Sezon 4'ü izleme etkinlikleri ve çeviri yayımlamamızı takip etmek için discord.gg/rezeroturkce davetiyle Discord sunucumuza katılabilirsiniz.
Ana Sayfa / Ana Hikâye/ Kısım X, Bölüm 15 – “Cehenneme Kadar Beraberiz”

Kısım X, Bölüm 15 – “Cehenneme Kadar Beraberiz”

14 Mayıs 2026 207 Okunma 31 dk okuma
Önceki Sonraki

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Çevirmen: Bertiel

Ek Düzenleme: Qua

Redaktör: akari

Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire, universe, Yağız D, Metin K, equ, Sakuta Hijiri, Emirhan D, Kerem Y, jnxleus, Yusuf Esat Ç, Salim, Elma Can

Destek vermek isterseniz TIKLAYIN!

Discord’a gelmek isterseniz TIKLAYIN!

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

——Yayılan cehennem ateşi Natsuki Subaru’yu yuttuğunda Beatrice gözlerine inanamadı.

Beatrice: “Nasıl?!.”

Devreye giren EMT, alan içindeki mana müdahalelerine—— bilhassa büyü formüllerinin yapısına el atarak onları iptal etme ve parçalama talimatlarını zorla araya sıkıştıran kural dışı bir hamleydi, normal şartlar altında kesinlikle Yasaklı Büyü olarak sınıflandırılacak derecede hileli bir büyüydü.

Elbette, EMT’nin işleyişini çözüp büyü yapısı parçalandıktan sonra bile çalışmaya devam edecek bir formül örebilecek biri çıkarsa aşılma ihtimali vardı. Ancak böylesine hassas bir şekilde bir araya getirilmiş büyülü bir aletin içinden sadece tek bir parçayı tamamen farklı bir şeyle değiştirip yine de aynı şekilde çalışmasını sağlamak gibi akılalmaz bir beceri, Roswaal veya Açgözlülük Cadısı—— yani Annesi dışında kimse için mümkün değildi.

Böylesi istisnalar dışında hiç kimse büyü yapamazdı.

Buna rağmen——

Beatrice: “Bunu aşmayı nasıl başardın ki doğrusu?”

???: “… Aşmak filan, o kadar da abartılacak bir şey değil. Sadece biraz kafamı çalıştırdım ve gövdemi siper ettim, o kadar.”

Beatrice: “————”

Sorusunu yöneltip gözlerini kısan Beatrice’in görüş alanında bu cevabı veren kişi yarım bedeniyle duvara yaslanarak olduğu yerde doğrulmuş olan Tiga Rauleon’du.

Şiddetli çatışmanın ortasında, çılgına dönen Ejderha Gözü’nün kızı—— Crusch tarafından duvara kadar tekmelenip yere serilmiş olması gereken genç adam, derinden ve yorgun bir nefes verdi. O Tiga; bir eliyle sevgili kılıcını kavramış, diğer eliniyse kendi böğrüne bastırmıştı. ——Elini bastırdığı böğrünün etrafındaki kıyafetlerin yanık, derisininse kömürleşmiş olduğunu gören Beatrice’in kanı dondu.

O, Crusch’ın saldırılarından kalma bir yara değildi. Ve asıl o yara——

Beatrice: “…Sen, nasıl böyle bir deliliğe kalkışabildin ki sanırım?”

Tiga: “Sadece gerekeni yaptım, Beatrice Hanım. Kutsal kitapta da şöyle yazar. ‘Ejderha göklerde süzülürken insan toprağı sürmelidir. Kendisine verilen zamanı uykuyla çürütenler, gelecek bereket mevsiminde ejderhanın gölgesine basmayı bile başaramaz…’ falan filan işte.”

Başını yavaşça iki yana sallayarak Filo’yu anımsatan İlahi Ejderha Kilisesi kutsal kitabından bir satır okuyan Tiga’ydı. Ancak kutsal kitabı ezbere bilecek kadar derinlemesine okumuş olması, yaptığı seçimin arkasındaki kararlılığı haklı çıkarıyor muydu derseniz Beatrice buna kolayca başını sallayıp onay veremezdi.

Tiga’nın yanık böğründeki yara, Subaru ve Crusch’ı yutanla aynı alevden kaynaklanıyordu—— ancak o alev onu dışarıdan değil, içeriden yakıyordu.

EMT’nin etkisi, alan içinde tetiklenen büyülerin yapısını parçalamaktı. Bu alanın içindeki koşulu, Tiga kaba kuvvetle aşmıştı.

Bunun yöntemiyse——

Tiga: “——Kendi bedenimin içinde oluşan büyü, bu yasaklı büyünün etkisine girmez… Emin değildim ama haklıymışım gibi görünüyor.”

Beatrice: “————”

Tiga: “Savaşırken fark ettim. Şu an büyü kullanamıyor gibi görünüyoruz ama Akış Yöntemi’nin etkisi hâlâ işe yarıyor. Bu yüzden——”

Beatrice: “Sırf bu yüzden, kendi karnını deşmek de deşilmiş karnından iç organlarının yanmasını göze alarak büyü kullanmak da kolay seçimler değil, doğrusu… Böyle bir şeyi yapabilecek olan ancak görev bilincinin ötesinde bir şeye kalbini esir etmiş insanlar olabilir, sanırım.”

Tiga: “Sanki kafadan kontakmışım gibi konuşuyorsun, alındım doğrusu… gerçi haksız da sayılmazsın.”

Tükenmişlikten kaynaklanan sesindeki ağırlığa rağmen cevabın kendisi oldukça duygusuz olan Tiga’nın bu karşılığı üzerine Beatrice, aslında var olmayan içinin ürpertiyle buz kestiğini hissetti.

Beatrice’in tanıdığı Tiga denen kişi, İlahi Ejderha Kilisesinde karşılaştıklarından bu yana bir iki gün gibi son derece kısa bir sürelik tanıdıktı sadece. Ancak o kısacık zamanda bile, onun ve Subaru’nun ne kadar iyi anlaştıklarına tanık olmuş; esprili konuşma tarzına ve rahat tavırlarına karşı bir sempati beslediği de bir gerçekti.

Bu izlenim, gözlerinin önündeki Tiga’yla bir türlü uyuşmuyordu. ——Gerekli görevleri yerine getirmek için kendini tamamen hiçe sayan bu mekanik yargı yeteneği, ona dair önceki izlenimlerinin tam tersiydi.

Onu bu kadar ileri gitmeye iten şey neydi ki?

Görev bilincini çoktan aşmış, çığırından çıkmış bir saplantı—— böylesi bir kararlılıkla hareket eden bir insanı Beatrice tanıyordu. Tiga’nın saplantısı; Roswaal’ınkiyle aynı hamurdan yoğrulmuştu.

Dört yüz yıl harcayıp birçok kaderi rayından çıkaran, yine de amacına ulaşmak için kendini bir Erkek Cadı mertebesine yükseltmeyi hedefleyen o adam. ——Yoksa Tiga da tıpkı Roswaal’la aynı yola mı sapmak üzereydi?

(Ç.N: Burada farklı bir Türkçe terimimiz var, bu değişebilir belki ileride ama şimdilik Erkek Cadı olarak kullanacağız. Bildiğiniz üzere erkek cadılara “Warlock/魔人/Majin” deniyor ki bunlar da cadı + insan anlamına geliyor; yani büyücü, falcı gibi anlamlara da geliyor. Fakat Majinlerin Re:Zero evreninde erkekleri belirtmek adına kullanıldığını biliyoruz. Cadı tabirinin kadınlara ait olduğunu biliyorken erkek cadılar için tabirimiz Türkçede maalesef ki yok; bunu dümdüz büyücü, falcı gibi çevirirsek de yanlış anlaşılacağını düşünerek “Erkek Cadı” şeklinde adlandırmaya karar verdik.)

Tiga: “Sadece gerekeni yapıyorum. ——Kendi hayatımı geri kazanmak uğruna.”

Beatrice’in beslediği şüpheye ve sessizliğine, Tiga hafifçe omuz silkerek cevap verdi. Ardından odanın derinliklerine, gümbür gümbür yanan alevlere doğru bakışlarını çevirdi ve…

Tiga: “Bana sorarsan asıl Beatrice Hanım’ın tepkisi beklenmedikti ya da şaşırtıcı diyebilirim. Dürüst olmak gerekirse bana aniden büyü fırlatmana bile hazırlıklıydım. Sonuçta, yaptığım şey ortada.”

Beatrice: “…Panik anında körü körüne yapılmış bir muhakeme hatası olmadığını, tam olarak böyle algılamam gerektiğini söylüyorsun, doğrusu?”

Tiga: “Evet, bunda yanlış bir şey yok. ——Düşes Crusch Karsten, defalarca yaptığımız teslim olma çağrısını reddetti. Ona bir ültimatom bile verdik ancak bunu kılıcıyla kesip attı.”

Beatrice: “————”

Tiga: “McMahon Beyi öldürmesinin üstüne kılıcını bize de doğrultan bu kadının aklı başında değildi. Bu yüzden sahadaki duruma göre bir karar vererek tehlikeyi kökünden kazımayı seçtim… Söylediklerimde bir hata var mı?”

Şık bir çapkın, bu izlenimi veren o tatlı yüzüne duygusuz bir maske geçiren Tiga, Beatrice’e kendi eyleminin haklılığını sorgulatıyordu.

Oradaki yüz, kendi yaptıklarından pişmanlık duyan ve bağışlanma dileyen bir kurbanın yüzü değildi; sadece soğukkanlılıkla, kana bulanmış ellerinin sorumluluğunun nereye ait olduğunu teyit eden bir celladın yüzüydü.

Artık Beatrice’in içinde, Tiga’ya dair o ilk izlenimi geri getirmenin hiçbir yolu kalmamıştı.

Beatrice: “Söylediklerinde haksız sayılmazsın, sanırım.”

Tiga’nın karşısında Beatrice o yuvarlak gözlerini kısarak başıyla onayladı.

Aslında haklıydı. Beatricegiller McMahon malikanesindeki trajediye tanık olduklarından ve bunun faili olan Crusch’la karşılaştıklarından bu yana yaşananlar silsilesinde, Tiga’nın eylemlerinde hiçbir yanlış yoktu. O, son âna kadar Subaru’nun niyetine boyun eğerek Crusch’ı zapt etmeye yardım etmeye çalışmış ve bu kararları sonuna kadar reddeden kişi de şüphesiz Crusch’ın ta kendisi olmuştu.

Kendisini bu tehlikeli kişiden korumak adına acımasız bir karar verme hakkına Tiga sahipti. Hatta bu, omuz omuza savaştığı Subaru’yu da bu ateşe atacak bir karar olsa bile, sırf bu yüzden onu sorgusuz sualsiz suçlamak ahlaki açıdan affedilemez bir durum olurdu.

Bu yüzden——

Beatrice: “Betty, seni sadece bencilliğiyle suçlayacak kadar laftan anlamaz biri değil, doğrusu.”

Tiga: “…Öyle mi? O zaman——”

Beatrice: “——Ancak.”

Bunu söyleyerek Beatrice, Tiga’nın sözünü kesti.

Bir anlığına Tiga’nın sarı gözlerinde şaşkınlık değil, soğukkanlı ve acımasız bir parıltı belirdi. Beatrice buna karşı hissettiği rahatsızlığı aklının bir köşesine itip sözüne devam etti.

Tiga’nın sözleri ve eylemleri meşru olabilirdi ama yine de——

Beatrice: “——Betty, Subaru’yu kurtaran kişinin tarafını tutacak, sanırım.”

——O an; üzerine çevrilen gözleri kavuracak kadar şiddetli olan o alevler, diğer taraftan ikiye yarıldı.

???: “————”

Sessizce kesilmiş olan alevler, dalga dalga titreyerek ikiye ayrıldığında ortada açılan boşlukta sakince dikilen kişi Ejderha Gözü’nün kızı—— sağ eliyle alevleri yaran kılıç hamlesini savurmuş, sol kolundaysa bilinci yerinde olmayan Subaru’yu taşıyan Crusch Karsten’di.

Crusch: “Isıyı… hayır, gücün akışını kestim. Demek ‘ölü nokta’ dedikleri şey buymuş.”

Kılıç darbesi vurduğu sağ eliyle Ejderha Gözü’nün göz kapağına dokunarak Crusch tatmin olmuş bir şekilde mırıldandı.

O tek bir kol savuruşuyla o cehennem ateşini savuşturmuş olmasının yarattığı şaşkınlığın yanı sıra Beatrice, Crusch’ın kollarındaki Subaru’nun güvende olduğunu teyit ederek çok daha derin bir rahatlama hissetti.

——Subaru alevlere yutulduktan hemen sonra Beatrice’in paniğe kapılmamasını sağlayan şey; kendisiyle onu birbirine bağlayan sözleşme bağında, herhangi bir ağır yaralanma sinyalini haber veren bir tepkinin olmamasıydı.

Bu gerçek ve son anda gördüğü şey—— yaklaşan alevlerden Subaru’yu korumak için Crusch’ın onu yere çekip bizzat alevlerin önüne atlamasıyla birlikte, Beatrice kararını çoktan vermişti.

Beatrice, Crusch Karsten’in tarafını tutacaktı.

Beatrice: “En azından, Betty bu kez dinleyen taraf olacak, doğrusu. Ayrıntılı kararları ondan sonra veririm, sanırım.”

Tiga: “… Pek de akıllıca bir karar sayılmaz, Beatrice Hanım. Sözleşmelin Subaru’yu kurtardı diye gözlerinin perdelenmesine izin vermemelisin. Düşes çok tehlikeli biri.”

Beatrice: “Betty’ye öyle körü körüne atlayan, düşüncesiz bir ruhmuş gibi davranma, doğrusu. Ah, tabii eğer Betty gerçekten de umursamaz ve kör bir ruh olsaydı şüphesiz ki Subaru’yu kurtaran o kıza arka çıkması gayet doğal bir sonuç olurdu, sanırım.”

Tiga: “Laf cambazlığı yapmanın sırası mı?! Yakında bu yangını fark edip insanlar buraya üşüşecek. Nerede duracağına karar verirken bir hata yaparsan pişman olmak için çok geç kalırsın. Subaru’ya ne olacak sanıyorsun!”

Beatrice: “O kızla birlikte az daha Subaru’yu da yakacak olan senin sözlerinin bende bir karşılığı yok, doğrusu. Ama evet, haklısın, pek zamanımız kalmadı, sanırım. O yüzden——”

Sözlerini bitirirken Beatrice’in sağ elini yavaşça kaldırması karşısında Tiga nefesini tuttu.

Bu bir büyü hazırlığı değildi. Tam tersiydi. Parmaklarını şıklatmaya hazırlanan Beatrice’in hedefini anlayan Tiga, sarı gözlerini keskin bir şekilde kısıp palasını ona doğru yönelterek…

Tiga: “Dur, yapma. Sonrasında seni gerçekten savunamam.”

Beatrice: “Betty çok eskiden beri, tatlış tatlış ağlayıp öylece bir arkadaşını uğurlamış olmanın pişmanlığını taşıyor, doğrusu. ——Aynı hataya bir daha düşmeyecek, sanırım.”

Kargaşa devasa dalgalar gibi üzerine çöküyor olsa bile, Beatrice izin verildiği ölçüde kendi kararlarını verecek ve kendi yolunu seçecekti.

Sırf akıntıya kapılıp bir dostunu kaybettiği o zamanki gibi, bir daha asla kendisi için değerli olanların önünde boyun büküp sinmeyecekti.

Bunun için——

Beatrice: “——Şu an için senin yanında yer alıyorum, doğrusu, Crusch Karsten!”

Parmaklarını şıklattı ve bunu bir işaret olarak alan Beatrice iptal etti. ——EMT’yi.

O anda çalışma odasını saran o görünmez alanın silinip yok oluşunu, keskin duyulara sahip olan herkes iliklerine kadar hissedebilirdi.

Tiga ve Ejderha Gözü’nün sahibi de bir istisna değildi——

Crusch: “——Yüz Kişiyi Biçen Tek Kılıç.”

Serbest kalan o patlayıcı rüzgâr, McMahon malikânesinin çalışma odasını merkez alarak tüm binayı temelinden sarstı.

△▼△▼△▼△

Beatrice: “——Sonra da o adamı atlatıp kanalizasyona kaçtık, sanırım. Aslında çok daha uzağa gitmek istiyordum ama Subaru mışıl mışıl uyurken öyle tehlikeli işlere kalkışamazdık, doğrusu.”

Usulca yanına sokulup bedenini destekleyen Beatrice’in anlattıkları üzerine Subaru, karmakarışık olmuş zihnindeki bilgileri toparlamaya çalışırken zar zor “Öyle mi…” diye mırıldanabildi.

