Bir haftalık ayrılığımıza ithafen telafi amacıyla siteye kaydolmuş HERKESE bu Ağustos'un sonuna kadar DESTEKÇİ III tanımlanmıştır. Test edebilir, tadını çıkartabilirsiniz!
Bildirimler Tümünü Okundu Say
Bildirimleri görmek için giriş yapın.
Ana Sayfa / Ana Hikâye/ Kısım VIII, Bölüm 22 – “İnanacağım Ama Affedemem”

Kısım VIII, Bölüm 22 – “İnanacağım Ama Affedemem”

23 Temmuz 2026 693Okunma 40 dk okuma
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen
Setsuna
Ek Düzenleme
Bertiel
Bizleri Desteklediğiniz İçin Çoook Teşekkürler!
DonatusTaha KurtFatih ÇetinAllen WalkerRayko NoraEfe Önal
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

???: “――Muhtar-kun, bir bakar mısın?”

Vincent Vollachia, arkasından seslenince duraksadı.

Daha arkasını dönmeden sesin sahibini anlamıştı. Göz göze geldiği bir gözü de duyduğu bir sesi de asla unutmazdı. Bu ses de bir istisna değildi, mavi gözlü sarışın tüccara—— Flop O’Connell’e aitti.

Vincent: “Ne yazık ki İmparatorluğun kurtuluşu buhran altında. Şu an seninle gereksiz konuşmalara girecek vaktim yok.”

Kimin sesi olduğunu kavramıştı tabii ancak bildiği hâlde Vincent onu dikkate almadı.

Yıldız Gözlemcisi Ubilk’ten gelen kehaneti nasıl ele alacaklarını Berstetz, Serena ve diğerleriyle tartışmaktan başka çaresi yoktu.

Groovy, düşmana karşı bir önlem olarak çıkagelmişti fakat ölmüş olma ihtimali yüksekti. Hâliyle onun merkezde olduğu bir plan hazırlamak aptallığın daniskası olurdu. Hâl böyleyken beklentileri diğer ön görülen kişiyi ikna edebilecek Natsuki Subaru’ya koymak, aptalca da olsa daha az sakıncalıydı.

Vincent’ın o kızı ikna edebilmesine zaten imkân yoktu.

Bırakın ikna etmeyi, onunla aynı frekansa bile giremeyebilirdi. Madem Vincent’ın kozları o genç kıza işlemiyordu, iki ışıktan birini Subaru’ya bırakmak daha mantıklı olurdu.

Dolayısıyla Vincent’ın gerçekçi bir plan için yapabileceği tek şey detayları dikkatle incelemekti――

Flop: “Hoppala, daha konuşamadan konuşmanın gereksiz olduğunu bilemezsiniz ki! Muhtar-kun; ne kadar zeki olursanız olun, daha tohumları ekmeden ne çıkacağını tahmin de edemezsiniz!”

Vincent: “Seni var ya…”

Flop, daha konuşamadan Vincent’ın omzunu tutarak ilerlemesini engelledi. Buna cüretkârlık demek az kalırdı, en hafif tabirle hadsizlikti bu.

Farklı koşullar altında bu, Flop’u başından edecek barbarca bir hareket olabilirdi.

Vincent: “Bırak beni hemen, bırakmazsan öteki taraftakilere selamımı söylersin.”

Flop: “Tabii, ben de sizinle bir an önce konuşmak isterim ancak bu öyle hemen kısaca özetleyebileceğim bir mesele değil, düzgünce konuşabilmek için biraz zamanınızı almam gereken bir mevzu…”

Vincent: “Konuş demedim, bırak dedim…”

???: “Yaa Abel-chin öyle demesene. Abimin diyeceklerini bi’ dinleyiver.”

Vincent: “――Hık?!”

Başıyla geriye dönüp elini omzundan çekmeyen Flop’a sert sert bakarken önünden bir ses geldi. Bir başka cüretkâr eylem daha gerçekleşmişti, iki el de onu yanlarından tutarak kaldırmaya başladı.

Nefesini tutup öyle yapan, şimdi de koca bir gülümseme sergileyen o kişi Medium O’Connell’di―― Flop ile Medium kardeşler, Vincent’ı gülümsemelerle önden arkadan araya alarak işkence ediyordu.

Medium: “Abel-chin, abimi hep görmezden geliyordun, di’ mi? Abim yaralı, yıpranmış ve her saniyeyi dinlenerek geçirmesi gerekiyor, bu yüzden bencillik etmesen de diyeceklerini dinlesen mi~?”

Vincent: “Saçmalamayı bırak. Hem benimle daha ne kadar daha böylesine laubali konuşacaksınız ki? İşler değişirse hâliyle değerleriniz de değişir. Artık Shudraq Köyünde veya Kale Şehrinde değiliz.”

Medium: “Belki Abel-chin imparatorculuk oynuyor olabilir ama sırf bu yüzden bizi hiçe sayması pek doğru değil bence! Değil mi abicim!”

Flop: “Aynen öyle, canım kardeşim!

Vincent’ın sözleri mantıktan mahrum bu iki kardeşin bir kulağından girip diğerinden çıkmıştı.

Kız kardeşinin coşkulu çağrısının üstüne Flop, aynı derece enerjik bir manevrayla yolcu kabininin kapısını hemencecik açtı. Medium Vincent’ı içeri taşıdı ve kapıyı kapattılar.

Medium, İmparatoru kilitli odaya hızlıca hapsettikten sonra Vincent’ı bıraktı.

Vincent: “Bu barbarca eylemlerden dolayı tek siz değil, yedi sülaleniz sıkıntı çekeceğinin farkındasınızdır umarım?”

Flop: “Hahahaha şansına küs Muhtar-kun, ailede bu iki kardeşten başka kimse yok. Bu tehditler bizi etkilemez yani.”

Medium: “Ah ama abicim, ya yetimhanedekiler? Kan bağımız olmasa da kaçan herkes ailemiz sayılır ki!”

Flop: “Hahahaha, bak bunu söyleyince valla hak verdim! Muhtar-kun, bizi affetmen için n’apmamız lazım acaba!”

Vincent: “――Hemen beni bırakıp uslu uslu durmanız lazım.”

Durum ne kadar vahim olursa olsun, O’Connell kardeşlerin bu tavrı hiç değişmiyordu.

Bir uzayıp bir kısalan Medium varken Flop da yaralanmış gibiydi ama bu ikiliyi böyle görmek onda şüphe uyandırmaya başlamıştı.

İnsanın vücudu kısalıp uzandığında zihne büyük bir yük de çökerdi ama Medium’da bu küçülüp büyümenin getirdiği farkındalıktan eser yoktu.

Flop’un da kendisini ölümün eşiğine getirecek kadar ağır yaralandığını duymuştu ama resmen yaşam doluydu. ――Yoo, aslına bakarsanız boynunda ve yüzünde belirgin bir solgunluk vardı ama makyajla yüzündeki rengi gizliyor gibiydi.

Flop: “Bir tüccar için dış görünüş de oldukça önemlidir sonuçta.”

Vincent: “――――”

Flop: “İstediğini almak ticaretin altın kurallarından biri olsa da maalesef Muhtar-kun’un şu anki isteklerini karşılayamayacağım. Bunu daha da uzatamam.”

Vincent: “Ne saçmalıyorsun sen…”

Flop: “Bana bir mesaj emanet edilmişti. ――Senin sahte İmparator dediğin o kişinin mesajı.”

Saçma şeyler duymayı bekleyen Vincent’in gözleri fal taşı gibi açıldı.

İmparator’u boş kabine kapatan O’Connell kardeşler, Vincent’a bir şey iletmeye çalışıyorlardı. ――Bu ünvanı taşıyan dünyada yalnızca tek bir kişi vardı.”

Tam da bu yüzden――

Flop: “Sözlerine kulak vermen icap eder, Muhtar-kun. ――Daha doğrusu, İmparator Vincent Vollachia Ekselansları.”

Flop ilk defa ciddi bir yüz ifadesi takınmıştı, bu yüzden de Vincent lafın arasına girmemeye karar verdi.

△▼△▼△▼△

――Oburluk Başpiskoposu, Rui Arneb.

