<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Re:Zero Novel Oku - Turkce Web Novel Bolumleri</title>
	<atom:link href="https://www.rezeroturkce.com/category/ana-hikaye/kisim-10/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.rezeroturkce.com/category/ana-hikaye/kisim-10/feed/</link>
	<description>Re:Zero Türkçe Novel Oku! Anime, manga ve novel bölümlerini hızla Türkçeye çeviriyoruz. Sen de bu maceraya ortak olmak için hemen tıkla ve okumaya başla!</description>
	<lastBuildDate>Fri, 10 Apr 2026 08:01:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2025/12/cropped-logo-v2-32x32.png</url>
	<title>Re:Zero Novel Oku - Turkce Web Novel Bolumleri</title>
	<link>https://www.rezeroturkce.com/category/ana-hikaye/kisim-10/feed/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kısım X, Bölüm 1 – “Arkadaşlar”</title>
		<link>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-1-arkadaslar/</link>
					<comments>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-1-arkadaslar/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bertiel]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 10:53:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ana Hikâye]]></category>
		<category><![CDATA[Kısım 10]]></category>
		<category><![CDATA[Emilia]]></category>
		<category><![CDATA[Felt]]></category>
		<category><![CDATA[Otto Suwen]]></category>
		<category><![CDATA[Reinhard van Astrea]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.rezeroturkce.com/?p=6370</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-1-arkadaslar/">Kısım X, Bölüm 1 – “Arkadaşlar”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<p>Bölümün ortalama okuma süresi 23 dakikadır. İyi okumalar dileriz. ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ Çevirmen: Bertiel Ek Düzenleme: Qua Redaktör: akari Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-1-arkadaslar/">Kısım X, Bölüm 1 – “Arkadaşlar”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-1-arkadaslar/">Kısım X, Bölüm 1 – “Arkadaşlar”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>

<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>


<p style="text-align: center;"><em>Bölümün ortalama okuma süresi 23 dakikadır. İyi okumalar dileriz.</em></p>


<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>



<div class="wp-block-columns is-not-stacked-on-mobile is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-9d6595d7 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow"></div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow"></div>
</div>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>





<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="1500" height="2048" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/G_6BG26awAMb9wQ.jpg" alt="" class="wp-image-6391" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/G_6BG26awAMb9wQ.jpg 1500w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/G_6BG26awAMb9wQ-1465x2000.jpg 1465w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/G_6BG26awAMb9wQ-732x1000.jpg 732w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/G_6BG26awAMb9wQ-768x1049.jpg 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/G_6BG26awAMb9wQ-1125x1536.jpg 1125w" sizes="(max-width: 1500px) 100vw, 1500px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/i/status/2017191667603059152" type="link" id="https://x.com/i/status/2017191667603059152">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="has-text-align-center">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Çevirmen: Bertiel</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Ek Düzenleme: Qua</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Redaktör: akari</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur</strong>, <strong>ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Destek vermek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://rezeroturkce.com/bilgi-kosesi/destek/">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Discord’a gelmek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://discord.gg/rezeroturkce">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p><strong>???:</strong> “ ——Tam da o prensese yakışır bir hareket, ha? Son âna kadar kendi bildi’ni okumuş, şuna bak hele.”</p>



<p>Diyerek konuşan Felt, çay fincanına dudağını değdirdi. Kıza bakan Emilia’nın da bakışları hüzünle yumuşayarak gülümsedi.</p>



<p>Karşısındaki misafir koltuğunda tek dizini karnına çekmiş bir hâlde oturan Felt; Emilia’nın sözünü hiç kesmeden sonuna kadar dinlemiş, kendine has o üslubuyla Priscilla’nın yasını tutmuştu.</p>



<p>Priscilla’nınkinden hafifçe farklı kızıla çalan o gözlerinin büyük bir keder ya da derin bir yas hissiyle dolmamasını vicdansızlık olduğunu düşünmüyordu Emilia. Sadece&#8230; <em>güçlü</em> diye düşünüyordu.</p>



<p>Sırf Priscilla’nın ölüm haberinin detaylarını bizzat öğrenmek için kalkıp buraya kadar gelmesi de cabasıydı.</p>



<p>Şu an Emilia’yla Felt’in karşı karşıya olduğu yer, Kraliyet Başkenti Lugunica’daki Soylular Konağı&#8217;nın bir odasıydı. Başkentte kalan önemli kişilerin ağırlandığı bu konağın misafir odasında Emilia, Felt’i ağırlıyordu.</p>



<p>Sözleşmiş değillerdi. Tesadüfen başkentte bulunan Felt, Emilia’nın kraliyet sarayına vukuatlar getirdiğini duymuş ve kalkıp onu görmeye gelmişti.</p>



<p>Doğrusu, Felt’in bu ziyareti onu çok mutlu etmişti.</p>



<p>Zaten Emilia Kampı olarak Felt’e büyük borçları vardı—— onlar Krallıkta yokken Meili’yle yakından ilgilendiklerini Annerose’den duymuştu.</p>



<p>Hem Roswaal’ın akrabası hem de Emilia’nın destekçisi olan Annerose’den Meili ve Pleiades Gözcü Kulesi’yle ilgili çeşitli pazarlıkları yürütmesini rica etmişlerdi. Feltgiller de bu pazarlıkların başarıya ulaşmasında çok büyük yardımı dokunmuş, çok büyük rol oynamıştı.</p>



<p>Bu yüzden Emilia, fırsat yaratıp Felt’e bizzat teşekkür etmek istemişti; tesadüf olarak böyle karşılaşmaları çok hoştu.</p>



<p>Yine de “<em>keşke&#8230; keşke daha iyi haberlerle dönebilseydim de</em>——”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “——Diye düşünüp durdu’n yüzünden belli oluyo’, Emilia-neechan.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Eh, ııı&#8230; o denli mi belli ediyorum?”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Hem de nasıl. Kaşlarını öyle çatıp boynunu bükersen anında anlaşılır tabii.”</p>



<p>Parmağıyla kendi alnına vuran Felt’e ayak uydururcasına Emilia da iki kaşının arasını ovuşturdu.</p>



<p>Aklından geçenlerin yüzüne yansıdığı sık sık söylenirdi ama bu kadar net okunabiliyor olması kendi adına bile şaşırtıcıydı. Üstelik endişe vericiydi de. ——Kendini tamamen toparladığını, artık turp gibi olduğunu düşünüyordu oysaki. Kimseyi endişelendirmemek adına güçlü durmaya çalışıyordu.</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Yine de olmuyor işte. Böyle giderse Subarugiller kızacak bana.”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “O nii-chan sana kızar mı diyo’n? Hayal bile edemiyo’m valla.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Tabii ki de kızar. Subaru da yeri gelince toparlanmam gerektiğini bildiğinden ötürü kızar bana. Yanlış yaptığım bir şey varsa da açık açık söyler yüzüme.”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Hıh, görece&#8217;z onu.”</p>



<p>Diyerek gülen Felt, çektiği dizinin üzerine çenesini yaslayıp o sivri dişlerini gösterdi.</p>



<p>Felt’in o hafiften kötücül, alaycı gülümsemesine dudak büken Emilia “Ama&#8230;” diyerek devam etti.</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Felt-chan aklımdan geçenleri apaçık görüyor gibisin&#8230; Peki ya senin hiç böyle düşündüğün vakitler olmuyor mu?”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Lafı dolandırmadan mesele şu mu? Uzun zaman sonra yüz yüze geldik, onda da prensesin ölümüyle konuya girdik; baya’ ayıp oldu, canın sıkıldı falan mı diyo’n?”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Iıı, evet&#8230; aynen öyle. Hıhı, tam olarak onu diyordum.”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Bu meseleyi aksine Emilia-neechan’dan duydu’ma sevindim.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Benden mi?”</p>



<p>Beklemediği bir cevap alan Emilia şaşkınlıkla tekrar sorunca Felt “Aynen” dercesine başını salladı. Gözleri kocaman açılmış Emilia’nın önünde başını kaşıyarak&#8230;</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Açıkçası prensesin öldü’nü ilk duyduğumda şaka falan sandım. Çünkü öldürsen ölme’cek tiplerin başında gelirdi bu. Öğrenmeseydim kendi kafamda abuk subuk senaryolar kurup dur’cak, gerçeğin ne olduğu da arada kaynayıp git’cekti.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “————”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Bu yüzden olayın bizzat içinde olan Emilia-neechan’dan dinleyince&#8230; nasıl desem, duruma son noktayı da koyabildim&#8230; Ya da son noktayı koymaya hazır hâle geldim diyelim. Çıh, ben de lafı dolandırmaya başladım ya. Kusura bakma.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “——Yoo, olur mu öyle şey. Felt-chan’ın ne demek istediğini anladım.”</p>



<p>Derdini tam anlatamadığı için yüzünü ekşiten Felt’in hisleri Emilia’ya ulaşmıştı.</p>



<p>Durum tam tersi olsaydı, Emilia uzaklardayken haberi bile olmadan tanıdığı birinin öldüğünü duysaydı kendisi de ölümüyle ilgili türlü türlü şeyler kurardı kafasında.</p>



<p>O türlü hayaller içinde neyin doğru neyin yanlış olduğunu doğrulama imkânı olmadan kafa karışıklığı yaşar, gerçeği ayırt edemez hâle gelirdi.</p>



<p>Bu yüzden de ne kadar acı verici olursa olsun, o belirsizlik perdesinin yırtılıp atılması insana bir anlamda kurtuluş gibi geliyordu.</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Hele ki sana bunları anlatan kişi güvendiğin biriyse çok daha iyi oluyor çünkü.”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “&#8230;Bu lafın ucu Emilia-neechan’a güvendiğime çıkmıyo’ mu?”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Hıhı, ben Felt-chan’a güveniyorum&#8230; Felt-chan da bana güveniyor, di’ mi? O yüzden de kalkıp beni görmeye geldin, yanılıyor muyum?”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Bi’ saniye ya, rakip adaylar oldu’muzdan ötürü burada başımı sallayıp onaylamam tuhaf kaçmaz mı be?!”</p>



<p>Sandalyesinden ayaklarını indiren Felt, yanaklarını şişirip bıkkın bir ifade takındı. Yine de başını iki yana sallayıp reddetmediği için de Emilia rahatlamış bir gülümsemeyle karşılık verebildi.</p>



<p>Priscilla’yı düşündükçe göğsü hâlâ ince ince sızlıyordu. Ama Felt’in içindeki o bulanık soruların cevapsız kalmadığını bilmek iyi hissettirmişti.</p>



<p><strong>???:</strong> “————”</p>



<p>Derken Emilia’yla Felt’in bu anına hafif bir nefes sesi karıştı. O ince sesi anında havada kapan Felt, “Oyy” diye huysuzca çıkıştı&#8230;</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Sen ne sırıtıp duruyo’n lan orada?”</p>



<p><strong>???:</strong> “——Olur mu öyle şey, haddime değil. Sadece Felt-sama’nın Emilia-sama tarafından böylece köşeye sıkıştırıldığını görmek pek nadir bir olay da, isteyerek olmadı&#8230;”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “İsteyerek olmamışmış, külahıma anlat onu. Efendisi’nin yenilgisini sırıtarak izleyen şövalye mi olur lan?”</p>



<p><strong>???:</strong> “Bağışlayın. İkinizin arasına girmeye çekindim diyelim.”</p>



<p>Elini göğsüne koyup başını eğerek özür dileyen o meşhur kızıl saçlarıyla, mavi gözleriyle Felt’in Şövalyesi olan Reinhard’dı.</p>



<p>Doğal olarak Felt’in Emilia’yı tek başına ziyarete gelmesi beklenemezdi, o da başından beri buradaki konuşmalara kulak misafiri oluyordu. Reinhard’la Felt’in bu samimi atışmasına bakıp Emilia, “Aşk olsun.” diye söze girdi.</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “O kadar çekinmenize gerek yoktu ki. Bizim Otto-kun da deminden beri konuşu&#8230; Eh? Konuşmuyor muydu?”</p>



<p><strong>Otto:</strong> “Aynen öyle. Fark ettiğiniz için teşekkürler. Mevkileri yüksek iki kişinin konuşmasına elbette ki burnumu sokmayacak kadar sağduyum vardır hani, bilmem anlatabildim mi?”</p>



<p>Şaşkınlıkla kaşlarını kaldıran Emilia’nın yanında, acı acı gülümseyerek konuşan kişi, sohbetin başından beri orada duran Otto’ydu.</p>



<p>Bu kez Emilia’nın başkent yolculuğuna eşlik eden tek kişi Otto olduğundan ister Kraliyet Sarayı’na rapor verirken olsun ister Soylular Konağı’ndaki toplantılar olsun, her yerde onun yanındaydı.</p>



<p>Otto’nun varlığı dahi güven veriyordu, o yüzden hiç konuşmasa bile Emilia onun varlığına alışıp rahatlamıştı.</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Özür dilerim, fark edemedim. Otto-kun da konuşmayı çok sever, o yüzden susup oturmak senin için de çoook zor olmuştur kesin.”</p>



<p><strong>Otto:</strong> “Müsaadenizle düzelteyim, ben sadece gerektiği yerde gerektiği kadar konuşurum, yoksa kesinlikle geveze biri falan değilimdir yani!”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Ooo, hiç inandırıcı gelmedi. İnsanlarla konuşmayı geçtim; böceklerle, su ejderleriyle falan laklak edebilen bir adamın konuşmayı sevmedi’ni söylemesi de ne bileyim yani&#8230;”</p>



<p><strong>Otto:</strong> “İlahi Korumamla huylarımı birbirine karıştırmazsanız sevinirim.”</p>



<p>Başındaki yeşil şapkayı düzelten Otto, laubali tavırlı Felt’e böyle karşılık verdi.</p>



<p>“Dil Ruhu’nun İlahi Koruması” sayesinde türlü türlü canlılarla konuşabilen Otto düşünüldüğünde Felt’in tespiti tam on ikiden isabet etmişti diye düşündü Emilia. Şöyle bi’ düşününce gittikleri her yerde hayvanlarla, böceklerle, her türlü canlıyla konuşup arkadaş çevresini genişleten hep Otto’ydu sonuçta.</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Otto-kun’un çoook fazla arkadaşı vardır. Pek arkadaşım olmadığından ötürü, herkesle iyi anlaşabilmesine hep imrenmişimdir.”</p>



<p><strong>Otto:</strong> “Arkadaş deyince işin rengi biraz değişiyor ama. Çoğunlukla karşı tarafa sunduğum şey pazarlık ya da ticaret oluyor, arkadaş edinmekten daha farklı bir uzmanlık alanı yani. Böyle düşününce benim de pek arkadaşım olduğu söylenemez.”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Arkadaş tanımı üzerine öyle felsefe yapacak bi’ durum yok ki. Hazır elin değmişken bizim Reinhard’la da arkadaş oluversin bari. Bu herifin de arkadaşı azdır çünkü.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Eh, öyle mi? Çoook şaşırdım.”</p>



<p>Tek gözünü kırpıp koltuğun arkasında dikilen Reinhard’ı işaret eden Felt’in sözleri üzerine, Emilia istemsizce kızıl saçlı şövalyeye baktı.</p>



<p>Reinhard insanlarla arası iyi olan çok ünlü biriydi; Krallıkta kime sorulsa adı bilinir, güvenilirdi. Emilia da ilk karşılaştıkları andan beri ondan hep nezaket görmüştü, o yüzden Krallıktaki herkesle arkadaş olduğunu sanıyordu.</p>



<p>Emilia’nın şaşkın bakışları karşısında Reinhard, “Ne yazık ki” diyerek ekledi&#8230;</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Benden kaynaklı olmasa da karşı tarafın çekindiği çok oluyor. Subaru’yla Ferris bir yana, şövalyeleri ya da kampımızdaki yoldaşları saymazsak arkadaşım az sayılır.”</p>



<p><em><strong>(Ç.N:</strong> Julius…<strong>)</strong></em></p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Öyle mi&#8230; Reinhard’ın bile böyle dertleri varmış demek&#8230; Otto-kun baksana, sakıncası yoksa Reinhard’la da arkadaş olur musun?”</p>



<p><strong>Otto:</strong> “Şu an benden inanılmaz derecede uçuk bir şey istediğinizin farkında mısınız acaba? Ayrıca, Reinhard-san’a da ayıp olmaz mı?!”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Ne münasebet. Aksine, büyük mutluluk duyarım. Arkadaşım olur musun?”</p>



<p><strong>Otto:</strong> “Buna resmen kıskaca almak denir, hatta pusuya düşürmek desek yeridir yahu!”</p>



<p>Emilia’nın beklenti dolu bakışlarıyla Reinhard’ın gülümsemesi arasında sıkışan Otto, “Iğğh” diye kıvranarak inledi.</p>



<p>Bu manzarayı pişmiş kelle gibi sırıtarak izleyen tek kişi Felt’ti. Uzun bir tereddütten sonra Otto derin, çok derin bir iç çekerek&#8230;</p>



<p><strong>Otto:</strong> “Az önce Felt-sama’nın da buyurduğu gibi şu anda bizler rakip kampların mensuplarıyız. Kraliyet Seçimi bitinceye dek, aşırı samimi ilişkilerden kaçınmamız gerekiyor.”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Öyle mi? Yazık oldu. Ama kararın buysa saygı duyarım. Arkadaş değiliz o hâlde.”</p>



<p><strong>Otto:</strong> “Evet, öyle yapalım lütfen. Arkadaş değiliz.”</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img decoding="async" width="2048" height="1448" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/HACx-sDbEAESoki.png" alt="" class="wp-image-6389" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/HACx-sDbEAESoki.png 2048w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/HACx-sDbEAESoki-2000x1414.png 2000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/HACx-sDbEAESoki-1000x707.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/HACx-sDbEAESoki-768x543.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/HACx-sDbEAESoki-1536x1086.png 1536w" sizes="(max-width: 2048px) 100vw, 2048px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/shoshinshaC/status/2017808335966486655?s=20" type="link" id="https://x.com/shoshinshaC/status/2017808335966486655?s=20">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p>Hüzünlü sözler sarf edip omuzlarını düşüren Otto’ya karşı Reinhard, tuhaf bir şekilde ne incinmiş ne de hayal kırıklığına uğramış görünüyordu; yüzünde hâlâ o nazik tebessüm vardı. Ne yazık ki arkadaş olamamışlardı ama Emilia’nın gözünde nedense şimdiden sıkı sıkıya dost olmuşlar gibi geliyordu.</p>



<p>Üstüne üstlük——</p>



<p><strong>Otto:</strong> “Tüh, çaylar soğumuş ya. Gidip yenilerini demleyeyim. Emilia-sama, siz de sohbetinize devam edin. Ben——”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “——O hâlde ben de size eşlik edeyim. Arkadaş olamadık belki ama sana Çay Ritüeli&#8217;nin İlahi Korumasını göstereyim bari.”</p>



<p><em><strong>(Ç.N:</strong> Japon kültüründe “çay ritüeli/çay yolu”, yalnızca çay yapma işi değildir; o iş aracılığıyla insanın kendini disipline etmesini ve zihnini arındırmasını ifade eder. Yani, bazılarının “Kılıç yolu” dediği kavrama benzer. Bu yüzden mesele çayın kendisinden çok; nasıl hazırlandığı, nasıl sunulduğu ve o anda sergilenen zihinsel hâlidir. Çay deyip geçmeyin demiş sanırım, Tappei bey.<strong>)</strong></em></p>



<p><strong>Otto:</strong> “Şaşırtıcı derecede kinciymişsiniz. ‘Kılıç Azizi’nin birine kin gütmesi insana hiç huzur vermiyor, bilesiniz.”</p>



<p>İşte böylece kendi aralarında şakalaşarak odadan çıkıp gittiler.</p>



<p>Kapanan kapının ardında kaybolan Otto’yla Reinhard’ın sırtlarına bakan Emilia, Felt’e döndü.</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Şimdiden bayağı bayağı arkadaş olmuş gibiler, di’ mi?”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Kıh kıh, aynen, ben de aynısını düşünüyordum. Normalde Reinhard denen o herifin hareketleri tepemin tasını attırır ama izleyen taraf olunca da baya’ keyifli oluyormuş.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Aa, yaramaz çocuk suratı yaptın. Ama Kraliyet Seçimi yüzünden Otto-kun’un Reinhard’la arkadaş olmaktan vazgeçmesi de&#8230;”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Hah, çok da dert etme. O nii-chan laflarımı işine geldiği gibi cımbızladı sadece. Niye öyle yaptı onu ben de anlamadım ama&#8230; Kraliyet Seçimi var diye iyi geçinemeyiz lafları falan yalan dolan.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Yalan dolan mı&#8230; öyle mi?..”</p>



<p>Durumdan epey keyif almış olacak ki burnundan neşeli bir melodi mırıldanacakmış gibi duran Felt’in bu tavrı üzerine Emilia, biraz olsun düşündükten sonra “Tamam” diyerek ayağa kalktı.</p>



<p>Kraliyet Seçimini düşünüp Reinhard’la arkadaş olmaktan vazgeçen Otto’nun inceliğine karşı biraz mahcup hissediyordu ama&#8230; Emilia gene de kararını vermişti.</p>



<p>Priscilla olayından sonra, artık pişman olmak istemiyordu.</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Felt-chan?”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Oh? N’oldu?”</p>



<p>Hızlı adımlara yürüyüp kendisine bakan Felt’in yanına çöken Emilia, omuzları birbirine değecek kadar yakın bir mesafeden onunla yüz yüze geldi. Emilia’nın bu ani atağıyla dibine kadar girmesi karşısında Felt, kızıl renkli gözlerini kırpıştırdı.</p>



<p>Doğru ya Emilia’nın Felt’le ilk karşılaşması, Emilia’nın nişanını ona çaldırmasıyla başlamıştı. O zaman beyni durmuştu resmen, o durumda bile hiç istifini bozmayan Puck’a da gıcık olup hıncını ondan çıkarmak istemişti&#8230; Ama bu meseleyi bir yana bırakırsak özetle, Felt’le tanışmaları hiç de iyi bir başlangıç olmamıştı.</p>



<p>Yine de şimdi, Emilia kendisiyle aynı yere aday olan Felt’e karşı şunları hissediyordu&#8230;</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Ben&#8230; Felt-chan’la iyi anlaşmak istiyorum. Hem de öylesine anlaşmaktan bahsetmiyorum, çoook sıkı fıkı arkadaş olmak istiyorum.”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “&#8230;Haaa?”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Aslında Anastasia-san’la seçim bittikten sonra arkadaş olmak için sözleşmiştim. Birlikte seyahat edip bol bol konuşacağız diye&#8230; Gerçi o konuşmaların tamamı gerçek olan Anastasia-san değildi belki ama, uzun uzun konuşup sözleşmiştik.”</p>



<p>Koca gözleri şaşkınlıkla titreyen Felt’e Emilia takır takır sıralıyordu lafları.</p>



<p>Anastasia’nın—— kendini tüccar olarak tanımlayan o kadının sözünü tutacağı kesindi. Subaru’nun aksine onunla sözleşmek güven vericiydi.</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Subaru sözünü hemencecik bozduğu için endişeleniyorum ama Anastasia-san oldu mu içim rahat oluyor. Ama söz vermesek bile Subaru’yla arkadaş olamayız gibi geliyor bana, gerçi ben de Subaru’yla arkadaş olmayı istiyor muyum bilmiyorum&#8230; Eh? Ne konuşuyorduk biz?”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Emilia-neechan’ın Subaru nii-chan’la neden arkadaş olamayaca’nı konuşmuyo’ muyduk?”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Hıhı, öyle&#8230; Ayy, öyle değil, onu demiyordum! Felt-chan’la beni diyordum!”</p>



<p>Az kalsın asıl konudan sapan Emilia soğuk terler döktü. O tehlikeli virajı alıp toparlayan Emilia’nın önündeki Felt’se aniden başını yukarı kaldırdı. Onun bu hareketiyle Emilia da tavana baktı. Öyle ahım şahım bir şey yoktu orada.</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Felt-chan?”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Tavana bakmıyo’m yahu. N’apsam diye düşünüyo’m.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Iıı, aklıma geldi de. Subaru’yla Petra yüzüme baktı mı hep enerjiyle dolup taştıklarını söylüyorlar. Ee, işe yaradı mı acaba?”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Yoksa şu an bana iyi yönlerini mi pazarlıyo’n la’?”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Öyle de denebilir, Felt-chan’la arkadaş olmak istiyorum çünkü.”</p>



<p>Son bir yılda aynadaki yüzüne bakmaya o da alışmıştı artık.</p>



<p>Subaru, Petra, hatta bazen Ram bile Emilia’nın yüzünü övüyordu; belki Felt üzerinde de bir etkisi olur diye umutsuzca olta atmıştı.</p>



<p>Emilia’nın bu ölesiye çabası karşısında Felt, yüzü hâlâ yukarı dönük hâlde konuştu&#8230;</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Ne diye benimle bu denli arkadaş olmak istiyorsun ki? Şimdiki hâlimizle de&#8230;”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Priscilla’yla ben&#8230; arkadaş olmak istemiştim.”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “————”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Ama bunu söylemeyi hep ertelemiştim. Çok aptalım, di’ mi? Daha düne kadar turp gibi olan değer verdiğim biriyle yollarımın aniden ayrılabileceğini biliyor olmam gerekirdi oysaki.”</p>



<p>Elini göğsüne götürüp boynunda asılı duran büyü kristaline dokunarak mırıldandı Emilia.</p>



<p>Uyuyup duran Puck da öyleydi, Büyük Elior Ormanı’nda buzlar içinde kalan biricik ailesi de. Ayrılık ansızın gelirdi, ona ne kadar değer verirsen ver.</p>



<p>Priscilla’yla olan vedası, unutkan Emilia’ya acı gerçeği tekrardan hatırlatmıştı.</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Artık bunu bir daha unutmak istemiyorum. O yüzden kararımı verdim, artık kendimi tutmayacağım. Sevdiğim insanlara sevdiğimi söyleyeceğim, arkadaş olmak istediklerime de arkadaş olalım diyeceğim.”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “——Siktir ya, prenses gene son âna kadar yapmış yapaca’nı.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “?——”</p>



<p>Emilia olabildiğince dürüstçe hislerini kelimelere dökmüştü. Hâlâ tavana bakarak onu dinleyen Felt, yavaşça bakışlarını indirdi.</p>



<p>Yüzündeki ifade ne pişmanlıktı ne de acıydı, bambaşka bir gülümsemeydi.</p>



<p><strong>Felt:</strong> “İyi, tamam, ben de Emilia-neechan’la arkadaş olurum o zaman.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Gerçekten mi?! Yani, Kraliyet Seçiminden sonra&#8230;”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Sonrasına gerek yok. Nasıl olsa olca&#8217;z, bari Anastasia-neechan’dan önce Emilia-neechan’la arkadaş ola&#8217;m da kıskançlıktan çatlasın.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Aa, öyle demesene. Anastasia-san da arkadaşım olacak sonuçta.”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Hâlihazırda senin arkadaşın olmuşken daha olamamış olan Anastasia-neechan’dan daha üstün değil miyim yani?”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Yaa, beni zor durumda bırakıyorsun ama!”</p>



<p>Kıkır kıkır gülerek o sivri dişlerini gösteren Felt’e karşı, Emilia da dudaklarında açan bir tebessümle karşılık verdi.</p>



<p>Teklifine Felt’ten harika bir cevap almıştı. Felt’le arkadaş olabilmenin gerçekliğiyle Emilia’nın göğsü yavaş yavaş sıcacık bir hisle doldu.</p>



<p>Böylece Felt’le karşılıklı gülüşürken Emilia’nın aklında birileri canlanmıştı. ——Hâlâ Priscilla’nın ölümünü kabullenememiş olan Al’la ona eşlik eden Subarugiller.</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Al’la da——”</p>



<p><em>Bir gün&#8230;. Şimdi, hemencecik olacak diye bir şey yok ama bir gün.</em></p>



<p>Emilia’nın arkadaş olmak istediği, o çok arzuladığı Priscilla hakkında; gözleri dolmadan başka ifadelerle konuşabileceği o günlerin gelmesi için de&#8230; tüm kalbiyle dua edecekti.</p>



<p>Emilia arkadaşıyla omuz omuza vermişken böyle düşündü.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img decoding="async" width="2048" height="1451" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/HAAjReYb0AAuzWO-1.jpg" alt="" class="wp-image-6388" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/HAAjReYb0AAuzWO-1.jpg 2048w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/HAAjReYb0AAuzWO-1-2000x1417.jpg 2000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/HAAjReYb0AAuzWO-1-1000x708.jpg 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/HAAjReYb0AAuzWO-1-768x544.jpg 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/HAAjReYb0AAuzWO-1-1536x1088.jpg 1536w" sizes="(max-width: 2048px) 100vw, 2048px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/spica59_/status/2017651423585177971?s=20" type="link" id="https://x.com/spica59_/status/2017651423585177971?s=20">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="has-text-align-center">△▼△▼△▼△</p>



<p><strong>???:</strong> “——Demek o kaş göz işaretini o yüzden yaptın. Benimle konuşmak istiyordun, değil mi?”</p>



<p>Emilia’yla Felt’i misafir odasında baş başa bırakıp koridorda bir süre ilerledikten sonra, Reinhard aniden konuyu açtı.</p>



<p>Elinde çay takımının olduğu gümüş tepsiyi taşıyan Otto, “Aynen öyle” diye arkasına bakmadan onayladı.</p>



<p><strong>Otto:</strong> “Doğrudur. Durumu çabucak kavradığınız için sağ olun. Felt-sama’nın ziyareti sayesinde Emilia-sama’nın yüzü nihayet gülmeye başladı, o havayı da bozmak istemedim.”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Belli ki Priscilla-sama’nın gidişi onu sandığımızdan daha çok sarsmış.”</p>



<p><strong>Otto:</strong> “Açıkçası, o savaşa katılıp da sarsılmayan tek bir insan evladı yoktur. Neredeyse hiç muhabbetim olmayan benim bile içime oturduysa varın gerisini siz düşünün.”</p>



<p>Elbette Otto’nun yaşadığı şok, Priscilla’ya sempati duyan Emilia’yla ya da onun gözlerinin önünde silinip gidişine şahit olan Subaru ve Al’la kıyaslanamazdı.</p>



<p>Yine de “Büyük Felaket”e karşı verilen savaşta tek bir müttefiki bile kaybetmeden herkesi sağ salim eve döndürmeye odaklanan Otto için Krallıktan birinin—— Kraliyet Seçimindeki bir adayın ölümü ağır gelmişti. Diğer yandan -mantığının bir köşesinde- akılalmaz bir karizmaya sahip o zorlu rakibin denklemden çıkışını soğukkanlılıkla analiz eden bir tarafı da yok değildi.</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “&#8230;Şaşırtıcı.”</p>



<p>Sanki Otto’nun iç sesini duymuş gibi mırıldandı Reinhard. Şöyle bir omzunun üzerinden arkasına baktığında Reinhard’ın sözlerinin hakkını verircesine şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdığını gördü.</p>



<p>Bu tepki üzerine Otto, hafifçe kendini tiye alan gevşek bir gülümsemeyle&#8230;.</p>



<p><strong>Otto:</strong> “Bu tepkinizden anladığım kadarıyla Priscilla-sama’nın ölümüne üzülmemi beklemiyordunuz. Doğruya doğru, rakip bir adayın elenmesini memnuniyetle karşılayan bir tarafım yok dersem yalan olu&#8230;”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Onu demiyordum, kendi zayıflığını bu kadar dürüstçe dile getirmen şaşırttı beni. Kendini zorla kötü adam gibi göstermeye çalışmana hiç gerek yok bence.”</p>



<p><strong>Otto:</strong> “————”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Yoksa, içini dökmen bana ısındığının bir işareti mi&#8230; dost olabileceğimize dair bir emare mi yoksa?”</p>



<p><strong>Otto:</strong> “Anlaşılan kelimelerimi yanlış seçmişim.”</p>



<p>Hafiften dalga geçilmenin verdiği hisle Otto omuzlarını biraz dikleştirip yürümeye devam etti.</p>



<p>Anlaşılan ruh hâli, kendisinin fark ettiğinden bile daha bozuktu. Reinhard da bunu sezmiş olacak ki az önceki pot kırmasını şakayla karışık bir âna dönüştürüp geçiştirmişti.</p>



<p><strong>Otto:</strong> “Toparlan, kendine gel Otto Suwen.”</p>



<p>Böyle olmazdı, dizginleri yeniden ele almalıydı.</p>



<p>Felt’in Emilia’ya düşmanlığı olmasa bile sonuçta o rakipti. Karşı tarafa zayıflık göstermemek elzemdi. Zihinsel dengenin bozuk olması, bir müzakere masasında—— hatta koridorda dahi gösterilmemesi gereken kusurların en başında gelirdi.</p>



<p>Bunu kendine bir kez daha hatırlatarak Otto, Reinhard’ı dışarı çıkarma amacını yerine getirmeye karar verdi.</p>



<p>O amaç da şuydu——</p>



<p><strong>Otto:</strong> “——Heinkel Astrea hakkında bildiklerimi paylaşacağım.”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “————”</p>



<p>Konunun açılmasıyla birlikte koridordaki havanın bıçak gibi kesilip değiştiğini hissetti.</p>



<p>Kurudu mu ıslandı mı, bilinmez ama nem oranı değişmişti. Arttı mı azaldı mı, bilinmez ama sıcaklık değişmişti. Buna sebep olanın hemen yanı başında yürüyen “Kılıç Azizi” olduğu gerçeği kesindi.</p>



<p><strong>Otto:</strong> “Heinkel-san, Priscilla Kampı’nın bir üyesi olarak İmparatorluktaki savaşa katılıp sağ çıktı. Ancak Priscilla-sama’nın ölümünden sonra çöktü ve o andan sonra da resmen sırra kadem bastı.”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “&#8230;İmparatorluk tarafından esir mi alındı?”</p>



<p><strong>Otto:</strong> “Hayır, sanmıyorum. Çıkarları söz konusu olduğunda ne kadar acımasız olabilecekleri malûm bir ülke olsa da o savaştan yorgun düşmüş hâlleriyle Krallığı—— yani ‘Kılıç Azizi’ Reinhard van Astrea’yı karşılarına alacak kadar gözleri kör değildir.”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “O hâlde kendi isteğiyle ortadan kayboldu, ha?”</p>



<p>Gözlerini hafifçe yere indiren Reinhard’ın güçsüz bir sesle mırıldandığını duyuverdi Otto.</p>



<p>Amacı misilleme yapmak değildi ama sonuç olarak az önce kendisinin zayıflık göstermesi gibi, şimdi de karşı tarafın zihinsel dengesini sarsacak bir durum yaratmıştı. Yine de “fırsat bu fırsat” deyip rakibin yarasını deşecek ya da oradan bilgi sızdıracak bir ruh hâlinde değildi.</p>



<p>Ama şimdi soracağı sorunun kendisine hiç yakışmadığını da biliyordu——</p>



<p><strong>Otto:</strong> “Heinkel-san&#8230; yani babanız adına endişeleniyor musunuz?”</p>



<p>Bu soru, karşı tarafın nezaketine karşın samimi bir karşılıktı.</p>



<p>Aslında Reinhard için cevaplaması zor bir soruydu bu. Reinhard’la Heinkel arasındaki ilişkinin detaylarına hâkim değildi ama baba oğul ilişkisinin çatlaklarla dolu olduğunu, fiilen kopmuş olduklarını artık herkesçe biliniyordu.</p>



<p>Üstelik Otto, Priestella’da Heinkel’in Felt’e kılıç dayayıp Reinhard’ın hareketlerini kısıtlamaya çalıştığı o sahneye bizzat şahit olmuştu.</p>



<p>Zaten lafı oraya getireceksek ailenin üç kuşağının da farklı Kraliyet Seçimi adaylarını destekliyor olması bile, Astrea ailesindeki istikrarsızlığı kanıtlayan en büyük olaydı.</p>



<p>Her hâlükârda——</p>



<p><strong>Otto:</strong> “İçinize su serper mi bilmem ama, Garfiel’in dediğine göre babanız ‘Ejderha’nın darbesine bile dayanabilmiş. O yüzden de saldırıya uğrayıp hayatını kaybetme ihtimalinin düşük olduğunu düşünüyorum.”</p>



<p>Bunu söylerken Otto, Heinkel’in intihar etme olasılığını bilerek dile getirmedi.</p>



<p>Duyduğuna göre Priscilla’nın ölümüyle yıkılan Heinkel, sadakatinin yönünü Emilia’ya çevirmiş ve kendisini astı olarak kabul etmesi için yalvarmıştı. Emilia tarafından reddedilip gidecek yeri kalmayan bir adamın, çaresizlikten ne yapacağı da kestirilemezdi——</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “——Buna ihtimal yok, Otto. Babam, asla kendi canına kıyacak bir şey yapmaz.”</p>



<p><strong>Otto:</strong> “&#8230;Emilia-sama gibi benim de her şey yüzümden mi okunuyor acaba?”</p>



<p>Aklından geçenlerin şıp diye bilinmesi üzerine Otto tek eliyle alnını ovuşturdu. Reinhard’sa “Yoo” diyerek acı bir tebessümle karşılık verdi.</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “En kötü ihtimali bilerek dile getirmediğiniz için nezaket gösterdiğinizi düşündüm sadece. Ama endişeniz yersiz. Babamın mutlaka yaşayarak gerçekleştirmek istediği bir amacı var. Onu başarmadan evvel ölümü seçmesi&#8230; böyle bir şey mümkün değil.”</p>



<p><strong>Otto:</strong> “Öyleyse bir yandan rahatlarken diğer yandan endişelenmemiz gerekecek. Köşeye sıkışmışken ne tarz bir delilik yapacağı da belli olmaz&#8230; Hatta, bir sonraki hedef olarak Felt-sama’yla temas kurmaya çalışabilir mi?”</p>



<p>Heinkel’in bakış açısına göre Emilia’ya yalvarmaktan çok daha mantıklı bir seçenek olurdu bu.</p>



<p>Elbette böyle bir hamle, Heinkel’in elindeki tek ve mutlak kozu—— ‘Kılıç Azizi’ Reinhard üzerindeki kontrolü yok etmesi anlamına gelirdi. Ama bunu bir kenara bıraksak bile kabul edilme ihtimali yüksek bir seçenekti.</p>



<p>Priscilla’yı kaybeden, Emilia tarafından da reddedilen Heinkel’in parazit olarak Felt’e yapışması; Otto’ya göre gayet olasıydı.</p>



<p>Ancak——</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “——O da olmayacaktır.”</p>



<p>Bu cevap az öncekinden çok daha kesin, inanç dolu bir tonda gelmiş ve Otto’nun itirazını boğazına tıkmıştı.</p>



<p>Otto: “————”</p>



<p>O masmavi gökyüzünü andıran gözbebeklerine, sanki gecenin gölgesi düşmüş gibiydi. Dudaklarındaki tebessümün kırıntısını dahi silen Reinhard, sessizliğe gömülen Otto’nun yanında yürüyordu.</p>



<p>İki adım, üç adım&#8230; Tek kelime etmeden mutfağa olan mesafeyi kısaltıyorlardı. Konuşma bu sessizlik içinde bitecek sanılırken&#8230;</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Babam ‘Kılıç Azizi’ olmamı bırakmamı istiyor. Bu yüzden de ne pahasına olursa olsun kazanmak zorunda olduğum Kraliyet Seçiminde benim desteklediğim Felt-sama’ya güç katması düşünülemez.”</p>



<p><strong>Otto:</strong> “&#8230;Bir yandan Kraliyet Seçimini kazanmak istiyor bir yandan da Reinhard-san’ın kazanmasını istemiyor mu?”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Aynen öyle. İşte bu noktada babamla yollarımız asla kesişemez. Babam ne dilerse dilesin, ben Kılıç Azizi’yim. ——Kılıç Azizi olmak zorundayım.”</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="2048" height="1165" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/G_4FTpUWIAAz_at.png" alt="" class="wp-image-6390" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/G_4FTpUWIAAz_at.png 2048w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/G_4FTpUWIAAz_at-2000x1138.png 2000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/G_4FTpUWIAAz_at-1000x569.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/G_4FTpUWIAAz_at-768x437.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/G_4FTpUWIAAz_at-1536x874.png 1536w" sizes="auto, (max-width: 2048px) 100vw, 2048px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/SiriusWorm/status/2017055735998296380?s=20" type="link" id="https://x.com/SiriusWorm/status/2017055735998296380?s=20">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p>Herkesin kendine göre bir hikâyesi, bir derdi vardı.</p>



<p>Bunu gayet iyi anladığı için Otto, elalemin aile meselelerine burnunu sokacak değildi. Şüphesiz ki bu, baba oğul arasındaki çarpık ilişkinden ötürüydü. Hele ki Reinhard’ın son sözü, sanki kendisi “Kılıç Azizi” olmak istemiyormuş da zorla olmak durumunda kalmış gibi duyulsa bile irdelemeyecekti.</p>



<p>Bu yüzden Otto’nun yapabileceği tek şey duruşunu netleştirmekti.</p>



<p><strong>Otto:</strong> “——Vay arkadaş, ne sahneydi ama. Hayatım boyunca bir gün Kılıç Azizi’yle böyle ayaküstü dertleşeceğim aklımın ucundan bile geçmezdi valla.”</p>



<p>Omuzlarını silkerek Reinhard’ın özel hayatına daha fazla girmeyeceğini belli etti.</p>



<p>Gezgin bir tüccar olarak diyar diyar gezip türlü türlü insanla karşılaşırken geliştirdiği bir hayatta kalma sanatıydı bu. Kulağına ne kadar önemli bir bilgi gelirse gelsin, onu kullanmayacağını abartılı bir şekilde göstererek zararsız olduğunu ilan ederdi.</p>



<p>Böylece çoğu zaman, başına bela almadan o şehirden ayrılabilirdi.</p>



<p><strong>Otto:</strong> “Sonuçta, bazen içki masasının gazıyla asla ağızdan kaçırılmaması gereken bilgileri yumurtlayıp sonra da duyanı susturmaya çalışan mantıksız tipler oluyor da&#8230;”</p>



<p>Bu yüzden yolculuklarda bilgi toplamak için en ideal yer olan meyhaneleri bile, gereğinden fazla büyük sırları “kazara” öğrenmemek adına ekstra çaba sarf etmek gerekirdi. Bir tüccar olarak edindiği bu tecrübenin dönüp dolaşıp Kraliyet Seçiminde işine yaraması da hayatın cilvesiydi işte.</p>



<p>Her hâlükârda——</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Babamla ilgili konuyu paylaştığınız için teşekkürler. Aklımda tutacağım.”</p>



<p>Reinhard da Otto’nun bu “ben zararsızım” mesajını almışçasına başını salladı. Bunun üzerine Otto da omuz silkip “Kusura bakmayın” diyerek ekledi.</p>



<p><strong>Otto:</strong> “Gereksiz yere başınızı ağrıttım galiba? Kılıç Azizi’yken zaten yeterince dertle boğuşuyorsunuzdur.”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Hem bu ünvanı hem de İlahı Koruma’yı bile isteye aldım. O yüzden sorumluluğu da bana ait demeliyiz.”</p>



<p>İlahi Koruma, doğuştan bahşedilen bir şeydir.</p>



<p>“Bile isteye aldım” tabiri garip gelse de Otto hemen Kılıç Azizi’nin İlahi Koruması’nın sonradan layık olana geçtiğini anımsayıverdi. Reinhard da önceki Kılıç Azizi’nin ölümünden sonra bu mirası devralan kişiydi ne de olsa.</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “İlahi Korumalarla yaşayanların derdi bitmez. Gördüğüm kadarıyla Otto, İlahi Korumanı gayet iyi kullanıyorsun; o yüzden çok da dertli gelmiyordur sanırım?”</p>



<p><strong>Otto:</strong> “Gayet iyi mi kullanıyorum? Yok daha neler. Doğuştan beri, başa çıkamadığım bir İlahi Koruma tarafından oradan oraya savrulup duruyorum. Alıcısı olsa dünden razıyım vermeye.”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Haha, ulu orta öyle şeyler demeyin bence. İlahi Koruma sahiplerini kıskanan çok insan var. Gerçi bunu sana söylemesem de olur sanırım.”</p>



<p><strong>Otto:</strong> “Aslında çok da kıskanılası bir tarafı olduğunu hiç sanmıyorum ama neyse ne.”</p>



<p>Reinhard’ın dediği gibi İlahi Koruma’ya sahip kişilerin çilesi bitmezdi.</p>



<p>Bu; İlahi Koruması olmayanların anlayamayacağı, hatta farklı İlahi Koruması sahip olanların bile birbirini tam olarak kavrayamayacağı, doğru cevabı olmayan zor bir bilmeceyi çözmek gibiydi.</p>



<p>Reinhard’ın iltifatına verdiği cevap da Otto’nun gerçekliğiydi. ——Dil Ruhu’nun İlahi Koruması tam anlamıyla kullanabildiğini bir an bile düşünmemişti. Muhtemelen, bundan sonra da düşünmeyecekti.</p>



<p><strong>Otto:</strong> “Reinhard-san’ın Kılıç Azizi’nin İlahi Koruması’nın aksine, benimki öyle tarihe adını yazdıracak bir şey de değil zaten.”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Öyle sürekli Kılıç Azizi, Kılıç Azizi deyip gözünüzde büyütmeyin lütfen. Sonuçta, hâlâ ünvanın gölgesinde bocalayan toy biriyim ben. Bununla böbürlenecek hâlim de yok.”</p>



<p><strong>Otto:</strong> “Makam insanı yaratır derler. Belki farkında değilsiniz ama Reinhard-san da o Kılıç Azizi havasıyla etrafındakileri baskılıyor olabilir.”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Kılıç Azizi havasıyla baskılıyor muyum&#8230; Bunu biraz daha açabilir misin? Belki de Felt-sama’yla Rachinsgillerin sürekli söylendiği şeylerin sebebi budur.”</p>



<p><strong>Otto:</strong> “Yahu, lafın gelişi söyledim, niye hemen ciddiye alıp üzerime geliyorsunuz ki!”</p>



<p>Beklemediği bir ilgiyle karşılaşan Otto, Reinhard’ın soru yağmuru karşısında feryat ediverdi.</p>



<p>Sohbetin tonu hafifleyip daha samimi bir havaya bürünürken Otto, Reinhard’a karşı gardını biraz olsun indirdi; zihnini bir nebze de olsa ferahlattı.</p>



<p>En azından şu an, Felt veya Reinhard’ın karşısında itibarını zedeleme pahasına aceleci bir politik hamle yapması için bir sebep yoktu. Kendi durumu da hiç iç açıcı değildi zaten.</p>



<p>Her şeyden önemlisi şu anda uzak diyarlarda Subaru, Al uğruna kendini paralıyor olmalıydı.</p>



<p><strong>Otto:</strong> “Benim gibi biri bile, Natsuki-san ve diğerleri birinin kalbini kurtarmaya çalışırken arkadan dolap çevirmeyi vicdanına yediremiyor işte. ——Uçbeyi Mathers olsam hiç acımazdım gerçi.”</p>



<p>Al’la birlikte Pleiades Gözcü Kulesi’ne giden Subaru ve ekibinin aksine, Priscilla’nın hizmetkârı Schult’u yanına alıp onun bölgesi olan Barielle topraklarına giden Roswaal vardı&#8230; O endişeli, düşünceli tavırlarının arkasında bu fırsatı değerlendirip Barielle topraklarına müdahale etme amacının yattığına hiç şüphe yoktu.</p>



<p>Bu yaptığı şey; Kraliyet Seçimi açısından doğru, hırslı ve bir o kadar da aşağılık bir hareketti. ——Aynı zamanda o kadar acımasız olamadığı için Otto kendisini kimi zaman saflığıyla kimi zaman da hâlâ kalmış olan insaniyetiyle teselli ediyordu.</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Pekâlâ, o zaman çayları demleyelim. Hünerlerimi göstereyim bari.”</p>



<p><strong>Otto:</strong> “Sözümüzü esirgemeden elinizdeki lezzeti tartacağız o hâlde.”</p>



<p>Mutfağa varır varmaz tepsideki çay takımını kapan Reinhard hazırlıklara başladı. Onu izleyen Otto da yaklaşan gelişmeleri düşünürken bu kısa molanın tadını çıkarıp derin bir nefes aldı.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1170" height="1322" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/resim.png" alt="" class="wp-image-6393" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/resim.png 1170w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/resim-885x1000.png 885w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/resim-768x868.png 768w" sizes="auto, (max-width: 1170px) 100vw, 1170px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/TurkmenianEOwl/status/2018000842033623544?s=20" type="link" id="https://x.com/TurkmenianEOwl/status/2018000842033623544?s=20">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p>Ama içinde bir his vardı. Çok yakında yine bir şeylerin patlak vereceğine dair, kötü bir histi bu.</p>



<p><strong>Otto:</strong> “&#8230;Emilia-sama’yla Felt-sama’nın kaleye gidişini erteletecek kadar öncelikli bir görüşme yapılıyormuş sarayda. Neler dönüyor acaba?”</p>



<p>Diyerek mırıldanan Otto’nun yanındaki sütunun gölgesinde minik bir karartı kımıldadı. ——Kalede herhangi bir hareketlilik olursa rapor etmesi için anlaştığı Zodda böceğiydi bu.</p>



<p>——Ve Otto’nun o kötü hisleri, iki ayrı anlamda da gerçeğe dönüşecekti.</p>



<p>İlki, Kraliyet Seçimi adaylarını özellikle dışarıda bırakarak kalede yapılan toplantının bir sonuca bağlandığına dair olan rapordu ki bunu da Zodda böceği vermişti. İkincisiyse Soylular Konağı’na gelen Felt’in kampından bir kızın—— Grassis’in getirdiği haberdi.</p>



<p>Pleaides Gözcü Kulesi’ne giden Subarugillerin tarafında bir sorun çıkmıştı: Al’ın gözaltına alındığı ve Subarugillerin başkente doğru yola çıktığına dair ortalığı kasıp kavuracak kadar karmaşık ve sarsıcı bir haberdi bu.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1000" height="710" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/image-3.png" alt="" class="wp-image-6763" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/image-3.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/image-3-768x545.png 768w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></figure>
</div>


<p class="has-text-align-center">△ △ △ △ △ △ △</p>



<p>#Evet, böylelikle Kısım 10 tam anlamıyla başlamış bulunuyor! Hepimize hayırlı uğurlu olsun! Ayrıca, bu demek değildir ki Kısım 8 aksayacak, yoo aksamayacak. </p>



<p>#Sizlerden tek istediğimiz şey bol bol bölümle ilgili yorum yapmanız. İmkanınız varsa da bizleri Google üzerinden maddi olarak aylık şekilde destek verirseniz bölümler çoook daha hızlı şekilde gelir. Sonuçta onca şeyi bir avuç insanla yapmaya çalışıyoruz.</p>



<p>#Emilia&#8217;yla Felt&#8217;in arkadaş olmasına çoook sevindim. Felt&#8217;in Reinhard&#8217;la olan atışmalarını da okumak çok zevkli. Bakalım sonraki bölümlerde ne olacak? Devam edelim!</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>



<div class="wp-block-columns is-not-stacked-on-mobile is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-9d6595d7 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow"></div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow"></div>
</div>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-1-arkadaslar/">Kısım X, Bölüm 1 – “Arkadaşlar”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-1-arkadaslar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>11</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kısım X, Bölüm 2 – “Kilise’nin Kutsal Ayini”</title>
		<link>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-2-kilisenin-kutsal-ayini/</link>
					<comments>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-2-kilisenin-kutsal-ayini/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bertiel]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Feb 2026 11:21:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ana Hikâye]]></category>
		<category><![CDATA[Kısım 10]]></category>
		<category><![CDATA[Crusch Karsten]]></category>
		<category><![CDATA[Emilia]]></category>
		<category><![CDATA[Felix Argyle]]></category>
		<category><![CDATA[Felt]]></category>
		<category><![CDATA[Filóre]]></category>
		<category><![CDATA[Marcos Gildark]]></category>
		<category><![CDATA[Otto Suwen]]></category>
		<category><![CDATA[Reinhard van Astrea]]></category>
		<category><![CDATA[Wilhelm van Astrea]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.rezeroturkce.com/?p=6545</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-2-kilisenin-kutsal-ayini/">Kısım X, Bölüm 2 – “Kilise’nin Kutsal Ayini”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<p>Bölümün ortalama okuma süresi 23 dakikadır. İyi okumalar dileriz. ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ Çevirmen: Bertiel Ek Düzenleme: Qua Redaktör: akari Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-2-kilisenin-kutsal-ayini/">Kısım X, Bölüm 2 – “Kilise’nin Kutsal Ayini”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-2-kilisenin-kutsal-ayini/">Kısım X, Bölüm 2 – “Kilise’nin Kutsal Ayini”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>

<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>


<p style="text-align: center;"><em>Bölümün ortalama okuma süresi 23 dakikadır. İyi okumalar dileriz.</em></p>


<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>



<div class="wp-block-columns is-not-stacked-on-mobile is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-9d6595d7 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow"></div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow"></div>
</div>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>





<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1280" height="1280" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/resim-3.png" alt="" class="wp-image-6548" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/resim-3.png 1280w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/resim-3-1000x1000.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/resim-3-768x768.png 768w" sizes="auto, (max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/Heinkel_Louanna/status/2020100636176458166?s=20" type="link" id="https://x.com/Heinkel_Louanna/status/2020100636176458166?s=20">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="has-text-align-center">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Çevirmen: Bertiel</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Ek Düzenleme: Qua</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Redaktör: akari</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire, universe</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Destek vermek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://rezeroturkce.com/bilgi-kosesi/destek/">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Discord’a gelmek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://discord.gg/rezeroturkce">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p>——<em>Fourier Lugunica adında hayret verici genç bir adam vardı.</em></p>



<p><em>Tanıştığımızda henüz küçücük çocuktu; o günden bugüne insanlarda bıraktığı izlenim hiç değişmemiş, hep çocuk ruhlu biri olarak kalmıştı.</em></p>



<p><em>Neşeli, saf, içi dışı birdi&#8230; Bir saniye sonra ne halt edeceği, ağzından ne çıkacağı asla kestirilemez; etrafındakileri sürekli diken üstünde tutardı.</em></p>



<p><em>Ama insanı ne kadar peşinden sürüklerse sürüklesin, bıkkınlık vermeyen o şeytan tüyü vardı onda.</em></p>



<p><em>Dile kolay, on yıllık bir hukukumuz var.</em></p>



<p><em>Ne getireceği meçhul saniyelerin üst üste binmesiyle geçen koca on yıl&#8230; Neler yaşanmadı ki.</em></p>



<p><em>Öyle gülüp geçemeyeceğimiz türden badireler de atlatmışızdır eminim, defalarca kez hem de.</em></p>



<p><em>Yine de geriye dönüp baktığımda o olayları bile tebessümle yâd edebiliyorum.</em></p>



<p><em>Ve o tebessümle yâd edilen anıların tam ortasında </em><em>her daim onun </em><em>güneş gibi parlayan gülüşü vardı.</em></p>



<p><em>Hiç lafı dolandırmadan itiraf edeceğim: ——Fourier Lugunica’yı seviyordum.</em></p>



<p><em>Tanıştığımız günden bugüne dek, bu hislerim bir kez olsun sarsılmadı.</em></p>



<p><em>Fourier bana ne söylerse söylesin, hangi duygularını haykırırsa haykırsın, hangi sıkıntıları paylaşıp nasıl zamanlardan geçersek geçelim, hangi hayalleri kurup ne tür acı ihanetlere uğrarsak uğrayalım, hangi trajedi yüreğimizi parçalarsa parçalasın, ona duyduğum sevgi asla sarsılmadı. ——Asla ama asla.</em></p>



<p><em>O olsa eminim şartlar ne olursa olsun gülümsemekten vazgeçmezdi. Umudunu yitirmezdi.</em></p>



<p><em>Nitekim o; son nefesine kadar asaletini, masumiyetini ve sadakatini korudu.</em></p>



<p><em>Buna da yürekten saygı duyuyorum. Hayranlık duyuyorum. Çok sevilesi buluyorum.</em></p>



<p><em>İşte bu yüzden——</em></p>



<p><strong>???:</strong>“——Majesteleri&#8230; ne olursunuz, beni affedin.”</p>



<p><em>Bu kararım da, bu vazgeçişim de&#8230; asla size olan sevgimin azalmasından değildir.</em></p>






<p class="has-text-align-center">△▼△▼△▼△</p>



<p>——İlahi Ejderha Kilisesi; adından da anlaşılacağı üzere Krallık ile kadim bir antlaşma yapmış olan “İlahi Ejderha Volcanica”ya tapan, onun kudretine ve lütfuna sığınan bir tarikattır.</p>



<p>Kuruluşu ta dört yüz yıl öncesine, Lugunica Krallığı’nın “Ejderha Dostu Krallık” olarak anılmaya başlandığı o meşhur kadim antlaşma devrine dayandığından dolayı köklü ve şanlı bir tarihe sahip olduklarını söylemek yanlış olmaz.</p>



<p>Nitekim İlahi Ejderha Kilisesi; kendi nüfuzunu bizzat dizginlemiş, Krallığın merkezi olan Kraliyet Ailesi ve Sarayla arasına hep belirli bir mesafe koymuştur. Bu tavır; Kilise’nin gereğinden fazla güç peşinde koşmadığının, kendilerini sadece inancın bir sığınağı olarak tanımladıklarının en büyük kanıtıydı.</p>



<p>İşte bu yüzden Lugunica Kraliyet Ailesi salgın bir hastalıkla tamamen yok olduğunda ve yeni kralı belirlemek için Kraliyet Seçimi başladığında bile İlahi Ejderha Kilisesi, Krallık işlerine aktif bir müdahalede bulunmamıştı.</p>



<p><strong>???:</strong> “——Diyecektim ama artık öyle kenara çekilip sakince izleyecek hâlimiz kalmadı. Su Geçidi Şehri’nde Cadı Tarikatı’nın yaptığı zorbalıkları duyduğumdan beri, sabrım günden güne tükenir oldu.”</p>



<p><strong>????:</strong> “――――”</p>



<p><strong>???:</strong> “Elbette bu öfkenin asıl hedefi, masum halka o korkunç zulmü reva gören Cadı Tarikatı olmalı. Ama onları saklandıkları delikten çıkarıp layığıyla cezalandırmak deveye hendek atlatmaktan zor&#8230; Dahası, onları cezalandırsak bile kurban gidenler kurtulmayacak. Her şeyin bi’ öncelik sırası vardır.”</p>



<p><strong>????:</strong> “――――”</p>



<p><strong>???:</strong> “Ceza kurtuluştan önce gelmemelidir. Kutsal metinlerde de şöyle yazar: <em>‘Kurtuluşsuz ceza, boş bir şimşeğin parıldaması gibidir; Ejderha önce kanatlarını açar ve bilhassa o küçük canları bile şefkatle sarmalar.’</em> İşte benim inandığım, insanlığa en uygun yol da budur!..”</p>



<p>Bu sözleri yüksek perdeden ateşli bir şekilde savını ortaya koyan kadın, göğsüne bastırdığı kalın kutsal kitabı hışımla kapattı.</p>



<p>Öyle bir kuvvetle kapatmıştı ki ciltli kitabın sayfalarının kopup dökülmesinden endişe etmemek elde değildi. Neyse ki var gücüyle kapatılan kitap parçalanmadı da az önceki o tutkulu nutkun inandırıcılığının yerle bir olması gibi bir felaket önlenmiş oldu.</p>



<p><strong>Kadın:</strong> “Öhöm, öhöm. Affedersiniz. Biraz fazla kendimi kaptırdım galiba. Bu da benim huyumdur işte; iyi olup olmadığı da bundan sonraki icraatlarıma bağlı olacaktır.”</p>



<p>Az önce nutuk çeken kadın, lüzumsuz yere kitabın akıbeti için endişelenen bize dönüp utangaç bir öksürükle boğazını temizleyerek böyle söyledi.</p>



<p>Kendi davranışını sorgulasa da sözlerinde tuhaf bir pozitiflik, ileriye dönük bir bakış açısı hâkimdi.</p>



<p>İyi olup olmadığını bundan sonraki icraatlerine bağlamasıyla beraber, insana güven veren bir azim de seziliyordu. ——Gerçi, insanda epey karmaşık hisler uyandıran bir güvendi bu.</p>



<p><strong>????:</strong> “――――”</p>



<p>Göz ucuyla baktığında bu kişi, rahibe kıyafetlerine bürünmüş güzeller güzeli bir kadındı.</p>



<p>Kendini İlahi Ejderha Kilisesi rahibesi olarak tanıtan bu kadın; önce sarayda Bilgeler Konseyi’yle bir görüşme yapmış, ardından başkentteki Karsten malikânesini ziyarete gelmişti.</p>



<p>Ziyaretinin amacı şaşırtıcıydı, yarattığı şok dalgası hâlâ dinmiş değildi. Ancak tüm bu şaşkınlığın sebebi, ziyaret amacından ibaret değildi.</p>



<p>Upuzun altın sarısı saçlarıyla, kızıl gözlerinde taşıdığı o güçlü bakışlarıyla bu rahibe&#8230; Fiziksel özellikleri bir yana asıl ismiyle—— Filóre olarak tanıtmasıyla o ihtiyarda, en az geliş amacı kadar büyük bir sarsıntı yaratmıştı.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1014" height="1151" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/image.png" alt="" class="wp-image-6568" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/image.png 1014w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/image-881x1000.png 881w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/image-768x872.png 768w" sizes="auto, (max-width: 1014px) 100vw, 1014px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/Nesigita_rezero/status/1994000672283611322?s=20" type="link" id="https://x.com/Heinkel_Louanna/status/2020100636176458166?s=20">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p><strong>Filóre:</strong> “&#8230;Böyle bir şey söylemekten utanıp çekinsem de bana öylece dik dik bakarsanız ne yapacağımı şaşırırım&#8230; Gerçekten de şaşırırım. Epey hem de.”</p>



<p><strong>İhtiyar</strong><strong>:</strong> “——Bağışlayın. Biraz nezaketsizlik ettim.”</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Yok canım, sizi suçlamak istediğimden değil. Sadece, biz gençler için Kılıç İblisi diye anılan birinin bakışlarındaki o heybet&#8230; korku&#8230; ya da canımızdan olma endişesi mi desem? Eh, neyse, bunu daha kibar bir ifadeyle söyleyebilirdim sanki.”</p>



<p>Bakışlarındaki kabalığı görmezden gelen Filóre’ye o lakabın sahibi, Kılıç İblisi—— Wilhelm, sessizce ve minnet dolu bir şekilde başını eğerek karşılık verdi.</p>



<p>Bu minnetin altında iki sebep yatıyordu: Hem kadını ürküten bakışları hem de onu uzun süre bekletmiş olmalarıydı. Ne de olsa Filóre malikâneye geleli bir saatten fazla olmuştu.</p>



<p>Bu süre zarfında Wilhelm havayı yumuşatacak bir sohbet açamamış, sessizlikten hoşlanmayan Filóre de az önceki gibi konu açma çabalarına girişmişti. Ortamdaki gerginliği dağıtmak için sürekli çay tazelediğinden de kadıncağız şimdiden altıncı bardağını devirmişti.</p>



