※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Bertiel
Ek Düzenleme: Qua
Redaktör: akari
Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire, universe, Yağız D, Metin K, equ, Sakuta Hijiri, Emirhan D, Kerem Y, jnxleus
Destek vermek isterseniz TIKLAYIN!
Discord’a gelmek isterseniz TIKLAYIN!
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
——Kraliyet Başkenti Lugunica’nın Soylular Mahallesinde, Bilgeler Konseyi üyesi Miklotov McMahon’a ait olan o malikâne; dürüst ve mütevazı yaşantısıyla bilinen efendisinin mizacını yansıtan, sade ve sakin bir dış görünüme sahipti.
Soyluların çoğu gece balolarını ve ziyafetleri sever, kendi güçlerini ve otoritelerini sergilemek adına sık sık böyle etkinlikler düzenlerdi ancak Miklotov bu tür soylulara özgü şatafatlı davranışları hiç tercih etmemişti. Gençliğinden beri Krallığın bir sivil memuru olarak sivrilen ve yetenekleriyle saygı uyandıran bu bilge ihtiyar; âdeta tüm yaşamını Krallığa adadığını kanıtlarcasına kendine bir eş dahi almamış, canını dişine takarak Krallığa hizmet etmişti.
Bu yüzden Soylular Mahallesindeki McMahon malikânesine o göz alıcı gösteriş hiçbir zaman hâkim olmamıştı. ——Tabii bugün, şu ana kadar.
Çok sayıda canın acımasızca kesilip biçildiği, etrafa saçılan cesetlerin kan ve ölüm kokusu yaydığı bu felaket manzarası… İşte bu, Miklotov McMahon’ın hayatına da son veren şu âna kadar geçerliydi.
Natsuki Subaru, bu akılalmaz ve dehşet verici manzaranın karşısında dehşete düşmüş, olduğu yere çakılıp kalmıştı.
Subaru: “————”
Davet edildikleri ancak buraya gelene dek tek bir canlı ruhla karşılaşamadıkları McMahon malikânesi. Muhtemelen malikânenin korumaları ve hizmetkârları olan on üç ölü beden; her biri tek bir kılıç darbesiyle biçilmiş, canları acımasızca alınmış bu insanların cesetlerini aşarak ulaştıkları yer en dipteki odaydı.
İçerideki çalışma masası ve kitaplıklardan anlaşıldığı üzere, burası Miklotov’un çalışma odası olmalıydı.
Krallığın geleceği için endişelenen, sayısız sorunu çözmek için kafa yoran ve çabalayan bu bilge ihtiyarın zamanını geçirdiği o tarihî mekân… Ve şimdi, bu odanın en dibindeki duvara yaslanmış duran kişi, bizzat Miklotov’du.
Bacaklarını iki yana uzatmış ve sırtını duvara dayamış bu hâli, tıpkı oyundan yorulup uyuyakalmış bir çocuğu andırıyordu ki bu benzetme aslında pek de yanlış sayılmazdı. ——Bilge ihtiyar, derin bir uykuya dalmıştı.
İkiye bölünerek yere düşmüş bir Lugunica bayrağıyla örtülü bir hâlde, bir daha asla uyanamayacağı o sonsuz uykuya.
Ve son nefesini vermiş olan bu bilge ihtiyarın hemen başucunda——
Subaru: “Crusch… san?..”
Yığılıp kalmış ve o kırışık yüzündeki göz kapakları sonsuza dek kapanmış olan Miklotov. Onu ayaklarının dibinde öylece bırakmış ve bedeni yarı dönük bir şekilde bu tarafa bakan o kişiyi gördüğünde Subaru’nun sesi acınası bir hâlde titredi.
Orada dikilen kişi; askerî üniformayı andıran lacivert bir kıyafet kuşanmış, uzun yeşil saçlı ve kehribar gözlü, o güzel kadındı—— Sol gözünü büyük bir göz bandıyla kapatmış olan Crusch Karsten’di. Subaru’nun çok iyi tanıdığı bu kişi, kendinden emin ve soğukkanlı duruşuyla tam karşısında duruyordu.
Crusch: “————”
Subaru’nun o titrek seslenişi üzerine, Crusch sağlam kalan o kehribar rengi gözünü kıstı. Elindeki ince kılıcı daha sıkı kavradı ve keskin bakışlarını bozmadan o ince dudaklarını aralayarak şöyle dedi…
Crusch: “Korku rüzgârları esiyor, Natsuki Subaru. ——Neyden korkuyorsun?”
Subaru: “K-Kor… ku… mu?.. Ben mi korkuyorum? Bu…”
Crusch: “Her şeyden önce, sen buraya ne sebeple geldin? Miklotov McMahon’la senin aranda kişisel bir bağ mı vardı?”
Subaru: “Bizzat kendisi tarafından çağrıldım, benim de sormak istediğim şeyler vardı…”
Crusch: “Tam da bugün mü? Anlaşılmaz bir durum. Öğrenmek istediğin şey neydi? Kraliyet Seçimiyle mi ilgiliydi yoksa başka bir gizli görüşme miydi? Tam isabet ettirememiş olsam da içindeki kargaşanın rüzgârı giderek şiddetleniyor. Bir kez daha, sana tekrar soruyorum. ——Sen, sahiden benim tanıdığım o ‘gerçek’ kişi misin?”
Subaru: “——Hık.”
Öfkeli bir dalga gibi peş peşe gelen bu sorgulama karşısında ezilen Subaru, kelimeleri zar zor bir araya getiriyordu.
Daha gözünün önündeki bilgileri bile tam olarak işleyememişken Crusch’ın keskin bir kılıç misali savurduğu bu sözler, tam anlamıyla bir bıçak gibi Subaru’nun boğazına dayanmıştı.
Crusch, o sert bakışlarıyla hâlâ Subaru’nun göğsünü deşip gerçeği çıkarmaya çalışıyordu ki——
???: “——Bu kadarı yeterli, sanırım.”
???: “Evet, dışarıdan izlemesi pek de hoş bir manzara değil ha.”