Subaru, bu sözleri dile getirirken kalbini gıcırdatan bir titreme hissetti.

Aslında hep elinin altındaydı ama bu tozlu raflardaki tabuya inme cesareti hiç bulamamıştı. İstediği zaman açabileceği Pandora’nın kutusuydu bu, istese yeterdi.

Subaru: “――――”

Bunun koridorda yapılacak bir konuşma olmadığına karar verip geniş yolcu kabinine geçtiler.

Abel’in bu kabini kullanmaya izin vermesi ondan beklenmedik ince bir davranıştı. ――Tabii bu olayın çözümü, İmparatorluk için kritik olduğundan bu inceliği yapması normal sayılabilirdi.

Kabinin içindekiler Emilia Kampından Emilia, Beatrice, Otto, Garfiel, Roswaal ve ek olarak――

???: “Oburluk Başpiskoposu… gerçekten de olur olmadık şekilde sürekli karşımıza çıkıp duruyo’.”

Zarifçe yanağını kaşıyan Anastasia böyle mırıldandı, yanındaki Julius da ağırbaşlı bir sessizlik sergiledi. Bu ikilinin katılımı da ayrıca elzemdi.

Tabii ki de sınırı geçip bunca yolu Subarulara yardım etmek için gelmemişlerdi, asıl sebep Oburluğun verdiği büyük zarardı.

Subaru: “Sorunumuzun merkezi Rui, şu an Rem ve birkaç kişinin yanında. Muhtemelen Anastasia-san ve Julius, Rui’yi zaten biliyordur ama…”

Beatrice: “Tabii ki, doğrusu… Başta şok edici bir sürprizdi açıkçası, sanırım.”

Subaru: “Aynısı… benim için de geçerli.”

Beatrice’in durumu açıklamak için kullandığı “sürpriz” kelimesi az bile kalır gibiydi.

Aslına bakılırsa Subaru, Rui’yle birlikte ışınlandığını fark ettiği gibi ilk olarak Rem’i korumaya çalışmıştı ki bu da onda agresif bir tavır sergilemesine yol açmıştı. Bu da Rem’in onu tehlikeli biri olarak algılayıp ona karşı temkinli davranmasına yol açmıştı.

Emiliaların Rui’yle hangi şartlar altında karşılaştığını bilmiyordu ama ilk temasın epey çalkantılı geçmiş olması işten bile değildi.

Bu yüzden kimsenin fevri bir eylemde bulunmamış olmasına minnettardı.

Subaru: “Kendinizi tutarak çok iyi ettiniz. Eminim ki Otto’yla Garfiel her an tetikte kalmıştır.”

Otto: “Tabii ki. Garfiel’la onu yok etme ya da kısıtlama fikrindeydik. Yapmama sebebimiz de Emilia-sama’nın herkesi ikna etmeye dair çabalarıydı.”

Subaru: “Emilia-tan ha…”

Beklenildiği gibi Otto, radikal tarafın öncüsüydü ama fikirleri ılımlı taraf olan Emilia tarafından yumuşatılmıştı.

Herkes ona doğru bakarken başıyla hafifçe onaylayarak “Evet.” dedi.

Emilia: “Medium-chan tüm gücüyle o çocuğu… Rui’yi savunup koruyordu. Ne denli kaynaştıklarını görünce ani karar vermekten kaçınmak istedim.”

Subaru: “Anlıyorum, Medium-san da öyle yapmış demek…”

Medium’un Rui’yi savunduğunu görünce Subaru, hafif bir rahatlama hissetti.

İlk başta Rui, Medium tarafından sevinçle ve hoşça karşılanmış olsa da Subaru, en son Kaos Alevi İblis Şehrinde Rui’nin Günah Başpiskoposu kimliği açığa çıkınca ikilinin arasında geçenleri gözleriyle görmüştü.

Medium olanlardan sonra yine de Rui’yi savunmuşsa hislerinde Subaru’dan habersiz bir değişim olmuş olmalıydı. Bu da mutluluk vericiydi.

Emilia: “Ben de yaşadım bunları. Onların gözünde Cadıya benzediğimden insanlar benden çoook korkardı. Kimse de benle konuşmak istemiyordu. Bu yüzden de…”

Otto: “Emilia-sama’nın durumunda olay yarı elflere karşı mantıksız ön yargıdan kaynaklıydı. Fakat bu kızda iş farklı. Hem de epey farklı, yaptıkları tamamıyla kendi ellerinden çıktığı için yaşıyor bunları.”

Emilia: “Otto-kun…”

Medium’un savunmasına ek olarak kendisinin Rui’nin tarafını tutma sebebini açıklayan Emilia’ya, Otto epey net ve sert bir çıkış yaptı. Kendisini Emilia’nın dostu olarak tanımlarken Rui’nin düşmanı olduğunu belirtmekten de hiç çekinmedi.

Beraber geçirdikleri yolculuk aslına bakılırsa yolun sonuna kadar olan bir ertelemeden başka bir şey değildi.

Roswaal: “Biraz araya girebilir miyimmm~?”

Otto’nun tutumunun yarattığı o gergin havada, elini oldukça rahat bir tavırla kaldıran kişi Roswaal oldu. Subaru bakışlarıyla konuşmasını işaret etti, Roswaal da mavi gözünü kapayarak…

Roswaal: “Ram, Anastasia-sama ve ben sonradan geldik sonuçtaaa~. Bu kızın, Rui’nin nasıl davrandığını cidden bilmiyoruz da… şüphe uyandıracak bir şey yaptı mı ki? Garfiel gözü, kulağı ve burnuyla onu baştan aşağı yokluyordu sonuçtaaa~, değil mi?”

Garfiel: “Yani baştan aşa’ falan da yapmadım aslında ama Otto abime katılıyo’m. Bu yüzden büyük savaşa kadar gözüm üzerindeydi ama…”

Roswaal: “Nafile oldu diyorsun yani. Öyleyseee~ tam olarak neye dayanarak bu kızın tehlikeli bir Günah Başpiskoposu olduğunu öne sürebiliyorsunnn~?”

Otto: “Beatrice-chan’la benden dolayı. Pristella’da kendinin Oburluk Başpiskoposu olduğunu öne süren Rui Arneb’le karşılaştık. Sonrasında bacaklarımı oyuvermişti, unutmam mümkün değil.”

Roswaal, Rui’yi bilip etmeyenleri temsil ederek böyle bir açıklama yaptı ve Garfiel ile Otto da bu konu hakkındaki bilgilerini öne sürdüler.

Otto’nun bacağına aldığı darbe, uzun bir süre onu saf dışı bırakan bir yara olmuştu.

Otto’nun özellikle Rui’ye karşı temkinli davranması mantıksız sayılmazdı.

Julius: “Uçbeyinden sonra araya girdiğim için özür dilerim ama benim de bir şey söylemem mümkün mü?”

Roswaal’ın sorusu cevaplandığı gibi Julius tartışmaya katıldı.

Oburluk hakkındaki bu konuşmanın başından beri huysuz bir yüz ifadesi yapan Julius, gözünün ucuyla kendinden daha da ümitsiz duran Subaru’ya bakarak…

Julius: “İlk önce şunu doğrulayayım. Ejder arabasındaki Rui isimli bu kızın, Oburluk Başpiskoposu Rui Arneb ile aynı kişi olduğuna emin miyiz?”

Emilia: “――? Derken?”

Julius: “Emilia-sama ve Ram Hanım fark etmiş olmalı. Oburluğun, yedikleri kişilerin güçlerini kopyalayabilmek için kurbanların vücuduna dönüştüğü durumlar var. Başka bir deyişle…”

Anastasia: “Yani şu Oburluk Başpiskoposu dediğimiz Rui’nin kendi değil de diğer Başpiskoposlar tarafından yenmiş biri olması ihtimalini mi diyo’n?”

Emiliagiller, Julius’un bu varsayımına karşı şaşkın bir yüz ifadesi takındılar.

Oburluğun doğasını bir düşününce bu tahmin imkânsız da değildi tabii. Oburluk sindirdiği kişinin şekline bürünebildiği için yenilen asıl kişinin bir yerlerde hâlâ yaşıyor olması mantıklı olurdu.

