Sezon 4'ü izleme etkinlikleri ve çeviri yayımlamamızı takip etmek için discord.gg/rezeroturkce davetiyle Discord sunucumuza katılabilirsiniz.
Ana Sayfa / Ana Hikâye/ Kısım X, Bölüm 14 – “Hainler”

Kısım X, Bölüm 14 – “Hainler”

11 Mayıs 2026 227 Okunma 28 dk okuma

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Çevirmen: Bertiel

Ek Düzenleme: Qua

Redaktör: akari

Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire, universe, Yağız D, Metin K, equ, Sakuta Hijiri, Emirhan D, Kerem Y, jnxleus, Yusuf Esat Ç, Salim, Elma Can

Destek vermek isterseniz TIKLAYIN!

Discord’a gelmek isterseniz TIKLAYIN!

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

——Ejderha Gözü.

Bu, Subaru’nun zihninde içgüdüsel olarak beliren bir ifadeydi.

Yer ejderi, su ejderi veya uçan ejder gibi sıradan yaratıklar değil; bizzat Ejderha ünvanını taşıyan bir varlıkla karşılaşma fırsatı pek sık ele geçmezdi. Buna rağmen Pleiades Gözcü Kulesinin zirvesinde İlahi Ejderha Volcanica’ya ve Vollachia İmparatorluğu’nda Bulut Ejderhası Mezoreia’ya tanık olan Subaru, Ejderhalara olan tecrübesi görece yüksek biri sayılırdı.

Ancak Subaru’ya bu hissiyatı veren şey, bu bol keseden gördüğü geçmişi de değildi.

Bu; çok daha derinden gelen, bir canlının en ilkel içgüdülerine kök salmış bir histi.

Biri Ejderhayla yüz yüze geldiğinde bunu iliklerine kadar hissederdi. ——Yaşam formu olarak aradaki o devasa seviye farkını.

Biyolojik olarak tamamen farklı bir boyutta yer alan bir varlığa karşı duyulan o ezici hissi, Ejderha karşısında tartışmasız bir şekilde yaşardı. Ve tam da bu his, her şeyi açıklayan yegâne cevaptı.

Subaru’nun göz bandını çıkaran Crusch’ın sol gözünde hissettiği şey kesinlikle buydu.

Subaru: “――――”

Altın renginde parlayan, insanüstü, sıra dışı bir ışık saçan o göz bebeği—— Ejderha Gözü diyebileceğimiz bu şeyi göz çukurunda taşıyan Crusch’ı gördüğünde Subaru’nun yüreği dehşetle titredi.

Onun bedenine ne olmuştu? O sol göz ne anlama geliyordu? Rüzgârı mühürlenmiş olmasına rağmen neden kılıcını bir türlü bırakmıyordu? İşler nasıl bu noktaya gelmişti?

Cevapsız soruların girdabında zihninin savrulup durması, belki de gözünün önündeki acı gerçekle yüzleşmekten korkan içgüdüsel bir savunma mekanizmasıydı.

Bu tür süslü mantık oyunlarını bir kenara iten Subaru, güçlükle ağzını açtı——

Subaru: “——Ah.”

——Altın rengi ışık saçan o bakışların kalbini delip geçtiğini hissetti.

???: “——Shamak!!”

O an, donup kalan Subaru’nun yerine elini öne doğru uzatan Beatrice büyüyü söyledi.

Crusch’la savaşmaktan çekinen Subaru’nun niyetini anlayan Beatrice’in seçimi, rakibin bilincini gerçeklikten koparan Yin Büyüsü Shamak olmuştu. ——Hedefi etkisiz hâle getirme konusunda bundan daha kusursuz bir büyü olamazdı ve bunu Subaru’yla kıyaslanamayacak bir ustalıkla devreye sokmuştu.

Büyü, Crusch’ın başını sarıp sarmalamış ve onun savaşma arzusunu bu ortamdan tamamen söküp atmıştı—— Normalde olması gereken buydu.

Ancak——

Crusch: “——Görebiliyorum.”

Hiçbir belirti vermeden havada beliren ve sarmal çizerek üzerine gelen o siyah sisi, Crusch başını hafifçe yana eğerek rahatça savuşturmuştu.

Beatrice: “——Hık! Shamak! Shamak, Shamak, Shamak!”

İlk saldırının atlatılmış olmasının şaşkınlığını yutan Beatrice, art arda havada siyah sis bulutları oluşturdu.

Aralıksız bir zincir hâlinde üzerine çullanan ve onu yutmaya hazırlanan bulutları kıvrak hareketlerle tek tek atlatan Crusch, en sonunda kılıcını büyünün doğduğu noktaya tam isabetle savurarak büyü formülünü darmadağın etti.

Büyüyü daha aktifleşmeden ezmişti. ——Büyü ancak toplanan manaya bir yön verildiğinde etkisini gösteren bir şeydi. Bu yüzden de daha o yapı oluşurken bozulursa büyünün geçersiz olacağı mantıken doğruydu.

???: “Ama bunu gerçekten yapabilmek apayrı bir mesele, değil mi?!”

