Sezon 4'ü izleme etkinlikleri ve çeviri yayımlamamızı takip etmek için discord.gg/rezeroturkce davetiyle Discord sunucumuza katılabilirsiniz.
Ana Sayfa / Ana Hikâye/ Kısım X, Bölüm 11 – “Ejderha Cevherinin Parlama Sebebi”

Kısım X, Bölüm 11 – “Ejderha Cevherinin Parlama Sebebi”

1 Mayıs 2026 131 Okunma 39 dk okuma

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Çevirmen: Bertiel

Ek Düzenleme: Qua

Redaktör: akari

Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire, universe, Yağız D, Metin K, equ, Sakuta Hijiri, Emirhan D, Kerem Y, jnxleus

Destek vermek isterseniz TIKLAYIN!

Discord’a gelmek isterseniz TIKLAYIN!

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

???: “Sence de Sakura ve Tiga çok acımasız değiller mi? İşlerin bu raddeye geleceğini bilseydim ben de… ben de!..”

???: “Kendi canının derdine düşüp Kutsal Ayinle birilerini kurtarmaya falan kalkışmaz mıydın yaniii?”

???: “Bilsem de yapardım herhâlde ama bilerek yapmakla bilmeden yapmak arasında psikolojim açısından dağlar kadar fark var bir kere ya!”

Kendi fevri doğasının gayet iyi farkında olan ve nokta atışı bir öz eleştiri yapan Filóre, bir yandan feryat figan bağırırken bir yandan da tam karşısında oturan Sakura’ya yaşlı gözlerle ters ters bakıyordu.

Kendini onun ablası yerine koyan Sakura, Filóre’nin bu sözleri üzerine kaşlarını çaresizce düşürüp…

Sakura: “Bize böyle kızsan da zor durumda olanlar yine biziz kiiii. Subaru-chan ve Beatrice-chan beni anlar, değil miii?”

Subaru: “Neden durduk yere Beako’yla beni lafa kattın anlamadım ama başınıza gelenlerin pek de sürpriz olmadığını az çok çaktım.”

Beatrice: “Suçun kimde olduğu bir yana, atışmalarınıza bakılırsa bütün bu olan bitenin fitilini Filóre’nin ateşlediği gün gibi ortada, sanırım.”

Böyle söyleyen Subaru ve Beatrice, senkronize bir şekilde “Hım hım…” dercesine başlarını sallayarak hemen yanlarında oturan Sakura’nın sorusuna ortak yanıtlarını vermiş oldular.

Bu arada, karşılıklı duran misafir odası kanepelerindeki oturma düzeni şu an tam olarak şöyleydi: Ev sahibi tarafında Otto ve Emilia’nın koluna sımsıkı sarılmış bir Filóre varken misafir tarafındaysa Sakura ve yer değiştirmiş olan Subaru’yla Beatrice yan yana dizilmişti.

Dahası, duvar kenarında başından beri dikilen Petra ve Filóre’ye yol gösteren Rem de katılınca odanın curcunası iyice artmıştı.

Subaru: “Gerçi odadaki gürültü kirliliğinin asıl sebebi tek başına Filóre desem yeridir. Hem biz niye bu tarafa oturduk ki ya? Ekipler çok saçma şekilde dağılıverdi.”

Filóre: “Şu işe baksana ya! Duydun mu Emilia? Subaru, senin can dostun olan beni ayırmaya çalışıyor. Yoksa… kilisenin ajanı falan mı bu?..”

Beatrice: “Neresinden bakarsan bak asıl Kilisenin ajanı sensin, doğrusu.”

Beatrice, tir tir titriyormuş gibi bir ifade takınan Filóre’ye bakıp bıkkınlıkla iç geçirdi. Koluna sülük gibi yapışan Filóre’ye yüzünde buruk bir tebessümle bakan Emilia’ysa usulca arkadaşının saçlarını okşayıp söze girdi.

Emilia: “Yapma öyle, Subaru’ya öyle kötü kötü bakma Filóre. Subaru çoook naziktir, asla aramıza falan girmeye çalışmaz. Hem zaten, Subaru’yla benim aramdaki bağla seninle benim arasındaki bağ tamamen farklı şeyler, değil mi?”

Filóre: “Ö-Öyle tabii, bence de öyle… Bu arada lafı açılmışken hangimize daha çok değer veriyorsun acaba diye sorsam?”

Emilia: “Eh? Şey…”

Filóre: “Vazgeçtim! Lütfen söyleme! Kutsal metinlerde de yazdığı gibi! ‘Ejderha’nın bahşettiği sınavlar sevgidendir. Altının ateşte eritilerek saflaşması misali, ruh da sevgi uğruna çekilen çilelerle yoğrulur ve Ejderha’nın rızasına layık o yüce parıltıya kavuşur!’ derler!”

Yüzünü ellerinin arasına gömüp inancına sığınan Filóre, dindar bir İlahi Ejderha Kilisesi müridinden ziyade, işine gelmeyen gerçeklerin üstünü kutsal metinlerle örtmeye çalışan tatlı su kurnazının tekiydi resmen.

Onun Emilia’nın lafını ağzına tıkması yüzünden, Emilia’nın gözünde şu an tam olarak ne kadar değerli olduğunu duyma fırsatını kaçıran Subaru da durumu pek sindirebilmiş değildi, âdeta hevesi kursağında kalmıştı.

Neyse, o konu bir kenara——

Emilia: “Az önceki konuya dönecek olursak… Filóre’nin Kraliyet Seçimi’ne katılması demek, Priscilla’nın yerini alacağı anlamına mı geliyor?”

Kendi kafasında kurup kurup şekilden şekle giren Filóre’yi es geçen Emilia, sorusunu tam karşısında oturan Sakura’ya yöneltti.

Bu soru üzerine uykulu uykulu bakan düşük gözlerini hafifçe kısan Sakura da…

Sakura: “…En azından, Priscilla-chan’ın ölümünün sebeplerden biri olduğuna zerre şüphe yoook. Yoksa Ejderha Yazıtlarıyla çelişmiş olurduk sonuçtaaa.”

Otto: “Ne de olsa Ejderha Yazıtında Kraliyet Seçimi adayı olacak Ejderha Rahibesi sayısının beş olduğu yazıyor… İlahi Ejderha Kilisesi de doğal olarak bu kuralları çiğneyemez, değil mi?”

Sakura: “Elbette ki bu şart bozuldu diye, biz de fırsat bu fırsat deyip kollarımızı sallaya sallaya Saraya daldık falan… sanmayın sakııın. Priscilla-chan’ın aramızdan ayrılmasıyla Ejderha Rahibesi koltuğu boşalmış olsa bile Kilise hep arasına mesafe koymaktan yanaydı ziraaa.”