Durum buysa Rui’nin varlığı Oburluktan ayrı tutulabilirdi.

Fakat――

Subaru: “…Yoo, muhtemelen o ihtimal yok. Rui, zannımca yediği kişilerin yeteneklerini kopyalıyor. Oburluk Otoritesi yüzünden olmalı.”

Julius: “Anlıyorum. Yanıltıcı yorumumdan dolayı özürlerimi sunarım.”

Julius gözlerini kapayıp özür diledi ve Subaru başını sağa sola salladı.

Julius’un suçu değildi. Fikri doğru çıksaydı Subaru şu an olduğu kadar sıkıntı da olmazdı ama şu an sorunun etrafında dolana dolana çıkarılan derme çatma çözümlerin vakti değildi.

Şu an lazım olan şey rastgele bir çözüm değildi, durumu kabullenmekle beraber gelen bir çözümdü.

Rui; Subaru’yla birlikte Vollachia İmparatorluğuna ışınlanmıştı ve yine de ona kötü davranmasına rağmen Subaru’ya yardım etmek uğruna yaralanmış, hatta hayatını ortaya koyarak elinden geleni yapmıştı.

Herkesin bildiği o Rui’nin, Oburluk Başpiskoposu Rui Arneb olduğu kesindi. Gelmekte olan savaşa karşı herkesin bunu kabullenmesi elzemdi――

Subaru: “――. Rui’yle yüzleşmeden önce ilk olarak bu İmparatorluğa Rem’le birlikte gönderildiğimde onunla neler yaşandığını anlatayım.”

Herkes: “――――”

Herkes sessizce bakışlarını ona çekti.

Güvenilir dostlarının bakışları altında Subaru, kaçınılmaz bir bunalma hissetti. Sanki sınavlar açıklanıyor ya da sınavların cevapları veriliyordu.

Bu durum, Rui’nin kelimenin tam anlamıyla dostları tarafından benimsenmesi ve gerçek yüzünü gösterebilmesi için girilmesi gereken bir sınavdı.

Emilia: “Subaru, aceleye gerek yok.”

Emilia nazikçe yaşanacaklara karşı kendini hazırlayan Subaru’yu yatıştırdı. Yanındaki Beatrice de onaylarcasına elini uzatıp sıkıca tuttu.

Nazikliklerinden güç olarak Subaru, derin bir nefes alarak konuşmaya başladı.

Subaru: “Fark ettiğimiz ilk şey doğunun ötesindeki kocaman bir ormanın yanında olduğumuzdu――”

△▼△▼△▼△

Kelimeleri olabildiğince kısa ve öz bir şekilde seçerek açık çık konuşmayı amaçlamıştı.

Fakat anlattıkları fışkıran bir şelale gibi akıp gidiyor ve ona, bu kadar kısa sürmesine rağmen bu günlerin önem dolu anlarla dolup taştığının farkına varmasını sağlıyordu.

Mesela devasa miktarda şıp diye yaşanıp bitmiş sorunlar vardı.

Tüm bu olagelmiş kazalar Subaru, Rem ve yoldaşlarının hayatını tehlikeye atmıştı ki doğal olarak, Rui de kaçınılmaz olarak bu kişilerden biriydi.

Doğal olarak. ――Evet tüm bunlar kesinlikle doğaldı.

Sonuçta Rui başından beri Subaruların yanından bir an olsun ayrılmamıştı, Rem ona ne kadar şefkat gösterdiyse Subaru ondan bir o kadar nefret etmişti. Tüm bu soğuk tavırlara rağmen Subaru’nun peşinden ayrılmaya hiç niyeti de olmamıştı.

Yani――

Subaru: “――Rui ve ben, Yorna-san’la bir olarak Olbart-san’ı yenebildik. Biraz hile kullanmış olabiliriz gerçi. Oyunu saklambaçtan yakalamacaya çevirdik sonuçta.”

Herkes: “――――”

Subaru: “Ondan sonra da Kaos Alevinde duymuş olabileceğiniz inanılmaz bir şey yaşandı. Oranın sakinleri mucizevi bir şekilde hayatta kalıp Abel’e isyanı için ona katıldılar. Bense orada bilincimi kaybedip kendimi başka yerde buluverdim… Oradan sonrasında Rui’nin ne yaptığnı siz daha iyi bilirsiniz herhâlde, di’ mi?”

Emilia: “――. Evet. Yerle bir olmuş Guaral’a döndüklerinde Abelgillerle karşılaştık ki o olay hemen sonra oldu zaten.”

Emilia, Subaru’yu onaylayıp başını salladı. Açıklamasını bitiren Subaru derin mi derin bir nefes aldı.

Çok zaman çalmak istememişti aslında ama tüm hikâye bir saat sürmüştü. Dostları lafı bölmekten çoğunlukla kaçınıp dikkatlice dinlediği için sevinmişti.

Hikâyenin Subaru’nun bakış açısından anlatılmış olması kaçınılmazdı ama elinden geldiğince kendinden bağımsız olarak anlatmıştı.

Bunu aklında tutarak――

Subaru: “Dediğim gibi Rui benimleyken hiç şüpheli şeyler yapmadı. Muhtemelen Rem’den de hikâyeyi aynı şekil duyarsınız.”

Otto: “Ona kuşkumuz yok. Cidden şüpheli olduğunu düşünsek Ram-san, onu Rem-san’ın bir metre yakınına sokmazdı zaten.”

İş aileye, özellikle de Rem’e gelince Ram’ın dikkatinden bahsetmeye gerek bile yoktu.

Zaten Pleiades Gözcü Kulesinde Oburluk Başpiskoposu Ray Batenkaitos’u alt etmesindeki en büyük etken, onun kendisiyle Rem arasındaki bağa karışmış olmasıydı.

Kardeşi için her şeyi yapabilecek Ram, onu hatırlamıyordu.

Rui’den azıcık tehlike kokusu alsa onu daha yeni uyanmış Rem’in yanında anca rüyanızda görürdünüz.

Anastasia: “…Senin için ne kadar zorlu olduğunu az çok anladık, Natsuki-kun.”

Şu ana kadar usul usul dinleyen Anastasia, parmağıyla alnını ovuşturarak Subaru’nun yolculuğunun ne kadar sıkıntılı olduğunu onayladı.

Onun gibi zeki bir kadın için bile art arda gelen ve bolca bilgi içeren bunca olayı kavrayabilmek epey çaba ve zaman gerektirirdi. Bir şekilde tamamını yuttuktan sonra Anastasia, parmağını alnından çekti ve――

Anastasia: “Sana n’olduğunu merak ediyo’m Natsuki-kun. İblis Şehrinde bilincini kaybettikten sonrasını diyo’m ama asıl konumuz olmadığı için şimdilik bir kenara ata’k.”

Subaru: “Aynen. Şu an önemli olan Rui. Dediğim gibi işte, Rui şimdilik tehlikeli tarafını göstermedi. Bir de Yıldız Gözlemcisi Ubilk’in kehaneti var… O da bir etken. Bu yüzden bir sonraki savaşımızda Rui de bizimle――”

Anastasia: “――Asıl mesele senin şu anlattıklarınla ilgili, nereden taviz verip orta yola ulaşca’n bakalım?”

Onun bu sessiz nidası Subaru’yu işte böyle düşüncelere daldırdı.

Düşüncelerini dile getiren Anastasia, alnını ovuşturduğu parmağını dudaklarına nazikçe koydu. Zekâsını yansıtırcasına canlı deniz mavisi gözleri devam ederken Subaru’nun kalbini yakaladı.

Anastasia: “Kendi lehimize her şeyi kullanma fikrine karşı değilim Natsuki-kun. Augria Kum Tepelerinde bize yardım eden Meili-san bile aslında düşmanımızdı. Böyle ayrımlar yapıyorsak aynı şekil o kıza da yapacağız.”

Subaru: “Yani olay… aynı işte, di’ mi? Meili’yle Rui aynı konumdalar.”

Anastasia: “Hayır, değiller. ――Senin dışında herkes de böyle düşünür, Natsuki-kun.”

Subaru: “――Hık.”