Subaru ve Crusch arasındaki bu diyaloğa daha fazla dayanamayıp yandan araya giren iki kişi vardı. Subaru’nun elini tutarak onunla birlikte burada bulunan Beatrice ve onlara eşlik eden Tiga’ydı.
Beatrice o minik elinden yayılan hisle, Tiga’ysa çaprazlama öne çıkıp Crusch’ın bakış açısını kapatarak bu baskın atmosferin altında ezilmekte olan Subaru’yu kendine getirmişti.
Bu sayede nefes almayı hatırlayan Subaru, gecikmeli olsa da soğuk terlerle vücudundaki ateşi yatıştırdı.
O sırada elinde hilal şeklinde kıvrımlı bir kılıç tutan Tiga, Crusch’la yüz yüze geldi. Taktığı şapkanın siperliğini indirip gözlerini gizlerken “Oy” diye seslendi.
Tiga: “Durumunuzun birçok açıdan yanlış anlaşılmaya açık olduğunun farkındasınızdır, Düşes-san.”
Crusch: “Yanlış anlaşılmaya açık mı?”
Tiga: “Aynen öyle, yanlış anlaşılmaya açık. Ne de olsa onca insanın can verdiği ve Krallığın ağır toplarından birinin öldürüldüğü bir cinayet mahallindeyiz. Orada, elinizde kılıçla dikilirken gören herkes şöyle düşünür: ——Bu malikânedekileri öldüren kişi Düşes Crusch Karsten’dir.”
Tiga kendine has o rahat üslubunu bozmamış olsa da bu doğrudan, lafı dolandırmadan sorulmuş bir soruydu. Ve bu aynı zamanda, Subaru’nun da her şeyden önce emin olmak istediği o acı gerçekti.
Crusch: “————”
Tiga haklıydı.
McMahon malikânesinde yaşanan bu vahşetin, evin efendisi Miklotov dâhil herkesi katleden en büyük şüpheli hiç şüphesiz Crusch’tı.
Ancak Crusch’ın karakterini çok iyi bilen Subaru, bu şüpheyi şiddetle reddetmek istiyordu.
Crusch erdemli, adaletli kararlar alıp ona göre hareket edebilen olağanüstü bir liderdi.
Anılarını kaybedip o asil ve saygın soylu duruşunu sıfırdan inşa etmesi gerekmiş olsa da kalbinde taşıdığı o iyilik ve insanlık onuru, Oburluk tarafından bile asla yutulup tüketilememişti.
Böyle bir kadının, böylesine vahşi bir eyleme elini bulaması imkânsızdı. Böyle bir şey olamazdı.
Bu yüzden Subaru, onun kendi ağzından kesin bir ret cevabı duymak istiyordu.
Tıpkı kendileri gibi Crusch’ın da McMahon malikânesindeki tersliği fark edip yardıma koştuğunu fakat vardığında artık çok geç olduğunu söylemesini bekliyordu. O pişmanlığı, öfkeyi yüreğinde hissederek Miklotov ve diğerlerini öldüren asıl faili bulacak ve ona cezasını birlikte çektireceklerdi.
İşte tam da bunun için onun dudaklarından dökülecek olan o inkâr cümlesi——
Crusch: “Anlaşılan sen, ikiyüzlülüğün dibine vurmuş arsız bir adamsın.”
Subaru’nun sessiz dualarını hiçe sayarcasına ifadesini zerre kadar bozmayan Crusch bakışlarını Tiga’ya kilitleyerek bu sözleri savurdu. Bunun üzerine Tiga hafifçe omuz silkti ve…
Tiga: “Acımasız bir yorum olsa da sineye çekeceğim. Peki, sadede gelirsek?”
Crusch: “————”
Tiga: “Sör Miklotov McMahon’u öldüren kişi sen misin? ——Düşes Crusch Karsten.”
Crusch: “——Evet.”
Üsteleyerek ve bu kez çok daha net bir şekilde soran Tiga’ya karşılık kısa ve öz olmuştu.
Bu; tüm şüpheleri doğrulayan, Subaru’nun duaya dönüşmüş umutlarını paramparça eden en kötü cevaptı—— Subaru’nun boğazından istemsizce kısık bir ses döküldü, az önce duyduğu o kısa cevap kafatasının içinde defalarca yankılandı.
Subaru’nun yaşadığı bu şiddetli şoku daha da perçinlemek istercesine Crusch çenesini hafifçe aşağı eğdi.
Crusch: “Bu malikânede bulunan görevlileri de Miklotov McMahon’u da kendi ellerimle biçtim. Onlar Krallığa düşman olmuş, vatan hainleriydi.”
Tiga: “——Asıl vatan haini olan sizsiniz Düşes!”
Subaru: “Bek—— hık.”
Bir anda kükreyen Tiga, tek bir sıçrayışta aradaki mesafeyi kapattı ve o kıvrımlı kılıcını——şemşirini savurarak Crusch’ın üzerine akıcı bir kılıç darbesi indirdi.
Bekle demeye bile fırsat tanımayan, zerre tereddüt barındırmayan bu ilk saldırı; Crusch’ın elindeki kılıcı aşağıdan yukarıya doğru savurduğu bir yörüngeyle defedildi ve çeliğin çeliğe çarpmasından doğan o çınlama çalışma odasında yankılandı.
O tek bir çınlamanın tetiklemesiyle birlikte ikilinin arasında çeliğin çığlıkları kopmaya ve kıvılcımlar patlamaya başladı.
Subaru: “————”
Kıvılcımlar saçan kılıç tokuşmaları başlamış, geniş çalışma odası iki kılıç ustasının hünerlerini sergilediği bir arenaya dönüşmüştü.
Crusch’ın sergilediği şey, kılıç yoluna tüm ciddiyetiyle baş koymuş birinin ulaşabileceği o asil kılıç sanatıydı—— Anılarını kaybetmeden önceki Beyaz Balina savaşı olsun, hafızasını kaybettikten sonra Pristella’da verdiği savaş olsun, kılıcının çizdiği o dosdoğru ve kusursuz yörünge hiç değişmemişti. Çektiği o keskin kılıç parıltıları, boşluğu her yönden biçip geçerek etrafta dans ediyordu.
Öte yandan, bedenini alçaltıp bir topaç gibi dönen Tiga’nın kılıç tekniğiyse fazlasıyla sıra dışıydı.
Başta karşısındaki Crusch olmak üzere, Subaru’nun tanıdığı kılıç ustaları; Julius, Wilhelm ve Cecilus gibi kılıçtan çok, el darbeleri ve tekmeleriyle akılda kalan Reinhard’ı saymazsak hepsi geleneksel ve doğru kabul edilen teknikleri bileyen asil savaşçılardı.
Onların kılıç sanatına doğru yol denecekse Tiga’nınki kesinlikle sapkın bir yol olarak görülürdü—— Rakibini cepheden kesip biçmek yerine acımasızca el ve ayak bileklerini hedef alan, hile ve aldatmacayı harmanlayıp düşmanın açığını yakalamayı ilke edinen, zafere açgözlülükle susamış birinin tekniğiydi bu——
Tiga: “Haaa!——”
İpek yırtarcasına keskin bir savaş narasıyla fırlatılan bu darbe, şemşirin ters tutuluşuyla olağandışı bir yörünge çizerek rakibe yaklaşan bir kılıç parıltısıydı. Crusch bedenini geriye bükerek bu saldırıdan sıyrıldığı anda, onu kırbaç gibi şaklayan Tiga’nın uzun bacağından gelen bir tekme takip etti.
Kılıç darbelerinin arasına dokunan bu tekmeler; sanki ritmik bir dansın parçasıymışçasına birbirine bağlanıyor, ardı arkası kesilmeyen bir kılıç fırtınası yaratıp tam karşısındaki Crusch’ın üzerine çullanıyordu.
Topaç gibi fırıldaklaşan bu yüksek hızlı art arda saldırılar karşısında Crusch zerre yüz ifadesini bozmadan seri ve nokta atışı adımlarla mesafeyi koruyor, kılıcını savurarak bu baş döndürücü hücum-savunma çarpışmasının kontrolünü ele geçirmeye çalışıyordu.
Ayakkabılarının içine çelik plakalar falan mı saklamıştı bilinmez çünkü tekmelerini Crusch’ın kılıcına karşı bile korkusuzca savuruyor, geleneksel ustalığın zirvesine ulaşmış bu kadına karşı bu sapkın kılıç ustası tek bir adım bile geri atmadığı bir savaş stili sergiliyordu.
Crusch: “Yeteneklisin. İlahi Ejderha Kilisesi, kılıcı böyle savurmayı mı öğretiyor?”
Tiga: “Maalesef kendi stilim. Eskiden beri ellerime ve ayaklarıma pek sahip çıkamam da!”
Crusch: “Cesur bir rüzgâr. Yalan söylemiyorsun.”
Tiga’nın tekmesini burun farkıyla atlatan Crusch, onu yukarıdan aşağıya yaran yıkıcı bir darbeyle yanıtladı. Tiga ters tuttuğu kıvrımlı kılıcıyla bunu karşıladı ve kılıç kılıca kenetlenen ikili işte bu sözleri birbirlerine sarf ettiler.
Bir ileri bir geri süren bu kıyasıya mücadelede, her ikisi de olağanüstü dövüşçüler olduğundan üstünlük terazisi bir türlü bir tarafa ağır basmıyordu ancak——
Beatrice: “——Subaru, biraz toparlan, sanırım!”
Subaru: “——Aah.”
Beatrice: “Şok olman çok doğal, doğrusu. Ancak böyle boş boş bakıp duramazsın, sanırım!”
Böyle diyerek zıplayıp Subaru’nun yanağına hafif bir tokat atan Beatrice, onun gözlerini fal taşı gibi açmasını sağladı.
Patlayan bir tokadın sarsıntısıyla birlikte Subaru, düşünme yetisini bir kez daha kaybedip Tiga ve Crusch’ın mücadelesine daldığını fark etti. ——Beatrice’e yürekten minnettardı.
Şüphesiz ki büyük bir şok geçiriyordu. Durumu mantıklı bir şekilde değerlendirmeye kalksa da soğukkanlılığını koruması imkânsızdı. O yüzden şimdi, meseleye mantık çerçevesinde yaklaşmadan önce, yapması gereken ilk şeyi yapmalıydı.
Tiga: “May firend.”
Oraya baktığında, Subaru ve Beatrice’in arasındaki bu konuşmayı göz ucuyla yakalayan ve aynı anda Crusch’ın kılıcına karşı direnen Tiga’nın dudaklarından bu kelimenin belli belirsiz döküldüğünü gördü.
Herhangi bir hedef bildirmeyen bu sessiz çağrıya rağmen Subaru, Tiga’nın niyetini anında kavramıştı. Onun istediği şey yardım ya da arka çıkılması değildi——
Subaru: “——Dışarıya.”
Bu durumu dışarıya haber vermeli ve Crusch’ın bu taşkınlığını durdurmalıydılar.
Neyse ki şu anda başkentte Subaru’nun güvenebileceği çok sayıda güçlü müttefik vardı. Garfiel ve Wilhelm buradaydı, dahası Reinhard bile onlarla beraberdi.
Burası Soylular Mahallesi olduğu için bu McMahon malikânesi dışındaki köşklerde de şövalyeler ve muhafızlar konuşlandırılmış olmalıydı. O adamları çağırıp Crusch’ı zapt edebilirlerdi.
Ve ardından——
Subaru: “————”
——Ve ardından, Crusch’ı cezalandıracaklar mıydı? Miklotov’u katletmiş bir vatan haini olarak.
Crusch: “Burada kalacaksın. Senin hakkındaki kararım henüz netleşmedi.”
Aklının bir köşesinden kurtulması imkânsız bir tereddüt geçtiği o an, vahşi bir kılıç rüzgârı Subaru’nun başının üzerinden esip geçti.
“Voaa!?” diyerek refleks olarak boynunu büktü Subaru. Havaya kalkan saçlarının uçlarını sıyırıp arkasına doğru uçan bu kılıç rüzgârı, tam arkasındaki odanın üst kısmına çarpıp girişin etrafındaki tavanı ve duvarları kesici bir fırtınayla parçalayarak oluşan göçükle odanın girişini tamamen mühürledi.
Subaru: “Kaçış yolunu!..”
Kapana kısıldıklarını anladığı an Subaru, elindeki seçeneklerin teker teker yok olduğunu ve artık elinde oynayacak neredeyse hiçbir kartın kalmadığı gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kaldı.
Subaru: “——Hık.”
Kaçış yollarının kapanmış olması demek, bu ortamdan uzaklaşma seçeneklerinin sıfıra inmesi demekti.
Bu ateş hattının ortasında hantal hantal molozları temizleyip bir çıkış yolu açacak zamanları da yoktu. Yin Büyüsü Minya fiziksel bir yıkım gücünden yoksundu, dolayısıyla girişi tek hamlede havaya uçuracak bir mucize beklenemezdi.
Kısacası, Subaru ve yanındakiler için yapılabilecek tek şey kenardan izlemek veya olaya müdahale etmek arasındaki iki seçenekti—— ve bu durumda, sadece izleyici kalmak kesinlikle ama kesinlikle imkânsızdı.
Ancak olaya dâhil olmanın anlamı——
Subaru: “——Savaşacak mıyım? Crusch-san’la?!”
Anlam veremiyordu.
Bu gerçeği algılayamıyordu.
Gözleriyle gördüğü şeye inanamıyordu.
Gerçekten de öyle değil miydi ama? Orada duran kişi Crusch Karsten’di. Subaru ona saygı duyuyordu. Kraliyet Seçimlerinde rakip olsalar bile, onun insanlığı ve erdemi takdir edilmesi gereken bir şeydi. Crusch asil ve yüce gönüllüydü, bir yönetici olarak çabalamaktan ve kendini geliştirmekten asla geri durmayan mükemmel bir karaktere sahipti ve Krallığa layık olma anlamında Subaru’yu derinden etkileyen ilk kişiydi. Beyaz Balina’yı avladıklarında bu başarının bizzat onun dudaklarından dökülen sözlerle tescillenmesi—— Natsuki Subaru’nun hayatında öylesine büyük bir anlam taşıyordu ki bunu kimse inkâr edemezdi, ettirmeyecekti de.
Emilia’ya olan sevgisini her şeyin üstünde tutmuştu. Ancak o gün Subaru şunu da net bir şekilde aklından geçirmişti.
Crusch Karsten, hiç şüphesiz Lugunica Krallığı’nın tahtına geçmeye en layık kişilerden biriydi.
Subaru: “——Yeter artık! Dur! Crusch-san!”
İşte bu yüzden o anda Subaru’nun seçebildiği yol, oynaması en zavallı en sönük karttan başka bir şey değildi.
Crusch: “————”
Subaru’nun o çatallanan çığlığına, vahşi kılıç vuruşlarına devam eden Crusch’tan hiçbir yanıt gelmedi. Bakışları dümdüz bir şekilde karşısında çarpıştığı Tiga’ya kilitlenmişti.
Ama yine de kendini tamamen görmezden gelemeyeceğine inanan Subaru, sesini sonuna kadar yükseltti.
Subaru: “Kılıcını indir! Yalvarırım! Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum! Bilmiyorum ama seninle konuşacağım! Bir yolu bulunsun diye, konuşmayı deneyeceğim!”
O fark etmeden Beatrice’in tuttuğu elinin diğeri, boynundan sarkan o siyah küreyi sımsıkı, koparırcasına kavramıştı. ——Al’la aralarında geçmesi gereken o kadar konuşmayı yapamadan, onun iradesini zorla bastırmak zorunda kalmıştı.
Al’ı o cinnete sürükleyen asıl neden olan Priscilla’nın ölümüydü ki bu durum, Subaru’ya bir kez olsun yitirilip gitmiş olanın asla geri getirilemeyeceğini ve o mutlak, kahredici kaybın ağırlığını iliklerine kadar kazımıştı.
Konuşma şansı dahi bulamadan çok iyi tanıdığı birini daha kaybedebilirdi. ——Şu anki Natsuki Subaru için bu, kendi ölümünden bile fersah fersah daha korkunç bir kâbustu.
Subaru: “Böyle bitmesini istemiyorum! Böyle… hiçbir halt anlamadan, sevdiğim insanlardan ayrı düşmek falan istemiyorum!”
Beatrice: “Subaru…”
Subaru: “Yalvarırım! Yalvarırım! Ne olursun… Yalvarırım sana… dur artık.”
Yüzünde kim bilir nasıl bir acı vardı ki sesini yırtarcasına bağıran Subaru’nun profiline bakan Beatrice’in gözleri titriyor, dudaklarını kemiriyordu.
Çaresizlik. Acizlik. Ulu Ruh Beatrice’in partneri olduğu hâlde onun o eşsiz ve olağanüstü gücünü hiçbir işe yaramadan böyle köşede bağırıp çağırmaktan başka bir şey yapamıyordu.
Subaru: “N’olur!..”
Kendi acizliğinin bu kadar bilincinde olmasına rağmen Subaru başka bir yol seçemiyordu. Mademki kaçamıyoruz o hâlde Crusch’la savaşalım gibi, meseleyi kestirip atan bir mantığa bürünemezdi.
Bir kez karşılaştığı biriyle aralarındaki ilişkinin sonradan kökten değiştiği durumlar geçmişte de yaşanmıştı.
Ama bu değişimlerin çoğu, negatif bir izlenimin pozitif bir bağa dönüşmesi şeklindeydi.
Bunun tam tersini yaşadığı vakalar Todd ve Al’dan ibaretti. ——Şimdi bu listeye bir de Crusch’ın eklenmesi, taşıyabileceği bir yük değildi.
Subaru: “————”
Subaru’nun o çaresiz ve kekeleyen yakarışları, giderek şiddetlenen kılıç çarpışmalarının arasında eriyip yitecek kadar cılızdı. Ya da bu savaştaki varlığı ne kadar önemsizse sesi de o kadar ciddiye alınmıyor, Crusch’ın kulaklarına hiç ulaşmıyor gibiydi.
Ancak——
Crusch: “——Sözlerinde hiçbir yalan yok anlaşılan.”
Subaru: “——Hık.”
Hak vermişçesine mırıldanılan bu sözleri duyan Subaru, nefesi kesilmiş bir hâlde gözlerini fal taşı gibi açtı.
Tiga’nın tam ortalarında kaldığı bu pozisyonda sapkın kılıç ustasının omzunun üzerinden Subaru’yla ona bakan Crusch’ın bakışları birbirine kenetlendi.
O kehribar rengi gözlerle kurduğu göz temasıyla birlikte Subaru, sözlerinin nihayet yerine ulaştığı umuduna kapıldı ki——
Crusch: “Öyleyse seninle olan hesabımı şimdilik erteleyeceğim.”
——Ve o an, bu sözleri sarf eden Crusch’ın merkezinde patlayan şiddetli bir kasırga tüm odayı kasıp kavurdu.
Subaru: “Ne——”
Tüm vücudunda o korkunç basıncı hissettiği anda ayakları yerden kesildi ve Subaru, bunun Crusch’ın kopardığı rüzgârdan kaynaklandığını; onun en büyük silahı olan o meşhur kılıç tekniği Yüz Kişiyi Biçen Tek Kılıcın belirli bir hedef olmaksızın dört bir yana salıverilmesinin bir sonucu olduğunu içgüdüsel olarak anladı.
Normalde tek bir noktaya odaklanarak savrulması gereken o muazzam rüzgâr bıçağının toplanmadan dört bir yana saçılmasıyla oluşan o vahşi fırtına, savaş yüzünden savaş alanına dönmüş olan çalışma odasını merhametsizce sarsıyor; kalın kitapları, yığınla evrakı ve hatta ölü bilge ihtiyarın cesedini bile havaya uçuruyordu.
Ne var ki Subaru’nun durumu algılayabilmesi sadece buraya kadar sürdü.
Subaru: “Gağh!—— Hık.”
Savunmasız bir hâlde havaya savrulan bedeni dehşet verici bir hızla tavana çakıldı, nefesi boğazında düğümlendi. Refleksle kollarını göğsüne çekip Beatrice’i bedeniyle siper ederek korumuştu ama yapabildiği tek şey buydu.
“Subaru!” diye haykıran Beatrice’e sımsıkı sarılırken fırtınaya kapılan Subaru’nun bedeni duvara çarpıp savruldu ve düşüşünü bile ayarlayamadan perişan bir hâlde yere kapaklandı.
Subaru: “——Aağh.”
Tüm vücudunda, tepeden tırnağa gıcırdayan bir acının baskısı altında ciğerlerindeki son nefes de dışarı süzüldüğünde kafasının içinin aniden buz kestiği o hissi yaşadı ve işlerin sarpa sardığını içgüdüsel olarak anladı.
Bu, Ölümden farklıydı. Ancak bilinci kapanmak üzereydi. Beatrice’in güvenliğini her şeyin önüne koyup kendini tamamen hiçe saymasının bedeliydi bu. Kafasını çarptığı yerde sanki bir delik açılmış da bütün bilinci oradan akıp gidiyormuş gibiydi. ——Siktir, siktir, siktir.
Subaru: “Ola… maz…”
Şimdi burada bilincini kaybederse Crusch’a kim laf anlatacaktı ki?
Tiga onu tanımıyordu. Crusch’ın o erdemli karakterini, o gerçekten de iyilikle dolu kalbini bilmiyordu. Yanlış anlıyordu. Onu durdurmalıydı. Crusch iyi bir insandı. Konuşulursa anlardı.
Konuşulursa halledilebilecek bir meseleydi.
Subaru: “… Anla… yacak…”
O yüzden yalvarırım, sözlerime kulaklarını tıkama. ——İşte böyle, gitgide uzaklaşan bilincinin o en son damlasına kadar dua etmeye devam ederken Subaru’nun zihni ağır bir taş misali karanlığa gömüldü.
Gömüldü de gömüldü ve——
△▼△▼△▼△
???: “——Evet.”
Subaru: “————”
Beklenmedik bir anda, bilincinin uyandığı o saniyede Subaru denge hissini kaybetmek üzereydi.
Zihni; az önceki benliğiyle saniyeler içinde geçiş yaptığı şu anki benliği arasındaki farkı idrak edememiş, bu durum ellerine ve ayaklarına yansıyarak onda bir paniğe yol açmıştı.
Ayakları yere basıyordu. Bu gayet doğaldı elbet, ayakta duruyordu. Ayaktaydı. Çok normal. Gerçekten öyle miydi? Ayakta durmak onun için olağan bir durum muydu bu an? Öyle olmadığı içindir ki tam da şu saniye yerin göğün birbirine girdiği hissini yaşıyor——
Subaru: “Olamaz.”
Şu an Subaru’nun odaklanması gereken şey, altüst olan yer ve gök değildi. Neden yerin göğün birbirine girdiğini hissettiği, yani bunun sebebiydi.
Ve bu sebebin ne olduğunu söylemeye bile gerek yoktu. ——Zamanı geriye sarmıştı.
Subaru: “————”
Dizlerinin bağı çözülmek üzere olan Subaru’nun görüş alanında, henüz o şiddetli savaştan nasibini almamış olan McMahon malikânesinin çalışma odası ve çaprazlama ikiye bölünmüş bayrağa sarılı Miklotov’un cesedi duruyordu. O cesedin önündeyse bedeninin yarısını döndürerek arkaya bakan yeşil saçlı kadınla Subaru’nun yarım adım önünde duran gencin sırtı vardı.
Bu, Crusch’la Tiga’nın yüzleşmesiydi. Dahası, bu diyalogların yaşandığı an——
Crusch: “Bu malikânede bulunan görevlileri de Miklotov McMahon’u da kendi ellerimle biçtim. Onlar Krallığa düşman olmuş, vatan hainleriydi.”
O telafisi olmayan, soruya verilen o ölümcül onaylamanın yapıldığı o andı.
Tiga: “——Asıl vatan haini olan sizsiniz Düşes!”
Dehşetten kanı donan Subaru’nun gözleri önünde ipek yırtarcasına keskin bir savaş narası atan Tiga ileri atıldı.
Şemşiri ters tutarak Tiga’nın başlattığı kılıç dansı ve bunu karşıdan karşılayan Crusch arasındaki o kıyasıya çarpışma, sapkınla asil yolda yürüyen iki kılıç ustasının düellosuydu.
Peş peşe çınlayan çelik seslerinin ve etrafa saçılan kıvılcımların vahşice dans ettiği bu çalışma odasındaki savaşa tanık olurken Subaru başlangıçta bastırdığı denge kaybından çok daha farklı bir sebeple baş dönmesi geçirmek üzereydi.
Subaru: “İmkânsız… bu kadarı da…”
Elini ağzına götürdü ve bastırılmış bir ses dudaklarından döküldü. Açık bir yaradan sızan kan misali durdurulamaz bir şok, Subaru’nun kafasını içeriden güm güm yumrukluyor gibiydi.
——Ölümden Dönüş’tü. Ölümden Dönüş’ü yaşamıştı.
Bilinci kapanmak üzereyken Subaru’yu havaya savuran şey Crusch’ın kopardığı fırtınaydı; bu yüzden duvara ve tavana çarpmış, yere savrulup bayılmıştı. ——Bunun ardından Subaru’nun bu âna geri dönmesi demek, hiç uyanamadan Ölümden Dönüş’ü tetiklediği anlamına geliyordu.
O durumda bilincini kaybetmiş Subaru’nun canı alındıysa bu işi yapan kişi——
Beatrice: “——Subaru, biraz toparlan, sanırım!”
Subaru: “——Hık.”
Beatrice: “Şok olman çok doğal, doğrusu. Ancak böyle boş boş bakıp duramazsın, sanırım!”
Az öncekinden farklı bir sebeple donakalan Subaru’yu, Beatrice tıpkı az önceki gibi aynı cesaretlendirme yöntemiyle kendine getirdi. Onun o minik avucuyla yanağına yediği tokat; o acı ve sıcaklık, Subaru’yu gerçeğe döndürdü.
Subaru: “Kusura bakma, Beatrice.”
Tokat yediği yanağını elinin tersiyle okşayarak dişlerini gıcırdatırcasına sıktı.
Araya giren o Ölüm bile, Subaru’nun bu durum karşısındaki kafa karışıklığını ve sarsıntısını zerre kadar azaltmamıştı. Yine de yaşananları yalan diyerek inkâr etmesi veya kabul etmiyorum diye feryat etmesi sonucu değiştirmeyecekti.
Crusch’la Tiga’nın savaşına müdahale etme cesaretini bulamadan, acınası bir hâlde sızlanıp ağlayarak ölecekti Subaru. ——Kendi canının Crusch’ın ellerinde koparılmasına izin verecekti.
Subaru: “Buna izin veremem.”
Buna müsaade etmemeliydi.
Crusch Karsten’in, Natsuki Subaru’nun canını almasına izin veremezdi. Subaru zayıf diye, onun o yüce erdemini kirletmesine göz yumamazdı.
Crusch’ın ellerinin, Subaru’nun kanıyla lekelenmesine asla ama asla izin verilmemeliydi.
Subaru: “Beako, bana yardım et.”
Beatrice: “!.. Söylemene bile gerek yok, doğrusu!”
Şok ve panik yüzünden mantık denen yapbozun parçaları hâlâ darmadağındı.
Ancak o dağılmış yapbozun içinden sadece şekli net olarak belli olan parçaları tutup çekerek Subaru, kendisine sadece ve sadece güven aşılayan partnerinin elini sımsıkı kavradı.
Gözlerinin önünde sürüp giden hücum ve savunmada Crusch’la Tiga’nın savaşı tam bir denklik içindeydi, tabiri caizse tam bir ileri bir geri durumu sergiliyordu.
Crusch’ın ne kadar güçlü olduğunu bilen Subaru için ona denk bir kılıç gücü sergileyen Tiga’nın yeteneğine şapka çıkarmak işten bile değildi ancak şu anki durumda o nihai darbeyi, yani Yüz Kişiyi Biçen Tek Kılıç yeteneğini elinde bulunduran Crusch’ın bu koza sahip olması bariz bir dezavantajdı.
Tiga bunu biliyor mu yoksa bilmiyor mu orası meçhuldü ama aradaki mesafeyi kapatma taktiğini seçmesi sayesinde Crusch’a rüzgârı toplaması için fırsat vermiyordu. Ancak o kılıç tokuşmalarının arasında dahi Crusch’ın gidişatı tersine çevirecek o fırtınayı biriktirdiğini Subaru bizzat yaşayarak öğrenmişti.
İşte bu yüzden——
Subaru: “Büyüye bel bağlama may firend!”
Tiga: “Zaten kullanamıyorum may firend!”
Bu çağrıya verilen karşılığın güven verici mi yoksa endişe verici mi olduğu tartışılırdı, Subaru kollarını kaldırıp Beatrice’i göğsüne doğru bastırdı. İkisi, yanaklarının birbirine değeceği kadar yakın bir mesafeden o aynı kılıç çarpışmasını dikkatle izleyerek——
Subaru ve Beatrice: “——EMT!!”
Üst üste binen bu büyü sözleri, bununla eş zamanlı olarak çalışma odasına yayılan şey, Subaru ve Beatrice’i merkez alan görünmez bir alandı—— inşa edilen mana formüllerini çözen, onları etkisiz kılıp güçlerini yok eden, anti büyü diyebileceğimiz o orijinal teknik EMT’ydi.
Bu alanın içinde büyü kullanmak şöyle dursun, yakıtı mana olan Meteorlar veya büyü aletleri bile arıza verip sırılsıklam bir çamura dönüşürdü. Gerçi Beatrice’in söylediğine göre, karşı taraf o çamur gibi duruma uyum sağlayıp yeniden formül yazmayı başarırsa işin rengi değişirdi.
Beatrice: “Şaşkına dönmüş Roswaal’ın yüzünün ortasına bir tane yapıştıracak kadar vakti çok rahat yaratırız, sanırım!”
Subaru: “Kaldı ki bunu ilk kez gören biriyse… neye uğradığını bile şaşırır!”
Açılan bu alanın etkisi sadece Subaru ve yanındakileri değil, şiddetle çarpışmakta olan o ikisini de içine çekip tesiri altına almıştı.
Kendi itiraf ettiği üzere büyü kullanmayan Tiga’nın savaş taktiğini etkilemeyen EMT, en büyük kozu rüzgâr yaratmak olan Crusch’a gelince aynı şekilde işlemiyordu.
Subaru’nun büyüyü haykırması üzerine ne tür bir hamlenin geleceğini sezerek savunmaya geçmiş gibi görünen Crusch, EMT alanının kendi üzerinde yarattığı etkiyi hissedince o tek gözünü hafifçe bu tarafa çevirdi. ——Ölümden Dönüş’ü gerçekleştirmeden önce de Subaru, Crusch’la göz göze gelmişti.
O anki beklentileri yerle yeksan olmuş ve Subaru acınası bir şekilde hayatını kaybetmişti ancak——
Subaru: “Teslim ol, Crusch-san! Kazanma ihtimalini ortadan kaldırdım! Yüz Kişiyi Biçen Tek Kılıcı kullanamazsın! Kullandırtmam! Buraya kadar!”
Titremek üzere olan sesini sahte bir cesaretle örtbas eden Subaru, boyun eğmez ve sarsılmaz bir irade sergiledi.
Pısırık durarak, ağlamaklı bir sesle ve acı dolu yakarışlarla hiçbir gerçeği değiştiremeyeceğini acı bir tecrübeyle öğrenmişti. Şimdi burada ihtiyacı olan şey, kendi iradesini karşı tarafa aktarabilecek o güçlü sözlerin ruhuydu.
Sözlerin ruhu, yürekten kopup gelmeliydi. ——Ta kalbinin derinliklerinden inanarak hem karşındakini hem de kendini kandırmalıydın.
Natsuki Subaru’nun, savaşıldığında hiç de kârlı çıkılmayacak tehlikeli bir rakip olduğuna onu inandır.
Crusch: “————”
Dümdüz bir hat üzerinde, Subaru’nun siyah gözleriyle Crusch’ın sağlam kalan o kehribar rengi gözü birbirine meydan okudu. O esnada kılıçlar bir kez daha şiddetle tokuşmuş ve Crusch’la Tiga’nın ölümcül çarpışması bir anlığına kesintiye uğramıştı.
Kıvrımlı kılıcını hazırda tutup bedenini yan çeviren Tiga, Subaru ve Beatrice’i arkasında siper edecek bir konumda durarak konuştu…
Tiga: “İşte arkadaşım böyle uyarıyor. Bir ekleme yapmam gerekirse bu arkadaşımın sizin de arkadaşınız olabileceğini tahmin ediyorum ama… sözlerine bi’ kulak verseniz olmaz mı?”
Subaru: “Tiga…”
Tiga: “Açıkçası elinizdeki kılıcı tek taraflı olarak söküp alacak ve sizi etkisiz hâle getirecek güce sahip değilim. Sizi zapt etmeye kalkarsam yara almayı göze almam gerekir ve en kötüsü de canımdan olurum. Bunu ne ben ne de arkamdaki o ikisi arzu ediyor.”
Bunları söylerken Tiga’nın bakışları, Crusch’ın her hareketine ve tavrına karşı bir an bile dikkati elden bırakmadan kilitlenmişti.
Belki de o kendi açısından, Crusch’ın gardında en ufak bir açık bile yaratabilirsem diyerek Subaru’nun sözlerine ayak uydurmuş olabilirdi. Yine de Tiga’nın sarf ettiği o sözler, şüphesiz Subaru’nun vermek istediği mesajı hazmedilebilir kılmış ve karşı tarafa nüfuz etmesini kolaylaştırmıştı.
Tiga’nın Subaru’yla Crusch arasında yaşananları bilmesine imkân yoktu.
Hatta Kraliyet Seçimi etrafında dönen meselelerden haberdarsa bu Kampların birbirine rakip olduğu gibi bir ön yargıya sahip olması beklenirdi. Ancak Tiga buradaki kısacık birkaç sözünden hareketle, Subaru’nun Crusch’la olan bağının basit bir düşmanlıktan ibaret olmadığını sezmişti.
Subaru, Tiga’nın bu anlayışlı tavrından güç aldı. ——Crusch’ı, zapt edecekti.
Onu etkisiz hâle getirecek ve gerisini sonra düşünecekti. Her şeyin yolunda gitmesi için gereken planları oradan sonra kuracaktı.
Crusch: “Ben——”
Beatrice: “——Minya.”
Subaru içinden dualar ederken tam Crusch’ın dudakları aralanmıştı ki, Subaru’nun kollarındaki Beatrice elini uzattı ve mavimsi mor bir parıltı Crusch’ın ayaklarının dibini delip geçti.
Ayak ucuna saplanan o mor okun tek bir darbesi, çalışma odasının zeminini kristalleştirip paramparça etmişti.
Beatrice: “Düşüncesizce hareketlerden kaçınmanı öneririm, sanırım. EMT’nin içindeyken büyü kullanabilen sadece Betty ve Subaru’dur, doğrusu. Şu dırdırcı herifle kapışırken bir yandan da bizimle başa çıkabilir misin, sanırım?”
Tiga: “Dırdırcı herif yakıştırman kalbimi kırdı ama demek ki kendi büyünüzü kullanabiliyorsunuz. Haksızlık ama bu.”
Subaru: “Tüm konsepti bu sonuçta. Ama… işte öyle yani.”
Beatrice’in üstünlüklerini gözler önüne seren bu uyarısı yüzünden üstünlüğünü kaybeden Crusch’ın yüzündeki o hafif gerginliği fark etmişti. Bu, o âna dek Subaru ve yanındakileri bir tehdit olarak görmeyen kadının, artık onları çok net bir şekilde tehlike olarak hesaba kattığını gösteren bir tepkiydi.
Böylesi bir düşman muamelesi görmek can yakıyordu. Ancak bir tehlike olarak algılanmak kendi adlarına büyük bir şanstı. Dezavantajlı bir duruma düştüğünü anlarsa o da doğru bir yargıya varabilirdi elbet——
Crusch: “Anlıyorum.”
Bunu söyleyen Crusch, gayet olağan bir hareketle kılıcını savurarak boşluğa bir yörünge çizdi.
Beklenmedik bir hamleydi ancak muhtemelen EMT’nin etkisini test etmek için yapılmıştı. Doğması gereken kılıç rüzgârı ortaya çıkmayınca o da Yüz Kişiyi Biçen Tek Kılıcın iptal edildiğini kafasıyla onayladı.
Ve sonrasında da——
Crusch: “——Natsuki Subaru, neyden bu kadar korkuyorsun?”
Yine ve yeniden Crusch’ın o sorusu kulaklarında çınladı.
Fakat bu defa az öncekinden farklıydı. O kafa karışıklığına teslim olmak yerine dişlerini sıkarak direndi.
Crusch: “Savaşın sonucu mu? Kendinin veya yanındakilerin güvenliği mi? Krallığın geleceği mi? Yoksa…”
Subaru: “————”
Crusch: “——Yoksa… aklımı yitirmiş olmamdan mı?”
Âdeta tane tane okunarak altından mesajlar içeren bir soruydu bu.
Subaru bu soru karşısında bile tüm mimiklerini seferber ederek duruşunu bozmadı. İçindeki korkaklığın ve tereddüdün zerre kadar karşıya yansımaması için tüm benliğiyle takınabileceği en güçlü yüz ifadesini takındı.
Tüm ruhunu yansıtan o Subaru’nun yüzünde, Crusch ne görmüştü ki?
Crusch yalnızca o ince dudaklarını araladı ve…
Crusch: “Demek öyle.”
Diyerek kısaca mırıldandı.
Tiga: “Düşes, talebimizi size ilettik. Bize ne yanıt vereceksiniz?”
Subaru ve Crusch arasında kopan, kelimelere dökülemeyen o anlık duygu fırtınası. Bunu bilinçli olarak görmezden geliyormuşçasına Tiga sert bir ses tonuyla Crusch’a yeniden sordu.
Sesindeki o gerilimle, kendisine kesin bir cevap vermesini açıkça beyan ediyordu. Tekrar ve tekrar yeniden yükselen o kılıç aurası ve buna maruz kalan Crusch, gözlerini Tiga’ya çevirdi.
Crusch: “Talebiniz anlaşıldı. Bu koşullar altında rüzgârı mühürlenen taraf olduğum için dezavantajlıyım. İşte tam da bu nedenle teslim olmam gerektiğini söylüyorsunuz, sizin yargınız bu yönde.”
Subaru: “… Aynen öyle. Buradan sonrasında ben ve Beako da dâhil olacağız. Kazanma şansın…”
Crusch: “——Yok, diyerek peşin yargıya varmak için henüz çok erken, Natsuki Subaru.”
Soğukkanlı bir edayla, Subaru’nun sahte cesaretini ezercesine sözünü keserek bunları söyleyen Crusch, kılıç tutmayan sol elini yavaşça yukarı kaldırdı. ——O beyaz eldivenli ince parmakların dokunduğu yer, sol gözünü kapatan büyük göz bandıydı.
Yüzünün sol tarafını büyük ölçüde gizleyen bu göz bandı, bizzat kendisinin söylediği üzere Ejderha Kanının bıraktığı izin, Filóre’nin kullandığı Kutsal Ayinin gücüyle iyileşmeye yüz tuttuğu ancak henüz tam olarak şifa bulunamayan kısımdı. O ince parmakların takılıp onu bir çırpıda kopardığını gören Subaru’nun gözleri fal taşı gibi açıldı.
Çünkü——
Crusch: “Bu, pek de uzun süre sergilemek istediğim bir görüntü değil. ——Ben de bir kadınım ne de olsa.”
Böyle söyleyen Crusch’ın; göz bandını çıkararak tamamen açığa çıkardığı sol gözü, kendi orijinal kehribar renginin aksine altın gibi parlıyordu. Bir sürüngeni andıran o ince göz bebeği ve gözünün altından kılcal damarlar misali geçen o ışık hatlarını—— bunu gördüğünde Subaru’nun zihninde âdeta şimşekler çaktıran o kelimeler yankılandı.
Subaru: “——Ah.”
Doğru mu yanlış mı olduğunu o da bilmiyordu.
Sadece o anda Crusch’ın insana ait olmayan o altın rengi gözüne bakmış ve şöyle düşünmüştü…
Crusch: “————”
——Crusch Karsten’in sol gözü, Ejderha Gözüne dönüşmüştü.
#Bu bölümle beraber tekrardan Arc 7’deki travmatik Gladyatör Adasını şahsen hatırlamış oldum, hemen size de alıntılayayım: “Birinin kurtarılamayacağı ‘bir kez’ ortaya çıktığında Natsuki Subaru’nun ‘kalbi’ paramparça olacaktı.” Böyle bir durumla tekrardan karşılaştık gibi görünüyor çünkü artık zamanı geri alamıyoruz, Subaru’nun Otoritesi düzgün çalıştığını bilmemize rağmen. Ya zamanı bir şekilde geri alacak ya da bunu mutlak hâle getirecek. Bakalım sonraki bölümlerde ne olacak, sonraki bölümlerde görüşmek üzere!




Cidden efsane bölümdü. Acaba subaru’yu kim öldürdü.
Cruschın yaptığı büyü yüzünden öldü ya işte tavana falan çarptı sonra yerre yapıştı
Tiga öldürüyor bence düşüpde ölüncek bir olay yok ayrıca beako da izin vermezdi bence.
Çeviri için teşekkürler. Abi olaylar nasıl buraya kadar geldi hala idrak edemiyorum crusch nasıl böyle oldu subaru ne yapacak falan birde sonraki bölümlerde kaçak olacaklar herhalde aranan suçlular haline gelecekler subaru ve crusch en çok kafamı karıştıran olay bu şuan