Otto: “Fakat gelin görün ki evdeki hesap çarşıya uymadı. Bunun sebebiyse…”

Otto cümlenin sonunu bilerek açık bıraksa da odadaki herkesin bakışları anında bu curcunanın fitilini ateşleyen, ilk dalgayı yaratan Filóre’ye kilitlenmişti bile.

O delici bakışların altında ezilip yutkunan genç kız, can havliyle tekrar Emilia’ya yapıştı.

Filóre: “Y-Yoo, öyle değil Emilia! Sana rakip olmak falan aklımın ucundan bile geçmedi benim! Sadece kötü bir tesadüf, o kadar! H-H-H-Hem zaten!”

Rengi kireç gibi olan Filóre, fal taşı gibi açılmış gözlerini bir anda Sakura’ya dikip patladı.

Filóre: “Hem zaten, Kilisenin şu her şeyi halı altına süpürme huyunu şiddetle kınıyorum! Bugün olan biten ne varsa beni bugüne kadar el bebek gül bebek büyütmelerinden ötürüydü! Tamam, diğer çocukların katlanmak zorunda kaldığı eğitimlerden muaf tutulup yan gelip yattığım için hâlimden memnundum yalan yok ama işin ucunda Emilia’yla kanlı bıçaklı olmak varsa… Benim zerre suçum yok ki!”

Emilia: “Geçti, geçti, ağlama artık Filóre. Sana zerre kızgın değilim ben. Hem zaten diğer Kraliyet Seçimi adaylarının hiçbirini düşman olarak falan da görmedim şu ana kadar.”

Filóre: “E-Emiliaaa… hık.”

Emilia’nın usul usul saçlarını okşayan nazik elleri, Filóre’nin o fırtınalı yüreğine âdeta su serpmişti.

Bu manzarayı izleyen Sakura, “Hadi canım.” dercesine elini şaşkınlıkla ağzına götürdü.

Sakura: “Normalde buradan sonrası bitmek bilmeyen bir drama bağlardı ama Emilia-chan, Filóre-chan’ı idare etme konusunda cidden bir usta… var mı bu işin bir püf noktası falaaan?”

Subaru: “Emilia-tan’ın o pamuk gibi şefkati karşısında tüm Filórelerin pili anında biter gibi geyikleri bi’ kenara bırakırsak… Harbi ya, Filóre sen buraya ne demeye gelmiştin ki?”

Şu ana kadarki tavırlarına bakılırsa bunun Kraliyet Seçimi için bir savaş ilanı falan olmadığı kabak gibi ortadaydı. Sırf sızlanıp mızmızlanmak ve kendini aklamak için koca Kraliyet Başkenti’ni aşıp gelmiş olamazdı herhâlde.

Beatrice: “Emin misin, sanırım? Öyle çıksa zerre şaşırmam ben, doğrusu.”

Subaru: “Açıkçası ben de sana katılıyorum da öyle dersek muhabbet tıkanır kalır…”

Filóre: “Bir dakika durun bakalım. Siz beni o kadar kıt akıllı falan mı sanıyorsunuz? Gerçi hiçbir şey düşünmeden balıklama atladığım çok olmuştur ama bugün durum farklı. Kapı gibi bir planım var benim.”

Subaru: “Plan mı?”

Filóre: “Evet, plan! Ben Kraliyet Seçimi falan uğraşmak istemiyorum. Ama Kutsal Ayini kullanarak Azizelik görevlerimi de yerine getirmek istiyorum. O yüzden arkadaşım Emilia beni bi’ güzel saklayacak, ben de alttan alta Pristella halkını kurtaracağım! Nasıl fikir ama?!”

Subaru: “Pazar sabahı çizgi filmlerindeki kötü adamların uyduruk planı mı falan mı ya?”

İlkokul çocuğunun bile güleceği kadar delik deşik bir plandı bu. Zaten asıl amaç insanlara yardım etmek olduğundan ortada bir suç falan da yoktu gerçi ama asıl sıkıntı, Sakura’ya çoktan enselenmiş olmalarıydı.

Yani anlayacağınız, daha başlama çizgisinde çuvallamış bir projeydi bu.

Subaru: “Onu da geçtim, İlahi Ejderha Kilisesi’nin Azizesini kaçırdık falan derseler başımız fena ağrır.”

Petra: “Emilia-neesama’nın da böyle huyları var gerçi ama pimi çekilmiş el bombası gibi dolanıp da bunun farkında bile olmamak epey tehlikeli olur, değil mi?”

Filóre: “Eh, yani bu Emilia’yla ruh eşi olduğumuz anlamına mı geliyor?..”

Beatrice: “Burada utanıp kızaracak bir durum yok, sanırım.”

Bu yersiz öz güveni nereden bulduğu bilinmez ama Filóre’nin dâhiyane planı anında çöpe atılmıştı.

Zaten Subaru’ya kalırsa Filóre olan biteni fazla hafife alıyordu. Deminden beri lafı evirip çevirip Kraliyet Seçimi’nden çekilme muhabbetine getirmeye çalışıyordu çalışmasına da——

Emilia: “Kraliyet Seçimi adayı olma vasfını öyle kafana göre çöpe atamazsın. Yanlış mıyım?”

Subaru: “Emilia-tan…”

Emilia: “Ben de her gün durmadan çalışıyorum sonuçta. İlk başlara kıyasla bu krallığın nasıl işlediğini çok daha iyi anladığımı düşünüyorum artık… Ejderha Yazıtında yazan kuralların dayatması da bu işin bir parçası. Benim Kraliyet Seçimi’ne katılmak için geçerli bir sebebim vardı evet ama o sebebim olmasaydı bile bu durumu reddetme gibi bir lüksüm olmazdı bence.”

Koluna sülük gibi yapışmış Filóre’ye bakan Emilia, son derece ciddi bir ses tonuyla döktü içini.

Kraliyet Seçimi adaylarının öyle kolayca masadan kalkamayacağı, su götürmez bir gerçekti aslında. Dün gece Garfiel ve Petra’yla da bu konuyu enine boyuna konuşmuşlardı. Ejderha Dostu Krallık’ta Ejderha’yla yapılan o kutsal antlaşmanın kökleri tahmin edilenden çok daha derine iniyor ve asla kırılamıyordu.

Nitekim Felt bile zamanında bu Kraliyet Seçimi zırvasını elinin tersiyle itmeye kalkışmıştı. Ancak onu oradan çekip çıkarmaya çalışan Rom-jii’nin canına karşılık, istemese de bu yarışa katılmak zorunda bırakılmıştı.