Böyle bir iddiayla karşılaşınca Subaru şaşkınlık içinde diğerlerine baktı.

Anastasia’nın sözcükleri Subaru’nun zihninde yankılanırken karşı çıkacak birini bulma umuduyla hepsinin yüzüne baktı.

Fakat hiçbiri Subaru’nun beklentilerini karşılamadı.

Subaru: “Millet… Hık.”

Otto: “Madem kimse demeyecek ben diyeyim.”

Herkes ciddi bir ifade takınmış hâldeyken Otto elini kaldırarak tutumunu değiştirdi.

Fakat tutumunu değiştirme sebebi duygusuzluktan değil de konuşmanın başından beri sürdürdüğü sakinliğinden dolayıydı.

Ne bakışları ne de sesi kesinlikle Subaru’dan yana değildi.

Otto: “Anastasia-sama’ya katılıyorum. Onunkiyle Meili-chan’ın durumu farklı. Aynı konumda değiller.”

Subaru: “Otto!”

Otto: “Kimse söylemeye yeltenmediğinden ben işi devralıp söyleyeyim. ――Çünkü o bir Günah Başpiskoposu.”

Otto, kazara sesini yükselten Subaru’ya sakin bir tonla cevap verdi.

Subaru’nun sorusunu ön gören Otto’nun cevabı, kimsenin Subaru’dan taraf olmamasının gayet de sebebiydi.

Beatrice: “Subaru, Betty senin tarafında olmak istiyor, doğrusu. Subaru o kız… Rui, şu an kötü niyetlerinden arındı dese Betty buna da inanır, sanırım. Ama…”

Roswaal: “Olay Oburluğun kurbanlarından birinin de bizim olmamızzz~. Verilen hasarın ne denli ortada olduğundan bahsetmiyorum bileee~. Kim bilir daha ne kadar potansiyel kurbanımız var, di’ miii~?”

Julius: “Bilebilmenin bir yolu yok tabii ama… kendilerini kaybeden, başkaları tarafından unutulan ve geri dönebilecekleri kimse olmadan hayata tutunamayanların acı pişmanlığı… İşte bunu hayal edemiyorum bile.”

Subaru’yu her anlamda düşünen Beatrice’e; Roswaal ve Julius’un bu sözleri, Oburluğun acımasız yeteneğine maruz kalmış ve bu acıyı bizzat tatmış kişilerin en samimi düşünceleriydi.

Subaru: “――――”

Roswaal ve Julius haklıydı, zira etkilendiklerinin farkında olanların durumu nispeten daha iyiydi.

İsimlerini ya da Anılarını unuttuklarından dönecek kimsesi kalmamış, kurtulamayacak hâlde çaresizlik içinde boğulan birçok kurban olmalıydı.

Tam olarak bu yüzden bu insanları bu hâle getiren Oburluk Başpiskoposu――

Emilia: “Olay, insanların o kıza inanmaması değil.”

Subaru: “Emilia…”

Emilia: “Daha çok… o kızı affedemeyecek olmaları.”

Subaru’nun açıklamalarında bir eksiklik yoktu, duygularını da iyi şekilde ifade etmişti.

Emilia’nın kaşlarını çatarak söylediği bu sözcükler, kalbini paramparça ederek asıl problemin bu olmadığını teyitlemişti.

Rui’nin Subaru’yla geçirdiği günleri ve Subaru ortadan kaybolduktan sonra yaşananları öğrenen Emilialar; “şimdiki” Rui’nin onlara kötülük yapacak biri olmadığının elbette ki farkındalardı.

Tüm bunların bilincinde olsalar da asıl sıkıntı, “geçmişteki” Rui’nin işlediği o amansız günahlardı.

Anastasia: “――Geçmişte yaptıkların öylece silinip gitmez ki”

Subaru: “――Hık.”

Anastasia sessizce bu kelimeleri mırıldandı.

Bu, bir zamanlar Natsuki Subaru’yu donduran ve paramparça eden o umutsuzluğun ta kendisiydi.

Bu sözün ona söylenmiş olduğu gerçeği yalnızca kendinin bildiği bir şeydi. Başka bir olay örgüsünde yine Anastasia’nın ağzından aynı şeyleri duymuştu.

Anastasia: “Natsuki-kun bize o çocuğun zararsız olduğunu ne kadar söylerse söylesin; verdiği zararlar yok olup gitmeyecek, geri alınmayacak. Çünkü kurbanlar hâlâ kurban… Bu, kendi çıkarın uğruna silip atabileceğin üstünkörü bir sorun değil.”

Subaru: “——Hık.”

Anastasia: “Zaten, bugüne kadar yediği İsimleri de Anıları da geri vermesi gerekmez mi? O olmadan konuyu daha fazla ilerletelim desen bile Natsuki-kun, sen bile buna ikna olmazsın, değil mi?”

Anastasia’nın keskin sözleri kaskatı kesilmiş Subaru’yu durmadan delip geçmeye devam ettiler.

Tüm dediklerinde haklılardı ama asıl can yakan şey sondaydı―― Çalınan Anılar ve İsimler geri verilmediği sürece Rui’nin kaderine karar verecek temele bile sahip olamayacaklardı.

Emilia’nın da belirttiği gibi “Affedemezler” noktasına bağlanan asıl unsur tam olarak buydu.

Roswaal: “Yani, İmparator Ekselansları Subaru-kun’un duyduğu kehanetin farkında olmalııı~. Şu kızla, Rui’yle birlikte savaşmayacağız falan demek pek de gerçekçi değil, değiiil~ mi?”

Garfiel: “Ha? Ne demeye çalışıyo’n? Adamakıllı konuş.”

Roswaal: “Öfkeni bana kusman beni zor durumda bırakırrr~ ama… Bu konuşma nasıl biterse bitsin, o kızı yanımıza alma planı değişmeyeceeek~. Sonrasında ona ne yapılacağı tabiiii~.”

Subaru: “Ne yapılacağı mı?..”

Açıkça konuş denmesine rağmen hâlâ lafı evire çevire anlatan Roswaal’ı dinlerken kalbi sabırsızca atıyordu. Subaru’nun sabırsız bakışlarına karşı Roswaal, omuz silkti ve konuşmaya devam etti.

Ve dedi ki――

Roswaal: “Yani, o kıza ne vaat edeceğiz de bize yardım edeceeek~. Mesela―― ona İmparatorluktaki bu krizi atlatma karşılığında af sözü verebiliriz. Sonrasında da suçlarını uygun cezasıyla çektiririz. Sıkıntı çıkmasını istemiyorsak en iyi bu şekil çözebiliriiiz~.”

Garfiel: “――Hık, taşak geçme lan!”

Roswaal’ın aşağılık planına karşı Garfiel, sivri dişlerini gıcırdatarak çıkıştı. O delici bakışlarını Roswaal’a sabitleyerek bağırdı…

Garfiel: “Kendileri iblis diye, biz de mi onların seviyesine inelim lan?! Olması mümkün olmayan bir vaat falan vermem ona! Siksen kabul etmem bunu!”

Roswaal: “Oo, öyle mi? Otto-kun da aynı şeyi düşünüyordu aslında…”

Garfiel: Otto abimle kendini bir tutma lan!”

Otto: “――. Uçbeyi çoğunluğun adına konuşuyor. Günah Başpiskoposlarına af gelemez. Ya da şöyle diyeyim…”

Demeden Otto, bir anlığına durdu ve gözlerini Subaru’ya dikti.

Subaru, bakışlarının altında yutkundu ve Otto acımasızca devam etti.

Otto: “Natsuki-san, sakın bana Günah Başpiskoposlarının affedilmesi için fırsat kolladığını söyleme.”

Subaru: “――Hık, öyle bir şey yaptığım yok. Bu dünyada affedilemeyecek kadar kötüler var. Cadı Tarikatı’nın Günah Başpiskoposları da kesinlikle onlara dâhiller.”

Petelgeuse, Regulus, Roy’la Ray kardeşler, Sirius, Capella; Subaru’nun karşılaştığı her Başpiskoposu istisnasız olarak geri dönüşü olamayacak kadar kötülerdi.

Onlar kendi tutkuları uğruna insanları feda etmekten çekinmeyen varlıklardı.

