurtaracağına dair bir söz de vermemişti. ——Sadece pes etmeyeceğine yemin etmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yirmi yılı aşkın süredir Heinkel kimse tarafından anlaşılamamıştı. Defalarca ahmak olarak görülüp, alaya alınmıştı. Tüm bunlara rağmen asla vazgeçemediği şeyler, gözlerinin önündeki bu kız tarafından çok doğal bir şeymişçesine doğrulanmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çok iyi biliyordu. ——Herkesin, hatta aynada kendisine bakan o Heinkel’in bile içten içe bunun imkânsız olduğunu, bağırıp durduğunu biliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Heinkel-sama, lütfen bana yolu gösterin. Gerçi Astrea Hanesi epey meşhur olduğu için nerede olduğu hakkında kabaca bir fikrim var tabii ama evde hiçbir aile üyesi yokken, bir haneye zorla girmek pek de hoş olmaz şimdi. Üstelik Felt’le benim aramdaki durum da birazcık karmaşık&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Filóre, sanki işlerin bu şekilde yarım kalamayacağını söylercesine cesur adımlarla ilerlemeye başladıktan sonra olduğu yerde durakladı. Önünden geçtikten sonra Heinkel’e dönerek, kendisini takip etmesi için ona seslendi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Arkasını dönen Filóre’nin gözleri şok içinde irice açıldı. ——Bunun nedeni tam da gözlerinin önünde, Heinkel’in olduğu yerde diz çöküp başını öne eğmiş olmasıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Heinkel&#8230; sama?..”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Şimdiye kadar size karşı üst üste ettiğim tüm saygısızlıklar için özür dilerim, Filóre Hanım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şaşkınlık içerisindeki Filóre’nin önünde, Heinkel bilinçli bir şekilde sesini toparlayarak konuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kraliyet Seçimi Adayının Şövalyesi olursa bir kez daha Kraliyet Seçimine dâhil olabilirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve bu, İlahi Ejderha Kilisesi tarafından sır gibi saklanan Kutsal Ayine bile yönlendirebilen bir Azizeyse&#8230; belki Louanna’yı da uyandırmak mümkün olabilirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kraliyet Kanı taşıyan bir prenses olma ihtimali varsa sahip olduğu bu yetkiyle Kraliyet Sarayında uyuyan kadim bilgilere, hatta bizzat Ejderha Kanının ta kendisine ulaşmak bile mümkün olabilirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm bu hesaplar yan yana dizildiğinde burada diz çökmek için sayısız neden bulabilirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat Heinkel’in şu an burada diz çökmesinin en büyük nedeni, bu çıkarcı hesaplardan değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>——Hâlâ&#8230; bir Şövalyeymişim gibi davranmak mı istiyorum ben?</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Teklifinizi kabul etmek istiyorum. ——Lütfen sizin Şövalyeniz olmama izin verin, Filóre Hanım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Beni seçtiğiniz için ileride belki pişman olabilirsiniz ancak&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Yoo, pişman olmayacağım! Asla!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yüzünde güller açarak gülümseyen Filóre’ye karşılık, Heinkel bir anlığına donakaldı ve yanağının içini ısırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hâlâ diz çökmüş hâldeyken belindeki kılıcını kınından çıkardı, usulca yere bıraktı ve en derin saygısını sunarak boyun eğdi. ——Sırtının dimdik duruşu, Efendisine bakan yüzünün o açısı, kılıcını ona sunan bir Şövalyenin o görgü kuralları; aradan geçen yirmi yıllık o kepazelik dolu hayatına rağmen hâlâ silinip gitmemişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir zamanlar Kraliyet Ailesine sadakat yemini etmiş o Şövalyenin enkazı, onca zaman sonra sanki hiçbir şey olmamış gibi o havalara bir kez daha girmeye karar vermişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gülünçtü. Harbiden de, kelimenin tam anlamıyla gülünç bir rezillikti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O acı verici, mizahsız gülünçlüğe tamamen bulanmış hâliyle Heinkel Astrea, yepyeni Kraliyet Seçimi Adayı olan Filóre Lugunica’nın tek ve biricik Şövalyesi oluvermişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">——İşte, Azize ile Kahpe arasında efendi hizmetkâr bağının kurulduğu gün yaşanan hadiseler bu şekildeydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">#Sonunda web romanımız geri döndü! Bu bölümle beraber Kısım 10’un üçüncü fazına giriyoruz! Umarım ki biricik yazarımız bizi çok bekletmeden bölümleri atar. Bölüme gelecek olursak daha önceki bölümlerde Şövalyesi olduğunu zaten biliyorduk fakat tam olarak nasıl olduğunu bilmiyorduk. Bunu öğrenmiş olduk, güzel bir bölümdü açıkçası.</p>



<p class="wp-block-paragraph">#Ayrıca, yan hikâyeleri falan okumamış olanlar için Louanna’nın neden <em>“Çoavalusun” </em>tarzı konuştuğunu da açıklayayım: Louanna; kelimelerdeki belli harfleri yutarak, birleştirerek ve yuvarlayarak söylüyor. Yani, aslında “Çok havalısın” demek istiyor ama kendi tarzında. Japoncasını baz alarak olabildiğince dilimize uyarlamaya çalıştık. Bu kelimenin dışında birçok kelime daha söylüyor, yani eğer ki Kısım 10 bize böyle şeyleri gösterirse göreceksiniz! O hâlde sonraki bölümlerde görüşmek üzere diyelim!</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-25-gulumseyisini-askla-ozler-oldum/">Kısım X, Bölüm 25 – “Gülümseyişini Aşkla Özler Oldum”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-25-gulumseyisini-askla-ozler-oldum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kısım X, Bölüm 26 – “Tebrikler”</title>
		<link>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-26-tebrikler/</link>
					<comments>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-26-tebrikler/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bertiel]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Aug 2026 12:00:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ana Hikâye]]></category>
		<category><![CDATA[Kısım 10]]></category>
		<category><![CDATA[Filóre]]></category>
		<category><![CDATA[Heinkel]]></category>
		<category><![CDATA[Reinhard van Astrea]]></category>
		<category><![CDATA[Sakura Element]]></category>
		<category><![CDATA[Tiga Rauleon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.rezeroturkce.com/?p=9135</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-26-tebrikler/">Kısım X, Bölüm 26 – “Tebrikler”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<p>Heinkel, Filóre’nin Şövalyesi olarak atandığı ilk andan itibaren onun gözü kara ve tez canlı yapısından dolayı sürekli diken üstündeydi ancak bu kanısı pek isabetli değildi. Filóre’nin saçtığı tehlike, Heinkel’in öngörülerine âdeta taş çıkarıyordu. Filóre: “——Yani, ilaçlar depoda çürüyor ama yerine teslim edilemiyor?” ???: “Evet. Başkente giren ve çıkan ejder arabası trafiği öylesine yoğun ki kilisenin [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-26-tebrikler/">Kısım X, Bölüm 26 – “Tebrikler”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-26-tebrikler/">Kısım X, Bölüm 26 – “Tebrikler”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="2139" height="3000" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/08/resim-6-2139x3000.png" alt="" class="wp-image-9143" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/08/resim-6-2139x3000.png 2139w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/08/resim-6-1426x2000.png 1426w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/08/resim-6-713x1000.png 713w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/08/resim-6-768x1077.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/08/resim-6-1095x1536.png 1095w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/08/resim-6-1460x2048.png 1460w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/08/resim-6-scaled.png 1369w" sizes="auto, (max-width: 2139px) 100vw, 2139px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/Cep8202/status/2083137886866538757"><strong>Görsel Sahibi</strong></a></figcaption></figure>
</div>

    <style>
      /* --- TASARIM KODLARI --- */
      .kapanis-karti { font-family: 'Segoe UI', sans-serif; background-color: #242424; color: #e4e6eb; text-align: center; width: 100%; box-sizing: border-box; margin: 40px 0; }
      .yildiz-ayirici { color: #4b5563; letter-spacing: 8px; font-size: 1.2em; margin: 20px 0; }
      .rol-grubu { margin: 25px 0; }
      .rol-baslik { color: #9ca3af; font-size: 0.85em; text-transform: uppercase; letter-spacing: 1.5px; margin-bottom: 5px; }
      .rol-isim { font-size: 1.4em; font-weight: bold; color: #ffffff; }
      
      /* YENİ: Doğal, yavaş ve organik yanıp sönme (breathing) efekti */
      @keyframes organik-pulse { 
        0% { background-color: #374151; } 
        100% { background-color: #555f72; } 
      }
      
      .destekci-baslik { font-size: 1.1em; margin: 15px 0 20px 0; color: #e5e7eb; font-weight: 500; display: inline-block; }
      
      .destekci-isimleri { display: flex; flex-wrap: wrap; justify-content: center; gap: 12px; margin-bottom: 30px; }
      
      .isim-rozet { 
        background-color: #374151; 
        color: #f3f4f6; 
        padding: 8px 18px; 
        font-size: 0.95em; 
        font-weight: 500; 
        display: inline-block; 
        /* Üzerine gelmeyi beklemeden direkt çalışır. 2 saniyede yavaşça renk değiştirir. */
        animation: organik-pulse 2s ease-in-out infinite alternate; 
      }
      
      .aksiyon-butonlari { display: flex; flex-direction: column; gap: 15px; align-items: center; margin-top: 60px; }
      .modern-buton { display: inline-block; padding: 14px 28px; border-radius: 4px; text-decoration: none !important; font-weight: 600; font-size: 1em; color: white !important; transition: transform 0.2s, opacity 0.2s; width: 50%; max-width: 350px; }
      .modern-buton:hover { transform: translateY(-2px); opacity: 0.9; }
      .buton-destek { background-color: #f96854; }
      .buton-discord { background-color: #5865F2; }
    </style>

    <div class="kapanis-karti">
      <div class="yildiz-ayirici">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</div>

      <!-- ÇEVİRMEN KISMI -->
            <div class="rol-grubu">
        <div class="rol-baslik">Çevirmen</div>
        <div class="rol-isim">Bertiel</div>
      </div>
      
      <!-- EK DÜZENLEME KISMI -->
            <div class="rol-grubu">
        <div class="rol-baslik">Ek Düzenleme</div>
        <div class="rol-isim">Qua</div>
      </div>
                  
      <!-- REDAKTÖR KISMI -->
      
      <!-- DESTEKÇİLER KISMI -->
            <div>
        <div class="destekci-baslik">Bizleri Desteklediğiniz İçin Çoook Teşekkürler!</div>
        <div class="destekci-isimleri">
          <span class="isim-rozet">Donatus</span><span class="isim-rozet">Taha Kurt</span><span class="isim-rozet">Fatih Çetin</span><span class="isim-rozet">Allen Walker</span><span class="isim-rozet">Rayko Nora</span><span class="isim-rozet">Tigli Mustafa</span>        </div>
      </div>
      
      <div class="aksiyon-butonlari">
        <a href="https://www.rezeroturkce.com/bilgi-kosesi/destek/" target="_blank" class="modern-buton buton-destek">Destekle</a>
        <a href="https://discord.gg/rezeroturkce" target="_blank" class="modern-buton buton-discord">Discord</a>
      </div>

      <div class="yildiz-ayirici" style="margin-top: 35px;">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</div>
    </div>
    



