<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kısım 10 Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</title>
	<atom:link href="https://www.rezeroturkce.com/category/ana-hikaye/kisim-10/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.rezeroturkce.com/category/ana-hikaye/kisim-10/feed/</link>
	<description>Re:Zero Türkçe Novel Oku! Anime, manga ve novel bölümlerini hızla Türkçeye çeviriyoruz. Sen de bu maceraya ortak olmak için hemen tıkla ve okumaya başla!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 02 Jun 2026 14:36:40 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2025/11/cropped-cropped-kanal-logo1-1-e1763656831618-32x32.png</url>
	<title>Kısım 10 Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</title>
	<link>https://www.rezeroturkce.com/category/ana-hikaye/kisim-10/feed/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kısım X, Bölüm 10 – “Güvenin Kökü”</title>
		<link>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-10-guvenin-koku/</link>
					<comments>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-10-guvenin-koku/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bertiel]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Apr 2026 20:24:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ana Hikâye]]></category>
		<category><![CDATA[Kısım 10]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.rezeroturkce.com/?p=7441</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-10-guvenin-koku/">Kısım X, Bölüm 10 – “Güvenin Kökü”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<p>※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ Çevirmen: Bertiel Ek Düzenleme: Qua Redaktör: akari Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-10-guvenin-koku/">Kısım X, Bölüm 10 – “Güvenin Kökü”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-10-guvenin-koku/">Kısım X, Bölüm 10 – “Güvenin Kökü”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="1360" height="1920" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/04/resim-2.png" alt="" class="wp-image-7445" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/04/resim-2.png 1360w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/04/resim-2-1417x2000.png 1417w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/04/resim-2-708x1000.png 708w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/04/resim-2-768x1084.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/04/resim-2-1088x1536.png 1088w" sizes="(max-width: 1360px) 100vw, 1360px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/spica59_/status/2030670402230583768?s=20" type="link" id="https://x.com/spica59_/status/2030670402230583768?s=20">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Çevirmen: Bertiel</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Ek Düzenleme: Qua</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Redaktör: akari</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire, universe, Yağız D, Metin K, equ, Sakuta Hijiri, Emirhan D, Kerem Y, jnxleus</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Destek vermek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://rezeroturkce.com/bilgi-kosesi/destek/">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Discord’a gelmek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://discord.gg/rezeroturkce">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Yani sonuç olarak Kaptan, senin gözünden bakınca bile şu Filóre denen Azize’yle Felt-sama’dan hangisinin gerçekten kayıp olan Kraliyet Ailesi’nden geldi’i anlaşılamadı, de’il mi? Al baka’m…”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Ama sonrasında Düşes Karsten-sama’nın iyileştiğini kendi gözlerinle gördün, değil mi? Kraliyet Soyu’ndan gelir gelmez orası ayrı ama şu Kutsal Ayin kesinlikle gerçek olmalı, haksız mıyım? Buyurun…”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Haklısın. Benimle gelen Beako ve Rem de buna kefil olur sanırım. Emilia-tanların gördükleri kesinlikle yalan değildi&#8230; Üstelik Filóre’nin cidden iyi bir kız olduğu gerçeğini benim de inkâr edesim gelmiyor. İçinde zerre kötülük barındırmayan tıpkı Emilia-tan tarzı bir kıza benziyordu. Sağ olasın…”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Derin bir iç çeken Subaru, o gün kilisede bizzat yüz yüze geldiği şu meşhur Azize’yi anımsadı ve tarifsiz bir hisle elindeki tabağı rafa kaldırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Soylular Konağı’nda mutfak dolaplarında ahşap ya da porselen fark etmeksizin yığınla tabak çanak bulunuyordu ve Subarugiller, yemekte kullandıkları bu bulaşıkları yıkayıp kurulama ve yerleştirme faslının tam ortasındaydı. İş bölümüne göre Garfiel lavaboda tabakları yıkıyor, Petra kuruluyor, Subaru’ysa raflara diziyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Burası, başkentte işi olan yüksek rütbeli soylulara hizmet veren bir tür konak olduğu için doğal olarak her köşesi lüksle donatılmış, yok yok denecek türden bir yerdi. İhtiyaç hâlinde yemek, temizlik ve şahsi hizmetler için görevliler tahsis edilebiliyordu ama çoğu soylu yanında güvendiği hizmetkârlarını getirmeyi tercih ettiğinden onlara pek iş düşmüyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Emilia kampında da bugünkü yemeği hazırlama görevi Petra’nın omuzlarındaydı, bulaşıklar ise taş kâğıt makasta kaybeden Subaru ve Garfiel’ın iş birliğine kalmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte bu üçlü, bulaşıkları elden ele bitirmeye çalışırken muhabbet dönüp dolaşıp en baştaki o mevzuya gelmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “&#8230;Ama madem sizin gözünüzde bile sahte de’ildi, o zaman açık konuşa’m Kaptan, şu bizim Pristella meselesine bir el atıverse hiç fena olmaz hani.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petra:</strong> “İyi ama ya bu yüzden Filóre-san’ın gerçek kraliyet soyundan olduğu ortaya çıkarsa? O zaman Emilia-neesama’nın Kraliyet Seçimi’ndeki şansı suya düşebilir, farkında mısın?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “O mesele bambaşka bi’ şey be. Filóre denen o Azize zaten sahne’e çoktan çıktı bile. Sadece şimdilik kodamanlardan başkası bilmiyo’, o kadar.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Su dolu leğeni şapırdata şapırdata köpürten ve bir yandan da tabakları yıkayan Garfiel, Petra’nın sözlerine böyle karşılık verdi. Zümrüt yeşili gözlerini kısarak sünger niyetine kullandığı keten bezle tabaktaki inatçı bir lekeyi çitilemeye girişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “Muhteşem benli’im bizzat görmedi gerçi ama daha görünüşüyle bile ortalı’ı bu kadar aya’a kaldıran biriyse isteseler de gizleyemezler zaten. Hele bir de Düşes’i iyileştirip üstüne Pristella’da da aynısını yapmaya kalkarsa hiç şansları yok.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petra:</strong> “——Evet, bence de Garf-san bu tespitiyle yüz üzerinden yüzü hak ediyor. Sosyal dinamikleri fena okumuyorsun artık ha. Aferin, aferin.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “Test yapıyo’muş gibi konuşmasana! Şunu aklına sok, muhteşem benli’im senden daha büyük, anladın mı!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir öğretmen edasıyla saçını okşayan Petra’ya karşı, iki eli de köpüklü suyun içinde olan Garfiel’ın hır gür etmekten başka yapabileceği pek bir şey yoktu. Onların bu atışmasını tebessümle izleyen Subaru’ysa işlerin gidişatında midesini bulandıran bir şeyler hissetmeden edemiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Şu anki hâliyle bile Kraliyet Seçimi’nin gidişatı sarı ışık yakıyor gibi ama&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Buradan kırmızı ışığa dönerse bir daha yeşil ışığın yanması ve Emilia’nın doğru düzgün bir aday olarak yoluna devam etmesi mümkün olacak mıydı acaba?</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dürüst olmak gerekirse Subaru, hayatta kalan prenses ihtimali Felt ve Filóre olarak iki seçeneğe düştüğü an, Kraliyet Seçimi’nin amacının ‘Hangisi gerçek veraset hakkına sahip?’ sorusuna bir cevap bulmaya dönüştüğünden endişe ediyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu durum elbette Emilia’nın tek ve biricik şövalyesi olarak kabul edebileceği bir şey değildi ancak işin bu kısmını bir kenara bıraksa bile mantığına yatmayan bir şeyler vardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu, Reinhard’ın sırtında başkente doğru o akılalmaz deparla giderlerken de lafını ettikleri bir mevzuydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Daha Filóre ortaya çıkmadan önce Felt’in prenses olabileceği şüphesi doğduğu an, ‘Sıradaki Kral Felt’tir’ deyip konunun kapanmaması nedendi sizce?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Elbette bu dünyada DNA testi; parmak izi kaydı veya diş kayıtları gibi kişiyi tespit etmeye yarayan, kullanışlı ve güvenilir yöntemler olmadığı bir gerçekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne var ki Felt’in prenses olabileceği şüphesinin ardındaki sebepler de nadir görülen fiziksel özellikler ve kayıp prensesle yaşının uyuşması gibi son derece üstünkörü ve belirsiz şeylerdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eğer bu dünyada bu kadarcık bir şey soy kanıtı olarak yetiyorsa Kraliyet Seçimi’nin daha o ilk gün, Subaru’nun kraliyet sarayında rezil olmasının hemen öncesinde bitmiş olması gerekmez miydi?</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Ama öyle olmadı. Bunun da en büyük nedeni——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petra:</strong> “——Ejderha Yazıtı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Söyleyeceği lafın ağzından alınmasıyla kaşlarını kaldıran Subaru, Garfiel’ın uzattığı tabağı kurulayan ve şimdi de o tabağı kendisine uzatarak gözlerinin içine bakan Petra’yı gördü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru, “Aynen öyle,” diyerek başını salladı ve hem tabağı hem de bu haklı çıkarımı ondan devraldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Tarih boyunca krallığın başı ne zaman fena hâlde sıkışsa bir şekilde onlara yol gösteren şu kehanet tableti&#8230; Söylenenlere göre o Ejderha Yazıtında Kraliyet Seçimi’nin yapılması gerektiğine dair bir talimat varmış.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “Eee? Söyleme tarzından anladı’ım kadarıyla Kaptanın kafasına bi’ şeyler mi takıldı?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Yok ya, ilk duyduğumda pek garipsemedim açıkçası. Sonuçta fantezi dünyasındayız, bu tarz gizemli aytımlar falan illaki olur diye düşünüp gaza bile gelmiştim ama&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petra:</strong> “Ama şimdi öyle düşünmüyor musun?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Aynen. Ne bileyim, artık gelecekle ilgili bir şeyler fısıldayan aytımlar deyince aklıma hep&#8230; kötü şeyler, sabıkalı örnekler geliyor da ondan.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yüzünü asıp buruşturan Subaru’yu gören Petra ve Garfiel birbirlerine baktılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun öteki dünyadaki macerası başlayalı neredeyse iki yıl oluyordu ve dürüst olmak gerekirse bu dünyada geleceği görme ya da kaderin rehberliği kisvesi altında insanların aklına girmeye çalışan zımbırtıların sayısı hiç de az değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Vollachia’da Abel Yıldız Gözlemcilerine düşmandı, mezarlıkta karşılaştığı Açgözlülük Cadısı desen Beatrice’e nasıl yaşayacağını dikte eden boş bir kitap tutuşturmuştu. Ve her şeyden öte, Cadı Tarikatı üyelerinin eline geçtiği söylenen o İncilin onların tüm varlığını sapkınlığa sürüklediği bile söylenirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Peki, kaderi dışarıdan eğip büken bu tür müdahalelerle şu meşhur Ejderha Yazıtının ne farkı vardı ki?</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Biri çıkıp size geleceği göstereceğini söylese, ister istemez ona bel bağlama isteğinizi anlarım. Hele bir de geçmişte işe yaramışlığı varsa daha ne olsun. Fakat önce ufak tefek kazandırıp ağza bal çalan, sonrasında donunuza kadar insafsızca geri alan sistemler dolandırıcıların en klasik numarasıdır.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">İleride istedikleri o kritik seçimi yaptırabilmek için baştan küçük önemsiz konularda sizin kazanmanıza izin verirlerdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Asıl o büyük ve hayati seçim anında size ne yaptıracakları meçhulken kaderin bu ispiyonculuğuna körü körüne inanıp bunun kendi iyiliğinize olduğunu sanmak fazlasıyla tehlikeliydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte bu düşüncelerle Subaru, Ejderha Yazıtının kehanetinin direkt kendisine karşı bir kriz hissiyatı taşıyordu ama——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel ve</strong> <strong>Petra:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Ha? Siz ikiniz niye öyle bön bön bakıyorsunuz suratıma?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">İçindeki endişeleri dile getiren Subaru, Garfiel ve Petra’nın fal taşı gibi açılmış gözleriyle karşılaştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yaşça küçük olmalarına rağmen biri içgüdüleriyle hareket eden, diğeri ise işin mantık kısmına bakan güvenilir iki yoldaşlardı. Yine de aynı soru karşısında ikisinin de bire bir aynı tepkiyi vermesi pek rastlanan bir durum değildi. Biri konuya uzak kalsa bile diğerinin mutlaka dişe dokunur bir şeyler söyleyeceğini ummuştu oysaki.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onların bu hâline şaşıran Subaru’ya, ikisi peş peşe cevap verdiler.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “Nası’ desem——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petra:</strong> “——Ejderha Yazıtının kehanetinden şüphe duymak gibi bir düşüncenin aklımızın ucundan bile geçmemesine şaşırdım sadece.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Eh, aklınızın ucundan bile geçmiyor mu?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “Aynen.” / <strong>Petra:</strong> “Hıhı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">İkisi aynı anda başını sallayınca Subaru bunun bir şaka falan olduğunu sandı. Fakat gözleri son derece ciddi bakıyordu, yüzlerinde bariz bir şaşkınlık ve kafa karışıklığı hâkimdi. Subaru gözlerini kırpıştırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu tepkileri, tıpkı bir test sorusunda daha önce hiç akıllarına gelmeyen yepyeni bir çözüm yöntemi öğrenmiş öğrencilerin şaşkınlığı gibiydi; cidden çok absürt bir şey duymuşlar gibi bir tepkiydi bu. Böylesi bir kültür şoku yaşamayalı uzun zaman olmuştu—— yoo, çok değil daha geçenlerde tahtın kan bağıyla devredilmesi konusunda da aynısını yaşamıştı ki.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Açıkçası o durumu, ‘En büyük kişi kraldır’ tarzı şu monarşi zımbırtısına epey yabancı olmamın trajedisi sanmıştım ama&#8230; bu ondan çok daha köklü, bildiğin dinî bir inanç meselesi mi yani?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yaşanılan coğrafya değiştikçe gelenek göreneklerin, hatta sağduyunun bile değişmesi son derece doğaldı ama bu kadar temel bir değer yargısı farkına rağmen bugüne dek aralarında öyle büyük bir sürtüşme çıkmamış olması bile mucizeydi doğrusu. Kendince bayağı zorlu bir isekai hayatı yaşadığını düşünürdü ama görünen o ki daha en kötüsünü görmemişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aynı zamanda, bu ülkeye neden Ejderha Dostu Krallık dendiğinin ağırlığını da bir anda tüm iliklerine kadar kavramıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Petra, kırsalın ücra bir köyünde açan şirin mi şirin bir çiçek, Garfiel’sa dış dünyadan tamamen izole olmuş gizli bir köyde yaşamış parlayan bir yetenek.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yani anlayacağınız üzere bu ikisi krallık vatandaşı olmanın getirdiği eğitimden ve nimetlerden―― koca şehirlerde doğup büyüyenlere kıyasla oldukça mahrum kalmış kişilerdi. Buna rağmen bu ikisinin bile Ejderha Yazıtından şüphe etmeyi akıllarının ucundan geçirmemesi, Ejderhaya duyulan o mutlak güvenin insanların bilinçaltına nasıl da sarsılmaz bir kök gibi salındığının en büyük kanıtıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eğer bu geçmişe sahip ikili bile böyle düşünüyorsa aidiyet hissini doğrudan krallığa bağlamış kimselerin Ejderha Yazıtını hafife alması söz konusu dahi olamazdı. ——İşte sırf bu yüzden, ortada tek bir kraliyet üyesinin dahi kalmadığı böylesine bir kriz anında, Kraliyet Seçimi denilen o olayın bir an bile tereddüt edilmeden yürürlüğe konmasının zemini çoktan hazırdı bu ülkede.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öyleyse——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Crusch-san’ın yapmaya kalkıştığı şey, harbici akılalmaz bir devrimmiş.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Savunduğu idealin doğruluğu ya da yanlışlığı bir kenara, Crusch’ın o Ejderhayla yapılan antlaşmadan kopma fikri, Ejderhaya olan inancın insanların benliğine bu denli işlediği bir dünyada alınabilecek en inanılmaz ve en cüretkâr kararlardan biriymiş; bunu şimdi çok daha iyi anlıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Açıkçası sadece ön beklentilere göre bile Crusch, Kraliyet Seçimi’nin açık ara en favori adayıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama o seçim rüzgârı sırf Crusch’ın yelkenlerini doldurmadıysa bu onun ortaya attığı vaatlerin şu anki krallıkta kabul görmesinin ne kadar zor olduğunun en bariz göstergesiydi. ——Aynı anda Subaru, Kraliyet Seçimi başlar başlamaz gerçekleştirilen Beyaz Balina avının arkasında yatan asıl amacı da çözmüştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hiç şüphesiz ki Beyaz Balina seferinde Crusch’ın kendi tarafına çektiği Wilhelm’ın intikamını almasını sağlama arzusu da yatıyordu. Ancak asıl mesele, yüzlerce yıldır insanlara kan kusturan o Üç Büyük Cadı Canavarından birini, Beyaz Balina’yı tek başlarına indirerek tüm dünyaya bir mesaj vermek istemesi değil miydi?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ejderhanın antlaşmasına bel bağlamadan da bu krallığı dimdik ayakta tutup yöneteceğine dair o sarsılmaz iradesi ve idealleri&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Gelgelelim, Subaru’nun işin içine girmesiyle birlikte Beyaz Balina’nın ölümü, Emilia ve Anastasia kamplarının da destek verdiği üçlü bir ittifak operasyonu olarak nam salmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine de Crusch bunu dert etmemişti muhakkak. Sonuçta Wilhelm intikamını almış, Crusch’sa her yönden esen şiddetli rüzgârlara göğüs gererek idealleri uğrunda yürümek için o ilk adımı nihayet atmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat gel gör ki Crusch’ın o yüce ideali, hiç beklenmedik bir şekilde hüsrana uğramış——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Aptalın teki miyim ya ben? Yoo, harbiden süzme salağın tekiyim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Olayları ancak bu raddeye geldikten sonra kavrayabilen Subaru, ne kadar sığ fikirli olduğunu kemiklerine kadar hissetti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Crusch’ın ellerinden kayıp giden o idealin ne olduğunu, asıl ne anlama geldiğini bile doğru dürüst anlamadan gidip onu ziyaret etmiş, üstüne sırf yüzeysel bir empati ve acıma duygusuyla yanında olacağı sözünü vererek onu teselli etmeye kalkmıştı. Sonrasında mozolede Ferris’ten dinlediği Crusch ve Dördüncü Prens’in trajik aşk hikâyesi de hesaba katılınca ağzından çıkan o sözlerin ne kadar kaba ne kadar hadsizce havada kaldığını düşündükçe kahrından ölmek istiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “Şey di’cem, Kaptan. Bunu benden duyman biraz garip kaç’cak ama&#8230; senin bö’le gaza gelip pat pat konuşman tam da hani şu ‘Garagokul’un Aşk Acısı’ gibi be, yani——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petra:</strong> “Bizi kurtaran şey de zaten senin bu hesapsız kitapsız atılganlığındı Subaru, o yüzden kendine o kadar da yüklenmeni istemiyoruz aslında&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “Ahh!? La’ onu şimdi ben söyle’cektim ya!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petra:</strong> “Özür dilerim, Subaru’nun gözüne girmek istedim de.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dilini hafifçe çıkararak şirin bir şekilde özür dileyen Petra’nın karşısında Garfiel “Gırr&#8230;” diye mırıldanarak yelkenleri suya indirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İkisinden duyduğu bu sözler karşısında Subaru istemsizce yanağının içini ısırdı. Önce şaşırmış, hemen ardından da nasıl bir surat ifadesi takınması gerektiğini bilememişti zira.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Crusch’a sarf ettiği o düşüncesiz laflar yüzünden pişmanlık duyuyordu elbette ama Petra ve Garfiel’ın bu ince düşünceleri karşısında da asık suratlı kalmak istemiyordu. Sonuçta ortaya duyguların karmakarışık olduğu son derece tuhaf bir surat ifadesi çıktı ve&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “&#8230;Beni böyle şımartıp durmayın ha. Bir şımarmaya başlarsam dur durağım olmaz bak.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petra:</strong> “Öyle mi? Ee o zaman ben Subaru’yu bol bol şımartmak istiyorum. Haksız mıyım Garf-san?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “Şımartmak do’ru kelime mi bilmem ama sen de Otto-nii de milletin derdine koşmaktan kendi hâlinize bakmayı unutan tiplersiniz ya hani. Arada sırada benim de sizi şöyle havaya fırlatıp hoppaa hoppaa sevesim geliyo’.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Bunu en son Otto’ya yaptığında az daha tavanı deliyordu ya&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Olay şuydu; dağ gibi birikmiş işleri bitirip kafayı bulan Otto’nun hâlini gören Garfiel, gaza gelip onu var gücüyle ödüllendirmeye kalkışmış ve sonucunda tam bir trajedi yaşanmıştı. Gerçi Otto yara almadan kurtulmuş ve alkolün etkisiyle her şeyi unuttuğu için şimdi aralarında komik bir anı olarak kalmıştı.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img decoding="async" width="1412" height="1920" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/04/resim-6.png" alt="" class="wp-image-7451" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/04/resim-6.png 1412w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/04/resim-6-1471x2000.png 1471w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/04/resim-6-735x1000.png 735w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/04/resim-6-768x1044.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/04/resim-6-1130x1536.png 1130w" sizes="(max-width: 1412px) 100vw, 1412px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/Danroneko/status/2026628742790132090" type="link" id="https://x.com/Danroneko/status/2026628742790132090">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">Her neyse——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Zaten yapmak istediklerimle yapmam gerekenlerin çok olduğunu düşünüyordum da&#8230; Üstüne emin olmam gereken bir şey daha eklendi desene.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">İçinden gelen derin bir minnetle Subaru her iki elini de uzatıp Garfiel ile Petra’nın başını okşadı. Başı gıdıklanırcasına okşanan ikilinin önünde, gözlerini su dolu leğenin yüzeyinde oluşup patlayan sabun köpüklerine dikti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendinden daha akıllı ve daha bilgili yığınla insan vardı. Böylesi insanların cirit attığı bir dünyada, eğer Subaru kendi varoluş amacını bu davranışları ve düşünceleriyle kanıtlayabilecekse——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Şu Ejderha Yazıtı denilen meretin belirsiz yapısını, en başta adamakıllı bir çözmem şart.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ona nasıl bir gücün etki ettiğini, hangi iradenin insanları nasıl bir geleceğe sürüklemeye çalıştığını sorgulayabilme cesareti&#8230; İşte sırf bunun, başka bir dünyadan gelen Natsuki Subaru’nun en büyük kozu olduğuna inanmak istiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her şeyden önce onu tanıyarak, kökenine inerek başlamalıydı işe. ——Tabii eğer, elinden hiçbir şey gelmeyip kahrolmaktan başka bir şey yapamayan Crusch ve Ferris’e gerçekten de en doğru şekilde yoldaşlık etmek istiyorsa.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gerçi——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “&#8230;Ferris olsa benim bu düşünce tarzıma kibirden başka bir şey demezdi herhâlde.”</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">△▼△▼△▼△</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beklenmedik bir şekilde, mutfakta dönen muhabbete kulak misafiri olunca kapının kulpuna uzanıp uzanmamak konusunda ciddi ciddi kararsız kalmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “——Sanki aralarına dalması pek de kolay olma~yaan bir muhabbetin tam ortasındalar gibi, değil miii~?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “——Hık.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Araa~? Seni korkuttum mu yoksaa~? Öyleyse kusura bakma lüt~feen.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böyle diyerek arkasından aniden başını uzatan Meili’nin sözleri üzerine Rem, elindeki su sürahisini daha sıkı kavrayıp “Hayır” diyerek başını iki yana salladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Suyu azalan sürahiyi tazelemek için mutfağa gelmişti. İçerideyse akşam yemeğinin bulaşıklarını halleden Subarugiller, bir yandan tıkır tıkır işleyen bir uyumla tabakları yıkarken bir yandan da Kraliyet Seçimi hakkında konuşuyorlardı. Muhabbetin belini kırmaktan çekinen Rem, en azından konu bir yere bağlanana kadar beklemeye karar verip kapının dışında onları dinlemeye koyulmuştu ki——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “Subaru-oniisan sence de çok yorucu bir karaktere sahip de~ğiiil mi cidden? Neden durduk yere her şeyi kendi sırtlanmaya çalışıyor ki herkes bu yüzden eziyet çeki~yoor.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mutfaktaki konu Subaru’nun mizacına—— özellikle de o aşırıya kaçan kendini suçlama huyuna geldiğinde Petra ve Garfiel anında araya girip onu düzelterek eleştirmiş, Subaru’ysa duydukları karşısında epey duygulanmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Belli ki Rem’in arkasındaki Meili de içeride olup bitenleri kafasında canlandırabilmiş, kendine has üslubuyla bu duruma değinip Rem’den onay beklerken gördüğü şey karşısında gözlerini fal taşı gibi açmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “Yoksa&#8230; Rem-oneesan, çok mu sinirli~siin?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “&#8230;Sinirli değilim ama karmaşık duygular içindeyim diyelim. Daha demin Petra-chan ve diğerlerinin söylediklerinin bir benzerini ben de o kişiye söylemiştim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “Aaa, o zaman öyle bir surat ifadesi takınman çok nor~maal.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Acaba nasıl bir surat ifadesi takınmıştı ki Meili onunla âdeta kırılacak bir eşyaya dokunuyormuşçasına temkinli bir tonda konuşuyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne var ki Rem aynı şeyleri söylediği o ânı—— Hapishane Kulesi’nde öldürülen Oburluk Günah Başpiskoposu’nun ölümünü, hatta o olayın sorumluluğunu bile üstlenmeye kalkan Subaru’nun o hâlini hatırlayınca bu sorunu basbayağı Subaru’nun mizacı deyip kestirip atmakta tereddüt ediyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çünkü Subaru’nun bu şekilde düşünmesinin altındaki sebeplerden birinin de kendi takındığı tavırlar olduğunu çok iyi biliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “Zaten Subaru-oniisan hep yaptığı hataların kaydını tutuyormuş gibi davranıyor, işte bu huyu hiç iyi de~ğiil. Cidden, kendine çok ayıp edi~yoor.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Duygusallığa kapılıp gözlerini kaçıran ve elindeki sürahiyi sıkıca kavrayan Rem’in önünde duran Meili, kollarını kavuşturmuş mutfak kapısına dik dik bakarken dökülüvermişti bunları.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “Ayıp mı&#8230; ediyor?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “Öyle değil mi? Şöyle bir bakınca benim bile Subaru-oniisan tarafından kurtarılmışlığım var sonuç~taa. Petra-chanlar da aynısını yaşadığı için onu o şekilde cesaretlendiriyorlar ya za~teen&#8230; Ama buna rağmen onun böyle davranması insanın sinirini bozmu~yoor mu?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşaret parmağını dudağına bastırıp yanaklarını şişiren Meili’nin bu çocukça trip atmasına karşılık Rem birkaç kez gözlerini kırpıştırdı ve ardından kendini tutamayıp kıkırdayıverdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “Ara~, sen az önce bana mı gül~düün?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “Özür dilerim. Biraz şaşırdım sadece. Benim gözümde sen de Petra-chan da yaşınıza göre epey olgun çocuklarsınız çünkü.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “Bana ukala mı demek istiyorsun aca~baa? Gerçi benimkisi sağdan soldan duyma şeyler sadece ama Petra-chan’ın durumu tamamen kendi çabasıyla boyundan büyük işlere kalkışmasının bir sonucu. O yüzden Emilia-oneesan da Rem-oneesan da öyle bir yanlışa kapılırsanız boynuz kulağı geçince pişman olan siz olursunuz, benden söyle~meeesi.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “&#8230;Ne demek istediğinizi pek anlayamadım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “Öyle mi? Fufufu, öyle mi diyor~suun?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendisine çocuk muamelesi yapılmasının intikamını başarıyla almış olmanın verdiği zafer edasıyla Meili elini ağzına götürüp kıkır kıkır güldü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Meili’nin bu tepkisi karşısında hafifçe iç çeken Rem, bir kez daha mutfak kapısına bakarak,</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “Anlaşılan bu kamptaki herkesin yolu bir şekilde o kişi tarafından kurtarılmaktan geçmiş.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “Anlaşılan öy~leee. Zaten biraz da bu yüzden Subaru-oniisan tehlikeli bir şey yapmaya kalktığında kimse ona ‘Hayır’ diyemiyordur ben~cee. ——Yine de bunu çok kafana takmana gerek yok ben~cee.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “?..”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “Çün~küü benden daha yüzsüz ve buraya ait olmayan başka bir çocuk daha olduğunu sanmı~yooorum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ördüğü saçının ucunu parmaklarıyla çekiştiren Meili omuz silkti. Onun sesindeki o karmaşık duyguyla Rem’in açık mavi gözlerini kısmasına neden oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “&#8230;Belki yeri değil ama Anılarımın olmaması şu an çok canımı sıkıyor.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Meili’nin bariz bir şekilde hiç de hafife alınmayacak dertleri var gibiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Vollachia İmparatorluğu’nda bağlarını güçlendirdiği Emiliagillerin aksine Meili’yle ilk karşılaşmaları Lugunica Krallığı’nda, o da Reinhard’ın sırtına alıp taşıdığı ejder arabasının içinde olmuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yüzeysel bir açıklamadan yola çıkarak Meili’nin eskiden Subarulara düşman olduğunu duymuştu gerçi. Ama sırf aralarındaki ilişki gerilmesin diye Subaru o kadar lafı geveleyip üstü kapalı anlatmıştı ki en nihayetinde Meili ile aralarında tam olarak nasıl bir husumet yaşandığını bir türlü öğrenememişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak şu an o küçücük yüzünde beliren karmaşık duygular, tam da bu geçmişten gelen içsel bir çatışmanın en net kanıtı gibiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yüzden——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “Lütfen sen de kendini bu kadar acımasızca yargılama.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rem’in sözleri karşısında nefesi kesilen Meili, gözlerini kırpmadan ona bakakalmıştı. Rem gözlerini hiç kaçırmadan bu bakışlara dimdik karşılık verince Meili dudaklarını hafifçe araladı ve&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “Bana böyle şeyler söylemen doğ~ruu mu ki? Zamanında Rem-oneesan’ı da öldürmeye kalkmıştım a~maa?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “&#8230; Bak işte buna bayağı şaşırdım ama ne yazık ki hatırladığım bir şey değil.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “Eh, ne diyebilirim ki şanslı~sıın&#8230; Gerçi, bu kadar şanslı olmaya hakkım var mı orasından emin değilim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sözcükler, fısıltıdan ziyade âdeta yok olmaya yüz tutmuş titrek bir sesle dökülmüştü Meili’nin dudaklarından.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eliyle örgülü saçlarıyla oynamaya devam ederken bakışlarını Rem’den kaçırıp yere indirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “Açıkçası her şeyin benim için fazla tıkırında gittiğini düşünü~yoorum&#8230; Yaptığım onca şeye rağmen göz yumulması, İlahi Korumam sayesinde krallığın bile beni affetmesi&#8230; Anlayacağın, çok yakında sağlam bir bedel ödeyeceğimi hissedi~yoorum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “Bedel mi&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “Hani iyi bir şey yapınca övülürsün ya, kötü bir şey yapınca da azar işitmen gerek~meez mi? Ben işte o azardan sürekli kaçıp duruyoo~rum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Affedilmeyi kendine yediremediğinden olsa gerek ki Meili’nin kelimeleri buram buram karamsarlık kokuyor, insanın yüreğini burkuyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ona böyle düşündürten o geçmişteki icraatlarının ne olduğunu Rem hiç bilmiyordu. Onu öldürmeye kalktığı yönündeki sözlerini de ne kadar ciddiye alması gerektiğini de kestiremiyordu üstelik.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Belki de gerçekleri tüm çıplaklığıyla öğrense Rem’in de düşünceleri değişebilirdi. ——Fakat şu an için hiçbir fikri yoktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve hiçbir şey bilmediği “şu an” söyleyebileceği şeyleri ancak “şu an”da dile getirilebileceğine de inanıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “Seninle kıyaslamak gibi olmasın ama inan bana benim de benzer dertlerim var.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “&#8230;Rem-oneesan, benim~lee mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “Evet&#8230; Sonuçta, benim için onca şey yapılmışken bunları gayet sıradan bir şeymiş gibi karşılayacak kadar arsız ve gamsız biri olmadığımı düşünüyorum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anılarını yitirmiş bir hâlde uyandıktan sonra etrafında güvenebileceği kimsenin olmadığı o koca boşlukta ona—— Subaru’ya ne kadar soğuk davrandığı ve ona uzatılan eli nasıl acımasızca ittiğini düşünüyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O dönem Rem’in içinde bulunduğu durumun zorluğu yadsınamazdı elbette ama kendini haklı çıkarmanın da bir sınırı olmalıydı. Sonuçta Subaru’nun sunduğu o karşılıksız lütuflar da sonsuz bir kuyu değildi ya.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “İçimdeki bu kibrin bedelini bir şekilde ödemem şart. O hesabı tamamen kapatmadığım sürece onun yüzüne bakmaya bile hakkım yok diye düşünüyorum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “&#8230; Kendine karşı epey acımasız~sıın.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “Belki de öyledir. Başkalarına&#8230; bana bu kadar değer veren birine yaptığım o acımasızlığın karşılığı diye düşünürsek gayet yerinde bir tepki. Ama bu benim hikâyem tabii&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “?..”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Konuşurken Meili’ye doğru bir adım yaklaşıp aradaki mesafeyi kapatan Rem, ufak bir an tereddüt etse de şaşkın şaşkın kendisine bakan bu küçük kızın başına nazikçe elini koyuverdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve ardından da——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “Henüz küçücük bir çocuk olan senin, geçmişin bedelini ödemekten bu kadar korkması bence hiç de sağlıklı bir şey değil&#8230; Bu yüzden o ödeyeceğin bedele, senin yerine ben karşı duracağım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “——Ah.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kelimeleri özenle biraz da utana sıkıla seçen Rem’e karşılık Meili hafifçe içini çekti. Sonrasında başını öne eğdi ve Rem’in eli hâlâ başının üzerindeyken şöyle mırıldandı&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “&#8230; Rem-oneesan, Anıların olmasa bi~lee senin kesinlikle bu kampın has bir üyesi olduğuna karar verdim şim~dii.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “&#8230; Bununla ne demek&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>İstedin ki şimdi?</em> Başını kaldırmayan Meili’ye kaşlarını çatarak baktı Rem. ——İşte tam o esnada oldu ne olduysa.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “Ay!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Meili’nin başında duran elinde aniden tuhaf bir his sezen Rem, farkında olmadan tiz bir çığlık koparmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir de ne görsün, kızın koyu mavi saçlarının arasından küçük bir yaratık kafasını uzatmıştı. Onun, üzeri koyu kızıl bir parlaklıkla kaplı bir akrep olduğunu idrak etmesiyle, su sürahisini tuttuğu kolunu refleksle geriye çekmesi neredeyse bir olmuştu—— tabii sürahide kalan yarım litre suyun olduğu gibi Meili’nin başından aşağı boca olması da.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem ve</strong> <strong>Meili:</strong> “Ah.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ortaya çıkan bu felaket tablosu karşısında suçlu Rem ve mağdur Meili aynı anda donakaldılar. Meili’nin sırılsıklam olmuş kafasının üzerinde, onunla beraber duş almış olan o ufak akrep kıskaçlarını kıs kıs yaparak bu duruma isyan ediyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm bu sürprize sebep olan, akrebin ta kendisinin o şok edici sahneye çıkışıydı hâlbuki; bir de çıkıp küstahça şikayet etmesi yok muydu! Dahası, onlar daha olayın şokunu atlatamadan mutfak kapısı büyük bir gürültüyle ardına kadar açıldı ve——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Az önce Rem’in çığlığını duymadınız mı?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “&#8230;Kötü zamanlama.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Ehh?! O kadar endişelendik, verdiğin tepkiye bak?! Bir de bu ne hâl şimdi?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çığlığı duyar duymaz fırlayıp gelen Subaru, gördüğü manzara karşısında art arda şaşkınlık krizleri geçiriyordu. Onun bu her zamanki şamata kopardığı hâlini gören Rem, olayı anlatmaya nereden başlaması gerektiğini bir anlığına bilemedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat ondan da önce, &#8220;Ahaha&#8221; diye bir kahkaha patlayıverdi. ——Kahkahayı atan Meili’ydi. Tepesinden aşağı boca edilen suyla, tepesindeki akreple birlikte sırılsıklam olmuş hâliyle gülerek,</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “Ha~ah, ay çok ko~miik. İnsan bu evde üzülmeye bile fırsat bulamı~yoor resmen.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Niye o kadar rahatsın ki? Oy, Petra! Havlu! Havlu getir çabuk!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petra:</strong> “Aaa, Meili-chan sırılsıklam olmuşsun! Hemen üstünü değiştirmemiz lazım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Pıtır pıtır koşarak elinde bir havluyla gelen Petra, Meili’nin kafasını üstündeki akreple birlikte kurulamaya başladı. Kendisine yapılanlara uslu uslu boyun eğen Meili’nin karşısında, elinde boş sürahiyle dikilen Rem mahcup bir edayla başını eğdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onu teselli edeyim derken sırılsıklam etmişti, kaş yapayım derken fena hâlde göz çıkarmıştı. Ancak yaptığından bin pişman olan Rem’e karşı Meili umursamazca elini sallayıp “Hiç dert et~mee.” diyerek ekledi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “Onun yerine, az önceki dediklerini ciddiye alacağım ona gö~ree.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Havlunun arasından kendisine bakan o gözleri görünce Rem’in gözleri hafifçe irileşti. Onların bu sessiz diyaloğu arasında Meili’nin arkasına dolanan Petra onu omuzlarından iterek&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petra:</strong> “Hadi bakalım, üstünü değiştirmeye. Subaru, Garf-san, bulaşıklar henüz bitmedi ama&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Siz orasını bize bırakın, hallederiz. Meili şifayı kapmasın da tek derdimiz o olsun.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “Bana da çocuk muamelesi yapıp durma~yıın.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu mızmızlanmasını arkasında bırakarak Petra’nın eşliğinde oradan uzaklaştı Meili. Koridorun diğer ucunda gözden kaybolana dek Rem’e neşeyle el sallamayı da ihmal etmemişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yürek ısıtan bu iki kızı arkalarından uğurladıktan sonra Subaru “Iııı&#8230;” diyerek Rem’e döndü&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Aa, o Nee-sama’nın mı suyuydu? O zaman hemen halledivereyim onu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “&#8230; Hayır, Petra-chan’ın işi bırakmasına sebep olan bendim, o yüzden ben de yardım edeceğim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Oo? İyi o zaman beraber yaparız.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun sürahiye uzanan elini savuşturan Rem, ona yardım etmeyi teklif etti. Biraz şaşırmış görünse de Subaru bu teklifi hemen kabul edince Rem hafifçe gözlerini kısarak sitemkâr bir bakışla&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “&#8230;Böyle tekliflere hiç düşünmeden evet diyorsunuz bakıyorum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Eh? Ne alakası var şimdi ya?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “Hiç. Garf, ben de size katılacağım o yüzden azıcık yana kaysana.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “İyi olur harbiden, elden ele bitiririz de niye bir tek muhteşem benli’ime böyle kaba hitap ediyorsun ki la’ sen?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “Nee-sama da sana böyle hitap ediyordu ondan, hem niyeyse ağzıma da cuk diye oturdu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Lavaboda ellerini köpüklü suya daldıran Garfiel burnunu kırıştırdı. Subaru’nun da bu duruma acı acı gülümsediğini hisseden Rem, refleks olarak bir şeyler söylemeye niyetlendi—— ama vazgeçti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha demin Meili’nin karşısında kendi eylemlerini sorgulamamış mıydı sanki?</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “N’oldu, Rem? O güzel yüzünü düşürecek bir şey mi oldu yoksa?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “Ha?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Pardon, ağzımdan kaçıverdi! T-Tamamdır, haydi, şu bulaşıkları hemen halledip Nee-sama’ya suyunu götürelim!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dediklerini gürültüye getirip unutturmaya çalışan Subaru, kollarını sıvarmış gibi yaparak hızla Garfiel’ın yanına koştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onun bu hâlini iç çekerek izlerken Rem, kendi kendine olabildiğince sert bir şekilde tembihte bulundu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yaptıklarının hesabını tamamen kapatmadan, içindeki bu boğucu ve can sıkıcı hislerle yüzleşmeye bile hakkı yoktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “Önümde daha aşmam gereken çok dik yokuşlar var. Katya-san, Priscilla-san.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">O hakkı kendisinde bulduğunda o adamın karşısına nasıl bir yüzle çıkacaktı ki?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sorunun cevabını henüz bilmemesine rağmen Rem, kalbinde yer edinen o sevgi ve saygı duyduğu kişilere seslenerek Petra’nın yerine bulaşık yıkama zincirine katıldı.</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">△▼△▼△▼△</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Yeni sorular filizlenip yeni hedefler belirlendiğinde ve tam da bir şeyleri yoluna koymak için harekete geçmeye karar verildiğinde işler pek de planlandığı gibi tıkırında gitmezdi nedense bilirsiniz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çoğu zaman, hedefe giden o yolda ya çevresel faktörlerden kaynaklı bir durgunluk ya da beklenmedik bir kargaşa insanın ayağına dolanıverirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu defaki olaydaysa Natsuki Subaru’nun hevesini kursağında bırakan şey bu ikinci seçenek olmuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “——Fuhaa.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hafif bir nefesle birlikte kocaman açılmaya yüz tutmuş bir ağzın üzerine kapanan bir el o esnemeyi gizledi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak esnediği kabak gibi ortada olduğu yetmezmiş gibi, bir de göz kenarlarında biriken o yaş damlası bile apaçık seçiliyordu. İnsan bazen düşünmeden edemiyordu, basbayağı esnemek mi yoksa esnemeyi bastırmaya çalışıp gözleri yaşartmak mı görgü kuralları açısından daha zarif sayılırdı acaba? Gerçi, daha esneme eyleminin kendisi en başından bir görgü ihlali sayılıyorsa o zaman konuşacak pek de bir şey kalmıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “——Buyurun, çayınız.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu düşünceler eşliğinde karşısındaki kişiyi süzerken usulca masaya bırakılan şey, Ram’dan aldığı eğitimle çay servisi hünerlerini konuşturan Petra’nın demlediği siyah çaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Buram buram kokan çay yapraklarının o sıcacık aroması havaya yayılınca karşısındaki kişi “Araa” diyerek esnemesini yarıda kesti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Ne kadar da hoş bir kokusu vaaar. Böyle çat kapı gelivermeme rağmen bir de üstüne bu kadar güzel ağırlanmak, inanın beni biraz mahcup ettii, ehehe.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Yoo, hiç sorun değil. Biz de hep beraber çay içmeye hazırlanıyorduk geldiğin sırada, o yüzden harika bir <em><u>‘taymink’</u></em> oldu diyebilirim. Iıı&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “——Sakura Element canııım, Emilia-chan.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dudaklarında hafif bir tebessümle bunu söyleyen ve kendini Sakura Element olarak tanıtan bu İlahi Ejderha Kilisesi mensubu kadın, önüne konan çay fincanını hiç çekinmeden yudumladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sakura’nın Emilia kampının kaldığı Soylular Konağı’na damlaması, tam da sabahın körüyle sabahın başlangıcı arasındaki o ince çizgide Subarugillerin kafasının anca basmaya başladığı bir zamana denk gelmişti. Subarugillerin başkalarına laf söylemeye pek yüzü olmasa da bu habersiz ziyaret tam bir baskın hissi veriyordu——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Bizim de niyetimiz bir ara uğrayıp selam vermekti elbet ancak Emilia-sama’nın programı oldukça yoğun ve ilgilenmesi gereken bir yığın iş var. Mümkünse önceden bir haber vermenizi rica ederdik.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Karşı tarafın kendi rutinlerini bozmasından ötürü Otto’nun fena hâlde tepesi atmış gibiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kullandığı kelimeler her ne kadar nazik olsa da o buram buram isyan kokan tavrından Subaru onun sinirlerinin epey gerildiğini sezebiliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Dünkü iç dökme seansı kesmedi herhâlde&#8230; Sizli bizli konuştuğu sürece karşı tarafa saygıda kusur etmediğini sanan bir hâli var.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Duyuyorum <em>seni</em>, Natsuki-san. Bu tavrınız hiç hoş olmuyor <em>ama.</em>”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Tırstım lan, bildiğin kibarlık falan değil bu, dümdüz tehdit&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendi yoldaşlarına bile acımadan hırlayan Otto’nun bu savaş pozisyonu alması, elbette Subaru ve diğerlerini hizaya getirmek için değil, teyakkuzda olmaları gereken bir misafiri ağırlamalarındandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha dünün üzerinden yirmi dört saat geçmeden, olayın tam göbeğindeki İlahi Ejderha Kilisesinin kalkıp ayaklarına kadar gelmesini Kraliyet Seçimine yormayacak kadar saf kimse yoktu aralarında.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hâliyle misafir odasında ağırladıkları Sakura’nın da buraya gelmesinin arkasında hafife alınmayacak bir sebebi olmalıydı ama——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sakura:</strong> “——Subaru-chan’dı, değil miii? Bana öyle gözünü dikip bakarsan utanırım amaaa.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Ah, kusura bakma. Sakura-san çok güzel bir kadın olduğundan deminki davranışım ayıp oldu sanki?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sakura:</strong> “Amaanın, hem özür dileyip hem de kur yapan yaramaz bir çocukmuşsuuun. Senin bu kadar işini bilen biri olduğunu tahmin etmemiştiiim. Hakkında bir sürü dedikodu kulağıma geldi, Subaru-chaaan.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Dedikodu mu? Benim hakkımda mı?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beklenmedik bu karşı hamleyle Subaru parmağıyla kendini işaret edince Sakura “Evet.” diyerek gülümsedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ardından elindeki çay kaşığıyla çayını karıştırdı, fincanı tekrar dudaklarına götürdü ve son derece cilveli sayılabilecek bir edayla yavaşça nefesini verdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonra da odaya çöken o tuhaf sessizliğe başını eğerek sordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sakura:</strong> “&#8230;Yoksa benden bir şey mi bekliyordunuuuz?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Ee, yani, muhabbetin gidişatına bakarsak Sakura-san’ın benim hakkımda duyduğu o dedikoduların ne olduğunu anlatmanı beklememiz normal değil mi sence de?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sakura:</strong> “Öyle miii? Amaaa Subaru-chan’ı aynı kamptaki Emilia-chan ve diğerlerinin çok daha iyi biliyor olması gerekmez miii? Bu saatten sonra Subaru-chan hakkında ne dedikodu çıkmış çıkmamış, kimin umurunda kiii?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Haklısın, fena konuşmuyorsun, sanırım. Kesinlikle, Subaru’yu en iyi bilenler Betty ve diğerleridir, doğrusu. Endişe edecek hiçbir şey yok, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Hıhı. Böylesine harika bir şövalyemiz olduğu için ben de onunla çoook gurur duyuyorum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kucağında oturan Beatrice’in ve hemen sağındaki Emilia’nın verdiği bu onaylar Subaru’yu bir yandan mutlu etse de hakkındaki o dedikodu meselesinin böyle havada kalıp kaynatılması pek de içine sinmemişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her neyse, duvar kenarında hazır bekleyen Petra da dâhil olmak üzere Subaru, Emilia, Beatrice ve Otto’dan oluşan ekip, bu çat kapı baskın yapan Sakura’yla ilgileniyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şu anki izlenimlere göre Sakura son derece ele avuca sığmaz, ne olduğu belirsiz bir kadındı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Sakura-san, Filóre’yle yakın arkadaş mısınız? Ben de onunla daha yeni arkadaş oldum da.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sakura:</strong> “Evet, Filóre-chan’dan illallah edene kadar dinledim zateeen. İkide bir ‘Benim Emilia’m, benim Emilia’m’ diye ortalıkta dolanıp duruyorduuu&#8230; Yaniii, ben Filóre-chan’la aynı kilisedenim, onun bir nevi ablası sayılırım aslındaaa.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Demek Filóre’nin ablasısın!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Abla kardeş olan sizin aranızda bayağı bir enerji farkı var desenize.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sakura:</strong> “Sadece ablası gibi diyeliiim. O kızımız Kilisenin göz bebeği olarak gözlerden ırak, el bebek gül bebek büyütüldüüü, o yüzden tüm Kilisenin en küçük kızı da diyebiliriz onaaa. Ehehe.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gözlerinin kenarı kısılarak bunları anlatan Sakura’nın gülümsemesinin ayarı bir an bile değişmemişti. Bu yüzden Filóre hakkında anlattıklarına ne kadar inanmaları gerektiği tam bir muammaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak Filóre’nin kilisenin göz bebeği olduğu ve herkesten gizlenerek büyütüldüğü detayı cidden kafa kurcalayıcıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Öyleyse Filóre-san’ın bugüne dek hiç ortalarda görünmemesinin ardında İlahi Ejderha Kilisesinin bu politikası yattığını söyleyebiliriz, değil mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sakura:</strong> “Öyle de denebiliiir. Gerçiii Filóre-chan’ın durduk yere paldır küldür dışarı fırlamasıyla bunların da pek bir anlamı kalmadı amaaa.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Yani Filóre’nin o kendi başına buyruk tavırları kilisenin cidden hiç beklemediği bir şeydi demek&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kızı hiç tanımayan biri için bu inanması güç bir hikâye olabilirdi ama Filóre’yle bizzat laflamış biri olarak Subaru’ya göre bu gidişat hiç de mantıksız gelmemişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha dün bile ona zorla Kilisede kalması emredilmişti ama kızın o hâline bakılırsa sabrının çok yakında taşıp kendi başına sokağa fırlaması an meselesi gibi duruyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sakura:</strong> “Aslında gerçekten de dışarı fırlayıp gittiii. Benim bugün buraya, Emilia-chanların yanına damlamamın sebebi de bu zateeen.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “&#8230;Eh?! Dışarı fırladı derken bugünden mi bahsediyorsun?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sakura:</strong> “Evet, bu sabaaah. Hâlbuki daha dünden bugünkü programını ona tek tek anlatıp tembihlemiştim ama çok yaramaz bir kız işte n’aparsın kiii&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Yok artık, bildiğin sorunlu kız çocuğu muamelesi yapıp burada rahat rahat çay içilecek durum mu bu?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her ne kadar halka resmî olarak duyurulmamış olsa da Filóre’nin krallıktaki en önemli figürlerden biri olma merdivenlerini üçer beşer tırmandığı su götürmez bir gerçekti. Böylesine önemli birinin kafasına göre takılması yetmezmiş gibi, göz kulak olması gereken kişinin de burada böyle yayılması olacak iş miydi?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eli ayağına dolaşan Subarugillere bakıp “Ehehe.” diye hiçbir şey umurunda değilmişçesine güldü Sakura.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sakura:</strong> “O konuyu hiç dert etmeyiiin. Ne tesadüftür kiii Filóre-chan’ın nereye gittiğini biliyorum. Tam da arkadaşı olan Emilia-chan’ın yanına geliyorduuu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Aa, öyle mi şükürler olsun. Benim yanıma geliyor demek&#8230; Eh, hâlâ gelmedi ama!?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Gelmedi mi?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">İçlerine su serpecekmiş gibi görünüp tam tersine daha da telaşlandıran bu bilgiyle panik havası kaldığı yerden devam etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sakura’nın bu kendinden emin konuşmasından, Filóre’nin nereye gideceğini belirten bir not falan bıraktığı anlaşılıyordu ama işin aslı kamptan hiç kimse onun saçının telini bile görmemişti. Doğal olarak Petra da Otto da bu durumdan bihaberdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Beako, senin de bir şey bildiğin yok tabii. Bugün uyandığımızdan beri hep beraberiz sonuçta.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Öyle, doğrusu. Subaru’yla birlikte erkenden yatıp erkenden kalktık, Subaru’yla dişimizi fırçaladık, Subaru’yla radyo jimnastiği yapıp Subaru’yla kahvaltımızı ettik, sanırım. O arada Betty de o yaygaracı kızı hiç görmedi, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “N-Ne yapacağız şimdi? Ya Filóre’nin başına bir şey gelirse?..”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kafa kafaya veren Subaru ve tayfası, ortadan kaybolan Filóre’nin nereye gitmiş olabileceğine dair kafa patlatmaya başladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İlk ortaya çıktığında varlığıyla ayrı bir şok yaratmıştı, şimdi de aniden ortadan kaybolmasıyla bambaşka bir şok yaşatıyordu. Filóre sanki insan suretine bürünmüş bir kasırga gibiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte böyle dört dönen Subarugillerin hemen yanında, Otto ufak bir iç çekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Oy, ne oldu Otto&#8230; ah! Yoksa sen <em>hazır başımıza dert açacakken toptan uçup gitse de arkasında iz bırakmasa</em> falan mı diye düşünüyorsun?..”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Otto, o kadarı da fazla Roswaalca oluyor, sanırım&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Adımı çıkarmaya çalışmaktan vazgeçin artık. Beatrice-chan, sen de bana öyle bakma&#8230; Yine de teyit etmek için soruyorum, Filóre-san dışarı İlahi Ejderha Kilisesinin rahibe kıyafetiyle mi çıktı?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birbirine sarılmış Subaru ve Beatrice’in o yargılayıcı bakışlarına alnındaki damar seğirerek karşılık veren Otto, hemen ardından Sakura’ya Filóre’nin ne giydiğini sordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu soru üzerine Sakura “Tabii kiii.” diye başını sallayınca&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “O zaman endişelenecek hiçbir şey yok. Çok olağanüstü bir durum olmadığı sürece İlahi Ejderha Kilisesi rahibesi kılığındaki bir kadının sokak ortasında başı belaya falan girmez.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Sahiden mi? Petra-chan, sen ne düşünüyorsun?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petra:</strong> “Bence de Otto-san’ın dediği gibi. Eğer kiliseden birinin başı derde girerse etrafındakilerden biri kesinlikle ona yardım eli uzatacaktır.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Otto ve Petra’nın bunun gayet doğal bir şeymiş gibi kendilerinden emin konuşması, Subaru ve Emilia’nın aydınlanmışçasına “Hadi ya, öyle mi?..” demesine sebep oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “İyi de bu dedikleriniz sokakta yolunu falan kaybettiyse geçerli değil mi? Ne bileyim; arkasında kötü niyetli birilerinin, karanlık ve sinsi bir elin&#8230; falan olduğu bir senaryoysa işler o kadar da garanti olmaz hani?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Kötü niyetli, karanlık, sinsi el falan derken ne saçmalıyorsun sen&#8230; Sakura-san’ın şu rahat tavırlarına bakılırsa öyle bir dertleri de yok belli ki. Açıkçası onun bizzat burada olmasının nedeni——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sakura:</strong> “——Otto-chan da zehir gibi yaaa. Aynen öyle, ben ondan önce yola koyuldum daaa.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sakura, Otto’nun tam varmak üzere olduğu sonucu onun ağzından alıp kendisinin bu Soylular Konağı’na neden geldiğini işte böyle açıkladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Biraz eksik bir anlatım olsa da bu sözlerle, Filóre’nin o paldır küldür hâliyle birleşince Subaru da Otto’dan biraz rötarlı da olsa cevabı buldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Yani Filóre, Emilia-tan’ın yanına gideceğim diye fırlayıp çıktı ama tam olarak nereye gideceğini bilmediği için yolda sağa sola sora sora burayı bulmaya çalışıyor&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Onun ablası rolündeki sen de nasılsa er ya da geç buraya damlayacak olan Filóre’den önce davranıp gelip Bettylerin yanında böyle rahat rahat çayını yudumluyorsun, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sakura:</strong> “Vay vay vaay, on numara beş yıldııız. Emilia-chan’ın yanındakiler cidden çok zeki çocuklarmııış.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hafifçe alkışlayarak onları öven Sakura’nın bu sözlerini yutacak kadar enayi değildi Subarugiller. Kaldı ki halkın İlahi Ejderha Kilisesi mensuplarına olan o yardımseverliğiyle Filóre’nin o hiperaktifliği birleşse bile yine de kızın yüzde yüz güvende olacağına dair kesin bir inanç beslemek imkânsızdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aynı endişeyi Emilia da taşıyor olacak ki o şekilli güzel kaşlarını çatarak&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Sakura-san bu kadar kendinden emin olsa da ben Filóre için endişeleniyorum. Gidip şöyle etrafa bir göz atsam——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “——Emilia-san, müsait misiniz? Bir misafirimiz var.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Emilia’nın bu endişesi, misafir odasının kapısını çalan Rem’in sesiyle tam da o an bölündü. İstemsizce herkesin bakışları kapıya dönerken “Misafir mi?” diye mırıldandı Emilia başını eğerek.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve hemen ardından, kapı büyük bir gürültüyle dışarıdan itilerek sonuna kadar <em>BAM</em> açıldı——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “——Durum çok fena, Emilia! Ne olur arkadaşına yardım et!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Filóre?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şaşkınlıktan gözleri fal taşı gibi açılan Emilia’nın tam karşısında misafir odasına bam güm dalan kişi, tam da az önceki sohbetin odak noktası olan Filóre’nin ta kendisiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kırmızı gözleri dolu dolu olan kız, kendisine şaşkınlıkla bakan Emilia’ya doğru koştu ve hiç hız kesmeden kafasıyla kızın göğsüne dalıverdi. Bu hızla yaptığı şey düpedüz kafa atmak sayılırdı ama Emilia, Filóre’nin bu uçan saldırısını hiç zorlanmadan karşılayıp onu kucaklayıverdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Ayy, şaşırttın beni. İyi misin, Filóre? Bir yerin acıyor mu?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Evet, evet, iyiyim&#8230; Yoo, değilim! Ben mahvoldum, perişanım! Baksana bedenim değil ama kalbim paramparça oldu!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Aa, olamaz&#8230; Nereye bakmam lazım şimdi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Ben de bilmiyorum, o yüzden sadece bana sıkıca sarıl!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Tamam! Sıkıcaaa!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Filóre, daha odaya adımını atar atmaz o inanılmaz enerjisiyle ortamın havasını bir anda kendi rengine bulamıştı. Onun bu fevriliğe dayalı saçma sapan hareketlerine zerre tereddüt etmeden ayak uyduran Emilia’nın o yiğit duruşu göz kamaştırıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte böylece sarmaş dolaş olan bu ikiliyi izlerlerken sessizce yanlarına süzülen Petra Subaru’nun eşofmanının kolunu çekiştirdi ve&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petra:</strong> “&#8230;Şu meşhur Azize-sama dediğiniz kız bu mu şimdi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Ta kendisi, o meşhur Azize-sama işte. Ne diyorsun? Kafandaki imajdan ne kadar farklı çıktı?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petra:</strong> “Galiba epey farklı&#8230; aa ama bence sıkıntı yok. Sonuçta Azize dediğin de kişiden kişiye değişir yani.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Azizelerin bile çeşit çeşit olduğu bir çağ ha&#8230; Pek mantığıma yatmadı gibi ama neyse.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hem harika bir dinleyici hem de çok iyi bir konuşmacı olan Petra bile yaşadığı bu afallamayı kelimelere dökmekte zorlanmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her neyse, tek başına başkentte dolanıp duran Filóre’nin bu Soylular Konağı’nı bulamaması gibi en kötü ihtimal şimdilik rafa kalkmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Geriye bir tek, ‘Kurtar beni’ diyecek kadar perişan hâldeki Filóre’nin asıl derdinin ne olduğu kaldı ama&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Şimdilik iyi şeyler hissetmiyorum, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beatrice’in bu tahminine Subaru da harfiyen katılıyordu. Subarugiller bir kenarda böyle kara kara düşünürken Emilia kendi kollarında yavaş yavaş sakinleşen Filóre’yi o yumuşacık sesiyle yatıştırıyordu&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Peki, ne olduğunu anlatabilecek misin? ‘Yardım et’ derken neyi kastediyordun?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Hiç sorma&#8230; Başımıza çok fena işler açıldı, Emilia.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Fena mı&#8230; <em>hıkk.</em>”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Filóre’nin ağırdan alarak konuşması karşısında Emilia duyulur bir şekilde yutkundu. Burnunun dibindeki Emilia’nın gözlerinin içine baka baka, Filóre sözlerine devam etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve dedi ki——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “——Kraliyet Seçimine aday olarak katılmak zorundaymışım!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ağlamaktan çatallanan bir sesle Filóre omuzlarına yüklenen bu acımasız kaderine işte böyle isyan ediyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu duyan Emilia’nın ametist rengi gözleri fal taşı gibi açıldı, Otto elini alnına götürdü, Petra o sevimli yüzünde dudaklarını ısırdı, Subaru ve Beatrice’se birbirlerine bakarak&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Tahmin ettiğim gibi&#8230;”<br><strong>Beatrice:</strong> “Kötü hislerimiz boşa çıkmadı, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Ben şimdi ne halt yiyeceğim&#8230; Gağh! Sakura?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hiç de hoş olmayan bir geleceği doğru tahmin etmenin hüznünü yaşayan Subaruların hemen yanı başında, misafir odasının kapısına arkası dönük olduğu için Filóre’nin henüz varlığını fark edemediği Sakura, kıza neşeyle el salladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İçeriye fırtına gibi dalan Filóre, tanıdık bir yüzle yaşadığı bu beklenmedik karşılaşma karşısında çenesi yerinden çıkacakmışçasına ağzını kocaman ama kocaman açmıştı. —— O güzeller güzeli kızın havası fıs diye sönüvermişti.</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-10-guvenin-koku/">Kısım X, Bölüm 10 – “Güvenin Kökü”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-10-guvenin-koku/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kısım X, Bölüm 11 – “Ejderha Cevherinin Parlama Sebebi”</title>
		<link>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-11-ejderha-cevherinin-parlama-sebebi/</link>
					<comments>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-11-ejderha-cevherinin-parlama-sebebi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bertiel]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 May 2026 18:42:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ana Hikâye]]></category>
		<category><![CDATA[Kısım 10]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.rezeroturkce.com/?p=7473</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-11-ejderha-cevherinin-parlama-sebebi/">Kısım X, Bölüm 11 – “Ejderha Cevherinin Parlama Sebebi”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<p>※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ Çevirmen: Bertiel Ek Düzenleme: Qua Redaktör: akari Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-11-ejderha-cevherinin-parlama-sebebi/">Kısım X, Bölüm 11 – “Ejderha Cevherinin Parlama Sebebi”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-11-ejderha-cevherinin-parlama-sebebi/">Kısım X, Bölüm 11 – “Ejderha Cevherinin Parlama Sebebi”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img decoding="async" width="1920" height="804" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim.png" alt="" class="wp-image-7474" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim.png 1920w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-2000x838.png 2000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-1000x419.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-768x322.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-1536x644.png 1536w" sizes="(max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/Archbishop1748607337/status/2036724396497502447" type="link" id="https://x.com/Archbishop1748607337/status/2036724396497502447">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Çevirmen: Bertiel</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Ek Düzenleme: Qua</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Redaktör: akari</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire, universe, Yağız D, Metin K, equ, Sakuta Hijiri, Emirhan D, Kerem Y, jnxleus</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Destek vermek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://rezeroturkce.com/bilgi-kosesi/destek/">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Discord’a gelmek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://discord.gg/rezeroturkce">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Sence de Sakura ve Tiga çok acımasız değiller mi? İşlerin bu raddeye geleceğini bilseydim ben de&#8230; ben de!..”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Kendi canının derdine düşüp Kutsal Ayinle birilerini kurtarmaya falan kalkışmaz mıydın yaniii?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Bilsem de yapardım herhâlde ama bilerek yapmakla bilmeden yapmak arasında psikolojim açısından dağlar kadar fark var bir kere ya!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendi fevri doğasının gayet iyi farkında olan ve nokta atışı bir öz eleştiri yapan Filóre, bir yandan feryat figan bağırırken bir yandan da tam karşısında oturan Sakura’ya yaşlı gözlerle ters ters bakıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendini onun ablası yerine koyan Sakura, Filóre’nin bu sözleri üzerine kaşlarını çaresizce düşürüp&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sakura:</strong> “Bize böyle kızsan da zor durumda olanlar yine biziz kiiii. Subaru-chan ve Beatrice-chan beni anlar, değil miii?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Neden durduk yere Beako’yla beni lafa kattın anlamadım ama başınıza gelenlerin pek de sürpriz olmadığını az çok çaktım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Suçun kimde olduğu bir yana, atışmalarınıza bakılırsa bütün bu olan bitenin fitilini Filóre’nin ateşlediği gün gibi ortada, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böyle söyleyen Subaru ve Beatrice, senkronize bir şekilde “Hım hım&#8230;” dercesine başlarını sallayarak hemen yanlarında oturan Sakura’nın sorusuna ortak yanıtlarını vermiş oldular.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu arada, karşılıklı duran misafir odası kanepelerindeki oturma düzeni şu an tam olarak şöyleydi: Ev sahibi tarafında Otto ve Emilia’nın koluna sımsıkı sarılmış bir Filóre varken misafir tarafındaysa Sakura ve yer değiştirmiş olan Subaru’yla Beatrice yan yana dizilmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dahası, duvar kenarında başından beri dikilen Petra ve Filóre’ye yol gösteren Rem de katılınca odanın curcunası iyice artmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Gerçi odadaki gürültü kirliliğinin asıl sebebi tek başına Filóre desem yeridir. Hem biz niye bu tarafa oturduk ki ya? Ekipler çok saçma şekilde dağılıverdi.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Şu işe baksana ya! Duydun mu Emilia? Subaru, senin can dostun olan beni ayırmaya çalışıyor. Yoksa&#8230; kilisenin ajanı falan mı bu?..”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Neresinden bakarsan bak asıl Kilisenin ajanı sensin, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beatrice, tir tir titriyormuş gibi bir ifade takınan Filóre’ye bakıp bıkkınlıkla iç geçirdi. Koluna sülük gibi yapışan Filóre’ye yüzünde buruk bir tebessümle bakan Emilia’ysa usulca arkadaşının saçlarını okşayıp söze girdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Yapma öyle, Subaru’ya öyle kötü kötü bakma Filóre. Subaru çoook naziktir, asla aramıza falan girmeye çalışmaz. Hem zaten, Subaru’yla benim aramdaki bağla seninle benim arasındaki bağ tamamen farklı şeyler, değil mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Ö-Öyle tabii, bence de öyle&#8230; Bu arada lafı açılmışken hangimize daha çok değer veriyorsun acaba diye sorsam?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Eh? Şey&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Vazgeçtim! Lütfen söyleme! Kutsal metinlerde de yazdığı gibi! <em>‘Ejderha’nın bahşettiği sınavlar sevgidendir. Altının ateşte eritilerek saflaşması misali, ruh da sevgi uğruna çekilen çilelerle yoğrulur ve Ejderha’nın rızasına layık o yüce parıltıya kavuşur!’</em> derler!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yüzünü ellerinin arasına gömüp inancına sığınan Filóre, dindar bir İlahi Ejderha Kilisesi müridinden ziyade, işine gelmeyen gerçeklerin üstünü kutsal metinlerle örtmeye çalışan tatlı su kurnazının tekiydi resmen.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onun Emilia’nın lafını ağzına tıkması yüzünden, Emilia’nın gözünde şu an tam olarak ne kadar değerli olduğunu duyma fırsatını kaçıran Subaru da durumu pek sindirebilmiş değildi, âdeta hevesi kursağında kalmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Neyse, o konu bir kenara——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Az önceki konuya dönecek olursak&#8230; Filóre’nin Kraliyet Seçimi’ne katılması demek, Priscilla’nın yerini alacağı anlamına mı geliyor?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendi kafasında kurup kurup şekilden şekle giren Filóre’yi es geçen Emilia, sorusunu tam karşısında oturan Sakura’ya yöneltti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu soru üzerine uykulu uykulu bakan düşük gözlerini hafifçe kısan Sakura da&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sakura:</strong> “&#8230;En azından, Priscilla-chan’ın ölümünün sebeplerden biri olduğuna zerre şüphe yoook. Yoksa Ejderha Yazıtlarıyla çelişmiş olurduk sonuçtaaa.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Ne de olsa Ejderha Yazıtında Kraliyet Seçimi adayı olacak Ejderha Rahibesi sayısının beş olduğu yazıyor&#8230; İlahi Ejderha Kilisesi de doğal olarak bu kuralları çiğneyemez, değil mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sakura:</strong> “Elbette ki bu şart bozuldu diye, biz de fırsat bu fırsat deyip kollarımızı sallaya sallaya Saraya daldık falan&#8230; sanmayın sakııın. Priscilla-chan’ın aramızdan ayrılmasıyla Ejderha Rahibesi koltuğu boşalmış olsa bile Kilise hep arasına mesafe koymaktan yanaydı ziraaa.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Fakat gelin görün ki evdeki hesap çarşıya uymadı. Bunun sebebiyse&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Otto cümlenin sonunu bilerek açık bıraksa da odadaki herkesin bakışları anında bu curcunanın fitilini ateşleyen, ilk dalgayı yaratan Filóre’ye kilitlenmişti bile.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O delici bakışların altında ezilip yutkunan genç kız, can havliyle tekrar Emilia’ya yapıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Y-Yoo, öyle değil Emilia! Sana rakip olmak falan aklımın ucundan bile geçmedi benim! Sadece kötü bir tesadüf, o kadar! H-H-H-Hem zaten!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rengi kireç gibi olan Filóre, fal taşı gibi açılmış gözlerini bir anda Sakura’ya dikip patladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Hem zaten, Kilisenin şu her şeyi halı altına süpürme huyunu şiddetle kınıyorum! Bugün olan biten ne varsa beni bugüne kadar el bebek gül bebek büyütmelerinden ötürüydü! Tamam, diğer çocukların katlanmak zorunda kaldığı eğitimlerden muaf tutulup yan gelip yattığım için hâlimden memnundum yalan yok ama işin ucunda Emilia’yla kanlı bıçaklı olmak varsa&#8230; Benim zerre suçum yok ki!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Geçti, geçti, ağlama artık Filóre. Sana zerre kızgın değilim ben. Hem zaten diğer Kraliyet Seçimi adaylarının hiçbirini düşman olarak falan da görmedim şu ana kadar.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “E-Emiliaaa&#8230; hık.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Emilia’nın usul usul saçlarını okşayan nazik elleri, Filóre’nin o fırtınalı yüreğine âdeta su serpmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu manzarayı izleyen Sakura, “Hadi canım.” dercesine elini şaşkınlıkla ağzına götürdü.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sakura:</strong> “Normalde buradan sonrası bitmek bilmeyen bir drama bağlardı ama Emilia-chan, Filóre-chan’ı idare etme konusunda cidden bir usta&#8230; var mı bu işin bir püf noktası falaaan?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Emilia-tan’ın o pamuk gibi şefkati karşısında tüm Filórelerin pili anında biter gibi geyikleri bi’ kenara bırakırsak&#8230; Harbi ya, Filóre sen buraya ne demeye gelmiştin ki?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şu ana kadarki tavırlarına bakılırsa bunun Kraliyet Seçimi için bir savaş ilanı falan olmadığı kabak gibi ortadaydı. Sırf sızlanıp mızmızlanmak ve kendini aklamak için koca Kraliyet Başkenti’ni aşıp gelmiş olamazdı herhâlde.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Emin misin, sanırım? Öyle çıksa zerre şaşırmam ben, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Açıkçası ben de sana katılıyorum da öyle dersek muhabbet tıkanır kalır&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Bir dakika durun bakalım. Siz beni o kadar kıt akıllı falan mı sanıyorsunuz? Gerçi hiçbir şey düşünmeden balıklama atladığım çok olmuştur ama bugün durum farklı. Kapı gibi bir planım var benim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Plan mı?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Evet, plan! Ben Kraliyet Seçimi falan uğraşmak istemiyorum. Ama Kutsal Ayini kullanarak Azizelik görevlerimi de yerine getirmek istiyorum. O yüzden arkadaşım Emilia beni bi’ güzel saklayacak, ben de alttan alta Pristella halkını kurtaracağım! Nasıl fikir ama?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Pazar sabahı çizgi filmlerindeki kötü adamların uyduruk planı mı falan mı ya?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">İlkokul çocuğunun bile güleceği kadar delik deşik bir plandı bu. Zaten asıl amaç insanlara yardım etmek olduğundan ortada bir suç falan da yoktu gerçi ama asıl sıkıntı, Sakura’ya çoktan enselenmiş olmalarıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yani anlayacağınız, daha başlama çizgisinde çuvallamış bir projeydi bu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Onu da geçtim, İlahi Ejderha Kilisesi’nin Azizesini kaçırdık falan derseler başımız fena ağrır.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petra:</strong> “Emilia-neesama’nın da böyle huyları var gerçi ama pimi çekilmiş el bombası gibi dolanıp da bunun farkında bile olmamak epey tehlikeli olur, değil mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Eh, yani bu Emilia’yla ruh eşi olduğumuz anlamına mı geliyor?..”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Burada utanıp kızaracak bir durum yok, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yersiz öz güveni nereden bulduğu bilinmez ama Filóre’nin dâhiyane planı anında çöpe atılmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zaten Subaru’ya kalırsa Filóre olan biteni fazla hafife alıyordu. Deminden beri lafı evirip çevirip Kraliyet Seçimi’nden çekilme muhabbetine getirmeye çalışıyordu çalışmasına da——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Kraliyet Seçimi adayı olma vasfını öyle kafana göre çöpe atamazsın. Yanlış mıyım?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Emilia-tan&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Ben de her gün durmadan çalışıyorum sonuçta. İlk başlara kıyasla bu krallığın nasıl işlediğini çok daha iyi anladığımı düşünüyorum artık&#8230; Ejderha Yazıtında yazan kuralların dayatması da bu işin bir parçası. Benim Kraliyet Seçimi’ne katılmak için geçerli bir sebebim vardı evet ama o sebebim olmasaydı bile bu durumu reddetme gibi bir lüksüm olmazdı bence.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Koluna sülük gibi yapışmış Filóre’ye bakan Emilia, son derece ciddi bir ses tonuyla döktü içini.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kraliyet Seçimi adaylarının öyle kolayca masadan kalkamayacağı, su götürmez bir gerçekti aslında. Dün gece Garfiel ve Petra’yla da bu konuyu enine boyuna konuşmuşlardı. Ejderha Dostu Krallık’ta Ejderha’yla yapılan o kutsal antlaşmanın kökleri tahmin edilenden çok daha derine iniyor ve asla kırılamıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nitekim Felt bile zamanında bu Kraliyet Seçimi zırvasını elinin tersiyle itmeye kalkışmıştı. Ancak onu oradan çekip çıkarmaya çalışan Rom-jii’nin canına karşılık, istemese de bu yarışa katılmak zorunda bırakılmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Krallığın, sırf Ejderha Yazıtında adı geçen o Ejderha Rahibesini Kraliyet Seçimi’ne dâhil edebilmek için gözünü karartıp hiçbir pislikten çekinmeyeceğinin en net kanıtıydı bu dayatma.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte Emilia da tam olarak aynı durumun Filóre için geçerli olduğundan bahsediyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Ama&#8230; ama bu, benim rızamla istediğim bir şey değil ki?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Evet, eminim ki öyledir. Eğer Filóre nişanı parlatamasaydı bugün buralara kadar gelip bunları konuşuyor olmazdık sonuçta&#8230; ama Ejderha Cevheri parladı ve nihayetinde sen seçilmiş oldun, Filóre. Bunun tam olarak ne anlama geldiğini en iyi senin bilmen lazım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Iığh&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Emilia’nın buram buram şefkat kokan o annesi ses tonu karşısında boynu kıldan ince kalan Filóre, ezik büzük bir hâlde başını öne eğdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne de olsa Filóre, İlahi Ejderha Kilisesi’nin bir rahibesiydi. Dile getirmeye bile lüzum yoktu ama Ejderha’ya böylesine iman eden ve ona derin bir saygı besleyen biri olarak Ejderha Yazıtındaki o baskıcı gücü iliklerine kadar hissedecek tek kişi yine oydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şu ana kadar sergilediği tavırlar, olsa olsa çocukça bir gerçeklerden kaçış çabası diye özetlenebilirdi zaten.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gelgelelim——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “O hâlde&#8230; evet, o hâlde şöyle bir şeye ne dersin? Seninle bir arkadaş ittifakı kuralım. Böylece ben de senin Kral olabilmen için elimden gelen her türlü yardımı yaparım. Böyle anlaşırsak Kraliyet Seçimi’ni&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Çok teşekkür ederim, Filóre. ——Ama bu, hiiiç hoşuma gitmez ki.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Emilia, sessiz ama bir o kadar da sarsılmaz bir azimle kestirip atıvermişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gümüşi bir çanı andıran o sesin asilliği karşısında, Filóre’nin boğazından tiz bir “Hiiğ” sesi döküldü. Emilia, arkadaşının gözlerinin içine baka baka elini göğsüne attı ve nişanı sımsıkı kavrayan avucunu ağır ağır araladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O an, Ejderha Cehverinden taşan o kızıl parıltı, misafir odasının dört bir yanını kör edici bir ışığa boğdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Az önce de dediğim gibi, benim bu Kraliyet Seçimi’ne katılmak için daha en başından beri geçerli bir sebebim vardı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ejderha Cehverinin o göz kamaştıran ışıltısını sergileyen Emilia, sanki Filóre’nin kafasına kazımak istercesine devam etti sözlerine.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Emilia’nın Kraliyet Seçimi’ne katılmasındaki ilk kıvılcım, buzlara gömülmüş memleketini kurtarabilmek uğruna Sarayda gizlenen Ejderha Kanının gücüne muhtaç olmasıydı. Ancak zaman geçtikçe, yeni insanlarla tanıştıkça, dünyanın kaç bucak olduğunu anladıkça Emilia’nın kalbinde Kraliyet Seçimi’ne duyduğu hisler de yavaş yavaş kabuk değiştirmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine de o kalbine ektiği ilk kıvılcımın öylece kuruyup uçup gitmesine imkân yoktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Diğerleri için de aynı şey geçerli. Crusch-san’ın kendine göre, Anastasia-san’ın kendine göre, Felt-chan’ın kendine göre&#8230; Priscilla’nın kendine göre bir amacı vardı, herkes hayallerini gerçekleştirebilmek uğruna bu Kraliyet Seçimi’ne katıldı. Yok hayır, kelimelerimi yanlış seçtim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Yanlış mı? Yanlış olan ne ki?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Eminim ki Ejderha Cevherini parlatabilen herkesin Kraliyet Seçimi’ne katılmak için çok geçerli bir sebebi&#8230; bu seçime katılmazlarsa asla gerçeğe dönüştüremeyecekleri bir hayalleri var. O hâlde bu kural senin için de geçerli.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Benim için&#8230; de mi?..”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Emilia, şaşkın şaşkın göz kırpan Filóre’ye hem son derece cesur hem de bir o kadar şirin şekilde tebessüm ettim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Genç kız, madem Kraliyet Seçimi adayı oldum o hâlde can dostum Emilia’nın dileğini desteklerim diye tutturmuştu tutturmasına ama sırf bu bahaneyi Filóre’nin asıl arzusu olarak kabul etmek, Emilia’nın pek de aklına yatmıyordu doğrusu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böyle uyduruk bir sebeple koca Lugunica Krallığı’nın Kraliyet Seçimi’ne katılacak adaylardan biri olarak onu asla kabullenemezdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Lütfen senden rica ediyorum, sana ilk söylendiğinde hissettiğin o korkuyla ve daralmışlıkla bir çırpıda reddedip kestirip atma. Uzun uzun, çoook iyi düşün. Bu saatten sonra Kraliyet Seçimi’nden çekilmene kesinlikle müsaade etmeyeceklerdir. Ben de sırf ‘çaresizlikten katılıyorum’ diyerek Priscilla’nın o görkemli koltuğuna oturmanı asla istemem.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Bu sözler sadece güçlü bir beyan ve irade göstergesi değil, aynı zamanda içten bir duaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Filóre, içindeki bütün zehri ve tutkuyu tam karşısından yüzüne vuran Emilia’ya donup kalmış bir şekilde bakıyordu. Burun buruna gelen, aralarında milimetreler kalan bu iki kızın arasındaki o gerilimli sessizliği kimse bozmak istemiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Odaya çöken bu ağır sessizliğin ortasında ne Subaru ne de bir başkası araya girip o ânın büyüsünü bozmak istedi. ——Birazdan yapılacak o seçimin saflığına zerre kadar bir leke sürülmemeliydi çünkü.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “——Pekâlâ.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu dipsiz sessizlik denizinde ilk dalgalanmayı yaratan kişi, burnunun dibinden Filóre’yi izleyen Emilia oldu. Uzun kirpikleriyle çevrili o büyüleyici gözlerini kısan genç kız, elinde tuttuğu nişanı yavaşça Filóre’ye doğru uzattı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Filóre, kendisine uzatılan o nişanı tamamen refleks icabı avuçladı. ——O an tamamen bilinçsiz bir şekilde o nişana dokunmuş olsa da Ejderha Cevheri öyle parlamak için özel bir ânı bekleyecek değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “——Şayet&#8230; bir gün ben&#8230; Kraliyet Seçimi’ne katılacak olursam&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dudaklarından bu sözler dökülen Filóre’nin avuçlarındaki Ejderha Cevheri, tıpkı Emilia’nın elindeyken olduğu gibi ışıl ışıl parlamaya başlamıştı. Kendi gözleriyle bire bir aynı tonda parıldayan o kızıl ışığın altında, büyük bir kararlılıkla manifestosunu duyurdu Filóre.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Suratına tokat gibi çarpan bu Kraliyet Seçimi denen kaçınılmaz kadere karşı, nasıl bir inançla meydan okuyacaktı peki?</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Devletle Kilise arasındaki bu kokuşmuş düzeni kökünden değiştireceğim. O saçma sapan inatlaşmaları bahane edip Saraydakilerin Kiliseye, Kilisedekilerin de Saraydakilere el uzatmaktan çekinmeyeceği bir düzen kuracağım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Şayet bir gün Kral olursam bu ülkeyi kimsenin birbirine yardım eli uzatmaktan zerre çekinmediği bir yer hâline getireceğim!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hâlâ altı boş olan, detaylardan yoksun ve fazlasıyla tozpembe bir idealden ibaretti bu sözler gerçi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak yine de İlahi Ejderha Kilisesi’nin çatısı altında büyümüş, orada yaşamış ve bütün o kısıtlamaları iliklerine kadar hissetmiş olan bir kızın bu zincirleri kırıp her şeyi yoluna koyma arzusu gizliydi bu cümlenin altında.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve böyle bir ideali omuzlayan Filóre’yi sırf etrafındakilerin gazına gelip de zorla Kraliyet Seçimi’ne katılmış, öylesine kontenjan dolduran silik bir aday olarak görüp alaya alacak tek bir kişi bile kalmamıştı artık o odada.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “&#8230;Baştan demiştim, randevusuz gelenleri kapı dışarı etmeliydik diye.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Filóre’nin son sözleri üzerine kendi kendine homurdanan Otto’nun kısık sesi duyuldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şapkası ve pelerini olmadan oldukça sivil görünen Otto; bir eliyle gri saçlarını eline dolarken saçını başını yolmamak için kendini zor tutuyordu, bu odada yaşanan fiyaskoyu tam da böyle özetlemişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aslına bakarsan Otto’ya hak vermemek de elde değildi hani.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Durduk yere başımıza aşırı dişli bir rakip çıktı çünkü.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Bana sorarsanız bu, gülünçlük derecesinde kendi topuğumuza sıkmaktan başka bir şey değil&#8230; Hepsinden öte, bunu teşvik eden kişinin bizzat bizim biricik liderimiz olması asıl baş ağrıtıcı kısım zaten.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Rahat olsana ya. Emilia-tan’ın rakipleri ne kadar güçlü olursa o kadar da havaya giriyor işte.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Beni teselli etmek istiyorsanız dişe dokunur bir şeyler söyler misiniz lütfen?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Şu an Otto adına çok üzülüyorum, doğrusu. Gene de&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cümlesini yarıda kesip gözlerini kısan ve sanki ışığa bakıyormuşçasına kamaşan gözlerle hemen karşısındaki tabloyu—— Emilia’yla Filóre’yi izleyen Beatrice’in bu tavrına Subaru da yürekten katılıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kabul etmek gerekirdi ki sadece bugünkü şu olan bitene bakınca koskoca bir aptallığa imza attıkları gün gibi ortadaydı. Sonrasında bütün bu rezilliğin raporunu dinleyen Roswaal’ın sinirden dizlerinin üzerine çöküşü gözlerinin önüne geldikçe insanın keyfi yerine geliyordu gerçi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama inkâr edilemez şekilde her şeye değmişti. O aşırı güçlü rakibin sahneye çıkması pahasına olsa da kesin olan tek bir şey vardı——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “——Sana kesinlikle ama kesinlikle yenilmeyeceğim Filóre.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Kral olmayı kafasına koyan o güzeller güzeli kız, Emilia, hiç şüphesiz o masum kabuğunu bir kez daha kırıp atmıştı nihayetinde.</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">△▼△▼△▼△</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “——Hâl böyleyken… Kraliyet Seçimi’ne katılma talebinizi büyük bir onurla kabul ediyorum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Filóre; bir elini göğsüne koyup, diğer elindeki nişanı pırıl pırıl parlatarak âdeta kimseden zerre çekinmediğini haykırır gibi korkusuzca ve göğsünü gere gere böyle beyan etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bulundukları yer Kraliyet Sarayı’ydı ancak her olayda çağrıldıkları o devasa taht odası yerine, daha küçük görüşmeler için kullanıldığı belli olan bir toplantı salonuydu. Okul sınıfı büyüklüğündeki bu odada, yaklaşık yirmi kişinin yüz yüze bakabileceği yuvarlak bir masa bulunuyordu. Söylenene göre Bilgeler Konseyi ve Saraydaki sivil memurlar, toplantılarını genelde bu odada yaparlarmış.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Bak, Kraliyet Seçimi’nin başladığı o gün, Subaru odadan kovulduktan sonra hep beraber geçip konuştuğumuz yer burasıydı işte.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Aa, Julius’un beni rezil ettiği sırada sizin bulunduğunuz yer burasıydı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Dediğin kısmı hatırlayamasam da&#8230; Subaru, Julius’la kavga mı ettin yoksa? Sonra adamakıllı barıştınız ama&#8230; değil mi? Sonuçta ikiniz çoook yakın arkadaşsınız.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Onunla benim çoook yakın arkadaş olduğum kısmı tartışılır ama Emilia-tan’la çoook daha yakınlaşmamız için yaşanması şart olan bir etkinlikti orası kesin.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sesini alçaltarak fısıldayan Emilia’nın bu açıklamasına, Subaru dudak bükerek karşılık verdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Julius’un Adının hâlâ silik olduğu bu dünyada o günkü acınası hâlinin diğerlerinin aklında nasıl yer ettiğini, kendine ders çıkarmak için bile olsa pek eşelemek istemiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Neyse ki bugünkü toplantı salonunda boş koltuklar göze çarpıyordu, o günkü olayla alakası olan kişilerin de çoğu ortalıkta yoktu. ——Ne de olsa bu tam anlamıyla çok gizli bir görüşmeydi; her kampın bağlantılı olduğu kişi sayısı asgari düzeyde tutulmuştu ve Emilia kampından bile sadece Emilia, Subaru ve partneri Beatrice’in içeri girmesine izin verilmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gerçi o son derece kısıtlı katılımcı kadrosundan biri olan ve onları karşılayan şu uzun sakallı ihtiyar, bizzat o günkü olayın şahitlerinden biriydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O ihtiyar—— Bilgeler Konseyi’nden Miklotov McMahon, Filóre’nin bu son derece keskin ve ferahlatıcı fikir değişikliğine bakarak&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Miklotov:</strong> “Hıımm. Bu cevabınız, talebi sunan bizler için gerçekten de büyük bir lütuf&#8230; Lakin bir kez daha sormama müsaade eder misiniz? İzin vermesine verdik ancak Emilia-sama ve Natsuki-dono’nun bu ortamda sizinle bir arada bulunmasının sebebi tam olarak nedir?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Bu sabah Saraya gelmeden önce bana akıl hocalığı yaptılar. Emilia benim yeri doldurulamaz bir can dostum, Subaru da onun Şövalyesi&#8230; Açıkçası, bu kararı almamda bana arka çıkan Emilia kampındaki herkesi buraya getirmek isterdim ama&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Öyle bir şey yapsaydınız ben ve Kilise cidden çok zor durumda kalırdık.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Miklotov’un sorusunu yanıtlayan Filóre’nin ardından Kilise tarafını temsilen ona eşlik eden tek kişi olan Sakura, yüzünü ekşiterek araya girdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Filóre bu duruma bozulmuş görünse de kendi yıldızının parlayacağı böylesi bir sahnede Emilia kampının elemanlarının sürü gibi dizilmesi cidden tuhaf kaçardı, o yüzden Sakura’nın mantığı kesinlikle daha akla yatkındı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak Subaru’nun kafasından geçen bu düşüncelerle, uzun sakalını sıvazlayan Miklotov’un Filóre’nin sözlerinde takıldığı nokta birbirinden tamamen farklıydı anlaşılan.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilge ihtiyar o zeki gözlerini kısarak bir alışkanlık hâline gelmiş o nefesiyle “Hıımm” diye mırıldandı——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Miklotov:</strong> “Can dostunuz, ha. İlahi Ejderha Kilisesi’nden Filóre Hanım’la Emilia-sama&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “&#8230;Şu mesele mi yoksa? Emilia-tan’ın gümüş saçlı bir yarı elf olması, Filóre’nin de İlahi Ejderha Kilisesi’nin rahibesi olması muhabbeti yani, hâlâ buna mı takılıyorsunuz?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Hemen karara varma, Subaru&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Emilia, duyduğu mırıltıyla elinde olmadan öne atılan Subaru’yu azarlayıverdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat burada Subaru ve Beatrice dışında kampın o güvenilir yoldaşları yoktu. Öyleyse, herkesin yerine geçip Miklotov’un ağzının payını vermek Subaru’ya düşüyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Emilia’nın kendisine emanet edildiği birinci Şövalye olarak bu mantıksızlığa karşı dimdik durmalıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Miklotov-san, sizin de Emilia’nın şu son bir buçuk yıldaki çabalarından haberiniz vardır herhâlde. Bütün bunları bilip de ülkenin başındaki kodamanların ona hâlâ böyle at gözlüğüyle bakmasından gına geldi artık. Yarı elf falan, bırakın artık bu işleri.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Miklotov:</strong> “Bırakın bu işleri demek, halkın duygularını biraz fazla hiçe saymak olur bu. Başından beri, o malum Cadı’yla Emilia-sama arasında dış görünüş ve ırk benzerliği dışında hiçbir ortak nokta olmadığı zaten su götürmez bir gerçek&#8230; Fakat sırf bu kadarının bile ne denli devasa bir etki yarattığını anlıyorsunuzdur umarım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Gıhğ&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oldukça saldırgan bir tutum sergileyen Subaru’yu, Miklotov kurt gibi politikacı ağzıyla anında köşeye sıkıştırmıştı. Buradaki asıl problem yine Subaru’nun bir türlü idrak edemediği, bu dünyanın yerlilerinin o iliklerine işlemiş ön yargılarıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve bu durum, sadece gümüş saçlı bir yarı elf olan Emilia’yla da sınırlı kalmıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Miklotov:</strong> “Hâl böyleyken İlahi Ejderha Kilisesi’nin bir rahibesi olan sizin Kraliyet Seçimi adayı olmanız da doğal olarak halk nezdinde şok etkisi yaratacaktır. Bu, bizim tarafımızdan da köklü geleneklerin esnetilmesi anlamına geliyor. Doğrusu epey baş ağrıtan bir karardı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “&#8230;Evet, bunun farkındayım. Ama&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Miklotov:</strong> “Hıımm. ‘Ama’… tam olarak ne sormak istiyorsunuz?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “——Ama… mademki öyle, neden beni Kraliyet Seçimi’ne sokmak için bu kadar çabalıyorsunuz?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Filóre’nin dile getirdiği bu soru, gayet yerinde ve mantıklı bir soruydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Miklotov’un az önceki ifadelerinde Saray tarafının da İlahi Ejderha Kilisesi’nden bir adayın çıkmasını öyle seve seve, kucak açarak karşılamadığı kabak gibi belli oluyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “İlahi Ejderha Kilisesi’nin bir rahibesi olarak&#8230; Ejderha Yazıtına harfiyen uymanın boynumuzun borcu olduğunu biliyorum elbet ama Priscilla Barielle&#8230; O ölmüş olsa bile, Rahibe vasfı taşıyan beş kişinin toplanıp Kraliyet Seçimi’nin çoktan başlatıldığı gerçeği değişmez. Yani yazıttaki kurallar çiğnenmiş sayılmaz.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Ya da belki de Ejderha Yazıtı güncellenmiştir, sanırım? Beş rahibeden biri eksilince yerine yedek bir Rahibe bulup adaylara dâhil edin diye baştan mı yazıldı, doğrusu?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Miklotov:</strong> “Hayır, Ejderha Yazıtının değiştiğine dair herhangi bir rapor almadık. Bu mesele bizim niyetimizden ziyade, az önce bahsettiğim o halkın duygularıyla alakalı bir durum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Halkın&#8230;”<br><strong>Emilia:</strong> “Duyguları mı?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru ve Emilia kafalarını eğerek Miklotov’un bu cevabına bir anlam verememişçesine birbirlerine baktılar. Bunun üzerine Miklotov sesini hafifçe kısarak devam etti&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Miklotov:</strong> “Nasıl olsa yakında herkesin diline düşecek bir konu bu ama şimdilik sır, bu odada kalsın. Açıkçası sokaklarda bir dedikodu dolaşmaya başlamış: ——İlahi Ejderha Kilisesi’nin Azizesi, Düşes Karsten’e kurtuluşu bahşetti.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru ve</strong> <strong>Emilia:</strong> “!..”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Miklotov:</strong> “Bu konu hakkında Sarayda ciddi şekilde yayın yasağı uygulamıştık. Tabii ki de bilgi dediğiniz şey ne kadar sıkı kapılar ardında tutulursa tutulsun, yağmur damlası gibi illa bir yerlerden sızar ancak&#8230; O Azizenin kayıplara karışan Lugunica prensesiyle aynı özelliklere sahip olduğuna dair söylentiler bile gayet detaylı bir şekilde yayılmış durumda.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “İyi de bu resmen bilginin sızması değil, sular seller gibi etrafa yayılması demek değil mi lan?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Büyük rezalet dercesine yüzü asılan Miklotov bir yana, eğer bu doğruysa Sarayın bilgi kontrolü tek kelimeyle çuvallamış demekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Aklıma takıldı da Filóre&#8230; Sakın sen, Crusch-san’ı kurtarabildin diye sevinçten havalara uçup sağda solda böbürlenerek bunu anlatmış olmayasın?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Betty’ye mantıklı geldi, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Gelmesin ya! Hem ben öyle bir şey falan yapmadım ki! Aklım fikrim yerinde çok şükür! Tamam, Kilisedekileri ikna etmek için koz olarak kullanırım diye yakın çevremdeki birkaç kişiye çıtlatmış olabilirim. Ama kalkıp da sokak sokak millete yayacak hâlim yok ya!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Hımm, sence Beako?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Siyaha çalmaktan kapkara olmuş bir gri diyelim biz ona, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beatrice’in bu iğneleyici eleştirisine Subaru da harfiyen katılıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sinirden tepinip duran Filóre’ye ayıp oluyordu belki ama “Ben yapmadım!” diye ne kadar yırtınırsa yırtınsın, şu ana kadar çizdiği imaj “Kesin bir haltlar yemiştir” hissini bir türlü silemiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Neyse, bu dedikodunun yayılmasına sebep olan o şahıs kim olursa olsun——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “O zaman Filóre’nin nişanı parlattığı da kulaktan kulağa yayılmış mı demek oluyor bu? Ve bu yüzden mi herkes Filóre’yi Kraliyet Seçimi adaylarına dâhil etmezsek olay çıkar diye etekleri tutuşmuş vaziyette?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Miklotov:</strong> “Henüz iş o raddeye varmadı. Lakin yakın zamanda Priscilla-sama’nın vefatı resmî olarak duyurulacak. İşte o vakit geldiğinde şayet Filóre Hanım’ın varlığı biliniyor olursa doğal olarak halk arasında onun da Kraliyet Seçimi’ne katılması gerektiği yönünde sesler yükselecektir.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “İşler o noktaya gelmeden önce, erkenden zemini hazırlayıp sağlama alıyorsunuz yani&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne de olsa Filóre’nin seçime katılması kaçınılmaz bir sondan ibaretse erkenden kılıfına uydurmak herkesin başını ağrıtmadan işi çözmek demekti. Yetişkinlerin bu tarz kirli iş çevirmelerini anlıyordu anlamasına da yine de Filóre’nin en başından beri hiçbir ret hakkı olmadığını bilmek insanın içine dert oluyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şayet Emilia’yla önceden konuşup dertleşme fırsatı bulamasaydı Filóre bir Kraliyet Seçimi adayı için gereken o iradeden zerre nasibini almamış, berbat bir ruh hâliyle bu yarışa sürüklenecekti az daha.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sakura:</strong> “Aman ya, o kadar da asmaaa suratını Subaru-chan. Öyle ya da böyle işler tatlıya bağlandı sonuçta, giden yola o kadar takılmamak laaazım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “&#8230;Sakura-san senin için hava hoş yani? En başından beri Filóre’nin Kilisenin dışına çıkmaması gerekiyordu hani, Kraliyet Seçimi’ne katılması tamamen hesapta olmayan bir şeydi, değil mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sakura:</strong> “——İstese de istemese de ağacın yaprağı, rüzgârların ve yağmurun insafına kalmışçasına savrulmaya mahkûmdur.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sesinin tonunu bir anda düşüren Sakura’ya baka kalan Subaru’nun elinde olmadan hevesi kırılmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O tek bir cümlede, insanın içini sızlatan derin bir hiçlik hissi—— sanki gövdesinde kocaman bir oyuk açılmış, kurumaya yüz tutmuş yaşlı bir ağacın o bomboş kabullenişi gizliydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sanki bu sözleri Filóre için değil de bizzat kendi adına, Sakura’nın kendi vazgeçmişliği üzerine söylemiş gibi bir his bile uyandırmıştı içinde.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sakura:</strong> “Yaniii, su akar yolunu bulur demek istiyorum. Zaten kendisi gaza gelip heveslense bile, diğerlerinden tam bir buçuk yıl geride başladığı için pek de bir şansı olmayabilir hâliyleee.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Yaa Sakura! N’için benim hevesimi kursağımda bırakıyorsun ki! Bu işe giriyorsam sonuna kadar kazanmak için oynayacağım&#8230; Benim azmim, tam anlamıyla bir Ejderha gibidir!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Merak ettim de İlahi Ejderha Kilisesi’nin gözünden bakınca Filóre’nin böyle ulu orta yerde Ejderha’yla kendini yan yana koymasına ne diyorsun?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sakura:</strong> “Şirk koşuyor falan derim herhâldeee.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Şirk mi koşuyorum!!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beklediğinden daha ağır bir eleştiri gelmişti, anlaşılan cidden pek de tasvip edilen bir tavır değildi. Kafasındaki o klasik Azize figüründen fersah fersah uzak bir yol çizen bir Filóre’ydi bu cidden.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her hâlükârda kafasındaki soruların büyük bir kısmı yanıt bulduğundan, Subaru bu çok gizli toplantının asıl amacını ve katılımcıların neden bu kadar kısıtlı tutulduğunu az çok kavramıştı. Uzun lafın kısası bu, resmî bir duyuru yapılmadan önce tarafların rızasını ve izleyecekleri rotayı teyit etmek için yapılan bir ön görüşmeden ibaretti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tam bunları düşünürken Subaru’nun kafasında yepyeni bir soru işareti belirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O da şuydu——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Baksana Filóre de Kraliyet Seçimi adayı olduğuna göre, Emilia-tan’la benim ya da diğer adaylar gibi sen de kendine ait bir Şövalye atayacak mısın?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Aa, Subaru, sanırım o konuda yanlışın var.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Nasıl yani?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Iıı, şu an şans eseri tüm Kraliyet Seçimi adaylarının yanında bir Şövalye bulunuyor ama bu kesinlikle şart olan bir kural değil. Ne de olsa Anastasia-san’la benim, ta en başından beri Subaru ve Julius’la yaptığımız resmî bir Şövalyelik sözleşmemiz yoktu, değil mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Benimki öyleydi ama Julius ta en başından beri Anastasia-san’ın Şövalyesiydi zaten.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Aa, öyle miydi? Bunu Julius’un hatırına aklıma iyice kazımam lazım o zaman.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Adının silinmesinin yarattığı bu etkiyi Emilia hafifçe düzeltirken Subaru da bu açıklamaya hak vermişti. Gerçekten de ilk başlarda Emilia’nın yanında destekçisi olarak Roswaal bulunuyordu, Şövalye olarak Subaru’ysa ortalıkta yoktu—— daha doğrusu henüz o güveni kazanabilmiş değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yüzden Kraliyet Seçimi adayları için Şövalye öyle olmazsa olmaz bir şey değildi belki ama.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Yine de bulmuşken bir tane edinirsen prestijin artar bence. Ne yapacaksın? Filóre’nin etrafında bu şartları karşılayabilecek tek kişi&#8230; <em><u>may firend</u></em> falandır herhâlde?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “ ‘Mayi fihirent’ derken&#8230; Tiga’yı kastediyorsun, değil mi? Fena fikir değil aslında. Filóre de Tiga’yla çoook yakın arkadaş gibi sanki&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Ehhh, benim Şövalyem Tiga mı olsaydı?.. Bunun zerre kadar özelliği veya havalı bir yanı yok ki.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun bu adayına Emilia da büyük bir heyecanla katılıp ellerini göğsünde kavuşturmuştu ancak asıl muhatap olan Filóre’den inanılmaz bir şiddetle itiraz gelmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Yani Tiga beceriklidir, Şövalye atansa bile görevini tereyağından kıl çeker gibi halleder kesin ama acayip dırdırcı, en ufak bir şeyde hemen benden şüpheleniyor, bence bir Şövalyede bulunması gereken o saygı ve sadakatten tamamen yoksun biri. Hem Şövalye olmadığı hâlde bile peşimden ayrılmıyor zaten, o zaman onu durduk yere Şövalye diye atamanın ne mânâsı kalıyor ki? Ret! Kesinlikle reddediyorum!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Neyse, senin Şövalyen olacak sonuçta orası senin bileceğin iş tabii ama&#8230; bir saniye ya? Aslında normal şartlarda bir Şövalye tam olarak nasıl atanıyor ki?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Örneğin Subaru’nun durumunda Emilia’nın elleriyle Şövalye ilan edilmiş ve doğrudan onun Şövalyesi sıfatıyla şu anki konumuna erişmişti, peki ya Reinhard ve Julius için bu süreç nasıl işlemişti?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şövalye edinmek sadece Kraliyet Seçimi adaylarına has bir durum değildi sonuçta ama bu işin sözleşme kısımlarının nasıl yürüdüğü konusunda böylesine bihaber olması, Subaru’yu şu saatten sonra utandırmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Miklotov:</strong> “Hıımm, şöyle izah edeyim: Genellikle Şövalyelerin kendilerine bir efendi bulup göreve atanmak için sadakat yemini etmeleri daha yaygındır. Ancak mevzubahis nam salmış seçkin bir Şövalyeyse ona yüksek maaşlar ve eşsiz ayrıcalıklar vadedilerek kişinin bizzat emrine girmesi için ona ricada bulunulduğu da sıkça görülür.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Oo, Miklotov-san’ın bizzat açıklama yapacağı hiç aklıma gelmezdi&#8230; Bu arada, sizin de emrinizde çalışan kendi Şövalyeleriniz var mı?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Miklotov:</strong> “Hanemize uzun yıllardır girip çıkan, sonsuz güven beslediğimiz birçok kişi var elbette. Genel bir kaide olarak konuşmak gerekirse böylesine üstün yetenekli bir Şövalyenin kılıcını emrine amade ettiği kişiler, halk nezdinde ister istemez büyük bir saygı uyandırır.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Yani&#8230; böyle olması mantıklı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gerçekten de Kılıç Azizini veya Şövalyelerin En İyisini bir numaralı Şövalyeleri yapmaları, Felt ve Anastasia’nın adına oldukça büyük bir hava ve itibar katmıştı şüphesiz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir numaralı Şövalyenin şöhreti de Kraliyet Seçimi’ndeki önemli barometrelerden biriydi. ——Acaba Subaru, bir Şövalye olarak Emilia’nın gücüne güç katabiliyor muydu? Üstelik Ferris’i tek ve biricik Şövalyeliğinden azlettiği söylenen Crusch da ileride kendine yeni bir Şövalye bulmayı düşünüyor muydu acaba?</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bulmamalıydı. Bu şekilde çaresizce medet umarcasına dua etmesi, olayın muhatabı olan Ferris’in deyimiyle her şeyin kendi kafasına göre ilerlemesini isteyen Subaru’nun kibrinden başka bir şey değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İkisi arasında açılan o kaçınılmaz uçurum, zaman geçip kafalar biraz soğuyunca yerini bambaşka cevaplara bırakabilirdi. Bu yüzden o zamana kadar, o Şövalye koltuğunun boş kalmasını istiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte tam da Subaru, bu kibirli düşünceleri göze alıp melankolik bir hâle bürünmek üzereydi ki&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “&#8230;Az önce Miklotov-sama şöyle dedi, değil mi? Üstün yetenekli Şövalyelere, avazın çıktığı kadar bağırıp yalvar yakar bile olsa emrine girmesi için teklif götürülür diye.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong>“?.. Betty’nin şimdiye dek duyduklarından coşkusu pek bi’ farklı, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “&#8230;Bana kelimeler dahi sapmış gibi geldi ama neyse.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Filóre, yumruklarını sımsıkı sıkıp duygularını bastırmaya çalışarak mırıldandı. Buna karşı Beatrice’in verdiği karşılıkla Subaru, az önceki melankolisinden sıyrılıp gerçekliğe döndü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Söylenenleri işine geldiği gibi duymakta üstüne yoktu; zira Filóre, Miklotov’un söylediklerini tamamen kendi keyfine göre harmanlayıp yorumlamış ve bu esnada yanakları bile hafiften kızarmıştı. Her ne hikmetse yanaklarını ateş basacak kadar keyfi yerine gelmişe benziyordu ama——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Yoksa Filóre, aklında Şövalye yapmak istediğin biri falan mı var?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “!.. Bunu nasıl bildin&#8230; Yoksa can dostum olduğun için mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Hıhı, belki de ondandır. Ee, nasıl biri peki?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Şimdiden söyleyeyim, Reinhard’ın stoğu çoktan tükendi.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Söylemeye gerek yok ama Subaru da Betty ve Emilia’ya sonsuza dek satılmış durumda, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru dâhil o üçlünün, üstüne bir de odadaki Sakura’yla Miklotov’un bütün dikkatini üzerinde toplayan Filóre “Fufufu” diyerek oldukça manidar bir şekilde gülümsedi ve üzerindeki tüm bakışlarla aynı anda, elindeki o kalın kutsal kitabı tam önüne şak diye açıverdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Dinleyin bakalım. Kutsal metinlerde de şöyle der: <em>‘Kılıcı savuran insanın kolu, canı bahşedense Ejderha’nın iradesidir. Seçilmiş Şövalyenin ayak izleri, kandan bir nehir olsa dahi gümüş bir yola dönüşür!’</em> ”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Iıııı, yani bu ne demek oluyor?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Yani demem o ki benim Şövalyem olmaya layık olan kişi, Ejderha’nın rızasını da kazanmış biri olmalı!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Burada ufaktan keyfi bir yorumlama hissetmişti hissetmesine ama sonuçta Ejderha’nın rızasını alacak kadar mükemmel bir Şövalye deyince Subaru’nun aklına Reinhard’dan başka kimse gelmiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gerçi lafı biraz eğip bükersek Pleiades Gözcü Kulesinin Birinci Katındaki Sınavı geçen Emilia’nın da bu şartları bir nevi karşıladığı söylenebilirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Bir Kraliyet Seçimi adayının başka bir Kraliyet Seçimi adayına Şövalye olması gibi bir senaryo aslında hem ters köşe hem de eğlenceli olurdu ama Emilia-tan’ın yanında ben olduğum için bu ihtimal doğrudan çöp oluyor.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Emilia Şövalyem olsaydı&#8230; Gerçekten de insanın aklını çelen bir hikâye olurdu kesin. Ancak benim beklentilerim ve umutlarım bambaşka yöndedir. O yüzden aklımı çelip durmayın lütfen.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Bu kadarcık şeye de tav olma” mı demeliydik, yoksa söz konusu Emilia olunca “Tav olması gayet normal” mi demeliydik diye kararsız kalan Subaru, Filóre’ye hiçbir şey dememeyi tercih etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun bu ince düşüncesini hiçe sayan Filóre, hafifçe boğazını temizleyip&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Dinliyor musunuz? Hazır mısınız? Az önce de dediğim gibi, şayet ben İlahi Ejderha Kilisesi’nin Azizesi sıfatıyla bir Kraliyet Seçimi adayı olarak sahneye çıkıyorsam Şövalyem de Ejderha’nın rızasını almış olmalı. Ve benim bildiğim kadarıyla bu şartı sağlayan tek bir kişi var——”</p>



<p class="wp-block-paragraph">O ünvanı böyle gözlerine soka soka vurgulayınca ister istemez akla gelen tek bir isim oluyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu durum ne garip bir tesadüftü ki Filóre’yle tahtı paylaşmak bir kenara dursun, hangisinin gerçek Lugunica kraliyet soyundan gelen son varis olduğu konusunda bile kanlı bıçaklı bir savaşa girmesi kesinleşen birine aitti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Felt’in hizmetindeki tek ve biricik Şövalyesi, Kılıç Azizi Reinhard van Astrea’dan başkası——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “——Heinkel Astrea-sama.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">――――</p>



<p class="wp-block-paragraph">――――――――</p>



<p class="wp-block-paragraph">――――――――――――</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Gahğ?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sanki yanlış bir cevap duymuşçasına Subaru’nun boğazından istemsizce kaba bir ses çıktı. Fakat cümlesini bitiren Filóre yüzüne o “İşte bu kadar” diyen ukala bir ifade yerleştirmişti, hemen yanındaki Emilia’yla Beatrice de tıpkı Subaru gibi fal taşı misali açılmış gözlerle kalakalmışlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tamam Astrea, Astrea’ydı ama akıllarından geçenden bambaşka bir Astrea’ydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “&#8230;Iıı, Filóre?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “N-Ne oldu? Neden herkes&#8230; böyle tuhaf tuhaf bakıyor ki?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Tuhaf tuhaf bakarız tabii. Gözünü seveyim şunu bir daha söylesene? İlahi Ejderha Kilisesi’nin Azizesine yakışacak o Şövalye kim demiştin?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Aynı şeyi defalarca tekrar ettirmesenize&#8230; Heinkel Astrea-sama dedim ya.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Filóre, ne kadar dinlerse dinlesin farklı bir isme dönüşmeyen o ismi bir kez daha zikredip başını hafifçe eğdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ona sorarsanız Subarugillerin bu abartılı tepkileri asıl anlaşılmaz olan taraftı. Gerçi haksız da sayılmazdı hani. Ne de olsa onun zihninde Heinkel Astrea denen o adam——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “——Bedenini saran Ejderha Kanına boyun eğmeyip ölümsüz bir şövalyeye dönüşen, Kılıç Azizleri soyundan gelen Heinkel Astrea-sama’yı kendi Şövalyem olarak atamak istiyorum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte tam da böylece Kraliyet Seçimi’nin o altıncı adayı olan Filóre, altıncı aday olan kendi yanına tek ve biricik Şövalyesi olarak o Kahpe Heinkel Astrea’yı layık gördüğünü göğsünü gere gere tüm dünyaya duyurmuştu.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="774" height="990" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-2.png" alt="" class="wp-image-7477" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-2.png 774w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-2-768x982.png 768w" sizes="auto, (max-width: 774px) 100vw, 774px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/Cep8202/status/2038714879423504430?s=20" type="link" id="https://x.com/Cep8202/status/2038714879423504430?s=20">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div><p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-11-ejderha-cevherinin-parlama-sebebi/">Kısım X, Bölüm 11 – “Ejderha Cevherinin Parlama Sebebi”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-11-ejderha-cevherinin-parlama-sebebi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kısım X, Bölüm 12 – “İnilti”</title>
		<link>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-12-inilti/</link>
					<comments>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-12-inilti/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bertiel]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 May 2026 19:03:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ana Hikâye]]></category>
		<category><![CDATA[Kısım 10]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.rezeroturkce.com/?p=7480</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-12-inilti/">Kısım X, Bölüm 12 – “İnilti”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<p>※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ Çevirmen: Bertiel Ek Düzenleme: Qua Redaktör: akari Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-12-inilti/">Kısım X, Bölüm 12 – “İnilti”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-12-inilti/">Kısım X, Bölüm 12 – “İnilti”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1000" height="1136" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-4.png" alt="" class="wp-image-7491" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-4.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-4-880x1000.png 880w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-4-768x872.png 768w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></figure>
</div>


<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Çevirmen: Bertiel</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Ek Düzenleme: Qua</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Redaktör: akari</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire, universe, Yağız D, Metin K, equ, Sakuta Hijiri, Emirhan D, Kerem Y, jnxleus</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Destek vermek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://rezeroturkce.com/bilgi-kosesi/destek/">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Discord’a gelmek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://discord.gg/rezeroturkce">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="wp-block-paragraph">——O gün sabahtan itibaren hava pırıl pırıldı, sanki yaklaşan o parlak geleceği kutluyor gibiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Böyle düşünmek sence de biraz fazla mı havaya girmek oluyor?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Betty pek öyle düşünmüyor, doğrusu. Filóre’nin mucizesi gerçekten beklenen etkiyi gösterirse Subaru’nun bu neşesi sadece bir ön kutlamadan ibaret kalır, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “&#8230;Kendi kendime ön kutlama falan yapıyorsam cidden fazla havaya girmişim gibi hissetmeye başladım bak.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">El ele tutuşup yanında yürüyen Beatrice’in bu destekleyici sözleri üzerine, Subaru boşta kalan eliyle yanağını kaşıdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Durumun ciddiyeti göz önüne alındığında bu neşeli hâlini “elimde değil” diyerek savunmak istiyordu ama kendi katkısının ne kadar az olduğunu düşününce bu kadar heyecanlanmasının abartı olduğu gerçeğini de inkâr edemiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Açıkçası Subaru’nun yakın vadedeki planlarında—— Su Geçidi Şehri Pristella’ya gidip İlahi Ejderha Kilisesi’nin mucizesiyle Cadı Tarikatı kurbanlarını kurtarma operasyonunda pek bir işlevi olmayacaktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sadece, bu başarıda payı olanlardan biri sayılan Emilia’nın Şövalyesi olarak ve hepsinden önemlisi o şehirdeki şiddetli savaşı bilen biri olarak o savaşın bıraktığı iğrenç pençe izlerinin iyileştiği âna bizzat tanıklık etmek istiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “İşte bu yüzden son zamanlarda harıl harıl çalışan Reinhard’dan rica edip bizi Pristella’ya götürecek olan gruba dâhil oldum ya.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Tabii ki Betty de seninle geliyor, doğrusu. Buzu çözülecek insanlar için Emilia, ayrıca o şehirde yarım kalan işleri olan Garfiel ve Otto da bizimle, sanırım?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Garfiel’ın tanıdığı bir ailenin babası Şehvet’in kurbanlarındanmış, Otto’ysa&#8230; restoratöre bıraktığı kitabı geri almaya gidiyor, ha?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Öyle görünüyor, doğrusu&#8230; Amma da sinsi bir adam, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yanaklarını şişirip huysuzca mırıldanan Beatrice’in karmaşık iç dünyasını Subaru gayet iyi anlıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Pristella’da Otto’nun restoratöre emanet ettiği kitap Açgözlülük Cadısı Echidna’nın bıraktığı söylenen Bilgelik Kitabıydı—— ama Roswaal’ın eline geçen kopyasıydı. İçeriğini öğrenme hırsıyla onu neredeyse kül olmuş bir hâldeyken toplayıp getiren Otto’nun inadı bir yana, bunu tamir edebileceğini iddia eden restoratörün yeteneğine de inanmak zordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak bu durum kendisine emanet edilen Bilgelik Kitabının yanıp kül olmasına göz yuman Beatrice için tarif etmesi zor, karmaşık hisler uyandırıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Endişelenmene gerek yok, doğrusu, Subaru.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Beatrice&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Betty’nin geleceğine artık Subaru yol gösterecek, sanırım. Otto’nun külleri bile geri dönüştürmeye çalışan o garip zihniyeti beni benden alıyor, doğrusu. Ama sırf bu yüzden Roswaal’ın kibrini kırıp onu morartacaksa o kadar da kötü hissetmiyorum, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “&#8230;Anladım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendi endişelerini bir kenara bırakıp böyle güçlü bir şekilde göğsünü geren Beatrice o kadar şirindi ki Subaru bu şirin mi şirin sözleşmeli Ruhunun başını doya doya okşadı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha önce de belirtildiği gibi, Reinhard Ekspresiyle Pristella’ya gidecek olan ekip, garip bir şekilde ilk seferkilerle tamamen aynıydı. Aslında Subaru tüm kampın birlikte hareket etmesini istiyordu ama aşırı çalışmaktan yataklara düşen Ram’ı zorlayamazdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onlara diğer kamplardan eşlik edecek olanlarsa ejder arabasını kullanma görevini üstlenen Reinhard ve onun gözetmenliğini yapacak olan Felt’ti. ——Ve tabii ki bu seferin ana karakteri ve kilit ismi olan Filóre’yle onun gözetmeni Sakura da vardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Açıkçası işlerin böylesine sarmaş dolaş olduğu bir zamanda Felt’le Filóre’yi aynı ejder arabasına koymak bana biraz pimi çekilmiş bomba gibi geliyor ama neyse.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Ama duyduğuma göre bu ikisi zaten çoktan yüz yüze gelip tanışmışlar, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Haklısın, Filóre’nin Saraya ilk adım atıp Crusch-san’ı tedavi ettiği o gündü, değil mi? Aynı gün içinde yolları kesişmiş&#8230; Filóre’ye nişanı verip Kraliyet Seçimi adayı olup olamayacağını test eden de Felt’miş.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Kızın gözü cidden karaymış, sanırım. Normalde insan kendi konumu tehlikeye girer diye düşünüp böyle bir şeye kalkışmaktan çekinir, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Zaten kendi soyuna bel bağlayan biri değildi ki. O dobra ve net tavırları cidden havalı, insanı etkiliyor.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Felt’in bu şekilde dimdik ve hesapsız yaşayışında kitleleri kendine çeken bir karizma vardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gerçekten de Felt’i tahtta görmek isteyenler onun sözlerine, eylemlerine ve duruşuna kapılmış; o küçücük sırtında kendi ideallerini gördükleri için onun peşinden gidiyorlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu tamamen saf, Felt’in ruhunun ışıltısından doğan bir sonuçsa şu anki durum işin içine gereksiz bir şüphe tohumu ekmiş gibiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Felt’le Filóre&#8230; Biri gerçek prensesken diğeri sahtekâr, değil mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Zaten en başından beri tuhaf bir hikâyeydi, sanırım. Hangisi gerçek olursa olsun, bu ihtimali kullanmaya niyetleri varsa bunu çok daha agresif bir şekilde dile getirmeliler, yoksa ellerindeki koz da çöp olur, doğrusu. Kitleleri buna inandırmak kitleleri şüpheye düşürmek&#8230; bunun en iyi kullanım şekli böyle olmalı, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Düşündükçe hayatta kalan prenses teorisinin kullanım şeklinde bir zorlama olduğunu hissediyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beatrice’in dediği gibi böylesine güçlü bir avantajı kullanamamaları bir yana, Felt ve Filóre’nin üzerine “Biri gerçekse diğeri kesinlikle sahtekârdır” gibi olumsuz bir damga bile vurulmuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hâl böyle olunca da insanın aklına ilk takılan soru şuydu——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Peki, Kilise tam olarak ne düşündü de bunca zaman Filóre’nin varlığını sakladı?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Filóre’nin anlattıklarına göre on beş yıl önce kilisenin önüne terk edilmiş hâlde bulunmuş ve ardından İlahi Ejderha Kilisesi’nin yetimhanesinde büyümüştü. Orada âdeta el bebek gül bebek yetiştirilmiş; dış dünyadan tamamen bihaber ama bir o kadar da gözü kara, durdurulamaz bir canavara dönüşmüştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu atılganlığının bugünkü kaosu yaratmış olması bir yana dursun; İlahi Ejderha Kilisesi onun dış görünüşünü, yaşını ve hatta ismini bile biliyor olmalıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bütün bunların Lugunica Kraliyet Ailesiyle bağdaştırılamamış olması kesinlikle ama kesinlikle imkânsızdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kaldı ki Filóre’nin kullandığı Kutsal Ayin, Şehvet ve Oburluk Başpiskoposlarının Otoritelerine karşı koyabilecek bir güce sahipse Kraliyet Ailesini kırıp geçiren o hastalıkta da işe yaramaz mıydı?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böyle olduğu takdirde neden İlahi Ejderha Kilisesi Lugunica Kraliyet Ailesinin göz göre göre ölmesine izin vermişti ki?</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Yani sır perdesi aralanmadığı sürece kimse rahat bir nefes de alamayacak.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tam da Kraliyet Seçimi’nin başladığı haberinin tüm Krallığa yayıldığı şu günlerde, o dönemin tahtına kimin oturacağı herkesin merceğindeydi. İyi ya da kötü anlamda insanlar adayların dikkat çeken hiçbir hareketini gözden kaçırmayacak ve unutmayacaktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte bu yüzden İlahi Ejderha Kilisesi’nin ne peşinde olduğunu ne yapıp edip öğrenmek zorundaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunun için de——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Miklotov-san’ın o davetiyle hızır gibi yetişti.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Öyle oldu, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kısa bir onayla başını sallayan Beatrice’in yanındaki Subaru, geçen günkü olayı hatırladı: Kraliyet Seçimi’ne katılma teklifini kabul eden Filóre’ye eşlik edip Emilia’yla birlikte Saraydaki toplantı odasında Miklotov’la konuştukları o anları hatırladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şövalye seçimi konusunda Filóre’nin patlattığı bomba sözler ortalığı karıştırmış, işler en sonunda apar topar bir şekilde tatlıya bağlanmıştı ama Subaru bu işten kârlı çıkmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu kâr, Bilgeler Konseyi’nin önemli isimlerinden biri ve muhtemelen Lugunica Krallığı’nın en aydın kişilerinden olan Miklotov’un Subaru’yla özel olarak konuşmak için zaman ayıracağına dair verdiği sözdü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O ciyak ciyak bağıran gürültülü Filóre Tiyatrosu sürerken “Belki kabul eder” diyerek konuşma teklif eden Subaru’ya Miklotov seve seve başını sallamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Miklotov:</em></strong><em> “Hıımmm. Öyleyse Natsuki-dono için programımda bir boşluk yaratayım. Zaten benim de Natsuki-dono’yla özel olarak konuşmak istediğim meseleler vardı.”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Subaru:</em></strong><em> “Bu cidden harika olur, çok sağ olun da&#8230; benimle birkaç mesele mi konuşmak istiyordunuz?”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Miklotov:</em></strong><em> “Kesinlikle. Teyit etmek istediğim, iletmek istediğim ve danışmak istediğim bazı şeyler var&#8230; Kusuruma bakmayın, bu yaşlı adamın uzun gevezeliğine biraz katlanırsanız çok makbule geçer.”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Böyle diyerek o tonton dede gülümsemesini takınan Miklotov, Subaru’ya evinin adresini vermiş ve bu özel buluşma için zaman ayarlamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte o randevunun günü bugündü, Ateş Vaktinden hemen sonra Pristella’ya yola çıkmadan hemen öncesinde.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu büyük olaydan önce Subaru, Miklotov’la sözleştikleri gibi tek başına—— daha doğrusu önceden haberini verdiği, iki elmanın yarısı gibi olduğu Beatrice’i de yanına alarak verilen adrese doğru yol alıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Miklotov-san’ın konuşacakları&#8230; Sormak ya da anlatmak istedikleri neyse de şu ‘danışmak istediğim şeyler’ kısmı beni biraz geriyor, zaten benim soracak bir ton sorum varken. En ideali, şu Ejderha Yazıtını bizzat bana göstermesi olurdu tabii ama&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Ejderha Yazıtının da tıpkı Ejderha Kanı gibi çok sıkı korunduğu söyleniyor, sanırım. Ama Betty onun işleyişinin neye benzediğini görebilirse en azından nasıl çalıştığına dair bir hipotez üretebilirim, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Ejderha Yazıtının direkt kendisinin şüpheli bir şey olduğunu falan düşünmüyorum ama Kraliyet Ailesinin tamamen yok oluşuna göz yumup ardından da Kraliyet Seçimi’nin detaylarını bu denli detaylı vermesi biraz şey, yani&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsan ister istemez işin içinde kötü bir niyet ya da tezgâh olabileceğine dair düşüncelere dalıyordu. Kraliyet Ailesinin ölümünün bile bir planın parçası olduğunu düşünmek bile istemiyordu gerçi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mozolede hayatını kaybeden Lugunica Kraliyet Ailesinin mezarlarını kendi gözleriyle görmüştü. ——Sevilen Kraliyet Ailesinin -özellikle de Dördüncü Prens’in ölümünün- tanıdığı Crusch ve Ferris’in üzerinde bıraktığı etkiyi düşündükçe bu işin içinde birilerinin parmağı olduğunu öğrenirse Subaru tezgâhlayanları asla ama asla affetmezdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunları düşünürken Beatrice’in tutmadığı boş elini öfkeyle sıkıyordu ki&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “——Yine epey tehlikeli sulara dalıp gitmişsin, <em><u>may firend</u></em>.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yandan aniden gelen bu kaygısız ve hafif sese Subaru irkilerek döndü. Sokağın kesiştiği T kavşağının köşesinde kendisine el sallayan şık ve zarif bir genç gözüne çarptı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu samimi sesleniş üzerine Subaru’nun yüzünde bir gülümseme belirdi ve&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “<em><u>May firend</u></em> mi? Birdenbire amma da laubali oldun ha&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Oyoyoy, bana ilk böyle seslenen sendin ki! Mırın kırın etmesene!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Şaka yapıyorum ya. Seni tekrardan görmek güzel, Tiga.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gözlerini kocaman açan o genç—— Tiga, hiç bozuntuya vermeden elini uzatan Subaru’ya gözlerini kısarak ters ters baktı ve ardından omuz silkip uzatılan o eli sıktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sorunsuzca el sıkışmışlar ve dostluklarını yeniden tescillemişlerdi ancak&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “Beatrice Hanım siz de iyi gibisiniz. Sizi yeniden görmek bir şereftir.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Seni görmek de fena değil, sanırım&#8230; ama senin burada ne işin var, doğrusu?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “O lafı aynen alıp size iade ediyorum. Sakladığım falan yoktu gerçi ama bildiğim kadarıyla bu gizli bir buluşma olmalıydı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Gizli mi dedin&#8230; Yoksa sen de mi Miklotov-san aracılıyla geliyorsun?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “&#8230; Demek siz de davet edildiniz&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gözleri fal taşı gibi açılıp parmaklarıyla birbirlerini işaret eden Subaru ve Tiga’nın arasına giren Beatrice, parmak uçlarında yükselerek ikisinin de uzattığı kolları aşağı indirdi.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="3000" height="2121" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/image-1-3000x2121.png" alt="" class="wp-image-7498" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/image-1-3000x2121.png 3000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/image-1-2000x1414.png 2000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/image-1-1000x707.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/image-1-768x543.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/image-1-1536x1086.png 1536w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/image-1-2048x1448.png 2048w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/image-1-scaled.png 1920w" sizes="auto, (max-width: 3000px) 100vw, 3000px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/AoiHana_15/status/2050915573127671916?s=20">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">Bu şirin hareketin de etkisiyle Tiga “Haah” diye yumuşak bir nefes verdi ve&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “Ödüm koptu yahu, takip mi ediliyorum diye düşündüm bir an. Bir çocukla da beni takip etmezler herhâlde demiştim de&#8230; yoo, devamını getirmesem daha iyi.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Getir getir, lafı ağzında geveleme. Kızmayacağım, dökül bakalım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “Öyle mi? Madem öyle söylüyorum: Küçük Kız Kullanıcısı diye nam salmış Natsuki Subaru’nun bir çocukla birilerini gizlice takip etmesi bayağı kolaydır diye geçirdim içimden&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Ulan! Kime Küçük Kız Kullanıcısı diyorsun sen, şerefsiz!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “Hani kızmayacaktın, o yüzden söyledim ya!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uzun zaman sonra tekrar yüzüne vurulan bu utanç verici lakapla küplere binen Subaru, Tiga’nın yakasına yapışmaya çalıştı. Ancak Tiga, Subaru’nun tüm hamlelerini ustalıkla savuşturup şıp diye Beatrice’in arkasına saklandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onun bu yüzsüzce çırpınışı karşısında Beatrice, Subaru’ya bakarak omuz silkti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Böyle giderseniz bir arpa boyu yol alamayacağız, burada barışın, sanırım. Büyüklük sende kalsın Subaru, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Çıh, tamam be. Kocaman adam olduğum için senin gibi çocukça numaralar yapan birine dırdır etmeyeceğim. Niye mi? Çünkü gerçek bir yetişkinim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “Gerçek bir yetişkinin ‘ben yetişkinim’ diye bu kadar şov yapacağını hiç düşünmezdim, Ejderha aşkına.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çömeldiği yerden bir çırpıda kalkan Tiga şapkasını düzeltirken durdukları kavşakta ikisinin de ortak varış noktası olan yönü çenesiyle işaret etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “Gideceğimiz yer aynı. Muhtemelen bize verilen saat de aynıdır. Birlikte gidelim bari.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Benim için hava hoş da madem öyle beni tek çağırmasına ne gerek vardı ki? Emilia-tan veya Rem de gelseydi fena olmazdı hani.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “Rem Hanım’ı geçtim de Emilia-sama senin efendin değil mı? Kendi şahsi işin için peşinde mi sürükleyeceksin?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Peşimde sürüklemekten çok, elimde olsa bir saniye bile yanından ayrılmak istemiyorum demek istemiştim, hepsi bu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “O kadarı da——”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Lafa laflarla karşılık verilirdi. Bir cevap bekleyerek sözü nokta atışı yapıştıran Subaru’ya karşı, Tiga aniden dili tutulmuş gibi ağzını kapattı ve bir süre gözlerini kaçırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onun bu garip tepkisine şaşıran Subaru, Beatrice’le bakışıp başını yana eğdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Hayırdır? Emilia-tan’a olan o devasa aşkım gözünü mü korkuttu yoksa?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “O dediğin devasa aşk falan korkutmadı da&#8230; Sadece senin bu yoğun hislerin, benim bile pek anlam veremediğim bir şekilde bam diye kalbime dokundu diyeyim&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “&#8230; Hislerin gururumu okşasa da kalbimi çoktan pek çok kişiye kaptırdım bile&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “Kendini bi’ hayli sadık biriymiş gibi sunup dünyanın en hıyar laflarını nasıl edersin lan?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eski hâline döndüğünü sezen Subaru, Tiga’nın bu yerinde laf sokuşuna kıkırdadı. En başından beri frekanslarının tuttuğu biri olduğunu düşünmüştü ve “<em><u>may firend</u></em>” lafı lafta kalmamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tiga da gülmeye başlayan Subaru’ya ayak uydurarak o az önceki tuhaf gerginliği unutup gülümsedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “İkinizin de şamatası buraya kadardı, sanırım. Buraya gelin, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fark ettirmeden Subaru ve Tiga’nın biraz önüne geçen Beatrice, sokağın köşesinde durmuş onlara eliyle gel işareti yapıyordu. Subaru ve Tiga koşar adım olmasa da adımlarını hızlandırarak büyük adımlarla neredeyse aynı anda Beatrice’in yanında bittiler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ardından Soylular Bölgesinin hemen dışında, kendilerine verilen adresle ve duydukları çatı rengiyle uyuşan o kocaman malikâneyi bularak buranın Miklotov’un Konağı olduğunu anladılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Tiga, senin Miklotov-san’la ne konuşman vardı?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “Kaybettiğim bir eşya hakkında danışacaktım diyelim. Peki ya siz?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Ben ve Beako biraz tarihî bir merakın peşindeyiz, Krallığın karanlık yönleri hakkında bazı şeyler sormak ve bir kerecik olsun şu Ejderha Yazıtını görebilir miyiz diye sormaya geldik.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “Demek öyle. Az önceki o tehlikeli lafların sebebi de buydu demek. Benden sana dost tavsiyesi, sokak ortasında ‘Ejderha Yazıtına şunu bunu yapacağım’ tarzı şeyler söylemesen senin için çok daha——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>İyi olur,</em> diyerek lafını tamamlayacaktı muhtemelen ama Tiga’nın sözleri oracıkta kesildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne oldu diye Subaru ve Beatrice ona dönüp baktıklarında Miklotov’un malikânesinin kapısına doğru yürürken Tiga’nın mülkü çevreleyen taş duvara dik dik bakarak olduğu yerde çivilendiğini gördüler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ardından, o kusursuz ve yakışıklı profilinde net şekilde alarmlar çalmaya başladı ve mırıldandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mırıldandığı şey de——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “——Durum felaket, burnuma kan kokusu geliyor.”</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">△▼△▼△▼△</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sol elinde Beatrice sağ elinde de Günahkâr Kırbacını tuttu. ——Bu iki dayanağına sıkı sıkıya tutunan Subaru, kan kokan malikânenin içinde nefesini tutarak ilerliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “——Subaru, yanımdan ayrılma. Birbirimizin kör noktalarını kollayacağız.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu boğuk sesi çıkaran, hemen önlerinde ilerleyip etrafı kollayan Tiga’ydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bedenini alçaltıp ayak seslerini tamamen silerek yürüyen Tiga’nın elinde kınından sessizce çıkarılmış bir kılıç—— derin ve keskin bir kavis çizen gümüş bir hilal, bir şemşir vardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sadece duruşundan bile bu eğri kılıcı ustalıkla kullanabildiği belli oluyordu. Subaru, ortamın ciddiyetine hiç uymayan bir şekilde <em>“Filóre’nin Şövalye seçmekten zerre anladığı yokmuş.” </em>diye geçirdi içinden.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kenetlenen ellerinden Beatrice’in gerginliği Subaru’ya, Subaru’nun gerginliği de Beatrice’e akıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Neyse ki Beatrice, Subaru’dan çok daha sakindi. Bunun sayesinde gerginliklerinin birbirini tetikleyip büyüttüğü o negatif kısır döngüden, yani kendi kendilerine Öfke Otoritesi gibi bir şey yaratmaktan kurtuluyorlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Miklotov’un malikânesi, insanın bakmaya dayanamayacağı bir cehenneme dönmüştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Arka kapıdan içeri girdiklerinden beri malikâne çalışanlarından ondan fazla kişiyi bulmuşlardı ancak hepsi feci şekilde can vermişti. Her biri tek bir kılıç darbesiyle biçilmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onlara acı çektirmeyen bu tek darbeyi bir merhamet olarak mı adlandırmalıydık yoksa karşı koymalarına bile fırsat vermeyen bu mutlak gücü acımasızlık olarak mı görmeliydik? Ölenleri betimleyecek son bir kelime bile bulamıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yalnızca taze, kanlı bir ölümü ensesinde hissediyor; kalbi yerinden fırlayacakmış gibi güm güm atıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Durum çoktan Subaru’nun kaldırabileceği sınırı aşmıştı. Mantığı ona derhâl malikâneden çıkıp yardım ve destek çağırmanın en doğru karar olduğunu haykırıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama aynı zamanda şu an içeri girerek birilerinin hayatını kurtarma ihtimalleri de hâlâ masadaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çünkü——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Hepsi daha yeni öldürülmüş.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “&#8230;Katılıyorum, doğrusu. En azından bir kişi nefes alıyor olsaydı, sanırım&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Koridorun duvarına kazınmış bir kılıç izi ve hemen altında yatan bir ceset daha buldular. Geniş açılı bir darbe, o kişiyi arkasındaki duvarla birlikte çaprazlamasına deşip geçmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Omuzdan kalçaya doğru biçilen bu zavallı bedenin kanı tazeydi. Sıcaklığını koruyan o kan kokusuna; saniyeler öncesine kadar hayatta olanlara has, yaşamla ölümün iç içe geçtiği o iğrenç ve tuhaf ölü kokusu sinmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “İmparatorluktaki tecrübelerimin böyle bir anda işe yaramasına uyuz oluyorum&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Natsuki Subaru’nun hayatı boyunca gördüğü en korkunç, cehennemi andıran manzara—— ne yazık ki pek çok tanıdığının cesetten dağlar oluşturduğu Gladyatör Adası’ndaki o katliamdı. Todd Fang’ın getirdiği felaket, sayısız ölümle Subaru’nun dünyasını yakıp kül etmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O zaman orada çok fazla ölüm görmüştü. Bu yüzden artık ayırt edebiliyordu. Bir insanın ne zaman cesede dönüştüğünü, son nefesini verene kadar ne kadar acı çektiğini okuyabiliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Acı&#8230; çekmemişler.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Malikânenin içinde buldukları ceset sayısı on üçe ulaşmıştı ama hiçbiri can çekişmemişti. Ancak bunun bir merhamet göstergesi mi yoksa sadece kusursuz bir kılıç ustalığı mı olduğunu kestiremiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Acı çekmeden ölmüş olmalarının tek tesellisi, muhtemelen bunu teyit eden kendi vicdanlarıydı. Böylesi bir anda bile, Ferris’in ona ettiği o “Kibirli” hakareti zihninde yankılandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nedendi acaba? Belki de bu dünyada ölümden her türlü nefret ettiğini söyleyen Ferris’in, şu an bu trajedi karşısında çaresizlik hisseden kendisini anlayabileceğini düşündüğü içindi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Siktir.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sayısız ölüme tanık olmuştu, yine de o asla alışamadığı kusma isteği ve kaybolmuşluk hissiyle boğuşarak ölülerin gözlerini kapattı ve ilerlemeye devam etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geri adım atmıyordu çünkü henüz yeni başlamış bu katliamın ortasında hâlâ hayatta kalan birilerinin olma ihtimali vardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geri dönerse kurtarılabilecek bir hayatın sönüp gitmesine sebep olmak istemiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve bir şey daha vardı ——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Miklotov-san bu ülkeye hâlâ lazım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru, Miklotov’la öyle uzun uzadıya konuşmuş falan değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Krallığın bilgelerinin oluşturduğu Bilgeler Konseyi’nde güzel anıları da yoktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sadece&#8230; aralarındaki o birkaç ufak temas ve hatırlamak bile istemediği o kötü anıların arasında Subaru’nun net bir şekilde hatırladığı bir şey vardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Miklotov:</em></strong><em> “En azından o çocuk, sizin dünyanın korktuğu türden bir yarı elf olmadığınızı kanıtladı. ——İyi bir hizmetkârınız var.”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sözler; Subaru’nun kendi bencilliği yüzünden taşkınlık yapıp onca insanın önünde rezil olduğu, tek bir müttefikinin bile kalmayıp taht odasından kovulduğu o gün söylenmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şu âna, tam da bu saniyeye kadar bunu aklına bile getirmemişti. ——Fakat o gün, o ortamda Subaru’nun yaptıklarına diğerlerinden farklı bir gözle bakan biri olmuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böyle bir şeyi fark etmemişti bile. Ama ne önemi vardı ki? Her hâlükârda Subaru o adama minnettardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru ruhunu ferahlatan o sözlerin bedelini, dünyadaki tüm altınlardan daha değerli bir şekilde Miklotov’a ödeyecekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “——Subaru, Beatrice Hanım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kesin bir azimle kaçmamak için kendini motive eden Subaru’ya ve hemen yanındaki Beatrice’e seslenen kişi, devasa bir kapının önüne varmış olan Tiga’ydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Malikânenin her köşesini aradıkları söylenemezdi ama büyük odaları kontrol etmişlerdi. Binanın yapısı gereği, acil bir durumda sığınılacak güvenli oda işlevini tam da karşılarında duran bu oda görüyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yüzden malikâne sahibinin içeride olma ihtimali en yüksek yer burasıydı——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Hık!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sözcükler yerine atılan kısa bir baş işaretiyle birlikte kapı açıldı ve en önde Tiga olmak üzere içeri daldılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İçeri girer girmez gözlerine çarpan ilk şey, sade odanın beyaz duvarını boydan boya kaplayan devasa Lugunica Krallığı bayrağı oldu—— ortasında bir kılıç ve karşılıklı duran iki ejderhanın resmedildiği o amblem de tıpkı kurbanlar gibi çaprazlamasına kesilmiş, bi’ yarısı yere yığılmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Ve yere sarkan o bayrağa âdeta sarılmışçasına aynı kılıç darbesinden nasibini almış bir bedenin sırtı duvara dönük hâlde, kan gölünün ortasında yığılıp kaldığını gördüler.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Ah.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">İstemeden de olsa boğazının derinliklerinden bir inilti döküldü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Duvara yaslanmış bedenin yüzü öne düştüğü için tam görünmüyordu. Ama onun kim olduğunu anlamamak imkânsızdı. Başkasıyla karıştırılmasına imkân bırakmayan o uzun, karakteristik beyaz sakalları bile dışarı fışkıran oluk oluk kana bulanmış, kıpkırmızı bir hâl almıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu, bir daha asla hareket etmeyecek olan Miklotov McMahon’du—— Lugunica Krallığı’nı yıllarca ayakta tutan o büyük bilgenin fazlasıyla ani ve merhametsiz sonuydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat o ölüm bile, o korkunç son bile Subaru’nun inlemesinin asıl nedeni değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’yu dehşete düşüren şey kurban edilen Miklotov değildi. ——Katiliydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Odanın tam ortasında çaprazlamasına kesilmiş bayrağın ve ona sarılarak can vermiş Miklotov’un cesedinin karşısında sırtı onlara dönük hâlde duran katil oracıktaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O ince, zarif sırtında parlak ve güzel, uzun yeşil saçları dalgalanıyordu. Kadınsı hatlara sahip kıvrımları o lacivert kıyafetin altında gizlenemiyor, bu kan dondurucu manzaraya ahlâksız bir güzellik katıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve elinde tuttuğu uzun, keskin düz kılıcın üzerinde tek bir kan damlası bile yoktu. ——Gayet doğaldı. Çünkü onun kılıç darbeleri rakiplerini çelikle değil, rüzgârla biçiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dehşet içinde donup kalan Subarulara doğru yavaşça arkasını döndü. Bir gözü korsan bandıyla kapalı olan, açıkta kalan kehribar rengi gözünü de onlara diken o erkek kıyafetlerindeki güzel kadın——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kadın:</strong> “——Ah, Natsuki Subaru demek. ——Peki sen, sahiden de benim tanıdığım o ‘gerçek’ kişi misin?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Kan ve ölümün kol gezdiği bu cehennemin ortasında, Crusch Karsten’in bu sorusu karşısında Natsuki Subaru’nun boğazından sadece acınası bir inilti dökülüverdi.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1920" height="1457" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/crusch-1.png" alt="" class="wp-image-7482" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/crusch-1.png 1920w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/crusch-1-1000x759.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/crusch-1-768x583.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/crusch-1-1536x1165.png 1536w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/i/status/2037075172767998079" type="link" id="https://x.com/i/status/2037075172767998079">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">#Hiç beklemediğimiz bir isim ortaya çıkıverdi!!! Gerçekten de bunu hiç mi hiç beklemiyordum! İşler fazlasıyla karıştı. Crusch gerçekten de onları öldürdü mü yoksa sadece kanı fark edip içeriye akın mı etti? Kafamda deli sorular&#8230; Sonraki bölümde neler olduğunu umarım ki anlarız, sonraki bölümlerde görüşmek üzere!</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-12-inilti/">Kısım X, Bölüm 12 – “İnilti”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-12-inilti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kısım X, Bölüm 13 – “Kanla Lekelenemez”</title>
		<link>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-13-kanla-lekelenemez/</link>
					<comments>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-13-kanla-lekelenemez/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bertiel]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 May 2026 12:08:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ana Hikâye]]></category>
		<category><![CDATA[Kısım 10]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.rezeroturkce.com/?p=7588</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-13-kanla-lekelenemez/">Kısım X, Bölüm 13 – “Kanla Lekelenemez”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<p>※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ Çevirmen: Bertiel Ek Düzenleme: Qua Redaktör: akari Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-13-kanla-lekelenemez/">Kısım X, Bölüm 13 – “Kanla Lekelenemez”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-13-kanla-lekelenemez/">Kısım X, Bölüm 13 – “Kanla Lekelenemez”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1433" height="600" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-6.png" alt="" class="wp-image-7590" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-6.png 1433w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-6-1000x419.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-6-768x322.png 768w" sizes="auto, (max-width: 1433px) 100vw, 1433px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/Archbishop1748607337" type="link" id="https://x.com/Archbishop1748607337">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Çevirmen: Bertiel</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Ek Düzenleme: Qua</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Redaktör: akari</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire, universe, Yağız D, Metin K, equ, Sakuta Hijiri, Emirhan D, Kerem Y, jnxleus, Yusuf Esat Ç, Salim</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Destek vermek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://rezeroturkce.com/bilgi-kosesi/destek/">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Discord’a gelmek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://discord.gg/rezeroturkce">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Kraliyet Başkenti Lugunica’nın Soylular Mahallesinde, Bilgeler Konseyi üyesi Miklotov McMahon’a ait olan o malikâne; dürüst ve mütevazı yaşantısıyla bilinen efendisinin mizacını yansıtan, sade ve sakin bir dış görünüme sahipti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Soyluların çoğu gece balolarını ve ziyafetleri sever, kendi güçlerini ve otoritelerini sergilemek adına sık sık böyle etkinlikler düzenlerdi ancak Miklotov bu tür soylulara özgü şatafatlı davranışları hiç tercih etmemişti. Gençliğinden beri Krallığın bir sivil memuru olarak sivrilen ve yetenekleriyle saygı uyandıran bu bilge ihtiyar; âdeta tüm yaşamını Krallığa adadığını kanıtlarcasına kendine bir eş dahi almamış, canını dişine takarak Krallığa hizmet etmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yüzden Soylular Mahallesindeki McMahon malikânesine o göz alıcı gösteriş hiçbir zaman hâkim olmamıştı. ——Tabii bugün, şu ana kadar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çok sayıda canın acımasızca kesilip biçildiği, etrafa saçılan cesetlerin kan ve ölüm kokusu yaydığı bu felaket manzarası&#8230; İşte bu, Miklotov McMahon’ın hayatına da son veren şu âna kadar geçerliydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Natsuki Subaru, bu akılalmaz ve dehşet verici manzaranın karşısında dehşete düşmüş, olduğu yere çakılıp kalmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Davet edildikleri ancak buraya gelene dek tek bir canlı ruhla karşılaşamadıkları McMahon malikânesi. Muhtemelen malikânenin korumaları ve hizmetkârları olan on üç ölü beden; her biri tek bir kılıç darbesiyle biçilmiş, canları acımasızca alınmış bu insanların cesetlerini aşarak ulaştıkları yer en dipteki odaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İçerideki çalışma masası ve kitaplıklardan anlaşıldığı üzere, burası Miklotov’un çalışma odası olmalıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Krallığın geleceği için endişelenen, sayısız sorunu çözmek için kafa yoran ve çabalayan bu bilge ihtiyarın zamanını geçirdiği o tarihî mekân&#8230; Ve şimdi, bu odanın en dibindeki duvara yaslanmış duran kişi, bizzat Miklotov’du.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bacaklarını iki yana uzatmış ve sırtını duvara dayamış bu hâli, tıpkı oyundan yorulup uyuyakalmış bir çocuğu andırıyordu ki bu benzetme aslında pek de yanlış sayılmazdı. ——Bilge ihtiyar, derin bir uykuya dalmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İkiye bölünerek yere düşmüş bir Lugunica bayrağıyla örtülü bir hâlde, bir daha asla uyanamayacağı o sonsuz uykuya.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve son nefesini vermiş olan bu bilge ihtiyarın hemen başucunda——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Crusch… san?..”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yığılıp kalmış ve o kırışık yüzündeki göz kapakları sonsuza dek kapanmış olan Miklotov. Onu ayaklarının dibinde öylece bırakmış ve bedeni yarı dönük bir şekilde bu tarafa bakan o kişiyi gördüğünde Subaru’nun sesi acınası bir hâlde titredi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Orada dikilen kişi; askerî üniformayı andıran lacivert bir kıyafet kuşanmış, uzun yeşil saçlı ve kehribar gözlü, o güzel kadındı—— Sol gözünü büyük bir göz bandıyla kapatmış olan Crusch Karsten’di. Subaru’nun çok iyi tanıdığı bu kişi, kendinden emin ve soğukkanlı duruşuyla tam karşısında duruyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun o titrek seslenişi üzerine, Crusch sağlam kalan o kehribar rengi gözünü kıstı. Elindeki ince kılıcı daha sıkı kavradı ve keskin bakışlarını bozmadan o ince dudaklarını aralayarak şöyle dedi&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Korku rüzgârları esiyor, Natsuki Subaru. ——Neyden korkuyorsun?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “K-Kor&#8230; ku&#8230; mu?.. Ben mi korkuyorum? Bu&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Her şeyden önce, sen buraya ne sebeple geldin? Miklotov McMahon’la senin aranda kişisel bir bağ mı vardı?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Bizzat kendisi tarafından çağrıldım, benim de sormak istediğim şeyler vardı&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Tam da bugün mü? Anlaşılmaz bir durum. Öğrenmek istediğin şey neydi? Kraliyet Seçimiyle mi ilgiliydi yoksa başka bir gizli görüşme miydi? Tam isabet ettirememiş olsam da içindeki kargaşanın rüzgârı giderek şiddetleniyor. Bir kez daha, sana tekrar soruyorum. ——Sen, sahiden benim tanıdığım o ‘gerçek’ kişi misin?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Hık.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öfkeli bir dalga gibi peş peşe gelen bu sorgulama karşısında ezilen Subaru, kelimeleri zar zor bir araya getiriyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha gözünün önündeki bilgileri bile tam olarak işleyememişken Crusch’ın keskin bir kılıç misali savurduğu bu sözler, tam anlamıyla bir bıçak gibi Subaru’nun boğazına dayanmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Crusch, o sert bakışlarıyla hâlâ Subaru’nun göğsünü deşip gerçeği çıkarmaya çalışıyordu ki——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “——Bu kadarı yeterli, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Evet, dışarıdan izlemesi pek de hoş bir manzara değil ha.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru ve Crusch arasındaki bu diyaloğa daha fazla dayanamayıp yandan araya giren iki kişi vardı. Subaru’nun elini tutarak onunla birlikte burada bulunan Beatrice ve onlara eşlik eden Tiga’ydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beatrice o minik elinden yayılan hisle, Tiga’ysa çaprazlama öne çıkıp Crusch’ın bakış açısını kapatarak bu baskın atmosferin altında ezilmekte olan Subaru’yu kendine getirmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sayede nefes almayı hatırlayan Subaru, gecikmeli olsa da soğuk terlerle vücudundaki ateşi yatıştırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O sırada elinde hilal şeklinde kıvrımlı bir kılıç tutan Tiga, Crusch’la yüz yüze geldi. Taktığı şapkanın siperliğini indirip gözlerini gizlerken “Oy” diye seslendi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “Durumunuzun birçok açıdan yanlış anlaşılmaya açık olduğunun farkındasınızdır, Düşes-san.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Yanlış anlaşılmaya açık mı?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “Aynen öyle, yanlış anlaşılmaya açık. Ne de olsa onca insanın can verdiği ve Krallığın ağır toplarından birinin öldürüldüğü bir cinayet mahallindeyiz. Orada, elinizde kılıçla dikilirken gören herkes şöyle düşünür: ——Bu malikânedekileri öldüren kişi Düşes Crusch Karsten’dir.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tiga kendine has o rahat üslubunu bozmamış olsa da bu doğrudan, lafı dolandırmadan sorulmuş bir soruydu. Ve bu aynı zamanda, Subaru’nun da her şeyden önce emin olmak istediği o acı gerçekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tiga haklıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">McMahon malikânesinde yaşanan bu vahşetin, evin efendisi Miklotov dâhil herkesi katleden en büyük şüpheli hiç şüphesiz Crusch’tı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak Crusch’ın karakterini çok iyi bilen Subaru, bu şüpheyi şiddetle reddetmek istiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Crusch erdemli, adaletli kararlar alıp ona göre hareket edebilen olağanüstü bir liderdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anılarını kaybedip o asil ve saygın soylu duruşunu sıfırdan inşa etmesi gerekmiş olsa da kalbinde taşıdığı o iyilik ve insanlık onuru, Oburluk tarafından bile asla yutulup tüketilememişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böyle bir kadının, böylesine vahşi bir eyleme elini bulaması imkânsızdı. Böyle bir şey olamazdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yüzden Subaru, onun kendi ağzından kesin bir ret cevabı duymak istiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tıpkı kendileri gibi Crusch’ın da McMahon malikânesindeki tersliği fark edip yardıma koştuğunu fakat vardığında artık çok geç olduğunu söylemesini bekliyordu. O pişmanlığı, öfkeyi yüreğinde hissederek Miklotov ve diğerlerini öldüren asıl faili bulacak ve ona cezasını birlikte çektireceklerdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte tam da bunun için onun dudaklarından dökülecek olan o inkâr cümlesi——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Anlaşılan sen, ikiyüzlülüğün dibine vurmuş arsız bir adamsın.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun sessiz dualarını hiçe sayarcasına ifadesini zerre kadar bozmayan Crusch bakışlarını Tiga’ya kilitleyerek bu sözleri savurdu. Bunun üzerine Tiga hafifçe omuz silkti ve&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “Acımasız bir yorum olsa da sineye çekeceğim. Peki, sadede gelirsek?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “Sör Miklotov McMahon’u öldüren kişi sen misin? ——Düşes Crusch Karsten.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “——Evet.”</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1352" height="1920" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-12.png" alt="" class="wp-image-7596" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-12.png 1352w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-12-1408x2000.png 1408w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-12-704x1000.png 704w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-12-768x1091.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-12-1082x1536.png 1082w" sizes="auto, (max-width: 1352px) 100vw, 1352px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/mukuten_/status/2036930640138863097?s=20" type="link" id="https://x.com/mukuten_/status/2036930640138863097?s=20">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">Üsteleyerek ve bu kez çok daha net bir şekilde soran Tiga’ya karşılık kısa ve öz olmuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu; tüm şüpheleri doğrulayan, Subaru’nun duaya dönüşmüş umutlarını paramparça eden en kötü cevaptı—— Subaru’nun boğazından istemsizce kısık bir ses döküldü, az önce duyduğu o kısa cevap kafatasının içinde defalarca yankılandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun yaşadığı bu şiddetli şoku daha da perçinlemek istercesine Crusch çenesini hafifçe aşağı eğdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Bu malikânede bulunan görevlileri de Miklotov McMahon’u da kendi ellerimle biçtim. Onlar Krallığa düşman olmuş, vatan hainleriydi.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “——Asıl vatan haini olan sizsiniz Düşes!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Bek—— hık.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir anda kükreyen Tiga, tek bir sıçrayışta aradaki mesafeyi kapattı ve o kıvrımlı kılıcını——şemşirini savurarak Crusch’ın üzerine akıcı bir kılıç darbesi indirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bekle demeye bile fırsat tanımayan, zerre tereddüt barındırmayan bu ilk saldırı; Crusch’ın elindeki kılıcı aşağıdan yukarıya doğru savurduğu bir yörüngeyle defedildi ve çeliğin çeliğe çarpmasından doğan o çınlama çalışma odasında yankılandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O tek bir çınlamanın tetiklemesiyle birlikte ikilinin arasında çeliğin çığlıkları kopmaya ve kıvılcımlar patlamaya başladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kıvılcımlar saçan kılıç tokuşmaları başlamış, geniş çalışma odası iki kılıç ustasının hünerlerini sergilediği bir arenaya dönüşmüştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Crusch’ın sergilediği şey, kılıç yoluna tüm ciddiyetiyle baş koymuş birinin ulaşabileceği o asil kılıç sanatıydı—— Anılarını kaybetmeden önceki Beyaz Balina savaşı olsun, hafızasını kaybettikten sonra Pristella’da verdiği savaş olsun, kılıcının çizdiği o dosdoğru ve kusursuz yörünge hiç değişmemişti. Çektiği o keskin kılıç parıltıları, boşluğu her yönden biçip geçerek etrafta dans ediyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öte yandan, bedenini alçaltıp bir topaç gibi dönen Tiga’nın kılıç tekniğiyse fazlasıyla sıra dışıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Başta karşısındaki Crusch olmak üzere, Subaru’nun tanıdığı kılıç ustaları; Julius, Wilhelm ve Cecilus gibi kılıçtan çok, el darbeleri ve tekmeleriyle akılda kalan Reinhard’ı saymazsak hepsi geleneksel ve doğru kabul edilen teknikleri bileyen asil savaşçılardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onların kılıç sanatına doğru yol denecekse Tiga’nınki kesinlikle sapkın bir yol olarak görülürdü—— Rakibini cepheden kesip biçmek yerine acımasızca el ve ayak bileklerini hedef alan, hile ve aldatmacayı harmanlayıp düşmanın açığını yakalamayı ilke edinen, zafere açgözlülükle susamış birinin tekniğiydi bu——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “Haaa!——”</p>



<p class="wp-block-paragraph">İpek yırtarcasına keskin bir savaş narasıyla fırlatılan bu darbe, şemşirin ters tutuluşuyla olağandışı bir yörünge çizerek rakibe yaklaşan bir kılıç parıltısıydı. Crusch bedenini geriye bükerek bu saldırıdan sıyrıldığı anda, onu kırbaç gibi şaklayan Tiga’nın uzun bacağından gelen bir tekme takip etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kılıç darbelerinin arasına dokunan bu tekmeler; sanki ritmik bir dansın parçasıymışçasına birbirine bağlanıyor, ardı arkası kesilmeyen bir kılıç fırtınası yaratıp tam karşısındaki Crusch’ın üzerine çullanıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Topaç gibi fırıldaklaşan bu yüksek hızlı art arda saldırılar karşısında Crusch zerre yüz ifadesini bozmadan seri ve nokta atışı adımlarla mesafeyi koruyor, kılıcını savurarak bu baş döndürücü hücum-savunma çarpışmasının kontrolünü ele geçirmeye çalışıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ayakkabılarının içine çelik plakalar falan mı saklamıştı bilinmez çünkü tekmelerini Crusch’ın kılıcına karşı bile korkusuzca savuruyor, geleneksel ustalığın zirvesine ulaşmış bu kadına karşı bu sapkın kılıç ustası tek bir adım bile geri atmadığı bir savaş stili sergiliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Yeteneklisin. İlahi Ejderha Kilisesi, kılıcı böyle savurmayı mı öğretiyor?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “Maalesef kendi stilim. Eskiden beri ellerime ve ayaklarıma pek sahip çıkamam da!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Cesur bir rüzgâr. Yalan söylemiyorsun.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tiga’nın tekmesini burun farkıyla atlatan Crusch, onu yukarıdan aşağıya yaran yıkıcı bir darbeyle yanıtladı. Tiga ters tuttuğu kıvrımlı kılıcıyla bunu karşıladı ve kılıç kılıca kenetlenen ikili işte bu sözleri birbirlerine sarf ettiler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir ileri bir geri süren bu kıyasıya mücadelede, her ikisi de olağanüstü dövüşçüler olduğundan üstünlük terazisi bir türlü bir tarafa ağır basmıyordu ancak——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “——Subaru, biraz toparlan, sanırım!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Aah.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “<span style="text-decoration: underline;">Şok</span> olman çok doğal, doğrusu. Ancak böyle boş boş bakıp duramazsın, sanırım!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böyle diyerek zıplayıp Subaru’nun yanağına hafif bir tokat atan Beatrice, onun gözlerini fal taşı gibi açmasını sağladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Patlayan bir tokadın sarsıntısıyla birlikte Subaru, düşünme yetisini bir kez daha kaybedip Tiga ve Crusch’ın mücadelesine daldığını fark etti. ——Beatrice’e yürekten minnettardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şüphesiz ki büyük bir şok geçiriyordu. Durumu mantıklı bir şekilde değerlendirmeye kalksa da soğukkanlılığını koruması imkânsızdı. O yüzden şimdi, meseleye mantık çerçevesinde yaklaşmadan önce, yapması gereken ilk şeyi yapmalıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “<em><u>May firend.</u></em>”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oraya baktığında, Subaru ve Beatrice’in arasındaki bu konuşmayı göz ucuyla yakalayan ve aynı anda Crusch’ın kılıcına karşı direnen Tiga’nın dudaklarından bu kelimenin belli belirsiz döküldüğünü gördü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Herhangi bir hedef bildirmeyen bu sessiz çağrıya rağmen Subaru, Tiga’nın niyetini anında kavramıştı. Onun istediği şey yardım ya da arka çıkılması değildi——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Dışarıya.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu durumu dışarıya haber vermeli ve Crusch’ın bu taşkınlığını durdurmalıydılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Neyse ki şu anda başkentte Subaru’nun güvenebileceği çok sayıda güçlü müttefik vardı. Garfiel ve Wilhelm buradaydı, dahası Reinhard bile onlarla beraberdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Burası Soylular Mahallesi olduğu için bu McMahon malikânesi dışındaki köşklerde de şövalyeler ve muhafızlar konuşlandırılmış olmalıydı. O adamları çağırıp Crusch’ı zapt edebilirlerdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve ardından——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Ve ardından, Crusch’ı cezalandıracaklar mıydı? Miklotov’u katletmiş bir vatan haini olarak.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Burada kalacaksın. Senin hakkındaki kararım henüz netleşmedi.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aklının bir köşesinden kurtulması imkânsız bir tereddüt geçtiği o an, vahşi bir kılıç rüzgârı Subaru’nun başının üzerinden esip geçti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Voaa!?” diyerek refleks olarak boynunu büktü Subaru. Havaya kalkan saçlarının uçlarını sıyırıp arkasına doğru uçan bu kılıç rüzgârı, tam arkasındaki odanın üst kısmına çarpıp girişin etrafındaki tavanı ve duvarları kesici bir fırtınayla parçalayarak oluşan göçükle odanın girişini tamamen mühürledi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Kaçış yolunu!..”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kapana kısıldıklarını anladığı an Subaru, elindeki seçeneklerin teker teker yok olduğunu ve artık elinde oynayacak neredeyse hiçbir kartın kalmadığı gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kaldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Hık.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kaçış yollarının kapanmış olması demek, bu ortamdan uzaklaşma seçeneklerinin sıfıra inmesi demekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu ateş hattının ortasında hantal hantal molozları temizleyip bir çıkış yolu açacak zamanları da yoktu. Yin Büyüsü Minya fiziksel bir yıkım gücünden yoksundu, dolayısıyla girişi tek hamlede havaya uçuracak bir mucize beklenemezdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kısacası, Subaru ve yanındakiler için yapılabilecek tek şey kenardan izlemek veya olaya müdahale etmek arasındaki iki seçenekti—— ve bu durumda, sadece izleyici kalmak kesinlikle ama kesinlikle imkânsızdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak olaya dâhil olmanın anlamı——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Savaşacak mıyım? Crusch-san’la?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anlam veremiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu gerçeği algılayamıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gözleriyle gördüğü şeye inanamıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gerçekten de öyle değil miydi ama? Orada duran kişi Crusch Karsten’di. Subaru ona saygı duyuyordu. Kraliyet Seçimlerinde rakip olsalar bile, onun insanlığı ve erdemi takdir edilmesi gereken bir şeydi. Crusch asil ve yüce gönüllüydü, bir yönetici olarak çabalamaktan ve kendini geliştirmekten asla geri durmayan mükemmel bir karaktere sahipti ve Krallığa layık olma anlamında Subaru’yu derinden etkileyen ilk kişiydi. Beyaz Balina’yı avladıklarında bu başarının bizzat onun dudaklarından dökülen sözlerle tescillenmesi—— Natsuki Subaru’nun hayatında öylesine büyük bir anlam taşıyordu ki bunu kimse inkâr edemezdi, ettirmeyecekti de.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Emilia’ya olan sevgisini her şeyin üstünde tutmuştu. Ancak o gün Subaru şunu da net bir şekilde aklından geçirmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Crusch Karsten, hiç şüphesiz Lugunica Krallığı’nın tahtına geçmeye en layık kişilerden biriydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Yeter artık! Dur! Crusch-san!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte bu yüzden o anda Subaru’nun seçebildiği yol, oynaması en zavallı en sönük karttan başka bir şey değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun o çatallanan çığlığına, vahşi kılıç vuruşlarına devam eden Crusch’tan hiçbir yanıt gelmedi. Bakışları dümdüz bir şekilde karşısında çarpıştığı Tiga’ya kilitlenmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama yine de kendini tamamen görmezden gelemeyeceğine inanan Subaru, sesini sonuna kadar yükseltti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Kılıcını indir! Yalvarırım! Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum! Bilmiyorum ama seninle konuşacağım! Bir yolu bulunsun diye, konuşmayı deneyeceğim!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">O fark etmeden Beatrice’in tuttuğu elinin diğeri, boynundan sarkan o siyah küreyi sımsıkı, koparırcasına kavramıştı. ——Al’la aralarında geçmesi gereken o kadar konuşmayı yapamadan, onun iradesini zorla bastırmak zorunda kalmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Al’ı o cinnete sürükleyen asıl neden olan Priscilla’nın ölümüydü ki bu durum, Subaru’ya bir kez olsun yitirilip gitmiş olanın asla geri getirilemeyeceğini ve o mutlak, kahredici kaybın ağırlığını iliklerine kadar kazımıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Konuşma şansı dahi bulamadan çok iyi tanıdığı birini daha kaybedebilirdi. ——Şu anki Natsuki Subaru için bu, kendi ölümünden bile fersah fersah daha korkunç bir kâbustu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Böyle bitmesini istemiyorum! Böyle&#8230; hiçbir halt anlamadan, sevdiğim insanlardan ayrı düşmek falan istemiyorum!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Subaru&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Yalvarırım! Yalvarırım! Ne olursun&#8230; Yalvarırım sana&#8230; dur artık.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yüzünde kim bilir nasıl bir acı vardı ki sesini yırtarcasına bağıran Subaru’nun profiline bakan Beatrice’in gözleri titriyor, dudaklarını kemiriyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çaresizlik. Acizlik. Ulu Ruh Beatrice’in partneri olduğu hâlde onun o eşsiz ve olağanüstü gücünü hiçbir işe yaramadan böyle köşede bağırıp çağırmaktan başka bir şey yapamıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “N’olur!..”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendi acizliğinin bu kadar bilincinde olmasına rağmen Subaru başka bir yol seçemiyordu. Mademki kaçamıyoruz o hâlde Crusch’la savaşalım gibi, meseleyi kestirip atan bir mantığa bürünemezdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir kez karşılaştığı biriyle aralarındaki ilişkinin sonradan kökten değiştiği durumlar geçmişte de yaşanmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama bu değişimlerin çoğu, negatif bir izlenimin pozitif bir bağa dönüşmesi şeklindeydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunun tam tersini yaşadığı vakalar Todd ve Al’dan ibaretti. ——Şimdi bu listeye bir de Crusch’ın eklenmesi, taşıyabileceği bir yük değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun o çaresiz ve kekeleyen yakarışları, giderek şiddetlenen kılıç çarpışmalarının arasında eriyip yitecek kadar cılızdı. Ya da bu savaştaki varlığı ne kadar önemsizse sesi de o kadar ciddiye alınmıyor, Crusch’ın kulaklarına hiç ulaşmıyor gibiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “——Sözlerinde hiçbir yalan yok anlaşılan.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Hık.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hak vermişçesine mırıldanılan bu sözleri duyan Subaru, nefesi kesilmiş bir hâlde gözlerini fal taşı gibi açtı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tiga’nın tam ortalarında kaldığı bu pozisyonda sapkın kılıç ustasının omzunun üzerinden Subaru’yla ona bakan Crusch’ın bakışları birbirine kenetlendi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O kehribar rengi gözlerle kurduğu göz temasıyla birlikte Subaru, sözlerinin nihayet yerine ulaştığı umuduna kapıldı ki——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Öyleyse seninle olan hesabımı şimdilik erteleyeceğim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Ve o an, bu sözleri sarf eden Crusch’ın merkezinde patlayan şiddetli bir kasırga tüm odayı kasıp kavurdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Ne——”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm vücudunda o korkunç basıncı hissettiği anda ayakları yerden kesildi ve Subaru, bunun Crusch’ın kopardığı rüzgârdan kaynaklandığını; onun en büyük silahı olan o meşhur kılıç tekniği Yüz Kişiyi Biçen Tek Kılıcın belirli bir hedef olmaksızın dört bir yana salıverilmesinin bir sonucu olduğunu içgüdüsel olarak anladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Normalde tek bir noktaya odaklanarak savrulması gereken o muazzam rüzgâr bıçağının toplanmadan dört bir yana saçılmasıyla oluşan o vahşi fırtına, savaş yüzünden savaş alanına dönmüş olan çalışma odasını merhametsizce sarsıyor; kalın kitapları, yığınla evrakı ve hatta ölü bilge ihtiyarın cesedini bile havaya uçuruyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne var ki Subaru’nun durumu algılayabilmesi sadece buraya kadar sürdü.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Gağh!—— Hık.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Savunmasız bir hâlde havaya savrulan bedeni dehşet verici bir hızla tavana çakıldı, nefesi boğazında düğümlendi. Refleksle kollarını göğsüne çekip Beatrice’i bedeniyle siper ederek korumuştu ama yapabildiği tek şey buydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Subaru!” diye haykıran Beatrice’e sımsıkı sarılırken fırtınaya kapılan Subaru’nun bedeni duvara çarpıp savruldu ve düşüşünü bile ayarlayamadan perişan bir hâlde yere kapaklandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Aağh.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm vücudunda, tepeden tırnağa gıcırdayan bir acının baskısı altında ciğerlerindeki son nefes de dışarı süzüldüğünde kafasının içinin aniden buz kestiği o hissi yaşadı ve işlerin sarpa sardığını içgüdüsel olarak anladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu, Ölümden farklıydı. Ancak bilinci kapanmak üzereydi. Beatrice’in güvenliğini her şeyin önüne koyup kendini tamamen hiçe saymasının bedeliydi bu. Kafasını çarptığı yerde sanki bir delik açılmış da bütün bilinci oradan akıp gidiyormuş gibiydi. <em>——Siktir, siktir, siktir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Ola… maz&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şimdi burada bilincini kaybederse Crusch’a kim laf anlatacaktı ki?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tiga onu tanımıyordu. Crusch’ın o erdemli karakterini, o gerçekten de iyilikle dolu kalbini bilmiyordu. Yanlış anlıyordu. Onu durdurmalıydı. Crusch iyi bir insandı. Konuşulursa anlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Konuşulursa halledilebilecek bir meseleydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “&#8230; Anla&#8230; yacak&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>O yüzden yalvarırım, sözlerime kulaklarını tıkama.</em> ——İşte böyle, gitgide uzaklaşan bilincinin o en son damlasına kadar dua etmeye devam ederken Subaru’nun zihni ağır bir taş misali karanlığa gömüldü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gömüldü de gömüldü ve——</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">△▼△▼△▼△</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “——Evet.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beklenmedik bir anda, bilincinin uyandığı o saniyede Subaru denge hissini kaybetmek üzereydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zihni; az önceki benliğiyle saniyeler içinde geçiş yaptığı şu anki benliği arasındaki farkı idrak edememiş, bu durum ellerine ve ayaklarına yansıyarak onda bir paniğe yol açmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ayakları yere basıyordu. Bu gayet doğaldı elbet, ayakta duruyordu. Ayaktaydı. Çok normal. Gerçekten öyle miydi? Ayakta durmak onun için olağan bir durum muydu bu an? Öyle olmadığı içindir ki tam da şu saniye yerin göğün birbirine girdiği hissini yaşıyor——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Olamaz.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şu an Subaru’nun odaklanması gereken şey, altüst olan yer ve gök değildi. Neden yerin göğün birbirine girdiğini hissettiği, yani bunun sebebiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve bu sebebin ne olduğunu söylemeye bile gerek yoktu. ——Zamanı geriye sarmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dizlerinin bağı çözülmek üzere olan Subaru’nun görüş alanında, henüz o şiddetli savaştan nasibini almamış olan McMahon malikânesinin çalışma odası ve çaprazlama ikiye bölünmüş bayrağa sarılı Miklotov’un cesedi duruyordu. O cesedin önündeyse bedeninin yarısını döndürerek arkaya bakan yeşil saçlı kadınla Subaru’nun yarım adım önünde duran gencin sırtı vardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu, Crusch’la Tiga’nın yüzleşmesiydi. Dahası, bu diyalogların yaşandığı an——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Bu malikânede bulunan görevlileri de Miklotov McMahon’u da kendi ellerimle biçtim. Onlar Krallığa düşman olmuş, vatan hainleriydi.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">O telafisi olmayan, soruya verilen o ölümcül onaylamanın yapıldığı o andı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “——Asıl vatan haini olan sizsiniz Düşes!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dehşetten kanı donan Subaru’nun gözleri önünde ipek yırtarcasına keskin bir savaş narası atan Tiga ileri atıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şemşiri ters tutarak Tiga’nın başlattığı kılıç dansı ve bunu karşıdan karşılayan Crusch arasındaki o kıyasıya çarpışma, sapkınla asil yolda yürüyen iki kılıç ustasının düellosuydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Peş peşe çınlayan çelik seslerinin ve etrafa saçılan kıvılcımların vahşice dans ettiği bu çalışma odasındaki savaşa tanık olurken Subaru başlangıçta bastırdığı denge kaybından çok daha farklı bir sebeple baş dönmesi geçirmek üzereydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “İmkânsız… bu kadarı da&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Elini ağzına götürdü ve bastırılmış bir ses dudaklarından döküldü. Açık bir yaradan sızan kan misali durdurulamaz bir şok, Subaru’nun kafasını içeriden güm güm yumrukluyor gibiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Ölümden Dönüş’tü. Ölümden Dönüş’ü yaşamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilinci kapanmak üzereyken Subaru’yu havaya savuran şey Crusch’ın kopardığı fırtınaydı; bu yüzden duvara ve tavana çarpmış, yere savrulup bayılmıştı. ——Bunun ardından Subaru’nun bu âna geri dönmesi demek, hiç uyanamadan Ölümden Dönüş’ü tetiklediği anlamına geliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O durumda bilincini kaybetmiş Subaru’nun canı alındıysa bu işi yapan kişi——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “——Subaru, biraz toparlan, sanırım!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Hık.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “<span style="text-decoration: underline;">Şok</span> olman çok doğal, doğrusu. Ancak böyle boş boş bakıp duramazsın, sanırım!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Az öncekinden farklı bir sebeple donakalan Subaru’yu, Beatrice tıpkı az önceki gibi aynı cesaretlendirme yöntemiyle kendine getirdi. Onun o minik avucuyla yanağına yediği tokat; o acı ve sıcaklık, Subaru’yu gerçeğe döndürdü.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Kusura bakma, Beatrice.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tokat yediği yanağını elinin tersiyle okşayarak dişlerini gıcırdatırcasına sıktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Araya giren o Ölüm bile, Subaru’nun bu durum karşısındaki kafa karışıklığını ve sarsıntısını zerre kadar azaltmamıştı. Yine de yaşananları yalan diyerek inkâr etmesi veya kabul etmiyorum diye feryat etmesi sonucu değiştirmeyecekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Crusch’la Tiga’nın savaşına müdahale etme cesaretini bulamadan, acınası bir hâlde sızlanıp ağlayarak ölecekti Subaru. ——Kendi canının Crusch’ın ellerinde koparılmasına izin verecekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Buna izin veremem.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Buna müsaade etmemeliydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Crusch Karsten’in, Natsuki Subaru’nun canını almasına izin veremezdi. Subaru zayıf diye, onun o yüce erdemini kirletmesine göz yumamazdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Crusch’ın ellerinin, Subaru’nun kanıyla lekelenmesine asla ama asla izin verilmemeliydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Beako, bana yardım et.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “!.. Söylemene bile gerek yok, doğrusu!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şok ve panik yüzünden mantık denen yapbozun parçaları hâlâ darmadağındı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak o dağılmış yapbozun içinden sadece şekli net olarak belli olan parçaları tutup çekerek Subaru, kendisine sadece ve sadece güven aşılayan partnerinin elini sımsıkı kavradı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gözlerinin önünde sürüp giden hücum ve savunmada Crusch’la Tiga’nın savaşı tam bir denklik içindeydi, tabiri caizse tam bir ileri bir geri durumu sergiliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Crusch’ın ne kadar güçlü olduğunu bilen Subaru için ona denk bir kılıç gücü sergileyen Tiga’nın yeteneğine şapka çıkarmak işten bile değildi ancak şu anki durumda o nihai darbeyi, yani Yüz Kişiyi Biçen Tek Kılıç yeteneğini elinde bulunduran Crusch’ın bu koza sahip olması bariz bir dezavantajdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tiga bunu biliyor mu yoksa bilmiyor mu orası meçhuldü ama aradaki mesafeyi kapatma taktiğini seçmesi sayesinde Crusch’a rüzgârı toplaması için fırsat vermiyordu. Ancak o kılıç tokuşmalarının arasında dahi Crusch’ın gidişatı tersine çevirecek o fırtınayı biriktirdiğini Subaru bizzat yaşayarak öğrenmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte bu yüzden——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Büyüye bel bağlama <em><u>may firend!</u></em>”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “Zaten kullanamıyorum <em><u>may firend!</u></em>”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu çağrıya verilen karşılığın güven verici mi yoksa endişe verici mi olduğu tartışılırdı, Subaru kollarını kaldırıp Beatrice’i göğsüne doğru bastırdı. İkisi, yanaklarının birbirine değeceği kadar yakın bir mesafeden o aynı kılıç çarpışmasını dikkatle izleyerek——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru ve</strong> <strong>Beatrice:</strong> “——EMT!!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üst üste binen bu büyü sözleri, bununla eş zamanlı olarak çalışma odasına yayılan şey, Subaru ve Beatrice’i merkez alan görünmez bir alandı—— inşa edilen mana formüllerini çözen, onları etkisiz kılıp güçlerini yok eden, anti büyü diyebileceğimiz o orijinal teknik EMT’ydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu alanın içinde büyü kullanmak şöyle dursun, yakıtı mana olan Meteorlar veya büyü aletleri bile arıza verip sırılsıklam bir çamura dönüşürdü. Gerçi Beatrice’in söylediğine göre, karşı taraf o çamur gibi duruma uyum sağlayıp yeniden formül yazmayı başarırsa işin rengi değişirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Şaşkına dönmüş Roswaal’ın yüzünün ortasına bir tane yapıştıracak kadar vakti çok rahat yaratırız, sanırım!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Kaldı ki bunu ilk kez gören biriyse&#8230; neye uğradığını bile şaşırır!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Açılan bu alanın etkisi sadece Subaru ve yanındakileri değil, şiddetle çarpışmakta olan o ikisini de içine çekip tesiri altına almıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendi itiraf ettiği üzere büyü kullanmayan Tiga’nın savaş taktiğini etkilemeyen EMT, en büyük kozu rüzgâr yaratmak olan Crusch’a gelince aynı şekilde işlemiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun büyüyü haykırması üzerine ne tür bir hamlenin geleceğini sezerek savunmaya geçmiş gibi görünen Crusch, EMT alanının kendi üzerinde yarattığı etkiyi hissedince o tek gözünü hafifçe bu tarafa çevirdi. ——Ölümden Dönüş’ü gerçekleştirmeden önce de Subaru, Crusch’la göz göze gelmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O anki beklentileri yerle yeksan olmuş ve Subaru acınası bir şekilde hayatını kaybetmişti ancak——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Teslim ol, Crusch-san! Kazanma ihtimalini ortadan kaldırdım! Yüz Kişiyi Biçen Tek Kılıcı kullanamazsın! Kullandırtmam! Buraya kadar!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Titremek üzere olan sesini sahte bir cesaretle örtbas eden Subaru, boyun eğmez ve sarsılmaz bir irade sergiledi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Pısırık durarak, ağlamaklı bir sesle ve acı dolu yakarışlarla hiçbir gerçeği değiştiremeyeceğini acı bir tecrübeyle öğrenmişti. Şimdi burada ihtiyacı olan şey, kendi iradesini karşı tarafa aktarabilecek o güçlü sözlerin ruhuydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sözlerin ruhu, yürekten kopup gelmeliydi. ——Ta kalbinin derinliklerinden inanarak hem karşındakini hem de kendini kandırmalıydın.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Natsuki Subaru’nun, savaşıldığında hiç de kârlı çıkılmayacak tehlikeli bir rakip olduğuna onu inandır.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dümdüz bir hat üzerinde, Subaru’nun siyah gözleriyle Crusch’ın sağlam kalan o kehribar rengi gözü birbirine meydan okudu. O esnada kılıçlar bir kez daha şiddetle tokuşmuş ve Crusch’la Tiga’nın ölümcül çarpışması bir anlığına kesintiye uğramıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kıvrımlı kılıcını hazırda tutup bedenini yan çeviren Tiga, Subaru ve Beatrice’i arkasında siper edecek bir konumda durarak konuştu&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “İşte arkadaşım böyle uyarıyor. Bir ekleme yapmam gerekirse bu arkadaşımın sizin de arkadaşınız olabileceğini tahmin ediyorum ama&#8230; sözlerine bi’ kulak verseniz olmaz mı?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Tiga&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “Açıkçası elinizdeki kılıcı tek taraflı olarak söküp alacak ve sizi etkisiz hâle getirecek güce sahip değilim. Sizi zapt etmeye kalkarsam yara almayı göze almam gerekir ve en kötüsü de canımdan olurum. Bunu ne ben ne de arkamdaki o ikisi arzu ediyor.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunları söylerken Tiga’nın bakışları, Crusch’ın her hareketine ve tavrına karşı bir an bile dikkati elden bırakmadan kilitlenmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Belki de o kendi açısından, <em>Crusch’ın gardında en ufak bir açık bile yaratabilirsem</em> diyerek Subaru’nun sözlerine ayak uydurmuş olabilirdi. Yine de Tiga’nın sarf ettiği o sözler, şüphesiz Subaru’nun vermek istediği mesajı hazmedilebilir kılmış ve karşı tarafa nüfuz etmesini kolaylaştırmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tiga’nın Subaru’yla Crusch arasında yaşananları bilmesine imkân yoktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hatta Kraliyet Seçimi etrafında dönen meselelerden haberdarsa bu Kampların birbirine rakip olduğu gibi bir ön yargıya sahip olması beklenirdi. Ancak Tiga buradaki kısacık birkaç sözünden hareketle, Subaru’nun Crusch’la olan bağının basit bir düşmanlıktan ibaret olmadığını sezmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru, Tiga’nın bu anlayışlı tavrından güç aldı. ——Crusch’ı, zapt edecekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onu etkisiz hâle getirecek ve gerisini sonra düşünecekti. Her şeyin yolunda gitmesi için gereken planları oradan sonra kuracaktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Ben——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “——Minya.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru içinden dualar ederken tam Crusch’ın dudakları aralanmıştı ki, Subaru’nun kollarındaki Beatrice elini uzattı ve mavimsi mor bir parıltı Crusch’ın ayaklarının dibini delip geçti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ayak ucuna saplanan o mor okun tek bir darbesi, çalışma odasının zeminini kristalleştirip paramparça etmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Düşüncesizce hareketlerden kaçınmanı öneririm, sanırım. EMT’nin içindeyken büyü kullanabilen sadece Betty ve Subaru’dur, doğrusu. Şu dırdırcı herifle kapışırken bir yandan da bizimle başa çıkabilir misin, sanırım?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “Dırdırcı herif yakıştırman kalbimi kırdı ama demek ki kendi büyünüzü kullanabiliyorsunuz. Haksızlık ama bu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Tüm <span style="text-decoration: underline;">konsepti</span> bu sonuçta. Ama… işte öyle yani.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beatrice’in üstünlüklerini gözler önüne seren bu uyarısı yüzünden üstünlüğünü kaybeden Crusch’ın yüzündeki o hafif gerginliği fark etmişti. Bu, o âna dek Subaru ve yanındakileri bir tehdit olarak görmeyen kadının, artık onları çok net bir şekilde tehlike olarak hesaba kattığını gösteren bir tepkiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böylesi bir düşman muamelesi görmek can yakıyordu. Ancak bir tehlike olarak algılanmak kendi adlarına büyük bir şanstı. Dezavantajlı bir duruma düştüğünü anlarsa o da doğru bir yargıya varabilirdi elbet——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Anlıyorum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu söyleyen Crusch, gayet olağan bir hareketle kılıcını savurarak boşluğa bir yörünge çizdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beklenmedik bir hamleydi ancak muhtemelen EMT’nin etkisini test etmek için yapılmıştı. Doğması gereken kılıç rüzgârı ortaya çıkmayınca o da Yüz Kişiyi Biçen Tek Kılıcın iptal edildiğini kafasıyla onayladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve sonrasında da——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “——Natsuki Subaru, neyden bu kadar korkuyorsun?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine ve yeniden Crusch’ın o sorusu kulaklarında çınladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat bu defa az öncekinden farklıydı. O kafa karışıklığına teslim olmak yerine dişlerini sıkarak direndi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Savaşın sonucu mu? Kendinin veya yanındakilerin güvenliği mi? Krallığın geleceği mi? Yoksa&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “——Yoksa&#8230; aklımı yitirmiş olmamdan mı?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Âdeta tane tane okunarak altından mesajlar içeren bir soruydu bu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru bu soru karşısında bile tüm mimiklerini seferber ederek duruşunu bozmadı. İçindeki korkaklığın ve tereddüdün zerre kadar karşıya yansımaması için tüm benliğiyle takınabileceği en güçlü yüz ifadesini takındı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm ruhunu yansıtan o Subaru’nun yüzünde, Crusch ne görmüştü ki?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Crusch yalnızca o ince dudaklarını araladı ve&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Demek öyle.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diyerek kısaca mırıldandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “Düşes, talebimizi size ilettik. Bize ne yanıt vereceksiniz?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru ve Crusch arasında kopan, kelimelere dökülemeyen o anlık duygu fırtınası. Bunu bilinçli olarak görmezden geliyormuşçasına Tiga sert bir ses tonuyla Crusch’a yeniden sordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sesindeki o gerilimle, kendisine kesin bir cevap vermesini açıkça beyan ediyordu. Tekrar ve tekrar yeniden yükselen o kılıç aurası ve buna maruz kalan Crusch, gözlerini Tiga’ya çevirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Talebiniz anlaşıldı. Bu koşullar altında rüzgârı mühürlenen taraf olduğum için dezavantajlıyım. İşte tam da bu nedenle teslim olmam gerektiğini söylüyorsunuz, sizin yargınız bu yönde.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “&#8230; &nbsp;Aynen öyle. Buradan sonrasında ben ve Beako da dâhil olacağız. Kazanma şansın&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “——Yok, diyerek peşin yargıya varmak için henüz çok erken, Natsuki Subaru.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Soğukkanlı bir edayla, Subaru’nun sahte cesaretini ezercesine sözünü keserek bunları söyleyen Crusch, kılıç tutmayan sol elini yavaşça yukarı kaldırdı. ——O beyaz eldivenli ince parmakların dokunduğu yer, sol gözünü kapatan büyük göz bandıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yüzünün sol tarafını büyük ölçüde gizleyen bu göz bandı, bizzat kendisinin söylediği üzere Ejderha Kanının bıraktığı izin, Filóre’nin kullandığı Kutsal Ayinin gücüyle iyileşmeye yüz tuttuğu ancak henüz tam olarak şifa bulunamayan kısımdı. O ince parmakların takılıp onu bir çırpıda kopardığını gören Subaru’nun gözleri fal taşı gibi açıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çünkü——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Bu, pek de uzun süre sergilemek istediğim bir görüntü değil. ——Ben de bir kadınım ne de olsa.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böyle söyleyen Crusch’ın; göz bandını çıkararak tamamen açığa çıkardığı sol gözü, kendi orijinal kehribar renginin aksine altın gibi parlıyordu. Bir sürüngeni andıran o ince göz bebeği ve gözünün altından kılcal damarlar misali geçen o ışık hatlarını—— bunu gördüğünde Subaru’nun zihninde âdeta şimşekler çaktıran o kelimeler yankılandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Ah.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğru mu yanlış mı olduğunu o da bilmiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sadece o anda Crusch’ın insana ait olmayan o altın rengi gözüne bakmış ve şöyle düşünmüştü&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Crusch Karsten’in sol gözü, Ejderha Gözüne dönüşmüştü.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="429" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-8.png" alt="" class="wp-image-7592" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-8.png 1024w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-8-1000x419.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-8-768x322.png 768w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/Archbishop1748607337" type="link" id="https://x.com/Archbishop1748607337">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">#Bu bölümle beraber tekrardan Arc 7&#8217;deki travmatik Gladyatör Adasını şahsen hatırlamış oldum, hemen size de alıntılayayım: <em>&#8220;Birinin kurtarılamayacağı &#8216;bir kez&#8217; ortaya çıktığında Natsuki Subaru’nun &#8216;kalbi&#8217; paramparça olacaktı.&#8221; </em>Böyle bir durumla tekrardan karşılaştık gibi görünüyor çünkü artık zamanı geri alamıyoruz, Subaru&#8217;nun Otoritesi düzgün çalıştığını bilmemize rağmen. Ya zamanı bir şekilde geri alacak ya da bunu mutlak hâle getirecek. Bakalım sonraki bölümlerde ne olacak, sonraki bölümlerde görüşmek üzere!</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-13-kanla-lekelenemez/">Kısım X, Bölüm 13 – “Kanla Lekelenemez”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-13-kanla-lekelenemez/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kısım X, Bölüm 14 – “Hainler”</title>
		<link>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-14-hainler/</link>
					<comments>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-14-hainler/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bertiel]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 May 2026 19:28:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ana Hikâye]]></category>
		<category><![CDATA[Kısım 10]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.rezeroturkce.com/?p=7632</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-14-hainler/">Kısım X, Bölüm 14 – “Hainler”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<p>※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ Çevirmen: Bertiel Ek Düzenleme: Qua Redaktör: akari Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-14-hainler/">Kısım X, Bölüm 14 – “Hainler”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-14-hainler/">Kısım X, Bölüm 14 – “Hainler”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1920" height="1372" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-24.png" alt="" class="wp-image-7661" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-24.png 1920w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-24-2000x1429.png 2000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-24-1000x714.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-24-768x549.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-24-1536x1097.png 1536w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/damuda08h/status/2050871257382699036?s=20" type="link" id="https://x.com/damuda08h/status/2050871257382699036?s=20">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Çevirmen: Bertiel</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Ek Düzenleme: Qua</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Redaktör: akari</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire, universe, Yağız D, Metin K, equ, Sakuta Hijiri, Emirhan D, Kerem Y, jnxleus, Yusuf Esat Ç, Salim, Elma Can</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Destek vermek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://rezeroturkce.com/bilgi-kosesi/destek/">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Discord’a gelmek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://discord.gg/rezeroturkce">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Ejderha Gözü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu, Subaru’nun zihninde içgüdüsel olarak beliren bir ifadeydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yer ejderi, su ejderi veya uçan ejder gibi sıradan yaratıklar değil; bizzat Ejderha ünvanını taşıyan bir varlıkla karşılaşma fırsatı pek sık ele geçmezdi. Buna rağmen Pleiades Gözcü Kulesinin zirvesinde İlahi Ejderha Volcanica’ya ve Vollachia İmparatorluğu’nda Bulut Ejderhası Mezoreia’ya tanık olan Subaru, Ejderhalara olan tecrübesi görece yüksek biri sayılırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak Subaru’ya bu hissiyatı veren şey, bu bol keseden gördüğü geçmişi de değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu; çok daha derinden gelen, bir canlının en ilkel içgüdülerine kök salmış bir histi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Biri Ejderhayla yüz yüze geldiğinde bunu iliklerine kadar hissederdi. ——Yaşam formu olarak aradaki o devasa seviye farkını.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Biyolojik olarak tamamen farklı bir boyutta yer alan bir varlığa karşı duyulan o ezici hissi, Ejderha karşısında tartışmasız bir şekilde yaşardı. Ve tam da bu his, her şeyi açıklayan yegâne cevaptı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun göz bandını çıkaran Crusch’ın sol gözünde hissettiği şey kesinlikle buydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Altın renginde parlayan, insanüstü, sıra dışı bir ışık saçan o göz bebeği—— Ejderha Gözü diyebileceğimiz bu şeyi göz çukurunda taşıyan Crusch’ı gördüğünde Subaru’nun yüreği dehşetle titredi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onun bedenine ne olmuştu? O sol göz ne anlama geliyordu? Rüzgârı mühürlenmiş olmasına rağmen neden kılıcını bir türlü bırakmıyordu? İşler nasıl bu noktaya gelmişti?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cevapsız soruların girdabında zihninin savrulup durması, belki de gözünün önündeki acı gerçekle yüzleşmekten korkan içgüdüsel bir savunma mekanizmasıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu tür süslü mantık oyunlarını bir kenara iten Subaru, güçlükle ağzını açtı——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——<em>Ah</em>.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Altın rengi ışık saçan o bakışların kalbini delip geçtiğini hissetti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “——Shamak!!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">O an, donup kalan Subaru’nun yerine elini öne doğru uzatan Beatrice büyüyü söyledi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Crusch’la savaşmaktan çekinen Subaru’nun niyetini anlayan Beatrice’in seçimi, rakibin bilincini gerçeklikten koparan Yin Büyüsü Shamak olmuştu. ——Hedefi etkisiz hâle getirme konusunda bundan daha kusursuz bir büyü olamazdı ve bunu Subaru’yla kıyaslanamayacak bir ustalıkla devreye sokmuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Büyü, Crusch’ın başını sarıp sarmalamış ve onun savaşma arzusunu bu ortamdan tamamen söküp atmıştı—— Normalde olması gereken buydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “——Görebiliyorum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hiçbir belirti vermeden havada beliren ve sarmal çizerek üzerine gelen o siyah sisi, Crusch başını hafifçe yana eğerek rahatça savuşturmuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “——Hık! Shamak! Shamak, Shamak, Shamak!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">İlk saldırının atlatılmış olmasının şaşkınlığını yutan Beatrice, art arda havada siyah sis bulutları oluşturdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aralıksız bir zincir hâlinde üzerine çullanan ve onu yutmaya hazırlanan bulutları kıvrak hareketlerle tek tek atlatan Crusch, en sonunda kılıcını büyünün doğduğu noktaya tam isabetle savurarak büyü formülünü darmadağın etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Büyüyü daha aktifleşmeden ezmişti. ——Büyü ancak toplanan manaya bir yön verildiğinde etkisini gösteren bir şeydi. Bu yüzden de daha o yapı oluşurken bozulursa büyünün geçersiz olacağı mantıken doğruydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Ama bunu gerçekten yapabilmek apayrı bir mesele, değil mi?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha büyünün aktif olmadan kılıçla kesmek gibi tam anlamıyla ilahi bir beceri karşısında sesi hayretle titreyen Tiga, yandan fırlayıp Crusch’ın üzerine atıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eğri kılıcını ve tekmelerini aynı anda kullanarak hünerini sergileyen Tiga’yı kılıcının ucuyla dans edercesine karşılayan Crusch arasında savaş yeniden alevlendi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat bu seferki——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Söylemiştim. Görebildiğimi.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu böylesine sakin bir sesle dile getiren Crusch’ın hareketlerinin sıradan bir gözle bile bariz bir şekilde değiştiği ortadaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu değişim sadece gözle görülen bir şey değildi, kulakla da gayet net duyuluyordu. ——Çünkü az önceki çarpışmalarından farklı olarak bu savaşta eksik olan bir şey vardı: Ses.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çeliğin çeliğe çarparak kıvılcımlar saçtığı o kılıç tokuşmaları tamamen yok olmuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tiga’nın savurduğu kılıç darbelerini ve attığı tekmeleri Crusch kılıcıyla engellemiyor, dümdüz bedensel kıvraklığıyla savuşturuyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Saldırıyı kılıçla karşılamakla zarifçe savuşturmak arasında, hangisinin dövüşte üstünlüğü temsil ettiğini anlamak için uzman olmaya gerek yoktu. Ve ona bu üstünlüğü sağlayan şey de——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Ejderha Gözü.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun boğazı düğümlendi, gizleyemediği dehşeti sertçe yutkundu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Muhtemelen Crusch’ın hareket hızı aslında pek değişmemişti. Asıl büyük fark; hareketlerinin hızı değil, harekete başlama zamanlamasıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hayatın saniyelik hamlelere bağlı olduğu, her anın bir diğerine eklendiği ölümüne bir mücadelede taraflardan biri zamanı saniyenin onda biri kadar kısaltabilen “bir şeye” sahipse onun elde edeceği avantaj kelimelerle ölçülemezdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şu an Crusch’ın yaptığı şey, tam olarak o saniyenin onda birini ortadan kaldırmaktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “Gıhğ&#8230; Kıhğ!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun bu çıkarımını doğrularcasına çalışma odasındaki düellonun seyri aniden altüst oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm vücudunu kullanarak birbirinden farklı teknikler sergileyen ve az çok Crusch’la kafa kafaya çarpışabilen Tiga’nın kılıç dansı sekteye uğramış, tamamen savunmaya geçmek zorunda bırakılmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Saldırı girişimleri daha doğmadan ezilen, ardışık vuruşlarının arasına sızan kılıç darbeleri yüzünden hareket alanı kısıtlanan Tiga; her zaman soğukkanlı duran profilinde beliren bir panikle, zar zor direnmeye çalışıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne kadar savunmada kalsa da bu onu yara almaktan korumuyordu. Omuzundan, uyluğundan kanlar sızıyor; en sonunda yanağında açılan ince bir kesikten aşağı süzülen kan damlaları, verdiği amansız mücadeleyi gözler önüne seriyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böyle giderse Tiga da çok geçmeden McMahon Malikânesinin kurbanları arasına katılacaktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zaten Miklotov için iş işten geçmişken bu olabilecek en kötü ve asla yaşanmaması gereken bir senaryoydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yüzden——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Oooo!!——”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tiga kılıcıyla, Beatrice’se büyüsüyle onu bastırmaya çalışırken kükreyen Subaru belinden çıkardığı kırbacı şaklattı ve Günahkâr Kırbacının ucu rüzgârı yararak inledi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">EMT kullanmaya karar verdiği andan itibaren Subaru’nun tek hedefi Crusch’ı zapt etmekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şu ana kadarki saldırı ve savunma işini Beatrice’le Tiga’ya bırakmasının sebebi, sadece Crusch’taki bu değişime şaşırıp donakalmış olması değildi. Tek şansı olan bu sürpriz saldırıyı yapabilmek içindi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kılıçtan da büyüden de daha hızlı olan Günahkâr Kırbacın darbesi Crusch’a yaklaştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ejderha Gözünün numarası her ne olursa olsun, hiç alışık olmadığı bu saldırıya karşılık vermek——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “——Bunu daha önce görmüştüm.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——oğh.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">O saniye, iki ayrı şok dalgasıyla sarsılan Subaru’nun ciğerlerinden acınası bir nefes kaçtı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İlk şok, o kadar bekleyip fırsat kolladığı bu sürpriz saldırının kolayca engellenmesiydi. Crusch, Subaru’nun elinden fırlayan kırbaç daha tam açılmadan kılıcıyla karşılamış ve ucunu yere çivilemişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oradaki en hızlı hamle olması gereken bu vuruşun, böylesine zahmetsizce kesilip atılması başlı başına ürkütücüydü. Ancak yaşadığı ikinci şokun yanında bu hiçbir şeydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İkinci şok, Günahkâr Kırbacı kesip atan Crusch’ın gözleriydi—— Ejderha Gözünün değil, onun kendisine ait o kehribar rengi sağ gözünün barındırdığı yürek burkan ifadeyi görmüş olmasıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Bunun anlamını&#8230; kavrayamıyorum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Açıkçası, neredeyse ağlayacakmış gibi duran o bakışlar karşısında afallamaktan başka bir şey yapamıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Burada asıl tuhaf davranan Crusch olmasına rağmen sanki onu zapt etmeye çalışan Subaru kötü adammış gibi hissettirmişti. Kaldı ki Subaru daha önce bir kere öldürülmüştü bile, “güzel bir kadının gözyaşları haksızlıktır” gibi sığ bir mesele değildi bu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tabii, buna asılsız bir kuruntu denirse diyecek söz yoktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çünkü aslında Crusch dudaklarını birbirine bastırmış hâlde yüzünde hiçbir duygu belirtisi olmaksızın, sadece yere çaldığı kırbacın sahibi Subaru’ya anlık bir bakış atmıştı. ——Fakat Subaru nedense onun ağlamak üzere olduğunu hissetmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>——O gözyaşlarını&#8230; durduracağım.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Hık.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “Gardını——”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Crusch’ın gözlerinden geçen o duygu seli karşısında dişlerini sıkan Subaru bir yana, o ânı farklı yorumlasa da bir zayıflık belirtisi olarak görüp fırsat bilen Tiga vahşi bir hareketle şemşir kılıcını parlattı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eğri kılıcın beyaz çeliği dans ederek bir canavar dişi misali uludu ve Crusch’ın ince bedenine doğru atıldı——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Görebiliyorum demiştim!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">O milisaniyede savrulan kılıcın izlediği yola göre bedenini büküp, kılıcın kınını sıyırıp geçmesini sağlayarak saldırıdan kaçınan Crusch, sesini yükselttiği anda dizini sertçe yukarı savurarak Tiga’nin çenesini darmadağın etmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Gahğ” diye acı dolu bir inlemeyle geriye savrulan Tiga’nin üzerine yağan o ardışık ışık hızındaki kılıç darbeleri, refleks olarak hayati noktalarını koruyan gencin kanını çalışma odasının duvarlarına sıçrattı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İstemsizce sendeleyip gerileyen bacakların ardından, gövdesine inen o dehşet verici tekme bedenini delip geçmişti. Dümdüz geriye fırlayan Tiga, sırtını şiddetle duvara çarptı ve yere yığıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Kalanını ben hallederim, <em><u>may firend</u>!</em>”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tiga’nin ona kazandırdığı o kısacık zamanı kullanan Subaru, Crusch’ın dibine kadar girdi. Hiç hız kesmeden kırbacını savurup Crusch’ın kılıç tutan elini hedef aldı——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Onu da görebiliyorum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diye kestirip atan Crusch, sadece bileğinin ufak bir hareketiyle kırbaç darbesinden kaçındı. Ardından yön değiştiren kılıcının ucu ölümcül bir mızrak gibi fırladı ve dikkatsizce çok yaklaşan Subaru’nun bacağına doğru saplandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O gümüşi ışık ayağının üstünü delip geçerken Subaru bu düşüncesiz hücumunun bedelini ağır ödüyordu——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Beatrice!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “——Hık, hep böyle imkânsız şeyler isteyen bir <span style="text-decoration: underline;">partnersin</span>, doğrusu!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tek bir nidayla Subaru’nun niyetini sezen Beatrice; bir yandan küfrediyor, diğer yandan partnerinin arzusunu yerine getirmek için o minik bedenindeki tüm varlığını ve gücünü ortaya koyuyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kılıcın ucu ona ulaşacağı saniye, o şey devreye girdi: ——Mutlak Savunma Büyüsü, EMM.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru ve Beatrice’in yarattığı bu orijinal büyü, varlıklarını gerçeklikten yarım adım öteye taşıyarak her türlü fiziksel ve büyüsel müdahaleyi reddeden nihai ve en güçlü savunmaydı. Ancak EMT aktifken onun içinde EMM’yi devreye sokmak gibi çılgınca bir hamle ilk kez yapılıyordu ve bunun başarılması tam bir mucizeydi——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Hem sabah hem öğle hem de akşam vakti Betty’ye <span style="text-decoration: underline;">ay lav yu</span> demen gerekecek, sanırım!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Seni seviyorum, Beako!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu mucizenin bedeli olarak istenen o şirin talebi anında ödeyen Subaru, kılıç saplama hamlesinin başarısız olduğu gerçeğinden çabucak sıyrılarak bir sonraki hamlesine hazırlanan Crusch’ı hedefine aldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">EMM, o sarsılmaz savunmasına karşılık hedefin hareket etmesini imkânsız kılma gibi bir kusura sahipti. Bir sonraki adımı attığı an yenilmezlik süresi sona erecekti. Ve bir sonraki kılıç darbesi acımasızca etine saplanacaktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunun için——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Görünmez Takdir!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir sonraki saldırı gelmeden önce elindeki tüm kartları hızla peş peşe oynadı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Burnundan kanlar fışkıran Subaru’nun göğsünden fırlayan görünmez siyah bir kol, Crusch’ın kılıç tutan koluna yapışarak onun tam yapmak üzere olduğu ardışık saldırıyı zorla durdurdu. Görünmez kol Crusch’ın bileğini sımsıkı kavradı, kılıcı elinden düşürmesine sebep olarak kızın savaş gücünü elinden aldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun sahip olduğu ve bilmediği bu gizli kartlar yüzünden peş peşe hareketleri engellenen Crusch’ın o boşta kalan koluna doğru tüm bedeniyle atılan Subaru, o şeytani koluyla da birleştirerek tam üç kolda birden güç uygulayıp kızı duvara yapıştırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Crusch-san! Lütfen beni dinle!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her iki bileğini de kavrayıp Crusch’ı zorla duvara bastırırken Subaru yalvarırcasına bağırdı.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1791" height="1920" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-16.png" alt="" class="wp-image-7637" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-16.png 1791w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-16-1865x2000.png 1865w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-16-933x1000.png 933w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-16-768x823.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-16-1433x1536.png 1433w" sizes="auto, (max-width: 1791px) 100vw, 1791px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/_E_v_o_n_0/status/2051634703648829600?s=20" type="link" id="https://x.com/_E_v_o_n_0/status/2051634703648829600?s=20">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">O esnada bile Crusch bedenini büküp dizini Subaru’nun böğrüne geçirmeye çalışıyordu ancak Subaru vücudunu ona öylesine bir güçle dayamıştı ki nefesleri birbirine değecek kadar yakınlaşıp onun hareket etmesini tamamen engellemişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hemen önünde, Crusch’ın kehribar ve altın rengi olan o iki farklı gözü doğrudan Subaru’ya bakıyordu. Subaru da o bakışlara aynı kararlılıkla karşılık verirken&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Bu&#8230; bu nereden bakarsan bak çok saçma! İşler çığırından çıktı! İşlerin bu şekilde ilerlemesine izin veremem!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Natsuki Subaru&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Ben&#8230; ben hiçbir şeyi kabul etmiyorum! ETMİYORUM ANLADIN MI!!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sesini yükselterek haykıran Subaru karşısında Crusch’ın yanakları gerildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonuçta bu argüman, Ölümden Dönüş yapmadan önce sızlanıp feryat ettiği zamanla ana hatlarıyla aynıydı. Yine de sadece dikilip bağırdığı o anla Crusch’a düşünme fırsatı verdiği şu an arasında, farklı bir sonuca ulaşabileceğine inanmak istiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Miklotov’un ve McMahon Malikânesindeki masumların canları bir daha geri gelmeyecekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öyle olsa bile sadece oturup en kötü sonun gelmesini beklemekten başka bir çare mutlaka vardı. Bunun için de Crusch’ın burada o kılıcı indirmesi şarttı, başka yolu yoktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onu ikna edebilmek için de——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Eh?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Büyük bir umutla Crusch’ın tepkisini bekleyen Subaru’nun boğazından boğuk bir nefes sızdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunun sebebi gözünün önünde gerçekleşen o olaydı—— Crusch’ın iki farklı renkteki gözleri aniden keskinleşmiş, sırtını duvardan zıplatmanın momentumunu kullanarak zorla Subaru’yu kendi üzerine doğru devirmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beklenmedik bir anda gelen bu hamleyi yiyen Subaru, acınası bir şekilde olduğu yere yığıldı. ——Fakat bu, Subaru’ya yapılan bir karşı saldırı değildi. Aksine, tam tersiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Çünkü bir sonraki saniye, korkunç bir ısıya sahip cehennem alevleri Subaru’nun görüş alanını kıpkırmızı bir şekilde yutmuştu.</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">△▼△▼△▼△</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Uzaklardan bir vapur düdüğünü andıran bir ses duyduğunu hissetti ve bilinci yavaşça su yüzüne çıkmaya başladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uyanışın su yüzeyini kırıp başını çıkardığında hissettiği ilk şey, cayır cayır yanan o keskin acı oldu. Bunun tüm bedenini, bilhassa da sağ kolunu şiddetle uyardığını hissederek istemsizce boğazından acı dolu bir hırıltı çıkardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Iğh.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “!.. Subaru uyandın mı, sanırım? İyi misin, doğrusu?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ağzından kaçan o iniltiyi duyup Subaru’nun uyandığını anında fark eden bir ses. Bu tanıdık ses, her sabah uyanışını birlikte karşıladığı partneri Beatrice’e aitti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak böyle acı dolu bir uyanış, her gün yaşadığı o sıradan sabahlardan çok daha farklıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Bea… ko?.. Bana… ne oldu&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Kendini zorlayıp kalkmaya çalışma, sanırım. Yanıkların hâlâ çok kötü, doğrusu&#8230; Yeterince manam olsaydı Betty seni hemen iyileştirirdi ama yok, özür dilerim, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Senin özür dilemeni gerektirecek bir&#8230; yanık mı?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Göz kapaklarını çekinerek araladığında, yüzüne doğru eğilmiş Beatrice’in o çökük ifadesini gördü. İri, yuvarlak gözlerinde derin bir hüzün taşıyan bu Ulu Ruh’un kederini anında yatıştırmak istedi ama bir an duraksadı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yanık kelimesini duyduğunda uyuyan zihni bedeninden biraz gecikmeli olarak uyanmaya başladı. Doğru ya. Bilincini yitirmeden hemen önce bir alev görmüştü. Ve ondan öncesindeyse——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Crusch-san!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">McMahon Malikânesi’ndeki trajedi zihnine üşüştüğünde, Subaru hızla doğruldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir kez hatırlayınca o taptaze anılar hızla yerine oturmaya başladı. Miklotov’un ölümü, bunu kendi elleriyle yaptığını itiraf eden Crusch’ı, onu zapt etmeye çalışırken yaşanan o boğuşmayı ve direnen Crusch’ın sol gözünde beliren Ejderha Gözünü—— her şey âdeta bir çığ misali amansız bir hızla gelişip olup bitmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama ilk mesele Crusch’tı. En sonunda EMM ve Görünmez Takdir’i kullanarak Subaru onu alt etmeyi başarmıştı. Sonrasında o ani alev fırtınası görülmüştü ve——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Doğru ya, inanılmaz bir güçle alevler yükselmişti&#8230; Kolumun bu kadar acımasının sebebi o yanıklar yüzünden mi? Siktir, cayır cayır yanıyor resmen!.. Ama bu kadarcık şeyle——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “S-Sakin ol, doğrusu! Mana yetersizliğinden sana şifa büyüsü yapamadım, sanırım! İstirahat etmezsen kötü şekilde hastalanabilirsin, doğrusu!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Şimdi bunun sırası değil! Şu an benden çok, Crusch-san önemli. Benim ateşlenip bayılmam o meselenin yanında o kadar önemsiz ki——”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diyerek lafını kesip Beatrice’in endişelerini bir kenara itmeye çalıştığı tam o andı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “——Uyanmış görünüyorsun, Natsuki Subaru.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Ha?..”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birdenbire, hiç beklemediği bir sesin duyulmasıyla Subaru’nun gözleri fal taşı gibi açıldı. Subaru’nun görüş alanında, arka taraftaki karanlıktan dışarı doğru adım atan kişi; az önce gidip aramak için harekete geçmeye yeltendiği Crusch’ın ta kendisiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sol gözünü yeniden göz bandıyla kapatmış ve elindeki Lagmite cevheri taşıyan bir lambayla etrafı aydınlatan Crusch, Beatrice’le tartışan Subaru’nun yanına geldi. Onun sağ kolunu tutarak&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Tahmin ettiğim gibi, kendi hâline bırakılacak bir yara değil. Yalnızca ilk yardım olacak ama şunu al.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu söylerken lambayı ayakucuna bırakan Crusch, cebinden çıkardığı işlemeli beyaz mendili bir bandaj niyetine Subaru’nun sağ koluna nazikçe sardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yanık yarasına dokunan mendilin yavaş yavaş kirlenmesine ve onu saran Crusch’ın ellerinin o yumuşaklığına şahit olan Subaru, duruma ayak uyduramaz hâlde serseme dönmüştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“?.. Ne oldu? Şaşkınlık rüzgârları esiyor gibi.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “&#8230;O kadar kuvvetli bi’ rüzgâr esse yeridir ya. Hatırladığım kadarıyla daha az önce birbirimizle böyle, dehşet verici bir ifadeyle ölümüne çarpışıyorduk, değil mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “İfadesi böylesine umutsuz olan tek kişi sendin gibi.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Genel bir bakış açısından bahsettim! İkimizin toplamından bahsediyorum. Benim yüzüm o kadar umutsuzsa durumun yüzde ellisi de umutsuzluk kokuyor demektir, değil mi!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Anlıyorum. Gerçekten de mantıklı bir argümana benziyor.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fazlasıyla ciddi bir ifadeyle başını onaylayarak sallayan Crusch karşısında, yaptığı şakalara yine şakayla karşılık bulan Subaru donakalmaktan başka bir şey yapamadı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak o zaman Subaru, bulundukları yerin tuhaflığını fark etti. ——Pek de hijyenik sayılamayacak nemli bir koridorda bu sohbeti gerçekleştiriyorlardı. Yatırıldığı yer soğuk ve sert bir zemindi; rutubetli havaya sinmiş o ağır kokuyla birleşince, biraz daha dikkat kesildiğinde buranın basbayağı lağım kokusuyla dolup taşan, göz ardı edilmesi imkânsız bir ortam olduğunu fark etmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Bi’ saniye, burası harbiden kanalizasyon mu?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “İşte biraz da bu yüzden Subaru’nun gereksiz işlere kalkışmasını istemiyorum, sanırım. Yanlışlıkla tetanos filan olursan şu anda bunu iyileştirmek bile başlı başına bi’ çile olacak, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Yani hem tatlı bir <span style="text-decoration: underline;">doktor</span> hem de huysuz bir <span style="text-decoration: underline;">hemşire</span> olarak çifte görev mi üstleniyorsunuz&#8230; bunun için minnettarım ama asıl önemlisi—— neler oluyor?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendi canını bu kadar dert eden Beatrice’in sözlerini mantıklı bulsa da Subaru’nun beynini asıl kemiren ve anlamakta en çok zorlandığı şey, bu fedakâr partneri kadar kendi yanık tedavisinde istekli olan Crusch’ın bu tutumuydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sesini biraz alçaltan Subaru’ya gözlerini kısarak bakan Crusch sessizce bir iç çekti ve&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Burası, Miklotov McMahon’un malikânesinden biraz uzaktaki kanalizasyon bölgesi. Kat ettiğimiz mesafeye bakılırsa tam da Soylular Mahallesi’yle Ticaret Bölgesi’nin ortalarında bir yerlerde olmalıyız. Kanalizasyonu kullansak dahi üst katmana giriş çıkışı kontrol eden devriyeleri öylece es geçemeyiz. Şu anki yegâne engelimiz de burası olacak.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Dur, dur, lütfen bi’ saniye dur. Anlattıklarına zerre kadar ayak uyduramıyorum. Zaten bayılmadan önceki ve sonraki olaylar zihnimde aşırı bulanık. Sadece&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Sadece?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Az önceki konuşmaya göre&#8230; acaba şu anda, ben ve Crusch-san aynı <span style="text-decoration: underline;">parti üyeleri</span> miyiz?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “<span style="text-decoration: underline;">Paarti</span>&#8230; <span style="text-decoration: underline;">üyeeesi</span>&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kulak aşinalığı olmadığı bu kelime karşısında kaşlarını çatan Crusch’ın aksine modern kelime dağarcığı testini başarıyla geçmiş olan Beatrice, Subaru’nun bu sorusuna “Öyle, sanırım.” diyerek başını salladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “İşin içine bir yığın bela karışmış durumda ama o kızın, Betty ve sana karşı bir düşmanlığı yok, doğrusu. Baygın hâldeki seni buraya kadar sırtında taşıyan kişi de ta kendisiydi, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Seni orada bıraksaydım o alevlerin içinde yanarak can vermen kaçınılmaz olurdu. En azından, sözlerinde zerre kadar yalan hissetmedim. Öyleyse senin ölmeni dileyecek değilim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Demek öyle. O zaman, çok teşekkür ederim fakat&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bayılmadan önce gördüğü o son manzara ve sağ kolundaki o devasa yanık izi, o tehlikeli anlarda Crusch tarafından kurtarıldığı gerçeğini yarı yarıya kanıtlıyordu. Kaldı ki sırf Subaru’yu kandırmak için Beatrice’in Crusch’la iş birliği yapması söz konusu bile olamazdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne var ki Subaru’nun içten bir teşekkürü dile getirememesinin sebebi Crusch’ın seçtiği kelimelerdi—— Subaru’nun ölmesini dilememişti. Peki ama Miklotov ve diğerlerinin ölümü.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “&#8230;Crusch-san, Miklotov-san’ı gerçekten kılıçtan geçirdin mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “&#8230; Bunu orada da teyit etmiştim, tamamen gerçek. Miklotov McMahon ve onun malikânesinde işe aldığı o görevlilerin&#8230; hepsini kendi ellerimle biçtim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Hık.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Bunun sebebini de açıklamamı ister misin? Bu, orada söylediklerimin bir tekrarından ibaret olacak ama Miklotov McMahon ve yandaşları vatan hainleriydi; Lugunica Krallığı’nın düşmanı olan varlıklardı. Bu yüzden de yüksek rütbeli soylulardan biri olarak onlara kılıcımla ölüm cezasını verdim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “İşte, asıl bunu anlayamıyorum. Vatan haini demek, Krallığa düşman olmak demektir ve bu ne anlama geliyor ki? Crusch-san’ı bile çileden çıkaracak kadar aptalca bir komplo mu planlıyorlardı yani?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “——En azından, Ejderha Yazıtındaki kehaneti kendi çıkarları doğrultusunda kullanıyor olma ihtimalleri fazlasıyla yüksekti.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zihninde birbiri ardına patlayan o şüphe baloncuklarını yok etmek için konuşmayı sürdüren Subaru’nun nefesi kesildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Crusch’ın son olarak eklediği o bilgi, tam da Subaru’nun bugün bizzat Miklotov’a sormayı planladığı Ejderha Yazıtı meselesiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Krallık çapında akılalmaz bir etkiye sahip İlahi Ejderha’yla yapılan antlaşma, onunla bağlantılı detayların kazındığı o kehanet tableti—— İşte o şey Ejderha Yazıtının ta kendisiydi ve Emilia’nın da dâhil olduğu Kraliyet Seçimi’nin başlamasına dayanak oluşturan kilit bir parçaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne var ki adını hep duyduğu ancak o gerçek nesneyi gözleriyle hiç göremediği için fırsatı olursa bizzat kendi gözleriyle varlığını teyit etmek istemişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Yani, Ejderha Yazıtını mı kullanıyordu? Miklotov-san?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Kraliyet mensuplarının birer birer hayatını kaybetmesi gibi Krallığı kökünden sarsacak bir felaketi, böylesine devasa olayları bildiren Ejderha Yazıtının söylememiş olması düşünülemez. Böyleyse ortadaki tek bir ihtimal var, Ejderha Yazıtının sorumluluğunu üstlenen kişi veya kişilerin o beklenen kehaneti kasten örtbas edip halktan gizlemiş olması.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Ama&#8230; ama bu artık çok geç değil mi?! Zaten böyle bir şüphe Kraliyet Seçimi’nin başlamadan çok önce de vardı. Hatta özellikle de sen ve Ferris——”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kraliyet Ailesi’nin ölümüyle sonuçlanan o felaketin detaylarını deşmek için güçlü bir motivasyonları olmalıydı. Zira hayatını kaybeden Kraliyet Ailesinden biri olan Dördüncü Prens’le özellikle aralarından su sızmayan bir ilişkileri vardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tabii ki Subaru da bunu yüksek sesle söyleyip onun üzerine gidecek kadar duygusuz bir adam değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “——O dönemde bu şüpheye tutunamamış olmam, kendi adıma yaptığım en büyük hata ve kalp kırıklığıydı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dile getirilmeyen kelimelerin arkasındaki anlamı okuyan Crusch kendi hatasını itiraf etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Elbette buna hata demek, yakınındaki insanları daha yeni kaybetmiş birine karşı fazlasıyla merhametsiz bir yaklaşımdı. Ferris’ten de duyduğu üzere Dördüncü Prens’le Crusch’ın ilişkisini tarif etmek için yalnızca yakın demek epey hafif kalırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu, Crusch’ın tahtı arzulaması altındaki o en büyük motivasyonun ta kendisi olmalıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “O zaman, neden durup dururken bundan şüphelenmeye başladın ki&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Söylememe gerek bile yok, anlamalısın. İlahi Ejderha Kilisesi’ni üzerime saldı, Ferris’i tatlı sözlerle kandırıp manipüle etti ve benim Kraliyet Seçimi’nden çekilmemi planladı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Hık?! Crusch-san, o konuda…”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Ferris’in sorumluluk duygusu son derece kuvvetlidir. Benim içinde bulunduğum o berbat durum da eklenince aklı epey yorgun düşmüştü. Hâl böyleyken Krallığın beyni olarak adlandırılan birisinden tatlı vaatler duyduğunda Ferris’in yanlış kararlar vermesi işten bile değildi. Öyle olmasaydı——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “——Öyle olmasaydı o şahsın benimle Majesteleri arasındaki o kutsal yemini ezip geçmek gibi bir hamleye kalkışmasına imkân yoktu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(<strong>Ç.N:</strong> Burada şahıs derken Ferris’i kastediyor ve bunu aşağılayıcı bir laf olarak kullanıyor.)</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Gözlerini kaçıran, sesini alçaltan ve duygularını bastırmak için muazzam bir çaba sarf ediyordu Crusch.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat o çaba ona ne kadar geçerse geçsin, Subaru’nun içindeki teraziyi hangi yöne eğmesi gerektiği tam bir muammaya dönüşüyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Duygusal açıdan elbette Crusch’a inanmak istiyordu. Miklotov adına üzgündü ama Krallığı kendi kişisel çıkarları uğruna kullanan bir hainse Crusch’ın eylemi de o denli haklılığa kavuşurdu. Belki, doğru düzgün bir mahkemede bu hafifletici sebep olarak bile kabul edilebilirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gelgelelim Subaru, Kraliyet Seçimi sırasında herkesin önünde akılalmaz bir rezalete imza atmış olmasına rağmen Miklotov’un yine de onu Emilia’nın Şövalyesi olarak nitelendirip takdir ettiği o sözleri unutamıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru, Crusch’a borçluydu ama aynı şekilde Miklotov’a da borçlu sayılırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Taraflardan birinin mutlak haklı olacağı ve işlerin bir anda çözülüvereceği o kolaycı sona umut bağlamak artık imkânsız görünüyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üstelik——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Ferris&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Crusch tarafından nefret edilmeyi göze almış, hatta Şövalyelik ünvanının elinden alınacağını bile bile İlahi Ejderha Kilisesi’nden uzatılan eli tutup Efendisi’nin seçimlerden çekilmesi ihtimalini hesaba katarak böyle bir seçim yapmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu karar Dördüncü Prens üzerine edilen o yemini bozmak anlamına gelse dahi, yine de bu seçimi yapmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böylesine zorlu bir kararı birileri tarafından kandırıldığı için aldığını basitçe söyleyip kestirip atamazdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “&#8230;Crusch-san’ın öne sürdüğü tezleri şimdilik anladım. Bu meseleyi sonuna kadar tartışmak isterim. Başka birkaç şey daha——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Dur, Natsuki Subaru. Soruların elbette son derece haklı ama madem uyandın, şu an önceliğimizi buradan ayrılmaya vermeliyiz. Sonsuza kadar burada oyalanmak hiç de akıllıca bir hareket değil.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Ah, kanalizasyondan çıkmaktan bahsediyorsun, değil mi? Evet, yer değiştirmemiz iyi olur ama henüz konuşacaklarım bitmemişti ki——”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Başını ağır ağır iki yana sallayarak sohbeti kapatmaya çalışan Crusch’ın yakasını bırakmayan Subaru; tam üsteleyeceği esnada sol kolunun, o yanmayan kolunun yeninden Beatrice tarafından çekildiğini hissetti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Göz ucuyla ona baktığında Beatrice’in yüzündeki o ince gerilimi görebiliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Betty de bu konuda o kıza hak veriyor, doğrusu. Her hâlükârda önceliğimiz kaçmak olmalı, sanırım. Oyalanırsak peşimizdekiler tepemize binecek, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Sen bile böyle diyorsan&#8230; bi’ dakika ya, bu öylece kulak ardı edebileceğim bir kelime değil. Kaçmak mı? Peşimizdekiler mi? Hiçbir şey anlamıyorum. O zaman kanalizasyonda saklanmamızın asıl sebebi sanki&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Sanki… paçayı kurtarmak içinmiş… gibi&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kelimeleri ağzından döküldükçe içine oturan o karanlık his, Subaru’nun dilinin uyuşmasına neden oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O an Crusch, koridorda bıraktığı lambasını yeniden kaldırırken Beatrice kaşlarını çatarak ne söylemesi gerektiğini kestiremiyormuş gibi o ince dudaklarını peş peşe aralayıp kapattı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onların o abartısız tavırlarından ve endişe dolu o hâllerinden her şey gayet açıktı. ——Şakası yoktu, Subarugiller resmen birer kaçak konumuna düşmüştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Bunun ne anlama geldiğini bile bilmiyorum! Çok fazla eksik parça var! Üstelik&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Konuşurken bir yandan etrafını tarayan Subaru, mekânda Beatrice ve Crusch dışında başka hiç kimsenin olmadığını doğruladığında göze batan o bariz garipliği dile getirdi. ——Tiga’nın yokluğunu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Tiga&#8230; O da aynı malikânedeydi. Buna rağmen onu buralarda göremiyorum, n’oldu ona? Neden işler bu noktaya geldi? Neden söyle——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “——Tiga Rauleon, demek. Ne yazık ki asıl peşimizdeki adamın ta kendisi o.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “&#8230;Ne?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sorusuna karşılık veren Crusch’ın sesi, Subaru’nun zihninde yepyeni ve bir o kadar ağır soruların doğmasına neden oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anlaşılamayan bir durumun üzerine çok daha anlaşılmaz bir tabakanın yığılmasıyla anlamsızlığın zirvesine ulaşan bu devasa yapı bloğu, artık tüm şekliyle algılanamaz hâle gelmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tam da bu hisle beyni dönen Subaru gözlerini şaşkınlıkla kırparak Crusch’a baktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve o esnada Subaru’nun soran gözlerine karşılık elindeki lambayı havaya kaldıran Crusch, sol gözünü örten bandajlı o kusursuz yüzünü beyaz bir aydınlığa bürüyerek sözlerini noktaladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Söylediği kelimelerse——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Şu anda, ben ve sizler av konumundayız. Tiga Rauleon ve Kraliyet Askerleri peşimizde. ——Miklotov McMahon cinayetinden ve Krallığı devirmeyi amaçlayan vatan hainleri olma suçlamasından dolayı.”</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-14-hainler/">Kısım X, Bölüm 14 – “Hainler”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-14-hainler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>6</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kısım X, Bölüm 15 – “Cehenneme Kadar Beraberiz”</title>
		<link>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-15-cehenneme-kadar-beraberiz/</link>
					<comments>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-15-cehenneme-kadar-beraberiz/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bertiel]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 May 2026 15:07:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ana Hikâye]]></category>
		<category><![CDATA[Kısım 10]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.rezeroturkce.com/?p=7653</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-15-cehenneme-kadar-beraberiz/">Kısım X, Bölüm 15 – “Cehenneme Kadar Beraberiz”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<p>※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ Çevirmen: Bertiel Ek Düzenleme: Qua Redaktör: akari Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-15-cehenneme-kadar-beraberiz/">Kısım X, Bölüm 15 – “Cehenneme Kadar Beraberiz”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-15-cehenneme-kadar-beraberiz/">Kısım X, Bölüm 15 – “Cehenneme Kadar Beraberiz”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1383" height="1920" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-20.png" alt="" class="wp-image-7656" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-20.png 1383w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-20-1440x2000.png 1440w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-20-720x1000.png 720w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-20-768x1066.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-20-1106x1536.png 1106w" sizes="auto, (max-width: 1383px) 100vw, 1383px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/ponlypone/status/2046662881736102220?s=20" type="link" id="https://x.com/ponlypone/status/2046662881736102220?s=20">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Çevirmen: Bertiel</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Ek Düzenleme: Qua</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Redaktör: akari</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire, universe, Yağız D, Metin K, equ, Sakuta Hijiri, Emirhan D, Kerem Y, jnxleus, Yusuf Esat Ç, Salim, Elma Can</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Destek vermek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://rezeroturkce.com/bilgi-kosesi/destek/">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Discord’a gelmek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://discord.gg/rezeroturkce">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Yayılan cehennem ateşi Natsuki Subaru’yu yuttuğunda Beatrice gözlerine inanamadı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Nasıl?!.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Devreye giren EMT, alan içindeki mana müdahalelerine—— bilhassa büyü formüllerinin yapısına el atarak onları iptal etme ve parçalama talimatlarını zorla araya sıkıştıran kural dışı bir hamleydi, normal şartlar altında kesinlikle Yasaklı Büyü olarak sınıflandırılacak derecede hileli bir büyüydü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Elbette, EMT’nin işleyişini çözüp büyü yapısı parçalandıktan sonra bile çalışmaya devam edecek bir formül örebilecek biri çıkarsa aşılma ihtimali vardı. Ancak böylesine hassas bir şekilde bir araya getirilmiş büyülü bir aletin içinden sadece tek bir parçayı tamamen farklı bir şeyle değiştirip yine de aynı şekilde çalışmasını sağlamak gibi akılalmaz bir beceri, Roswaal veya Açgözlülük Cadısı—— yani Annesi dışında kimse için mümkün değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böylesi istisnalar dışında hiç kimse büyü yapamazdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Buna rağmen——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Bunu aşmayı nasıl başardın ki doğrusu?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “… Aşmak filan, o kadar da abartılacak bir şey değil. Sadece biraz kafamı çalıştırdım ve gövdemi siper ettim, o kadar.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sorusunu yöneltip gözlerini kısan Beatrice’in görüş alanında bu cevabı veren kişi yarım bedeniyle duvara yaslanarak olduğu yerde doğrulmuş olan Tiga Rauleon’du.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şiddetli çatışmanın ortasında, çılgına dönen Ejderha Gözü’nün kızı—— Crusch tarafından duvara kadar tekmelenip yere serilmiş olması gereken genç adam, derinden ve yorgun bir nefes verdi. O Tiga; bir eliyle sevgili kılıcını kavramış, diğer eliniyse kendi böğrüne bastırmıştı. ——Elini bastırdığı böğrünün etrafındaki kıyafetlerin yanık, derisininse kömürleşmiş olduğunu gören Beatrice’in kanı dondu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O, Crusch’ın saldırılarından kalma bir yara değildi. Ve asıl o yara——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “&#8230;Sen, nasıl böyle bir deliliğe kalkışabildin ki sanırım?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “Sadece gerekeni yaptım, Beatrice Hanım. Kutsal kitapta da şöyle yazar. <em>‘Ejderha göklerde süzülürken insan toprağı sürmelidir. Kendisine verilen zamanı uykuyla çürütenler, gelecek bereket mevsiminde ejderhanın gölgesine basmayı bile başaramaz&#8230;’</em> falan filan işte.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Başını yavaşça iki yana sallayarak Filo’yu anımsatan İlahi Ejderha Kilisesi kutsal kitabından bir satır okuyan Tiga’ydı. Ancak kutsal kitabı ezbere bilecek kadar derinlemesine okumuş olması, yaptığı seçimin arkasındaki kararlılığı haklı çıkarıyor muydu derseniz Beatrice buna kolayca başını sallayıp onay veremezdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tiga’nın yanık böğründeki yara, Subaru ve Crusch’ı yutanla aynı alevden kaynaklanıyordu—— ancak o alev onu dışarıdan değil, içeriden yakıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">EMT’nin etkisi, alan içinde tetiklenen büyülerin yapısını parçalamaktı. Bu alanın içindeki koşulu, Tiga kaba kuvvetle aşmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunun yöntemiyse——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “——Kendi bedenimin içinde oluşan büyü, bu yasaklı büyünün etkisine girmez&#8230; Emin değildim ama haklıymışım gibi görünüyor.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “Savaşırken fark ettim. Şu an büyü kullanamıyor gibi görünüyoruz ama Akış Yöntemi’nin etkisi hâlâ işe yarıyor. Bu yüzden——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Sırf bu yüzden, kendi karnını deşmek de deşilmiş karnından iç organlarının yanmasını göze alarak büyü kullanmak da kolay seçimler değil, doğrusu&#8230; Böyle bir şeyi yapabilecek olan ancak görev bilincinin ötesinde bir şeye kalbini esir etmiş insanlar olabilir, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “Sanki kafadan kontakmışım gibi konuşuyorsun, alındım doğrusu&#8230; gerçi haksız da sayılmazsın.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tükenmişlikten kaynaklanan sesindeki ağırlığa rağmen cevabın kendisi oldukça duygusuz olan Tiga’nın bu karşılığı üzerine Beatrice, aslında var olmayan içinin ürpertiyle buz kestiğini hissetti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beatrice’in tanıdığı Tiga denen kişi, İlahi Ejderha Kilisesinde karşılaştıklarından bu yana bir iki gün gibi son derece kısa bir sürelik tanıdıktı sadece. Ancak o kısacık zamanda bile, onun ve Subaru’nun ne kadar iyi anlaştıklarına tanık olmuş; esprili konuşma tarzına ve rahat tavırlarına karşı bir sempati beslediği de bir gerçekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu izlenim, gözlerinin önündeki Tiga’yla bir türlü uyuşmuyordu. ——Gerekli görevleri yerine getirmek için kendini tamamen hiçe sayan bu mekanik yargı yeteneği, ona dair önceki izlenimlerinin tam tersiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onu bu kadar ileri gitmeye iten şey neydi ki?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Görev bilincini çoktan aşmış, çığırından çıkmış bir saplantı—— böylesi bir kararlılıkla hareket eden bir insanı Beatrice tanıyordu. Tiga’nın saplantısı; Roswaal’ınkiyle aynı hamurdan yoğrulmuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dört yüz yıl harcayıp birçok kaderi rayından çıkaran, yine de amacına ulaşmak için kendini bir <em>Erkek Cadı</em> mertebesine yükseltmeyi hedefleyen o adam. ——Yoksa Tiga da tıpkı Roswaal’la aynı yola mı sapmak üzereydi?</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(Ç.N: Burada farklı bir Türkçe terimimiz var, bu değişebilir belki ileride ama şimdilik Erkek Cadı olarak kullanacağız. Bildiğiniz üzere erkek cadılara “Warlock/魔人/Majin” deniyor ki bunlar da cadı + insan anlamına geliyor; yani büyücü, falcı gibi anlamlara da geliyor. Fakat Majinlerin Re:Zero evreninde erkekleri belirtmek adına kullanıldığını biliyoruz. Cadı tabirinin kadınlara ait olduğunu biliyorken erkek cadılar için tabirimiz Türkçede maalesef ki yok; bunu dümdüz büyücü, falcı gibi çevirirsek de yanlış anlaşılacağını düşünerek “Erkek Cadı” şeklinde adlandırmaya karar verdik.)</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “Sadece gerekeni yapıyorum. ——Kendi hayatımı geri kazanmak uğruna.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beatrice’in beslediği şüpheye ve sessizliğine, Tiga hafifçe omuz silkerek cevap verdi. Ardından odanın derinliklerine, gümbür gümbür yanan alevlere doğru bakışlarını çevirdi ve&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “Bana sorarsan asıl Beatrice Hanım’ın tepkisi beklenmedikti ya da şaşırtıcı diyebilirim. Dürüst olmak gerekirse bana aniden büyü fırlatmana bile hazırlıklıydım. Sonuçta, yaptığım şey ortada.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “&#8230;Panik anında körü körüne yapılmış bir muhakeme hatası olmadığını, tam olarak böyle algılamam gerektiğini söylüyorsun, doğrusu?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “Evet, bunda yanlış bir şey yok. ——Düşes Crusch Karsten, defalarca yaptığımız teslim olma çağrısını reddetti. Ona bir ültimatom bile verdik ancak bunu kılıcıyla kesip attı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “McMahon Beyi öldürmesinin üstüne kılıcını bize de doğrultan bu kadının aklı başında değildi. Bu yüzden sahadaki duruma göre bir karar vererek tehlikeyi kökünden kazımayı seçtim&#8230; Söylediklerimde bir hata var mı?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şık bir çapkın, bu izlenimi veren o tatlı yüzüne duygusuz bir maske geçiren Tiga, Beatrice’e kendi eyleminin haklılığını sorgulatıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oradaki yüz, kendi yaptıklarından pişmanlık duyan ve bağışlanma dileyen bir kurbanın yüzü değildi; sadece soğukkanlılıkla, kana bulanmış ellerinin sorumluluğunun nereye ait olduğunu teyit eden bir celladın yüzüydü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Artık Beatrice’in içinde, Tiga’ya dair o ilk izlenimi geri getirmenin hiçbir yolu kalmamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Söylediklerinde haksız sayılmazsın, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tiga’nın karşısında Beatrice o yuvarlak gözlerini kısarak başıyla onayladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aslında haklıydı. Beatricegiller McMahon malikanesindeki trajediye tanık olduklarından ve bunun faili olan Crusch’la karşılaştıklarından bu yana yaşananlar silsilesinde, Tiga’nın eylemlerinde hiçbir yanlış yoktu. O, son âna kadar Subaru’nun niyetine boyun eğerek Crusch’ı zapt etmeye yardım etmeye çalışmış ve bu kararları sonuna kadar reddeden kişi de şüphesiz Crusch’ın ta kendisi olmuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendisini bu tehlikeli kişiden korumak adına acımasız bir karar verme hakkına Tiga sahipti. Hatta bu, omuz omuza savaştığı Subaru’yu da bu ateşe atacak bir karar olsa bile, sırf bu yüzden onu sorgusuz sualsiz suçlamak ahlaki açıdan affedilemez bir durum olurdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yüzden——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Betty, seni sadece bencilliğiyle suçlayacak kadar laftan anlamaz biri değil, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “&#8230;Öyle mi? O zaman——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “——Ancak.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu söyleyerek Beatrice, Tiga’nın sözünü kesti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir anlığına Tiga’nın sarı gözlerinde şaşkınlık değil, soğukkanlı ve acımasız bir parıltı belirdi. Beatrice buna karşı hissettiği rahatsızlığı aklının bir köşesine itip sözüne devam etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tiga’nın sözleri ve eylemleri meşru olabilirdi ama yine de——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “——Betty, Subaru’yu kurtaran kişinin tarafını tutacak, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">——O an; üzerine çevrilen gözleri kavuracak kadar şiddetli olan o alevler, diğer taraftan ikiye yarıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sessizce kesilmiş olan alevler, dalga dalga titreyerek ikiye ayrıldığında ortada açılan boşlukta sakince dikilen kişi Ejderha Gözü’nün kızı—— sağ eliyle alevleri yaran kılıç hamlesini savurmuş, sol kolundaysa bilinci yerinde olmayan Subaru’yu taşıyan Crusch Karsten’di.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Isıyı&#8230; hayır, gücün akışını kestim. Demek ‘ölü nokta’ dedikleri şey buymuş.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kılıç darbesi vurduğu sağ eliyle Ejderha Gözü’nün göz kapağına dokunarak Crusch tatmin olmuş bir şekilde mırıldandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O tek bir kol savuruşuyla o cehennem ateşini savuşturmuş olmasının yarattığı şaşkınlığın yanı sıra Beatrice, Crusch’ın kollarındaki Subaru’nun güvende olduğunu teyit ederek çok daha derin bir rahatlama hissetti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Subaru alevlere yutulduktan hemen sonra Beatrice’in paniğe kapılmamasını sağlayan şey; kendisiyle onu birbirine bağlayan sözleşme bağında, herhangi bir ağır yaralanma sinyalini haber veren bir tepkinin olmamasıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu gerçek ve son anda gördüğü şey—— yaklaşan alevlerden Subaru’yu korumak için Crusch’ın onu yere çekip bizzat alevlerin önüne atlamasıyla birlikte, Beatrice kararını çoktan vermişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beatrice, Crusch Karsten’in tarafını tutacaktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “En azından, Betty bu kez dinleyen taraf olacak, doğrusu. Ayrıntılı kararları ondan sonra veririm, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “&#8230; Pek de akıllıca bir karar sayılmaz, Beatrice Hanım. Sözleşmelin Subaru’yu kurtardı diye gözlerinin perdelenmesine izin vermemelisin. Düşes çok tehlikeli biri.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Betty’ye öyle körü körüne atlayan, düşüncesiz bir ruhmuş gibi davranma, doğrusu. Ah, tabii eğer Betty gerçekten de umursamaz ve kör bir ruh olsaydı şüphesiz ki Subaru’yu kurtaran o kıza arka çıkması gayet doğal bir sonuç olurdu, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “Laf cambazlığı yapmanın sırası mı?! Yakında bu yangını fark edip insanlar buraya üşüşecek. Nerede duracağına karar verirken bir hata yaparsan pişman olmak için çok geç kalırsın. Subaru’ya ne olacak sanıyorsun!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “O kızla birlikte az daha Subaru’yu da yakacak olan senin sözlerinin bende bir karşılığı yok, doğrusu. Ama evet, haklısın, pek zamanımız kalmadı, sanırım. O yüzden——”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sözlerini bitirirken Beatrice’in sağ elini yavaşça kaldırması karşısında Tiga nefesini tuttu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu bir büyü hazırlığı değildi. Tam tersiydi. Parmaklarını şıklatmaya hazırlanan Beatrice’in hedefini anlayan Tiga, sarı gözlerini keskin bir şekilde kısıp palasını ona doğru yönelterek&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tiga:</strong> “Dur, yapma. Sonrasında seni gerçekten savunamam.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Betty çok eskiden beri, tatlış tatlış ağlayıp öylece bir arkadaşını uğurlamış olmanın pişmanlığını taşıyor, doğrusu. ——Aynı hataya bir daha düşmeyecek, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kargaşa devasa dalgalar gibi üzerine çöküyor olsa bile, Beatrice izin verildiği ölçüde kendi kararlarını verecek ve kendi yolunu seçecekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sırf akıntıya kapılıp bir dostunu kaybettiği o zamanki gibi, bir daha asla kendisi için değerli olanların önünde boyun büküp sinmeyecekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunun için——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “——Şu an için senin yanında yer alıyorum, doğrusu, Crusch Karsten!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Parmaklarını şıklattı ve bunu bir işaret olarak alan Beatrice iptal etti. ——EMT’yi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O anda çalışma odasını saran o görünmez alanın silinip yok oluşunu, keskin duyulara sahip olan herkes iliklerine kadar hissedebilirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tiga ve Ejderha Gözü’nün sahibi de bir istisna değildi——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “——Yüz Kişiyi Biçen Tek Kılıç.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Serbest kalan o patlayıcı rüzgâr, McMahon malikânesinin çalışma odasını merkez alarak tüm binayı temelinden sarstı.</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">△▼△▼△▼△</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “——Sonra da o adamı atlatıp kanalizasyona kaçtık, sanırım. Aslında çok daha uzağa gitmek istiyordum ama Subaru mışıl mışıl uyurken öyle tehlikeli işlere kalkışamazdık, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Usulca yanına sokulup bedenini destekleyen Beatrice’in anlattıkları üzerine Subaru, karmakarışık olmuş zihnindeki bilgileri toparlamaya çalışırken zar zor “Öyle mi&#8230;” diye mırıldanabildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dürüst olmak gerekirse onca olay olup biterken aralarından erkenden bilincini kaybeden tek kişi olduğu için kendi zavallılığına acıyordu. Ancak kendini suçlayan bu düşünceleri şimdilik bir kenara bırakmalıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Öncelikle&#8230; Beako, Crusch-san’ın yanından ayrılmayarak <span style="text-decoration: underline;">nays</span> bir karar vermişsin. O durumda ayrı düşseydik sonradan ne kadar pişman olsam da fayda etmezdi.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “<span style="text-decoration: underline;">Partnerinin</span> hislerini elden geldiğince gözetmek en doğal şey, sanırım. Betty, Subaru olsa böyle yapardı diyerek kararından emindi, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Dışarıdan bakıldığında oldukça tehlikeli bir seçim olduğu için öyle kayıtsız şartsız ‘Aynen öyle!’ demek biraz zor ama.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Durumun ciddiyetine rağmen, yüzünde yine de o gururlu ve böbürlenen ifadeyi taşıyan Beatrice karşısında dudaklarından acı bir tebessüm döküldü. Fakat dudaklarını bir nebze olsun kıvrılmaya zorlayabildiği tek an, şu anki konuşmanın bu kısmıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Zonklayarak acı veren kolundaki yanıklara gözlerini çevirdi ve Subaru dudaklarını ısırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Tiga denen herif yaptı bunu, değil mi&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Ta kendisi sanırım. Savaşın ortasında büyü kullanamadığını söylemesi bir <span style="text-decoration: underline;">blöftü</span> ya da&#8230; Neyse, boş ver gitsin, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Boş ver mi? Aklına takılan bir şey olunca daha da çok meraklanıyorum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Zaten başımızda yeterince dert varken şu an bunu deşmenin sırası olmadığını düşündüm, hepsi bu sanırım. Ne olursa olsun, o adam seni de yakmayı göze alarak büyü kullandı, doğrusu. Betty’nin gözündeki değeri artık yerin dibini boyladı, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “&#8230;Sen beni çok sevdiğin için böyle diyorsun, di’ mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kaşlarını çatıp yanaklarını şişiren Beatrice’in öfkesi karşısında, Subaru’nun kalbi son derece karmaşık duygularla çalkalanıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Elbette, ölümcül olabilecek bir saldırıya maruz kalmış olmasını öylece geçiştirmeye niyeti yoktu. Yoktu ama bu, Crusch’ın ezici gücü altında ezilirken ölüm kalım savaşının tam eşiğinde bulduğu bir çıkış yoluydu. O cehennemin ortasında Tiga’nın verdiği bu kararı körü körüne yargılayamazdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tam o sırada, Beatrice’in Subaru’ya bakan gözleri sertleşti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Subaru? Yoksa sen&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Yoo, konuyu kapatmaya falan niyetim yok. Bu yanığın acısı için ondan düzgün bir özür dilemesini isteyeceğim. Bu konuda asla taviz vermem. Çok doğal di’ mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Ee ama? Neden bana daha da bıkkın bir ifadeyle bakıyorsun şimdi? Özür dileteceğim diyorum ya işte?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Verdiği cevabı duyan Beatrice’in o küçümseyici bakışları karşısında Subaru’nun kafa karışıklığı daha da derinleşti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İki tarafın da hataları vardı ve karşısındakinin hatasını biraz daha büyütmek istiyordu. Sadece bu kadarıyla bile Subaru, fazlasıyla kararlı bir tavır sergilediğine inanıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üstelik——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “En azından, Tiga’yla aramızdaki çatışmanın asıl nedeni büyük ölçüde yanlış anlaşılmalara dayanıyor. Bir yerlerde oturup doğru düzgün konuşabilirsek bu yanlış anlaşılmayı çözebiliriz ve——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “——Ne yazık ki bunu yapmanıza izin vermeye hiç niyetim yok.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru, kelimelerini dikkatle seçerek bir şekilde Beatrice’i ikna etmeye çalışıyordu. Ancak Subaru’nun sözünü kesen kişi kaşlarını çatmış olan Beatrice değil, hemen önlerinde yürüyen Crusch’tı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Loş kanalizasyonda Lugmite cevherinden yapılmış lambanın saçtığı ışıkla onlara yol gösteren kadın, Subaru’yla Beatrice’in konuşmasına itirazı olduğunu oldukça net bir tavırla—— çektiği hançerinin ucunu dosdoğru Subaru’ya doğrultarak açıkça belli ediyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “&#8230;C-Crusch-san?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Tiga Rauleon’la temasa geçmene müsaade edemem. Kılıç tokuşturmuş olmamız bir yana, şu anda peşimize düşen adamları komuta edenlerden biri de bizzat o adam. Eğer dikkatsizce onunla buluşmaya gidersen bu sadece senin zincirlere vurulmanla sonuçlanacaktır.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Ama… yani… Tiga’nın konumundan bakınca başka çaresi yoktu desem yeridir, sonuçta durumun vahameti ortada&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru, sol gözünü bir göz bandıyla kapatmış olan Crusch’ın kehribar rengi tek gözüyle yüzleşirken bir sonraki kelimesini seçmekte büyük bir tereddüt yaşıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">McMahon malikânesindeki vahşet ve şu an burada Subaru’ya bir hançer doğrultuyor olması, her şey ortadaydı. ——Şu anki Crusch’la konuşmak son derece büyük bir dikkat gerektiriyordu. Zira düşüncesizce söylenecek tek bir laf bile onu gereksiz yere kışkırtabilir ve Subaru bu kez kendi ellerini kanla yıkamasına neden olabilirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu düşüncelerle Subaru ve Crusch’ın bakışması bir süre daha devam etti ancak——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “&#8230;Şaşırtıcı bir şekilde, beni kandırmaya çalışan bir Rüzgâr esmiyor.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böyle diyerek hançerini ilk indiren Crusch oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sözler üzerine Subaru “Hı?” diye gözlerini fal taşı gibi açarken Crusch hançerini kemerindeki kınına geri yerleştirdi ve&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Sizden yalan kokan bir rüzgâr esmiyor. Miklotov McMahon’un malikânesinde karşılaştığımız o andan şu âna kadar hep böyleydi. Bu yüzden Beatrice’in de bize eşlik etmesine izin verdim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Sonuç olarak&#8230; sonuç olarak Crusch-san bizimle ne yapmak istiyorsun?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Göz ucuyla yanındaki Beatrice’le bakışlarını buluşturan Subaru, bu soruyu doğrudan Crusch’a yöneltti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yalan Rüzgârı—— Rüzgârı Okumanın İlahi Korumasına sahip Crusch, karşısındaki kişinin düşüncelerini ve niyetlerini bir rüzgâr olarak hissedebiliyor ve bu durum bir tür yalan makinesi işlevi görüyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru da onunla ilk tanıştığı zamanlarda içindeki sahtekârlığın görülüp açığa çıkarılmasıyla, kendi çarpık ve kusurlu doğasıyla fena hâlde yüzleşmek zorunda kalmıştı. ——İşte şimdi bu yetenek, Crusch’ın sözlerinin ve eylemlerinin temelini oluşturuyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’ya inanması da Rüzgârı Okumanın İlahi Korumasının bir sonucuydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öyleyse Miklotov’u ve malikanedeki on üç kişiyi katletmesi de Rüzgârı Okumanın İlahi Korumasının bir sonucu muydu yani?</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Söylesene, Crusch-san. Bizimle ilgili&#8230; yoo, asıl mesele seninle ilgili. Crusch-san, şu an bunu yaparak tam olarak neyi amaçlıyorsun?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “——Yapmak istediğim&#8230; daha doğrusu, yapmak zorunda olduğum şey, Lugunica Krallığı’nı hainlerin elinden kurtarmak. Bu, benim krallık için yapabileceğim son hizmetim olacak muhtemelen.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Hainler mi&#8230; hem son hizmetim derken&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Aksini iddia edecek cüreti mi buluyorsun kendinde? Cadı Tarikatı’nın kötülüğüne boyun eğip yatağa düştüm ve koskoca bir zamanı hiçliğe mahkûm ettim. Üstelik, halka vaat ettiğim Ejderha’nın egemenliğini kaldırma sözünün tam tersi bir şekilde İlahi Ejderha Kilisesi’nin eliyle ayağa kaldırılmışken benim hâlâ bir kazanma şansım olduğunu mu düşünüyorsun?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Bu&#8230; hık.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Anlayış rüzgârları esiyor. ——Siz gerçekten de dürüst bir adamsınız.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gözlerini hafifçe yere deviren Crusch; dudaklarına kendini küçümseyen, alaycı bir tebessüm yerleştirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zayıfça gülümseyen Crusch’ın gözleri, İlahi Korumasıyla bu gerçeği görmüş olmalıydı. Onun sözlerini inkâr edemeyen ve aklına güvenilir hiçbir çıkış yolu gelmeyen Subaru’nun o derin çaresizliğini.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Buna dürüstlük denmesi, Subaru’nun zerre kadar hoşuna gitmemişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Yeter artık, doğrusu. Betty, trajik bir <span style="text-decoration: underline;">kahramancasına</span> Subaru’ya saldırmanı daha fazla görmezden gelmeyecek, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Beatrice&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Subaru da bir âlem, doğrusu. Hiçbir sorumluluğun olmayan bir konuda neden bu denli üzülüp duruyorsun ki sanırım? Böyle gidersen yolda düşen bir çocuğu görsen bile kendini suçlamaya başlayacaksın, doğrusu. Öyle olursa da çok meşgul olup Betty’yi sevecek vaktin bile kalmaz, sanırım. Buna şiddetle karşı çıkıyorum, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beatrice, ellerini beline koyarak yersiz bir öfke sergiledi. Bunun, Subaru’yla Crusch arasındaki meseleyi küçümseyerek ortamı yumuşatmaya yönelik kendine has bir nezaket olduğunu fark eden Subaru’nun dudaklarından derin bir iç çekiş koptu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Crusch da ciddi bir ifadeyle başını sallayarak “Haklısın” dedi ve ekledi&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Beatrice’in dediği gibi, şu an önemsiz pürüzlere takılıp kalmanın sırası değil. Karşı tarafa ne kadar zaman tanırsak bizim için o kadar dezavantajlı olur. Bu yüzden Natsuki Subaru&#8230; hayır, sizden ve Beatrice’den benimle iş birliği yapmanızı rica ediyorum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “&#8230;İş birliği mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Evet. Şu an krallığın merkezine kadar sızmış olan sayısız hainin karanlık oyunları yüzünden devletin varoluşsal bir krizinin tam ortasındayız. Tam da bu durumda, sizin gücüne—— hanemizle iş birliği yaparak Beyaz Balina’nın avlanmasında da büyük katkı sağlamış olan Natsuki Subaru’nun gücüne ihtiyacım vardır.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Hık.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hançerini kınına sokan ve boşta kalan elini ona doğru uzatan Crusch’ın bu sözleri karşısında Subaru istemsizce nefesini tuttu ve dosdoğru onun gözlerinin içine baktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’yu şaşırtan tek şey Crusch’ın dile getirdiği bu talep değildi. Elbette bu istek karşısında fazlasıyla afallamıştı ama onu asıl şaşkına çeviren şey; kadının geçmişte yaşanan o büyük Beyaz Balina savaşından, sanki bunu gerçekten bizzat yaşamış gibi bahsetmesiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunun üzerine Subaru, McMahon malikânesinde Crusch’la karşılaştığı andan şu âna kadar göğsünün içinde dönüp duran o soruyu nihayet dudaklarından dökebildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O soru da şuydu——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Bana tek bir şey söyle. ——Anıların… geri mi geldi? Crusch-san.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “——Elbette. Şu anki bende, anıların olmayan o iğrenç ve aciz Crusch Karsten’in en ufak bir kalıntısını dahi hissediyor musunuz? Sorun düpedüz bir hakarettir.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anılarının yerine geldiğini bu kadar açık bir şekilde dile getiren Crusch karşısında Subaru’nun yanakları kasıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hissettiği sarsıntı, sevinçle öfkenin birbirine karıştığı karmaşık bir duyguydu. Crusch’ın hafızasına kavuşmuş olması başlı başına içtenlikle sevinilecek bir şeydi. Fakat sırf bu yüzden hafızasının kayıp olduğu o dönemdeki Crusch’ın böyle acımasızca aşağılanması kabul edilebilir miydi ki?</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Hoşnutsuzluk rüzgârları demek. Yoksa siz, anıları olmayan o hâlimi desteklediğinizi mi söyleyeceksiniz?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Bu, o kadar da basit bir mesele değil ki. Anılarının olduğu şimdiki hâlin de anılarının olmadığı o hâlin de, her ikisi de benim için Crusch-san’dı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “——Hayır, yanılıyorsun. Anıları olmayan bir Crusch Karsten, Crusch Karsten olamaz. Bu yüzden!..”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “——Hık.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “&#8230;İşte bu yüzden&#8230; Ferris bile&#8230; Crusch Karsten’den umudunu kesti.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Öyle bi——”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Crusch, arka dişlerini gıcırdatarak zangır zangır titrerken Subaru, <em>“Bu konuda tamamen yanılıyorsun!”</em> diyerek kesin bir dille karşı çıkmak istedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sadece bu an için değil, yola çıkmadan önce de aynı şeyi düşünmüştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Crusch, Ferris’in aldığı kararın anlamını ve içindeki o eşsiz azmin boyutunu tamamen yanlış anlıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ferris; Crusch’ın o yeminini, ölmüş kraliyet ailesine ettiği o yemini çiğnemişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunun Crusch için ne kadar hayati bir öneme sahip olduğunu, olayı sadece dinlemiş olan Subaru bile fazlasıyla hayal edebiliyordu. Ancak bu, Ferris için de tıpatıp aynıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ferris de ölen Dördüncü Prens’i derinden seviyordu. Buna rağmen o da kendi seçimini yapmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ölüye duyduğu aşktan ziyade, yaşayana duyduğu aşkı seçmişti. ——Subaru bunun inkâr edilmesini istemiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hele ki birbirlerine karşılıklı duygular besleyen iki insanın, sırf bir yanlış anlaşılma yüzünden bu hisleri paylaşamaması gibi böylesi acı bir trajediyi——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “——Anlaşılan kararı erteleyebileceğimiz süre buraya kadarmış.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat Subaru o coşkun duygularını dışa vuramadan mevcut durum sözlerinin devamına izin vermedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun arkasından, az önce geçtikleri kanalizasyonun derinliklerine bakan Crusch’ın bu mırıltısının ne anlama geldiğini, çok gerilerden duyulan sesler ve ayak sesleri açıkça belli ediyordu. ——Takipçileri.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’yu ve Crusch’ı arayan o takipçi grubu, akın akın kanalizasyona inmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Gidip durumu düzgünce anlatırsak&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Söylemiştim. Sen çoktan benimle suç ortaklığı yapmış olarak görülüyorsun. Senin o garip tekniğinle aldığım kılıcı da olay yerinde bıraktım. Benim işin içinde olduğum, cesetlerdeki yaralarla eşleştirildiğinde zaten apaçık ortaya çıkacak. Üstüne üstlük.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Üstüne üstlük mü? Nasıl yani? Yoksa bundan daha kötü bir haber mi var?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Asıl niyetinizi Tiga Rauleon bilse dahi, senin de Miklotov McMahon’un cinayetine karıştığını söylemiştir. O adam raporunu bu yönde vermiş olmalı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch:</strong> “Gerisi size kalmış. Bana güvenmeye değmeyeceğini düşünüyorsanız arkadan gelen takipçilerden korunma talep edebilirsiniz. ——Hoşça kalın.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Söylemek istediği her şeyi tek nefeste söyleyip bu konuşmayı daha fazla sürdürmeye niyeti olmadığını gösterircesine arkasını dönen Crusch, elindeki lambayı kanalizasyon suyuna fırlatarak hızla oradan uzaklaştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kanalizasyon sularına gömülen ışık kaynağının o cılız parıltısı bile kadının uzaklaşan sırtına erişemez olduğunda yalnızca giderek hafifleyen o ayak sesleri âdeta bir geri sayım misali Subaru’yu bir seçim yapmaya zorladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Crusch’ın argümanlarını reddedip peşlerinden gelen askerlere katılarak her şeyi en ince ayrıntısına kadar anlatıp onlardan sığınma mı talep edecekti? Yoksa karanlıkta kaybolan ve tek başına o devasa komployla savaşmaya çalışan Crusch’ın izinden mi gidecekti, ikisinden birini seçmeliydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Siktir ya! Ona inanmak istiyorum! İnanmak istiyorum ama o komplo denen şey gerçekten var mı ki!..”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ferris’in gerçek niyetini tamamen yanlış anlamış ve Subaru’ya dahi kılıç çekmekten çekinmeyecek bir ruh hâli içindeydi. Ani duygu patlamaları da dahil olmak üzere, Crusch’ın psikolojik durumu fazlasıyla dengesiz bir hâldeydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">En kötü ihtimalle Miklotov’u kesmesi de dahil her şeyin, paranoyaya kapılmış Crusch’ın hiçbir haklı gerekçesi olmayan bir cinnetinden ibaret olma tehlikesi söz konusuydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böylesi bir kargaşanın ortasında, ne yapmak doğruydu ki——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Subaru, sakince dinle, sanırım. Hangi yolu seçersen seç, kimin tarafını tutarsan tut; Betty her zaman Subaru’nun tarafında, hep senin yanında olacak, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Beako&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “İmparatorluktaki gibi tekrar ayrı düşmek istemiyorum, sanırım. Subaru gözümün önünde olmadığında korkudan ve endişeden nefes bile alamıyorum, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böyle diyerek Beatrice, doğru cevabın ne olduğunu bilemeyen Subaru’ya neyi seçerse seçsin onu doğru cevaba dönüştüreceğini—— yoo, bunu birlikte doğru cevaba dönüştüreceklerini söylüyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sözlerle zihnindeki o karanlık bulutlar dağıldı. Doğru ya. Beatrice haklıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nasıl bir seçim yaparsa yapsın, o seçimi doğru kılmak için çırpınıp durmak zaten Natsuki Subaru’nun en iyi bildiği savaşma yöntemi değil miydi ya?</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Crusch-san’ı kendi başına bırakamam. Cehenneme kadar beraberiz, Beatrice!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice:</strong> “Subaru’yla birlikteysem bi’ dört yüz yıl mühürlensem de umurumda olmaz, sanırım!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Benim umurumda olur ama o yüzden şöyle korkutucu şeyler söyleyip durma ya?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu söylerken Subaru, o güvenilir ve çok sevdiği partnerini kucağına alarak uzaklaşan ayak seslerinin peşinden karanlığın içine doğru dört nala koşmaya başladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğru da olsa yanlış da olsa Crusch’ı o hâlde bi’ başına bırakamazdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onu durdurmak uğruna da olsa ona yardım etmek uğruna da olsa Crusch’ın yanından asla ayrılmamalıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Ah, siktir, kolum çok acıyor bee!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yanık içindeki kolu, sanki Subaru’nun o ahmaklığını yüzüne vururcasına zonklayarak sızlıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Acıyı bağrına basan Subaru; her şey olup biterken kendisini bu fırtınanın içinde oradan oraya savrulurken bulduğu bu duruma ağıt yakmaktan ziyade, bu olanların kulağına gitmesi hâlinde Emiliagillerin yaşayacağı hüznü dert ediyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onlara yük olması bir yana asıl kahredici olan şey, onlara daha da fazla endişe verecek olmanın yarattığı ağırlıktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Emilia’ya, Rem’e, Ram’a, Petra’ya, Meili’ye, Garfiel’e ve herkese. İşte bu yüzden hem bedensel hem de ruhsal acılarını dişlerinin arasında ezerken Subaru, o loş karanlığın içinde umutsuzca gözlerini kıstı ve&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru:</strong> “Bir şekilde bu işin altından kalkıver, Otto!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diyerek bu ani çaresizliğini o an orada bile olmayan dostunun üzerine yıkarak koşmaya devam etti.</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">△▼△▼△▼△</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Aynı saatlerde, Kraliyet Başkenti Lugunica’daki Soylular Köşkü’nde.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün, hem Lugnica Krallığı için hem de Kraliyet Seçimi adayı olan Emilia’nın kampı için muazzam bir öneme sahip olayların başlangıç noktası olacak bir gün olmalıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Su Geçidi Şehri Pristella’yı vuran Cadı Tarikatı felaketine karşı, bu felaketin köklerini kazıma imkânı sunacak kusursuz bir fırsattı bu. İlahi Ejderha Kilisesinin de iş birliğiyle gerçeğe dönüşecek olan o âna Emiliagiller de tanıklık edecek, aylar süren o çaresizlik hissinin silinip gidişini kendi gözleriyle göreceklerdi—— en azından planlanan buydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “——Buna rağmen şu anda neler oluyor be?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yola çıkma hazırlıklarını tamamlamış, geriye sadece birtakım işleri halletmek için malikâneden ayrılan Subaru ve Beatrice’in dönüşünü beklemek kalmıştı. O zamana kadar misafir odasında çay saatinin tadını çıkaran grubun içinden Otto Suwen, bu ani ziyaretçilere karşı elinden geldiğince soğukkanlılığını koruyarak böyle sormuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gümbür, gümbür ve gürültülü bir şekilde Soylular Köşkü’nde dalanlar, hepsi Krallığa resmî olarak bağlı olduklarını gösteren teçhizatlar kuşanmış krallık askerleriydi—— bir şekilde tekinsiz bir gerilim yayan bu askerlere karşı Otto, Emilia da dahil olmak üzere kadınları korumak adına öne atıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Elbette, böyle yapan Otto’nun da önüne geçen kişi de&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Bayağı kaba davranıyo’nuz he. Emilia-sama her ne kadar pamuk gibi yufka yürekli olsa da bu size böyle saygısızlık yapma hakkını vermez lan.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Garfiel, onları o kadar da korkutma. Onlar bizim misafirimiz. ——Şimdilik.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “Ooo, anlaşıldı, Otto-abi.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Grubun en önünde durup sivri dişlerini gıcırdatan Garfiel’i sadece görünüşte sakinleştirerek Otto karşı tarafın ziyaret nedenini açıklaması için bir fırsat yaratmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu bir nevi iyi polis kötü polis oyunuydu, ilk hamleyi karşıya bırakıp onlara bir lütufta bulunulmuş izlenimi yaratılıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">En azından, bunu anlayabiliyorlarsa——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “——Herkes saldırganlığını bastırsın. Kimin karşısında durduğunuzun farkında değil misiniz?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Askerler:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">O tok sesin duyulduğu an, misafir odasına yayılmış olan krallık askerleri hep bir ağızdan intizamla esas duruşa geçtiler. Ardından, dimdik duran o asker çemberinin arasından sıyrılıp ağır ve gürültülü ayak sesleriyle onlara doğru gelen kişi, başlarını kaldırıp bakmalarını gerektirecek kadar devasa cüsseli, heybetli bir adamdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bedenini çelik renginde parıldayan bir zırhla kaplamış olan, sarp bir kayalığı andıran yüze sahip o adam; Lugunica Krallığı’nın Kraliyet Şövalyeleri Komutanı—— yani, Kraliyet Şövalyeleri’nin zirvesinde duran adam, Marcos Gildark’tı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Marcos-san&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Marcos:</strong> “Bu ani ziyaretimiz için sizden en içten dileklerimle özür dilerim, Emilia-sama.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Emilia, öne çıkan Marcos’un silüeti karşısında ametist gözlerini kırpıştırdı. Onun bu tepkisi üzerine Marcos, o kaba saba dış görünüşünün aksine kusursuz bir görgü kuralları silsilesiyle derince eğildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonra başını kaldıran adam; gözlerini Emilia’nın ve onun etrafını saran tüm kamp üyelerinin, bilhassa da sert bakışlar atan Otto ve Garfiel’in üzerine dikerek&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Marcos:</strong> “Sizleri bu şekilde ziyaret etmemizin sebebi, Emilia-sama’nın Kraliyet Sarayı’na gelmesini rica etmektir. Acilen, ne pahasına olursa olsun doğrulamamız gereken şüphelerimiz var.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia: </strong>“Damdan düşer gibi bitiverdiniz, cidden şaşırdım. Şüpheler mi? Tam olarak neyden&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Marcos:</strong> “——Şövalyeniz Natsuki Subaru’nun geçmişi hakkında.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Subaru’nun mu?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kurallara uyan, saygısını esirgemeyen ama yine de hiçbir itiraz kabul etmeyen bir duruş sergileyen Marcos. Onun dile getirdiği bu şüphelerin Subaru’yla ilgili olduğunu duyan Emilia sözleriyle, geri kalan Ottogillerse ifadeleri ve tavırlarıyla hep bir elden kendilerine has tepkiler verdiler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Otto, sırf bu şaşkınlık anında Marcos’a bir sonraki sözlerini söyleme fırsatı tanıdığı için büyük bir pişmanlık duyacaktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çünkü Marcos’un Natsuki Subaru ile ilgili ortaya attığı o şüpheler——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Marcos:</strong> “Şövalye Natsuki Subaru’nun Cadı Tarikatı’yla güçlü bağları olduğu—— hatta Günah Başpiskoposlarına denk biri olabileceği yönünde güçlü şüpheler bulunmaktadır.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Natsuki Subaru’nun dünyanın düşmanı olarak görülüp görülmeyeceğinin belirleneceği o dönüm noktasıydı.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1440" height="1920" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-22.png" alt="" class="wp-image-7658" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-22.png 1440w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-22-1500x2000.png 1500w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-22-750x1000.png 750w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-22-768x1024.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-22-1152x1536.png 1152w" sizes="auto, (max-width: 1440px) 100vw, 1440px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/yuudayo151t/status/2052685586289590348?s=20" type="link" id="https://x.com/yuudayo151t/status/2052685586289590348?s=20">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">#Kısım 10 resmî olarak başlamış bulunuyor, devamını da merakla okumaya devam edelim! Sonraki bölümlerde görüşmek üzere!</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-15-cehenneme-kadar-beraberiz/">Kısım X, Bölüm 15 – “Cehenneme Kadar Beraberiz”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-15-cehenneme-kadar-beraberiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>13</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kısım X, Bölüm 16 – “Hain Pusu”</title>
		<link>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-16-hain-pusu/</link>
					<comments>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-16-hain-pusu/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bertiel]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 May 2026 21:50:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ana Hikâye]]></category>
		<category><![CDATA[Kısım 10]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.rezeroturkce.com/?p=7845</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-16-hain-pusu/">Kısım X, Bölüm 16 – “Hain Pusu”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<p>※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ Çevirmen: Bertiel Ek Düzenleme: Qua Redaktör: akari Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-16-hain-pusu/">Kısım X, Bölüm 16 – “Hain Pusu”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-16-hain-pusu/">Kısım X, Bölüm 16 – “Hain Pusu”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="786" height="1200" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-26.png" alt="" class="wp-image-7847" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-26.png 786w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-26-655x1000.png 655w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-26-768x1173.png 768w" sizes="auto, (max-width: 786px) 100vw, 786px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/b_c_b_c_b_c/status/2052048436518899716?s=20" type="link" id="https://x.com/b_c_b_c_b_c/status/2052048436518899716?s=20">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Çevirmen: Bertiel</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Ek Düzenleme: Qua</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Redaktör: akari</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire, universe, Yağız D, Metin K, equ, Sakuta Hijiri, Emirhan D, Kerem Y, jnxleus, Yusuf Esat Ç, Salim, Elma Can, EuphoriaLux, Efe S, Yiğithan S, The Emre, Arman</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Destek vermek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://rezeroturkce.com/bilgi-kosesi/destek/">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Discord’a gelmek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://discord.gg/rezeroturkce">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Subaru mu——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “——Günah Başpiskoposu?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu; katiyen akılalmaz, manasız bir şüpheden ibaretti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Teyit etmek istercesine bir kez daha dile getirildiğinde bile, hâlâ hiçbir mantıklı yanı yoktu. O kadar anlamsızdı ki eğer amaçları onları gafil avlamaksa kesinlikle büyük bir başarı elde ettiklerini söyleyip kahkahalarla gülesi geliyordu insanın.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak bu saçma sapan şüpheyi bir şakaymış gibi gülüp geçmek için karşılarında duran iri yarı gibi adamın—— Marcos denen kişinin yüz ifadesi fazlasıyla sertti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">En azından kampın Savunma Bakanı olan Garfiel için bu adamın karşısında gardını indirmek gibi bir seçenek kırıntısı dahi yoktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kısık bir hırıltıyla burnundan soluyan Garfiel, Soylular Köşkü’ne çöken ağır gerilimi sessizce içine çekti. ——Hissettiği şey; bastırılmış savaşma arzusu, gönülleri bulandıran huzursuzluk ve güvensizlik, bir de bunların ardına gizlenmiş burnu sızlatan keskin korku duygusuydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yakın zamanda, Vollachia İmparatorluğu’nda defalarca koklama fırsatı bulduğu bu havanın patlamaya ramak kalmış ateş büyüsüyle dolu deponun havası olduğunu Garfiel çok iyi biliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yani——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “Bizimle kapışmak falan mı istiyo’nuz lan?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Marcos:</strong> “——Bu, talebimizi reddettiğiniz anlamına mı geliyor?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “Haa? Önce gelip yüzümüze tükürür gibi laflar et, sonra da kavgayı biz başlatmışız gibi masum ayaklarına yat, ne güzel dünya la&#8217;!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Dur. Saldırmak yok, Garfiel. Lütfen.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sinirle dişlerini gıcırdatan ve aralarındaki boy farkına rağmen Marcos’a aşağıdan ölümcül bakışlar atan Garfiel’ı Emilia’nın arkadan gelen bu sözleri dizginledi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşin içine bir de “lütfen” kelimesi girince Garfiel’ın yelkenleri suya indirmekten başka çaresi kalmamıştı. Onun bu geri adımına “Teşekkür ederim” diye karşılık verdikten sonra, Emilia başını kararlılıkla kaldırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Bizimkinin adına özür dilerim. Çoook şaşırdığım için dilim tutuldu da, benim yerime sinirlenmiş gibi oldu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Marcos:</strong> “Pekâlâ. Emilia-sama siz de onun gibi kızgın mısınız?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Şey&#8230; evet, kızgınım. ‘Neden böyle tuhaf şeyler söylüyor?’ diye şaşkınlığımı attıktan hemen sonra içimde çoook büyük bir huzursuzluk hissettim. Hatta patlayacak gibiyim. Ama——”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Emilia orada sözünü kesti ve elini göğsüne koydu. Orada asılı duran yeşil Büyü Taşıyla parmaklarıyla oynayarak onun o sert dokusu sayesinde düşüncelerini toparlamaya çalıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Burada kızıp hıncımı alsam da Subaru’nun durumu düzelmeyecek ki. Sırf kızmak için kızmış gibi olurum. Ve bunun doğru olduğunu da düşünmüyorum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Marcos:</strong> “&#8230; Gözlerimin içine bakarak epey açık ve net konuşuyorsunuz.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “&#8230;Marcos-san’la en son konuşmamız dışında, pek de sohbet etme fırsatımız olmamıştı. Artık ben böyleyim, eskisinden birazcık daha güçlüyüm. O da Subaru sayesinde.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Marcos:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Duygularına kapılmadan ve altta kalmaya da niyetli olmadan bu şekilde cevap veren Emilia’ya, Marcos derin düşüncelere dalmış bir ifadeyle gözlerini kısarak bakıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öte yandan Garfiel da Emilia’nın söylediklerini dinlerken başına sıçrayan kanın yavaş yavaş çekildiğini hissediyordu. Buna rağmen vücudundaki gerginlik dağılmamıştı ve dağıtmaya da niyeti yoktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Zaten şu şüphe dediğiniz şey tamamen absürt bir itham gibi görünüyor. Natsuki-san’ın Cadı Tarikatı’yla bir bağlantısı varmış? Hem de Günah Başpiskoposu seviyesinde, ha? Bundan iyi fıkra olur.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Aynen öyle! Üstelik Subaru-sama bugüne kadar Cadı Tarikatı’nın neden olduğu sayısız sorunu çözdü. Hatta Günah Başpiskoposlarını dahi alt edip hem beni hem de köydeki tüm herkesi kurtardı&#8230; Lütfen böyle tuhaf tuhaf konuşmayın!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Otto ve Petra’dan gelen bu destek atışlarının üzerine Garfiel da “Aynen öyle, haklılar” diyerek başıyla onayladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tembellik, Açgözlülük ve hatta Oburluk Günah Başpiskoposları bile Subaru’nun önderlik ettiği savaşlarda öldürülmüş veya yakalanmış, Cadı Tarikatı’na devasa darbeler indirilmişti. Buna ek olarak üç büyük cadı canavarı olan Beyaz Balina ve Büyük Tavşan’ın yok edilmesinde de Subaru’nun çok büyük katkısı vardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm bunlardan sonra Subaru’nun Cadı Tarikatı’ndan olduğunu iddia etmek akıllara ziyan bir aptallıktan başka bir şey değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “Birbirimizi birbirimize kırdırmak adına böyle şeyler demeye falan kalkmayın ha. Otto Abi’yle kavga edecek olsam bile onu kıyasıya pataklamam ulan. Gerçi en başından öyle bir kavga falan da çıkmaz ya, neyse.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Garf’la Otto-san’ın örneği ne kadar uygun tartışılır ama ben de bu şüphelerin çok mantıksız olduğunu düşünüyorum&#8230; O kişinin böylesine kötü niyetler barındırabilecek bir insan olduğuna ihtimal vermiyorum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “De~ğil mi ya?.. Onii-san her ne kadar başına iş almayı seviyor gibi görün~se de bunu yapmasının en büyük nedeni pervasız olması ben~cee.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rem’in araya sokuşturduğu ufak bir iğnelemeye rağmen ardından konuşan Meili de dahil olmak üzere, kampın fikri Garfiel’ınkiyle örtüşüyordu. Bu, Emilia’nın etrafında kenetlenen herkesin ortak yargısıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu üzerine Marcos, o kaya gibi sert yüz ifadesini zerre kadar bozmadan&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Marcos:</strong> “Kampınızdaki kişilerin Şövalye Natsuki Subaru’ya duyduğu sonsuz güveni anlıyorum. Ancak tüm bunlara rağmen, Emilia-sama’nın Saray’a gelme talebini yineliyorum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Az önce anlattıklarımı Saray’dakilere de mi anlatmam gerekiyor?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Marcos:</strong> “Buna ek olarak soracağımız sorulara dürüstçe cevap vermenizi rica edeceğiz. Haddim olmayarak belirtmeliyim ki şüphelerin giderilmesi için bize azami düzeyde iş birliği göstermeniz, onu temize çıkarmanın en iyi yoludur.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “——Affedersiniz, bir şey sorabilir miyim?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Emilia, ilk talebini aynı şekilde yineleyen Marcos karşısında ametist renkli gözlerini düşünceli bir şekilde yere indirirken araya giren kişi Rem olmuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O da tıpkı Garfiel gibi, etraflarındaki krallık askerlerine sert ve temkinli bakışlar atarak sorusunu yöneltti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şunu soruyordu——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “Asıl kilit noktası olan o kişinin de&#8230; Natsuki Subaru’nun da bizimle gelmesi gerekmiyor mu?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">——O an, bu soruyla birlikte krallık askerlerinin havası aniden değişiverdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Askerler:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Etraflarından onlara yöneltilen hisler bir anda keskinleştiğinde Garfiel’ın tüyleri diken diken oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kılıçlar henüz fiziksel olarak kınından çekilmemiş olsa da her birinin ucu, sanki kendilerine doğrultulmuş gibi delici bakışlarla Soylular Köşkü’nün kabul salonunu hâkimiyeti altına aldı. Zar zor durgun duran su yüzeyinin şiddetle çiğnenmesiyle beraber bir türlü dinmek bilmeyen dalgalar da duygusal bir fırtınayla vuku buluyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir köpük patlasa veya tek bir damla sıçrasa her şeyin infilak edebileceği, pamuk ipliğine bağlı bir andı——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Marcos:</strong> “——Sakin olun.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onca insanın dalgalanan o öfkesini tek bir kelime—— yoo, o kelimeye eşlik eden kılıç ustalığının devasa aurası tek bir darbede tüm bu niyetleri silip süpürdü ve dalgaları zorla bastırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “——Hık.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Garfiel, aniden dağ gibi devasa bir avuç içi tarafından tokatlanmış gibi bir yanılsamaya kapıldı. O bir anlık hisle tüm vücudundaki gözeneklerin açıldığını hissetti ve istemsizce canavar formuna dönüşmeye başlayan bedenini mantığıyla zorlukla dizginledi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Az önce krallık askerlerinden yayılan havayla kıyaslanamayacak kadar muazzam bir kılıç aurasıydı, bu auranın sahibinin barındırdığı o olağanüstü güç karşısında Garfiel’ın içgüdüleri alarm veriyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Marcos:</strong> “Askerlerimin bu büyük kabalığından dolayı kusura bakmayın. ——Ve Savunma Bakanı olan size de yaptığım kabalıktan ötürü ayrıca özürlerimi sunarım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “——Haa? Sadece muhteşem benli’me mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Marcos:</strong> “Sadece askerlerimi hedeflemeyi planlamıştım ama görünüşe göre sizi de vurmuşum. Belli ki kendinizi oldukça iyi bilemişsiniz.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Marcos gözleriyle onu selamlarken Garfiel kendi dışındaki kamp üyelerinin az önceki aurasını hiç hissetmemiş gibi şaşkınlıkla kaşlarını çattıklarını fark etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anlaşılan Marcos’un da dediği gibi, bunu gerçekten hisseden Garfiel olsa da asıl hedeflenen krallık askerleriydi. ——Garfiel bir kez daha gerçeği idrak etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Marcos Gildark——Kılıç Azizi Reinhard van Astrea’nın o akılalmaz standartlarının gölgesinde kalmış olsa da Lugunica Kraliyet Şövalyeleri’nin zirvesindeki bu adamın gücü kesinlikle laftan ibaret değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “&#8230;Az önceki o tepkiniz bana çooook garip geldi. Rem’in sorusuna cevap verebilir misiniz? Subaru ve Beatrice ne durumdalar?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hem dehşeti hem de temkini zümrüt yeşili gözlerinde barındıran Garfiel’ı bir kenara bırakıp, düşünceli bir şekilde gözlerini kısarak bu soruyu yönelten Emilia’ya; karşısında yüzündeki o gölgeli ifade daha da koyulaşan Marcos yanıt verdi&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Marcos:</strong> “&#8230; Emilia-sama, Şövalye Natsuki Subaru’nun nerede olduğu hakkında bilginiz var mı?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Bugün Miklotov-san’la görüşmesi olduğunu söyleyerek dışarı çıkmıştı. Tek başına&#8230; yani Beatrice de yanında, ikisi beraber gittiler. Önceden sözleştikleri bi’ görüşme olduğunu söylemişler——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Marcos:</strong> “——Miklotov McMahon Bey, vefat etti.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Ne.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Emilia’nın sözlerini kesercesine araya sokuşturulan bu rapor, bu laf bölme kabalığını kınayamayacak kadar devasa bir etki yaratarak kabul salonunun havasına keskin bir darbe vurdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Miklotov McMahon adını elbette Garfiel da biliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sadece Subaru ve yanındakilerin onunla görüşmeye gitmesinden dolayı değil, Kraliyet Seçimi’nde oldukça mühim bir isim olduğu içindi. Bilgeler Konseyi’nin temel direklerinden biri olan bu adamın ölüm haberini alıp da şok olmamak elde değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak asıl büyük şok bu sözlerin hemen ardından gelecekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Marcos, şaşkınlıkları henüz dinmemiş olan Garfielgillerin üzerine daha da yüklenmeye devam etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şöyle dedi——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Marcos:</strong> “Şu anda Krallık, Şövalye Natsuki Subaru ve aynı zamanda Kraliyet Adayı olan Düşes Crusch Karsten’in komplo kurarak McMahon Bey’in ölümüne karıştıkları gerekçesiyle peşlerine düşmüş durumdadır.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Bir dakika! Ne demek oluyor ki bu? Subaru ve Crusch-san mı? Miklotov-san’ın ölümüne mi karışmışlar&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Marcos:</strong> “Olay yerinden çıkarılan McMahon Bey’in cesedindeki kılıç yaralarının Karsten Dükalığı’nın armasını taşıyan bir Şövalye kılıcıyla bire bir uyuştuğu tespit edilmiştir. Ayrıca McMahon Bey’in bizzat Düşes Karsten’in elinden öldüğü ve onun kaçışına Şövalye Natsuki Subaru’nun yardım ettiğine dair raporlar da mevcuttur.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “Ne diyo’n lan sen&#8230; Hık.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böylesine düzenli bir şekilde sıralanan bu bilgi bombardımanının şiddeti karşısında Garfiel anlık bir baş dönmesi yaşadı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sadece Miklotov gibi kilit bir şahsiyetin öldürülmüş olması değil, bunu yapanın Crusch olduğu ve Subaru’nun ona yardım ettiği iddiası—— akıl almayacak kadar saçma sapan bir iftiradan başka bir şey değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “O Düşes-san&#8230; Hık.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’ya atılan o saçma sapan iddiaları bir kenara bıraksa bile, Crusch’ın böyle vahşi bir cinayete karıştığından şüphelenilmesine bile Garfiel inanamıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Garfiel’ın Crusch’la olan ortak noktası, Su Geçidi Şehri’nde geçirdikleri sadece bir buçuk günden ibaretti. Ancak o savaşta omuz omuza vermiş, şehri kurtarmak için birlikte Cadı Tarikatı’na karşı savaşmış yoldaşlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O kadının bir başkası için kılıç sallayabilecek o ender insanlardan biri olduğunu biliyordu ve bu uğurda ödediği bedelleri düzeltmek için içten içe hep bir şeyler yapmak istemişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Garfiel kendi gözleriyle görmemiş olsa da İlahi Ejderha Kilisesi’nin Kutsal Ayini sayesinde Crusch’ın bedeninin iyileştiğini duyduğunda, Kraliyet Seçimi etrafında dönen o tüm siyasi meseleleri bir kenara bırakıp onun adına gerçekten mutlu olmuş ve rahatlamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">——O Crusch kalkıp vahşi bir cinayet işleyecek ve Subaru da ona yardım edecek öyle mi, ne saçmalık ama&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “——Bir şeyi netleştirmeme izin verin. Peşlerine düştüğünüzü söylemeniz, Natsuki-san ve Crusch-sama’nın şu anda hâlâ firari olduğu anlamına mı geliyor?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Duygularını tamamen bastıran bir ses tonuyla, aniden mevcut durumu doğru bir şekilde analiz etmeye yönelik bir soru havada uçuştu. Bu soruyu yönelten kişi, hiç şüphesiz kampın aklı ve mantığı olan Otto’ydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sükûnetini korumaya çalışan Emilia’nın o ametist rengi gözleri hemen Otto’ya çevrildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Otto-kun&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Bu oldukça mühim bir konu. Şövalyelerin Komutanı’nın bizzat buraya kadar zahmet etmesinin nedeni de Emilia-sama’ya duyulan saygıdan ziyade bir tür önlem almaktır büyük ihtimalle.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “Önlem mi&#8230; yani Emilia-san ve bizlerin olay çıkaracağını falan mı düşünüyorlar?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Bunun da payı vardır elbet ancak en büyük endişe kaynağı onların bizimle buluşmasıdır. Natsuki-san ve yanındakilerin bizimle bir araya gelip saklanmalarını önlemek için alınmış bir tertibat bu. Haksız mıyım?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Marcos:</strong> “——Askerî tertibatın ardındaki niyetleri açıklamak askerî sırlara gireceğinden dolayı bu sorunuza yanıt veremem.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>(<strong>Ç.N:</strong> Askerî tertibat dediğimiz şey askerî birliklerin stratejik olarak konumlandırılması demektir. Onları köşeye sıkıştırmak ve diğer gruptan izole etmek adına ordunun kurduğu stratejik kuşatma ve yakalama düzenidir.)</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Anlıyorum. Bunu inkâr etmemeniz bile kâfi.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Marcos’un bu yanıtına başını sallayan Otto’ya bakan Garfiel, içinde fokurdayan öfke ve kafa karışıklığını ezip yoğurarak zararsız bir şeye dönüştürmeye çalışırken Otto’nun ne kadar güvenilir olduğunu bir kez daha derinden hissetti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böyle zamanlarda Otto’nun yanlarında olmasına gerçekten de şükrediyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çünkü ne kadar çok niyetin birbirine karıştığı karmaşık bir satranç tahtası olursa olsun, Otto’nun her şeyi harika bir şekilde toparlayıp gerekli bilgiyi onlara sunacağına inancı tamdı; bu sayede Garfiel tamamen kalkan olmaya odaklanabiliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Burada da Garfiel, gereksiz duyguların aklını çelmesine izin vermeden bu inancına sadık kalmaya karar verdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “McMahon Bey’in vefat etmesiyle o adamın Cadı Tarikatı’nın bir üyesi olduğuna dair olan şüpheler&#8230; Aralarında bir bağlantı varmış gibi görünse de aslında pek yokmuş gibi duruyor. Buna rağmen Emilia-san’ın ifadesini almak istemeniz biraz abartı kaçmıyor mu?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Marcos:</strong> “Şüpheleri ortadan kaldırmanın en iyi yolunun Kraliyet Sarayı’nda sorularımızı yanıtlamak olduğunu zaten belirtmiştim. Şayet bu reddedilirse Emilia-sama ve kampının, Şövalye Natsuki Subaru hakkındaki şüphelerin hesap verme sorumluluğundan kaçtığı sonucunu çıkarmak zorunda kalacağız.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petra:</strong> “Ama bu, Emilia-neesama’nın kendi iradesini hiçe sayan bir dayatma değil mi!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Marcos:</strong> “Bu bir dayatma değil. Fakat eğer ki davetimize icabet etmezseniz şüpheler şüphe olarak kalacak ve Krallık da Şövalye Natsuki Subaru’ya karşı nasıl bir tutum sergileyeceğine karar verecektir, o kadar.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Herkes:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">O kalın ve duygusuz sesiyle Marcos, tavrından ödün vermeden talebini sürdürüyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İtseler de çekseler de tıpkı bir dağ gibi sarsılmaz bir duruş sergileyen bu adamı yerinden oynatmak imkânsızdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu gergin ve sabırsız havanın hem bu tarafa hem de karşı tarafa tamamen yayılmak üzere olduğu o an——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “——Anladım. Saray’a geleceğim. Orada size Subaru’yu anlatmama izin verin.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Marcos:</strong> “Akıllıca bir karar.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petra:</strong> “&#8230;Öyleyse ben hemen hazırlıkları yapayım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Durumun daha fazla çıkmaza girmesini ve işlerin çığırından çıkmasını istemeyen, bu yüzden de talebi kabul etmeye karar veren Emilia’ya Marcos başıyla onay verdi. Gözlerinde bu tavra duyduğu nefreti saklayamayan Petra, hemen Saray’a gitme hazırlıklarına başlamak için hareketlendi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak Otto “Dur” diyerek Petra’yı durdurdu. Gözlerini kısmış olan Otto, şaşkınlıkla gözleri fal taşı gibi açılan Petra’ya başını salladıktan sonra sordu,</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Saray’a eşlik edecek kişileri çok dikkatli seçmemiz gerekecek&#8230; haksız mıyım?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Marcos:</strong> “Çok zekisiniz. Lafı uzatmamanız güzel.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “&#8230;Bu ne anlama geliyor ki?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Otto ve Marcos’un kesişen bakışları üzerine Emilia o biçimli kaşlarını çattı. Emilia’nın bu sorusu karşısında Marcos, uzun boyunu daha da dikleştirerek duruşunu bozmadan yanıtladı&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Marcos:</strong> “Emilia-sama Saray’a doğru gelirken kamptaki herkesin ona eşlik etmesine müsaade edemeyiz. Şu an Şövalye Natsuki Subaru’nun etrafında dönen şüpheler, Emilia-sama’nın tüm kampına da sıçrayabilecek niteliktedir. İfadelerin tarafsızlığını korumak adına, yanınızda sadece gündelik ihtiyaçlarınızla ilgilenecek tek bir refakatçiye izin verebiliriz.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Refakatçi olarak sadece tek bir kişi mi?!.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Marcos:</strong> “Sizi zahmete sokacağız ancak bu konuda iş birliğinizi rica ediyorum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Karşı tarafın şaşıracağını önceden tahmin etmiş olsa gerek, Marcos’un tavrında en ufak bir sarsılma yoktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Garfiel, Otto’yu süzdü ve abisi saydığı bu adamın hafifçe çatılmış kaşlarından onun da böyle bir cevabı beklediğini fark etti. Ama sorun şuydu: Bunu bekliyor olsalar bile, bunun kamp için ağır bir darbe olduğu değişmiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “En azından, bari muhteşem benli’m gelse&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Marcos:</strong> “Bunu tavsiye etmem. Savunma Bakanı olmanızdan dolayı korumalık yapmak istemenizi anlıyorum fakat siz fazlasıyla acil müdahale gücüne sahip birisiniz. Şüphelerin merkezinde yer alan Emilia-sama’nın böyle bir güçle birlikte Saray’a gelmesi, savunma değil gövde gösterisi yapmak anlamına gelir.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “Bu nasıl bi’ iftira lan&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Marcos:</strong> “Bunu böyle algılayacak kişiler var, demek istiyorum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Peş peşe sıraladığı sözlerle karşı taraf kendi niyetlerini zorla bastırıp ezmeye çalışıyordu. Bir şekilde bundan sıyrılmak istiyordu ancak Otto bile araya girip laf söylemiyorsa bu, adamın savunduğu argümanların oldukça mantıklı olduğu anlamına geliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “İş refakatçiye kalacaksa&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kampın şu anki durumuna bakıldığında önlerinde sadece iki seçenek kalıyordu: Petra veya Rem. Frederica burada olsaydı işi ablasına bırakmak en iyisi olurdu ancak asla gerçekleşmeyecek olan bir şeye bel bağlayamazdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anıları hâlâ olmayan Rem’e Emilia’yı emanet etmek de zordu, iş bitirici ve zeki biri olsa da böylesine büyük bir olayı Petra’nın sırtına yüklemek de endişe vericiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Acaba en doğrusu ne olurdu—— diye düşünürken&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “——O zaman karar verilmiştir. Emilia-sama’yla Ram gidecek.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “——Hık, Ram?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sözleri söylerken kabul salonunun girişinde beliren Ram’ı görünce Garfiel’ın gözleri yuvalarından fırlayacak gibi oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O alışkın oldukları hizmetçi üniformasını giymiş ve her zamanki o irade dolu yüz ifadesiyle sahneye çıkan Ram’ı görünce sadece Garfiel değil, Emiliagiller de şaşkınlıklarını gizleyemedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne de olsa Ram, Pleiades Gözcü Kulesi’ne yapılan yolculukta başlayan ağır yorgunluğu nedeniyle neredeyse yatalak bi’ hâlde istirahat ediyor olmalıydı. Hatta bugün planlanan Pristella yolculuğuna da katılmayacak, başkentte kalıp Garfielgillerin dönmesini bekleyecekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama şimdi o kız ayağa kalkmış ve inanılmaz şekilde dimdik bir duruşla Emilia’nın yanına geçmişti. Ardından, şaşkınlıktan dili tutulmuş olan ekibin karşısında eteğinin iki yanından tutarak saygıyla eğildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ram:</strong> “Geciktiğim için üzgünüm. Görev bilinciyle yatağımın yumuşaklığını test etmekle meşgul olduğum için misafirlerin gelişini fark etmekte biraz geciktim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “&#8230;Artık yatağının hissi tamamen iyi mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ram:</strong> “Öyle denebilir. Geçer not aldı diyebiliriz.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Omuzlarını hafifçe silkerek bu şekilde cevap veren Ram’ın yüzünde zerre kadar yorgunluk izi yoktu. Ancak bu sadece onun çektiği acıları ve yorgunluğu gizlemekteki ustalığından kaynaklanıyordu, tam anlamıyla iyileşmediği gün gibi ortadaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Az önce Emilia’yla arasındaki diyalog da aslında Ram’ın kendi sağlık durumunu yatağın durumuna benzetmesinden ibaretti, bu yüzden endişelerin devam ettiği su götürmez bir gerçekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “Nee-sama&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ram:</strong> “Rem, o arkadaki döküntü grubu sana emanet ediyorum. O şirin ve becerikli kardeşlerin, Ram’la Rem’in gücü olmadan bu gruptaki kimse ayakta kalamaz sonuçta. Bir tek Petra biraz olsun işe yarıyor.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “——Pekâlâ, anlaşıldı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu rolü üstlenmeyi çok doğal bir şekilde kararlaştıran Ram’ın bu sözleri üzerine ablasına duyduğu endişe ve korkuyu bir şekilde içine atan Rem, açık mavi gözlerinin dolmasına zar zor mani olarak başıyla onayladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu diyaloğun kenarında Garfiel dönüp Otto’ya baktı. Bu, bir bakıma Ram’ın tamamen kendi başına aldığı bir karardı ancak Otto’nun buna yargısı ne olacaktı——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Evet, haklısınız. Ram-san’ın bu iş için en uygun kişi olduğunu düşünüyorum. Emilia-sama’yı size emanet edebilir miyiz?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ram:</strong> “Söylemene bile gerek yok. Asıl sen kendine çekidüzen ver, Otto. Garf, sen de bari kullanışlı bir eşya olmayı becer.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “&#8230;Söylemene gerek bile yok la’.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Emilia, Rem ve hatta Otto bile Ram’ın kararını saygıyla karşılıyor; onun bu sözlerine kararlılıkla yanıt veriyorlardı ancak Garfiel’ın sesine bariz bir zayıflık karışmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Garfiel bundan çok utandı fakat Ram pespembe gözlerini hafifçe yumuşatarak&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ram:</strong> “Tam anlamıyla bir aptal.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diyerek Garfiel’ın o zayıflığını tatlı bir sertlikle elinin tersiyle itiverdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “——Görüşürüz millet, biz gidiyoruz. Subaru’nun üzerindeki bu yanlış anlaşılmayı tamamen çözüp, herkesin anlamasını sağlayacak şekilde konuşup geleceğim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böylece Ram’ın refakatçi olarak gitmesi kampın oy birliğiyle kabul edilince Saray’a çıkma kararını kesinleştiren Emilia bu sözlerle bunu ilan etti ve Garfiel dahil herkesin yüzüne tek tek baktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Açıkçası bu durum kelimenin tam anlamıyla emsali görülmemiş bir saçmalıktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böyle gergin bir atmosferdeyken sadece tek taraflı olarak boyun eğmek hiç de iyiye işaret değildi. Bu yumruk yumruğa bir kavga olsaydı rakibin istediği her şeyi kafasına göre yapmasına izin vermeleri sonucunda çok geçmeden kaybederlerdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kaybetmemek için rakibin yapmak istediği hamleyi önceden sezip onu durdurmalı, tam tersine kendi yapmak istediği hamleyle misilleme yapmalıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Her zaman böyle söylüyorum ama lütfen, gücünüzü bana tekrardan ödünç verin. Sizden ricam budur.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Emilia bunları söyledikten sonra derin bir şekilde eğilerek kamptaki yoldaşlarından ricada bulundu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kampın zirvesinde yer alan kişiydi, Kraliyet Adayıydı ve fazlasıyla saygın bir ünvana sahipti; tüm bunlara rağmen en ufak bir tereddüt dahi etmeden başını eğip başkalarından yardım dileyebiliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte bu gibi yanları Garfiel’ın—— yoo, kamptaki tüm yoldaşların Emilia ve Subaru için güçlerinin son damlasına kadar savaşmak istemelerinin asıl sebebiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yüzden——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “Ooo! Elbette! Hiç endişen olmasın, Emilia-sama!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Garfiel, en azından birazdan Saray’a doğru yola çıkacak olan Emilia ve Ram’ın içindeki endişeleri darmadağın edebilmek umuduyla, özellikle gür ve hırslı bir sesle bağırarak yumruğunu havaya kaldırdı.</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">△▼△▼△▼△</p>



<p class="wp-block-paragraph">――Böylece herkes, Emilia’nın yanına sadece Ram’ı refakatçi olarak alıp Marcos ve adamları tarafından Kraliyet Sarayı’na götürülüşünü arkalarından izleyerek uğurlamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Herkes, sadece en temel ihtiyaçlarını alarak eşyalarını toplasın. ——Beş dakika içinde çıkıyoruz.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diyerek Soylular Köşkü’nde kalan ekibe doğru ilk kelimeleri söyleyen Otto oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kamp üyeleriyle baş başa konuşmak istediklerini söyleyip konağın nöbeti için bırakılan askerleri savuşturduktan hemen sonra, kabul salonunda sadece kendileri kaldığı anda edilen bu sözler karşısında Garfiel’ın gözleri istemsizce fal taşı gibi açıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “Beş dakika mı&#8230; Emilia-sama’yı falan beklemi’cek miyiz la’?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Evet. Durum bir anlık bile gecikmeye müsaade etmiyor. Hem Natsuki-san’a atılan o şüpheler olsun hem de Emilia-sama’yı Saray’a gitmeye zorlayan o sert tutumları olsun&#8230; hedefleri apaçık ortada.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petra:</strong> “——Yani hedefleri, onu Kraliyet Seçimi’nden diskalifiye etmek değil mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Neredeyse kesinlikle öyle.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hem Garfiel’ın sorusuna hem de Petra’nın sözlerine karşılık veren Otto, o her zamanki yumuşak yüz ifadesini keskin bir zekayla bürüyerek “Beni iyi dinleyin” dercesine parmağını havaya kaldırdı ve&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Zamanlama birbirine fazla mükemmel oturuyor. McMahon Bey’in onu çağırdığı gün, Natsuki-san’ın suikast olayına sürüklenmesi&#8230; üstelik cinayeti işleyen kişinin Kraliyet Adayı Crusch-sama olması, tüm bunların arkasında devasa bir gücün işlediğini gösteriyor.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “Emilia-san’ı ve diğer adayı aynı anda satranç tahtasından silmek&#8230; o kişi de tam olarak bunun için kullanıldı demek oluyor.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Elimizdeki mevcut bilgilere dayanarak böyle düşünmekten başka çaremiz yok. Crusch-sama meselesine gelirsek İlahi Ejderha Kilisesi’nden yardım aldığı o andan itibaren, Kraliyet Seçimi’ne devam etmesi zaten oldukça zor olmalıydı ama&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “He~y, muhabbetinizin bitmek bilmediğinin farkındayım a~maa, pek de fazla vaktimiz yok san~kii. O Kaya-san geri dönerse işimiz yaş değil m~ii?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Araya girip uzamaya başlayan bu sohbete dur diyen kişi Meili olmuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir yandan kendi örgülü saçıyla oynarken diğer yandan başının üstündeki Küçük Kızıl Akrep’in kıskaçlarını şıkırdatarak kurduğu bu cümlede—— Kaya-san derken muhtemelen Marcos’u kastediyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hakikaten de şu an Marcos, Emilia’ya eşlik ederek Kraliyet Sarayı’na doğru yola koyulmuştu ve burada değildi. Şu anki durumda Soylular Köşkü, bekleme emri almış Kraliyet Askerleri tarafından kuşatılmış hâldeydi ve teknik olarak geride kalan Garfielgiller de uslu uslu ev hapsine mahkûm edilmiş bir konumdaydı ama——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Uslu uslu dediklerine boyun eğersek yapacak hiçbir hamlemiz kalmaz. Marcos-san gelmeden önce harekete geçiyoruz.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “&#8230;O kişiyi aramaya gideceğiz, değil mi.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Natsuki-san ve Crusch-sama’yı. O ikisine ne oldu, McMahon Bey’in malikânesinde ne gördüler, bunları öğrenmeden ilerleme kat edemeyiz.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “Acaba bir sorun çıkar mı?.. O kişiye güvenerek hareket edersek.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Natsuki-san bi’ işe yaramasa bile, yanında Beatrice-chan var. Ona yapışık gezen ufaklık, o adama kıyasla çok daha güvenilir sonuçta.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hafif bir gülümseme beliren Otto, içini rahatlatmak istercesine Rem’e gülümsedi. Buna karşılık kaşlarını aşağı düşüren Rem, tamamen içten içe bi’ rahatlama hissetmese de onun bu ince düşüncesini kabul etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Endişeleri hep birlikte paramparça ettikleri bu atmosferde Garfiel iki eliyle kendi yanaklarına sertçe vurdu ve&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “Anlaşıldı! Muhteşem benli’m de kendini buna adıyo’ lan! Otto Abim, biz buradan tüysek bile Emilia-sama ve Ram’a&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Bir tehlike dokunacağını sanmıyorum. Bir sürü bürokratik prosedürü atlayıp Kraliyet Adayı Emilia-sama’ya doğrudan zarar vermelerine izin verilemez. Oradaki kurallara sadık kalacaklardır. Zaten Saray’a gitmeye zorladıkları an, karşı tarafın tek bir hedefi kalmıştı o da: Emilia-sama’yı gözaltında tutmak.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “Çıh, anladım la’! O zaman, muhteşem benli’m şu nöbetçilerin hepsini bir güzel benzetir, o boşlukta da——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “——Yapamazsın.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “Haa?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Parmak eklemlerini kütleterek savaşma arzusunu yükselten Garfiel’ın karşısında Otto başını iki yana salladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu hevesi kırılan ve gözleri fal taşı gibi açılan Garfiel’a Otto son derece ciddi bir yüz ifadesiyle bakarak&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Dışarıdaki nöbetçi askerler sadece aldıkları emri yerine getiriyorlar, onlar bizim düşmanımız değil. Onları yaralamaktan kaçınmalıyız. İdeal olanı kılıçlarını dahi çekmelerine izin vermemektir. Bizim yapmamız gereken şey, masumiyetimizi kanıtlamak için kaçmak, bir savaş başlatmak değil.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “Biz kayıplara yol açarsak Emilia-sama’nın ve Nee-sama’nın&#8230; ayrıca o kişinin de durumu daha da kötüleşir.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Aynen öyle.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şapkasını düzelterek başıyla onaylayan Otto karşısında Garfiel arka dişlerini gıcırdattı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anlıyordu. Ne demek istediğini anlıyordu. Mantığını anlıyordu anlamasına ama oradan sonrasını, işin nereye varacağını Garfiel kestiremiyordu. Elbette Marcos geri dönerse Soylular Köşkü’nden sağ salim kaçabilmelerinin hiçbir garantisi kalmayacaktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat en azından şu an, kaba kuvvet kullanarak kaçmayı başarabilirlerdi. Ama bu seçenek de ellerinden alınırsa geriye ne yapabilecekleri kalıyordu ki——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Nöbetçilerin hangi konumlarda az olduğunu, böcekler ve kuşlardan öğrenebilirim. Onlardan yardım isteyip askerlerin dikkatini dağıtmalarını da sağlayabiliriz. Yine de bu kesin bir çözüm değil ama&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petra:</strong> &#8220;——O zaman, benim bi’ fikrim var.&#8221;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> &#8220;Gerçekten mi Petra-san?..&#8221;</p>



<p class="wp-block-paragraph">İlahi Koruması’nı kullanarak her zamanki yöntemini öneren Otto’nun sözleri üzerine aniden elini havaya kaldıran Petra’ya, Rem gözlerini irileştirerek bir soru yöneltti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunun üzerine Petra “Evet!” diyerek o iki küçük yumruğunu sımsıkı sıktı ve&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petra:</strong> “Ben şu an inanılmaz derecede kızgınım. Subaru’dan şüphelenilmesine de Emilia-neesama’nın hedef tahtasına oturtulmasına da Ram-neesama’nın kendini zorlamasına da&#8230; bu yüzden kesinlikle onların dediklerini yapmayacağım!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “Bu baya’ korkutucu ama bi’ o kadar da güven verici la’&#8230; ee, ne yapaca’n peki?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petra:</strong> &#8220;Tabii ki çok gizli bir operasyonum var. Otto-san’ın özel yeteneği!&#8221;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> &#8220;Benim&#8230; özel yeteneğim mi?..&#8221;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Adı böylesine net bir şekilde söylenmesine rağmen Otto, hiçbir şey anlamamış bir yüz ifadesiyle başını yana eğdi. Öte yandan, heyecandan yanakları al al olmuş Petra; bu operasyon konusunda kendisine fazlasıyla güveniyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “Petra-chan, ne yapmayı planlıyor~suun?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petra:</strong> “Hem Meili-chan’ın hem de Garf-san’ın bildiği bir şey bu. Şöyle ki——”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diyerek eliyle onlara yaklaşmalarını işaret eden Petra’ya hepsi başlarını uzattı ve ardından kız, bu çok gizli operasyonun içeriğini göğsünü gere gere anlattı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O plan da şuydu——</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">△▼△▼△▼△</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???: </strong>“Yangın vaaar!——”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böyle köşeye sıkışmış bir krallık askerinin çığlığı koptuğunda Soylular Köşkü’nde panik alevler gibi yayılmaya başladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gördükleri şey, mutfaktan inanılmaz bir şiddetle ve yoğun bir şekilde taşan dumanlardı. Hem ısı hem de yanık kokusu yayan bu devasa duman bulutu karşısında cesur askerlerin birçoğu derhâl duruma müdahale etmek için harekete geçti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ateşin kaynağını bulmak için mutfağa daldılar ve etrafı saran dumanın sebebini bir an önce tespit etmeye çalıştılar. Duruma göre ateşi söndürüp hem alevleri hem de paniği derhâl bastırmayı hedefliyorlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Ateşin kaynağı zeminin altı, dumanın sebebiyse tıkalı baca&#8230; söndürmesi hiç de kolay olmayacak.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sözleri sarf ederek “yangın alarmı” operasyonunu öneren ve detaylı planlamasını da yapan Petra, tam da hesapladığı gibi patlak veren paniğin seslerini dinlerken gülümsemesini daha da derinleştirdi.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1800" height="1800" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-31.png" alt="" class="wp-image-7855" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-31.png 1800w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-31-1000x1000.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-31-768x768.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-31-1536x1536.png 1536w" sizes="auto, (max-width: 1800px) 100vw, 1800px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://fixupx.com/SlothfulOnie/status/2052561898034598215" type="link" id="https://fixupx.com/SlothfulOnie/status/2052561898034598215">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">Normal şartlarda oldukça şirin sayılabilecek bir gülümsemeydi bu ama bunu yakından gören Garfiel nedense iliklerine kadar donduğunu hissetmekten kendini alamamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her neyse——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Binaları yakıp durmamın özel bi’ yetenek olarak görülmesini hiç de mantıklı bulmuyorum ama!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Otto’nun bu serzenişine rağmen “yangın alarmı” operasyonu muhteşem bir başarıya ulaşmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Soylular Köşkü gibi böylesine önemli bir yapıyı ve orada ev hapsinde tutulan şahısları tehlikeye atamayacaklarını düşünen krallık askerleri, tamamen dumanla başa çıkmaya odaklanarak Garfielgillerin hareketlerini gözden kaçırdılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O esnada——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “Kusura bakma ama birazcık kestiriver la’!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “Üzgünüm. Sana karşı kin beslemiyorum&#8230; Nee-sama meselesi hariç.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “——Hık.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">En azından arka kapının nöbetini terk etmeyen iki askeri Garfiel ve Rem sırayla halledip, onları boğarak bayılttılar ve kaçış yolunu güvene aldılar. Kılıçlarını çekmelerine fırsat bile vermemişlerdi. Önceden Otto’nun koyduğu bu şartı yerine getirmenin verdiği rahatlıkla, Garfiel ve Rem bakışıp birbirlerine başlarını salladılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ardından Otto, Petra ve Meili’yle binanın dışına fırladılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “Sadece kargaşa çıkarmak isteseydiniz benim şirin cadı canavarlarımı kullanarak her türlü hallederdim ben bu~nuu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petra:</strong> “O kadarına kesinlikle izin veremem. Meili-chan cadı canavarları çağırıp ortalığı birbirine katarsa üzerimizdeki şüpheleri doğrulamış oluruz. Sonra derler ki: Subaru, Cadı Tarikatı’nın Günah Başpiskoposu; Emilia-sama, Kıskançlık Cadısı’yla bağlantılı; Meili-chan, cadı canavarlarıyla dehşet saçıyor ve Otto-san da bulduğu her binayı yakıp kül ediyor.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Şu son şüpheye gelirsek&#8230; tıpkı önceki malikâne olayında olduğu gibi işin içinde sadece benim değil, senin de parmağın olduğuna dair kanıtlarım var Petra-chan!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “Otto-oniisan’ın o huyunu bir kenara bırakırsak durumu anladım be~nn.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eteğinin eteklerini savurarak pıtır pıtır koşan Meili omuz silkti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her ne kadar umursamaz bir tavır takınmış olsa da Garfiel, az önceki sözlerinin aslında Meili’nin kendi çapındaki çaresizliğinden döküldüğünü düşünüyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Meili’nin gücü vardı. Ancak bu güç, kullanıldığı takdirde korumak istediği kişileri de tehlikeye atacak iki tarafı keskin bir bıçaktı—— kullanamadığı bu bıçağın varlığı, kızcağızda çaresizlik yaratıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “Canını sıkma la’. Senin eksik kaldı’n o kısımlarda da muhteşem benli’m devreye girip işi halletce’k.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Garfiel, yanına koşarak Meili’nin başını okşayıverdi. Anında yüzünü buruşturan Meili tarafından ters ters süzülünce Garfiel dişlerini gıcırdatmakla yetindi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “Otto Abi’m kulaklarıyla, muhteşem benli’min burnuyla da bir şekilde komutanı bulup çıkaraca’z. O zamana kadar, şe’ yap&#8230; tezahürat yap, tezahürat! Destek ol la’ bize.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “Tezahürat der~kenn&#8230; ‘Hadi yaparsınız’ falan gibi m~ii?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “Aynen öyle. Şaka maka, birilerinin seni destekledi’ni bilmek insana güç veriyo’ la’.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Meili şüphe dolu gözlerle ona baksa da Garfiel’ın çok iyi bildiği bir histi bu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hatta tam da gitmeyi planladıkları Pristella’da, Garfiel’ın yaşayan bir cesede dönüşmüş Sekiz Kollu Kurgan’la öyle ya da böyle dişe diş çarpışabilmesinin tek nedeni orada bulunan kardeşleri—— ve Subaru’nun yaptığı o konuşmanın ardından umutla dolan halkın ona verdiği o büyük destekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Evet, kesinlikle öyleydi. Garfiel’ın orada kazanabilmesini sağlayan şey o tezahüratların gücüydü. Ve insanlarda o desteği verecek dirayeti yaratan şey de bizzat Subaru’nun onları cesaretlendirmesindendi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Natsuki Subaru’nun, Cadı Tarikatı’nın önlerine serdiği o koca çaresizliği umutla silip süpürmesinin bir sonucuydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “Kaptan’ın kalkıp da Günah Başpiskoposu falan olması mümkün mü be!..”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şüphe duyulması bile tamamen aptalca olan bu konu yüzünden Garfiel, örnek aldığı o sırtın kirletildiğini hissediyor ve gerçekten ama gerçekten çileden çıkıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sadece Pristella değildi. Garfiel’ın büyükannesiyle birlikte yaşadığı Mabet, Cadı Tarikatı’ndan kurtarılan Petra’nın memleketi İrlam Köyü, dahası Subaru’yla birlikte Beyaz Balina avına çıkan onca insan&#8230; Natsuki Subaru’nun o saf iyiliğini bilen yığınla kişi vardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Ve tüm bu insanlar arasında Subaru’ya en çok inanan kişi bizzat Emilia’ydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Otto’nun dediğine göre Emilia’yı Saray’a çağırmalarının asıl amacı başından beri onu gözaltında tutmaktı ve Subaru hakkındaki şüpheleri gidermek için ifadesine başvuracakları tamamen bir bahaneden ibaretti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Buna rağmen karşı tarafın gerçekten Subaru’nun üzerindeki şüpheleri kaldırmak gibi bir niyeti varsa onun için tüm ruhuyla doğru kelimeleri bir araya getirebilecek tek kişi Emilia’dan başkası değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “Sike’m bö’le işi.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">İçi içini yiyordu. Kahroluyordu. Ne olursa olsun yediremiyordu işte. O kadar, o kadar sinir bozucuydu ki bu öfkesini bir türlü dindiremiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru bugüne kadar canla başla çabalamamış mıydı? Âşık olduğu Emilia’ya destek olabilmek uğruna, yanındaki herkesin kalbini koruyabilmek uğruna ölümüne mücadele edip durmamış mıydı?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Peki o zaman neden, Subaru’nun bu çabalarını bilip gören insanların sesine n’için kulak vermiyorlardı ki?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sadece o kadarcık bir fırsat verseler asıl gerçeği anlayacaklardı oysaki.</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Natsuki Subaru’nun o akılalmaz ideallerini gerçekleştirmek uğruna var gücüyle çırpınan, dünyanın en havalı ve Garfiel’ın gurur duyduğu bi’ abi olduğuna.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “Garf-oniisan&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “——Hık, bi’ şey yok la’! Tıpkı, <em>‘Kurgan kollarını kaybetse de düşmanını haklar’</em> lafındaki gibi! Benim de öyle mızmızlanıp dur’cak hâlim yok la’!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aslında amacı Meili’ye moral vermekti ama kendi içinde kopan fırtınalara hâkim olamayıp bir an duygulanmıştı; Garfiel bu hisleri o gür ve hırslı sesiyle, dişlerini gıcırdatarak defedip dimdik ileriye baktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onun bu hâlini gören Meili gözlerini hafifçe kısarak</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “Cidden, buradaki herkes Subaru-oniisan’ın ve Emilia-neesama’nın yoldaşla~rı, di’ mii~?.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diyerek Garfiel için ancak ve ancak bir iltifat niteliği taşıyan o sözleri mırıldandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “——Otto-san, bundan sonra ne yapacağız?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Arkalarındaki Garfiel ve Meili’nin bu atışmalarını geride bırakıp önde koşan Otto’yla yan yana gelen Rem bu soruyu yöneltti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunun üzerine Otto “Bu taraftan” diyerek Garfielgillere yol gösterirken yanıtladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “İlk olarak izimizi kaybettirmek için bir yere saklanmalıyız. Çok geçmeden kaçtığımız anlaşılacaktır zaten. Bir an önce Soylular Mahallesi’nden çıkmak istiyorum. İşte bu yüzden şu an onların gücünü ödünç alıyorum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “&#8230; Anlıyorum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gölgeleri ve dar sokakları seçerek Soylular Köşkü’nden çıktıklarından beri gruba öncülük eden Otto’nun bakışlarının ucunda, o çok tanıdık böcekler gizli saklı bir şekilde kaynaşıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onların gücünü kullandığını söylemesi üzerine Rem sadece durumu kabullendiğini belirten o lafı etmekle yetinmişti. Geçmişte bizzat canı yanmış olan Garfiel’ın da böcekleri—— özellikle de Zodda böceklerini müzakere aracı olarak kullanan Otto’yla ilgili hiç de hoş olmayan anıları vardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine de açıkçası, yanınızdayken onun kadar güvenilir başka bir insan -ya da böcek- bulmak imkânsızdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Çevirme noktasına denk gelip yakalanırsak işimiz biter. O yüzden—— Garfiel!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “Anlaşıldı! İkiniz de sıkı tutunun la’!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petra:</strong> “Kiyaa!——”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Otto’nun seslenişiyle birlikte Garfiel, hemen yanındaki Meili ve Petra’yı kendine çekip onları birer kolunun altına kıstırarak tam önlerinde duran o devasa duvara—— Başkent’in Soylular Mahallesi’yle Halk Mahallesi’ni birbirine bağlayan o sağlam savunma duvarına okkalı bir tekme savurdu ve diğer tarafa sıçradı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Başkentin güvenliği açısından oldukça hayati bir rol üstlenen bu duvardı gerçi ama Garfiel’ın o bacak kuvveti söz konusu olunca çocuk oyuncağından farksızdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “Siz burada bekleyin biraz. Otto Abimle Rem’i de buraya getirce’m.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petra:</strong> “Demek istediğini anlıyorum ama&#8230; Garf-san, bir kızı böyle aniden havaya kaldıramazsın. Az önce ödüm koptu benim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “Haa? Ne diye böyle saçma sapan şeylere takılıyo’n ki—— bana öyle korkunç korkunç bakma la’! Tamam, anladık la’!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Belli ki cidden büyük bir hata yapmıştı, Petra’nın o delici bakışları karşısında ürperen Garfiel böyle özür diledi. Ardından gerilip hızını aldı ve duvarı bir kez daha aşmak için yukarıya doğru baktı——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “——Kusura bakmayın. Garf olmadan da geçebildik.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diyerek hemen önüne iniş yapan Rem’e Garfiel gözleri fal taşı gibi açılarak baktı. Onun bu koca duvarı sıçrayıp aşabilmiş olması bir yana, Garfiel’ı asıl şaşkına çeviren şey şuydu&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “Otto-oniisan, çığlık atmadan atlatmayı başardın de~meek.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Aslında ucundan döndüm diyebilirim&#8230; Rem-san, lütfen yere indirin beni. Yoksa Natsuki-san kesin beni gebertir.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “Eh? Neden o kişinin adını andınız ki? Ne demek istediğinizi hiç anlamadım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Ama bu tepkiniz düpedüz ne demek istediğimi anlayan birinin tepkisi ki!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendisini kucaklayıp taşıyan Rem’in yakından attığı o sert bakış karşısında Otto böylece feryat etti. Sonunda bir şekilde yere inmeyi başaran Otto ve onunla dalga geçen Petra’yla diğerlerine bakan Garfiel, derin bir nefes vererek az önceye kadar içinde taşıdığı o karmaşık duyguları tamamen bastırdı.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1200" height="1200" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-27.png" alt="" class="wp-image-7849" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-27.png 1200w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-27-1000x1000.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-27-768x768.png 768w" sizes="auto, (max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/curryudon0/status/2052661699266908463?s=20" type="link" id="https://x.com/curryudon0/status/2052661699266908463?s=20">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">Hiç şüphesiz ki vaziyet berbattı. Belki de İmparatorluk’ta o iç savaşın ortasında kaldıkları zamandan bile daha kötüydü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama&#8230; Subaru ve Beatrice’in kesinlikle güvende olduklarına inanıyordu. Emilia da yanında Ram olduğu sürece mantıksız bir şey yapmadan ellerinden gelenin en iyisini yapacaktı. Ve şu an burada bulunanlar; Otto, Rem, Petra ve Meili&#8230; hepsi de fazlasıyla güvenilirdi. ——İşte Garfiel da onlara destek olacaktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hiç şüphesiz ki vaziyet berbattı. Ama gülebiliyorlardı. Gülebiliyorlarsa henüz tamamen köşeye sıkışmış sayılmazlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “Otto Abi, bir sonrakine muhteşem benli’m seni taşısın la’.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Evet, o zaman size emanet edeceğim kendimi.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “Aynen ö’le. Eee, buradan nereye gidiyo’z la’? Önce bir yere saklanak falan diyo’dun sanki.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Evet, haklısınız. Şimdilik sizi kimsenin olmadığı bir yere——”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Başını yavaşça iki yana sallayıp etrafı kolaçan eden Otto o an sözünü yarıda kesti. Gözlerini hızla kırpıştırarak savunma duvarının etrafındaki binaları, gölgeleri ve sağda solda kalan her yeri telaşlı bir şekilde taramaya başladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onda gizleyemediği bir telaş kokusu alan Garfiel soruverdi&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “Otto Abi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “——Yoklar.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “Yok? Ne yok la’&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Zodda böcekleri. Hayır, sadece Zodda böcekleri de değil. Zodda böcekleri haricinde buraya gelene kadar bize rehberlik etmesi için güvendiğim diğer tüm böceklerin hepsi ortadan kaybolmuş&#8230; yoksa!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gözleri fal taşı gibi açılan Otto, gölgelerden bakışlarını çekip hızla Garfielgillere döndü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yüz ifadesi tamamen kaskatı kesilmişti, o panik duygusunun kavurduğu titrek bir sesle Garfiel’ın koluna yapıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve ardından——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Çuvalladım! Bunu nasıl başardılar bilmiyorum ama&#8230; böceklerin tezgâhına geldik resmen!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petra:</strong> “Böceklerin tezgâhı mı&#8230; hem de Otto-san’a? Böyle bir şey nasıl&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Oluyormuş işte! Tuzağa çekildik! Bu gidişle kaçacak hiçbir yerimiz kalmayacak! Hemen buradan——”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendi güvenli alanının ihlal edilmesine bizzat işin ehli olan Otto bile inanamıyordu ama yine de bu en kötü ihtimali yoldaşlarına haykırmaktan kendini alamadı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunun üzerine Garfiel da tam şaşkınlığa sürüklenmek üzere olan zihnini tokatlayıp kendine getirdi ve derhâl Otto’nun söylediği gibi harekete geçmek üzereydi ki——<br></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “——Buraya kadar.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">——İhtimaller dahilindeki en kötü kişinin peşlerine düşüp köşeye sıkıştırdığı an, tam da o andı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-16-hain-pusu/">Kısım X, Bölüm 16 – “Hain Pusu”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-16-hain-pusu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kısım X, Bölüm 17 – “Kül Olun”</title>
		<link>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-17-kul-olun/</link>
					<comments>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-17-kul-olun/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bertiel]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 May 2026 21:51:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ana Hikâye]]></category>
		<category><![CDATA[Kısım 10]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.rezeroturkce.com/?p=7857</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-17-kul-olun/">Kısım X, Bölüm 17 – “Kül Olun”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<p>※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ Çevirmen: Bertiel Ek Düzenleme: Qua Redaktör: akari Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-17-kul-olun/">Kısım X, Bölüm 17 – “Kül Olun”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-17-kul-olun/">Kısım X, Bölüm 17 – “Kül Olun”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1200" height="675" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-48.png" alt="" class="wp-image-7878" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-48.png 1200w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-48-1000x563.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-48-768x432.png 768w" sizes="auto, (max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/maru_marubiyo_n/status/2053201785637196207" type="link" id="https://x.com/maru_marubiyo_n/status/2053201785637196207">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Çevirmen: Bertiel</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Ek Düzenleme: Qua</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Redaktör: akari</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong><strong>Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire, universe, Yağız D, Metin K, equ, Sakuta Hijiri, Emirhan D, Kerem Y, jnxleus, Yusuf Esat Ç, Salim, Elma Can, EuphoriaLux, Efe S, Yiğithan S, The Emre, Arman</strong></strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Destek vermek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://rezeroturkce.com/bilgi-kosesi/destek/">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Discord’a gelmek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://discord.gg/rezeroturkce">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>——Durum hiç iyi değil.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Emilia’ya eşlik ederek Kraliyet Sarayı’na gelen Ram, mevcut durumu bu tek cümleyle özetliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öncelikle, Ram’ın fiziksel durumu hiç iyi değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendi hissedebildiği kadarıyla, son bir yılın en berbat durumunda olduğu bir zamandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zaten nadiren tamamen sağlıklı ve zinde hisseden bir bedeni vardı ama normal günlerde iradesini gergin bir yay gibi tutarak temel durumunu zorla sabitlemek suretiyle performansını koruyordu. ——İşte o ipin tam da gevşediği an, şimdiki zamandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ram:</strong> “Hemen malikâneye dönmemiz hataydı sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">İmparatorlukta kız kardeşiyle yeniden bir araya geldikten sonra uyanan Rem’i bir an önce malikâneye geri götürmek istemişti. Bunu yaparsa Anılarının geri dönmesi için bir ipucu olabileceğini düşünerek sonuç almak için acele etmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sayede, Roswaal malikânesinin hizmetçi kıyafetini giymiş Rem’in o çok beklenen hâlini görebilmişti ama Ram’ın iradesi gevşemişti. Sonuç olarak işte bu acınası hâldeydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’ya yöneltilen o saçma sapan şüpheleri ortadan kaldırmak için tüm kampın tek yürek olması gereken bir durumda, mükemmellikten çok uzak olan bu hâlini sergilemek zorunda kalıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ram:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uzun koridorda sessizce yürürken Ram bir yandan da yolda yanlarından geçtikleri saray muhafızlarını gözlemliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tıpkı Soylular Köşkü’nde Emilia’yı karşılamaya gelen askerler gibi, bakışlarında ve tüm bedenlerinde görev bilincinden kaynaklanan bir gerginlik barındıran bu adamlar, sessiz bir selamın ardından Ram ve diğerlerine yol veriyor, arkalarından bakıyorlardı. ——Ancak geçip gittikten kısa bir süre sonra, koridorun kapılarının kapandığını hava akışından hissedebiliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Normalde açık bırakılması âdet olan kapıların kapatılmasının anlamı, son derece açıktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>——Durum hiç iyi değil.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Koridor kapılarının kapatılması, askerlerin normalden çok daha gergin olan atmosferi ve en önemlisi Kraliyet Şövalyeleri Komutanının bizzat onları karşılaması, sergilenen nihai temkinin göstergesiydi. Bu da hiç şüphesiz, karşı tarafın gözündeki izlenimlerinin şimdiden büyük ölçüde olumsuz bir yöne kaydığı anlamına geliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte bu, Ram’ın sağlık durumundan bağımsız olarak ikinci iyi olmayan durumun ardındaki gerçekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “&#8230;Nedense, çoook nazikçe hapsediliyormuşuz gibi hissediyorum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ram:</strong> “&#8230; Şaşırdım. Demek Emilia-sama’nın bile bunu hissedebilecek bir duyarlılığı varmış.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Adımlarını hafifçe yavaşlatan ve hemen yanında yürüyen Emilia, aniden mırıldanmıştı. Kraliyet Sarayı’nın atmosferini böylesine hassas bir şekilde sezen bu yoruma karşılık, Ram kaşlarını hafifçe kaldırarak cevap verdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yanıtı alan Emilia, biçimli kaşlarının uçlarını aşağı düşürerek “Öyle” dedi ve ekledi&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Ortam bi’ gergin derler ya, sanırım öyle bir şey. Ormanda Puck’la yaşadığım zamanlarda yakınlardaki bir köye gittiğimde herkesin tavrı böyleydi gibi&#8230; belki de bizden çooook korkuyorlardır.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ram:</strong> “Öyle görünüyor. Anlaşılan Barusu çoook büyük sıvamış.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “&#8230;Subaru’yla Beatrice iyi midir acaba? Crusch-san da onlarla birlikteymiş.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ametist gözleri hafifçe titreyerek bunları söyleyen Emilia’ya karşı Ram da sessizliğe gömüldü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Açıkçası durumlar hiç iyi değildi. Kendilerine iletilen bilgilere göre, Bilgeler Konseyi üyelerinden Miklotov McMahon öldürülmüştü, katil zanlısı Crusch Karsten’di ve Subaru’yla Beatrice de suç ortağı olarak aranıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rahatsızlığından dolayı yatak döşek yattığı için Crusch ve İlahi Ejderha Kilisesi etrafında dönen sorunların sadece yüzeysel kısmını biliyordu ama Kraliyet Seçimi adayı olarak köşeye sıkışan Crusch’ın çaresizlikle korkunç bir suça kalkışması ve olay yerinde bulunan Subaru’nun duygusal davranarak onu koruması—— oldukça muhtemel bir senaryoydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ram:</strong> “Yanında Beatrice-sama varken bile&#8230; hayır o, Barusu’ya karşı çok yumuşak davrandığı için işe yaramaz. Barusu’nun kendi kendini kontrol etme becerisi eksik. Sadece Rem’i ve&#8230; Emilia-sama’yı düşünse yeterliydi oysaki.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir abla olarak hisleri karmaşıktı ama Subaru’nun Rem’e değer verdiği gerçeğini kabul etmek zorundaydı ve bu durumun bir kurtuluş sağladığı da su götürmez bir gerçekti. Anıları henüz yerine gelmemiş olan Rem bile ağzıyla ne söylerse söylesin, içten içe Subaru’ya karşı özel hisler beslediği gün gibi ortadaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tam da bu yüzden Subaru’nun kendi dizginlerini sıkıca eline alması ve kime şefkat göstereceğine kesin bir şekilde karar vermesi gerekiyordu. ——Önüne gelen herkese bir şeyler vermenin faturasını ödedikleri an, tam olarak bu andı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Ram, yoksa kızgın mısın?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ram:</strong> “&#8230;Barusu’nun bu istikrarsızlığı öteden beri tahammül edilemez olduğunu düşünüyorum. Ancak şu anda ona yöneltilen şüpheler tamamen başka bir mesele.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Evet, haklısın. Düzgünce konuşup Subaru’yu onlara anlatsak iyi olur. Bundan sonra ne sorarlarsa sorsunlar hazırlıklı olmalıyım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ram:</strong> “Şimdilik Emilia-sama, siz Barusu’nun iyi yönlerinden on tane falan hazırlayın.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Eh, on tanecik mi? On tanecik mi söyleyebileceğim? On taneye nasıl sığdırabilirim ki&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendi endişelerinden tamamen farklı bir nedenden dolayı telaşlanan Emilia’ya bakan Ram, Subaru’nun on tane iyi yönünü nasıl sayabileceğine hayret etti. Zamanlaması dışında övülecek nesi vardı ki?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her neyse——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ram:</strong> “——İşte her şeyin başladığı yer.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geriye dönüp baktığında sürekli böyle kritik anlarla karşı karşıya kaldıklarını hissediyordu ama böylesine yararsız düşünceleri bir kenara bırakarak Ram, Emilia’yla birlikte bakışlarını ileriye çevirdi. ——Orada duraksamış olan Marcos, koridorun sonundaki kapıyı iterek açıyor ve onları içeri girmeye davet ediyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu davete uyarak kapıdan içeri girdiklerinde içerideki sayısız gergin bakışın, ağırbaşlı atmosferin kendilerini karşıladığını hissettiler; sessiz gerilimin tırmandığı açıkça hissediliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Ram ve Emilia’nın yönlendirildiği yer büyük bir salon değildi; Saray’daki önemli şahsiyetlerin görüşmeler yapılmak için kullandığı, Saray’ın içindeki konsey odasıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kısa bir süre önce Emilia’nın Filóre’yle birlikte geldiği, onun Kraliyet Seçimi’ne katılma niyetini açıkladığı ve Şövalyesinin atanmasına şahitlik ettiği odayla aynıydı. Aradan sadece birkaç gün geçmişken buraya yeniden geliyorlardı ancak bu kez gördükleri muamele tamamen değişmişti, etraftakilerin tavrı âdeta zincirlenmiş bi’ günahkâra bakıyorlarmış gibiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ram:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">İçeri alındıkları odaya şöyle bir bakan Ram, ilk olarak askerlerin yerleşimini kontrol etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kapının sağında ve solunda iki kişi, duvar kenarlarında dört kişi, odanın ortasını yarım ay şeklinde çevreleyen abanoz yuvarlak masanın arkasındaysa tetikte bekleyen birkaç gölgenin dikildiğini fark etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hepsinin kılıçları kınındaydı, elleri kabzalarına bile uzanmamıştı. ——Buna rağmen bu ortamın başından beri en kötü senaryoya hazırlıklı olacak şekilde düzenlendiği açıkça hissediliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ram:</strong> “Amma da nazik bir davetmiş.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Görünüşte nezaket barındırsa da bu kesinlikle hoş geldin karşılaması değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hedefi zarif bir kutuya koyup kapağını kapatarak rakibin kaçış yollarını asilce kesen, üst sınıfa özgü bir köşeye sıkıştırma taktiğiydi. Bunu kanıtlarcasına arkalarında Marcos’un kapattığı kapıların sesi çifte bir yankıyla birbirine karıştı. ——Odayla koridorun iki katı kapının ayırmasının ardındaki anlam, içeride konuşulanların dışarı sızmasını kesinlikle engellemekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak o an için bu durum, Ram’a sadece bu konsey odasındaki görüşmelerin başkaları tarafından duyulmasını engellemekten ziyade daha çok fiziksel bir soyutlama anlamı taşıyor gibi gelmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “——Emilia!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ram odanın atmosferini bu şekilde değerlendirirken aniden yükselen bir ses yuvarlak masanın ucunda oturan bir figürden gelmişti; uzun altın sarısı saçları ve kırmızı gözleriyle dikkat çeken, rahibe kıyafetleri içindeki bir kadındı bu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gürültülü bir şekilde sandalyesini tekmeledi, etraftakilerin bakışlarına aldırış etmeden yuvarlak masanın üzerinden atladı ve odanın girişinde duran Emilia’nın göğsüne doğru dosdoğru atıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Emilia bu şiddetli atılımı doğrudan karşıladı ve gözlerini kırpıştırarak&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Filóre, sen de mi gelmiştin?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Tabii ki geldim! Senin ve Şövalyen Subaru’nun meselesi sonuçta ya. Bir şey olduysa size destek olmalıyım diye düşünüp koşa koşa geldim!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Filóre&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Endişelenme! Ben yanındayım! Gerçi neyin ne olduğu belli olmayan saçma sapan bir durumdayız ama Emilia’nın kötü bir şey yapmış olmasına imkân yok! Ne olursa olsun senin tarafındayım!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böyle diyerek Emilia’ya sarılan rahibe kıyafetli kadın—— Filóre olarak çağrılmasıyla birlikte Ram da onun yakın zamanda Kraliyet Başkenti’ndeki kaosta rol oynayan yeni Kraliyet Seçimi Adayı olduğunu anladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onun Emilia’yla arkadaş olduğunu Rem’den duymuştu ama bu bağlanma seviyesi oldukça fazlaydı. Kırmızı gözlerini yaşartarak neredeyse burnu akacak kadar duygusallaşmış hâli, hem Emilia için duyduğu samimi endişeyi yansıtıyor hem de bu durumda ona ne kadar güvenilebileceği konusunda tuhaf bir şüphe uyandırıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Açıkçası Filóre’nin bu tavrı konsey odasındaki diğer kişiler -toplantıda bulunan Bilgeler Konseyi üyeleri- Ram’ın da tanıdığı birkaç üst düzey soylu ve Kraliyet Şövalyeleri tarafından pek hoş karşılanmamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Boğaz temizleme sesleri ve sert bakışlar üzerlerine yağarken “Filóre-chan?” diyerek ona seslenen kişi, Filóre’nin tekmeleyerek devirdiği sandalyenin hemen yanında oturan bir kadındı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ağırbaşlı bir ses tonu ve sakin bir ifadeyle, Emilia’ya yapışmış olan Filóre’ye bakarak&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Herkesi şaşırttınız ama. Olmaaaz öyle, böyle fazla coşmamalısınııız.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Coşmak mı?! Coştuğum falan yok, tam aksine tüm kalbimle pişmanlık duyuyorum! Eğer Emilia’nın yanından hiç ayrılmasaydım onun bu endişesini taaa başından paylaşabilirdim! Kutsal kitapta da yazdığı gibi: <em>‘Bir kişinin kurtuluşu, on binlerin duasıyla gerçekleşir. Ejderha’nın lütfu komşuyla paylaşıldığında yalnız ruh şifa bulur ve gerçek kurtuluşa erer!’</em> ”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Yorumlamakta özgürsünüz tabiiiii ama görüşmenin gecikmesi pek iyi bir izlenim bırakmayacaktır yaa. Filóre-chan’ın mızmızlandığı her saniye, Emilia-chan’ın zararına olmaz mı sizce de?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Iğhhh&#8230; aptal Sakura!..”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sakura:</strong> “Amanıııın, galiba benden nefret ettiiii.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gözleri yaşlı Filóre’nin bu çocukça itirazına, Sakura olarak çağrılan kadın omuz silkerek karşılık verdi. Oyuncuların gücü arasında oldukça büyük bir fark olan bir atışmaydı bu ama köşeye sıkışmış Filóre’nin başını Emilia nazikçe okşayarak&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Hıhı, teşekkür ederim Filóre. Çoook güvenilirsin. Bizi izlemeye devam et.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Emilia&#8230; evet. Evet! Gözlerimi fal taşı gibi açıp seni izleyeceğim!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Marcos:</strong> “——O hâlde Filóre-sama, lütfen artık yerinize dönün.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Emilia’nın bu sözleri üzerine yaşlı gözlerini sertçe silen Filóre defalarca başını salladı. Bunun üzerine nihayet araya girme fırsatı bulduğunu düşünen Marcos, ondan yerine oturmasını rica etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu uyarıyla birlikte Filóre; istemeye istemeye Emilia’dan uzaklaştı, kendi tekmeleyip devirdiği sandalyeyi aceleyle yerine koydu ve oturduktan sonra yanındaki Sakura’ya küskünce başını çevirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böylesi bir sahne yaşandıktan sonra——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Marcos:</strong> “Emilia-sama, lütfen ortadaki sandalyeye geçin. Eşlikçinizse——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ram:</strong> “Ram, Emilia-sama’nın arkasında duracak.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Marcos:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ram:</strong> “Bir sorun mu var?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Marcos:</strong> “Hayır, hiçbir sorun yok. O hâlde lütfen buyurun.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">En azından ufak bir direniş göstererek yalnızca Emilia’dan koparılmayı reddetti ve odanın ortasındaki tanık sandalyesine oturtulan Emilia’nın çapraz arkasında yerini aldı. Bir an için Emilia’yla hafifçe göz göze geldiler; endişe ve minnet barındıran o iki göze, sadece çenesini belli belirsiz aşağı indirerek karşılık verdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Emilia-sama, buraya kadar zahmet edip geldiğiniz için minnettarız.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yarım ay şeklindeki masada oturanlar arasından bu ağırbaşlı sözlerle konuşmaya başlayan kişi, son derece etkileyici bir atmosfere sahip kel bir yaşlı adamdı—— Bordeaux Zergev.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yedi koltuklu Bilgeler Konseyi’nin bir üyesiydi ve bir zamanlar Yarı İnsan Savaşı’nda bizzat mızraklarını baltalarını savurmuş bir Krallık kahramanıydı. Ayrıca bu deneyimlerinden ötürü yarı insanlara karşı takındığı tavizsiz tutumla da tanınan biriydi, kısacası Emilia’yla uyumu kelimenin tam anlamıyla berbattı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onun konuşmayı bu şekilde başlatması, sözde Emilia’ya karşı bir saygı göstergesi olsa da içyüzünün tamamen farklı olduğunun bir kanıtı mıydı acaba?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak tüm bu arka planı bir kenara bırakırsak Emilia ilk olarak Bordeaux’a değil, onun hemen sağındaki koltuğun boş oluşuna odaklanmış ve şöyle demişti&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Normalde… oraya Miklotov-san otururdu, değil mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bordeaux:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Miklotov-san, gerçekten de?..”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bordeaux:</strong> “Hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde doğrulanan bir gerçek. Krallık için bundan daha büyük bir darbe olamaz. Kraliyet Ailesi’nin tüm fertlerinin vefatından bu yana, böylesi bir felaketin yaşanmadığını söyleyebiliriz.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bordeaux, başını yavaşça iki yana sallayarak kısık, boğuk bir sesle bu yanıtı verdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Açıkçası, Miklotov’un bugüne kadar Lugunica Krallığı’nda üstlendiği roller düşünüldüğünde Bordeaux’un bu cevabına tüm krallık halkı başını sallayarak katılmak zorunda kalırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne var ki Emilia’nın bu cevaba karşı hissettiği duygular farklı gibiydi. Uzun kirpiklerle çevrili o güzel gözlerini kısarak&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “&#8230;Hepsi bu kadar mı?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bordeaux:</strong> “&#8230; Bununla ne demek istiyorsunuz?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Krallık için korkunç bir durum olduğu, kesinlikle doğru. Ama Bordeaux-san, sizin Miklotov-san’la çok uzun bir geçmişiniz vardı, değil mi? Öyleyse&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bordeaux:</strong> “Kedere boğulup gözyaşı dökmemiz gerektiğini mi düşünüyorsunuz? Ancak bizim tanıdığımız Miklotov Bey olsaydı asıl böyle bir şeyi asla istemezdi. Kendi ölümünün, krallığın beynini çürütmesine ve uzuvlarının yavaş yavaş kangren olmasına izin verecek biri değildi o.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bordeaux:</strong> “Bizimle sizin aranızda, bir yakının kaybının ardından tutulan yas şekli farklı. Hepsi bu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “&#8230;Haklısınız. Özür dilerim. Sizin için de çoook acı verici olmalı, Bordeaux-san.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir tokat gibi çarpan bu cevabın ardından Emilia sessizce bir iç çekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kederi ifade etme şekillerindeki fark&#8230; böyle söylendikten sonra Emilia geri adım atmıştı ama bir adım geriden olan biteni izleyen Ram, iyi kalpli Emilia’nınkinden çok farklı bir izlenime kapılmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kuşkusuz, kulağa mantıklı gelen bir bahaneydi. Krallığın geleceği için her zaman endişe duyan o Bilge’nin mirasını devralacaklarsa durup bekleyecek vakitlerinin olmadığı argümanı inandırıcıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak ortada yasa dair en ufak bir izin bile olmaması, Ram için ciddi bir şüphe kaynağıydı. ——En azından yavaş yavaş birikmekte olan bu duruma yönelik şüpheleri giderek daha da artıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bordeaux:</strong> “Bir kez daha tekrar etmek gerekirse, Emilia-sama’yı buraya çağırma nedenimiz olan meseleye—— Şövalye Natsuki Subaru hakkında ortaya atılan şüpheler üzerine sorgulamayı başlatmak istiyoruz.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Subaru hakkındaki şüpheler, onlar&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bordeaux:</strong> “Evet. —— Şövalye Natsuki Subaru’nun Cadı Tarikatı’yla güçlü bağları olduğu, hatta Günah Başpiskoposlarına denk biri olabileceği yönünde güçlü şüpheler bulunmakta.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bordeaux’un o boğuk ama gür sesinden yankılanarak yeniden dile getirilen bu suçlama karşısında, Ram kaşlarını çattı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ram şahsen bunun çok saçma bir şüphe olduğunu düşünüyordu, zaten bir kamp olarak inkâr etmekten başka şansları olmayan bir şüpheydi bu ama aynı zamanda en başından kaynağı belirsiz bir iftiraydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Açıkçası, Subaru’nun en başından beri Oburluk Günah Başpiskoposu olan Spica’yı korumuş olma gibi bir geçmişi vardı ve eşelendiğinde ortaya çıkacak bir sürü baş ağrıtıcı işi mevcuttu ancak İmparatorluk tarafının o konudaki bilgi akışını tamamen kesmiş olması gerekiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Spica’nın Otoritesi’ne ihtiyaç duydukları sürece, İmparatorluk da onun gerçek kimliğinin yayılmasını istemezdi. ——Dolayısıyla da bu durumun Subaru hakkındaki şüphelere yol açmış olması pek mümkün görünmüyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Bu şüpheye net bir şekilde cevap verebilirim: Subaru’nun Cadı Tarikatı’yla bir bağlantısı yoktur, o benim tek ve biricik Şövalyem ve yeri doldurulamaz bir müttefikim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Aynen öyle! İkisinin arasındaki bağ çok güçlü! Bunu ben de kesinlikle&#8230; mıhğ, mıhğ!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sakura:</strong> “Filóre-chan? Azıcık sessiz olalım, olur muuuu?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yöneltilen şüpheye kararlılıkla yanıt veren Emilia ve onu destekleyen Filóre’nin ağzı yanındaki Sakura tarafından kapatılmıştı ancak her ikisinin de yarattığı sonuç aynıydı—— havanın gram oynamaması.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Filóre’nin bir laf atmasını andıran savunması bir yana dursun, Subaru’ya yöneltilen şüpheleri kesin bir dille reddeden Emilia’ya yöneltilen bakışlardaki o soğuk ateş de değişmemişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Muhtemelen olayın merkezindeki Emilia da bunu hissetmişti. Karşı taraf bir sonraki sözcüğü sarf etmeden önce “Bi’ saniye dinleyebilir misiniz?” diyerek söze girdi&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Her şeyden önce, Subaru’nun neden Cadı Tarikatı’ndan olmakla suçlandığını duymak istiyorum. Soylular Köşkü’nde Marcos-san’a da söylemiştim ama Subaru’nun şimdiye kadarki başarılarını Bordeaux-san ve sizler de çok iyi biliyor olmalısınız. Regulus bile Subaru sayesinde&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bordeaux:</strong> “Birden fazla Günah Başpiskoposunun ve Üç Büyük Cadı Canavarından olan Beyaz Balina’yla Büyük Tavşan’ın yok edilmesi, öyle mi? Büyük Tavşan konusundaki bulgular henüz doğrulanmamış olsa da diğerlerinin üçüncü şahısların da tanıklık ettiği bir gerçek olduğu doğru.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Değil mi? O hâlde neden——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bordeaux:</strong> “——Ancak bizzat, o başarıların kendisi, şüphelerin asıl odak noktasıdır.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">(<strong>Bertiel Not:</strong> Hiçbir başarı cezasız kalmaz olayı mı burası?)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şüphelerin asıl odak noktası, konunun tam merkezine oturtulan bu suçlama kıvılcımı karşısında Emilia nefesini tuttu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Mantıksız” desek tam olarak bu an olurdu. Subaru’nun Cadı Tarikatı’na karşı elde ettiği o büyük başarıların bizzat kendisinin şüpheli olduğunu söylemek yenilir yutulur bir şey değildi ki.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ram:</strong> “Yani, Barusu’nun çabalarının haddinden fazla iyi olduğunu mu söylüyorsunuz?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bordeaux:</strong> “Kusura bakmayın ama bir eşlikçinin söz hakkı yoktur. Sözlerinize dikkat etmenizi rica edeceğim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ram:</strong> “Haddimi aştım. Ağzımdan kaçıverdi. Bir an için kulaklarıma inanamadım da.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ram’ın eklediği bu gereksiz cümle üzerine bakışlar daha da sertleşti ama bu onun içinden geçen saf gerçekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine de bu teorinin asılsız bir suçlama olduğu—— en azından, şu anki hâliyle sadece yersiz bir endişeden ibaret olduğu gerçeğini karşı taraf da farkındaydı. Fakat Emilia’ya yönelik bu sorguyu böyle zorbalıkla dayattıklarına göre ellerinde bundan başka kanıtlar da olmalıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve o kanıtlar——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Ram adına özür dilerim. Ama Subaru’nun bunca çabasının şüpheli olmasıyla kastınız nedir?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bordeaux:</strong> “Bunların hepsinin tamamen planlanmış kurgular olabileceğine dair bir şüphe. Birden fazla Günah Başpiskoposunun yenilmesi de Üç Büyük Cadı Canavarının yok edilmesi de her birinin aslında krallığın derinlerine sızmak için düzenlenmiş bir komplonun parçası olduğuna dair bir tez.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Bu kadarı da!..”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bordeaux:</strong> “Bunun bir safsata olduğunu mu düşünüyorsunuz? Ancak bugüne kadar farklı ülkelerin defalarca kez büyük acılar çekmesine neden olan Cadı Tarikatı’na karşı sadece bir buçuk yıl gibi kısa bir sürede fazlasıyla sonuç elde edildi. Üç Büyük Cadı Canavarı için de aynısı geçerli. Bu durum, sanki kasten Şövalye Natsuki Subaru’ya kendini kanıtlama fırsatları sunuluyormuş gibi görünüyor.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dili tutulan Emilia’nın üzerine Bordeaux kelimeleri birbiri ardına yığarak baskıyı artırıyordu. Bordeaux’un bu ivmesinden faydalanan ve yarım ay şeklindeki masayı dolduran diğer kişiler de peş peşe başlarını sallayarak söz aldılar&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Konsey Üyesi:</strong> “Büyük Sefer’de bile elimizden kaçan Beyaz Balina’nın avlanmasını başarmak hemen ardından o Tembellik Günah Başpiskoposu’nu&#8230; Felaket getiren biri olarak bile anılan o adamı alt etmek fazla kusursuz bir senaryo.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Konsey Üyesi:</strong> “O dönemin tanıklarının ifadelerine göre Şövalye Natsuki Subaru Beyaz Balina’nın ortaya çıkacağı tarihi ve saati tam olarak bilmiş, dahası Cadı Tarikatı’nın tüm planlarının bir adım önüne geçerek onlara engel olmuş.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Konsey Üyesi:</strong> “O Günah Başpiskoposu’na karşı neredeyse hiç can kaybı vermeden kesin bir zafer kazandığını duyduk. Cadı Tarikatı’nın bugüne dek sebep olduğu olaylardaki yıkımlar düşünüldüğünde buna inanmak gerçekten çok güç.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Konsey Üyesi:</strong> “İyi de konu Cadı Tarikatı da olsa bu kadar önemli pozisyondaki üyelerini gerçekten bu uğurda harcar mı ki?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Konsey Üyesi:</strong> “Cadı Tarikatı’nın üstelik Günah Başpiskoposlarının birbirlerinden nefret ettiklerine dair söylentiler de var. Tarikat içindeki çatışmaları bu fırsatla kendi çıkarlarına kullanmış olma ihtimalle——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “——BİR DAKİKA!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Konsey Üyeleri:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Baraj kapakları açılmışçasına dolup taşan bu hırçın şüphe dalgalarının arasına Emilia’nın sesi zorla yarıp girdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Muhtemelen, karşı tarafın tam da sırasını beklediği argümanlardı bunlar ancak hiçbiri şüpheleri kesinleştirecek kadar güçlü darbeler değildi, o şüphe tohumlarını filizlendirmek için bile yetersiz kalıyorlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Emilia da bunun farkındaydı. İşte bu yüzden, bu hırçın dalgaların arasında sürüklenirken bile, kendi şövalyesine olan o derin güvenini gözlerinden zerre kadar silmeden,</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Az önceki söylediklerinizin tümü, bana sadece siz Subaru’nun en başından beri şüpheli olduğunu düşündüğünüz için böyle söylüyormuşsunuz gibi geliyor. Elbette, Subaru’nun sezgileri çoook kuvvetlidir ve her zaman en iyi yolu bulur; bu sayede de Cadı Tarikatı’nın bile üstesinden gelmeyi başardık ama&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ram:</strong> “Bu biraz ters tepecek sanki&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Ama! Benim Şövalyeme hep böyle Cadı Tarikatı, Üç Büyük Cadı Canavarı gibi şeyleri yenerkenki hâline bakmayın! Pleiades Gözcü Kulesi’nde de Vollachia’da da&#8230; yoo, daha da öncesinde, ta en başta bu başkentte tehlikeye düştüğümde bile Subaru beni kurtarmıştı. Hem de Cadı Tarikatı’yla alakasız bir olayda!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ram:</strong> “Emilia-sama&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yanakları kızarmış, çaresizce gayesini anlatmaya çalışan Emilia’ya bakan Ram’ın gözleri hafifçe irileşmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Emilia’nın bu itirazı, ifade ediliş tarzı itibariyle kesinlikle bir çocukluk taşıyor olsa da Bordeaux ve diğerlerinin yönelttiği o ağır suçlamalara dimdik bir şekilde karşı koyuyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ram’ın bile takdir ettiği tek şey olan Subaru’nun o mükemmel zamanlama yeteneği, sadece Cadı Tarikatı ile ilgili durumlarda ortaya çıkan bir şey değildi. Kısacası Subaru’nun zamanlaması her zaman mükemmeldi. Bu durumun garipliği, onun bir Cadı Tarikatı mensubu olduğu şüphesiyle aynı anlama gelmiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O yüzden——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bordeaux:</strong> “——Ne demek istediğinizi gayet iyi anladık, Emilia-sama. Bizim de böylesine asılsız suçlamalarla Şövalye Natsuki Subaru’nun onurunu lekelemek gibi bir niyetimiz yok.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “&#8230;Gerçekten mi? O hâlde sorun yok. Öyleyse…”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bordeaux:</strong> “——Ancak Şövalyenizin üzerinde Tembellik Günah Başpiskoposu’nun varisi olduğuna dair çok ağır ve yoğun şüpheler bulunmakta. Bu konu hakkında ne diyeceksiniz?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Buraya kadar olan kısmın sadece bir ısınma turu olduğunu anlayan Ram, arka dişlerini gıcırdattı.</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">△▼△▼△▼△</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Tembellik Günah Başpiskoposu’nun varisi, işte Natsuki Subaru’ya yöneltilen asıl şüphe buydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu, tamamen beklentilerin ötesinden gelen soru karşısında Emilia’nın ametist gözleri irice titredi. Öte yandan, onun arkasında bunu duyan Ram’ın da uçuk pembe gözlerindeki şaşkınlık ifadesi derinleşmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ram:</strong> “Tembellik Günah Başpiskoposu’nu Barusu ve Otto’nun öldürdüğünü duymuştum gerçi&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ram’ın bu anlayışını duysaydı Otto’nun muhtemelen “Buna bir itirazım var amaa!” diyeceğine şüphe yoktu ancak şu an bu ortamda bulunmayan o şikâyetçi adama verecek bir kulağı yoktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gerçi doğrudan olmasa da dolaylı yoldan Tembellik Günah Başpiskoposu’yla olan savaşa Ram da dahil olmuştu. Dünyanın en ünlü Günah Başpiskoposu olan o şahsın ölümü ve bunun Emilia Kampının Cadı Tarikatı’yla olan husumetinin başlangıcı olduğu su götürmez bir gerçekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak o Tembellik Günah Başpiskoposu’yla Subaru arasındaki bağlantıdan şüphelenilmesinin nedeni——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ram:</strong> “O da mı Barusu’nun Tembellik avında fazla tesadüfi bir şekilde parlamasından kaynaklanıyor?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Marcos:</strong> “Söz hakkınız——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bordeaux:</strong> “Hayır, sorun değil. O da var. Ancak asıl odak noktası belirli bir tanık ifadesinde yatıyor.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ram:</strong> “Tanık ifadesi mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Düşünme yetisi duran Emilia’nın yerine sözü devralarak konunun devamını getirmesini isteyen Ram’ı Marcos azarlamak istedi ama Bordeaux onu eliyle durdurarak sözlerine devam etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun şüphelenilmesindeki en büyük odak noktası, işte o şey——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bordeaux:</strong> “——Tutsak edilen Öfke Günah Başpiskoposu’nun ifadesidir.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “——Hık, Sirius’un mu?..”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bordeaux:</strong> “O Günah Başpiskoposu, şu anda bile hapishane kulesinde tutsak olarak zincirlenmiş durumda. Buradaki sorgularımıza doğru dürüst cevap vermiyor olsa da Su Geçidi Şehri’nden getirilişi de dahil olmak üzere, defalarca kez bunu dile getirmiştir. ——Tembellik Günah Başpiskoposu’nun, Natsuki Subaru’nun içinde olduğunu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bordeaux:</strong> “Kraliyet başkentinde düzenlenen ödül töreninde&#8230; Beyaz Balina’nın avlanması ve Tembellik Günah Başpiskoposunun alt edilmesindeki başarılar onurlandırıldığında detaylı bir rapor sunulduğunu ben de hatırlıyorum. O raporda, Tembellik Günah Başpiskoposunun başkalarının bedenlerini ele geçiren Kötücül Ruh olduğu ve birçok bedende dolaştığı yazılıydı. ——Ne dersiniz?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">O kalın kaşlarının altındaki gözlerini kısarak böyle bir soru yönelten Bordeaux’un karşısında Emilia’nın yanakları kasıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İçinde Subaru’ya karşı bir şüphe doğmuş—— değildi. Sadece, Subaru için bu korkunç tesadüfler zinciri karşısında dolup taşan duygularını kelimelere dökemiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kısacası bu anlatılanlara göre Natsuki Subaru’nun bedeni Tembellik Günah Başpiskoposu tarafından ele geçirilmişti ve o günden bugüne kadar sürekli başka biri tarafından oynanan bir rol olduğu şüphesi güdülüyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu, Subaru’yu kendi Şövalyesi olarak kabul eden Emilia için dayanılmaz bir hakaret olmalıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her şeyden öte, bu şüphe Ram için de——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ram:</strong> “——Zerre kadar, tartışılacak bir tarafı yok.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Farkında olmadan kendi sesine yansıyan o keskinliği, Ram ancak ağzından dökülen sesi duyduğunda fark etmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak bu gerçeğin bilincinde olsa bile, peşinden gelecek olan kelimelere yüklediği duyguları bastıramıyordu. ——Çünkü Subaru’ya yöneltilen bu şüphe, bu hakaret, Subaru’nun her gece uyumaya devam eden Rem’in yanına sık sık gitmesinin bile art niyetli bir eylem olduğuna hükmetmekle eşdeğerdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ram:</strong> “O şanlı ünüyle bilinen Bilgeler Konseyi üyelerinin sırf böyle bir şüphe uğruna böyle bir toplantı ayarladıklarına inanamıyorum. Şüphenin içeriğinden de ziyade, bilginin kaynağı başlı başına bir sorun değil midir?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bordeaux:</strong> “Yani, bu meselenin tamamen asılsız olduğunu ve sadece bizim saçma kuruntularımızdan ibaret olduğunu mu söylüyorsunuz?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ram:</strong> “Elbette. Bir Günah Başpiskoposunun söylediklerine inanmak tek kelimeyle deliliktir. Tutsak edilen Öfke’nin başkalarının zihnine etki etme gücü olduğu söyleniyordu. Onun bu etkisi yüzünden de——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “——Ram!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">İstemsizce bir şekilde öfkeyle parlayan bilincinden aşağı soğuk su dökülmüşçesine sarsılan Ram, nefesini tuttu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Baktığında tanık koltuğundan ayağa kalkan Emilia’nın ona doğru döndüğünü ve o kusursuz güzellikteki yüzündeki bakışları keskinleştirerek saygısız bir hizmetkâra karşı öfkelenmiş—— numarası yaptığını gördü. Ona bu kadar beceriksiz bir oyunculuk yaptırdığı için ve Emilia’nın onu azarlamak zorunda kalacağı kadar duygusallaştığı için Ram’ın kalbi derin bir öz eleştiriyle doldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Durum hiç iyi değildi.</em> ——Bedeninin yorgunluğu, ruh hâline bile kötü etki ediyordu. Böyle olacaksa Emilia’ya eşlik etmeye ne diye gönüllü olmuştu ki?</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Ram adına tekrar özür dilerim. Gerekirse buradan çıkmasını emrederim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendi kendini böyle sorgulayan Ram’ı arkasında bırakarak yarım ay şeklindeki masaya yeniden dönen Emilia böyle bir teklifte bulundu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ondan beklenmeyen bu sert üslup, Ram’ın yaptığı hatayı örtbas etmek için takındığı kendine has bir tavırdı. Kendi eylemlerinin sorumluluğunun ondan alınması, Ram’ın içindeki o sinir bozucu çaresizlik hissini daha da artırıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Emilia’nın bu gelişimi sevindiriciydi. Tabii eğer durum böyle olmasaydı. ——Böyle, sonucu çoktan belli olan bir sorgu salonunda olmasalardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bordeaux:</strong> “&#8230; Odadan çıkmasına gerek yok. Ancak bundan sonra, konuşmaktan kaçınsın. Eğer bu tekrarlanırsa doğrudan Emilia-sama’nın kendi konumu sorgulanacaktır.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ram:</strong> “&#8230;Aklımda tutacağım. Çok özür dilerim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ağzından özür kelimeleri dökülürken odadan çıkarılmamış olmasının asıl kendi tahminini doğruladığını düşünmeden edemeyen Ram, içinde acı bir tat hissetti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çünkü bu ortamda Emilia’nın Ram’la bir arada kalma niyetini hissedebiliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Teşekkür ederim, Ram’ı kovmadığınız için&#8230; O hâlde bana da söyleyin. Sırf Sirius öyle söyledi diye, Subaru’nun Tembellik Günah Başpiskoposu olabileceğini mi düşünüyorsunuz?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bordeaux:</strong> “Elbette, en başlarda saçmalıktır denilerek bir kenara atılmıştı. Tutsak bir Günah Başpiskoposu’nun sözlerini ciddiye almak başlı başına bir aptallıktır. Ancak Miklotov Bey öyle yapmadı. O; bir kenara atılması gereken hezeyanlarla, öyle olmayan felaket alametlerini birbirine karıştırmayacak kadar derin bir ön görüye sahipti.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Miklotov-san&#8230; Ah, o zaman, yoksa&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">İstemsizce elini ağzına götüren Emilia’yla Ram da aynı şeyi akıllarından geçirmişlerdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün Pristella’ya gitmek için hazırlıklarını tamamladıktan sonra Subaru, yanına Beatrice’i de alarak gizli bir konuşma yapacaklarını bahane etmiş ve Miklotov’la olan randevusuna gitmişti. Ondan sonra tam olarak neler yaşandığı bilinmese de olayın kılıçların çekilmesine ve şu anki duruma yol açtığı kesindi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Belki de Miklotov’un Subaru’yu çağırma sebebi, tam olarak buydu——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bordeaux:</strong> “Görüşmenin detaylı amacı bizimle de paylaşılmamıştı. Ancak o mekânda Şövalye Natsuki Subaru’nun bulunmasının yanı sıra, Beyaz Balina avı ve sonrasındaki Tembellik’le olan savaşta iş birliği yaptığı Düşes Karsten’in de orada olduğunu düşününce bu şüpheye düşmekten başka çaremiz kalmıyor. ——Şövalye Natsuki Subaru için hiç de elverişli olmayan bir durum yaşandığından dolayı, Miklotov Bey’in öldürüldüğünü düşünüyoruz.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Bu——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bordeaux:</strong> “O hâlde kendini açıklama fırsatını kendi rızasıyla çöpe atan birine nasıl güvenmemizi beklersiniz!!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “——Hık.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">O an, Bordeaux’un gürleyen sesi patladı ve bu sesten yüzüne bir tokat yemişçesine sarsılan Emilia kaskatı kesildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Emilia’nın bu tepkisinin ardında Ram da bu kötü tesadüfler dizisine—— ya da bizzat böyle kurgulanmış olan durumun kendisine karşı derin bir nefret hissetti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nitekim karşı taraf, en başından beri karşı çıkılamayacak kanıtları sağlamlaştırıp Emilia’yı buraya çağırmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ram:</strong> “——En kötü tahminimiz doğru çıktı demek.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Soylular Köşkü’ne yapılan baskından bu yana yaşananlar göz önüne alındığında en azından o an orada bulunan Ram ve Otto’nun ön gördüğü en kötü senaryoydu bu: Geri çevrilemeyecek bir Saray’a çağrılma talebi ve bunun beraberinde getirdiği kampın bölünmesi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu tabloyu çizen kişi her kimse, ağlarını bu kadar ince ve titiz bir şekilde örmüştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Buna rağmen Bordeaux’un sorgulaması devam ediyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bordeaux:</strong> “Miklotov Bey’in öldürüldüğü olay yerinden Şövalye Natsuki Subaru, Düşes Karsten’le birlikte kaçtı. Orada bulunanların tanıklığına göre, Şövalye Natsuki Subaru anlaşılmaz bir teknik kullanarak başkalarının büyü yapmasını engellemiş ve görünmez bir ‘şeyi’ kontrol etmiş. Bu da ödül töreni sırasındaki değerlendirmede aldığımız raporda yer alıyordu, Tembellik Günah Başpiskoposu’nun görünmez kolları yönlendirdiği söylenmişti değil mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “O, Subaru ve Beatrice’in birlikte geliştirdikleri bir büyüydü&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bordeaux:</strong> “Üstüne bir de şunu soralım: Oburluk Günah Başpiskoposu’nun kurbanı olanların, başkalarının hafızalarından silindiğini veya tam tersine kurbanların kendi anılarını kaybettiğini biliyoruz. Ancak Şövalye Natsuki Subaru’nun unutulan şeyleri hatırladığına dair duyumlar var. Bu nasıl olabilir?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Rem de Julius da Subaru, onları hatırladığı için bi’ başlarına kalmaktan kurtuldular!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bordeaux:</strong> “Şehvet Günah Başpiskoposu’nun zalimliği yüzünden, Düşes Karsten iyileşmez bir yara aldı. Aynı saldırıya maruz kaldığı hâlde Şövalye Natsuki Subaru’nun zarar görmeden kurtulmasının bir açıklaması var mı? Yapabilir misiniz?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Bu duruma Subaru’dan daha fazla kahrolan kimse yoktu!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bordeaux:</strong> “Öyleyse Şövalye Natsuki Subaru nereden gelen ve kimin nesi olan biridir! O şahsın, sizin şövalyeniz olarak Kraliyet Sarayı’nda adını duyurmasından öncesine dair hiçbir yerde kaydı dahi yok! Neden!!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Subaru——!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “——Yeter artık, bırakın şunu!!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üzerine art arda savrulan soru fırtınasında verdiği cevaplar bile yarıda kesilen Emilia, ağlamaklı ve acı dolu bir sesle bağırmaya çalıştı. ——Ancak tam o anda onun sesini bastırarak konsey odasında yankılanan ses, odanın köşesindeki koltuğundan ayağa kalkıp yarım ay şeklindeki masaya vuran Filóre’ye aitti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O kızıl gözlerinden süzülen bir damla yaşla ve dudakları titreyerek&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Hepiniz birden Emilia’nın üzerine bu kadar acımasızca gitmeyin&#8230; En çok kafası karışan o ve Subaru’yla en çok konuşmak isteyen kişi de bizzat o!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bordeaux:</strong> “&#8230;Biz de durduk yere sesimizi yükseltip sert davranmıyoruz. Her şeyden öte, Miklotov Bey’in cenazesini teslim alan ve malikânede ne tür olayların döndüğünü detaylarıyla anlatanlar İlahi Ejderha Kilisesi’nden, bizzat Filóre Hanım’ın meslektaşları değil miydi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Bunu ben de biliyorum! Tiga’nın yaralandığını da&#8230; ama o durum, belki de çok fazla kan kaybeden Tiga’nın yanlışlıkla bir şeyleri yanlış görmesinden ibarettir, değil mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sakura:</strong> “İyi de bu kadarı da Tiga-chan için biraz fazla acımasızca olurdu sankiii.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “——Hık, her neyse! Ben böyle bir yönteme karşıyım! Kutsal kitapta bile şöyle der: <em>‘Bu gök kubbenin altında kurtuluşu olmayan tek bir ruh bile yoktur. Başını gökyüzüne çevirdiğinde daima Ejderha’nın gölgesi vardır ve orada tüm çocuklara eşit bir kurtuluş vaat edilmiştir!’ </em>”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kutsal kitabı çıkarıp yarım ay şeklindeki masaya çarparcasına koydu Filóre.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onun bu duygusal çıkışı tartışmaya âdeta soğuk su serpilmiş etkisi yaratmıştı ancak Subaru’nun aleyhindeki o kötü gidişat değişmemişti. Ve Ram’ın asıl korktuğu şey, Subaru’ya yönelik bu şüphenin beraberinde getireceği daha derin bir suçlamanın gündeme gelmesiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O da şuydu——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bordeaux:</strong> “——Acaba bu meseleyi Emilia-sama, destekçisi Batı Toprakları’nın Uçbeyi Roswaal L. Mathers ve Kampı’nın genelinin bilip bilmediği konusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bordeaux:</strong> “Bu, kamp içinde bir iş birliği yapılarak gizlendiyse ve farz edelim ki Şövalye Natsuki Subaru’nun Tembellik Günah Başpiskoposu’nun varisi olduğuna dair şüpheler doğru çıkarsa o zaman Emilia-sama’nın Kraliyet Seçimi’ne katılmasının ve bugüne kadar bunca başarı elde etmesinin ardındaki neden de&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu, Kraliyet Seçimi başladığından beri biriktirilen onca şeyin; Emilia’nın, Subaru’nun ve tüm kampın sarf ettiği o çeşitli çabaların sonucunun tamamen kurgulanmış bir sahtekârlık sayılması demekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Herkesin kan, ter ve gözyaşı dökerek inşa ettiği o şeylerin tamamının——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “——Emilia?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aniden yumruklarını sımsıkı sıkan Ram’ın kulaklarına şaşkınlık dolu, aptalca bir ses çalındı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu, Kutsal kitabını yarım ay şeklindeki masaya bastırmış pozisyondayken gözlerini kocaman açmış olan Filóre’ye aitti. O kocaman gözlerini kırpıştırarak şaşkın bir şekilde odanın ortasına bakıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onun bu hâline kapılarak Ram da o yöne, tanık kürsüsüne baktı. ——Orada dikilen Emilia’yı gördü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gözlerinin önünün tamamen kararması işten bile olmayacak türden sözler işitmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ayaklarının altındaki zemin kayıp gidiyormuşçasına kendi yerini yurdunu kaybettirecek cinsten bir çaresizlik yüzüne çarpılmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mantıksızlıkların ve adaletsizliklerin kopardığı fırtınada sürüklenip avaz avaz ağlasa bile hiç şaşırtıcı olmazdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine de——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “——Benim adım Emilia. Sadece Emilia. Büyük Elior Ormanı’nın, Buzul Cadı’sı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sözleri sarf eden Emilia, tanık kürsüsünde dikilmeye devam ederken kaldırdığı parmağını gökyüzüne doğrultarak bir bildiri yapıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu; Ram’ın da defalarca kez şahit olduğu, pervasızlığın sınırlarını zorlayan o çocuğun, bu dünyadaki en aptalca şeyi söylemeye ve yapmaya kalkıştığında takındığı pozun bire bir aynısıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Bana o gözlerle bakmanız ilk defa karşılaştığım bir şey değil. Bugüne kadar defalarca kez o bakışlara maruz kaldım, moralim bozuldu ama ardından ‘ha gayret’ diyerek başımı hep dik tuttum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bordeaux:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “İşte bu yüzden&#8230; en başa dönsek bile hiç umurumda değil. Ben—— biz, asla pes etmeyiz çünkü.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ram:</strong> “Emilia&#8230; sama&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Pes etmeyiz, biz. ——Öyle değil mi Ram!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Parmağını göğe doğru dikili tutmaya devam ederek arkasına dönmeden seslendi Emilia ona.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Arkasına dönüp kontrol etmemesi, sinir bozucu bir şekilde sadece aralarındaki güvenin bir kanıtıydı. Emilia, Ram’ın ona ne cevap vereceğinden ve Ram’ın o an nasıl bir ifade takındığından zerre kadar şüphe duymuyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte bu yüzdendi. Bu yüzden arkasına dönmüyordu. Bu güvene karşı, Ram’ın ona layık bir cevap vermesi gerekiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne de olsa Emilia’ya eşlik etmeyi bizzat kendisi isteyip teklif etmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Emilia’nın bu güvenine karşılık vermek isteyen herkesi bir kenara iterek bizzat Ram’ın kendisinin bunu yapması gerekiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ram:</strong> “——Hah! Tabii ki de.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">O güvene layık olmak adına, Ram kendi yüz ifadesini ve sesini buna uyarlamaya çalıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cesur ve gururlu, atılgan ve asil bir şekilde; Emilia’nın inandığı o Ram’a yakışan bir tavırla, ne kadar zor bir durum olursa olsun asla pes etmemek için dişini sıkan Emilia’yı arkadan destekleyebilmek uğruna.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ram:</strong> “Bakın buraya, sizi aptallar ordusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu Emilia’nın uygun bir şekilde döşenmiş ve vaat edilmiş hileli başarıların üzerinde yürüyerek buralara gelmiş olması mümkün değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>İçinde şüphe barındıran siz aptallar, hepiniz yanıp kül olun.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Bunun bir sahtekârlık olduğunu sezen o gözlerinizi oyup yerine birer cam bilye mi tıksam acaba.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Ne de olsa ağlayıp sızlayarak, feryat edip kan ve ter dökerek, tüm bunlarla yoğrularak parlayan bu ışıltı; bizzat Emilia’nın canını dişine takıp kazandığı kraliyetin o eşsiz cevheriydi.</em></p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="954" height="1200" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-32.png" alt="" class="wp-image-7858" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-32.png 954w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-32-795x1000.png 795w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-32-768x966.png 768w" sizes="auto, (max-width: 954px) 100vw, 954px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/damuda08h/status/2055937173489340489" type="link" id="https://x.com/damuda08h/status/2055937173489340489">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph"><strong>Konsey Üyeleri:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kimse, anında tek bir sözcük bile edememişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Alaylar, şüpheler, mantıklı gibi görünen o sorgulamalar bile, o kısacık an için Emilia’nın bu beyanatı karşısında yitip gitmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “——Haberci! Haberci geldi!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Emilia ve Ram’dan oluşan bu efendi-hizmetkâr ikilisinin sergilediği o yersizmiş gibi duran söylemler karşısında ateşli bir sessizliğin hüküm sürdüğü konsey odasını, içeriye koşa koşa giren bir askerin bu sesi böldü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Girişin hemen yanında dikilen ve bu âna kadar devam eden sorgulamayı izleyen Marcos, paldır küldür içeri dalan askerin önüne dikilerek “Aptal herif!” diye kükredi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Marcos:</strong> “Şu an son derece önemli bir sorgulamanın ortasındayız! Ne cüretle buraya dalarsın!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Asker:</strong> “Çok özür dilerim efendim! Fakat acilen size iletmem gereken bir durum var!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Marcos:</strong> “Acilen mi? Ne oldu?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Telaş dolu askerin bu yakarışına karşılık Marcos, gövdesini hafifçe eğerek ona kulak verdi. Askerin o boğuk sesle fısıldadıklarını duyan Marcos’un kaşlarının arasında derin çizgiler belirdi ve ağzından “Demek öyle” diye ağır bir fısıltı döküldü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O fısıltının ardında yatan ve durumu kavradığına işaret eden o tonlamayı duyan Ram, gözlerini kıstı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tam o sırada——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bordeaux:</strong> “Komutan Marcos, neler oluyor? Sorguyla bağlantılı bir durum mu?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bordeaux’un bu sorusu üzerine arkasını dönen Marcos, kısa bir anlığına Emilia’nın olduğu tarafa baktı. Ardından, o devasa bedeninin üzerindeki başını yavaşça iki yana sallayarak&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Marcos:</strong> “İlişkisiz diyemem.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bordeaux:</strong> “Öyleyse bilmek isteriz. Askerin bu telaşlı hâli sıradan bir meseleye benzemiyor.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Marcos:</strong> “——Soylular Köşkü’nde kalan Emilia-sama’nın kampındaki diğer üyeler, nöbetçilerin boşluğundan faydalanarak köşkü terk etmişler. Onları durdurmaya çalışan askerler arasında herhangi bir yaralı bulunmuyor ama şu anda izleri sürülüyormuş.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bordeaux:</strong> “Bu da ne demek&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Marcos’un o tok ve alçak sesle verdiği raporun ardından, Bordeaux elini ağzına götürdü. Sonra o zayıf, bilge yaşlı adam ağıt yakarcasına bir iç çekerek gözlerini Emilia’ya dikti&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bordeaux:</strong> “Kraliyet Sarayı’nda Efendileri kendi savunmasını yaparken astları krallığın gözünü boyayıp kaçmaya cüret ediyor. Bu durumu iyi niyetli bir şekilde yorumlamak en hafif tabirle imkânsızdır.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Ben şahsen öyle düşünmüyorum. Herkes böyle bir karar aldıysa bunun en doğrusu olacağını düşündükleri için öyle yapmışlardır.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bordeaux:</strong> “Maalesef, bu verdiğiniz cevap bizi hiçbir şekilde tatmin etmiyor. ——Şövalye Natsuki Subaru hakkındaki şüpheler de göz önünde bulundurularak Emilia-sama’nın Saray sınırları içinde kalmasına karar verilmiştir.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sadece kelimelerinde sahte bir üzüntü barındırarak böyle bir emir veren Bordeaux karşısında Ram dişlerini gıcırdattı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O adamın yarı insanlardan nefret ettiği bilinen bir gerçekti ama ılımlı olduğu düşünülen Miklotov’un ortadan kaybolmasıyla eşzamanlı olarak Emilia’yı bu kadar zorbalıkla saf dışı bırakmaya yeltenmesi inanılır gibi değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu kusursuz planlama yeteneği, belki de Miklotov’un ölümü bile—— her hâlükârda o üzülüyormuş gibi takındığı tavır düpedüz bir ikiyüzlülükten başka bir şey değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zaten en başından beri, bu sorgulamanın sonucunun böyle olacağı önceden kararlaştırılmış olmalıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tam da bu yüzden——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ram:</strong> “——Rem, Garf ve Otto’ya sağlam bir tekme at da onları canlandır. Sana güveniyorum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gözaltına alınıp tüm hareket alanları kısıtlanan Emilia’yla Ram’ın eksikliğini, geride bıraktıkları Remgillere emanet etmekten başka çareleri yoktu; işte bu kararlılıkla yapılmış bir veda konuşmasıydı bu.</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">△▼△▼△▼△</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Emilia-neechan!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Felt-chan?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sorgulamanın yapıldığı konsey odasından çıkarılmış, kale içindeki başka bir odaya doğru götürülüyorlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Pata pata ayak sesleri çıkararak rengi atmış bir hâlde Emilia’nın yanına koşan kişi, onun gibi Kraliyet Seçimi Adaylarından biri olan Felt’ti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Emilia’nın önüne kadar koşan Felt, onun önünde ve arkasında durarak onu aralarına almış olan krallık askerlerine sırayla ters ters baktıktan sonra&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Felt:</strong> “Oy, neler oluyor burada? Emilia-neechan’a sanki bir suçluymuş gibi muamele ediyorsunuz. Bizler Kraliyet Seçimi adayıyız lan. Böyle bir şeye kalkışmaya hakkınız var mı sizin?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Felt-chan, sorun değil! Ben teslim oldum&#8230; yani tam olarak çooook da teslim olmuş sayılmam ama teslim olmuş gibi bir şey oldum sonuçta.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Felt:</strong> “O da ne demek ya! Teslim olmuş gibi oldum diye bir şey mi var! Ya teslim olursun ya da olmazsın! Olmadıysan olmamışsındır işte!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hiddetle öfkesini açığa vuran Felt karşısında Emilia’nın gözleri fal taşı gibi açıldı, ardından kaşlarını indirdi. Felt’in onun yerine öfkelenmesi onu mutlu etmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İstemsizce ona sarılmak istedi ama bunu yaparsa Felt’i rehin almaya çalıştığını sanabilirlerdi, bu yüzden kendini zor tuttu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Felt-sama, bu hisleriniz için minnettarız ancak Emilia-sama da kendi çapında içerideki beyefendilere ağızlarının payını verip geldi, o yüzden içiniz rahat olsun.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Felt:</strong> “Ağızlarının payını verdi demek&#8230; ah, e tabii ya. Emilia-neechan’ın öylece ezilip kalacak hâli yok sonuçta&#8230; sakın bu yüzden tutuklanmış olmayasınız.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Yoo, öyle değil. Ama şu an için elimizden bir şey gelmiyor.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Felt:</strong> “&#8230;Mesele Crusch-neechan’la Subaru-niichan, ha?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ram’ın cevabına başını salladıktan sonra dilini şaklatan Felt’e, Emilia da başıyla onay verdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anlaşılan Subarugillerle ilgili meseleler onun kulağına da gitmişti. Fakat enine boyuna düşünüldüğünde bugün bizzat Reinhard’ın gücünü ödünç alarak aceleyle Pristella’ya gitmeyi planlıyorlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O buluşmaya ne Emilia ve kampı ne de Filóre ve kampı gelmeyince Felt’in bir şeyler mi oldu diye endişelenmesi gayet doğaldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Felt:</strong> “O upuzun sakallı ihtiyarın öldürülmesi ayrı bir olay zaten ama katilin Subaru-niichanlar olduğundan şüphelenilmesi düpedüz saçmalık.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Felt-chan, sen de mi öyle düşünüyorsun?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Felt:</strong> “Sorman hata be! O bağırsak manyağı tehlikeli kadın beni hedef aldığından beri Subaru-niichan’a bir can borcum var benim. Ayrıca Pristella’da o hakiki Günah Başpiskoposlarını kendi gözlerimle gördüm ve Öfke’nin eskortluğunu da yaptım, değil mi? O kafadan kontak heriflerle Subaru-niichan’ın yoldaş olmasına imkân yok.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “——Hık.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Felt’in bu sarsılmaz cevabı karşısında Emilia, o ufak tefek bedene sarılma dürtüsüne karşı koymak için bir kez daha kendini zor tuttu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat haklıydı. Öyleydi işte. Sadece Emilia ve kendi kampındaki dostları değil. Böyle farklı bir kamptan olan Felt de muhtemelen diğerleri de onu çok iyi anlayacaklardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Natsuki Subaru’nun ne kadar çabalayan, varını yoğunu ortaya koyan biri olduğunu muhakkak herkes biliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “——Emilia! Ben de geliyorum! Ben de seninle birlikte hapsolacağım!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bi’ anda konsey odasının kapısının şiddetle açılma sesi ve dışarı fırlayan genç bir kızın sesi yankılandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İrkilerek arkalarını dönen Emiliagiller karşıdan saçları darmadağınık bir hâlde, yarı ağlamaklı koşarak gelen kişinin Filóre olduğunu gördüler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kız aynı hızla ve şiddetle doğrudan Emilia’nın göğsüne atılarak&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “B-B-B-Böyle tek taraflı bir sorgulama olmaz ki! İtiraz ediyorum! Edeceğim de! Ne de olsa ben de bir Kraliyet Seçimi adayıyım artık! Güç! Evet, elimdeki tüm gücü kullanarak Emilia’ya yapılan bu haksız muamelenin kaldırılmasını!..”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “S-Sakin ol, Filóre. Böyle bir şey yapmamalısın. Düşüncen beni çoook mutlu etti ama böyle bir şey yaparsan senin de başın belaya girer.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Anca beraber kanca beraber demeyeceksek neden arkadaşız ki?! Emilia’yla birlikte olduğum sürece başımın belaya girmesi umurumda değil!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Emilia’nın göğsünden aniden başını kaldıran Filóre, hiç tereddüt etmeden bu sözleri sarf etmişti. Onun bu coşkusu karşısında gözlerini kırpıştıran Emilia, yüreğinin ta derinlerinden gelen sıcacık bir hisle dolup taştığını hissediyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Felt’e sarılmak için kendini o kadar tutmuşken Filóre’nin böyle üzerine atlamasıyla tüm o iradesi boşa gitmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve tam da Emilia ona sımsıkı sarılmışken Filóre “Ah” diyerek hemen yanlarında kafasını kaşıyan Felt’i fark etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sahi ya, bu ikisi arasındaki ilişki oldukça karmaşık olmalıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Normalde, aralarını Emilia’nın bulması gerekiyordu ancak——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Felt:</strong> “——Endişelenmene gerek yok, Emilia-neechan. Sen şimdi sadece Subaru-niichanları kafana tak. Kalkıp bir de benim dertlerimi sırtlanmana lüzum yok.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “E-Evet, bence de en iyisi bu. Ben de tam bunu söyleyecektim. Nedense biz seninle kafa dengiyiz galiba!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Felt:</strong> “Ee tabii, ne de olsa sadece bir tane olan o koltuk için belki de iki kez birbirimize gireceğiz, değil mi? Kafa dengi miyiz bilmem ama aramızda bir bağ olduğu kesin.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir gözünü kırpmış, tuhaf bir şeye bakıyormuş gibi Filóre’yi süzen Felt’e karşı Filóre de Emilia’ya yapışmış bir hâlde telaşla bakışlarını ona dikmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu ikisinin meselesi bir yana, elbette Subaru’yla Crusch’ın durumu Soylular Köşkü’nden kaçtıkları söylenen Ottogillerin durumu da ayrı birer endişe kaynağıydı; kısacası etraf endişeden geçilmiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Herkesin iyi olduğuna inanmak istiyorum ama&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ram:</strong> “——Haklısınız. Bu arada Felt-sama, size danışmak istediğim bir konu var.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Felt:</strong> “Ha? Ne var, Hizmetçi-neechan?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ram:</strong> “Az önce Barusu’ya bir borcunuz olduğunu söylemiştiniz. Onu erkenden ödemek istemez misiniz?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Felt:</strong> “Hımmm?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ram’ın bu sözleri üzerine Felt tek kaşını kaldırdı ve ilgiyle yüzünü buruşturdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Felt’in bu tepkisi ve Ram’ın tavrı karşısında Emilia “Yoksa&#8230;” diyerek durumu fark etti. Eğer konu Subaru’ya olan borcu ödemeye gelecekse——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ram:</strong> “——Kılıç Azizi-sama bugün sizinle beraber mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Felt:</strong> “Eh, konunun oraya geleceği belliydi. Ortadaki bu mide bulandırıcı duruma benim de seyirci kalacak hâlim yok, o yüzden onu seve seve size ödünç veririm&#8230; demek isterdim ama.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “&#8230;Zor mu görünüyor?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Felt:</strong> “Yok, şu an başka bir mesele yüzünden Sarayın başka bir yerine çağrılmış durumda. Tıpkı benim gibi.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kafasını hararetle kaşıyarak bu cevabı veren Felt’e karşılık Emilia, Ram’la bakıştı. Bunun üzerine hâlâ Emilia’nın göğsüne sokulmuş olan Filóre ürkekçe başını eğerek&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Filóre:</strong> “Tıpkı benim gibi derken&#8230; sen de mi çağrılmıştın? Sırf Emilia için endişelendiğin için gelmedin mi yani?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Felt:</strong> “Sadece endişeden değil diyorum işte. Kusura bakma.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emilia:</strong> “Bunda kusur bulacak hiçbir şey yok ama çağrılmak derken&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Felt:</strong> “——Benim çağrıldığım yer de o odaydı işte.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu söyleyen Felt’in çenesiyle işaret ettiği yer, Filóre’nin fırlayıp çıktığı ve Emilia’nın sorguya çekildiği oda—— konsey odasıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Etrafa şöyle bir bakıldığında koridorda duraklayan Emiliagillerin etrafında sadece Emilia ve Ram’ı götürmekle görevli askerler değil, Felt’e eşlik eden askerler de vardı. Kraliyet Şövalyeleri Komutanı Marcos tarafından götürülen Emiliagillerin durumundan farklı olduğunu düşünseler de——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Felt:</strong> “İçeriden Ejderha mı çıkar Cadı mı bilmem ama—— her hâlükârda içimde hiç iyi bir his yok, anlarsın ya?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Felt’in kendine has bu gülümsemesinde eskisi gibi bir güven duygusu hissedememek Emilia’nın son derece canını sıkmıştı.</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">△▼△▼△▼△</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Aynı sıralarda Kraliyet Sarayı’nın başka bir odasına çağrılmış olan Reinhard van Astrea, masanın üzerine serilmiş olan Kraliyet Başkenti’nin haritasına tepeden bakıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Haritanın merkezine yerleştirilmiş olan piyon, soylular bölgesinde yer alan Soylular Köşkü’ne işaret ediyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oradan Soylular Mahallesi’nin dış çeperlerine doğru uzanan birkaç yolun üzerine kırmızı işaretler konulmuştu. Aşina olduğu başkent planı, şimdilerde kaçış güzergâhlarını ve kuşatma hatlarını gösteren soğuk bir tabloya dönüşmüştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve bunun anlamı da şuydu——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Soylular Köşkü’nden ayrılan Emilia-sama’nın kampında geriye kalanların gözetim ağından sıyrılarak Soylular Mahallesi’nin dışına kaçma planları yaptığı tahmin edilmektedir.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu raporu sunan kişi, Bilgeler Konseyi’nin elçisi olarak gönderilmiş bir sivil memurdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Duygularını ele vermeyen yüz ifadesi ve ses tonuyla, kendisine verilen görevi yerine getirmeye tamamen odaklanmış olan bu elçinin tavrına Reinhard hiçbir yorumda bulunmadı. Sadece, buraya çağrılma nedenine kulak veriyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sivil Memur:</strong> “Bu kişilerin amacının, şövalye Natsuki Subaru’yla buluşmak veya Saray sınırları içerisinde tutulan Emilia-sama’yı geri almak için hazırlık yapmak olduğu düşünülmektedir. Elbette, şu an için bunlar sadece birer tahminden ibaret olsa da gözetim altında tutulan Soylular Köşkü’nden bir yangın kargaşasını fırsat bilerek kaçmış olmaları ciddi bir gerçektir.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Yangın mı?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sivil Memur:</strong> “Mutfağın zemininden dumanlar yükseldiği söyleniyor. Gerçek bir ateşin yayılması söz konusu olmamakla birlikte, dumanın büyük bir kısmının bacanın tıkanması sonucu havalandırmanın kesilmesinden kaynaklandığı tespit edilmiştir.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Anlıyorum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nöbetçi askerlerin nasıl kandırıldığına dair detayları açıklayan sivil memur, elindeki emir belgesinin sayfalarını çevirdi. Bir elindeki belgeye, bir de masanın üzerindeki haritaya sırayla bakarak&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sivil Memur:</strong> “Soruşturma sürdürülmektedir ancak söz konusu kişiler sıradan olmayan güçlere sahiptir, eğer boyun eğdirmekte acele edilirse hem askerlerin hem de hedeflerin tarafında can kayıpları yaşanma tehlikesi bulunmaktadır. Bu nedenle——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “——Bana emir verildi demek.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sivil Memur:</strong> “Evet. Kılıç Azizi Reinhard van Astrea-dono, size onları takip etmeniz ve gözaltına almanız emredilmiştir. Buyurun.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diyerek uzatılan emir belgesinde gerçekten de az önce sivil memurun ağzından dökülen ifadeler kelimesi kelimesine yazılıydı; bu durum, gösterilen o tavizsiz tutumun ne denli sarsılmaz olduğunu hissettiriyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Normal şartlarda olsa şöyle bir göz gezdirdiği emir belgesinin içeriğini anında kabul eder ve Reinhard harekete geçerdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak şu anda, Kılıç Azizi’nin cevabı bir anlığına gecikmişti. Bunun, Reinhard’la birlikte Kraliyet Sarayı’na gelen efendisinin varlığıyla ilgisiz olması imkânsızdı——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sivil Memur:</strong> “——Valga Cromwell.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sivil memurun aniden dile getirdiği bu isim, o dar odanın havasını bir derece daha dondurmuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sivil memur ismi sadece böylece dile getirmiş fakat sözlerinin devamını getirmemişti. Reinhard’ın tarafında da bu ismin ne anlama geldiğini sorgulayan hiçbir kelime dökülmedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kısa bir sessizliğin ardından Reinhard, emir belgesini katladı ve sivil memura geri verdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve ardından——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “——Anlaşıldı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sadece bunu söyleyen Reinhard, bakışlarını hem haritadan hem de sivil memurdan ayırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Olduğu yerde arkasını dönen Şövalyenin sırtına, sivil memur sadece tek bir cümle ekledi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sivil Memur:</strong> “Hedefleri, gözaltına——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Alacağım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Sadece bu tek sözü ardında bırakan Kılıç Azizi, Kraliyet Sarayı’nın o küçük toplantı odasından ayrılıverdi.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="900" height="1200" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-34.png" alt="" class="wp-image-7860" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-34.png 900w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-34-750x1000.png 750w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-34-768x1024.png 768w" sizes="auto, (max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/wori_haberi/status/2051892921381921275" type="link" id="https://x.com/wori_haberi/status/2051892921381921275">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph"># Kılıç Azizi’nin de olaya dahil olmasıyla mevzular karışmaya başladı. Tüm Kraliyet Adaylarını bir arada toplayıp ne yapmayı planlıyorlar? Eğer ki onları korumak istiyorlarsa başka yollar da var fakat hepsini bir araya toplamaları çok saçma. Bir de Miklotov’un hain olduğunu söyleyen Crusch meselesi var. Bana kalırsa bunun arka planın çoook büyük komplolar dönüyor. Çünkü Subaru’ya bu kadar yüklemeleri ve planlama yapmaları sanki uzun zamandır bunu planlıyorlarmış gibi hissettiriyor. Fakat şu anki bilgilerimizle bunu çözümleyemiyoruz. Yani yapabileceğimiz tek şey okumaya devam etmek! Sonraki bölümlerde görüşmez üzere!</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-17-kul-olun/">Kısım X, Bölüm 17 – “Kül Olun”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-17-kul-olun/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kısım X, Bölüm 18 – “Rüya Gördüm”</title>
		<link>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-18-ruya-gordum/</link>
					<comments>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-18-ruya-gordum/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bertiel]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 May 2026 21:51:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ana Hikâye]]></category>
		<category><![CDATA[Kısım 10]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.rezeroturkce.com/?p=7862</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-18-ruya-gordum/">Kısım X, Bölüm 18 – “Rüya Gördüm”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<p>※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ Çevirmen: Bertiel Ek Düzenleme: Qua Redaktör: akari Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-18-ruya-gordum/">Kısım X, Bölüm 18 – “Rüya Gördüm”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-18-ruya-gordum/">Kısım X, Bölüm 18 – “Rüya Gördüm”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1074" height="1620" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-35.png" alt="" class="wp-image-7863" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-35.png 1074w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-35-663x1000.png 663w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-35-768x1158.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-35-1018x1536.png 1018w" sizes="auto, (max-width: 1074px) 100vw, 1074px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/Kirataki_52/status/2053907078763430325">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Çevirmen: Bertiel</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Ek Düzenleme: Qua</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Redaktör: akari</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong><strong>Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire, universe, Yağız D, Metin K, equ, Sakuta Hijiri, Emirhan D, Kerem Y, jnxleus, Yusuf Esat Ç, Salim, Elma Can, EuphoriaLux, Efe S, Yiğithan S, The Emre, Arman</strong></strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Destek vermek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://rezeroturkce.com/bilgi-kosesi/destek/">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Discord’a gelmek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://discord.gg/rezeroturkce">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="wp-block-paragraph">——O varlık sokağa indiği an, nefesler kesilmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kesilen nefesler bi’ kimsenin değildi. Asıl kesilen dünyanın nefesiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir keresinde konuşma fırsatı bulduğu Vollachia İmparatorluğu’nun en güçlüsü, onun o akılalmaz gücünü destekleyen o inancı bilmek isteyen Garfiel’a şöyle demişti:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Cecilus:</em></strong><em> “Bi’ anlamda dünya bir sahnedir! Güneş ışığı da rüzgârın sesi de toprağın kokusu da yeşilin bereketi de&#8230; tümü yalnızca karakterleri parlatmak uğruna birer sahne dekorundan ibarettir. Peki ya dünya neden karakterleri böylesine ihtişamlı renklerle ve zenginlikle süsler ki? Çünkü bizzat ta kendisi; karakterlerin duruşuna, rollerine, unutulmaz repliklerine ve <u>sahnelerine</u> duyduğu beklentiyle yanıp tutuşur! O, EN, BÜYÜK, <u>FANIDIR</u>!”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu düşünce yapısı sağduyunun oldukça dışındaydı ve açıkçası anlaması bi’ hayli güçtü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak yalnızca şu an, o Mavi Şimşeğin yüksek sesle dile getirdiği mantığın bir parçasını anlayabiliyor gibi hissediyordu. ——Dünyanın, tıpkı bir tiyatro oyunu izlemekten keyif alırcasına insanları izlediğini.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte tam da bu yüzden dünyanın nefesini tuttuğu şu an böylesine canlı bir şekilde hissedilebiliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Arkalarında Soylular Mahallesiyle Halk Mahallesinin birbirinden ayıran yüksek savunma duvarını siper almış olan Garfielgillerin karşısında uzanan yolun ucunda dikilen kişi, alev alev yanan kızıl saçlara ve gökyüzü mavisi gözlere sahip bir adamdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Durmuyordu, dikiliyordu. ——Evet, adam kelimenin tam anlamıyla yollarına dikilmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Reinhard-san demek, ha? Peşimize düşebilecek en kötü aday.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Ben de öyle düşünüyorum, Otto. İşlerin bu noktaya gelmesi üzücü.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dehşet verici bu şokun ardından beklendiği gibi kampa dair en sağlam sinirlere sahip olan Otto, duygularını toparlayan ilk kişi oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Otto’nun bile duygularını tamamen bastıramadığı bu mırıltısına karşılık veren adam—— Kılıç Azizi Reinhard van Astrea, peşlerine düştüğünü reddetmemişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Belinde asılı duran Ejderha Kılıcı’nın kabzasına elini dayamış bir hâlde, o gökyüzü mavisi gözlerini hafifçe kısarak&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Kraliyet Sarayı’ndan yakalanmanız adına emir geldi. Teslim olmanızı talep ediyorum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Reddedersek&#8230; zorla mı yakalarsın?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Öyle olacak. Aslında niyetim&#8230; hayır, şahsi hislerimin bir önemi yok.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Doğrudur. Sorgulanacak olan kalbin nerede durduğu değil, eylemlerin sonucudur.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu söylerken Otto’nun tüm vücudu yavaş yavaş geriliyordu. Öte yandan, Reinhard’ın etrafını saran o havada ortaya çıktığı o ilk andan beri en ufak bir değişiklik bile yoktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nasıl hareket edeceğine zaten çoktan karar vermişti. Ve bir kez karar verdiğinde iradesini sonuna kadar götüren ve bunu başaran varlığa “Kılıç Azizi” denirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “——Reinhard-san’dı, değil mi? Kraliyet Sarayı’ndan emir aldığınızı söylediniz, peki Nee-sama’nın ve Emilia-san’ın ne durumda olduğunu biliyor musunuz?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte o sırada, Garfiel’in çapraz arkasından Rem’in sesi duyuldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öne atılan Garfiel ve Otto’nun arkasında duran Rem, o an omuz omuza vermiş olan Petra ve Meili’yi kollarıyla siper edip korurken cesurca Reinhard’a bakıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rem’in bu sorusunun cevabını Garfiel da bilmek istiyordu. ——Gerçi, Soylular Köşkü’nden derhâl ayrılma kararı veren Otto’nun böyle bir durumu önceden sezdiğini düşünüyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Ne yazık ki Saray’da ikisiyle de karşılaşmadım. Ancak Saray’a çağrılma süreçlerini biliyorum. Muhtemelen gözaltında tutuluyorlar.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “Eğer onlara kaba davranıldıysa&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Davranılmadı. En azından, krallık askerlerinin böyle bir muamele yapmayacağını garanti edebilirim. Emilia-sama ve Ram-san da gereksiz yere kargaşayı büyütecek bir adım atmayacaklardır.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “——Öyle&#8230; mi? Böylesi nazik şekilde cevaplandırdığınız için teşekkür ederim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Garfielgiller açısından iç rahatlatıcı bi’ bilgi almasına rağmen, cümlenin sonuna böyle iğneleyici bir zehir eklemeyi ihmal etmeyen Rem’e karşı Reinhard tek gözünü kapattı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak hakikat, Otto’nun söylediği şeyde yatıyordu. Önemli olan duygulardan çok, eylemlerdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Reinhard-san, bu durum açıkça tezgâhlanmış. Natsuki-san ve Crusch-sama’ya yöneltilen şüpheler bizim, yani Emilia-sama’nın kampının abluka altına alınması&#8230; aynı şekilde Felt-sama da güvende değil. Buna rağmen——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “——Ben Kılıç Azizi’yim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Krallığın kılıcı olma görevini taşıyıp bana biçilen bu rolü yerine getirmekteyim. Bir kez daha teslim olmanız adına sizi uyarıyorum. Kraliyet Sarayı’na götürülseniz dahi size kötü bir şey olmasına asla izin vermeyeceğim. Ben de elimden geleni——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Şu an, burada dikilen sizin sözlerinizin ne kadar ikna edici olduğunu düşünüyorsunuz?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yüz ifadesini ve ses tonunu hiç değiştirmeden teslim olmaları çağrısında bulunan Reinhard’a Otto’nun bu kararlı cevabı âdeta bir bıçak gibi saplandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yalnızca Otto’nun değil, Garfiel da dahil olmak üzere oradaki beş kişinin de ortak düşüncesiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Reinhard ne kadar kelime oyunu yaparsa yapsın; o, onların yolunu kesmek için dikiliyordu oracıkta.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “&#8230; Anlaşılan seninle arkadaş olamayacağız.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Öyle görünüyor. Zaten işin buraya varacağını hissetmiştim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte bu, Otto’yla Reinhard arasında birbirlerinin fikrini değiştirmek için yapılan müzakerenin sonuydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Garip bir şekilde her ikisi de daha fazla dil dökmenin anlamsız olduğu konusunda uyumlu bir sonuca varmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Açıkçası Otto’nun yargısı son derece isabetliydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Reinhard onlara yetiştiğine göre, Garfielgillerin burada olduğu Kraliyet Sarayı tarafınca da biliniyor demekti. Peşlerinden gelenlerin sayısı artarsa kaçış yolları da tamamen kapanacaktı. Marcos bile harekete geçerse kurtulma ihtimalleri giderek daha da daralacaktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Başka asker gelmeyecek. Kuşatma emri verildi ama burada sadece ben varım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “&#8230;Nedenini sorabilir miyim acaba?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Gereksiz yere yaralanmalarını istemiyorum. Askerlerin eğitimini küçümsemek gibi bir niyetim yok, hatta sizleri de hafife alıyor gibi görünmek de istemem. Bu görevi kabul etmemin sebebi de tam olarak bu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “Bizim&#8230; askerleri yaralamamamız için mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Aynı zamanda sizin zarar görmenizi de engellemek adına. O kişi bensem bunu yapabilirim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Görüşme kapısını kapatan Otto’nun yerine sözü devralan Rem’e böyle cevap verdi Reinhard. Bu cevap ağzından döküldüğü an, dünyanın tüylerini diken diken eden elektrikli bir his Kraliyet Başkenti’nin sokaklarında yankılandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Reinhard’ın iradesi, o sarsılmaz inancı, can yakacak kadar güçlü bir şekilde onlara geçiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak, ne var ki bu kesinlikle ama kesinlikle kabul edilebilir bir şey değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “——Deminden beri susup Otto Abi’yle Rem’in senle konuşmasını dinliyo’m da söylediklerinde aklıma hiç yatmayan bi’ şe’ var lan!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Aklına yatmayan bir şey mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Garfiel parmak eklemlerini kütürdeterek iki koluna da gümüş zırhlı eldivenlerini taktı. Garfiel’ın bu savaş duruşu karşısında gözlerini kısan Kılıç Azizi’ne “Aynen öyle” diyerek dişlerini gıcırdattı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Reinhard’ın tek başına Garfielgilleri zapt etmeye gelmesinin altındaki niyeti anlamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gereksiz yere yaralı çıkmasını istemediği düşüncesine Garfiel da katılıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öyle olsa bile bu hiç hoşuna gitmemişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Neden mi? Çünkü——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “Bizi hafife almıyo’m demene ra’men atladı’ın bi’ ihtimal yok mu la’? ——BURADA! SENİN! MUHTEŞEM BENLİ’MİN! A’ZINA SIÇACA&#8217; GERÇEĞİNİ DİYO’M LA’!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">O an, kükreyen Garfiel sokağın zeminini parçalayarak sıçradı ve Reinhard’ın üzerine atıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İleri atılan Garfiel’ı gördüğünde Reinhard’ın gökyüzü mavisi gözlerinden geçen şey şaşkınlık veya bir tetikte olma hâli değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gözlerinden geçen tek şey, Garfiel’ın bu kararını kabullenen acı dolu bir ifadeydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Açıkça yanlış bir seçim yapan bir rakibe&#8230; tıpkı vazoyu kıran bir çocuğun ebeveyninden özür dilemek yerine, vazo parçalarını toprağa gömüp sakladığını gören birinin attığı türden bir acımaydı bu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gözlerinde bu kederli bakışı barındıran Reinhard’a doğru, Garfiel tüm gücüyle yumruğunu savurdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu; Garfiel’ın Reinhard’la ilk karşılaştığında onun varlığının baskısı altında kalıp, istemeyerek refleks olarak üzerine atıldığı o Pristella’daki çarpışmayla tamamen aynı şekildeydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üzerine inen Garfiel’ın saldırısına karşı Reinhard sağ kolunu kaldırdı. O açılan beş parmak, bu çelik gibi yumruğu kavrayacak ve zahmetsizce savuşturacaktı ki——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “——Hık?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Beklenen savuşturma gerçekleşemedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “ORRAAAAHĞĞĞĞ!!——”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kükreyen Garfiel tüm vücudunu sarsarak gücünün dışarı atılmasını zorla reddetti. Darbeyi karşılayan Reinhard’ın kolunda devasa bir şok patladı, Kılıç Azizi’nin giydiği o beyaz kıyafetin kolları parçalandı ve yönlendirilemeyen enerji Reinhard’ın ayaklarının altındaki zemini örümcek ağı gibi çatlattı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve kendi hayal gücünü bile aşan bu darbe karşısında gözleri fal taşı gibi açılan Reinhard’a Garfiel “Hah!” diye bağırıp sivri dişlerini gösterecek şekilde gülümsedi ve&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “Sonsuza dek, kendinden başka herkesin kaplumba’a adımlarıyla yürüdü’ünü sanma la’!!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bükülü iki dizini birden uzatarak attığı acımasız uçan tekme, kollarıyla çapraz bir savunma kuran Reinhard’ın tam göbeğine indi; ortaya çıkan devasa şok dalgası, Kraliyet Başkenti’nin köşesini şiddetle tozu dumana kattı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">——İşte o an, dünyanın bu savaşın başlangıcını alkışlayarak sevinç çığlıkları attığını duyar gibi oldular.</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">△▼△▼△▼△</p>



<p class="wp-block-paragraph">Petra, küçük ellerini sıkarak çoktan başlamış olan bu savaşa gözlerini dikmeye devam ediyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kükreyen Garfiel’ın fırtına gibi esen amansız saldırıları, kelimenin tam anlamıyla bir canavarın hırçınlığıydı; kolları da bacakları da pençeleri de sivri dişleri de&#8230; Vücudunun her bir uzvunu birer silaha çevirip rakibinin şah damarına atılan vahşi bir şiddet barındırıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gözle takip etmesi neredeyse imkânsız olan Garfiel’ın bu ezici sayıda darbesini, karşısındaki Reinhard havaya kaldırdığı koluyla ve savuşturma hareketleriyle büyük ölçüde bertaraf ediyordu. ——Ancak bertaraf edebildiği kısım sadece büyük bir bölümden ibaretti ve savuşturamadığı darbelerin artçı şokları dışarıya dek ulaşabiliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petra:</strong> “Garf-san, inanılmaz&#8230; savaşabiliyor&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Petra’nın dudaklarından istemsizce dökülen bu sözler, canla başla savaşan Garfiel’a yönelik bir övgüydü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Petra da bu krallığın bir vatandaşıydı ve Kılıç Azizi Reinhard’ın o akılalmaz gücü, sıradan köylü kızı olduğu zamanlardan beri kulağına çalınmıştı. Öyle ki krallıkta, kralın adını bilmeseler bile Kılıç Azizi Reinhard’ın adını bilecekleri söylenecek kadar yüce ve şanlı bir varlıktı o.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir zamanlar; şu anki Petra’dan bile küçük bir yaşta olan Kılıç Azizi, Lugunica dışındaki üç büyük ulusun aynı anda krallığa sızmayı hedeflediği o olay sırasında bu emelleri tek başına paramparça ettiği başarısıyla birçok krallık vatandaşının kalbini umutla doldurmuş ve bu neslin Kılıç Azizi’nin dehşet verici gücünü halkın zihnine kazımıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Petra’nın memleketi olan İrlam Köyü’nde bile böylesi bi’ Kılıç Azizi, genç erkeklerin hayranlık duyduğu bir figürdü ve Petra da hayalperest bir kız çocuğu olarak romantik bir külkedisi hikâyesine benzer şeyler kurgulamıştı. ——Gerçi, Petra’nın gözündeki asıl prens; sayısız süslü lafla anılan o Kılıç Azizi’nden tamamen farklı, sadece olabilecek en harika adamdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her hâlükârda yaşayan bir efsane olarak kabul edilen bu Kılıç Azizi Reinhard’la Kraliyet Seçimi çekişmesinde karşıt bir kamp üzerinden bir bağ kurmuş olan Petra adına, o kişinin akılalmazlığı hayal gücünün ötesindeydi; duyduğu o dedikodular, gerçeğinin karşısında sadece bir çocuğun beceriksiz kuruntularından ibaretti. ——Pleiades Gözcü Kulesi’nden dönüş yolunda onu kendi gözleriyle gören Petra, bunu iliklerine kadar hissetmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte tam da bu yüzden bu olağanüstü varlıkla kafa kafaya, kıyasıya bir mücadeleye giren Garfiel’ın o ihtişamı karşısında Petra yersiz bi’ etkilenme ve hatta bir çeşit gurur da duyuyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Çıh, kimse bana kulak asmıyor&#8230; Hık.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dişlerini gıcırdatarak sıkan kişi, bilincini etrafına eşit bir şekilde yaymaya çalışan Otto’ydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir yandan Garfiel ve Reinhard’ın savaşına da dikkatini verirken Otto, Dil Ruhu’nun İlahi Koruması’nı kullanarak bu durumdan kurtulmanın bir yolunu bulmak için çırpınıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak mırıltılarının işaret ettiği şey, güvenebileceği hiçbir canlının bulunmadığıydı—— normalde bulunduğu her yerde zekice müttefik olmasa bile yardımcı canlılar bulan onun, zemin hazırlama girişimlerinin boşa çıktığı gerçeğiydi bu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zaten, bu noktada Reinhard tarafından yakalanmalarının sebebi de kendi deyişiyle “böceklerin tongasına düşmüş” olmasıydı. Fakat böceklerin kötü niyetle Otto’yu kandırıp bir tuzağa çekmiş olmaları pek de düşünülemezdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yani ortada bir şey vardı. ——Karşı tarafın elinde tıpkı Otto gibi, hatta Otto’dan bile daha büyük bir zorlayıcı güçle böceklere boyun eğdirmenin bir yolu bulunuyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte bu tıpkı——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petra:</strong> “——Meili-chan’ın İlahi Koruması gibi.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hemen yanında omuzları birbirine değecek kadar yakın duran Meili’ye gözünün ucuyla bakarken Petra, Otto’ya komplo kuran rakibin yöntemini bu şekilde tahmin ediyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Otto’nun Dil Ruhu’nun İlahi Koruması çok çeşitli alanlarda işe yarıyordu ancak bu, korumanın kendi gücünden ziyade onu kullanmayı başaran Otto’nun yeteneğinin bir armağanıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dil Ruhu’nun Koruması sonuçta sadece tüm canlılarla konuşabilmeyi sağlıyordu, karşı tarafın iş birliğini elde edip edemeyeceği tamamen Otto’nun kendi müzakere ve uzlaştırma becerilerine kalmış bir durumdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugüne kadar Petragiller, bu konuda tamamen Otto’nun kişisel yeteneklerine bel bağlamışlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Karşılarında tıpkı Meili’nin cadı canavarlarını kontrol edebildiği gibi, hiçbir şekilde itiraz kabul etmeksizin canlılara boyun eğdirebilecek bir güce sahip biri olsaydı o zaman bu üstünlük kolayca kaybolup giderdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “Petra-chan, işler sarpa sarar~saa&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petra:</strong> “——Kesinlikle olmaz.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hemen yanı başında fısıldayan Meili’nin sözünü Petra sertçe kesti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Meili’nin teklif etmeye çalıştığı şey, Dil Ruhu’nun Koruması’na güvenemedikleri şu anki durumda Petragillerin bu gidişata müdahale edebilecekleri bi’ planın varlığıydı ——Yani özünde Meili’nin İlahi Koruması’na bel bağlamaktı. Ancak bu, kuşkusuz gidişatı değiştirecek bir hamle olmakla birlikte aynı zamanda çok keskin, iki tarafı da keskin bir bıçaktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petra:</strong> “Meili-chan cadı canavarlarını çağırırsan artık geri dönüşümüz olmaz. Cadı Tarikatı’ndan kötü adam Subaru’nun, Cadı Canavarı Kullanıcısı Meili-chan’ı yanına aldığı&#8230; Emilia-neesama’nın da bir Cadı&#8230; Kıskançlık Cadısı’yla bir bağı olduğu düşünülecek.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “A~maa Kılıç Azizi-oniisan bile buraya gelmiş ya?.. Saray’dakiler çoktan&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petra:</strong> “Hayır, mesele onlar değil. Saray’dakiler bizleri istediği gibi düşünebilir fakat Kraliyet Başkenti’nin&#8230; Krallığın insanları bizi böyle görmemeli.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petra:</strong> “Tıpkı bizim Subaru’ya inandığımız gibi, Subaru ve Emilia-neesama tarafından kurtarılan insanların da tüm bu olanların tuhaf olduğunu düşünmeleri gerekiyor. İşte bizim, bu ihtimali sağ salim ayakta tutmamız şart.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şu an, bulundukları bu saniyenin kritik bir nokta olduğu doğruydu ancak yalnızca bu ânı atlatmayı öncelik hâline getirip her türlü yola başvururlarsa bu durum karşı tarafın eline epey büyük bir koz vermiş olacaktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sırf bu yüzden Soylular Köşkü’nden kaçarken bile Garfiel veya Rem’in kaba kuvvetle yarıp geçme eylemine izin verilmemişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Petragillerin—— yoo, Emilia Kampı’nın taşıdığı o tehlikeli potansiyeli ne kadar gözler önüne sererlerse peşine düşülen Subaru’nun ve Saray’da bulunan Emilia’nın konumu da bi’ o kadar kötüleşecekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte bundan, ne pahasına olursa olsun kaçınılmalıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “&#8230;Çok sinir bozucu y~aa.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Petra’nın sözlerinin anlamını idrak eden Meili, sinirle dudaklarını ısırdı. Meili’nin başının üzerinde duran Küçük Kızıl Akrep de onun bu duygularına ayak uydururcasına kıskaçlarını kıs kıs birbirine vuruyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gücün olduğu hâlde bunu kullanmaktan alıkonmak&#8230; bu, Petra’nın hissettiğinden farklı bir çaresizlik hissiydi ve dudaklarını ısırarak tattığı o sinir bozukluğunun acısı da bambaşkaydı elbet.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petra:</strong> “İzlemek zorundayım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">O kızcağız, Meili veya Otto gibi İlahi Koruma sahibi olmanın getirdiği türden bir kafa karışıklığı veya ikilem yaşamıyordu. İşte tam da bu yüzden zihninde belirmeye çalışan o gereksiz seçenekleri bir kenara itip Petra sadece ve sadece tek bir cevaba odaklanabilirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne yapabileceğini o da henüz bilmiyordu. Fakat o “bir şey” ortaya çıktığında bunu gözden kaçıran kişi olmamak adına tüm bilincini yalnızca o ânı yakalamaya odaklamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çünkü bu, Petra Leyte’nin Kılıç Azizi’yle savaşmaya dair taşıdığı kararlılığın ta kendisiydi.</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">△▼△▼△▼△</p>



<p class="wp-block-paragraph">Görüşü daralmış, sesler uzaklaşmış, kokular keskinleşmiş, acı tavan yapmış ve kanın tadı belirsizleşmişken Garfiel denen bu tekil yaşam, kendinden geçmiş bir hâlde yanıp tutuşuyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rakibinin beklentilerini aşarak neredeyse kusursuz bir deparla başlayan bir çarpışmaydı bu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Garfiel’ın çelik gibi kolları, hırçın bacakları ve canavar pençeleri dört bir yanda vahşice esip gürlüyor; tam karşısında duran Reinhard’ı yalnızca savunma yapmaya zorlayarak onu olduğu yere çivilemeyi başarıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu, Pristella’daki o ufak yoklama ve antrenman sırasında elini kolunu bile kıpırdatamadan kelimenin tam anlamıyla bir bebek muamelesi görerek yenildiği o anla kıyaslanamayacak kadar büyük bir başarıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “O zamanlar, avludaki çakıl taşlarının oldu’u yerde, seni bi’ milim bile kıpırdatamamıştım ama&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “——Hık.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “Bu seferki, öyle olmi’cak!!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dosdoğru geriye çektiği iki kolunu birden ileri fırlattı ve tüm gücünü kattığı bu darbe Reinhard’ın göğsüne doğru yaklaştı. Reinhard, belindeki Ejderha Kılıcı’nı yukarı kaldırıp o sağlam kınıyla bu darbeyi karşıladı. Ancak şokun tamamını dağıtmayı başaramadı, ayakları yerden kesildi ve büyük bir geri adıma atmak zorunda kaldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O ardı arkası kesilmeyen ağır darbelerle Reinhard’ı yerinden oynatmıştı. ——O gün aralarındaki güç farkını acı bir şekilde öğrenen Garfiel için bu, her şeyden daha kıymetli bir şeref madalyasıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu Reinhard da derinden hissetmiş olacak ki yanakları hafifçe gerilen Kılıç Azizi başını kaldırıp&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Yeteneklerini——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “Geliştirdi’imi falan mı söyli’ceksin lan!?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Kesinlikle, tam da bunu söyleyecektim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Garfiel övgüyü sözlerle değil, bizzat zaferin ta kendisiyle söküp almak arzusuyla ileri atıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rakibinin tek bir darbeyle gerilemiş olması, Garfiel’ın saldırı gücünün Reinhard’a hafif bir esintiden çok daha fazlası olarak ulaştığı anlamına geliyordu. ——Elbette ki Garfiel; ortaya koyduğu bu iyi mücadeleyi, kendi gücünün Reinhard’ı aştığının bir kanıtı sanacak kadar aptal değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “——Sinirime dokunuyo’.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Peşlerine takılarak karşılarına dikilmişti Reinhard ancak onun Garfielgillere, daha doğrusu Subaru ve Emilia’ya düşmanlık gütmekten hiç de hoşnut olmadığı açıkça ortadaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Reinhard, Kılıç Azizi olarak sadece Kraliyet Sarayı’nın emirlerine itaat ediyordu. Üstelik yaralı çıkmasını önlemek adına başka askerleri bile yanında getirmeyecek kadar tavizsizdi—— o yıkıcı savaş gücünü kendi isteğiyle mühürlemiş ve şu an Garfiel’ın karşısına öylece dikilmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Başka bir deyişle Garfiel hem moral hem de fiziksel açıdan en zirvedeki en güçlü hâlindeydi, Reinhard’sa hem motivasyonu düşük hem de etraftaki hasarı hesaba katarak kendini dizginlediği en zayıf hâlindeydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte tam da bu yüzden bu hücum ve savunma arasında böylesine mucizevi bir denge oluşmuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “——Harbiden, sin’rime dokunuyo’ lan.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kazanmak istiyordu. Garfiel kazanmak istiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rakibine zerre kadar bahane üretme fırsatı tanımadan daha önce elini kolunu bile kıpırdatamadığı o güçlü rakibini, akılalmaz bir gelişim eğrisi çizerek ve sınırlarını aşarak yenmek istiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun “Senden beklendiği gibi harika bir iş çıkardın, Garfiel. Kazanacağını biliyordum be!” demesini, Otto’nun “İmdadımıza yetişin valla, Garfiel” diyerek etkilenmesini, Frederica’ya “Şaşırdım doğrusu, Garf. Artık tamamen bir yetişkin olmuşsun” dedirterek kendini kanıtlamayı istiyordu. Mimi’nin “Yahoo~! Garf, harikasınn! Süper düper güçlüsünn!!” diye neşeyle etrafta koşturması epey keyifli olurdu, Ram’ın da “Hah, fena iş çıkarmadın, Garf” diye onu övmesini diliyordu. Herkesin ama herkesin yüzünü güldürmek istiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">——İçindeki zaferi arzulayan o açgözlü kalbini ezerek şu anda, hiçbir zerresi dahi adil olmayan bu Kılıç Azizi’yle olan rövanş maçına tüm ruhunu adayıp yanıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “——GOOOOOĞĞH!!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yukarıdan, aşağıdan, sağdan, soldan, önden, arkadan, içten, dıştan, gökyüzünden ve yeryüzünden&#8230; çoşkuyla sıçrayıp duran Garfiel, direnen Reinhard’a sadece dört bir yandan değil; on altı, otuz iki farklı yönden, bir farenin bile sızamayacağı kadar sıkı ve amansız bir saldırı bombardımanı yağdırıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gök gürültüsünü andıran darbe sesleri; peş peşe çalınan davullardan bile daha hızlı, daha ağır ve daha yüksekti. Hiç durmaksızın Kraliyet Başkenti’nin o huzurunu ezip geçiyor, parçalıyor ve öğütmeye çalışıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak doğal olan buydu. Kaçınılmazdı. Kaderdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Burada var olan Kraliyet Başkenti huzuru bir yalandı. Sahtelikti. Kâğıttan bir dekordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yüzeyin altında Subaru, arka planda Emilia, gölgelerdeyse bizzat kendileri tehdit ediliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm o haksız tehditlerin somut bir yansıması olarak yollarına dikilen Reinhard’ı——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “PARÇALANIP GİT LAN!!!——”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm gücüyle savurduğu o sağ yumruğu, Reinhard havaya kaldırdığı kınıyla karşıladığı an, Garfiel hafifçe kaldırdığı sol dizini çevirdi ve—— şiddetle yere bastı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O saniye, Garfiel’ın şu âna kadarki amansız saldırıları boyunca tek bir kez bile açığa çıkarmadığı toprağın gücü—— Toprak Ruhu’nun İlahi Koruması etkisiyle biriktirdiği enerji bir anda patlayarak kabardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Garfiel buraya kadar tüm gücüyle ardı ardına saldırılar yağdırırken Toprak Ruhu’nun İlahi Koruması’nı saldırıya dahil edip Reinhard’ın yere basan ayaklarını sarsmaya kesinlikle kalkışmamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İlahi Koruma’nın etkisini sadece kendi bedenini güçlendirmek için kullanmış ve asıl kozunu saklamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yalnızca şu an, Reinhard’ın ayaklarını yerden kesecek o tek bir hamle uğruna&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Karşısındaki Reinhard bile olsa bedeni bir kez havaya fırlatıldığında serbest düşüşe bırakmaktan başka çaresi kalmayacaktı. Destek alabileceği hiçbir yerin olmadığı havada kaldığı sürece, Garfiel’ın onu takip eden saldırılarıyla hasar vermesi ya da tamamen kaçmaya odaklanması pekâlâ mümkün olmalıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yüzden——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “BÖYLECEEEEE——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “——Gerçekten de yeteneğini geliştirmişsin.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Reinhard; tam aşağısından kabaran o muazzam enerjiyi, dümdüz bir şekilde yukarıdan aşağıya basarak ezip geçti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">O an, patlamak üzere olan güç gidecek yer bulamadı ve Reinhard’ın ayakkabısının tabanı merkez olmak üzere sekiz bir yana yayıldı. Sokaklar çatladı, zemin havaya kalktı ve Kraliyet Başkenti’nin köşelerini paramparça eden bu kuvvet dışarı taşarken savaş alanının etrafındaki binalar art arda bu patlayıcı enerjinin altında kalarak çöktü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu manzara karşısında Garfiel o zümrüt yeşili gözlerini fal taşı gibi açtı——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Bölgedeki sakinler çoktan tahliye edildi. ——Endişelenmene gerek yok.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir şimşek çaktı, görüş alanının bir ucundan diğerine fırlayan ışık ve o devasa şok Garfiel’ın bedenini çaprazlama delip geçti ve üst gövdesini baş aşağı yere çarptı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ağzından “Gağh” diye acı dolu bir inilti kaçtı; az önce yükselen toprağın ezip geçildiği anki çatlağı takip edercesine, sokakta daha da büyük-kalın bir yarık oluştu ve orada yarım daire şeklinde bir krater meydana geldi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İmparatorluk’ta, Garfiel Bulut Ejderhası’nın o saldırısına bile kafa kafaya direnmişti. Elbette yara almadan kurtulamamıştı ama yine de dayanmıştı. ——İşte o dayanıklılığı bile buna dayanamıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>G&amp;rf?el:</strong> “——Aahğ.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm vücudundaki kemiklerin çatırdadığını, kaslarının çığlık attığını ve iç organlarının sessizliğe bürünmeyi seçtiğini hissediyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Darbenin şiddetinden dolayı bedeni paniğe kapılmış: görme duyusu, tadı; işitme duyusu, acıyı; koku duyusu, rengi; tat alma duyusu, sesi ve dokunma duyusu, kokuyu iletmeye çalışıyordu&#8230; ve hiçbir şey mantıklı bir şekilde idrak edilemiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Acıyordu muydu ki? Sızlıyor muydu ki? Pas kokuyordu mu ki? Gürültülü müydü ki?.. Ne olduğu hakkında hiçbir fikri yoktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm bunları algılayamayacak kadar ölümcül bir darbe almıştı. Almıştı. Almıştı, almıştı, almıştı, almıştı, aldı, aldı, aldı, aldı, aldı, aldı aldı aldı al al al a a a a a a——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>K&amp;/+? *=+n:</strong> “——Hık.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilinci karmakarışık bir hâlde dönüyor, parçalanıyor ve darmadağın olmanın eşiğine geliyordu. Ancak tüm bunların ortasında bile hemen yanı başında birinin nefesini tuttuğu hissini açıkça anlayabilmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nefesini tutan ve gözlerini fal taşı gibi açan kişi o kızıl adamdı. Mavi gözlü o adamdı. Durdurulması gereken rakipti o. ——İşte o rakibin, karate darbesini savuran sağ kolunu iki koluyla birden sıkıca sarmalamış ve bırakmıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sırf bunu, yapmaya, karar verdiği, şeyi, yapıyor. Yaptı. Yapmalıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>&amp;/+?*=+%: </strong>“AhhĞğAaaAĞĞğğRrROOAaohohğ&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kızıl Olan:</strong> “Garfiel, sen——”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kalbinin içindeki tüm havayı sıkıp dışarı atıyordu—— Kalp miydi ki o? Mide miydi yoksa? Havayı tutan organ hangisiydi ki? Ne fark ederdi ki. Her hâlükârda hava kesesinin içi tamamen boşalmış olsa bile, kükrüyordu. Kükrerse daha fazla güç bulup onu toplayabilirdi. Güç toplarsa da kolunu onun elinden kurtarıp kaçırabilir, engel olabilirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kolunu kaçırıp kurtarırsa, engel olursa böylece——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>=+%&amp;/+?*: </strong>“Uvaaaaaaah!!——”</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Asla gözden kaçırmayacak ve güvendiği o yeşil “şey” görevini layığıyla yerine getirecekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kızıl Olan: </strong>“――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kolu sıkıca kavranmış bir hâlde, bu sesi fark eden kızıl adam önüne döndü. Görünüşüne veya duruşuna zerre aldırış etmeden üzerine atılan o yeşil “şey” karşısında kızıl adamın iki gözü de tetikte bir hâl aldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne yapacağını okuyamıyordu. Nasıl bir tuzak kuracağını kestiremiyordu. Ne tür bir çılgınlığa kalkışacağını tahmin edemiyordu. Bu esnada yeşille kızıl arasındaki mesafe daralıyor da daralıyor, yaklaşıyor da yaklaşıyor ve—— hiçbir şey olmadan yeşille kızıl arasındaki mesafe sıfıra iniyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kızıl Olan:</strong> “Yoksa&#8230; hiçbir şey yok mu?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Yeşil Olan:</strong> “En çok da bu, sizin gardınızı düşürmenizi sağlayacaktır, değil mi?..”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir kolu kilitli kalmış bir hâlde, diğer kolu havada savruldu ve bu darbe yeşilin çenesini sıyırıp geçti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ellerinde hiçbir şey olmadan dümdüz ileri atılan o yeşil şey bu darbeyi yemiş, çaresizce hareket etme yeteneğini kaybederek yere yığılmaktan başka bir şey yapamamıştı. Ve o yere yığılırken fısıldadı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Yeşil Olan:</strong> “——Şimdi.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dudakları sese dönüşmeyen bir ses çıkarmıştı sanki ya da belki de sadece öyle görünmüştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kavrayışının ötesindeki tüm olaylar bir bilgi seli olarak sağından soluna akıp giderken Garfiel—— evet, o Garfiel’dı. Kendisinin Garfiel olduğunu kabul eden o beyin bu bilgileri alıp işledi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kızıl oradaydı, yeşil yere yığılmıştı ve Garfiel da oradaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve tam o an——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Aynı an~daa!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>?</strong><strong>???:</strong> “Küçük Kızıl Akrep-cha~an!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gökyüzünde iki beyaz ışık huzmesi fırladı, yere yığılan yeşilin açtığı atış çizgisinden süzülerek doğrudan kızıla doğru ilerlediler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sese benzer hiçbir ses duyulmadı, o iki ışık huzmesi oklardan bile daha hızlı bir şekilde kızıla—— sağ kolu kilitlenmiş, sol kolunu da savurmuş durumdaki kızıla hızla yaklaştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kızıl Olan:</strong> “Buna şaşırdım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak kızıl, yeşili yere serdiği sol kolunun dirseğini kullanarak belindeki beyaz kınlı kılıcı yarım tur döndürdü ve tam zamanında o ışıkları yan taraftan püskürttü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Işıklar su sıçramasını andıran bir sesle parçalanarak dağıldı ve kızıl Reinhard’a ulaşması gereken o saldırı—— Petra ve Meili’nin ortak tekniği savuşturuldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Garfiel’in kendini feda edişi, Otto’nun bedenini siper edişi, Petra ve Meili’nin sürpriz saldırısı&#8230; hiçbiri ama hiçbiri Reinhard’a ulaşamamıştı ve o an——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Vahşice dönen dikenli demir bir gülle, Reinhard’ın tam göbeğine gömüldü.</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">△▼△▼△▼△</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nefesini tutup tüm varlığını ve ruhunu tek bir ana sığdırmak adına, Rem kendisine her türlü gereksiz hareketi yasaklamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gücünü sekteye uğratabilecek her türlü tereddütten ve duygusal dalgalanmadan, fazla heveslenerek amacından sapmasına neden olabilecek tüm o karmaşık düşüncelerden sıyrılarak kelimenin tam anlamıyla her şeyini tek bir fırlatışa adadı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Garfiel meydan okumuş, Otto zemin hazırlamış, Petra ve Meili de bu fırsatı değerlendirmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Buna rağmen aşılması imkânsız olan o ezici duvarı, Reinhard’ı aşabilmek uğruna; kendisinin savaş gücü olarak dışarıda bırakılmış olmasının getirdiği o aşağılanmayı dahi, bir silah olarak kullanmak zorundaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm bu psikolojik unsurları yutarak Rem tüm gücünü o tek fırlatışa akıttı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “HAAAAAHH!——”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dümdüz uzayıp giden zincirin şıngırtısını bir ezgi gibi çalarak havayı döve döve gökyüzünü yaran dikenli demir gülle—— Sabah Yıldızı, Reinhard’ın gövdesine doğru amansızca yaklaştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Elbette, bu ağırlık ve sertlikteki ölümcül bir silah doğrudan isabet ederse bir insanın bedeni bunu ucuz atlatamazdı. Yine de Rem’in tüm tereddütlerini bir kenara bırakmasının sebebi, rakibinin akılalmaz gücüne duyduğu güvendi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kusursuz bir pozisyonda arkasından doğrudan kafasına indirse bile Reinhard’ın canından olmayacağına dair, bambaşka bir seviyedeki bu rakibe duyulan huşu ve güven.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm bu hisleri barındıran o siyah demir gülle, Reinhard’ın göğsünün tam ortasına doğru yutuldu ve——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “——Hık?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tam isabet edecek diye düşündüğü ânın hemen ardından Rem, sağ omzunu neredeyse yerinden çıkaracak kadar şiddetli bir şok dalgasına maruz kaldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “Neler——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Oluyor?</em> diye gözlerini fal taşı gibi açan Rem’in görüş alanında, demir güllenin doğrudan isabet etmesi gereken Reinhard, olduğu yerde o uzun bacağını havaya kaldırmış duruyordu. ——Yoo, yanılıyordu. Bu, yukarı doğru savrulmuş bir tekmeydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gökyüzüne uzanan o bacağın ucunu takip ettiğinde Rem’in fırlattığı Sabah Yıldızı’nın tek bir tekmeyle bertaraf edildiğini ve gözle görülmeyecek bir hızla gökyüzüne uçurulduğunu gördü. Zincirin sonuna kadar gerilmesinin yarattığı o şok, Rem’in bedenine kadar ulaşmış ve omzunu parçalamasına ramak kalmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “——ah.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Acı bedenini parçalamadan önce, gerçeği idrak eden kalbi parçalanacak gibi oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Başaramamıştı. Garfiel ölümüne savaşmış, Otto bilerek çaresizmiş gibi davranmış, Petra-Meili hedefi şaşırtmış ve asıl darbeyi vuracak olan Rem için yolu açmışlardı hâlbuki.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Burada bulunan beş kişinin bir araya gelerek yarattığı tek ve yegâne şans, o——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “Ulaşamadı——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “——Hayır, ulaşacak.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">——O an bu feryadı bastıran şey, Rem’in kulaklarının aşina olmadığı bir adamın sesi oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oradaki herkes nefesini tuttu ve aniden, bir sürpriz saldırı gibi kulaklarına ulaşan bu sesin yönüne döndüler. ——Sesin sahibi; iki elinde gümüş gibi parlayan çift kılıç tutan, beyaz saçlı ve uşak kıyafetli bir adamdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm bedeninden muazzam bir kılıç aurası taşarken adam şöylece konuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Efendimi kurtaracak o tek hamle uğruna ben, Kılıç İblisi, Wilhelm Trias——yardımınıza geldim.”</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">△▼△▼△▼△</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendini takdim etmesinin ardından başlayan o saliselik mücadele her şey demekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “——Büyükbaba.”</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1401" height="1920" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-37.png" alt="" class="wp-image-7865" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-37.png 1401w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-37-1459x2000.png 1459w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-37-729x1000.png 729w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-37-768x1053.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-37-1121x1536.png 1121w" sizes="auto, (max-width: 1401px) 100vw, 1401px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/i/status/2054023407080276246">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">Şaşkınlık ve kederin birbirine karıştığı bu mırıltının döküldüğü an, Reinhard&#8217;ın titreyen gözlerinin önünde öne doğru eğilen Kılıç İblisi—— Wilhelm, âdeta bir kurşun gibi ileri atılıverdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Parçalanmış ve yukarı doğru şahlanmış sokak taşlarını tekmeleyen Wilhelm, göz açıp kapayıncaya kadar Reinhard’la arasındaki mesafeyi eriterek çifte kılıcını bel hizasında gümüşi bir parıltıyla hazır duruma getirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O kılıçlar savrulmadan, hedefine ulaşmadan önceki o küçücük, ufacık boşluktan faydalanmak gerekiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “Nere’ bakıyo’n sen la’!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gözleri kan çanağına dönmüş, tüm gücüyle sağ koluna sarılmış hâldeki Garfiel, gövdesinin yarısıyla sıkıca yapıştığı zemini kabarttı ve tümsekler oluşturan sokak Reinhard&#8217;ın üzerine doğru hücum etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yetersizce odaklanılmış ve hedefi bulanık olan bu hamle, sırf bir yerlere isabet etsin diye gelişigüzel, sadece sayıca ve menzilce alabildiğine geniş tutularak savrulmuş körlemesine bir saldırıydı. Ancak Reinhard, geriye çektiği sol kolunu savurarak bunu yarım ay şeklinde defetti. Böylece şok dalgası doğup moloz parçalarını dört bir yana saçtı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tam o sırada, ileri atılan Wilhelm&#8217;ın darbesi——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “AAAHHH!!——”</p>



<p class="wp-block-paragraph">O darbeden bile daha hızlı bir şekilde tiz bir ses çıkaran Rem, sağ kolunu tüm gücüyle aşağı indiriyordu. ——Alnından hafif bir ışık saçan boynuzunu çıkaran ve vücudunun sınırlarını aşan bir güçle hareket eden Oni kız, bir kez havaya uçurulmuş olan demir gülleyi zincirinden asılarak durdurmuş ve tam tepeden bir kez daha aşağı indirmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dikkati kabaran toprağa ve hemen burnunun ucuna kadar gelen Kılıç İblisi’ne kaymış olan Reinhard için bu, savuşturmuş olması gereken gökyüzünden gelen bu saldırı için mükemmel bir baskın olmalıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Bu kadarını da mı yapabiliyorsunuz?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu mırıldanan Reinhard, tepeden inen demir gülleyi Ejderha Kılıcı&#8217;nın kınıyla karşılıyordu. Petragillerin saldırılarını engellerken belinden çıkan kılıcı, Garfiel&#8217;ın toprak kabartmasını savuşturan sol eline denk gelecek şekilde yukarı tekmelemiş ve demir gülleye karşı siper etmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şimdiye kadarki tüm saldırıları sadece insanüstü reflekslerle tamamen savuşturan, sıra dışı bir savaş gücüydü bu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat yine de nihayet&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Wilhelm:</strong> “RAAAAĞĞHHH!!——”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeri göğü yırtan cinsten nefes kesici bir savaş nidasıyla birlikte, Kılıç İblisi’nin çifte kılıcı gümüşi bir ışık seli hâlinde parladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şimdiye kadarki o baskın odaklı sayısız saldırıyla kıyaslanamayacak derecede kendini sadece kılıca adamış olanların ulaşabileceği bir mertebenin ürünü olan bu kılıç darbesi, Kılıç Azizi&#8217;ne doğru yaklaşıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ejderha Kılıcı&#8217;nı tutan sol kolu demir gülleyi göğüslemiş, sağ kolu da Garfiel tarafından kilitlenmişti. ——Bu kez, o kılıç parıltısını engelleyecek hiçbir yol kalmadığı düşünülüyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Reinhard&#8217;ın sağ kolu, Garfiel&#8217;ın tüm bedeniyle birlikte yavaşça havaya kalkmasaydı tabii.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “——Ah.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Koluna asılmış hâldeki Garfiel’la birlikte Reinhard, Wilhelm&#8217;ı biçip geçmeye niyetliydi. Öte yandan Garfiel&#8217;in bunu durduracak bir yolu yoktu, şu an kolu serbest bıraksa bile özgür kalan el darbesi Wilhelm&#8217;ı direkt karşılamaktan başka işe yaramayacaktı. Garfiel&#8217;ın Reinhard için ağır bir kütle olarak kalması hâlâ hareket alanını daha çok kısıtlıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat Garfiel bir silah gibi kullanılarak Wilhelm’la çarpışırsa o güvenilir desteğin gelişiyle elde edilen, hayatta sadece bir kez kaşına çıkabilecek bu altın fırsat heba olacaktı——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">O salisede Garfiel ve Wilhelm&#8217;ın bakışları kesişti ve içgüdüleri her şeyi kavradı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve Wilhelm&#8217;ın vardığı o kararı, Garfiel “Gelsin bakalım!” diyerek kabul etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kılıç İblisi&#8217;nin o sarsılmaz kararlılığının, bu sorunun cevabı şuydu——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “——Olamaz.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cevap gözle görülür bir biçimde ortaya çıktığında Reinhard&#8217;ın gözleri dehşetle kaplandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Wilhelm:</strong> “Bu sizin&#8230; <em>senin</em> kötü bir huyun. Başkalarının kararlılığını yanlış tartıyorsun.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir göl yüzeyi kadar durgun olan mavi gözleriyle Wilhelm, bu şaşkınlığa dik dik bakarak ilan etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Savrulan kılıç ışığı yarım ay çizerek ilerledi—— ve havaya kaldırılan Garfiel&#8217;ın böğrünü yarıp geçerek etinden sıyrılan bıçağın hedefindeki Reinhard&#8217;ın bacağını derinlemesine kesti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Garfiel:</em></strong><em> “Nihayet, ulaştı be!..”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Tam anlamıyla etini feda edip kemiğini kesmekti bu—— Pristella&#8217;da sırt sırta vermiş olma deneyimleri, burada Garfiel’la Wilhelm&#8217;ın kelimesiz koordinasyonunda meyvesini vermişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Reinhard&#8217;ın algısına göre, Garfiel kılıcın yörüngesine girerse Wilhelm saldırısını durdurmalıydı. Fakat Kılıç İblisi öyle yapmadı, Garfielgillerin gerçekleştirmesi gereken asıl amacı gözetti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yüzden Garfiel&#8217;ın şifa gücüne güvenerek Garfiel’la birlikte Reinhard&#8217;ı da biçti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “——Hık.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bacağından ağır yaralanan ve nefesi kesilen Reinhard&#8217;ın kollarından Garfiel sıyrılıp düştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böğründeki yaraya elini bastıran Garfiel, kapanmak üzere olan bilincine direnme çalışarak şifa büyüsünü aktifleştirdi. Büyünün akışında hafif bir zorlanma hissetse de tüm gücünü bu acil müdahaleye verdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Wilhelm:</strong> “Fevkalade bir işti.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kollarından sıyrılan Garfiel henüz yere çakılmadan önce, Wilhelm&#8217;ın uzanan eli onun bedenini yakaladı. Bakıldığında Wilhelm çifte kılıcını çoktan kınlarına sokmuş, Garfiel&#8217;ı taşımayan diğer kolunu da yerde baygın yatan Otto&#8217;yu almıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu şekilde ikisini de kollarına alan Wilhelm, Reinhard&#8217;a doğru baktı&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Wilhelm:</strong> “Karşımızda siz bile olsanız o yara bir anda kapanacak cinsten değil.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “Büyükbaba, bekleyin lütfen! Onlar, Crusch-sama’nın——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Wilhelm:</strong> “Şu anki Krallığa… kılıcımı emanet edemem.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “——Hık!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendisini durdurmaya çalışan sese bu cevabı veren Wilhelm, büyük bir hamleyle geriye doğru sıçradı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geride bırakılan Reinhard gözlerini ardına kadar açtı fakat Wilhelm&#8217;ın da belirttiği gibi, bacağındaki o derin yarık oldukça ciddiydi ve onun gibi biri için bile hemen harekete geçmek mümkün değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Wilhelm:</strong> “Uyanan Rem-dono! Kızları alın!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “Tamamdır! Tanımadığım ihtiyar!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">O esnada Wilhelm&#8217;ın çağrısıyla hızla arkasını dönen Rem, Petra ve Meili&#8217;ye doğru koştu ve şaşkınlıkla “Kiya!” diyen kızların bedenlerini kucaklayıp kaldırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu göz ucuyla takip eden ve Wilhelm&#8217;ın sırtlandığı Otto hafifçe kıpırdanarak konuştu&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Duvar boyunca batıya gidiniz, ığh!..”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “Otto-san! Yaşıyorsu——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Otto:</strong> “Yaşıyorum tabii ya!.. Batı tarafında ne böceklerin sesi ne de bir belirti var. ——Bu sefer kandırılmamıza imkân yok.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rem:</strong> “——Anladım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dil Ruhu’nun İlahi Koruması kendilerine karşı koz olarak kullanıldığı gerçeğini hesaba katan Otto, kasıtlı olarak hiçbir canlının sesinin duyulmadığı yöne kaçarak bir başka baskından sıyrılma hamlesi yapıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu talimata uyan Wilhelm, Rem’le karşılıklı olarak baş salladı ve Reinhard&#8217;ı savaş alanında arkalarında bırakarak oradan tek bir hamlede hızla uzaklaşmaya başladılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kılıç İblisi’nin kollarında şiddetle sarsılırken Garfiel, boynunu zar zor hareket ettirerek kısa süre içinde tanınmaz hâle gelen Kraliyet Başkenti’nin köşesinde, tek başına geride kalan Reinhard&#8217;a baktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aklından geçen şeyler vardı elbet. Reinhard&#8217;dan nefret ediyor falan da değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine de buradaki seçimleri doğrultusunda uzlaşmaz bir engele dönüşen o adamı bi’ şekilde atlatmış olmanın verdiği rahatlama ve başarmışlık hissi tam içini kaplıyordu ki——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “——Yine de ben… Krallığın kılıcıyım.”</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1451" height="1920" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-39.png" alt="" class="wp-image-7867" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-39.png 1451w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-39-1512x2000.png 1512w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-39-756x1000.png 756w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-39-768x1016.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-39-1161x1536.png 1161w" sizes="auto, (max-width: 1451px) 100vw, 1451px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/SeshiSakashi/status/2054285405361455344?s=20">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">İşte o an Garfiel, tüm dünyanın nefesini tuttuğunu hissetti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sadece nefes almayı bırakmamıştı dünya, âdeta nutku tutuluvermişti. ——Zira atmosferin sessiz gümbürtüsüyle birlikte o efsanevi kınından çıkarılan Ejderha Kılıcı Reid, soğuk ve soluk mavi bir parıltı saçmaya başlamıştı.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1440" height="1167" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-41.png" alt="" class="wp-image-7869" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-41.png 1440w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-41-1000x810.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-41-768x622.png 768w" sizes="auto, (max-width: 1440px) 100vw, 1440px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/SlothfulOnie/status/2053905787358191811?s=20">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">△▼△▼△▼△</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Ejderha Kılıcı Reid.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünyada yalnızca on adet bulunan İblis Kılıçları ve Kutsal Kılıçlar arasında yer alan, Lugunica Ejderha Dostu Krallığı’nda yalnızca “Kılıç Azizi” unvanını taşıyanların kullanmasına izin verilen ve nesilden nesile aktarılan efsanevi bir kılıçtı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İçinde barındırdığı o devasa güç dilden dile dolaşıyor olsa da kınından çıkacağı zamanı kılıcın kendisinin seçmesi gibi bir özelliğe sahip olduğundan ötürü gerçek hayatta eyleme geçtiği anların neredeyse hiç bilinmediği, kendi içinde gizemler barındıran bir kılıç olarak kabul ediliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özellikle de bu neslin Kılıç Azizi olan Reinhard van Astrea’nın eline geçtikten sonra Ejderha Kılıcı’nın kullanılma fırsatları daha da keskin bir düşüş yaşamış ve kınından kesin olarak çıktığına dair anlatılanlar bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar azalmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunun yegâne sebebi sahibi Reinhard’ın o aşılması imkânsız olan gücünün, karşısına çıkan düşmanları Ejderha Kılıcı’nı çekmeye bile değmeyecek bir seviyeye indirgemesiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nitekim Reinhard’ın Kılıç Azizi olarak üzerine düşeni yapmasının istendiği birçok durumda Ejderha Kılıcı Reid’in o devasa gücüne asla ihtiyaç duyulmamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sırf bu yüzden Ejderha Kılıcı Reid, Natsuki Subaru tarafından “Asla kırılmayacak zaten, ağır bir sopa niyetine savursan daha güçlü olmaz mıydı ya?” şeklinde değerlendirilmiş ve Reinhard’ın yüzünde acı bir gülümseme bırakmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ejderha Kılıcı:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">O Ejderha Kılıcı’nın keskin yüzü bir kez açığa çıktığı an, dünya bunu muazzam bir olay olarak kabul ederdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ejderha Kılıcı Reid’in kınından çıkma koşulları, Lugunica’nın köklü tarihini bilenler için de nesiller boyu ona sahip olan Kılıç Azizi ailesi için de sırlarla doluydu. Düşmanın gücü mü omuzlanılan yükün ağırlığı mı yoksa yüzleşilen tehlikenin şiddeti miydi sebebi ki? Hiçbiri bu sorunun cevabı değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kesin olarak söylenebilecek tek bir şey varsa o da Ejderha Kılıcı Reid’in kınından çekildiği hiçbir seferde o amacın yerine getirilmeden yarım kalmadığı gerçeğiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm bedeni buz gibi bir dalganın altında kalmışçasına o kılıç aurasına maruz kalan zihni ve bedeni tir tir titriyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Olamaz. Olamaz. Olamaz. Olamaz. Olamaz. Olamaz. Olamaz. Olamaz. Olamaz.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>O; kesinlikle ama kesinlikle, savrulmasına izin verilmemesi gereken bir şey.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Garfiel:</strong> “——Hık.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Keskin bir tıkırtı koptu, araya giren yaşlı kılıç ustasının kucağındaki Garfiel’ın dişleri birbirine çarpmıştı. Taşınmakta olan Garfiel da bakmaması daha iyi olacakken Reinhard’a doğru bakmış, kınından çekilmiş o Ejderha Kılıcı’nı kendi gözleriyle gördüğünde tüylerinin diken diken olduğunu hissetmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Arkalarına dönüp bakacak fırsatı olmayan Rem ve yaşlı kılıç ustası; büyük bir ihtimalle arkalarında ya da doğrudan içlerinden geçip giden o kılıç aurasının, ruhun ta derinliklerinden yayılan o yoğunluğunu sezmiş olabilirlerdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak buna rağmen onlar var güçleriyle korkup sinmeyi reddediyor ve yapmaları gereken şeyi yapıyorlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Gerçekten&#8230; muazzamdı. Onlara hayran kalmamak elde değil.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Ben asla böyle bir şey yapamazdım. Önlerinde bakıp da örnek alacakları tek bir kişi bile yokken bunu nasıl başarabildiler ki?</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Bu yüzden&#8230; ben de onları rehberim belleyerek yapmam gereken neyse onu yapacağım. ——Gerçi, bunu yaptığım için bana kesin çok kızacaklar ama&#8230;</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Yapılması gereken&#8230; neyse yapılmalıydı.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Çünkü onlara layık olmak, onların izinden yürümek istiyorum&#8230; hayatlarının her bir anını tüm varlıklarıyla, ellerindeki her şeyle yaşayan o insanlar uğruna――</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “——Dışarıya çıkın, Şirin Kum Solucanla~rıım!!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir sonraki an, zerre abartmaksızın yeryüzünü sarsan şiddetli bir deprem hissi Kraliyet Başkenti’ni temellerinden sarstı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petra:</strong> “Meili-chan?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rem’in kolları arasındayken Ejderha Kılıcı’na karşı koyabilecek bir şeyler arayan Petra’nın gözleri fal taşı gibi açıldı ve uyarısını çiğneyen Meili’ye dehşet içinde bakakaldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Petra’nın o bakışları karşısında Meili “Üzgü~nüüm” diyerek dilini çıkardı ve&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “Bunu yaptığım takdirde Subaru-oniisan’ın da Emilia-oneesan’ın da başının belaya gireceğini biliyorum a~maa&#8230; her şeyin buracıkta bitmesine izin veremeyiz, değil m~ii?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petra:</strong> “——Hık, aptal! Aptalsın sen! Hâlbuki, seni daha yeni affetmişlerken&#8230; hık!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “A~ah, demek ki Petra-chan’ın o asıl&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gözleri dolarak defalarca “aptal” diyen Petra’nın sözleri üzerine, Meili her şeyi anlamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cadı Canavarı Kullanıcısı olan Meili’nin canavarları çağırması, Emilia Kampı’nın taşıdığı tehlikenin herkesçe öğrenilmesine yol açma riski aslında işin sadece ufak bir kısmıydı. Petra’nın onu gerçekten durdurmak istemesinin asıl sebebi; Pleiades Gözcü Kulesi’ne rehberlik eden, o tehlikeli bir suikastçı olduğu geçmişi affedilen Meili’nin Krallık tarafından bir kez daha tehlikeli bir unsur olarak görülmesinin önüne geçmekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “Sorun değil y~aa&#8230; ne de olsa kısacık bir anlığına da olsa güzel bir rüya görebil~diim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Belki&#8230; belki günahlarım bağışlanır da ben de doğru dürüst bir yolda yürüyebilirim diye düşünmüştüm.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Doğrusunu isterseniz&#8230; bana böylesine nazik davranan o insanlarla yan yana, böylesi güzel bi’ geleceğe doğru yürüyüp yol almayı bile hayal etmiştim.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Bu kadarcığı bile yetti bana&#8230; çünkü içim, o ele avuca sığmayan ablamın yanındaymışım gibi sıcacık bir duyguyla sarmalanmıştı.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>——Ne de olsa&#8230; böylesine güzel bir rüya görebilmiştim.</em></p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1920" height="1440" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-43.png" alt="" class="wp-image-7872" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-43.png 1920w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-43-2000x1500.png 2000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-43-1000x750.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-43-768x576.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-43-1536x1152.png 1536w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/TOre_zero/status/2054499050255458789?s=20">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “Kılıç Azizi-oniisan, bizi takip edebilecek misin ki? O dört Kum Solucanını Kraliyet Başkenti’nin doğu, batı, kuzey ve güney kapılarının he~meen hepsinde ortaya çıkardım. Şu an herkes büyük bir panik içindedir y~aa?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Augria Kum Tepeleri’nde yaşayan, diğerleriyle kıyas bile edilemeyecek kadar devasa Kum Solucanlarıydı bunlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onlara gizlice peşlerinden gelmelerini emredip Kraliyet Başkenti’nin yer altına gizlediği bu kozlarına Meili, İlahi Koruması sayesinde bilerek gösterişlice korku yaymaları yönünde talimat veriyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Reinhard oraya gitmezse kurbanlar verilebilirdi. ——Meili, böyle bir şey olsa bile zerre kadar vicdan azabı çekmezdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sadece buradaki insanlar, Subaru, Beatrice ve Emilia yara almasaydı onun için yeterliydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ona değer veren ve onun da değer vermek istediği kişiler dışında kim ölürse ölsün, hiç umurunda değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Reinhard:</strong> “——Meili.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uzaktan uzağa, elinde Ejderha Kılıcı olan Reinhard’ın dudaklarının o şekilde kıpırdadığını anlayabiliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Meili de Reinhard ve Felt’le birlikte Pleiades Gözcü Kulesi’ne giden taraftaydı. Birlikte geçirdikleri zamanlar olmuştu, kendisine gösterdiği o nezaketi de hatırlıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Buna rağmen onlar Subarugillerin yerini tutamazdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Meili:</strong> “Ne de olsa ben, kötü bir kı~zıım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Alaycı bir gülümseme takınarak Reinhard’a böyle söyledi ve hafifçe el salladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O an gözpınarlarından taşıp yanağından aşağı süzülen sıcacık damlaların bizzat Meili’nin kendisi farkında değildi. Bunu fark eden yalnızca iki kişi vardı: Aradaki mesafe ne kadar uzak olursa olsun her şeyi net bir şekilde görebilen gözlere sahip Kılıç Azizi ve can havliyle koşan Rem’in kollarındayken arkadaşının bu kararına gözyaşı döken Petra.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1280" height="720" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-45.png" alt="" class="wp-image-7874" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-45.png 1280w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-45-1000x563.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-45-768x432.png 768w" sizes="auto, (max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/i/status/2053951518647505376">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petra:</strong> “Aptalsın, Meili-chan&#8230; hık. Üzgünüm, çok üzgünüm&#8230; hık.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gözyaşlarına boğulan arkadaşının verdiği o devasa karar karşısında genç kızın ağlamaklı sesiyle dilediği özür boşluğa karışıp gitti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yapılan o büyük mü büyük seçimin sonunda——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ejderha Kılıcı:</strong> “――――”</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Ejderha Kılıcı Reid, Kılıç Azizi Reinhard van Astrea’nın eline geçtiğinden bu yana ilk kez kınından çekiliş amacını yerine getiremeden tekrar kınına sokulmuştu.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1478" height="1108" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-46.png" alt="" class="wp-image-7875" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-46.png 1478w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-46-1000x750.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/05/resim-46-768x576.png 768w" sizes="auto, (max-width: 1478px) 100vw, 1478px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/n_n_3123/status/2054540471469535288">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">#En iyi Kısım 10 bölümüydü&#8230; Kılıç Azizi olmak zorunda olan Reinhard&#8217;a mı yoksa rüya gören Meili&#8217;ye mi üzüleyim ki?.. Her şeye rağmen Meili ve Reinhard tercihini yaptı. Bu bölüm hakkında tonlarca şey yazabilirim fakat kelimeler yetmez diyebilirim&#8230; Sonraki bölümleri merakla okumaya devam edelim! Görüşmek üzere!</p>



<p class="wp-block-paragraph">#Ayrıca, &#8220;bölüm nerede&#8221;, &#8220;makine çeviri yapsanıza&#8221; tarzı birçok nahoş yorum geliyor; lütfen bunları inatla sormayın veya istemeyin. Biz burada sizlerin uşağı değiliz, bizler de insanız ve bi&#8217; hayatımız var. Müsait zamanımız oldukça bölüm çevirip yayınlıyoruz. Ve bunun karşılığı olarak kazanmamız gereken o paraları falan da kazanmıyoruz. Bunca şeye rağmen inatla bölüm vs. istemek hoş değil, hatta nankörlük oluyor. Makine çeviri mevzusu da ayrı bir saçmalık; zaten herkes çevirir makineden, aç hemen kullandığın yapay zekâ neyse, at bölümü çevirsin. Eğer biz de bunu yaparsak ne anlamı kalır ki?.. Böyle yorumlar görmek istemiyoruz, umarım dediklerimi anlamışsınızdır, kimseyi kırmak amacında değilim fakat birisi sizi sürekli rahatsız ediyorsa n&#8217;aparsınız? Gidip uyarırsınız değil mi? Bizim de yaptığımız sadece bu&#8230; Bundan sonra böyle yorumların gelmemesini temenni ediyoruz, anlayışınız için teşekkürler! Bizleri desteklemeye devam edin!</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-18-ruya-gordum/">Kısım X, Bölüm 18 – “Rüya Gördüm”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-18-ruya-gordum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kısım X, Bölüm 19 – “Fazlasıyla Güçlü Düşman”</title>
		<link>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-19-fazlasiyla-guclu-dusman/</link>
					<comments>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-19-fazlasiyla-guclu-dusman/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bertiel]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2026 19:45:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ana Hikâye]]></category>
		<category><![CDATA[Kısım 10]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.rezeroturkce.com/?p=7948</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-19-fazlasiyla-guclu-dusman/">Kısım X, Bölüm 19 – “Fazlasıyla Güçlü Düşman”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<p>※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ Çevirmen: Bertiel Ek Düzenleme: Qua Redaktör: akari Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-19-fazlasiyla-guclu-dusman/">Kısım X, Bölüm 19 – “Fazlasıyla Güçlü Düşman”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-19-fazlasiyla-guclu-dusman/">Kısım X, Bölüm 19 – “Fazlasıyla Güçlü Düşman”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1440" height="1920" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-3.png" alt="" class="wp-image-7952" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-3.png 1440w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-3-1500x2000.png 1500w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-3-750x1000.png 750w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-3-768x1024.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-3-1152x1536.png 1152w" sizes="auto, (max-width: 1440px) 100vw, 1440px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/i/status/2055962968526119232" type="link" id="https://x.com/i/status/2055962968526119232">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Çevirmen: Bertiel</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Ek Düzenleme: Qua</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Redaktör: akari</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong><strong>Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire, universe, Yağız D, Metin K, equ, Sakuta Hijiri, Emirhan D, Kerem Y, jnxleus, Yusuf Esat Ç, Salim, Elma Can, EuphoriaLux, Efe S, Yiğithan S, The Emre, Arman</strong>, Karagürz, Furkan Ş.</strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Destek vermek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://rezeroturkce.com/bilgi-kosesi/destek/" style="color: #9b51e0;">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><strong>Discord’a gelmek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://discord.gg/rezeroturkce" style="color: #9b51e0;">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Kaçmaya başlayalı acaba ne kadar zaman geçmişti ki?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dışarıdaki ışığı doğru dürüst algılayamadıkları bir ortamdaydılar, üstüne bilincini yitirmiş olduğu ne kadar olduğu belirsiz bir süre de vardı. Olaylar başladıktan sonra birkaç saatten yarım güne yakın bi&#8217; zaman geçmişti, en azından teninde bıraktığı his buydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Mucize eseri peşimizdekileri atlatmış gibiyiz ama&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hızlı nefesini düzene sokup çenesinden süzülen teri silerken Subaru, ılık ve ağır kokunun içinde arkasına baktı; peşine düşmüş olanların görünmeyen, duyulmayan ayak sesleri var mı diye kontrol etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Az önceye kadar krallık askerlerinden oluşan gruplar tarafından durmaksızın kovalanmışlar, soluklanacak fırsat bile bulamamışlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yolları kesilmiş, kaçış güzergâhlarını yitirmişlerdi. Yakalanmak mı yoksa zorla yolu yarıp geçmek arasında gidip geldiler, her seferinde kıl payı tehlikenin eşiğinden dönmüşlerdi——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“O acayip büyük deprem sayesinde bi’ şekilde kurtulduk gibi&#8230; Gerçi, buraya geldiğimden beri depreme denk gelmemiştim galiba. O deprem tam olarak neydi ki?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Betty de o yer uğultusuna şaşırdı ama&#8230; şu an fırsat zamanı, doğrusu. Subaru, kolunu göster, sanırım. Yanığına şifa büyüsü uygulayayım, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Oo, çok makbule geçer.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu söyleyip Subaru, başından beri kucağında taşıdığı Beatrice’i yere indirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beatrice kendi avucunu yoklar gibi açıp kapadı, ardından Subaru’nun sağ koluna—— bandaj niyetine mendil sarılmış koluna solgun bir şifa ışığı yaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uzun zamandır orada sızlayıp duran diri acının hafiflediğini hissedince Subaru’nun ağzından istemsizce bir nefes döküldü.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Demek yine dişini sıkıp dayanıyordun, sanırım. Zor geliyorsa daha önce söylemeni yeğlerdim, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Yoo, panikten unutmuş gibi oldum, gerçekten aklımdan uçup gitmişti. Sakinleşir sakinleşmez de acı ‘çat’ diye geri geldi. Ç-Çabucak&#8230; iyileştir beeeni!..”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Tamam tamam, amma da çaresiz bir çocuk oldun çıktın, sanırım. Bitmek üzere, o yüzden bebek gibi mızmızlanma, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Teşekkürler, Beako Anneciğim!.. Manan da epey sıkıntılı bi’ hâlde, değil mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“&#8230; Açıkçası, çok da bir şey kalmadı, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“&#8230;Eh, öyledir mantıken.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yanığını tedavi eden Beatrice’in cevabı üzerine Subaru öteki eliyle yanağını kaşıdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne de olsa Miklotov’un malikânesinde epey sağ sola saçmışlardı, bu yüzden azalması kaçınılmazdı. Yin büyüsü olan Minya’yla Shamak’ı peş peşe kullanmış, üstüne bir de EMT’ye başvurmuşlardı. Beatrice’in haricî mana tankı olarak pek güven vermeyen Subaru’nun yakıtının tükenmesi an meselesi olmalıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>İsekai’deki</em> düşük uyumluluğunu düşündükçe içten içe dertleniyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“İmparatorlukta acayip formumdaydım oysaki&#8230; Acaba bedenim küçülmüşken içime çok daha fazla umutla hayal sığdırmış olmamdan dolayı falan mı?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“O, Od’unun çarpıtıldığı fazlasıyla doğa dışı bir durumdu; Betty açısından pek de iyi bi’ izlenim bırakmadı, doğrusu. Bunu yapabilmek için kaç insan üzerinde deney yapıldı, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Artık düşmanımız değil, üstüne İmparatorluk’tan da çıkmış bulunuyoruz; yine de Olbart-san’ın, daha doğrusu shinobilerin karanlığı daha da koyulaşıyor ha&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gerçekten de Od’u, yani ruh benzeri şeyi istenen biçime yoğurmanın alıştırmasız öğrenilebilecek bir şey olduğuna inanmak zordu. O hâlde Olbart’ın ya da shinobi köyünün ruh yoğurma alıştırmaları yapmış olduğu anlamına gelirdi, adı boşuna Zalim Yaşlı Adam değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“——Anlaşılan askerler biraz önceki yer uğultusuyla ilgilenmek zorunda kalmışlar. Rüzgâra karışan temkin uzaklaşıyor, gerilim de seyrelmiş durumda. Şimdilik onları atlattık demek yanlış olmaz.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">O sırada konuşmaya katılan, keskin gözlerle çevreyi süzen Crusch oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Işığı kısılmış lagmit madeni lambasıyla kanalizasyonu aydınlatan, göz bandıyla örtülmemiş kehribar rengi gözünü kısan Crusch, kolu tedavi edilen Subaru’ya bakıp sustu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru bi’ an bu tepkiye anlam veremese de hemen bunun şifa ışığından—— Crusch için yakın ve unutulması güç birini hatırlatmasından kaynaklandığını fark etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“&#8230;Şu an konuşabileceğimiz bir konu değil&#8230; değil mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dürüst olmak gerekirse durum sel gibi üzerlerinden akıp gidiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru açısından Pleiades Gözcü Kulesinde Al’la yaşanan sahneden bu yana durmaksızın birbiri ardına olaylar patlak vermiş, sinirlerinin dinmesine fırsat kalmamıştı. İlahi Ejderha Kilisesi’nin yükselişi, Crusch’ın iyileşmesi, ardından Miklotov’un malikânesindeki kargaşa ve kaçak durumuna düşen Natsuki Subaru&#8230; resmen felaket silsilesiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Aslında Crusch’la buluşabilseydi Ferris’in azledilmesini konuşmak istemişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ferris’i azletmesinin nedenini ve gerçek niyetini Crusch’a sormak, bir şekilde ortak payda arayıp birbirine düşen ikilinin ilişkisini onarmaya yardım etmek istemişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ferris muhtemelen ona “kibirli” deyip “burnunu sokma” diyecekti, yine de Subaru’nun umurunda olmazdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsanların gözünde katlanılmaz derecede bencil ve kibirli bir adamdı—— Natsuki Subaru buydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“——Sizlere&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“&#8230;Hım?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“İkinize de minnettarım. O şartlarda dahi peşimden geldiğiniz için.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birden ses tonunu alçaltıp bunları söyleyen Crusch karşısında Subaru ağzını kapadı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Minnettarım”</em> olduğunu söylemesi, sadece bu tek sözle kaçmakla geçen şu yarım günün karşılığını almış gibi hissettirmesi Subaru’ya göre bile fazla ucuzdu. Ama en azından, o anda onun sırtının peşinden gitmeyi seçmeseydi bu sözü ondan duyması mümkün olmayacaktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Yine de ben öyle rahatça ‘rica ederim’ diyemem. Yanığım acıyor, Tiga’dan da beni korumuşsun gibi görünüyor ama zaten dövüşün patlak verme sebebi Crusch-san’dı. Emilia-tanları kesinlikle endişelendirip kafalarını ağrıtacağım, bir de fedakâr Beako benimle cehennemi dört yüz yıl boyunca geçirmeye kendini hazırlamış durumda&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Subaru, Subaru; düşüncelerin toparlanmıyor diye Betty’nin başını olur olmaz her anda okşayıp durma, doğrusu. Betty’nin şirinliği mahvolup gidecek, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Aa, pardon&#8230; haklısın ya! Bu kadar mahvolmuşken&#8230; bakakalmaya dayanamıyorum!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Öyle bi’ şey yok, doğrusu! Saçım başım darmadağın olsa da Betty’nin şirinliği sönmek yerine yepisyeni bir cazibesi daha ortaya çıkar, sanırım!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Boşta kalan Subaru’nun eliyle saç şekli bozulan Beatrice, tedaviyi yarıda kesemediği için onun yaptıklarına katlanmak zorunda kalarak böylece bağırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu alışıldık atışma, iç organlarına kadar donup kalmış gibi hissettiren gerilimi az da olsa gevşetip imdada yetişti. ——Tam da Subaru farkında olmadan rahatladığı olan oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“Hıh.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“——!!! Crusch-san, az önce kıkırdadın mı?”</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1280" height="720" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-1.png" alt="" class="wp-image-7950" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-1.png 1280w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-1-1000x563.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-1-768x432.png 768w" sizes="auto, (max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/maru_marubiyo_n/status/2055168933100130535?s=20" type="link" id="https://x.com/maru_marubiyo_n/status/2055168933100130535?s=20">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">Hafifçe havayı titreten bir ses duyulunca Subaru istemsizce gözlerini çevirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bakmasıyla da kanalizasyonun kirli duvarının yanında duran Crusch’ın elini ağzına götürdüğünü gördü. Crusch, Subaru’nun bakışına “kusura bakmayın” diye ekledikten sonra da&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“Şu gerginlikten yoksun atışmanızı izlerken kendimi tutamadım da. Olgunlaşamamışım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Gerginlik meselesinde diyecek sözüm yok da hep böyle gergin olmandansa böyle davranmanı yeğlerim. Zaten bize sürekli korkunç suratını gösteriyordun.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“Korkunç suratımı gösteriyorum, ha. Bu da gözüm yüzündendir tahminen&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Yoo, tek gözün öyle olsa dahi Crusch-san baştan aşağı güzellik abidesi ki.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“————”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“S-Subaru&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Eh!? Gene n’aptım ki ya?!”</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1388" height="1572" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-5.png" alt="" class="wp-image-7954" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-5.png 1388w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-5-883x1000.png 883w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-5-768x870.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/06/resim-5-1356x1536.png 1356w" sizes="auto, (max-width: 1388px) 100vw, 1388px" /></figure>
</div>


<p class="wp-block-paragraph">Bir elini göz bandına götüren Crusch gözünü kıstı, Beatrice de bıkkınlıkla oflamasıyla Subaru bi’ anda telaşa kapıldı. Ama Crusch küçük bir nefes vermesinin ardından yavaşça başını iki yana salladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“Sen&#8230; hayır, sizler güçlüsünüz.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Ben ve Beako’dan bahsediyorsan çoğul kullanman doğru seçim. Beakosuz ben, sıradan insanlar arasında sıradan birisi dahi olamazdım. Ama&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“Ama?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“&#8230;Bu güç, Crusch-san’ın içinde de mevcut aslında.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun bu cevabı üzerine Crusch’ın dudakları sıkıca kapandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu gören Subaru, fazla mı ileri gittim diye kendi sözlerini gözden geçirdi. Bi’ anlığına gevşemiş olması gereken ifadesini yeniden sertleştirdiğini düşündü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ardından ne söyleyeceğine karar veremeyen Subaru’nun koluna Beatrice hafifçe vurdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“İşte bitti, sanırım. Şimdilik ciddi bir sorun kalmamış olmalı, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Hım, öyle mi? Sağ ol&#8230; Hımm, derim biraz geriliyor ama fena değil.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Mendili olduğu gibi bırak, doğrusu. Kaşınabilir fakat cildin kötü hâle gelmemesi adına orayı kaşımamalısın, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Korkunç şekilde anlattığın için gayet iyi anladım. ——Neyse, gelelim meseleye.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tam zamanında bir nefes arası vermiş olan Beatrice’e iki kat teşekkür ederek Subaru Crusch’a döndü. Yarasının tedavisi bitmiş, takipçileri de şimdilik atlatmışlardı. Öyleyse, onunla yeniden konuşmak istediği bir sürü şey vardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öncelikle acilen emin olmak istediği şey——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Crusch-san’ın bu durumda güvenebileceği bir yer ya da biri var mı?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“Güvenebileceğim biri, ha. O hâle gelmeden önce vardı. Ama onu kendi ellerimle kesip attım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“&#8230;O zaman güvendiğin kişi acaba&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“Haklısın. Şeytani planı açığa çıkmadan önceki Miklotov McMahon’du.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“<em><u>Omaygat</u></em>&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Crusch’un sakin sakin başını sallamasıyla Subaru gözlerinin önünün karardığını hissederek başını göğe kaldırdı, bakışları kanalizasyonun pek de yüksek olmayan kirli tavanından geri sekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru da aynı durumda olduğu için başkasına laf edecek hâli yoktu ama Krallıkla ilgili mevzularda Miklotov’a bel bağlamak için pek çok sebep vardı. İlahi Ejderha Kilisesi meselesinin ardından Kraliyet Seçimi adayı olarak zor bir konuma düşürülen Crusch’ın bile böyle düşünmesi, Miklotov’un itibarını net şekilde kanıtlıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Miklotov-san denilen <em>o</em> <em>şahıs</em>, ulusu devirecek çapta bi’ operasyon planlıyordu&#8230; öyle mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“Haklısın. ——McMahon-dono, programında olmayan ziyaretimi memnuniyetle karşıladı. Ancak ağırlayacağı konuklar olduğunu söyleyip beni ayrı bir odada bekletti&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Ayrı bir odada&#8230; peki ya sonra?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“Konuk odasına beni götürdükten sonra, birazdan ağırlayacağı konuğa yönelik şüpheli bir rüzgâr gördüm. Bu nedenle niyetini sorgulamak istediğim anda malikânedekiler yoluma dikilip engel oldu—— gerisi sizin bildiğiniz gibi.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Bizim gördüğümüz gibi&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kesilmiş Miklotov ve malikânenin dört bir yanında yere serilmiş hizmetkârlarla muhafızlar vardı. Onları kesmeye kadar varan süreci üst üste anlatmış olsa da bu yine kolayca baş sallanabilecek bir cevap değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nihayetinde sorun, Crusch’ın Miklotovgillerden şüphelenmesinin dayanağının şüpheli bir rüzgâr—— yani onun sahip olduğu Rüzgârı Okumanın İlahi Koruması’ndan kaynaklanan bir şey dışında var olmamasıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğal olarak Subaru, Crusch’un mutlak güven duyduğu Rüzgârı Okumanın İlahi Koruması’nı paylaşamazdı. Bu yüzden Crusch’a inanmak istemesi dışında, kesin bir kanaate varamıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve bu——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“——O zamanki benle aynı durum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Crusch’la konuşurken Subaru gögsünün daraldığını hissetti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu, Subaru’nun geçmişte Crusch’la yaptığı konuşmanın tıpatıp tersine çevrilmiş hâliydi—— Kraliyet Seçimi’nin henüz başladığı dönemde, Roswaal Malikânesi’yle Arlam Köyü’ne yıkıcı zararlar veren Tembellik Günah Başpiskoposu Petelgeuse Romanée-Conti’ye duyduğu nefret yüzünden gözlerinin karardığı zamanki durumun aynısıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“O zamanlar kan beynime sıçramıştı; kimsenin beni anlamamasına öyle takılıp kalmıştım ki gözlerim kör olmuştu, çevremdekilerin sözlerine zerre kulak verememiştim&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nefret ve hiddetle bulanıp çarpılmış o hâlini Crusch görmüş, aptalca öfkelenen tavrını da keskin bir hamleyle reddetmişti. ——Tarafların değişmesiyle beraber, tam tersi şekilde olaylar yeniden vuku buluyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şu anki Crusch’ın sözleri de davranışları da Ölümden Dönüş gibi başkalarının anlayamayacağı bir yöntemle elde ettiği bilgileri savurup, anlaşılamamasına bağırıp çağıran Subaru’yla temelde aynıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Elbette Crusch, o zamanki aptal Subaru’dan daha mantıklı davranıyor gibiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama güçsüz Subaru’nun aksine Crusch’ın hem gücü hem de konumu vardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“——Yine de&#8230; yapamam ki.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“&#8230;Subaru?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Benimle aynı durumda olduğunu anlamışken buracıkta Crusch-san’ı terk edip gitmek gibi bir seçeneğim yok ki. İster yardım etmek olsun isterse de durdurmak için olsun.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dudağını ısırıp yumruğunu sıkan Subaru’ya yanında duran Beatrice sessizce baktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O dönemde Crusch, Beyaz Balina’nın avlanması gibi büyük bir dönüm noktasının eşiğindeydi. Yine de cahil, laf anlamaz ve kaba Subaru’yla sabırla yüzleşmeyi sürdürmüştü. Ve sonunda Subaru’nun sözlerine kulak verip büyük dileğini gerçekleştirmesine yardım etmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu kez sıra Subaru’daydı. ——Crusch haklıysa yanında duracak, yanılıyorsa önünü kesecek olsa bile durduracaktı. Bunun uğruna&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Crusch-san, ben——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“——Dur, Natsuki Subaru.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yerli yerine oturan kararını ağzından dökmek üzereydi ki Crusch onu durduruverdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Crusch, sırf sözünü kesmek adına olmayacak kadar ciddi bir yüz ifadesine bürünmüştü. Crusch; Subaru ve Beatrice’le arasındaki mesafeyi kapattı, onları arkasına alıp korurcasına durdu ve kanalizasyonun karanlığına gözlerini dikti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onunla aynı yöne baksa da Subaru’nun gözlerine hiçbir şey yansımıyordu ki——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“——Biri var. Nefesini tutsa bile duyguların rüzgâra karışıyor. Benim gözümden kaçamazsın.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“——! Peşimize düşen askerleri atlatmış olmamız gerekmiyor muydu?..”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“Onlardan farklı bir niyeti olan biri olmalı. Baştan söyleyeyim, sessiz kalmayı sürdürmenin sana hiçbir faydası yok. Ortaya çıkmadığın takdirde seni düşmanım olarak sayarım——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???: </strong>“——Durdurdur! Yapma! Anladım! Anladım dedim ya!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Crusch’ın ne ara çektiği belli olmayan kısa kılıcını tutup pozisyon almasıyla olan oldu. Yükselen gerilim ve uyarı dolu sesin teşvikiyle, kanalizasyonun ilerisindeki karanlıktan telaşa kapılmış bir ses karşılık verdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Crusch’ın tespitinin gözü vasıtasıyla doğru çıkmasına şaşıran Subaru, “Hım?” diye duyduğu sesin kendisine karşı bir tavır takındı. ——Sese aşinaydı sanki.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Bu ses&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???: </strong>“Siktir! Oraya geliyorum! Tamam mı? Sakın ha saldırmaya kalkmayın. Sizinle kapışmak gibi bi’ niyetim yok!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“Bu, sizin sonraki hamlenize bağlı. Bu konuda söz veremeyeceğimi söyleyeyim. Yine de siz tek başınasınız, biz ise üç kişiyiz; sayısal olarak dezavantaj——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“——Bi’ dakika yoksa sen&#8230; Chin misin?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“Ne?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bağırıp çağıran adama karşı gardını indirmeyen Crusch, Subaru’nun bu sorusu üzerine kaşlarını kaldırdı. Subaru’nun yanında duran Beatrice de kısık sesle “Chin&#8230;” diye mırıldandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“O sanırım Pristella’da gördüğümüz adamdı, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Evet, haklısın. Şimdi Felt’in yanında kalıyor ve&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???: </strong>“——Buraya gelmemi söyleyen de Felt’ti zaten. Çıh, utanç verici be.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böyle nahoş şekilde dilini şaklatan adam, iki elini kaldırmış hâlde karanlıktan yavaşça ortaya çıktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ortaya çıkan kişi, beklendiği gibi Subaru’nun <em>sanpaku</em> gözlerinden bile daha iğrenç <em>shihaku</em> gözlere sahip bir adamdı—— ne zaman olduğu belirsiz şekilde Felt’in Kampına katılmış, arka sokak üçlüsü Tonchinkan’dan biriydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Oo, Chin!.. Ne zaman ortaya çıksan hep beni şaşırtıyorsun.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Kes la’! Chin olmadığımı daha önce de söyledim ya! Adım Rachins!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Chin, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Chin değilim diyorum ya, bücür!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Canına susamış bi’ Chin’sin, doğrusu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uzun zamandır görmediği yüz karşısında duygulanan Subaru bir yana, Rachins ve Beatrice boş yere atışmaya başladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aslında Rachins’le Priestella’dan beri—— o da Cadı Tarikatı’nın berbat toplantısını başlatan Sirius’un taşkınlığının yaşandığı yerde birlikte olduktan sonra görüşmemişti. Elbette sonrasında yaşadığını duymuştu ama yine de onu böyle sağlıklı görmek sevindiriciydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Neyse, tanıdık bir yüzle karşılaşmak iyi oldu. Sana sormak istediğim şeyler var——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“Orada dur, Chin ya da ismin her neyse. Natsuki Subaru’nun aksine ben seni tanımıyorum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Crusch-san?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir tanıdıkla yeniden karşılaşmanın sevincini istemsizce yaşayan Subaru’nun aksine, bir elinde kısa kılıçla keskin bakışlarını Rachins’e çeviren Crusch’ın temkini hiç yumuşamamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Düşününce Rachins; Su Tüyü Hanı’nda kalmamıştı, Sirius’la temastan sonra da savaş dışı kalmıştı. Crusch’la yüz yüze gelme fırsatı olmamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Crusch’ın temkinli olması bu yüzden gayet doğal gibiydi ama——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Haaa? Beni tanımıyor musun be, Karsten Düşesi de epey vefasızmış yahu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“&#8230;Ne?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Eh, Düşes gibi yüce mevkidekilerle öyle rahat konuşabilecek konumda değilim ama sen babamdan kılıç öğrenenlerden biriydin. Buna rağmen ‘hiç tanımıyorum’ dersen demek ki babam da pek kayda değer bi’ iş yapmamış demektir.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“————”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uzun dilini çıkarıp bunları söyleyen Rachins karşısında Crusch’ın yüzü şaşkınlığa büründü. Öte yandan Subaru da Rachins’in bu pervasız cesareti karşısında afallamaktan başka bir şey yapamadı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Yahu sen amma da kolpacısın ha, ağzına geleni söyleyip uyduruyorsun&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Uydurmuyorum lan!.. Böyle göründüğüme bakma, hatırı sayılır bir aileden geliyorum. Hatta bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar olsa da dük ailelerine mensup insanlarla yüz yüze gelmişliğim bile var.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Harbi mi? Uyduruyorsan hayal gücüne falan hâkim çık, yoksa başın yanar benden demesi&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine de bu kadar kendinden emin söylenince gerçekmiş gibi gelmeye başlaması, insanın kalbinin de sözünün de güvenilir şeyler olmadığını bizzat kanıtlıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yüzden Subaru çekine çekine Crusch’ın hâlini yokladı ama——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“&#8230; &#8230;.. &#8230;&#8230;&#8230;. Yoksa siz, Kraliyet Eğitmenliği yapmış Rickert Hoffman-dono’nun oğlu musunuz?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Hah! Olaya bak ya? Karsten Düşesi’nin hafızasına bi’ kanca atmışım desene.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Harbi mi?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Gayet ciddi gibi, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Crusch uzun bir zaman harcayıp sözcükleri sıkarcasına birinin adını ağzına aldı. Rachins’in bunu doğrulayan tavrı üzerine Subaru ve Beatrice istemsizce birbirlerine baktılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rachins’in gerçekten de Lugunica soylularından biri çıkacağı kimin aklına gelirdi ki?</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“O zaman neden arka sokaklarda güçsüzlere sataşan bi’ serseriye dönüştün ki?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Kes la’! İnsanların kendince sebepleri olur, yani kurcalama!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Sebeplerim var diyorsan Bettylerin de fazlasıyla sebebi vardır, doğrusu. Anlaşılan senin buraya gelmen de o sebeplerle bağlantılı, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Nığh!..”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Doğru. Beako’nun dediği gibi&#8230; Crusch-san, kılıcını indir. Muhtemelen Chin güvenilir. Garantisi benim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“&#8230; Şüpheli bir davranış sergilerse ya da rüzgâr eserse biçerim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Davranış neyse de rüzgâra n’apabilirim ki lan!..”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Karşısında böyle titreyen Rachins’e rağmen Crusch kısa kılıcını yavaşça indirdi ve temkinli duruşunu çözdü. Yine de kılıcı kınına koyacak kadar ileri gitmedi, tek gözüyle Rachins’in hareketlerini dikkatle izlemeyi sürdürüyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her hâlükârda——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Yine de buraya iyi ki geldin. Bizi nasıl buldun?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Öyle etkili bir yöntemle falan bulmadım. Sizi arayan tek kişi ben değilim zaten. Gaston’la Camberley de başka yerlere bakıyordu.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“O zaman sen tesadüfen isabetli yeri bulmuşsun, doğrusu. Gerçekten de etkili bir yöntem falan değilmiş, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Amma dırdır ettin la’, bücür. Sonuçta buldum ya, önemli olan bu. Ee, peki? Sizin tarafta neler oldu da böyle ayvayı yemiş duruma geldiniz?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“O konuya girersek çıkamayız, üstüne seni ikna edebileceğimden de emin değilim. O yüzden önce sen anlatıver. ——Emiliagiller ne durumda?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kaba olduğunun farkında olsa da Subaru, Rachins’in sorusunu kenara itip bunu sordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne de olsa Miklotov’un Malikânesi’nden kaçtığından beri dışarıdan doğru düzgün bilgi alabilecekleri bir an olmamıştı. Endişe, kaygı ve telaş yüzünden içi çoktan eriyip dağılmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Bizim Crusch-san’la birlikte olduğumuz Emiliagillerin kulağına da gitmiş olmalı. Öyleyse onları hem endişelendirip hem de başlarını ölesiye ağrıtmışımdır&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir yandan endişenin getirdiği ruhsal ağırlık, bir yandan da Krallık tarafından sorgulanmanın getirdiği ağırlıklar üst üste binmişti. Üstüne Kamp’ın kendisinin de büyük telaş içinde olduğunu düşünüyordu. ——Ancak Subaru’nun bu tahmini boşa çıkmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hem de bütünüyle, hayal bile etmediği bir biçimde.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Ah&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“?..”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Soru yöneltilen Rachins; gözlerinin beyazı dört yandan görünen bakışlarını hafifçe açtı, ardından kendisinden beklenmeyecek şekilde Subaru’yu gözetir gibi bir yüz ifadesine bürünüp konuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Söylediği şeyse——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Sizin taraftaki yarı elf, Saray’da gözaltına alınıp tutuluyor. Kampınızın geri kalanıysa kaçıp kayıplara karışmış. ——Tıpkı sizler gibi, hepsi kaçak durumuna düşmüş.”</p>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph">△▼△▼△▼△</p>



<p class="wp-block-paragraph">——Emilia’nın Kraliyet Sarayı’nda gözaltına alınması ve Rem’le Ottogillerin Soylular Köşkü’nden kaçışı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu, tam anlamıyla yeri göğü ters düz edecek kadar kötü bir haberdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rachins’in aktardığı o haberi defalarca çiğneyip yuttu, beyninin tek bir parçasını bile kaçırmadan hazmedebilmesi için tekrar tekrar zihninde döndürdü. Böylece anlamaya çalıştı, çabaladı ve çabaladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çabaladı çabalamasına ama——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“N-Nasıl böyle bir şey?..”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“&#8230;Açıkçası, Betty bile bunu hiç öngörmemişti, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dehşete kapılmış ve yüzü bembeyaz kesilmiş hâlde bunu mırıldanan Subaru, dişlerinin birbirine vurduğunu fark etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Görünüşe göre insanın kavrayışını fazlasıyla aşan olaylar, bedenindeki sıcaklığı bile çekip alıyordu. Soğumuş kan damarlarında dolaşıyor, el ve ayak parmaklarının donarak çürüyeceği yanılgısını hissettirecek kadar keskin bir ürperti yayıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böyle durumdaki Subaru’nun elini tutan Beatrice, sessizce ona kendi sıcaklığını verdi. Yine de bedeninin titremesi durmadı. ——Durum, Subaru’nun sığ hayal gücünü aşacak kadar kötüydü.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Benim&#8230; benim yüzümden Emilia da herkes de&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Keğh, böyle saçma şeyler söyleyesin geliyor olsa da ‘hepsi benim suçum’ suratını takınmayı kes lan. Zaten olaya şöyle bi’ bakınca her türlü tuzağa düşürüldüğünüz anlaşılıyor.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Eh?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kulaklarında çınlama yankılanıyor, baş dönmesiyle sendeleyen Subaru istemsizce gözlerini kırpıştırıyordu. Subaru’nun bu tepkisine karşılık, kollarını kavuşturmuş Rachins sinirle dilini şaklattı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Az önce Rachins, sanki dünyanın en doğal şeyiymiş gibi Subarugillerin “tuzağa düşürüldüğünü” söylemişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Tuzağa düşürülmüşüz derken, ne demek&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Ne demek olacak la’, olduğu gibi direkt. Garibine gitmiyor mu bunlar? Birdenbire her yerde işinize gelmeyecek olaylar haddinden fazla üst üste patlak vermiyor mu?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sersemlemiş Subaru karşısında Rachins iç çeker gibi omuz silkti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’nun zihninin bi’ kısmı uyuşmuş gibi ağırlaşmıştı; onun yerine Beatrice, Rachins’in bu sözlerine karşılık verdi&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Bettylerin peşine düşülmesi de Emilia’nın Saray’a hapsedilmesi de&#8230; sanırım?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“&#8230; Bununla bitmiyor. Sizin Kamptakilerin sorgusuz sualsiz kaçmasının nedeni de herhâlde karşı tarafın öldürme niyetini fark etmeleri.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Öldürme&#8230; hık?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Mesela diyorum, mesela! Pratikte, durup dururken Kraliyet Seçimi’ne mensup bir adayı öldürecek hâlleri yok ya&#8230; Bu yüzden erkek fatma da bizi en azından çıkarmayı başardı oradan.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tehlikeli bir kelime duyup gözleri fal taşı gibi açılan Subaru’ya karşılık Rachins, kirli duvarı tekmeledi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama kaba tavrının aksine sabırla anlatmayı sürdüren Rachins sayesinde Subaru’nun düşünme kabiliyeti de nihayet azar azar çalışabilir hâle geldi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yani——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Emilia’yı Kraliyet Seçimi’nden çekilmesi adına perde arkasından birileri işler çeviriyor. Benim yaptıklarım da kalıbına uydurularak Emilia’nın Saray’a kapatılmasına katkı sağlıyor. Planlayanların niyetini fark eden Ottogiller de kısıtlanmadan evvel kaçıp gidiyor&#8230; genel olarak böyle mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Betty, dediklerine bir şey daha eklemek istiyor, doğrusu: ——Kötü adamların tek hedefi Emilia da olmayabilir, sanırım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Tek hedefi Emilia değil mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu duyan Subaru kaşını kaldırınca Beatrice başıyla işaret etti. İşaret ettiği yöne baktığında da yanağının içini diliyle dürten Rachins’in buruk yüzüyle karşılaştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu, bakar bakmaz can alıcı bi’ noktaya parmak basılmış birinin yüzüydü——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“&#8230;Yoksa Chin’in gelmesinin nedeni sadece Emilia’yla Felt’in arkadaş olması değil mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Hay böyle işi, gereksiz şeyleri fark eden bücürün tekisin&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Subaru’nun eksik bıraktığı yerleri doldurmak Betty’nin görevi, doğrusu. Ayrıca durmadan ‘bücür de bücür’ deyip duruyorsun&#8230; ağzının payını vereyim mi insan, sanırım?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“O zaman efendine de insanların isimlerini doğru düzgün telaffuz etmesini söyle!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Araları pek iyi değilmiş gibi duran Beatrice’e sesini yükselten Rachins derin bir iç çekti. Ardından bir süre ağzında geveledikten sonra&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“&#8230;Saray’da yakalanan yalnızca sizin taraftaki yarı elf değildi. Felt de yakalandı. Reinhard denen herifi de bahanelerle köşeye sıkıştırıp kısıtladılar.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Reinhard mı?! Üstelik Felt de yakalandıysa&#8230; o zaman hedef Emilia değil, Kraliyet Seçimi’nin direkt kendisi mi?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Kafan amma da geç bastı. Felt tam da bundan şüphelendiği için Saray&#8217;a götürülmeden önce bize <em>‘Nii-chanları arayın, bulursanız yalnız bırakmayın’ </em>diye emir verdi. Sayesinde bu lağım kokusunun içinde deli gibi koşturmak zorunda kaldım lan.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendi kampları açısından dezavantaj anlamına geldiği için Rachins’in bunu anlatmak istememesi anlaşılırdı ama bu bilginin olup olmaması, tüm temel varsayımı da baştan aşağı değiştiriyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru, kendi davranışlarının Emilia’ya kişisel olarak zarar vereceğini sanmıştı ama karşı tarafın hedefi bununla da sınırlı değilmiş ki.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Emilia’yla Felt ve onlara bağlı olan Subaru ve Reinhard&#8230; hatta iki kampın da olayın içine sürüklenme ihtimali de göz önünde bulundurulduğunda bunun tesadüf olmadığı kesindi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hem Kraliyet Seçimi’ni hedef alan hem de Lugunica Krallığı’nı temellerinden sarsacak kadar gizli bir operasyon vardı. Üstelik böylesine aşırı büyük ölçekteki bir mesele, tam da Subaru’nun daha önce kulağına çalınmış bir şeyle örtüşüyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Crusch-san, duydun mu?! Daha demin söylediğin şey——”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Heyecanla başını kaldıran Subaru, konuşmayı izleyen Crusch’a doğru lafı çevirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rachins onlara katılana kadar, Rüzgârı Okumanın İlahi Koruması’nı kanıt olarak gösteren Crusch’ın sözlerinin doğruluğuna tam anlamıyla inanmakta zorlanan Subaru, peş peşe yağan bilgi selinin sayesinde o inanamamış olduğu şüpheye biraz olsun ikna olduğunu hissediyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Belki de Crusch’ın kılıcını savurmasına yol açan Miklotov’un planı da Kraliyet Seçimi’ni mahvetmeye çalışan şeytani planla bağlantılıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Eh, Crusch-san?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hiç tepki gelmemesiyle kafası karışan Subaru, Crusch’a doğru baktı ve gözlerine inanamadı. ——Duvarın kenarına yaslanan Crusch’ın başı, öne düşe düşe uyuklar hâldeydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Konuşmanın ortasında, üstelik tetikte olmayı sürdürdüğü bir anda uyuklamaya başlaması Crusch’ın huyuna hiç uymayan bir şeydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu fark edip seslenen Subaru’ya karşı Crusch da açıkça dalıp gidiyormuş olan gözleriyle karşılık verdi&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“&#8230;Kusura bakmayın, birdenbire uyku bastırıverdi. Muhtemelen bu&#8230; sol gözümün&#8230; getirdiği bir yorgunluk&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Yorgunluk mu?.. Zaten gözünü ne zamandan beri——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Crusch: </strong>“Gerisini&#8230; size bırakıyorum&#8230; Subaru&#8230; sama&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Oyy!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tam o anda Crusch, sınırına ulaşmış olacak ki gövdesi yalpalayarak birdenbire öne doğru yığılıverdi. Subaru telaşla bedenini yakalamasıyla beraber, gücü tükenen Crusch’ın elinden kısa kılıcı da kayıp düşerek kanalizasyonun zemininde tiz bir ses çıkardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama Crusch bu sesi bile umursamadan, uykuya dalmışçasına nefes alıp vermeye başlamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Şaka mı bu? Böyle önemli bi’ konuşmanın ortasında&#8230; uyuyakaldı!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Oy, düşesin nesi var? Anılarını kaybetmiş de bedeni bozulmuş da en sonunda kafayı yemiş de&#8230; hakkında böyle tonla berbat şey söyleniyor da.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Haağh?! Crusch-san’a neler diyorsun lan sen!? Ayağımın altına alırım seni, göt veren!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Bunları ben söylüyorum demedim ki! Ne biçim adamsın lan sen!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Beatrice: </strong>“Yeter, doğrusu! Her seferinde birbirinize girmeyin, sanırım! ——Sadece uyuyor gibi. Bizzat söylediklerini göz önüne alırsak sınırına ulaşmış olsa gerek.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Subaru’yla Rachins’in arasına giren Beatrice, eğilip Crusch’ın uyuyan yüzüne bakarak böyle bir yargıya vardı. Subaru’nun gözünde de bilincini yitirmiş Crusch’ın özel olarak acı çektiğine dair bir belirti yoktu, sınırlarına ulaşmış bedeni sadece güzel bi’ uyku çekmek istiyor gibiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yalnız, Beatrice’in dediği gibi Crusch’ın sözünü ettiği Ejderha Gözü’nün yan etkisiyse o doğa dışı şeyin kendi hâline bırakılmaması gerektiği açıktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hele ki——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“&#8230;İlahi Ejderha Kilisesi’nin Kutsal Ayini ve Tiga’nın tanıklığı&#8230; Kraliyet Seçimi Adaylarının hedeflendiği böyle bir durumda, alakalarının olmama olasılığı yok.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Açıkçası bunların birbirine bağlı olmadığını düşünmek zordu. Fakat bu, tersi şekilde İlahi Ejderha Kilisesi denen örgütle doğrudan bu şüphe bağlanıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İlahi Ejderha Kilisesi, Lugunica Krallığı’nda derinlerine kadar kök salarak güçlü bi’ biçimde yayılmış bir dindi. Onları düşman olarak varsaydığı durumda, kimleri düşman olarak görmesi gerekiyordu ki?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Durum gereği Tiga’dan şüphelenmek zorundaydı, peki ya Sakura? ——Ya Filóre?</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“En kötü ihtimalin doğru çıkması durumunda ben zaten yıkılırım da&#8230; Emilia çok ama çok üzülür&#8230;”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zaten Emilia Saray’da gözaltına alınmış olmasının yanında Ottogillerin ve Subarugillerin güvende olup olmadığını da bilmiyor olmalıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onun yüreğindeki ağırlığı az da olsa kaldırmak için bi’ hamle yapmalıydı. En iyi hamleyi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böyle karar veren Subaru, uykuya dalmış Crusch’ın bedenini sırtlandı ve sıkıca tuttu. Bu sırada kısa kılıcı yerden alıp kınına koyan Beatrice’le karşılıklı olarak baş salladılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Rachins, buradayken bi’ yere varamayız. Madem zahmet edip geldin, biraz daha rahat konuşabileceğimiz bi’ yer biliyorsundur, değil mi? Oraya gidelim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Rachins: </strong>“Bana patronluk taslanması hoşuma gitmezse de bu seferlik dalaşmayacağım&#8230; Gerçi, Kraliyet Başkenti’nin şu anki durumu yüzünden etraftakilerden ne kadar sakınırız, garantisini veremiyorum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“&#8230;Bir kez daha durumun vahimliğini gözler önüne serdin.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Düşman güçlüydü, gerçekten fazlasıyla güçlüydü ve bunu kullanarak Subarugilleri tuzağa düşürmeye çalışıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Muhtemelen burada Rachins’le buluşup ondan bunları öğrenebilmiş olmaları bile büyük bir tesadüfün doğurduğu bir mucizeydi. Gerçi buna mucize demek, Felt’in emriyle Subarugilleri arayıp bulan Rachins’e hakaret de sayılabilirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her hâlükârda——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“Crusch-san’ı da sakin bir yerde dinlenmesini istiyorum. Bedeni de kalbi de azıcık olsun huzura kavuşursa daha doğru düzgün konuşabiliriz. O yüzden——”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???: </strong>“——Şans ayağına geldi! Tam şu anda, tam bu anda, bu küçücük zamanda, bütün başkenti kaosa sürükleyen siz kaçakları davet etmek öylesine çok istiyordum ki içim içime sığmıyordu!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“——Ne?!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">O anda kanalizasyonda yankılanan, ortama tamamen aykırı ses karşısında Crusch’ı sırtlamış Subaru da Beatrice de Rachins de donup kaldı, gözlerini kocaman açarak arkalarına döndü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ses, lagmit madeninin cılız ışığının ulaşmadığı kanalizasyonun karanlığından gelmişti. Ama oraya doğru “Çıh” diye dilini şaklatan Rachins bi’ şey fırlatıverdi——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???: </strong>“Ooo, aydınlatıyorsun demek! Kuhahahaha, amma ince düşünceli amma da eli çabuksun!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sert bir ses kanalizasyonun zeminine çarptı, ardından beyaz ışık o karanlığı göz kamaştırıcı biçimde aydınlattı. Fırlatılan şey, darbe alınca ışık saçan lagmit madeninin ta kendisiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ani kararıyla bunu yapan Rachins’in hedeflediği gibi o ışık karanlığa karışmış kişinin silüetini, o tarafa dönmüş olan Subarugillere gösterdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Subaru: </strong>“&#8230;Maske?”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>???: </strong>“Oyoyoy, beni görür görmez aklından ilk geçen şey ‘maske’ mi? Gördüğün anda, gözüne yansıdığı anda, olduğu anda söyleyiverdiğin bir laf, değil mi? Biraz daha incelik katsana yahu. Gönlündeki kadına kur yaparkenki tutkuyla, coşkuyla kelimelerini seç hatta. Kuhahahaha!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunları söyleyip bedenini titrete titrete kahkahalar atan kişi bir erkekti—— üstelik uzun boylu bir erkek olduğu dışında hakkında hiçbir şey anlaşılmıyordu. Çünkü o adam; bütün bedenini kaplayan siyah bir giysi giymiş, yüzüne de palyaçoyu andıran bir maske takmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Karanlığın içinde belli belirsiz beliren beyaz palyaço maskesi, anormalliğini daha da belirginleştiriyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sözleri de tavrı da maskenin ardından yönelen kötücül bakışı da sadece beş saniyelik bi’ bakışmayla bile hemen anlaşılabilirdi. ——Palyaço maskeli bu adam, hiç de iyi birisi değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu kanıtlarcasına——</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Maskeli Adam: </strong>“Sizler ölebilirsiniz. İşim yalnızca orada uyuyan kadınla çünkü!”</p>



<p class="wp-block-paragraph">O anda kanalizasyonun karanlığını, lagmit madeninin ışığıyla kıyaslanamayacak kadar devasa bir alev aydınlattı ve şiddetli bir ısı dalgası Subarugillerin üzerine doğru yağdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">#Subaru&#8217;nun fırsatı kaçırmayıp her seferinde gol atması ne demeliyiz yahu?.. Bunu bilmesem de olayı Rachins&#8217;ten duyduğumuz kadarıyla öğrenmiş olduk. Bunları Crusch&#8217;ın da duymasını istesek de yorgunluktan ötürü bayılıp kaldı. Onu taşıyarak sakin bir yere gidecekken hiç bilmediğimiz biri ortaya çıkıverdi. Palyaço maskeli bu adamın Crusch&#8217;la bi&#8217; işi olduğu düşünüldüğünde Russel&#8217;ın adamı olabilir diye düşünüyorum şahsen ama diğerlerini öldürmek istemesi absürt. Cadı Tarikatı desem neden sadece Crusch&#8217;ı istiyor diye düşünüyorum ve cevabı bulamıyorum. Yani sanırım, sonraki bölümleri okumadan bunu anlamayacağız. O hâlde sonraki bölümlerde görüşmek üzere!</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a id="_msocom_1"></a></p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-19-fazlasiyla-guclu-dusman/">Kısım X, Bölüm 19 – “Fazlasıyla Güçlü Düşman”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-19-fazlasiyla-guclu-dusman/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