Krallığın, sırf Ejderha Yazıtında adı geçen o Ejderha Rahibesini Kraliyet Seçimi’ne dâhil edebilmek için gözünü karartıp hiçbir pislikten çekinmeyeceğinin en net kanıtıydı bu dayatma.

İşte Emilia da tam olarak aynı durumun Filóre için geçerli olduğundan bahsediyordu.

Filóre: “Ama… ama bu, benim rızamla istediğim bir şey değil ki?”

Emilia: “Evet, eminim ki öyledir. Eğer Filóre nişanı parlatamasaydı bugün buralara kadar gelip bunları konuşuyor olmazdık sonuçta… ama Ejderha Cevheri parladı ve nihayetinde sen seçilmiş oldun, Filóre. Bunun tam olarak ne anlama geldiğini en iyi senin bilmen lazım.”

Filóre: “Iığh…”

Emilia’nın buram buram şefkat kokan o annesi ses tonu karşısında boynu kıldan ince kalan Filóre, ezik büzük bir hâlde başını öne eğdi.

Ne de olsa Filóre, İlahi Ejderha Kilisesi’nin bir rahibesiydi. Dile getirmeye bile lüzum yoktu ama Ejderha’ya böylesine iman eden ve ona derin bir saygı besleyen biri olarak Ejderha Yazıtındaki o baskıcı gücü iliklerine kadar hissedecek tek kişi yine oydu.

Şu ana kadar sergilediği tavırlar, olsa olsa çocukça bir gerçeklerden kaçış çabası diye özetlenebilirdi zaten.

Gelgelelim——

Filóre: “O hâlde… evet, o hâlde şöyle bir şeye ne dersin? Seninle bir arkadaş ittifakı kuralım. Böylece ben de senin Kral olabilmen için elimden gelen her türlü yardımı yaparım. Böyle anlaşırsak Kraliyet Seçimi’ni…”

Emilia: “Çok teşekkür ederim, Filóre. ——Ama bu, hiiiç hoşuma gitmez ki.”

Emilia, sessiz ama bir o kadar da sarsılmaz bir azimle kestirip atıvermişti.

Gümüşi bir çanı andıran o sesin asilliği karşısında, Filóre’nin boğazından tiz bir “Hiiğ” sesi döküldü. Emilia, arkadaşının gözlerinin içine baka baka elini göğsüne attı ve nişanı sımsıkı kavrayan avucunu ağır ağır araladı.

O an, Ejderha Cehverinden taşan o kızıl parıltı, misafir odasının dört bir yanını kör edici bir ışığa boğdu.

Emilia: “Az önce de dediğim gibi, benim bu Kraliyet Seçimi’ne katılmak için daha en başından beri geçerli bir sebebim vardı.”

Ejderha Cehverinin o göz kamaştıran ışıltısını sergileyen Emilia, sanki Filóre’nin kafasına kazımak istercesine devam etti sözlerine.

Emilia’nın Kraliyet Seçimi’ne katılmasındaki ilk kıvılcım, buzlara gömülmüş memleketini kurtarabilmek uğruna Sarayda gizlenen Ejderha Kanının gücüne muhtaç olmasıydı. Ancak zaman geçtikçe, yeni insanlarla tanıştıkça, dünyanın kaç bucak olduğunu anladıkça Emilia’nın kalbinde Kraliyet Seçimi’ne duyduğu hisler de yavaş yavaş kabuk değiştirmişti.

Yine de o kalbine ektiği ilk kıvılcımın öylece kuruyup uçup gitmesine imkân yoktu.

Ve——

Emilia: “Diğerleri için de aynı şey geçerli. Crusch-san’ın kendine göre, Anastasia-san’ın kendine göre, Felt-chan’ın kendine göre… Priscilla’nın kendine göre bir amacı vardı, herkes hayallerini gerçekleştirebilmek uğruna bu Kraliyet Seçimi’ne katıldı. Yok hayır, kelimelerimi yanlış seçtim.”

Filóre: “Yanlış mı? Yanlış olan ne ki?”

Emilia: “Eminim ki Ejderha Cevherini parlatabilen herkesin Kraliyet Seçimi’ne katılmak için çok geçerli bir sebebi… bu seçime katılmazlarsa asla gerçeğe dönüştüremeyecekleri bir hayalleri var. O hâlde bu kural senin için de geçerli.”

Filóre: “Benim için… de mi?..”

Emilia, şaşkın şaşkın göz kırpan Filóre’ye hem son derece cesur hem de bir o kadar şirin şekilde tebessüm ettim.

Genç kız, madem Kraliyet Seçimi adayı oldum o hâlde can dostum Emilia’nın dileğini desteklerim diye tutturmuştu tutturmasına ama sırf bu bahaneyi Filóre’nin asıl arzusu olarak kabul etmek, Emilia’nın pek de aklına yatmıyordu doğrusu.

Böyle uyduruk bir sebeple koca Lugunica Krallığı’nın Kraliyet Seçimi’ne katılacak adaylardan biri olarak onu asla kabullenemezdi.

Emilia: “Lütfen senden rica ediyorum, sana ilk söylendiğinde hissettiğin o korkuyla ve daralmışlıkla bir çırpıda reddedip kestirip atma. Uzun uzun, çoook iyi düşün. Bu saatten sonra Kraliyet Seçimi’nden çekilmene kesinlikle müsaade etmeyeceklerdir. Ben de sırf ‘çaresizlikten katılıyorum’ diyerek Priscilla’nın o görkemli koltuğuna oturmanı asla istemem.”

——Bu sözler sadece güçlü bir beyan ve irade göstergesi değil, aynı zamanda içten bir duaydı.

Filóre: “――――”

Filóre, içindeki bütün zehri ve tutkuyu tam karşısından yüzüne vuran Emilia’ya donup kalmış bir şekilde bakıyordu. Burun buruna gelen, aralarında milimetreler kalan bu iki kızın arasındaki o gerilimli sessizliği kimse bozmak istemiyordu.

Odaya çöken bu ağır sessizliğin ortasında ne Subaru ne de bir başkası araya girip o ânın büyüsünü bozmak istedi. ——Birazdan yapılacak o seçimin saflığına zerre kadar bir leke sürülmemeliydi çünkü.

Filóre: “——Pekâlâ.”

Bu dipsiz sessizlik denizinde ilk dalgalanmayı yaratan kişi, burnunun dibinden Filóre’yi izleyen Emilia oldu. Uzun kirpikleriyle çevrili o büyüleyici gözlerini kısan genç kız, elinde tuttuğu nişanı yavaşça Filóre’ye doğru uzattı.

Filóre, kendisine uzatılan o nişanı tamamen refleks icabı avuçladı. ——O an tamamen bilinçsiz bir şekilde o nişana dokunmuş olsa da Ejderha Cevheri öyle parlamak için özel bir ânı bekleyecek değildi.

Filóre: “——Şayet… bir gün ben… Kraliyet Seçimi’ne katılacak olursam…”

Dudaklarından bu sözler dökülen Filóre’nin avuçlarındaki Ejderha Cevheri, tıpkı Emilia’nın elindeyken olduğu gibi ışıl ışıl parlamaya başlamıştı. Kendi gözleriyle bire bir aynı tonda parıldayan o kızıl ışığın altında, büyük bir kararlılıkla manifestosunu duyurdu Filóre.

Suratına tokat gibi çarpan bu Kraliyet Seçimi denen kaçınılmaz kadere karşı, nasıl bir inançla meydan okuyacaktı peki?

Filóre: “Devletle Kilise arasındaki bu kokuşmuş düzeni kökünden değiştireceğim. O saçma sapan inatlaşmaları bahane edip Saraydakilerin Kiliseye, Kilisedekilerin de Saraydakilere el uzatmaktan çekinmeyeceği bir düzen kuracağım.”

Emilia: “――――”

Filóre: “Şayet bir gün Kral olursam bu ülkeyi kimsenin birbirine yardım eli uzatmaktan zerre çekinmediği bir yer hâline getireceğim!”

Hâlâ altı boş olan, detaylardan yoksun ve fazlasıyla tozpembe bir idealden ibaretti bu sözler gerçi.

Ancak yine de İlahi Ejderha Kilisesi’nin çatısı altında büyümüş, orada yaşamış ve bütün o kısıtlamaları iliklerine kadar hissetmiş olan bir kızın bu zincirleri kırıp her şeyi yoluna koyma arzusu gizliydi bu cümlenin altında.

Ve böyle bir ideali omuzlayan Filóre’yi sırf etrafındakilerin gazına gelip de zorla Kraliyet Seçimi’ne katılmış, öylesine kontenjan dolduran silik bir aday olarak görüp alaya alacak tek bir kişi bile kalmamıştı artık o odada.

Otto: “…Baştan demiştim, randevusuz gelenleri kapı dışarı etmeliydik diye.”

Filóre’nin son sözleri üzerine kendi kendine homurdanan Otto’nun kısık sesi duyuldu.

Şapkası ve pelerini olmadan oldukça sivil görünen Otto; bir eliyle gri saçlarını eline dolarken saçını başını yolmamak için kendini zor tutuyordu, bu odada yaşanan fiyaskoyu tam da böyle özetlemişti.

Aslına bakarsan Otto’ya hak vermemek de elde değildi hani.

Subaru: “Durduk yere başımıza aşırı dişli bir rakip çıktı çünkü.”

Otto: “Bana sorarsanız bu, gülünçlük derecesinde kendi topuğumuza sıkmaktan başka bir şey değil… Hepsinden öte, bunu teşvik eden kişinin bizzat bizim biricik liderimiz olması asıl baş ağrıtıcı kısım zaten.”

Subaru: “Rahat olsana ya. Emilia-tan’ın rakipleri ne kadar güçlü olursa o kadar da havaya giriyor işte.”

Otto: “Beni teselli etmek istiyorsanız dişe dokunur bir şeyler söyler misiniz lütfen?!”

Beatrice: “Şu an Otto adına çok üzülüyorum, doğrusu. Gene de…”

Cümlesini yarıda kesip gözlerini kısan ve sanki ışığa bakıyormuşçasına kamaşan gözlerle hemen karşısındaki tabloyu—— Emilia’yla Filóre’yi izleyen Beatrice’in bu tavrına Subaru da yürekten katılıyordu.

Kabul etmek gerekirdi ki sadece bugünkü şu olan bitene bakınca koskoca bir aptallığa imza attıkları gün gibi ortadaydı. Sonrasında bütün bu rezilliğin raporunu dinleyen Roswaal’ın sinirden dizlerinin üzerine çöküşü gözlerinin önüne geldikçe insanın keyfi yerine geliyordu gerçi.

Ama inkâr edilemez şekilde her şeye değmişti. O aşırı güçlü rakibin sahneye çıkması pahasına olsa da kesin olan tek bir şey vardı——

Emilia: “——Sana kesinlikle ama kesinlikle yenilmeyeceğim Filóre.”

——Kral olmayı kafasına koyan o güzeller güzeli kız, Emilia, hiç şüphesiz o masum kabuğunu bir kez daha kırıp atmıştı nihayetinde.

△▼△▼△▼△

???: “——Hâl böyleyken… Kraliyet Seçimi’ne katılma talebinizi büyük bir onurla kabul ediyorum.”

Filóre; bir elini göğsüne koyup, diğer elindeki nişanı pırıl pırıl parlatarak âdeta kimseden zerre çekinmediğini haykırır gibi korkusuzca ve göğsünü gere gere böyle beyan etti.

Bulundukları yer Kraliyet Sarayı’ydı ancak her olayda çağrıldıkları o devasa taht odası yerine, daha küçük görüşmeler için kullanıldığı belli olan bir toplantı salonuydu. Okul sınıfı büyüklüğündeki bu odada, yaklaşık yirmi kişinin yüz yüze bakabileceği yuvarlak bir masa bulunuyordu. Söylenene göre Bilgeler Konseyi ve Saraydaki sivil memurlar, toplantılarını genelde bu odada yaparlarmış.

Emilia: “Bak, Kraliyet Seçimi’nin başladığı o gün, Subaru odadan kovulduktan sonra hep beraber geçip konuştuğumuz yer burasıydı işte.”

Subaru: “Aa, Julius’un beni rezil ettiği sırada sizin bulunduğunuz yer burasıydı.”

Emilia: “Dediğin kısmı hatırlayamasam da… Subaru, Julius’la kavga mı ettin yoksa? Sonra adamakıllı barıştınız ama… değil mi? Sonuçta ikiniz çoook yakın arkadaşsınız.”

Subaru: “Onunla benim çoook yakın arkadaş olduğum kısmı tartışılır ama Emilia-tan’la çoook daha yakınlaşmamız için yaşanması şart olan bir etkinlikti orası kesin.”

Sesini alçaltarak fısıldayan Emilia’nın bu açıklamasına, Subaru dudak bükerek karşılık verdi.

Julius’un Adının hâlâ silik olduğu bu dünyada o günkü acınası hâlinin diğerlerinin aklında nasıl yer ettiğini, kendine ders çıkarmak için bile olsa pek eşelemek istemiyordu.

Neyse ki bugünkü toplantı salonunda boş koltuklar göze çarpıyordu, o günkü olayla alakası olan kişilerin de çoğu ortalıkta yoktu. ——Ne de olsa bu tam anlamıyla çok gizli bir görüşmeydi; her kampın bağlantılı olduğu kişi sayısı asgari düzeyde tutulmuştu ve Emilia kampından bile sadece Emilia, Subaru ve partneri Beatrice’in içeri girmesine izin verilmişti.

Gerçi o son derece kısıtlı katılımcı kadrosundan biri olan ve onları karşılayan şu uzun sakallı ihtiyar, bizzat o günkü olayın şahitlerinden biriydi.

O ihtiyar—— Bilgeler Konseyi’nden Miklotov McMahon, Filóre’nin bu son derece keskin ve ferahlatıcı fikir değişikliğine bakarak…

Miklotov: “Hıımm. Bu cevabınız, talebi sunan bizler için gerçekten de büyük bir lütuf… Lakin bir kez daha sormama müsaade eder misiniz? İzin vermesine verdik ancak Emilia-sama ve Natsuki-dono’nun bu ortamda sizinle bir arada bulunmasının sebebi tam olarak nedir?”

Filóre: “Bu sabah Saraya gelmeden önce bana akıl hocalığı yaptılar. Emilia benim yeri doldurulamaz bir can dostum, Subaru da onun Şövalyesi… Açıkçası, bu kararı almamda bana arka çıkan Emilia kampındaki herkesi buraya getirmek isterdim ama…”

???: “Öyle bir şey yapsaydınız ben ve Kilise cidden çok zor durumda kalırdık.”

Miklotov’un sorusunu yanıtlayan Filóre’nin ardından Kilise tarafını temsilen ona eşlik eden tek kişi olan Sakura, yüzünü ekşiterek araya girdi.

Filóre bu duruma bozulmuş görünse de kendi yıldızının parlayacağı böylesi bir sahnede Emilia kampının elemanlarının sürü gibi dizilmesi cidden tuhaf kaçardı, o yüzden Sakura’nın mantığı kesinlikle daha akla yatkındı.

Ancak Subaru’nun kafasından geçen bu düşüncelerle, uzun sakalını sıvazlayan Miklotov’un Filóre’nin sözlerinde takıldığı nokta birbirinden tamamen farklıydı anlaşılan.

Bilge ihtiyar o zeki gözlerini kısarak bir alışkanlık hâline gelmiş o nefesiyle “Hıımm” diye mırıldandı——

Miklotov: “Can dostunuz, ha. İlahi Ejderha Kilisesi’nden Filóre Hanım’la Emilia-sama…”

Subaru: “…Şu mesele mi yoksa? Emilia-tan’ın gümüş saçlı bir yarı elf olması, Filóre’nin de İlahi Ejderha Kilisesi’nin rahibesi olması muhabbeti yani, hâlâ buna mı takılıyorsunuz?”

Emilia: “Hemen karara varma, Subaru…”

Emilia, duyduğu mırıltıyla elinde olmadan öne atılan Subaru’yu azarlayıverdi.

Fakat burada Subaru ve Beatrice dışında kampın o güvenilir yoldaşları yoktu. Öyleyse, herkesin yerine geçip Miklotov’un ağzının payını vermek Subaru’ya düşüyordu.

Emilia’nın kendisine emanet edildiği birinci Şövalye olarak bu mantıksızlığa karşı dimdik durmalıydı.

Subaru: “Miklotov-san, sizin de Emilia’nın şu son bir buçuk yıldaki çabalarından haberiniz vardır herhâlde. Bütün bunları bilip de ülkenin başındaki kodamanların ona hâlâ böyle at gözlüğüyle bakmasından gına geldi artık. Yarı elf falan, bırakın artık bu işleri.”

Miklotov: “Bırakın bu işleri demek, halkın duygularını biraz fazla hiçe saymak olur bu. Başından beri, o malum Cadı’yla Emilia-sama arasında dış görünüş ve ırk benzerliği dışında hiçbir ortak nokta olmadığı zaten su götürmez bir gerçek… Fakat sırf bu kadarının bile ne denli devasa bir etki yarattığını anlıyorsunuzdur umarım.”

Subaru: “Gıhğ…”

Oldukça saldırgan bir tutum sergileyen Subaru’yu, Miklotov kurt gibi politikacı ağzıyla anında köşeye sıkıştırmıştı. Buradaki asıl problem yine Subaru’nun bir türlü idrak edemediği, bu dünyanın yerlilerinin o iliklerine işlemiş ön yargılarıydı.

Ve bu durum, sadece gümüş saçlı bir yarı elf olan Emilia’yla da sınırlı kalmıyordu.

Miklotov: “Hâl böyleyken İlahi Ejderha Kilisesi’nin bir rahibesi olan sizin Kraliyet Seçimi adayı olmanız da doğal olarak halk nezdinde şok etkisi yaratacaktır. Bu, bizim tarafımızdan da köklü geleneklerin esnetilmesi anlamına geliyor. Doğrusu epey baş ağrıtan bir karardı.”

Filóre: “…Evet, bunun farkındayım. Ama…”

Miklotov: “Hıımm. ‘Ama’… tam olarak ne sormak istiyorsunuz?”

Filóre: “——Ama… mademki öyle, neden beni Kraliyet Seçimi’ne sokmak için bu kadar çabalıyorsunuz?”

Filóre’nin dile getirdiği bu soru, gayet yerinde ve mantıklı bir soruydu.

Miklotov’un az önceki ifadelerinde Saray tarafının da İlahi Ejderha Kilisesi’nden bir adayın çıkmasını öyle seve seve, kucak açarak karşılamadığı kabak gibi belli oluyordu.

Filóre: “İlahi Ejderha Kilisesi’nin bir rahibesi olarak… Ejderha Yazıtına harfiyen uymanın boynumuzun borcu olduğunu biliyorum elbet ama Priscilla Barielle… O ölmüş olsa bile, Rahibe vasfı taşıyan beş kişinin toplanıp Kraliyet Seçimi’nin çoktan başlatıldığı gerçeği değişmez. Yani yazıttaki kurallar çiğnenmiş sayılmaz.”

Beatrice: “Ya da belki de Ejderha Yazıtı güncellenmiştir, sanırım? Beş rahibeden biri eksilince yerine yedek bir Rahibe bulup adaylara dâhil edin diye baştan mı yazıldı, doğrusu?”

Miklotov: “Hayır, Ejderha Yazıtının değiştiğine dair herhangi bir rapor almadık. Bu mesele bizim niyetimizden ziyade, az önce bahsettiğim o halkın duygularıyla alakalı bir durum.”

Subaru: “Halkın…”
Emilia: “Duyguları mı?”