<p class="wp-block-paragraph">Heinkel, Filóre’nin Şövalyesi olarak atandığı ilk andan itibaren onun gözü kara ve tez canlı yapısından dolayı sürekli diken üstündeydi ancak bu kanısı pek isabetli değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Filóre’nin saçtığı tehlike, Heinkel’in öngörülerine âdeta taş çıkarıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “——Yani, ilaçlar depoda çürüyor ama yerine teslim edilemiyor?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Evet. Başkente giren ve çıkan ejder arabası trafiği öylesine yoğun ki kilisenin el arabaları bile yollarda mahsur kalmış durumda. Böyle giderse&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “İlaçlar da bozulur&#8230; şifahanede her gün bu ilaçlara muhtaç olan o kadar çok yaşlı insan var ki&#8230; Öyleyse kendi bilek gücümüzle taşıyabildiğimiz kadarını taşımaya ne dersin?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Ne?! K-Kendi bilek gücümüzle mi?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Evet! Eğer ejder arabalarını yürütemiyorsak yükü sırtlanacak biz oluruz&#8230; sence de harika bir fikir değil mi?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">İlahi Ejderha Kilisesinin girişinde elinde ilaç listesini tutan genç, yumruklarını sıkarak atılan Filóre’nin bu taşkın coşkusu karşısında sendeledi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gencin bu tepkisini bir onay olarak mı algıladı bilinmezdi ama neredeyse o an Ticaret Mahallesine ok gibi fırlayacak olan Filóre’yi, Heinkel “Ağır ol bakalım!” diyerek panikle durdurdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Filóre Hanım bu yöntemle gün batsa, hatta yarın olsa bile sorun çözülmez. Sakın bana o yükleri tek başınıza sırtlanmayı ciddi ciddi düşündüğünüzü söylemeyin.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Saçmalama, tek başına yapacak değilim ya! Heinkel-sama benim Şövalyem olduğuna göre aynı gemideyiz biz, aynı gemide! Tek başıma değil, omuz omuza gideceğiz!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Öyle bir şey olmayacak! Konuyu en başından alıp bilek gücümüze başvurmayı kabullensem bile, makamınıza saygısızlık edip Filóre Hanım’ı hamal gibi koşturacak hâlim yok. İllaki yapılacaksa o yükü bizzat tek başıma sırtlanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Aramıza böyle duvarlar örmesene ya. Ben sandığından çok daha güçlüyümdür. Manastırdayken, beli tutulan ninelerin yerine bizzat odalardaki eşyaları tek başıma sırtlardım!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Ben!.. Ondan mı!.. Bahsediyorum!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fütursuzca atıp tutan Filóre, Heinkel’in bu kükremesi karşısında yakut gözlerini kocaman açtı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mücevher gibi parıldayan gözlerini kırpıp duran genç kızın karşısında, Heinkel sinirle kendi kızıl saçlarını çekiştirdi ve nakliyeci gence hırçın bir sesle, “Bana bak” diye seslendi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Bize gereken şey, Doğu Bölgesindeki şifahaneye ilaç ulaştırmanın bi’ yolunu bulmak, değil mi? Şifahane dediğin Batı ve Güneyde de olmalı, oralarda durum ne âlemde?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Genç:</strong> “Batı ve Güneydekiler mi? Oralarda hâlâ açık yollar var, o yüzden ilaçların gecikme tehlikesi söz konusu değildir&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “O zaman işimiz çocuk oyuncağı. İlaçları değil, hastaları oraya taşıyacağız.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu söylerken Heinkel, gencin elindeki ilaç listesini hışımla çekip aldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Listede yazılı olan ilaçların hepsine aşinaydı ve onlara muhtaç olan hastaların ne hâlde olduğunu az çok kestirebiliyordu. ——Karısı derin bir uykuya hapsolduğundan beri, her türlü hastalığın şifasını baştan aşağı aramıştı. Başkentte yaşamanın ve soylu bir kan taşımanın getirdiği ayrıcalıkları sonuna kadar kullanan Heinkel, sıradan bir şifacıdan fersah fersah daha fazla tıbbi bilgiye sahipti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Yine de hastaları kendi gözlerimle görmüş değilim. Son söz şifacının olacak elbet, bu koca bir ejder arabasını oradan geçirmeye çalışmaktan çok daha ayakları yere basan bir plan; bir yandan bu geçici tedaviyi sürdürürken, diğer yandan Doğu Bölgesine giden yolu güvence altına alırsak bir sonraki sefer işler tıkırında ilerler. ——Ne dersiniz bu işe, Filóre Hanım?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Ne? E-Evet! Haklısın! Ah&#8230; ama o zaman da şifahaneden kalkamayacak kadar ağır hastalar&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Şifahanenin tamamı yatalak hastalardan ibaret olmasa gerek. Öyleyse yalnızca aciliyeti yüksek olan ilaçlarla tıka basa dolu, tahta bir sandık şimdilik işimizi görecektir.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Anlıyorum! O tahta sandığı bizzat ben——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Hop dedik&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “——Demek isterdim ama&#8230; yükü sırtlanmanı senden rica ediyorum! Sonuçta kaba kuvvet senin işin, değil mi!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Heinkel’in buz gibi bakışlarıyla hevesi kursağında kalan Filóre, gence tatlı bir tebessüm sundu. Heinkel’den listeyi geri alan genç, Filóre’nin bu sözlerini başıyla onaylayıp&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Genç:</strong> “Anlaşıldı, dediğiniz gibi yapacağım. Şifahaneye&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “İçin rahat olsun. Şifahanelerle İlahi Ejderha Kilisesi etle tırnak gibidir! Derhâl bir haberci uçurup ortalığın karışmasını önleyeceğim. Sen sadece kendi işine odaklan.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Genç:</strong> “——Anlaşıldı! İkinize de minnettarım!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yüzündeki karanlığı bi’ kenara atan genç adam, görev bilinciyle minnetle başını eğdikten sonra kiliseden dışarı fırladı. Onun ardından bakakalan Heinkel, bitkin bir hâlde omuzlarını düşürdü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Başından sonuna kadar bana mısın demeden danışmanlık yapmaya devam eden Filóre’nin teşekkür alması makûldü ancak onun yanında put gibi duran Heinkel’e de teşekkür edilmesi durumu biraz utanç verici kılıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne de olsa o adam, aslında orada bulunmaya dahi hakkı olmayan bir adamdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Emeğine sağlık, Heinkel-sama! İkimizin kusursuz uyumunun âdeta göz kamaştırdığı bir görüşme oldu. Haberciyi de uçurdum, artık o da gönül rahatlığıyla işine gücüne bakabilir.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Heinkel’in zihnini kemiren düşüncelerden bihaber olan, elçilik görevini Kilisedekilerden birine devredip geri dönen Filóre, ona doğru hafifçe kaldırdığı eliyle öylece bekliyordu. Elini bir türlü indirmiyordu. Bir süre sessizce izlemesine rağmen kız hâlâ elini indirmemişti, hatta Heinkel’in burnunun dibinde sağa sola sallamaya başlamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “&#8230;N’apıyorsunuz?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “N’apıyor muyum?.. Birbirimizin emeğini taçlandırmak adına bir ritüel yapıyordum. Ben böyle elimi kaldırdığımda Heinkel-sama da elini bununla tokuşturacak. Böylece karşılıklı olarak iyi iş çıkardığımızı hissedeceğiz, İlahi Ejderha Kilisesinin köklü bir geleneğidir bu!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Kiliseye yolumun düştüğü zamanlarda böyle bir şeye rastlamadım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Belki de yepyeni bir gelenektir! Gerçi içine biraz kendi tarzımı da katmış olabilirim!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dört yüz yıldır İlahi Ejderha’ya değişmez bir bağlılıkla tapan bu Kilisenin köklü yapısı düşünüldüğünde, ritüellerin modaya kurban gitmesindense bu işte Filóre’nin parmağı olması çok daha akla yatkındı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak o ritüeli yerine getirmezse Filóre’nin yakasından düşmeyeceği de aşikârdı, bu yüzden Heinkel pes ederek iç çekti ve kendi avucunu onun eline “şap” diye tokuşturdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Filóre Hanım, az önceki mevzuya dönersek&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Ah, harikulade bir çözümdü! İçin rahat olsun. Haberciye, şifahanedekilere bütün bu dâhiyane fikrin Heinkel-sama’dan çıktığını söylemesini sıkı sıkıya tembihledim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “&#8230; Kendinizi dizginleyin. İki anlamda da.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Kendimi dizginleyeyim mi?! En nefret ettiğim kelime!..”</p>