Fakat――

Otto: “――Ancak Rui Arneb farklı mı diyorsun yani?”

Subaru: “Y-Yani, şey…”

Otto’nun sorusu Subaru’nun kalbinin derinliklerine oturdu.

Başpiskoposlar affedilemezlerdi. Bu sadece Otto’nun da değil, herkesin kırmızı çizgisiydi ki Subaru bunu anlıyordu.

Fakat Otto’nun dediği gibi Rui’yi başka kategoriye koymak, kesinlikle çok garipti.

Subaru: “――――”

Etraftaki herkesin bakışlarına maruz kalan Subaru, yeniden kendini sorgulamaya başladı.

Subaru, Rui’ye ne yapmak istiyordu ki? Anılar Koridorunda birbirilerine epey kin gütmüşlerdi ve Subaru, ona Ölümden Dönüş sonrası acısında kavrulurken yardım etmemeyi seçmişti. Bu seçiminin de gayet arkasındaydı. Yine olsa yine aynı şeyi kesinlikle yapardı.

Fakat bunlarla birlikte, Vollachia İmparatorluğunda zorlukları birlikte göğüslediği Rui’yi de çok iyi tanıyordu.

Defalarca kendisi için hayatını riske atıp öldüğüne şahit olmuş ve bunu kesinlikle ruhuna kazımıştı.

Onca şey sonrası Subaru’nun dikkati, Rui’nin samimiyeti karşısında eriyivermişti ki bu ——

Emilia: “Nasıl?..”

Subaru: “――――”

Birdenbire, Subaru derin düşüncelerde dalmışken kendisine fısıltıyla bir soru iletilmişti.

Gözlerini açtı ve kendini Emilia’nın ametist rengi gözlerinde buldu. Uzun kirpikli göz kapaklarını kıstı ve aynı soruyu yeniden sordu.

Sordu da sordu――

Emilia: “Nasıl oldu da bunu düşünür hâle geldin, Subaru?”

Subaru: “Nasıl, derken…”

Emilia: “Oburluk Başpiskoposuna hiiiç de katlanamazdın, değil mi Subaru? O kızı asla affedemeyeceğini düşünüyordun. Peki ya, şimdi ne değişti?”

Subaru: “Çünkü şey… dedim ya işte. O kız… Rui, İmparatorlukta… bizimle…”

Birçok zorluğa beraber göğüs germişlerdi ve Rui, cesurca Subaru’yla Rem’i korumaya çalışmıştı.

İmparatorlukta yaşananlar, Subaru’da Anılar Koridorunda karşılaştığı o affedilemez düşmana hissettikleriyle eşit derece, belki de daha yoğun bir iz bırakmıştı. İşte tam da bu yüzden…

Bu yüzden Natsuki Subaru’nun Rui’ye karşı hisleri değişmişti.

Julius: “Subaru, acı gerçeği bir kez daha hatırlatayım.”

Julius, Emilia’nın sorusunu kekeleyerek cevaplamış Subaru’ya bunu kısık bir sesle söyledi.

Söze sert bir şekilde başlaması Subaru’yu kendini hazırlamasına sebep olmuştu. Subaru kendini hazırladığında da Julius, sol gözünün altındaki yarayı parmağıyla gösterdi ve ona seslenerek

Julius: “Bu dünyadaki hiçbir insan, Rui Arneb olarak bilinen Oburluk Başpiskoposunu affetmeyecek. Krallık ya da İmparatorluk fark etmeksizin, bunun tüm dünyanın ortak görüşü olduğunu söyleyebiliriz.”

Subaru: “――――”

Julius: “Dünyanın bir diğer ucuna kaçsa dahi, orada bile kimse onu affetmeyecektir. İşlediği günahları çekecek. Zaten bir Başpiskoposun işlediği günahlar ancak hayatlarıyla ödenebilir.”

Bu dediği acı gerçeklerde tek bir yalan bile yoktu.

Julius yanlış anlaşılma olmasın diye bunları özellikle net ve güçlü bir şekilde söylemişti.

Rui Arneb’in bu dünyada yaşayıp affedilebileceği hiçbir yer yoktu.

Bu ağır lafların karşısında Subaru, dilini yutmuş hâlde kalmıştı.

Fakat――

Julius: “Aynı şekilde ben de Başpiskoposlara ölümden başka bir şey dilemiyorum. Dünyanın düşmanı gördüğümüz bu varlıklara Ölümden başka da hiçbir şey yakışmaz zaten. Tüm ruhumla diyebileceğim tek şey bu.”

Subaru: “…Eh?”

Otto: “JULİUS JUUKULİUS!!”

Julius’a dik dik bakarak sesini hunharca yükselten kişi Otto’ydu.

Subaru, bu kelimelerin ardındaki anlamı anlayamadığından birbirini delercesine bakışlar atan Otto ve Julius’un yanında bakakalmıştı.

Julius’un bakışları acı doluyken Otto’nunkilerse nefret doluydu, gözleriyle birbirilerini amansız bakışlarla yaralıyorlardı.

Otto: “Şu dediklerin senin gibi, olayın dışındaki biri için inanılmaz bencilce!..”

Julius: “Kusuruma bakma ama bu konuya bakışını düzelteyim. Ben de ilgili taraflardan biriyim. Fikirlerimi belirtebilecek bir konumdayım, izin ver de hakkımı kullanayım.”

Otto: “――Hık!”

Dişlerini gıcırdatan Otto’nun Julius’a karşı bakışları daha da keskinleşti.

Savaş gücü bakımından eline su dökemeyeceğinin farkında da olsa bakışlarının keskinliği hiç de değişmiyordu. Julius da Otto’nun bu sarsılmaz iradesi karşısında tek gözünü kapattı ve derin bir nefes aldı.

Subaru: “Başpiskoposlara Ölümden başka bir şey yakışmaz…”

İkili arasındaki anlaşmazlık arasında Subaru, beyni uyuşmuş gibi hissederken bunları mırıldandı.

Julius ne ima etmişti, kıvrak zekâ Otto neden çıkışmıştı? Subaru sözlerin arkasındaki anlamı anlayamamıştı.

Başpiskoposlara Ölümden başka bir şey yakışmaz denmişti. Dünya, Rui Arneb’i affetmeyecekti.

Dünya; Başpiskoposu, Rui Arneb’i, affetmeyecekti――.

Subaru: “――Ah.”

Beatrice: “Subaru, konuşma sırası Betty’de, doğrusu.”

Düşünceler âleminde hafifçe dolanırken Beatrice sözü aldı.

Ayırt edici şekilli gözleriyle Subaru’ya doğru bakarak

Beatrice: “Betty, Pristella’da Başpiskopos olan Rui’yle karşılaştı, sanırım. Sonrasında İmparatorlukta denk geldiğimizde o kız hakkında Betty’nin düşüncesi şöyle, doğrusu: ――Sanki tamamıyla farklı biri olmuştu, sanırım.”

Subaru: “――――”

Beatrice: “O kız, Betty’nin görüp tanıdığı Başpiskopostan farklıydı, doğrusu. Subaru’nun bakış açından nasıldı ki, sanırım. Başpiskoposla bizzat yüz yüze konuşan Subaru’nun bakış açısından, doğrusu.”

Beatrice’in nazik ama kaçınılmaz lafları ona kendini sorgulattı.

Kastettiği şeyi anlamıştı. Subaru için bu, kabullenmek istemediği için kabullenmediği bir şeydi.

Şu anki “Rui” ve Anılar Koridorunda karşılaştığı Rui Arneb, tamamıyla farklı kişiler gibiydi.

Fakat Rui’nin şüphesini reddettiği zaman dediği gibi, “Rui” Otoritesini kullanıyordu. Aynı Oburluğun kullandığı gibi, yediği kurbanların özel yeteneklerinden istediği gibi yararlanabiliyordu.

“Rui” hâlâ Oburluk Otoritesine sahipti ama zihni yeniden doğmuş gibiydi.

Sanki şey gibiydi――

Subaru: “Anılarımı kaybettiğim zamanki benim gibi.”

Eğer olay kesin böyleyse “Rui” bunca zaman bundan mı muzdaripti?

