Ana Sayfa / Ana Hikâye/ Kısım X, Bölüm 19 – “Fazlasıyla Güçlü Düşman”

Kısım X, Bölüm 19 – “Fazlasıyla Güçlü Düşman”

1 Haziran 2026 48 Okunma 32 dk okuma
Önceki Sonraki

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Çevirmen: Bertiel

Ek Düzenleme: Qua

Redaktör: akari

Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire, universe, Yağız D, Metin K, equ, Sakuta Hijiri, Emirhan D, Kerem Y, jnxleus, Yusuf Esat Ç, Salim, Elma Can, EuphoriaLux, Efe S, Yiğithan S, The Emre, Arman, Karagürz, Furkan Ş.

Destek vermek isterseniz TIKLAYIN!

Discord’a gelmek isterseniz TIKLAYIN!

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

——Kaçmaya başlayalı acaba ne kadar zaman geçmişti ki?

Dışarıdaki ışığı doğru dürüst algılayamadıkları bir ortamdaydılar, üstüne bilincini yitirmiş olduğu ne kadar olduğu belirsiz bir süre de vardı. Olaylar başladıktan sonra birkaç saatten yarım güne yakın bi’ zaman geçmişti, en azından teninde bıraktığı his buydu.

Subaru: “Mucize eseri peşimizdekileri atlatmış gibiyiz ama…”

Hızlı nefesini düzene sokup çenesinden süzülen teri silerken Subaru, ılık ve ağır kokunun içinde arkasına baktı; peşine düşmüş olanların görünmeyen, duyulmayan ayak sesleri var mı diye kontrol etti.

Az önceye kadar krallık askerlerinden oluşan gruplar tarafından durmaksızın kovalanmışlar, soluklanacak fırsat bile bulamamışlardı.

Yolları kesilmiş, kaçış güzergâhlarını yitirmişlerdi. Yakalanmak mı yoksa zorla yolu yarıp geçmek arasında gidip geldiler, her seferinde kıl payı tehlikenin eşiğinden dönmüşlerdi——

Subaru: “O acayip büyük deprem sayesinde bi’ şekilde kurtulduk gibi… Gerçi, buraya geldiğimden beri depreme denk gelmemiştim galiba. O deprem tam olarak neydi ki?”

Beatrice: “Betty de o yer uğultusuna şaşırdı ama… şu an fırsat zamanı, doğrusu. Subaru, kolunu göster, sanırım. Yanığına şifa büyüsü uygulayayım, doğrusu.”

Subaru: “Oo, çok makbule geçer.”

Bunu söyleyip Subaru, başından beri kucağında taşıdığı Beatrice’i yere indirdi.

Beatrice kendi avucunu yoklar gibi açıp kapadı, ardından Subaru’nun sağ koluna—— bandaj niyetine mendil sarılmış koluna solgun bir şifa ışığı yaydı.

Uzun zamandır orada sızlayıp duran diri acının hafiflediğini hissedince Subaru’nun ağzından istemsizce bir nefes döküldü.

Beatrice: “Demek yine dişini sıkıp dayanıyordun, sanırım. Zor geliyorsa daha önce söylemeni yeğlerdim, doğrusu.”

Subaru: “Yoo, panikten unutmuş gibi oldum, gerçekten aklımdan uçup gitmişti. Sakinleşir sakinleşmez de acı ‘çat’ diye geri geldi. Ç-Çabucak… iyileştir beeeni!..”

Beatrice: “Tamam tamam, amma da çaresiz bir çocuk oldun çıktın, sanırım. Bitmek üzere, o yüzden bebek gibi mızmızlanma, doğrusu.”

Subaru: “Teşekkürler, Beako Anneciğim!.. Manan da epey sıkıntılı bi’ hâlde, değil mi?”

Beatrice: “… Açıkçası, çok da bir şey kalmadı, sanırım.”

Subaru: “…Eh, öyledir mantıken.”

Yanığını tedavi eden Beatrice’in cevabı üzerine Subaru öteki eliyle yanağını kaşıdı.

Ne de olsa Miklotov’un malikânesinde epey sağ sola saçmışlardı, bu yüzden azalması kaçınılmazdı. Yin büyüsü olan Minya’yla Shamak’ı peş peşe kullanmış, üstüne bir de EMT’ye başvurmuşlardı. Beatrice’in haricî mana tankı olarak pek güven vermeyen Subaru’nun yakıtının tükenmesi an meselesi olmalıydı.

İsekai’deki düşük uyumluluğunu düşündükçe içten içe dertleniyordu.

Subaru: “İmparatorlukta acayip formumdaydım oysaki… Acaba bedenim küçülmüşken içime çok daha fazla umutla hayal sığdırmış olmamdan dolayı falan mı?”

Beatrice: “O, Od’unun çarpıtıldığı fazlasıyla doğa dışı bir durumdu; Betty açısından pek de iyi bi’ izlenim bırakmadı, doğrusu. Bunu yapabilmek için kaç insan üzerinde deney yapıldı, sanırım.”

Subaru: “Artık düşmanımız değil, üstüne İmparatorluk’tan da çıkmış bulunuyoruz; yine de Olbart-san’ın, daha doğrusu shinobilerin karanlığı daha da koyulaşıyor ha…”

Gerçekten de Od’u, yani ruh benzeri şeyi istenen biçime yoğurmanın alıştırmasız öğrenilebilecek bir şey olduğuna inanmak zordu. O hâlde Olbart’ın ya da shinobi köyünün ruh yoğurma alıştırmaları yapmış olduğu anlamına gelirdi, adı boşuna Zalim Yaşlı Adam değildi.

Crusch: “——Anlaşılan askerler biraz önceki yer uğultusuyla ilgilenmek zorunda kalmışlar. Rüzgâra karışan temkin uzaklaşıyor, gerilim de seyrelmiş durumda. Şimdilik onları atlattık demek yanlış olmaz.”

O sırada konuşmaya katılan, keskin gözlerle çevreyi süzen Crusch oldu.

Işığı kısılmış lagmit madeni lambasıyla kanalizasyonu aydınlatan, göz bandıyla örtülmemiş kehribar rengi gözünü kısan Crusch, kolu tedavi edilen Subaru’ya bakıp sustu.

Subaru bi’ an bu tepkiye anlam veremese de hemen bunun şifa ışığından—— Crusch için yakın ve unutulması güç birini hatırlatmasından kaynaklandığını fark etti.

Subaru: “…Şu an konuşabileceğimiz bir konu değil… değil mi?”

Dürüst olmak gerekirse durum sel gibi üzerlerinden akıp gidiyordu.

Subaru açısından Pleiades Gözcü Kulesinde Al’la yaşanan sahneden bu yana durmaksızın birbiri ardına olaylar patlak vermiş, sinirlerinin dinmesine fırsat kalmamıştı. İlahi Ejderha Kilisesi’nin yükselişi, Crusch’ın iyileşmesi, ardından Miklotov’un malikânesindeki kargaşa ve kaçak durumuna düşen Natsuki Subaru… resmen felaket silsilesiydi.

——Aslında Crusch’la buluşabilseydi Ferris’in azledilmesini konuşmak istemişti.

Ferris’i azletmesinin nedenini ve gerçek niyetini Crusch’a sormak, bir şekilde ortak payda arayıp birbirine düşen ikilinin ilişkisini onarmaya yardım etmek istemişti.

Ferris muhtemelen ona “kibirli” deyip “burnunu sokma” diyecekti, yine de Subaru’nun umurunda olmazdı.

İnsanların gözünde katlanılmaz derecede bencil ve kibirli bir adamdı—— Natsuki Subaru buydu.

Crusch: “——Sizlere…”

Subaru: “…Hım?”

Crusch: “İkinize de minnettarım. O şartlarda dahi peşimden geldiğiniz için.”

Subaru: “————”

Birden ses tonunu alçaltıp bunları söyleyen Crusch karşısında Subaru ağzını kapadı.

“Minnettarım” olduğunu söylemesi, sadece bu tek sözle kaçmakla geçen şu yarım günün karşılığını almış gibi hissettirmesi Subaru’ya göre bile fazla ucuzdu. Ama en azından, o anda onun sırtının peşinden gitmeyi seçmeseydi bu sözü ondan duyması mümkün olmayacaktı.

Subaru: “Yine de ben öyle rahatça ‘rica ederim’ diyemem. Yanığım acıyor, Tiga’dan da beni korumuşsun gibi görünüyor ama zaten dövüşün patlak verme sebebi Crusch-san’dı. Emilia-tanları kesinlikle endişelendirip kafalarını ağrıtacağım, bir de fedakâr Beako benimle cehennemi dört yüz yıl boyunca geçirmeye kendini hazırlamış durumda…”

Beatrice: “Subaru, Subaru; düşüncelerin toparlanmıyor diye Betty’nin başını olur olmaz her anda okşayıp durma, doğrusu. Betty’nin şirinliği mahvolup gidecek, sanırım.”

Subaru: “Aa, pardon… haklısın ya! Bu kadar mahvolmuşken… bakakalmaya dayanamıyorum!”

Beatrice: “Öyle bi’ şey yok, doğrusu! Saçım başım darmadağın olsa da Betty’nin şirinliği sönmek yerine yepisyeni bir cazibesi daha ortaya çıkar, sanırım!”

Boşta kalan Subaru’nun eliyle saç şekli bozulan Beatrice, tedaviyi yarıda kesemediği için onun yaptıklarına katlanmak zorunda kalarak böylece bağırdı.

Bu alışıldık atışma, iç organlarına kadar donup kalmış gibi hissettiren gerilimi az da olsa gevşetip imdada yetişti. ——Tam da Subaru farkında olmadan rahatladığı olan oldu.

Crusch: “Hıh.”

Subaru: “——!!! Crusch-san, az önce kıkırdadın mı?”

Hafifçe havayı titreten bir ses duyulunca Subaru istemsizce gözlerini çevirdi.

Bakmasıyla da kanalizasyonun kirli duvarının yanında duran Crusch’ın elini ağzına götürdüğünü gördü. Crusch, Subaru’nun bakışına “kusura bakmayın” diye ekledikten sonra da…

Crusch: “Şu gerginlikten yoksun atışmanızı izlerken kendimi tutamadım da. Olgunlaşamamışım.”

Subaru: “Gerginlik meselesinde diyecek sözüm yok da hep böyle gergin olmandansa böyle davranmanı yeğlerim. Zaten bize sürekli korkunç suratını gösteriyordun.”

Crusch: “Korkunç suratımı gösteriyorum, ha. Bu da gözüm yüzündendir tahminen…”

Subaru: “Yoo, tek gözün öyle olsa dahi Crusch-san baştan aşağı güzellik abidesi ki.”

Crusch: “————”

Beatrice: “S-Subaru…”

Subaru: “Eh!? Gene n’aptım ki ya?!”

Bir elini göz bandına götüren Crusch gözünü kıstı, Beatrice de bıkkınlıkla oflamasıyla Subaru bi’ anda telaşa kapıldı. Ama Crusch küçük bir nefes vermesinin ardından yavaşça başını iki yana salladı.

Crusch: “Sen… hayır, sizler güçlüsünüz.”

Subaru: “Ben ve Beako’dan bahsediyorsan çoğul kullanman doğru seçim. Beakosuz ben, sıradan insanlar arasında sıradan birisi dahi olamazdım. Ama…”

Crusch: “Ama?”

Subaru: “…Bu güç, Crusch-san’ın içinde de mevcut aslında.”

Subaru’nun bu cevabı üzerine Crusch’ın dudakları sıkıca kapandı.

Bunu gören Subaru, fazla mı ileri gittim diye kendi sözlerini gözden geçirdi. Bi’ anlığına gevşemiş olması gereken ifadesini yeniden sertleştirdiğini düşündü.

Ardından ne söyleyeceğine karar veremeyen Subaru’nun koluna Beatrice hafifçe vurdu.

Beatrice: “İşte bitti, sanırım. Şimdilik ciddi bir sorun kalmamış olmalı, doğrusu.”

Subaru: “Hım, öyle mi? Sağ ol… Hımm, derim biraz geriliyor ama fena değil.”

Beatrice: “Mendili olduğu gibi bırak, doğrusu. Kaşınabilir fakat cildin kötü hâle gelmemesi adına orayı kaşımamalısın, sanırım.”

Subaru: “Korkunç şekilde anlattığın için gayet iyi anladım. ——Neyse, gelelim meseleye.”

Tam zamanında bir nefes arası vermiş olan Beatrice’e iki kat teşekkür ederek Subaru Crusch’a döndü. Yarasının tedavisi bitmiş, takipçileri de şimdilik atlatmışlardı. Öyleyse, onunla yeniden konuşmak istediği bir sürü şey vardı.

Öncelikle acilen emin olmak istediği şey——

Subaru: “Crusch-san’ın bu durumda güvenebileceği bir yer ya da biri var mı?”

Crusch: “Güvenebileceğim biri, ha. O hâle gelmeden önce vardı. Ama onu kendi ellerimle kesip attım.”

Subaru: “…O zaman güvendiğin kişi acaba…”

Crusch: “Haklısın. Şeytani planı açığa çıkmadan önceki Miklotov McMahon’du.”

Subaru: Omaygat…”

Crusch’un sakin sakin başını sallamasıyla Subaru gözlerinin önünün karardığını hissederek başını göğe kaldırdı, bakışları kanalizasyonun pek de yüksek olmayan kirli tavanından geri sekti.

Subaru da aynı durumda olduğu için başkasına laf edecek hâli yoktu ama Krallıkla ilgili mevzularda Miklotov’a bel bağlamak için pek çok sebep vardı. İlahi Ejderha Kilisesi meselesinin ardından Kraliyet Seçimi adayı olarak zor bir konuma düşürülen Crusch’ın bile böyle düşünmesi, Miklotov’un itibarını net şekilde kanıtlıyordu.

Ancak——

Subaru: “Miklotov-san denilen o şahıs, ulusu devirecek çapta bi’ operasyon planlıyordu… öyle mi?”

Crusch: “Haklısın. ——McMahon-dono, programında olmayan ziyaretimi memnuniyetle karşıladı. Ancak ağırlayacağı konuklar olduğunu söyleyip beni ayrı bir odada bekletti…”

Subaru: “Ayrı bir odada… peki ya sonra?”

Crusch: “Konuk odasına beni götürdükten sonra, birazdan ağırlayacağı konuğa yönelik şüpheli bir rüzgâr gördüm. Bu nedenle niyetini sorgulamak istediğim anda malikânedekiler yoluma dikilip engel oldu—— gerisi sizin bildiğiniz gibi.”

Subaru: “Bizim gördüğümüz gibi…”

Kesilmiş Miklotov ve malikânenin dört bir yanında yere serilmiş hizmetkârlarla muhafızlar vardı. Onları kesmeye kadar varan süreci üst üste anlatmış olsa da bu yine kolayca baş sallanabilecek bir cevap değildi.

Nihayetinde sorun, Crusch’ın Miklotovgillerden şüphelenmesinin dayanağının şüpheli bir rüzgâr—— yani onun sahip olduğu Rüzgârı Okumanın İlahi Koruması’ndan kaynaklanan bir şey dışında var olmamasıydı.

Subaru: “————”

Doğal olarak Subaru, Crusch’un mutlak güven duyduğu Rüzgârı Okumanın İlahi Koruması’nı paylaşamazdı. Bu yüzden Crusch’a inanmak istemesi dışında, kesin bir kanaate varamıyordu.

Ve bu——

Subaru: “——O zamanki benle aynı durum.”

Crusch’la konuşurken Subaru gögsünün daraldığını hissetti.

Bu, Subaru’nun geçmişte Crusch’la yaptığı konuşmanın tıpatıp tersine çevrilmiş hâliydi—— Kraliyet Seçimi’nin henüz başladığı dönemde, Roswaal Malikânesi’yle Arlam Köyü’ne yıkıcı zararlar veren Tembellik Günah Başpiskoposu Petelgeuse Romanée-Conti’ye duyduğu nefret yüzünden gözlerinin karardığı zamanki durumun aynısıydı.

Subaru: “O zamanlar kan beynime sıçramıştı; kimsenin beni anlamamasına öyle takılıp kalmıştım ki gözlerim kör olmuştu, çevremdekilerin sözlerine zerre kulak verememiştim…”

Nefret ve hiddetle bulanıp çarpılmış o hâlini Crusch görmüş, aptalca öfkelenen tavrını da keskin bir hamleyle reddetmişti. ——Tarafların değişmesiyle beraber, tam tersi şekilde olaylar yeniden vuku buluyordu.

Şu anki Crusch’ın sözleri de davranışları da Ölümden Dönüş gibi başkalarının anlayamayacağı bir yöntemle elde ettiği bilgileri savurup, anlaşılamamasına bağırıp çağıran Subaru’yla temelde aynıydı.

Elbette Crusch, o zamanki aptal Subaru’dan daha mantıklı davranıyor gibiydi.

Ama güçsüz Subaru’nun aksine Crusch’ın hem gücü hem de konumu vardı.

Subaru: “——Yine de… yapamam ki.”

Beatrice: “…Subaru?”

Subaru: “Benimle aynı durumda olduğunu anlamışken buracıkta Crusch-san’ı terk edip gitmek gibi bir seçeneğim yok ki. İster yardım etmek olsun isterse de durdurmak için olsun.”

Dudağını ısırıp yumruğunu sıkan Subaru’ya yanında duran Beatrice sessizce baktı.

O dönemde Crusch, Beyaz Balina’nın avlanması gibi büyük bir dönüm noktasının eşiğindeydi. Yine de cahil, laf anlamaz ve kaba Subaru’yla sabırla yüzleşmeyi sürdürmüştü. Ve sonunda Subaru’nun sözlerine kulak verip büyük dileğini gerçekleştirmesine yardım etmişti.

Bu kez sıra Subaru’daydı. ——Crusch haklıysa yanında duracak, yanılıyorsa önünü kesecek olsa bile durduracaktı. Bunun uğruna…

Subaru: “Crusch-san, ben——”

Crusch: “——Dur, Natsuki Subaru.”

Yerli yerine oturan kararını ağzından dökmek üzereydi ki Crusch onu durduruverdi.

Crusch, sırf sözünü kesmek adına olmayacak kadar ciddi bir yüz ifadesine bürünmüştü. Crusch; Subaru ve Beatrice’le arasındaki mesafeyi kapattı, onları arkasına alıp korurcasına durdu ve kanalizasyonun karanlığına gözlerini dikti.

Onunla aynı yöne baksa da Subaru’nun gözlerine hiçbir şey yansımıyordu ki——

Crusch: “——Biri var. Nefesini tutsa bile duyguların rüzgâra karışıyor. Benim gözümden kaçamazsın.”

Subaru: “——! Peşimize düşen askerleri atlatmış olmamız gerekmiyor muydu?..”

Crusch: “Onlardan farklı bir niyeti olan biri olmalı. Baştan söyleyeyim, sessiz kalmayı sürdürmenin sana hiçbir faydası yok. Ortaya çıkmadığın takdirde seni düşmanım olarak sayarım——”

???: “——Durdurdur! Yapma! Anladım! Anladım dedim ya!”

Crusch’ın ne ara çektiği belli olmayan kısa kılıcını tutup pozisyon almasıyla olan oldu. Yükselen gerilim ve uyarı dolu sesin teşvikiyle, kanalizasyonun ilerisindeki karanlıktan telaşa kapılmış bir ses karşılık verdi.

Crusch’ın tespitinin gözü vasıtasıyla doğru çıkmasına şaşıran Subaru, “Hım?” diye duyduğu sesin kendisine karşı bir tavır takındı. ——Sese aşinaydı sanki.

Subaru: “Bu ses…”

???: “Siktir! Oraya geliyorum! Tamam mı? Sakın ha saldırmaya kalkmayın. Sizinle kapışmak gibi bi’ niyetim yok!”

Crusch: “Bu, sizin sonraki hamlenize bağlı. Bu konuda söz veremeyeceğimi söyleyeyim. Yine de siz tek başınasınız, biz ise üç kişiyiz; sayısal olarak dezavantaj——”

Subaru: “——Bi’ dakika yoksa sen… Chin misin?”

Crusch: “Ne?”

Bağırıp çağıran adama karşı gardını indirmeyen Crusch, Subaru’nun bu sorusu üzerine kaşlarını kaldırdı. Subaru’nun yanında duran Beatrice de kısık sesle “Chin…” diye mırıldandı.

Beatrice: “O sanırım Pristella’da gördüğümüz adamdı, doğrusu.”

Subaru: “Evet, haklısın. Şimdi Felt’in yanında kalıyor ve…”

???: “——Buraya gelmemi söyleyen de Felt’ti zaten. Çıh, utanç verici be.”

Böyle nahoş şekilde dilini şaklatan adam, iki elini kaldırmış hâlde karanlıktan yavaşça ortaya çıktı.

Ortaya çıkan kişi, beklendiği gibi Subaru’nun sanpaku gözlerinden bile daha iğrenç shihaku gözlere sahip bir adamdı—— ne zaman olduğu belirsiz şekilde Felt’in Kampına katılmış, arka sokak üçlüsü Tonchinkan’dan biriydi.

Subaru: “Oo, Chin!.. Ne zaman ortaya çıksan hep beni şaşırtıyorsun.”

Rachins: “Kes la’! Chin olmadığımı daha önce de söyledim ya! Adım Rachins!”

Beatrice: “Chin, sanırım.”

Rachins: “Chin değilim diyorum ya, bücür!”

Beatrice: “Canına susamış bi’ Chin’sin, doğrusu.”

Uzun zamandır görmediği yüz karşısında duygulanan Subaru bir yana, Rachins ve Beatrice boş yere atışmaya başladı.

Aslında Rachins’le Priestella’dan beri—— o da Cadı Tarikatı’nın berbat toplantısını başlatan Sirius’un taşkınlığının yaşandığı yerde birlikte olduktan sonra görüşmemişti. Elbette sonrasında yaşadığını duymuştu ama yine de onu böyle sağlıklı görmek sevindiriciydi.

Subaru: “Neyse, tanıdık bir yüzle karşılaşmak iyi oldu. Sana sormak istediğim şeyler var——”

Crusch: “Orada dur, Chin ya da ismin her neyse. Natsuki Subaru’nun aksine ben seni tanımıyorum.”

Subaru: “Crusch-san?!”

Bir tanıdıkla yeniden karşılaşmanın sevincini istemsizce yaşayan Subaru’nun aksine, bir elinde kısa kılıçla keskin bakışlarını Rachins’e çeviren Crusch’ın temkini hiç yumuşamamıştı.

Düşününce Rachins; Su Tüyü Hanı’nda kalmamıştı, Sirius’la temastan sonra da savaş dışı kalmıştı. Crusch’la yüz yüze gelme fırsatı olmamıştı.

Crusch’ın temkinli olması bu yüzden gayet doğal gibiydi ama——

Rachins: “Haaa? Beni tanımıyor musun be, Karsten Düşesi de epey vefasızmış yahu.”

Crusch: “…Ne?”

Rachins: “Eh, Düşes gibi yüce mevkidekilerle öyle rahat konuşabilecek konumda değilim ama sen babamdan kılıç öğrenenlerden biriydin. Buna rağmen ‘hiç tanımıyorum’ dersen demek ki babam da pek kayda değer bi’ iş yapmamış demektir.”

Crusch: “————”

Uzun dilini çıkarıp bunları söyleyen Rachins karşısında Crusch’ın yüzü şaşkınlığa büründü. Öte yandan Subaru da Rachins’in bu pervasız cesareti karşısında afallamaktan başka bir şey yapamadı.

Subaru: “Yahu sen amma da kolpacısın ha, ağzına geleni söyleyip uyduruyorsun…”

Rachins: “Uydurmuyorum lan!.. Böyle göründüğüme bakma, hatırı sayılır bir aileden geliyorum. Hatta bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar olsa da dük ailelerine mensup insanlarla yüz yüze gelmişliğim bile var.”

Subaru: “Harbi mi? Uyduruyorsan hayal gücüne falan hâkim çık, yoksa başın yanar benden demesi…”

Yine de bu kadar kendinden emin söylenince gerçekmiş gibi gelmeye başlaması, insanın kalbinin de sözünün de güvenilir şeyler olmadığını bizzat kanıtlıyordu.

Bu yüzden Subaru çekine çekine Crusch’ın hâlini yokladı ama——

Crusch: “… ….. ………. Yoksa siz, Kraliyet Eğitmenliği yapmış Rickert Hoffman-dono’nun oğlu musunuz?”

Rachins: “Hah! Olaya bak ya? Karsten Düşesi’nin hafızasına bi’ kanca atmışım desene.”

Subaru: “Harbi mi?!”

Beatrice: “Gayet ciddi gibi, sanırım.”

Crusch uzun bir zaman harcayıp sözcükleri sıkarcasına birinin adını ağzına aldı. Rachins’in bunu doğrulayan tavrı üzerine Subaru ve Beatrice istemsizce birbirlerine baktılar.

Rachins’in gerçekten de Lugunica soylularından biri çıkacağı kimin aklına gelirdi ki?

Subaru: “O zaman neden arka sokaklarda güçsüzlere sataşan bi’ serseriye dönüştün ki?”

Rachins: “Kes la’! İnsanların kendince sebepleri olur, yani kurcalama!”

Beatrice: “Sebeplerim var diyorsan Bettylerin de fazlasıyla sebebi vardır, doğrusu. Anlaşılan senin buraya gelmen de o sebeplerle bağlantılı, sanırım.”

Rachins: “Nığh!..”

Subaru: “Doğru. Beako’nun dediği gibi… Crusch-san, kılıcını indir. Muhtemelen Chin güvenilir. Garantisi benim.”

Crusch: “… Şüpheli bir davranış sergilerse ya da rüzgâr eserse biçerim.”

Rachins: “Davranış neyse de rüzgâra n’apabilirim ki lan!..”

Karşısında böyle titreyen Rachins’e rağmen Crusch kısa kılıcını yavaşça indirdi ve temkinli duruşunu çözdü. Yine de kılıcı kınına koyacak kadar ileri gitmedi, tek gözüyle Rachins’in hareketlerini dikkatle izlemeyi sürdürüyordu.

Her hâlükârda——

Subaru: “Yine de buraya iyi ki geldin. Bizi nasıl buldun?”

Rachins: “Öyle etkili bir yöntemle falan bulmadım. Sizi arayan tek kişi ben değilim zaten. Gaston’la Camberley de başka yerlere bakıyordu.”

Beatrice: “O zaman sen tesadüfen isabetli yeri bulmuşsun, doğrusu. Gerçekten de etkili bir yöntem falan değilmiş, sanırım.”

Rachins: “Amma dırdır ettin la’, bücür. Sonuçta buldum ya, önemli olan bu. Ee, peki? Sizin tarafta neler oldu da böyle ayvayı yemiş duruma geldiniz?”

Subaru: “O konuya girersek çıkamayız, üstüne seni ikna edebileceğimden de emin değilim. O yüzden önce sen anlatıver. ——Emiliagiller ne durumda?”

Kaba olduğunun farkında olsa da Subaru, Rachins’in sorusunu kenara itip bunu sordu.

Ne de olsa Miklotov’un Malikânesi’nden kaçtığından beri dışarıdan doğru düzgün bilgi alabilecekleri bir an olmamıştı. Endişe, kaygı ve telaş yüzünden içi çoktan eriyip dağılmıştı.

Subaru: “Bizim Crusch-san’la birlikte olduğumuz Emiliagillerin kulağına da gitmiş olmalı. Öyleyse onları hem endişelendirip hem de başlarını ölesiye ağrıtmışımdır…”

Bir yandan endişenin getirdiği ruhsal ağırlık, bir yandan da Krallık tarafından sorgulanmanın getirdiği ağırlıklar üst üste binmişti. Üstüne Kamp’ın kendisinin de büyük telaş içinde olduğunu düşünüyordu. ——Ancak Subaru’nun bu tahmini boşa çıkmıştı.

Hem de bütünüyle, hayal bile etmediği bir biçimde.

Rachins: “Ah…”

Subaru: “?..”

Soru yöneltilen Rachins; gözlerinin beyazı dört yandan görünen bakışlarını hafifçe açtı, ardından kendisinden beklenmeyecek şekilde Subaru’yu gözetir gibi bir yüz ifadesine bürünüp konuştu.

Söylediği şeyse——

Rachins: “Sizin taraftaki yarı elf, Saray’da gözaltına alınıp tutuluyor. Kampınızın geri kalanıysa kaçıp kayıplara karışmış. ——Tıpkı sizler gibi, hepsi kaçak durumuna düşmüş.”

△▼△▼△▼△

——Emilia’nın Kraliyet Sarayı’nda gözaltına alınması ve Rem’le Ottogillerin Soylular Köşkü’nden kaçışı.

Bu, tam anlamıyla yeri göğü ters düz edecek kadar kötü bir haberdi.

Rachins’in aktardığı o haberi defalarca çiğneyip yuttu, beyninin tek bir parçasını bile kaçırmadan hazmedebilmesi için tekrar tekrar zihninde döndürdü. Böylece anlamaya çalıştı, çabaladı ve çabaladı.

Çabaladı çabalamasına ama——

Subaru: “N-Nasıl böyle bir şey?..”

Beatrice: “…Açıkçası, Betty bile bunu hiç öngörmemişti, sanırım.”

Dehşete kapılmış ve yüzü bembeyaz kesilmiş hâlde bunu mırıldanan Subaru, dişlerinin birbirine vurduğunu fark etti.

Görünüşe göre insanın kavrayışını fazlasıyla aşan olaylar, bedenindeki sıcaklığı bile çekip alıyordu. Soğumuş kan damarlarında dolaşıyor, el ve ayak parmaklarının donarak çürüyeceği yanılgısını hissettirecek kadar keskin bir ürperti yayıyordu.

Böyle durumdaki Subaru’nun elini tutan Beatrice, sessizce ona kendi sıcaklığını verdi. Yine de bedeninin titremesi durmadı. ——Durum, Subaru’nun sığ hayal gücünü aşacak kadar kötüydü.

Subaru: “Benim… benim yüzümden Emilia da herkes de…”

Rachins: “Keğh, böyle saçma şeyler söyleyesin geliyor olsa da ‘hepsi benim suçum’ suratını takınmayı kes lan. Zaten olaya şöyle bi’ bakınca her türlü tuzağa düşürüldüğünüz anlaşılıyor.”

Subaru: “Eh?”

Kulaklarında çınlama yankılanıyor, baş dönmesiyle sendeleyen Subaru istemsizce gözlerini kırpıştırıyordu. Subaru’nun bu tepkisine karşılık, kollarını kavuşturmuş Rachins sinirle dilini şaklattı.

Az önce Rachins, sanki dünyanın en doğal şeyiymiş gibi Subarugillerin “tuzağa düşürüldüğünü” söylemişti.

Subaru: “Tuzağa düşürülmüşüz derken, ne demek…”

Rachins: “Ne demek olacak la’, olduğu gibi direkt. Garibine gitmiyor mu bunlar? Birdenbire her yerde işinize gelmeyecek olaylar haddinden fazla üst üste patlak vermiyor mu?”

Sersemlemiş Subaru karşısında Rachins iç çeker gibi omuz silkti.

Subaru’nun zihninin bi’ kısmı uyuşmuş gibi ağırlaşmıştı; onun yerine Beatrice, Rachins’in bu sözlerine karşılık verdi…

Beatrice: “Bettylerin peşine düşülmesi de Emilia’nın Saray’a hapsedilmesi de… sanırım?”

Rachins: “… Bununla bitmiyor. Sizin Kamptakilerin sorgusuz sualsiz kaçmasının nedeni de herhâlde karşı tarafın öldürme niyetini fark etmeleri.”

Subaru: “Öldürme… hık?!”

Rachins: “Mesela diyorum, mesela! Pratikte, durup dururken Kraliyet Seçimi’ne mensup bir adayı öldürecek hâlleri yok ya… Bu yüzden erkek fatma da bizi en azından çıkarmayı başardı oradan.”

Tehlikeli bir kelime duyup gözleri fal taşı gibi açılan Subaru’ya karşılık Rachins, kirli duvarı tekmeledi.

Ama kaba tavrının aksine sabırla anlatmayı sürdüren Rachins sayesinde Subaru’nun düşünme kabiliyeti de nihayet azar azar çalışabilir hâle geldi.

Yani——

Subaru: “Emilia’yı Kraliyet Seçimi’nden çekilmesi adına perde arkasından birileri işler çeviriyor. Benim yaptıklarım da kalıbına uydurularak Emilia’nın Saray’a kapatılmasına katkı sağlıyor. Planlayanların niyetini fark eden Ottogiller de kısıtlanmadan evvel kaçıp gidiyor… genel olarak böyle mi?”

Beatrice: “Betty, dediklerine bir şey daha eklemek istiyor, doğrusu: ——Kötü adamların tek hedefi Emilia da olmayabilir, sanırım.”

Subaru: “Tek hedefi Emilia değil mi?”

Bunu duyan Subaru kaşını kaldırınca Beatrice başıyla işaret etti. İşaret ettiği yöne baktığında da yanağının içini diliyle dürten Rachins’in buruk yüzüyle karşılaştı.

Bu, bakar bakmaz can alıcı bi’ noktaya parmak basılmış birinin yüzüydü——

Subaru: “…Yoksa Chin’in gelmesinin nedeni sadece Emilia’yla Felt’in arkadaş olması değil mi?”

Rachins: “Hay böyle işi, gereksiz şeyleri fark eden bücürün tekisin…”

Beatrice: “Subaru’nun eksik bıraktığı yerleri doldurmak Betty’nin görevi, doğrusu. Ayrıca durmadan ‘bücür de bücür’ deyip duruyorsun… ağzının payını vereyim mi insan, sanırım?”

Rachins: “O zaman efendine de insanların isimlerini doğru düzgün telaffuz etmesini söyle!”

Araları pek iyi değilmiş gibi duran Beatrice’e sesini yükselten Rachins derin bir iç çekti. Ardından bir süre ağzında geveledikten sonra…

Rachins: “…Saray’da yakalanan yalnızca sizin taraftaki yarı elf değildi. Felt de yakalandı. Reinhard denen herifi de bahanelerle köşeye sıkıştırıp kısıtladılar.”

Subaru: “Reinhard mı?! Üstelik Felt de yakalandıysa… o zaman hedef Emilia değil, Kraliyet Seçimi’nin direkt kendisi mi?!”

Rachins: “Kafan amma da geç bastı. Felt tam da bundan şüphelendiği için Saray’a götürülmeden önce bize ‘Nii-chanları arayın, bulursanız yalnız bırakmayın’ diye emir verdi. Sayesinde bu lağım kokusunun içinde deli gibi koşturmak zorunda kaldım lan.”

Kendi kampları açısından dezavantaj anlamına geldiği için Rachins’in bunu anlatmak istememesi anlaşılırdı ama bu bilginin olup olmaması, tüm temel varsayımı da baştan aşağı değiştiriyordu.

Subaru, kendi davranışlarının Emilia’ya kişisel olarak zarar vereceğini sanmıştı ama karşı tarafın hedefi bununla da sınırlı değilmiş ki.

Emilia’yla Felt ve onlara bağlı olan Subaru ve Reinhard… hatta iki kampın da olayın içine sürüklenme ihtimali de göz önünde bulundurulduğunda bunun tesadüf olmadığı kesindi.

Hem Kraliyet Seçimi’ni hedef alan hem de Lugunica Krallığı’nı temellerinden sarsacak kadar gizli bir operasyon vardı. Üstelik böylesine aşırı büyük ölçekteki bir mesele, tam da Subaru’nun daha önce kulağına çalınmış bir şeyle örtüşüyordu.

Subaru: “Crusch-san, duydun mu?! Daha demin söylediğin şey——”

Heyecanla başını kaldıran Subaru, konuşmayı izleyen Crusch’a doğru lafı çevirdi.

Rachins onlara katılana kadar, Rüzgârı Okumanın İlahi Koruması’nı kanıt olarak gösteren Crusch’ın sözlerinin doğruluğuna tam anlamıyla inanmakta zorlanan Subaru, peş peşe yağan bilgi selinin sayesinde o inanamamış olduğu şüpheye biraz olsun ikna olduğunu hissediyordu.

Belki de Crusch’ın kılıcını savurmasına yol açan Miklotov’un planı da Kraliyet Seçimi’ni mahvetmeye çalışan şeytani planla bağlantılıydı.

Ancak——

Subaru: “Eh, Crusch-san?”

Hiç tepki gelmemesiyle kafası karışan Subaru, Crusch’a doğru baktı ve gözlerine inanamadı. ——Duvarın kenarına yaslanan Crusch’ın başı, öne düşe düşe uyuklar hâldeydi.

Konuşmanın ortasında, üstelik tetikte olmayı sürdürdüğü bir anda uyuklamaya başlaması Crusch’ın huyuna hiç uymayan bir şeydi.

Bunu fark edip seslenen Subaru’ya karşı Crusch da açıkça dalıp gidiyormuş olan gözleriyle karşılık verdi…

Crusch: “…Kusura bakmayın, birdenbire uyku bastırıverdi. Muhtemelen bu… sol gözümün… getirdiği bir yorgunluk…”

Subaru: “Yorgunluk mu?.. Zaten gözünü ne zamandan beri——”

Crusch: “Gerisini… size bırakıyorum… Subaru… sama…”

Subaru: “Oyy!”

Tam o anda Crusch, sınırına ulaşmış olacak ki gövdesi yalpalayarak birdenbire öne doğru yığılıverdi. Subaru telaşla bedenini yakalamasıyla beraber, gücü tükenen Crusch’ın elinden kısa kılıcı da kayıp düşerek kanalizasyonun zemininde tiz bir ses çıkardı.

Ama Crusch bu sesi bile umursamadan, uykuya dalmışçasına nefes alıp vermeye başlamıştı.

Subaru: “Şaka mı bu? Böyle önemli bi’ konuşmanın ortasında… uyuyakaldı!”

Rachins: “Oy, düşesin nesi var? Anılarını kaybetmiş de bedeni bozulmuş da en sonunda kafayı yemiş de… hakkında böyle tonla berbat şey söyleniyor da.”

Subaru: “Haağh?! Crusch-san’a neler diyorsun lan sen!? Ayağımın altına alırım seni, göt veren!”

Rachins: “Bunları ben söylüyorum demedim ki! Ne biçim adamsın lan sen!”

Beatrice: “Yeter, doğrusu! Her seferinde birbirinize girmeyin, sanırım! ——Sadece uyuyor gibi. Bizzat söylediklerini göz önüne alırsak sınırına ulaşmış olsa gerek.”

Subaru’yla Rachins’in arasına giren Beatrice, eğilip Crusch’ın uyuyan yüzüne bakarak böyle bir yargıya vardı. Subaru’nun gözünde de bilincini yitirmiş Crusch’ın özel olarak acı çektiğine dair bir belirti yoktu, sınırlarına ulaşmış bedeni sadece güzel bi’ uyku çekmek istiyor gibiydi.

Yalnız, Beatrice’in dediği gibi Crusch’ın sözünü ettiği Ejderha Gözü’nün yan etkisiyse o doğa dışı şeyin kendi hâline bırakılmaması gerektiği açıktı.

Hele ki——

Subaru: “…İlahi Ejderha Kilisesi’nin Kutsal Ayini ve Tiga’nın tanıklığı… Kraliyet Seçimi Adaylarının hedeflendiği böyle bir durumda, alakalarının olmama olasılığı yok.”

Açıkçası bunların birbirine bağlı olmadığını düşünmek zordu. Fakat bu, tersi şekilde İlahi Ejderha Kilisesi denen örgütle doğrudan bu şüphe bağlanıyordu.

İlahi Ejderha Kilisesi, Lugunica Krallığı’nda derinlerine kadar kök salarak güçlü bi’ biçimde yayılmış bir dindi. Onları düşman olarak varsaydığı durumda, kimleri düşman olarak görmesi gerekiyordu ki?

Durum gereği Tiga’dan şüphelenmek zorundaydı, peki ya Sakura? ——Ya Filóre?

Subaru: “En kötü ihtimalin doğru çıkması durumunda ben zaten yıkılırım da… Emilia çok ama çok üzülür…”

Zaten Emilia Saray’da gözaltına alınmış olmasının yanında Ottogillerin ve Subarugillerin güvende olup olmadığını da bilmiyor olmalıydı.

Onun yüreğindeki ağırlığı az da olsa kaldırmak için bi’ hamle yapmalıydı. En iyi hamleyi.

Böyle karar veren Subaru, uykuya dalmış Crusch’ın bedenini sırtlandı ve sıkıca tuttu. Bu sırada kısa kılıcı yerden alıp kınına koyan Beatrice’le karşılıklı olarak baş salladılar.

Subaru: “Rachins, buradayken bi’ yere varamayız. Madem zahmet edip geldin, biraz daha rahat konuşabileceğimiz bi’ yer biliyorsundur, değil mi? Oraya gidelim.”

Rachins: “Bana patronluk taslanması hoşuma gitmezse de bu seferlik dalaşmayacağım… Gerçi, Kraliyet Başkenti’nin şu anki durumu yüzünden etraftakilerden ne kadar sakınırız, garantisini veremiyorum.”

Subaru: “…Bir kez daha durumun vahimliğini gözler önüne serdin.”

Düşman güçlüydü, gerçekten fazlasıyla güçlüydü ve bunu kullanarak Subarugilleri tuzağa düşürmeye çalışıyordu.

Muhtemelen burada Rachins’le buluşup ondan bunları öğrenebilmiş olmaları bile büyük bir tesadüfün doğurduğu bir mucizeydi. Gerçi buna mucize demek, Felt’in emriyle Subarugilleri arayıp bulan Rachins’e hakaret de sayılabilirdi.

Her hâlükârda——

Subaru: “Crusch-san’ı da sakin bir yerde dinlenmesini istiyorum. Bedeni de kalbi de azıcık olsun huzura kavuşursa daha doğru düzgün konuşabiliriz. O yüzden——”

???: “——Şans ayağına geldi! Tam şu anda, tam bu anda, bu küçücük zamanda, bütün başkenti kaosa sürükleyen siz kaçakları davet etmek öylesine çok istiyordum ki içim içime sığmıyordu!”

Subaru: “——Ne?!”

O anda kanalizasyonda yankılanan, ortama tamamen aykırı ses karşısında Crusch’ı sırtlamış Subaru da Beatrice de Rachins de donup kaldı, gözlerini kocaman açarak arkalarına döndü.

Ses, lagmit madeninin cılız ışığının ulaşmadığı kanalizasyonun karanlığından gelmişti. Ama oraya doğru “Çıh” diye dilini şaklatan Rachins bi’ şey fırlatıverdi——

???: “Ooo, aydınlatıyorsun demek! Kuhahahaha, amma ince düşünceli amma da eli çabuksun!”

Sert bir ses kanalizasyonun zeminine çarptı, ardından beyaz ışık o karanlığı göz kamaştırıcı biçimde aydınlattı. Fırlatılan şey, darbe alınca ışık saçan lagmit madeninin ta kendisiydi.

Ani kararıyla bunu yapan Rachins’in hedeflediği gibi o ışık karanlığa karışmış kişinin silüetini, o tarafa dönmüş olan Subarugillere gösterdi.

O——

Subaru: “…Maske?”

???: “Oyoyoy, beni görür görmez aklından ilk geçen şey ‘maske’ mi? Gördüğün anda, gözüne yansıdığı anda, olduğu anda söyleyiverdiğin bir laf, değil mi? Biraz daha incelik katsana yahu. Gönlündeki kadına kur yaparkenki tutkuyla, coşkuyla kelimelerini seç hatta. Kuhahahaha!”

Bunları söyleyip bedenini titrete titrete kahkahalar atan kişi bir erkekti—— üstelik uzun boylu bir erkek olduğu dışında hakkında hiçbir şey anlaşılmıyordu. Çünkü o adam; bütün bedenini kaplayan siyah bir giysi giymiş, yüzüne de palyaçoyu andıran bir maske takmıştı.

Karanlığın içinde belli belirsiz beliren beyaz palyaço maskesi, anormalliğini daha da belirginleştiriyordu.

Sözleri de tavrı da maskenin ardından yönelen kötücül bakışı da sadece beş saniyelik bi’ bakışmayla bile hemen anlaşılabilirdi. ——Palyaço maskeli bu adam, hiç de iyi birisi değildi.

Bunu kanıtlarcasına——

Maskeli Adam: “Sizler ölebilirsiniz. İşim yalnızca orada uyuyan kadınla çünkü!”

O anda kanalizasyonun karanlığını, lagmit madeninin ışığıyla kıyaslanamayacak kadar devasa bir alev aydınlattı ve şiddetli bir ısı dalgası Subarugillerin üzerine doğru yağdı.

#Subaru’nun fırsatı kaçırmayıp her seferinde gol atması ne demeliyiz yahu?.. Bunu bilmesem de olayı Rachins’ten duyduğumuz kadarıyla öğrenmiş olduk. Bunları Crusch’ın da duymasını istesek de yorgunluktan ötürü bayılıp kaldı. Onu taşıyarak sakin bir yere gidecekken hiç bilmediğimiz biri ortaya çıkıverdi. Palyaço maskeli bu adamın Crusch’la bi’ işi olduğu düşünüldüğünde Russel’ın adamı olabilir diye düşünüyorum şahsen ama diğerlerini öldürmek istemesi absürt. Cadı Tarikatı desem neden sadece Crusch’ı istiyor diye düşünüyorum ve cevabı bulamıyorum. Yani sanırım, sonraki bölümleri okumadan bunu anlamayacağız. O hâlde sonraki bölümlerde görüşmek üzere!

Önceki Sonraki
5 1 oylama
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
5 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar
Miriamın baldırı
2 Haziran 2026 00:21

Subaru felix i çok üzecek anlaşılan

Miriamın baldırı
2 Haziran 2026 00:28

Bu maskeli adamla ilgili bi araştırma yaptımda gerçek ismi salum pristis ve wikide harbici ilginç bilgiler var isteyen bakar. Ben şahsen capellanın adamı olduğunu düşünüyorum.

Ali Arda
Yanıtla  Miriamın baldırı
2 Haziran 2026 01:08

Maalesef yüksek ihtimal game Canon bilgilere baktın, kendisi aslında… “Spoiler içerdiği için düzenlenmiştir”

İzanagi
2 Haziran 2026 00:36

Subaru Crusch a yürüyor.

Wr_Silent
2 Haziran 2026 18:15

Çeviri için teşekkürler.