Dürüst olmak gerekirse onca olay olup biterken aralarından erkenden bilincini kaybeden tek kişi olduğu için kendi zavallılığına acıyordu. Ancak kendini suçlayan bu düşünceleri şimdilik bir kenara bırakmalıydı.

Subaru: “Öncelikle… Beako, Crusch-san’ın yanından ayrılmayarak nays bir karar vermişsin. O durumda ayrı düşseydik sonradan ne kadar pişman olsam da fayda etmezdi.”

Beatrice:Partnerinin hislerini elden geldiğince gözetmek en doğal şey, sanırım. Betty, Subaru olsa böyle yapardı diyerek kararından emindi, doğrusu.”

Subaru: “Dışarıdan bakıldığında oldukça tehlikeli bir seçim olduğu için öyle kayıtsız şartsız ‘Aynen öyle!’ demek biraz zor ama.”

Durumun ciddiyetine rağmen, yüzünde yine de o gururlu ve böbürlenen ifadeyi taşıyan Beatrice karşısında dudaklarından acı bir tebessüm döküldü. Fakat dudaklarını bir nebze olsun kıvrılmaya zorlayabildiği tek an, şu anki konuşmanın bu kısmıydı.

——Zonklayarak acı veren kolundaki yanıklara gözlerini çevirdi ve Subaru dudaklarını ısırdı.

Subaru: “Tiga denen herif yaptı bunu, değil mi…”

Beatrice: “Ta kendisi sanırım. Savaşın ortasında büyü kullanamadığını söylemesi bir blöftü ya da… Neyse, boş ver gitsin, doğrusu.”

Subaru: “Boş ver mi? Aklına takılan bir şey olunca daha da çok meraklanıyorum.”

Beatrice: “Zaten başımızda yeterince dert varken şu an bunu deşmenin sırası olmadığını düşündüm, hepsi bu sanırım. Ne olursa olsun, o adam seni de yakmayı göze alarak büyü kullandı, doğrusu. Betty’nin gözündeki değeri artık yerin dibini boyladı, sanırım.”

Subaru: “…Sen beni çok sevdiğin için böyle diyorsun, di’ mi?”

Kaşlarını çatıp yanaklarını şişiren Beatrice’in öfkesi karşısında, Subaru’nun kalbi son derece karmaşık duygularla çalkalanıyordu.

Elbette, ölümcül olabilecek bir saldırıya maruz kalmış olmasını öylece geçiştirmeye niyeti yoktu. Yoktu ama bu, Crusch’ın ezici gücü altında ezilirken ölüm kalım savaşının tam eşiğinde bulduğu bir çıkış yoluydu. O cehennemin ortasında Tiga’nın verdiği bu kararı körü körüne yargılayamazdı.

Tam o sırada, Beatrice’in Subaru’ya bakan gözleri sertleşti.

Beatrice: “Subaru? Yoksa sen…”

Subaru: “Yoo, konuyu kapatmaya falan niyetim yok. Bu yanığın acısı için ondan düzgün bir özür dilemesini isteyeceğim. Bu konuda asla taviz vermem. Çok doğal di’ mi?”

Beatrice: “————”

Subaru: “Ee ama? Neden bana daha da bıkkın bir ifadeyle bakıyorsun şimdi? Özür dileteceğim diyorum ya işte?!”

Verdiği cevabı duyan Beatrice’in o küçümseyici bakışları karşısında Subaru’nun kafa karışıklığı daha da derinleşti.

İki tarafın da hataları vardı ve karşısındakinin hatasını biraz daha büyütmek istiyordu. Sadece bu kadarıyla bile Subaru, fazlasıyla kararlı bir tavır sergilediğine inanıyordu.

Üstelik——

Subaru: “En azından, Tiga’yla aramızdaki çatışmanın asıl nedeni büyük ölçüde yanlış anlaşılmalara dayanıyor. Bir yerlerde oturup doğru düzgün konuşabilirsek bu yanlış anlaşılmayı çözebiliriz ve——”

Crusch: “——Ne yazık ki bunu yapmanıza izin vermeye hiç niyetim yok.”

Subaru, kelimelerini dikkatle seçerek bir şekilde Beatrice’i ikna etmeye çalışıyordu. Ancak Subaru’nun sözünü kesen kişi kaşlarını çatmış olan Beatrice değil, hemen önlerinde yürüyen Crusch’tı.

Loş kanalizasyonda Lugmite cevherinden yapılmış lambanın saçtığı ışıkla onlara yol gösteren kadın, Subaru’yla Beatrice’in konuşmasına itirazı olduğunu oldukça net bir tavırla—— çektiği hançerinin ucunu dosdoğru Subaru’ya doğrultarak açıkça belli ediyordu.

Subaru: “…C-Crusch-san?”

Crusch: “Tiga Rauleon’la temasa geçmene müsaade edemem. Kılıç tokuşturmuş olmamız bir yana, şu anda peşimize düşen adamları komuta edenlerden biri de bizzat o adam. Eğer dikkatsizce onunla buluşmaya gidersen bu sadece senin zincirlere vurulmanla sonuçlanacaktır.”

Subaru: “Ama… yani… Tiga’nın konumundan bakınca başka çaresi yoktu desem yeridir, sonuçta durumun vahameti ortada…”

Crusch: “————”

Subaru: “————”

Subaru, sol gözünü bir göz bandıyla kapatmış olan Crusch’ın kehribar rengi tek gözüyle yüzleşirken bir sonraki kelimesini seçmekte büyük bir tereddüt yaşıyordu.

McMahon malikânesindeki vahşet ve şu an burada Subaru’ya bir hançer doğrultuyor olması, her şey ortadaydı. ——Şu anki Crusch’la konuşmak son derece büyük bir dikkat gerektiriyordu. Zira düşüncesizce söylenecek tek bir laf bile onu gereksiz yere kışkırtabilir ve Subaru bu kez kendi ellerini kanla yıkamasına neden olabilirdi.

Bu düşüncelerle Subaru ve Crusch’ın bakışması bir süre daha devam etti ancak——

Crusch: “…Şaşırtıcı bir şekilde, beni kandırmaya çalışan bir Rüzgâr esmiyor.”

Böyle diyerek hançerini ilk indiren Crusch oldu.

Bu sözler üzerine Subaru “Hı?” diye gözlerini fal taşı gibi açarken Crusch hançerini kemerindeki kınına geri yerleştirdi ve…

Crusch: “Sizden yalan kokan bir rüzgâr esmiyor. Miklotov McMahon’un malikânesinde karşılaştığımız o andan şu âna kadar hep böyleydi. Bu yüzden Beatrice’in de bize eşlik etmesine izin verdim.”

Subaru: “——Sonuç olarak… sonuç olarak Crusch-san bizimle ne yapmak istiyorsun?”

Göz ucuyla yanındaki Beatrice’le bakışlarını buluşturan Subaru, bu soruyu doğrudan Crusch’a yöneltti.

Yalan Rüzgârı—— Rüzgârı Okumanın İlahi Korumasına sahip Crusch, karşısındaki kişinin düşüncelerini ve niyetlerini bir rüzgâr olarak hissedebiliyor ve bu durum bir tür yalan makinesi işlevi görüyordu.

Subaru da onunla ilk tanıştığı zamanlarda içindeki sahtekârlığın görülüp açığa çıkarılmasıyla, kendi çarpık ve kusurlu doğasıyla fena hâlde yüzleşmek zorunda kalmıştı. ——İşte şimdi bu yetenek, Crusch’ın sözlerinin ve eylemlerinin temelini oluşturuyordu.

Subaru’ya inanması da Rüzgârı Okumanın İlahi Korumasının bir sonucuydu.

Öyleyse Miklotov’u ve malikanedeki on üç kişiyi katletmesi de Rüzgârı Okumanın İlahi Korumasının bir sonucu muydu yani?

Subaru: “Söylesene, Crusch-san. Bizimle ilgili… yoo, asıl mesele seninle ilgili. Crusch-san, şu an bunu yaparak tam olarak neyi amaçlıyorsun?”

Crusch: “——Yapmak istediğim… daha doğrusu, yapmak zorunda olduğum şey, Lugunica Krallığı’nı hainlerin elinden kurtarmak. Bu, benim krallık için yapabileceğim son hizmetim olacak muhtemelen.”

Subaru: “Hainler mi… hem son hizmetim derken…”

Crusch: “Aksini iddia edecek cüreti mi buluyorsun kendinde? Cadı Tarikatı’nın kötülüğüne boyun eğip yatağa düştüm ve koskoca bir zamanı hiçliğe mahkûm ettim. Üstelik, halka vaat ettiğim Ejderha’nın egemenliğini kaldırma sözünün tam tersi bir şekilde İlahi Ejderha Kilisesi’nin eliyle ayağa kaldırılmışken benim hâlâ bir kazanma şansım olduğunu mu düşünüyorsun?”

Subaru: “Bu… hık.”

Crusch: “Anlayış rüzgârları esiyor. ——Siz gerçekten de dürüst bir adamsınız.”

Gözlerini hafifçe yere deviren Crusch; dudaklarına kendini küçümseyen, alaycı bir tebessüm yerleştirdi.

Zayıfça gülümseyen Crusch’ın gözleri, İlahi Korumasıyla bu gerçeği görmüş olmalıydı. Onun sözlerini inkâr edemeyen ve aklına güvenilir hiçbir çıkış yolu gelmeyen Subaru’nun o derin çaresizliğini.

Buna dürüstlük denmesi, Subaru’nun zerre kadar hoşuna gitmemişti.

Beatrice: “Yeter artık, doğrusu. Betty, trajik bir kahramancasına Subaru’ya saldırmanı daha fazla görmezden gelmeyecek, sanırım.”

Subaru: “Beatrice…”

Beatrice: “Subaru da bir âlem, doğrusu. Hiçbir sorumluluğun olmayan bir konuda neden bu denli üzülüp duruyorsun ki sanırım? Böyle gidersen yolda düşen bir çocuğu görsen bile kendini suçlamaya başlayacaksın, doğrusu. Öyle olursa da çok meşgul olup Betty’yi sevecek vaktin bile kalmaz, sanırım. Buna şiddetle karşı çıkıyorum, doğrusu.”

Beatrice, ellerini beline koyarak yersiz bir öfke sergiledi. Bunun, Subaru’yla Crusch arasındaki meseleyi küçümseyerek ortamı yumuşatmaya yönelik kendine has bir nezaket olduğunu fark eden Subaru’nun dudaklarından derin bir iç çekiş koptu.

Crusch da ciddi bir ifadeyle başını sallayarak “Haklısın” dedi ve ekledi…

Crusch: “Beatrice’in dediği gibi, şu an önemsiz pürüzlere takılıp kalmanın sırası değil. Karşı tarafa ne kadar zaman tanırsak bizim için o kadar dezavantajlı olur. Bu yüzden Natsuki Subaru… hayır, sizden ve Beatrice’den benimle iş birliği yapmanızı rica ediyorum.”

Subaru: “…İş birliği mi?”

Crusch: “Evet. Şu an krallığın merkezine kadar sızmış olan sayısız hainin karanlık oyunları yüzünden devletin varoluşsal bir krizinin tam ortasındayız. Tam da bu durumda, sizin gücüne—— hanemizle iş birliği yaparak Beyaz Balina’nın avlanmasında da büyük katkı sağlamış olan Natsuki Subaru’nun gücüne ihtiyacım vardır.”

Subaru: “——Hık.”

Hançerini kınına sokan ve boşta kalan elini ona doğru uzatan Crusch’ın bu sözleri karşısında Subaru istemsizce nefesini tuttu ve dosdoğru onun gözlerinin içine baktı.

Subaru’yu şaşırtan tek şey Crusch’ın dile getirdiği bu talep değildi. Elbette bu istek karşısında fazlasıyla afallamıştı ama onu asıl şaşkına çeviren şey; kadının geçmişte yaşanan o büyük Beyaz Balina savaşından, sanki bunu gerçekten bizzat yaşamış gibi bahsetmesiydi.

Bunun üzerine Subaru, McMahon malikânesinde Crusch’la karşılaştığı andan şu âna kadar göğsünün içinde dönüp duran o soruyu nihayet dudaklarından dökebildi.

O soru da şuydu——

Subaru: “Bana tek bir şey söyle. ——Anıların… geri mi geldi? Crusch-san.”

Crusch: “——Elbette. Şu anki bende, anıların olmayan o iğrenç ve aciz Crusch Karsten’in en ufak bir kalıntısını dahi hissediyor musunuz? Sorun düpedüz bir hakarettir.”

Subaru: “————”

Anılarının yerine geldiğini bu kadar açık bir şekilde dile getiren Crusch karşısında Subaru’nun yanakları kasıldı.

Hissettiği sarsıntı, sevinçle öfkenin birbirine karıştığı karmaşık bir duyguydu. Crusch’ın hafızasına kavuşmuş olması başlı başına içtenlikle sevinilecek bir şeydi. Fakat sırf bu yüzden hafızasının kayıp olduğu o dönemdeki Crusch’ın böyle acımasızca aşağılanması kabul edilebilir miydi ki?

Crusch: “Hoşnutsuzluk rüzgârları demek. Yoksa siz, anıları olmayan o hâlimi desteklediğinizi mi söyleyeceksiniz?”

Subaru: “Bu, o kadar da basit bir mesele değil ki. Anılarının olduğu şimdiki hâlin de anılarının olmadığı o hâlin de, her ikisi de benim için Crusch-san’dı.”

Crusch: “——Hayır, yanılıyorsun. Anıları olmayan bir Crusch Karsten, Crusch Karsten olamaz. Bu yüzden!..”

Subaru: “——Hık.”

Crusch: “…İşte bu yüzden… Ferris bile… Crusch Karsten’den umudunu kesti.”

Subaru: “Öyle bi——”

Crusch, arka dişlerini gıcırdatarak zangır zangır titrerken Subaru, “Bu konuda tamamen yanılıyorsun!” diyerek kesin bir dille karşı çıkmak istedi.

Sadece bu an için değil, yola çıkmadan önce de aynı şeyi düşünmüştü.

Crusch, Ferris’in aldığı kararın anlamını ve içindeki o eşsiz azmin boyutunu tamamen yanlış anlıyordu.

Ferris; Crusch’ın o yeminini, ölmüş kraliyet ailesine ettiği o yemini çiğnemişti.

Bunun Crusch için ne kadar hayati bir öneme sahip olduğunu, olayı sadece dinlemiş olan Subaru bile fazlasıyla hayal edebiliyordu. Ancak bu, Ferris için de tıpatıp aynıydı.

Ferris de ölen Dördüncü Prens’i derinden seviyordu. Buna rağmen o da kendi seçimini yapmıştı.

Ölüye duyduğu aşktan ziyade, yaşayana duyduğu aşkı seçmişti. ——Subaru bunun inkâr edilmesini istemiyordu.

Hele ki birbirlerine karşılıklı duygular besleyen iki insanın, sırf bir yanlış anlaşılma yüzünden bu hisleri paylaşamaması gibi böylesi acı bir trajediyi——

Crusch: “——Anlaşılan kararı erteleyebileceğimiz süre buraya kadarmış.”

Fakat Subaru o coşkun duygularını dışa vuramadan mevcut durum sözlerinin devamına izin vermedi.

Subaru’nun arkasından, az önce geçtikleri kanalizasyonun derinliklerine bakan Crusch’ın bu mırıltısının ne anlama geldiğini, çok gerilerden duyulan sesler ve ayak sesleri açıkça belli ediyordu. ——Takipçileri.

Subaru’yu ve Crusch’ı arayan o takipçi grubu, akın akın kanalizasyona inmişti.

Subaru: “Gidip durumu düzgünce anlatırsak…”

Crusch: “Söylemiştim. Sen çoktan benimle suç ortaklığı yapmış olarak görülüyorsun. Senin o garip tekniğinle aldığım kılıcı da olay yerinde bıraktım. Benim işin içinde olduğum, cesetlerdeki yaralarla eşleştirildiğinde zaten apaçık ortaya çıkacak. Üstüne üstlük.”

Subaru: “Üstüne üstlük mü? Nasıl yani? Yoksa bundan daha kötü bir haber mi var?”

Crusch: “Asıl niyetinizi Tiga Rauleon bilse dahi, senin de Miklotov McMahon’un cinayetine karıştığını söylemiştir. O adam raporunu bu yönde vermiş olmalı.”

Subaru: “————”

Crusch: “Gerisi size kalmış. Bana güvenmeye değmeyeceğini düşünüyorsanız arkadan gelen takipçilerden korunma talep edebilirsiniz. ——Hoşça kalın.”

Söylemek istediği her şeyi tek nefeste söyleyip bu konuşmayı daha fazla sürdürmeye niyeti olmadığını gösterircesine arkasını dönen Crusch, elindeki lambayı kanalizasyon suyuna fırlatarak hızla oradan uzaklaştı.

Kanalizasyon sularına gömülen ışık kaynağının o cılız parıltısı bile kadının uzaklaşan sırtına erişemez olduğunda yalnızca giderek hafifleyen o ayak sesleri âdeta bir geri sayım misali Subaru’yu bir seçim yapmaya zorladı.

Crusch’ın argümanlarını reddedip peşlerinden gelen askerlere katılarak her şeyi en ince ayrıntısına kadar anlatıp onlardan sığınma mı talep edecekti? Yoksa karanlıkta kaybolan ve tek başına o devasa komployla savaşmaya çalışan Crusch’ın izinden mi gidecekti, ikisinden birini seçmeliydi.

Subaru: “Siktir ya! Ona inanmak istiyorum! İnanmak istiyorum ama o komplo denen şey gerçekten var mı ki!..”

Ferris’in gerçek niyetini tamamen yanlış anlamış ve Subaru’ya dahi kılıç çekmekten çekinmeyecek bir ruh hâli içindeydi. Ani duygu patlamaları da dahil olmak üzere, Crusch’ın psikolojik durumu fazlasıyla dengesiz bir hâldeydi.

En kötü ihtimalle Miklotov’u kesmesi de dahil her şeyin, paranoyaya kapılmış Crusch’ın hiçbir haklı gerekçesi olmayan bir cinnetinden ibaret olma tehlikesi söz konusuydu.

Böylesi bir kargaşanın ortasında, ne yapmak doğruydu ki——

Beatrice: “Subaru, sakince dinle, sanırım. Hangi yolu seçersen seç, kimin tarafını tutarsan tut; Betty her zaman Subaru’nun tarafında, hep senin yanında olacak, doğrusu.”

Subaru: “Beako…”

Beatrice: “İmparatorluktaki gibi tekrar ayrı düşmek istemiyorum, sanırım. Subaru gözümün önünde olmadığında korkudan ve endişeden nefes bile alamıyorum, doğrusu.”

Böyle diyerek Beatrice, doğru cevabın ne olduğunu bilemeyen Subaru’ya neyi seçerse seçsin onu doğru cevaba dönüştüreceğini—— yoo, bunu birlikte doğru cevaba dönüştüreceklerini söylüyordu.

Bu sözlerle zihnindeki o karanlık bulutlar dağıldı. Doğru ya. Beatrice haklıydı.

Nasıl bir seçim yaparsa yapsın, o seçimi doğru kılmak için çırpınıp durmak zaten Natsuki Subaru’nun en iyi bildiği savaşma yöntemi değil miydi ya?

Subaru: “Crusch-san’ı kendi başına bırakamam. Cehenneme kadar beraberiz, Beatrice!”

Beatrice: “Subaru’yla birlikteysem bi’ dört yüz yıl mühürlensem de umurumda olmaz, sanırım!”

Subaru: “Benim umurumda olur ama o yüzden şöyle korkutucu şeyler söyleyip durma ya?!”

Bunu söylerken Subaru, o güvenilir ve çok sevdiği partnerini kucağına alarak uzaklaşan ayak seslerinin peşinden karanlığın içine doğru dört nala koşmaya başladı.

Doğru da olsa yanlış da olsa Crusch’ı o hâlde bi’ başına bırakamazdı.

Onu durdurmak uğruna da olsa ona yardım etmek uğruna da olsa Crusch’ın yanından asla ayrılmamalıydı.

Subaru: “Ah, siktir, kolum çok acıyor bee!”

Yanık içindeki kolu, sanki Subaru’nun o ahmaklığını yüzüne vururcasına zonklayarak sızlıyordu.

Acıyı bağrına basan Subaru; her şey olup biterken kendisini bu fırtınanın içinde oradan oraya savrulurken bulduğu bu duruma ağıt yakmaktan ziyade, bu olanların kulağına gitmesi hâlinde Emiliagillerin yaşayacağı hüznü dert ediyordu.

Onlara yük olması bir yana asıl kahredici olan şey, onlara daha da fazla endişe verecek olmanın yarattığı ağırlıktı.

Emilia’ya, Rem’e, Ram’a, Petra’ya, Meili’ye, Garfiel’e ve herkese. İşte bu yüzden hem bedensel hem de ruhsal acılarını dişlerinin arasında ezerken Subaru, o loş karanlığın içinde umutsuzca gözlerini kıstı ve…

Subaru: “Bir şekilde bu işin altından kalkıver, Otto!”

Diyerek bu ani çaresizliğini o an orada bile olmayan dostunun üzerine yıkarak koşmaya devam etti.

△▼△▼△▼△

——Aynı saatlerde, Kraliyet Başkenti Lugunica’daki Soylular Köşkü’nde.

Bugün, hem Lugnica Krallığı için hem de Kraliyet Seçimi adayı olan Emilia’nın kampı için muazzam bir öneme sahip olayların başlangıç noktası olacak bir gün olmalıydı.

Su Geçidi Şehri Pristella’yı vuran Cadı Tarikatı felaketine karşı, bu felaketin köklerini kazıma imkânı sunacak kusursuz bir fırsattı bu. İlahi Ejderha Kilisesinin de iş birliğiyle gerçeğe dönüşecek olan o âna Emiliagiller de tanıklık edecek, aylar süren o çaresizlik hissinin silinip gidişini kendi gözleriyle göreceklerdi—— en azından planlanan buydu.

???: “——Buna rağmen şu anda neler oluyor be?”

Yola çıkma hazırlıklarını tamamlamış, geriye sadece birtakım işleri halletmek için malikâneden ayrılan Subaru ve Beatrice’in dönüşünü beklemek kalmıştı. O zamana kadar misafir odasında çay saatinin tadını çıkaran grubun içinden Otto Suwen, bu ani ziyaretçilere karşı elinden geldiğince soğukkanlılığını koruyarak böyle sormuştu.

Gümbür, gümbür ve gürültülü bir şekilde Soylular Köşkü’nde dalanlar, hepsi Krallığa resmî olarak bağlı olduklarını gösteren teçhizatlar kuşanmış krallık askerleriydi—— bir şekilde tekinsiz bir gerilim yayan bu askerlere karşı Otto, Emilia da dahil olmak üzere kadınları korumak adına öne atıldı.

Elbette, böyle yapan Otto’nun da önüne geçen kişi de…

???: “Bayağı kaba davranıyo’nuz he. Emilia-sama her ne kadar pamuk gibi yufka yürekli olsa da bu size böyle saygısızlık yapma hakkını vermez lan.”

Otto: “Garfiel, onları o kadar da korkutma. Onlar bizim misafirimiz. ——Şimdilik.”

Garfiel: “Ooo, anlaşıldı, Otto-abi.”

Grubun en önünde durup sivri dişlerini gıcırdatan Garfiel’i sadece görünüşte sakinleştirerek Otto karşı tarafın ziyaret nedenini açıklaması için bir fırsat yaratmıştı.

Bu bir nevi iyi polis kötü polis oyunuydu, ilk hamleyi karşıya bırakıp onlara bir lütufta bulunulmuş izlenimi yaratılıyordu.

En azından, bunu anlayabiliyorlarsa——

???: “——Herkes saldırganlığını bastırsın. Kimin karşısında durduğunuzun farkında değil misiniz?”

Askerler: “————”

O tok sesin duyulduğu an, misafir odasına yayılmış olan krallık askerleri hep bir ağızdan intizamla esas duruşa geçtiler. Ardından, dimdik duran o asker çemberinin arasından sıyrılıp ağır ve gürültülü ayak sesleriyle onlara doğru gelen kişi, başlarını kaldırıp bakmalarını gerektirecek kadar devasa cüsseli, heybetli bir adamdı.

Bedenini çelik renginde parıldayan bir zırhla kaplamış olan, sarp bir kayalığı andıran yüze sahip o adam; Lugunica Krallığı’nın Kraliyet Şövalyeleri Komutanı—— yani, Kraliyet Şövalyeleri’nin zirvesinde duran adam, Marcos Gildark’tı.

Emilia: “Marcos-san…”

Marcos: “Bu ani ziyaretimiz için sizden en içten dileklerimle özür dilerim, Emilia-sama.”

Emilia, öne çıkan Marcos’un silüeti karşısında ametist gözlerini kırpıştırdı. Onun bu tepkisi üzerine Marcos, o kaba saba dış görünüşünün aksine kusursuz bir görgü kuralları silsilesiyle derince eğildi.

Sonra başını kaldıran adam; gözlerini Emilia’nın ve onun etrafını saran tüm kamp üyelerinin, bilhassa da sert bakışlar atan Otto ve Garfiel’in üzerine dikerek…

Marcos: “Sizleri bu şekilde ziyaret etmemizin sebebi, Emilia-sama’nın Kraliyet Sarayı’na gelmesini rica etmektir. Acilen, ne pahasına olursa olsun doğrulamamız gereken şüphelerimiz var.”

Emilia: “Damdan düşer gibi bitiverdiniz, cidden şaşırdım. Şüpheler mi? Tam olarak neyden…”

Marcos: “——Şövalyeniz Natsuki Subaru’nun geçmişi hakkında.”

Emilia: “Subaru’nun mu?”

Kurallara uyan, saygısını esirgemeyen ama yine de hiçbir itiraz kabul etmeyen bir duruş sergileyen Marcos. Onun dile getirdiği bu şüphelerin Subaru’yla ilgili olduğunu duyan Emilia sözleriyle, geri kalan Ottogillerse ifadeleri ve tavırlarıyla hep bir elden kendilerine has tepkiler verdiler.

Otto, sırf bu şaşkınlık anında Marcos’a bir sonraki sözlerini söyleme fırsatı tanıdığı için büyük bir pişmanlık duyacaktı.

Çünkü Marcos’un Natsuki Subaru ile ilgili ortaya attığı o şüpheler——

Marcos: “Şövalye Natsuki Subaru’nun Cadı Tarikatı’yla güçlü bağları olduğu—— hatta Günah Başpiskoposlarına denk biri olabileceği yönünde güçlü şüpheler bulunmaktadır.”

——Natsuki Subaru’nun dünyanın düşmanı olarak görülüp görülmeyeceğinin belirleneceği o dönüm noktasıydı.

#Kısım 10 resmî olarak başlamış bulunuyor, devamını da merakla okumaya devam edelim! Sonraki bölümlerde görüşmek üzere!

Önceki Sonraki
5 3 oylar
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
6 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar
Inline Geri Bildirimleri
Tüm yorumları görüntüle
ShRoX
14 Mayıs 2026 22:26

Çeviri için teşekkürler. Yeminim olsun arc 10 çıkmadan önce böyle bir şey olsa nasıl olurdu diğe hep düşünüyordum ve düşündüğüm şey şuan gerçekleşiyor gerçekten çok iyi

Wr_Silent
14 Mayıs 2026 22:50

Çeviri için sağol.

rojatdemirdax@gmail.com
14 Mayıs 2026 23:50

Eliniize sağlık

Miriamın baldırı
16 Mayıs 2026 17:33

Lan türkçe site varmış bide güncel amk. Bu arada tüm resimler burda yok Wct ye bakın

Son düzenleme 4 saatler önce by Miriamın baldırı
plus
Yanıtla  Bertiel
16 Mayıs 2026 18:06

oğlum iyi mi bilcen amk adam yazmış yok diyeasfpokwqeaflsğplwasf:D..d:D.D.D:DD