※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Bertiel
Ek Düzenleme: Qua
Redaktör: akari
Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire, universe, Yağız D, Metin K, equ, Sakuta Hijiri, Emirhan D, Kerem Y, jnxleus, Yusuf Esat Ç, Salim, Elma Can
Destek vermek isterseniz TIKLAYIN!
Discord’a gelmek isterseniz TIKLAYIN!
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
——Durum hiç iyi değil.
Emilia’ya eşlik ederek Kraliyet Sarayı’na gelen Ram, mevcut durumu bu tek cümleyle özetliyordu.
Öncelikle, Ram’ın fiziksel durumu hiç iyi değildi.
Kendi hissedebildiği kadarıyla, son bir yılın en berbat durumunda olduğu bir zamandı.
Zaten nadiren tamamen sağlıklı ve zinde hisseden bir bedeni vardı ama normal günlerde iradesini gergin bir yay gibi tutarak temel durumunu zorla sabitlemek suretiyle performansını koruyordu. ——İşte o ipin tam da gevşediği an, şimdiki zamandı.
Ram: “Hemen malikâneye dönmemiz hataydı sanırım.”
İmparatorlukta kız kardeşiyle yeniden bir araya geldikten sonra uyanan Rem’i bir an önce malikâneye geri götürmek istemişti. Bunu yaparsa Anılarının geri dönmesi için bir ipucu olabileceğini düşünerek sonuç almak için acele etmişti.
Bu sayede, Roswaal malikânesinin hizmetçi kıyafetini giymiş Rem’in o çok beklenen hâlini görebilmişti ama Ram’ın iradesi gevşemişti. Sonuç olarak işte bu acınası hâldeydi.
Subaru’ya yöneltilen o saçma sapan şüpheleri ortadan kaldırmak için tüm kampın tek yürek olması gereken bir durumda, mükemmellikten çok uzak olan bu hâlini sergilemek zorunda kalıyordu.
Ram: “————”
Uzun koridorda sessizce yürürken Ram bir yandan da yolda yanlarından geçtikleri saray muhafızlarını gözlemliyordu.
Tıpkı Soylular Köşkü’nde Emilia’yı karşılamaya gelen askerler gibi, bakışlarında ve tüm bedenlerinde görev bilincinden kaynaklanan bir gerginlik barındıran bu adamlar, sessiz bir selamın ardından Ram ve diğerlerine yol veriyor, arkalarından bakıyorlardı. ——Ancak geçip gittikten kısa bir süre sonra, koridorun kapılarının kapandığını hava akışından hissedebiliyordu.
Normalde açık bırakılması âdet olan kapıların kapatılmasının anlamı, son derece açıktı.
——Durum hiç iyi değil.
Koridor kapılarının kapatılması, askerlerin normalden çok daha gergin olan atmosferi ve en önemlisi Kraliyet Şövalyeleri Komutanının bizzat onları karşılaması, sergilenen nihai temkinin göstergesiydi. Bu da hiç şüphesiz, karşı tarafın gözündeki izlenimlerinin şimdiden büyük ölçüde olumsuz bir yöne kaydığı anlamına geliyordu.
İşte bu, Ram’ın sağlık durumundan bağımsız olarak ikinci iyi olmayan durumun ardındaki gerçekti.
Emilia: “…Nedense, çoook nazikçe hapsediliyormuşuz gibi hissediyorum.”
Ram: “… Şaşırdım. Demek Emilia-sama’nın bile bunu hissedebilecek bir duyarlılığı varmış.”
Adımlarını hafifçe yavaşlatan ve hemen yanında yürüyen Emilia, aniden mırıldanmıştı. Kraliyet Sarayı’nın atmosferini böylesine hassas bir şekilde sezen bu yoruma karşılık, Ram kaşlarını hafifçe kaldırarak cevap verdi.
Bu yanıtı alan Emilia, biçimli kaşlarının uçlarını aşağı düşürerek “Öyle” dedi ve ekledi…
Emilia: “Ortam bi’ gergin derler ya, sanırım öyle bir şey. Ormanda Puck’la yaşadığım zamanlarda yakınlardaki bir köye gittiğimde herkesin tavrı böyleydi gibi… belki de bizden çooook korkuyorlardır.”
Ram: “Öyle görünüyor. Anlaşılan Barusu çoook büyük sıvamış.”
Emilia: “…Subaru’yla Beatrice iyi midir acaba? Crusch-san da onlarla birlikteymiş.”
Ametist gözleri hafifçe titreyerek bunları söyleyen Emilia’ya karşı Ram da sessizliğe gömüldü.
Açıkçası durumlar hiç iyi değildi. Kendilerine iletilen bilgilere göre, Bilgeler Konseyi üyelerinden Miklotov McMahon öldürülmüştü, katil zanlısı Crusch Karsten’di ve Subaru’yla Beatrice de suç ortağı olarak aranıyordu.
Rahatsızlığından dolayı yatak döşek yattığı için Crusch ve İlahi Ejderha Kilisesi etrafında dönen sorunların sadece yüzeysel kısmını biliyordu ama Kraliyet Seçimi adayı olarak köşeye sıkışan Crusch’ın çaresizlikle korkunç bir suça kalkışması ve olay yerinde bulunan Subaru’nun duygusal davranarak onu koruması—— oldukça muhtemel bir senaryoydu.
Ram: “Yanında Beatrice-sama varken bile… hayır o, Barusu’ya karşı çok yumuşak davrandığı için işe yaramaz. Barusu’nun kendi kendini kontrol etme becerisi eksik. Sadece Rem’i ve… Emilia-sama’yı düşünse yeterliydi oysaki.”
Bir abla olarak hisleri karmaşıktı ama Subaru’nun Rem’e değer verdiği gerçeğini kabul etmek zorundaydı ve bu durumun bir kurtuluş sağladığı da su götürmez bir gerçekti. Anıları henüz yerine gelmemiş olan Rem bile ağzıyla ne söylerse söylesin, içten içe Subaru’ya karşı özel hisler beslediği gün gibi ortadaydı.
Tam da bu yüzden Subaru’nun kendi dizginlerini sıkıca eline alması ve kime şefkat göstereceğine kesin bir şekilde karar vermesi gerekiyordu. ——Önüne gelen herkese bir şeyler vermenin faturasını ödedikleri an, tam olarak bu andı.
Emilia: “Ram, yoksa kızgın mısın?”
Ram: “…Barusu’nun bu istikrarsızlığı öteden beri tahammül edilemez olduğunu düşünüyorum. Ancak şu anda ona yöneltilen şüpheler tamamen başka bir mesele.”
Emilia: “Evet, haklısın. Düzgünce konuşup Subaru’yu onlara anlatsak iyi olur. Bundan sonra ne sorarlarsa sorsunlar hazırlıklı olmalıyım.”
Ram: “Şimdilik Emilia-sama, siz Barusu’nun iyi yönlerinden on tane falan hazırlayın.”
Emilia: “Eh, on tanecik mi? On tanecik mi söyleyebileceğim? On taneye nasıl sığdırabilirim ki…”
Kendi endişelerinden tamamen farklı bir nedenden dolayı telaşlanan Emilia’ya bakan Ram, Subaru’nun on tane iyi yönünü nasıl sayabileceğine hayret etti. Zamanlaması dışında övülecek nesi vardı ki?
Her neyse——
Ram: “——İşte her şeyin başladığı yer.”
Geriye dönüp baktığında sürekli böyle kritik anlarla karşı karşıya kaldıklarını hissediyordu ama böylesine yararsız düşünceleri bir kenara bırakarak Ram, Emilia’yla birlikte bakışlarını ileriye çevirdi. ——Orada duraksamış olan Marcos, koridorun sonundaki kapıyı iterek açıyor ve onları içeri girmeye davet ediyordu.
Bu davete uyarak kapıdan içeri girdiklerinde içerideki sayısız gergin bakışın, ağırbaşlı atmosferin kendilerini karşıladığını hissettiler; sessiz gerilimin tırmandığı açıkça hissediliyordu.
——Ram ve Emilia’nın yönlendirildiği yer büyük bir salon değildi; Saray’daki önemli şahsiyetlerin görüşmeler yapılmak için kullandığı, Saray’ın içindeki konsey odasıydı.
Kısa bir süre önce Emilia’nın Filóre’yle birlikte geldiği, onun Kraliyet Seçimi’ne katılma niyetini açıkladığı ve Şövalyesinin atanmasına şahitlik ettiği odayla aynıydı. Aradan sadece birkaç gün geçmişken buraya yeniden geliyorlardı ancak bu kez gördükleri muamele tamamen değişmişti, etraftakilerin tavrı âdeta zincirlenmiş bi’ günahkâra bakıyorlarmış gibiydi.
Ram: “————”
İçeri alındıkları odaya şöyle bir bakan Ram, ilk olarak askerlerin yerleşimini kontrol etti.
Kapının sağında ve solunda iki kişi, duvar kenarlarında dört kişi, odanın ortasını yarım ay şeklinde çevreleyen abanoz yuvarlak masanın arkasındaysa tetikte bekleyen birkaç gölgenin dikildiğini fark etti.
Hepsinin kılıçları kınındaydı, elleri kabzalarına bile uzanmamıştı. ——Buna rağmen bu ortamın başından beri en kötü senaryoya hazırlıklı olacak şekilde düzenlendiği açıkça hissediliyordu.
Ram: “Amma da nazik bir davetmiş.”
Görünüşte nezaket barındırsa da bu kesinlikle hoş geldin karşılaması değildi.
Hedefi zarif bir kutuya koyup kapağını kapatarak rakibin kaçış yollarını asilce kesen, üst sınıfa özgü bir köşeye sıkıştırma taktiğiydi. Bunu kanıtlarcasına arkalarında Marcos’un kapattığı kapıların sesi çifte bir yankıyla birbirine karıştı. ——Odayla koridorun iki katı kapının ayırmasının ardındaki anlam, içeride konuşulanların dışarı sızmasını kesinlikle engellemekti.
Ancak o an için bu durum, Ram’a sadece bu konsey odasındaki görüşmelerin başkaları tarafından duyulmasını engellemekten ziyade daha çok fiziksel bir soyutlama anlamı taşıyor gibi gelmişti.
???: “——Emilia!”
Ram odanın atmosferini bu şekilde değerlendirirken aniden yükselen bir ses yuvarlak masanın ucunda oturan bir figürden gelmişti; uzun altın sarısı saçları ve kırmızı gözleriyle dikkat çeken, rahibe kıyafetleri içindeki bir kadındı bu.
Gürültülü bir şekilde sandalyesini tekmeledi, etraftakilerin bakışlarına aldırış etmeden yuvarlak masanın üzerinden atladı ve odanın girişinde duran Emilia’nın göğsüne doğru dosdoğru atıldı.
Emilia bu şiddetli atılımı doğrudan karşıladı ve gözlerini kırpıştırarak…
Emilia: “Filóre, sen de mi gelmiştin?”
Filóre: “Tabii ki geldim! Senin ve Şövalyen Subaru’nun meselesi sonuçta ya. Bir şey olduysa size destek olmalıyım diye düşünüp koşa koşa geldim!”
Emilia: “Filóre…”
Filóre: “Endişelenme! Ben yanındayım! Gerçi neyin ne olduğu belli olmayan saçma sapan bir durumdayız ama Emilia’nın kötü bir şey yapmış olmasına imkân yok! Ne olursa olsun senin tarafındayım!”
Böyle diyerek Emilia’ya sarılan rahibe kıyafetli kadın—— Filóre olarak çağrılmasıyla birlikte Ram da onun yakın zamanda Kraliyet Başkenti’ndeki kaosta rol oynayan yeni Kraliyet Seçimi Adayı olduğunu anladı.
Onun Emilia’yla arkadaş olduğunu Rem’den duymuştu ama bu bağlanma seviyesi oldukça fazlaydı. Kırmızı gözlerini yaşartarak neredeyse burnu akacak kadar duygusallaşmış hâli, hem Emilia için duyduğu samimi endişeyi yansıtıyor hem de bu durumda ona ne kadar güvenilebileceği konusunda tuhaf bir şüphe uyandırıyordu.
Açıkçası Filóre’nin bu tavrı konsey odasındaki diğer kişiler -toplantıda bulunan Bilgeler Konseyi üyeleri- Ram’ın da tanıdığı birkaç üst düzey soylu ve Kraliyet Şövalyeleri tarafından pek hoş karşılanmamıştı.
Boğaz temizleme sesleri ve sert bakışlar üzerlerine yağarken “Filóre-chan?” diyerek ona seslenen kişi, Filóre’nin tekmeleyerek devirdiği sandalyenin hemen yanında oturan bir kadındı.
Ağırbaşlı bir ses tonu ve sakin bir ifadeyle, Emilia’ya yapışmış olan Filóre’ye bakarak…
???: “Herkesi şaşırttınız ama. Olmaaaz öyle, böyle fazla coşmamalısınııız.”
Filóre: “Coşmak mı?! Coştuğum falan yok, tam aksine tüm kalbimle pişmanlık duyuyorum! Eğer Emilia’nın yanından hiç ayrılmasaydım onun bu endişesini taaa başından paylaşabilirdim! Kutsal kitapta da yazdığı gibi: ‘Bir kişinin kurtuluşu, on binlerin duasıyla gerçekleşir. Ejderha’nın lütfu komşuyla paylaşıldığında yalnız ruh şifa bulur ve gerçek kurtuluşa erer!’ ”
???: “Yorumlamakta özgürsünüz tabiiiii ama görüşmenin gecikmesi pek iyi bir izlenim bırakmayacaktır yaa. Filóre-chan’ın mızmızlandığı her saniye, Emilia-chan’ın zararına olmaz mı sizce de?”
Filóre: “Iğhhh… aptal Sakura!..”
Sakura: “Amanıııın, galiba benden nefret ettiiii.”
Gözleri yaşlı Filóre’nin bu çocukça itirazına, Sakura olarak çağrılan kadın omuz silkerek karşılık verdi. Oyuncuların gücü arasında oldukça büyük bir fark olan bir atışmaydı bu ama köşeye sıkışmış Filóre’nin başını Emilia nazikçe okşayarak…
Emilia: “Hıhı, teşekkür ederim Filóre. Çoook güvenilirsin. Bizi izlemeye devam et.”
Filóre: “Emilia… evet. Evet! Gözlerimi fal taşı gibi açıp seni izleyeceğim!”
Marcos: “——O hâlde Filóre-sama, lütfen artık yerinize dönün.”
Emilia’nın bu sözleri üzerine yaşlı gözlerini sertçe silen Filóre defalarca başını salladı. Bunun üzerine nihayet araya girme fırsatı bulduğunu düşünen Marcos, ondan yerine oturmasını rica etti.
Bu uyarıyla birlikte Filóre; istemeye istemeye Emilia’dan uzaklaştı, kendi tekmeleyip devirdiği sandalyeyi aceleyle yerine koydu ve oturduktan sonra yanındaki Sakura’ya küskünce başını çevirdi.
Böylesi bir sahne yaşandıktan sonra——
Marcos: “Emilia-sama, lütfen ortadaki sandalyeye geçin. Eşlikçinizse——”
Ram: “Ram, Emilia-sama’nın arkasında duracak.”
Marcos: “————”
Ram: “Bir sorun mu var?”
Marcos: “Hayır, hiçbir sorun yok. O hâlde lütfen buyurun.”
En azından ufak bir direniş göstererek yalnızca Emilia’dan koparılmayı reddetti ve odanın ortasındaki tanık sandalyesine oturtulan Emilia’nın çapraz arkasında yerini aldı. Bir an için Emilia’yla hafifçe göz göze geldiler; endişe ve minnet barındıran o iki göze, sadece çenesini belli belirsiz aşağı indirerek karşılık verdi.
???: “Emilia-sama, buraya kadar zahmet edip geldiğiniz için minnettarız.”
Yarım ay şeklindeki masada oturanlar arasından bu ağırbaşlı sözlerle konuşmaya başlayan kişi, son derece etkileyici bir atmosfere sahip kel bir yaşlı adamdı—— Bordeaux Zergev.
Yedi koltuklu Bilgeler Konseyi’nin bir üyesiydi ve bir zamanlar Yarı İnsan Savaşı’nda bizzat mızraklarını baltalarını savurmuş bir Krallık kahramanıydı. Ayrıca bu deneyimlerinden ötürü yarı insanlara karşı takındığı tavizsiz tutumla da tanınan biriydi, kısacası Emilia’yla uyumu kelimenin tam anlamıyla berbattı.
Onun konuşmayı bu şekilde başlatması, sözde Emilia’ya karşı bir saygı göstergesi olsa da içyüzünün tamamen farklı olduğunun bir kanıtı mıydı acaba?
Ancak tüm bu arka planı bir kenara bırakırsak Emilia ilk olarak Bordeaux’a değil, onun hemen sağındaki koltuğun boş oluşuna odaklanmış ve şöyle demişti…
Emilia: “Normalde… oraya Miklotov-san otururdu, değil mi?”
Bordeaux: “————”
Emilia: “Miklotov-san, gerçekten de?..”
Bordeaux: “Hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde doğrulanan bir gerçek. Krallık için bundan daha büyük bir darbe olamaz. Kraliyet Ailesi’nin tüm fertlerinin vefatından bu yana, böylesi bir felaketin yaşanmadığını söyleyebiliriz.”
Bordeaux, başını yavaşça iki yana sallayarak kısık, boğuk bir sesle bu yanıtı verdi.
Açıkçası, Miklotov’un bugüne kadar Lugunica Krallığı’nda üstlendiği roller düşünüldüğünde Bordeaux’un bu cevabına tüm krallık halkı başını sallayarak katılmak zorunda kalırdı.
Ne var ki Emilia’nın bu cevaba karşı hissettiği duygular farklı gibiydi. Uzun kirpiklerle çevrili o güzel gözlerini kısarak…
Emilia: “…Hepsi bu kadar mı?”
Bordeaux: “… Bununla ne demek istiyorsunuz?”
Emilia: “Krallık için korkunç bir durum olduğu, kesinlikle doğru. Ama Bordeaux-san, sizin Miklotov-san’la çok uzun bir geçmişiniz vardı, değil mi? Öyleyse…”
Bordeaux: “Kedere boğulup gözyaşı dökmemiz gerektiğini mi düşünüyorsunuz? Ancak bizim tanıdığımız Miklotov Bey olsaydı asıl böyle bir şeyi asla istemezdi. Kendi ölümünün, krallığın beynini çürütmesine ve uzuvlarının yavaş yavaş kangren olmasına izin verecek biri değildi o.”
Emilia: “————”
Bordeaux: “Bizimle sizin aranızda, bir yakının kaybının ardından tutulan yas şekli farklı. Hepsi bu.”
Emilia: “…Haklısınız. Özür dilerim. Sizin için de çoook acı verici olmalı, Bordeaux-san.”
Bir tokat gibi çarpan bu cevabın ardından Emilia sessizce bir iç çekti.
Kederi ifade etme şekillerindeki fark… böyle söylendikten sonra Emilia geri adım atmıştı ama bir adım geriden olan biteni izleyen Ram, iyi kalpli Emilia’nınkinden çok farklı bir izlenime kapılmıştı.
Kuşkusuz, kulağa mantıklı gelen bir bahaneydi. Krallığın geleceği için her zaman endişe duyan o Bilge’nin mirasını devralacaklarsa durup bekleyecek vakitlerinin olmadığı argümanı inandırıcıydı.
Ancak ortada yasa dair en ufak bir izin bile olmaması, Ram için ciddi bir şüphe kaynağıydı. ——En azından yavaş yavaş birikmekte olan bu duruma yönelik şüpheleri giderek daha da artıyordu.
Bordeaux: “Bir kez daha tekrar etmek gerekirse, Emilia-sama’yı buraya çağırma nedenimiz olan meseleye—— Şövalye Natsuki Subaru hakkında ortaya atılan şüpheler üzerine sorgulamayı başlatmak istiyoruz.”
Emilia: “Subaru hakkındaki şüpheler, onlar…”
Bordeaux: “Evet. —— Şövalye Natsuki Subaru’nun Cadı Tarikatı’yla güçlü bağları olduğu, hatta Günah Başpiskoposlarına denk biri olabileceği yönünde güçlü şüpheler bulunmakta.”
Bordeaux’un o boğuk ama gür sesinden yankılanarak yeniden dile getirilen bu suçlama karşısında, Ram kaşlarını çattı.
Ram şahsen bunun çok saçma bir şüphe olduğunu düşünüyordu, zaten bir kamp olarak inkâr etmekten başka şansları olmayan bir şüpheydi bu ama aynı zamanda en başından kaynağı belirsiz bir iftiraydı.
Açıkçası, Subaru’nun en başından beri Oburluk Günah Başpiskoposu olan Spica’yı korumuş olma gibi bir geçmişi vardı ve eşelendiğinde ortaya çıkacak bir sürü baş ağrıtıcı işi mevcuttu ancak İmparatorluk tarafının o konudaki bilgi akışını tamamen kesmiş olması gerekiyordu.
Spica’nın Otoritesi’ne ihtiyaç duydukları sürece, İmparatorluk da onun gerçek kimliğinin yayılmasını istemezdi. ——Dolayısıyla da bu durumun Subaru hakkındaki şüphelere yol açmış olması pek mümkün görünmüyordu.
Emilia: “Bu şüpheye net bir şekilde cevap verebilirim: Subaru’nun Cadı Tarikatı’yla bir bağlantısı yoktur, o benim tek ve biricik Şövalyem ve yeri doldurulamaz bir müttefikim.”
Filóre: “Aynen öyle! İkisinin arasındaki bağ çok güçlü! Bunu ben de kesinlikle… mıhğ, mıhğ!”
Sakura: “Filóre-chan? Azıcık sessiz olalım, olur muuuu?”
Yöneltilen şüpheye kararlılıkla yanıt veren Emilia ve onu destekleyen Filóre’nin ağzı yanındaki Sakura tarafından kapatılmıştı ancak her ikisinin de yarattığı sonuç aynıydı—— havanın gram oynamaması.
Filóre’nin bir laf atmasını andıran savunması bir yana dursun, Subaru’ya yöneltilen şüpheleri kesin bir dille reddeden Emilia’ya yöneltilen bakışlardaki o soğuk ateş de değişmemişti.
Muhtemelen olayın merkezindeki Emilia da bunu hissetmişti. Karşı taraf bir sonraki sözcüğü sarf etmeden önce “Bi’ saniye dinleyebilir misiniz?” diyerek söze girdi…
Emilia: “Her şeyden önce, Subaru’nun neden Cadı Tarikatı’ndan olmakla suçlandığını duymak istiyorum. Soylular Köşkü’nde Marcos-san’a da söylemiştim ama Subaru’nun şimdiye kadarki başarılarını Bordeaux-san ve sizler de çok iyi biliyor olmalısınız. Regulus bile Subaru sayesinde…”
Bordeaux: “Birden fazla Günah Başpiskoposunun ve Üç Büyük Cadı Canavarından olan Beyaz Balina’yla Büyük Tavşan’ın yok edilmesi, öyle mi? Büyük Tavşan konusundaki bulgular henüz doğrulanmamış olsa da diğerlerinin üçüncü şahısların da tanıklık ettiği bir gerçek olduğu doğru.”
Emilia: “Değil mi? O hâlde neden——”
Bordeaux: “——Ancak bizzat, o başarıların kendisi, şüphelerin asıl odak noktasıdır.”
Emilia: “————”
(Bertiel Not: Hiçbir başarı cezasız kalmaz olayı mı burası?)
Şüphelerin asıl odak noktası, konunun tam merkezine oturtulan bu suçlama kıvılcımı karşısında Emilia nefesini tuttu.
“Mantıksız” desek tam olarak bu an olurdu. Subaru’nun Cadı Tarikatı’na karşı elde ettiği o büyük başarıların bizzat kendisinin şüpheli olduğunu söylemek yenilir yutulur bir şey değildi ki.
Ram: “Yani, Barusu’nun çabalarının haddinden fazla iyi olduğunu mu söylüyorsunuz?”
Bordeaux: “Kusura bakmayın ama bir eşlikçinin söz hakkı yoktur. Sözlerinize dikkat etmenizi rica edeceğim.”
Ram: “Haddimi aştım. Ağzımdan kaçıverdi. Bir an için kulaklarıma inanamadım da.”
Ram’ın eklediği bu gereksiz cümle üzerine bakışlar daha da sertleşti ama bu onun içinden geçen saf gerçekti.
Yine de bu teorinin asılsız bir suçlama olduğu—— en azından, şu anki hâliyle sadece yersiz bir endişeden ibaret olduğu gerçeğini karşı taraf da farkındaydı. Fakat Emilia’ya yönelik bu sorguyu böyle zorbalıkla dayattıklarına göre ellerinde bundan başka kanıtlar da olmalıydı.
Ve o kanıtlar——
Emilia: “Ram adına özür dilerim. Ama Subaru’nun bunca çabasının şüpheli olmasıyla kastınız nedir?”
Bordeaux: “Bunların hepsinin tamamen planlanmış kurgular olabileceğine dair bir şüphe. Birden fazla Günah Başpiskoposunun yenilmesi de Üç Büyük Cadı Canavarının yok edilmesi de her birinin aslında krallığın derinlerine sızmak için düzenlenmiş bir komplonun parçası olduğuna dair bir tez.”
Emilia: “Bu kadarı da!..”
Bordeaux: “Bunun bir safsata olduğunu mu düşünüyorsunuz? Ancak bugüne kadar farklı ülkelerin defalarca kez büyük acılar çekmesine neden olan Cadı Tarikatı’na karşı sadece bir buçuk yıl gibi kısa bir sürede fazlasıyla sonuç elde edildi. Üç Büyük Cadı Canavarı için de aynısı geçerli. Bu durum, sanki kasten Şövalye Natsuki Subaru’ya kendini kanıtlama fırsatları sunuluyormuş gibi görünüyor.”
Dili tutulan Emilia’nın üzerine Bordeaux kelimeleri birbiri ardına yığarak baskıyı artırıyordu. Bordeaux’un bu ivmesinden faydalanan ve yarım ay şeklindeki masayı dolduran diğer kişiler de peş peşe başlarını sallayarak söz aldılar…
Konsey Üyesi: “Büyük Sefer’de bile elimizden kaçan Beyaz Balina’nın avlanmasını başarmak hemen ardından o Tembellik Günah Başpiskoposu’nu… Felaket getiren biri olarak bile anılan o adamı alt etmek fazla kusursuz bir senaryo.”
Konsey Üyesi: “O dönemin tanıklarının ifadelerine göre Şövalye Natsuki Subaru Beyaz Balina’nın ortaya çıkacağı tarihi ve saati tam olarak bilmiş, dahası Cadı Tarikatı’nın tüm planlarının bir adım önüne geçerek onlara engel olmuş.”
Konsey Üyesi: “O Günah Başpiskoposu’na karşı neredeyse hiç can kaybı vermeden kesin bir zafer kazandığını duyduk. Cadı Tarikatı’nın bugüne dek sebep olduğu olaylardaki yıkımlar düşünüldüğünde buna inanmak gerçekten çok güç.”
Konsey Üyesi: “İyi de konu Cadı Tarikatı da olsa bu kadar önemli pozisyondaki üyelerini gerçekten bu uğurda harcar mı ki?”
Konsey Üyesi: “Cadı Tarikatı’nın üstelik Günah Başpiskoposlarının birbirlerinden nefret ettiklerine dair söylentiler de var. Tarikat içindeki çatışmaları bu fırsatla kendi çıkarlarına kullanmış olma ihtimalle——”
Emilia: “——BİR DAKİKA!”
Konsey Üyeleri: “————”
Baraj kapakları açılmışçasına dolup taşan bu hırçın şüphe dalgalarının arasına Emilia’nın sesi zorla yarıp girdi.
Muhtemelen, karşı tarafın tam da sırasını beklediği argümanlardı bunlar ancak hiçbiri şüpheleri kesinleştirecek kadar güçlü darbeler değildi, o şüphe tohumlarını filizlendirmek için bile yetersiz kalıyorlardı.
Emilia da bunun farkındaydı. İşte bu yüzden, bu hırçın dalgaların arasında sürüklenirken bile, kendi şövalyesine olan o derin güvenini gözlerinden zerre kadar silmeden,
Emilia: “Az önceki söylediklerinizin tümü, bana sadece siz Subaru’nun en başından beri şüpheli olduğunu düşündüğünüz için böyle söylüyormuşsunuz gibi geliyor. Elbette, Subaru’nun sezgileri çoook kuvvetlidir ve her zaman en iyi yolu bulur; bu sayede de Cadı Tarikatı’nın bile üstesinden gelmeyi başardık ama…”
Ram: “Bu biraz ters tepecek sanki…”
Emilia: “Ama! Benim Şövalyeme hep böyle Cadı Tarikatı, Üç Büyük Cadı Canavarı gibi şeyleri yenerkenki hâline bakmayın! Pleiades Gözcü Kulesi’nde de Vollachia’da da… yoo, daha da öncesinde, ta en başta bu başkentte tehlikeye düştüğümde bile Subaru beni kurtarmıştı. Hem de Cadı Tarikatı’yla alakasız bir olayda!”
Ram: “Emilia-sama…”
Yanakları kızarmış, çaresizce gayesini anlatmaya çalışan Emilia’ya bakan Ram’ın gözleri hafifçe irileşmişti.
Emilia’nın bu itirazı, ifade ediliş tarzı itibariyle kesinlikle bir çocukluk taşıyor olsa da Bordeaux ve diğerlerinin yönelttiği o ağır suçlamalara dimdik bir şekilde karşı koyuyordu.
Ram’ın bile takdir ettiği tek şey olan Subaru’nun o mükemmel zamanlama yeteneği, sadece Cadı Tarikatı ile ilgili durumlarda ortaya çıkan bir şey değildi. Kısacası Subaru’nun zamanlaması her zaman mükemmeldi. Bu durumun garipliği, onun bir Cadı Tarikatı mensubu olduğu şüphesiyle aynı anlama gelmiyordu.
O yüzden——
Bordeaux: “——Ne demek istediğinizi gayet iyi anladık, Emilia-sama. Bizim de böylesine asılsız suçlamalarla Şövalye Natsuki Subaru’nun onurunu lekelemek gibi bir niyetimiz yok.”
Emilia: “…Gerçekten mi? O hâlde sorun yok. Öyleyse…”
Bordeaux: “——Ancak Şövalyenizin üzerinde Tembellik Günah Başpiskoposu’nun varisi olduğuna dair çok ağır ve yoğun şüpheler bulunmakta. Bu konu hakkında ne diyeceksiniz?”
Buraya kadar olan kısmın sadece bir ısınma turu olduğunu anlayan Ram, arka dişlerini gıcırdattı.
△▼△▼△▼△
——Tembellik Günah Başpiskoposu’nun varisi, işte Natsuki Subaru’ya yöneltilen asıl şüphe buydu.
Bu, tamamen beklentilerin ötesinden gelen soru karşısında Emilia’nın ametist gözleri irice titredi. Öte yandan, onun arkasında bunu duyan Ram’ın da uçuk pembe gözlerindeki şaşkınlık ifadesi derinleşmişti.
Ram: “Tembellik Günah Başpiskoposu’nu Barusu ve Otto’nun öldürdüğünü duymuştum gerçi…”
Ram’ın bu anlayışını duysaydı Otto’nun muhtemelen “Buna bir itirazım var amaa!” diyeceğine şüphe yoktu ancak şu an bu ortamda bulunmayan o şikâyetçi adama verecek bir kulağı yoktu.
Gerçi doğrudan olmasa da dolaylı yoldan Tembellik Günah Başpiskoposu’yla olan savaşa Ram da dahil olmuştu. Dünyanın en ünlü Günah Başpiskoposu olan o şahsın ölümü ve bunun Emilia Kampının Cadı Tarikatı’yla olan husumetinin başlangıcı olduğu su götürmez bir gerçekti.
Ancak o Tembellik Günah Başpiskoposu’yla Subaru arasındaki bağlantıdan şüphelenilmesinin nedeni——
Ram: “O da mı Barusu’nun Tembellik avında fazla tesadüfi bir şekilde parlamasından kaynaklanıyor?”
Marcos: “Söz hakkınız——”
Bordeaux: “Hayır, sorun değil. O da var. Ancak asıl odak noktası belirli bir tanık ifadesinde yatıyor.”
Ram: “Tanık ifadesi mi?”
Düşünme yetisi duran Emilia’nın yerine sözü devralarak konunun devamını getirmesini isteyen Ram’ı Marcos azarlamak istedi ama Bordeaux onu eliyle durdurarak sözlerine devam etti.
Subaru’nun şüphelenilmesindeki en büyük odak noktası, işte o şey——
Bordeaux: “——Tutsak edilen Öfke Günah Başpiskoposu’nun ifadesidir.”
Emilia: “——Hık, Sirius’un mu?..”
Bordeaux: “O Günah Başpiskoposu, şu anda bile hapishane kulesinde tutsak olarak zincirlenmiş durumda. Buradaki sorgularımıza doğru dürüst cevap vermiyor olsa da Su Geçidi Şehri’nden getirilişi de dahil olmak üzere, defalarca kez bunu dile getirmiştir. ——Tembellik Günah Başpiskoposu’nun, Natsuki Subaru’nun içinde olduğunu.”
Emilia: “————”
Bordeaux: “Kraliyet başkentinde düzenlenen ödül töreninde… Beyaz Balina’nın avlanması ve Tembellik Günah Başpiskoposunun alt edilmesindeki başarılar onurlandırıldığında detaylı bir rapor sunulduğunu ben de hatırlıyorum. O raporda, Tembellik Günah Başpiskoposunun başkalarının bedenlerini ele geçiren Kötücül Ruh olduğu ve birçok bedende dolaştığı yazılıydı. ——Ne dersiniz?”
O kalın kaşlarının altındaki gözlerini kısarak böyle bir soru yönelten Bordeaux’un karşısında Emilia’nın yanakları kasıldı.
İçinde Subaru’ya karşı bir şüphe doğmuş—— değildi. Sadece, Subaru için bu korkunç tesadüfler zinciri karşısında dolup taşan duygularını kelimelere dökemiyordu.
Kısacası bu anlatılanlara göre Natsuki Subaru’nun bedeni Tembellik Günah Başpiskoposu tarafından ele geçirilmişti ve o günden bugüne kadar sürekli başka biri tarafından oynanan bir rol olduğu şüphesi güdülüyordu.
Bu, Subaru’yu kendi Şövalyesi olarak kabul eden Emilia için dayanılmaz bir hakaret olmalıydı.
Her şeyden öte, bu şüphe Ram için de——
Ram: “——Zerre kadar, tartışılacak bir tarafı yok.”
Farkında olmadan kendi sesine yansıyan o keskinliği, Ram ancak ağzından dökülen sesi duyduğunda fark etmişti.
Ancak bu gerçeğin bilincinde olsa bile, peşinden gelecek olan kelimelere yüklediği duyguları bastıramıyordu. ——Çünkü Subaru’ya yöneltilen bu şüphe, bu hakaret, Subaru’nun her gece uyumaya devam eden Rem’in yanına sık sık gitmesinin bile art niyetli bir eylem olduğuna hükmetmekle eşdeğerdi.
Ram: “O şanlı ünüyle bilinen Bilgeler Konseyi üyelerinin sırf böyle bir şüphe uğruna böyle bir toplantı ayarladıklarına inanamıyorum. Şüphenin içeriğinden de ziyade, bilginin kaynağı başlı başına bir sorun değil midir?”
Bordeaux: “Yani, bu meselenin tamamen asılsız olduğunu ve sadece bizim saçma kuruntularımızdan ibaret olduğunu mu söylüyorsunuz?”
Ram: “Elbette. Bir Günah Başpiskoposunun söylediklerine inanmak tek kelimeyle deliliktir. Tutsak edilen Öfke’nin başkalarının zihnine etki etme gücü olduğu söyleniyordu. Onun bu etkisi yüzünden de——”
Emilia: “——Ram!”
İstemsizce bir şekilde öfkeyle parlayan bilincinden aşağı soğuk su dökülmüşçesine sarsılan Ram, nefesini tuttu.
Baktığında tanık koltuğundan ayağa kalkan Emilia’nın ona doğru döndüğünü ve o kusursuz güzellikteki yüzündeki bakışları keskinleştirerek saygısız bir hizmetkâra karşı öfkelenmiş—— numarası yaptığını gördü. Ona bu kadar beceriksiz bir oyunculuk yaptırdığı için ve Emilia’nın onu azarlamak zorunda kalacağı kadar duygusallaştığı için Ram’ın kalbi derin bir öz eleştiriyle doldu.
Durum hiç iyi değildi. ——Bedeninin yorgunluğu, ruh hâline bile kötü etki ediyordu. Böyle olacaksa Emilia’ya eşlik etmeye ne diye gönüllü olmuştu ki?
Emilia: “Ram adına tekrar özür dilerim. Gerekirse buradan çıkmasını emrederim.”
Kendi kendini böyle sorgulayan Ram’ı arkasında bırakarak yarım ay şeklindeki masaya yeniden dönen Emilia böyle bir teklifte bulundu.
Ondan beklenmeyen bu sert üslup, Ram’ın yaptığı hatayı örtbas etmek için takındığı kendine has bir tavırdı. Kendi eylemlerinin sorumluluğunun ondan alınması, Ram’ın içindeki o sinir bozucu çaresizlik hissini daha da artırıyordu.
Emilia’nın bu gelişimi sevindiriciydi. Tabii eğer durum böyle olmasaydı. ——Böyle, sonucu çoktan belli olan bir sorgu salonunda olmasalardı.
Bordeaux: “… Odadan çıkmasına gerek yok. Ancak bundan sonra, konuşmaktan kaçınsın. Eğer bu tekrarlanırsa doğrudan Emilia-sama’nın kendi konumu sorgulanacaktır.”
Ram: “…Aklımda tutacağım. Çok özür dilerim.”
Ağzından özür kelimeleri dökülürken odadan çıkarılmamış olmasının asıl kendi tahminini doğruladığını düşünmeden edemeyen Ram, içinde acı bir tat hissetti.
Çünkü bu ortamda Emilia’nın Ram’la bir arada kalma niyetini hissedebiliyordu.
Emilia: “Teşekkür ederim, Ram’ı kovmadığınız için… O hâlde bana da söyleyin. Sırf Sirius öyle söyledi diye, Subaru’nun Tembellik Günah Başpiskoposu olabileceğini mi düşünüyorsunuz?”
Bordeaux: “Elbette, en başlarda saçmalıktır denilerek bir kenara atılmıştı. Tutsak bir Günah Başpiskoposu’nun sözlerini ciddiye almak başlı başına bir aptallıktır. Ancak Miklotov Bey öyle yapmadı. O; bir kenara atılması gereken hezeyanlarla, öyle olmayan felaket alametlerini birbirine karıştırmayacak kadar derin bir ön görüye sahipti.”
Emilia: “Miklotov-san… Ah, o zaman, yoksa…”
İstemsizce elini ağzına götüren Emilia’yla Ram da aynı şeyi akıllarından geçirmişlerdi.
Bugün Pristella’ya gitmek için hazırlıklarını tamamladıktan sonra Subaru, yanına Beatrice’i de alarak gizli bir konuşma yapacaklarını bahane etmiş ve Miklotov’la olan randevusuna gitmişti. Ondan sonra tam olarak neler yaşandığı bilinmese de olayın kılıçların çekilmesine ve şu anki duruma yol açtığı kesindi.
Belki de Miklotov’un Subaru’yu çağırma sebebi, tam olarak buydu——
Bordeaux: “Görüşmenin detaylı amacı bizimle de paylaşılmamıştı. Ancak o mekânda Şövalye Natsuki Subaru’nun bulunmasının yanı sıra, Beyaz Balina avı ve sonrasındaki Tembellik’le olan savaşta iş birliği yaptığı Düşes Karsten’in de orada olduğunu düşününce bu şüpheye düşmekten başka çaremiz kalmıyor. ——Şövalye Natsuki Subaru için hiç de elverişli olmayan bir durum yaşandığından dolayı, Miklotov Bey’in öldürüldüğünü düşünüyoruz.”
Emilia: “Bu——”
Bordeaux: “O hâlde kendini açıklama fırsatını kendi rızasıyla çöpe atan birine nasıl güvenmemizi beklersiniz!!”
Emilia: “——Hık.”
O an, Bordeaux’un gürleyen sesi patladı ve bu sesten yüzüne bir tokat yemişçesine sarsılan Emilia kaskatı kesildi.
Emilia’nın bu tepkisinin ardında Ram da bu kötü tesadüfler dizisine—— ya da bizzat böyle kurgulanmış olan durumun kendisine karşı derin bir nefret hissetti.
Nitekim karşı taraf, en başından beri karşı çıkılamayacak kanıtları sağlamlaştırıp Emilia’yı buraya çağırmıştı.
Ram: “——En kötü tahminimiz doğru çıktı demek.”
Soylular Köşkü’ne yapılan baskından bu yana yaşananlar göz önüne alındığında en azından o an orada bulunan Ram ve Otto’nun ön gördüğü en kötü senaryoydu bu: Geri çevrilemeyecek bir Saray’a çağrılma talebi ve bunun beraberinde getirdiği kampın bölünmesi.
Bu tabloyu çizen kişi her kimse, ağlarını bu kadar ince ve titiz bir şekilde örmüştü.
Buna rağmen Bordeaux’un sorgulaması devam ediyordu.
Bordeaux: “Miklotov Bey’in öldürüldüğü olay yerinden Şövalye Natsuki Subaru, Düşes Karsten’le birlikte kaçtı. Orada bulunanların tanıklığına göre, Şövalye Natsuki Subaru anlaşılmaz bir teknik kullanarak başkalarının büyü yapmasını engellemiş ve görünmez bir ‘şeyi’ kontrol etmiş. Bu da ödül töreni sırasındaki değerlendirmede aldığımız raporda yer alıyordu, Tembellik Günah Başpiskoposu’nun görünmez kolları yönlendirdiği söylenmişti değil mi?”
Emilia: “O, Subaru ve Beatrice’in birlikte geliştirdikleri bir büyüydü…”
Bordeaux: “Üstüne bir de şunu soralım: Oburluk Günah Başpiskoposu’nun kurbanı olanların, başkalarının hafızalarından silindiğini veya tam tersine kurbanların kendi anılarını kaybettiğini biliyoruz. Ancak Şövalye Natsuki Subaru’nun unutulan şeyleri hatırladığına dair duyumlar var. Bu nasıl olabilir?”
Emilia: “Rem de Julius da Subaru, onları hatırladığı için bi’ başlarına kalmaktan kurtuldular!”
Bordeaux: “Şehvet Günah Başpiskoposu’nun zalimliği yüzünden, Düşes Karsten iyileşmez bir yara aldı. Aynı saldırıya maruz kaldığı hâlde Şövalye Natsuki Subaru’nun zarar görmeden kurtulmasının bir açıklaması var mı? Yapabilir misiniz?”
Emilia: “Bu duruma Subaru’dan daha fazla kahrolan kimse yoktu!”
Bordeaux: “Öyleyse Şövalye Natsuki Subaru nereden gelen ve kimin nesi olan biridir! O şahsın, sizin şövalyeniz olarak Kraliyet Sarayı’nda adını duyurmasından öncesine dair hiçbir yerde kaydı dahi yok! Neden!!”
Emilia: “Subaru——!”
???: “——Yeter artık, bırakın şunu!!”
Üzerine art arda savrulan soru fırtınasında verdiği cevaplar bile yarıda kesilen Emilia, ağlamaklı ve acı dolu bir sesle bağırmaya çalıştı. ——Ancak tam o anda onun sesini bastırarak konsey odasında yankılanan ses, odanın köşesindeki koltuğundan ayağa kalkıp yarım ay şeklindeki masaya vuran Filóre’ye aitti.
O kızıl gözlerinden süzülen bir damla yaşla ve dudakları titreyerek…
Filóre: “Hepiniz birden Emilia’nın üzerine bu kadar acımasızca gitmeyin… En çok kafası karışan o ve Subaru’yla en çok konuşmak isteyen kişi de bizzat o!”
Bordeaux: “…Biz de durduk yere sesimizi yükseltip sert davranmıyoruz. Her şeyden öte, Miklotov Bey’in cenazesini teslim alan ve malikânede ne tür olayların döndüğünü detaylarıyla anlatanlar İlahi Ejderha Kilisesi’nden, bizzat Filóre Hanım’ın meslektaşları değil miydi?”
Filóre: “Bunu ben de biliyorum! Tiga’nın yaralandığını da… ama o durum, belki de çok fazla kan kaybeden Tiga’nın yanlışlıkla bir şeyleri yanlış görmesinden ibarettir, değil mi?”
Sakura: “İyi de bu kadarı da Tiga-chan için biraz fazla acımasızca olurdu sankiii.”
Filóre: “——Hık, her neyse! Ben böyle bir yönteme karşıyım! Kutsal kitapta bile şöyle der: ‘Bu gök kubbenin altında kurtuluşu olmayan tek bir ruh bile yoktur. Başını gökyüzüne çevirdiğinde daima Ejderha’nın gölgesi vardır ve orada tüm çocuklara eşit bir kurtuluş vaat edilmiştir!’ ”
Kutsal kitabı çıkarıp yarım ay şeklindeki masaya çarparcasına koydu Filóre.
Onun bu duygusal çıkışı tartışmaya âdeta soğuk su serpilmiş etkisi yaratmıştı ancak Subaru’nun aleyhindeki o kötü gidişat değişmemişti. Ve Ram’ın asıl korktuğu şey, Subaru’ya yönelik bu şüphenin beraberinde getireceği daha derin bir suçlamanın gündeme gelmesiydi.
O da şuydu——
Bordeaux: “——Acaba bu meseleyi Emilia-sama, destekçisi Batı Toprakları’nın Uçbeyi Roswaal L. Mathers ve Kampı’nın genelinin bilip bilmediği konusu.”
Emilia: “————”
Bordeaux: “Bu, kamp içinde bir iş birliği yapılarak gizlendiyse ve farz edelim ki Şövalye Natsuki Subaru’nun Tembellik Günah Başpiskoposu’nun varisi olduğuna dair şüpheler doğru çıkarsa o zaman Emilia-sama’nın Kraliyet Seçimi’ne katılmasının ve bugüne kadar bunca başarı elde etmesinin ardındaki neden de…”
Bu, Kraliyet Seçimi başladığından beri biriktirilen onca şeyin; Emilia’nın, Subaru’nun ve tüm kampın sarf ettiği o çeşitli çabaların sonucunun tamamen kurgulanmış bir sahtekârlık sayılması demekti.
Herkesin kan, ter ve gözyaşı dökerek inşa ettiği o şeylerin tamamının——
Filóre: “——Emilia?”
Aniden yumruklarını sımsıkı sıkan Ram’ın kulaklarına şaşkınlık dolu, aptalca bir ses çalındı.
Bu, Kutsal kitabını yarım ay şeklindeki masaya bastırmış pozisyondayken gözlerini kocaman açmış olan Filóre’ye aitti. O kocaman gözlerini kırpıştırarak şaşkın bir şekilde odanın ortasına bakıyordu.
Onun bu hâline kapılarak Ram da o yöne, tanık kürsüsüne baktı. ——Orada dikilen Emilia’yı gördü.
Gözlerinin önünün tamamen kararması işten bile olmayacak türden sözler işitmişti.
Ayaklarının altındaki zemin kayıp gidiyormuşçasına kendi yerini yurdunu kaybettirecek cinsten bir çaresizlik yüzüne çarpılmıştı.
Mantıksızlıkların ve adaletsizliklerin kopardığı fırtınada sürüklenip avaz avaz ağlasa bile hiç şaşırtıcı olmazdı.
Yine de——
Emilia: “——Benim adım Emilia. Sadece Emilia. Büyük Elior Ormanı’nın, Buzul Cadı’sı.”
Bu sözleri sarf eden Emilia, tanık kürsüsünde dikilmeye devam ederken kaldırdığı parmağını gökyüzüne doğrultarak bir bildiri yapıyordu.
Bu; Ram’ın da defalarca kez şahit olduğu, pervasızlığın sınırlarını zorlayan o çocuğun, bu dünyadaki en aptalca şeyi söylemeye ve yapmaya kalkıştığında takındığı pozun bire bir aynısıydı.
Emilia: “Bana o gözlerle bakmanız ilk defa karşılaştığım bir şey değil. Bugüne kadar defalarca kez o bakışlara maruz kaldım, moralim bozuldu ama ardından ‘ha gayret’ diyerek başımı hep dik tuttum.”
Bordeaux: “————”
Emilia: “İşte bu yüzden… en başa dönsek bile hiç umurumda değil. Ben—— biz, asla pes etmeyiz çünkü.”
Ram: “Emilia… sama…”
Emilia: “Pes etmeyiz, biz. ——Öyle değil mi Ram!”
Parmağını göğe doğru dikili tutmaya devam ederek arkasına dönmeden seslendi Emilia ona.
Arkasına dönüp kontrol etmemesi, sinir bozucu bir şekilde sadece aralarındaki güvenin bir kanıtıydı. Emilia, Ram’ın ona ne cevap vereceğinden ve Ram’ın o an nasıl bir ifade takındığından zerre kadar şüphe duymuyordu.
İşte bu yüzdendi. Bu yüzden arkasına dönmüyordu. Bu güvene karşı, Ram’ın ona layık bir cevap vermesi gerekiyordu.
Ne de olsa Emilia’ya eşlik etmeyi bizzat kendisi isteyip teklif etmişti.
Emilia’nın bu güvenine karşılık vermek isteyen herkesi bir kenara iterek bizzat Ram’ın kendisinin bunu yapması gerekiyordu.
Ram: “——Hah! Tabii ki de.”
O güvene layık olmak adına, Ram kendi yüz ifadesini ve sesini buna uyarlamaya çalıştı.
Cesur ve gururlu, atılgan ve asil bir şekilde; Emilia’nın inandığı o Ram’a yakışan bir tavırla, ne kadar zor bir durum olursa olsun asla pes etmemek için dişini sıkan Emilia’yı arkadan destekleyebilmek uğruna.
Ram: “Bakın buraya, sizi aptallar ordusu.”
Bu Emilia’nın uygun bir şekilde döşenmiş ve vaat edilmiş hileli başarıların üzerinde yürüyerek buralara gelmiş olması mümkün değildi.
İçinde şüphe barındıran siz aptallar, hepiniz yanıp kül olun.
Bunun bir sahtekârlık olduğunu sezen o gözlerinizi oyup yerine birer cam bilye mi tıksam acaba.
Ne de olsa ağlayıp sızlayarak, feryat edip kan ve ter dökerek, tüm bunlarla yoğrularak parlayan bu ışıltı; bizzat Emilia’nın canını dişine takıp kazandığı kraliyetin o eşsiz cevheriydi.
Konsey Üyeleri: “————”
Kimse, anında tek bir sözcük bile edememişti.
Alaylar, şüpheler, mantıklı gibi görünen o sorgulamalar bile, o kısacık an için Emilia’nın bu beyanatı karşısında yitip gitmişti.
???: “——Haberci! Haberci geldi!”
Emilia ve Ram’dan oluşan bu efendi-hizmetkâr ikilisinin sergilediği o yersizmiş gibi duran söylemler karşısında ateşli bir sessizliğin hüküm sürdüğü konsey odasını, içeriye koşa koşa giren bir askerin bu sesi böldü.
Girişin hemen yanında dikilen ve bu âna kadar devam eden sorgulamayı izleyen Marcos, paldır küldür içeri dalan askerin önüne dikilerek “Aptal herif!” diye kükredi.
Marcos: “Şu an son derece önemli bir sorgulamanın ortasındayız! Ne cüretle buraya dalarsın!”
Asker: “Çok özür dilerim efendim! Fakat acilen size iletmem gereken bir durum var!”
Marcos: “Acilen mi? Ne oldu?”
Telaş dolu askerin bu yakarışına karşılık Marcos, gövdesini hafifçe eğerek ona kulak verdi. Askerin o boğuk sesle fısıldadıklarını duyan Marcos’un kaşlarının arasında derin çizgiler belirdi ve ağzından “Demek öyle” diye ağır bir fısıltı döküldü.
O fısıltının ardında yatan ve durumu kavradığına işaret eden o tonlamayı duyan Ram, gözlerini kıstı.
Tam o sırada——
Bordeaux: “Komutan Marcos, neler oluyor? Sorguyla bağlantılı bir durum mu?”
Bordeaux’un bu sorusu üzerine arkasını dönen Marcos, kısa bir anlığına Emilia’nın olduğu tarafa baktı. Ardından, o devasa bedeninin üzerindeki başını yavaşça iki yana sallayarak…
Marcos: “İlişkisiz diyemem.”
Bordeaux: “Öyleyse bilmek isteriz. Askerin bu telaşlı hâli sıradan bir meseleye benzemiyor.”
Marcos: “——Soylular Köşkü’nde kalan Emilia-sama’nın kampındaki diğer üyeler, nöbetçilerin boşluğundan faydalanarak köşkü terk etmişler. Onları durdurmaya çalışan askerler arasında herhangi bir yaralı bulunmuyor ama şu anda izleri sürülüyormuş.”
Bordeaux: “Bu da ne demek…”
Marcos’un o tok ve alçak sesle verdiği raporun ardından, Bordeaux elini ağzına götürdü. Sonra o zayıf, bilge yaşlı adam ağıt yakarcasına bir iç çekerek gözlerini Emilia’ya dikti…
Bordeaux: “Kraliyet Sarayı’nda Efendileri kendi savunmasını yaparken astları krallığın gözünü boyayıp kaçmaya cüret ediyor. Bu durumu iyi niyetli bir şekilde yorumlamak en hafif tabirle imkânsızdır.”
Emilia: “Ben şahsen öyle düşünmüyorum. Herkes böyle bir karar aldıysa bunun en doğrusu olacağını düşündükleri için öyle yapmışlardır.”
Bordeaux: “Maalesef, bu verdiğiniz cevap bizi hiçbir şekilde tatmin etmiyor. ——Şövalye Natsuki Subaru hakkındaki şüpheler de göz önünde bulundurularak Emilia-sama’nın Saray sınırları içinde kalmasına karar verilmiştir.”
Sadece kelimelerinde sahte bir üzüntü barındırarak böyle bir emir veren Bordeaux karşısında Ram dişlerini gıcırdattı.
O adamın yarı insanlardan nefret ettiği bilinen bir gerçekti ama ılımlı olduğu düşünülen Miklotov’un ortadan kaybolmasıyla eşzamanlı olarak Emilia’yı bu kadar zorbalıkla saf dışı bırakmaya yeltenmesi inanılır gibi değildi.
Bu kusursuz planlama yeteneği, belki de Miklotov’un ölümü bile—— her hâlükârda o üzülüyormuş gibi takındığı tavır düpedüz bir ikiyüzlülükten başka bir şey değildi.
Zaten en başından beri, bu sorgulamanın sonucunun böyle olacağı önceden kararlaştırılmış olmalıydı.
Tam da bu yüzden——
Ram: “——Rem, Garf ve Otto’ya sağlam bir tekme at da onları canlandır. Sana güveniyorum.”
Gözaltına alınıp tüm hareket alanları kısıtlanan Emilia’yla Ram’ın eksikliğini, geride bıraktıkları Remgillere emanet etmekten başka çareleri yoktu; işte bu kararlılıkla yapılmış bir veda konuşmasıydı bu.
△▼△▼△▼△
???: “Emilia-neechan!”
???: “Felt-chan?”
Sorgulamanın yapıldığı konsey odasından çıkarılmış, kale içindeki başka bir odaya doğru götürülüyorlardı.
Pata pata ayak sesleri çıkararak rengi atmış bir hâlde Emilia’nın yanına koşan kişi, onun gibi Kraliyet Seçimi Adaylarından biri olan Felt’ti.
Emilia’nın önüne kadar koşan Felt, onun önünde ve arkasında durarak onu aralarına almış olan krallık askerlerine sırayla ters ters baktıktan sonra…
Felt: “Oy, neler oluyor burada? Emilia-neechan’a sanki bir suçluymuş gibi muamele ediyorsunuz. Bizler Kraliyet Seçimi adayıyız lan. Böyle bir şeye kalkışmaya hakkınız var mı sizin?”
Emilia: “Felt-chan, sorun değil! Ben teslim oldum… yani tam olarak çooook da teslim olmuş sayılmam ama teslim olmuş gibi bir şey oldum sonuçta.”
Felt: “O da ne demek ya! Teslim olmuş gibi oldum diye bir şey mi var! Ya teslim olursun ya da olmazsın! Olmadıysan olmamışsındır işte!”
Hiddetle öfkesini açığa vuran Felt karşısında Emilia’nın gözleri fal taşı gibi açıldı, ardından kaşlarını indirdi. Felt’in onun yerine öfkelenmesi onu mutlu etmişti.
İstemsizce ona sarılmak istedi ama bunu yaparsa Felt’i rehin almaya çalıştığını sanabilirlerdi, bu yüzden kendini zor tuttu.
???: “Felt-sama, bu hisleriniz için minnettarız ancak Emilia-sama da kendi çapında içerideki beyefendilere ağızlarının payını verip geldi, o yüzden içiniz rahat olsun.”
Felt: “Ağızlarının payını verdi demek… ah, e tabii ya. Emilia-neechan’ın öylece ezilip kalacak hâli yok sonuçta… sakın bu yüzden tutuklanmış olmayasınız.”
Emilia: “Yoo, öyle değil. Ama şu an için elimizden bir şey gelmiyor.”
Felt: “…Mesele Crusch-neechan’la Subaru-niichan, ha?”
Ram’ın cevabına başını salladıktan sonra dilini şaklatan Felt’e, Emilia da başıyla onay verdi.
Anlaşılan Subarugillerle ilgili meseleler onun kulağına da gitmişti. Fakat enine boyuna düşünüldüğünde bugün bizzat Reinhard’ın gücünü ödünç alarak aceleyle Pristella’ya gitmeyi planlıyorlardı.
O buluşmaya ne Emilia ve kampı ne de Filóre ve kampı gelmeyince Felt’in bir şeyler mi oldu diye endişelenmesi gayet doğaldı.
Felt: “O upuzun sakallı ihtiyarın öldürülmesi ayrı bir olay zaten ama katilin Subaru-niichanlar olduğundan şüphelenilmesi düpedüz saçmalık.”
Emilia: “Felt-chan, sen de mi öyle düşünüyorsun?”
Felt: “Sorman hata be! O bağırsak manyağı tehlikeli kadın beni hedef aldığından beri Subaru-niichan’a bir can borcum var benim. Ayrıca Pristella’da o hakiki Günah Başpiskoposlarını kendi gözlerimle gördüm ve Öfke’nin eskortluğunu da yaptım, değil mi? O kafadan kontak heriflerle Subaru-niichan’ın yoldaş olmasına imkân yok.”
Emilia: “——Hık.”
Felt’in bu sarsılmaz cevabı karşısında Emilia, o ufak tefek bedene sarılma dürtüsüne karşı koymak için bir kez daha kendini zor tuttu.
Fakat haklıydı. Öyleydi işte. Sadece Emilia ve kendi kampındaki dostları değil. Böyle farklı bir kamptan olan Felt de muhtemelen diğerleri de onu çok iyi anlayacaklardı.
Natsuki Subaru’nun ne kadar çabalayan, varını yoğunu ortaya koyan biri olduğunu muhakkak herkes biliyordu.
???: “——Emilia! Ben de geliyorum! Ben de seninle birlikte hapsolacağım!”
Bi’ anda konsey odasının kapısının şiddetle açılma sesi ve dışarı fırlayan genç bir kızın sesi yankılandı.
İrkilerek arkalarını dönen Emiliagiller karşıdan saçları darmadağınık bir hâlde, yarı ağlamaklı koşarak gelen kişinin Filóre olduğunu gördüler.
Kız aynı hızla ve şiddetle doğrudan Emilia’nın göğsüne atılarak…
Filóre: “B-B-B-Böyle tek taraflı bir sorgulama olmaz ki! İtiraz ediyorum! Edeceğim de! Ne de olsa ben de bir Kraliyet Seçimi adayıyım artık! Güç! Evet, elimdeki tüm gücü kullanarak Emilia’ya yapılan bu haksız muamelenin kaldırılmasını!..”
Emilia: “S-Sakin ol, Filóre. Böyle bir şey yapmamalısın. Düşüncen beni çoook mutlu etti ama böyle bir şey yaparsan senin de başın belaya girer.”
Filóre: “Anca beraber kanca beraber demeyeceksek neden arkadaşız ki?! Emilia’yla birlikte olduğum sürece başımın belaya girmesi umurumda değil!”
Emilia’nın göğsünden aniden başını kaldıran Filóre, hiç tereddüt etmeden bu sözleri sarf etmişti. Onun bu coşkusu karşısında gözlerini kırpıştıran Emilia, yüreğinin ta derinlerinden gelen sıcacık bir hisle dolup taştığını hissediyordu.
Felt’e sarılmak için kendini o kadar tutmuşken Filóre’nin böyle üzerine atlamasıyla tüm o iradesi boşa gitmişti.
Ve tam da Emilia ona sımsıkı sarılmışken Filóre “Ah” diyerek hemen yanlarında kafasını kaşıyan Felt’i fark etti.
Sahi ya, bu ikisi arasındaki ilişki oldukça karmaşık olmalıydı.
Normalde, aralarını Emilia’nın bulması gerekiyordu ancak——
Felt: “——Endişelenmene gerek yok, Emilia-neechan. Sen şimdi sadece Subaru-niichanları kafana tak. Kalkıp bir de benim dertlerimi sırtlanmana lüzum yok.”
Filóre: “E-Evet, bence de en iyisi bu. Ben de tam bunu söyleyecektim. Nedense biz seninle kafa dengiyiz galiba!”
Felt: “Ee tabii, ne de olsa sadece bir tane olan o koltuk için belki de iki kez birbirimize gireceğiz, değil mi? Kafa dengi miyiz bilmem ama aramızda bir bağ olduğu kesin.”
Bir gözünü kırpmış, tuhaf bir şeye bakıyormuş gibi Filóre’yi süzen Felt’e karşı Filóre de Emilia’ya yapışmış bir hâlde telaşla bakışlarını ona dikmişti.
Bu ikisinin meselesi bir yana, elbette Subaru’yla Crusch’ın durumu Soylular Köşkü’nden kaçtıkları söylenen Ottogillerin durumu da ayrı birer endişe kaynağıydı; kısacası etraf endişeden geçilmiyordu.
Emilia: “Herkesin iyi olduğuna inanmak istiyorum ama…”
Ram: “——Haklısınız. Bu arada Felt-sama, size danışmak istediğim bir konu var.”
Felt: “Ha? Ne var, Hizmetçi-neechan?”
Ram: “Az önce Barusu’ya bir borcunuz olduğunu söylemiştiniz. Onu erkenden ödemek istemez misiniz?”
Felt: “Hımmm?”
Ram’ın bu sözleri üzerine Felt tek kaşını kaldırdı ve ilgiyle yüzünü buruşturdu.
Felt’in bu tepkisi ve Ram’ın tavrı karşısında Emilia “Yoksa…” diyerek durumu fark etti. Eğer konu Subaru’ya olan borcu ödemeye gelecekse——
Ram: “——Kılıç Azizi-sama bugün sizinle beraber mi?”
Felt: “Eh, konunun oraya geleceği belliydi. Ortadaki bu mide bulandırıcı duruma benim de seyirci kalacak hâlim yok, o yüzden onu seve seve size ödünç veririm… demek isterdim ama.”
Emilia: “…Zor mu görünüyor?”
Felt: “Yok, şu an başka bir mesele yüzünden Sarayın başka bir yerine çağrılmış durumda. Tıpkı benim gibi.”
Kafasını hararetle kaşıyarak bu cevabı veren Felt’e karşılık Emilia, Ram’la bakıştı. Bunun üzerine hâlâ Emilia’nın göğsüne sokulmuş olan Filóre ürkekçe başını eğerek…
Filóre: “Tıpkı benim gibi derken… sen de mi çağrılmıştın? Sırf Emilia için endişelendiğin için gelmedin mi yani?”
Felt: “Sadece endişeden değil diyorum işte. Kusura bakma.”
Emilia: “Bunda kusur bulacak hiçbir şey yok ama çağrılmak derken…”
Felt: “——Benim çağrıldığım yer de o odaydı işte.”
Bunu söyleyen Felt’in çenesiyle işaret ettiği yer, Filóre’nin fırlayıp çıktığı ve Emilia’nın sorguya çekildiği oda—— konsey odasıydı.
Etrafa şöyle bir bakıldığında koridorda duraklayan Emiliagillerin etrafında sadece Emilia ve Ram’ı götürmekle görevli askerler değil, Felt’e eşlik eden askerler de vardı. Kraliyet Şövalyeleri Komutanı Marcos tarafından götürülen Emiliagillerin durumundan farklı olduğunu düşünseler de——
Felt: “İçeriden Ejderha mı çıkar Cadı mı bilmem ama—— her hâlükârda içimde hiç iyi bir his yok, anlarsın ya?”
Felt’in kendine has bu gülümsemesinde eskisi gibi bir güven duygusu hissedememek Emilia’nın son derece canını sıkmıştı.
△▼△▼△▼△
——Aynı sıralarda Kraliyet Sarayı’nın başka bir odasına çağrılmış olan Reinhard van Astrea, masanın üzerine serilmiş olan Kraliyet Başkenti’nin haritasına tepeden bakıyordu.
Reinhard: “————”
Haritanın merkezine yerleştirilmiş olan piyon, soylular bölgesinde yer alan Soylular Köşkü’ne işaret ediyordu.
Oradan Soylular Mahallesi’nin dış çeperlerine doğru uzanan birkaç yolun üzerine kırmızı işaretler konulmuştu. Aşina olduğu başkent planı, şimdilerde kaçış güzergâhlarını ve kuşatma hatlarını gösteren soğuk bir tabloya dönüşmüştü.
Ve bunun anlamı da şuydu——
???: “Soylular Köşkü’nden ayrılan Emilia-sama’nın kampında geriye kalanların gözetim ağından sıyrılarak Soylular Mahallesi’nin dışına kaçma planları yaptığı tahmin edilmektedir.”
Bu raporu sunan kişi, Bilgeler Konseyi’nin elçisi olarak gönderilmiş bir sivil memurdu.
Duygularını ele vermeyen yüz ifadesi ve ses tonuyla, kendisine verilen görevi yerine getirmeye tamamen odaklanmış olan bu elçinin tavrına Reinhard hiçbir yorumda bulunmadı. Sadece, buraya çağrılma nedenine kulak veriyordu.
Reinhard: “————”
Sivil Memur: “Bu kişilerin amacının, şövalye Natsuki Subaru’yla buluşmak veya Saray sınırları içerisinde tutulan Emilia-sama’yı geri almak için hazırlık yapmak olduğu düşünülmektedir. Elbette, şu an için bunlar sadece birer tahminden ibaret olsa da gözetim altında tutulan Soylular Köşkü’nden bir yangın kargaşasını fırsat bilerek kaçmış olmaları ciddi bir gerçektir.”
Reinhard: “Yangın mı?”
Sivil Memur: “Mutfağın zemininden dumanlar yükseldiği söyleniyor. Gerçek bir ateşin yayılması söz konusu olmamakla birlikte, dumanın büyük bir kısmının bacanın tıkanması sonucu havalandırmanın kesilmesinden kaynaklandığı tespit edilmiştir.”
Reinhard: “Anlıyorum.”
Nöbetçi askerlerin nasıl kandırıldığına dair detayları açıklayan sivil memur, elindeki emir belgesinin sayfalarını çevirdi. Bir elindeki belgeye, bir de masanın üzerindeki haritaya sırayla bakarak…
Sivil Memur: “Soruşturma sürdürülmektedir ancak söz konusu kişiler sıradan olmayan güçlere sahiptir, eğer boyun eğdirmekte acele edilirse hem askerlerin hem de hedeflerin tarafında can kayıpları yaşanma tehlikesi bulunmaktadır. Bu nedenle——”
Reinhard: “——Bana emir verildi demek.”
Sivil Memur: “Evet. Kılıç Azizi Reinhard van Astrea-dono, size onları takip etmeniz ve gözaltına almanız emredilmiştir. Buyurun.”
Diyerek uzatılan emir belgesinde gerçekten de az önce sivil memurun ağzından dökülen ifadeler kelimesi kelimesine yazılıydı; bu durum, gösterilen o tavizsiz tutumun ne denli sarsılmaz olduğunu hissettiriyordu.
Reinhard: “————”
Normal şartlarda olsa şöyle bir göz gezdirdiği emir belgesinin içeriğini anında kabul eder ve Reinhard harekete geçerdi.
Ancak şu anda, Kılıç Azizi’nin cevabı bir anlığına gecikmişti. Bunun, Reinhard’la birlikte Kraliyet Sarayı’na gelen efendisinin varlığıyla ilgisiz olması imkânsızdı——
Sivil Memur: “——Valga Cromwell.”
Sivil memurun aniden dile getirdiği bu isim, o dar odanın havasını bir derece daha dondurmuştu.
Reinhard: “————”
Sivil memur ismi sadece böylece dile getirmiş fakat sözlerinin devamını getirmemişti. Reinhard’ın tarafında da bu ismin ne anlama geldiğini sorgulayan hiçbir kelime dökülmedi.
Kısa bir sessizliğin ardından Reinhard, emir belgesini katladı ve sivil memura geri verdi.
Ve ardından——
Reinhard: “——Anlaşıldı.”
Sadece bunu söyleyen Reinhard, bakışlarını hem haritadan hem de sivil memurdan ayırdı.
Olduğu yerde arkasını dönen Şövalyenin sırtına, sivil memur sadece tek bir cümle ekledi.
Sivil Memur: “Hedefleri, gözaltına——”
Reinhard: “Alacağım.”
——Sadece bu tek sözü ardında bırakan Kılıç Azizi, Kraliyet Sarayı’nın o küçük toplantı odasından ayrılıverdi.
# Kılıç Azizi’nin de olaya dahil olmasıyla mevzular karışmaya başladı. Tüm Kraliyet Adaylarını bir arada toplayıp ne yapmayı planlıyorlar? Eğer ki onları korumak istiyorlarsa başka yollar da var fakat hepsini bir araya toplamaları çok saçma. Bir de Miklotov’un hain olduğunu söyleyen Crusch meselesi var. Bana kalırsa bunun arka planın çoook büyük komplolar dönüyor. Çünkü Subaru’ya bu kadar yüklemeleri ve planlama yapmaları sanki uzun zamandır bunu planlıyorlarmış gibi hissettiriyor. Fakat şu anki bilgilerimizle bunu çözümleyemiyoruz. Yani yapabileceğimiz tek şey okumaya devam etmek! Sonraki bölümlerde görüşmez üzere!




Cidden harika bölümdü bu bilgelerin biri yönettiği çok açık normalde 22 chaptera kadar biliyorum olayları ama spoiler vermek istemiyorum
Valga cromvell şu zeki dev rom deilmi? Onun bu işle ne alakası var?
Valga Cromvell Yarı-insan savaşı döneminde yarı-insan ittifakının üç büyük komutanından biriydi ve sivil memur Reinhard’ı Valga cromvell ile tehdit etti Otto’nun takımını yakalaması için