Aynı Subaru’nun “Natsuki Subaru”nun yansımasını kovalarken sıkıntıya girdiği ve etrafındaki kimseye güvenemeyecek kadar tükendiği zamanki gibi, Rui de yardım çığlıklarıyla feryat mı ediyordu?

Buna rağmen “Rui”, yine de Subaru’yla Rem’e yardım etmişse ve buraya kadar gelebilmişse…

Öyleyse――

Emilia: “――Aslında, bunca zamandır düşünüyordum da… kötü bir şey yaptığında geri almak için artık çok geç değil midir, diye.”

Subaru: “Emilia…”

Emilia: “Özür diler, telafi edersin ama yetmediği söylense bile özür dilemek de telafi etmeye çalışmak da içinden gelmez olur, di’ mi? Ben de işte bundan kaçınmanın bir yolunu arıyordum da… böyle müthiş bir çözüm bulmak pek de kolay değil. Ama…”

Subaru: “Ama?”

Emilia: “İşe yarayabileceğini düşündüğüm tek bir tane yöntem var. Subaru’nun bana öğrettiği bir yöntem.”

Emilia elini göğsüne koydu ve hislerini tamamıyla aktarabilmek için kelimeleri dikkatle seçti.

Subaru’nun, ona nazikçe bakan Emilia’nın ne diyeceği hakkında hiçbir fikri yoktu.

Emilia: “ ‘Onu affetmeyeceğim’ demektense artık ‘o da mutlu olsun’ demek.”

Subaru: “――――”

Emilia: “Bir sürü ama bir sürü kişi ‘o da mutlu olsun’ diyebilmeli. Bizim o kızı affedebilmemiz için bize bunu hissettirmesi gerektiğini düşünüyorum.”

Emilia’nın sözcükleri Subaru’nun kalbinin içinde yavaşça ve hafifçe yayıldı.

Kötüleri affedebilmek için bir yöntem. Kötü işleri affetmeye yarayan bir yöntem… Özür dilemenin de telafi etmenin de ötesinde olabilecek bir hidayet, işte Emilia’nın içtenlikle düşündüğü çözüm buydu.

Subaru’nun yaptıklarını gözlemleyerek mi görmüştü bunu, yoksa bir ara mı öğretmişti, bilmiyordu.

Ama bu söz, Subaru’nun kalbine sımsıkı çakıldı.

Subaru ne diye bir Başpiskoposu, “Rui”yi bu kadar kafaya takmıştı ki?

Böylelikle――

Anastasia: “Bi’ kez daha aynı şeyi sorayım.”

Emilia’nın dediklerini ve Subaru’nun baygın iç çekişini duyan Anastasia, lafı aldı.

Boynuna sarılı Eridna’yı okşarken sırasıyla Subaru ve Emilia’ya baktı ve konuşmaya başladı.

Anastasia: “――Şu masalınızda daha ne kadar daha taviz vermeyi düşünüyo’nuz?”

İşte böyle dedi.

△▼△▼△▼△

???: “Aau?”

Rem, kendisine meraklı meraklı bakan Rui’nin yanaklarını sıkarken uzun, derin bir iç çekti.

Rem’in bu tepkisi, Rui’nin yanakları sıkılırken yüzünde daha da kafası karışık bir ifade yapmasına neden oldu.

Rem, kızın tavrına bakınca onu endişelendirmiş olabileceğini düşündü.

Endişelendirmiş de olsa――

Rem: “Haah…”

???: “Epey sıkıntılı bir şekilde iç çektin, Rem. Bir şey mi oldu?”

Rem: “Nee-sama…”

Derince iç çektiği gibi yanından nazik bir ses kendisine seslendi.

Sesin sahibi yolcu kabinine dönmüş Ram’dı ve çay hazırlamıştı. Arkasında da beraber geldiği boynuzlu kız―― Tanza vardı. Rem ismini hatırlamakta zorlansa da Tanza’ydı o.

Rem’in bakışlarını fark eden Ram, başını salladı ve “Hah” diyerek…

Ram: “Boş boş duruyormuş gibiydi, o yüzden onu da ‘yanımda getireyim bari’ dedim.”

Tanza: “Boş boş durduğum falan yoktu aslında…”

Ram: “Öyle mi? Şu boşboğazların yanından ayrılınca yüzünde epey bir hoşnutsuzluk vardı aslında. İmparatorlukta kadınları ve çocukları korumak adına savaşmak diye bir şey varmış en azından. Ram bu tiplerin daha aptal olduğunu sanmıştı.”

Rem: “N-Nee-sama biraz ileri gittin gibi…”

Rem, yanakları ablasının patavatsız beyanına karşı biraz gerildi.

Ablasıyla tam anlaşabilmek hâlâ epey zaman alsa da ruhunun derinliklerinden gelen cazibe samimi olduğundan Rem, Ram’ın her hareketinde kalbinin kıpır kıpır olduğunu hissedebiliyordu.

Tabii Tanza, Ram’ın dediklerinden pek de hoşnut görünmüyordu.

Tanza: “Cecilus-sama başta olmak üzere, Taburdaki herkesin aklı biraz düz çalışsa da içlerinde Vali gibi zeki olanlar da var.”

Rem: “Demek öyle. Ee, seni geride tutan o zeki Vali miydi o zaman?”

Tanza: “――. Hayır, dinlenmemi söyleyen Schwartz-sama’ydı.”

Rui: “Uu.”

Ram’ın aksi cevabına hafifçe dudaklarını büzerek karşılık veren Tanza olmuştu. Tam o anda Rem’in ellerinin arasındaki Rui, Rem’in elinin sıkılaşması yüzünden inledi. Hemen devamında yanakları Rem tarafından sıkılan Rui, ellerin uyguladığı baskı arttığından inlemeye başladı.

Rem içinden “Aman!” derken Rui’ye “Özür dilerim” diyerek özür diledi.

Rem: “Dalıp gittim anlık. İyi misin, Rui-chan?”

Rui: “Auu… Uau?”

Rem: “…Yok, ondan değil.”

Rui: “Uu.”

Yanakları hâlâ tost edilen Rui, Rem’in cevabını duyduktan sonra ona kuşkulu bir bakış attı.

Rui’nin bakışlarından kaçınırken gözleri, çay koyan Ram’ın gözleriyle buluştu. Rem’in önüne bir fincan sıcacık, güzel kokulu çay koyarken

Ram: “İmparatorluğun özel ejder arabasında da olsak beklediğim kadar çay yaprağı yokmuş. Tadı öyle müthiş olmasa da vücudunu ısıtır en azından.”

Rem: T-Teşekkür ederim. Bir yudum alayım.”

Ram: “Ee? Barusu sana kabaca bir şey mi yaptı?”

Rem:Püüğfff.

Rui’nin yanaklarını sonunda bırakıp çaydan bir yudum alayım dediği gibi çayı püskürttü. Rem hemen fincanı geri koyarken Rui, kıyafetinin koluyla yüzünü silmeye çalıştı.

Rem: “İyiyim iyiyim, Rui-chan… Iım, o nereden çıktı, Nee-sama?”

Ram: “Direkt dediğim gibi. Barusu genelde kaba ve düşüncesiz davranır. Varsayımda bulundum tabii ama Rem’in bu kadar üzüntülü görünme sebebi budur herhâlde dedim.”

Rem: “Nereden baksak bunda da biraz ileri gittin gibi…”

Başka bir deyişle varsayım, varsayım olarak kalmıştı. Bu yüzden Rem de Rui yüzünü silerken rahatlarcasına iç çekti.

Rem fincanına uzanırken önünde bacak bacak üstüne atmış Ram, ona dik dik baktı.

Rem’in de bu sessizliğin baskısı altında pes edip itiraf etmekten başka çaresi kalmadı.

Rem: “Şey, Emilia-san hakkında…”

Ram: “Emilia-sama mı? Aynen, Emilia-sama da bir bakıma bazen cahil ve düşüncesiz olabiliyor, değil mi? Bu yüzden mi Rem’in yüzü asıktı?”