Subaru ve Emilia kafalarını eğerek Miklotov’un bu cevabına bir anlam verememişçesine birbirlerine baktılar. Bunun üzerine Miklotov sesini hafifçe kısarak devam etti…

Miklotov: “Nasıl olsa yakında herkesin diline düşecek bir konu bu ama şimdilik sır, bu odada kalsın. Açıkçası sokaklarda bir dedikodu dolaşmaya başlamış: ——İlahi Ejderha Kilisesi’nin Azizesi, Düşes Karsten’e kurtuluşu bahşetti.”

Subaru ve Emilia: “!..”

Miklotov: “Bu konu hakkında Sarayda ciddi şekilde yayın yasağı uygulamıştık. Tabii ki de bilgi dediğiniz şey ne kadar sıkı kapılar ardında tutulursa tutulsun, yağmur damlası gibi illa bir yerlerden sızar ancak… O Azizenin kayıplara karışan Lugunica prensesiyle aynı özelliklere sahip olduğuna dair söylentiler bile gayet detaylı bir şekilde yayılmış durumda.”

Subaru: “İyi de bu resmen bilginin sızması değil, sular seller gibi etrafa yayılması demek değil mi lan?!”

Büyük rezalet dercesine yüzü asılan Miklotov bir yana, eğer bu doğruysa Sarayın bilgi kontrolü tek kelimeyle çuvallamış demekti.

Subaru: “Aklıma takıldı da Filóre… Sakın sen, Crusch-san’ı kurtarabildin diye sevinçten havalara uçup sağda solda böbürlenerek bunu anlatmış olmayasın?”

Beatrice: “Betty’ye mantıklı geldi, sanırım.”

Filóre: “Gelmesin ya! Hem ben öyle bir şey falan yapmadım ki! Aklım fikrim yerinde çok şükür! Tamam, Kilisedekileri ikna etmek için koz olarak kullanırım diye yakın çevremdeki birkaç kişiye çıtlatmış olabilirim. Ama kalkıp da sokak sokak millete yayacak hâlim yok ya!”

Subaru: “Hımm, sence Beako?”

Beatrice: “Siyaha çalmaktan kapkara olmuş bir gri diyelim biz ona, doğrusu.”

Beatrice’in bu iğneleyici eleştirisine Subaru da harfiyen katılıyordu.

Sinirden tepinip duran Filóre’ye ayıp oluyordu belki ama “Ben yapmadım!” diye ne kadar yırtınırsa yırtınsın, şu ana kadar çizdiği imaj “Kesin bir haltlar yemiştir” hissini bir türlü silemiyordu.

Neyse, bu dedikodunun yayılmasına sebep olan o şahıs kim olursa olsun——

Beatrice: “O zaman Filóre’nin nişanı parlattığı da kulaktan kulağa yayılmış mı demek oluyor bu? Ve bu yüzden mi herkes Filóre’yi Kraliyet Seçimi adaylarına dâhil etmezsek olay çıkar diye etekleri tutuşmuş vaziyette?”

Miklotov: “Henüz iş o raddeye varmadı. Lakin yakın zamanda Priscilla-sama’nın vefatı resmî olarak duyurulacak. İşte o vakit geldiğinde şayet Filóre Hanım’ın varlığı biliniyor olursa doğal olarak halk arasında onun da Kraliyet Seçimi’ne katılması gerektiği yönünde sesler yükselecektir.”

Subaru: “İşler o noktaya gelmeden önce, erkenden zemini hazırlayıp sağlama alıyorsunuz yani…”

Ne de olsa Filóre’nin seçime katılması kaçınılmaz bir sondan ibaretse erkenden kılıfına uydurmak herkesin başını ağrıtmadan işi çözmek demekti. Yetişkinlerin bu tarz kirli iş çevirmelerini anlıyordu anlamasına da yine de Filóre’nin en başından beri hiçbir ret hakkı olmadığını bilmek insanın içine dert oluyordu.

Şayet Emilia’yla önceden konuşup dertleşme fırsatı bulamasaydı Filóre bir Kraliyet Seçimi adayı için gereken o iradeden zerre nasibini almamış, berbat bir ruh hâliyle bu yarışa sürüklenecekti az daha.

Sakura: “Aman ya, o kadar da asmaaa suratını Subaru-chan. Öyle ya da böyle işler tatlıya bağlandı sonuçta, giden yola o kadar takılmamak laaazım.”

Subaru: “…Sakura-san senin için hava hoş yani? En başından beri Filóre’nin Kilisenin dışına çıkmaması gerekiyordu hani, Kraliyet Seçimi’ne katılması tamamen hesapta olmayan bir şeydi, değil mi?”

Sakura: “——İstese de istemese de ağacın yaprağı, rüzgârların ve yağmurun insafına kalmışçasına savrulmaya mahkûmdur.”

Subaru: “――――”

Sesinin tonunu bir anda düşüren Sakura’ya baka kalan Subaru’nun elinde olmadan hevesi kırılmıştı.

O tek bir cümlede, insanın içini sızlatan derin bir hiçlik hissi—— sanki gövdesinde kocaman bir oyuk açılmış, kurumaya yüz tutmuş yaşlı bir ağacın o bomboş kabullenişi gizliydi.

Sanki bu sözleri Filóre için değil de bizzat kendi adına, Sakura’nın kendi vazgeçmişliği üzerine söylemiş gibi bir his bile uyandırmıştı içinde.

Sakura: “Yaniii, su akar yolunu bulur demek istiyorum. Zaten kendisi gaza gelip heveslense bile, diğerlerinden tam bir buçuk yıl geride başladığı için pek de bir şansı olmayabilir hâliyleee.”

Filóre: “Yaa Sakura! N’için benim hevesimi kursağımda bırakıyorsun ki! Bu işe giriyorsam sonuna kadar kazanmak için oynayacağım… Benim azmim, tam anlamıyla bir Ejderha gibidir!”

Subaru: “Merak ettim de İlahi Ejderha Kilisesi’nin gözünden bakınca Filóre’nin böyle ulu orta yerde Ejderha’yla kendini yan yana koymasına ne diyorsun?”

Sakura: “Şirk koşuyor falan derim herhâldeee.”

Filóre: “Şirk mi koşuyorum!!”

Beklediğinden daha ağır bir eleştiri gelmişti, anlaşılan cidden pek de tasvip edilen bir tavır değildi. Kafasındaki o klasik Azize figüründen fersah fersah uzak bir yol çizen bir Filóre’ydi bu cidden.

Her hâlükârda kafasındaki soruların büyük bir kısmı yanıt bulduğundan, Subaru bu çok gizli toplantının asıl amacını ve katılımcıların neden bu kadar kısıtlı tutulduğunu az çok kavramıştı. Uzun lafın kısası bu, resmî bir duyuru yapılmadan önce tarafların rızasını ve izleyecekleri rotayı teyit etmek için yapılan bir ön görüşmeden ibaretti.

Tam bunları düşünürken Subaru’nun kafasında yepyeni bir soru işareti belirdi.

O da şuydu——

Subaru: “Baksana Filóre de Kraliyet Seçimi adayı olduğuna göre, Emilia-tan’la benim ya da diğer adaylar gibi sen de kendine ait bir Şövalye atayacak mısın?”

Emilia: “Aa, Subaru, sanırım o konuda yanlışın var.”

Subaru: “Nasıl yani?”

Emilia: “Iıı, şu an şans eseri tüm Kraliyet Seçimi adaylarının yanında bir Şövalye bulunuyor ama bu kesinlikle şart olan bir kural değil. Ne de olsa Anastasia-san’la benim, ta en başından beri Subaru ve Julius’la yaptığımız resmî bir Şövalyelik sözleşmemiz yoktu, değil mi?”

Subaru: “Benimki öyleydi ama Julius ta en başından beri Anastasia-san’ın Şövalyesiydi zaten.”

Emilia: “Aa, öyle miydi? Bunu Julius’un hatırına aklıma iyice kazımam lazım o zaman.”

Adının silinmesinin yarattığı bu etkiyi Emilia hafifçe düzeltirken Subaru da bu açıklamaya hak vermişti. Gerçekten de ilk başlarda Emilia’nın yanında destekçisi olarak Roswaal bulunuyordu, Şövalye olarak Subaru’ysa ortalıkta yoktu—— daha doğrusu henüz o güveni kazanabilmiş değildi.

Bu yüzden Kraliyet Seçimi adayları için Şövalye öyle olmazsa olmaz bir şey değildi belki ama.

Subaru: “Yine de bulmuşken bir tane edinirsen prestijin artar bence. Ne yapacaksın? Filóre’nin etrafında bu şartları karşılayabilecek tek kişi… may firend falandır herhâlde?”

Emilia: “ ‘Mayi fihirent’ derken… Tiga’yı kastediyorsun, değil mi? Fena fikir değil aslında. Filóre de Tiga’yla çoook yakın arkadaş gibi sanki…”

Filóre: “Ehhh, benim Şövalyem Tiga mı olsaydı?.. Bunun zerre kadar özelliği veya havalı bir yanı yok ki.”

Subaru’nun bu adayına Emilia da büyük bir heyecanla katılıp ellerini göğsünde kavuşturmuştu ancak asıl muhatap olan Filóre’den inanılmaz bir şiddetle itiraz gelmişti.

Filóre: “Yani Tiga beceriklidir, Şövalye atansa bile görevini tereyağından kıl çeker gibi halleder kesin ama acayip dırdırcı, en ufak bir şeyde hemen benden şüpheleniyor, bence bir Şövalyede bulunması gereken o saygı ve sadakatten tamamen yoksun biri. Hem Şövalye olmadığı hâlde bile peşimden ayrılmıyor zaten, o zaman onu durduk yere Şövalye diye atamanın ne mânâsı kalıyor ki? Ret! Kesinlikle reddediyorum!”

Subaru: “Neyse, senin Şövalyen olacak sonuçta orası senin bileceğin iş tabii ama… bir saniye ya? Aslında normal şartlarda bir Şövalye tam olarak nasıl atanıyor ki?”

Örneğin Subaru’nun durumunda Emilia’nın elleriyle Şövalye ilan edilmiş ve doğrudan onun Şövalyesi sıfatıyla şu anki konumuna erişmişti, peki ya Reinhard ve Julius için bu süreç nasıl işlemişti?

Şövalye edinmek sadece Kraliyet Seçimi adaylarına has bir durum değildi sonuçta ama bu işin sözleşme kısımlarının nasıl yürüdüğü konusunda böylesine bihaber olması, Subaru’yu şu saatten sonra utandırmıştı.

Miklotov: “Hıımm, şöyle izah edeyim: Genellikle Şövalyelerin kendilerine bir efendi bulup göreve atanmak için sadakat yemini etmeleri daha yaygındır. Ancak mevzubahis nam salmış seçkin bir Şövalyeyse ona yüksek maaşlar ve eşsiz ayrıcalıklar vadedilerek kişinin bizzat emrine girmesi için ona ricada bulunulduğu da sıkça görülür.”

Subaru: “Oo, Miklotov-san’ın bizzat açıklama yapacağı hiç aklıma gelmezdi… Bu arada, sizin de emrinizde çalışan kendi Şövalyeleriniz var mı?”

Miklotov: “Hanemize uzun yıllardır girip çıkan, sonsuz güven beslediğimiz birçok kişi var elbette. Genel bir kaide olarak konuşmak gerekirse böylesine üstün yetenekli bir Şövalyenin kılıcını emrine amade ettiği kişiler, halk nezdinde ister istemez büyük bir saygı uyandırır.”

Subaru: “Yani… böyle olması mantıklı.”

Gerçekten de Kılıç Azizini veya Şövalyelerin En İyisini bir numaralı Şövalyeleri yapmaları, Felt ve Anastasia’nın adına oldukça büyük bir hava ve itibar katmıştı şüphesiz.

Bir numaralı Şövalyenin şöhreti de Kraliyet Seçimi’ndeki önemli barometrelerden biriydi. ——Acaba Subaru, bir Şövalye olarak Emilia’nın gücüne güç katabiliyor muydu? Üstelik Ferris’i tek ve biricik Şövalyeliğinden azlettiği söylenen Crusch da ileride kendine yeni bir Şövalye bulmayı düşünüyor muydu acaba?

Subaru: “――――”

Bulmamalıydı. Bu şekilde çaresizce medet umarcasına dua etmesi, olayın muhatabı olan Ferris’in deyimiyle her şeyin kendi kafasına göre ilerlemesini isteyen Subaru’nun kibrinden başka bir şey değildi.

İkisi arasında açılan o kaçınılmaz uçurum, zaman geçip kafalar biraz soğuyunca yerini bambaşka cevaplara bırakabilirdi. Bu yüzden o zamana kadar, o Şövalye koltuğunun boş kalmasını istiyordu.

İşte tam da Subaru, bu kibirli düşünceleri göze alıp melankolik bir hâle bürünmek üzereydi ki…

Filóre: “…Az önce Miklotov-sama şöyle dedi, değil mi? Üstün yetenekli Şövalyelere, avazın çıktığı kadar bağırıp yalvar yakar bile olsa emrine girmesi için teklif götürülür diye.”

Beatrice:“?.. Betty’nin şimdiye dek duyduklarından coşkusu pek bi’ farklı, sanırım.”

Subaru: “…Bana kelimeler dahi sapmış gibi geldi ama neyse.”

Filóre, yumruklarını sımsıkı sıkıp duygularını bastırmaya çalışarak mırıldandı. Buna karşı Beatrice’in verdiği karşılıkla Subaru, az önceki melankolisinden sıyrılıp gerçekliğe döndü.

Söylenenleri işine geldiği gibi duymakta üstüne yoktu; zira Filóre, Miklotov’un söylediklerini tamamen kendi keyfine göre harmanlayıp yorumlamış ve bu esnada yanakları bile hafiften kızarmıştı. Her ne hikmetse yanaklarını ateş basacak kadar keyfi yerine gelmişe benziyordu ama——

Emilia: “Yoksa Filóre, aklında Şövalye yapmak istediğin biri falan mı var?”

Filóre: “!.. Bunu nasıl bildin… Yoksa can dostum olduğun için mi?”

Emilia: “Hıhı, belki de ondandır. Ee, nasıl biri peki?”

Subaru: “Şimdiden söyleyeyim, Reinhard’ın stoğu çoktan tükendi.”

Beatrice: “Söylemeye gerek yok ama Subaru da Betty ve Emilia’ya sonsuza dek satılmış durumda, doğrusu.”

Subaru dâhil o üçlünün, üstüne bir de odadaki Sakura’yla Miklotov’un bütün dikkatini üzerinde toplayan Filóre “Fufufu” diyerek oldukça manidar bir şekilde gülümsedi ve üzerindeki tüm bakışlarla aynı anda, elindeki o kalın kutsal kitabı tam önüne şak diye açıverdi.

Filóre: “Dinleyin bakalım. Kutsal metinlerde de şöyle der: ‘Kılıcı savuran insanın kolu, canı bahşedense Ejderha’nın iradesidir. Seçilmiş Şövalyenin ayak izleri, kandan bir nehir olsa dahi gümüş bir yola dönüşür!’

Emilia: “Iıııı, yani bu ne demek oluyor?”

Filóre: “Yani demem o ki benim Şövalyem olmaya layık olan kişi, Ejderha’nın rızasını da kazanmış biri olmalı!”

Burada ufaktan keyfi bir yorumlama hissetmişti hissetmesine ama sonuçta Ejderha’nın rızasını alacak kadar mükemmel bir Şövalye deyince Subaru’nun aklına Reinhard’dan başka kimse gelmiyordu.

Gerçi lafı biraz eğip bükersek Pleiades Gözcü Kulesinin Birinci Katındaki Sınavı geçen Emilia’nın da bu şartları bir nevi karşıladığı söylenebilirdi.

Subaru: “Bir Kraliyet Seçimi adayının başka bir Kraliyet Seçimi adayına Şövalye olması gibi bir senaryo aslında hem ters köşe hem de eğlenceli olurdu ama Emilia-tan’ın yanında ben olduğum için bu ihtimal doğrudan çöp oluyor.”

Filóre: “Emilia Şövalyem olsaydı… Gerçekten de insanın aklını çelen bir hikâye olurdu kesin. Ancak benim beklentilerim ve umutlarım bambaşka yöndedir. O yüzden aklımı çelip durmayın lütfen.”

“Bu kadarcık şeye de tav olma” mı demeliydik, yoksa söz konusu Emilia olunca “Tav olması gayet normal” mi demeliydik diye kararsız kalan Subaru, Filóre’ye hiçbir şey dememeyi tercih etti.

Subaru’nun bu ince düşüncesini hiçe sayan Filóre, hafifçe boğazını temizleyip…

Filóre: “Dinliyor musunuz? Hazır mısınız? Az önce de dediğim gibi, şayet ben İlahi Ejderha Kilisesi’nin Azizesi sıfatıyla bir Kraliyet Seçimi adayı olarak sahneye çıkıyorsam Şövalyem de Ejderha’nın rızasını almış olmalı. Ve benim bildiğim kadarıyla bu şartı sağlayan tek bir kişi var——”

O ünvanı böyle gözlerine soka soka vurgulayınca ister istemez akla gelen tek bir isim oluyordu.

Bu durum ne garip bir tesadüftü ki Filóre’yle tahtı paylaşmak bir kenara dursun, hangisinin gerçek Lugunica kraliyet soyundan gelen son varis olduğu konusunda bile kanlı bıçaklı bir savaşa girmesi kesinleşen birine aitti.

Felt’in hizmetindeki tek ve biricik Şövalyesi, Kılıç Azizi Reinhard van Astrea’dan başkası——

Filóre: “——Heinkel Astrea-sama.”

――――

――――――――

――――――――――――

Subaru: “Gahğ?!”

Sanki yanlış bir cevap duymuşçasına Subaru’nun boğazından istemsizce kaba bir ses çıktı. Fakat cümlesini bitiren Filóre yüzüne o “İşte bu kadar” diyen ukala bir ifade yerleştirmişti, hemen yanındaki Emilia’yla Beatrice de tıpkı Subaru gibi fal taşı misali açılmış gözlerle kalakalmışlardı.

Tamam Astrea, Astrea’ydı ama akıllarından geçenden bambaşka bir Astrea’ydı.

Subaru: “…Iıı, Filóre?”

Filóre: “N-Ne oldu? Neden herkes… böyle tuhaf tuhaf bakıyor ki?”

Subaru: “Tuhaf tuhaf bakarız tabii. Gözünü seveyim şunu bir daha söylesene? İlahi Ejderha Kilisesi’nin Azizesine yakışacak o Şövalye kim demiştin?”

Filóre: “Aynı şeyi defalarca tekrar ettirmesenize… Heinkel Astrea-sama dedim ya.”

Filóre, ne kadar dinlerse dinlesin farklı bir isme dönüşmeyen o ismi bir kez daha zikredip başını hafifçe eğdi.

Ona sorarsanız Subarugillerin bu abartılı tepkileri asıl anlaşılmaz olan taraftı. Gerçi haksız da sayılmazdı hani. Ne de olsa onun zihninde Heinkel Astrea denen o adam——

Filóre: “——Bedenini saran Ejderha Kanına boyun eğmeyip ölümsüz bir şövalyeye dönüşen, Kılıç Azizleri soyundan gelen Heinkel Astrea-sama’yı kendi Şövalyem olarak atamak istiyorum.”

İşte tam da böylece Kraliyet Seçimi’nin o altıncı adayı olan Filóre, altıncı aday olan kendi yanına tek ve biricik Şövalyesi olarak o Kahpe Heinkel Astrea’yı layık gördüğünü göğsünü gere gere tüm dünyaya duyurmuştu.

5 1 oylama
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
1 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar
Inline Geri Bildirimleri
Tüm yorumları görüntüle
yato zero
1 Mayıs 2026 22:24

Elinize sağlık. Kahpe hainkel de yarıldım