<p>Yine de sohbetin bir türlü açılmamasının tek sebebi Wilhelm’in ağzının laf yapmaması da değildi. Filóre’nin gelişinin yarattığı çifte şok, Wilhelm’in içten içe fena hâlde sarsmış, sükûnetini elinden almıştı; asıl sebep buydu.</p>



<p>Gerçekten de Filóre’ye nasıl davranması gerekiyordu? Wilhelm bu sorunun cevabını ararmışçasına kadının arkasında, duvar dibinde dikilen kişiye baktı.</p>



<p>Filóre’yle birlikte bu malikâneye gelen uzun boylu ve güçlü yapılı o adama——</p>



<p><strong>Wilhelm:</strong> “——Kraliyet Şövalyeleri Komutanı, Marcos Gildark.”</p>



<p><strong>Marcos:</strong> “Emredin.”</p>



<p>Wilhelm adını zikredince o âna dek sessizliğini koruyan gümüş zırhlar içindeki dev adam Marcos, zaten dik olan duruşunu daha da dikleştirerek cevap verdi.</p>



<p>Cevabı tek kelimeydi ama sanki dev bir kaya kütlesi hareket etmişçesine sarsıcı bir etkisi ve o tok sesin içinde bariz bir saygı vardı.</p>



<p>Sesindeki bu ince düşünceyi fark eden Wilhelm, başını yavaşça iki yana salladı.</p>



<p><strong>Wilhelm:</strong> “Böyle formalitelere gerek yok. Kraliyet Şövalyeleri Komutanı olduğum günler on yılı aşkın süredir mazide kaldı. Şu anki krallık şövalyelerine liderlik eden sizinle kıyaslanamayacak bir bunağım ben.”</p>



<p><strong>Marcos:</strong> “Bunak mı? Şaka yapıyorsunuz.”</p>



<p>Wilhelm’in sözlerini böyle değerlendiren Marcos’un o kaya gibi sert yüzünde hafif bir tebessüm belirdi.</p>



<p>Alçakgönülülük yaptığı sanılabilirdi ama bu, Wilhelm’in kendisi hakkındaki dürüst görüşüydü. Eski kılıç ustalığının keskinliğini geri kazanmak için çabalıyordu çabalamasına ama yaşlı bedeni beklediği sonuçları vermekte nazlanıyordu.</p>



<p>Bu hâliyle ihtiyar kurdun kılıcını bırakmamasının sebebini yerine getirmekten hâlâ çok uzaktı.</p>



<p><strong>Wilhelm:</strong> “En azından görevin başındaki Kraliyet Şövalyeleri Komutanı’na şaka yaptığımı düşündürecek kadar toparlanmışım demek ki. Buna da şükür diyelim.”</p>



<p>Doğal olarak Kraliyet Şövalyeleri Komutanı olarak atanan kişi, Krallığın sayılı güçlerinden biri olurdu.</p>



<p>Onu övmek gibi olmasın ama vaktiyle Wilhelm nasılsa Marcos da o makama yaraşır bir güce sahipti—— hatta tarihin gördüğü en alışılmışın dışındaki savaşçılardan biriydi. Yaptıklarıyla sürekli gündemde olan Wilhelm veya tarihin en güçlü Kılıç Azizi Reinhard’ın gölgesinde kalsa da şimdiki şövalyeler birliğinin bu denli güçlü olması tamamen onun liderliği sayesindeydi.</p>



<p>Bu yüzden Wilhelm, gelmiş geçmiş tüm komutanlar arasında o göreve en uygun kişinin Marcos olduğunu düşünüyordu. Gerçi, sadakat yerine şahsi kinini önceliklendirip görevini terk eden Wilhelm’in kararı, onun gözünde değersiz bir saçmalıktan ibaret olabilirdi.</p>



<p>Her hâlükârda Wilhelm’in şu an konuşmak istediği konu, farklı kuşaklardan iki komutanın dertleşmesi değildi. Çok daha ciddi, çok daha hayati bir mesele vardı.</p>



<p>O da——</p>



<p><strong>Wilhelm:</strong> “——Bilgeler Konseyi’nin durumu çoktan kavradığını varsayabilir miyim?”</p>



<p><strong>Marcos:</strong> “Elbette. Olağanüstü bir durum olarak ele aldığımızı belirtmeliyim.”</p>



<p><strong>Wilhelm:</strong> “Başka türlüsü&#8230; düşünülemezdi zaten.”</p>



<p>Wilhelm’in üstü kapalı sorusunu Marcos geçiştirmedi, neyden bahsettiğini anlamazlıktan gelmedi.</p>



<p>Bunda kişiliğinin mi yoksa makamının mı etkisi vardı bilinmez ama Wilhelm, kendisiyle aynı şoku Konsey’in de yaşadığını teyit edince derin bir iç çekti.</p>



<p><strong>Wilhelm:</strong> “Kral’ın kardeşi Ford Lugunica-sama’nın kızı, Filóre Lugunica-sama’yla aynı isme sahip demek&#8230; ha?”</p>



<p>İç çekişiyle birlikte dökülen bu mırıltı, ne bir rahatlama ne de bir yas içeriyordu; Wilhelm kendi duygularını bile ayrıştıramıyordu. Ve daha önce de belirtildiği gibi bu durum sadece Wilhelm’e has değildi, Konsey ve Saraydaki toplantıya katılan herkes aynı hâldeydi.</p>



<p>On beş yıl önce ortadan kaybolan Filóre Lugunica—— onunla aynı Lugunica Kraliyet Ailesi’nin fiziksel özelliklerini taşıyan, üstüne bir de ismi bire bir tutan bir kız aniden ortaya çıkmıştı çünkü.</p>



<p><strong>Wilhelm:</strong> “――――”</p>



<p>Elindeki boşluğu doldurmak istercesine yedinci çayından bir yudum alan Filóre’ye kaçamak bir bakış atan Wilhelm, o profilde hafızasındaki Kraliyet Ailesi’ne dair izler aradı.</p>



<p>Var dersen var, yok dersen yok denebilecek kadar belirsiz bir histi bu.</p>



<p>Zaten prenses kaybolduğunda daha bebekti, hayatta kaldıysa bile nasıl yetiştirilip büyüdüğü tamamen hayal gücüne kalmış bir şeydi. ——Ancak şayet kökeni Wilhelm ve diğerlerinin tahmin ettiği gibiyse bu Krallığı yerinden oynatacak kadar ciddi bir meseleydi.</p>



<p>Kraliyet Seçiminin devamlılığını tehlikeye atacak, hatta “İlahi Ejderha Kilisesi”nin niyetine bağlı olarak Krallığın bölünmesine bile yol açabilecek bir felaket tohumuydu bu.</p>



<p>Bu tohumun ne filizler vereceğini, nasıl çiçekler açacağını kimsenin hayal bile edemeyeceği türdendi&#8230;</p>



<p>Yine de şu aşamada kesin olarak söylenebilecek bir şey vardı.</p>



<p>Filóre’nin varlığı ve İlahi Ejderha Kilisesi adına sunduğu teklif, Kraliyet Seçimine katılan iki kampı da derinden etkileyecekti. ——Bunlardan birinin, Wilhelm’in da mensubu olduğu Crusch kampı olduğunu söylemeye gerek bile yok.</p>



<p><strong>Wilhelm:</strong> “——Crusch-sama.”</p>



<p>Gözlerini yuman Wilhelm, kendisine yardım elini uzatan efendisini düşündü.</p>



<p>Kraliyet Seçimi adaylarından biri olmasının yanında, Karsten Dukalığı’nın varisi ve Krallığın nadide dehâlarındandı; karısının katili olan Beyaz Balina’nın peşindeki Wilhelm için paha biçilemez şekilde kurtarıcısı olmuştu. Bugün hâlâ tereddütsüz bir şekilde kral olmaya en layık kişinin o olduğunu düşünmesi, yalnızca bu minnet borcundan değildi.</p>



<p>Crusch’un duruşu, karakteri, yaşam biçimi&#8230; O bilenmiş bir kılıç gibi keskin ve asil değerleriydi, Wilhelm’in onun kral olmasını yürekten istemesini sağlayan şeylerdi bunlar.</p>



<p>“Oburluk”un pençesine düşüp “Anı”larını yitirmiş olsa bile, içindeki o sarsılmaz asalet ve dürüstlük ondan sökülüp alınamamıştı.</p>



<p>Bu da demek oluyordu ki o ışık, ruhunun mayasında vardı.</p>



<p>Bu yüzden de efendisinin üzerine çöken bu yeni felaket Wilhelm’in yüreğini dağlıyor, bedenini parçalarcasına bi’ çaresizlik hissettiriyor, acı bir tecrübe olarak ruhuna işliyordu.</p>



<p>Ama en azından kendi hatasından pişmanlık duyabiliyor, yargısızlığını ve güçsüzlüğünü lanetleyebiliyordu; buna da şükretmek gerekiyordu.</p>



<p><strong>Wilhelm:</strong> “——Ferris.”</p>



<p>Ardından ağzından dökülen isim -muhtemelen Wilhelm’in bildiği kadarıyla- Kraliyet Seçimi başladığından beri günlerini en ağır pişmanlık ve çaresizlik içinde geçiren o fedakâr, tek ve biricik Şövalye’nin ismiydi.</p>



<p><strong>Wilhelm:</strong> “――――”</p>



<p>Şu an Wilhelm’in misafirleri Filóre ve Marcos’u bekletmesinin sebebi, Ferris’ten başkası değildi. Wilhelm ve diğerleri misafir odasında zaman öldürürken Ferris, Crusch’ın yatak odasında onunla baş başa vakit geçiriyordu.</p>



<p>Bunun ne kadar acı dolu ne kadar ızdıraplı bir zaman dilimi olduğunu düşündükçe Wilhelm dişlerini sıkıyordu.</p>



<p>Öyle bir ızdırap ki bu, elinden gelse onun yerine geçip bu acıyı seve seve üstlenirdi.</p>



<p>Ama Wilhelm bunu yapamazdı. ——Yoo, sadece Wilhelm de değil, hiç kimse şu an Ferris’in rolünü üstlenemezdi.</p>



<p>Sadece Ferris’in verebileceği bir karar, sadece Ferris’e tanınmış bir seçim yatıyordu orada.</p>



<p>Wilhelm de Filóre de Marcos da o kararın verilmesini, o seçimin yapılmasını sessizce beklemekten başka bir şey yapamazlardı.</p>



<p>Acele etmeye gerek yoktu. Zaten çok uzun sürmeyeceğini herkes hissediyordu.</p>



<p>Nitekim öyle de oldu.</p>



<p><strong>???:</strong> “——Beklettiğim için özür dilerim.”</p>



<p>Acı dolu bir sesle konuşarak Ferris misafir odasına adımını attı.</p>



<p>Kendini toparlamaya çalışmıştı belli ki. Ancak Ferris’in o beyaz yanaklarında gözyaşı izleri vardı, titreyen sarı gözlerindeyse hâlâ silip atamadığı o derin çatışmanın gölgesi duruyordu.</p>



<p>O incecik omuzlarını düşürmüş, yarı insan kanı taşıdığının alameti olan kedi kulakları ve kuyruğu bitkinlikle sarkmış hâline bakarken Wilhelm ne diyeceğini bilemedi.</p>



<p>“Sonuç ne oldu?” gibi ruhsuz bir soru soramazdı. O zaman “Senin suçun yok” mu demeliydi? Hangi yüzle söyleyecekti ki bunu? Hele bir de “Elden bir şey gelmez” falan demeye kalksa kendi kellesini oracıkta uçurmak isterdi.</p>



<p>Söylenecek söz yoktu. Her türlü kelime, şu anki Ferris için bir bıçak darbesi olurdu. O seçenekler arasında seçilebilecek “sessizlik,” en azından ucu en kör, en insaflı olandı.</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Ne kadar sürdüğü benim için mesele değil. Omuzlarınıza binen sorumluluğun ağırlığının farkındayım&#8230; Laf olsun diye söylüyorum sanacaksınız belki ama.”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “&#8230;Öyle de olsa. Yine de bu teselli iyi geldi&#8230; Şu an kafam çok ama çok dolu çünkü.”</p>



<p>Susan Wilhelm’in yerine söze giren Filóre’ye cevap verdi Ferris.</p>



<p>O her zamanki yaramaz çocuk edasıyla yaptığı şakalarından eser yoktu; o cansız gülümsemesi, dokunsan dağılacak seramikten yapılma vazo kadar kırılgandı.</p>



<p>Bunu iliklerine kadar hissettiği hâlde Filóre sözlerine devam etti.</p>



<p>Sanki her an kırılıp dökülecekmiş gibi duran Ferris’in o çöküş anını biraz daha ertelemek istercesine&#8230;</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Cevabınızı duymak istiyorum. ——Sizin&#8230; cevabınızı.”</p>



<p>Usulca elini uzatan Filóre, o kızıl gözlerini Ferris’e dikip sordu. Bu bakışları dimdik karşılayan Ferris’in ince dudakları titredi.</p>



<p>Bir anlık tereddüt belirdi ama bu tereddüt, “Mavi”nin sadakatini dizginleyebilecek güçte değildi——</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “——Yalvarırım. Ben&#8230; ben yapamıyorum. Crusch-sama’yı kurtarın.”</p>



<p>İşte bu; İlahi Ejderha Kilisesinin, Filóre’nin uzattığı ele karşılık Crusch Karsten’in tek ve biricik Şövalyesi, “Mavi” Felix Argyle’nin—— Ferris’in cevabıydı.</p>






<p class="has-text-align-center">△▼△▼△▼△</p>



<p><strong>???:</strong> “——Bu gerçekten de doğru mu?”</p>



<p>Başkentteki Karsten malikânesine taşınan Crusch’a bedenini kemiren o melun zehre karşı bir tedavi uygulanacağını duymuşlardı&#8230; Tam da Krallık Konağında Emilia’yı ziyarete gelen Felt’le arkadaş olma sözü verip o kargaşanın ortasında azıcık huzur buldukları o anda bunu duymuşlardı.</p>



<p><strong>Otto:</strong> “Kesin bir şey söyleyemem ama sarayda İlahi Ejderha Kilisesi’yle bağlantılı bir görüşme yapılmış sanırım. Anlaşılan, Kilise’nin elinde Şehvet Günah Başpiskoposu’nun gazabına uğrayan Düşes Karsten’in bedeni için bir çeşit çözüm yolu varmış.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Bir çeşit çözüm yolu mu&#8230; Yani Crusch-san’ın vücudunu iyileştirebilecekler mi demek bu? Subaru’nun elinin kapkara kesilmesine neden olandan başka bir yöntemle mi?”</p>



<p><strong>Otto:</strong> “Ne yazık ki ben de ayrıntılarını bilmiyorum&#8230;”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Öyleyse lak lak et’cek vaktimiz yok. ——Reinhard, sen bir koşu saraya git de ne konuşmuşlar bir öğrenip gel baka’m.”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Emredersiniz.”</p>



<p>Çayı demleyip dönen Otto raporunu verirken Emilia şaşkınlığını gizleyemiyordu; o sırada hızlıca kararını veren Felt’in talimatını alan Reinhard, anında saraya doğru uçtu.</p>



<p>Pencereden fırlayan Reinhard’ın silüetinin küçülüşünü izleyen Emilia, “İlahi Ejderha Kilisesi&#8230;” diyerek mırıldandı ve ekledi&#8230;</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Onlar Volcanica’ya geeerçekten de yürekten inananlardı, di’ mi? Ama krallığın siyasetine karışmamak için saraya pek yaklaşmazlar diye biliyordum.”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Ona rağmen kendi kurallarını çiğneyip saraya damladılar&#8230; Eğer ki Crusch-neechan’ın vücudunu düzeltebileceklerse ne güzel ama bunu daha erken söyleselerdi ya?..”</p>



<p><strong>Otto:</strong> “İlahi Ejderha Kilisesi’nin niyetini kestirmek güç. Şu an için teyit edilmemiş bir bilgi bu. Ancak——”</p>



<p>Giderek karmaşıklaşan sohbetin ortasında Otto derin düşüncelere dalmışçasına sustu. Onun bu hâlini gören Emilia, başını hafifçe eğip “Otto-kun?” deyince o da başını iki yana sallayarak cevap verdi&#8230;</p>



<p><strong>Otto:</strong> “Yok bi’ şey, henüz hiçbir şey kesinleşmemişken konuşmam doğru olmaz. Şimdilik Reinhard-san’ın dönmesini bekleyelim.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “&#8230;Öyle mi? Tamam öyle olsun. Ama canın bir vakit anlatmak isterse dinlerim.”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Yeşilli-niichan’ın anlatası gelir mi bilmem ama o herifin dönmesi çok da sürmez. Off ya, patladım sıkıntıdan resmen.”</p>



<p>Kollarını kavuşturmuş, ayağını sabırsızca yere vuran Felt söylendi.</p>



<p>Pencereden dışarıyı izleyen Felt’in başını şefkatle göğsüne yaslayan Emilia, Reinhard’ın gittiği saraya değil; aynı soylular bölgesindeki Crusch’un malikânesine doğru baktı.</p>



<p>Pristella’da ayrıldıklarından beri onun iyi olup olmadığını öğrenememişlerdi. Pleiades Gözcü Kulesi’nden hemen işe yarayacak müjdeli bir haberle dönememiş olmanın ağırlığı, Emilia’nın göğsünü sızlatıyordu. Otto’nun kulak misafiri olduğu gibi İlahi Ejderha Kilisesi Crusch’ı kurtarabilecekse——</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Bunu yapan biz olmasak da olur, yeter ki&#8230;”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “——Sonunda be!”</p>



<p>Dua edercesine mırıldanan Emilia’nın sesini, Felt’in gür haykırışı bastırdı.</p>



<p>Saraya giderken yaptığı gibi tek sıçrayışla Reinhard, Krallığın Konağına geri dönmüştü. Pencereye koşan Emilia ve diğerlerinin önünde, bahçedeki çimlere zarar vermemeye özen göstererek sessizce yere indi.</p>



<p>Ve——</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Felt-sama durum acil. Benimle saraya kadar gelebilir misiniz?”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Hah? Ne sarayı be? Ondan önce, şu bahsettiğimiz mevzu&#8230;”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “——Felt-sama.”</p>



<p>Reinhard, Felt’in sözünü kesip ismini kısa ve net bir şekilde söyledi. Havasındaki o keskinliği sezen Felt de kızıl gözlerini kısıp “Çıh” diye dilini şaklattı ve&#8230;</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Tamam anladım be. Saraya geçiyo’m ben. Ya Emilia-neechanlar?”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Otto’nun raporunu teyit ettim. Gerçekten de İlahi Ejderha Kilisesi yetkilileri Crusch-sama’nın malikânesine gitmişler. Oraya da——”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Biz gidiyoruz. Yerimizde duramayız ya!”</p>



<p>Otto’nun haberinin doğru olduğunu duyan Emilia, elini azimle göğsüne vurdu.</p>



<p>Crusch için deli gibi endişeleniyordu; mademki Felt saraya gitmek zorundaydı, onun endişe payını da sırtlanıp ziyarete kendisi gidecekti.</p>



<p>Gerçi, ortalık bu kadar karışıkken kapıdan çevrilme ihtimalleri de yüksekti ama&#8230;</p>



<p><strong>Otto:</strong> “Ziyaret konusunda sıkıntı çıkmaz, orası bende&#8230; Sanırım bizim de daha sonra saraya uğramamız gerekecek.”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Evet. Öyle varsaysanız iyi olur. Felt-sama.”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Kırk kere söylemene gerek yok lan, anladık dedik ya.”</p>



<p>Kendisine elini uzatan Reinhard’a burnunu kıvıran Felt, çevik bir hareketle pencerenin pervazına sıçradı. “Emilia-neechan” diyerek Reinhard’ın kucağına atlamadan önce arkasını döndü ve&#8230;</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Pristella yerle bir olmadan önceki gece, Crusch-neechan’la daha fazla konuşmak için sözleşmiştik. O yüzden&#8230;”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “——Merak etme, o iş bende! Felt-chan’ın çoook endişelendiğini Crusch-san’a mutlaka ileteceğim!”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Hıh. Kraliyet Seçimi’nde herkesin birbiriyle minnoş minnoş arkadaş olması da&#8230; ne bili&#8217;m yani.”</p>



<p>Emilia’nın bu kendinden emin tavrına omuz silken Felt, kendini Reinhard’ın kollarına bıraktı. Onun bedenini saygıyla kavrayan Reinhard, kucağındaki yükü düzelttikten sonra Emiliagillere son bir bakış attı—— ve hemen ardından, tekrar o muazzam sıçrayışla bir anda saraya doğru yol aldı.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="2048" height="1502" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/resim-4.png" alt="" class="wp-image-6549" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/resim-4.png 2048w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/resim-4-2000x1467.png 2000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/resim-4-1000x733.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/resim-4-768x563.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/resim-4-1536x1127.png 1536w" sizes="auto, (max-width: 2048px) 100vw, 2048px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/ponlypone/status/2018373108609212485?s=20" type="link" id="https://x.com/ponlypone/status/2018373108609212485?s=20">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p><strong>Otto:</strong> “Elden ne gelir ki adam standart dışı resmen. Biz de fâniler olarak koşsak iyi olacak.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Ben de kendimi zorlarsam Otto-kun’u kucaklayıp <em>‘</em><em>piyuuuv</em><em>’</em> diye uçabilirim belki&#8230;”</p>



<p><strong>Otto:</strong> “Onu bana değil de lütfen Natsuki-san’a yapın siz. ——Acele edelim.”</p>



<p><em><strong>(Ç.N:</strong> Bazen en iyi kız bir erkektir.<strong>)</strong></em></p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1779" height="2048" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/HADACyQbEAEUN7c.jpg" alt="" class="wp-image-6552" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/HADACyQbEAEUN7c.jpg 1779w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/HADACyQbEAEUN7c-1737x2000.jpg 1737w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/HADACyQbEAEUN7c-869x1000.jpg 869w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/HADACyQbEAEUN7c-768x884.jpg 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/HADACyQbEAEUN7c-1334x1536.jpg 1334w" sizes="auto, (max-width: 1779px) 100vw, 1779px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/i/status/2017823800847687705" type="link" id="https://x.com/i/status/2017823800847687705">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p><strong>Emilia:</strong> “Haklısın!”</p>



<p>Otto’nun uyarısıyla başını sallayan Emilia, aceleyle başkent sokaklarına fırladı.</p>



<p>İstikâmet Karsten malikânesiydi&#8230; Daha önce Beyaz Balina avından dönerken saldırıya uğrayan ve yaralanan Cruschlar için endişeyle koştukları o yolları -şimdi eskisinden çok daha hızlı- çok daha sabırsız adımlarla arşınlıyorlardı.</p>



<p>Böylelikle——</p>






<p class="has-text-align-center">△▼△▼△▼△</p>



<p><strong>???:</strong> “——Ferris!”</p>



<p>Nefes nefese oraya varan Emilia, Ferris’in dua edercesine diz çökmüş hâlini görünce elinde olmadan çığlık atar gibi seslendi ismini.</p>



<p>Emilia’nın sesiyle keten rengi kedi kulakları titredi ve Ferris, ürkekçe arkasına döndü.</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “&#8230;Emilia-sama?”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Evet, benim. Her şeyi değil ama olanları İşittim. Geç geldiğim için özür dilerim.”</p>



<p>Ferris’in cılız sesi karşısında Emilia’nın içi sızladı, göğsüne bir ağırlık çöktü.</p>



<p>Her zaman şirin mi şirin, hayat dolu bir havası olan Ferris; uzun zaman sonraki bu karşılaşmalarında o kadar acı verici derecede kırılgan görünüyordu ki sanki her an silinip gidecek gibiydi.</p>



<p>Sırf onu hayata bağlayabilmek için Emilia hiç tereddüt etmeden o incecik bedene sarıldı.</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “——Salyam sümüğüm bulaşacak ama size.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Bir şeycik olmaz. Sorun değil benim için. Ama sırf bu yüzden Ferris’i kendi hâline bırakmak çok daha&#8230; çok daha can yakıcı.”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “——Hık.”</p>



<p>Kollarını fazla sıkmamaya özen gösteren Emilia, vücudunun sıcaklığının kollarındaki Ferris’e ve Crusch’a duyduğu endişenin ona ulaşmasını diledi.</p>



<p>Emilia ve Ferris’in hemen arkasında halıya basarak yaklaşan kişi, onları karşılayan Wilhelm’di. Telaş içinde malikâneye gelen Emiliagilleri kapıdan çevirmemiş, içeri buyur etmişti.</p>



<p>Emilia’dan hemen sonra gelen Otto da göz ucuyla Wilhelm’i süzerek sordu.</p>



<p><strong>Otto:</strong> “Çat kapı geldik ama&#8230; içeri buyur etmemiz uygun muydu? Yani, bu durumda&#8230;”</p>



<p><strong>Wilhelm:</strong> “Kendi inisiyatifimi kullandım ama tam da bu durum yüzünden gerekliydi. Şu an tek bir kişi bile olsa Crusch-sama’nın iyileşmesi adına yürekten dua etmesi bizlere güç verir.”</p>



<p><strong>Otto:</strong> “&#8230;Haklısınız. O konuda Emilia-sama’nın etkisi büyük olacaktır.”</p>



<p>Otto ve diğerleri arkada bir şeyler konuşuyordu ama sözleri Emilia’nın kulağına girmiyordu. Şu an tüm benliğini kollarındaki Ferris’e vermek istiyordu. Güçsüzce, acı içinde titreyen bedenine sarılırken Emilia şefkatle sırtını okşadı.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1433" height="1314" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/resim-6.png" alt="" class="wp-image-6551" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/resim-6.png 1433w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/resim-6-1000x917.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/resim-6-768x704.png 768w" sizes="auto, (max-width: 1433px) 100vw, 1433px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/WorldwideSaka/status/2017416759314149603?s=20" type="link" id="https://x.com/WorldwideSaka/status/2017416759314149603?s=20">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p><strong>Emilia:</strong> “Ferris, peki ya Crusch-san&#8230;”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “——İçeride. O odanın içinde, şu anda tedavi ediliyor&#8230;”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “――――”</p>



<p>Emilia’nın kollarındaki Ferris’in bakışlarıyla işaret ettiği yer, az önce önünde diz çöküp dua ettiği kapıydı—— Emilia’nın hafızasında burası yatak odası olarak yer etmişti.</p>



<p>Neredeyse kesin olarak Crusch o odada yatırılıyor ve tedavi orada sürüyordu.</p>



<p>Öyleyse Ferris neden böyle odanın dışında bekliyordu ki——</p>



<p><strong>???:</strong> “——İlahi Ejderha Kilisesi’nin kapalı kapılar ardında yapılmasına izin verdiği, kutsal ayinden ötürü.”</p>



<p>Cevabı veren kişi, koridordaki bir vazo gibi sessizce dikilen dev cüsse olunca Emilia şaşırdı. Biraz daha uzun süre bakınca tanımıştı, o sarayda defalarca gördüğü Kraliyet Şövalyeleri Komutanı’ydı.</p>



<p>Kraliyet Şövalyeleri Komutanı da mı Crusch için endişelenip hemencecik buralara kadar gelmişti? Belki de Ferris’le iyi anlaşıyorlardı ve o dostluklarının hatırına buradaydı.</p>



<p>Her hâlükârda——</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Kutsal ayin mi&#8230; Yani bununla Crusch-san’ı kurtarabilecekler mi?”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “B-Bilmiyorum&#8230; Ama, ama başka bir yolu yoktu&#8230; B-Ben, ben, i-işe yaramaz olduğum için!..”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Öyle şey!..”</p>



<p><em>&#8230;</em><em>olur mu hiç</em><em>,</em> diyerek haykırmak istemişti. Gerçekten de kısa bir süre önceki Emilia olsaydı hiç düşünmeden bunu söyler, kestirip atardı.</p>



<p>Ama hiç düşünmeden, sadece anlık bir hevesle bunu dile getirmenin gerçek manada Ferris’e ne cesaret ne de teselli vereceğini artık biliyordu.</p>



<p>Ferris harikaydı. Gerçekten de muazzam, özel ve çok nazik bir güce sahipti.</p>



<p>Ama Emilia’nın yürekten saygı duyduğu o gücü, Ferris en çok değer verdiği kişi olan Crusch için kullanamıyordu. Böylesine acı, ızdırap verici ve çaresiz bir gerçek karşısında böyle hüngür hüngür ağlayıp titrerken hiç düşünmeden konuşmak doğru değildi, hakkı da yoktu.</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Tamam, geçti&#8230; geçti.”</p>



<p>Bu yüzden Emilia söyleyeceği sözleri yutup Ferris’i nazikçe kucakladı. Sarılmaya devam etti. Sımsıkı sarılıp ona destek olmayı sürdürdü.</p>



<p>Çünkü hiçbir şey yapamamanın çaresizliğiyle donup kaldığında Emilia’ya karşı yapılan ve onu en çok mutlu eden şey de buydu, o da aynısını yaptı.</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “——Dayan, Crusch-san.”</p>



<p>Hıçkırıklara boğulan, bedeni titreyen Ferris’e destek olurken Emilia dua etti.</p>



<p>Ona eşlik eden, Crusch’un iyiliği için dua eden Emilia’yla Ferris’in arkasında Otto’nun da Wilhelm’in de Kraliyet Şövalyeleri Komutanı’nın da dua ettiğini hissedebiliyordu.</p>



<p>Yüzünü bile görmediği İlahi Ejderha Kilisesi’nden birileri kapının ardında canla başla uğraşıyordu.</p>



<p>İnsanlar için savaşıp korkunç yaralar alan Crusch’ı kurtarmak uğruna.</p>



<p>O çabaların yerine ulaşmasını dileyerek dua etti, yalvararak dua etti ve sonunda da——</p>



<p><strong>???:</strong> “——Girebilirsiniz.”</p>



<p>Ansızın kapının ardından gelen sesle Emilia sanki bir yaydan fırlamışçasına başını kaldırdı.</p>



<p>Yorgunluktan bitap düşmüş bir kadının sesiydi bu. Söylediği şeyi duyan Ferris kollarının arasında irkildi, inanamazmış gibi Emilia’nın yüzüne baktı.</p>



<p>Kendini adadığı duası aniden kesilince Ferris’in zihni gerçeğe yetişememişti.</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Kalkabilir misin?”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “E-Evet, kalka&#8230; kalkabilirim&#8230;”</p>



<p>Ferris’ten önce davranıp ayağa kalkan Emilia, ona elini uzatarak kalkmasına yardım etti. İncecik dizleri güven vermez bir hâlde titriyordu ama yuvarlak gözlerini kapıya diken Ferris nefesini verdi ve bir adım, ardından bir adım daha atarak ilerledi.</p>



<p>Omzundan destek olan Emilia da onunla birlikte kapıya yöneldi. Ve tüm vücudunun titremesi bir türlü dinmeyen Ferris’in yerine, kapının kolunu çevirdi.</p>



<p>Gürültüyle açılan kapının ardında yatak odası uzanıyordu. Odanın ortasına yerleştirilmiş yatakta bir kadın yatıyordu ve onun hâli——</p>



<p><strong>Ferris:</strong> <em>“——</em><em>Ah</em><em>.”</em></p>



<p>Boğuk bir nefes döküldü dudaklarından, rüya görüyormuş gibi adımlarla Ferris öne çıkıverdi. O kadar güvensizdi ki adımları, her an ayakları birbirine dolanıp yere kapaklanacakmış gibi duruyordu.</p>



<p>Ama kapaklanmadı. Emilia’nın destek olan elini farkında olmadan itip yatağın üzerine, orada yatan Crusch’a doğru yalpalayarak koştu.</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Crusch-sama&#8230; Crusch, sama&#8230; Crusch-samaaa!..”</p>



<p>Hıçkırıklarla boğulan o sesin, sevdiği kişinin adını defalarca haykırışını dinlerken Emilia da odanın ortasına kadar ilerledi ve Ferris’in gözlerini diktiği Crusch’a baktı.</p>



<p>Uzun süredir yatalak olmasına rağmen bakımı hiç aksatılmayan Crusch’ın o güzel yüzü süzülmüş, teni bir hasta gibi bembeyaz olmuştu. ——Fakat yüzünde, boynunda, vücudunda kök salmış gibi yayılan o habis zehir; görünen hiçbir yerinde artık yoktu.</p>



<p><strong>Kadın:</strong> “Dualar, yerini bulurmuş.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “——Siz.”</p>



<p>Yatağa kapanan Ferris’in yanında duran Emilia arkasını döndüğünde yatağın diğer tarafında ayaklarını uzatıp yere oturmuş sarışın bir kadın gördü.</p>



<p>Crusch’ı kurtarmanın yolunu deneyen İlahi Ejderha Kilisesi yetkilisi oydu. Nefes alışverişlerinden yorgunluğu belli oluyordu, alnı boncuk boncuk terlemişti ama dudaklarında bir tebessüm belirdi.</p>



<p><strong>Kadın:</strong> “Kutsal metinlerde de şöyle yazar: <em>‘Bir kişinin kurtuluşu, binlerin duasıyla gerçekleşir. Paylaşmak Ejderha’nın lütfunu en yüce mertebeye taşır’</em> diye.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “——Hık&#8230; teşekkürler.”</p>



<p><strong>Kadın:</strong> “Bu kadarı çocuk oyuncağıydı&#8230; Yani, vazifemizdi.”</p>



<p>Gözü pek şekilde gülümseyen kadın, hemen ifadesini ciddileştirip sözünü düzeltti. Onun bu çabasına yürekten minnet duyan Emilia, yere çöküp Ferris’in omzuna sarıldı.</p>



<p>Titreyen, gözyaşı döken Ferris’e destek olurken o duaların yerine ulaşmış olmasından dolayı kalbi sevinçle doldu.</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Crusch-san uyanınca konuşacak çoook şeyimiz var. Felt-chan’ın da sana mesajı var, benim de anlatacaklarım epey birikti.”</p>



<p>Yüzünden o korkunç zehrin izleri silinmiş, gözleri kapalı uyuyan Crusch&#8230; Onun uyuyan yüzüne bakarak uyanacağı anı iple çeken Emilia böyle seslendi.</p>



<p>Gözlerini bi’ açsa konuşacak o kadar çok şeyi vardı ki. Bunların arasında Anastasia’yla Felt meselelerinden tadını alan Emilia’nın şımarıklıkları da vardı elbette.</p>



<p>Bu yüzden——</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Geeerçekten ama geeerçekten çabaladığın için teşekkürler.”</p>



<p>Emilia, odadaki herkese minnet duyarak gözlerinin içini güldürdü.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1448" height="2048" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/resim-5.png" alt="" class="wp-image-6550" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/resim-5.png 1448w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/resim-5-1414x2000.png 1414w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/resim-5-707x1000.png 707w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/resim-5-768x1086.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/resim-5-1086x1536.png 1086w" sizes="auto, (max-width: 1448px) 100vw, 1448px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/SiriusWorm/status/2017806642406883403?s=20" type="link" id="https://x.com/SiriusWorm/status/2017806642406883403?s=20">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>





<p class="has-text-align-center">△▼△▼△▼△</p>



<p><strong>Otto:</strong> “————”</p>



<p>İlahi Ejderha Kilisesi’nin o gizemli ayininin işe yaradığına bizzat şahit olan Otto, yatağa uzanmış efendisine sıkı sıkı sarılan Ferris’i ve ona destek olan Emilia’yı izliyordu.</p>



<p><strong>Wilhelm:</strong> “Crusch-sama, gerçekten&#8230; gerçekten de&#8230;”</p>



<p>Aynı manzaraya tanıklık eden Wilhelm’in da duyguları sel olmuş, sesi titriyordu. “Kılıç İblisi” namıyla bilinen o efsanevi kılıç ustası bile ızdırap çeken efendisine merhem olamamanın acısıyla yüreğini dağlamış, ruhunu tüketmişti; bu hâli de bunun kanıtıydı.</p>



<p>Elbette ki yıllarını sadakatle adamış tek ve biricik Şövalye Ferris’inkiyle kıyaslanamazdı belki ama Wilhelm’in yüreğine de derin bir huzur ve minnetin işlediği her hâlinden belliydi.</p>



<p>Ve bu hisler, azımsanmayacak ölçüde Otto için de geçerliydi.</p>



<p>Nitekim daha az önce Reinhard’la ayaküstü yâd ettikleri gibi, Priscilla’nın ölümünün yarattığı şok Otto’yu da sarsmıştı. Hâliyle de Su Geçidi Şehri’ndeki o savaşta ağır yaralar alan Crusch’ın kurtarılmış olması, ona da derin bir “oh” çektiriyordu.</p>



<p><em>İyi oldu. Gerçekten de çok iyi oldu.</em></p>



<p>Diyordu ancak aynı zamanda Emilia’ya dillendiremediği o ihtimalin kesinliğine de kanaat getiriyordu.</p>



<p>O da şuydu——</p>



<p><strong>Otto:</strong> “——Düşes Crusch Karsten için Kraliyet Seçimi burada sona ermiştir.”</p>



<p>Bu, en azından şu anda Crusch’ın hayata dönüşünün gözyaşlarıyla kutlandığı bu ortamda kimsenin duymasına gerek olmayan&#8230; Sadece dudaklarının arasında fısıltı olarak kalan acı bir gerçekti.</p>



<p class="has-text-align-center">△ △ △ △ △ △ △</p>



<p>#Hayda! Biricik Crusch&#8217;ımız için serüven sona mı erdi?! Ben açıkçası sona ermesini istemiyorum çünkü Crusch&#8217;ı seviyorum. Çoook güzel bir karakter ama Otto Bey bunları söylüyorsa tahminen bitmiş olması da yüksek. Fakat her şeye rağmen, iyileşmiş olmasına sevindim. Umarım ki bunun altından bit yeniği vs. çıkmaz. O hâlde, bakalım sonraki bölümlerde ne olacak? Okumaya devam edelim!</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>



<div class="wp-block-columns is-not-stacked-on-mobile is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-9d6595d7 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow"></div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow"></div>
</div>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-2-kilisenin-kutsal-ayini/">Kısım X, Bölüm 2 – “Kilise’nin Kutsal Ayini”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-2-kilisenin-kutsal-ayini/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kısım X, Bölüm 3 – “Işığın Filizlenişi”</title>
		<link>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-3-isigin-filizlenisi/</link>
					<comments>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-3-isigin-filizlenisi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bertiel]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Feb 2026 15:11:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ana Hikâye]]></category>
		<category><![CDATA[Kısım 10]]></category>
		<category><![CDATA[Felt]]></category>
		<category><![CDATA[Filóre]]></category>
		<category><![CDATA[Marcos Gildark]]></category>
		<category><![CDATA[Miklotov McMahon]]></category>
		<category><![CDATA[Reinhard van Astrea]]></category>
		<category><![CDATA[Sakura Element]]></category>
		<category><![CDATA[Tiga Rauleon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.rezeroturkce.com/?p=6610</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-3-isigin-filizlenisi/">Kısım X, Bölüm 3 – “Işığın Filizlenişi”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<p>Bölümün ortalama okuma süresi 24 dakikadır. İyi okumalar dileriz. ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ Çevirmen: Bertiel Ek Düzenleme: Qua Redaktör: akari Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-3-isigin-filizlenisi/">Kısım X, Bölüm 3 – “Işığın Filizlenişi”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-3-isigin-filizlenisi/">Kısım X, Bölüm 3 – “Işığın Filizlenişi”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>

<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>


<p style="text-align: center;"><em>Bölümün ortalama okuma süresi 24 dakikadır. İyi okumalar dileriz.</em></p>


<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>



<div class="wp-block-columns is-not-stacked-on-mobile is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-9d6595d7 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow"></div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow"></div>
</div>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>





<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1388" height="1732" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/image-1.png" alt="" class="wp-image-6614" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/image-1.png 1388w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/image-1-801x1000.png 801w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/image-1-768x958.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/image-1-1231x1536.png 1231w" sizes="auto, (max-width: 1388px) 100vw, 1388px" /></figure>
</div>


<p class="has-text-align-center">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Çevirmen: Bertiel</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Ek Düzenleme: Qua</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Redaktör: akari</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire, universe, Yağız D.</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Destek vermek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://rezeroturkce.com/bilgi-kosesi/destek/">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Discord’a gelmek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://discord.gg/rezeroturkce">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p>——Kraliyet Kalesi’ne her adım attığında Felt, buraya ait olmadığı duygusunu taşıyan incecik bir zarı delip geçiyormuş gibi o tuhaf direnç hissini iliklerine kadar tadıyordu.</p>



<p>Henüz Kraliyet Seçimi başlamadan evvel, Başkent’in varoşlarında büyümüş olan Felt için Lugunica Kraliyet Kalesi; her zaman görüş alanının bir köşesinde dursa da kendi hayatıyla zerre alakası olmayan o “ulaşılmazlığın” simgesiydi.</p>



<p>Orada var olduğu kesin olan ama asla yolunun kesişmeyeceği bir yerdi. Uçsuz bucaksız, elle tutulamaz, varlığında dahi hiçbir değer hissedilmeyen bir serap gibiydi. İzlenimi tam olarak buydu.</p>



<p>Belki de bu yüzden Kraliyet Adayı olarak kaleye her çıkışında sanki bir rüyanın ya da hayalin içine dalıyormuşçasına o gerçekdışı hisse kapılıyordu.</p>



<p>İşte bunu——</p>



<p><strong>???:</strong> “——Felt-sama?”</p>



<p>Adının seslenilmesiyle duraksayan Felt başını kaldırdı.</p>



<p>Kapıya elini atmış, omzunun üzerinden ona bakan şövalyesinin mavi gözlerine kendi kızıl gözleriyle karşılık veren Felt; burnundan küçük bir ses çıkarıp “Yok bi’ şey” diye kestirip attı.</p>



<p>Aynen öyle, bir şey olduğu yoktu. Kimse onların yürüyüşünü durduramazdı.</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Gidiyoruz.”</p>



<p>Bu beyanla hem kendine hem de karşısındakine son noktayı koyduran Felt, o incecik dirençten zarı yırtıp ilerledi.</p>



<p>Başını onaylarcasına eğen şövalyesinin——&nbsp; Reinhard kapıyı açtığında karşılarına çıkan manzara her zamanki gibiydi. İğne atsanız yere düşmeyecek kadar kalabalık; bıçakla kesilecek kadar yoğun, tuhaf bir gerilimin hâkim olduğu bir ortamdı.</p>



<p>Herkesin niyeti birbirine karışmış, bu niyetler bakışlara ve sözlere dökülüp havada çarpışıyordu. Ancak Felt içeri adımını attığı an, o darmadağın niyetler istemsizce tek bir noktada birleşti.</p>



<p>Yani, Krallığın geleceği adına Felt’i tartıp biçen o yegâne küstah iradede bir oldular.</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Hah, çok da umurumdaydı. Zaten ben de birileriyle yüz yüze geldiğimde içimden aşağı yukarı aynı şeyleri geçiriyorum.”</p>



<p>Bu durumun Kraliyet Seçimi’yle bir alakası yoktu; bu, varoşlarda hayatta kalmayı başarmış Felt’in yaşam felsefesi ya da hayat tecrübesi gibi bir şeydi. Karşısındakinin kendisine bir faydası dokunur mu dokunmaz mı, içten içe ne planlar kuruyor gibi şeyleri tartmak onda artık bir refleks hâline gelmişti.</p>



<p>Aslına bakılırsa üzerine yapışan bu alışkanlık, aday olduktan sonra bile epey işine yaramıştı.</p>



<p>Ne de olsa varoş günleriyle kıyaslanamayacak kadar çok insanla tanışıyor, hepsinin asıl amacını kestirmek zorunda kaldığı durumlarla boğuşuyordu. Şayet ki değer yargılarını sıfırdan inşa etmeye kalksaydı kim bilir ne kadar bocalardı, tahmin bile edilemezdi.</p>



<p>Gerçi——</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Emilia-neechan gibi bu işlerle hiç alakası olmayan tipler de var ama neyse.”</p>



<p>Kraliyet Seçimi’ndeki rakibi olmasına rağmen mucizevi derecede savunmasız kalmayı başaran Emilia’ydı.</p>



<p>Onun o hâliyle kalabilmesinin ardında şövalyesi Natsuki Subaru ve her daim yanında olan Otto gibilerin olağanüstü çabaları yatıyordu muhtemelen.</p>



<p>Ama öte yandan, sadece el bebek gül bebek gibi korunarak gelinebilecek kadar ne Kraliyet Seçimi ne de onu çevreleyen ortam o kadar yumuşaktı; Felt’in değerlendirmesi bu yöndeydi. O hâliyle Emilia’nın bile insanları anlayan bir yanı ve niyetleri sezen bir sezgisi vardı.</p>



<p>Buna rağmen takındığı o tavır, Felt’in işini epey zorlaştırıyordu.</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Sonuçta arkadaş olduk, iyi mi&#8230;”</p>



<p>Kendi verdiği kararı hatırlayan Felt, derin bir iç çekti.</p>



<p>Emilia’nın teklifini kabul ettiğine pişman değildi ama önünü görmekte yine de zorlandığını hissediyordu. Kirli oyunlara ya da hileye başvurmaya niyeti yoktu ama düşman kamplar olarak çatır çutur kavga etselerdi acımasız kararlar almak kesinlikle daha kolay olurdu.</p>



<p>Karşı taraf, tek taraflı olarak size sempati beslerse dezavantajlı olan da yalnızca onlar olurdu.</p>



<p>Anastasia’nın temel stratejisi de muhtemelen buydu; Felt, onun diğer kampları Pristella’ya davet etmesinin altındaki gerçek sebebin bu olduğunu tahmin ediyordu. ——Ne yazık ki o planlar, Kraliyet Seçimi sonrasında Emilia’yla “arkadaş olma” akışıyla tuzla buz olmuş gibi görünüyordu.</p>



<p>Her hâlükârda——</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Sorun değil, nefret etmiyorum bundan. Bana ‘değer biçen’ bakışlar yöneltileli bayağı olmuştu be.”</p>



<p>Boş laf değildi bu; dudaklarını çarpık bir gülümsemeyle büken Felt, üzerindeki ilgiyi böyle karşılıyordu.</p>



<p>Adım attıkları Taht Salonu—— Kraliyet Seçimi’nin başladığının ilan edildiği o yer, Lugunica Kraliyet Kalesi’nin ileri gelenleriyle doluydu ve ülke yönetiminin merkezinde yer alan Bilgeler Konseyi de oradaydı.</p>



<p>Geçenlerde Felt’in Augria Kum Tepeleri ve Pleiades Gözcü Kulesi meselesinde—— Bilge’nin kulesine giden yolu gösterebileceğini söyleyip kendini pazarlayan Meili Portroute’un başarısını rapor ederken de konuşmuşlardı ama şu anki hava o zamankinden bariz şekilde farklıydı.</p>



<p>Bu, Felt’e yöneltilen bir sapkına ya da yabancı bir maddeye bakan o bakışlardı. ——Başlangıçta, Kraliyet Seçimi’ne katıldığı o ilk anda Felt oradaki herkese meydan okumuştu.</p>



<p>O zamanki varoşlardan gelen bir sokak çocuğuna yöneltilen şaşkınlık ve kafa karışıklığına yakın bir tondaydı bu bakışlar.</p>



<p>Ve——</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Selamlaar&#8230; Bu karmaşanın sebebi, daha önce görmediğim sıfatlara sahip olan sizlersiniz galiba?”</p>



<p>Kırmızı halıyı güm güm adımlayarak Taht Salonu’nun ortasına kadar yürüyen Felt, tek gözünü kısıp kendisinden önce orada dikilen iki kişiye dikti gözlerini.</p>



<p><strong>???:</strong> “――――”</p>



<p>Felt’e dönenler, ikisi de yirmili yaşlarının başında genç bir kadın ve bir erkekti.</p>



<p>Filiz yeşili saçlı, kibar görünümlü bir adam ve yağmur mevsiminde açan çiçekleri andıran mor saçlarını kısaca toplamış güzel bir kadın. İkisi de bulundukları yere rağmen çevredekilerin baskısına aldırmadan gayet kendinden emin duruyordu.</p>



<p>Hatta, ilk hamleden ipleri eline almaya çalışan Felt’in seslenişine bile hiç istiflerini bozmadılar. Adam acı bir tebessüm ederken, kadın “Aman da amaaan” dercesine elini yumuşakça sallayarak&#8230;</p>



<p><strong>Mor Saçlı Kadın:</strong> “Ufufu, ne kadar da ani oldu böyleee. Sizinle ilk defa tanışıyoruz ama Felt-chan dedikleri kadar dikenliymiş doğrusuuu.”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Söylenti ha? Benim hakkımda ne konuşuluyormuş bakayım?”</p>



<p><strong>Mor Saçlı Kadın:</strong> “Küçücük ve sevimli olmasına rağmen heybetli, sert ve kimseye karşı geri adım atmayan erkek fatma&#8230; Cazibesindeki bu uçurum yüzünden görenlerin başı dönüyormuş, diyoorlar.”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Bayağı istemediğim türden dedikodular da varmış desene&#8230;”</p>



<p>Bu cevaptan tiksinmiş gibi yüzünü buruşturan Felt’e karşı kadın kıkır kıkır, şuh bir kahkaha attı.</p>



<p>Olgun bir meyve gibi koyu kırmızı elbisesi ve aynı renkteki şapkasını yan takmış güzelliğiyle, havası sanki bir yerin kâtibi ya da soylu birine hizmet eden bir nedimeyi andırıyordu. Ancak o pervasızca mesafe kapatması ve baygın bakan kırmızı gözlerinin kombinasyonu, onu ele avuca sığmaz kılıyordu.</p>



<p>Kısacası, kolay lokma olmadığı her hâlinden belliydi ama——</p>



<p><strong>Yeşil Saçlı Adam:</strong> “——Sakura, karşındaki Kraliyet Adayları’ndan biri. Öyle her zamanki gevşek tavrınla lap diye lafa girme lütfen. Canından olursun, kaç tane canın olsa da yetmez.”</p>



<p>Diyerek kadının yanında duran adam, yoldaşının tavrını hafifçe azarladı. Yine de bu uyarı, daha çok şaka yollu bir takılmaya benziyordu; adamın ciddiyetine ya da samimiyetine kefil olunacak türden değildi.</p>



<p>Nitekim adamın uyarısına rağmen, Sakura denilen kadın “Hımm” diyerek gülümsemeye devam etti.</p>



<p><strong>Sakura:</strong> “Böyle yaparak Tiga-chan bile beni kötü karakter ilan ediyor, öyle mi? O kızın kafasına göre iş yapması yüzünden zaten zor durumdayım, bir de tek müttefikim böyle konuşursa çok kırılırım amaaa.”</p>



<p><strong>Tiga:</strong> “Madem öyle, düşmanları daha da artırmaman lazım. İlk izlenim sonradan başa bela olur. Hele de şu an&#8230; Pek de hoş karşılanan bir konumda değiliz… değil mi?”</p>



<p><strong>Sakura:</strong> “Pekiii pekiii, Tiga-chan’ın dediği doğrudur, tamamdırrr.”</p>



<p><strong>Tiga:</strong> “Anlamana sevindim.”</p>



<p>Küsmüş gibi dil çıkaran Sakura’ya adam tiyatrovari bir hareketle başını salladı. Ardından tekrar Felt ve yanındakilere dönüp başına derinlemesine geçirdiği geniş kenarlı şapkasını çıkardı ve koyu mor pelerininin üzerine, göğsüne bastırarak&#8230;</p>



<p><strong>Tiga:</strong> “Kısacası, yoldaşım büyük kabalık etti, Felt-sama. Bendeniz Tiga Rauleon, bu da Sakura Element. Tanıştığımıza memnun olduk.”</p>



<p>Bunu söylerken kibar görünümlü adam—— Tiga, şık şekilde başını eğdi. Felt’e diktiği sarı gözlerinden tekini kırparak yaptığı o havalı hareket, tam da züppe bir çapkına yakışır cinstendi.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1442" height="2048" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/image-7.png" alt="" class="wp-image-7071" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/image-7.png 1442w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/image-7-1408x2000.png 1408w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/image-7-704x1000.png 704w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/image-7-768x1091.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/image-7-1082x1536.png 1082w" sizes="auto, (max-width: 1442px) 100vw, 1442px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/112oVic2/status/2038202468446945398?s=20">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p>Felt, Tiga’yla Sakura ikilisini süzerek durumu kavradı. Hiç şüphe yoktu ki bu kalenin havasında kabak gibi sırıtan bu ikili, Reinhard’ın Felt’i apar topar malikâneden çıkarıp buraya getirmesinin sebebiydi——</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Reinhard, bu ikisi&#8230;”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Evet. ——İlahi Ejderha Kilisesi’nden gelen elçilerdir.”</p>



<p>Adımlarını durduran Felt’in yanına gelen Reinhard, söz konusu ikiliyle karşı karşıya durdu.</p>



<p>İstemeden de olsa Taht Salonu’nun tam ortasında Feltgillerle İlahi Ejderha Kilisesi’nin iki temsilcisi yüz yüze gelmiş, kale görevlilerinin tüm dikkatini üzerlerine çekmişlerdi.</p>



<p>Bu bakışları zerrece umursamayan Felt, kollarını kavuşturup Tiga’ya ters ters baktı.</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Benim bildiğim, İlahi Ejderha Kilisesi ülkenin siyasetine burnunu sokmazdı. Ne oldu da böyle bir yere damladınız?”</p>



<p><strong>Tiga:</strong> “İnanır mısınız bilmem ama aslında bizim için de pek istenmeyen bir temas bu. Dediğiniz gibi Kilise devlet işlerinden her zaman mesafesini korumuştur. Tabii bu, Krallığa aidiyet hissetmediğimiz anlamına gelmez.”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “İstenmeyen temasmış, hadi oradan. Kraliyet Adayı Crusch Karsten’in vücudunu iyileştirebileceğinizi bilerek geldiniz, değil mi?”</p>



<p><strong>Tiga:</strong> “——Bu&#8230;”</p>



<p>Felt’in sözleri üzerine Tiga hafifçe bocalamış gibi göründü. O sırada Tiga’nın yanında elini ağzına götüren Sakura, yine kıkır kıkır gülmeye başladı.</p>



<p>Bu gülüşe “Hayırdır?” dercesine hırlayan Felt’e, kadın başını hafifçe yana eğerek karşılık verdi.</p>



<p><strong>Sakura:</strong> “Yok yok, Felt-chan’ın kulakları da ne keskinmiş canııım. Az önce bahsettiğiniz konu, güya sadece bu kalenin içinde kalacak bir sırdı hâlbukiii.”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Hah, benim yanımda dikilen adamın radar gibi kulaklarını küçümsemeyin. Bu herif, gece tuvalete gitmek için yataktan kalktığımda çıkan ayak sesini bile duyar.”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “İnkâr etmiyorum ama yanlış anlaşılmaya müsait, biraz abartılı bir ifade oldu Felt-sama.”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Kes sesini, öyle acı acı gülümseyip durma, biraz heybetli dur. Öyle yaparsan karşı taraf daha çok tırsar.”</p>



<p>Kalede İlahi Ejderha Kilisesi’yle yapılan görüşmeler ve bunun Crusch’la ilgili olduğu bilgisinin kaynağı Otto’ydu, o yüzden Felt işin o kısmını nezaketen gizli tuttu. Bu saatten sonra Reinhard’ın adına “canavar kulaklı” ya da “kulak misafiri olma huyuna sahip” gibi dedikodular eklense de pek bir zararı olmazdı. Bir kilometre öteden düşen iğnenin sesini ayırt edebildiği bir gerçekti ne de olsa.</p>



<p>Her hâlükârda——</p>



<p><strong>Felt:</strong> “——Şu İlahi Ejderha Kilisesi olayı hiç hoşuma gitmedi.”</p>



<p><strong>Sakura:</strong> “Aaa, Felt-chan da mı Kilise’den haz etmiyoor? Yaptığımız faaliyetlerin, mesela varoşlarda iyi etkiler yarattığını sanıyordum amaaa.”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Kusura bakma ama sadaka verilmesinden nefret ederim. Ben Kilise’nin ekmek dağıtma kuyruğuna hiç girmedim. Ha, bu tür faaliyetlerin gereksiz olduğunu ya da nefret ettiğimi söylemiyorum. Benim az önce dediğim şey, sizin Düşes Karsten’i kurtarabilecek olmanızla ilgili.”</p>



<p><strong>Tiga:</strong> “Bu, acı çeken rakip bir kampı kendi hâline bırakmak istediğiniz anlamına mı geliyor?”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “İllaki ağzımdan laf mı almaya çalışıyo’n? Üzgünüm ama o kadar boş vaktim yok.”</p>



<p>O yapış yapış konuşma tarzının aksine zehirli iğneler batıran Sakura’ya dil çıkardı.</p>



<p>Crusch’ın rakip olduğu doğruydu ama şu anki duruma düşmesinin sebebi belliydi. O olayda orada bulunan herkes buna karşı bir suçluluk hissediyordu ve eğer iyileşme ihtimali varsa elden gelen her şeyin yapılmasını istemek insanlıktı. ——Ancak, Crusch’ın İlahi Ejderha Kilisesi’nden yardım alması, işte bu noktada işler sarpa sarıyordu.</p>



<p>Çünkü——</p>



<p><strong>???:</strong> “——Düşes Crusch Karsten, Kraliyet Seçimi meydanında açıkça beyan etmişti: Ejderha’yla yapılan anlaşmayı feshedeceğini ve onun koruması altındaki o rahatlıktan çıkacağını söylemişti.”</p>



<p><strong>Herkes:</strong> “――――”</p>



<p>Bunu söyleyerek Felt ve diğerlerinin konuşmasına giren kişi, Bilgeler Konseyi sırasında sandalyesinde oturan uzun sakallı ihtiyar—— Miklotov McMahon’du. Nihayet ağzını açan Bilgelerden birinin bu sözüne Felt hafifçe iç geçirdi.</p>



<p><strong>Felt:</strong> “&#8230;Ülkenin topyekûn Ejderha’ya sırtını dayamasını acizlik olarak görüp bunu açıkça dile getiren kişinin, şimdi kalkıp Ejderha’ya tapan İlahi Ejderha Kilisesi’nden medet umması hiç yakışık olmazdı.”</p>



<p><strong>???:</strong> “Sözlerinize dikkat ediniz, Felt-sama. Bu ‘yakışık olmazdı’ meselesi&#8230;”</p>



<p><strong>Miklotov:</strong> “Hayır, Felt-sama’nın buyurduğu doğrudur. Yakışık olmazdı&#8230; yani yakışık olup olmama meselesidir. Bu noktada Crusch-sama telafisi olmayan bir darbe alacaktır. Tabii, eğer kendisine uzatılan o eli tutarsa.”</p>



<p>Felt ve Miklotov’un atışmasına orada bulunan bürokratlardan biri lafa girmeye yeltendi ama bizzat Miklotov tarafından susturuldu.</p>



<p>Bilge’nin eklediği son cümle, İlahi Ejderha Kilisesi’nin teklifi karşısında son kararın Crusch ve kampında olduğunu ima ediyordu.</p>



<p>Ancak——</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “——Ferris.”</p>



<p>Gözlerini hafifçe yere indiren Reinhard’ın dudaklarından dökülen isim, dostu olan ve şu an acıların en büyüğünü çeken Crusch’ın tek ve biricik Şövalyesi, “Mavi” ünvanlı kişiydi.</p>



<p>Genellikle şirin bir kadını andıran güzelliğiyle bilinen o yüzünün nasıl çöktüğünü, Crusch’ın yanı başında ne kadar acı çekip perişan olduğunu Felt de o hasta ziyaretinde kendi gözleriyle görmüştü. O günden beri Crusch’ın durumunun iyiye gittiğini duymamıştı. Öyleyse onun ruh hâli de farksız olmalıydı.</p>



<p>Cehennemde zehirli alevlerle yanmaya devam eden kıymetli efendisini kurtaracak bir çare vuku bulduğunda tek ve biricik Şövalyesi ne karar verirse versin, kimse onu suçlayamazdı.</p>



<p><strong>Miklotov:</strong> “Elbette ki bizim tarafımızda da İlahi Ejderha Kilisesi’nin bu teklifi üzerine tartışmalar oldu. Öncelikle teklifin içeriğinin gerçek olup olmadığının tespiti gerekiyor. Sonuca göre&#8230;”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Pristella’da zarar gören diğerlerini de kurtarabilir belki. Bunu düşününce, bizim takıldığımız şeyler devede kulak kalıyor.”</p>



<p><strong>Miklotov:</strong> “Hımm. Peki içinize siniyor mu&#8230;”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Sinecek gibi mi duruyor sence?”</p>



<p>Mantığı anlıyordu, gerekçeyi de anlıyordu. Ama duyguların tatmin olması başka bir şeydi.</p>



<p>Kraliyet Seçimi’ne katıldığına göre Felt kazanmak için oynamaya devam edecekti. Ancak İmparatorlukta yaşanan son olaylarda Priscilla’nın ölmesi ve şimdi de Crusch’ın bu şekilde elenmesi&#8230; Felt’in arzuladığı galibiyet şekli bu değildi.</p>



<p>İşler böyle bitecekse Reinhard’ın ortalığı birbirine katıp diğer tüm adayları haşat etmesinden ne farkı kalırdı ki?</p>



<p><strong>Miklotov:</strong> “Kimsenin suçu değil aslında. İllaki bir suçlu aranacaksa bütün günah Cadı Tarikatı’nın boynunadır.”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “İş işten geçti ama o ‘Öfke’ denilen şerefsizi zindana tıkmadan önce iyice bir benzetseydim keşke. Belki o zaman içim biraz olsun soğurdu bu öfkem.”</p>



<p>Elbette bunu yapsa da hiçbir şey çözülmeyecek, muhtemelen öfkesi de dinmeyecekti; orası ayrı. Zaten Pristella’da meydana gelen hasarın çoğu Oburluk ve Şehvet yüzündendi, Öfke’nin bıraktığı izler devede kulaktı.</p>



<p>Bunu Reinhard da bildiği için Felt’in nefretle savurduğu bu sözleri kimse ciddiye almadı.</p>



<p>Her hâlükârda——</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Olayı kabaca anladım. Kilise tedavi yöntemini getirdi, Düşes de&#8230; Aman, neyse ne. Crusch-neechan’ın kurtulup kurtulmayacağı, o tedaviyi şövalyesinin kabul edip etmeyeceğine bağlı&#8230; Bizim buna burnumuzu sokmaya hakkımız yok.”</p>



<p>Aklından geçenler olsa da seçimi yapacak olanlar bu olayın muhataplarıydı.</p>



<p>Bunu kabullenen Felt, “Eee?” diyerek yanındaki Reinhard’a ve oradaki herkese toptan sordu&#8230;</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Buraya kadarki kısmı anladım da beni apar topar buraya getirmenizin sebebi ne? Tamam, açıklama yapmanız iyi oldu ama şu an Başkent’te sadece ben yokum, Emilia-neechan’nın da olduğunu biliyorsunuz. Bu açıklamayı toptan yapsanız da bir şey değişmezdi.”</p>



<p>Konu Kraliyet Seçimi’ni derinden etkileyebilirdi. Öyleyse sadece Felt değil, Emilia’yla da bu bilginin acilen paylaşılması gerekirdi. Böyle bir durumda Reinhard’ın Emiliagilleri atlatıp sadece Felt’i kaçırırcasına getirmesi mümkün değildi. Reinhard’ın başkalarını ekarte etmek gibi bir düşünceye sahip olup olmadığı bile şüpheliydi.</p>



<p>Buna rağmen sadece Felt’in bu mekâna getirilmesinin mutlaka bir sebebi vardı.</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Bir sebebi varsa o da siz misiniz, Kiliseciler? Ama şu an için Kilise’yle konuşacak hiçbir şeyimiz yok&#8230; İlahi Ejderha muhabbeti hariç tabii.”</p>



<p>Sözlerini biraz yuvarlayıp sesini alçattığı o son kısmın—— İlahi Ejderha Kilisesi’nin o pek yüce inançla bağlandığı İlahi Ejderha Volcanica hakkındaki fikri de yakın zamanda değişmişti.</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Ne de olsa Meili’ye uyup Pleiades Gözcü Kulesi’ne gittiğimizde o kafası gitmiş ‘Ejderha’yla Reinhard’ın kapışmasını yakından izlemek zorunda kaldım&#8230;”</p>



<p>Kılıç Azizi’yle İlahi Ejderha’nın savaşı, iki tarafın da tam gücünü kullanabileceği bir ortamda değildi belki ama yine de kıyamet günü gibi dehşet verici bir çatışmaydı. O savaştan sonra Felt, İlahi Ejderha’nın efsanelerde anlatılan o heybetinden eser kalmadığını öğrenmişti ama detaylarını anlat deseler ne cevap vereceğini bilemezdi.</p>



<p><em><strong>Ç.N:(</strong>Bu olay bir yan hikâyede meydana geliyor. Tabii öyle büyük bir savaş olmuyor, aralarında küçük bir sürtüşme çıkıyor, o kadar.<strong>)</strong></em></p>



<p>Ancak Felt’in bu endişesine karşılık Tiga omuzlarını silkti.</p>



<p><strong>Tiga:</strong> “Hayır, Felt-sama’yı çağıran bizim irademiz değildi. Hatta, az önceki konuya gelince Kilise olarak biz de ince bir buzun üstünde yürüyoruz.”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Az önceki konu dediğin, Crusch-neechan meselesi mi? Arada kalmak da ne demek?”</p>



<p><strong>Tiga:</strong> “Şöyle diyelim, kısaca&#8230; Kilise olarak Düşes Crusch Karsten’i kurtarmak için harekete geçip geçmeme konusunda henüz net bir cevap vermiş değildik.”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Haaah?..”</p>



<p>Kaşlarını çatıp yüzünü ekşiten Tiga’nın cevabına karşılık, Felt de istemsizce hırladı.</p>



<p>Anlaşılır gibi değildi. İlahi Ejderha Kilisesi’nin elinde Cadı Tarikatı kurbanlarını iyileştirecek bir yöntem vardı ve bunu kullanarak Crusch’ı kurtaracaklarını beyan edip krallıkla temasa geçmişlerdi diye düşünmüştü. Ama Tiga’nın şimdiki sözleri bu varsayımı çürütüyordu.</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Ama o tedavi şu an Crusch-neechan’a uygulanıyor olmalı. Kilise bir karara varmadıysa o nasıl oluyor&#8230;”</p>



<p><strong>Sakura:</strong> “İşte o kısım şöyleee ki bizim sabırsız kızlardan biri tek başına önden koşup gitti deee.”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “&#8230;Önden mi koştu?”</p>



<p><strong>Sakura:</strong> “Eveeet. O yüzden biz de eteklerimiz tutuşmuş hâlde kaleye koştuk, sizden durumu öğrenmeye çalışıyoruz işteee. Çok fena oldu çoook.”</p>



<p>Ne kadar ciddiye alınır bilinmez ama Sakura’nın sözlerinde bir ciddiyet kırıntısı bile yoktu. Ancak Sakura’ya kıyasla daha aklı başında konuşabilen Tiga da kadının bu sözlerini ne durdurdu ne de yalanladı, sadece utançtan alnını ovalamakla yetindi.</p>



<p>Şayet ki bu doğruysa İlahi Ejderha Kilisesi’nde de ne kadar gözü kara tipler varmış meğer.</p>



<p>Ama öyle olsa bile——</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Benim neden çağrıldığımın cevabı bu değil ki.”</p>



<p><strong>Tiga:</strong> “Hımm. O konuya gelince biz de epey müşkül durumdayız. Hazır Şövalye Reinhard buradayken Felt-sama’nın da teşrif etmesini istedik. Ne de olsa karşı karşıya olduğumuz problemde Felt-sama bizzat taraf konumunda.”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “――――”</p>



<p>Kendisiyle ilgili bir problem olduğunu duyan Felt, kızıl gözlerini kısıp dudaklarını yaladı.</p>



<p>Anlaşılan yolu epey uzatmışlardı ama nihayet asıl meseleye gelinecekti.</p>



<p>Crusch’ın geleceğini belirleyecek olan İlahi Ejderha Kilisesi’nin hamlesi ve bunun kilise tarafı için bile beklenmedik bir durum olduğu gerçeği, elçilerin bulunduğu bu yere Felt’in çağrılma nedeni.</p>



<p>O da şuydu——</p>



<p><strong>Miklotov:</strong> “Az önce bahsi geçen, İlahi Ejderha Kilisesi’nden tek başına bizimle temasa geçen kişi&#8230; Güzel, altın sarısı saçları ve kızıl gözleri olan bir kadın. Ve dahası&#8230;”</p>



<p>Miklotov’un ağzından dökülen sözleri Felt bölmedi.</p>



<p>Sanki çok önemliymiş gibi vurgulanan o fiziksel özelliklerin ne anlama geldiğini anlamayacak kadar kıt anlayışlı değildi.</p>



<p>Felt’in tepkisini süzen Miklotov, açıklamanın devamını getirdi.</p>



<p><strong>Miklotov:</strong> “O kişi, isminin Filóre olduğunu iddia etti. ——On beş yıl önce kayıplara karışan Kralın kardeşi Ford Lugunica-sama’nın kızıyla aynı isme sahip.”</p>






<p class="has-text-align-center">△▼△▼△▼△</p>



<p>——Kralın kardeşi Ford Lugunica’nın kızı, Filóre Lugunica.</p>



<p>Bu ismin ve varlığının taşıdığı anlam Lugunica Krallığı için büyüktü elbette ama özellikle Felt için anlamı çok ama çok daha büyüktü.</p>



<p>Ne de olsa Felt’in Kraliyet Seçimi’ne dahil edilmesinin arka planında katılım şartı olan&nbsp; &nbsp;Nişanın içindeki Ejderha cevherini parlatabilmesinden öte başka bir sebep daha sebep yatıyordu, o da kayıp prenses Filóre’nin bizzat Felt olabileceği şüphesiydi.</p>



<p>Gerçekten de bebek yaştaki Filóre’nin sırra kadem basmasının üzerinden on beş yıl geçmişti.</p>



<p>Felt’in yaşı buna uyuyordu, saç ve göz rengi de Lugunica kraliyet ailesinde görülen özelliklerle bire bir örtüşüyordu. Tabii Felt hiçbir zaman kraliyet ailesinden olduğunu düşünmemiş, bunu kullanmaya da kalkışmamıştı. ——Ancak etrafındakilerin ona nasıl bir beklentiyle baktıklarını tamamen görmezden gelebilecek kadar da bencil değildi.</p>



<p>Lugunica Krallığı’ndaki pek çok kişi, Felt’te o kayıp kraliyet kanını görüyordu.</p>



<p>Felt kendini nasıl tanımlarsa tanımlasın, oradaki beklentiyi ve imrenmeyi değiştirememek insan doğasının bir parçasıydı. Ve bunu sadece halka yüklemeye de gerek yoktu, Kraliyet Seçimi’nin başladığı gün orada bulunanlar—— hatta Reinhard bile bu umudun kırıntılarını taşıyordu.</p>



<p>Hiç şüphe yok ki kraliyetten hayatta kalan son kişi olma ihtimali, varoşlardan gelen Felt’e Kraliyet Seçimi arenasında savaşabilmesi için verilen ilk kılıçtı.</p>



<p>Ve şimdi——</p>



<p><strong>Felt:</strong> “——Demek kayıp olan gerçek Filóre, ha.”</p>



<p>Olayın içyüzü zihnine “dank” edince Felt sadece içinde mırıldanabildi.</p>



<p>Hakikaten de<em>&#8230;</em> Kraliyet Kalesi’nin neden sarsıldığı şimdi anlaşılıyordu. Belki de Crusch’ın İlahi Ejder Kilisesi’ tarafından kurtarılması ve bunun sonucunda seçimden elenme riskinin doğması bile, bu gerçeğin karşısında teferruat kalıyordu.</p>



<p>Kendini Filóre olarak tanıtan o İlahi Ejderha Kilisesi rahibesinin varlığı, işte bu kadar sarsıcıydı.</p>



<p><strong>???:</strong> “——Felt-sama.”</p>



<p>Aniden yanında duran Reinhard’ın seslenmesiyle Felt nefesini tuttu.</p>



<p>Beklenmedik bir sesleniş değildi ama o seste ne tür bir duygular olduğunu Felt o an yakalayamadı. ——Yoo, itiraf etmesi gerekirdi.</p>



<p>Felt’in içinde filizlenen o bariz sarsıntı, Reinhard’ın duygularını okumasına engel olmuştu.</p>



<p><strong>Felt:</strong> “――――”</p>



<p>İlk başta Reinhard tarafından zorla Kraliyet Seçimi meydanına çıkarıldığında ganimet evinden malikâneye kapatıldığı o süreç yüzünden, Felt sadece öfke ve düşmanlık hissedebilmişti. Sonunda Rom-jii’nin de olaya karışmasıyla seçime katılmaya karar vermek zorunda kalmıştı ama Reinhard’ın onu buraya getirip aday olarak öne sürmesinin temelinde, şu an çatırdayan o “Kraliyet Ailesi’nin hayatta kalan son üyesi” şüphesi yatıyordu.</p>



<p>Bu şüphe yalanlanmıştı. ——Yoo yalanlanmış da değildi, sonuçta sadece bir şüpheydi bu. Üstelik Felt bugüne kadar bu ihtimali hep tiye almış, elinin tersiyle itmişti.</p>



<p>Ama bu ihtimal gözünün önünde gerçekten reddedildiğinde göğsünün ortasında inkâr edilemez bir sarsıntı hissetti. Bunun sebebi kraliyet ailesinden olmayı istemesi falan değildi.</p>



<p>Felt’in kraliyetten biri olmasını uman o herifi&#8230; o herifin beklentisini boşa çıkaracaktı, Felt’in elinde olmayan bir kusur yüzünden onu hayal kırıklığına uğratacaktı&#8230; İşte buydu canını sıkan o illet.</p>



<p><strong>Felt:</strong> “&#8230;Ne acınası bir hâl.”</p>



<p>İçindeki sarsıntının adını koyunca Felt kendinden nefret etti.</p>



<p>Normalde gayet kendinden emin ve vurdumduymaz takılır, ne olursa olsun yıkılmazmış gibi havalara girerdi. Ama beklenmedik bir anda, hem de kaybetse umurunda olmayacağını sandığı bir şeyin elinden kayıp gideceğini anladığı anda, böyle rezilce paniklemesinden tiksiniyordu.</p>



<p>Bu zavallı hâline dişlerini sıkarak ağırlaşmış ve kaskatı kesilmiş boynunu zorlukla çevirdi, yanındaki Reinhard’a baktı.</p>



<p>O an Reinhard’ın yüzünde nasıl bir ifade olursa olsun——</p>



<p><strong>Felt:</strong> “――――”</p>



<p>Buna hazırlıklı olarak başını kaldıran Felt’in görüş alanına giren, gökyüzünü hapsetmiş o masmavi gözlerde ne bir endişe ne de bir sarsıntı vardı. Hele hayal kırıklığı veya ümitsizlikten eser dahi yoktu.</p>



<p>Orada sadece Felt’e duyulan o muazzam güven vardı. Hepsi buydu.</p>



<p><strong>Felt:</strong> “&#8230;Ne biçim bakıyorsun lan öyle sen?”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Kendimce, Felt-sama’ya duyduğum sarsılmaz sadakati yansıtıyorum diyelim.”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “——Hah, kafa ütüleme.”</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1536" height="1024" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/feltrein-arc10.3.jpg" alt="" class="wp-image-6622" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/feltrein-arc10.3.jpg 1536w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/feltrein-arc10.3-1000x667.jpg 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/feltrein-arc10.3-768x512.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/ponlypone/status/2019707012955934927?s=20" type="link" id="https://x.com/Heinkel_Louanna/status/2020100636176458166?s=20">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p>Şaka mı yapıyor ciddi mi belli olmayan o hafif tebessümlü cevaba karşılık, Felt dirseğiyle şövalyesinin böğrünü dürttü. Böyle yapmak zorundaydı. Çünkü sinir bozucu bir şekilde Reinhard’ın bu tavrıyla göğsüne oturan o ağırlık bir anda uçup gitmişti.</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Ne olursa olsun, ben ‘benim’. Böyle deyip işin içinden çıkmaktan başka çare yok.”</p>



<p>Bunu zaten biliyordu ama kabullenip yoluna devam etmesi için bir kıvılcım da lazımdı. İstemeden de olsa o kıvılcımı Reinhard vermişti. Felt buna bozulsa da sesini çıkarmadı.</p>



<p>Hoş bir bozulmaydı bu. Tabii Reinhard’a bunu asla söylemeyecekti.</p>



<p>Felt kendi içinde meseleyi böylece netleştirdikten hemen sonra da&#8230;</p>



<p><strong>???:</strong> “——Şövalye Marcos Gildark döndüler!”</p>



<p>Taht Salonu’na muhafızlardan gelen bu haberle içeridekilerin yüz ifadesi aniden ciddileşti. Bu tepkiye Felt şüpheyle yaklaşırken Reinhard eğilip kulağına fısıldadı&#8230;</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Komutan Marcos, söz konusu hanımefendiyi Crusch-sama’nın yanına götürmüş. Tedavinin sonucundan bağımsız olarak&#8230;”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Yüzleşme faslı yani. Ben kararımı verdikten sonra gelmeleri iyi oldu.”</p>



<p>Reinhard’ın fısıltısına böyle cevap veren Felt, derin ve büyük bir nefes aldı. Ve Reinhard’ı yanında bekletip o anı kolladı.</p>



<p>Ve işte——</p>



<p><strong>???:</strong> “——Bayağı kalabalık bir heyet beni bekliyormuş meğersem. Gerçi durum malûm, normal karşılamak lazım.”</p>



<p>Taht Salonu’nun kapısından geçen ve içeriye şöyle bir göz atan kişinin yorumunu duyuverdi Felt.</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Demek o&#8230;”</p>



<p><em>Kendine Filóre deyip Kraliyet Kalesi’ne dalan şu İlahi Ejderha Kilisesi rahibesi bu muymuş?</em></p>



<p>Gerçekten de duyduğu gibi uzun altın sarısı saçları ve güçlü iradeli kızıl gözlere sahip bir rahibeydi. Sırtını dik tutarak içeri girse de odadaki tüm gözlerin bir anda üzerine çevrilmesiyle huzursuz olmuştu. Ancak hemen arkasında zırhlı dev bir adam durduğu için geri adım da atamıyordu.</p>



<p>Nihayet kaçışı olmadığını anlayıp başını iki yana salladı ve odaya doğru düz bir adım attı——</p>



<p><strong>???:</strong> “——Filóre-chan?”</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Hiii!”</p>



<p>İlk adımını attığı anda kendisine el sallayan Sakura’yı fark edince o düzgün yüz ifadesi feci şekilde gerildi ve beti benzi attı.</p>



<p>Olduğu yerde öne attığı ayağına ağırlığını verip donakaldı, bir an sonra arkasını dönmeye yeltendi.</p>



<p><strong>???:</strong> “Filóre, herkes biliyor artık, uslu uslu gel buraya.”</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Iığh, sadece Sakura değil Tiga da mı&#8230;”</p>



<p><strong>Tiga:</strong> “Ortaya çıkacağımız belliydi. Bravo, yine kendi bildiğini okumuşsun ya.”</p>



<p><em>“Yare yare”</em> dercesine omuz silken Tiga’nın seslenişiyle yan dönmüş olan Filóre acı çeker gibi bir ifade takındı ama kaderine razı da geldi.</p>



<p>Arkaya adım atıp kaçmaktan vazgeçerek omuzlarını düşüre düşüre, süklüm püklüm içeri geldi. Hâliyle tanıdığı Tiga ve Sakura’nın önünde derin bir nefes aldı ve ardından——</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Halkımız adına dua etmek İlahi Ejderha Kilisesi’nin asıl gayesidir, ben sadece bu öğretiye uydum o kadar. Nasıl, beğendiniz mi?”</p>



<p><strong>Tiga:</strong> “Beğenmek ne kelime&#8230;”</p>



<p><strong>Sakura:</strong> “Fırçayı ve vaazı yiyeceksiniz gibi duruyor ama bilemedim yaniii.”</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Ama ben yanlış bir şey yapmadım ki!”</p>



<p>Göğsünü gere gere yaptığı savunmanın hemen ardından o havası sönüverdi. Çığlık atar gibi bir sesle başını ellerinin arasına alan rahibeye—— Filóre’ye Felt istemsizce kaşlarını kaldırdı.</p>



<p>İlk bakıştaki izleniminden çok farklı bir havası vardı bu kızın.</p>



<p>Üstelik——</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Benden bayağı da uzunsun ha. Çocukken lüks içinde yaşadığının kanıtı mı bu?”</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Lüks mü? Lüks mü içinde mi büyümüşüm? Öyle diyorsan yanılıyorsun. İlahi Ejderha Kilisesi’nin mottosu fedakârlık ruhudur! Kilisenin merhameti ve fedakârlığı içeriye değil, dışarıya yöneliktir. Yani&#8230;”</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Yani?”</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Yani biz genelde hep aç geziyoruz be!”</p>



<p>Elini karnına koyarak Filóre yüksek sesle kilisenin ne kadar gariban olduğunu haykırdı. Bu hararet ve ses tonu karşısında Felt parmağıyla yanağını kaşırken lafını bitiren Filóre’nin kafasına arkadan bir şaplak indi. “Ah!” diyerek dönen kızın kafasına vuran arkasındaki Tiga’ydı.</p>



<p>Baş belası kız kardeşine bakar gibi bir ifadeyle Filóre’ye bakarak&#8230;</p>



<p><strong>Tiga:</strong> “Rezilliklerimizi yüksek sesle söyleyip durma. Bunca zaman devletin zirvesinden sakladığımız bir sırrı, o çeneni tutamayıp ifşa edeceksin diye korkuyorum.”</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Y-Yok artık, o kadar da değil yani. Siz benim o kadar geveze olduğumu mu&#8230;”</p>



<p><strong>Sakura:</strong> “Öyleyseee şu Kutsal Ayin n’ooldu?”</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “――――”</p>



<p>Sorgulama karşısında Filóre’nin nefesini tutuş sesi, Taht Salonu’nda gereğinden fazla yankılandı. Sağlı sollu, Tiga ve Sakura ikilisi yüzüne eğilince de Filóre bir süre ağzını açıp kapattı, balık gibi çırpındıktan sonra da&#8230;</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “&#8230;E-Etraftakileri dışarı çıkarttırdım ama.”</p>



<p><strong>Tiga ve Sakura:</strong> “Offf&#8230;”</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “O ne biçim oflamak be! İnsanlara yardım etmiş bana, reva gördüğünüz muamele bu mu şimdi? Kutsal kitapta ne diyor biliyor musunuz?! <em>‘Karanlıkta işlenen günahlar bile Ejderha’nın gözünde öğle güneşi gibi parlak ve nettir. Saklayabileceklerini sanıp o kibre kapılmış kimseler, yarattıkları cehalet karanlığının ta kendisinde boğulup kalacaktır’</em> diyor!”</p>



<p>Alelacele çıkardığı kalın kutsal kitabı iki eliyle havaya kaldırıp Filóre böyle bir mazeret uydurdu.</p>



<p>Felt’in de pek bilgisi yoktu ama şu anki içerikten anladığı kadarıyla; <em>“Gizli saklı işler elbet ki ortaya çıkar, o yüzden fazla güvenme bunlara”</em> tarzı bir şeydi.</p>



<p>Gerçi İlahi Ejderha Kilisesi’nin öğretilerinin mazeret sözlüğü gibi kullanılması pek hoş olmasa gerek.</p>



<p><strong>???:</strong> “Şövalye Marcos, durum nedir?”</p>



<p>İlahi Ejderha Kilisesi üyelerinin bu atışmasını bir kenara bırakan Miklotov, soruyu Filóre’yle birlikte Taht Salonu’na giren Muhafız Şövalyeleri Komutanı’na yöneltti.</p>



<p>Adı anılan ve soru sorulan Marcos, o sert yüz ifadesini hiç bozmadan “Evet,” dedi.</p>



<p><strong>Marcos:</strong> “Bizzat refakat ettim ve Filóre Hanım’ın Kutsal Ayini’ne şahit oldum.”</p>



<p><strong>Miklotov:</strong> “Şahit oldum diyorsan&#8230;”</p>



<p><strong>Marcos:</strong> “——Düşes Crusch Karsten’in bedenine yerleşmiş o lanetli ateşin ömrü tükenmiş, etkisi yok edilmiştir.”</p>



<p>Marcos’un bu raporuyla Felt’in yanağı cevabını bilmediği bir duyguyla kaskatı kesildi.</p>



<p>Crusch kurtulmuştu, bu sevindiriciydi. Ama İlahi Ejderha Kilisesi tarafından kurtarılmıştı, buna kayıtsız şartsız sevinmek zordu.</p>



<p>Yine de az önce kabullendiği gibi bu seçimi yapanlar olayın muhataplarıydı.</p>



<p><strong>Miklotov:</strong> “——Hımm, demek öyle.”</p>



<p>Felt’in tattığı bu karmaşık duyguların benzerini yaşının verdiği tecrübeyle kabullenen Miklotov, göz ucuyla Filóre’yi süzdü. Bu bakışla başını kaldıran Filóre’ye karşı Miklotov, uzun sakalını sıvazlayarak “Pekâlâ,” diye devam etti.</p>



<p><strong>Miklotov:</strong> “Konuşmamız gereken pek çok husus var. Elbette ki Filóre Hanım’ın kanıtladığı o mucizevi güç de buna dahil fakat hepsinden önemlisi&#8230;”</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “——Başka bir şey daha mı vardı?..”</p>



<p>Başını yana eğen Filóre, Miklotov’un dile getirmediği konu hakkında gerçekten hiçbir fikri yokmuşçasına kaşlarını çattı.</p>



<p>Filóre’nin tepkisi bir yana, Miklotov’un devamını getirmekte tereddüt etmesi, muhtemelen o an orada bulunan Felt’e olan nezaketindendi.</p>



<p>Ama——</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Gerek yok öyle ince düşüncelere. ——Reinhard.”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Buyurun.”</p>



<p>Bunu söyleyip Felt elini uzattığında Reinhard ne yapması gerektiğini biliyormuşçasına, o şeyi yavaşça Felt’in avcuna bıraktı.</p>



<p>O an Felt avcunda hissettiği o nesneyi parmağıyla tam karşıya—— Filóre’ye doğru fırlattı.</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Voovv, hopohop, bu şey neymiş ya?”</p>



<p>Kendisine fırlatılan şeyi Filóre refleksle iki elini uzatıp havada yakaladı. Felt’in bu ani hareketi karşısında gözlerini kırpıştıran kıza, Felt burnundan küçük bir ses çıkardı.</p>



<p>Ve Felt’in bu hareketine gözleri fal taşı gibi açılan herkese omuzlarını silkip şöyle dedi——</p>



<p><strong>Felt:</strong> “Buradaki herkesin görmek istediği şey bu değil miydi?”</p>



<p>Felt’in havaya kaldırdığı başparmağıyla işaret ettiği yerde o şeyi iki eliyle kavramış Filóre duruyordu——Ve iki elinin arasında tuttuğu o nişan, ışıl ışıl parlıyordu.</p>



<p>Bu, hiç şüphesiz ki Ejderha cevheri tarafından Ejderha Rahibesi olarak seçildiğinin kanıtıydı. ——Ejderha cevherinin kabul ettiği Altıncı Ejderha Rahibesi’nin varlığını kutsayan o parlak ışığın filizlenişiydi bu.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1782" height="2048" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/HAzFIHqbkAA_AA6.jpg" alt="" class="wp-image-6616" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/HAzFIHqbkAA_AA6.jpg 1782w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/HAzFIHqbkAA_AA6-1740x2000.jpg 1740w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/HAzFIHqbkAA_AA6-870x1000.jpg 870w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/HAzFIHqbkAA_AA6-768x883.jpg 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/HAzFIHqbkAA_AA6-1337x1536.jpg 1337w" sizes="auto, (max-width: 1782px) 100vw, 1782px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/poppokopopop/status/2021207084952687003?s=20" type="link" id="https://x.com/Heinkel_Louanna/status/2020100636176458166?s=20">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>

<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1810" height="2560" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/HAVn157XMAEY3Om-scaled.jpg" alt="" class="wp-image-6617" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/HAVn157XMAEY3Om-scaled.jpg 1810w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/HAVn157XMAEY3Om-1414x2000.jpg 1414w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/HAVn157XMAEY3Om-707x1000.jpg 707w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/HAVn157XMAEY3Om-768x1086.jpg 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/HAVn157XMAEY3Om-1086x1536.jpg 1086w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/HAVn157XMAEY3Om-1448x2048.jpg 1448w" sizes="auto, (max-width: 1810px) 100vw, 1810px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/SiriusWorm/status/2019134610584793479?s=20" type="link" id="https://x.com/Heinkel_Louanna/status/2020100636176458166?s=20">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>

<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1442" height="2048" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/image-9.png" alt="" class="wp-image-7074" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/image-9.png 1442w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/image-9-1408x2000.png 1408w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/image-9-704x1000.png 704w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/image-9-768x1091.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/image-9-1082x1536.png 1082w" sizes="auto, (max-width: 1442px) 100vw, 1442px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/112oVic2/status/2038957198685134873?s=20">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>





<p class="has-text-align-center">△ △ △ △ △ △ △</p>



<p>#Yeni adayımız Filóre Hanım da pek bi&#8217; tatlıymış. Felt&#8217;le “kardeş kardeş” anlaşırlar umarım! Şaka bir yana bomba gibi bir bölüm sonu oldu. Priscilla, Crusch derken Kraliyet Seçimi hemencecik bitecek sanıyorduk ama işler her zamanki gibi yine karıştı. Bakalım sonraki bölümde neler olacak? Okumaya devam!<br><br>#Bu arada bilmeyeniniz varsa Sakura&#8217;yla Tiga, <em>Re:ZERO -Starting Life in Another World- The Prophecy of the Throne</em> oyunundan Tappei&#8217;nin ana hikâyeye eklediği karakterler. Böyle de bir dipnot düşeyim.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>



<div class="wp-block-columns is-not-stacked-on-mobile is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-9d6595d7 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow"></div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow"></div>
</div>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-3-isigin-filizlenisi/">Kısım X, Bölüm 3 – “Işığın Filizlenişi”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-3-isigin-filizlenisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kısım X, Bölüm 4 – “Yuur Velkım”</title>
		<link>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-4-yuur-velkim/</link>
					<comments>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-4-yuur-velkim/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bertiel]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Feb 2026 13:24:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ana Hikâye]]></category>
		<category><![CDATA[Kısım 10]]></category>
		<category><![CDATA[Beatrice]]></category>
		<category><![CDATA[Echidna]]></category>
		<category><![CDATA[Garfiel]]></category>
		<category><![CDATA[Meili]]></category>
		<category><![CDATA[Natsuki Subaru]]></category>
		<category><![CDATA[Otto Suwen]]></category>
		<category><![CDATA[Petra Leyte]]></category>
		<category><![CDATA[Reinhard van Astrea]]></category>
		<category><![CDATA[Rom-jii]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.rezeroturkce.com/?p=6640</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-4-yuur-velkim/">Kısım X, Bölüm 4 – “Yuur Velkım”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<p>Bölümün ortalama okuma süresi 18 dakikadır. İyi okumalar dileriz. ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ Çevirmen: Bertiel Ek Düzenleme: Qua Redaktör: akari Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-4-yuur-velkim/">Kısım X, Bölüm 4 – “Yuur Velkım”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-4-yuur-velkim/">Kısım X, Bölüm 4 – “Yuur Velkım”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>

<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>


<p style="text-align: center;"><em>Bölümün ortalama okuma süresi 18 dakikadır. İyi okumalar dileriz.</em></p>


<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>



<div class="wp-block-columns is-not-stacked-on-mobile is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-9d6595d7 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow"></div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow"></div>
</div>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>





<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1186" height="2048" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/resim-8.png" alt="" class="wp-image-6646" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/resim-8.png 1186w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/resim-8-1158x2000.png 1158w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/resim-8-579x1000.png 579w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/resim-8-768x1326.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/resim-8-890x1536.png 890w" sizes="auto, (max-width: 1186px) 100vw, 1186px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/SiriusWorm/status/2020909802159808714?s=20" type="link" id="https://x.com/SiriusWorm/status/2020909802159808714?s=20">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="has-text-align-center">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Çevirmen: Bertiel</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Ek Düzenleme: Qua</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Redaktör: akari</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire, universe, Yağız D.</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Destek vermek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://rezeroturkce.com/bilgi-kosesi/destek/">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Discord’a gelmek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://discord.gg/rezeroturkce">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p><strong>???:</strong> “——Buhar motoru falan değil, acilen büyü taşı motoru tarzı bir şey geliştirmemiz lazım.”</p>



<p>Sürücü koltuğunda dizginleri kavramış, gözlerini ileriye dikmiş olan Natsuki Subaru böyle söyledi. Subaru’nun bu sözleri üzerine, kucağına <em>cuk</em> diye oturmuş olan Beatrice kaşlarını çattı.</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “&#8230;Yine ağzından tuhaf tuhaf şeyler çıkmaya başladı, doğrusu. Büyü taşı <em>motoyu</em> da neymiş, sanırım?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Henüz bu dünyada olmayan bir <em><u>teknoloji</u></em> diyelim. Şöyle düşün, büyü taşının enerjisini kullanarak buhar motoruna benzer bir sistem kurabilirsek <em>lokomotif</em> falan yapabiliriz belki diye düşündüm de.”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “<em>Logomatif?</em>”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Büyü taşı bitmediği sürece sonsuza dek koşan, yer ejderhası gerektirmeyen demirden yapılma ejder arabası gibi bir şey işte. Sadece ray döşendiği yerlerde gidebildiği için özgürlüğü kısıtlı ama rayları bir kez bağladın mı inanılmaz bir hızla gidip gelmek mümkün oluyor. Nasıl fikir sence?”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “Nasıl mı? Kullanışlı olduğunu düşünüyorum, doğrusu. Saçmalık derecesindeki gerçek dışılığını görmezden gelirsek, sanırım.”</p>



<p>Beatrice’in bıkkınlığını gizlemeyen cevabına karşılık Subaru dudaklarını büzüp hoşnutsuzluğunu belli etti. Bayağı oluru olan bir fikir olduğunu düşünüyordu ama gerçeğini bilmeyince hayal etmesi zor oluyordu tabii.</p>



<p>Gerçi çalışan bir lokomotif görmemiş olmak konusunda Subaru’yla Beatrice arasında pek bir fark yoktu.</p>



<p>En azından buhar motorunun çalışma prensibine biraz daha hâkim olsaydı daha gerçekçi konuşabilirdi belki.</p>



<p><strong>Patrasche:</strong> ――Doğğhh.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Hop hop, pardon pardon Patrasche. Beni karşılamak için ta İmparatorluğa kadar gelen seni bir kenara atacak değilim. Sadece hani, doğru işe doğru adam mantığıyla&#8230;”</p>



<p><strong>Patrasche:</strong> ――Doğğhh!”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “Bunlarla kandırılacak gibi durmuyor gibi, doğrusu. Patrasche’ın keyfini kaçırırsan eve dönüşümüz iyice uzar, sanırım.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “İşte ne pahasına olursa olsun kaçınmam gereken bir durum bu&#8230; Düzelt şu suratını n’oluur.”</p>



<p>Lokomotif imajını tam olarak paylaşamasalar da o aletin oynayacağı rolün kendisininkiyle çakıştığını anlamıştı anlaşılan. Biricik ejderi Patrasche’ın protestosu karşısında başını kaşıyan Subaru, dizginleri yeniden kavrayıp hep aynı görünen kum manzarasına gözlerini kıstı.</p>



<p>——Pleiades Gözcü Kulesi’nde Al’ı saf dışı bırakan Subarugiller, “yaşanmamış sayılan” döngüde ortaya çıkan gerçekleri ve bilmeleri gereken şartları öğrenmek adına, hiç durmadan Başkent’e doğru ilerliyorlardı.</p>



<p>Al’ın ihanetine uğramış olmanın şoku büyüktü, bunu hazmedebilmek için biraz da zorlama bir neşeyle kuleden ayrılmışlardı. ——Ama asıl mesele, Başkent’e giden yolun çok uzun olmasıydı.</p>



<p>Dile kolay, Lugunica Krallığı’nın en doğusu ile en batısıydı burası; neredeyse krallığı boydan boya geçecek bir mesafeydi.</p>



<p>Patrasche ne kadar dinç ve üstün olursa olsun, bu yolculuğun günler süreceği belliydi ve o anki gazla yola çıkmış olsalar da sabırsızlık giderek büyüyordu.</p>



<p>Böylesine sıkıntılı bir ruh hâlindeyken Subaru’nun aklının yeni ulaşım araçları aramak gibi bir kaçışa kayması, yarı yarıya kaçınılmazdı aslında.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Harbiden de <em>lokomotif</em> ya da <em>tren</em> gerçek olsa yolculuk süresi ne kadar kısalırdı kim bilir&#8230; Mola vermeden, yer ejderinden daha hızlı gidebileceği kesin.”</p>



<p>Şu an hiç sırası değildi ama ortalık biraz durulunca Roswaal ya da Otto’ya bu konuyu ciddi ciddi açsam mı diye düşünüyordu.</p>



<p>İmparatorlukta tasarlanan körüklü ejder arabası mantık olarak yakındı ama o da sonuçta yer ejderleri başta olmak üzere binek hayvanlarının koşu gücüne bağımlıydı, büyü taşı motorunun verimliliği kesinlikle daha yüksek olurdu.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Gerçekleştirebilirsek Abel’in aklını alırım gibi geliyor. O herifin kahrından çatlayıp ‘Bunu nasıl yaptın?’ diye sorduğunu hayal etmek bile uğraşmaya değer hissettiriyor.”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “İşin içinde büyü taşı varsa Betty de sana fikir verebilir belki ama sırf o Abel’i mosmor etmek gibi saçma bir amaç uğruna parmağımı bile kıpırdatmam, doğrusu.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Haklısın valla. Abel’in o ağlamaklı suratını görmek çok saçma bir sebepti. Salla gitsin.”</p>



<p>Zihninde puslu puslu beliren Abel’in somurtkan suratını eliyle kovalayan Subaru, çenesini Beatrice’in kafasına yaslayıp hafifçe iç geçirdi. Doğal olarak Beatrice, başının üzerindeki iç çekişi ve kafasının arkasındaki sert hissi—— Subaru’nun boynundan sarkan siyah küreyi fark etmişti.</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “Subaru, o yasak büyü——”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Senin sayende çözebildim&#8230; Sadece bu kadarını açıklayabildiğim için kusura bakma.”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “Seni suçluyor falan değilim, sanırım. Betty’nin kafasına takılan şey, o büyünün yapısı ve hedef seçme yöntemindeki o anormal hassasiyet&#8230; Okaa-sama’dan bir parça hissetmiş olmalıyım, doğrusu.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Okaa-sama&#8230; Echidna mı, ha.”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “Sanırım.”</p>



<p>Beatrice usulca başını sallayınca Subaru Mabet’te karşılaştığı Açgözlülük Cadısı’nı düşündü.</p>



<p>Sadece o gıcık suratından bahsedeceksek Vollachia İmparatorluğu’ndaki “Büyük Felaket” sırasında onun kılığına girmiş Sphinx’le yüzleştiğinde de görmüştü. Artık o Açgözlülük Cadısı’nın bıraktığı izlerin derinliğini ve çokluğunu düşününce Subaru için lahitteki o konuşmaları, inandırıcılığını tamamen yitirmiş durumdaydı.</p>



<p>Üstelik Açgözlülük Cadısı’nın varlığı, bu dünyanın dört bir yanına bıraktığı izlere kıyasla aşırı derecede titizlikle gizlenmişti.</p>



<p>Bu, zamanla aşınıp unutulma gibi bir şey değil; kasten tarihten silinme durumu gibiydi, böyle düşünmek daha doğaldı. ——Asıl soru şuydu: “Bunu kim yapmıştı?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Sonuçta Echidna ölmüştü, yani bizzat kendisi yapmış olamaz. Gerçi, öldükten sonra bile milletin rüyasına girip pislik yapabildiğini düşününce o da şüpheli hâle geliyor ama.”</p>



<p><strong>Beatrice: </strong>“O kadarı da mümkün olmamalı, doğrusu. Öldükten sonra insanların rüyalarında özgürce dolaşmak Rüya Yöntemi’nde ustalaşmış Rüya Sanatı Kullanıcıları’nın bile harcı değildir, sanırım.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Hı? Rüya Sanatı Kullanıcıları? Rüya Yöntemi?”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “Rüya aracılığıyla karşı tarafın zihnine müdahale eden bir büyü türü, doğrusu. Bu da yasak büyülerden biri, Kullanıcılarının kökü neredeyse tamamen kazındı, sanırım.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “O zaman kesin hayatta kalan birileri vardır! Zihne müdahale demek. ‘Kökünü kazıdık’ diye millete işlerine geldiğince anıları yerleştirip asıl ele başlarını kaçırmışlardır kesin.”</p>



<p><em><strong>(Ç.N: </strong></em><em>Evet, hayatta kalan birileri var. Yan hikâyedeki Omega’nın şu anki yoldaşlarından Shion’la Lilac! Tappei bu karakterleri de yine bir Re:Zero oyunundan ana hikâyeye ekledi.</em><em><strong>)</strong></em></p>



<p><strong>Beatrice: </strong>“A-Aşırı kötümsersin, doğrusu!.. Öhöm, her neyse, sanırım. Subaru’yla Emilia’nın lahitte karşılaştığı Okaa-sama’nın <em><u>aproçu</u></em><em>,</em> Rüya Yöntemi’nin prensiplerini uyarlamış gibi görünse de tam olarak aynı şey değil; yani yaşayan varlıkların bilincine girip rüyalarına müdahale etmek gibi şeyler yapamamalı, doğrusu.”</p>



<p><em>(<strong>Ç.N:</strong> Aproçu = Yaklaşım)</em></p>



<p>Parmağını sallayarak tatlı tatlı ders veren Beatrice’i Subaru başıyla onayladı.</p>



<p>İnce detayları anlamasa da Echidna’nın o rüya kalesi, sadece lahit denilen o özel alanı merkez alıyordu ve dışarıya bir uzantısı yoktu—— yokmuş gibi görünüyordu.</p>



<p>Öyleyse “Her şeyi Echidna kendi gücüyle yapıyordu” endişesi ortadan kalkıyordu ama&#8230;</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Ama bu durumda Echidna’nın iradesini devralan birinin harıl harıl örtbas etme çalışmaları yürüttüğü anlamına geliyor ki bunun için en büyük aday da Roswaal oluyor&#8230;”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “Suçlu bizdense bağrımıza taş basıp onu teslim etmekten başka çaremiz olmaz, sanırım.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Dedim ya, Kraliyet Seçimi bitene kadar teslim edemeyiz, bitse de mümkünse etmek istemem. Ayrıca, benim önümde cici kızı oynayan Beako’nun aslında arka planda Echidna’nın havarisi olarak iş çevirip <em><u>faynıl boss</u></em> olması da epey güzel bir klişe olur ha?”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “Betty’nin <em><u>faynıl boss</u></em> olması falan, öyle bir senaryo çoktan çöpe atıldı, doğrusu. İkna ediciliği de tutarlılığı da zerre kadar olmayan sırf şaşırtmak için uydurulmuş dandik bir fikir, sanırım.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Ben de öyle düşünüyorum ama bayağı gömdün ha&#8230;”</p>



<p>Subaru’nun düşmanı olmak falan&#8230; Şakasına bile olsa buna tahammülü yoktu sanki. Bunun da Subaru’ya ne kadar değer verdiğinin bir kanıtı olduğunu düşünüp anlık içi ısındı.</p>



<p>Kısacası, Echidna’nın izlerini silip süpürenin Roswaal olmadığını, elbette Beatrice de olmadığını varsayarsak——</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “——Cadı Tarikatı.”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “————”</p>



<p>Beatrice hafifçe kıpırdanıp nefesini tuttu. Beatrice’in bu gergin tepkisi, Subaru’nun mırıldanışını içten içe onayladığının kanıtıydı.</p>



<p>Açgözlülük Cadısı’nın—— yoo, sadece Echidna’nın da değil, Kıskançlık Cadısı dışındaki büyük günahların adını taşıyan tüm Cadıların izlerini silmeye çalışıyorlardı.</p>



<p>Ve Su Geçidi Şehri Pristella’da topluca ortaya çıkan Günah Başpiskoposları, şehir halkının canı karşılığında istedikleri şeyler olduğunu söyleyip şehre bencilce taleplerini dayatmışlardı. O zaman sadece kendi arzularını tatmin etmeye çalışan Regulus gibileri de vardı ama aralarında, kişinin kendisinin istediğine pek ihtimal verilemeyecek talep nesneleri de karışmıştı.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Üstelik, daha önce Otto’dan duymuştum. Dünyanın neresinde olursa olsun, yanlışlıkla Cadı’yla alakalı bir şey bulunduğu takdirde Cadı Tarikatı onu almak için gelirmiş&#8230; gibi bir muhabbet.”</p>



<p>Subarugilllerin de uğradığı Kale Şehri Garkla da vakti zamanında Regulus’un ortalığı birbirine katması sonucu resmen harabeye dönmüştü. Hatırlamak istemediği bir herifi zırt pırt hatırlamak zorunda kalmak keyfini kaçırıyordu.</p>



<p>Her hâlükârda——</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Pristella’daki o tantana, Otto’nun bahsettiği söylentileri doğrular nitelikte. Öyle olunca da heriflerin ortalığı karıştırması sadece bir tarikatın terörizminden çok, başka bir niyetleri olduğunu da gösteriyor—— yoksa dünyadan Cadının varlığını falan saklamaya çalışıyor olmasınlar?”</p>



<p>Cadı Tarikatı, Kıskançlık Cadısı’na inanır ve onun varlığını yüceltmeyi doğru bulur.</p>



<p>Bu genel geçer bir doğru olarak kabul edildiği için Kıskançlık Cadısı dışındaki Cadıların izlerinin silinmeye çalışıldığı gerçeği saklanıyor olabilirdi.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Ağacı saklayacaksan ormana sakla misali, Cadı’yı saklayacaksan Kıskançlık Cadısı <em><em><u>episoduna</u></em></em> sakla, ha&#8230; Ama o zaman da Cadı Tarikatı’nı kuran kişi——”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “——Okaa-sama&#8230; olamaz, doğrusu.”</p>



<p>Subaru’yla aynı düşüncelere varmadan evvel Beatrice, o sonucu hemen reddetti.</p>



<p>Dudaklarını sıkıca büzmüş, önüne bakan Beatrice’in yüz ifadesini Subaru göremiyordu. Ama o sözlere yüklenen şey, bir kesinlikten ziyade aşırı kırılgan ve cılız bir duaydı.</p>



<p>Mantıksal olarak düşünülürse Subaru’nun teorisinin akla yattığı ortadaydı.</p>



<p>Ancak yaratıcısı olması ve o kadar zamanı birlikte geçirdiği ailesi olduğu gerçeği, Beatrice’in bunu kabul etmesine asla izin vermiyordu.</p>



<p>Subaru bunu canı yanacak kadar iyi anlıyordu ve aynı zamanda, bu durum Echidna’ya karşı öfkesini körüklüyordu.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Benim şirin mi şirin Beako’ma ne acılar çektirmişsin be&#8230;”</p>



<p>Beatrice’e “O Kişiyi” beklemesini emredip onu Yasaklı Kütüphane’de dört yüz yıl boyunca terk eden kişi o Cadı’ydı.</p>



<p>Echidna’nın verdiği emrin altındaki gerçek niyetin, Beatrice’in “O Kişi” olarak kimi seçeceğini görmek istemesi—— korkunç ve şeytani bir merak olduğunu Subaru biliyordu. Elbette ki bunu Beatrice’e doğrudan söyleyecek hâli yoktu. Söylemeye de niyeti yoktu.</p>



<p>Beatrice’in Echidna’ya verdiği değeri reddedip onun yerine kendini koymaya çalışmak bayağı bayağı çirkin bir düşünceydi. Beatrice, Echidna’yı sevmeye devam edebilirdi. Sonuçta Subaru sadece ondan daha büyük, daha önemli bir varlık hâline geldi mi iş bitecekti.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Beako <em><u>ay lav yu</u></em><em>.</em>”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “——?! Bir anda konu nasıl değişti, sanırım!”</p>



<p>İçinden taşan sevgi ve görev bilinciyle Subaru, Beatrice’e arkadan sımsıkı sarıldı. Bu kucaklaşmayla Beatrice’in hüzünlü yüzü kıpkırmızı kesildi. İşte bu, bu lazımdı valla.</p>



<p>Bu konuyu geçiştirip halı altına süpürecek değildi ama——</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Şimdilik burada bir cevap bulamayız. Başkent’e gidince&#8230; ki dönüp dolaşıp laf oraya geliyor. Hay böyle işi ya, Büyü Taşı Lokomotifi’nin geliştirilmesi şart oldu resmen!..”</p>



<p>Göğsünde asılı duran siyah küreyi avuçlayan Subaru sabırsızca söylendi.</p>



<p>Hâlâ yol uzundu, hedefledikleri Başkent de çok uzaklardaydı——</p>



<p>Fakat Subaru’nun bu sabırsızlığı hiç beklenmedik bir yöntemle çözüme kavuşacaktı.</p>



<p>Bu da——</p>



<p><strong>???:</strong> “——<em>Yare yare</em>, beklemekten ağaç olduk burada yahu. Sonunda dönebildiniz ha.”</p>



<p>Kum denizini aşıp vardıkları konaklama kasabası Mirula’da Subarugilleri bekleyen, kollarını kavuşturmuş o kütük gibi kalın kollu kel devin—— Rom-jii’nin kendilerini karşılamasıyla şaşkınlık başlamış oldu.</p>



<p class="has-text-align-center">△▼△▼△▼△</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “——Dev ırkından hâlâ hayatta kalanların olması şaşırtıcı, sanırım. Oni ırkı gibi soylarının tükendiğini sanıyordum, doğrusu.”</p>



<p><strong>Rom:</strong> “Ne yazık ki ben de kendimden başka bir deve rastlamış değilim. Kim bilir, belki de bu dünyada kalan son dev benimdir.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Ciddi misin ya? ‘Yok oluşa kalan süre’ diyerek geri sayım tutmak falan da hafif kalır buna.”</p>



<p>Karşısındaki devasa bedeni dikkatle süzen Beatrice’e, bahsi geçen dev Rom-jii cevap verdi. Bunu duyan Subaru da dev ırkının o umutsuz hâline kaşlarını çattı.</p>



<p>Sonuçta, hayatta kalan son kişi aşırı yaşlı Rom-jii’yse çoluk çocuk torun da bekleyemezdi, geriye sadece yok olmak kalıyordu. Bari ırkın son üyesi genç olaydı, belki geleceğe dair bir umut ipi kalırdı ama&#8230;</p>



<p><strong>Rom:</strong> “Ne o, görevini tamamlayan bir türün yok olması bayağı mantıklıdır. Devler olsun, Oniler olsun, onların gelecek çağlarda yaşamasının bir mantığı yok. Herkes keyfine göre yaşasın, keyfine göre yok olsun gitsin&#8230; olay budur.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Ne bileyim&#8230; böyle kaderci yaklaşımları falan pek sevmem de ben. Gerçi, iş işten geçtikten sonra söylemenin de bir faydası yok ama.”</p>



<p><strong>Rom: </strong>“Takdire şayan laflar ediyo’n. Sen de biraz olsun sağduyu kazanmışsın anlaşılan.”</p>



<p>Yanağının içini diliyle dürtüp o huzursuzluğunu belli eden Subaru’ya Rom-jii yüzünü buruşturup gülerek kocaman avcuyla omzuna vurdu.</p>



<p>Aslında Subaru’nun böyle Rom-jii’yle doğru düzgün konuşması ta Kraliyet Seçimi’nin ilan edildiği o gün, kaleye sızmak için türlü dümenler çevirdikleri zamandan beri ilkti.</p>



<p><em><strong>(Ç.N:</strong> Animeden çıkarılan kısımlardan.<strong>)</strong></em></p>



<p>Felt’in yanında beyin rolünü üstlendiğini duymuştu ama böyle uzun bir aradan sonra yüz yüze gelip laflayınca bunun gerçek olduğunu nihayet idrak edebilmişti.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Geriye dönüp bakınca Rom-jii’yle Felt, benim için bu dünyada Beako’dan bile önce karşılaştığım kişiler oluyor demek ha, insan duygulanıyor valla&#8230; Derinlemesine bi’ düşündüm de manavcı dayıyla Emilia-tan’dan bile önce karşılaşmış oluyorum ama orası ayrı.”</p>



<p>Zaten karşılaşma hızı muhabbetine girince işin içine alakasız tipler de giriyor, kafası karışıyordu.</p>



<p>Her hâlükârda, eski bir dostla yeniden karşılaşmak Subaru için sevindirici bir şeydi. Hele bu, başka bir dünyaya çağrıldığı ilk gün tanıştığı biriyse daha da sevindiriciydi.</p>



<p>O yüzden——</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “——Sen de onlardan birisin, Reinhard.”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Şükürler olsun. Rom-jii’yle sohbetin o kadar koyulaşınca tamamen unutuldum sanmıştım.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Unutulmak mı? Sen mi? Öyle bir şey yaşadın mı ki?”</p>



<p>Olmasına imkân yoktu, farz edelim ki “Oburluk”un Otoritesi ismini yedi, böyle bir durumda bile unutulması imkânsız bir varlıktı Reinhard. En başta, kendi isminin yenileceği bir duruma düşmesi mümkün bile değildi.</p>



<p>Subaru’nun bu tespitine Reinhard acı bir gülümsemeyle omuz silkti.</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Neyse ki şimdilik öyle bir fırsatım olmadı. Gerçi bu da bazen omuzlarıma yük bindirmiyor değil. Yaptıklarım yaşanmamış sayılamıyor çünkü.”</p>



<p>Bunu söylerken Reinhard’ın göz ucuyla baktığı yer, Subaru’nun arkasıydı—— orada, tüm heybetiyle dikilen Garfiel duruyordu.</p>



<p>Yeniden karşılaşma faslı şöyle böyle geçilmiş, Garfiel tek kelime etmeden keskin zümrüt yeşili gözlerini Reinhard’a dikmişti.</p>



<p>O bakışlara maruz kalan Reinhard da mavi gözlerini hafifçe kıstı ve&#8230;</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Eskisinden çok daha fazla güçlenmiş görünüyorsun. Bu kadar kısa sürede hem de, inanılmaz.”</p>



<p><strong>Garfiel:</strong> “Çıh, çıkmış karşıma ne diyo’. Biz burada kaç kere ölüp dirildik de <em><u>levıl</u></em>kastık, senin sınırın hâlâ görünmüyo’ be.”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Artık Pristella’daki gibi bana meydan okumayacak mısın acaba?”</p>



<p><strong>Garfiel:</strong> “Şimdi kapışsak kazanma ihtimalim yok ki. Ayrıca, muhteşem benli’im kafasına göre öne atılıp yenilirse Emilia-sama’nın da başını ağrıtırım.”</p>



<p>Yüzünü çevirip dilini şaklatan Garfiel, savaşma arzusunu zorla bastırdı. Çok düşünüyor, denemezdi.</p>



<p>Subaru, bir şövalye olarak gücü ona yakın bile değilken Reinhard’la kıyaslanacak olan tek kişi de Emilia Kampı’nın askerî gücü Garfiel olabilirdi.</p>



<p>Garfiel’ın Reinhard’la kafa kafaya çarpışıp yenildiği duyulursa zaten herkesin bildiği bir güç dengesi olsa bile, kampın yetersiz olduğu izlenimini yaratabilirdi.</p>



<p>Garfiel, bu kadarını idrak ederek kendini tutmuştu.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Garfiel, sen&#8230; büyümüşsün lan!..”</p>



<p><strong>Garfiel:</strong> “Ha?! Ne yapıyo’n Kaptan, kafamı okşayıp durmasana! Az önce ‘yenemem’ diyerek acizce bir laf ettim hem! Övül’cek bir tarafım yok!”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “ Var, var, var, var, bal gibi de var hem de. Oy, millet, hadi gelin de Garfiel’i övelim!”</p>



<p><strong>Garfiel:</strong> “G-Gaahh!”</p>



<p>Yüzü kıpkırmızı olup utanan utangaç Garfiel’i Subaru başta olmak üzere Beatrice, Petra ve Meili’yle çevreleyip “Aferin, aslan parçası” diye övgü yağmuruna tuttular.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1200" height="900" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/resim-7.png" alt="" class="wp-image-6644" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/resim-7.png 1200w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/resim-7-1000x750.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/02/resim-7-768x576.png 768w" sizes="auto, (max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/Theo_buroma/status/2020010567491285102" type="link" id="https://x.com/Theo_buroma/status/2020010567491285102">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p>Yakın vakitte, Pleiades Gözcü Kulesi’nde Subaru’yu teselli ettikleri anın tam tersi bir durumdu.</p>



<p>Bu havada Garfiel’i bir güzel mıncıkladıktan sonra——</p>



<p><strong>Petra:</strong> “——Peki, Felt-sama’nın Kampı’ndan iki ismin bizimle ne işi var?”</p>



<p>Böylece konuyu asıl noktaya getiren ekibin en aklı başındaki ismi Petra oldu.</p>



<p>Ellerini beline koymuş, kampın müzakerecisi edasıyla hevesle dikilen Petra’nın o küçücük sırtında Subaru beklenmedik bir güvenilirlik hissetti ve göğsü kabardı.</p>



<p>İster istemez Al’la olan savaşta Subaru’yu geri getirmek için kızcağızın ne kadar çabaladığını, o kaybolup giden döngünün kırıntılarını hisseder gibi oldu.</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “Subaru n-niye duygulu duygulu bakıyorsun, doğrusu?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Galiba son zamanlarda göz pınarlarım gevşedi de. Beako, bana sarılır mısın?”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “E-Elden ne gelir, sanırım. Şımarık bir çocuk gibisin, doğrusu.”</p>



<p>İsteksiz gibi görünse de el ele tutuştuğu Subaru’nun beline sıkıca yapışıverdi Beatrice.</p>



<p>Subaru da hemen önündeki sohbete odaklandı. Reinhard ve diğerlerinin ta buraya kadar gelip Subarugilleri beklemelerinin sebebi——</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Elbette, sizi almaya geldik. ——Başkent’te, aciliyet gerektiren bir durum oldu. Emilia-sama’nın da içi içini yiyordur diye, Felt-sama talimat verdi.”</p>



<p><strong>Petra:</strong> “Emilia-neesama mı? Ama Felt-sama neden&#8230;”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “İkisi arkadaş oldular. O yüzden arkadaşı için elini taşın altına koymak istediğini buyurdu.”</p>



<p><strong>Meili:</strong> “Amanın~, Felt-chan da Emilia-oneesan’a yenik düşmüş desene ya. O hissi bilirim. Ben de Felt-chan’la iyi anlaşabilirim belki.”</p>



<p>Şüphelenen Petra’ya Reinhard’ın cevabını duyan Meili, muzipçe güldü. Ama bu söyleyiş tarzıyla kendisinin de Emilia’ya tav olduğunu kabul etmiş oluyordu, acaba Meili bunun farkında mıydı ki? Subaru bu konuda bir şey demedi.</p>



<p>Ayrıca, Subaru da şaşırmıştı. Elbette Emilia’yla Felt’in arasının kötü olduğu gibi bir izlenimi yoktu ama Emilia uğruna Felt’in harekete geçmesi de şaşırtıcıydı.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “O ilk baştaki nişanın çalındığı zamanları düşününce hayal bile edilemeyecek bir durum&#8230;”</p>



<p><strong>Rom:</strong> “Şunu baştan söyleyeyim velet, o konuyu ulu orta konuşursanız bozuşuruz ha. Siz öyle kötü dedikoduları yaymaya kalkarsanız biz de ufak tefek hilelere başvurmak zorunda kalırız.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Haberim yok desen neyse de kendi ettiğiniz halt sonuçta yahu&#8230; Neyse, o mevzu deşilirse başı ağrıyacak olan sadece siz değilsiniz, o yüzden yapmayız zaten.”</p>



<p>Bir nevi gözdağı veren Rom-jii’ye karşı Subaru omuz silkti.</p>



<p>Başkent’teki o nişan çalınma olayının arkasında Elsa’ya işi veren Roswaal’in niyetleri yatıyordu. Ve Elsa söz konusu olunca orada bulunan Meili’nin de işin içinde olduğu ortaya çıkacaktı, yani o konunun kurcalanması asıl Emilia Kampı’nın başını ağrıtırdı.</p>



<p>Zaten Emilia’nın kalkıp da bu saatten sonra Felt’e “Nişanımı çalmıştın” diyeceğini de sanmıyordu. Arkadaş oldularsa hiç demezdi zaten.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Hatta Emilia-tan, Felt’in nişanını çaldığını dahi unutmuş olma ihtimali var&#8230; O kadar da değildir herhâlde yahu?”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Görüşüm, Emilia-sama’nın tüm o geçmişi aşıp yine de Felt-sama’yla dostluk kurmayı arzuladığı yönünde.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Öyle gibi. Ben de o tarz bir Emilia-tan’ı daha çok severim. Ama&#8230;”</p>



<p>Sorun, o Emilia’nın “içinin içini yediği” bir duruma sürüklenmiş olmasıydı.</p>



<p>Başkent’te ne oldu acaba diye düşünürken Subaru’nun aklına Emilia’nın şu anki ruh hâlinin sebebinin kendisi olabileceği geldi.</p>



<p>Pleiades Gözetleme Kulesi’nden ayrılmadan önce Flam’a emanet ettiği haberin etkisi olabilir miydi——</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Hayır, Priscilla-sama olayını ve Al-dono’nun meselesini ben de duydum. Emilia-sama’nın üzüntüsü büyüktü ama o daha çok Subarugiller adına endişeleniyordu. Yani, doğrudan sebebi bu değil.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Öyle&#8230; mi? O zaman iyi&#8230; yani iyi değil ama anladım gibi. Ama mesele o da değilse daha başka n’oldu ki?”</p>



<p><strong>Rom:</strong> “——Kraliyet Seçimi’nin kökünü sarsacak bir durum ortaya çıktı, diyebiliriz sanırım.”</p>



<p><strong>Herkes:</strong> “——!”</p>



<p>Rom-jii’nin o ağır tonuyla, Subaru ve diğerlerinin hepsinin yüz ifadesi değişti.</p>



<p>Kraliyet Seçimi’nin kökünü sarsacak bir durum, duyar duymaz büyük bir olay olduğu belliydi; Reinhard’ın da bunu reddetmemesi, bu tanımda en ufak bir şüphe olmadığının kanıtıydı.</p>



<p>Bu, ölen Priscilla’nın adaylıktan düşmesi yüzünden miydi yoksa başka bir sebebi mi vardı bilmiyordu ama——</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Bu sorun hakkında tüm kampların bir araya gelip görüşmesi gerekiyor. Bu yüzden de bölgede kalan Rom-jii’yi almaya gelen ben, hazır gelmişken Subarugilleri de karşılayayım dedim.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “O zaman, bir an önce sizin de Başkent’teki Felt’le buluşmanız gerekiyor&#8230;”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Başkent’te Rachinsgiller de var. Felt-sama’nın buyruğunu yapmak önceliğimiz. Aslında ta kuleye kadar gelip sizi almak istiyordum ama Meili’nin gücü olmadan Augria Kum Tepeleri’ne girip sizi ıskalamak da istemedim.”</p>



<p><strong>Rom:</strong> “O yüzden sizin gelmenizi bu kasabada bekledik işte.”</p>



<p>Rom-jii’nin sözünü öylece bağladığını duyan Subaru’nun kafasındaki soru işaretleri nihayet oturdu.</p>



<p>Böyle sebeplerden ötürü Reinhard’la Rom-jii, Milula’da Subarugillerin gelmesini beklemişlerdi. Buna minnet duymakla birlikte, onlara bunu yaptıracak kadar büyük olan sorunun ne olduğu da korkutucu gelmeye başlamıştı.</p>



<p>Ancak——</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Duymamazlıktan gelemeyiz. Vakit nakittir. Yolda konuşalım.”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Haklısın, öyle yapalım. Benim de Subaru’nun ağzından duymak istediğim çok şey var. Pristella’da ayrıldıktan sonrası, İmparatorlukta olup bitenler&#8230; anlatabileceğin kadarıyla.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Sana anlatamayacağım bir şey yok. Hepsini ortaya dökerim. Benim de sırtında ‘Kılıç Azizi’yim’ gibi kocaman bir tabela taşıyan birine soracağım birkaç şey var.”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “…Cevaplayabileceğim bir şeyse istediğini sorabilirsin.”</p>



<p>Birbirlerine baş salladılar, Subarugillerle Reinhardgiller arasında mutabakat sağlandı.</p>



<p>Olmayan bir lokomotife hasret duyacak kadar yolculuktan bunalan Subaru için Reinhard’ın gücünden faydalanabilmek resmen -gemiye binmeyi geçtim- <em>Millennium Falcon’a</em> binmek gibi bir şeydi.</p>



<p><em><strong>(Ç.N:</strong> Orijinal ismiyle Millennium Falcon, Star Wars evreninde Han Solo’nun kullandığı uzay gemisinin adıdır.<strong>)</strong></em></p>



<p>Böylece, Başkent’e doğru yeniden harekete geçmeden önce——</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Bu arada, Reinhard&#8230;”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Hım? Ne oldu?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Anlamsız gelecek belki ama şimdiden duy istiyorum: ——Sağ olasın.”</p>



<p>Subaru’nun bu teşekkürüne, baştan uyardığı gibi anlam veremeyen Reinhard kaşlarını kaldırdı. Kılıç Azizi’ni şaşırtmış olmanın verdiği keyifle Subaru dudaklarını kıvırarak&#8230;</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Detaylarını bilmesem de sana bayağı zahmet vermişimdir, buna eminim. O yüzden <em><u>tenk yu</u>.</em>”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Anlayamadım, o yüzden ne cevap versem bilemedim.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “O zaman, <em>‘<u>Yuur Velkım</u>’</em> falan de geç.”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Anlaşıldı. ——<em><u>Yuur Velkım</u></em>.”</p>



<p><em><strong>(<em><strong>Bertiel</strong></em>:</strong> Şimdi bu adamda “Tüm Dilleri Anlama İlahi Koruması” yok mu ya&#8230;<strong>)</strong></em></p>



<p><em><strong>(<em><strong>Qua</strong></em>:</strong> Reinhard’ı dünyaya isekai edelim, Re:Zero’yu tüm dillere çevirsin.<strong>)</strong></em></p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Telaffuzun da şahaneymiş ha.”</p>



<p>Beklenmedik teşekküre bile böyle karşılık veren Reinhard’a tekrar minnet duyarak Subaru beline sarılan Beatrice’in başını okşadı ve yolculuk hazırlıklarına başladı.</p>



<p>Normalde günler sürecek mesafeyi tek nefeste aşıp gelen Reinhard olduğuna göre muhtemelen akıl almaz bir seyahat yöntemi patlatacaktı. Kendini psikolojik olarak hazırlaması lazımdı.</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “————”</p>



<p>O sırada harıl harıl arkadaşlarıyla yol hazırlıklarını sürdüren Subaru’nun arkasında, elini belindeki kılıcın kabzasına koymuş Reinhard’ın çift gözünün sanki onu tartarmışçasına izlediğini fark etmeksizin.</p>



<p class="has-text-align-center">△ △ △ △ △ △ △</p>



<p>#Bol bol İngilizce kelimelik bir bölümün sonuna gelmiş oluyoruz. Tappei gidip Japonca yerine İngilizce falan yaz ya, ne diye böyle uğraşıyorsun ki. Neyse, bölüme gelecek olursak Subarugillerin Krallığa dönmelerini izledik, Reinhard&#8217;ın absürtlüğünü bir kenara bırakırsak olaysız bir bölümdü. Bakalım sonraki bölümlerde ne olacak? Devam edelim!</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>



<div class="wp-block-columns is-not-stacked-on-mobile is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-9d6595d7 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow"></div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow"></div>
</div>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-4-yuur-velkim/">Kısım X, Bölüm 4 – “Yuur Velkım”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-4-yuur-velkim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kısım X, Bölüm 5 – “Yolüstü Uğrağının Akıbeti”</title>
		<link>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-5-yolustu-ugraginin-akibeti/</link>
					<comments>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-5-yolustu-ugraginin-akibeti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bertiel]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Mar 2026 17:32:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ana Hikâye]]></category>
		<category><![CDATA[Kısım 10]]></category>
		<category><![CDATA[Beatrice]]></category>
		<category><![CDATA[Meili]]></category>
		<category><![CDATA[Natsuki Subaru]]></category>
		<category><![CDATA[Petra Leyte]]></category>
		<category><![CDATA[Reinhard van Astrea]]></category>
		<category><![CDATA[Rem]]></category>
		<category><![CDATA[Rom-jii]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.rezeroturkce.com/?p=6654</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-5-yolustu-ugraginin-akibeti/">Kısım X, Bölüm 5 – “Yolüstü Uğrağının Akıbeti”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<p>Bölümün ortalama okuma süresi 21 dakikadır. İyi okumalar dileriz. ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ Çevirmen: Bertiel Ek Düzenleme: Qua Redaktör: akari Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-5-yolustu-ugraginin-akibeti/">Kısım X, Bölüm 5 – “Yolüstü Uğrağının Akıbeti”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-5-yolustu-ugraginin-akibeti/">Kısım X, Bölüm 5 – “Yolüstü Uğrağının Akıbeti”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>

<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>


<p style="text-align: center;"><em>Bölümün ortalama okuma süresi 21 dakikadır. İyi okumalar dileriz.</em></p>


<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>



<div class="wp-block-columns is-not-stacked-on-mobile is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-9d6595d7 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow"></div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow"></div>
</div>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>





<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1493" height="1158" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim.png" alt="" class="wp-image-6656" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim.png 1493w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-1000x776.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-768x596.png 768w" sizes="auto, (max-width: 1493px) 100vw, 1493px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/Danroneko/status/2020807294355677338" type="link" id="https://x.com/Danroneko/status/2020807294355677338">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="has-text-align-center">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Çevirmen: Bertiel</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Ek Düzenleme: Qua</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Redaktör: akari</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire, universe, Yağız D.</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Destek vermek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://rezeroturkce.com/bilgi-kosesi/destek/">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Discord’a gelmek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://discord.gg/rezeroturkce">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p>——Reinhard’ı bir ulaşım aracı olarak kullanma konusunda Subaru’nun yaptığı zihinsel hazırlık, iki farklı açıdan da bi’ halta yaramamıştı.</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Biraz tuhaf gelebilir ama hemen alışırsın.”</p>



<p>Reinhard böyle bir ön uyarı yaptıktan sonra ne mi yapmıştı? Subarugillerin bindiği ejder arabasını, Patrasche’le birlikte hop diye omuzlamış ve gökyüzünde çılgınlar gibi koşmaya—— yoo, tam anlamıyla kanatlanıp uçmaya başlamıştı.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Ababababa!..”</p>



<p>Pencerenin dışında ışık hızıyla akan manzaraya rağmen, ejder arabasının içinde sarsıntının zerresinin hissedilmediği görsel bir <em><u>bagın</u></em> tam ortasındaydılar.</p>



<p>Subaru; Beatrice’e sıkı sıkı sarılmış, zangır zangır titriyordu. Prensibi anlamıyor değildi. Özetle yer ejderlerinin sahip olduğu Rüzgârdan Sakınma’nın İlahi Koruması’yla aynı işliyordu.</p>



<p>Tek sorun, bunu uygulayanın Reinhard gibi bir insan olması ve sağduyuyu sorgulatacak kadar saçma bir hızla koşuyor olmasıydı.</p>



<p><strong>???:</strong> “Ben daha önce bunu tecrübe etmiştim za~ten. Subaru-oniisan ve diğerleri de bi’ tadına baksın baka~lım.”</p>



<p><strong>????:</strong> “B-Buna alışılır mı ya!?”</p>



<p>Koltukta uslu uslu oturup çenesini eline dayamış Meili, tecrübeli biri olarak hava atıyordu. Onun pelerininin ucuna korkuyla tutunmuş Petra’nın sorusuna “Fufun,” diye kıkırdayarak karşılık verdi Meili.</p>



<p><strong>Meili:</strong> “Petra-chan’ın da korktu~ğu şeyler varmış demek, şaşırtıcı doğru~su.”</p>



<p><strong>Petra:</strong> “Korktuğumdan değil de hayal gücümün sınırlarını aşan bir şey olunca insan şaşırıyor ya, ondan bahsediyorum! Duyduğuma göre Kılıç Azizi-sama sandığımdan çok daha mantık dışı biriymiş.”</p>



<p><strong>???:</strong> “&#8230;Açıkçası ben bile gelmiş geçmiş Kılıç Azizleri’nin bu kadar zıvanadan çıktığını duymamıştım. Bu durum Reinhard denilen velede has olsa gerek.”</p>



<p>Meili’yle konuşmasının sonlarında Petra’nın kendisine pas attığını gören Rom-jii, kel kafasını okşayarak cevap verdi.</p>



<p>Devasa cüssesini ejder arabasının koltuğuna zar zor sığdıran Rom-jii de bu “Reinhard Usulü Seyahat”e pek alışabilmiş gibi görünmüyordu, zihinsel sağlığını korumak adına bir elini duvara dayamıştı.</p>



<p>Anlaşılan Felt kampı da bu yöntemi öyle her gün kullanmıyordu. Gerçi bu da başlı başına muazzam bir avantajdı ya, neyse.</p>



<p><strong>Rom:</strong> “Acil durumlar haricinde böyle bir yönteme bel bağlamak Kılıç Azizi’ni haksız yere kullandığımız dedikodusunu çıkarabilir. Bu da Kılıç Azizi’nin otoritesini sarsar, Krallığın da işine gelmez tabii&#8230; Hatta işi batırırsak sadece ülke dışına çıkması değil, bu seyahat yöntemi bile yasaklanabilir.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Ha, şu şaka gibi olan Reinhard Yasası&#8230;”</p>



<p>Rom-jii dudak bükerek söylenince Subaru o başka dünyaya has, akla ziyan uluslararası yasayı dillendirdi.</p>



<p>Reinhard Yasası, adından da anlaşılacağı üzere sadece Kılıç Azizi Reinhard van Astrea’yı kapsayan onu Lugunica Krallığı dışına çıkarmamak amacıyla yürürlüğe konmuş bir kanundu.</p>



<p>Kulağa şaka gibi gelse de adamın ne kadar standart dışı bir varlık olduğunu görünce “abartmışlar” demek de zorlaşıyordu.</p>



<p>Yine de——</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Kabul ediyorum, Reinhard’ın gücü şaka gibi, hatta direkt eşek şakası derecesinde ama başka ülkelere gidip olay çıkaracak bir karakteri olmadığını da görmeleri lazım yani.”</p>



<p><strong>Rom:</strong> “Ho, rakip kamptan olmana rağmen Reinhard’ı böyle mi savunuyorsun?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Sonuçta dostum. Hep beraber ülke dışı tatile çıksak bir tek onun evde kalıp beklemesi kötü olurdu. Mesela Vollachia turu falan yapsak&#8230; Gerçi Vollachia’da eğlenecek yer de pek yok. Flop-san’la Medium-san otoritelerini kullanıp oraya bir lunapark falan dikseler ya.”</p>



<p>Bir şekilde Abel’in gözünü boyayıp ya da kandırıp İmparatorluğun bütçesini eğlenceye gömüp devasa bir eğlence parkı inşa ettirmeleri lazımdı.</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “Garfiel, sen neye bakıyorsun, sanırım?”</p>



<p><strong>Garfiel:</strong> “Hiiç, muhteşem benli’im de buna benzer bi’ numara yapabilirse Kaptan’ı daha rahata erdirir miyim diye düşünüyo’dum da&#8230; ‘Gibnevra’da her iş için ayrı adam’ derler ya hani, muhteşem benliimin harcı de’ilmiş demek bu işler.”</p>



<p>Subaru kafasında <em>“Vollachialand”in</em> inşaat planlarını kurarken Beatrice de Garfiel’e soru sordu, bunun üzerine o da dişlerini gıcırdatarak hayıflanıyordu.</p>



<p>Doğruydu, Garfiel kaba kuvvet olarak Reinhard’ın yaptığını yapabilirdi belki ama Rüzgârdan Sakınma’nın İlahi Koruması olmadan o yolculuk konforlu bir seyahatten ziyade cehennem azabına dönerdi.</p>



<p>Zaten kardeşi olarak gördüğü o adamı -acil durum olsa bile- beygir gibi koşturmak Subaru’nun vicdanını sızlatırdı.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Ah, demek Reinhard Usulü’nün yaygınlaşmama sebebi bu. Harbiden vicdan yapıyor insan.”</p>



<p><em><strong>Reinhard:</strong></em><em> “Bunu anlamana sevindim. Ben de acil durumlar dışında böyle şeyler yapmaktan çekiniyorum çünkü.”</em></p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Sanki çok normalmiş gibi sohbete dalıveriyorsun sen de be&#8230;”</p>



<p>Reinhard gayet doğal bir şekilde sesini duyuruyordu. Telepati’nin İlahi Koruması sayesinde böyle bir şey yapabiliyordu ve Subaru bunu daha önce Pristella’da da tecrübe etmişti.</p>



<p>Anlaşılan bu kez Subaru dışında diğerlerine de sesini ulaştırmıştı ki beyinlerinde aniden Reinhard’ın sesi yankılanan Petragiller şaşkınlıklarını gizleyemiyorlardı.</p>



<p>Bu arada Meili, bu Telepati’nin İlahi Koruması’na da bağışıklığı varmış gibi o kendini beğenmiş ifadesini sürdürüyordu.</p>



<p>Neyse——</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Şimdilik Reinhard Usulü’ne olan şaşkınlığımız yatıştı ama diğer şokun etkisi hâlâ geçmedi. Harbiden gerçek mi bu? ——Yani şu Filóre denen kızın ortaya çıkışı.”</p>



<p><em><strong>Reinhard:</strong></em><em> “——Evet, maalesef inkâr edilemez bir gerçek.”</em></p>



<p>Gözle görülmese de Reinhard’ın bunu onaylayarak başını salladığı hissediliyordu. Subaru; kendisine iletilen gerçeğin şokunu, ciğerlerine çektiği ağır bir nefesle bir kez daha sindirmeye çalıştı.</p>



<p>Subarugiller Pleiades Gözcü Kulesi’ndeyken Başkent’te yaşanan o şaşırtıcı gelişme—— İlahi Ejderha Kilisesi’nin belirmesi ve nişanı parlayan Filóre adında birinin ortaya çıkışıydı.</p>



<p>Şimdiye kadar varlığını gizleyen bir grubun, tam da bu noktada Kraliyet Seçimi açısından görmezden gelinemeyecek bir gerçekle ortaya çıkmasıyla adaylardan Emilia’nın şövalyesi olarak Subaru’yu da fena hâlde sarsmıştı.</p>



<p>Ancak——</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “——Crusch-san’ın kurtulmuş olması, haberlerin en güzeli.”</p>



<p>Kraliyet Seçimi’ni sarsan o olay da önemliydi ama gelen haberler arasında Subaru için en büyük anlamı taşıyan Crusch’ın iyileşmesiydi.</p>



<p>Pristella’da Şehvet Başpiskoposu’nun tuzağına düşen ve bedeninde iyileşmez acılar bırakan bir lanetle yaşamak zorunda kalan Crusch’tı.</p>



<p>Onunla aynı savaş alanında bulunup onu koruyamamanın verdiği suçluluk duygusu, Subaru’nun içinde de uzun ve derin bir kıymık gibi batmaya devam etmişti.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Cidden, eğer Crusch-san’ın bedeninden o şeyi söküp atabildilerse benim vücudumun her yeri kapkara kesilse de gam yemezdim.”</p>



<p>Şehvet’in kanına maruz kalan ve bakmaya yürek dayanmayacak hasarlar alan gene Crusch’tı. Subaru da onunla aynı kanı almıştı ama aldığı hasar Crusch’ınkinden çok farklıydı.</p>



<p>Elbette vücudunun çeşitli yerlerinde etkileri olmuştu ama sürekli acı çeken Crusch’ın aksine Subaru’nunki en fazla elinde ve ayağında iğrenç, başarısız bir dövme taşımak gibiydi. O da kolu koptuğunda eliyle birlikte gitmiş, ayağındaki etkiyse sadece tuvalette veya banyoda gördüğünde “Haa, doğru ya” diye hatırladığı bir şeye dönüşmüştü.</p>



<p>Nasıl olduysa Subaru’nun bedeni o acı karşılığında Crusch’ın hasarını üstlenebiliyordu. Crusch’ı kurtarmak için böyle bir seçenek de masadaydı ama——</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Crusch-san&#8230; buna asla izin vermedi.”</p>



<p>Pristella’daki savaş bittikten sonra, Pleiades Gözcü Kulesi’ne gidecek olan Subaru’ya yük olmamak için laneti devretme teklifini reddetmişti. O günden beri sağlığı hep aklındaydı.</p>



<p>İyileştiğini duymak Subaru için tartışmasız bir müjdeydi.</p>



<p>Gelgelelim——</p>



<p><strong>Rom:</strong> “O iyileşmeye kayıtsız şartsız sevinemeyecek olanların, bizzat olayın muhatapları olması da ne acı.”</p>



<p>Rom-jii’un o ağır sözlerinde olduğu gibi, Crusch’ın iyileşmesi—— ve bunun İlahi Ejderha Kilisesi denen örgütün eliyle gerçekleşmesi, onlar için büyük bir darbe anlamına geliyordu.</p>



<p>O kadarını Subaru da anlıyordu. Anladığı için de ulu orta konuşamıyordu. Kraliyet Seçimi’nde büyük dezavantaj sağlasa bile “Canın sağ olsun, gerisi önemli değil” gibi ucuz laflar da edemiyordu.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Ama o Filóre denen kişi ortaya çıkıp üstüne bir de Ejderha Rahibesi olduğunu kanıtlayan nişanı parlatınca işler sarpa sarıyor, değil mi?”</p>



<p><strong>Meili:</strong> “Öyle val~la. Tam adaylardan biri eksildi, bir kişilik yer açıldı diyorduk, o boşluk hemen doldu ve başa döndük desene ya~.”</p>



<p><strong>Petra:</strong> “&#8230;Meili-chan, kelimelerini düzgün seçmezsen ben bile kızarım bak. Biz o mesele için ta Kule’ye kadar gittik.”</p>



<p><strong>Meili:</strong> “Onu da şu kafasında miğfer olan adam mahvetti ama&#8230; Aa, tamam ya ta~mam, kızmayın canım, kusura bakmayı~n.”</p>



<p>Şeytani küçük kız rolünü hatırlamışçasına durumu alaya alan Meili, bakışlarını sertleştiren Petra’dan ciddiyetsizce özür diledi.</p>



<p>Petra onun bu tavrına küçük bir iç çektikten sonra, “Neyse” diyerek devam etti&#8230;</p>



<p><strong>Petra:</strong> “Meili-chan’ın bozuk ağzını bir kenara bırakırsak&#8230; İşlerin sarpa sarması sadece o boşluğun dolmasından da değil. Çünkü o Filóre denen kişinin saçları altın sarısıyken gözleri de kızılmış, değil mi?”</p>



<p><strong>Subaru</strong><strong>:</strong> “Öyle&#8230; diyorlar. Bu da&#8230;”</p>



<p><strong>Petra</strong><strong>:</strong> “——Lugunica Kraliyet Ailesi’nin özelliklerini taşıyor demek, değil mi? Ayrıca on beş yıl önce kaçırılan prensesin adı da yanılmıyorsam&#8230;”</p>



<p><strong>Rom:</strong> “——Filóre.”</p>



<p>Dudağına parmağını koyup bildiklerini gözden geçiren Petra’nın sözlerinin sonunu, o can alıcı ismi başka biri—— Rom-jii tamamladı.</p>



<p>Ejder arabasındaki bakışların odağı olan Rom-jii, gözlerini dizlerinin arasına dikerek konuştu&#8230;</p>



<p><strong>Rom:</strong> “On beş yıl evvel, Kraliyet Sarayı’ndan kaybolan Kral’ın erkek kardeşinin kızının adı Filóre’ydi. Tıpkı şu an saraya dalan İlahi Ejderha Kilisesi rahibesinin ismi gibi.”</p>



<p><strong>Beatrice</strong><strong>:</strong> “Ve o rahibenin sarayda herkesin gözü önünde nişanı parlattığı söyleniyor, doğrusu. Eğer bu doğruysa Kraliyet Seçimi’ni kökünden sarsacak <em><u>tırabılın</u></em> çıkması gayet doğal, sanırım.”</p>



<p>Lugunica Sarayı’nı sarsan gerçek ve onu çevreleyen şartlar paylaşılınca ejder arabasının içine tuhaf, ağır bir hava çöktü. Tam o sırada Subaru, havayı okuyamamayı göze alarak “Bir şey diyeceğim” diye lafa girdi.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Benim aklıma yatmayan bir şey var.”</p>



<p><em><strong>Reinhard:</strong></em><em> “——Aklına ne yatmadı?”</em></p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Kafamın içinde duyduğum sesle konuşmaya yavaş yavaş alışmamı bi’ kenara bırakırsam herkesin takıldığı nokta şu değil mi: İlahi Ejderha Kilisesi’nden gelen Filóre denen kişi, on beş yıl önce kaybolan Lugunica Kraliyet Ailesi mensubu olabilir; nişanın parlaması da Kraliyet Ailesi’nin soyundan geldiğinin kanıtı falan filandır.”</p>



<p><strong>Petra</strong><strong>:</strong> “Evet, öyle. Bunda aklına yatmayan ne peki?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “İyi de, Felt için de şartlar aynı değil miydi?”</p>



<p>Ne yazık ki o lanetli Kraliyet Seçimi başlangıç gününü hafızasında tarasa da Subaru, Felt’in konuşmasını dinleyememişti. Çünkü ondan önce büyük bir pot kırıp taht odasından kovulmuştu.</p>



<p>Ama orada bulunmasa bile, Subaru çıktıktan sonra içeride neler olduğu ve Felt’in ne söylediği sonradan kendisine anlatılmıştı.</p>



<p>Daha o zaman bile, on beş yıl önceki Kraliyet Ailesi’ne mensup kişinin varlığı bir sorun olarak gündeme gelmiş olmalıydı.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Yani durum Felt’inkiyle aynı. Bana soracak olursanız, gizlice saraydan çıkarılan Prenses’in halkın arasında sıradan biri gibi yaşaması hikâyesi çok daha heyecanlı geliyor, o yüzden Felt’in Kraliyet Ailesi’nden çıkması benim daha hoşuma gider ama&#8230;”</p>



<p><strong>Rom:</strong> “Hımm, anladım. ——Ama dediğin gibi eğer ki Felt, Lugunica Krallığı’nın Prenses’i çıkarsa Kraliyet Seçimi Felt’in zaferiyle sonuçlanmış olur. Buna razı mısın?”</p>



<p><strong>Subaru: </strong>“Eh?”</p>



<p>Tek gözünü kırparak konuşan Rom-jii’nin tespitiyle Subaru’nun gözleri fal taşı gibi açıldı.</p>



<p>Kötü bir şaka mı yapıyor diye düşündü ama düzeltme gelmedi. Üstelik Subaru dışındakiler de Rom-jii’nin fikrine katılıyor gibiydi.</p>



<p>Beklenmedik bir şekilde azınlıkta olduğunu—— yoo, tek başına kaldığını fark eden Subaru bi’ anda panikledi.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Yooyooyoo, niye ki?”</p>



<p><strong>Garfiel:</strong> “Niyesi mi var la’, gayet açık de’il mi? Zaten en başından beri Kraliyet Seçimi’nin yapılma sebebi Kraliyet Ailesi’nin kuruması de’il miydi? Eee, eğer öyle olmadı’ı anlaşılırsa hayatta kalan Kraliyet Ailesi mensubunun tahta geçmesi racona da uyar.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “S-Saltanat mı yani?”</p>



<p><em><strong>Reinhard:</strong></em><em> “</em><em>Biraz kaba bir tabir</em><em> ama evet, durum tam olarak bu.”</em></p>



<p>Garfiel’la Reinhard -bu savaşçı ikili- tarafından azarlanan Subaru, kendi algısıyla bu dünyadakilerin algısı arasındaki uçurumu fark edip “Hee&#8230;” diye nefesini verdi.</p>



<p>Japonya’da doğup büyüyen Natsuki Subaru için ülke liderinin kan bağıyla değil, farklı faktörlerle seçilmesi doğal bir şeydi. Kraliyet Seçimi denen durumun kendisinin de Subaru’nun aşina olduğu seçim sistemine benzemesi bu algıyı pekiştirmişti.</p>



<p>Fakat bu dünyanın insanlarına göre mevcut Kral’dan sonra yerine geçecek olan veliahtın, kendi çocuğunun geçmesi en doğal olanıydı. Bu yüzden Felt’in Kraliyet Ailesi’nden olduğu kesinleşirse doğal olarak Felt tahta oturur ve Kraliyet Seçimi işlevini yitirirdi——</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “O zaman Felt’in Kraliyet Ailesi’nden olduğu kesinleşseydi işimiz yaşmış!”</p>



<p><strong>Rom:</strong> “Şüphe aşamasında kaldığı için Kraliyet Seçimi devam edebildi zaten. Evlat, sen o Küçük Hanım’ın şövalyeliğini hakkıyla yapabildiğine emin misin?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Deme öyle ya! Sadece genel kültüre biraz uzaktım o kadar! Bizde Beako, Petra, Garfiel falan var; zehir gibi gençler yetişiyor arkada!”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “Düzelteyim, <em><u>piredi</u></em> ve <em><u>çaming</u></em> Betty’niz en büyüğünüzdür, doğrusu.”</p>



<p>Kucağına alınıp sıkıştırılan Beatrice göğsünü kabarttı. Onun başını okşayıp seven Subaru’ya bakan Rom-jii de bezgin bir ifadeyle kafasını kaşımaya devam etti.</p>



<p>Anlaşılan küçük bir algı farkı yüzünden rezil olmuştu. Ama Subaru’nun sorgusu daha burada bitmemişti.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Tamam kabul ediyorum, biraz tökezledim ama sorum hâlâ geçerli. Kraliyet Ailesi’nden olduğu kesinleşirse Kraliyet Seçimi’nin anlamı kalmıyor, anladım orasını. Ama sonuçta Filóre-chan’ın gerçek olup olmadığı şüphesi, Felt’inkiyle aynı seviyede değil mi? O zaman&#8230;”</p>



<p><em><strong>Reinhard:</strong></em><em> “——Hangisinin gerçek Kraliyet Ailesi’ne mensup olduğu tespit e</em><em>dilmeli</em><em>.”</em></p>



<p><strong>Subaru:</strong> “――――”</p>



<p>Belki de duygularını katmamaya çalıştığı bir cümleydi bu. Tam da bu yüzden Reinhard’ın o ses dökülmeyen o sözleri, bir kılıç gibi keskin gelmişti kulağa.</p>



<p>Subaru nefesini tuttu ve bu sözlerin anlamını beynine kazıdı. ——Felt mi yoksa Filóre mi? Hangisinin gerçek olduğunu tespit edeceklerdi.</p>



<p><strong>Rom:</strong> “Kanıtlanmamış şüpheler bugüne kadar Kraliyet Seçimi’ni ayakta tuttu. Ama kayıp Kraliyet Ailesi mensubu olabilecek aday sayısı ikiye çıkınca artık bunu görmezden de gelemezler. Kötü niyetli birinin Kraliyet Seçimi’ne sızma ihtimalini de göz önünde bulundurmak zorundalar.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Kötü niyetli biri mi&#8230; Hangisi Kraliyet Ailesi’nden olursa olsun, diğeri ille de şeytani bir planın parçası olmak zorunda değil ki. Belki tesadüfen altın sarı saçları ve kızıl gözleri vardır&#8230;”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “O tesadüf pek yaşanmadığı için Kraliyet Ailesi’ne has bir özellik sayılıyor, sanırım.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Ama! Nişan ikisinde de parladı değil mi?!”</p>



<p>Hem Rom-jii’den hem de Beatrice’ten gelen mantıklı açıklamalar karşısında Subaru duygusallaştı. Duygusal olmaktan başka elinden bir şey gelmiyordu.</p>



<p>Aslında neden bu kadar duygulara kapıldığını kendisi de tam olarak açıklayamıyordu.</p>



<p>Ama çağrıldığı ilk günlerde tanıştığı insanların Reinhard ve Rom-jii olması onlara duyduğu sevginin bir parçasıysa aynı şey Felt için de geçerliydi. Felt’in duruşunun ve çabasının sırf Kraliyet Ailesi’nden olmayabilir diye yok sayılmasını istemiyordu.</p>



<p>Dahası, henüz yüzünü bile görmediği Filóre’yi kötü adam ilan edip bir şeyler tezgâhladığını söyleyerek tek taraflı yargıya da varmak istemiyordu.</p>



<p>Hepsinden önemlisi——</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “İlle de Kraliyet Ailesi’nden biri tahta geçsin istiyorlarsa Felt ortaya çıktığında Kraliyet Seçimi’ni bir kenara bırakıp <em><u>DNA</u></em> testi mi yapıyorlar artık, ne yapıyorlarsa yapıp baksalardı ya! Bunu yapmayıp seçimi başlattılar, Emilia’nın ve diğerlerinin ne kadar&#8230;”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “Subaru&#8230;”</p>



<p>Dudağını ısırıp sesini boğan Subaru’yu kucağındaki Beatrice endişeyle izliyordu. Elinin nazikçe sıkıldığını hisseden Subaru gözlerini yumup derin, çok derin bir nefes aldı. Yine de küt küt atan öfkeyle dolmuş kalbi, bir türlü sakinleşmiyordu.</p>



<p>Emilia, Felt, Crusch, Anastasia, Priscilla; hepsi inançlarını, hatta hayatlarını ortaya koyarak girmişti Kraliyet Seçimi’ne.</p>



<p>Şimdi beklenmedik bir faktörle çomak sokuldu diye, bütün ön kabullerin bükülmesini kabul edemiyordu.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “İş bu noktaya gelirse&#8230;”</p>



<p><strong>Beatrice</strong><strong>:</strong> “Gelirse ne yapacaksın, sanırım?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Reinhard’ı da yanıma alıp Kraliyet Seçimi devam etsin diye protesto gösterisi falan&#8230;”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “——Anlıyorum.”</p>



<p><strong>Rom</strong><strong>:</strong> “Anlamasana! Korkunç şeyler söyletme bana! Sen de Kılıç Azizi’ni boş yere gaza getirme, ya gerçekten yapmaya kalkarsa!”</p>



<p><strong>Garfiel:</strong> “Öyle bi’ durumda muhteşem benli’im de olaya müdahale eder ulan!”</p>



<p><strong>Petra:</strong> “Garf-san, ortalık zaten karışıkken otur oturduğun yere. Oldu mu?”</p>



<p>Çıkmaza giren Subaru’nun acı dolu sözlerine Rom-jii ve Petra şiddetle karşı çıktı. Hareketli ve durağan iki uyarı aynı anda geldi, Petra’nın ters bakışları altında Garfiel “Gaoo&#8230;” diye büzüşüp kaldı.</p>



<p>Ama hepsi şaka değildi. ——Hatta, bayağı ciddiydi. Kraliyet Adayı’nın bir Şövalyesi olarak bu kadarlık bir azmi göstermesi gerekiyordu.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Başkent’e varınca yapacak çok işimiz var!.. Sanki yarım yıldır hiç durmadan, nefes almadan koşturuyormuşum gibi hissediyorum&#8230;”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “O kadarı daha başlangıç sayılır, sanırım. Betty on bir buçuk yıldır durmaksızın hareket hâlindeymiş gibi hissediyor, doğrusu.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Korkutucu şeyler söyleme, beynim yanacak şimdi&#8230;”</p>



<p>Subaru’nun geyiğine, ondan daha ağır bir geyikle karşılık veren Beatrice’ti. Onun sözlerinden ürperen Subaru, Başkent’te kendilerini bekleyen sorunların büyüklüğü ve çokluğu karşısında iç geçirdi.</p>



<p>Durumu gören Emilia için endişeleniyordu, iyileştiği söylenen Crusch’ı ziyaret etmek istiyordu. Filóre denen kişinin yüzünü bizzat görüp Kraliyet Seçimi’nin akıbetini, travması olan yetkililere sorması gerekiyordu. Boynunda asılı duran Al küresini ve o vahşete yol açan sayısız nedeni de araştırmalıydı.</p>



<p>Ama şimdilik, öncelikle halletmesi gereken——</p>



<p><em><strong>Reinhard:</strong></em><em> “——Subaru, varıyoruz.”</em></p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Harbi mi, sağ olasın. Yolu da uzattık, kusura bakma.”</p>



<p>Kafasını toparlamasıyla Reinhard’ın raporu aynı âna denk geldi.</p>



<p>Işık hızıyla akan manzaradan tahmin etmişti ama gerçekten akılalmaz bir seyahat hızıydı bu. Sadece hız olarak bakılırsa Cecilus daha hızlı olabilirdi belki ama onun ejder arabasını sırtlayıp taşıyacak gücü olmadığından “Cecilus Usulü” pek mümkün görünmüyordu.</p>



<p>Bir kişiyi sırtlayıp taşısa benzer bir şey yapabilirdi belki—— diye düşünürken pencerenin dışındaki manzara aniden gerçekliğine kavuştu.</p>



<p>Hızlı akış durdu, ejder arabası yavaşça yere indirildi. Yani, hedefe varmışlardı.</p>



<p>Bunu kanıtlarcasına——</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “——Bu da&#8230; ne demek şimdi?!”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “――――”</p>



<p>Duyulan o ilk sesle birlikte Subaru hışımla ayağa kalktı ve “Hiii!” diye şaşıran Beatrice’i kucağında tuttuğu gibi ejder arabasından dışarı fırladı.</p>



<p>Orada, ejder arabasını sırtlayıp koşmasına rağmen tek damla terlememiş Reinhard ve onun tarafından taşındığı için gerginlikten kaskatı kesilmiş Patrasche duruyordu.</p>



<p>Ve ejder arabasının bu absürt girişine gözleri fal taşı gibi açılmış, o nostaljik Roswaal Malikânesi’nin kapısında dikilen mavi saçlı——</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Off!”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “Subaru?! N-N-N-Ne oldu, sanırım?!”</p>



<p>İstemsizce göğsünü tutup olduğu yere diz çöken Subaru’ya, onunla birlikte dışarı sürüklenen Beatrice şaşkın gözlerle bakıyordu. Telaşla sağa sola koşturan, başını ve omzunu pıt pıtlayan Beatrice’in ellerine teslim olurken Subaru o çarpıcı manzara karşısında göğsüne saplanan ağrıyı hissetti.</p>



<p>Çünkü Roswaal Malikânesi’nin önünde durup Subarugilleri karşılayan——</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “O tanıdık hâlinin ne kadar kıymetli olduğunu şimdi anlıyorum be&#8230;”</p>



<p><strong>???:</strong> “&#8230;Sizinle de nerede, ne zaman karşılaşsak hep aynı hâldesiniz.”</p>



<p>Bunu söyleyen hem bezgin hem rahatlamış -o kendine has ifadesiyle- hizmetçi kıyafeti içindeki—— evet, yanlış duymadınız, hizmetçi kıyafeti içindeki Rem böylece derin bir iç çekti.</p>



<p class="has-text-align-center">△▼△▼△▼△</p>



<p>Reinhard Usulü’nün hızına güvenen Subaru, Başkent yolunda Roswaal Malikânesi’ne uğramaları için yalvar yakar olmuştu.</p>



<p>Bunun sebebi malûmdu: Başkent’e gitme nedenlerinden biri olan Oburluk Başpiskoposu Roy Alphard’dan Anıları geri almaları sırasında Rem’in de orada bulunmasını istiyordu.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Oburluk’la yapılacak konuşmanın tatlı dille geçeceğini sanmıyorum ama Al denen herif bir şekilde lafı ağzından almayı başarmıştı. Demek ki yapılamayacak iş değil. Ayrıca ben Ram’la Rem’in kavuşma anını çoktan kaçırdım. İş bu raddeye gelmişken Rem’in Anıları’nın geri geldiği ânı da kaçırırsam bir daha belimi doğrultamam!..”</p>



<p>Kan ağlayarak yakaran Subaru’nun bu ısrarına, bir saniye bile önce Felt’in yanına dönmek isteyeceği kesin olan Reinhard, hiç surat asmadan onay vermişti.</p>



<p>Gerçekten mükemmel bir dosttu. Subaru da Reinhard ne istese yapardı ama “Ejder arabasını sırtla, birkaç yüz kilometre de yolu uzatıver” dese hemen “Tamam” diyebilir miydi, orası şüpheliydi.</p>



<p>Ama Reinhard bunu gerçekten yapmıştı.</p>



<p>Üstelik Reinhard’ın kabul ettiği sadece bu da değildi——</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “——Seni de buralara kadar sürükledim ya, kusura bakma.”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Sorun değil. Ayrıca farkında değilim ama Oburluk Başpiskoposu’nun Otoritesi’nden ben de nasibimi almışım. En azından bir dostumu unutturduğu söyleniyor.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Ah, evet&#8230; Sahi, o herif unutulmuş olmayı fırsat bilip Reinhard’a meydan okumak için iyi bir fırsat olduğunu söylemişti. Elindeki kozları bilmiyoruz ya, şimdi yenerim kafasında.”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Bu&#8230; dürüst olmak gerekirse heyecan verici bir durum.”</p>



<p>Hafifçe kaşlarını kaldıran, ardından gerçekten mutlu bir ifadeyle gülümseyen Reinhard’ı yan gözle süzen Subaru “Gereksiz konuşup adamı gaza getirdim galiba,” diye içinden Julius’tan özür diledi.</p>



<p>Belki de adamın kazanma şansını sıfırlamış olabilirdi. Gerçi Julius olsa “Kozlarımı sadece benim bilmem adil değil,” deyip elindeki kartları bile isteye gösterirdi muhtemelen.</p>



<p>O yüzden özrü şimdilik askıya aldı—— gibi saçma sapan düşüncelere dalmasına neden olacak kadar ağır bir havası vardı buranın.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “&#8230;Hapishane Kulesi dedikleri kadar varmış.”</p>



<p>Mırıldanan Subaru’nun alnından buz gibi bir ter süzüldü.</p>



<p>Paniklemiş değildi, koşarak da gelmemişti. Buna rağmen beliren ve süzülen o soğuk ter, Subaru’nun tüm vücudunun bu mekâna gösterdiği reddediş tepkisiydi.</p>



<p>Başkent Lugunica’nın en üst katmanında Kraliyet Sarayı’nın yakınına inşa edilmiş bu taştan kule, Krallığın en azılı suçlularının hapsedildiği bir zindandı. Elbette ki herhangi bir mahkûmla kolayca görüşülememesi için her hücrenin demir kapısı sıkıca kilitliydi.</p>



<p>Mangalarda görülen demir parmaklıkların arkasında mahkûmların olduğu o klasik hapishane tarzı da yoktu; içeri adımını atan Subaru yüzde yetmiş rahatlama, yüzde otuz hayal kırıklığı yaşamıştı.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Gladyatör Adası’ndakiler suçlu olmasına suçluydu ama biraz daha&#8230; nasıl desem, mert adamlardı ya&#8230;”</p>



<p>Bunu yöresel bir özellik gibi anlatmak tuhaftı ama Gladyatör Adası Ginunhive’de yoldaşı olan Hiain, Weitz, Idra gibi tiplerin işlediği suçlar; sinsilik barındırmayan “delikanlıca” suçlardı. Bazen Hiain gibi köleliğe düşmek gibi acımasız durumlar da oluyordu ama ağır suçlu sayılacak olanlar bile “küçük çaplı olay” ile “büyük olay” arasındaki farktan ibaretti.</p>



<p>Öte yandan Lugunica’nın ağır suçlularını barındıran Hapishane Kulesi’nin atmosferi Gladyatör Adası’nı bilen Subaru’nun hissiyatına göre çok daha farklı, kan kokan bir yere benziyordu.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Burada Cadı Tarikatı’ndan tiplerin olma ihtimali yüksek mi?”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Evet. Ağırlıklı olarak Lugunica’da faaliyet gösterdiklerini düşünürsek bu tahmin doğru. Nitekim Öfke de buranın yer altında tutuluyor.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Yer altı&#8230; Oburluk’la arasına epey mesafe açmışlar demek.”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Ne olur ne olmaz diye. Yakalanma şartları farklı olsa da Öfke’ye insan yaklaştırmak çok tehlikeli. Mahkûmlar için bile.”</p>



<p><a></a>Öfke’nin Başpiskoposu Sirius Romanée-Conti’nin otoritesi, sözleri ve atmosferiyle insanları yutan, hava yoluyla bulaşan bir akıl hastalığı gibiydi. Etki alanı düşünüldüğünde hareketlerini kısıtlasalar bile tehlikenin geçtiğini söylemek imkânsızdı.</p>



<p>Hatta bu Hapishane Kulesi’ne sinen o nahoş havanın bir kısmı, belki de o Öfke Başpiskoposu’ndan yayılıyordu.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Midemi bulandırıyor ama bi’ ara onunla da konuşmam gerekebilir.”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “O zaman bana da haber verirsin. Bugün olduğu gibi yine eşlik ederim.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Çok makbule geçer. Cidden, sana güveniyoruz.”</p>



<p>Göğsüne vurup garanti veren Reinhard’ın verdiği güven hissi paha biçilemezdi. Gerçi Sirius’un otoritesi söz konusu olduğunda Reinhard’ın gücü ters tepebilirdi. Dikkatli olmak lazımdı.</p>



<p>Her hâlükârda bugün Subarugillerin Hapishane Kulesi’ni ziyaret etme sebebi o kadın değildi. Kusura bakmasın ama Sirius bir süre daha bodrumun soğuk havasının tadını çıkaracaktı.</p>



<p>Onun yerine——</p>



<p><strong>???:</strong> “——Burası.”</p>



<p>Diyerek bir kapıyı gösteren kişi, onlara rehberlik eden Hapishane Kulesi’nin Muhafızıydı. Gerginliği ve mesleğinin getirdiği sorumluluğu yüzünde eşit oranda taşıyan adama başıyla selam veren Subaru, kapıya baktı.</p>



<p>Bakarken bile insanın içini karartan soğuk ve ağır bir kapıydı. ——Bu kapının ardında Oburluk Başpiskoposu tutuluyordu.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Desek de Al küresiyle aynı durumda olduğu için bilinci yerinde mi, orası meçhul.”</p>



<p>Kendi tecrübelerine dayanarak söylerse o kara kürenin içine hapsedildiğinde hareket edemediği ılık bir suya batırılmış gibi tuhaf bir his yaşamıştı.</p>



<p>Bilincini bile net tutamadığı o ortamda Subaru için yasak büyünün mantığını çözen Beatrice’in gayreti ve fedakârlığına Yılın Subaru Ödülü’nü vermek isterdi ama aday listesi o kadar kalabalıktı ki elleri doluydu, üzerinde iyice düşünmesi gerekiyordu.</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “Subaru? Betty’nin yanaklarını niye mıncıklıyorsun, doğrusu?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Şey, <em><u>Eniyıl</u></em> Subaru Ödülü’nü hemen veremiyorum da avans niyetine sevgi gösterisi&#8230;”</p>



<p><em>(<strong>Ç.N: </strong>Eniyıl = Yılın.)</em></p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “İşimiz bitince istediğin kadar yapmana izin veririm, sanırım; şimdilik önüne odaklan, doğrusu.”</p>



<p>Yalnızlık hissinden doğan temas ihtiyacını fark etmiş olacak ki ciddiyetle uyaran Beatrice’e dudağını büzen Subaru “Haklısın,” diyerek nefesini verdi.</p>



<p>Ön kapıda Beatrice, arka kapıda Reinhard’la beraber—— Hapishane Kulesi’ndeki Oburluk’u ziyaret ederken Subaru’nun kurduğu en iyi formasyon buydu. Aslında olayın muhatabı Rem’i de yanında getirmek isterdi ama ilk konuşmada işlerin yolunda gideceğini sanmıyordu.</p>



<p>Oburluk’u ikna etmek ya da tehdit etmek sabır gerektiren bir süreç olacaktı.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Neyse, herif Yin büyüsüyle dondurulmuş durumda zaten, çözmek için Beako şart.”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “Bana bırak, sanırım. Çözer çözmez saldıracak olursa Kılıç Azizi olarak onu bir güzel pataklamak da sana düşüyor, doğrusu.”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Anlaşıldı. Ne sana ne de Subaru’ya parmağını bile sürdürmem. İçiniz rahat olsun.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Harbiden içim rahatladı. O zaman&#8230;”</p>



<p>Bu aşırı güvenilir dostlarının gücüne sırtını dayayan Subaru, muhafıza işaret verip kapının kilidini açtırdı. Muhafız yavaşça kapıyı iterken Subaru yumruklarını sıktı.</p>



<p>——Işığın az olduğu kulenin içinde -özellikle karanlık hissedilen hücrenin dibinde- Yin büyüsüyle bir monolit gibi dondurulmuş Roy Alphard hapsedilmişti. O Roy’u uyandıracak; Rem’in Anıları’nı, tüm kurbanların İsimleri’ni ve Anıları’nı kusturacaktı.</p>



<p>Günah Başpiskoposları’yla kelime savaşına girmek insanın akıl sağlığını yontardı ama sonunda kesin bir ödül varsa Subaru sıkı sıkıya bir inatla——</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “——ah?”</p>



<p>O azimle nefesini tutmak üzere olan Subaru, istemsizce nefesini bıraktı. Alacakaranlığa alışmaya başlayan gözlerinin seçtiği hücre manzarası, Subaru’nun beklediği şey değildi.</p>



<p>Siyah, taş levha benzeri bir monolite gömülmüş; böcek koleksiyonu gibi duran bir Roy Alphard beklemiyordu evet.</p>



<p>Ancak orada, tamamen beklenmedik bir manzara vardı.</p>



<p><strong>Herkes</strong><strong>:</strong> “――――”</p>



<p>Anlam veremeyip donakalan Subaru’nun omzunu nazikçe iten ve yerine hücreye adımını atan Reinhard olmuştu. Hemen yanında duran Beatrice, tüm ağırlığını Subaru’ya verdi—— yoo, aslında Subaru’yu ayakta tutuyordu desek yeridir.</p>



<p>Çünkü Subaru’nun dizlerinin bağı çözülmüş, her an yığılacak gibiydi.</p>



<p>Yıkılmak üzere olan Subaru’yu ve onu tutan Beatrice’i arkasına alıp hücrenin derinliklerine giren Reinhard, soğuk zindan zeminine saçılmış o şeylere bakıp başını iki yana salladı.</p>



<p>Ve arkasını dönüp şöyle dedi&#8230;</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “——Maalesef ki ölmüş.”</p>



<p>Reinhard’ın bu sözlerinin hemen dibinde Oburluk Başpiskoposu’nun—— Pisboğaz Roy Alphard’ın uzuvları etrafa saçılmış, gövdesi paramparça edilmiş o feci cesedi; kan donduran bir hâlde oracıkta yatıyordu.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1000" height="1420" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-55.png" alt="" class="wp-image-7077" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-55.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-55-704x1000.png 704w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-55-768x1091.png 768w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/OMR_LEISZ/status/2042343253761007967?s=20">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>

<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1262" height="1536" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-1.png" alt="" class="wp-image-6657" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-1.png 1262w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-1-822x1000.png 822w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-1-768x935.png 768w" sizes="auto, (max-width: 1262px) 100vw, 1262px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/i/status/2020834925734511101" type="link" id="https://x.com/i/status/2020834925734511101">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="has-text-align-center">△ △ △ △ △ △ △</p>



<p>#Hiç beklemedik şekilde bölüm bitiverdi, kim bu denli korunaklı bir yere girip bunları yapmış olabilirdi ki? Roy’un kendisi olsa kendini tek seferde öldürürdü fakat dışarıdan gelen birisi resmen dilimlemiş. Hapishane Kulesi’ne sızan birisi olabilir ki aklıma tek olası aday geliyor, o da: Şehvet Başpiskoposu Capella. Kılık değiştirip sızmış olabilir belki ama gene de çok absürt bir olay. Subaru, kendini öldürüp geçmişe dönecek mi veya dönebilecek mi? Yoksa başka bir şey mi yapacak? O zaman bunları öğrenmek adına okumaya devam edelim, sonraki bölümlerde görüşmek üzere!</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>



<div class="wp-block-columns is-not-stacked-on-mobile is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-9d6595d7 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow"></div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow"></div>
</div>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-5-yolustu-ugraginin-akibeti/">Kısım X, Bölüm 5 – “Yolüstü Uğrağının Akıbeti”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-5-yolustu-ugraginin-akibeti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kısım X, Bölüm 6 – “Şofben”</title>
		<link>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-6-sofben/</link>
					<comments>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-6-sofben/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bertiel]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Mar 2026 15:40:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ana Hikâye]]></category>
		<category><![CDATA[Kısım 10]]></category>
		<category><![CDATA[Beatrice]]></category>
		<category><![CDATA[Emilia]]></category>
		<category><![CDATA[Filóre]]></category>
		<category><![CDATA[Natsuki Subaru]]></category>
		<category><![CDATA[Rem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.rezeroturkce.com/?p=6684</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-6-sofben/">Kısım X, Bölüm 6 – “Şofben”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<p>Bölümün ortalama okuma süresi 25 dakikadır. İyi okumalar dileriz. ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ Çevirmen: Bertiel Ek Düzenleme: Qua Redaktör: akari Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-6-sofben/">Kısım X, Bölüm 6 – “Şofben”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-6-sofben/">Kısım X, Bölüm 6 – “Şofben”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>

<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>


<p style="text-align: center;"><em>Bölümün ortalama okuma süresi 25 dakikadır. İyi okumalar dileriz.</em></p>


<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>



<div class="wp-block-columns is-not-stacked-on-mobile is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-9d6595d7 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow"></div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow"></div>
</div>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>





<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="562" height="680" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-2.png" alt="" class="wp-image-6686"/><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/8_humi/status/2021888267483001337" type="link" id="https://x.com/8_humi/status/2021888267483001337">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="has-text-align-center">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Çevirmen: Bertiel</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Ek Düzenleme: Qua</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Redaktör: akari</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire, universe, Yağız D, Metin K.</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Destek vermek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://rezeroturkce.com/bilgi-kosesi/destek/">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Discord’a gelmek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://discord.gg/rezeroturkce">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p>Hapishane kulesi bir an için karışmış, yüzü kireç gibi olmuş insanlar sağa sola koşturuyordu.</p>



<p>Subaru bu manzarayı uzaktan izlerken biraz ötedeki surdan duvara sırtını dayamış, dizlerini kendine çekmişti.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “――――”</p>



<p>Başını çektiği dizlerine yaslayan Subaru, derin bir iç çekti.</p>



<p>Şoke edici çok fazla şey yaşanmıştı. Hazırlıksız bir şekilde o korkunç cesetle yüzleşmesi bir yana, o cesedin aslında&#8230;</p>



<p><strong>???:</strong> “——İyi misiniz?”</p>



<p>Yüzünü dizlerine gömmüşken duyduğu bu sesle Subaru yavaşça başını kaldırdı. Karşısında endişeden yüzü gölgelenmiş Rem duruyordu.</p>



<p>Hemen yanına çömelen kız, Subaru’nun yüzüne eğilerek elindeki mendille onun perişan hâldeki yüzünü usulca sildi. Hafifçe nemlendirilmiş mendil serindi; Subaru bir nebze olsun ferahlamış hissederek, “Kusura bakma.” diye mırıldandı.</p>



<p><strong>Rem:</strong> “Özür dilenecek bir şey yok&#8230; İçeride çok korkunç bir şey görmüşsünüz sanırım.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Öyle, evet. Zaten seni o herifle yüz yüze getirmek istemiyordum ama ne olur ne olmaz diye seni dışarıda bekletmekle en iyisini yapmışım. O manzarayı sana göstermek zorunda kalmadım en azından.”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “Beni bu kadar çıt kırıldım sanmayın lütfen. Vollachia İmparatorluğu’nda yeterince ölü gördüm. Bu saatten sonra, ufak tefek şeyler&#8230;”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Biliyorum. Gene de bulaşmak zorunda kalmadığın sürece uzak durmanı istiyorum. Birini kurtarmaya çalışırken gücün yetmediği için ölmesine seyirci kalmak&#8230; bu tarz durumlar neyse de&#8230; böylesi, şahit olmanın kimseye hiçbir fayda sağlamayacağı türden bir ölüm şekillerini görmesen de olur.”</p>



<p>Subaru da anlamlı bir ölümü ya da kişinin inançları uğruna can vermesini inkâr etmiyordu.</p>



<p>Edebilseydi Priscilla’yı o şekilde sessizce uğurlamazdı.</p>



<p>Ancak az önce Hapishane Kulesi’nde gördüğü ölüm, Oburluk Roy Alphard’ın o feci sonu, böylesi bir asalet ve onurdan fersah fersah uzak, çirkin ve mide bulandırıcı bir manzaraydı.</p>



<p>Başkasının canını almak, üstüne bir de cesede o denli saygısızlık etmek&#8230; Bunun akıl alır hiçbir yanı yoktu.</p>



<p>Ortada dönen şey ya sinsi bir kumpastı ya da ruhu çoktan bedeni terk etmiş bir cesede bile işkence etmeden duramayacak kadar şiddetli bir öfke&#8230; Bir Günah Başpiskoposu nefret edilmeyi sonuna kadar hak ediyordu elbette ama bu denli vahşice bir ölümü kimse hak etmezdi ki.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Siktir&#8230; hık.”</p>



<p>Midesinin bulandığını hisseden Subaru, çaresizliğin verdiği öfkeyle dilini şaklattı.</p>



<p>Bu öfke, hem Roy’u paramparça eden o meçhul kişiye hem de çözümün ucunu yakalamışken Oburluk Otoritesi’ni bozma ihtimalinin ellerinden bir kez daha kayıp gitmiş olmasınaydı.</p>



<p>Dürüst olmak gerekirse aklından geçmiyor değildi. Şayet ki Subarugiller Reinhard’la buluştuktan sonra oyalanmadan doğruca Başkent’e gelselerdi Roy belki de ölmeyecekti.</p>



<p>Üstelik Subaru’nun bunu doğrulama şansı da vardı. Eskiden, bedeni küçülmüş ve İmparatorluk zihniyetine bürünmüş o Subaru olsaydı bunu hiç düşünmeden, tereddüt etmeden yapardı.</p>



<p>Ama——</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “——Al.”</p>



<p>Boynunda asılı duran Al küresini avucunda sıkan Subaru, yanağının içini ısırdı.</p>



<p>Farz edelim ki Subaru şimdi “Ölümden Dönüş”ü kullansaydı en yakın başlangıç noktası olarak Pleiades Gözcü Kulesi’nde, Al’ı Ol Shamak’la hapsetmeden hemen önceki an olacaktı. Sonrasında kayıt noktasının değişmiş olma ihtimali vardı ama mevcut hissiyatına göre son nokta orasıydı.</p>



<p>——Ve Natsuki Subaru’nun o zaman çizelgesine bir kez daha dönüp harekete geçmeye hazırlanan Al’ı erkenden saf dışı bıraktığı o anı tekrarlamaya mecali yoktu.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “――――”</p>



<p>Bir seçenek olarak yapılamaz değildi. Ol Shamak’ın kısıtlamaları da buna engel değildi.</p>



<p>Sadece Natsuki Subaru’nun o ana dönüp Al’la bir kez daha yüzleşmeye cesareti yoktu. Belki konuşarak fikrini değiştirebilirim umuduyla onu durdurmakta tereddüt eder ve bu kez mühürlenen taraf kendisi olabilirdi.</p>



<p>Öyle bir şey olursa kendi yarattığı bu enkazı temizleme işini yine yoldaşlarına yıkmak zorunda kalacaktı. Sırf bundan kaçınmak için bile böylesine sığ bi’ “Ölümden Dönüş” senaryosu çizemezdi.</p>



<p>Ama öyle olursa Rem ne olacaktı, ya Oburluk kurbanları&#8230; Tam bunları düşündüğü sırada――</p>



<p><strong>???:</strong> “&#8230;Yine aynısını yapıyorsunuz, her şeyi kendi başınıza sırtlanmaya kalkışıyorsunuz.”</p>



<p>Beklenmedik bir şekilde, Al küresini sıkan Subaru’nun elinin üzerine Rem’in eli kapanmıştı.</p>



<p>İstemeden nefesini tutan Subaru’nun yüzüne doğrudan bakan Rem, uçuk mavi gözlerini kıstı ve&#8230;</p>



<p><strong>Rem:</strong> “Şunu baştan söyleyeyim: ——Anılarımı geri getirmeyi kendi görevinizmiş gibi bellemeyin. Anılar benim, sorumluluğu da benim&#8230; Baştan sona her şeyi sanki kendi derdinizmiş gibi omuzlamanızdan hiç hoşlanmıyorum.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “——Ama, yoo, öyle değil. Öyle olmamalı. Anılarını benim geri getirmem lazım.”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “İşte, tam olarak bu düşünceniz yanlış. Benim meselem yüzünden neden en çok kafa patlatan kişi siz oluyorsunuz ki? Bu benim derdim. Sadece size ait bir şey değil.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Bu&#8230;”</p>



<p>Gözlerini kaçıran Subaru, Rem’in bu bakışları karşısında tek kelime edemedi.</p>



<p>Zihninde, daha önce Surlarla Çevrili Garkla Şehri’nde Rem’in ona söylediği <em>“Siz bir kahraman değilsiniz”</em> sözleri yankılandı; o an hissettiği, insana ölecekmiş gibi hissettiren o buz kesen o soğukluğu hissetti. Tıpkı o zamanki gibi, Rem için çabalamaya hakkı bile elinden mi alınacaktı——</p>



<p><strong>Rem:</strong> “&#8230;Lütfen öyle ıslanmış köpek yavrusu gibi bakmayın.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Eh?”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “Yok, bu biraz fazla iltifat oldu. Köpek yavruları ıslansa da şirin görünür, sizinkisi daha çok&#8230; ıslanmış bir uçan ejder gibi.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “&#8230;Şirin olmaktansa havalı olmayı tercih ederim gerçi.”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “Size iltifat etmiyordum. Ve lütfen beni yanlış anlamayın.”</p>



<p>Yanlış anlamaması gerektiği söylenince afallayan Subaru’ya bakarken Rem bi’ an duraksayıp kelimelerini toparladı. Ardından “Dinleyin,” diye söze girerek devam etti.</p>



<p><strong>Rem:</strong> “Durumu kaba taslak hatlarıyla biliyorum. Bu kulede tutsak edilen kişi&#8230; Spica-chan’la bağlantısı olan biri, benim Anılarımı geri getirecek olan ipucuydu. Ama o kişi öldü ve siz de bu duruma çok içerlediniz&#8230; Olayın asıl muhatabı olan beni bile bir kenara itercesine.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “——Öyle söyleyince gerçekten de çok bencil biriymişim gibi bir sonuç çıkıyor.”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “Nihayet nerede durduğunuzu fark ettiniz galiba.”</p>



<p>Sakin bir tavırla Rem, Subaru’nun durumu idrak etmesi için gereken yolu özenle döşüyordu. Onu dinledikçe kendi kendini köşeye sıkıştıran Subaru’nun göğsündeki o daralma hissi hafifliyor, nefes alacak yer açılıyordu.</p>



<p>Yüzündeki bu değişimi fark etmiş olacak ki Rem de rahatlamışçasına gözlerini kısarak…</p>



<p><strong>Rem:</strong> “Ben de üzülüyorum elbet. Kendi Anılarımın geri gelme ihtimalinin kıyısından dönmüşken&#8230; Ama orada, benden daha çok kahrolan sizi görünce üzülmeye fırsatım kalmıyor ki.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Şey, senin üzülmene gerek kalmadıysa ne mutlu bana.”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “Eh? Sizin benim yerime üzülüp hepimizi endişelendirmenizden bahsediyordum?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Çooook özür dilerim!”</p>



<p>Rem’in sert bakışları karşısında Subaru başını ellerinin arasına alıp özrünü beyan etti.</p>



<p>Üzülme hakkını çalan bir hırsız muamelesi göreceğini hiç düşünmemişti. Ama Subaru’nun asıl hisleri bunlardı. Rem, Emilia ve diğerleri&#8230; ömürleri boyunca üzülmeye fırsat bulamasalar bu Subaru için ancak mutluluk kaynağı olurdu.</p>



<p><strong>Rem:</strong> “İşte tam olarak böyle sadece kendinizin üzülmesinin yettiğini düşünmenizden nefret ediyorum.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Rem&#8230;”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “Bir şeyler ters gittiğinde her şeyin sadece kendi suçunuz olduğunu düşünmek sizin en kötü huyunuz bence. Bu yüzden çözüm yollarını da hep tek başınıza aramaya kalkıyorsunuz&#8230; Artık bundan vazgeçseniz olmaz mı?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “&#8230;Yani, tek başına dertlenme mi diyorsun?”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “Baştan beri onu söylüyorum zaten.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Demiş miydin ya?! Yoo, demiştin galiba. Evet, demiştin. Demiştin, evet. Bunu fark edemeyen benim aptallığım! Kafama tüküreyim!”</p>



<p>Yüzünü çeviren Rem’in önünde, Subaru kendi kafasına pat pat vurmaya başladı. Vururken yepyeni bir suçluluk duygusunun usulca boy gösterdiğini hissetti.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1442" height="2048" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-57.png" alt="" class="wp-image-7082" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-57.png 1442w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-57-1408x2000.png 1408w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-57-704x1000.png 704w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-57-768x1091.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-57-1082x1536.png 1082w" sizes="auto, (max-width: 1442px) 100vw, 1442px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/112oVic2/status/2037838698063270086?s=20">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p>Ne de olsa Rem sadece sırf onun için endişelendiğinden bu şekilde onunla konuşuyordu. Buna rağmen Subaru onunla doğru düzgün yüzleşmeye çalışmadığı için kızın inceliğini de dosdoğru kabullenememiş, ona söylemesine gerek bile olmayan şeyleri söylettirmişti.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Özür dilerim. Seni büyük bir hevesle dışarı çıkardım ama hevesini kursağında bıraktım.”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “Bunda sizin bir suçunuz olduğunu düşünmüyorum. Sadece&#8230;”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Sadece?”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “Spica-chan’ın omuzlarına gereksiz bir yük daha bindirmiş olacağız.”</p>



<p>Kendilerine Oburluk Başpiskoposu diyen Ley Batenkaitos ve Roy Alphard, yani Gurme ve Pisboğaz ikilisi hayatını kaybettiği için şu anda bu Otoriteye sahip bir tek Spica kalmıştı.</p>



<p>Bu da demek oluyordu ki hâlâ geri dönmeyen ve Oburluk tarafından yutulan İsimleri ve Anıları sağ salim geri getirme umudu, tamamen Spica’nın omuzlarına binmişti.</p>



<p>Rem, bu baskının Spica’ya yüklenmesinden ötürü endişeli görünüyordu ama&#8230;</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Spica bunu gereksiz bir yük olarak görmeyecektir&#8230; Yine de Abel’le iletişime geçip Spica’nın güvenliğine daha fazla dikkat etmelerini sağlayalım. Ceci’ye de sağlam bir nöbet falan tuttururuz. Gerçi, Ceci’nin bunu ne kadar becerebileceği tartışılır ama.”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “——Evet.”</p>



<p>Bu, Oburluk’ların başına gelen bir trajediydi. Aynı tehlikenin Spica’nın başına gelmeyeceğinin bir garantisi de yoktu; bu yüzden Subaru, Rem’in taşıdığı endişe ve korkuları paylaşarak Vollachia cephesini harekete geçirmeye karar verdi. Ne yapması gerektiğini belirlemişti, Vollachia’da kalan Spica’nın başına bir iş gelmesini istemiyordu.</p>



<p>Bunun için alınabilecek önlemler aşırı korumacı görünse bile alınmalıydı.</p>



<p><strong>???:</strong> “——Sizi beklettim.”</p>



<p>Subaru’yla Rem arasındaki konuşma tam bir durgunluğa girmişti ki elini hafifçe kaldırarak yanlarına gelen kişi, Hapishane Kulesi’nden yeni çıkan Reinhard’dı. Yanında Beatrice de vardı, Subaru aceleyle ayağa kalkıp üzerindeki tozları silkerek ikiliyi karşıladı.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Reinhard, içerisi nasıl? Sirius&#8230;”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Şanslıyız diyebilirim sanırım. Neredeyse emindim gerçi ama yer altına kapatılan Sirius tamamen güvende. Hapishane Kulesi’ndeki hücreler birbirinden bağımsızmış, Oburluk’un aynı kulede esir tutulduğundan bile haberi yokmuş. Sadece o da değil, diğer mahkûmlar arasında da zarar gören kimse olmamış.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Sirius da diğer mahkûmlar da güvende demek&#8230; Buna iyi haber denir mi bilmem ama en azından bir şeyler netleşti.”</p>



<p>Kuledeki kontrolleri bitiren Reinhard’ın raporu üzerine Subaru yüzünü buruşturarak başını salladı.</p>



<p>Yani, Hapishane Kulesi’nde bu cinayeti işleyen katilin tek bir hedefi vardı o da——</p>



<p><strong>Subaru ve Reinhard:</strong> “——Oburluk Başpiskoposu.”</p>



<p>Subaru’yla Reinhard’ın cevapları birbiriyle örtüşünce ikisi de göz göze gelip başlarıyla onayladılar.</p>



<p>Olay yerinin durumuna bakılınca başka bir ihtimal söz konusu bile değildi. Fakat bu kesin yargı bile beraberinde bazı soru işaretleri getiriyordu.</p>



<p><strong>Rem:</strong> “&#8230;Beatrice-chan’ın anlattığına göre, bu hiç de kolay bir iş değilmiş sanırım.”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “İncelememi bitirdim, sanırım. O düşüncende de haklısın, doğrusu.”</p>



<p>Kendisine kaçamak bir bakış atan Rem’e başını dikerek karşılık veren Beatrice, Subaru’nun yanına geldi. Usulca onun elini tutarken Subaru’nun yüz ifadesini süzdü.</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “Biraz daha iyi hissediyor musun, sanırım?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “İyi sayılmam ama daha iyiyim. Olay yeri incelemesini tamamen sana yıktığım için kusura bakma.”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “Betty bunu kendi isteğiyle yaptı, doğrusu. Üstelik bir ölü için Betty’nin bile yapabileceği bir şey yok. Betty’nin elinden gelen tek şey, olaya Ulu Ruh gözüyle bakmak, doğrusu.”</p>



<p><strong>Reinhard: </strong>“Görüşünü kesinlikle duymak isterim. Bu tarz konularda pek iyi sayılmam.”</p>



<p>Reinhard’ın teşvikiyle, tek gözünü kapatan Beatrice’e üçünün bakışları odaklandı. Küçük bir öksürükle boğazını temizleyen Beatrice, bir hoca edasıyla üçünü süzerek konuştu.</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “Başlangıçta Oburluk’un bedeni Yin büyüsüyle dondurulmuştu. Julius’la el ele verip yaptığımız için öyle kolay kolay kırılamayacak kadar sağlam bir güvenlik duvarıydı, doğrusu&#8230; O gelişmiş tekniği kendi başıma akıl edememiş olmak biraz can sıkıcı, sanırım.”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Bunu Hapishane Kulesi’nin sorumlusundan da teyit ettik. Tutsak edilen Oburluk tamamen&#8230; âdeta tek parça bir taş levhaya dönüşmüş gibi durdurulmuş durumdaydı.”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “Bırak içindeki tutsağı, dışarıdan bile müdahale edilemeyecek bir şeydi o, doğrusu. Onu çözebilmek için oldukça yüksek düzeyde bir Yin büyüsü ustalığı gerekir, sanırım.”</p>



<p><strong>Reinhard: </strong>“Sadece bu da yetmez. Onu monolit hâlinden çıkarsan bile, bu sefer de fırlayıp gelecek olan Roy’la kapışman gerekir. Kapışıp&#8230;”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “——Canını almak. Yani iki aşamadan geçilmesi gerekiyor.”</p>



<p>Rem’in bağladığı bu sonuç karşısında Subarugiller, yüzleri asık bir hâlde sessizliğe büründüler.</p>



<p>Buraya kadar anlaşıldığı üzere, monolit hâlindeki Roy’u öldürmek için hem o monoliti çözebilecek düzeyde Yin büyüsü becerisine hem de sonrasında Roy’u öldürebilecek güce ihtiyaç vardı. İkisi de bir günde kazanılabilecek ya da sokakta adım başı rastlanabilecek yetenekler değildi.</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Üstelik bir de Hapishane Kulesi’nin güvenlik ağını aşıp sızmayı da başarmış. Yin büyüsü, güçlü bir dövüşçü ve gizlilik&#8230; Bu üç şartı aynı anda sağlamak hiç de kolay iş değil.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Olan biten bunca şeyi de düşününce gidip bütün suçu Olbart-san’a yıkıp işin içinden çıkasım var resmen.”</p>



<p>Ne yazık ki o Zalim Yaşlı Adam bile olsa Yin büyüsü kullanıcısı olma şartını sağlamıyordu.</p>



<p>Ha, Shinobi teknikleri içinde benzer etkiyi gösteren bir numara vardır da Olbart bunu gizlice yapmıştır deseler adamın gücünü bildiğinden Subaru buna pek şaşırmazdı.</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Vollachia’nın savaşa meyilli bir millet olduğu su götürmez bir gerçek ama ülkenin şu anki durumunda durduk yere diplomatik ilişkileri tehlikeye atacak bir hamle yapacaklarını sanmıyorum. Zaten Emilia-sama’ların Başkent’e gelişinin de Vollachia meselesiyle bağlantısız olmadığını duydum.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “&#8230;Haklısın. Vollachia’nın intihara meyilli olduğundan şüphelenmektense o ülkedeki kurtların biraz olsun akıllandığına inanmayı tercih ederim. Yine de baştan sona her şey için kusura bakma, Reinhard.”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Kusura bakma mı? Özür dileyeceğin bir şey mi oldu ki?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “O kadar yol tepip Rem’i dışarı çıkarmamıza yardım ettin, üstüne Hapishane Kulesi’ne girmemiz için bir ton kişiyle konuştun. Ama günün sonunda elimizde koca bir hiç var&#8230; <em>ah.</em>”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “——Jiiiii&#8230;”</p>



<p>Boşuna yorduk seni, diye özür dileyecekken Subaru kendisine buz gibi gözlerle dik dik bakan Rem’i fark etti.</p>



<p>Demek bu da Subaru’nun her şeyi kendi suçuymuş gibi görme huyunun bir parçasıydı, ha.</p>



<p>Fakat böyle hissetmiş olması da bir gerçekti, o yüzden lafı geri almak da içine sinmemişti.</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “Sonuç istediğimiz gibi olmadı, doğrusu. Ama elinden geleni yaptığın için teşekkür ederim, sanırım.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “İşte bu! Benim Betty’mden de bu beklenirdi! Peki siz ne diyorsunuz, Rem-san?”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “Haaah&#8230;”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “İç çekti!”</p>



<p>Soğuk bakışlardan anında iç çekmeye geçen Rem karşısında Subaru yüzünü elleriyle kapattı. Bu manzarayı izleyen Reinhard’ın dudaklarında hafif bir tebessüm belirdi.</p>



<p>Ardından yüzündeki o gülümsemeyle şöyle dedi:</p>



<p><strong>Reinhard: </strong>“Önemli değil. ——<em>Yuur Velkım</em>.”</p>



<p class="has-text-align-center">△▼△▼△▼△</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “&#8230;Demek öyle, Oburluk ha&#8230; Nedense hiçbir şeyin yolunda gitmemesi çok sinir bozucu.”</p>



<p>Soylular Konağı’nın bir odasında, Hapishane Kulesi’nde olanların raporunu dinleyen Emilia; o güzel kavisli kaşlarını çatarak solgun bir yüzle böyle mırıldandı.</p>



<p>Her zaman enerji dolu olan Emilia’da, bu kadar bariz bir yorgunluk belirtisi görmek nadir rastlanan bir durumdu. Ancak bu yorgunlukta kendi payı da olduğunu bildiğinden ötürü Subaru da kendi işe yaramazlığına lanet ediyordu.</p>



<p>——Felt’in yanına dönen Reinhard’la yollarını ayıran Subaru, Rem’le Beatrice’i de yanına alarak Emiliagillerin kaldığı Malikâne’ye gitmişti. Orada, onlardan önce varmış olan diğer grupla buluştular.</p>



<p>Malikâne’de Schult’u yanına alıp Barielle topraklarına giden Roswaal’la Frederica ikilisi hariç, Emilia Kampı’nın neredeyse tüm üyeleri bir araya gelmişti.</p>



<p>Yani——</p>



<p><strong>Ram:</strong> “Yorgun bedenlerimizi sürükleyerek Başkent’e kadar koştur koştur geldik ama tamamen boşa kürek çekmişiz desene. Bizi nasıl da boşuna heveslendirdin, Barusu.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Şunu bir netleştirelim, Nee-sama dışındaki herkes de buna çok üzüldü ama kahrolmakta <em><u>top kılas</u></em> açık ara benim. Neredeyse kan ağlayacaktım ya.”</p>



<p><strong>Ram:</strong> “Hah! Kan mı ağlayacaktın? Gözünün etrafındaki damarlar çatlamıştır olsa olsa. İstersen Ram seni şu an gerçekten kan ağlatabilir.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Korkunç! Şoka girdin diye içinden resmen bir canavar çıktı!”</p>



<p>İşte, her zamankinden daha saldırgan olan Ram da onlarla birlikteydi.</p>



<p>Elbette Rem’i Başkent’e çıkarma fikri ve amacı Ram’a söylendiğinde kesinlikle geleceğini şiddetle savunmuştu. Ablası olarak Rem’in Anılarının yerine gelme anında yanında olmamayı aklının ucundan bile geçiremiyordu, onun burada olmasını isteyen Subaru da bu duruma tamamen onay vermişti.</p>



<p>Ancak Pleiades Gözcü Kulesi’ne çıkılan zorlu yoldan tutun da İmparatorluğa yapılan ani baskına kadar, son birkaç aydır süren bu yolculuğun yükü çok ağır olmuş olmalıydı. Saf irade gücüyle ayakta duran Ram’ın da bu olayın hüsranla sonuçlanmasıyla birlikte o gergin sinirleri boşalmış, iğneleyici laflar etse de pert olmuş bir hâldeydi.</p>



<p>Sonunda Subaru’ya az önceki o lafı soktuktan sonra Rem’le Petra’nın kolları arasında doğruca yatak odasına yollandı, görünüşe göre bir süre yatak döşek yatacaktı.</p>



<p><strong>???:</strong> “Doğrusunu söylemek gerekirse durumu perişan olan tek kişi Ram-san değil, hepimiz aynı hâldeyiz. Sizin yaşadığınız o olaylara bir de Hapishane Kulesi’ndeki cinayet vakası, üstüne İlahi Ejderha Kilisesi’nin sahneye çıkışı ve bu işin merkezindeki kişi yüzünden Kraliyet Seçimi’nin birbirine girmesi eklendi.”</p>



<p>Ram’ın odadan çıkışının ardından, kaşları düşmüş bir hâlde söylendi Otto.</p>



<p>Emilia’yla Başkent’e önden giden grupta olan Otto’nun, Priscilla’nın ölüm haberi dâhil olmak üzere Vollachia İmparatorluğu’ndaki “Büyük Felaket” hakkında Kraliyet Sarayı’na detaylı bir rapor sunması gerekiyordu. O gündem maddelerinin içinde, Abel’in onlara emanet ettiği İmparatorluk’la Krallık arasındaki gelecekteki anlaşmalar da vardı ve Otto, hem kendi kampı hem de Krallık adına bunun ne kadar mühim bir görev olduğunun sonuna kadar bilincindeydi.</p>



<p>Ama hiç hesapta olmayan bir şekilde beklemedikleri bir yerden sağlam bir tokat yemiş, hazırlık falan bırakmayan bir kaosun ortasına düşmüşlerdi. Hâliyle Subaru da Otto’yla dalga geçecek tek bir kelime bile bulamıyordu.</p>



<p>Tüm bunların ortasında şimdi ilk olarak hangisinden başlamaları gerektiğini düşündüğü sırada——</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “——Bize Al’dan bahseder misin?”</p>



<p>Subaru’nun bu kafa karışıklığını sezmişçesine Emilia ilk gündem maddesi olarak o konuyu seçmişti.</p>



<p>Felt’in hizmetkârı olan Flam, sahip olduğu İlahi Koruma gücü sayesinde mesafeye bakılmaksızın ikiz kız kardeşine bilgi aktarabiliyordu. Onun bu gücü sayesinde Pleaides Gözcü Kulesi’nde Subarugillerin başına ne geldiğine dair yüzeysel bir bilgi çoktan iletilmişti. Ama bu sadece özet bir bilgiydi, detaylarıysa bambaşka bir konuydu.</p>



<p>Emiliagillerin içini kemiren o huzursuzluğu anlayan Subaru, her şeyi en ince ayrıntısına kadar anlattı.</p>



<p>Pleiades Gözcü Kulesi’ne gidip “Ölülerin Kitabı”nı aradıklarını. O gece Al’ın onlara ihanet edip zarar vermeye kalktığını, fakat onu erkenden engellediklerini, Al’ı bu çılgınlığa iten asıl sebepleri ve meselenin özünü onunla konuşma fırsatı bulamadıklarını.</p>



<p>Ve yine de tüm bu bilinmezliklere rağmen, Al’la olan bağını koparmaya hiç niyetinin olmadığını.</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “——Hımm, ben de Subaru’yla aynı fikirdeyim. Bence de en iyisi bu.”</p>



<p>Her şeyi dinleyen Emilia’nın bir süre derin düşüncelere daldıktan sonra Subaru’nun fikrini bu şekilde onaylaması onu çok mutlu etmişti. O ametist gözleri karmaşık bir şekilde titrerken bile, bakışlarını Subaru’nun boynundaki Al küresine sabitleyip usulca başını sallamıştı.</p>



<p>Yol boyunca Beatrice, Petra ve diğerlerine Subaru’nun ne düşündüğü çoktan anlatılmıştı. Bu yüzden şu anki açıklama karşısında yepyeni bir tepki verenler; sadece bu onayı veren Emilia, ağzında buruk bir tat kalmış gibi yüzünü ekşiten Otto ve bir de——</p>



<p><strong>???:</strong> “——Al-san, Priscilla-san’ı seviyordu. Buna söyleyebilecek pek bir sözüm yok.”</p>



<p>Ram’ı yatırdıktan sonra Petra’yla birlikte salona dönen Rem olmuştu bu sözü söyleyen.</p>



<p>Böylece Emilia Kampı’nın Al’ın eylemlerine karşı takınacağı tavır şimdilik belirlenmiş oldu. Ortamı bozmamak için olsa gerek tek kelime etmeyen Otto’nun içindekileri sonradan Garfiel’le birlikte kusmasına karar vererek Subaru, iki eliyle kendi yanaklarına pat diye vurdu.</p>



<p>Al meselesi, Hapishane Kulesi olayı&#8230; Şu an ikisi için de yapabilecekleri hiçbir şey yoktu. Durum buyken şu an konuşabilecekleri tek bir gündem maddesi kalıyordu geriye——</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “——İlahi Ejderha Kilisesi’ndeki şu Filóre denen kız hakkında konuşalım.”</p>



<p>Kraliyet Seçimi’nin temelini sarsabilecek o varlık, Filóre hakkındaydı.</p>



<p><strong>Herkes:</strong> “――――”</p>



<p>Bu konuya girildiği anda, salonun havası bir anda değişiverdi. Ama bu, ortamın gerilim veya tehlikeyle sarmalanmasından ziyade, çok daha yoğun bir kafa karışıklığı ve şaşkınlık dalgasıydı.</p>



<p>Sadece Subaru da değil, herkesin son derece afalladığı bir durumdu bu.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “İyi de, Saray’da şu an ne konuşuluyor ki? İlahi Ejderha Kilisesi’nin siyasetin merkezine karışmayacağı ön kabulü de, nişanı parlatabilen altıncı bir kişinin ortaya çıkması da, üstelik o kişinin on beş yıl önce kaybolan prensesle aynı ismi taşıması da&#8230; hepsi kelimenin tam anlamıyla şok edici şeyler, değil mi?”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Iıı, işte bütün bunların hepsi hararetle tartışılıyormuş şu an. Ama Kilise’nin bu sefer kuralları çiğnemesinin tek sebebi, Priestella’da zarar gören insanları kurtarmak istemesi, değil mi? Buna kimse çıkıp da kötü bir şey diyemez, nitekim&#8230;”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “——Crusch-san’ın bedenini iyileştirdiler. Emilia-tan, Otto, siz de gördünüz değil mi?”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Evet, kendi gözlerimle gördüm. Değil mi, Otto-kun?”</p>



<p><strong>Otto:</strong> “Bir Hanımefendi’yi öyle dik dik süzmem pek doğru olmazdı ama en azından görebildiğim kadarıyla yüzündeki o siyah, çekilmiş gibi duran izler kaybolmuş gibiydi.”</p>



<p>Başını sallayan Emilia’nın yanında bu cevabı veren Otto’nun bakışları kısaca Subaru’nun bacağına kaydı.</p>



<p>Aynı şartlar altında Subaru’nun bacağının da iyileştirilebileceğini ima ediyordu anlaşılan. Dürüst olmak gerekirse büyük bir zorluk çekmiyordu ama Otto ve Garfiel’le her banyoya girdiğinde onlara rahatsızlık hissi veriyor olabilirdi; bu yüzden mademki iyileşebilir, yapsa iyi olurdu.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Ama sırf bunun için İlahi Ejderha Kilisesi’ne borçlanmak da kulağa ürkütücü geliyor… ah!”</p>



<p><strong>Meili:</strong> “Yok canıı~m, Onii-san gene niye ödü kopmuş gibi davranıyoo~rsun ki?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Yok ya, yine kendimi arka plana attım diye fırça yiyeceğimi sanmıştım da&#8230;”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “Farkındaysanız biraz daha dik durun lütfen.”</p>



<p>Meili’nin dürtüklemesi ve Rem’in bıkkın tavırları da cabasıydı. Fakat yine de ortada bir zarar yokken Kamp’a dezavantaj sağlayacak bir anlaşma yapmak istemediğini söylerse kesin fırça yiyeceğini bildiğinden, Subaru “Öhöm, öhöm” diye sahte öksürüklerle durumu geçiştirmekten başka bir şey yapamadı.</p>



<p>O sırada, pek de Subaru’ya yardım etme niyeti olmasa da odanın pencere pervazına oturmuş olan Garfiel lafa girdi. Kafasını hart hurt kaşıyarak çekingen bir tavırla konuştu.</p>



<p><strong>Garfiel:</strong> “Ortada bir sürü boktan mesele oldu’unu biliyo’m Kaptan. O yüzden şimdi söyle’ceklerim, sadece kendi hislerimden ibaret.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Garfiel&#8230; hım, dinliyorum. Nedir peki?”</p>



<p><strong>Garfiel: </strong>“Şey&#8230; Priestella’daki bizimkileri iyileştirebiliyorlarsa bi’ an önce yapılsın ve iyileşsinler istiyo’m Kaptan. Kara ejderha olsun, iğrenç sinekler olsun&#8230; bunlar sırf eziyet için yapılmış şeyler de’il midir lan?”</p>



<p>Bir dizini kendine çekmiş, vücudunun yarısını vuran güneş ışığında oturan Garfiel’in yakarışı yürekten geliyordu.</p>



<p>Garfiel’in Priestella’da yakınlaştığı bir aile vardı. O ailenin babası, o savaş sırasında Şehvet’in şeytani ellerinde kara bir ejderhaya dönüştürülmüş ve bir ara yem olarak bile kullanılmıştı. Hâlâ kara ejderha formunda olan bedeni, Emilia’nın ellerinde diğer kurbanlar gibi buzlar içinde, şehrin bir köşesinde uyutuluyordu.</p>



<p>Garfiel, o durumdaki insanların iyileşme umudu varken bunu kimin yapacağının bir önemi olmadığını söylüyordu.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Ben de onunla aynı fikirdeyim. Acı çeken, eziyet gören insanlar var ve onları kurtarmanın bir yolu bulunmuşsa bunu kimin yaptığının bir önemi yok. Ben böyle düşünüyorum.”</p>



<p><strong>Petra:</strong> “Hımm, Subaru bunu sen mi söylüyorsun gerçekten? Rem-neesama’yı uyandıran kişi ille de ben olacağım diye o tehlikeli yerlere bile bile atlayan sen mi?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Düşününce öyle bir şey demiş olabilirim harbiden ya, hiç de unutmuyorsun böyle şeyleri sen de Petra!”</p>



<p><strong>Petra: </strong>“Unutur muyum hiç. Cidden şok olmuştum çünkü. Rem-neesama’yı kıskandım bile diyebilirim, hem bunları duymama rağmen ne kadar da güçlü bir kızmışım diye düşündüm kendi kendime.”</p>



<p>Muzipçe dudak büzen Petra karşısında Subaru tek kelime edemeyip başını kaşıdı.</p>



<p>Cidden, Rem uyanmadan önce uyuyan bu kız uyanacaksa bunu kimin yaptığının bir önemi yok demesine rağmen, ille de kendi yapmak istediğini zırvalamıştı. Şu an bunları duyan Rem’in nasıl bir yüz ifadesine büründüğünü görmeye cesareti yoktu gerçi.</p>



<p>Her hâlükârda——</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Geçmişteki laflarımı bir kenara bırakalım da önümüze bakalım&#8230; Saray’daki tartışmalar nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, İlahi Ejderha Kilisesi’nin onları iyileştirme yöntemi olduğu kanıtlandığına göre, Priestella’daki insanların tedavisi başlayacak&#8230; değil mi?”</p>



<p><strong>Otto:</strong> “Evet, başlar. O hararetli tartışmalar hangi yöne kayarsa kaysın, bu konunun ertelenmesi veya iptal edilmesi gibi bir durum olacağını sanmıyorum. Bunu sadece İlahi Ejderha Kilisesi’ne karşı bir borç olarak mı görecekler, yoksa daha büyük bir taviz mi sayacaklar, bütün mesele bu aslında.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Altıncı kişi, Ejderha Rahibesi demek&#8230; ha.”</p>



<p>Sonuçta, o kişinin konumunun nasıl ele alınacağı Subarugillerin haddine olan bir şey değildi.</p>



<p>Saray’dakiler, daha açık bir tabirle Bilgeler Konseyi’nin bu durumu nasıl karara bağlayacağına göre Emilia’nın başını çektiği bu Kamp da tavrını belirleyecekti.</p>



<p>Bunu düşününce Subaru’nun kafasına takılan asıl mesele şu malûm Filóre’ydi.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Emilia-tan, sen o kızla bizzat konuştun değil mi? Nasıl biriydi?”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Şey&#8230; Bence çoook çalışkan, çabalayan, iyi bir kızdı.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Anlıyorum. Peki ya Meili hakkında ne düşünüyorsun?”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Eh? Meili-chan mı? Bence o da arkadaşlarına çoook değer veren, çalışkan, iyi bir kız.”</p>



<p><strong>Meili: </strong>“Subaru-oniisan’ın yapmaya çalıştığı şeyi anlıyorum aa~ma beni böyle laf sokmak için kullanmasaa~na.”</p>



<p>Emilia’nın insan sarraflığından şüphe ettiğinden değildi ama iş Emilia’ya kalınca herkes kazara dürüst, içten, çalışkan ve iyi biri ilan edilebilirdi. Tabii Meili konusunda Subaru’nun düşünceleri de çok farklı sayılmazdı, o yüzden sırf bu yüzden Emilia’nın öngörüsünü hafife almak hata olurdu.</p>



<p>Belki de doğrudan Abel’in fikrini almak daha isabetli olabilirdi.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Otto, sen ne diyorsun? Şöyle göz ucuyla baktıysan anlamışsındır?”</p>



<p><strong>Otto:</strong> “Pek fazla sohbet etme fırsatımız olmadı ama İlahi Ejderha Kilisesi’nin son derece inançlı bir kulu olduğu izlenimini aldım. Samimi bir şekilde, insanlara hizmet etmenin en doğru şey olduğuna inanıyordu ve&#8230;”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Ve?”</p>



<p><strong>Otto:</strong> “Biraz fevri hareket eden bir yapısı var gibi. Duyduğuma göre, bu son olaylar Kilise’nin rızası dışında tamamen Filóre-san’ın kendi başına iş açmasıymış.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Kendi kendine mi açmış? Crusch-san’ı iyileştirmesi de, nişanı parlatması da mı?”</p>



<p><strong>Otto:</strong> “İlki kesinlikle öyleymiş, ikincisiyse aniden gelişmiş galiba. Duruma bakılırsa İlahi Ejderha Kilisesi’nin bu kızın varlığını saklamak istediğinden başka bir ihtimal gelmiyor aklıma.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Hadi buyur buradan yak&#8230;”</p>



<p>Diyerek soran Subaru’nun bu sorusuna, kimsenin bir cevabı da yoktu.</p>



<p>Gerçekten de Filóre on beş yıl önce kaybolan prenses miydi, yoksa değil miydi? Lugunica Kraliyet Ailesi’ne has özellikleri taşıdığı söylenen dış görünüşü ve o isim neyin nesiydi? İlahi Ejderha Kilisesi neden onun varlığını saklayıp Kraliyet Seçimi’nin başlamasına, hatta ilerlemesine göz yummuştu?</p>



<p>Ortada cevaplanmamış o kadar çok gizem vardı ki. O kadar çoktu ki——</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Şey, Emilia-tan——”<br><strong>Emilia:</strong> “Biliyor musun Subaru, aslında——”</p>



<p>İkisi de aynı anda başlarını kaldırıp akıllarına geleni söylemek üzereyken sesleri birbirine karıştı. İster istemez fal taşı gibi açılmış gözlerle birbirlerine baktılar, sanki aynı şeyi düşündükleri gözlerinden okunuyordu ve aynı anda kıkırdadılar.</p>



<p>Görünüşe bakılırsa Emilia da onunla aynı şeyi düşünüyordu.</p>



<p>Yani——</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “——Şu Filóre denen kızla doğrudan yüz yüze görüşmek istemez misin?”</p>



<p class="has-text-align-center">△▼△▼△▼△</p>



<p>——Düşünüp taşındığında Subaru, Lugunica Başkenti’nin genel düzenini pek de kavramış sayılmazdı.</p>



<p>Görkemli bir şekilde bu fantastik dünyaya çağrıldığı çeşmenin olduğu yer olsun, sık sık karşılaştığı manavcı amcanın dükkânının olduğu ticaret bölgesi olsun, Emilia’yla o felaket kavgayı edip yollarını ayırdıktan sonra başından bela eksik olmayan her bir adayın karargâhı olsun veya çalıntı eşyaların saklandığı yoksul kesimin olduğu varoşlar olsun&#8230; Her birinde ayrı bir anısı olsa da bunlar devasa Başkent’in sadece ufacık bir kısmını oluşturuyordu.</p>



<p>Bu yüzden de Başkent’in sıradan mahallelerinden birinde sessiz sedasız dikilen İlahi Ejderha Kilisesi ibadethanesi; Subaru için varlığıyla yokluğu bir, tamamen dikkatinden kaçmış bir mekândı.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Bu kadar bas bas bağırarak buradayım diyen bir kilise olduğunu hiç düşünmezdim&#8230;”</p>



<p><strong>???:</strong> “Ben de çoook şaşırdım. Ama kilise deyince&#8230; hatırlasana, Priestella’da Regulus’la evleneceğim o yerde de benzer bir şey görmüştün, değil mi?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Şu kapısını kırıp içeri daldığımız yer! Doğru ya, orası da İlahi Ejderha Kilisesi’ne aitti.”</p>



<p>Hem kilise hem de düğün şeklindeki o klasik kombinasyondan ve her ne pahasına olursa olsun Emilia’yı kurtarma içgüdüsünden ötürü o zamanlar ortamın mimarisine kafa yoracak hâli yoktu. Ama şimdi düşününce orası gerçekten de bir kiliseydi ve tanrılara tapınma âdeti olmayan bu Krallık’taki bir kilise söz konusuysa bunun İlahi Ejderha Kilisesi’yle bağlantılı olması kaçınılmazdı.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Ee o zaman, <em><u>gelinlikli</u></em> Emilia-tan gözlerimi bayram ettirmiş olsa da o olayın kendisi benim için lanetli bir anı olduğundan ötürü İlahi Ejderha Kilisesi benim gözümde maça <em><u>negatif başlıyor.</u></em>”</p>



<p><strong>???:</strong> “Betty o an orada değildi, doğrusu. Ama Günah Başpiskoposu dediğin zaten hep işin içine limon sıkar. Fakat sırf bu yüzden İlahi Ejderha Kilisesi’ne ön yargıyla yaklaşman bahane aramaktan başka bir şey değil.”</p>



<p><strong>???:</strong> “Zaten bu adamın densiz lafları yeni bir şey değil ki.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Beako ve Rem’den devasa <em><u>yuhalama</u></em> yedim ya&#8230; Kızların hep mi <em><u>gelinliğe</u></em> böyle zaafları olur be? Yani kiliseye laf atınca kötü bir <em><u>imajım</u></em> falan mı oluyor yoksa?”</p>



<p>Subaru’nun çekingen sorusu üzerine Beatrice ve Rem birbirlerine bakıp aynı anda omuz silktiler. Bu tepki üzerine Subaru omuzlarını düşürüp karalar bağlarken eliyle ağzını kapatarak kıkırdayan Emilia ona gülümseyip içini ısıttı.</p>



<p>O gülümsemeyi göz ucuyla süzerken Subaru bu fırsatı değerlendirip kendi kendini motive etti.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Sonuçta araya bir sürü şey girmiş olsa da ben, Emilia-tan, Beako ve Rem&#8230; hep birlikte dışarı çıkmış olmamız, resmen <em><u>dırimden</u></em> fırlama bir olay gibi gelmiyor mu?”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “<em><u>Dırimden</u></em> fırlama mıdır bilemem ama nadir görülen bir manzara olduğu kesin, sanırım.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Haklısın aslında. Subaru seni o Yasak Kütüphane’den çıkarana kadar, Beatrice bizimle dışarı çıkmaya hiç yanaşmazdı. Uykuya dalmadan önceki Rem de öyleydi eminim ki.”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “Buna dair bir şey hatırlamıyorum ama eminim öyle olmuştur. Emilia-san ve Beatrice-chan’la dışarıda gezmek benim için de eğlenceli.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Oyy, az önce beni bilerek saymayıp es geçtin, değil mi?!. Yıkıldım resmen, mahvoldum ya&#8230;”</p>



<p>Böyle dese de bu nadir ve sevindirici buluşma Subaru’nun keyfini yerine getirmeye yetmişti.</p>



<p>Şimdilik bu ekip, İlahi Ejderha Kilisesi’ndeki Filóre’yi ziyaret edip düşman saflarını teftiş etme görevini üstlenmiş olan özel birlikti.</p>



<p>Nihayet bahsi geçen İlahi Ejderha Kilisesi mensuplarının bulunduğu o ibadethaneye yaklaşmışlardı. Acaba Filóre’yi hangi bahaneyle dışarı çağırsak—— diye düşündükleri o anda&#8230;</p>



<p><strong>????:</strong> “——Yaaa yeter, insanı yalancı çıkarıp durmayın artık! Madem öyle, göstereyim de görün. Alın, bu benim Saray’a çıktığımın kanıtı!”</p>



<p>Canlı ve tok bir ses, taş duvarlarla çevrili büyük binanın -çatısı ve mimari yapısından kilise olduğu anlaşılan yerin- avlusundan duyuldu.</p>



<p>Subarugiller ne olduğuna anlam veremeden gözlerini kırpıştırırken o manzaraya şahit oldular. ——Taş duvarın ötesinde, kızıl bir ışık usulca parlamaya başlamış ve varlığını gözler önüne sermişti.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “O şey, yoksa&#8230;”</p>



<p><strong>???:</strong> “Ohaa! İyiymiş, çok iyiymiş!”<br><strong>???:</strong> “Gerçekten de parladı! Nasıl yaptın? Nasıl yaptın ya?”<br><strong>???:</strong> “Sonunda çalmışsın işte! Hırsııııız!”</p>



<p><strong>????:</strong> “Yalancı demeniz yetmedi, şimdi de hırsız mı oldum ya?! Siz beni ne sanıyorsunuz be!? Ben bir rahibeyim! İlahi sırlara eren o kişiyim! Neredeyse bir Azize’yim!”</p>



<p>Etrafta cıvıldaşan küçük çocukların ve onlarla uğraşan bir kadının sesi yankılanıyordu. Duydukları şeyler karşısında birbirlerine bakan Subarugiller, adımlarını hızlandırıp taş duvarın etrafından dolandılar.</p>



<p>Ve taş duvar bitip de kilise avlusunun ana girişine ulaştıklarında——</p>



<p><strong>????: </strong>“Hah, görün işte. Bu, fesat kalpleri küle çeviren Yüce İlahi Ejderha’nın parlaklığıdır! Kutsal kitabımızda da şöyle yazar: <em>‘İnsan topraktan doğar, ejderha gökten iner. Gökleri anmayı unutup sırtında kanatları var diye böbürlenenler, yere çakıldıklarında günahlarının bedelini anlayacaktır!’ </em>diye!”</p>



<p><strong>???:</strong> “Kyaaaa!”<br><strong>???:</strong> “Ohaaa!”<br><strong>???:</strong> “İmdaaat!”</p>



<p>Yüksek sesle bu sözleri haykıran, havaya kaldırdığı elinde kırmızı bir ışık saçan -nişanın içindeki Ejderha İncisini parlatan- ve çığlık çığlığa kaçışan çocukları bu ışıkla kovalayan bir rahibeyle karşılaştılar.</p>



<p>Ziyaretçilerin geldiğini fark etmeyen rahibe, “O ho ho ho!” diyerek nişanı parlata parlata çocukların peşinden koşuyordu ama&#8230;</p>



<p><strong>Rahibe:</strong> “Eee, bu Yüce ve Ulu Ejderha’nın o göz alıcı ışığı karşısında tövbe edecek olan kimmiş bakalı&#8230; aaa?”</p>



<p><strong>Subarugiller:</strong> “――――”</p>



<p>Adımlarını bir anda kesen rahibe, sanki boynu gıcırdayan bir menteşeymiş gibi yavaşça arkasına döndü. Ve o anda, bu manzarayı dışarıdan izleyen Subarugilleri fark edince ağzı bir karış açık kaldı.</p>



<p>O sarı saçlı, kırmızı gözlü rahibenin tepkisini gören Subaru ne diyeceğini bilemez hâldeydi. Ancak Subaru’nun yanındaki Emilia hemen kendi kıyafetlerinin arasını yoklayıp&#8230;</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Baksana baksana, aynısını ben de yapabiliyorum ki.”</p>



<p>Diyerek çıkardığı nişanı tıpkı o Rahibe’nin—— Filóre’nin yaptığı gibi kırmızı kırmızı parlatarak kendisinin de aynı olduğunu zerre art niyet barındırmadan, tıpkı bir melek gibi masumane bir tavırla gösteriverdi.</p>



<p>Hemen ardından Filóre’nin boynundan, yüzünden ve kulaklarından o bembeyaz teninin bir anda utançtan kıpkırmızı kesildiğini gören Subaru; içinden dalgınca “Resmen şofben gibi kızarıverdi” diye geçirdi.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="2483" height="1760" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-3.png" alt="" class="wp-image-6687" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-3.png 2483w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-3-2000x1418.png 2000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-3-1000x709.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-3-768x544.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-3-1536x1089.png 1536w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-3-2048x1452.png 2048w" sizes="auto, (max-width: 2483px) 100vw, 2483px" /></figure>
</div>


<p class="has-text-align-center">△ △ △ △ △ △ △</p>



<p>#Subaru&#8217;nun kullandığı İngilizce kelimelerin yoğunluğu artık fazlasıyla bizi zorlamaya başladı. Bundan sonra bilinen İngilizce kelimeleri Türkçe okunuşuyla beraber sunarken popüler olmayan kelimeleri de direkt Türkçe şeklinde yazacağız.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>



<div class="wp-block-columns is-not-stacked-on-mobile is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-9d6595d7 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow"></div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow"></div>
</div>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-6-sofben/">Kısım X, Bölüm 6 – “Şofben”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-6-sofben/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kısım X, Bölüm 7 – “May firent”</title>
		<link>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-7-may-firent/</link>
					<comments>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-7-may-firent/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bertiel]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Mar 2026 18:14:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ana Hikâye]]></category>
		<category><![CDATA[Kısım 10]]></category>
		<category><![CDATA[Beatrice]]></category>
		<category><![CDATA[Emilia]]></category>
		<category><![CDATA[Filóre]]></category>
		<category><![CDATA[Natsuki Subaru]]></category>
		<category><![CDATA[Rem]]></category>
		<category><![CDATA[Tiga Rauleon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.rezeroturkce.com/?p=6731</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-7-may-firent/">Kısım X, Bölüm 7 – “May firent”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<p>Bölümün ortalama okuma süresi 30 dakikadır. İyi okumalar dileriz. ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ Çevirmen: Bertiel Ek Düzenleme: Qua Redaktör: akari Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-7-may-firent/">Kısım X, Bölüm 7 – “May firent”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-7-may-firent/">Kısım X, Bölüm 7 – “May firent”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>

<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>


<p style="text-align: center;"><em>Bölümün ortalama okuma süresi 30 dakikadır. İyi okumalar dileriz.</em></p>


<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>



<div class="wp-block-columns is-not-stacked-on-mobile is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-9d6595d7 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow"></div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow"></div>
</div>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>





<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1080" height="1440" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-4.png" alt="" class="wp-image-6734" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-4.png 1080w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-4-750x1000.png 750w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-4-768x1024.png 768w" sizes="auto, (max-width: 1080px) 100vw, 1080px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/evefes0805/status/2023408664686788631?s=20" type="link" id="https://x.com/evefes0805/status/2023408664686788631?s=20">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="has-text-align-center">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Çevirmen: Bertiel</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Ek Düzenleme: Qua</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Redaktör: akari</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire, universe, Yağız D, Metin K.</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Destek vermek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://rezeroturkce.com/bilgi-kosesi/destek/">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Discord’a gelmek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://discord.gg/rezeroturkce">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p><strong>???:</strong> “İyi misin? Yapabilecek misin?”<br><strong>???:</strong> “Onee-chan, dikkat et! Düşecek, düşecek!”<br><strong>???:</strong> “Şu dedikodulardaki gümüşi saçlı yarı elf di’ mi o? Döksene kafasından aşağı!”</p>



<p><strong>????:</strong> “Yandan dırdır edip durmayın ya! Ayrıca, kimseyi açıkça kötülüğe de teşvik etmeyin! Kutsal Kitap’ta da şöyle der: <em>‘Kirli düşüncelerle Ejderha’nın pullarına dokunma. Kirlenmiş olanlar, gümüş yağmurunda yıkanıp kalplerindeki tortuyu atana dek Altın Kapılar’dan geçemezler.’ </em>”</p>



<p><strong>???:</strong> “&#8230;Ne demek yani?”<br><strong>???:</strong> “&#8230;Ne demek yani?”<br><strong>???:</strong> “&#8230;Ne demek yani?”</p>



<p><strong>????:</strong> “Yani yaramazlık yapmayı aklınızdan bile geçirirseniz gerçekten yapmışsınız gibi kızarım demek! Hadi bakalım, benim misafirlerimle ilgilenmem lazım! Gidin dışarıda oynayın!”</p>



<p>Kötü niyeti olmayan çocukları, gür ve tatlı bir sesle neşeyle dışarı şutlayıverdi. Bunu duyan çocuklar kıkırdayarak gürültülü bir şekilde binadan dışarı fırladılar.</p>



<p>İki erkek, bir kız çocuğu; en ağzı bozuk olanın kız olması ve hepsinin siyaha çalan çivit mavisi manastır kıyafetleri giymesi, muhtemelen Kilise’yle bağlantılı olduklarını gösteriyordu.</p>



<p>Ne olursa olsun, Subaru onların bu enerji dolu hâllerini içten bir tebessümle karşıladı.</p>



<p><strong>???:</strong> “Bizim çocukların gürültüsü için kusura bakmayın. Ben de her gün uyarıyorum ama pek işe yaramıyor mu desem, beni ciddiye mi almıyorlar desem&#8230; hoh.”</p>



<p>Çocukların arkasından bakıp omuzlarını hafifçe silkerek konuşan kişi altın saçlı, kızıl gözlü―― Filóre’ydi. Misafirleri ağırlama hazırlıkları sırasında çocukların bitmek bilmeyen sataşmalarına maruz kalan kızın sitemi buydu ama dışarıdan bakıldığında sevilmekle ciddiye alınmamak arasında gidip gelen bir hâli vardı.</p>



<p>Neyse, Subarugiller bu duruma teselli vermekten ziyade dikkatlerini gümüş bir tepside çay takımını taşıyarak onlara doğru gelen kızın tehlikeli adımlarına vermişlerdi.</p>



<p><em>Zangır zangır,</em> tepsideki her şey tehlike sinyalleri veriyordu.</p>



<p>Onun bu taşıma macerasını, davet edildikleri dinlenme odasının masasında beklerken Subarugiller gerginlikle yutkunarak izliyordu.</p>



<p><strong>???:</strong> “&#8230;Iıı, yardım edeyim mi?”</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Durun, lütfen dokunmayın! Şu an, kendi çapımda tepsinin üzerinde mükemmel bir denge kurmuş durumdayım, tek bir yanlış adımda her şey mahvolur. Yavaşça, yavaşça&#8230;”</p>



<p><strong>???:</strong> “G-Geeerçekten de elinden geleni yap!..”</p>



<p>Yardım teklif eden Rem’le ciddiyetle tezahürat yapan Emilia’nın arasından sıyrılan Filóre, korka korka da olsa tepsiyi devirmeden masaya acil iniş yaptırmayı başardı.</p>



<p>İster istemez “Oooo” diye alkışlayan Subarugillere karşı, Filóre alnındaki teri silermiş gibi yaptı ve&#8230;</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Öhöm, beklettiğim için kusura bakmayın. Sizi bir anda böyle hop oturup hop kaldırdığım için de özür dilerim. Normalde misafirleri ağırlama işini başkalarına bırakırdım ama şu an benden başka kimse yok.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Hayır, hiç önemli değil. Bizi ağırladığın için teşekkür ederiz. Asıl biz eleman sıkıntısı çektiğiniz bir zamanda gelmişiz gibi olduk.”</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Yok, hiç sorun değil. Kilisenin kapıları her daim açık olmalı. Kutsal Kitap’ta da şöyle der: <em>‘Ejderha’nın gücünden korkmak ve ona saygı duymak, sevginin kanıtıdır. Saygıdan yoksun bir sevgi kibir, sevgiden yoksun bir saygı da yalakalıktır; gerçek sevgi, Ejderha’nın huzurunda dimdik duran o asillikte yatar.’ </em>”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Iıı, ne demek istiyor yani?”</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Ne zaman önemli birinin çıkıp geleceği endişesine kapılmaktansa her daim jilet gibi hazır ol demek yani.”</p>



<p>İşaret parmağını havaya kaldırıp Emilia’nın sorusunu böyle yanıtladı Filóre.</p>



<p>Muhtemelen alıntı yaptığı yer İlahi Ejderha Kilisesi’nin Kutsal Kitabı’ndan bir cümleydi ama bunu anlaşılır bir şekilde basitleştirip aktarma konusunda yetenekliydi. Üstelik bu kaskatı metinleri yutulması kolay bir şekilde yorumlaması, inanç konusunda pek bilgisi olmayan Subaru için de büyük bir nimetti.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “İyi de, demin çocuklara tükürükler saçarak bağırıp çağıran hâlin mi jilet gibiydi?”</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Gıh&#8230;”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “Sonrasında Bettygilleri fark edince yüzünün kıpkırmızı olması da görülmeye değerdi, sanırım.”</p>



<p>Filóre: “Uğh&#8230;”</p>



<p>Subaru ve Beatrice’in peş peşe gelen laf sokmalarıyla Filóre göğsünü tutup inledi. Kızın bu güzel tepkisini keyifle izlerken aniden Subaru’nun yanında Rem, Beatrice’in yanındaysa Emilia belirdi ve ikisinin de kulakları çekildi.</p>



<p><strong>Rem:</strong> “Deminki lafın yersizdi.”<br><strong>Emilia:</strong> “Aa çok ayıp, onu zorbalamasana.”</p>



<p><strong>Subaru ve Beatrice:</strong> “Ayy, ay, ay!”</p>



<p>Ettikleri alayın bedelini ödeyen Subaru ve Beatrice fena hasar almıştı. Sonuç olarak sırf çay taşıma faslında üç kişi kurban verilmiş oluyordu.</p>



<p>Neyse, bu geyik muhabbetini bir kenara bırakırsak——</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Tekrardan, buraya kadar zahmet ettiğiniz için teşekkür ederim. Ben Filóre&#8230; Şu sıralar Kraliyet Sarayı’nı epey ayağa kaldıran İlahi Ejderha Kilisesi rahibesiyim.”</p>



<p><strong>Herkes:</strong> “————”</p>



<p>Elini göğsüne koyup kendini böyle tanıtan Filóre karşısında Subarugiller sessiz kaldı. Bunun üzerine Filóre’nin yüzü gözle görülür bir şekilde asıldı&#8230;</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Hey, bi’ şey söylesenize, yoksa endişelenmeye başlayacağım&#8230;”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Yok, ‘Ortalığı ayağa kaldırdığının farkında demek.’ diye düşünüyordum.”</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Farkındayım tabii&#8230; farkındayım, yani. Saray’da herkes bana tarif etmesi güç, tuhaf gözlerle bakınca insan ister istemez ‘Eh? Bi’ pot mu kırdım?’ diye düşünüyor.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Açıkçası biz o an orada değildik ama o yersizlik hissiyle yerin dibine girme isteğini aslında ben de çoook iyi bilirim.”</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Gerçekten mi?! Cehennem gibi vuran o hissi?!”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Oh, yoksa Subaru’nun kendi kendine herkesin ortasında Şövalye’m olduğunu iddia edip benim de utancımdan ‘Hayır, değil.’ dediğim zamanı mı kastediyorsun?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Gıh, aşağı yukarı öyle bir şey!”</p>



<p>Üzerine atlayan Filóre’yle ellerini göğsünde kavuşturup saf saf konuşan Emilia’nın iki koldan gelen darbesiyle Subaru’nun eski yaraları tazelendi ve fena hâlde sızladı.</p>



<p>Daha doğrusu, Emilia o anki inkârını sırf utandığı için yapmış gibi görüyordu. Gerçi o zamanki duygularını sonradan oturup detaylıca sorgulamamıştı ama sebebin bu kadar şirin olmasına tezat şekilde Subaru’nun aldığı hasar cidden acımasızdı.</p>



<p><strong>Rem:</strong> “&#8230;Şu anlattıklarınızı duymaya dahi katlanamasam da cidden öyle bir şey yaptı mı?”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “Maalesef ki o zamanlar Beatrice henüz Subaru’yla Sözleşme yapmamıştı, o yüzden detayları bilmiyorum, doğrusu. Ama o zamanki Subaru’yu düşününce böyle bir çuvallamaya imza atması hiç de şaşırtıcı olmaz, sanırım.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “O gün olanları şimdi kalkıp Rem ve Beako’dan dinlemek fena hâlde canımı sıkıyor be! Şunu belirteyim, hafızasını kaybetmeden önceki Rem durumu biliyordu ama bana karşı gayet anlayışlıydı, tamam mı?”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “Acaba öyle miydi? Önceki ben de pes edip sadece <em><u>yorum yapmaktan</u></em> kaçınmış olabilir mi?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Deme şunu ya, cidden öyleymiş gibi hissetmeye başladım şimdi!”</p>



<p>Aslında o zamanki Subaru’nun hisleri bir yana yönteminin, yaklaşımının, üslubunun ve gösteriş şeklinin baştan aşağı bir hatalar silsilesi olduğu su götürmez bir gerçekti. Ama zaten tövbesini çoktan etmişti, gerçi konuyu kendi açmıştı ama artık affedilmeyi umuyordu.</p>



<p>Ancak geçmiş günahlarıyla yüzleşip tokatlanırken——</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “——O hissi çok iyi anlıyorum.”</p>



<p>Masanın üzerinden uzanan iki el, Subaru’nun sağ elini sımsıkı kavradı. Baktığında Filóre’nin öne doğru eğildiğini ve Subaru’ya başını salladığını gördü.</p>



<p>Kız, gözleri irileşen Subaru’ya bakarken o kızıl gözleri ışıl ışıl parlıyordu.</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Bir anda ortaya çıkıp o uyumsuz tipe bakan etraftaki insanların o soğuk bakışları.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “!——”</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Büyük bir hevesle konuşmaya başlayıp sonradan geri vites yapamayan çenem.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Evet, evet. Aynen öyle!”</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Lafı bitirdikten sonra, biri bir şey söyleyene kadar geçen o sonsuzluk gibi uzun sessizlik!”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “O birkaç saniye hiç bitmek bilmez!..”</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Aşırıya kaçtığımı fark edince&#8230; galiba fena çuvalladım, diye düşündüm.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Filóre!..”</p>



<p>Kızın yaşadığı o dehşeti tamamen kendi yaşamış gibi hissetti—— yoo, zaten bizzat yaşamıştı. Bunu iliklerine kadar hisseden Subaru da Filóre’nin ellerini aynı sıkılıkta kavradı.</p>



<p>Masanın üzerinde birbirlerinin ellerini tutan Subaru’yla Filóre, karşılıklı başlarını salladılar.</p>



<p>Evet, Subaru ve Filóre, ikisi de gaza gelip kalede fena çuvallayan iki yoldaştı——</p>



<p><strong>Rem:</strong> “İyi de, orada hemen bir sonuç elde eden Filóre-san’la durumu toparlama fırsatını erteleyen sizin aranızda epey bir fark yok mu?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Y-Yapma ama yaaa&#8230; Tam da havaya girmiştik beee.”</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Doğru doğru, Kutsal Kitap’ta da şöyle der: <em>‘Aynı kanadın gölgesindeyken komşunu parçalayacak pençelerini bileme. Aynı gökyüzü altında kavga eden kardeşler, Ejderha’nın merhametini kendi elleriyle çöpe atan günahkârlardır.’ ”</em></p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Iıı, ne demek istiyor yani?”</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Aynı rezilliği yaşayan yoldaşlar, kavga etmektense iyi geçinsinler demek yani.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Anlıyorum be! Ben de mi İlahi Ejderha Kilisesi’ne katılsam acaba?!”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “Böylesi <em><u>hassas</u></em> bir konuyu öyle ulu orta şekilde söyleyip dalga geçmesene, doğrusu!”</p>



<p>Fazla içten bir şekilde dertleşmeleri yüzünden az kalsın din değiştirecek olan Subaru’yu, Beatrice’in o sevgi dolu tokadı kendine getirdi. Eğer inancın temelinde tapınılan şeye duyulan sevgi yatıyorsa Subaru zaten Beatriceizm’in yanı sıra, Emiliaizm’in, Remizm’in bir müridiydi.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Yok be, bu mantığa bakarsak bayağı bir şeye inanıyorum gibi. Şimdiye kadar tipik bir Japon gibi inançsız takılıyordum ama Tanrı’nın gözünden bi’ bakınca sadakatten yoksun, şıpsevdi* biri olmuyor muyum ya?!..”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “&#8230;Şey, öyle değil misiniz zaten?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Bana böyle çok <em><u>simpıl</u></em> ve buz gibi bir bakış atmasana!”</p>



<p>Korkarak mırıldandığı an, Rem’in soluk mavi gözleriyle âdeta delik deşik edildi. Yanında Emilia ve Beatrice de acı acı gülümsediği için Subaru bu konuyu daha fazla deşmekten vazgeçti.</p>



<p>Taktiksel bir geri çekilme yaptıktan sonra, Subarugiller yeniden bakışlarını Filóre’ye çevirdiler. Dürüst olmak gerekirse şu an bile fazlasıyla cana yakın biriydi ama ona söylenmesi gereken bir şey vardı.</p>



<p>O da——</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Crusch-san’ı kurtardığını duydum. Benim böyle bir şey söylemem belki kulağa tuhaf gelebilir ama&#8230; Teşekkür ederim. Cidden, teşekkür ederim.”</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “————”</p>



<p>Böyle diyerek Subaru, alnı neredeyse masaya değecek kadar derin bir şekilde eğildi. Subaru’nun bu teşekkür sözleri karşısında Filóre’nin gözleri fal taşı gibi açıldı ve Emiliagillere baktı.</p>



<p>Kulağa tuhaf gelebileceğini baştan belirtse de kızın şaşkınlığını giderememiş gibiydi. Ancak bu hâldeki Filóre’ye Emilia da başını eğerek katıldı.</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Ben de kendi adıma teşekkür edeyim. Hepimiz Crusch-san için bir şeyler yapmak istiyorduk. Sense onu çekip çıkardın.”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “Aslında tam da bir çare arıyorduk, sanırım. Büyük bir iş başardın, doğrusu.”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “Duyduklarımdan yola çıkarak yaptığınızın takdire şayan bir şey olduğunu düşünüyorum.”</p>



<p>Emilia’yla kalmayıp Beatrice ve Rem’den de peş peşe gelen teşekkürler karşısında Filóre bir süre ağzını açıp kapattı. Ardından, aldığı bu şoku bir şekilde sindirip yavaşça başını iki yana salladı.</p>



<p>Ve Subaru’ların karşısında yavaşça, şefkat dolu bir tebessümle&#8230;</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “——Önemli değil. Sadece yapmam gerekeni yaptım. Şayet ki bu sayede kurtulan biri olduysa ne mutlu bana.”</p>



<p>Bu cevap, tam da Subaru’nun kafasındaki o şefkatli rahibe imajına yaraşır bir cevaptı. ——Eğer sevinçten burun delikleri pır pır etmiyor olsaydı kelimenin tam anlamıyla kusursuz denebilirdi.</p>



<p>Tabii ki Subaru minnettarlığı ve savaşçı gururu gereği bunu dile getirmedi.</p>



<p class="has-text-align-center">△▼△▼△▼△</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “——Bebekken kilisenin önüne bırakılmışım, öyle bulmuşlar beni. Bu anlattığım on beş küsur yıl öncesinin hikâyesi.”</p>



<p>İlk tanışma faslı bitip ortalık biraz durulduğunda Filóre içinde bulunduğu konumu, etrafındaki durumu ve bunlarla bağlantılı hayat hikâyesini anlatmaya başlamıştı.</p>



<p>Söze terk edilmiş bir çocuk olduğunu söyleyerek başlaması Subarugilleri ister istemez birbirlerine bakmaya itti. ——Çünkü bu durum, “Filóre = Kayıp Prenses” şüphesi konusunda göz ardı edilemeyecek bir noktaydı.</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Önüne bırakıldın demek&#8230; O zaman aileni falan hiç hatırlamıyorsun?”</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Evet, yüzlerini de isimlerini de bilmiyorum. Ama kilisedeki herkes ailem oldu zaten. Bu yüzden yalnızlık çektiğim&#8230; yani, bazen kalpsiz birileri benimle dalga geçtiğinde içerlediğim olmuştur ama genel olarak hiç öyle hissetmedim. Her zaman yanımda birileri vardı çünkü.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Anladım. İyi de, hiç kendi kendine ‘Bu işte bir gariplik var,’ demedin mi? Sonuçta altın sarısı saçlar, kızıl gözler ve Filóre ismi&#8230; <em><u>jekpodu</u></em>, yani turnayı gözünden vurmak gibi bir şey&#8230;”</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Burası İlahi Ejderha Kilisesi biliyorsun değil mi? Kilise’nin Kraliyet Ailesi’ne ve Saray’a mesafe koyması son derece doğal, o yüzden bana böyle bilgiler hiç ulaşmıyordu&#8230; Yok hayır, şimdi düşününce benden bilerek gizlemişler anlaşılan. Sizi gidiii&#8230;”</p>



<p>Masanın üzerindeki yumruğunu titreden Filóre, kendi kaderine hayıflanıyordu.</p>



<p>O oldukça şok edici ilk karşılaşmadan ve buraya kadarki kısa muhabbetten de anlaşılacağı üzere Filóre epey dürtüsel, daha doğrusu duygularıyla hareket eden bir tipti.</p>



<p>Subaru’yla arasında o güçlü empati bağını kuran o kızın Saray’a baskın yapma olayı da tamamen bu duygu patlamasının bir sonucuydu.</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Zaten son zamanlarda Cadı Tarikatı’nın bu taşkınlıkları çok gözüme batıyordu. Üstüne bir de Priestella’daki olaylar patlak verince&#8230; artık sabrım taşmıştı.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Sen de etrafındakilerin ‘Dur yapma,’ demesine aldırmadan tek başına Saray’a bağırıp çağırmaya gittin yani.”</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Biraz daha kibar bir tabir kullansana&#8230; Şöyle diyelim, asil ve zarif bir şekilde Saray’a diklendim desem nasıl olur?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Demek asil ve zarif bir hanımefendi gibi bağırıp çağırdın ha.”</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “&#8230;Sanırım benim o asil cesaretim sana pek geçmemiş ya.”</p>



<p>Gerçi onun talimatına uyan Subaru da bu yöntemin işe yarayacağına dair bir garanti veremezdi.</p>



<p>Her neyse, Filóre’nin görev bilinci ve güçlü bir öfkeyle harekete geçtiği anlaşılmıştı. Ancak Subaru’ların asıl ilgilendiği şey, onun bu adımı atmasını sağlayan temel nedendi.</p>



<p>O da——</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “——Kutsal Ayin, öyle demiştin değil mi Filóre?”</p>



<p>Emilia’nın dillendirdiği kelimeyle dinlenme odasındaki hava hafifçe gerildi.</p>



<p>Kutsal Ayin; Filóre’nin Crusch’ın bedenini iyileştirmek için kullandığı söylenen ‘o şey’ ve ta kaleye kadar gidip kanıtladığı, Otorite’yi alt edebilme ihtimaliydi.</p>



<p>Ve nedendir bilinmez ama İlahi Ejderha Kilisesi’nin varlığını gizleyip gün yüzüne çıkarmak istemediği, Cadı Tarikatı kurbanlarını kurtarabilecek o tek çare.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “————”</p>



<p>Dudaklarını diliyle ıslatan Subaru, o hafif gerginliği bastırmaya çalıştı.</p>



<p>Kutsal Ayin dendiğine göre, elbette bu İlahi Ejderha Kilisesi’nin oldukça önemli bir sırrı olmalıydı. Hatta duruma göre, sırf varlığını bilmek bile Kilise’nin düşmanlığını çekmeye yetebilirdi.</p>



<p>Konuyu deşmeye kalkarlarsa o çenesi düşük Filóre’nin bile ağzı kilitlenirdi herhâlde——</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Kutsal Ayin mi? Evet, ta kendisi. Bu sadece Kilise’ye has, çok eski zamanlardan beri aktarılan gizli bir sanat ve kullanabilen kişi sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Kilisede bu gücü kullanabilenlere ‘Azize’ diyorlar, ben de o niteliklere sahip olduğum için bu gücü kullanabiliyorum.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Bunu bu kadar rahatça söylemende bir sakınca yok mu!?”</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Ne sakıncası olacak, kilise bunu saklamaya çalışsa da ben zaten Saray’da ulu orta her şeyi anlattım. Artık gizlemenin bir mantığı da kalmadı&#8230; Kutsal Kitap’ta da şöyle der: <em>‘Ejderha’nın arındırdığı toprağı kendi bencil hırslarının zehriyle kirletme. Kuruyan bir pınarı yeniden doldurmak, bin yıllık bir dua ve günahkârların gözyaşlarını gerektirir.’ </em>”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Iıı, ne demek istiyor yani?”</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Yani, sadece kendi çıkarını düşünürsen bir şeyler ters gittiğinde onu telafi etmek çok zor olur demek. ——Ve ben, işte tam da bir şeylerin ters gittiği ânın şu an olduğuna inandım.”</p>



<p>Bu yüzden Kutsal Ayin’in varlığını saklamak isteyen İlahi Ejderha Kilisesi’nin niyetine karşı gelip Filóre kendi inandığı öğretilere uyarak gücünü herkese açık bir şekilde kullanmayı seçmişti.</p>



<p>Elbette kafasına göre böyle bir şey yaptığı için İlahi Ejderha Kilisesi fena hâlde paniklemiş, kendisine büyük bir minnet borcu yüklenen Kraliyet Sarayı’na da epey bir karışmıştı.</p>



<p>Ancak bu büyük kaosun sonucu ne olursa olsun, çıkış noktasının tamamen iyi niyet olduğu su götürmez bir gerçekti.</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Şu an Saray’da bana ne yapılacağı tartışılıyor&#8230; O görüşmelere Kilise’nin yüksek rütbelileri ve artık ailem olmuş insanlar da katılıyor gerçi.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Filóre, konu sen olmana rağmen o görüşmelere katılmıyor musun?”</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Katılmak istesem de beni kovdular ya! Konu benim, orada olursam işler iyice karışırmışmış&#8230; Öyle olmama ihtimali azıcık da olsa var sonuçta, sence de çok acımasızca değil mi?!”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “Öyle olmama ihtimalini daha düşük görmüş olman biraz üzücü, sanırım.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Vurma kızın yüzüne, Beako.”</p>



<p>Yüzü kızaran ve kendisine haksızlık yapıldığını savunan Filóre, bu fevri yapısıyla aslında yetkililerin kararının ne kadar yerinde olduğunu kendi kendine kanıtlıyordu.</p>



<p>On beş yaşında olduğunu iddia eden Filóre, yetişkin gibi duran dış görünüşünün aksine içi tam bir on beş yaşındaki çocuk gibiydi—— hatta belki daha da çocuksu. Bunda, dünyadan izole edilip bir fanusta büyütülmüş olmasının da büyük etkisi vardı.</p>



<p>Açıkçası, onu bu şekilde yetiştiren İlahi Ejderha Kilisesi’nin asıl amacının ne olduğunu Subaru pek anlayabilmiş değildi.</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “O zaman yetkililer Saray’da öyle mi? Ve siz de bu yüzden kilisede tek başınıza kaldınız, Filóre-san.”</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Aynen öyle. Gerçi az önceki çocuklar falan da var, o yüzden yalnız hissetmiyorum ama kafama göre dışarı çıkmamam söylendi. Oysaki ben bir an önce, bir saniye bile kaybetmeden Kutsal Ayin’in gücünü herkese dağıtmak istiyordum!..”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Daha önce, böylesi hırsa sahip Motivasyon Azizesi hiç duymamıştım.”</p>



<p>Apaçık şekilde insanları kurtarmayı fazlaca istese de hiç Azize gibi durmayan bir Azize’ydi işte.</p>



<p>Gerçi Soylular Konağı’nda Garfiel’ın da bahsettiği gibi -Priestella’da bu ânı bekleyen kurbanları düşününce- Filóre’nin hissiyatına hak vermemek elde değildi.</p>



<p>Hatta Subaru’nun içinden Filóre’nin sırtını sıvazlayıp onu desteklemek geliyordu.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Hislerini çok iyi anlıyorum. Reinhard’dan rica edip seni bir çırpıda Priestella’ya uçursa falan&#8230;”</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Gıh&#8230; Çok cazip bir teklif!.. Ama uslu uslu beklemem söylendi.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Söz vermedin di’ mi? Hem söz vermiş olsan bile, sonuçta birileri kurtulacaksa birazcık sözü esnetip&#8230;”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Subaru? Yoksa kendi sözlerini çiğnemekle kalmayıp başkalarına da mı sözlerini tutmamalarını söylüyorsun? Bu çoook kötü bir şey, biliyorsun değil mi?..”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “Sözünde durmayanların piri bile artık son noktasına geldi, doğrusu.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Gığhh!..”</p>



<p>“Niyetin iyi ama yöntemin yanlış dercesine” yediği fırça karşısında Subaru’nun gıkı çıkmadı. Aynı şekilde inleyen Filóre’yle söz vermenin ağırlığına karşı boyun eğmiş oldular.</p>



<p>Şimdi tek yapabilecekleri, Saray’daki o toplantının bir an önce ve olumlu bir şekilde sonuçlanması için dua etmekti.</p>



<p><strong>Rem:</strong> “——Yine de Filóre-san, İlahi Ejderha Kilisesi’nin bir rahibesi olduğunu söylemiştiniz.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Rem?”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “Böyle bir konumda olmanıza rağmen Emilia-san’ı bu kadar rahat içeri alıyorsunuz.”</p>



<p>Aniden konuyu değiştiren Rem’in bu sözleri üzerine, Saray’a doğru dualar mırıldanan Subaru şüpheyle kaşlarını çattı.</p>



<p>Ancak bu konunun tamamen yersiz olmadığını, kaşları düşen Emilia’nın ve Subaru’yla aynı şekilde dua eden ellerini indiren Filóre’nin tepkisinden de anlamak mümkündü.</p>



<p>Rem’in parmak bastığı İlahi Ejderha Kilisesi’yle Emilia arasındaki ilişki, bunun asıl anlamı da——</p>



<p><strong>Rem:</strong> “İlahi Ejderha Kilisesi; İlahi Ejderha Volcanica’nın gücüne, lütfuna ve onunla yapılan kadim antlaşmaya büyük önem verir. Ve Lugunica Krallığı’nda İlahi Ejderha’nın en büyük başarısı da Kıskançlık Cadısı’nı mühürlemiş olmasıdır, değil mi?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Oy, yoksa sen&#8230;”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “İlahi Ejderha Kilisesi’nin dindar mensupları, Emilia-san hakkında içten içe bazı düşüncelere sahip olabilir&#8230; Demek istediğim bu.”</p>



<p>İstemsizce ayağa fırlayan Subaru’ya dönüp bakmayan Rem, göz teması kurmaktan da kaçınıyordu. Dudaklarını birbirine bastıran Rem, söylediği şeyin oldukça acımasız olduğunun ve buraya kadar gelen o samimi muhabbet ortamını yerle bir edebileceğinin gayet farkındaydı.</p>



<p>Yine de dile getirmişti. Mantıksız bir durumu, mantıksız olduğu hâliyle geçiştirmemek için.</p>



<p>Aslında Rem söyleyene kadar Subaru da bu garipliğin farkına varmamıştı.</p>



<p>İlahi Ejderha Kilisesi’nin varlığıyla pek içli dışlı olmamasının da payı vardı elbet ama Subaru için Emilia’nın ultra mega bir güzellik abidesi olması her gün tazeliğini koruyan bir şok yaratsa da, ilk tanıştıkları günden bugüne kadar ondan bir an bile korkmamış veya çekinmemiş olması asıl büyük etkendi.</p>



<p>Ancak unutulmaması gereken bir şey vardı. ——Emilia; soyu ve dış görünüşü sebebiyle, bu dünyada en çok korkulan Cadı’yla olan benzerliğiyle her daim yüzleşmek zorundaydı.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “————”</p>



<p>Ve o Kıskançlık Cadısı’yla olan benzerlik, dört yüz yıl önce söz konusu Cadı’nın zulmünü durduran Üç Kahraman’dan biri olan İlahi Ejderha’ya tapan İlahi Ejderha Kilisesi adına, asla göz ardı edilebilecek veya tamamen kabullenilebilecek bir durum olamazdı.</p>



<p>Kaldı ki Filóre, kilisenin sırrı olan Kutsal Ayin’in taşıyıcısı ve Azize konumunda olan biriydi. İlahi Ejderha Kilisesi’nin öğretileriyle büyüyen bu kızın, Emilia’ya karşı nasıl bir ön yargı beslerse beslesin, buna şaşmamak gerekirdi.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Salak mıyım ya ben? Yoo, resmen süzme salağın tekiyim.”</p>



<p>Bunları Rem’in hatırlatmasına gerek kalmadan Subaru’nun çoktan fark etmesi gerekiyordu.</p>



<p>Emilia’nın tek ve biricik Şövalyesi olmasına rağmen onun haksız yere incitilebileceği yerlere karşı olan dikkati de, bilgisi de fazlasıyla yetersizdi. Bu yüzden Emilia’nın yüzü asılsa bile, suçu tamamen kendinde arayıp vicdanını rahatlatmaya mı çalışacaktı?</p>



<p>Zaten kendi bilgisizliğine hayıflanıp başkente aceleyle gelmesinin bir sebebi de buydu hâlbuki——</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Rem, ben fark etmeden ne kadar da çalışmışsın. Çook ama çook şaşırdım.”</p>



<p>Ancak Subaru böyle kendini yiyip bitirirken asıl konu olan Emilia’nın ağzından dökülenler, ne o beceriksiz Şövalyesi’ne bir sitemdi ne de Rem’in söylediklerinin yarattığı şaşkınlıktı.</p>



<p>O sadece gülümsedi ve Rem’e bu konuyu açtığı için teşekkür etti.</p>



<p><strong>Rem:</strong> “&#8230;Ders çalışmak abartılacak bir şey değil. Sadece, bana da burada bir yer açıldığı için Nee-sama’dan bazı şeyler dinlemiştim o kadar.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Yine de&#8230; bu beni mutlu ediyor. Benim için endişeleniyorsun&#8230; tuhaf değil mi?”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “&#8230;Hayır, anlaşılmaz bir şey değil bu. İnsan kendisi için endişelenilince bazen acınası hissediyor ama aynı zamanda değerini de anlıyor.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Hihi, öyle mi? O zaman Rem de bana değer veriyor demektir.”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “&#8230;Bunu ilk yapan Emilia-san’dı bence.”</p>



<p>Gözlerini dosdoğru kendisine diken Emilia’ya böyle cevap veren Rem bakışlarını yere indirdi. Ancak Subaru’nun gözünde Rem’in bu hâli, onun kendine has utangaçlığını gizleme yöntemiydi.</p>



<p>Emilia’nın o saf ve samimi bakışları, insanın içindeki o karmaşık düşünce ağlarını âdeta çözüp atıyordu. Rem’in hislerini çok iyi anlıyordu ve Subaru da defalarca kez bu gerçeği bizzat deneyimlemişti.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “——Beako, yanağım!”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “<em>Yare yare</em>, sanı&#8230; rım!”</p>



<p>İkisi arasındaki bu muhabbetin hemen ardından Subaru, Beatrice’e seslendi. Anında, sanki bu ânı bekliyormuş gibi, Beatrice o minik avucuyla Subaru’nun yanağına bir tokat patlattı—— O sevimli avuçtan gelen uyuşma hissiyle Subaru omuzlarını titretti.</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Ayy?! Ne oldu bi’ anda?”</p>



<p>Bu âni hareket karşısında irkilen Emilia, yavaşça Subaru’nun yanağına dokundu. O beyaz parmak uçlarının soğukluğu sızlayan yanağını yatıştırırken Subaru “Yok bi’ şey” diyerek omuz silkti.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Sadece biraz kendime gelmek istedim. Beako aracılığıyla <em><u>mental</u></em> toparlama sanatı&#8230; Buna <em>Bea<u>ntalizm</u></em> diyelim. Ya da <em>Bea<u>terapi</u>?</em> Hangisi sence?”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Üzgünüm ama ne dediğini hiç mi hiç anlamadım.”</p>



<p><em>(<strong>Bertiel Not:</strong> Emilia ve Subaru’muz geri dönmüş abi!)</em></p>



<p>Saçma sapan konuşan Subaru’ya Emilia yine her zamanki o şirin mi şirin üslubuyla karşılık verdi.</p>



<p>Sırf bu tepkiden bile, Emilia’nın Subaru’nun endişelendiği o durumlardan korkmadığı veya Subaru’nun bu aciz hâlinden dolayı kendini güvensiz hissetmediği gayet net anlaşılıyordu.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Tabii, sürekli senin bu iyiliğine bel bağlayacak değilim. Kampımızın endişe etmesi gereken meseleler konusunda hafızasını kaybetmiş Rem’den bile daha akılsız olmam hiç de hoş olmazdı.”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “Kulağına küpe olsun.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Bunu yaparım diye böyle söylüyorsun değil mi ya? Tamamdır, o iş bende.”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “&#8230;Eh, öyle olsun madem.”</p>



<p>Rem’in de desteğiyle morali bozulan Subaru’nun hevesi yerine geldi. Ardından derin bir nefes alıp kararlı bir şekilde Filóre’ye döndü.</p>



<p>Karşısındaki kız İlahi Ejderha Kilisesi’nin hem rahibesi hem de Azize’siydi. Ama tam da bu yüzden——</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Senin gibi birinin ön yargılarından arınmasının güzel olacağına inanıyorum şahsen. O yüzden ne dersin Filóre? Bence burada Emilia-tan’la bir dostluk anlaşması imzalayalım.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Dostluk anlaşması mı? Eh, Subaru, yani biz&#8230;”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Aynen öyle—— Yani ikiniz arkadaş olacaksınız!”</p>



<p>Yumruğunu sıkarak Subaru bunu büyük bir azimle ilan etti. Bunu duyan Emilia’nın ametist rengindeki gözleri parladı ve ellerini göğsünde kavuşturdu.</p>



<p>Söylemeye gerek bile yoktu ama Emilia arkadaşlık kurmaya âdeta açtı. O asi Felt’e bile dümdüz bir teklif sunup onunla arkadaş olmayı başarmış bir tecrübesi de vardı sonuçta.</p>



<p>Ve o arkadaşa aç olan Emilia’nın yanı sıra——</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “——Benimle&#8230; arkadaş mı? Cidden mi?!”</p>



<p>Güm diye masaya ellerini vurarak ayağa kalkan Filóre anında oltaya geldi.</p>



<p>Büyük kızıl gözleri heyecanla titreyen kız, sırayla Subaru ve Emilia’ya baktı.</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Yok hayır, affedersiniz. Kesin bir yanlışlık var. Büyük ihtimalle yanlış duydum. Arkadaş falan değildi, mesela&#8230; ah, evet, ‘arkadaşsız’. Yani benim arkadaşım olmaması anlamında falan.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Eyvahlar olsun! Bu Azize’nin yalnızlığı cidden kronik seviyedeymiş ya.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “A-Ama hislerini anlayabiliyorum sanki. Ben de, Subaru benimle yakınlaşmaya çalıştığında kafasından neler geçtiğini anlayamayıp çoook endişelenmiştim.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Endişelendirdiğim için üzgünüm! Sana karşı hislerim başından beri hiç değişmedi, hatta zaman geçtikçe daha da büyüyor&#8230; Ovov! Rem demin ayağıma mı bastın ya?!”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “Hayır. Basitçe güllemi düşürdüm.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Sabah Yıldızı’nı da mı getirdin?!”</p>



<p>Rem hemen Subaru’nun ayağına düşürdüğü o Sabah Yıldızı’nı sessizce arkasına sakladı. Az kalsın ayağının ezilmesinden kıl payı kurtulduğu için tir tir titrese de hizmetçi kıyafetli Rem’in, Subaru malikânedeyken durmadan parlattığı o çivili gülleyi yanında taşıyor olması içini ısıtmıştı.</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Hey, Filóre.”</p>



<p>Subaru ve Rem’in bu hâllerini es geçen Emilia, gerçeklikten kaçan Filóre’ye doğru yürüdü.</p>



<p>Ardından, Emilia’nın eli onun masadaki eline değdiğinde Filóre sıçrayıp omuzlarını titretti ve şaşkınlıkla Emilia’ya baktı.</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Subaru konuyu açtı diye hemen onun üzerine atlamak çoook tembelce bir hareket biliyorum ama, ne dersin Filóre?”</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “N-N-Ne derim, d-derken? Ne demek istediğini tam anlayamadım&#8230; Bana açıkça söylemezsen yanlış anlayabilirim. Hatta şu an bile, yanlış anlıyor olabilir miyim acaba? Bu bir rüya falan mı?..”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Hayır, rüya falan değil. Ve yanlış anlamaman için açıkça söyleyeceğim: Eğer istersen benimle&#8230; yoo, bizimle arkadaş olur musun!”</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “——Evet, tabii ki, seve seve!!”</p>



<p>O âna kadarki zayıf ve utangaç hâli bir anda yok olan Filóre, yüzünde güller açarak Emilia’nın elini sımsıkı tuttu ve ikili sıfır mesafeden yepyeni bir dostluk filizlendirmeye başladı.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1583" height="2048" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-5.png" alt="" class="wp-image-6735" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-5.png 1583w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-5-1546x2000.png 1546w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-5-773x1000.png 773w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-5-768x994.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-5-1187x1536.png 1187w" sizes="auto, (max-width: 1583px) 100vw, 1583px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://fixvx.com/i/status/2022770286828175555  https://x.com/gagamu8888/status/2026814761544159376">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>

<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1442" height="2048" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-60.png" alt="" class="wp-image-7086" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-60.png 1442w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-60-1408x2000.png 1408w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-60-704x1000.png 704w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-60-768x1091.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-60-1082x1536.png 1082w" sizes="auto, (max-width: 1442px) 100vw, 1442px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/112oVic2/status/2039327428355694729?s=20">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p>Bu ışık hızındaki gelişme karşısında biraz afallasa da Subaru işlerin kesinlikle iyi bir yöne gittiğini hissederek derinden başını salladı.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Herhangi bir gerginlik olmadan konunun tatlıya bağlanması çok iyi oldu. Yalnız, o coşku&#8230; Beako’nun benim ikna çabalarıma kulak verdiği o ânı hatırlattı bana.”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “Betty’nin o zamanki durumu çok daha <em><u>romantik</u></em> ve <em><u>dramatikti</u></em>, doğrusu! O kadar da açlıktan kıvranmıyordum, sanırım!”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Ovov, ovov, aşırı şirinsin, aşırı hem de.”</p>



<p>Sinirden köpüren Beatrice, Rem’in az kalsın parçalayacağı ayağını değil de diğerini pıtır pıtır eziyordu ama bu ağırlık da trip atma şekli de fazlasıyla şirindi.</p>



<p>Bir de yan gözle baktığında Emilia’yla Filóre’nin arasındaki bu ilişkinin kurulmasına Rem’in de rahatlayıp derin bir nefes aldığını gördü.</p>



<p>Değinilmesi gereken bir konuydu elbet ama sırf kendi açtığı konu yüzünden ilişkilerin kopma ihtimali de vardı. Rem’in o anki ruh hâlini anlamak pek de zor değildi.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Rem, sen de sevindin mi? Arkadaş olmalarına?”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “Arkadaşlığın bu kadar basit bir şey olduğunu düşünmüyorum. Ayrıca benim de Katya-san’ım var.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Arkadaş sayısının fazla olmasında bir sakınca yok ki? Mesela ben, Gladyatör Adası’nda tanıştığım herkesi az çok arkadaşım olarak görüyorum.”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “Benim de Katya-san’ım var.”</p>



<p>Fazlasıyla inatçı bir cevaptı. Gerçi insanın arkadaşlarını nasıl kategorize edeceği tamamen kendi bileceği iş olduğundan, bu konuda fazla üstüne gitmek de yersiz olurdu.</p>



<p>En azından Emilia’yla Filóre arasında dostane bir bağ kurulmuştu. Bu hem Emilia kampı açısından hem de İlahi Ejderha Kilisesi açısından tarihî bir zafer sayılırdı herhâlde.</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Felt-chan’la arkadaş oldum, Anastasia-san’la da arkadaş olma sözümüz var, galiba ben arkadaş edinme konusunda bayağı iyiyim.”</p>



<p>Emilia kısa sürede birden fazla arkadaş edindiği için özgüven patlaması yaşıyordu. Bu gidişle sokakta yürürken önüne gelenle konuşup arkadaş sayısını artırmaya kalkabilirdi.</p>



<p>Aslında o da fena olmazdı gibi geliyordu ama nedense başka bir anlamda adının çıkmasına sebep olabilirmiş gibi hissettirdiği için, şimdilik Emilia’nın bu arkadaşlık arzusuna bir fren yaptırmak şarttı.</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Hey, bir saniye Emilia&#8230; Sana Emilia diyebilirim değil mi? Biz şimdi arkadaş olduk değil mi? Öyle olduğu hâlde benim dışımda başka arkadaşlarının adını anman biraz ayıp olmuyor mu sence? Yanlış anlama, benim için sorun yok ama daha yeni arkadaş olduğun şu kızla azıcık daha ilgilensen diyorum&#8230;”</p>



<p>Filóre’nin de arkadaşsızlık dönemi fazlasıyla uzun sürmüştü anlaşılan. Arkadaşlığa aşırı beklenti yüklediğinden midir bilinmez, sözlerinde ufaktan bir <em>yandere</em> havası seziliyordu.</p>



<p>Muhtemelen arkadaşlık arzusu tek bir kişiye fazla yoğunlaştığı içindi, bu yüzden arkadaş sayısını artırıp o arzuyu dağıtmazlarsa işler tehlikeli bir hâl alabilirdi. Eğer Rem’e bunu zorla yaptıramayacaklarsa geriye Subaru ya da Beatrice’in bu sevgiyi göğüslemesinden başka çare yok gibiydi.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “İyi de, Filóre senin açından cidden sorun yok mu açık açık soruyorum? Sonuçta benim Emilia-tan’ımın Kıskançlık Cadısı’yla tek ortak noktası dış görünüşü ama&#8230;”</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “&#8230;? Benim Emilia’m hakkında bir şikâyetin falan mı var yoksa haa?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Al işte, bu Azize neden arkadaş bulamıyor belli oldu ya!”</p>



<p>Tuttuğu Emilia’nın kolunu kendine çekip hemen onun göğsüne sığınan Filóre’nin bu tavrı karşısında Subaru, bunun sandığından çok daha belalı bir arkadaşlık ilişkisi olabileceğini fark edip alnını tuttu.</p>



<p>Subaru ve Filóre arasındaki bu atışmaya, arkadan Filóre’ye sarılıyormuş gibi bir pozisyonda kalan Emilia acı acı gülümsedi.</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Tamam, sakin olun. Kusura bakma da arkadaşım biraz&#8230;”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “N’oluyor ya? Bana kim üstünlük taslıyor şu anda? Emilia-tan, ben senin neyin oluyorum ki?!”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Eeh, Subaru da biricik Şövalye’m oluyor?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Di’ mi ya! Oh be, ucuz atlattım. Özgüvenim yerine geldi.”</p>



<p>Gümüşi saçlı yarı elfle İlahi Ejderha Kilisesi arasında oluşması muhtemel o uçurum açılmamıştı ama onun yerine Emilia’nın tek ve biricik Şövalyesi’yle arkadaşı arasında bir çatlak oluşuyordu. ——İşlerin daha da sarpa saracağı o kritik anlardan biriydi.</p>



<p><strong>???:</strong> “——Filóre, Luciengilleri kovdun mu? Hani, hatanı anladığının kanıtı olarak gözlem altında tutulacağına söz vermiştin?”</p>



<p>Aniden dinlenme odasının kapısı açıldı ve içeri bir genç adam girdi.</p>



<p>Geniş kenarlı siyah bir şapka takan ve koyu mor kıyafetler içinde ince yüzlü, yakışıklı bir gençti. Odadaki Filóre’yi ve ondan başka Subarugilleri görünce “Oho” diyerek sarı gözlerini kocaman açtı.</p>



<p><strong>???:</strong> “Misafir mi gelmişti? Aman be, bizimkilere baksana, bana haber vermeden nöbeti asıp gitmişler, sonradan onlara güzel bir fırça kaymam lazım.”</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Aa, hoş geldin Tiga. Hey, baksana, bu kız Emilia, arkadaşım olur kendisi. Harika değil mi? Arkadaşım&#8230; hihi, arkadaş, hihihi.”</p>



<p>Şapkasının siperliğini indirip gözlerini gizleyen gence dönen Filóre, hâlâ kendisine sarılan Emilia’yı tanıtırken âdeta mutluluk saçıyordu.</p>



<p>Çok güzel bir kız olduğu için kıl payı idare ediyordu ama yüzü resmen arkadaş bağımlısı birinin yüzüydü.</p>



<p>Filóre’nin sözleri üzerine Tiga denen genç “Emilia mı?” diyerek kaşlarını kaldırdı ve Emilia ile Subaru’lara sırayla baktı,</p>



<p><strong>Tiga:</strong> “Anlıyorum. Arkadaş edinmene ben de sevindim. Ama bu yüzden bana karşı zafer kazanmış gibi bir suratla bakman hiç hoş değil. Mesela&#8230; Hey, benimle arkadaş olmak ister misin?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Eh, ben mi?”</p>



<p><strong>Tiga:</strong> “Aynen, ben Tiga Raureon. Sen de&#8230;”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Natsuki Subaru. Memnun oldum, <em><u>may frent</u></em>.”</p>



<p><strong>Tiga:</strong> “——Ah, ben de, ‘<em><u>may frendo</u></em>’.”</p>



<p>Rahat tavırlarla yanına gelip elini uzatan Tiga’ya Subaru hiç tereddüt etmeden karşılık verip elini sıktı. Attığı bu yabancı kelimeye bile hiç zorlanmadan ayak uydurmuş, göz kırpmayı da ihmal etmemişti. Bir yandan da kendi kendine <em><u>“May frendo, may frent”</u></em> diye mırıldanıp kelimeye hemen alışmaya çalışması da cabasıydı.</p>



<p>Öte yandan, Subaru ve Tiga arasındaki bu yıldırım hızındaki arkadaşlık inşası karşısında en çok şoke olan kişi, uzun süredir arkadaşlık eksikliği çeken Filóre oldu.</p>



<p>Kız dehşetle gözlerini irileştirip Subaru ve Tiga’yı sırayla parmağıyla göstererek&#8230;</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “K-Korkmuyor musunuz? Ya reddederse diye falan&#8230;”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Siz burada nasıl eğitim alıyorsunuz yahu? Gözü pek ve atılgan bir yapın var ama iş arkadaş edinmeye gelince böyle pısırıklaşman garip bir <em><u>balansmış</u></em>.”</p>



<p><strong>Tiga:</strong> “O konuda savunacak bir yanım yok. Ne de olsa aşırı sıkı şekilde korunarak bir fanusun içinde büyütüldüğü için dış dünyayla bağ kurmaya aç. Bundan sonra uzun soluklu bir ilişkimiz olabilir, o yüzden yavaş yavaş alıştırın kızcağızı. Isıracak hâli yok ya.”</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Ne lüzumsuz şekilde dipnot düşüyorsun ya sen! Ne ısırması be! Beni ne sanıyorsun sen?! Emilia’nın arkadaşıyım ben! Neredeyse de bir Azize’yim!”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “Azize olmasının arkadaşlıktan sonra gelmesi biraz garip değil mi sizce de&#8230;”</p>



<p>Rem’in bu mırıldanmasına hak vermemek elde değildi, Filóre’nin bıraktığı izlenim kısa sürede daldan dala atlamıştı.</p>



<p>Yine de Kilise’de yetkili biri olduğu anlaşılan Tiga’nın geri dönmüş olması, Filóre’nin az önce bahsettiği Saray’daki görüşmelerde bir karara varıldığı anlamına mı geliyordu?</p>



<p><strong>Tiga:</strong> “Doğrudur. Gerçi kendi içimizde hâlâ tartışmamız gereken bir sürü detay var. O yüzden kusura bakmayın ama bugünlük müsaadenizi isteyeceğiz.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Yapma ya, <em><u>may frent</u></em>. Bizim aramızda böyle gizli saklı şeyler olması biraz ayıp kaçmaz mı?”</p>



<p><strong>Tiga:</strong> “Her şeyi açık açık anlatabilmek mi arkadaşlığın şartı? Bence asıl önemli anlarda birbirini düşünüp ilişkiyi korumak için karşılıklı çaba gösterebilmektir asıl arkadaşlık, ne dersin?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Off ya, çok <em><u>klas</u></em> bir şekilde lafı alıp bana geri fırlattı. Beako, bir laf sok bari ya.”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “Senin aksine Betty’le Subaru’nun arasında gizli saklı hiçbir sıkıcı sır yok, doğrusu.”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “Gerçekten de sadece laf sokmak için söylenmiş bir laftı.”</p>



<p>Arkadaşlığın tanımını oturup ciddi ciddi tartışacak değillerdi ama Tiga’nın sözleri belli bir düzeyde ikna ediciydi, o yüzden daha fazla direnmek mantıksız olurdu.</p>



<p>Bu yüzden de Subaru’nun imdadına yetişen Beatrice’in o çocukça laf atmasına sığınıp uslu uslu mekândan ayrılmak en mantıklı seçenekti.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Neyse, yine de elimiz boş dönmüyoruz. Karşılaşana kadar emin değildim ama en azından Filóre’nin Kraliyet Seçimi’ni karıştırmak gibi bir niyeti olmadığını anladık.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Haklısın, Filóre gerçekten iyi bir kız.”</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Duydun mu, Tiga? Arkadaş gör arkadaş.”</p>



<p><strong>Tiga:</strong> “Tamam ya tamam anladık. Bizim Filóre’yle arkadaş olduğunuz için teşekkürler.”</p>



<p>Ayrılmak istemiyorum ondan diyerek sonsuza kadar yapışıp kalacak mı diye endişelenmişlerdi ama neyse ki uslu duran Filóre, Emilia’yı serbest bıraktı ve kızı başarılı bir şekilde geri alabildiler.</p>



<p>Böylece Subarugillerin yanına dönen Emilia’yla yer değiştiren Tiga, şapkasını çıkarıp zarif bir şekilde eğildi.</p>



<p><strong>Tiga:</strong> “Teşekkür bir yana, Filóre’nin arkadaşını ve benim de <em><u>may frendomu</u></em> öylece eli boş göndermek olmaz şimdi. Size de bir müjde vereyim bari.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Bize mi müjde? Ne müjdesi?”</p>



<p><strong>Tiga:</strong> “——Uyuyan Düşes Karsten’in gözlerini açtığı konuşuluyor.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “<em>Hık!..</em> Crusch-san mı?”</p>



<p>İstemsizce öne atılıp soran Subaru’ya Tiga gayet havalı bir şekilde başını salladı. Tam anlamıyla karşı tarafın beklediği tepkiyi vermiş ve oltaya gelmişti.</p>



<p>Ama hiç umurunda değildi. Crusch’un uyanmış olması tartışmasız bir şekilde harika bir haberdi.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Emilia-tan, bundan sonra&#8230;”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Evet, tabii ki. Ziyaretine gidelim. Ben de Crusch-san’la konuşmak istiyorum.”</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “O zaman ben de Emiliagillerle birlikte——”</p>



<p><strong>Tiga:</strong> “Filóre, sen burada kalıyorsun. Beni ve Sakuragillerin dönmelerini bekleyeceksin.”</p>



<p>Hazır ola geçip onlara katılmaya çalışan Filóre’nin omuzlarından tuttu Tiga. Kızsa omuzlarına konan Tiga’nın ellerine öfkeyle baktı.</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “&#8230;Sence de saçma değil mi? Konu Düşes Karsten sonuçta, değil mi? Kutsal Ayin’in sonucunu görmek gibi bir yükümlülüğüm var. Evet, yükümlülük. Haksız mıyım?”</p>



<p><strong>Tiga:</strong> “O zaman Kutsal Ayin’in taşıyıcısı olarak görevlerini de yerine getirmen gerekir, yoksa mantıksız olur. Elbette Düşes Karsten’in durumuna bakmaya gideceğiz. Ama daha sonra, Kilise’nin mensupları olarak.”</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Eeh, Emilia&#8230;”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Mm, merak etme, Filóre. Senin yerine de geçmiş olsun dileklerimizi iletiriz.”</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Beni hiç anlamadın mı?! Arkadaş olmamıza rağmen?!”</p>



<p>Arkadaşlık beklentisini biraz fazla yüksek tutmuştu anlaşılan.</p>



<p>Her hâlükârda, Filóre için üzücü olsa da Crusch’ın iyi olduğunu kendi gözleriyle görme isteği Subaru’nun içinde çok ağır basıyordu. Hatta şu an hemen yola çıkmak isteyecek kadar.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Başka bir <em><u>taym</u></em> gene denk gelirsek konuşuruz. Bugünkü sohbetimiz güzeldi. O hâlde görüşürüz.”</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Çok baştan savma bir veda oldu bu ama! Ben hiç razı değilim ki&#8230; Mmhmmm, mmhmmm!”</p>



<p><strong>Tiga:</strong> “Siz burayı bana bırakın, önden gidin!”</p>



<p>Hâlâ peşlerinden gelmek isteyen Filóre’yi zapt edip kötü adam rolünü üstlenen Tiga oldukça güven verici bir şeyler söyleyerek onları uğurladı.</p>



<p>Bu yüzden -arkada bırakmanın verdiği buruklukla da olsa- Subarugiller Kilise’den ayrıldı.</p>



<p><strong>Oğlan 1:</strong> “Aaaa, gidiyor musunuz hemen?”<br><strong>Oğlan 2:</strong> “Onee-chan ne durumdaydı? Nasıldı?”<br><strong>Kız:</strong> “Kesin yine kendi kendine gelin güvey olmuştur. Eh, biz olmayınca işleri pek rast gitmiyor da.”</p>



<p>Kiliseden çıktıklarında, Filóre’yle oynayan o çocuklar tarafından uğurlandılar. Oldukça acımasız ama bir o kadar da isabetli bir yorumdu.</p>



<p>Her neyse——</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “——Beni bekle, Crusch-san. Seninle konuşacak o kadar çok şeyim var ki.”</p>



<p>İçindeki o sabırsızlığa yenik düşen Subaru’nun adımları giderek hızlanıyordu.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1858" height="1200" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-6.png" alt="" class="wp-image-6736" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-6.png 1858w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-6-1000x646.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-6-768x496.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-6-1536x992.png 1536w" sizes="auto, (max-width: 1858px) 100vw, 1858px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://fixvx.com/i/status/2022770286828175555  https://x.com/gagamu8888/status/2026814761544159376">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="has-text-align-center">△▼△▼△▼△</p>



<p>——Böylece Emilia Kampı’nın uzaklaşmasını izleyen Tiga, zapt ettiği Filóre’yi serbest bıraktı.</p>



<p>Serbest kalan Filóre yalpalayarak ellerini masaya dayadı ve giden Emiliagillerin arkasından kalan o izlere içerleyerek baktıktan sonra Tiga’ya ters ters baktı.</p>



<p><strong>Tiga:</strong> “O bakışlar da ne? Bana söylemek istediğin bir şey mi var?”</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Nefret ediyorum senden&#8230;”</p>



<p><strong>Tiga:</strong> “Böyle tatsız kelimeler söylemesene! Yapacak bir şey yok. Aramızda konuşmamız gereken şeyler olduğu da Düşes Karsten’in uyandığı da bir gerçek sonuçta.”</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “Hıh. Sosyallik abidesi Tiga Rauleon-san bunu anlayamaz tam olaaarak.”</p>



<p>Böyle trip atarak yüzünü çeviren Filóre, ardından masanın üzerinde hiç dokunulmamış çay fincanını eline alıp bir yudum aldı.</p>



<p>Gerçekten de o kadar hızlı gelişen olaylar silsilesinden ötürü çay içmeye vakit bulamamıştı.</p>



<p>Tiga’ysa sarı gözlerini kısarak Filóre’nin yüzünü süzüyordu——</p>



<p><strong>Tiga:</strong> “Yine de bula bula gidip Emilia-sama’yı bulman çok ilginç.”</p>



<p><strong>Filóre:</strong> “&#8230;Ne o? Yoksa sen de mi gümüşi saçlı yarı elfler hakkında bir şeyler geveleyeceksin?”</p>



<p><strong>Tiga:</strong> “O da var. Ama sadece o da değil. ——Filóre, nişanın nerede?”</p>



<p>Tiga’nın sorusu üzerine hafifçe afallayan Filóre, cübbesinin içinden bir nişan çıkardı. Avcunu açtığında kızıl Ejderha Kristali göz kamaştırıcı bir ışık saçıyordu.</p>



<p>Kıza—— yoo, o ışığa ve onu parlatan Filóre’ye bakarak mırıldandı.</p>



<p>Ve dedi ki——</p>



<p><strong>Tiga:</strong> “——Bundan sonra epey yoğun olacağız. Ne de olsa bir buçuk yıllık bir gecikmeyle yarışa katılıyoruz.”</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>



<div class="wp-block-columns is-not-stacked-on-mobile is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-9d6595d7 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow"></div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow"></div>
</div>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-7-may-firent/">Kısım X, Bölüm 7 – “May firent”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-7-may-firent/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kısım X, Bölüm 7,5 – “――Neden?”</title>
		<link>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/ara-bolum-neden/</link>
					<comments>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/ara-bolum-neden/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bertiel]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Mar 2026 20:32:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ana Hikâye]]></category>
		<category><![CDATA[Kısım 10]]></category>
		<category><![CDATA[Crusch Karsten]]></category>
		<category><![CDATA[Felix Argyle]]></category>
		<category><![CDATA[Wilhelm van Astrea]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.rezeroturkce.com/?p=6747</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/ara-bolum-neden/">Kısım X, Bölüm 7,5 – “――Neden?”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<p>Bölümün ortalama okuma süresi 15 dakikadır. İyi okumalar dileriz. ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ Çevirmen: Bertiel Ek Düzenleme: Qua Redaktör: akari Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/ara-bolum-neden/">Kısım X, Bölüm 7,5 – “――Neden?”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/ara-bolum-neden/">Kısım X, Bölüm 7,5 – “――Neden?”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>

<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>


<p style="text-align: center;"><em>Bölümün ortalama okuma süresi 15 dakikadır. İyi okumalar dileriz.</em></p>


<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>



<div class="wp-block-columns is-not-stacked-on-mobile is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-9d6595d7 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow"></div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow"></div>
</div>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>





<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="2048" height="858" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-10.png" alt="" class="wp-image-6748" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-10.png 2048w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-10-2000x838.png 2000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-10-1000x419.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-10-768x322.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-10-1536x644.png 1536w" sizes="auto, (max-width: 2048px) 100vw, 2048px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/i/status/2027477353400832293" type="link" id="https://x.com/i/status/2027477353400832293">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="has-text-align-center">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Çevirmen: Bertiel</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Ek Düzenleme: Qua</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Redaktör: akari</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire, universe, Yağız D, Metin K.</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Destek vermek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://rezeroturkce.com/bilgi-kosesi/destek/">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Discord’a gelmek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://discord.gg/rezeroturkce">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p><em>――O bahçede açmamış bir çiçek tomurcuğu bulduğumda istemsizce duraksamıştım.</em></p>



<p><em>Rengârenk, çeşit çeşit çiçeğin cümbüş içinde açtığı bir bahçeydi burası. Ne yazık ki çiçek isimlerinden veya türlerinden pek anlamazdım ama bunların ülkenin dört bir yanından getirilip ekilen, özenle büyütülüp açtırılan nadide çiçekler olduğunu duymuştum.</em></p>



<p><em>Böylesine büyük ve göz alıcı bir çiçek bahçesiydi. Bakımını üstlenen bahçıvan da hünerlerini sergilerken büyük bir keyif almış olmalıydı. Zira bahçenin kusursuzluğu bunun en büyük kanıtıydı.</em></p>



<p><em>Zaten oldum olası çiçekleri sevip okşayacak kadar ince ruhlu biri değildim, kendi evimizin bahçesine bile pek dönüp bakmazdım.</em></p>



<p><em>Anlayışlı babamın bana kıyamaması sayesinde buraya, Kraliyet Başkenti Lugunica&#8217;nın Kraliyet Kalesi’ne adım atabilmiş olsam da devlet meselelerini konuşan koca koca adamların arasına karışabileceğimi sanacak kadar da kendimi yükseklerde görmüyordum.</em></p>



<p><em>Bu yüzden çaresizce, babamların işi bitene kadar vakit öldürmek niyetiyle bu bahçeye girmiş ve hiç beklemediğim bir anda o tomurcuğa bakakalmıştım.</em></p>



<p><strong>???:</strong> “――――”</p>



<p><em>Kehribar rengi gözlerimin daldığı noktada, boynunu bükmüş koca bir tomurcuk duruyordu.</em></p>



<p><em>Hafifçe kızarmış taç yapraklarını sıkıca kapatmış, henüz açmamış o çiçeğe çekilmemin nedeni; kendi toyluğumun verdiği o çaresiz bocalama hissini, o tomurcukta görmem olabilirdi―― gerçi bu düşünce biraz fazla şiirseldi, sanırım kendimi fazla kaptırmıştım.</em></p>



<p><em>Ancak kocaman açmış ve sanki kendi güzelliğinin her bir zerresinin farkındaymışçasına duran onca çiçeğin arasında, asıl potansiyelini henüz sergilememiş o tomurcukla bağ kurduğum da bir gerçekti.</em></p>



<p><em>――Acaba, ben ne yapabilirdim ve benden ne bekleniyordu ki?</em></p>



<p><strong>???:</strong> “Ben&#8230;”</p>



<p><em>İyi bir soya, soylu bir aileye ve doğuştan gelen yeteneklere sahip olduğumun bilincindeydim.</em></p>



<p><em>Bana bahşedilen bu soy, aile ve yeteneklerin bir karşılığı olarak bunlara yaraşır başarılar elde etmem gerektiğine dair bir çeşit görev bilincine de sahiptim.</em></p>



<p><em>Ve bu öz güvenle görev bilincinin, kendi içimdeki asıl arzularımla ölümcül derecede ters düştüğünün de farkındaydım.</em></p>



<p><strong>???:</strong> “――――”</p>



<p><em>Başka bir deyişle ben, bu çiçek bahçesine ekilen tohumlar arasında nasıl açması gerektiğini sorgulayan ve inatla tomurcuk olarak kalmaya devam eden o tek, toy tohumdum.</em></p>



<p><em>Diğer çiçekler hiç sorgulamadan, zerre tereddüt etmeden kendi sınırlarını biliyor, anlıyor ve görevlerini yerine getiriyordu.</em></p>



<p><em>Buna rağmen, ben――</em></p>



<p><strong>???:</strong> “&#8230;Nasıl bir çiçek açacağım acaba?”</p>



<p><em>Tomurcuğa bu soruyu yöneltip asla bir cevap gelmeyeceğini bildiğim o sessizlikte nefesimi tuttum. Etrafımı saran o tatlı çiçek kokularının ortasında, kendime yoldaş bellediğim bir tomurcukla bile anlaşamıyordum.</em></p>



<p><em>Çünkü benim gibi haddini bilmez birinin arzuladığı şey; güzel, canlı, koca bir çiçek açmaktan çok; o çiçekleri yağmurdan, çamurdan, fırtınadan koruyacak kalın ve heybetli bir ulu ağaç olmaktı.</em></p>



<p><em>Evet, böylesi imkânsız bir hayale tutunan kendimi ne kadar da acınası ve gülünç buluyordum――</em></p>



<p><strong>???:</strong> “Fuağh?!”</p>



<p><em>――O an, son derece biçimsiz bir çığlıkla beraber tomurcukların salındığı o çiçek bahçesine gökten bir şey düştü.</em></p>



<p><strong>???:</strong> “――Hık.”</p>



<p><em>Bu ani olay karşısında gözlerim fal taşı gibi açılmış, ayaklarım olduğu yere çivilenmişçesine donakalmıştım.</em></p>



<p><em>Düşüncelerin tamamen durduğu bembeyaz zihnimde; tehlikeyi haber veren alarm zilleri gecikmeli olarak çalmaya başlamış, böyle durumlar için aldığım eğitimler ve ezberletilen kurallar bir bir yankılanmıştı.</em></p>



<p><em>Ancak daha ben bunları zihnimin derinliklerinden çekip çıkaramadan, gözümün önündeki çiçek bahçesine âdeta kafa üstü çakılan o şahıs bir anda sıçrayarak ayağa kalktı ve&#8230;</em></p>



<p><strong>???:</strong> “Püff! Poh! Püh püh! B-Bu ne be, gübre mi? Gübre mi bu?!”</p>



<p><em>Diyerek güzelim altın saçlarını savuran, mücevher gibi parlayan kıpkırmızı gözlerini kırpıştıran ve baştan aşağı gübreye bulanmış bir oğlan, can havliyle çiçek bahçesinin içinden sürünerek çıktı.</em></p>



<p><em>İşte bu――</em></p>



<p><strong>???: </strong>“Ooo, muhterem benliğimden de bu beklenirdi zaten&#8230; Kafamın üstüne taşlara düştüğünde tahtalıköyü boylayacağımı sanmıştım ama bu kriz ânını bile doğuştan gelen şansımla atlattım ha&#8230;”</p>



<p><em>――İşte bu, son Aslan Kral’la olan ilk anımdı.</em></p>



<p class="has-text-align-center">△▼△▼△▼△</p>



<p><strong>???:</strong> “――Ah.”</p>



<p><em>Dudaklarımdan hırıltılı bir nefes süzüldü ve bilincim yerine geldi.</em></p>



<p><em>Beş duyum uyanmaya başlamıştı, her türlü bilgi de art arda beynime hücum ediyordu. ――O an, zihnime ve bedenime en şiddetli şekilde saldıran şey; kaçıp kurtulması imkânsız, korkunç bir susuzluk hissiydi.</em></p>



<p><strong>???:</strong> “――――”</p>



<p><em>Bu susuzluk, sadece basit bir boğaz kuruluğu değildi. Yetmiyordu. Yetmiyordu. Yetmiyordu. Bedenimin dört bir yanında, hücrelerimin her bir köşesinde su yetmiyordu. Bedenim neme susamış, ıslaklığa açlıktan kıvranıyordu.</em></p>



<p><em>Havanın geçtiği burun deliklerim ve boğazım kurumuştu, yemekleri öğüten mide çeperim kurumuştu, gözlerimi kırpmak için kullandığım gözbebeklerim kurumuştu, bütün bedenime kan pompalaması gereken damarlarım kurumuştu, yokluktan feryat eden ruhum da kurumuştu.</em></p>



<p><em>Susuzluk. Susuzluk. Susuzluk, âdeta canımı yiyip bitirircesine çürütüp sömürüyordu.</em></p>



<p><strong>???:</strong> “――Aeğh, ah.”</p>



<p><em>Ağzımın içi o kadar kurumuştu ki uyuşmuş dilim doğru dürüst bir ses bile çıkaramıyordu.</em></p>



<p><em>Bu susuzluğu bir şekilde giderebilmek adına birine seslenmek istedim. Sesim çıkmadı. Birini çağırmaktansa kendi başıma hareket etmem daha hızlı olurdu. ――Yoo, bunu akıl edecek durumda bile değildim ki. Boğulan birinin kendisini kurtarmaya gelen kişiye yapışıp onu da dibe çekmesine benzer şekilde; zihnim susuzluktan dolayı tam anlamıyla boşalmış, bembeyaz olmuştu.</em></p>



<p><em>Tepeden tırnağa kurumuş bedenime komut veriyor, vücudumda kalan son bir damla gücü toplayarak bir şekilde olduğum yerden doğrulmaya çalışıyordum. Doğruldum. Ayağa kalkmaya çalıştım. Kalktım. Yürümeye çalıştım. Yürüdüm. Aramaya çalıştım. Aradım.</em></p>



<p><strong>???:</strong> “――Ah.”</p>



<p><em>Çaresizce. Çaresizce çabalıyordum.</em></p>



<p><em>Susuzluğun esir aldığı zihnimle bunun son şansım olduğunu kendime tembihliyordum. Eğer adımlarım durursa, kazara yere düşersem, ufacık bir hata yaparsam bir daha aynı şeyleri yapamayacaktım. Arayamazdım. Yürüyemezdim. Ayağa kalkamazdım. Doğrulamazdım.</em></p>



<p><em>Bu akılalmaz susuzluğun derinliklerine batar ve bir daha, bir daha, bir daha asla――</em></p>



<p><strong>???:</strong> “――――”</p>



<p><em>Güçsüz bedenimin tüm kuvvetiyle o ağır kapıyı zar zor iterek açtım ve dışarı çıktım. Hafifçe esen bir esintiye bile yenik düşecek kadar zayıflamış, kavrulan bedenime lanetler okuyarak etrafıma bakındım.</em></p>



<p><em>Bulanık ve zar zor görüyordum. Çok dardı. Bunun bir gözümün kapalı olmasından kaynaklandığını hemen fark ettim. Ancak görüşümü netleştirmeye kalmadan, o esintinin taşıdığı hafif ve tatlı bir koku burnuma ilişti.</em></p>



<p><em>Kokunun cazibesine kapılıp başımı çevirdim ve onu buldum. ――İçinde sarı ve pembe çiçeklerin yerleştirildiği o vazoyu.</em></p>



<p><strong>???:</strong> “――Hık.”</p>



<p><em>Düşünecek vaktim bile yoktu. Düşercesine vazonun üstüne atladım.</em></p>



<p><em>Süs olsun diye konulan o çiçekleri yolup atarcasına kopardım, iki elimle kavradığım vazoyu ağzıma diktim. Ve çiçekler için ayrılmış o suyu; âdeta yıkanırcasına içtim, içtim ve içtim.</em></p>



<p><em>Taşan sular dudaklarımın kenarından yanaklarıma süzüldü, boynumu ıslattı ve siyah geceliğime kadar işledi. Umurumda bile değildi. Öksürük krizine girerek vazoyu fırlatıp attım, seramiğin kırılma sesi yankılandı.</em></p>



<p><strong>???:</strong> “Öhö, öhö&#8230;”</p>



<p><em>Elimin tersiyle ağzımı vahşice silip arkamı döndüm. Koridorda eşit aralıklarla dizilmiş vazolar vardı. Deminki hâlime kıyasla biraz daha güç bulmuş adımlarla yaklaştım, çiçekleri söküp attım, suyu kafama diktim. Vazoyu fırlattım. Sonra hemen bir sonraki vazoya koştum.</em></p>



<p><em>Bunu iki defa, üç defa tekrarladım. Kurumuş bedenime suyu boca ederek susuzluğun pençesinden varlığımı geri kazana kazana, yine bir sonraki vazoya uzanıyordum ki――</em></p>



<p><strong>???:</strong> “――Yapmayın!”</p>



<p><em>Keskin bir bağırışla beraber bileğimden yakalandım ve arkamı döndüm.</em></p>



<p><em>Bileğimi tutan kişi, gözleri endişeyle açılmış hâlde beni durdurmaya çalışan beyaz saçlı, yaşlı bir uşaktı. ――Onun kim olduğunu, susuzluğun derinliklerine gömülmüş anılarımdan söküp çıkarmama kalmadan içimde iğrenç ve taşkın bir öfke patlak verdi.</em></p>



<p><strong>???:</strong> “Bırak beni!”</p>



<p><em>Sağ kolum tutulurken boşta kalan sol elimi savurarak karşımdakinin bedenine var gücümle vurdum.</em></p>



<p><em>Kelimenin tam anlamıyla zerre kadar acımadım. Kemiklerini kırmak, etini parçalamak niyetiyle indirdiğim bir darbeydi bu. Fakat yaşlı uşak bu saldırıyı boşta kalan eliyle tereyağından kıl çeker gibi savuşturdu ve ikimizin de yara almadan bu işin içinden çıkmasını sağladı.</em></p>



<p><em>Fiziksel durumum, yetenek eksikliğim, tecrübesizliğim&#8230; Aradaki bu uçurumun tüm nedenleri gün gibi ortadaydı. ――Fakat yine de duramıyordum.</em></p>



<p><strong>???:</strong> “Bırak! Bırak diyorum! Bırak beni!..”</p>



<p><em>Ağzımdan çıkan her kelimede bir darbe daha indiriyor, kolumu her savurduğumda nasıl vurmam gerektiğini daha iyi hatırlıyor, saldırılarım gitgide keskinleşiyordu.</em></p>



<p><em>Ancak havayı yaran parmak uçlarım ne kadar keskin olursa olsun, yaşlı uşak tarafından kolaylıkla engelleniyordu. Giderek o susuzluğun getirdiği iğrenç ürperti ayaklarımdan yukarı doğru tekrar tırmanmaya başlamıştı.</em></p>



<p><strong>???:</strong> “Ne olursun bırak beni! Boğazım&#8230; kurudu&#8230; susadım&#8230; susadım&#8230; çok susadım, çok susadım, çok susadım, çok susadım susadım, dayanamıyorum artık&#8230; hık.”</p>



<p><strong>???:</strong> “Lütfen sakin olup kendinize gelin. Size hemen su getireceğim. Ayrıca yalın ayak yürümemelisiniz. Yaralarınızı da sarmamız gerek.”</p>



<p><strong>???:</strong> “Su&#8230; Gerçekten&#8230; mi? Su&#8230; var mı?..”</p>



<p><strong>???:</strong> “Elbette. Hem de derhâl getirebilirim. Ancak ondan önce, yaralarınızla ilgilenelim.”</p>



<p><em>Yaşlı uşağın bu sözleriyle birlikte, çırpınarak kendimi kurtarma çabalarım yavaş yavaş gücünü yitirdi.</em></p>



<p><em>Susuzluk, hâlâ oradaydı. Uyandığım ilk âna kıyasla birazcık da olsa hafiflemiş bir susuzluktu bu. Bu susuzluğu dindirecek su varsa sevinirdim. Kurtulurdum. Çok minnettar kalırdım.</em></p>



<p><strong>???:</strong> “Yaralarımı sarmak&#8230;”</p>



<p><em>Vücudumdaki güç yavaş yavaş çekilirken kulağa tamamen yersiz gelen bu kelimenin etkisiyle bakışlarımı istemsizce yere indirdim.</em></p>



<p><em>Baktığımda yaşlı uşakla ikimizin ayaklarının dibinde, koridora serili halının üzerinde damla damla kırmızı izlerin kaldığını gördüm. Koridorun ortalarından başlıyor ve benim ayak tabanımda son buluyordu. ――Kandı. Fark etmemiştim ama kırdığım vazoların parçalarına basmış ve koridoru kendi kanıma bulamıştım anlaşılan.</em></p>



<p><em>Üzerine bastığım tek şey cam kırıkları değildi, vazolardan söküp fırlattığım çiçekleri de ezmiştim. Ezilip paramparça olan taç yaprakları; akan kanımla birbirine karışarak son derece iğrenç, benekli bir desen oluşturmuştu.</em></p>



<p><em>Son derece, iğrenç, benekli bir desen. ――O an, o uğursuz siyah benekli lekeler gözümün önüne geldi.</em></p>



<p><strong>???:</strong> “――Aa, AAA, AAAAAA!!”</p>



<p><em>İnce boğazımdan çığlıklar kopuyor, kriz geçiriyordum.</em></p>



<p><em>Bir anlığına sakinleştiğim için uşağın da dikkati dağılmış olmalıydı. Bu ani tepkimle yaşlı uşağın tutuşundan kurtuldum. Serbest kalan kollarımı delicesine savurup kendi bedenime bakmak için ıslak geceliğimi yırttım.</em></p>



<p><em>Sarılı sargı bezleri; bir deri bir kemik kalmış, rengi soluk, bembeyaz bir ten&#8230; O sargıların altına gizlenmiş, tüm vücudumu saran ve bu bedeni zehirli bir ağ gibi lanetleyen o iğrenç siyah lekeler&#8230;</em></p>



<p><strong>???:</strong> “HAYIRRR, FERRİS! FERRİS!! NEREDE?! NEREDESİN?!”</p>



<p><em>Kendi bedenim baştan aşağı, dönüşü olmayan bir şekilde kirlenmiş ve iğrenç bir şeye dönüşmüş gibi hissettiriyor, ağzımdan feryatlar dökülüyordu.</em></p>



<p><em>Sargıları söküp altındakileri görmek istemiyordum. O sargıların altına saklanmış çirkin, iğrenç siyah lekeleri bir saniye bile daha fazla bu bedende taşımak istemiyorum.</em></p>



<p><em>Görmek istemiyorum.</em></p>



<p><em>Dokunmak istemiyorum.</em></p>



<p><em>Temas etmek istemiyorum.</em></p>



<p><em>Kirlenmek istemiyorum.</em></p>



<p><em>Bunca şey yaşayacağıma, ölmeyi――</em></p>



<p><strong>???:</strong> “――Crusch-sama!”</p>



<p><em>O çirkin ve iğrenç olduğunu düşündüğüm bedenim, arkamdan ince kollarla sıkıca sarılıp durduruldu.</em></p>



<p><em>Bu kollarımı kilitlemek gibi bir şey değildi. Bir dövüş sanatı tekniğiyle beni zapt etmeye falan çalışmıyordu. Sadece var gücüyle -tamamen içgüdüsel bir şekilde- arkamdan kollarını dolayarak bana sımsıkı sarılmıştı.</em></p>



<p><em>İsteseydim onu itip kurtulabilirdim. Ama içimde bunu yapmak için zerre kadar istek kalmamıştı.</em></p>



<p><em>Sadece, usulca parlayan o mavi ışığın bedenimi şefkatle sarmasına izin vermiş, kendimi ona teslim etmiştim.</em></p>



<p><strong>???: </strong>“Sorun yok, ben buradayım. Crusch-sama’nın yanındayım, hep burada olacağım&#8230;”</p>



<p><strong>???:</strong> “Fer&#8230; ris&#8230;”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Evet, evet, hık. Benim. Ferris.”</p>



<p><em>Bedenime dolanan kollar beni daha da sımsıkı sardı ama zerre kadar acı ya da korku hissetmiyordum.</em></p>



<p><em>Fark ettiğimde olduğum yere yığılıvermiş, koridorun zeminine çöküp kalmıştım. Doğal olarak bana sarılan kişi―― Ferris de benimle birlikte yere çökmüştü.</em></p>



<p><em>Başımı hafifçe çevirdiğimde nefesini hissedecek kadar yakınımda o şirin yüzü duruyordu. İri, yuvarlak gözleri yaşlarla dolup titriyor, yüz ifadesini bozmamak için verdiği o umutsuz çaba ona öyle masum ve sevilesi bir hava katıyordu ki&#8230;</em></p>



<p><em>Kendiliğinden, bütün bedenimi ele geçiren o her şeye karşı duyduğum inkâr ve iğrenme hissi yavaş yavaş uzaklaşıyordu.</em></p>



<p><strong>???:</strong> “&#8230; Ama&#8230; korkuyorum. Hâlâ korkuyorum. Benim&#8230; bedenim&#8230; o siyah lekeler&#8230; şu an bile&#8230;”</p>



<p><strong>???: </strong>“Crusch-sama, o konuyla ilgili hâlâ endişeleniyorsanız――”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “――Wil-jii.”</p>



<p><em>Bir şeyler söylemeye kalkan yaşlı uşağın sözü, Ferris’in ona böyle seslenmesiyle kesildi. Ferris’in o bakışlarını alan Wilhelm―― Evet, Wilhelm. Wilhelm’dı o. Bu yaşlı uşak Wilhelm’dı, namıdiğer Kılıç İblisi, o emsalsiz kılıç ustası ve son derece güvenilir kişi&#8230;</em></p>



<p><em>İşte o Wilhelm tam karşımda, Ferris’se arkamdaydı ve ben ikisinin arasında öylece duruyordum.</em></p>



<p><strong>???:</strong> “Ben&#8230;”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Lütfen beni dinleyin, Crusch-sama. Bedeniniz için endişelenmenize hiç gerek yok. ――İzninizle.”</p>



<p><strong>???:</strong> “――Ah.”</p>



<p><em>Zangır zangır titreyen bedenime sarılan ve nereye baktığını bilmeyen gözlerimi sakinleştirmeye çalışan Ferris, ellerini yavaşça sargılarımı çözmek için hareket ettirdi. Onun o şefkatli ama bir o kadar da ürkütücü elleri karşısında nefesimi tuttum ve sargıların ağır ağır çözülmesini izlemekten başka hiçbir şey yapamadım.</em></p>



<p><em>Boynumdan göğsüme kadar olan kısımda, kendi ellerimle yırttığım geceliğimin arasından tenim görünüyordu―― fakat orada o korktuğum lekeler yoktu. Şaşkınlıkla gözlerim fal taşı gibi açıldı.</em></p>



<p><strong>???:</strong> “Eh&#8230;”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Sadece orası değil. Kollarınız, omuzlarınız, bacaklarınız&#8230; Tüm o lekeler sökülüp atıldı.”</p>



<p><em>Bunları söylerken omuzlarımdaki sargıları da çözen Ferris’in yardımıyla kolumu sersemlemiş bir hâlde havaya kaldırdım. Kolum kurumuş ve pürüzlenmiş gibi görünüyordu ama o siyah benekli lekeler izinden eser kalmamıştı.</em></p>



<p><em>İşte ancak o zaman fark ettim. ――İnsan bedenini kavuran, damarlara kaynar su dökülüyormuş gibi hissettiren o korkunç acının bir noktada tamamen son bulduğunu.</em></p>



<p><em>Susuzluk&#8230; vardı. Şu an bile hâlâ izleri duruyordu.</em></p>



<p><em>Fakat bu susuzluk; bedenimin o dondurucu acıdan kurtulduktan sonra cana can katmak için, hayata tutunmak için duyduğu bir arzuydu sadece.</em></p>



<p><strong>???:</strong> “Ferris&#8230; o laneti sen mi? Benim bedenimden&#8230;”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “――――”</p>



<p><em>Zihnimde kendi bedenimi düşünecek kadar bir boşluk oluşmuştu ama bunu şimdi idrak edebiliyordum.</em></p>



<p><em>Asla geçmeyen o amansız acıyla her sabah, her gece, günbegün tükenen benim hep yanımdaydı Ferris; cesurca, dişini tırnağına takarak beni iyileştirmek için elinden gelen her şeyi yapmıştı.</em></p>



<p><em>Ve sonunda çabaları meyvesini vermiş, beni o ızdırap dolu zindandan çekip kurtarmıştı――</em></p>



<p><strong>Ferris:</strong> “――Hayır, ben değildim. Ben&#8230; hiçbir şey yapamadım.”</p>



<p><em>Ancak o sorum ve beklentim, bizzat Ferris’in kendisi tarafından reddedildi.</em></p>



<p><em>Başını iki yana sallayan ve sarı gözlerini derin bir hayal kırıklığıyla―― kendisine karşı duyduğu o ağır, tarifsiz hayal kırıklığıyla dolduran Ferris; nefesimi tutmuş bir hâlde bekleyen o izlerin silindiği koluma nazikçe dokundu ve dudakları defalarca kez titredi.</em></p>



<p><em>Söylemesi gereken şeyi söylemekte tereddüt ediyor, karar veriyor, sonra tekrar tereddüt ediyordu. Bunu defalarca kez tekrarladıktan sonra nihayet cesaretini topladı ve o sözcükleri dudaklarından döküverdi.</em></p>



<p><em>Dedi ki――</em></p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Crusch-sama’nın bedenini iyileştirebilmek için İlahi Ejderha Kilisesi’nden yardım istedim.”</p>



<p><strong>???:</strong> “&#8230;Ha.”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Kilise, kendisine Azize diyen bir kızın gücünü ödünç verdi. Ben&#8230; Crusch-sama’yı kurtarmayı başaramadım&#8230; Gerçekten ama gerçekten, çok özür dilerim.”</p>



<p><em>Titreyen gözleri yaşlarla dolup taşan ve sesi titreyerek bunları söyleyen Ferris karşısında nutkum tutulmuştu.</em></p>



<p><em>Dudaklarından dökülen kelimelerin anlamını, acıdan arınmış ve o korkunç susuzluğun pençesinden yeni kurtulmuş zihnim yavaş yavaş kavramaya başlıyordu.</em></p>



<p><em>İlahi Ejderha Kilisesi―― Lugunica Krallığı&#8217;nı çok eskilerden beri koruyan İlahi Ejderha’ya, onun varlığına ve lütuflarına tüm benlikleriyle inanan, Krallık halkının huzur ve refahını sürdürmek için çalışan bir örgüttü.</em></p>



<p><em>Güçlerinin sınırları aşıp Krallık üzerinde fazla nüfuz kurmasını önlemek adına kendilerini devlet işlerinden meneden bu İlahi Ejderha Kilisesi’nin inancı her ne kadar asil ve takdire şayan görünse de yine de bizim kolayca kabullenebileceğimiz bir durum değildi. ――Çünkü İlahi Ejderha Kilisesi’nin her şeyden üstün tuttuğu o varlıkla bizim varoluş gayemiz, birbiriyle taban tabana zıttı.</em></p>



<p><strong>???:</strong> “――Ejderha.”</p>



<p><em>İlahi Ejderha Kilisesi, Krallık ile İlahi Ejderha arasındaki o Kadim Antlaşma’ya ibadet ediyor ve minnet duyuyordu. ――Bu da demek oluyordu ki kadim antlaşmanın devamlılığını Krallığın refahından çok daha üstün tutan ve acımasız bir hastalık yüzünden yitip giden Kraliyet Ailesi mensuplarını bile bu Kadim Antlaşma’nın sürdürülmesi uğruna harcanabilecek birer piyon gibi gören o hastalıklı Krallık zihniyetiyle&#8230;</em></p>



<p><em>――O adamın, Fourier Lugunica’nın ölümünü sıradan bir olaymış gibi hazmedip geçen o çürümüş değer yargılarıyla bire bir aynıydılar.</em></p>



<p><strong>???:</strong> “――Hık.”</p>



<p><em>İçimde kabaran ve adını koyamadığım o karmaşık hisler bir anda göğsüme saplanıverdi, midem bulanmaya başladı.</em></p>



<p><em>Zihnimde beliren düşünceler, imgeler, duygular&#8230; Hepsi beş duyumu karmakarışık bir şekilde uyardı. Işık, duyma yetimi; koku, görme yetimi; acı, tat alma duyumu; ses, dokunma hissimi; tat, koku alma duyumu delicesine kamçılıyordu. Normalde asla yan yana gelmemesi gereken hisler üstüme çullanıyor, beni âdeta paramparça ediyordu.</em></p>



<p><em>――Neden, o isim bir anda karşıma çıkmıştı ki?</em></p>



<p><em>――Neden, onun gülüşü gözümde canlanmıştı ki?</em></p>



<p><em>――Neden, onun sesini tekrar duymuştum ki?</em></p>



<p><em>――Neden, o anılardaki yüzünü böylesine canlıymış gibi hissedebilmiştim ki?</em></p>



<p><em>――Neden, onun ölümü ardından döktüğüm o kan ve gözyaşının tadını hatırlabilmiştim ki?</em></p>



<p><em>――Neden, Crusch Karsten, Fourier Lugunica’yı hatırlayabilmişti ki?</em></p>



<p><strong>Crusch:</strong> “――Ah.”</p>



<p><em>Geri gelen bir his vardı.</em></p>



<p><em>Kaybetme hissi ve görev bilinci, o derin sevgi ve boğucu keder, öfke ve neşe, sıcacık bir dokunuş ve dondurucu bir soğuk&#8230; ――Sonsuza dek benden uzaklaşan o adama dair güzel anılar ve acı dolu duygular birbirine giriyor, iç içe eriyip gidiyordu.</em></p>



<p><em>Ancak&#8230; ölümcül derecede&#8230; net bir şekilde&#8230; anladığım bir şey vardı.</em></p>



<p><strong>Crusch:</strong> “――Kraliyet Seçimleri.”</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="2048" height="728" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-11.png" alt="" class="wp-image-6749" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-11.png 2048w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-11-2000x711.png 2000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-11-1000x355.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-11-768x273.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-11-1536x546.png 1536w" sizes="auto, (max-width: 2048px) 100vw, 2048px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/i/status/2027477353400832293" type="link" id="https://x.com/i/status/2027477353400832293">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p><em>Titreyen dudaklarımdan dökülen bu sözle Ferris’in omuzları şiddetle sarsıldı. Yüzünü göremediğim Wilhelm’ın da bir anda kasıldığını hissettim.</em></p>



<p><em>Biz, İlahi Ejderha Kilisesi’yle bağdaşamazdık. Asla ve asla bağdaşamazdık.</em></p>



<p><em>Onlarla ayak uyduramayacağımızı, onlarla aynı yöne bakamayacağımızı; bizzat biz seçmiş, buna biz karar vermiş ve bunu tüm dünyaya duyurmuştuk.</em></p>



<p><em>Buna rağmen sırf beni kurtarmak uğruna, asla ve asla yardımını istemememiz gereken kişilerden el uzatılmasını kabul ettilerse eğer&#8230;</em></p>



<p><strong>Crusch:</strong> “Ferris――”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “――Evet.”</p>



<p><em>İsmini seslendiğimde Ferris’in sesinde hiçbir titreme yoktu.</em></p>



<p><em>Hafifçe başını sallayan Ferris’in bakışları dümdüzdü, yüz ifadesi kaskatı kesilmiş olsa da gözlerini benden kaçırmıyordu. Bana ne söylerseniz söyleyin, ben bu kararı her şeyi göze alarak verdim, diyordu âdeta o sarı gözler.</em></p>



<p><strong>Crusch:</strong> “――――”</p>



<p><em>Söylemeliydim.</em></p>



<p><em>Sebebini biliyordum. Neden bu seçimi yapmak zorunda kaldığını çok iyi biliyordum.</em></p>



<p><em>Bütün bunların tamamen ve sadece beni kurtarmak için yapıldığının farkındaydım.</em></p>



<p><em>Her sabah, her gece, günbegün eriyip giden benim başucumda ne kadar acı dolu günler geçirdiğini&#8230;</em></p>



<p><em>Kurtarmak istediği kişiyi kurtaramamanın, şifa dolu ellerinin ne kadar çaresiz kaldığını ruhunun derinliklerinde nasıl hissettiğini ben bizzat, en yakından, kendi gözlerimle görmüştüm ne de olsa.</em></p>



<p><em>Bu yüzden, söylemeliydim.</em></p>



<p><em>“Seni endişelendirdiğim için özür dilerim. Duygularını anlıyorum.”</em></p>



<p><strong>Crusch:</strong> “――――”</p>



<p><em>Bu yüzden, söylemeliydim.</em></p>



<p><em>“Sana acı verici bir karar verdirdim. Ama şunu bil ki bunun tüm sorumluluğu bana ait.”</em></p>



<p><strong>Crusch:</strong> “――――”</p>



<p><em>Bu yüzden, söylemeliydim.</em></p>



<p><em>“Lütfen kederlenme. Senin sayende ben şu an hayattayım, hatta böylece karşında durabiliyorum.”</em></p>



<p><strong>Crusch:</strong> “――――”</p>



<p><em>Söylemeliyim.</em></p>



<p><em>Söylemeliyim. Söylemeliyim. Söylemeliyim. Söylemeliyim. Söylemeliyim. Söylemeliyim Söylemeliyim söylemeliyim söylemeliyim söylemeliyim söylemeliyim söylemeliyim söylemeliyimsöylemeliyim söyle söyle söyle söyle söyle söyle söyle söylesöylesöylesöyle――</em></p>



<p><strong>Crusch:</strong> “――Neden?”</p>



<p><em>Dudaklarımdan tökezlercesine dökülüvermişti, işte bu kelime.</em></p>



<p><em>Söylemeliyim diye düşündüğüm onca sözcükten hissiyle de dokusuyla da tamamen farklı bir şey çıkmıştı ağzımdan.</em></p>



<p><strong>Crusch:</strong> “Senin de&#8230; anlaman gerekmez miydi?”</p>



<p><em>Konuşma, konuşma, sus. Kes sesini, yum gözlerini ve paramparça et bilincini.</em></p>



<p><em>Gözünün önündekileri, olup bitenleri, yapılan seçimleri&#8230; Hepsine ama hepsine yum gözlerini, unut hepsini ve dön sırtını.</em></p>



<p><strong>Crusch:</strong> “Ferris&#8230; bir tek senin, bir tek senin benimle aynı hisleri paylaştığını sanıyordum oysaki.”</p>



<p><em>Söylememeliyim. Duyurmamalıyım. Bilmesine izin vermemeliyim.</em></p>



<p><em>Ne de olsa o, sadece beni kurtarmaya çalışmıştı. O sadece dualar etmişti. O sadece, değer verdiği kişinin acılarını çekip almayı dilemişti.</em></p>



<p><em>Bu yüzden, söylememeliyim.</em></p>



<p><strong>Crusch:</strong> “――Neden?”</p>



<p><em>Yapmamalıyım.</em></p>



<p><strong>Crusch:</strong> “Neden&#8230; Fourier-denka’ya verdiğimiz yemine ihanet ettin?”<br><br></p>



<p><em>――O kişiye ihanet etmektense ölüp gitmeyi yeğlerdim oysaki.</em></p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="2048" height="858" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-12.png" alt="" class="wp-image-6750" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-12.png 2048w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-12-2000x838.png 2000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-12-1000x419.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-12-768x322.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-12-1536x644.png 1536w" sizes="auto, (max-width: 2048px) 100vw, 2048px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/i/status/2027477353400832293" type="link" id="https://x.com/i/status/2027477353400832293">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>

<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1442" height="2048" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-61.png" alt="" class="wp-image-7089" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-61.png 1442w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-61-1408x2000.png 1408w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-61-704x1000.png 704w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-61-768x1091.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-61-1082x1536.png 1082w" sizes="auto, (max-width: 1442px) 100vw, 1442px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/112oVic2/status/2036841849332371570?s=20">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p><em>(<strong>Ç.N:</strong> Denka = Majesteleri demektir.)</em></p>



<p class="has-text-align-center">△ △ △ △ △ △ △</p>



<p>#Bu bölümde Crusch-san’ın iç diyaloglarıyla beraber Wilhelm ve özellikle de Ferris arasındaki konuşmaları okumuş olduk. Bakalım bunun sonu nereye varacak merak ediyorum, Crusch Kraliyet Seçimleri’nden çekileceği kesin gibi ama Ferris’le Crusch ilişkisi devam edecek mi? Veya edecekse nasıl edecek gibi soruların cevabını umarım ki sonraki bölümlerde alırız, görüşmek üzere!</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>



<div class="wp-block-columns is-not-stacked-on-mobile is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-9d6595d7 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow"></div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow"></div>
</div>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/ara-bolum-neden/">Kısım X, Bölüm 7,5 – “――Neden?”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/ara-bolum-neden/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kısım X, Bölüm 8 – “Kararın Bedeli”</title>
		<link>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-8-kararin-bedeli/</link>
					<comments>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-8-kararin-bedeli/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bertiel]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Mar 2026 21:09:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ana Hikâye]]></category>
		<category><![CDATA[Kısım 10]]></category>
		<category><![CDATA[Beatrice]]></category>
		<category><![CDATA[Crusch Karsten]]></category>
		<category><![CDATA[Emilia]]></category>
		<category><![CDATA[Felix Argyle]]></category>
		<category><![CDATA[Natsuki Subaru]]></category>
		<category><![CDATA[Rem]]></category>
		<category><![CDATA[Wilhelm van Astrea]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.rezeroturkce.com/?p=6765</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-8-kararin-bedeli/">Kısım X, Bölüm 8 – “Kararın Bedeli”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<p>Bölümün ortalama okuma süresi 30 dakikadır. İyi okumalar dileriz. ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ Çevirmen: Bertiel Ek Düzenleme: Qua Redaktör: akari Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-8-kararin-bedeli/">Kısım X, Bölüm 8 – “Kararın Bedeli”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-8-kararin-bedeli/">Kısım X, Bölüm 8 – “Kararın Bedeli”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>

<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>


<p style="text-align: center;"><em>Bölümün ortalama okuma süresi 30 dakikadır. İyi okumalar dileriz.</em></p>


<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>



<div class="wp-block-columns is-not-stacked-on-mobile is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-9d6595d7 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow"></div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow"></div>
</div>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>





<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="2048" height="1476" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-13.png" alt="" class="wp-image-6768" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-13.png 2048w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-13-2000x1441.png 2000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-13-1000x721.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-13-768x554.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-13-1536x1107.png 1536w" sizes="auto, (max-width: 2048px) 100vw, 2048px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/8_humi/status/2025140166659375213?s=20  https://x.com/TurkmenianEOwl/status/2025591519995211869?s=20  https://x.com/_kano_neko/status/2029944222682636464?s=20  https://x.com/poppokopopop/status/2030608148554551561">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="has-text-align-center">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Çevirmen: Bertiel</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Ek Düzenleme: Qua</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Redaktör: akari</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire, universe, Yağız D, Metin K, equ</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Destek vermek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://rezeroturkce.com/bilgi-kosesi/destek/">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Discord’a gelmek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://discord.gg/rezeroturkce">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p><strong>???:</strong> “——Hanemize gösterdiğiniz bu bitmek bilmez alakadan ötürü size ne kadar teşekkür etsem azdır.”</p>



<p><strong>???:</strong> “Yok be, lafı bile olmaz. Teşekkür edilecek bir şey yapmadık inanın.”</p>



<p>Subaru bu sözler karşısında fena hâlde mahcup olmuş bir şekilde onlara çay ikram eden kişiye—— Wilhelm’e karşılık verirken telaşla dizinde oturan Beatrice’in ellerini salladı.</p>



<p>Beatrice, Subaru’nun bu hareketine ters ters baksa da Subaru’nun gerginliği sırtından yansıyan kalp atışlarıyla ona çoktan ulaşmış olmalıydı. Çaresizce iç çekti ve Subaru’nun kuklası olmaya ses çıkarmadan katlanmaya devam etti.</p>



<p>——Kraliyet Seçimi’ni tam anlamıyla kaosa sürükleyen Filóre’yle yüzleşmelerini yeni bitiren Subarugiller, İlahi Ejderha Kilisesi’nde Crusch’ın uyandığı haberini alır almaz yerlerinde duramamış ve soluğu Soylular Mahallesi’ndeki Karsten Konağı’nda almışlardı.</p>



<p>Elbette adap kurallarınca, çat kapı gelmek yerine önceden haber vermeleri şarttı. Ancak bunu bile akıl edemeyecek kadar sınıfta kaldıkları bu ziyarette, yine de güler yüzle içeri buyur edilmişlerdi.</p>



<p>Wilhelm’in rehberliğinde misafir odasına alınan Subarugiller, uzun bir koltukta dördü yan yana -Beatrice de Subaru’nun dizinde- oturmuş, o anın gelmesini dört gözle bekliyorlardı.</p>



<p>Subaru’nun bu tez canlılığı gözüne çarpmış olacak ki Wilhelm saygıyla eğildi.</p>



<p><strong>Wilhelm:</strong> “Crusch-sama’nın hazırlanması için sizden biraz daha müsaade isteyeceğim. Kusura bakmayın.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Yok, yok, asıl biz böyle damdan düşer gibi geldik. Kovulmadığımıza şükrediyoruz yani.”</p>



<p><strong>Wilhelm:</strong> “Kovmak ne haddimize. Crusch-sama da Subaru-dono ve Emilia-sama’nın ziyaretinden büyük bir mutluluk duydu.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Yok yok, yok ya; tam tersine, asıl ben onu&#8230; Crusch-san’ı uyanmış bir hâlde görünce hüngür hüngür ağlayabilirim&#8230;”</p>



<p>Ne kadar acınası olsa da şakasız böyle bir ihtimal vardı, bu yüzden Wilhelm’in da Emilia ve diğerlerinin de buna şimdiden hazırlıklı olmasını istiyordu.</p>



<p>Şu an tek yapabildiği, içindeki o coşkuyu dizginlemeye çalışırcasına Wilhelm’in sözlerine karşılık verirken “Yok” dercesine Beatrice’in kollarını sağa sola sallamaktı.</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “Ama Betty’nin kollarını bu kadar sallamanın da bir sınırı var, doğrusu! Omuzlarım ve kollarım uyuştu, sanırım!”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Gıh&#8230; Ah, pardon, kusura bakma, bir türlü yerimde duramıyorum da. Sonuçta&#8230;”</p>



<p>Subaru’nun stres topu olmaya katlanan Beatrice sonunda sabrının sonuna gelip patlamıştı. Subaru, Beatrice’in yanağını dürterken sözlerine ara verdi.</p>



<p>Sabırsızlanıyor, içi içine sığmıyordu. Ama beklediğine de kesinlikle değecekti.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Sonuçta Crusch-san&#8230;”</p>



<p><strong>Wilhelm:</strong> “——Evet. Bunda hiçbir şüphe yok.”</p>



<p>Subaru’nun binbir duygu barındıran iç çekişine, Wilhelm de aynı derin hislerle başını sallayarak karşılık verdi. ——Yoo, “aynı derin hislerle” demek düpedüz hadsizlik olurdu.</p>



<p>Wilhelm’in duyduğu rahatlama, şüphesiz Subaru’nunkinden katbekat, belki de onlarca kat daha büyüktü. Ne de olsa sadakat yemini ettiği kişinin iyileşmesi onun için dünyalara bedeldi.</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Sana defalarca söyledim gerçi ama Wilhelm-san, gerçekten de gözünüz aydın.”</p>



<p>Wilhelm’i bir kez daha bu sözlerle tebrik eden kişi, Subaru’nun hemen yanında oturan Emilia’ydı.</p>



<p>Filóre’nin Kilise’nin Kutsal Ayini’ni kullanarak Crusch’ı tedavi ettiği anlara bizzat şahit olan Emilia, daha o gün Wilhelmgillere geçmiş olsun dileklerini iletmişti. Gerçi o zaman Crusch’ın bilinci hâlâ yerine gelmemişti, bu yüzden gözlerini açmış bir Crusch’la konuşma fırsatının eşiğinde olmak Emilia’nın da ametist rengi gözlerini umutla parlatıyordu.</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “Of, of, bu gidişle ikisinin bir pot kırmasından korkuyorum, doğrusu. Rem, anlaşılan burada ipleri Betty ve senin eline alması gerekiyor; yoksa işler sarpa saracak, sanırım.”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “Haklısınız. Çizgiyi aştıkları an bana bırakın. Demir topun ağırlığına ve kullanımına ufak ufak alışmaya başladım zaten.”</p>



<p>Subaru ve Emilia’nın tez canlılığına karşın, bir hasta ziyaretine yakışır şekilde sükûnetlerini koruyan Beatrice ve Rem’in kritik anlar için tetikte beklemeleri yüreklere su serpiyordu fakat Rem’in en ufak bir kıpırdanışında dahi duyulan o zincir şıkırtısı, korkutucu olduğu kadar tüyler ürperticiydi de.</p>



<p>Rem’den kendisini kollamasını isterken Subaru’nun da sağlam bir iradeye sahip olması gerekecek gibiydi.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Sahi, kollamak demişken Ferris nerede? Crusch-san’ın üstünü değiştirmesine falan mı yardım ediyor? Onunla da konuşacak bir sürü şeyim vardı.”</p>



<p>Ortamda kesinlikle bulunması gereken bir yüzün eksikliğini fark eden Subaru merakla sordu.</p>



<p>Crusch’ın iyileşmesi Subarugiller ve Wilhelm için tarif edilemez bir sevinç kaynağıydı şüphesiz. Ama bu sevinci en derinden en iliklerine kadar hissetmesi gereken kişi Crusch’ın tek ve biricik Şövalyesi’nden başkası olamazdı.</p>



<p>Tabii ki Crusch’ın hayatının İlahi Ejderha Kilisesi’nin ellerinde kurtulması, aynı zamanda bir şifacı olan Ferris için epey gurur kırıcı, acı bir tecrübe olmuştu mutlaka. Ancak Subaru onun çaresizlikten doğan suçluluk duygusuna kapılmak yerine, Crusch’ın hayatta oluşuna sevinecek karakterde bir insan olduğundan zerre şüphe duymuyordu.</p>



<p>Fakat——</p>



<p><strong>Wilhelm:</strong> “――――”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “?.. Wilhelm-san?”</p>



<p>Wilhelm’in yüzündeki anlık kasılmayı fark eden Subaru, kaşlarını çattı. Ancak Wilhelm hemen “Bağışlayın” diyerek toparlandı.</p>



<p><strong>Wilhelm:</strong> “Ferris&#8230; Açıkçası şu sıralar biraz rahatsız. Crusch-sama’nın durumu belli olur olmaz, anlaşılan bunca zamanın yorgunluğu ve stresi bir anda gün yüzüne çıktı.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “İnanamıyorum, ondan sonra böyle bir şey mi oldu?.. Ferris için endişelendim şimdi. Crusch-san tam da ayaklanmışken kendisinin yataklara düşmesi yüzünden Ferris kendini yer bitirir.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Evet, haklısın. Wilhelm-san, Ferris’in durumu cidden kötü mü?”</p>



<p><strong>Wilhelm:</strong> “&#8230;Hayır, dinlenirse toparlayacaktır. Sadece, şimdilik onu ziyaret etmezseniz daha iyi olur. Kendisi de Crusch-sama’yı görmeye gelen sizlerin hevesini kursağında bırakmak istemez.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Hevesimizi falan kırmaz ki&#8230; Tamam, pekâlâ. İyileştiği vakit bir daha geliriz ziyarete o zaman.”</p>



<p>Beterin beteri vardır misali, madem durum böyleydi, Emilia Wilhelm’in ricasını anlayışla karşılayarak başını salladı, Subaru da ona katıldı.</p>



<p>Subarugiller bir süre daha Başkentte kalmayı planlıyordu. Bugünü kaçırsalar bile Ferris’e geçmiş olsun demek için elbet fırsatları olacaktı. Şimdilik onun isteğine saygı duymak en iyisiydi. ——Tam derin bir nefes almışlardı ki&#8230;</p>



<p><strong>???:</strong> “——Sizi çok beklettim.”</p>



<p>Misafir odasının kapısını açıp bu sözleri söyleyen kişiyi gördüğünde Subaru aniden ayağa fırladı.</p>



<p>Odanın girişinde beliren kişi; koyu renk geceliğinin üzerine pembe bir şal almış, incecik bedeni ve uzun yeşil saçlarıyla dikkat çeken güzeller güzeli bir kadın—— Crusch Karsten’in ta kendisiydi.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “――――”</p>



<p>Onu son gördüklerinde Crusch; zorlukla ve kesik kesik nefes alan, yataktan doğrulmaya bile mecali olmayan bir hâldeydi. Şimdi kendi ayakları üzerinde durup karşılarına böyle çıkmış olması, onlara tarifsiz bir neşe ve duygu seli yaşattı.</p>



<p>Ancak Subaru’ya bakıp duygusal bir tebessüm eden yüzünün yarısında, sol gözünü kapatan sargılar hâlâ duruyordu ve ister istemez insanın gözü ilk oraya takılıyordu——</p>



<p><strong>Crusch:</strong> “Lütfen endişelenmeyin. Bu sargıyı yalnızca tek gözümle görmekte hâlâ biraz zorlandığım için takıyorum, o anormalliğin büyük bir kısmı&#8230; hayır, o anormallik tamamen ortadan kaldırıldı.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Ah&#8230;”</p>



<p><strong>Crusch:</strong> “Bu yüzden lütfen yüzünüzü böyle asmayın.”</p>



<p>Bunu duyan Subaru, güya hasta ziyaretine geldiğini sansa da tam aksine hastanın kendisini teselli ettiğini fark edip mahcup oldu.</p>



<p>Yüzündeki o sargıların hâlâ duruyor olması şaşırtıcıydı elbet ama asıl odaklanılması gereken Crusch’ın kendi ayaklarıyla Subarugilleri görmeye gelmiş olması gerçeğiydi.</p>



<p>Ne de olsa bu basit eylem bile hayal edilemeyecek kadar imkânsız görünecek denli ağırdı Crusch’ın durumunda.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “――――”</p>



<p><strong>Crusch:</strong> “——Subaru-sama?”</p>



<p>Sessizliğe gömülen Subaru’yu görünce gülümseyen Crusch kehribar rengi gözlerini kıstı. Şu an sadece tek bir gözün bakışları altındayken Subaru kelimelerini özenle seçti.</p>



<p>Çünkü tek bir yanlış kelimede tek bir yanlış nefeste kendini tutamayacak, her şey gözyaşı olup yanaklarından akıp dökülecekti sanki.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “&#8230;Biliyor musun Crusch-san. Sana söylemek istediğim o kadar çok şey, gerçekten o kadar çok şey vardı ki&#8230; ve bunların çoğu ‘özür dilerim’, ‘benim suçumdu’ gibi hep af dileyen sözlerdi.”</p>



<p><strong>Crusch:</strong> “&#8230; Demek öyle.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Ama seninle böyle yüz yüze gelince ağzımdan çıkan tek şey ‘çok şükür’, ‘içime su serpildi’ gibi şeyler oldu. Gerçekten de o kadar rahatladım ki&#8230;”</p>



<p>Bir ziyaretçinin vermesi gereken örnek cevapların hepsini önceden kafasında defalarca kurmuştu oysaki.</p>



<p>Konağa gelirken o bekleme süresince kafasında en mükemmel geçmiş olsun dileklerini defalarca simüle etmiş, içlerinden en kusursuz olanı seçtiğinden emin olmuştu.</p>



<p>Gelgelelim kanlı canlı Crusch’ı gördüğü an tüm bu hazırlıklar kafasından uçup gitmiş, geriye yalnızca küçük bir çocukmuşçasına dökülen saf, karmaşık bir rahatlama hissi kalmıştı.</p>



<p><strong>Crusch:</strong> “――――”</p>



<p>Subaru’nun kendi acizliğini kabullenerek dudaklarından dökülen bu sözler karşısında Crusch bir anlığına gözlerini fal taşı gibi açılsa da çok geçmeden dudaklarına o sıcacık gülümseme geri döndü.</p>



<p><strong>Crusch:</strong> “Bunu duymak beni de çok rahatlattı. Subaru-sama, size defalarca bu kadar acınası hâllerimi gösterdikten sonra artık benden umudunuzu tamamen kestiğinizi düşünmeye başlamıştım.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Yok artık! Asla, yok öyle bir şey, olması imkânsız! Hem zaten daha yeni ayaklandın, seni böyle ayakta tutmak hiç doğru değil. Şey, lütfen şöyle buyurun.”</p>



<p><strong>Crusch:</strong> “Fufu, o hâlde izninizle oturayım.”</p>



<p>Telaş içinde kendi ritmini kaybeden Subaru karşıdaki koltuğu işaret edince elini ağzına götürerek hafifçe kıkırdayan Crusch bu acemi refakate uydu. Nedense ev sahibi sanki Subaru’ymuş gibi bir hava oluşmuştu, kendi evinde böyle bir muamele görmek kadını güldürmekte son derece haklıydı.</p>



<p>Sözleri ağzında gevelemeye başlayan Subaru, Crusch’ın Wilhelm’in yardımıyla oturmasını izlerken hemen yanındaki Emiliagillere sitemkâr bir bakış attı.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Yahu, bir tek benim telaş yapmam biraz haksızlık değil mi ama? Ben niye tek başıma böyle kıvranıyorum ki?”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Çünkü Crusch-san adına en çok endişelenen sendin, Subaru. Bu yüzden ilk senin onunla konuşmak isteyeceğini düşünmüştük.”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “Benim şu an burada lafa atlayacak kadar yüksek bir konumum yok. Üstelik bir de Beatrice-chan meselesi vardı.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Beako mu&#8230; Bi’ dakika ya? Beako neden Rem’in kucağında oturuyor ki? Sen az önceye kadar benim dizimde değil miydin sen?”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “Öyleydim ama sen aniden ayağa fırlayınca havaya uçtum, doğrusu! Rem beni ustaca tutmasaydı şu an odanın ortasında kollarımı bacaklarımı açmış yerde yatıyor olacaktım, sanırım!”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Ö-Öyle mi olmuş ya, kusura bakmayıver. Kelimenin tam anlamıyla gözüm hiçbir şeyi görmemişti de&#8230;”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “Bu nasıl bir özür dileme şeklidir, doğrusu!”</p>



<p>Yanaklarını şişiren Beatrice, inat edercesine kollarıyla Rem’e sarıldı. Zaten onu sarmaya dünden razı olan Rem’e onu emanet eden Subaru, gözünün etrafındaki hiçbir şeyi görememiş olması yüzünden bir kez daha mahcup oldu.</p>



<p>Subarugillerin bu atışmalarına Crusch da “Fufu” diyerek gülümsemesini daha da derinleştirdi. Onun bu tepkisine karşılık Emilia ametist gözlerini kısarak&#8230;</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Hasta ziyaretinde olmamıza rağmen bu kadar gürültü yaptığımız için özür dilerim.”</p>



<p><strong>Crusch:</strong> “Hayır, bu hareketliliğinizi sevmiyor değilim. Hem&#8230; haberi alır almaz hiç vakit kaybetmeden beni görmeye gelmeniz&#8230; çok hoşuma gitti.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Oh, bunu duyduğuma sevindim, eh&#8230; ama çok da aşırıya kaçmamalarını sağlayacağım.”</p>



<p>Crusch’ın sağlığını düşünerek en son tam da Emilia’ya yakışır bir cümle eklemişti.</p>



<p>O cümlede büyük bir şefkat ve kelimelerini özenle seçme iradesi parlıyordu, böyle bir anın içinde bile Emilia’nın gözle görülür olgunlaşması hissedilebiliyordu.</p>



<p>Elbette Crusch’ın sözlerini de yüzde yüz ciddiye almak pek doğru olmazdı ama——</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Kendini nasıl hissediyorsun?”</p>



<p><strong>Crusch:</strong> “Çok daha iyiyim. Fiziksel olarak toparlanmam biraz zaman alacak gibi dursa da ciddi bir problemim olduğunu sanmıyorum.”</p>



<p>Crusch böyle diyerek omzuna aldığı şalı düzeltti. Yataktan yeni kalktığı için yüzü hâlâ biraz solgundu ama konuşması gayet akıcıydı ve o keskin zekâsından zerre ödün vermemişti.</p>



<p>Görünüşe bakılırsa yürüyüşünde falan da hiçbir sorun yoktu, sol gözündeki sargı haricinde o kâbus gibi günden kalma hiçbir iz barındırmıyordu. Şimdilik derin bir <em>oh</em> çekebilirlerdi.</p>



<p>Hâlbuki——</p>



<p><strong>Crusch:</strong> “Yataklara düştüğüm süre zarfında olanların hepsinin raporunu aldım&#8230; Priscilla-sama’nın vefat ettiği haberi de dâhil.”</p>



<p>Eğer o parlak zekâsı yerindeyse durumun öyle sadece iyileşmesine sevinip kutlanacak cinsten bir mesele olmadığının Crusch fazlasıyla farkındaydı.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “――――”</p>



<p>Kaçınılmaz bir konu olduğunu bilseler de şu an açmak için fazlasıyla yersiz olduğunu düşündükleri bu meseleyi Crusch’ın bizzat açması üzerine Subarugillerin yüzü gerildi.</p>



<p>Sanki Crusch, “İyileştiğiniz için çok sevindim, Kraliyet Seçimi hakkındaki o derin konuları başka bir zamana saklarız” şeklindeki avutucu, boş lafları hiç istemiyormuş gibiydi.</p>



<p><strong>Crusch:</strong> “Hatırladığım kadarıyla Priscilla-sama’yla doğru düzgün iki laf etme fırsatımız hiç olmamıştı. Ancak onun da kendine has bir inancı olduğu, Pristella’daki savaşa&#8230; ve hatta Kraliyet Seçimi’ne bu uğurda katıldığı su götürmez bir gerçekti. Tam da bu yüzden onun yarım bıraktığı yerden Kraliyet Seçimi’ne devam etmeliyiz.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “&#8230; Evet, ben de seninle tam olarak aynı fikirdeyim. Priscilla için bile olsa öyle boynumuzu büküp karalar bağlamamalıyız diye düşünüyorum.”</p>



<p><strong>Crusch:</strong> “Değil mi?.. Sevindim. Emilia-sama’nın da aynı hisleri paylaşıyor olmasına.”</p>



<p>Başını sallayan Emilia’nın karşısında rahat bir nefes veren Crusch, çay fincanından bir yudum aldı. Dudaklarını ve boğazını ıslattıktan sonra tek kalan kehribar rengi sağ gözüyle onlara dik dik bakarak “Öyleyse” diye devam etti.</p>



<p><strong>Crusch:</strong> “Şu an en çok öncelik vermemiz gereken meselenin Krallığın istikrarı olduğu konusunda hemfikirsinizdir umarım. Kraliyet Seçimi sürecinde, Cadı Tarikatı’nın yaptıkları gerçekten büyük bir trajediydi ama onlara karşı önlem almaya ve başa çıkmaya çok fazla zaman ayırmak, Kraliyet Seçimi’nin asıl amacından sapmak anlamına gelir.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Mhm, bunu da anlıyorum. Kraliyet Seçimi Krallığın geleceğini belirlemek içindir, Cadı Tarikatı’yla hesaplaşmak için değil. Bunu kastediyorsun değil mi?”</p>



<p><strong>Crusch:</strong> “Evet, tam olarak öyle. Şüphesiz ki o mahlûkatlarla uğraşmak, bir yöneticinin ele alması gereken bir meseledir ancak bunu en tepeye koyarsak düşmanlarımızın tam da ekmeğine yağ sürmüş oluruz. Kraliyet Seçimi’nin asıl amacını zihnimizden çıkarmamalıyız.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Eğer öyleyse Felt-chan da şu an Başkentte. Anastasia-san henüz buraya dönememiş galiba ama eğer bu konuyu konuşabileceksek ben seve seve——”</p>



<p>“——Üstelik&#8230;” diyerek Crusch, Emilia’nın lafını kesti ve hafifçe öne doğru eğildi. Emilia bir anlığına boğazına kınından çekilmiş bir kılıç dayanmış gibi hissederek gözlerini hafifçe irileştirdi.</p>



<p>Emilia’nın bu tepkisine aldırmayan Crusch, kehribar gözlerindeki o keskin ışığı daha da alevlendirdi.</p>



<p><strong>Crusch:</strong> “Bilge’nin Kulesi&#8230; Pleiades Gözcü Kulesi’ne giden yolu açmış olduğunuzu duydum. Gerçekten de size yakışır bir başarı, takdir ediyorum. Eğer o kule dedikodulardaki kadar devasa bir güç barındırıyorsa diğer ülkelere karşı da müthiş bir caydırıcılık unsuru olacaktır. Bu gücün nasıl kullanılacağı Bilgeler Konseyi’yle enine boyuna, dikkatlice tartışılmalıdır.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Crusch-san&#8230;”</p>



<p><strong>Crusch:</strong> “Ve asıl can alıcı nokta olan Ejderha Bağı Ritüeli’ne&#8230; Gelecek Kralı seçecek olan oylamaya bir buçuk yıldan az kaldı. Bundan sonra her adayın savunduğu fikirlerin doğruluğu çok daha çetin bir şekilde sorgulanacak. Bugüne kadar olduğundan çok daha fazla, etrafımızdaki insanların yüzüne bakıp onların sesine kulak vermeliyiz.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Bir saniye Crusch-san, bunları elbette seninle konuşacağız. Ama bu kadar acele etmene gerek yok. Şu an——”</p>



<p><strong>Crusch:</strong> “——Ben!”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “——Hık.”</p>



<p>Bir çırpıda sel olup akan Crusch’ın bu sözlerini, Emilia duygu yüklü kelimeleriyle durdurmaya çalıştığı an, misafir odasında o güçlü ses yankılandı.</p>



<p>Crusch’ın elindeki fincan, sertçe çay tabağına çarpıp tiz bir ses çıkardı ve etrafa çay sıçradı. Wilhelm anında müdahale edip Crusch’ın elini çekti, dökülen çayla ıslanan sahibinin eline bir mendil örtüp fincanı hemen oradan uzaklaştırdı.</p>



<p>Bu esnada Wilhelm’in müdahalelerine tepkisiz kalan Crusch, gözlerini bir an olsun Subarugillerden ayırmadı.</p>



<p>Gözlerini hiç kırpmadan, o ince dudaklarını titreterek&#8230;</p>



<p><strong>Crusch:</strong> “Yanlış mı düşünüyorum?..”</p>



<p><strong>Emilia: </strong>“――――”</p>



<p>Az öncesine kadar o son derece kendinden emin ve zeki konuşma tarzı paramparça olmuş, sorduğu soruya gözyaşları karışmıştı.</p>



<p>Aslında Crusch’ın gözlerinde zerre gözyaşı yoktu. Ama sesi ağlıyordu. Aklıyla duyguları arasındaki bu muazzam tezat, Subaru’nun göğsüne bıçak gibi saplandı.</p>



<p>Biliyordu, Crusch her şeyin farkındaydı.</p>



<p>O son derece zekiydi, emsalsiz bir öngörüye sahipti, onca sorumluluk ve zorlukla başa çıkmıştı; bu yüzden Subarugillerin kelimelerini özenle seçmesi de seçememesi de bir şeyi değiştirmeyecekti.</p>



<p>Hayata döndürülüş şeklinin, hedeflediği o Kraliyet makamına asla yakışmadığını çok iyi biliyordu.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Böyle… saçma şey mi olur lan.”</p>



<p>Kendi içinde doğan bu kesin kanaat karşısında, Subaru dişlerini gıcırdattı.</p>



<p>Saçmalıktan, tek kelimeyle aptallıktan başka bir şey değildi bu. Hayata döndürülüş şekli kötüymüş, ne olmuş yani, Crusch şu an hâlâ Şehvet’in o tiksinç kötülüğünün acısını çekse daha mı iyiydi sanki?</p>



<p>Böyle saçma iş mi olurdu? Crusch gibi muazzam bir insanın, Cadı Tarikatı gibi aşağılık şerefsizlerin yaptıkları yüzünden hem hayalleri hem de idealleri neden ellerinden alınıyordu ki?</p>



<p>Tamamen haksız bir acıydı bu. Yaşamasını gerektirecek hiçbir sebep barındırmayan safi bir haksızlıktı.</p>



<p>Ee ne olmuş bu durumdan birinin merhametiyle kurtulmuşsa? Kurtardığın için teşekkürler. Bu minnettarlığı unutmadan, bundan sonra da elimden gelenin en iyisini yapacağım—— dese yetmez miydi sanki?</p>



<p><strong>Subaru: </strong>“——Yanlış falan düşünmüyorsun.”</p>



<p>Göğsünde tarif edilemez bir öfkeyle birlikte fokurdayan duygular vardı.</p>



<p>O duyguların itici gücüyle, Subaru farkına bile varmadan yine ayağa fırlamış ve ortadaki alçak sehpanın üzerinden Crusch’ın elini sımsıkı kavramıştı.</p>



<p>Mendilin düştüğü, Crusch’ın o bembeyaz parmaklarında o iğrenç siyah lekelerden eser yoktu. Bu, kimsenin kirletmeye zerre hakkı olmadığı, Crusch’ın kendi öz eliydi.</p>



<p><strong>Crusch:</strong> “Subaru… sama.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Yanlış falan düşünmüyorsun. Ne yanlışı ya. Kraliyet Seçimi’ni, hakkını vererek yapacağız. Oturup konuşacağız, enine boyuna düşüneceğiz, dişe diş yarışacağız hepimiz. Ben her şeyi yapmaya hazırım.”</p>



<p>Yine mi boyundan büyük laflar ediyorsun diye azarlanmayı, fırça yemeyi göze alarak söylemişti bunları.</p>



<p>Düşman cephesiydi orası. Crusch gibi dişli bir rakibin Kraliyet Seçimi’nden elenip aradan çekilmesi Emilia için harika olurdu diye düşünürdü dışarıdan bakan herkes.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Ama bu öyle bir şey değil. En azından bizim için öyle değil. Hepimizin inandığı adayı Kral yapmak için canını dişine taktığı bu Kraliyet Seçimi’nin sonucu böyle belirlenmemeli.”</p>



<p><strong>Crusch:</strong> “――――”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “O yüzden Crusch-san, sen kesinlikle yanlış düşünmüyorsun.”</p>



<p>Cümleleri gerçekten o mantığa, “o yüzden”e bağlayabilmiş miydi ondan bile tam emin değildi.</p>



<p>Fakat Subaru’nun o duygusal taşkınlığı karşısında Crusch bir an afallasa da içindeki o gerilmiş yay gevşemişçesine derin bir nefes verdi.</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Ama aşk olsun Subaru, birden öyle atladın ki benim söyleyeceklerimin hepsini ağzımdan aldın. Mızıkçılık ya bu.”</p>



<p>Crusch’ın etrafındaki o havanın yumuşadığını fark etmiş olmalı ki koltukta oturan Emilia dudaklarını büzüp Subaru’nun bu çıkışına tatlı mı tatlı sitem ediverdi.</p>



<p>O an, gaza gelip tek başına heyecanlandığını fark eden Subaru’nun kulakları bile kızardı.</p>



<p>Ardından “eyvahlar olsun” diyerek alelacele eski yerine dönmeye çalışırken——</p>



<p><strong>Crusch:</strong> “&#8230; Subaru-sama, eliniz&#8230;”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Eh? Elim mi?”</p>



<p>Bunun üzerine Subaru, az önce Crusch’ın ellerini kavradığı kendi ellerine baktı.</p>



<p>Acaba kadının ellerini izinsizce tuttuğu için kaba davranmakla mı suçlanıyorum diye düşünse de durum öyle değildi. Crusch’ın kehribar rengi gözlerinin takıldığı yer Subaru’nun bu kabalığı değildi.</p>



<p><strong>Crusch:</strong> “Subaru-sama, elleriniz diyorum. Tıpkı benim vücudum gibi olmuştu&#8230; Yoksa sizin elleriniz de mi İlahi Ejderha Kilisesi’nin gücüyle?..”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Ah, yoo, bu daha çok böyle kaba kuvvetle falan filan <em>bum</em> diye patladıktan sonra oldu, gerçi tam olarak nasıl olduğunu ben de bilmiyorum o yüzden düşününce aslında epey ürpertici bir hikâye.”</p>



<p>Aslında Subaru’nun elleri şu an eski ten rengini geri kazanmış, kendi derisine kavuşmuş olsa da bu hâle gelene kadar yaşadıkları oldukça vahşetti, kimseye önerebileceği bir yöntem değildi.</p>



<p>Açıkçası, elleri cayır cayır yanıp havaya uçmuş ve sonra yeniden çıkmıştı. ——Şu an bacağı da aynı durumdaydı gerçi ancak onu da yakıp havaya uçurduktan sonra geri çıkıp çıkmayacağını test etmeye pek hevesli değildi.</p>



<p><strong>Crusch:</strong> “——lık bu.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “――――”</p>



<p>Ellerini açıp kaparken o aşırı radikal tedavi yöntemini aklından geçiren Subaru, aniden çok cılız bir fısıltı duyar gibi olup nefesini tuttu.</p>



<p>Gözlerini kırpıştırıp tam karşısındaki Crusch’a baktı. Yok artık, olamaz dercesine.</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Crusch-san, önce güzelce dinlen ve gücünü topla. Sonrasında ben de aynen Subaru’nun dediği gibi elimden ne geliyorsa yapacağım.”</p>



<p><strong>Crusch:</strong> “&#8230;Teşekkür ederim. Ama ya sonra pişman olursanız?”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Şu anki ben eskisine göre hangi pişmanlıkları göze alabileceğimi, hangilerini alamayacağımı çok iyi ayırt edebiliyor.”</p>



<p>Ne var ki Subaru’nun içine doğan o tuhaflık ve şüphe hissi, kafasının hemen üzerinden geçen Emilia ve Crusch arasındaki tam da Kraliyet Seçimi adaylarına yakışır o diyalog yüzünden dağılıp gitti.</p>



<p>Aslında Subaru ve Emilia’nın bu teklifinin düşmana cankurtaran simidi atmaktan zerre farkı yoktu ancak bundan kaçıp Crusch’ı o şekilde mağlup etseler bile buna yürekten sevinmeleri asla mümkün değildi.</p>



<p>Bu yüzden bu teklif ve kararlılık gösterisi tamamen Emilia cephesinin kendi istekleri doğrultusundaydı.</p>



<p><strong>Crusch:</strong> “——Fuuh.”</p>



<p>Bu sohbetin ardından, Crusch yorgunluğunu belli eden bir iç çekti.</p>



<p>Hem yataktan yeni kalkmış olup vücudu tam toparlanmamıştı hem de çok fazla duygusal anlar yaşanmıştı. Crusch’ın fiziksel durumu göz önüne alındığında bu kadarı bile oldukça uzun sürmüştü.</p>



<p><strong>Rem:</strong> “Artık müsaade isteyelim bence. Emilia-san.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Haklısın. Cidden çok yorgun ve zor bir anında olmana rağmen bizi kabul ettiğin için teşekkür ederiz.”</p>



<p><strong>Crusch:</strong> “Hayır, asıl sizi doğru düzgün ağırlayamadığım için ben özür dilerim. Wilhelm, misafirlerimizi yolcu eder misin?”</p>



<p>Rem’in uyarısıyla ziyareti sonlandırmak üzere toparlanan Emilia’nın karşısında, Crusch gülümseyerek yanındaki Wilhelm’den rica etti. Eğilerek bu görevi üstlenen Wilhelm’le birlikte Subarugiller ayaklanırken Crusch da onları yolcu etmek için ayağa kalktı.</p>



<p>Ve ardından——</p>



<p><strong>Crusch:</strong> “Bugün için gerçekten çok teşekkür ederim. Sizinle görüştüğüme çok sevindim.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “――――”</p>



<p>Kapıya kadar eşlik edemediği için affını dileyerek veda eden Crusch böylece onlara karşı konuştu.</p>



<p>O bir saniyede Subaru anlık duraksadı ve bir şey söyleyip söylememek arasında gidip geldi——</p>



<p><strong>Wilhelm:</strong> “——Subaru-dono, size yol göstereyim.”</p>



<p>O gerginliği sezmişçesine araya giren Wilhelm, Subaru’nun sözünü kesti.<br><br><br><br><strong>Wilhelm:</strong> “Az önceki kabalığım için beni bağışlayın.”</p>



<p>Misafir odasından çıkıp konağın girişine doğru ilerledikleri o koridorda, en önden yürüyen Wilhelm sessizliği bozdu. Beatrice’in elinden tutan Subaru ise gözlerini kocaman açarak, “Biliyordum” diye içinden geçirdi.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Sonda sözümü kestiğini fark ettim&#8230; Ama orada tam olarak ne diyeceğimi ben bile tam kestirebilmiş değildim.”</p>



<p><strong>Wilhelm:</strong> “Buna rağmen misafirimizin sözünü kesmek gibi büyük bir hadsizlik ettim. Tüm niyetim Crusch-sama’nın esenliğini korumaktı ancak bu kaba davranışım için sizden özür dilerim.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “&#8230; Wilhelm-san, siz de fark ettiniz değil mi? Crusch-san’ın&#8230; o hâlini.”</p>



<p><strong>Wilhelm:</strong> “Hiç şüphesiz kendisini tam anlamıyla toparlamaktan çok uzak, bir süre daha istirahat etmesi gerekiyor. Ama böylece hem bedeni hem de ruhu iyileşse dahi&#8230;”</p>



<p>Gözlerini kaçıran Wilhelm cümlenin sonunu getirmedi. Fakat onun söylemediği o kısmı, Subaru gayet iyi biliyordu.</p>



<p>Bile isteye, kimse o odada bunu açıkça dile getirmemişti. Ancak tüm bu acıyı en derinden, en iliklerine kadar hisseden bizzat Crusch’ın ta kendisi olduğu için o yakıcı hisler öyle dışarı taşmıştı.</p>



<p>Üstelik——</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Ferris de kahroluyordur şimdi. Şu an Crusch-san’ın en çok yanında olmak ona en büyük desteği vermek istediği anken bedenini ayağa kaldıramaması&#8230;”</p>



<p>Yeni çıktıkları misafir odasına kaçamak bir bakış atan Emilia da endişeyle mırıldandı. Emilia’nın bu sözleri üzerine, önde yürüyen Wilhelm’in boğazından hafif bir ses koptu.</p>



<p>Ardından hiç adımını yavaşlatmadan, “Emilia-sama” diye fısıldadı son derece gizemli bir ses tonuyla.</p>



<p><strong>Wilhelm:</strong> “Az önce, size yalan söyledim.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Eh? Yalan mı?”</p>



<p><strong>Wilhelm:</strong> “Evet. ——Ferris hakkında.”</p>



<p>Duydukları bu itiraf ve isim karşısında Subarugiller şaşkınlıkla birbirlerine baktılar.</p>



<p>Ferris hakkında bir yalan söylemişti Wilhelm. Demin anlattıklarına göre Ferris yataklara düşmüş, dinleniyor olmalıydı oysaki——</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Bir saniye, bunda bir tuhaflık var. Ferris dediğimiz kişi zaten öyle kolay kolay hastalanacak birisi değil ki?”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “Yine de&#8230; O bir Reinhard-san değil sonuçta.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Elbette Reinhard başlı başına bir ucube ama Ferris de o anlamda tam bir ucube sayılır.”</p>



<p>Ejder arabasını kucaklayıp göklere zıplayabilen o dünya harikası Reinhard’ı bir kenara bırakırsak Ferris bir şifacıydı—— hem de krallığın en iyisi kabul edilen Mavi ünvanının bizzat sahibiydi.</p>



<p>Subaru, geçmişte Ferris’in Cadı Tarikatı militanlarının intihar saldırısında ejder arabasının paramparça olduğu o cehennemden burnu bile kanamadan, sapa sağlam döndüğüne kendi gözleriyle şahit olmuştu.</p>



<p>Çizgi romanlarda ve animelerde sıkça gördüğümüz o meşhur, ölümsüz süper şifacıydı Ferris.</p>



<p>Tabii, manası tükenmiş olabilirdi ya da varını yoğunu Crusch için harcamış olabilirdi, bu yüzden o zamanki durumun aynısının geçerli olduğunu kesin bir dille iddia edemezdi ama&#8230;</p>



<p><strong>Wilhelm:</strong> “Subaru-dono’nun da isabetli tespiti üzere, Ferris yataklara düşmüş falan değil. O, an itibariyle bu konakta bile bulunmuyor.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Konakta değil mi? Yani, o zaman&#8230;”</p>



<p><strong>Wilhelm:</strong> “——Kraliyet Mezarlığı’na gidin&#8230; lütfen.”</p>



<p>Akıllarında ansızın beliren bu soruya doğrudan cevap vermeyen Wilhelm, sadece o mekânın adını zikrederek Subarugilleri konağın kapısına kadar geçirdi.</p>



<p>Kraliyet Mezarlığı—— ismini duymak bile oraya hangi amaçla gidildiğini bariz şekilde belli ediyordu.</p>



<p>Ancak Wilhelm’in onlara o mekânın adını vermesinin ardındaki asıl niyeti——</p>



<p><strong>Wilhelm:</strong> “Ne kadar utanç verici olursa olsun, ben Crusch-sama’nın emrine amade olan bir kılıcım. Efendimin iradesine karşı gelip kendi başıma buyruk hareket edemem. ——O yüzden lütfen, yalvarırım, oraya gidip onu dinleyin.”</p>



<p>Wilhelm saygıyla yerlere kadar eğilerek Subarugilleri uğurladı.</p>



<p>Kırışıklarla dolu yüzüne kazınan o ızdırap; Kılıç İblisi için bile, kılıcıyla çözemeyeceği bir dert ama ne kadar sancılı olursa olsun yine de çözülmesini umut ettiği koca bir yalvarıştı.</p>



<p class="has-text-align-center">△▼△▼△▼△</p>



<p>——Kraliyet Mezarlığı, Başkent Lugunica’nın Soylular Mahallesi’nin en ücra en derin noktasında konumlanmıştı.</p>



<p>İsminden ve isminin zihinde yarattığı o kelimelerden de anlaşılacağı üzere bu mekân, ölülere saygı duruşu niteliğinde dikilmiş onca mezar taşının sıra sıra dizildiği, huzur bulmaları dilenen ruhların uyuduğu bir yuvaydı.</p>



<p><strong>Rem:</strong> “Beyaz Balina avı olmuştu, değil mi? İşte o savaşta yer alıp can verenlerin mezarları da buradaymış.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Öyle mi?.. Buraya bir kez olsun gelmemekle çok vicdansızlık etmişim ya. Bugün elimde çiçek falan da yok, bir dahakine hazırlıklı gelmem lazım o hâlde.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Haklısın. Onlara bol bol teşekkür edip huzur bulmaları için dua etmeliyiz.”</p>



<p>Üzerinde tek bir pas lekesi dahi bulunmayan o kara demir kapıdan girdiklerinde, karşılarına geometrik desenlerle döşenmiş taş yollar ve bu yolu iki koldan saran mezar taşı sıraları çıktı—— buraya dikilen mezar taşlarının hiçbirine sıradan bir taş parçası demek mümkün değildi.</p>



<p>Bazılarının zirvesinde ölünün yaşarkenki kahramanlıklarını sergileyen Şövalye heykelleri dikiliyken bazılarıysa ailenin köklü tarihini yansıtan ince ince işlenmiş, küçük bir tapınağı andıran yapılar şeklindeydi. Aile armalarının kazındığı sancaklar rüzgârla dalgalanırken ziyaretçilerin bıraktığı rengârenk çiçek buketleri bu gri taştan dünyaya renk katan tek canlılık belirtisiydi.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Doğru ya, soylu dediğin adamın mezar taşı bile gösterişli olur&#8230; Bu abartılı süsleri saymazsak yabancı filmlerde ya da dizilerde gördüğüm mezarlık havasına epey benziyor aslında.”</p>



<p>Kusursuzca biçilmiş çimler ve o taş yürüyüş yolu tatlı bir tepenin çevresine yayılıyordu. Subaru’nun görmeye alışık olduğu o geleneksel Japon tarzı mezar taşları, tahta levhalar veya Şinto tapınakları falan yoktu; sadece iç ürperten yalnız, soğuk bir rüzgârın estiği ferah bir mekândı.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Sahi, bugüne kadar hiç üstüne düşmemiştim ama&#8230; Burada ölenleri yakıyorlar mı? Yoksa gömüyorlar mı?”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “Temelde yakılır, sanırım. Canlılar can verdiğinde o bedenden ruhları&#8230; yani Od’ları çekip gider, sanırım. Od’u uçup gitmiş bir bedense sadece çürüyüp dağılmaya mahkûm bir et yığınından ibaret olur ve bakması hiç de iç açıcı değildir, doğrusu. Bu yüzden beden o hâle gelmeden önce, tıpkı Od gibi artık vazifesini tamamladığını ona da göstermek gerekir, sanırım.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Anladım, yani salgın hastalık falan yayılmasından değil de tamamen yaradılış mantığından dolayı bunu yapıyorlar.”</p>



<p>Sorularını şıp diye cevaplayan Beatrice sayesinde bu işleyiş tam anlamıyla aklına yatmıştı.</p>



<p>Demek ki Vollachia’da yaşanan Büyük Felaket sırasında dirilip geri dönen o yığınla zombinin bedenlerinin çürümemiş, elleri kolları kopmuş iğrenç bir hâlde olmamasının sebebi buydu. O vakalar söz konusu olduğunda diriliş için kullanılan ruhların silüetleri baz alınarak toprakla yeni baştan bedenler inşa ediliyordu.</p>



<p>Bu sayede o zombiler, yaşarkenki hâllerinin aynısıyla bu dünyaya geri dönebilmişlerdi.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “O zaman bu ruhların göçüp gittiği yer&#8230; Od Lagna’nın Beşiği falan dedikleri o yer, epey kıymetli bir mekân olsa gerek. Hani, Sanzu Nehri gibi, zamanın bittiği yerimsi bir şey.”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “Durdun durdun da birden neden böyle ürpertici laflar geveliyorsun, doğrusu. Od Lagna’nın Beşiği’ni şakasına bile olsa bunu ağzına almamalısın, sanırım. Yanlışlıkla onunla göz göze gelecek olursan aklını yitireceğin söylenir durur, doğrusu.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Yok ya, şaka falan yapmıyorum, cidden&#8230; Gerçi onu da Rui kendi kafasından uydurmuştu, o yüzden ne kadar inanılır orası tartışılır.”</p>



<p>Yüzünü buruşturan Beatrice tarafından fırça yiyen Subaru, iyi ya da kötü oldukça yoğun dakikalar geçirdiği o bembeyaz mekânı anımsadı.</p>



<p>O mekâna Anılar Koridoru falan demişti Rui Arneb denen o yerin kapı bekçisi de o kızdı ancak gerçekten de öyle bir yer olma ihtimali bulunsa da oranın ne olduğu aslen muammaydı. Rui’nin kendi bilinci de bir yerlerde yitip gittiğinden ve Spica olarak yeniden doğduğundan ötürü şu an bunu teyit edecek hiçbir yol yoktu.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “İllaki bir yol bulacaksak yine Reid’in Kitabı tarzı bir şey bulup aklımı kaçırmayı göze alarak içine bakmam gerekecek ama&#8230;”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “——Şey, bölüyorum ama bana da bir baksanız?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Eh?”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “Buraya birini aramaya gelmiştik, değil mi? Ferris-san’dı, değil mi adı?”</p>



<p>Çekiştirilmesiyle arkasını dönen Subaru’ya Rem böylece soruverdi.</p>



<p>Gözlerinde kocaman soru işaretleri barındıran Rem, doğal olarak Ferris denen kişinin kim olduğunu dahi bilmiyordu. Hâl böyleyken kalkıp bir de mezarlığa sürüklenmişti, ne yapacağını bilemeyip öyle boş boş beklemiş olması son derece anlaşılırdı.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Aa, pardon pardon! Şey, şimdi arayacağımız kişi, böyle kedi kulakları olan, cıvıl cıvıl, enerji dolu biri. Üstelik bir de kuyruğu var, acayip şirin biri o yüzden gördüğün an anlarsın bence.”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “&#8230;Biraz daha işime yarar cinsten bilgiler alabilir miyim acaba?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Yoo, bence gayet sağlam ipuçları verdim ama&#8230; Ah, şirin dediysem Beako tarzı bir şirinlik değil bu, daha çok Petra veya Meili tarzı bir tatlılık diyeyim. Boyu da aşağı yukarı benimle aynı.”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “Anlıyorum, bu gerçekten de şirinliğin apayrı bir boyutuymuş o zaman.”</p>



<p>Subaru’nun havaya kaldırıp kendi suratının hizasına getirdiği Beatrice’in yüzünü iyice süzen Rem, Subaru’nun bu betimlemesini kafasına oturtmuşçasına başını salladı. Konunun asıl muhatabı Beatrice’se bu kabulleniş karşısında yüzünü daha da ekşitmişti ama kendisinin ne tür bir şirinliği olduğundan bu kadar bihaber oluşu bile onun ayrı bir cazibesi sayılırdı.</p>



<p>Zaten şirinlik dediğimiz şey uçsuz bucaksız bir kavramdı, tatlıya kaçan bir güzellik de olabilirdi güzele kaçan bir tatlılık da. Yine de Ferris’in özelliklerini ona bir şekilde aktarabilmiş olsalar da——</p>



<p><strong>Emilia: </strong>“Wilhelm-san’ın o tavırları ne anlama geliyordu acaba. Endişelenmedim değil.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “——Onun nerede olduğunu bilip buna rağmen bizim onunla konuşmamızı istemesi de&#8230; garip.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Mhm, haklısın. Bize danışmaları da bize bel bağlamaları da mutluluk verici elbette ancak gerek Crusch-san gerekse Wilhelm-san’ın kendilerinin o kırılgan yanlarını dışarı vurmaktan pek hoşlanmadıklarını düşünüyordum hep.”</p>



<p>Emilia’nın bu tespiti, Subaru’ya da oldukça mantıklı geliyordu.</p>



<p>Anlaşılan Crusch cephesinde birtakım sorunlar patlak vermişti ve bu sorunları çözmek için Wilhelm kendi başına hamle yapabilecek bir konumda değildi.</p>



<p>Bu sorunun fitilini ateşleyebilecek şeyin ne olduğunu tabii ki Subaru’nun kendisi de tahmin ediyordu. Ama o ateş yanmış olsa bile, Crusch cephesinin o sarsılmaz bağları epey kuvvetliydi. Diğer Kraliyet Seçimi adaylarıyla kıyaslandığında bile en köklü ve en sağlam bağlar onlara aitti.</p>



<p>İçlerindeki o yoğun hisler, Crusch Anılarını yitirmiş olsa bile asla solup gitmemişti—— en azından Subaru öyle hissediyor, buna inanıyordu.</p>



<p>Ne var ki——</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “――――”</p>



<p>Sabit bakışlarını kendi sağ eline diken Subaru, avcunun içindeki o hayat çizgisine kilitlendi. Zihninde şimşek gibi çakan tek bir anı vardı: O da kaba bir tavırla Crusch’ın ellerine sarıldığı ve kadının onun ellerine baktığı o andı.</p>



<p>Kadın onun ellerindeki o siyah lanet izlerinin yok olduğunu görünce bunun İlahi Ejderha Kilisesi’nin o Kutsal Ayini sayesinde olmadığını duyduğunda——</p>



<p><strong><em>Crusch:</em></strong><em> “——Haksızlık bu.”</em></p>



<p>İşte böylece, duyulmayacak kadar zayıf bir fısıltıyla o kelimeyi döküvermişti dudaklarından.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Yanlış falan duymadım, eminim&#8230;”</p>



<p>Yanlış duymuş olmayı her şeyden çok isterdi ama öyle işine geldiği gibi duyan kulaklara da kendini böyle kandıracak bir egoya da sahip değildi Subaru. O duyduğu şey şüphesiz Crusch’ın kendi dudaklarından sızan, kapkaranlık itirafın ta kendisiydi.</p>



<p>Dürüst olmak gerekirse büyük bir şok yaşamıştı. Ancak Crusch’ın bunu ağzına almasına bile katlanamıyorsa buna düpedüz küstahlık denirdi. Her şeyden önemlisi, Subaru Crusch’ın bunu neden söylediğini kemiklerine kadar çok iyi anlıyordu.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “&#8230;Bu meseleyi Crusch-san’la kesinlikle konuşamam.”</p>



<p>Tam olayların odağındaki kişiydi, vücudu daha yeni toparlanmışken ruhunda kapanmaz yaralar açılma ihtimalini omuzlamış bir Crusch’tı o. Ona bunu yüzüne baka baka soramazken kalkıp da onun Şövalyesi olan Ferris’e bunu sormak ne kadar mantıklıydı, orasından hiç emin değildi.</p>



<p>Ancak hiçbir şey yapmadan, tıpış tıpış dostlarının yanına dönse bile aklında asla bitmeyecek cevapsız sorularla baş başa kalacağını da çok iyi biliyordu.</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Hımm, Ferris görünürlerde yok cidden.”</p>



<p>Böyle düşüncelere dalmışken bir de baktılar ki mezarlığı boydan boya turlamışlardı çoktan.</p>



<p>Aslında hiç de küçük bir yer değildi burası ancak Soylular Mahallesi’nde bulunduğundan, burada yatanların çoğu Krallık uğruna canını dişine takmış, omuzlarında koca yükler taşımış insanlardı ve ölümden sonra gördükleri saygı da bir o kadar fazlaydı. Mezarlığın derinlerine doğru ilerledikçe her bir Anıt Mezarı daha ihtişamlı ve daha büyük bir hâl alıyor, hâliyle etraftaki o bir avuç ziyaretçiyi ayırt etmek çok daha kolaylaşıyordu; yani Ferris’i gözden kaçırmış olmaları pek de olası değildi.</p>



<p>En azından kimin mezarına geldiğini bilselerdi işleri çok daha kolay olurdu.</p>



<p><strong>Rem:</strong> “Şöyle bir dolandık ama bana anlattığınız özelliklerde bir kadına hiç rastlayamadım.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Teknik olarak bir kadın sayılmaz ama&#8230; Neyse, gerçi dış görünüşüyle bir alakası yok, orasını boş ver.”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “?.. Gözden kaçırdığımız tek dikkat çekici yer şu bina kaldı sanırım.”</p>



<p>Subaru’nun o eksik açıklamasına gözlerini kısan Rem, parmağıyla geniş araziye nizamla dizilmiş anıtların tam ortasındaki tepeye kondurulmuş o devasa bembeyaz binayı işaret etti—— namıdiğer Anıt Mezarı’nı.</p>



<p>Muazzam ve kutsal bir atmosfere bürünmüş bu yapı, etrafını saran o mezar taşı ordusunu sanki efendisine sadakat yemini etmiş kullar misali etrafında toplamış görüntüsüyle buranın seçilmişlere bahşedilmiş dinlenme yeri olduğunu bas bas bağırıyordu.</p>



<p>Burası Kraliyet Mezarlığı’ysa ve burası da içlerindeki o elit tabakanın ebedî uykusuna daldığı yuvaysa——</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “——Anlaşılan Kraliyet Soyu’ndan gelenlerin yattığı Anıt Mezarı burası.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Yani, vefat eden Kraliyet Ailesi mensupları hep bunun içinde mi&#8230;”</p>



<p>Kraliyet Seçimi’nin başlamasına neden olan o vahim olayın asıl kurbanları; köklü Lugunica Krallığı’nın o asil kanını bugüne dek taşımış, omuzlarında devasa yüklerle ansızın göçüp giden Kraliyet Ailesi mensupları yatıyordu orada.</p>



<p>İşte böyle yüce insanların dinlendiği yerin önünde dikilen Subaru bir şeyi aniden fark etti. ——Burada esen o ağır hava, bir nevi Başkentin ta kendisiydi. Yaşayanlar için otoritenin sembolü nasıl ki Kraliyet Sarayı’ysa ölüler için de bu Anıt Mezarı tıpatıp aynı şeydi——</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “&#8230;Koskoca Kralların mezarlarını öyle elini kolunu sallaya sallaya ziyaret edemezsin herhâlde, değil mi?”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “Düz mantıkla düşünürsek Kraliyet Ailesi’nin Anıt Mezarı’nın kuş uçurtulmayan bir güvenliği olması gerekir, sanırım. Güç sahibi kimselerin küllerini alıp büyüyle lanetlemek isteyenlerin sayısı azımsanacak gibi değildir, doğrusu. Ne acınası bir durum, sanırım.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Ama içeride biri var mı diye sadece bir sorabilseydik&#8230; Aa, tam üstüne bastık.”</p>



<p>Bakmadıkları tek yer Anıt Mezarı olsa da öyle paldır küldür girilecek bir yer değildi burası.</p>



<p>Doğal olarak Ferris’in burada olma ihtimali de oldukça düşüktü, yine de Wilhelm’e söz vermişken öyle eli boş dönmeyi de hiç istemiyordu.</p>



<p>Tam o sırada Emilia parmağıyla Anıt Mezarı’nın girişini işaret etti. Baktıklarında gerçekten de Emilia’nın dediği gibi, tam o an binanın içinden bir silüet belirmişti.</p>



<p>İncecik belli, koyu lacivert bir frak giyinmişti. Arkası dönükken bile o zarif ve estetik duruşu, Anıt Mezarı’na duyduğu saygıyı ve hassasiyeti sonuna kadar hissettiriyordu.</p>



<p>Madem Kraliyet Ailesi’nin Anıt Mezarı’na öyle rahatça girip çıkabiliyor, herhâlde bu mezarlığın ya da anıtın yetkilisidir diye düşünen Subaru, koşa koşa giden Emilia’nın peşine takıldı.</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Pardon, bir saniye bakabilir misiniz? Az önce çıktığınız o binanın içinde, bizim aradığımız birinin olup olmadığını soracaktım da.”</p>



<p>Yanına varan Emilia zerre çekinmeden doğrudan söze girdi. Bu kadar cesurca yaklaşması karşı tarafı tedirgin edebilirdi ancak nasılsa mezarlığın girişinde muhafızlar vardı ve içeri girerken de kimlik kontrolünden geçmişlerdi, yani içeride şüpheli kimsenin olmadığı kesindi.</p>



<p>Ne olur bizim niyetimizi doğru anlasın diye dua eden Subaru——</p>



<p><strong>???:</strong> “——Emilia-sama?”</p>



<p>Frak giyinmiş kişi, sesi şaşkınlıkla titremiş bir hâlde arkasını dönüp Emilia’ya baktı. Onun yüzünü gören Emilia’ysa şokla kalakalmıştı.</p>



<p>Ardından Subarugiller de taş kesilen Emilia’nın omzunun üzerinden o kişiyi gördüler.</p>



<p>Karşılarındaki o kişi——</p>



<p><strong>???:</strong> “&#8230;Fena bir anda yakalandım desene. Wil-jii yolladı değil mi sizi?”</p>



<p>Dudaklarında bezginlikle kendine acıma karışımı o hafif, acı tebessümle konuşan Ferris; o ince bedenini bariz bir erkek frakının içine sıkıştırmış, Subarugillere omuz silkiyordu.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1605" height="2048" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-15.png" alt="" class="wp-image-6770" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-15.png 1605w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-15-1567x2000.png 1567w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-15-784x1000.png 784w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-15-768x980.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-15-1204x1536.png 1204w" sizes="auto, (max-width: 1605px) 100vw, 1605px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/8_humi/status/2025140166659375213?s=20  https://x.com/TurkmenianEOwl/status/2025591519995211869?s=20  https://x.com/_kano_neko/status/2029944222682636464?s=20  https://x.com/poppokopopop/status/2030608148554551561">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p><strong>Subaru:</strong> “――――”</p>



<p>Anıt Mezarı’na arkasına almış Ferris’in bu görüntüsü karşısında Subaru’nun resmen nutku tutulmuştu.</p>



<p>Elbette geçmişte de Ferris’in böyle bir kılığa büründüğü—— örneğin Kraliyet Muhafızı üniforması giyerek tam bir erkek kılığına girdiği anlar olmuştu. Ama sonuçta o şövalyelerin resmî üniformasıydı ve o zamanlarda bile Ferris bunu kendi tarzında, kendine has bir estetikle harmanlıyordu.</p>



<p>Ancak şu an gözlerinin önünde frak giymiş bu adamda ne bir estetik kaygısı ne de kendine has bir tarz vardı.</p>



<p>Bunun tek bir anlamı vardı——</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “&#8230; Ferris, ne… oldu sana?”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Yapmayın öyle, dünyanın sonu gelmiş gibi bakıp durmayın ya. İnanın Subaru-kun, sizle alakası zerre olmayan önemsiz bir meseleden ötürü. Sadece——”</p>



<p>Kaşlarını aşağı indirip o acı tebessümle kafasını hafifçe yana eğecekmiş gibi yaptı Ferris—— ama yapmadı. Sanki bu eylemi, eski hâline, o kendine has şirin tavırlarına tamamen veda ettiğinin bir kanıtıydı.</p>



<p>O sarsıcı gerçeği gram saklamadan, lafına şöyle devam etti Ferris:</p>



<p>Dediği şey de——</p>



<p><strong>Felix:</strong> “——Sadece&#8230; Crusch-sama’nın Şövalyeliğinden azledildim, o kadar. O yüzden Ferri-chan devri kapandı. Ve artık, Felix Argyle’a geri döndüm.”</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1000" height="710" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-14.png" alt="" class="wp-image-6769" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-14.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-14-768x545.png 768w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></figure>
</div>


<p class="has-text-align-center">△ △ △ △ △ △ △</p>



<p>#Maalesef ki serimizdeki tek femboyumuzu da kaybettik dostlar&#8230; Fakat sonuca bakacak olursak azledilmesi büyük olay. Crusch artık tek şövalyesi Wilhelm-jii kalmış oldu. Bundan sonraki süreçte Ferris herhangi bir adayı destekleyecek mi veya tamamen kendi hayatına mı odaklanacak, gibi sorular kalıyor. Sonraki bölümlerde detaylandırması dileğiyle görüşmek üzere!</p>



<p>#Ayrıca, Kısım 10’un Light Novel’ına özel yapılan prolog kısmını da tarafımızca çevirdik. Kısım 10 sayfasından veya Bölüm Seçme kısmından onu da okumanızı şiddetle tavsiye ederim çünkü DEHŞET olaylara zemin hazırlıyor.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>



<div class="wp-block-columns is-not-stacked-on-mobile is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-9d6595d7 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow"></div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow"></div>
</div>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-8-kararin-bedeli/">Kısım X, Bölüm 8 – “Kararın Bedeli”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-8-kararin-bedeli/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kısım X, Bölüm 9 – “Sulu Göz”</title>
		<link>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-9-sulu-goz/</link>
					<comments>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-9-sulu-goz/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bertiel]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 15:26:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ana Hikâye]]></category>
		<category><![CDATA[Kısım 10]]></category>
		<category><![CDATA[Beatrice]]></category>
		<category><![CDATA[Emilia]]></category>
		<category><![CDATA[Felix Argyle]]></category>
		<category><![CDATA[Natsuki Subaru]]></category>
		<category><![CDATA[Rem]]></category>
		<category><![CDATA[Russell Fellow]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.rezeroturkce.com/?p=6985</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-9-sulu-goz/">Kısım X, Bölüm 9 – “Sulu Göz”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<p>※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ Çevirmen: Bertiel Ek Düzenleme: Qua Redaktör: akari Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-9-sulu-goz/">Kısım X, Bölüm 9 – “Sulu Göz”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-9-sulu-goz/">Kısım X, Bölüm 9 – “Sulu Göz”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1026" height="2048" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-16.png" alt="" class="wp-image-6771" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-16.png 1026w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-16-1002x2000.png 1002w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-16-501x1000.png 501w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-16-768x1533.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/resim-16-770x1536.png 770w" sizes="auto, (max-width: 1026px) 100vw, 1026px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/8_humi/status/2025140166659375213?s=20  https://x.com/TurkmenianEOwl/status/2025591519995211869?s=20  https://x.com/_kano_neko/status/2029944222682636464?s=20  https://x.com/poppokopopop/status/2030608148554551561">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="has-text-align-center">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Çevirmen: Bertiel</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Ek Düzenleme: Qua</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Redaktör: akari</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire, universe, Yağız D, Metin K, equ</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Destek vermek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://rezeroturkce.com/bilgi-kosesi/destek/">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Discord’a gelmek isterseniz&nbsp;<em><a href="https://discord.gg/rezeroturkce">TIKLAYIN!</a></em></strong></p>



<p class="has-text-align-center">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p>——Felix Argyle.</p>



<p>Karşısında dikilen bu kişinin gerçek adının bu olduğunu biliyordu.</p>



<p>Daha önce başkalarından da duymuştu, üstelik az önce bizzat kendisi bu isimle tanıtmıştı kendini. O narin görünümünün aksine, kulağa epey erkeksi gelen bir tınısı olduğunu hep düşünmüştü Subaru.</p>



<p>Ama kendi ağzıyla bu ismi zikretmesine rağmen Subaru bu gerçeği karşısındaki görüntüyle bir türlü bağdaştıramıyordu.</p>



<p>Çünkü onun tüm varlığı ve yaşam tarzı, “Ferris” lakabının o şirin imajı üzerine kuruluydu.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Şövalyelikten mi&#8230; azledildin?.. Bu da&#8230;”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Bıraktım, demek oluyor. Ama yapacak bir şey yoktu di’ mi? İlahi Ejderha Kilisesi’nin Crusch-sama’yı kurtarabileceğini&#8230; Onların uzattığı o eli tutmaya karar verdiğim an, işlerin buraya varacağını göze almıştım zaten. ——Ah, Emilia-sama, lütfen bunun için kendinizi suçlamayın ha.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Ferris&#8230;”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “O zaman gelmeniz bana gerçekten çok güç verdi. Ben ve Wil-jii gibi Crusch-sama’nın müttefiklerinden başka onun güvende olmasına sevinen birilerinin daha olması, bana <em>‘Demek ki yaptığım şey yanlış değilmiş’</em> dedirtti.”</p>



<p>Ferris başındaki kedi kulaklarını indirip gözlerinin kenarlarını kısarak böyle cevap verdi.</p>



<p>Bu sözler üzerine ona doğru koşarken adımlarını durduran Emilia, ne diyeceğini bilemez bir hâlde ellerini çaresizce bi’ kaldırıp bi’ indiriyordu.</p>



<p>Kafa karışıklığı ve şaşkınlıkla beraber, Emilia’nın bu tepkisi gayet doğaldı. ——Ancak sırtına bir frak geçirmiş ve Şövalyeliği bıraktığını söyleyip duran Ferris’in bu hâline, Subaru’nun vereceği tepki bambaşkaydı.</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Dur bakalım! Subaru-kun, nereye gidiyorsun?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “——Hık, nereye olacak, Crusch-san’ın yanına tabii ki. Bu kadarı da fazla ama!”</p>



<p>Dişlerini gıcırdatıp topukları üzerinde geriye dönmek üzereyken arkasından seslenilmesiyle Subaru boğuk bir sesle parladı.</p>



<p>Olan biteni tahmin etmek zor değildi. Crusch’ın bedenini yiyip bitiren Ejderha Kanı’nın verdiği o acıyı dindirmek için İlahi Ejderha Kilisesi’nden yardım alınmış ve sonuç olarak Crusch Kampı’nın Kraliyet Seçimi’ndeki konumu tehlikeye girmişti.</p>



<p>Ve bu kararı, bilinci yerinde olmayan Crusch’ın yerine Ferris vermişti.</p>



<p>Ferris’in bu kararıyla Crusch kurtulmuştu ama Kraliyet Seçimi’ni kazanma ihtimalleri mucizelere kalmıştı. Kral olmak için çok güçlü bir motivasyona sahip olan Crusch’ın asla istemeyeceği türden bir karardı bu büyük ihtimalle.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “İyi de, sen bütün bunları sırf Crusch-san uğruna yapmadın mı? Buna rağmen seni kapı dışarı etmesi&#8230; bu resmen haksızlık lan!”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “Subaru!”</p>



<p>İçindeki öfkeye yenik düşerek elini tuttuğu Subaru’nun kendinden kopmasıyla Beatrice avazı çıktığı kadar bağırdı.</p>



<p>Ama Subaru durmuyordu. Bu hızla koşup Karsten Konağı’na dönecek, gerekirse Crusch’ın yakasına yapışıp Ferris’e reva gördüğü bu muameleyi geri çektirecekti.</p>



<p>Fakat tam ilk adımını atacakken kollarını iki yana açarak yolunu kesen bir kız—— Rem tarafından durduruluverdi.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Rem, çekil önümden. Gidip bağırıp çağırarak olay çıkaracağım, bunu görmenizi istemiyorum.”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “Haddinden fazla duygusallaştığınızın farkındaysanız, lütfen gitmeyin. Ayrıca böyle ortalığı birbirine katmadan önce, neden dönüp karşınızdakinin yüzüne dönüp bir kez olsun bakmıyorsunuz ki?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Karşımdakinin&#8230; yüzüne mi?”</p>



<p>Bir kriz anıymışçasına atılan Subaru’nun yürümesini kesen Rem başını salladı ve çenesiyle bir yönü işaret etti. Buna uyarak arkasını dönen Subaru, ona endişeyle bakan Emilia ve Beatrice’i, ardından da onların hemen arkasında, mozolenin girişinden kendisine tepeden bakan Ferris’i gördü.</p>



<p>Subaru’nun öfkesinin asıl kaynağı olan Ferris, onun bu ani patlamasına bıkkın bir ifadeyle bakıyordu. Bakışlarını önce Rem’e çevirip konuştu:</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Teşekkürler Rem-chan&#8230; Seni böyle ayakta dikilip yürürken ilk defa görüyor olsam da beklediğimden çok daha iyi bir kızmışsın sen. Ama erkek seçiminde biraz zevksiz olabilirsin galiba?”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “&#8230; Uyuduğum süre boyunca sizin de bana çok yardımcı olduğunuzu duydum Ferris-san. Bana bu denli iyiliği dokunmuş birine saygımdan dolayı ötürü sorunuzu cevaplandıracağım&#8230; deminki söylediğiniz şey korkunç bir yanılgıdan ibarettir.”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Öyle mi? Rem-chan olayı böyle görüyorsa sorun yok. Yine de uyanabilmene sevindim.”</p>



<p>Aralarında kalan Subaru’nun üzerinden Rem ve Ferris bu şekilde paslaştılar. Bu lafın üzerine Rem karmaşık duygularla dudaklarını büzünce Ferris “Eee” diyerek konuyu değiştirdi.</p>



<p>Gözlerini kısarak Subaru’ya tepeden bakarken söze girdi:</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Subaru-kun, sen cidden çok <em>kibirli</em> birisin, biliyor muydun?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Kibir&#8230; hık”</p>



<p><strong>Ferris:</strong>“Bencilsin demek daha bi’ farklı sanki, bilhassa bu kelime de en uygunu gibime geldi, anlarsın ya? Her şeyi kendi çıkarların için değil de birileri için yapıyorsun gibi görünsen de bu çabaların hep boşa kürek çekmekten ibaret kalıyor, her şeye gereksiz yere damlayıveriyorsun.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Sen, öyle deyin&#8230;”</p>



<p><strong>Ferris:</strong>“——Ve Subaru-kun kibirliyse ben de kibirliyim galiba diye düşünüverdim.”</p>



<p>O an Ferris’in yüzündeki o tebessümü gören Subaru, başından aşağı kaynar sular dökülmüş gibi hissetti.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “————.”</p>



<p>Subaru yutkundu ve az önce kendisine ettiği onca ağır hakaretin aynısını kendi yüzüne de çarpan Ferris’e bakakaldı. Ferris’in varlığı, mozolede onları fark ettiğinden beri hiç değişmemişti; ne düşündüğü asla kestirilemiyor, Subaru’ya haddinden fazla sakin görünüyordu.</p>



<p>Yaprak kıpırdamayan çarşaf gibi bir denizdi âdeta. ——Ama böyle olması imkânsızdı. Ferris’in başına gelenler düşünüldüğünde çarşaf gibi bir denizi bırak, ortalığı kasıp kavuran bir fırtınanın ta kendisi olması gerekirdi.</p>



<p>Subaru, Ferris’in o ifadesinde bir fırtına belirtisi bulabilmek için gözlerini kıstı. Ancak Ferris oralı bile olmadan tek gözünü kırptı ve ardından “Aa” diye bir ses çıkararak ekledi:</p>



<p><strong>Ferris</strong>: “Sahi ya. Sizin için de uygunsa Emilia-sama, hepiniz mezarı ziyaret etmek istemez miydiniz?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Ziyaret derken&#8230; Arkandaki o mozoleyi mi diyorsun? İçeri girebiliyor muyuz ki?”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Evet, anahtarı bekçiden bizzat aldım. Üstelik benim ‘vekil ziyaretçi’ yetkim var, o yüzden buraya sık sık gelirim.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Vekil ziyaretçi mi?..”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Yok artık, Subaru-kun da hiçbir şey bilmiyor gerçekten. Tek ve biricik Şövalye ünvanıyla böyle dolanırsan Emilia-sama’yı millete rezil edersin, hı?”</p>



<p>Kıkırdayıp dilini çıkaran Ferris karşısında Subaru sessizliğe gömüldü.</p>



<p>Cehaletinin yüzüne vurulmasından ziyade, şu anki durumda Ferris’in ağzından çıkan “Tek ve Biricik Şövalye” kelimesi fazlasıyla hassas bir konuydu.</p>



<p>Şüphesiz, Ferris o muzip bakışlarıyla bunu kasten dile getirmişti.</p>



<p>Bir yandan bu hâliyle Subarugilleri parmağında oynatırken diğer yandan da az önce içinden çıktığı, kapanmak üzere olan mozolenin kapısına elini hafifçe yasladı.</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Biriken onca konuyu içeride konuşuruz. ——Ben de tam tek başıma geldiğim için Majesteleri sıkılır mı acaba diye düşünüyordum zaten.”</p>



<p class="has-text-align-center">△▼△▼△▼△</p>



<p>Kraliyet Mezarlığı’nın içinde yer alan bu mozolenin havası, diğerlerinden kesin bir çizgiyle ayrılıyordu.</p>



<p>Krallığın dört bir yanından özenle seçilip getirilmiş beyaz mermerlerden inşa edilen ve Ejderha Dostu Krallık sembolü olan Ejderha motifleriyle bezenen bu yapı, sadece bakıldığında bile insanı ezip geçen bir asalete sahipti. Güneş ışığını yansıtarak parıldayan dış duvarları, kötülüklerin içeri girmesini engellercesine ilahi bir ışık saçıyordu ve kapandığında tek bir tabloyu tamamlayan o Ejderha oymalı kapı, ölmüş Kraliyet Ailesi’nin onurunu korumaya devam ediyor gibiydi.</p>



<p>İçeri adım atıldığında, uzayıp giden bembeyaz koridorun dört bir yanında ebedî uykularına dalmış kraliyet mensuplarının mezar taşları göze çarpıyordu. İntizamla dizilmiş lahitler, içlerindeki soyluların hatıralarına uygun oymalar ve süslemelerle donatılmıştı; sadece onlara bakmak bile ölenlerin yaşarken nasıl biri olduklarını gözler önüne seriyordu.</p>



<p>Özellikle de hedefteki Dördüncü Prens’in mezarının durumu, bu hissi buram buram yaşatıyordu.</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Burası Majesteleri’nin&#8230; Fourier Lugunica-sama’nın mezarı.”</p>



<p>Cilalı zemin üzerinde ayakkabılarının tıkırtıları yankılanarak Subarugillere öncülük eden Ferris duraksadı ve göz alıcı bir mezar taşını—— Fourier Lugunica’nın lahdini eliyle işaret etti.</p>



<p>Kusursuz ve sessiz bir düzenin hüküm sürdüğü bu mozolede, kurallar burada ufak bir sekteye uğruyordu.</p>



<p>Ne de olsa Dördüncü Prens’in mezarı, ölülerin uyuduğu bir yer için fazla renkliydi.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Bunlar, sunak eşyaları mı? Mektuplar, örgüler, ahşap oyması hayvan figürleri&#8230;”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Hiçbiri de Kraliyet Ailesi’nden birine sunulacak bir şeymiş gibi durmuyor, di’ mi? Aslında, buradaki eşyaların sunulmasını isteyenler genelde soylu adabından bihaber çocuklar falan olduğu için yapacak bir şey yok gerçi.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Bihaber derken bayağı bildiğin sıradan halkın hediyeleri mi bunlar yani? Bu tür şeyler içeri alınırken hiç mi denetimden geçmiyor ya da el konulmuyor mu?”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Eğer eşek şakası falan olsaydı kesinlikle içeri sokmazlardı. Ama öyle olmadıklarını, vekil ziyaretçi olarak ben teslim aldığımdan ötürü bizzat teyit ediyorum.”</p>



<p>Lahdin önüne çömelip bu cevabı veren Ferris, bırakılan envaiçeşit eşyaya gözlerini kısarak baktı.</p>



<p>Buraya bırakılanlar, burada yatan Dördüncü Prens’i sevenlerin statü fark etmeksizin kalplerinden koparak hazırladıkları eşyalardı şüphesiz.</p>



<p>Vekil ziyaretçi, bu mekânı bizzat ziyaret edemeyenlerin yerine geçerek mezarlık yöneticisinden özel izinle bu tür adakları içeri sokma hakkına sahip olan kişi demekti.</p>



<p>Anlaşılan Ferris, Dördüncü Prens’in vekil ziyaretçisi olarak halkın bu duygularına elçilik ediyordu.</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Lugunica Kraliyet Ailesi oldum olası hep iyi kalpli insanlardı. Aralarında nazik ve kendini sevdirmeyi bilen çok kişi vardı ama Fourier-denka içlerinde en neşelisi ve en eğlencelisiydi. O yüzden sık sık Saray’dan sıvışır, Başkent halkının arasına karışıp onlarla oynardı.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “&#8230; Harbi mi? <em>Mangalarda</em> falan çok sıklıkla geçen <em><u>episotlardan</u></em>. Ama gerçek hayatta bunu yaparsan ortalık epey karışırdı herhâlde.”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Eh, karışır tabii. Kayıp Prensi bulmak için Kraliyet Şövalyeleri seferber edilirdi falan. Sonunda Majesteleri kenar mahallelerdeki bir aşevinde çıkardı ortaya. Bir de o aşevi İlahi Ejderha Kilisesi’nin aşevi olunca Saray’la Kilise arasında az daha kriz çıkıyordu, büyük olay olmuştu.”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “Şu günlerde gülüp geçilecek türden bir şaka değilmiş bu, doğrusu.”</p>



<p>Kamburunu çıkarmış Ferris’in sırtı üzerinden, halkın kahramanı Fourier’in mezarına baktı.</p>



<p>Ferris’in gülümseyerek anlattığı bu anılar; hikâyenin başkahramanı Fourier’e karşı duyduğu, gizlemeye bile gerek görmediği o saf sevgiyle dolup taşıyordu ve onun herkes tarafından sevilen biri olduğu bu anı kırıntılarından bile anlaşılabiliyordu.</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “&#8230; Majesteleri hakkında daha önce Subaru-kun’a ufak bir şeyler çıtlatmış mıydım ya?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “&#8230; Evet, böyle birinin var olduğunu, seninle ve Crusch-san’la yakın arkadaş olduğunuzu söylemiştin. Hatta o adamla benim biraz benzediğimizi de söylemiştin herhâlde?”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Ha? Majesteleri’yle sen mi? Öldürürüm seni hı?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “O zaman da tam olarak böyle demiştin zaten!”</p>



<p>Sesindeki o ürkütücü ciddiyet yüzünden Subaru apar topar savunmaya geçti.</p>



<p>Zaten Subaru’nun Fourier hakkında duydukları da aşağı yukarı bu kadardı. Elbette o kişinin ölümünün, Crusch’ın Kraliyet Seçimi’ne katılma kararıyla yakından ilgili olduğunu jetonu geç düşen Subaru bile anlayabilirdi.</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Yani Crusch-san Prens Fourier için mi Kraliyet Seçimi’ne katıldı?”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “&#8230; Tam da Emilia-sama’dan bekleneceği gibi. Sorması en zor yere bodoslama daldınız.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Aa, özür dilerim. Ama bize bundan bahsetmek istediğin için bizi buraya, mezar ziyaretine davet ettin, değil mi Ferris? Bunu duyduktan sonra benim de bundan sonra ne yapacağıma karar vermem gerekiyor diye düşünmüştüm.”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Bundan sonra ne yapacağınız mı? Ne demek istiyorsunuz?”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Evet. Az önce Subaru rolümü çaldı gerçi ama ben de gidip Crusch-san’a kararını gözden geçirmesini söyleyecektim. Subaru’yla ikimiz oturup onu ikna etmeye çalışacağız. Ne dersin?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Bence harika bir fikir&#8230; Ov, ov, ov!”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “Ağzınıza geleni söylemeyin lütfen. Nerede olduğumuzu sanıyorsunuz?”</p>



<p>Emilia’nın fikrine katılır katılmaz Rem tarafından böğrü çimdiklenen Subaru kıvrandı. Onların bu hâline acı bir tebessümle bakan Ferris ayağa kalkarak konuştu:</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Az önce de söylediğim gibi, Crusch-sama’nın yanına gidip ona bir şeyler söylemenizden vazgeçmenizi istiyorum. Ben başından beri bu sonu göze alarak yaptım ne yaptıysam.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Ama&#8230;”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Ben her şeyi kabullendim. Azledildim demiştim ama aslında ‘<em>Artık yanınızda durmaya hakkım yok’</em> diyerek konuyu açan da bendim. Ayrıca&#8230;”</p>



<p>İşaret parmağını dudaklarına götürerek sözlerine ara veren Ferris, kısa bir es verdikten sonra o parmağıyla sırayla önce Emilia’yı, sonra Subaru’yu gösterdi.</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Eğer Emilia-sama, ben veya Bilgeler Konseyi ya da her kimse işte, dışarıdan biri gelip de size Subaru-kun’la olan efendi-uşak ilişkinizi yeniden gözden geçirmenizi söyleseydi ne yapardınız?”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Eh? Subaru’yla olan bağımızı enine boyuna düşünüp ben kendim kurdum sonuçta. O yüzden birileri çıkıp bana böyle bir şey söylerse geeerçekten de canım sıkılır ve ‘<em>Size ne oluyor</em>?’ diye düşünürüm&#8230; <em>Ah.</em>”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “İşte tam olarak mesele bu. Sizin şu an yapmaya çalıştığınız şey tam olarak bu anlama geliyor Emilia-sama.”</p>



<p>Dışarıdan birinin yaptığı gereksiz ve haddini aşan bir işgüzarlık. Ferris’in bu kadar açık bir şekilde durumu özetlemesi üzerine Emilia’nın omuzları gözle görülür bir şekilde çöktü. Doğal olarak bu tepki karşısında Subaru’nun, Emilia’nın aralarındaki ilişkiye kimseyi karıştırmak istemediğini duymaktan aldığı keyif kursağında kalmıştı.</p>



<p>Her şeyden önemlisi bu açıklama sadece Emilia için değil, Subaru için de son derece etkili bir tokat niteliğindeydi.</p>



<p>Hâliyle bunun farkında olan Ferris, boynu bükük Emilia’nın üzerinden Subaru’ya da omuz silkerek devam etti:</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Deminki sorunuzun cevabına gelecek olursak Crusch-sama o kadar at gözlüklü biri değildir. O yüzden Fourier-denka’nın ölümü, Kraliyet Seçimi’ne katılma nedenlerinden yalnızca bir tanesidir.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “&#8230; İyi de öyle görmezden gelinecek kadar ufak bir neden de değil, di’ mi?”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Aman aman, laf sokmada da ne kadar ustalaşmış. O tatlılıklarından eser kalmamış, Subaru-kun.”</p>



<p>Yine de sanki hiç de yarasına basılmamış gibi aynı rahatlıkla devam etti Ferris.</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “İnkâr etmiyorum. Majesteleri’nin ölümü Crusch-sama için de&#8230; benim için de cidden sarsıcı bir olaydı. İçimizde derin yaralar açıldı ve hayatımız boyunca dökeceğimiz gözyaşını o gün akıttık. Gerçi ben sulu gözün teki olduğum için ondan sonra da epey ağladım ama neyse.”</p>



<p><strong>Herkes:</strong> “————”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Crusch-sama da dışarıya belli etmese de kahroldu, paramparça oldu, acı çekti. ——Ama onu asıl yaralayan şey, Majesteleri’nin ölümünden sonra yaşananlardı.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Eh&#8230;”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Majesteleri de dâhil, Kraliyet Ailesi’nin diğer üyeleri birer birer hayata gözlerini yumunca ortalık ana baba gününe döndü. Düşes Karsten -Crusch-sama- da yüksek soylulardan biri olarak Saray’daki toplantıya katılmıştı&#8230; ve orada fark etti gerçeği. Toplantıdaki herkesin Majesteleri’nin ölümüne üzülmekten ziyade, İlahi Ejderha’yla olan ittifakın bozulma ihtimali yüzünden saçını başını yolduğunu gördü.”</p>



<p>Sakin ve elinden geldiğince duygularını belli etmemeye çalışan temkinli bir tonda konuşuyordu. Fakat bu çabası, anlattığı gerçeğin ne kadar iğrenç olduğunu daha da çarpıcı bir şekilde yüzlerine vuruyordu.</p>



<p>Lugunica Kraliyet Ailesi’nin kişiliği, halk tarafından ne kadar çok sevildikleri ve ne denli sıcakkanlı oldukları bu mozoleye bakıldığında bile anlaşılabiliyordu. Zira sadece Fourier Lugunica’nın değil, diğer tüm mezar taşlarının önünde de ölenler için bırakılmış sunak eşyaları vardı.</p>



<p>Öylesine sevilen insanların ölümleri bile, söz konusu Ejderha’yla olan ittifak olunca bir çırpıda hiçe sayılıyordu.</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Demek bu yüzdendi.”</p>



<p>Derin bir iç çekercesine dökülen bu sözler, Subaru’yla aynı gerçeği kavrayan Emilia’nın mırıltısıydı. Kız, elini göğsüne götürerek ametist rengi gözlerini acıyla kıstı.</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “O yüzden Crusch-san, eğer Kral olursa bu ülkeyi Ejderha’yla olan ittifaka bel bağlayan aciz bir ülke olmaktan kurtarıp ayakları üzerinde durabilen çok daha güçlü bir ülke yapmaya yemin etmişti demek.”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “——Sadece bu kadarla sınırlı değil gerçi ama evet, aynen öyle.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Sadece bu kadarla sınırlı değil derken&#8230;”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Bu durumdan çok ama çok nefret etmişti Crusch-sama&#8230; Eğer Fourier-denka’yla o kadar yakın olmasaydı muhtemelen kendisinin de diğerleriyle aynı zihniyete bürüneceğini fark etmekten iğrenmişti.”</p>



<p>Aslında bu, yaşanmadan bilinemeyecek ve gerçekleşme ihtimali de olmayan bir şeydi; bu yüzden Crusch’ın kendini suçlaması için ortada hiçbir neden yoktu.</p>



<p>Ne yaparsa yapsın, Crusch eninde sonunda Fourier’le tanışmış ve bu aydınlanmayı yaşamıştı. Onunla hiç tanışmamış olan alternatif bir “kendi”nden nefret etmek sadece ruhunu zehirlemekten başka bir işe yaramazdı.</p>



<p>Ancak bunları düşünürken Subaru bir yandan da Crusch’ın içinde bulunduğu durumun, sadece Kraliyet Seçimi’ndeki iddialarıyla çelişen bir seçim yapmasından ibaret olmadığını acı bir şekilde fark etti.</p>



<p>Ejderha’yla olan ittifakı bozacağını tüm dünyaya ilan eden Crusch, bizzat o Ejderha’ya tapan İlahi Ejderha Kilisesi’nin kutsal gücünden medet umarak hayatını kurtarmıştı. ——Ve durum bununla da sınırlı değildi.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Crusch-san, Lugunica Kraliyet Ailesi’nin&#8230; Prens Fourier’in ardından gönül rahatlığıyla yas tutulabilecek bir ortamı geri getirmeye yemin etmiş ve bunun için uğraşırken elinden bu fırsat, bir nevi zorla alındı.”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “&#8230; Üstelik, İlahi Ejderha Kilisesi zamanında Majesteleri’ni kurtarmamışken Crusch-sama’yı gözünü kırpmadan kurtardı.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “——Hık.”</p>



<p>Ferris’in boğuk sesiyle dökülen bu sözler, Subarugilleri tam anlamıyla yerle yeksan etmişti.</p>



<p>Daha dakikalar öncesine kadar Ferris’i Şövalyelikten azleden Crusch’a, fiziksel ve ruhsal durumu ne kadar kötü olursa olsun bunun aşırı bir tepki olduğunu söyleyip hesap sormaya niyetliydiler.</p>



<p>Fakat Crusch’ın omuzlarında taşıdığı o sarsılmaz iradeyi, kararlılığını, uğruna savaştığı idealleri ve yeminini; tüm bunların olabilecek en korkunç, en aşağılayıcı şekilde paramparça edildiğini öğrendikten sonra Subaru ona ne diyebilirdi ki?</p>



<p>Keşke Subaru kendi kolunu bacağını feda etseydi de Crusch’ın üzerindeki o laneti kendi üstlenseydi de——</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “İşte bu yüzden sana <em>kibirli</em> diyorum ya Subaru-kun.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Ne&#8230;”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Suratına bakan herkes ne düşündüğünü anlar. Beatrice-chan’ın senin elini neden bir an olsun bırakmadığı şimdi anlaşıldı. Öyle bir şey durumu bir nebze katlanılır kılabilirdi belki ama asıl soruna zerre çözüm olmazdı, bunun farkındasın değil mi?”</p>



<p>Başını yana eğip sanki bir çocuğa laf anlatırmışçasına konuşan Ferris, Subaru’nun ne kadar sığ düşündüğünü hiçbir duygu belirtisi göstermeden yüzüne vuruyordu.</p>



<p>Biliyordu. Subaru’nun şu anki düşünceleri kâğıt üzerinde kalmaya mahkûm, içi boş fantezilerden ibaretti.</p>



<p>Hayat kurtaran kişi İlahi Ejderha Kilisesi yerine Emilia’nın Şövalyesi Natsuki Subaru olsa bile, bu durum Crusch’ın kendi içindeki bir krizi çözmek için rakip cepheye boyun eğdiği gerçeğini değiştirmeyecekti. Ve bu durum, tam ortasına gelinen Kraliyet Seçimi’nde telafisi imkânsız bir dezavantaj demekti.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Kendi sorunlarını dahi çözemeyen ve bunları başkalarına devreden birinin Kral olma iddiası baştan aşağı çürüktür, diyorsun demek?..”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “&#8230; Epey acımasızca. Ama aynen öyle.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “&#8230; Kulaktan dolma bilgiler işte.”</p>



<p>Hem de bizzat Crusch’ın kendi ağzından duyduğu sözlerdi bunlar.</p>



<p>Vakti zamanında Cadı Tarikatı Emilia’yı hedef aldığında, Subaru elinde hiçbir koz olmadan Crusch’a yalvardığında, Crusch onun bu acınası yakarışını tüm asaletiyle elinin tersiyle itmişti.</p>



<p>Bu, Subaru’nun alması gereken bir dersti. O yüzden bunun için Crusch’a zerre kin gütmüyordu. Gütmüyordu ama aynı durumun harfi harfine onun başına gelmesi, kaderin iğrenç bir cilvesiydi.</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Şey, Ferris, bunu sormam doğru olur mu bilmiyorum ama&#8230;”</p>



<p>Başını öne eğip kelimeleri boğazında düğümlenen Subaru’nun yerine Emilia sessizliği bozdu.</p>



<p>Kız, Ferris’in yanına gidip Fourier Lugunica’nın mezar taşının önünde durdu, bırakılan onca adağa uzun uzun baktı ve ardından göğsündeki sihirli kristali sıkıca tutarak gözlerini kapattı.</p>



<p>Subaru başını çevirdiğinde Emilia’nın hemen arkasında dizilen Beatrice ve Rem’in de ölenlerin ruhları için kendi içlerinden dualar okuduklarını gördü.</p>



<p>Dualarını bitiren Emilia, en gösterişli çiçek buketine çömelen Ferris’in yerini düzelttiği—— bizzat onun getirdiği belli olan o bukete bakarak sordu.</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Crusch-san ve Prens Fourier birbirlerini mi seviyorlardı?”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “————”</p>



<p>Bu soru üzerine Ferris’in gözleri hafifçe irileşti, sonra da dudaklarından ufak bir tebessüm döküldü.</p>



<p>Ardından——</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Bunu söylemek bana düşmez. ——Gerçekten çok kaba bir davranış olurdu.”</p>



<p class="has-text-align-center">△▼△▼△▼△</p>



<p>Mozolenin devasa kapıları gürültüyle kapandı ve iki kanatta bir araya gelerek tek bir figürü oluşturan Ejderha’yla göz göze geldiler.</p>



<p>Üzerinde paraların bulunduğu İlahi Ejderha Volcanica’yı tasvir ettiği belliydi ama Crusch ve Prens Fourier’in o acı dolu trajik aşk hikâyesini dinledikten sonra, İlahi Ejderha’ya karşı hissettikleri her zamankinden çok daha karmaşıktı.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Kulenin tepesinde gerçeğiyle de karşılaştık gerçi ama o bomboş kafasıyla gelip de bana Krallıkla olan ittifakından ya da İlahi Ejderha Kilisesi’nin ona tapmasından falan bahsetseler zerre inandırıcı gelmez artık&#8230;”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “Belki de sadece gerekli durumlarda ciddileşen bir <em><u>stili</u></em> vardır, sanırım. İş başa düşmeyince <em><u>enerji sayving</u></em> modunda takılan, işsiz güçsüz anlarındaki Otto gibidir, doğrusu.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “İşsiz güçsüz Otto olsa bile, onu beyinsiz yerine koymak biraz ağır oldu sanki&#8230; Gerçi kıyaslandığı şey İlahi Ejderha olduğuna göre, Krallık halkı açısından bu büyük bir onur sayılabilir mi acaba?”</p>



<p>Beatrice’in bu teorisi üzerine Subaru kafasındaki Otto imgesini İlahi Ejderha’yla bir tutup bir simülasyon yapmaya çalıştı ama işsiz güçsüz anlarındaki Otto, işini bitirmenin verdiği rahatlamayla tamamen bir şapşala dönüştüğü için pek de tatmin edici bir sonuca varamadı. İçkiyi fazla kaçırmamak lazımdı demek ki.</p>



<p>Neyse, konuya dönecek olursak——</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Ferris, sen bundan sonra ne yapacaksın?”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Bundan sonra mı?”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Evet. Sonuçta şu anda Crusch-san’ın yanına dönemezsin&#8230; yani dönmen zor olur, di’ mi? Bugüne kadar hep aynı malikânede yaşamışsınız, gidecek bir yerin var mı en azından?”</p>



<p>Mezarlıktaki yetkiliye mozolenin anahtarını iade etmeye giderlerken Emilia’nın sorduğu bu soru üzerine, kaşları bükük Ferris ne cevap vereceğini bilemeyerek parmağıyla yanağını kaşıdı.</p>



<p>Bu tepkisinden, Emilia’nın sorusunun Ferris’i tam on ikiden vurduğu anlaşılıyordu.</p>



<p>Muhtemelen Wilhelm’ın Subaru ve diğerlerine Ferris’in nerede olduğunu söylemesi de onun geleceğinden duyduğu endişeyle alınmış zor bir karardı.</p>



<p>Şartlar ne olursa olsun, Crusch ve Ferris arasındaki efendi-uşak ilişkisi sona ermişti. Böyle bir durumda Crusch’ın yeminli şövalyesi olan Wilhelm’ın, efendisinin iradesine karşı gelmesi imkânsızdı.</p>



<p>Ferris’in durumunu güvendiği birilerine kontrol ettirmek, Wilhelm’ın o an yapabileceği en büyük iyilikti.</p>



<p>Ve eğer Wilhelm’ın bu ince düşüncesine hakkıyla karşılık vermek gerekirse——</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Emilia-tan’ın demek istediği şu: En azından, şimdilik, geçici olarak bizim eve gelmek ister misin?”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Evet, aynen öyle! Ne dersin? Tabii ki sonsuza dek demiyorum. Böyle aniden yollarımızı ayırmak çok üzücü olur, hem bazen her şeyin ilacı zamandır diye düşünüyorum. Benim bile memleketimdeki herkesi buzlara gömdüğüm gerçeğiyle yüzleşip kabullenmem yüz yılımı aldı.”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “O kadarı da biraz fazla sabır işi sanki ama.”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “Yeri gelmişken Betty’nin de Subaru’nun sevgisini kabul etmesi dört yüz yılını almıştı, sanırım.”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “Bu adam için bile bu kadarı çok ağır bir travma olur bence.”</p>



<p>Emilia ve Beatrice gibi uzun ömürlülerin bu kafa karıştırıcı açıklamaları yüzünden Rem, Subaru’ya biraz acıyan gözlerle bakmaya başlamıştı. O yanlış anlaşılmayı sonraya saklamak kaydıyla en azından Ferris’e sundukları bu teklifte gayet ciddiydiler.</p>



<p>Ancak bunu duyan Ferris “Ahaah” diyerek elini alnına götürdü.</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “İçimden bir ses bana bunu söyleyeceklerini fısıldıyordu ama harbiden de söylediler. Anlıyorum tabii, benim gibi efsanevi, dâhi bir Şifacı için kapışmanız gayet doğal ama&#8230;”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Hıh, ben… şaka yapmıyordum ki&#8230;”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Evet, evet, kesinlikle öyle, Emilia-sama’nın her zaman ne kadar ciddi olduğunu biliyorum ben. Böyle samimi bir davette bulunmanız da beni çok mutlu etti. Ciddiyim bak.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “&#8230; Ama bu cevabından anladığım kadarıyla&#8230;”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “——Aynen öyle. Bu nazik davetiniz için teşekkür ederim ama maalesef ki kabul edemem.”</p>



<p>Başını yavaşça iki yana sallayıp acı bir şekilde gülümseyen Ferris, Emilia’nın teklifini geri çevirdi. Bu tavrı karşısında yakasına yapışıp ısrar etmek içlerinden gelse de neden evet diyemeyeceğini gayet iyi anlıyorlardı.</p>



<p>Çünkü——</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Yollarımız ayrılmış olsa bile ben hâlâ Crusch-sama’yı çok önemsiyorum. Benim aldığım karar yüzünden Kraliyet Seçimi’ni kazanma umudu mucizelere kalmış olsa dahi, gidip de Crusch-sama’dan başkasını desteklemek&#8230; bunu asla yediremem kendime.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “B-Benden nefret etsen de sorun değil. Yeter ki bir başınayken boşluğa düşüp ortadan kaybolma, senin iyi olduğunu bilelim yeter.”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Sizden nefret edecek değilim. ——Aa, yalan söyledim. Nefret ediyorum aslında. Emilia-sama’dan başından beri çok ama çooook nefret ediyordum.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Eh! Gerçekten mi?!”</p>



<p>Hiç tarzı olmayan pazarlıklara girişip ısrar eden Emilia aldığı bu cevapla şoka girdi. Ferris ona “Evet” diye başını sallayıp mozolenin anahtarıyla Subarugillere gösterdi:</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Sadece sizden değil. Crusch-sama dışındaki diğer tüm Kraliyet Seçimi adaylarından da nefret ediyordum. Şövalyelerinden de öyle. Beatrice-chan’dan nefret ediyorum, Rem-chan’la daha yeni tanışmamıza rağmen ondan da nefret ediyorum. Subaru-kun’dan zaten ölesiye nefret ediyorum.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Böyle söyleyince cidden sadece benden ölümüne nefret ediyormuşsun gibi hissettirdi ya&#8230;”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Öyle olmadığını sana düşündüren ne peki?”</p>



<p>Bu lafı yiyince Subaru’nun ağzını bıçak açmadı, resmen mat olmuştu.</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “&#8230; Fikrin gerçekten değişmeyecek mi?”</p>



<p>Doğal olarak Emilia bile Ferris’in bu “nefretin”in gerçek olmadığını görebiliyordu. Emilia’nın teklifini reddetmek için sevgiyi ve nefreti bahane ettiğini&#8230; ve ne söylenirse söylensin, nasıl bir muamele görürse görsün, onun kalbindeki Crusch desteğinin asla sarsılmayacağını anlamıştı.</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Bu kadar dert etmeyin. Kraliyet Şövalyeleri’nde&#8230; yoluma devam eder miyim bilmiyorum, Komutan’la bi’ konuşmam lazım. Ama şifa ocakları olsun, başka yerler olsun, elini sallasam ellisi zaten havada kapar beni.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “&#8230; Sakın umutsuzluğa kapılıp aptalca bir şey yapayım deme.”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Umutsuzluğa mı kapılacakmışım? Dünyaya küsüp kendi canıma falan kıymamı mı kastediyorsun? Bu dünyada ölmekten ve öldürülmekten en çok nefret eden ben mi yapacağım bunu?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “&#8230; Kusura bakma.”</p>



<p>Sıfır şaka belirtisiyle son derece net ve kesin bir dille konuşan Ferris’ten özür diledi Subaru.</p>



<p>Crusch’ın yanından ayrılsa bile Ferris’in Mavi ünvanına ve bir Şifacı olarak kendi duruşuna gölge düşürecek hiçbir şey yapmayacağına inanıyordu.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Ahhhh, delireceğim ama! Çok daraldım! Gidip Crusch-san’a hiçbir şey söyleyemiyoruz, Ferris’i geçici olarak misafir etme teklifimiz de reddedilince elimizden hiçbir şey gelmiyor ki!..”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “Zaten Ferris-san da az önce bu tavrınızın kibirden ibaret olduğunu yüzünüze vurmamış mıydı?”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Aha, aynen öyle, Rem-chan son noktayı koydu.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “İyi de Rem&#8230;”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “&#8230; Ne yaparsak yapalım, dünyada ancak tarafların kendi aralarında çözebilecekleri sorunlar vardır.”</p>



<p>İki kalbin göz göre göre birbirinden koptuğu bir trajediyi izliyor olmalarına rağmen, buna müdahale etme hakları yoktu.</p>



<p>Bu çaresizlikten dem vuran Subaru karşısında Rem gözlerini öne eğerek usulca iç geçirdi.</p>



<p><strong>Rem:</strong> “Sizinle Emilia-san arasındaki efendi-uşak ilişkisine ya da sizinle Beatrice-chan arasındaki Sözleşme bağına dışarıdan kimsenin burnunu sokamayacağı gibi. Sizinle benim aramdaki&#8230;”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Rem?”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “&#8230; Sizinle benim aramda tam olarak nasıl bir ilişki var ki? Siz benim neyimsiniz?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Durup dururken aydınlanma yaşamasana ya! Sen, benim için, değerlisin!”</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Bizim için de öyle! Rem, bizim için, çooook, değerlisin!”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “&#8230; Çok teşekkür ederim Emilia-san.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Ehh, hani bana?!”</p>



<p>Varlığı tümden reddedilen ve sesi çatallaşan Subaru’yu bir hanımefendi asaletiyle görmezden geldi Rem.</p>



<p>Onların bu atışmaları devam ederken Beatrice “Dur” diye seslendi Ferris’e. Beatrice, Subaru’nun ceketinin ucunu sımsıkı tutarken&#8230;</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “Betty, Subaru ve diğerleri kadar senin hakkında endişelenmiyor, doğrusu. Gene de Betty’nin sana kocaman bir borcu var, sanırım.”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Beatrice-chan-sama’nın bana borcu mu var? Yüce Ruh’un bana nasıl bir borcu varmış ki ya?”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “Aptalca davrandığı için Geçidi’ni parçalanmak üzere olan Subaru’yu sen kurtardın, doğrusu. Ne yazık ki Subaru senin o kıymetli uyarılarını hiçe sayıp Geçidi’ni tamamen yok etti gerçi ama en azından bize zaman kazandırdı, sanırım. Senin o şifa gücün olmasaydı Betty’le Subaru arasındaki o Sözleşme de asla var olmazdı, doğrusu.”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Iıı&#8230; bu düşündüğümden çok daha memnun etti beni galiba.”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “İstediğin kadar memnun olabilirsin, sanırım. Ayrıca, Betty borcunu asla karşılıksız bırakmayan biridir, doğrusu. O yüzden başına bir şey gelirse bil ki Betty her zaman yardıma hazırdır, sanırım.”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Ya Subaru-kun uçurumdan düşmek üzere olsa bile mi?”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “Önce Subaru’yu tutup çıkarır, sonra da son sürat senin yanına gelirim, doğrusu.”</p>



<p>Ellerini beline koyup burnundan gururla soluyan Beatrice’in bu cevabı üzerine Ferris’in gözleri hafifçe açıldı, sonra da elini ağzına götürerek “Aha” diye gülümsedi.</p>



<p>Bu gülme hissi giderek şiddetlendi ve çok geçmeden Ferris’in göz pınarlarında yaşlar birikmeye başladı.</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Ahhh, yapma böyle ama. Beni ağlatma lütfeeen, Beatrice-chan-sama.”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “Dediğin gibi, gerçekten de sulu gözün tekiymişsin, sanırım.”</p>



<p>Beatrice’in bu sözleri üzerine Ferris’in gülümsemesi daha da büyüdü.</p>



<p class="has-text-align-center">△▼△▼△▼△</p>



<p><strong>Emilia:</strong> “Eğer fikrin değişirse ne zaman istersen kapımız sana açık, tamam mı? Birimizin mutlaka seni karşılaması için herkese tembihleyeceğim. Söz veriyorum bak? Ferris, sen de söz veriyor musun?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Yine olan bana oldu ya!”</p>



<p><strong>Rem:</strong> “Hak ettin.”</p>



<p>Vedalaşma anına kadar Emilia ve diğerleri onu yanlarına almak için çırpınıp durmuşlardı.</p>



<p>İçlerinde zerre kadar kötü niyet veya hesap kitap olmadığını çok iyi biliyordu. Tekliflerini her reddedişinde Emilia’nın yüzünün düşmesi de içindeki suçluluk duygusunu alevlendiriyordu ama elden bir şey gelmiyordu.</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Emilia-sama’lara karşı içimde herhangi bir kin olduğundan değil elbette ama.”</p>



<p>O hakkından kendi isteğiyle vazgeçmiş olsa dahi, Ferris Crusch’ın Şövalyesiydi.</p>



<p>Öyle birinin bırakın geçici olmayı, Crusch dışındaki bir adayın kanatları altına sığınıp orada barınması kesinlikle kabul edilemezdi. Birileri duyacak olursa Crusch’ın adı lekelenirdi. Fakat her şeyden çok, Crusch’ın ne düşüneceğinden deli gibi korkuyordu.</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “&#8230; Bu konuda Majesteleri gerçekten inanılmazdı. Hiç mi korkunuz yoktu sizin?”</p>



<p>Mozolede; lahdin ve o mezar taşının önünde vakti yettiğince içini dökmüş, günah çıkarmıştı. Buna rağmen, üzerinden birkaç dakika geçmesine rağmen sanki anlatacak daha onca derdi kalmış gibi içinde yeniden bir sızı büyümeye başlamıştı.</p>



<p>Sızlanıp duran o iğrenç tabiatı, kıyafetini erkek takımına çevirse bile ruhundaki o acınası dişilikten asla sıyrılamıyordu. Cidden kendinden iğreniyordu.</p>



<p>Böyle birinin tek bir doğru karar verdiğine inandığı şeyse——</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Ayrılığı ilk dile getiren ben olduğum için çok şanslıyım.”</p>



<p>Emiliagillere de söylediği gibi, Şövalyelikten feragat etme konusu bizzat Ferris’ten çıkmıştı.</p>



<p>İlahi Ejderha Kilisesi’nin uzattığı eli tutup Filóre’nin kutsal gücünden medet ummaya karar verdiği an, Crusch’ın yanında durma hakkını kaybedeceğini zaten göze almıştı. Sadece bunun Crusch’ın dudaklarından dökülmesini beklemeye Ferris’in ruhu dayanamazdı.</p>



<p>O yüzden önce kendisi konuyu açmış ve Crusch’ın onu kendi elleriyle kesip atmasının önüne geçmişti. ——Böyle olsa da tam da verdiği bir kararla gurur duyacakken yine nefret ettiği o zavallı dişiliği ağır basmıştı.</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Ben, sürekli yalan söyleyip duruyorum ki&#8230;”</p>



<p><em>Doğru bir karar verdiğimi sanmıştım&#8230; Ama yalandı.</em></p>



<p><em>Fourier’in hiç korkmadığını sanmıştım&#8230; Ama yalandı.</em></p>



<p><em>Emiliagillere karşı içimde hiçbir kin olmadığını sanmış ve söylemiştim&#8230; Ama bu da koca bir yalandı.</em></p>



<p>Şövalyelikten azledilmesi sırf kendi o kırılgan yüreğini korumak içindi. Ve o yüce Fourier’in bile Crusch’ı bir yere davet ederken ne kadar büyük bir cesaret topladığını gayet iyi biliyordu.</p>



<p>Ayrıca, en başındaki o ezici dezavantajlı konuma rağmen üst üste büyük başarılara imza atarak sırf yarı elfler soyundan geldiği için soyluları dehşete düşüren Emilia cephesinin bu şanlı yükselişi—— ve özellikle de kendisiyle aynı konumda bir Şövalye olan Subaru’nun kahramanlıkları karşısında hiçbir şey hissetmemesi imkânsızdı.</p>



<p>İşin aslı şuydu ki Ferris, Subaru’ya eldivenini çıkardığı o sağ elinin sırrını hiç sormamıştı.</p>



<p>Subaru kendi ağzıyla bahsetmediğine göre muhtemelen Crusch’ın tedavisinde işe yarayacak bir yöntem değildi, bunu tahmin edebiliyordu. Ancak bu sadece bir tahmindi. Doğruluğunu kanıtlamak istememişti. Sebebi apaçık ortadaydı: İlahi Ejderha Kilisesi’ne sığınmaktan başka bir çare olma ihtimalinden kaçmıştı.</p>



<p>Her şey ama her şey acıdan kaçmayı kendine ilke edinmiş olmasından kaynaklanıyormuş gibi hissettiriyordu.</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Benim gerçekten… önemsediğim birileri var mı ki?..”</p>



<p>Gerçekten o kişiye her şeyden çok değer verseydin o kişinin asla vazgeçemediği duygularını da canından çok koruman gerekmez miydi ki? Crusch’ın Fourier’in mezarı başında ettiği yemini bilen biri olarak bitmek bilmez acılarla kavrulsa dahi, onun arzusunu söndürmeyecek bir yol bulmaya çalışması gerekmez miydi?</p>



<p>O kabullenilemez gerçeği tüm çıplaklığıyla yüzüne vuran o öfke değil miydi Crusch’a Fourier’i hatırlatan ve Ferris’in yaptığı şeyin ne kadar alçakça olduğunu yine bizzat ona hissettiren?</p>



<p>Ya Crusch’ın, o Fourier Lugunica’yı hatırladığındaki o Anı karmaşası, yeminini çiğneyen Ferris’in ihanetine duyduğu öfkenin bir eseriyse?</p>



<p>Ferris belki de sadece Crusch tarafından değil, Fourier tarafından da lanetlenmişti.</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “——Hık, kes şunu, kes, bunların hiçbir anlamı yok artık.”</p>



<p>Kendini suçluyormuş gibi yaparak aslında kendini avutacak kelimeler aradığını fark etti.</p>



<p>Böylesine aptalca şeylerle vakit kaybedeceğine, şimdi Emiliagillere ve özellikle de Crusch’la arasında sıkışıp kalan Wilhelm’i daha fazla endişelendirmemek adına kendine sağlam bir yol çizmeliydi.</p>



<p>Şövalyelik yapması için bir neden kalmamıştı. Mavi ünvanı hâlâ duruyordu, bu yüzden bir şifa ocağına veya büyü araştırmaları enstitüsüne gitse onu el üstünde tutarlardı. İş bulmak çocuk oyuncağıydı ama günlerini amaçsızca geçirmesinin hiçbir anlamı yoktu.</p>



<p>Bu şifalı ellerle birilerini kurtarmaya devam edeceği kesindi elbette ama bunun dışında başka hayalleri de vardı.</p>



<p>Her ne kadar bu hayalleri kurma hakkını Ferris—— yoo, Felix Argyle kendi elleriyle çöpe atmış olsa da.</p>



<p><strong>???:</strong> “——Aa, çok şükür. Sizi kaçıracağım diye epey endişelenmiştim.”</p>



<p>Mezarlığın dönüş yolunda Soylular Mahallesi’nin taş döşeli yollarına boş boş bakarken duyduğu bu sesle Ferris’in kulakları titredi.</p>



<p>Durdu ve başını kaldırdı. Tam karşısında, yolun ortasında bir adam dikiliyordu. ——Çok tanıdık bir adamdı.</p>



<p>Soluk sarı saçları, derin mavi gözleri olan bir adam. İnce uzun boyunu saran şık bir takım elbise, özenle taranmış saçları ve çember sakalıyla son derece zarif bir hava yayıyordu. Karşısındakinin mesleği düşünüldüğünde bu hiç de tuhaf karşılanacak bir durum değildi.</p>



<p>Ne de olsa karşısındaki adam——</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “——Russell Fellow’du, değil mi? Tüccarlar Loncası’ndan.”</p>



<p><strong>Russell:</strong> “Evet, ta kendisi. Beni hatırlamış olmanız büyük bir şeref. Benim size hitabım Ferris-sama mı olsun? Yoksa Felix-sama mı?”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “&#8230; İkisi de olur, nasıl istersen.”</p>



<p><strong>Russell:</strong> “O hâlde izninizle Felix-sama demeyi tercih ederim. Mesleğim gereği, karşımdakine lakabıyla değil resmî adıyla hitap etmem daha uygundur.”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Hımm.”</p>



<p>Saygıyla eğilen adam—— Russell Fellow karşısında Ferris tek gözünü kıstı.</p>



<p>Bu adam Başkent’in Tüccarlar Loncası temsilcisiydi, kurtlar sofrası olan Başkent tüccarları arasında bile dehâsıyla adından söz ettiren tehlikeli biriydi. Aslında Beyaz Balina avı sırasında ondan erzak tedariki ve nakliyesi konusunda büyük destek almışlardı, o yüzden Crusch cephesi için hiç de yabancı sayılmazdı.</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Öyle olsa bile, şu anki hâlimle hiçbir kârlı işe giremezsin yalnız? Üzülerek söylemeliyim ki&#8230;”</p>



<p><strong>Russell:</strong> “Düşes Karsten’le olan efendi-uşak Sözleşmenizi feshettiniz. Evet, bu durumdan haberdarım.”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “&#8230; Haberleri bu kadar hızlı alman cidden ürkütücü.”</p>



<p>Gerçi bunları söyledikten hemen sonra kendi ettiği bu aptalca laflara pişman oldu Ferris.</p>



<p>Çünkü Russell basbayağı burada Ferris’i pusuya yatmışçasına beklemişti. Bugüne kadar bir kez bile böyle bir şey yapmamışken tam da bugün, bu saatte karşısına dikiliyorsa bunun altında kesinlikle geçerli bir sebep yatıyor olmalıydı.</p>



<p>Ve Ferris’in fark etmekte geciktiği bir aptallığı daha vardı.</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “&#8230; Bu yol, hava henüz tam kararmamasına rağmen&#8230; neden bu kadar ıssız?”</p>



<p><strong>Russell:</strong> “————”</p>



<p>Yolun tam ortasında Ferris’in yaklaşık on metre uzağında duran Russell. Ne Russell’ın ne de Ferris’in etrafında, bu Soylular Mahallesi’nin sokağında tek bir kişinin bile gölgesi yoktu.</p>



<p>Gecenin körü ya da sabahın erken saatleri olsa neyse de güneşin henüz batmadığı bir saatte bu kesinlikle imkânsızdı. Ve eğer imkânsız bir şey oluyorsa bunun mutlaka bir nedeni olurdu.</p>



<p>Bu olaydaki nedense——</p>



<p><strong>Russell:</strong> “Felix-sama, sizinle muhakkak konuşmam gereken bir konu var. Eğer müsaitseniz sizi evimde akşam yemeğine davet edebilir miyim? Hâlâ gideceğiniz bir yer belirlemediyseniz şayet.”</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “Tasması henüz yeni çözülmüşken hemen beni kendi saflarına mı çekmeye çalışıyorsun? Kusura bakma ama o işi geçece——”</p>



<p><strong>Russell:</strong> “——Hayır, bu bir teklif değildi. Aslında, bu zorunlu bir görüşme diyelim.”</p>



<p>Russell sanki üzülüyormuş gibi yavaşça başını iki yana salladı. ——Tam o an, Ferris’in hemen arkasında beliren bir kişi onun o ince boynuna buz gibi bir bıçak dayadı.</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “——Hık.”</p>



<p>Ferris nefesini tuttu, tüm hareketleri kilitlenmişti. O kadar ani olmuştu ki kılı dahi kıpırdayamıyordu. Tek bildiği şey; boynuna dayanan bıçağın fazlasıyla kavisli, ince bir pala olduğu ve arkasında duran kişinin kendisinden epey uzun boylu biri olduğuydu. ——Yoo, bir şey daha vardı&#8230;</p>



<p><strong>Ferris:</strong> “&#8230; Öylesine basit bir tüccar değilsin galiba, ha?”</p>



<p><strong>Russell:</strong> “Kim bilir? Öyle olmayı çok isterdim gerçi.”</p>



<p>Adım adım mesafeyi kapatan Russell. Boynundaki bıçakla öylece kala kalan Ferris, en azından bakışlarını ondan kaçırmamaya çalışırken bir kez daha kendinden iğrendi.</p>



<p>Böyle soğuk gözlerle bakabilen bir adamı nasıl olur da sıradan biri sanabilmişti ki?</p>



<p>Dudaklarını ısırarak ağzından en ufak bir zayıflık, bir inilti kaçmasını engelledi. Bunun, şu an elinden gelenin en iyisi olduğunu kendine telkin ediyordu Ferris.</p>



<p>Ferris’in burnunun ucuna kadar yaklaşan Russell, o buz gibi gözleriyle konuştu:</p>



<p><strong>Russell:</strong> “Artık Düşes’in Şövalyesi olmadığınıza göre, sizi sorgulamakta hiçbir sakınca görmüyorum. Anlatacaksınız. ——Argyle Hanesi’ne miras kalan Ölümsüz Kralın Ayini hakkındaki her şeyi.”</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1442" height="2048" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-63.png" alt="" class="wp-image-7093" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-63.png 1442w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-63-1408x2000.png 1408w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-63-704x1000.png 704w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-63-768x1091.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-63-1082x1536.png 1082w" sizes="auto, (max-width: 1442px) 100vw, 1442px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/112oVic2/status/2040656954822107298?s=20">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p>#Evet, hemen sözleşmesi feshedilen Felix’e kuduz köpekler saldırmaya başladı bile. Durumlar cidden çok vahim, peki illaki bunlar Crusch’ın kulağına gidecektir diye düşünüyorum. Her şeye rağmen el uzatmak isteyecek mi yoksa başkaları mı devralacak? Umarım ki bu cevapları önümüzdeki bölümlerde alırız.</p>



<p>#Ayrıca, bölümde içeren <em>Kibir</em> kısmının orijinali <em>Pride </em>demektir. Eski çeviri ekipleri <em>Gurur</em> diye çevirmişti fakat biz buna <em>Kibir</em> demekte karar kıldık. Bundan sonra da böyle çevireceğiz. Genel olarak diyeceklerimiz bu kadar o hâlde sonraki bölümlerde görüşmek üzere!</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-9-sulu-goz/">Kısım X, Bölüm 9 – “Sulu Göz”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-10/bolum-9-sulu-goz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