Rem: “H-Hayır, ondan değil! Ben, şey… O şahısla, Natsuki Subaru denen o şahısla arasındaki ilişkiyi merak etmiştim de, yani Emilia-san’ın…”

Sesinin tonu düşmüş de olsa Rem, olabildiği kadar sakince sorusunu sormayı başardı.

Fakat Rem bu sefer, konu seçiminin Ram’ın açık kızıl gözlerini kısmasına yettiğini fark edemedi.

Fakat açıkgözlü ablası sessizce “Anlıyorum.” diye mırıldanarak…

Ram: “Hım, Ram’ın Barusu’yu lime lime parçalaması lazım yani. Ee, gel de beraber yapalım.”

Rem: “Nee-sama?!”

Ram: “Hehe, abla kardeş takılmış oluruz hem. Barusu da ara sıra işe yarayabiliyormuş meğersem.”

Hafifçe sırıtan ablası büyüleyici bir güzelliğe sahip olsa da ağzından çıkanlara bu yorumu yapmak zordu. Ram’ın bu beyanını duyduktan sonra boynuz gösterecek kişi Tanza olacaktı.

(Ç.N: Yazar burada küçük bir kelime oyunu yaparak Tanza’nın boynuzlarına atıfta bulunmuş. Ben de diş göstermek deyimini boynuz göstermek olarak değiştirdim.)

Kendisine demlenmiş çaydan bir yudum aldı, tadına da şaşırıp “Oha(?)” diyerek

Tanza: “Fazla mantıksız bir düşünce değil mi bu? Barusu… dediğiniz kişi Schwartz-sama, anladığım kadarıyla. Eğer Schwartz-sama’ya el sürerseniz ben ve taburda kim var kim yok sana merhamet göstermeyiz.”

Ram: “Ne cesur bir cevap öyle… Tanza, kaç yaşındasın sen?”

Tanza: “――? On ikiden gün alıyorum.”

Ram: “Öyle demek. Şimdi taşlar oturdu.”

Tanza: “Siz kendi kendinize bir şeyleri anladınız diye biz anlamış olmuyoruz.”

Rem, memnuniyetsiz Tanza’nın görüşüne katıldı.

Ram neden Tanza’nın yaşını öğrenince bir kanıya vardı ki? Ayrıca Ram, Rem’in sorusuna cevap verdi mi ki?

Iı, Emilia’yla Subaru arasında ne tür bir ilişki var ki?

Rem: “…İnanılmaz sıkı fıkılardı.”

Dedikten sonra bir anda yüzüne “Ee, n’olmuş?” denseydi Rem, muhtemelen “Ha?” der yerinde kalırdı ama şu an cidden Rem’in aklında o ikilinin ilişkisi hakkında birçok fikir dönüp dolaşıyordu.

Bu yüzden de Rem, kendi işlerine bakabilmek için bu konuyu hızlıca çözmeyi tercih ederdi.

Yani Rem’in işleri derken―― Her neyse, Rem’in işleri işte.

Rem: “Aynen öyle. Bu saçma konuyu hemencecik çözeyim ki daha büyük problemlere bakabileyim. Ne eksik ne fazla.”

???: “――Rem, bi’ dakikan var mı?”

Rem: “Ha?!”

Rem güçlü bir sarsıntıyla kendi kendine olduğu yerde ayağa kalktı. Hâliyle de kucağındaki Rui’yi fark etmeden eline aldı.

Rem, şaşkınlıkla “Auu!” diye bağıran Rui’yi kaldırmıştı ve tabii yine özür diledi. İsminin anıldığı yöne, kabin kapısına doğru bakarak…

Rem: “K-Kim o?”

Ram: “Kim olacak, parçalara ayrılacak Barusu işte. ――Tartışmaları sona ermiş gibi.”

Rem: “Ah…”

Ram’ın dediklerinden sonra zarifçe çayından yudum alan Rem, küçük bir iç çekerek Rui’ye sarıldı. Rui de “Au?” diyerek başını çevirdi ve Rem gözlerini kapatarak burnunun ucunu Rui’nin altın sarısı saçlarına gömdü.

Rem daha demin körüklü ejder arabalarına olan ani saldırıda rol almıştı ama ardından, Abel’in yüzünde ciddi bir bakışla Subaru’yu alıp götürdüğü sonraki tartışmaya katılmadı.

Tabii, önemli bir konuşmaya dahil edilse muhtemelen pek de işe yaramazdı, ayrıca biraz önce soruşturduğu ve hâlâ kafasını kurcalayan küçük bir sorun da mevcuttu.

Fakat en büyük sebep――

Rui: “U?”

Canını sıkıp endişe etmesine sebep olan asıl şey, kollarındaki Rui’ydi.

Sebebini bilmiyordu ama Rem’in kalbi içgüdüsel olarak Rui’nin yanında olması gerektiğinin farkındaydı. Bu yüzden de kendini böyle kabine kapatmıştı――

Tanza: “――Schwartz-sama, buyurun.”

Subaru: “Sağ olasın… Aa, sen de mi buradaydın Tanza?”

Tanza: “Evet, Schwartz-sama arkamdan iş çevirip beni geri plana attığınızdan dolayı.”

Subaru: “Böyle deyince biraz suçlu hissettim ama…”

Rem gergin gergin dururken Tanza ziyaretçiyi memnuniyetle karşıladı.

İçeriye giren kişi, Tanza ona laf sokarken endişeli bir şekilde başını kaşıyordu. Küçülmüştü küçülmesine de sorunlu görünümü pek de değişmemişti.

Bunun sebebi de biraz daha uzasa dahi yüzündeki çocuksu bakışın muhtemelen değişmeyecek olmasıydı.

Rem: “Sert bakışlı gözlerine rağmen çok garip birisi…”

Subaru: “Hoppala?! Az önce biri gözlerimle alakalı kötü bir şey mi dedi ya? Duydum ama ha.”

Ram: “Lugunica Krallığındaki kişilerin yakınmalarının sınırları aşarak ta buralara kadar gelmesi kayda değer bir başarıymış.”

Subaru: “Tüm Krallığın gözlerim hakkında konuşmasına imkân yok be! Ya yemekte ne yapsak diye düşünüyorlardır ya da gelecek hakkında hoş konuşmalar yapıyorlardır, iddiasına varım!”

Ram’ın alaylarına abartılı bir cevap veren Subaru, artist artist odaya girdi.

Rem; nedense Subaru’ya bakamayacak gibi hissettiğinden yüzünü, koluyla kaldırdığı Rui’nin arkasına saklayarak onunla yüz yüze gelmekten kaçındı.

Kendisinin yerini Rui aldı ve Subaru’ya “Uau” dedi.

Subaru: “Pişt Rui, seninle de işimiz var da… Rem nerede biliyor musun acaba?”

Rui: “Aauu.”

Subaru: “Hım, sen de bilmiyorsun demek. N’apalım, kötü olmuş. Ona diyecek epey önemli şeylerim vardı oysaki…”

Rem: “――. Önemli bir konuysa lütfen şakalaşmayı bırak da sadede gel.”

Subaru: “OHA, Rem! Rui’nin arkasında mıydın ya?! Fark edememiştim!”

Subaru, Rem ses verince yapmacık ve abartı bir tepki verdi. Ama yapmacık tepkisi, Rem’i saklayamadığından hayal kırıklığı içinde omuz silken Rui’yi yine kandırabilmiş gibiydi.

Rem, Rui’yi yere indirdi ve onu rahatlatmak için başını okşayıp gözlerini kıstı.

Rem: “…Yine mi kendini zorladın yoksa?”

Subaru: “――――”

Rem: “Önceden de söylemiştim. Kendini zorlamayı ve böyle gördüğün her yükü omuzlamayı bırak. Ne de olsa elinden her şey gelen bir kahraman değilsin sen.”

Subaru’nun az önceki tutumu kahramanımsı bir hava verdiğinden Rem, ona önceden söylediği lafları tekrarladı.

Subaru bu sözler karşısında gözlerini kocaman açsa da hemen gülümseyerek

Subaru: “Yoo, şaşırtıcı bir şekilde burada nesnel olarak süpermen olarak görülüyorum, Rem’in fikrine müteşekkir de olsam dediklerini sevimli cıvıltılar olarak alıp devam edeceğim.”