Daha büyünün aktif olmadan kılıçla kesmek gibi tam anlamıyla ilahi bir beceri karşısında sesi hayretle titreyen Tiga, yandan fırlayıp Crusch’ın üzerine atıldı.

Eğri kılıcını ve tekmelerini aynı anda kullanarak hünerini sergileyen Tiga’yı kılıcının ucuyla dans edercesine karşılayan Crusch arasında savaş yeniden alevlendi.

Fakat bu seferki——

Crusch: “Söylemiştim. Görebildiğimi.”

Bunu böylesine sakin bir sesle dile getiren Crusch’ın hareketlerinin sıradan bir gözle bile bariz bir şekilde değiştiği ortadaydı.

Bu değişim sadece gözle görülen bir şey değildi, kulakla da gayet net duyuluyordu. ——Çünkü az önceki çarpışmalarından farklı olarak bu savaşta eksik olan bir şey vardı: Ses.

Çeliğin çeliğe çarparak kıvılcımlar saçtığı o kılıç tokuşmaları tamamen yok olmuştu.

Tiga’nın savurduğu kılıç darbelerini ve attığı tekmeleri Crusch kılıcıyla engellemiyor, dümdüz bedensel kıvraklığıyla savuşturuyordu.

Saldırıyı kılıçla karşılamakla zarifçe savuşturmak arasında, hangisinin dövüşte üstünlüğü temsil ettiğini anlamak için uzman olmaya gerek yoktu. Ve ona bu üstünlüğü sağlayan şey de——

Subaru: “——Ejderha Gözü.”

Subaru’nun boğazı düğümlendi, gizleyemediği dehşeti sertçe yutkundu.

Muhtemelen Crusch’ın hareket hızı aslında pek değişmemişti. Asıl büyük fark; hareketlerinin hızı değil, harekete başlama zamanlamasıydı.

Hayatın saniyelik hamlelere bağlı olduğu, her anın bir diğerine eklendiği ölümüne bir mücadelede taraflardan biri zamanı saniyenin onda biri kadar kısaltabilen “bir şeye” sahipse onun elde edeceği avantaj kelimelerle ölçülemezdi.

Şu an Crusch’ın yaptığı şey, tam olarak o saniyenin onda birini ortadan kaldırmaktı.

Tiga: “Gıhğ… Kıhğ!”

Subaru’nun bu çıkarımını doğrularcasına çalışma odasındaki düellonun seyri aniden altüst oldu.

Tüm vücudunu kullanarak birbirinden farklı teknikler sergileyen ve az çok Crusch’la kafa kafaya çarpışabilen Tiga’nın kılıç dansı sekteye uğramış, tamamen savunmaya geçmek zorunda bırakılmıştı.

Saldırı girişimleri daha doğmadan ezilen, ardışık vuruşlarının arasına sızan kılıç darbeleri yüzünden hareket alanı kısıtlanan Tiga; her zaman soğukkanlı duran profilinde beliren bir panikle, zar zor direnmeye çalışıyordu.

Ne kadar savunmada kalsa da bu onu yara almaktan korumuyordu. Omuzundan, uyluğundan kanlar sızıyor; en sonunda yanağında açılan ince bir kesikten aşağı süzülen kan damlaları, verdiği amansız mücadeleyi gözler önüne seriyordu.

Böyle giderse Tiga da çok geçmeden McMahon Malikânesinin kurbanları arasına katılacaktı.

Zaten Miklotov için iş işten geçmişken bu olabilecek en kötü ve asla yaşanmaması gereken bir senaryoydu.

Bu yüzden——

Subaru: “Oooo!!——”

Tiga kılıcıyla, Beatrice’se büyüsüyle onu bastırmaya çalışırken kükreyen Subaru belinden çıkardığı kırbacı şaklattı ve Günahkâr Kırbacının ucu rüzgârı yararak inledi.

EMT kullanmaya karar verdiği andan itibaren Subaru’nun tek hedefi Crusch’ı zapt etmekti.

Şu ana kadarki saldırı ve savunma işini Beatrice’le Tiga’ya bırakmasının sebebi, sadece Crusch’taki bu değişime şaşırıp donakalmış olması değildi. Tek şansı olan bu sürpriz saldırıyı yapabilmek içindi.

Kılıçtan da büyüden de daha hızlı olan Günahkâr Kırbacın darbesi Crusch’a yaklaştı.

Ejderha Gözünün numarası her ne olursa olsun, hiç alışık olmadığı bu saldırıya karşılık vermek——

Crusch: “——Bunu daha önce görmüştüm.”

Subaru: “——oğh.”

O saniye, iki ayrı şok dalgasıyla sarsılan Subaru’nun ciğerlerinden acınası bir nefes kaçtı.

İlk şok, o kadar bekleyip fırsat kolladığı bu sürpriz saldırının kolayca engellenmesiydi. Crusch, Subaru’nun elinden fırlayan kırbaç daha tam açılmadan kılıcıyla karşılamış ve ucunu yere çivilemişti.

Oradaki en hızlı hamle olması gereken bu vuruşun, böylesine zahmetsizce kesilip atılması başlı başına ürkütücüydü. Ancak yaşadığı ikinci şokun yanında bu hiçbir şeydi.

İkinci şok, Günahkâr Kırbacı kesip atan Crusch’ın gözleriydi—— Ejderha Gözünün değil, onun kendisine ait o kehribar rengi sağ gözünün barındırdığı yürek burkan ifadeyi görmüş olmasıydı.

Subaru: “——Bunun anlamını… kavrayamıyorum.”

Açıkçası, neredeyse ağlayacakmış gibi duran o bakışlar karşısında afallamaktan başka bir şey yapamıyordu.

Burada asıl tuhaf davranan Crusch olmasına rağmen sanki onu zapt etmeye çalışan Subaru kötü adammış gibi hissettirmişti. Kaldı ki Subaru daha önce bir kere öldürülmüştü bile, “güzel bir kadının gözyaşları haksızlıktır” gibi sığ bir mesele değildi bu.

Tabii, buna asılsız bir kuruntu denirse diyecek söz yoktu.

Çünkü aslında Crusch dudaklarını birbirine bastırmış hâlde yüzünde hiçbir duygu belirtisi olmaksızın, sadece yere çaldığı kırbacın sahibi Subaru’ya anlık bir bakış atmıştı. ——Fakat Subaru nedense onun ağlamak üzere olduğunu hissetmişti.

——O gözyaşlarını… durduracağım.

Subaru: “——Hık.”

Tiga: “Gardını——”

Crusch’ın gözlerinden geçen o duygu seli karşısında dişlerini sıkan Subaru bir yana, o ânı farklı yorumlasa da bir zayıflık belirtisi olarak görüp fırsat bilen Tiga vahşi bir hareketle şemşir kılıcını parlattı.

Eğri kılıcın beyaz çeliği dans ederek bir canavar dişi misali uludu ve Crusch’ın ince bedenine doğru atıldı——

Crusch: “Görebiliyorum demiştim!”

O milisaniyede savrulan kılıcın izlediği yola göre bedenini büküp, kılıcın kınını sıyırıp geçmesini sağlayarak saldırıdan kaçınan Crusch, sesini yükselttiği anda dizini sertçe yukarı savurarak Tiga’nin çenesini darmadağın etmişti.

“Gahğ” diye acı dolu bir inlemeyle geriye savrulan Tiga’nin üzerine yağan o ardışık ışık hızındaki kılıç darbeleri, refleks olarak hayati noktalarını koruyan gencin kanını çalışma odasının duvarlarına sıçrattı.

İstemsizce sendeleyip gerileyen bacakların ardından, gövdesine inen o dehşet verici tekme bedenini delip geçmişti. Dümdüz geriye fırlayan Tiga, sırtını şiddetle duvara çarptı ve yere yığıldı.

Ama——

Subaru: “Kalanını ben hallederim, may firend!

Tiga’nin ona kazandırdığı o kısacık zamanı kullanan Subaru, Crusch’ın dibine kadar girdi. Hiç hız kesmeden kırbacını savurup Crusch’ın kılıç tutan elini hedef aldı——

Crusch: “Onu da görebiliyorum.”

Diye kestirip atan Crusch, sadece bileğinin ufak bir hareketiyle kırbaç darbesinden kaçındı. Ardından yön değiştiren kılıcının ucu ölümcül bir mızrak gibi fırladı ve dikkatsizce çok yaklaşan Subaru’nun bacağına doğru saplandı.

O gümüşi ışık ayağının üstünü delip geçerken Subaru bu düşüncesiz hücumunun bedelini ağır ödüyordu——

Subaru: “Beatrice!”

Beatrice: “——Hık, hep böyle imkânsız şeyler isteyen bir partnersin, doğrusu!”

Tek bir nidayla Subaru’nun niyetini sezen Beatrice; bir yandan küfrediyor, diğer yandan partnerinin arzusunu yerine getirmek için o minik bedenindeki tüm varlığını ve gücünü ortaya koyuyordu.

Kılıcın ucu ona ulaşacağı saniye, o şey devreye girdi: ——Mutlak Savunma Büyüsü, EMM.

Crusch: “――――”

Subaru ve Beatrice’in yarattığı bu orijinal büyü, varlıklarını gerçeklikten yarım adım öteye taşıyarak her türlü fiziksel ve büyüsel müdahaleyi reddeden nihai ve en güçlü savunmaydı. Ancak EMT aktifken onun içinde EMM’yi devreye sokmak gibi çılgınca bir hamle ilk kez yapılıyordu ve bunun başarılması tam bir mucizeydi——

Beatrice: “Hem sabah hem öğle hem de akşam vakti Betty’ye ay lav yu demen gerekecek, sanırım!”

Subaru: “Seni seviyorum, Beako!”

Bu mucizenin bedeli olarak istenen o şirin talebi anında ödeyen Subaru, kılıç saplama hamlesinin başarısız olduğu gerçeğinden çabucak sıyrılarak bir sonraki hamlesine hazırlanan Crusch’ı hedefine aldı.

EMM, o sarsılmaz savunmasına karşılık hedefin hareket etmesini imkânsız kılma gibi bir kusura sahipti. Bir sonraki adımı attığı an yenilmezlik süresi sona erecekti. Ve bir sonraki kılıç darbesi acımasızca etine saplanacaktı.

Bunun için——

Subaru: “Görünmez Takdir!”

Bir sonraki saldırı gelmeden önce elindeki tüm kartları hızla peş peşe oynadı.

Burnundan kanlar fışkıran Subaru’nun göğsünden fırlayan görünmez siyah bir kol, Crusch’ın kılıç tutan koluna yapışarak onun tam yapmak üzere olduğu ardışık saldırıyı zorla durdurdu. Görünmez kol Crusch’ın bileğini sımsıkı kavradı, kılıcı elinden düşürmesine sebep olarak kızın savaş gücünü elinden aldı.

Subaru’nun sahip olduğu ve bilmediği bu gizli kartlar yüzünden peş peşe hareketleri engellenen Crusch’ın o boşta kalan koluna doğru tüm bedeniyle atılan Subaru, o şeytani koluyla da birleştirerek tam üç kolda birden güç uygulayıp kızı duvara yapıştırdı.

Subaru: “Crusch-san! Lütfen beni dinle!”

Her iki bileğini de kavrayıp Crusch’ı zorla duvara bastırırken Subaru yalvarırcasına bağırdı.

O esnada bile Crusch bedenini büküp dizini Subaru’nun böğrüne geçirmeye çalışıyordu ancak Subaru vücudunu ona öylesine bir güçle dayamıştı ki nefesleri birbirine değecek kadar yakınlaşıp onun hareket etmesini tamamen engellemişti.

Hemen önünde, Crusch’ın kehribar ve altın rengi olan o iki farklı gözü doğrudan Subaru’ya bakıyordu. Subaru da o bakışlara aynı kararlılıkla karşılık verirken…

Subaru: “Bu… bu nereden bakarsan bak çok saçma! İşler çığırından çıktı! İşlerin bu şekilde ilerlemesine izin veremem!”

Crusch: “Natsuki Subaru…”

Subaru: “Ben… ben hiçbir şeyi kabul etmiyorum! ETMİYORUM ANLADIN MI!!”

Sesini yükselterek haykıran Subaru karşısında Crusch’ın yanakları gerildi.

Sonuçta bu argüman, Ölümden Dönüş yapmadan önce sızlanıp feryat ettiği zamanla ana hatlarıyla aynıydı. Yine de sadece dikilip bağırdığı o anla Crusch’a düşünme fırsatı verdiği şu an arasında, farklı bir sonuca ulaşabileceğine inanmak istiyordu.

Miklotov’un ve McMahon Malikânesindeki masumların canları bir daha geri gelmeyecekti.

Öyle olsa bile sadece oturup en kötü sonun gelmesini beklemekten başka bir çare mutlaka vardı. Bunun için de Crusch’ın burada o kılıcı indirmesi şarttı, başka yolu yoktu.

Onu ikna edebilmek için de——

Subaru: “——Eh?”

Büyük bir umutla Crusch’ın tepkisini bekleyen Subaru’nun boğazından boğuk bir nefes sızdı.

Bunun sebebi gözünün önünde gerçekleşen o olaydı—— Crusch’ın iki farklı renkteki gözleri aniden keskinleşmiş, sırtını duvardan zıplatmanın momentumunu kullanarak zorla Subaru’yu kendi üzerine doğru devirmişti.

Beklenmedik bir anda gelen bu hamleyi yiyen Subaru, acınası bir şekilde olduğu yere yığıldı. ——Fakat bu, Subaru’ya yapılan bir karşı saldırı değildi. Aksine, tam tersiydi.

——Çünkü bir sonraki saniye, korkunç bir ısıya sahip cehennem alevleri Subaru’nun görüş alanını kıpkırmızı bir şekilde yutmuştu.

△▼△▼△▼△

——Uzaklardan bir vapur düdüğünü andıran bir ses duyduğunu hissetti ve bilinci yavaşça su yüzüne çıkmaya başladı.

Uyanışın su yüzeyini kırıp başını çıkardığında hissettiği ilk şey, cayır cayır yanan o keskin acı oldu. Bunun tüm bedenini, bilhassa da sağ kolunu şiddetle uyardığını hissederek istemsizce boğazından acı dolu bir hırıltı çıkardı.

Subaru: “——Iğh.”

???: “!.. Subaru uyandın mı, sanırım? İyi misin, doğrusu?”

Ağzından kaçan o iniltiyi duyup Subaru’nun uyandığını anında fark eden bir ses. Bu tanıdık ses, her sabah uyanışını birlikte karşıladığı partneri Beatrice’e aitti.

Ancak böyle acı dolu bir uyanış, her gün yaşadığı o sıradan sabahlardan çok daha farklıydı.

Subaru: “Bea… ko?.. Bana… ne oldu…”

Beatrice: “Kendini zorlayıp kalkmaya çalışma, sanırım. Yanıkların hâlâ çok kötü, doğrusu… Yeterince manam olsaydı Betty seni hemen iyileştirirdi ama yok, özür dilerim, sanırım.”

Subaru: “Senin özür dilemeni gerektirecek bir… yanık mı?”

Göz kapaklarını çekinerek araladığında, yüzüne doğru eğilmiş Beatrice’in o çökük ifadesini gördü. İri, yuvarlak gözlerinde derin bir hüzün taşıyan bu Ulu Ruh’un kederini anında yatıştırmak istedi ama bir an duraksadı.

Yanık kelimesini duyduğunda uyuyan zihni bedeninden biraz gecikmeli olarak uyanmaya başladı. Doğru ya. Bilincini yitirmeden hemen önce bir alev görmüştü. Ve ondan öncesindeyse——

Subaru: “——Crusch-san!”

McMahon Malikânesi’ndeki trajedi zihnine üşüştüğünde, Subaru hızla doğruldu.

Bir kez hatırlayınca o taptaze anılar hızla yerine oturmaya başladı. Miklotov’un ölümü, bunu kendi elleriyle yaptığını itiraf eden Crusch’ı, onu zapt etmeye çalışırken yaşanan o boğuşmayı ve direnen Crusch’ın sol gözünde beliren Ejderha Gözünü—— her şey âdeta bir çığ misali amansız bir hızla gelişip olup bitmişti.

Ama ilk mesele Crusch’tı. En sonunda EMM ve Görünmez Takdir’i kullanarak Subaru onu alt etmeyi başarmıştı. Sonrasında o ani alev fırtınası görülmüştü ve——

Subaru: “Doğru ya, inanılmaz bir güçle alevler yükselmişti… Kolumun bu kadar acımasının sebebi o yanıklar yüzünden mi? Siktir, cayır cayır yanıyor resmen!.. Ama bu kadarcık şeyle——”

Beatrice: “S-Sakin ol, doğrusu! Mana yetersizliğinden sana şifa büyüsü yapamadım, sanırım! İstirahat etmezsen kötü şekilde hastalanabilirsin, doğrusu!”

Subaru: “Şimdi bunun sırası değil! Şu an benden çok, Crusch-san önemli. Benim ateşlenip bayılmam o meselenin yanında o kadar önemsiz ki——”

Diyerek lafını kesip Beatrice’in endişelerini bir kenara itmeye çalıştığı tam o andı.

???: “——Uyanmış görünüyorsun, Natsuki Subaru.”

Subaru: “Ha?..”

Birdenbire, hiç beklemediği bir sesin duyulmasıyla Subaru’nun gözleri fal taşı gibi açıldı. Subaru’nun görüş alanında, arka taraftaki karanlıktan dışarı doğru adım atan kişi; az önce gidip aramak için harekete geçmeye yeltendiği Crusch’ın ta kendisiydi.

Sol gözünü yeniden göz bandıyla kapatmış ve elindeki Lagmite cevheri taşıyan bir lambayla etrafı aydınlatan Crusch, Beatrice’le tartışan Subaru’nun yanına geldi. Onun sağ kolunu tutarak…

Crusch: “Tahmin ettiğim gibi, kendi hâline bırakılacak bir yara değil. Yalnızca ilk yardım olacak ama şunu al.”

Bunu söylerken lambayı ayakucuna bırakan Crusch, cebinden çıkardığı işlemeli beyaz mendili bir bandaj niyetine Subaru’nun sağ koluna nazikçe sardı.

Yanık yarasına dokunan mendilin yavaş yavaş kirlenmesine ve onu saran Crusch’ın ellerinin o yumuşaklığına şahit olan Subaru, duruma ayak uyduramaz hâlde serseme dönmüştü.

Crusch: “?.. Ne oldu? Şaşkınlık rüzgârları esiyor gibi.”

Subaru: “…O kadar kuvvetli bi’ rüzgâr esse yeridir ya. Hatırladığım kadarıyla daha az önce birbirimizle böyle, dehşet verici bir ifadeyle ölümüne çarpışıyorduk, değil mi?”

Crusch: “İfadesi böylesine umutsuz olan tek kişi sendin gibi.”

Subaru: “Genel bir bakış açısından bahsettim! İkimizin toplamından bahsediyorum. Benim yüzüm o kadar umutsuzsa durumun yüzde ellisi de umutsuzluk kokuyor demektir, değil mi!”

Crusch: “Anlıyorum. Gerçekten de mantıklı bir argümana benziyor.”

Fazlasıyla ciddi bir ifadeyle başını onaylayarak sallayan Crusch karşısında, yaptığı şakalara yine şakayla karşılık bulan Subaru donakalmaktan başka bir şey yapamadı.

Ancak o zaman Subaru, bulundukları yerin tuhaflığını fark etti. ——Pek de hijyenik sayılamayacak nemli bir koridorda bu sohbeti gerçekleştiriyorlardı. Yatırıldığı yer soğuk ve sert bir zemindi; rutubetli havaya sinmiş o ağır kokuyla birleşince, biraz daha dikkat kesildiğinde buranın basbayağı lağım kokusuyla dolup taşan, göz ardı edilmesi imkânsız bir ortam olduğunu fark etmişti.

Subaru: “Bi’ saniye, burası harbiden kanalizasyon mu?”

Beatrice: “İşte biraz da bu yüzden Subaru’nun gereksiz işlere kalkışmasını istemiyorum, sanırım. Yanlışlıkla tetanos filan olursan şu anda bunu iyileştirmek bile başlı başına bi’ çile olacak, doğrusu.”

Subaru: “Yani hem tatlı bir doktor hem de huysuz bir hemşire olarak çifte görev mi üstleniyorsunuz… bunun için minnettarım ama asıl önemlisi—— neler oluyor?”

Beatrice: “――――”

Kendi canını bu kadar dert eden Beatrice’in sözlerini mantıklı bulsa da Subaru’nun beynini asıl kemiren ve anlamakta en çok zorlandığı şey, bu fedakâr partneri kadar kendi yanık tedavisinde istekli olan Crusch’ın bu tutumuydu.

Sesini biraz alçaltan Subaru’ya gözlerini kısarak bakan Crusch sessizce bir iç çekti ve…

Crusch: “Burası, Miklotov McMahon’un malikânesinden biraz uzaktaki kanalizasyon bölgesi. Kat ettiğimiz mesafeye bakılırsa tam da Soylular Mahallesi’yle Ticaret Bölgesi’nin ortalarında bir yerlerde olmalıyız. Kanalizasyonu kullansak dahi üst katmana giriş çıkışı kontrol eden devriyeleri öylece es geçemeyiz. Şu anki yegâne engelimiz de burası olacak.”

Subaru: “Dur, dur, lütfen bi’ saniye dur. Anlattıklarına zerre kadar ayak uyduramıyorum. Zaten bayılmadan önceki ve sonraki olaylar zihnimde aşırı bulanık. Sadece…”

Crusch: “Sadece?”

Subaru: “Az önceki konuşmaya göre… acaba şu anda, ben ve Crusch-san aynı parti üyeleri miyiz?”

Crusch:Paartiüyeeesi…”

Kulak aşinalığı olmadığı bu kelime karşısında kaşlarını çatan Crusch’ın aksine modern kelime dağarcığı testini başarıyla geçmiş olan Beatrice, Subaru’nun bu sorusuna “Öyle, sanırım.” diyerek başını salladı.

Beatrice: “İşin içine bir yığın bela karışmış durumda ama o kızın, Betty ve sana karşı bir düşmanlığı yok, doğrusu. Baygın hâldeki seni buraya kadar sırtında taşıyan kişi de ta kendisiydi, sanırım.”

Crusch: “Seni orada bıraksaydım o alevlerin içinde yanarak can vermen kaçınılmaz olurdu. En azından, sözlerinde zerre kadar yalan hissetmedim. Öyleyse senin ölmeni dileyecek değilim.”

Subaru: “Demek öyle. O zaman, çok teşekkür ederim fakat…”

Bayılmadan önce gördüğü o son manzara ve sağ kolundaki o devasa yanık izi, o tehlikeli anlarda Crusch tarafından kurtarıldığı gerçeğini yarı yarıya kanıtlıyordu. Kaldı ki sırf Subaru’yu kandırmak için Beatrice’in Crusch’la iş birliği yapması söz konusu bile olamazdı.

Ne var ki Subaru’nun içten bir teşekkürü dile getirememesinin sebebi Crusch’ın seçtiği kelimelerdi—— Subaru’nun ölmesini dilememişti. Peki ama Miklotov ve diğerlerinin ölümü.

Subaru: “…Crusch-san, Miklotov-san’ı gerçekten kılıçtan geçirdin mi?”

Crusch: “… Bunu orada da teyit etmiştim, tamamen gerçek. Miklotov McMahon ve onun malikânesinde işe aldığı o görevlilerin… hepsini kendi ellerimle biçtim.”

Subaru: “——Hık.”

Crusch: “Bunun sebebini de açıklamamı ister misin? Bu, orada söylediklerimin bir tekrarından ibaret olacak ama Miklotov McMahon ve yandaşları vatan hainleriydi; Lugunica Krallığı’nın düşmanı olan varlıklardı. Bu yüzden de yüksek rütbeli soylulardan biri olarak onlara kılıcımla ölüm cezasını verdim.”

Subaru: “İşte, asıl bunu anlayamıyorum. Vatan haini demek, Krallığa düşman olmak demektir ve bu ne anlama geliyor ki? Crusch-san’ı bile çileden çıkaracak kadar aptalca bir komplo mu planlıyorlardı yani?”

Crusch: “——En azından, Ejderha Yazıtındaki kehaneti kendi çıkarları doğrultusunda kullanıyor olma ihtimalleri fazlasıyla yüksekti.”

Zihninde birbiri ardına patlayan o şüphe baloncuklarını yok etmek için konuşmayı sürdüren Subaru’nun nefesi kesildi.

Crusch’ın son olarak eklediği o bilgi, tam da Subaru’nun bugün bizzat Miklotov’a sormayı planladığı Ejderha Yazıtı meselesiydi.

Krallık çapında akılalmaz bir etkiye sahip İlahi Ejderha’yla yapılan antlaşma, onunla bağlantılı detayların kazındığı o kehanet tableti—— İşte o şey Ejderha Yazıtının ta kendisiydi ve Emilia’nın da dâhil olduğu Kraliyet Seçimi’nin başlamasına dayanak oluşturan kilit bir parçaydı.

Ne var ki adını hep duyduğu ancak o gerçek nesneyi gözleriyle hiç göremediği için fırsatı olursa bizzat kendi gözleriyle varlığını teyit etmek istemişti.

Subaru: “Yani, Ejderha Yazıtını mı kullanıyordu? Miklotov-san?”

Crusch: “Kraliyet mensuplarının birer birer hayatını kaybetmesi gibi Krallığı kökünden sarsacak bir felaketi, böylesine devasa olayları bildiren Ejderha Yazıtının söylememiş olması düşünülemez. Böyleyse ortadaki tek bir ihtimal var, Ejderha Yazıtının sorumluluğunu üstlenen kişi veya kişilerin o beklenen kehaneti kasten örtbas edip halktan gizlemiş olması.”

Subaru: “Ama… ama bu artık çok geç değil mi?! Zaten böyle bir şüphe Kraliyet Seçimi’nin başlamadan çok önce de vardı. Hatta özellikle de sen ve Ferris——”

Kraliyet Ailesi’nin ölümüyle sonuçlanan o felaketin detaylarını deşmek için güçlü bir motivasyonları olmalıydı. Zira hayatını kaybeden Kraliyet Ailesinden biri olan Dördüncü Prens’le özellikle aralarından su sızmayan bir ilişkileri vardı.

Tabii ki Subaru da bunu yüksek sesle söyleyip onun üzerine gidecek kadar duygusuz bir adam değildi.

Crusch: “——O dönemde bu şüpheye tutunamamış olmam, kendi adıma yaptığım en büyük hata ve kalp kırıklığıydı.”

Dile getirilmeyen kelimelerin arkasındaki anlamı okuyan Crusch kendi hatasını itiraf etti.

Elbette buna hata demek, yakınındaki insanları daha yeni kaybetmiş birine karşı fazlasıyla merhametsiz bir yaklaşımdı. Ferris’ten de duyduğu üzere Dördüncü Prens’le Crusch’ın ilişkisini tarif etmek için yalnızca yakın demek epey hafif kalırdı.

Bu, Crusch’ın tahtı arzulaması altındaki o en büyük motivasyonun ta kendisi olmalıydı.

Ancak——

Subaru: “O zaman, neden durup dururken bundan şüphelenmeye başladın ki…”

Crusch: “Söylememe gerek bile yok, anlamalısın. İlahi Ejderha Kilisesi’ni üzerime saldı, Ferris’i tatlı sözlerle kandırıp manipüle etti ve benim Kraliyet Seçimi’nden çekilmemi planladı.”

Subaru: “——Hık?! Crusch-san, o konuda…”

Crusch: “Ferris’in sorumluluk duygusu son derece kuvvetlidir. Benim içinde bulunduğum o berbat durum da eklenince aklı epey yorgun düşmüştü. Hâl böyleyken Krallığın beyni olarak adlandırılan birisinden tatlı vaatler duyduğunda Ferris’in yanlış kararlar vermesi işten bile değildi. Öyle olmasaydı——”

Subaru: “――――”

Crusch: “——Öyle olmasaydı o şahsın benimle Majesteleri arasındaki o kutsal yemini ezip geçmek gibi bir hamleye kalkışmasına imkân yoktu.”

(Ç.N: Burada şahıs derken Ferris’i kastediyor ve bunu aşağılayıcı bir laf olarak kullanıyor.)

Gözlerini kaçıran, sesini alçaltan ve duygularını bastırmak için muazzam bir çaba sarf ediyordu Crusch.

Fakat o çaba ona ne kadar geçerse geçsin, Subaru’nun içindeki teraziyi hangi yöne eğmesi gerektiği tam bir muammaya dönüşüyordu.

Duygusal açıdan elbette Crusch’a inanmak istiyordu. Miklotov adına üzgündü ama Krallığı kendi kişisel çıkarları uğruna kullanan bir hainse Crusch’ın eylemi de o denli haklılığa kavuşurdu. Belki, doğru düzgün bir mahkemede bu hafifletici sebep olarak bile kabul edilebilirdi.

Gelgelelim Subaru, Kraliyet Seçimi sırasında herkesin önünde akılalmaz bir rezalete imza atmış olmasına rağmen Miklotov’un yine de onu Emilia’nın Şövalyesi olarak nitelendirip takdir ettiği o sözleri unutamıyordu.

Subaru, Crusch’a borçluydu ama aynı şekilde Miklotov’a da borçlu sayılırdı.

Taraflardan birinin mutlak haklı olacağı ve işlerin bir anda çözülüvereceği o kolaycı sona umut bağlamak artık imkânsız görünüyordu.

Üstelik——

Subaru: “Ferris…”

Crusch tarafından nefret edilmeyi göze almış, hatta Şövalyelik ünvanının elinden alınacağını bile bile İlahi Ejderha Kilisesi’nden uzatılan eli tutup Efendisi’nin seçimlerden çekilmesi ihtimalini hesaba katarak böyle bir seçim yapmıştı.

Bu karar Dördüncü Prens üzerine edilen o yemini bozmak anlamına gelse dahi, yine de bu seçimi yapmıştı.

Böylesine zorlu bir kararı birileri tarafından kandırıldığı için aldığını basitçe söyleyip kestirip atamazdı.

Subaru: “…Crusch-san’ın öne sürdüğü tezleri şimdilik anladım. Bu meseleyi sonuna kadar tartışmak isterim. Başka birkaç şey daha——”

Crusch: “Dur, Natsuki Subaru. Soruların elbette son derece haklı ama madem uyandın, şu an önceliğimizi buradan ayrılmaya vermeliyiz. Sonsuza kadar burada oyalanmak hiç de akıllıca bir hareket değil.”

Subaru: “Ah, kanalizasyondan çıkmaktan bahsediyorsun, değil mi? Evet, yer değiştirmemiz iyi olur ama henüz konuşacaklarım bitmemişti ki——”

Başını ağır ağır iki yana sallayarak sohbeti kapatmaya çalışan Crusch’ın yakasını bırakmayan Subaru; tam üsteleyeceği esnada sol kolunun, o yanmayan kolunun yeninden Beatrice tarafından çekildiğini hissetti.

Göz ucuyla ona baktığında Beatrice’in yüzündeki o ince gerilimi görebiliyordu.

Beatrice: “Betty de bu konuda o kıza hak veriyor, doğrusu. Her hâlükârda önceliğimiz kaçmak olmalı, sanırım. Oyalanırsak peşimizdekiler tepemize binecek, doğrusu.”

Subaru: “Sen bile böyle diyorsan… bi’ dakika ya, bu öylece kulak ardı edebileceğim bir kelime değil. Kaçmak mı? Peşimizdekiler mi? Hiçbir şey anlamıyorum. O zaman kanalizasyonda saklanmamızın asıl sebebi sanki…”

Beatrice: “――――”

Subaru: “Sanki… paçayı kurtarmak içinmiş… gibi…”

Kelimeleri ağzından döküldükçe içine oturan o karanlık his, Subaru’nun dilinin uyuşmasına neden oldu.

O an Crusch, koridorda bıraktığı lambasını yeniden kaldırırken Beatrice kaşlarını çatarak ne söylemesi gerektiğini kestiremiyormuş gibi o ince dudaklarını peş peşe aralayıp kapattı.

Onların o abartısız tavırlarından ve endişe dolu o hâllerinden her şey gayet açıktı. ——Şakası yoktu, Subarugiller resmen birer kaçak konumuna düşmüştü.

Subaru: “Bunun ne anlama geldiğini bile bilmiyorum! Çok fazla eksik parça var! Üstelik…”

Konuşurken bir yandan etrafını tarayan Subaru, mekânda Beatrice ve Crusch dışında başka hiç kimsenin olmadığını doğruladığında göze batan o bariz garipliği dile getirdi. ——Tiga’nın yokluğunu.

Subaru: “Tiga… O da aynı malikânedeydi. Buna rağmen onu buralarda göremiyorum, n’oldu ona? Neden işler bu noktaya geldi? Neden söyle——”

Crusch: “——Tiga Rauleon, demek. Ne yazık ki asıl peşimizdeki adamın ta kendisi o.”

Subaru: “…Ne?”

Bu sorusuna karşılık veren Crusch’ın sesi, Subaru’nun zihninde yepyeni ve bir o kadar ağır soruların doğmasına neden oldu.

Anlaşılamayan bir durumun üzerine çok daha anlaşılmaz bir tabakanın yığılmasıyla anlamsızlığın zirvesine ulaşan bu devasa yapı bloğu, artık tüm şekliyle algılanamaz hâle gelmişti.

Tam da bu hisle beyni dönen Subaru gözlerini şaşkınlıkla kırparak Crusch’a baktı.

Ve o esnada Subaru’nun soran gözlerine karşılık elindeki lambayı havaya kaldıran Crusch, sol gözünü örten bandajlı o kusursuz yüzünü beyaz bir aydınlığa bürüyerek sözlerini noktaladı.

Söylediği kelimelerse——

Crusch: “Şu anda, ben ve sizler av konumundayız. Tiga Rauleon ve Kraliyet Askerleri peşimizde. ——Miklotov McMahon cinayetinden ve Krallığı devirmeyi amaçlayan vatan hainleri olma suçlamasından dolayı.”

5 1 oylama
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
6 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar
Inline Geri Bildirimleri
Tüm yorumları görüntüle
Wr_Silent
11 Mayıs 2026 23:19

Çeviri için teşekkürler Bertiel Sensei

rojatdemirdax@gmail.com
11 Mayıs 2026 23:54

Offf efsane şeyler oluyor. Elinize sağlık

ShRoX
12 Mayıs 2026 07:50

Çeviri için teşekkürler. Abi harika ilerliyor şuan bizimkiler subarunun durumu öğrendiği zaman ne yapacaklar acaba

edet
Yanıtla  ShRoX
12 Mayıs 2026 07:57

8. ve 9. arcı nereden okudun?

Son düzenleme 4 gün önce by edet
ShRoX
Yanıtla  edet
12 Mayıs 2026 20:31

8 arcı hala okuyorum 9 arcı okuyamadım telfonum eski çeviri kullanamıyorum

edet
Yanıtla  ShRoX
14 Mayıs 2026 05:34

Teşekkürler