<p class="wp-block-paragraph">O gülücükler saçan yüzü âdeta sırtından bıçaklanmış gibi bir hâl aldı, bembeyaz kesilen Filóre sendeledi ve Şapelin uzun bankına yığılır gibi yaslandı. Onun bu dramatik hâlini izlerken Heinkel sıkıntıyla burnundan soludu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kısacık bir zaman diliminde şikâyet edeceği şeylerin sayısını ikiye katlamamasını dilerdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Her şeyden önce, kendi başınıza işgüzârlık yapıp ateşi harlamaya kalkmayın. Közlerin altında ne yattığı belli olmaz ve çoğu zaman sonu sadece ellerinizi yakmakla biter. İllaki ateşe elinizi sokmanız gerekiyorsa maşa kullanın. Başta da beni.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Yoksa bu&#8230; Heinkel-sama’nın alevlere boyun eğmeyen, ölümsüz bir Şövalye olmasından mı kaynaklanıyor?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Hayır. Biri canı pahasına yara alacaksa yara almayı zaten umursamayan birinin öne atılması gerektiği için.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kasten sözünü sakınmıyordu. Sert ifadelerle Filóre’nin düşünce tarzını yontmaya çalışıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Filóre’nin izlediği yöntemler uçurumun kenarında yürümekten farksızdı. Ancak insanları cezbeden o doğuştan gelen aurası, bir yönetici için biçilmiş kaftandı. Kraliyet Seçimine sonradan katılmış biri olarak, kelimenin tam anlamıyla ateşle oynamaktan kaçınmalı ve elindeki kartları akıllıca kullanmalıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yüzden——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Sürekli beni öne sürüp durmayın. Dürüst olacağım: Bu şakasız şekilde, Filóre Hanım’ın Kraliyet Seçimi yolculuğuna taş koymaktan başka bir işe yaramaz.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Öyle şey olur mu hiç&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Mesela fikrin benden çıktığını duyarlarsa az önceki şifahane meselesi bile yokuşa sürülebilir. Benim şu anki konumum göz önüne alındığında bu hiç de şaşırtıcı olmaz. Kusura bakmayın ama kendi durumumun gayet farkındayım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu cevap karşısında Filóre’nin yüzü asılmıştı fakat ona bu ifadeyi verdiren bizzat kendisi olduğu için Heinkel’in ağzından tek bir teselli ya da cesaretlendirici söz dökülmüyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğrusunu isterseniz hâlâ kendi seçiminden dolayı içi içini yiyordu. ——Heinkel; Filóre’nin anlık bir hevesle yaptığına inandığı o talebini, aslında hiç kabul etmemeliydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kraliyet Seçimine bunca toyluğuna rağmen dört elle sarılmaya çalışan, artık kendi Efendisi konumundaki bu kızın dik duruşunu gördükçe&#8230; onun ideallerinin önünde koca bir pürüzden ibaret olan kendi varlığına, her geçen gün daha çok lanet okuyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugüne dek üzerine yapışıp kalan o kötü şöhreti, tamamen kendi elleriyle yazmış olması durumu daha da beter kılıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “N’aparsam yapayım, attığım hiçbir adım dikiş tutmuyor işte&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her seferinde en doğrusunu yaptığını sanarak adım atsa da sonradan geçmişteki eylemlerinin batağında yavaş yavaş boğuluyordu. Bu durum âdeta, Heinkel’in hayatını bir adım geriden takip eden ve yine bizzat kendisinin kurduğu kaçınılmaz bir kapana benziyordu. Geçmişte kendi kazdığı kuyulara düşüp de bugüne dek kaç kez çuvalladığını kendi bile saymayı bırakmıştı artık.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte tam da bu yüzden, ortada elde edilecek bir başarı söz konusuysa Heinkel denen o kirli lekeyi işin içine bulaştırmamak Filóre için en hayırlısı olacaktı——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “——Aman canım, bu hiç de benlik değil!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gözlerini kısmış kara kara düşünen Heinkel’in önünde aniden böyle haykıran Filóre, bembeyaz elinin tersini parmaklarıyla acımasızca çimdikliyordu. Hemen ardından “Ovovovov!” diye feryat eden kızın bu hâli karşısında Heinkel’in gözleri kocaman açıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “N-N’apıyorsunuz gene?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Kendi acizliğime kestiğim bir ceza! Aslında yanağıma şöyle sağlam bir tokat bahşetmek istesem de, yaptığım takdirde insanların karşısına domates gibi kızarmış bir suratla çıkmak zorunda kalırım, değil mi? O yüzden eskiden beri kendimi cezalandırmak istediğimde hep böyle yaparım. Ellerim kızardı mı sinirle masayı yumrukladım deyip aradan sıyrılabilirim!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Bu cidden işe yarar bir bahane mi şimdi? Sinirlerinize hâkim olamadığınız kabak gibi ortada ama&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Hiç mühim değil! Sinirle hareket ettiğim gün gibi ortada zaten! Ve ben, kim ne derse desin sadece bu konuda asla geri adım atmayacağım. Bundan sonra da Heinkel-sama’nın başarılarının üstünü örtmeyeceğim!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yüzüne doğru aniden bir parmak doğrultulunca Heinkel ister istemez irkilerek geriye sendeledi. Açılan bu mesafeyi kapatan Filóre bir adım daha öne çıktı. Heinkel geriye adımladı. Filóre üzerine yürüdü. Adam geriye adımladı. Kız üzerine yürüdü. En sonunda sırtı duvara yapışıp köşeye sıkıştığında&#8230; o parmak doğrudan kaşlarının ortasına dayanmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ardından Filóre, onu bu şekilde duvara mıhlamışken sözlerine devam etti&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Heinkel-sama hakkında herkesin sağdan soldan atıp tutmasını, bugüne kadarki hâl ve hareketlerinizin bir bedeli olarak kabullenebiliriz. Bu durum fena hâlde kanıma dokunuyor olsa da şimdilik sineye çekeceğim. Fakat! Geçmişteki hatalarınızın, bugünkü ya da yarınki çabalarınızın değerine gölge düşürmesine asla müsaade etmeyeceğim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Filóre Hanım&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Sözleriniz sayesinde bir hayat ölümün kıyısından kurtuluyorsa, belli ki o sözler olmasaydı o hayat çoktan yitip gidecekti. Kral olursam ve siz de benim tek ve biricik Şövalyem olursanız bu tarz durumlarla sıklıkla sınanacağız. Bu yüzden de elbet kapımızı çalacak olan o güne hazırlanmak adına, Heinkel-sama’nın yerle bir olmuş itibarını şimdiden toparlamaya başlamalıyız!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “İşte bu yüzden, Heinkel-sama’nın nasihatlerine elimden geldiğince kulak vereceğim. Ancak sizi hor görmemi, sizi kapalı kapılar ardına saklamamı veya ‘Şu ayyaş Şövalyeyi kapının önüne koyuverelim’ tarzındaki zihniyetlere asla boyun eğmeyeceğim. Bunu da buraya yazıyorum!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Parmaklarını yavaşça indiren Filóre, o parmağının ucuyla Heinkel’in üzerindeki üniformaya—— İlahi Ejderha Kilisesinin Azizesine yaraşır bir Şövalye olması adına üzerine geçirilmiş olan o resmî üniformaya dokunuverdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mavi tonların ağırlıkta olduğu bu üniforma son derece kutsal ve ihtişamlıydı, neredeyse Kraliyet Şövalyeleri’nin üniformasıyla âşık atacak düzeydeydi, hatta ondan bile daha ürkütücü bir saygınlık uyandırıyordu. Heinkel’in üzerinde epey iğreti durduğu, ona zerre kadar yakışmadığı gün gibi ortada olsa bile.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Ama öyle bir gün gelecek ki bu kıyafeti gören herkesin aklına ilk Heinkel-sama gelecek. İşte o vakit geldiğinde Kilisenin otoritesini de arkanıza alıp göğsünüzü gere gere dolaşabilirsiniz.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Filóre tek gözünü kırparak şirin ama bi’ o kadar da acemice bir tavır sergiledi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kızın bu sözleri üzerine Heinkel derin bir iç çekti. Onun bu kendini adayan ve gözünü karartıp öne atılan tavrı hiç kimseyi ayırt etmiyordu. Elbette bu durum Heinkel için de geçerliydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “&#8230;Filóre Hanım kral olursa, ha? Yani Kilisedeki bunca yardımseverlik gösterisi, sadece bir menfaat uğruna mıydı?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Abuk sabuk konuşmasanız olmaz mı ya?! Bak, bu aslında bir taşla iki kuş vurmak gibi bir şey. Kiliseye gelenlerin dertlerine derman olduğumuzda hem danışan kişi şifa buluyor, hem ben sevap işlediğim için adım duyuluyor hem de ikimiz hayırlı bir işe vesile olduğumuz için huzur buluyoruz&#8230; Haksız mıyım?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Sanki en başından beri bu işin içindeymişim gibi beni de ortak etmesenize şuna. Ben&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Ama insanların hayır duasını almak paha biçilemez bir his değil midir? Bence inanılmaz bir şey. Bu yüzden Azize ünvanı omuzlarıma ağır bir yük bindirse de Kiliseyi çok seviyorum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Başını sallayarak göğsünü kabartan Filóre’ye karşı Heinkel’in nutku tutulmuştu, tek kelime dahi edememişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Filóre de söyleyeceğini söylediğinden midir yoksa Heinkel’in iç dünyasını anladığından mıdır bilinmez ama ağzını bıçak açmayan adamı cevap vermesi için sıkıştırmadı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve o beklenen cevabı dile getirme fırsatı, Kilisenin kapısının gıcırtıyla açılma sesiyle birlikte başka bir bahara kaldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???: </strong>“——Müsait miydiniz acaba? Kilisenin hemen aşağısında ahali birbirine girdi.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Eyvahlar olsun! Bi’ koşu gidin! Heinkel-sama, biz de gidelim!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “&#8230; Koşuşturup durmayın. Düşüp bir yerinizi kırarak zaten ucu ucuna yeten o ilaçlara muhtaç olanların sayısını artıramam.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “O hâlde tempolu adımlarla!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu söyler söylemez kendilerini çağıran kişiye doğru önce üç iri adım atan fakat sonrasında tempolu yürüme kararını çoktan unutmuş gibi tabanları yağlayan Filóre’nin ardından Heinkel yine çaresizce başını kaşıdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ardından hoşnutsuzca dilini şaklatarak tehlikeden sakınmayan Efendisinin peşinden koşturdu.</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">△▼△▼△▼△</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “——Sandığımdan çok daha düzgün bir iş çıkarıyormuşsun sen.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Güneşin turuncu ışıklarının devasa pencerelerden içeri süzüldüğü saatlerde, Kilisenin odalarından birinde evraklarla boğuşan Heinkel’in hemen arkasından bir ses yankılandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Arkasına döndüğünde kapının eşiğinde durup ona bakan kişinin ince yapılı, zarif bir delikanlı olduğunu fark etti—— İlahi Ejderha Kilisesinin rahibi ve Filóre’nin muhafızı olan Tiga Rauleon’du bu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kraliyet Seçimine katılmadan öncesinden beri Filóre’ye kol kanat geren yardımcılarından biri olduğu söylenen bu gençle, onun Şövalyesi olarak atandıktan hemen sonra tanıştırılmış ve o günden beri yolları sık sık kesişmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tahmin edileceği üzere, Tiga’nın Heinkel hakkındaki ilk izlenimi hiç de iç açıcı değildi—— Yoo, bu sadece Tiga’yla da sınırlı değildi, Filóre’nin çevresindeki herkesin aynı fikirde olduğu gün gibi ortadaydı. Hatta dürüstçe, Heinkel’in Şövalye olarak atanmasına sadece Filóre kucak açmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Eh, orası öyle. Kim olsa aynı tepkiyi verirdi be, benim bile yapacağım buydu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tarafsız bir gözle bakıldığında Heinkel’in şu anki konumu boyunu fazlasıyla aşıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zaten tüm tehlikeleri üzerine çeken ve etrafındakileri sürekli diken üstünde tutan Filóre’nin burnunun dibinde, hakkında bir sürü kötü dedikodu dolaşan Heinkel’in durması, aklı başında kimsenin içine sinecek bir durum değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bizzat Filóre “Ejderhanın Sesi” olarak devreye girmiş olsa da buna ikna olanları bulmak, samanlıkta iğne aramak gibiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(<strong>Ç.N:</strong> Ejderhanın Sesi [</em><em>龍のひと声</em><em>], Japoncada otorite sahibi birinin tartışmayı anında kesip son noktayı koyan kararını ifade eden “Turnanın sesi” [</em><em>鶴の一声</em><em>] deyimine atıftır.)</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “?.. N’oldu da böyle uzaklara daldın? Sözlerimdeki iğnelemeleri duymadın herhâlde?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Yok be, kelimesi kelimesine duydum ve hâlinize acıyorum. Zaten Filóre Hanım’la uğraşmak yeterince zorken başınıza bir de benim gibi biri musallat oldu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “Mademki durumun farkındaydın, en başından kuyruğunu kıstırıp bu teklifi elinin tersiyle itmeni dilerdim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Buna söyleyecek sözüm yok. Olgun birinin vermesi gereken doğru cevap da buydu sanırım ama&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Heinkel sözlerini orada kesti, devamını getirip getirmemekte bocaladı. Ancak Tiga’nın delici bakışları karşısında ezilerek yarım kalan sözlerini tamamlamak zorunda kaldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Filóre’nin uzattığı o eli geri çevirememesinin sebebi gün gibi ortadaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Özetle&#8230; olgun birinin mantığından çok uzak, içimdeki o iflah olmaz saplantı yüzündendi.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Olgun bir birey, nerede duracağını ve ne zaman geri adım atacağını bilen kişiyse Heinkel asla gerçek anlamda olgun bir birey olamamıştı. Çok ama çok acınası bir adam olarak kalmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak bir yandan da Heinkel’in bu dünyada en çok imrendiği kişi; son âna kadar kılıcını elinden düşürmeyen, imkânsız denen ne varsa kılıcıyla biçip geçen ve sevdiği şey uğruna dünyayı karşısına alan bir adamdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne kadar koşarsa koşsun asla yetişemeyeceği, parmak uçlarıyla bile yakalayamayacağı o kişiye imrenip durmuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Belki de&#8230; Heinkel’in laneti de tam burada başlıyordu. ——Gerçi bunları anlatsa bile Tiga’nın sağ kulağından girip sol kulağından çıkıverirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “&#8230; Senin geçmişini biraz deştik. Kusura bakma ama Filóre’nin yanına tehlikeli birinin sokulmasına göz yumamam. Zaten belli çevrelerde herkesçe bilinen, duyulan bir şeydi bu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat Tiga’nın bir sonraki cümlesinin sesine yansıyan o tını, Heinkel’in kaşlarını şaşkınlıkla kaldırmasına neden oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hayatı boyunca insanların hâl ve hareketlerini okuyarak hayatta kaldığı için aşağılamayı da, alay etmeyi de, sempatiyi de, acımayı da, gizli saklı duyguları da şıp diye sezerdi. Tam da bu yüzden başını eğmiş, duyduğuna anlam vermeye çalışıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çünkü Tiga’nın sesinde Heinkel’e karşı buram buram bir şefkat saklıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “Deminden beri kara kara düşünerek baktığın o şey, Filóre’nin programı olmalı. O kızın programlara uymasını sağlamak epey bi’ zor, değil mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tiga, Heinkel’in bu şaşkınlığına aldırış etmeden arkasından eğilip onun elindeki kâğıtlara göz attı ve ondan beklendiği gibi Filóre’yi ne kadar iyi tanıdığını gözler önüne seren bir laf etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aslına bakılırsa, yarınki programı—— Kraliyet Seçimi Adayı olarak yapması gereken ziyaretler ve Kilisenin Azizesi olarak yerine getirmesi gereken görevler gibi şeylerle Filóre’nin günleri nefes almaya fırsat vermeyecek kadar yoğundu. Programda yazılmayan saatlerde bile güneşin doğuşuyla birlikte ayinlere katılıyor, duasını bitirdikten sonra kendi ayaklarıyla Kiliseye gelen ziyaretçilerin dertlerine derman olmaya çalışıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Üstelik karşısına çıkan hiçbir dertliye sırtını dönemeyen bir huyu da var. Yol kenarında kaybolmuş bir çocuk veya eşyalarını taşırken iki büklüm olmuş ihtiyar gördü mü o özenle hazırlanan programı da çöpe gider.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “Evet, bilmez miyim. Daha önce bir keresinde Filóre sırra kadem basmıştı. Meğer sırf ihtiyarın tekinin eşyalarını sırtlanmasına yardım etmek için üç büyük cadde öteye kadar onunla gitmiş, sonra da bir bardak çay içip geri dönmüş.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “&#8230;Ünvanı sadece Azize olduğu dönemlerde buna bir nebze göz yumulabilirdi. Gerçi, bir Azize olarak bile böyle başını alıp gitmesi ateşle oynamaktan farksızdı ama&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Artık bir Kraliyet Seçimi Adayı olduğuna göre eskisi gibi bildiğini okumaya devam edemezdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kimsenin çıkamayacağı bir taht, altından kalkılması zor yükleri de beraberinde getirirdi. Filóre’den beklenen de tam olarak buydu ve terazinin hangi kefesinin daha ağır bastığını söylemeye lüzum bile yoktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öyle olmasa bile——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Filóre Hanım, hem kilisenin bir üyesi olarak şu âna kadarki görevlerini boşlamak istemiyor hem de Kraliyet Seçimi Adaylığını sonuna kadar götürmeyi planlıyor&#8230; Aynı anda iki tavşanın peşinden koşmak değil midir bu?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Heinkel de onun dinmek bilmeyen bu hevesinin peşinde pervane olup oradan oraya koşturup duruyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her derde deva olmaya çalışan Filóre’nin yerine ortaya çıkan sorunların kime havale edileceğini düşünüyor, aksayan programları sil baştan düzenliyor, bekletilen kişilerin gönlünü alıyor ve gelecekte ihtiyaç duyulabilecek belgeleri önceden hazırlamak gibi Şövalyelikle zerre alakası olmayan onca angarya işin altında pestili çıkıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hatta daha da fenası, Filóre’nin Şövalyesi olduğundan beri kılıcını kınından bile sıyırmamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “Yine de Filóre’nin her sabahki ayini sırasında kılıç sallamayı boşlamıyormuşsun. Seni sabahları yorgana sarılıp kalkamayanlardan sanıyordum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “&#8230;Daha sabahın köründe ayaklanamayan birinden Şövalye mi olur sence be?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “Haklısın, benlik olmadığı iyice tescillendi. Şövalyelik gibi ağır bir yükün benim omuzlarıma binmemesi isabet olmuş. Zaten yeteneklerimin yetersiz kaldığı da su götürmez bir gerçek.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şapkasını usulca düzeltirken rahat bir tavırla kendini acımasızca eleştiren Tiga’yı göz ucuyla süzdü Heinkel.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Yetersiz yetenek, ha.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Samimi şekilde, Heinkel’in bu sözlere hak vermesi imkânsızdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne de olsa Filóre’nin muhafızı sıfatıyla o kavisli kılıcı taşıyan Tiga’nın yeteneği, Heinkel’in gözünden bakıldığında bile saygı uyandıracak cinstendi. Çelik gibi işlenmiş esnek vücudu, ölüm kalım savaşlarından geçtiğini haykıran duruşu ve hepsinden önemlisi hiçbir şey karşısında eğilmeyen o sarsılmaz iradesi göze çarpıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Belki bir kılıç ustası veya Şövalye değildi ama iliklerine kadar gerçek bir savaşçıydı. ——Heinkel’in onun hakkındaki değerlendirmesi böyleydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Buna rağmen——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Yaran ne âlemde?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “Hımm, hâlâ tam olarak toparlandığımı söyleyemem. Şimdiki hâlime bile şükrediyorum gerçi ama sonuçta derin bir yaraydı&#8230; ne de olsa o kadın, Valkür lakabının hakkını sonuna kadar veriyor.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “McMahon Beyi katledip sırra kadem basan Düşes Karsten&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kıyafetinin üzerinden yarasını tutan Tiga’nın bu cevabı karşısında Heinkel kaşlarını çattı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dile getirdiği isim, tam da Tiga’nın böğrünü deşip geçen ve Başkentte kopan o büyük kaosun fitilini ateşleyen kişiye aitti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Başlangıçta Kraliyet Seçiminin en güçlü adayı olarak gösterilen, namıdiğer Valkür Crusch Karsten. Şu an Bilgeler Konseyinin kilit isimlerinden Miklotov McMahon’a suikast düzenleyen kişi olarak tüm Krallıkta aranıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Olayın bizzat kendisi dahi büyük bir şok dalgası yaratmıştı ancak insanları asıl dehşete düşüren şey, Emilia’nın Şövalyesi olması gereken Natsuki Subaru’nun da Crusch’ın suç ortağı olarak aranmasıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dahası, ona sadece suç ortaklığı şüphesi yöneltilmekle kalmıyor; bizzat Tembellik Başpiskoposu olabileceğine dair epey absürt ve dudak uçuklatan bir iddia da ortaya atılıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm bunların yanı sıra, Kraliyete başkaldırmakla suçlanan Emilia’yla kimliğini gizleme şüphelerini bir türlü üstünden atamayan Felt, Sarayda gözaltına alınmış; her iki cephenin temsilcileriyse Başkentten sırra kadem basmıştı—— Tam da o esnada devasa Cadı Canavarları şehre salınmış ve bu dehşeti bastırması için Kılıç Azizi göreve çağrılmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte, Heinkel’in Başkente geri getirildiği anda kopan kıyamet tam olarak buydu. Dahası, sadece Başkente değil tüm Krallığa o kâbus gibi kargaşayı yaymaya devam eden başlıca etken de ta kendisiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Artık Başkentin bu kan kokan atmosferi Krallık tarihine kazınacak boyuta ulaşmış olmalı. Sokaklarda Şövalyeler ve muhafızların estirdiği o kasvetli hava yüzünden şehir halkı da ağzını bıçak açmaz hâlde, başı önde geziyor.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “Gidecek yeri olanlar Başkenti terk edebilirler elbet. Fakat diğerlerinin sayısı ezici bir çoğunlukta. Dürüst olacak olursam: Kilise de son yılların en yoğun kalabalığını ağırlıyor.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Bu durum Filóre Hanım’ın arkasındaki rüzgârı daha da güçlendirecek, ha?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “Böyle hesaplar yapmaktan hiç hazzetmem. Tabii ben hazzetmediğim gibi Filóre de hiç hoşlanmaz.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Lafı hafiften iğneleyici bir yere çeken Heinkel’e yönelen Tiga’nın bakışları bir anda buz gibi keskinleşti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tiga’nın bu konuyu kesinlikle şakaya vurmadığı ve sahiden canının sıkıldığı gün gibi ortadaydı, Heinkel ise pes ettiğini göstermek istercesine iki elini havaya kaldırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat Tiga ne düşünürse düşünsün, işin aslı tam olarak böyleydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Krallıktaki kargaşa alevlendikçe halkın Saraya olan inancı kırılır, bunun yerine bugüne dek ülkeyi sarsılmaz bir başarıyla korumuş olan İlahi Ejderha’ya, dolayısıyla da bu Kiliseye sığınmaya başlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu durumun yarattığı etki, hiç şüphesiz ki yarışa geç katılan Filóre’nin yelkenlerini rüzgârla dolduruyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve bu manzara, Filóre’nin Şövalyesi Heinkel için kesinlikle yüz güldürücü bir gelişme olmalıydı ancak——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Baba&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sözcük dudaklarından dökülürken, Heinkel’in zihninden kayıplara karışan öz babası Wilhelm’ın silüeti geçip gitti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Miklotov suikastçısı olarak aranan Crusch ve ona kılıç sallayan Wilhelm da Başkentten sırra kadem basanlar arasındaydı. Yüksek ihtimalle Efendisiyle buluşmuş ve onun kaçışına arka çıkıyordu ancak ezici bir dezavantaja sahip olduklarını söylemeye lüzum bile yoktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Elbette ki Kılıç İblisi ünvanını taşıyan bir adam, kılıcıyla karşısına çıkan her türlü engebeyi dümdüz edebilirdi diye düşünerek kendini boş umutlara kaptırmıyor da değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “Böylesi senin için de katlanması güç bir durum, Heinkel-san.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tiga, Heinkel’in bu mırıldanışından ve yüzüne vuran ifadeden onun içinden geçenleri okumuşçasına omuz silkti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Güç bir durum, bu kesinlikle doğruydu. Fakat aslında bakılırsa Heinkel, Priscilla’nın saflarına katıldığından beri Astrea ailesinin tüm fertleri zaten darmadağın olmuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “&#8230;Benim çektiğim sıkıntıların pek de bi’ önemi yok. Asıl can sıkan mesele, bunun Filóre Hanım’ın başına dert açacak olması. Babam olsun, oğlum olsun&#8230; İkisi de koca koca adamlar. Kendi pisliklerini kendilerinin temizlemesi işin tabiatında var, haksız mıyım?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “&#8230;En azından benim Düşes Karsten ile kılıç tokuşturduğum yerde baban ortalarda görünmüyordu. Umarım babanın üzerine atılan bu leke, haksız bir iftiradan ibarettir.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böyle söyleyerek ona arka çıkmak istercesine omzuna dokunan Tiga’ya ne diyeceğini bilemeyen Heinkel, içine çöken o karmaşık hislerle zar zor “Evet” diyebildi, sesi âdeta ruhsuz bir fısıltı gibiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Wilhelm’ın o çatışmada olmaması aslında gün gibi ortadaydı. Zira Wilhelm orada olsaydı, Tiga onunla kılıç tokuşturma cüretini gösterseydi şu an Tiga çoktan öbür tarafı boylamış olurdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bununla birlikte verdiği o cansız cevabın ardında yatan bir sebep daha vardı. Ve bu sebep, şu an tam karşısında dikilen Tiga’ya kesinlikle ağzından kaçıramayacağı bir sırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Çünkü bu, Heinkel’in içinde kök salan ve bir türlü söküp atamadığı İlahi Ejderha Kilisesine karşı duyduğu o derin güvensizliğin ta kendisiydi.</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">△▼△▼△▼△</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Mevcut Lugunica Krallığı’nda, İlahi Ejderha Kilisesinin üstlendiği rol kelimenin tam anlamıyla devasaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Açıkçası Lugunica Krallığı, İlahi Ejderha Volcanica’nın himayesi altında huzurun ve devletin bekasının güvence altına alındığı bir yerdi; bugüne kadarki varlığını da tamamen bu sarsılmaz temele borçluydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tam da bu yüzden Krallık halkının büyük bir kesimi İlahi Ejderha’ya içgüdüsel olarak saygı besler, bu da ister istemez İlahi Ejderha Kilisesine karşı körü körüne bir bağlılık yaratırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Heinkel de bu duruma bir istisna değildi. İşte sırf bu yüzden, eşi o sonsuz uykunun pençesine düştüğünde avucunu açıp bir mucize dilenmek umuduyla sık sık Kilisenin kapısını aşındırmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne yazık ki Heinkel’in yakarışları havada asılı kaldı, üstelik kendisinin ne İlahi Ejderha’ya ne de onun kullarına bakabilecek yüzü kalmamıştı, ne de olsa ölümcül bir günaha imza atmıştı. O günden beri Kiliseden ayağını tamamen kesmiş, kendini içine düştüğü bu sefil hâle acı acı gülerken bulmuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendi ahmaklığına yanıp tutuştuğu o uzun demler miadını doldurduğunda Heinkel, kaçınılmaz bir gerçekle yüzleşmek zorunda kalacaktı. İçinde alevlenen İlahi Ejderha Kilisesine karşı güvensizliğiyle—— yani bizzat Filóre’nin varlığıyla. Daha doğru bir tabirle söylemek gerekirse kilisenin Filóre’yi Kraliyet Seçiminde sahneye sürme niyetinin ardında yatanlarla.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onun Şövalyesi statüsüyle yanına atandığından beri Filóre’yi adım adım gözlemleme fırsatı bulduğunda Heinkel’in beynine âdeta damgalanan şey, kızın o ürpertici derecedeki şeffaf ve pürüzsüz saf niyetiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Karşısına kim çıkarsa çıksın, hangi şartta olursa olsun dişiyle tırnağıyla savaşmaktan geri durmayan Filóre; Heinkel gibi birini Şövalye seçme hususundaki o çarpık sağduyusu bir kenara konduğunda, kritik anlarda eli ayağına dolanmak yerine taşı gediğine koyarak sorumluluğu sırtlanma ve o kararın arkasında dağ gibi durabilme kudretine sahipti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu uğurda dur durak bilmeden dil döküyor, bolca gülüyor, kimi zaman gözyaşı döküyor ve canını dişine takarak çabalıyordu. ——Dileklerini dışa vurarak etrafındakileri peşinden sürükleyen bu lütufkâr karizması, Lugunica Kraliyet kanını taşıyan birinden başkasına ait olamazdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bizzat Filóre’nin ağzından on beş yıl önce kayıplara karışan o prenses olup olmadığına dair en ufak bir fikrinin dahi olmadığı, üstelik bunu kurcalamak bile istemediği dökülse de——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “——İki tane prensesin var olması koca bir safsata.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu söz, Kralın küçük kardeşi Ford Lugunica’yı—— yani o kayıp prensesin babasını ve önceki Kral Randohal Lugunica’nın öz kardeşini çok iyi tanıyan Heinkel’in ağzından dökülen, su götürmez bir gerçekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ford’un çocukları ne ikizdi ne de üçüz, o soyun meyvesi tek ve biricik bir kız çocuğuydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve o biricik varis, on beş yıl önceki o meşum geceden bu yana Kraliyet Sarayından tüm sırlarıyla birlikte toza dumana karışmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kayıplara karışan o prenses—— Kraliyet Seçiminde birer aday olarak sahneye atılan Filóre veya Felt’ten biri olmak zorundaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte sırf bu yüzden birileri kapalı kapılar ardında dolaplar çeviriyordu. ——Filóre yahut Felt ikilisinden birisini tek sağ kalan Kraliyet mensubu diye el üstünde tutup baş tacı etmek ve ardından kendi çıkarları uğruna parmağında oynatabilmek içindi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşin bu yüzünü deşecek olursa Filóre’nin Kraliyet Seçimine itilme sürecini de denkleme kattığında, İlahi Ejderha Kilisesine karşı içten içe duyduğu o tekinsizlik hissinin çığ gibi büyümesine mâni olamıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bununla birlikte——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “&#8230;Ben tam olarak neyin peşindeyim lan?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zihni bu raddeye geldiğinde Heinkel’in düşünceleri âdeta dehşete düşmüşçesine zınk diye durdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Güneşin batmak üzere olduğu ve etrafını göz gözü görmez, zifiri bir sisin boğduğunu bile bile kılını kıpırdatmamakla eşdeğerdi bu; kelimenin tam anlamıyla ahmaklıktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine de o yoğun sis perdesinin ardında, Heinkel’in yıllardır peşinden koştuğu cılız bir ışık hüzmesi saklıydı. Şayet yanlış bir adım atarsa o ışık ebediyen karanlığa gömülecekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte bu yüzden eli kolu bağlıydı. Kılını bile kıpırdatamıyordu. Telafisi olmayan o nihai hataya düşmek, içini kemiren en büyük korkuydu.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="3000" height="2152" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/08/resim-9-3000x2152.png" alt="" class="wp-image-9146" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/08/resim-9-3000x2152.png 3000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/08/resim-9-2000x1435.png 2000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/08/resim-9-1000x717.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/08/resim-9-768x551.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/08/resim-9-1536x1102.png 1536w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/08/resim-9-2048x1469.png 2048w" sizes="auto, (max-width: 3000px) 100vw, 3000px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/Cep8202/status/2082499706081497411"><strong>Görsel Sahibi</strong></a></figcaption></figure>
</div>


<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">△▼△▼△▼△</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Nihayetinde o yakıcı sorular cevapsız kaldı ve zaman acımasızca akıp gitti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Heinkel ve Filóre arasındaki efendi hizmetkâr ilişkisinin üzerinden geçen günler haftaları kovalamış, nihayetinde koca bir ayın dolmasına ramak kalmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu süre zarfında Filóre cephesi; Başkentteki kargaşanın felce uğrattığı gıda arzını düzene sokmuş, dört bir yandaki Kilise ve şifahanelerin imdadına yetişmişti. Hâliyle Kraliyet Seçimi Adayı ünvanının altını doldurarak destekçi sayısını günden güne artırmaktaydı. Heinkel cephesindeyse işler farklıydı, Kiliseye duyduğu o derin güvensizlik bir an olsun yakasını bırakmıyordu. Üstelik Filóre’nin tekerine çomak sokmaktan çekindiği için de günlerini sadece burnunun dibindeki dertlere çare arayarak geçiriyor, kapıdaki o büyük krizden köşe bucak kaçıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne var ki tüm bu Kraliyet Seçimi telaşesinin gölgesinde, Filóre’nin her şeyden çok arzuladığı o iki elzem meselede bir arpa boyu yol alınamamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “&#8230;Yine geri geldi demek, ha?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kilisenin odalarından birinde, masanın üzerinde kuleyi andıran dosya yığınlarına bakan Heinkel’in gözü o tanıdık zarfa iliştiğinde yüzüne bıkkın bir ifade çöktü ve kaşları derin bir çizgi hâlinde çatılıverdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kulemsi dosyaların ardında esnemesini zar zor bastıran Sakura Element’se o umursamaz tavrına tezat oluşturacak bir hızla evrakları göndericilerine göre sınıflandırıyor, incelenmesi kolay olsun diye mektupları büyük bir ustalıkla rafa diziyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sakura, yarı kapanık mayışmış gözleri ve bitkin duruşuyla Heinkel’i şöyle bir süzdükten sonra söze girdi&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sakura:</strong> “Apaçık belliydi, eveeet. Gerçi, cevapların her zamanki gibi tez gelmesi güzel amaaa mektubun içeriği&#8230; aaaah, bu sefer de işi yokuşa sürüp beklemeye almışlaaar.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Beklemeye almışlar demek ha. İpin ucu çoktan kaçtı, bu kaçıncı reddedilişimiz oldu?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sakura:</strong> “Bakalııım&#8230; Saraya gönderilen irili ufaklı kırk yedi mektup var. Kiliseye yazılanlarsa otuz iki, buna bir de ek belgeler ve şahitlik tutanakları eklenince Filóre-chan’ın da ne kadar eli çabuk bir yazar olduğunu hesaba katarsak rahat bir yüzü devirmişizdiiir.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir eliyle mektupları sınıflandırırken diğer eliyle masanın köşesindeki kayıt defterini ustalıkla karıştıran Sakura’nın bu sözleri, Heinkel’in hevesini iyice kursağında bıraktı; yorgun ve ağır bir iç çekiş odaya yayıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Filóre’nin âdeta bir saplantı hâline getirip Saraya ve Kiliseye her gün usanmadan yolladığı bu yüzlerce mektubun yegâne gayesi şuydu: Saraya kapatılan Emilia ve Felt’le acilen görüşüp onlara yeni bir duruşma ayarlamaktı. Dilekçelerin bir diğer hayati kısmıysa Su Geçidi Şehri Pristella’da can çekişen Cadı Tarikatı kurbanlarını Filóre’nin elindeki Kutsal Ayinle kurtarabilmesi için gereken o malum izni koparmaktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Filóre her iki cephede de inatla bürokrasi çarklarını döndürmeye çabalıyordu, gelgelelim——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Bu adamların inatçılığı da pes dedirtiyor yani! Emilia-samalarla görüşmeyi şimdilik rafa kaldırsak bile, en azından Pristella meselesine el atmamıza izin vermeleri gerekmez mi? Yoksa evraklarda bir pürüz mü çıktı?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sakura:</strong> “Amanın da amanııın, yoksa benim işime mi laf ediyorsuuun? Gerçekten de öyleyse Filóre-chan’ı şu yüzlerce mektupla yere göğe sığdıramayan baş belasının tekiyim demektiiir.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Lafın gelişi söyledim alt tarafı. Günahını aldığım falan yok. Bu kadar beceriksiz olsaydın ‘Azizenin İdarecisi’ gibi o fiyakalı ünvanı eline tutuşturmazlardı zaten.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sakura:</strong> “Öyle mi dersiiin? Ama sırf arkam sağlam, ailem soylu diye o koltuğa kurulmuş olma ihtimalim de gayet yüksek benceee. Sen ne dersin bu işe, Kraliyet Şövalyeleri’nin Yardımcı Komutanı Heinkel-chan?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “&#8230; Koca adamın isminin sonuna chan takısı ekleme, Sakura-chan.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sakura:</strong> “Bu talebini şimdilik askıya alıyoruuum, Heinkel-chan.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ona kulak asmaya zerre niyeti olmayan Sakura, Kraliyet Sarayından gelen o meşum evrakı alıp Heinkel’e uzattı. Heinkel zarftan çıkardığı kâğıda şöyle bir göz attığında satırların gözü kapalı bile ezbere okunabilecek kadar hazırcevap olduğunu anladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sunulan talepler Bilgeler Konseyi nezaretinde kılı kırk yararcasına incelenmekte olup nihai karar açıklanana dek sabırla beklemeniz rica olunur. ——Hapisteki ikili ve Pristella’da başvurulacak Kutsal Ayin hususunda kelimeleri evirip çevirseler de sonuç her zaman hüsrandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Ne evet diyorlar ne de hayır. Bizleri böyle iki arada bi’ derede bırakıp ne kadar daha süründürecekler be?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sakura:</strong> “Kim biliiir? İpler Saraydaki soyluların elinde sonuçtaaa. Durum bu kadar karışıkken belli ki herkes epey temkinli yaklaşıyooor.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Bu da aşırı bir temkin lan! Filóre Hanım’ın sabrı çoktan taştı; son zamanlarda kahrından eriyip bittiğini, kalbinin lime lime olduğunu söyleyip duruyor.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sakura:</strong> “Tam da Filóre-chan’ın o dramatik ruhuna yaraşır bir laf değil mi amaaa?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Elinin tersiyle ağzını kapatıp kıkırdayan Sakura’nın aksine Heinkel’in yüzünden düşen bin parçaydı. Filóre’nin o sahte neşesinin altında günden güne nasıl ezildiğini, içinin kan ağladığını kendi gözleriyle gördükçe Heinkel’in de yüreği burkuluyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Saray bi’ halta yaramadı, peki ya Kilise ne âlemde? Her şeyden öte Filóre Hanım bu inancın Azizesi. Kutsal Ayin denen lütfu kime bahşedeceğine kendi iradesiyle karar veremeyecek mi yani?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sakura:</strong> “Kendi başına buyruk davranamaz tabiiii. O işler sandığın kadar basit değiiil.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böylesine kesip atılan Heinkel’in içine ince bir umutsuzluk dalgası yayıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sakura masanın üzerinde boy boy dizilmiş üç farklı zarf destesine sırayla parmağını tıkırdatarak “Bana bak, bakayııım.” dedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sakura:</strong> “Zaten ‘Azize’ dediğin şey Kilise hiyerarşisinde resmî bir koltuk bile sayılmaaaz. Sadece İlahi Ejderha’nın rızasını kazanıp onun lütfuna nail olanlara takılan fiyakalı bir lakaptan ibarettir. Sokaktaki adam önünüzde eğilir, üç beş törende kodamanlarla aynı sandalyede oturabilirsiniz ancaaak Kilisenin ağır toplarının toplandığı o Kutsal Sinoda* girip masaya yumruğunuzu vurabileceğiniz falan&#8230; tamamen hayal ürünü yaaani.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(<strong>Ç.N:</strong> Sinod; çoğunlukla Hristiyan kiliseleri olmak üzere, yüksek düzeydeki kişilerden oluşan dinî meclise ve kurula verilen addır.)</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Yine de dışarıdan bakıldığında Kilisenin yegâne marka yüzü gibi duruyor ama.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sakura:</strong> “Milletin inancını ayakta tutacak biri olmak da Azize’nin asli görevlerinden biridir ne de olsaaa. Fakat Filóre-chan’dan paşa paşa sadece sembol olup oturmasını beklemek, Ejderha’nın kuyruğuna ‘otur’ komutu öğretmekten bile daha zor bir iştir amaaa.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Heinkel bu acı gerçeğe boyun eğmekten başka çare bulamadıysa da Sakura’nın sadede gelmeden önceki o zehir zemberek tasvirleri midesini fena hâlde bulandırmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sözlerden çıkarılacak tek bir anlam vardı: Mevcut tabloda Kraliyet Seçimi Adayı postuna bürünen Filóre’nin, Azize ünvanı altında İlahi Ejderha Kilisesinin ruhsuz bir sembolüydü—— tabiri caizse vitrindeki mankeni olmaktan öteye gidemeyeceği üstü kapalı da olsa yüzüne vuruluyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sakura:</strong> “Biliyor musun, bence Filóre-chan’ın Krallık koltuğuna cuk oturacak bir kumaşı vaaar. Senin şu pervane gibi etrafında dönen hâlin de onun o asil çehresine nasıl kapıldığının apaçık bir kanıtı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sessizliğe gömüldüğünde zihninden geçen o fırtınalı düşünceleri âdeta bir kitap gibi okuyan ve yüzüne karşı sinsi sinsi sırıtan Sakura’nın bu ukala tavırlarından hiç hazzetmiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O miskin görünümüne hiç uymayan sivri zekâsı, ağzından dökülen her kelimenin ardına ustaca gizlenmişti. Tiga’nın Kilise muhafızları arasında hatırı sayılır bir yeri vardı elbet ama Sakura gibi bizzat Kilise tarafından atanmış bir idarecinin sırf rütbeyle değil, taşıdığı o tehlikeli zekâsıyla da parmakla gösterilecek cinsten bir figür olduğunu insana zorla kabul ettiriyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yüzlerce mektuba ruhunu katan o zarif satırlar Filóre’nin hünerli ellerinden dökülüyor olabilirdi lakin evrakları ip gibi dizen, o koca bürokrasi çarkını tek başına çeviren kişi Sakura’nın ta kendisiydi. Görünen o ki İlahi Ejderha Kilisesinin her kademesinde gizli bir eli, sarsılmaz bir bağlantısı vardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Senin gibi biri varken Kilisenin sırtı kolay kolay yere gelmez.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sakura:</strong> “Yok yahu, gözünde beni fazla büyütüyorsuuun. Benim Filóre-chan gibi o umut dolu yüz ifadesini takınıp kitleleri peşimden sürüklemem imkânsııız. Hem tek bir kişinin sarsılmasıyla iskambil kâğıtları gibi yıkılabilecek o tehlikeli topluluğun ipini elimde tutmak benim harcım değil.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “&#8230;Demek öyle, alçakgönüllülükte sınır tanımıyorsun.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ellerini umursamazca iki yana sallayan Sakura’nın pervasız yanıtı aslında kraliyete atılmış üstü kapalı, küstah bir hareketti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Lugunica Krallığı’nın belkemiği olan Bilgeler Konseyi bile böylesine ince oyunlar karşısında aciz kalırken, kılıcı çoktan paslanmış eski bir Kraliyet Şövalyesinin bir şeyler söyleyecek mecali yoktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “McMahon Bey’in ansızın aramızdan ayrılmasıyla Sarayda nasıl bir kıyamet koptuğunu tahmin edebiliyorum gerçi&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilgeler Konseyi’nin o meşhur kapalı kapılar ardındaki meclislerini adım adım izleyemese de, dengeleri kuran ve arayı bulan o yegâne kişinin Miklotov olduğu aşikârdı. Ne var ki konseydeki diğer kodamanların sadece birer süs olduğunu düşünmek de düpedüz ahmaklık olurdu. Özellikle o ateşli nutuklarıyla kılıç çeken Bordeaux Zergev Bey başta olmak üzere, masada kılıçların gizliden gizliye çekildiği su götürmez bir gerçekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşin aslı, Başkentin ve Sarayın başını ağrıtan tek dert bu değildi. Karşılaşılan sorunlara verilen tepkiler de -Miklotov’un yokluğu hesaba katılmazsa- elden geldiğince hızlı işleme konuyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yani anlayacağınız, işlerin askıya alınmasının asıl sebebi Filóre’nin bodoslama dalmak istediği o iki mevzuydu—— Bunun ne anlama geldiğini henüz Heinkel bile tam olarak idrak edememişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Kilisenin, Filóre Hanım’a Kutsal Ayini kullanma izni vermemesiyle&#8230; Düşes Karsten’in aranması arasında bir bağ var, değil mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sakura:</strong> “Bunu inkâr edemem. İşin aslı, Filóre-chan’ın Kutsal Sinoda bile danışmadan Kutsal Ayini kullanması zaten epey göze batmıştı; hatta Azize ünvanının elinden alınmasının bile masaya yatırıldığı söööyleniyor.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Azize ünvanının elinden alınması mı?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sakura:</strong> “Sadece kâğıt üzerinde bir kural tabii. Yoksa daha önce eşi benzeri görülmüş şey değil. Şimdilik paçayı kurtardık amaaa konu bir kez masaya yatırılırsa bir daha o kadar kolay sıyrılamayız benceee.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sakura bunları epey soğukkanlı bir şekilde dile getirse de Heinkel’in bir kez daha şaşkınlığa uğramaktan başka çaresi yoktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sarayı derinden sarsan Filóre’nin bu başına buyruk tavırları; anlaşılan sadece İlahi Ejderha Kilisesini huzursuz etmekle kalmamış, bizzat kendi konumunu da uçurumun kenarına sürüklemişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üstelik Kutsal Ayin sayesinde şifa bulan Crusch’ın, Miklotov cinayetinin baş şüphelisi olarak aranıp durması Filóre için işleri tamamen çıkmaza sokuyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Yapılan bir iyiliğin böyle ayaklarına dolanması hiç de hoş bir şey değil&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sakura:</strong> “Bu konularda epey heveslisin baaakıyorum. Aaah&#8230; ama tabii hakkın vaaar. Sonuçta Filóre-chan’ın Kutsal Ayini kullanma izni koparması, Heinkel-chan için bir ölüm kalım meselesi olsa gereeek.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sakura:</strong> “Yoksa bu sadece Filóre-chan’ın Şövalyesi olmanın getirdiği bir sorumluluk hissi midir?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu alaycı bakışlara ve iğneleyici ses tonuna karşılık, Heinkel sinirle burnundan soludu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sakura’nın o can acıtıcı iğnelemelerine cevap vermek zorunda hissetmiyordu kendini. Elbette Filóre’nin Kutsal Ayin sayesinde eşini—— Louanna’yı kurtarıp kurtaramayacağını bir an önce görmek için can attığı su götürmez bir gerçekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Pristella’da umutla bekleyenler, işe yarayıp yaramayacağı meçhul bir mucizeyi beklemiyor; işe yaradığı zaten kanıtlanmış bir gerçeğe tutunuyor. Her şey alt tarafı bir izne kaldıysa bunun bir an önce çıkmasını istememden daha doğal ne olabilir ki?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sakura:</strong> “Yani kendini değil de başkalarını düşünüyorsun, öyle mi? Heinkel-chan, meğerki ne kadar da koca yürekli bir adammışsın ya?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Hiç de öyle bir şey söylemedim. Beklemek bir nevi umut etmektir ama bilerek bekletilmek umut da, kurtuluş da değildir maalesef.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sakura:</strong> “——Doğru söze ne denir kiii.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kısasa kısas. Sakura’nın iğnelemelerine Heinkel’in içindekileri âdeta yüzüne tükürürcesine haykırmasıyla, Sakura’nın sesindeki o alaycı tondan eser kalmamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu ani değişimi tuhaf bulan Heinkel dönüp ona baktığında Sakura’nın yüzünde ya da gözlerinde bunu onaylayacak tek bir mimik bile bulamadı, her şey kendi kuruntusundan ibaretti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne olursa olsun——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sakura:</strong> “——Sessizce ve sakince üzerimize düşen vazifeleri yerine getirmeliyiiiz. Böyle yaptığımız sürece en azından güzel şeylerin bizi bulacağından hiç şüphem yoook.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">İlahi Ejderha Kilisesine mensup biri için bu fazlasıyla cılız bir temenniydi ama aynı zamanda Heinkel’e bir o kadar da içten bir mırıldanış gibi gelmişti.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="2046" height="3000" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/08/resim-10-2046x3000.png" alt="" class="wp-image-9147" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/08/resim-10-2046x3000.png 2046w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/08/resim-10-1364x2000.png 1364w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/08/resim-10-682x1000.png 682w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/08/resim-10-768x1126.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/08/resim-10-1047x1536.png 1047w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/08/resim-10-1397x2048.png 1397w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/08/resim-10-scaled.png 1310w" sizes="auto, (max-width: 2046px) 100vw, 2046px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/Cep8202/status/2082878556359598295"><strong>Görsel Sahibi</strong></a></figcaption></figure>
</div>


<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">△▼△▼△▼△</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “——Kararımı verdim! Yüz mektup döktürmeme rağmen bir arpa boyu yol alamadıysam yüz birinciyi bizzat ellerimle teslim edeceğim! Gözlerinin içine baka baka yalvarırsam beni geri çevirmeye yüzleri tutmaz!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sanki Ejderha’dan bir vahiy inmiş gibi parlayan yüzüyle bu sözleri sarf eden Filóre; Şövalyesini, muhafızını ve idarecisini de peşine takıp Kraliyet Sarayı yollarına düşmüştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Bu sefer koparacağım o izni!!!” dercesine göğsünü gere gere nefeslenen Filóre’nin bu kararlı duruşu takdire şayandı, gelgelelim——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “——Bunu asla sineye çekemem!!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Misafir odasından fırlayıp tebeşir beyazı koridorlara adım atar atmaz, Filóre sabrı taşmış bir hâlde feryat etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kraliyet Sarayının sessiz koridorlarında çınlayan bu öfke dolu ses, etrafta koşturan sivil memurların ve hizmetçilerin şaşkın bakışlarını üzerlerine çekmişti. Onların bu bakışlarına aldırış bile etmeyen Tiga, işaret parmağını dudaklarına götürerek&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “Filóre, böyle bir yerde avazın çıktığı kadar bağırırsan çok fena göze batarsın. Sesin soyluların kulağına giderse bir dahaki sefere, misafir odasının yüzünü dahi göremeden kapı dışarı ediliriz.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “İyi de insana böyle muamele reva mı ya?! Neyimiz eksikse söyleyin tamamlayalım diyorum ama yok! Biri düşünme aşamasında der, öteki beklemeye aldık der, bir diğeri belirsiz der!.. Kafayı yememek elde değil, elim kolum bağlandı resmen!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sakura:</strong> “Bana kalırsa ne ekleyecek ne de düzeltecek bir eksiğiniz var dooğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “O zaman versinler şu izni de kapansın bu mevzu ya!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “——Açıkçası, en başından beri bizi kâle almaya hiç niyetleri yokmuş zaten.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sinir krizleri geçiren Filóre hışımla Heinkel’e döndü. O kırmızı gözleri hafiften yaşarmıştı ama Heinkel’in elinde o yaşları silecek bir mendil dahi yoktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mendil uzatmak yerine, lafı hiç eğip bükmeden kızın duymak istediği o çıplak gerçeği yüzüne vurmakla yetindi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Bizi kapıdan çevirmelerinin sebebi ne dosya eksikliği ne de şartların uymamasıydı. O adamların tek derdi, Filóre Hanım’ın pes edip bu mevzuyu tamamen kapatması.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Böyle bir şey&#8230; böyle bir saçmalık olabilir mi ya! Buna kim karar veriyor ki?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Ah, inan bana, onu ben de en az senin kadar merak ediyorum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şu an dışarıdan bakıldığında mızmızlanan bir çocuktan farkı olmasa da elinden gelen her şeyi ardına koyduktan sonra mızmızlanmaktan başka çaresi kalmamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşin aslına bakılırsa Filóre’nin feryat ettiği bu konular Heinkel’in bile içinden kolayca çıkabileceği türden değildi, son bir buçuk aydır üst üste binen bu tuhaflıklar âdeta çığ gibi büyümeye devam ediyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “&#8230;Oysaki her şeyin kusursuz bir şekilde tıkır tıkır işleyeceğini düşünmüştüm.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Açık konuşmak gerekirse Filóre’nin sahneye bu kadar ihtişamlı çıkması, Kraliyet Seçimine geç kalması dışında kalan her detayın İlahi Ejderha Kilisesi tarafından ilmek ilmek işlendiğini düşündürtüyordu insana.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat madalyonun diğer yüzüne bakılırsa Filóre kendi becerileri ve altın gibi kalbi sayesinde bu kaotik Başkentte yavaş yavaş kendi kitlesini yaratsa da ayağını en sağlam basacağı yer olan Su Geçidi Şehri seferi için—— bilhassa Kilisenin tepesindeki Kutsal Sinoddan bir türlü izin çıkmıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Filóre’nin tahta çıkması gerçekten isteniyorsa böyle bir iznin şipşak verilmesi atılacak en mantıklı adımdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Buna rağmen İlahi Ejderha Kilisesi onun arkasında durmak şöyle dursun, tüm kapıları yüzüne kapatmayı seçmişti. Bilgeler Konseyi de Filóre’nin safında yer almaya en ufak bir niyet bile göstermemişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hâl böyle olunca Heinkel’in kiliseye duyduğu o ufak güvensizlik tohumları filizlenip bambaşka bir boyuta ulaşmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak kiliseye duyulan güvensizlik ne kadar şiddetlenirse şiddetlensin, asla değişmeyecek gerçekler de vardı. ——Filóre; hâlâ bir yetişkinin kanat germesine muhtaç, tecrübesiz bir çocukcağızdan ibaretti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “Filóre, neler hissettiğini çok iyi anlıyorum ama şimdilik geri dönelim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tiga’nın yatıştırıcı sesi eşliğinde kederden kahrolan Filóre, elinden tutulup usulca oradan uzaklaştırıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sarayın girişine doğru ilerledikleri sırada, oradan geçmekte olan Kraliyet yetkilileri Filóre’yi görünce oldukları yerde durup saygıyla eğilerek onu selamladılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kraliyet Seçimi Adayı ve bir Azize olarak ona duyulan bu saygı, su götürmez bir gerçekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hâl böyleyken en ufak bir arzusunun bile yerine getirilmemesi acı bir ironiden ibaretti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böylece, omuzlarına çöken o boğucu sessizlikle koridoru döndükleri anda——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Karşıdan kendilerine doğru yürüyen o silüeti gören Heinkel’in âdeta nefesi kesildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “——Reinhard.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Düşünmeye bile fırsat bulamadan tuttuğu nefes, böylesi bir isim olup dudaklarından dökülüvermişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üzerine o bembeyaz Şövalye üniformasını geçirmiş, belinde Ejderha Kılıcını kuşanan o kızıl saçlı adam—— Reinhard van Astrea, kendi adını zikreden bu adama gözünü dahi kırpmadan dimdik bakıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İkilinin bakışları gayet doğal bir şekilde birbirini buldu, aralarındaki kan bağının yegâne kanıtı olan o mavi gözlerin kesiştiği an ortalığa derin bir sessizlik çöktü.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Görüşmeyeli uzun zaman oldu, baba.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “&#8230;Aynen.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ağzından çıkan bu acınası cevaptan dolayı kendine lanet okuyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tamamen hazırlıksız yakalanmıştı. Kendi düşüncelerine o kadar dalmıştı ki karşısına bu yüzün çıkmasını hiç beklemiyordu, hâliyle yüzüne kusması gereken o iğneleyici ve zehir zemberek sözlerin hiçbiri aklına gelmemişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hâl böyle olunca ağzından dökülen o ahmakça yanıtın dışında sarf edecek tek bir söz dahi bulamamış ve baba oğulun arasına o ölümcül sessizlik girmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Reinhard’ın hemen arkasında, ona eşlik eden beyaz Şövalye üniformalı iki kişi daha vardı. Dışarıdan bakan biri, bunların Kılıç Azizine görevinde yoldaşlık eden adamlar olduğunu düşünürdü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak her ikisinin de bakışları etrafa değil, pürdikkat bir şekilde Reinhard’ın her bir hareketine odaklanmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hepsinden öte, Heinkel bu Şövalyelerin yüzlerini hiçbir yerden çıkarmıyordu. ——En azından Heinkel’in dağarcığında, kim oldukları tamamen meçhul kişilerdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İyi ama bu Şövalyeler neden Reinhard’ın peşinde dolanıyordu ki——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “!.. Reinhard! Ne büyük tesadüf! Ben de tam seninle konuşmak istiyordum!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Baba ile oğulun arasında esen o soğuk rüzgârları zerre umursamadan aralarına dalan Filóre, doğrudan Reinhard’a doğru koştu. Reinhard’ın arkasında bekleyen iki Şövalye anında gardını alsa da Reinhard sadece elini kaldırarak onları durdurdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Filóre-sama. Saraya ziyarete gelmişsiniz.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Evet. Emilia, Felt ve son olarak Pristella meselesini görüşmeye geldik. Fakat şu an benden çok senin durumun mühim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Benim mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Aynen öyle. Felt nasıl? Hiç değilse onu sık sık görebiliyor musun?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aralarındaki mesafeyi pervasızca kapatan kızı gören Reinhard, usulca nefesini tuttu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ardından “Hayır.” diyerek yavaşça başını iki yana salladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Nasıl yani? Bu&#8230; bugün onunla henüz görüşemediğin anlamına mı geliyor?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Hayır. Felt-sama Sarayda gözetim altına alındığı günden beri demek istiyorum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Felt Sarayda olmasına rağmen&#8230;daha bir kez olsun bile yüzünü göremedin mi?! Hem de aradan koskoca bir ay geçmişken?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Filóre’nin sesinin giderek yükselmesiyle arkadaki Şövalyeler de hâliyle tetikte bekler hâle geldiler. Ancak Reinhard, Filóre’nin bu fevri tepkisine karşılık sadece başını yavaşça sallamakla yetindi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Filóre’nin buna bu denli şaşırması son derece doğaldı. Zira kendisine Emiliagillerle görüşme izni verilmemesi, bu durumun yanında devede kulak kalırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Sen Felt’in Şövalyesi değil misin? Nasıl olur da kılıcını adadığın o kişiyi bile göremezsin, bu işte fena hâlde bir bit yeniği var. Sen de böyle düşünmüyor musun?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Ziyaret yasaklandı, bu konuda elimden hiçbir şey gelmez.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “A-Ama&#8230; sen de onunla görüşmek istersin değil mi? Eminim konuşacak bir yığın şeyiniz birikmiştir.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Ben Krallığın kılıcıyım. Kraliyet Sarayından gelen böylesi bir emre boyun eğmek durumundayım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Sen sadece Krallığın kılıcı değil, aynı zamanda Felt’in de kılıcısın!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Duydukları karşısında dehşete düşüp gözlerini kocaman açan Filóre’nin sözleri öylesine keskindi ki o kelimelerin âdeta Reinhard’ın tam kalbine saplandığı hissine kapılırdınız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat Heinkel, Reinhard’ın Filóre’den gelen bu ani suçlamalara ne cevap vereceğini adı gibi biliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O da şuydu ki——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “——Ben Krallığın kılıcıyım, Filóre-sama.”</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1354" height="1920" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/08/resim-4.png" alt="" class="wp-image-9141" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/08/resim-4.png 1354w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/08/resim-4-1410x2000.png 1410w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/08/resim-4-705x1000.png 705w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/08/resim-4-768x1089.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/08/resim-4-1083x1536.png 1083w" sizes="auto, (max-width: 1354px) 100vw, 1354px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/ratorato2023/status/2085632798438891811?s=20"><strong>Görsel Sahibi</strong></a></figcaption></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">Sözler dönüp dolaşıyor ve yine en baştaki o cevaba çıkıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Filóre’nin sözleri kesinlikle yersiz değildi. Keza Reinhard da kızın dediklerini idrak edemeyecek kadar ahmak değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne söylenirse söylensin, ne hissederse hissetsin, Reinhard’ın vereceği o cevap asla değişmeyecekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Değiştiremezdi demek, çok daha yerinde bir tabir olurdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Yoksa sen de mi Felt’in Krallığı kandırdığına inanıyorsun?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Hayır.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu da hiç düşünmeden, bir anlık refleksle dudaklarından dökülüveren bir cevaptı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Filóre’nin öyleyse neden diyerek isyan edercesine titreyen bakışlarına rağmen onun ağzını açmasına dahi fırsat tanımadan Reinhard lafa girdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Benim Felt-sama’ya olan inancımla, onun masumiyetini kanıtlamak bambaşka şeyler. Emirlere başkaldırırsam bu sadece Felt-sama’nın üzerindeki şüpheleri körükleyecektir ki bu, onu içinden çıkılmaz bir duruma sürükler.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Yani sadece sana ne söyleniyorsa ona boyun eğmekten başka çaren yok mu?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Reinhard bu soruya ne onaylayan ne de inkâr eden bir cevap vermeyi seçti, sadece sustu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat ikisini de dile getirmemiş olması, aslında nerede durduğunu gün gibi aşikâr kılıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Heinkel’in bakışları, Reinhard’ın arkasında put gibi dikilen iki Şövalyeye kaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu ikilinin Reinhard’ın tarafında olmadığı su götürmez bir gerçekti. Durum böyleyken belli ki görevleri Reinhard’ın her adımını izlemekti ancak ona karşı böyle bir önlem almak tam anlamıyla ahmaklıktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Reinhard isteseydi göz açıp kapayıncaya kadar o ikisini yere serebilir ya da ruhları bile duymadan ortadan kaybolur, saraydaki hiç kimseye hesap vermeden doğrudan Felt’in yanına ulaşabilirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat Reinhard bunların hiçbirine yeltenmiyordu. Yeltenemezdi de.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Omuzlarında Kılıç Azizi ünvanını taşıdığı sürece, böylesi şeyler——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Öyleyse en azından şu sözlerimi Felt’e ulaştır.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sessizliğe gömülen Reinhard’a karşı, Filóre yumruklarını sıkarak sözlerini sürdürdü.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Ben Felt’e sonuna kadar inanıyorum. Emilia’ya da aynı şekilde. Sarayın surları dışında, onların bu Krallığa asla ihanet etmeyeceğine inanan birinin olduğunu bizzat söyle.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “&#8230;Teşekkür ederim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Bunu ona mektupla versen de olur. Zaten bizzat kendi ellerimle yazacağım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Buna rağmen kesin bir söz veremem. Felt-sama’ya yazılı veya sözlü herhangi bir şey iletmem yasaklanmıştır.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Böyle bir şey!..”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Affınıza sığınıyorum ama bir sonraki görevim için yola koyulmam gerek.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Buram buram çaresizlik kokan bu cevap karşısında, Filóre’nin o muntazam yüzü acıyla buruştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Buna rağmen Reinhard, Filóre’nin bu tepkisine aldırış etmeden zarifçe önünde eğildi ve yanlarından usulca geçip gitmeye yeltendi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tam omuzu Heinkel’in omzunu sıyırıp geçecekken adımları birdenbire bıçak gibi kesildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Baba, Filóre-sama’nın Şövalyesi olduğunuzu işittim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “&#8230;Hah, demek öyle. Bir itirazın varsa…”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “——Tebrik ederim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zehir zemberek bir söz savurmaya hazırlanırken duyduğu bu karşılıkla Heinkel’in âdeta dili tutuldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Omuzları neredeyse birbirine sürtünecek kadar yakınken ona dönen Reinhard, bakışlarını doğrudan Heinkel’e çivilemişti. ——Nasıl olduysa kendi boyuna tamamen yetişmiş olan oğlunun o yüzüne bakmaya dayanamayan Heinkel, anında gözlerini kaçırıverdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “&#8230;Gerçi ortada tebrik edilecek bir şey olup olmadığından pek emin değilim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Yine de&#8230; bu göreve babamın layık görülmesi beni ziyadesiyle mutlu etti.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu samimi sözler karşısında Heinkel ağzını açıp da tek bir kelime dahi edemedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sözlerinde ne gizli bir iğneleme ne de ufak bir hakaret kırıntısı vardı. Reinhard, perişan hâldeki babasının bir başkası tarafından Şövalye olarak seçilmesini tüm kalbiyle, içtenlikle kutluyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Pristella’da yüzüne karşı savurduğu o iğrenç küfürleri gerçekten hafızasından silmiş miydi?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aynı şehirde, Heinkel’in bizzat onun kendi Efendisine kılıç çektiği gerçeğini de mi aklından çıkarmıştı yoksa?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yoksa tüm bu yaşananlar, Reinhard’ın kalbinde ufacık bir çizik bile bırakmayacak kadar eften püften şeyler miydi?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Reinhard usulca başıyla selam verdikten sonra, iki Şövalyenin gözetiminde o tebeşir beyazı koridorda adımlamaya devam etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O sırtını dönüp uzaklaşırken Filóre arkasından öfke saçan gözlerle bakıyordu. Heinkel’se Filóre’nin aksine gözden kaybolan oğlunun ardında öylece dikiliyor, ona kin dolu bakışlar fırlatmaya bile cüret edemiyordu.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1667" height="1920" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/08/resim-2.png" alt="" class="wp-image-9139" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/08/resim-2.png 1667w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/08/resim-2-1736x2000.png 1736w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/08/resim-2-868x1000.png 868w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/08/resim-2-768x885.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/08/resim-2-1334x1536.png 1334w" sizes="auto, (max-width: 1667px) 100vw, 1667px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/awdlut/status/2086441434329321474?s=20"><strong>Görsel Sahibi</strong></a></figcaption></figure>
</div>


<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">△▼△▼△▼△</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “——Filóre, Reinhard’ın yüzüne karşı sarf ettiğin o sözler epey pervasızcaydı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">İlahi Ejderha Kilisesine ayak basar basmaz Tiga, kabul odasının kapısını kapattı ve sert bir ifadeyle Filóre’ye döndü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Saraydan dönerken ejder arabasının içinde bile çıt çıkarmamışlardı ancak anlaşılan Tiga, tüm o yolculuk boyunca içten içe onu nasıl haşlayacağını kurgulayıp durmuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “Kelimelerini özenle seçmiş olabilirsin fakat orada Saray Şövalyeleri ve diğer Krallık çalışanları da vardı. Olur da o söylediklerin Bilgeler Konseyinin kulağına giderse sen bile Saraya başkaldıran bir asi olarak fişlenebilirsin.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Öyle düşünsünler, benim açımdan zerre mahsuru yok. Çünkü benim ruhumda gerçekten de isyankârlık var.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “Onu ben de biliyorum. Asıl kastettiğim şey, olur da Saraya adım atman ya da insanlarla görüşmen yasaklanırsa elinden hiçbir şey gelmeyeceği gerçeğiydi.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Bunun farkındayım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “Farkında olmadığın için öyle ulu orta——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “BİLİYORUM DEDİM YA!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Filóre, Tiga’nın sözünü bıçak gibi kesti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu ani çıkış karşısında Tiga’nın nutku tutulurken Sakura başını öne eğip gözlerini kaçırdı. İkisinin bu hâlini gören Filóre, “Üzgünüm&#8230;” diye mırıldandı titreyen çatallı bir sesle&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Biliyorum&#8230; çok özür dilerim. Zaten her şeyin farkında olmak beni daha da çileden çıkarıyor. Saraydaki o soyluların kararlarına boyun eğmezsem Kraliyet Seçimi Adayı ünvanımı elimden alacaklar. O konumu kaybedersem Emilia ve Felt’i asla kurtaramam. Bu yüzden başımı eğip emir kulu gibi uslu uslu oturmaktan başka çarem yok.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “Filóre&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Özür dilerim. İkinizin de bana bunları hangi niyetle söylediğini adım gibi biliyorum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “——Aah.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Lütfen kısacık bir süreliğine Heinkel-sama’yla baş başa kalmama müsaade edin.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu ricanın ardından Tiga bir an tereddüt etse de boyun eğerek başını salladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Odadan ilk çıkan Sakura’yı Tiga takip etti. Kapı usulca kapandığında odada yalnızca Filóre ve Heinkel baş başa kalmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Masanın üzerinde, Kraliyet Sarayı’ndan dönen koca bir aylık cevap mektupları üst üste yığılmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Filóre mektup yığınına şöyle bir göz gezdirdikten sonra derin bir iç çekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Heinkel-sama.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Heinkel:</strong> “Ne var?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne de olsa bu çıkmazın Filóre’nin de sinirlerini epey yıprattığı aşikârdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çaresizce ettiği feryatlar yerini bulmuyor, sesini Reinhard’a bile duyuramıyordu. Her türlü zorluğa göğüs geren o inatçı kızın bile, bunca duyarsızlık karşısında mecali tükenmiş olmalıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Heinkel’in kendisi bile, Reinhard’la o beklenmedik yüzleşmenin ve hiç aklından geçmeyen o tebriğin ağırlığı altında ezilip zihnen tükenmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine de&#8230; içinde kalan son cesaret kırıntılarını toplayarak kendini Filóre’nin söyleyeceklerine hazırladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ardından Filóre, sırtını kapalı kapıya yaslayarak odadan yeni ayrılan Tiga ve Sakura’nın kulaklarından bilhassa uzak tutmak istediği o niyeti, Heinkel’e döktü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dudaklarından şu sözler döküldü——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “——Sence&#8230; Saraydan kimsenin ruhu bile duymadan firar etme işi nasıl yapılır?”</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><br><br><br><br>※　※　※　※　※　※　※　※　※　※　※　※</p>



<p class="wp-block-paragraph">#Evet! Böylelikle bir bölümün daha sonuna geldik. Heinkel bölümleri âdeta yağıyor&#8230; Heinkel de artık hem Kiliseden hem de Krallık hakkında endişelenmeye başlamış gibi görünüyor. Tappei de Kısım 10 ile Reinhard’dan nefret edeceksiniz demiş ama ben bu oyunlara gelmem. Zaten bu Kısmın temasına yazarımız “Trajik Kahraman” demişti, burada kimden bahsettiğini gayet iyi biliyoruz. Bakalım sonraki bölümlerde işler nasıl ilerleyecek? Okumaya devam edelim!!!</p>



<p class="wp-block-paragraph">#Ayrıca, yarından itibaren her çarşamba günü Re:Zero&#8217;nun 4. sezonunun 2. kısmı yayımlanmaya başlıyor. Tabii ki 1. kısmı çevirdiğimiz gibi 2. kısmı da çevireceğiz ve problem olmadıkça çarşamba akşamı yayımlıyor olacağız. Ha bir de, her çarşamba günü Discord’da animenin yeni bölümlerini hep beraber Türkçe şekilde izliyor, tartışıyoruz; tüm Re:Zerosever dostlarımız bu etkinliğe davetlidir!!!</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-26-tebrikler/">Kısım X, Bölüm 26 – “Tebrikler”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-26-tebrikler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>12</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