Rem: “Dalga geçme lütfen.”

Subaru: “Dalga geçmiyorum. ――Rem, sana Rui hakkında önemli bir şey demem gerek.”

Subaru duruşunu düzelterek sırıtmayı bıraktı ve direkt olarak söyledi.

Bunu duyan Rem yutkundu, Ram’sa ikilinin konuşmasına Rem’in yerine iç çekti ve…

Ram: “Barusu, Tanza’yla biz çıkalım mı?”

Subaru: “Yoo, Nee-sama’yla Tanza kalsa iyi olur. Nee-sama, Abla Birliğini temsil ederken Tanza da Loli Birliğini temsil eder hem.”

Ram: “Ablalıkta Ram, Frederica’nın üstünde diyorsun yani. Ee, bi’ zahmet.”

Tanza: “Iı, Löli Birliği derken?..”

Kalmaları rica edilen ikiliden Ram göğsünü kabartırken Tanza başını yana eğdi.

Ardından Rem, Subaru’nun bakışlarını tekrar onlara çevirmesiyle Rui’yi kendine nazikçe çekti. Rui’nin başını koynuna koydu ve gözlerini Subaru’ya dikti.

Ve ardından――

Subaru: “――Şu ilişkinin adını koyalım artık. Daha kendimizin bile anlayamadığı bu sevgi dolu ilişkiye.”

# Selam dostlar! Bölüm epeyce gecikti, bunun farkındayım ve özür dilerim. Bölüm epey sorgulatıcı bir gidişat seyretti. Nereye bağlanacak ben de merak ediyorum deyip sonraki bölüme atlıyorum!

5 2 oylar
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
25 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar
Pandora
Üye
23 Temmuz 2026 22:13

İlk yorumda bana yakışırdı zaten ceviri için teşekkürler devamini beklemedeyim :hearts:

edet
Üye
Yanıtla  Pandora
24 Temmuz 2026 13:51

tebrikler pandora :oldurucu_bakis:

Son düzenleme 1 ay önce by edet
Yuzial XVII
Üye
24 Temmuz 2026 00:13

Çeviri için teşekkürler elinize sağlık

edet
Üye
24 Temmuz 2026 12:43

Ellerinize sağlık özellikle Efe adlı şahısa.

Pandora
Üye
28 Temmuz 2026 00:16

Dier bölüm ne zaman gelir ? Biliom cevirmesi uzun ama sormadan edemedim.

Pandora
Üye
Yanıtla  Bertiel
28 Temmuz 2026 01:30

Eyw

edet
Üye
Yanıtla  Bertiel
28 Temmuz 2026 10:56

Mükemmel

Ratbenha
Üye
28 Temmuz 2026 01:43

Rui konusunda kafa karışıklığım subaruyla aynı ya ne olacak bakacaz

Clumsy_Fan
Üye
28 Temmuz 2026 16:24

Çeviri için teşekkürler. Güncel olmayan güncele vardığımıza göre yapay zekaya geçme vakti. Şu ana kadarki çeviriler için teşekkürler yeni çeviri yayınlandıkça yorum yazmaya çalışıcam.

Flopun Vincenta söyleyeceği şey savaşın seyrini değiştirecek gibi. Emilia kampının dedikleri çoğunlukla doğru olsada şöyle de bi şey var ki hem bir kişi şeytanın kendisi bile olsa değişebilir ve birini olduğu kişi yapan şey anılarıdır. Hem Rui şu an anılarına sahip değil hem de ortaya kaç kez canını koyduğunu görmüştük. Savaşta bile Beako Rui sayesinde hayatta kaldı. Subarunun Rui yi savunmayı umarım bırakmaz çünkü Garf, Rem, Ross, Tanza hepsi kendi bencil sebepleri için diğer herkesin canını hiçe sayan hareketler yaptı ama işin sonunda değiştiler(Ross hala güvenilmez piçin teki de olsa) Subaru nun Rui desteklemeyi bırakması saçma olur. O zaman dediğin 50 milyon kişiyde boş ver yani. Remin Subaruyu kıskanması çok tatlı LMAO. Rem Subarunun kendisini yüklenmesini istemesede naparsın bizim Barusu böyle işte.

edet
Üye
Yanıtla  Clumsy_Fan
28 Temmuz 2026 18:21

Kral valla helal olsun sana. Benim toplam yorum senin son üç yorumun uzunluğunu geçemez galiba bi’ de yorumlarına baktım gerçekten çok kaliteli.

Clumsy_Fan
Üye
Yanıtla  edet
30 Temmuz 2026 15:29

Ya estağfurullah, öyle bölümü bitirdikten sonra içimi boşaltmak için yazıodum. Teşekkürler okuduğun için.

Ratbenha
Üye
Yanıtla  Clumsy_Fan
28 Temmuz 2026 19:49

İlk başta çoğu yeri senin yorumları okuyarak geldim bazen öne geçtim ama burası bitti ya yeni bölümlere yorumlara bakmaya gelirim

Clumsy_Fan
Üye
Yanıtla  Ratbenha
30 Temmuz 2026 15:30

Bay Natsuki bende sizinkileri okuodum. Arc7 dekilerden sonra sizin yorumlarda yine çok sarıyo. Teşekkürler okuduğun için yorumları fırsat oldukça atmaya çalışıcam.

Son düzenleme 30 gün önce by Clumsy_Fan
Kedi Celal Şengör
Yanıtla  Clumsy_Fan
30 Temmuz 2026 02:03

Acaba nereden okumayı düşünüyorsun önerdiğin bir site var mı mesela ben witchcultten girip sağ taraftan çevir özelliğiyle okumayü düşünüyorum

Son düzenleme 30 gün önce by Kedi Celal Şengör
Pandora
Üye
Yanıtla  Kedi Celal Şengör
30 Temmuz 2026 02:49

Knk ben aradim baya da en iyi orasi var devam et bence ordan ama ben ekran ceviri uygulamasi yükledim ordan manga secenegi var da güzel ceviriyor haberin olsun

Clumsy_Fan
Üye
Yanıtla  Kedi Celal Şengör
30 Temmuz 2026 15:33

Ya buranın discordda pdf ya da ebup olarak çeviri vardı. Ordan okuyabilirsiniz.

Son düzenleme 30 gün önce by Clumsy_Fan
edet
Üye
Yanıtla  Clumsy_Fan
30 Temmuz 2026 16:39

Son düzenleme 21 saniye önce hmm

Son düzenleme 30 gün önce by edet
Haspro
Üye
9 Ağustos 2026 18:10

Bir sorum olacak. Discord sunucusuna katılamıyorum. Siteden girmeye çalışınca ‘davet kabul edilemiyor’ yazıyor. Discord’un keşfet kısmından girmeye çalışınca ‘Hay aksi, görünüşe göre yasaklanmışsın’ diyor. Ama ben daha önce sunucuya girmedim. Bu nasıl olabilir.

Son düzenleme 20 gün önce by Haspro
Haspro
Üye
Yanıtla  Haspro
9 Ağustos 2026 18:11

Bunu nasıl halledebilirim ?

Efe
Efe
Üye
Yanıtla  Haspro
9 Ağustos 2026 21:25

https://discord.gg/c8MMU9ABD bu daveti discordta herhangi bir yere yapıştır iş görecektir. işe yaramazsa yeniden ulaşabilirsin bana

Haspro
Üye
Yanıtla  Efe
11 Ağustos 2026 00:05

sağ olasın kankam

emrehtklm1946
Üye
17 Ağustos 2026 23:41

Canım çrvirmen abla/abilerim yaklaşık 30 gün olmak üzere lütfen artık hızlı bir şekilde arc 9 a gecmek ve spoiler olcak ben yemistim ztn tt den o yüzden sizde aynı kaderi yaşamayın diye söylemicem ama lütfen artık 30 gün olucak biliyorum hiç ama hiç kolay bi iş değil ben bile okurken yoruluyorum ama küçük bir rica lütfen artık gelsin şu yeni bölümler()

emrehtklm1946
Yanıtla  emrehtklm1946
17 Ağustos 2026 23:44

Aa lan arc 9 daha çevrilmemiş ki:oldurucu_bakis: