Aralarındaki ilişki sahiden de tuhaftı diye düşündü Natsuki Subaru.
Tuhaftan ziyade belki de Subaru ve arkadaşlarını buralara kadar getirmiş kötü bir kader demek daha doğru olabilirdi.
İdeolojilerinden tut, yöntemlerine kadar her şeyiyle bu yerden -Vollachia İmparatorluğundan- nefret ediyordu.
Kalbini anlayamadığı nedenlerden özlem uğruna delilercesine ağlatan, Anılarından yoksun Rem.
Tüm suçu üzerine attığı, son derece tiksindiği kişi; Oburluk Günah Başpiskoposu Rui Arneb.
Lanet etmekten başka çare bırakmayan bir duruma sürüklenmiş; önüne atılmış bu yola yakınıp küplere binen Subaru, durmadan sürekli çakılırken bu günleri sürekli öle öle atlatabilmişti.
Burada, Vollachia İmparatorluğunda sohbeti olduğu; yardım aldığı, ettiği insanlar da olmuştu.
Şefkatli yüreği ve içten düşünceliliğiyle kendisini salya sümük ağlatmış, Anılarından mahrum Rem’le.
Bir de kendisi için cesurca hayatını defalarca riske atıp kendini ona adamış Oburluk Günah Başpiskoposu Rui Arneb vardı.
Bu lanet miydi, keder miydi, nefret miydi, neydi ki? Ya da usanmadan üzülmeden ettiği merhamet miydi?
Aralarındaki bu belirsiz ilişkiye bir isim verme zamanı gelmişti.
Subaru: “――――”
Subaru’nun yolcu kabinine girdiğinde dediği şey etrafı gerilimle kaplamıştı.
Odadakiler Rem ve Rui, devamında Ram ve Tanza olmak üzere toplam dört kişiydi. İlk ikisi olaya yakından alakalıyken diğer ikisiyse Subaru’nun sohbete dahil etmek istediği tanıklardı.
Emilia, Beatrice ve geriye kalan herkes sonucu bekliyordu.
Natsuki Subaru’nun cevabı ne olursa olsun bekliyorlardı.
Rem: “…Abel-san’la olan önemli tartışma bir yere vardı mı?”
Konuyu nasıl açsam diye düşünen Subaru’dan önce Rem lafa girdi.
Rui’nin yanında el ele tutuşarak oturan Rem’in sözcükleri bilerek midir bilinmez, laf arıyor gibiydi.
Subaru: “Şimdilik askıya aldık. Kendi işlerimizi çözesiye kadar o tartışmayı ilerletemeyiz… Çünkü Abel’le konuştuğumuz konu Rui’yi de kapsıyor.”
Rui: “Aau?”
Rem: “Neden, Rui-chan ne alaka?”
Subaru: “Çünkü Yıldız Gözlemcisinin kehanetine göre Rui, bu savaşı kazanmamızda olmazsa olmazımızmış.”
Rem: “――Hık.”
Subaru ön koşulları apaçık şekilde açıkladıktan sonra Rem’in yüzüne acı bir ifade yerleşti. Rem, Rui’nin elini tutarak Subaru’ya açık mavi gözleriyle baktı ve…
Rem: “Yani Rui-chan’ı savaşa sokacağım mı diyorsun yani? Minicik, hiçbir şeyi anlayamayan bu çocukcağızı hani, ne acımasız bir istek…”
Subaru: “Savaşıp savaşmayacağı sonrasının işi. Bir şeyi kesinleştireyim ama. ――Rui’nin hiçbir şey anlamayan çocuk olduğunu düşünmek epey hatalı bir yanılgı.”
Rem: “Ne demeye…”
Subaru: “Rui, kelimelerle kendini ifade edemese de içinde bulunduğu durumu açıkça anlıyor. Kimin yanında olup kimin yanında olmayacağını seçebiliyor. Tam da bu yüzden şu an bizimle birlikte.”
Rem: “Orası… Hık.”
Subaru’nun sakin açıklamasını bitirdikten sonra Rem, başını eğerek sessiz kaldı.
Subaru’nun dediklerinin doğru olduğunu Rem de biliyordu. Zaten olmasaydı Rui burada bile olmazdı.
Kendini Vollachia İmparatorluğunda bulduğu andan itibaren anlaşılmaz bir duruma girmişti, yapışık bir çocuk gibi davranarak ilk gördüğü kişileri yani Subaru’yla Rem’de bir etki bırakmıştı. ――Fakat bunlar birlikte üstesinden geldikleri tonla acımasız olaya açıklama olamazdı.
Etki bırakmak sevgi göstergesi değil de hayatta kalma uğruna yapılan bir içgüdüden ibaret olsaydı Rui’nin, Subaru ve Rem’le birlikte kalması onun hayatta kalabilmesinin önüne taş koyduğu aşikâr olurdu.
Tek amacı hayatta kalmak olsaydı Rui’nin Subaru’larla olmaması ona çok daha kolaylık sağlardı.
Ram: “Ram, Subaru’ya bu konuda katılıyor. Rem’den duyduklarım az biraz bir şey de olsa şuradaki çocuğun Rem ve Barusu’dan ayrılmış olmasına rağmen hâlâ burada olması, kendi seçimlerinin sonucu.”
Rem: “Nee-sama…”
Ram: “Yanlış anlama Rem. Ram kesinlikle Rem’in tarafında ve kalbini seninle Barusu’yu ikiye bölmeye adadı ama gerçek gerçektir.”
Subaru: “Arada görmezden gelemeyeceğim bazı tehditler kaynadı sanki ama teşekkürler.”
İçinde minnettarlık ve acı arası bir hisle Subaru, araya giren Ram’a teşekkür etti.
Subaru’ya göre Ram’ın bu yaptığı gözdağı vermek içindi. Aynı zamanda Ram’ın, duygusallaşıp Rem’in tarafında olmayıp tarafsız olacağının göstergesiydi.
Tam da eski Rem’in sık sık dile getirdiği o Ram tasvirine uyan bir davranıştı.
Subaru: “Nee-sama fazla nazik demek… ha?”
Ağzından çıkan bu mırıltılar duyuldu mu bilinmez, Ram hiçbir şey demeyerek homurdandı ve ince bacaklarını üst üste atıp çay bardağını dudaklarına getirdi.
Sıkılmışa benzeyen yanındaki Tanza’ysa kara gözleriyle Subaru’ya baktı ve
Tanza: “Ram-sama’yla aynı şekilde ben de Schwartz-sama’yı desteklemeyeceğim. Durumu değerlendiremedim, beni yanına yandaş olarak alma hatasına düştüysen vazgeç lütfen.”
Subaru: “Farkındayım. Bana kesinlikle katı davranırsın, Tanza. Benim tarafımı tutacağını beklemiyordum zaten.”
Tanza: “――――”
Subaru: “Ha? Bir üzüldün gibi sanki? Niye?”
Ram’ın devamında kendini tarafsız bir katılımcı olarak tanıtan Tanza, yüzünü biraz somurttu.
Genelde yüz ifadesi pek değişmezdi ama bu somurtkan yüzü epey alışıldıktı. Çoğu zaman Cecilus’un saçma sapan sözcüklerine ve hareketlerine ya da Hiain ağzını bozduğunda ortaya çıkardı.
Ayrıca Subaru’ya karşı da pek sık kullanırdı.
Her neyse, Ram ve Tanza’nın tarafsızlıklarını belirtmesiyle Subaru, sonunda zihnini hazırlamayı başarabilmişti.
Böylelikle Subaru, yüzünü asıl konuya yani Rem ve Rui’ye çevirdi.
Ve sonra――
Subaru: “Rui, önemli bir konu konuşacağız. Seninle alakalı ve kalbimin diplerindeki hiçbir şeyi gizlemeden tüm hislerimi ortaya koyacağım. Kaçmayıp dinleyecek misin?”
Rui: “…Aau!”
Subaru: “Güzel. Uslu kız seni. Teşekkür ederim.”
Rui, anlık bir duraksamadan sonra canlı bir sesle onayladı.
Verdiği bu tepkiyse Subaru’ların ne konuştuğunu gayet de anladığına başka bir kanıt olarak sunulabilirdi. Rem gözlerini kaçırarak Rui’nin yüzüne baktı.
Rem içten içe arzu ettiği duyguları görmek istiyordu, Rui azıcık rahatsız görünse hemen konuşmayı durdurmak için kullanacaktı.
Ama Rui’nin yüzünde hiç de buna sebep olacak bir tepki yoktu.
Subaru: “Rem, Rui, ikiniz de anladınız bence. En başından beri Rui’ye karşı hep tedbirli ve kaçıngandım… Tabii kendisinden nefret de ediyordum.”
Rem: “――――”
Subaru: “Rem’in bana başlarda son derece şüpheli yaklaşmasının ana sebebi kendisiydi zaten. Bir şekilde ikinizi ayırmaya çalışırken kendi parmaklarımdan oldum.”
Rem: “Orada… Ben de aşırı abartmıştım.”
Subaru: “Bir önemi yok. Bir düşününce, o da Rem’le aramızda başka güzel bir anı işte.”
Rem: “Ha?”
Subaru cevabını verirken sol elinin parmaklarını büktü, Rem de akıl sağlığını sorgularcasına bir yüz sergiledi. Tek Rem de değil, Ram’la Tanza da benzer yüz ifadeleri yapmışlardı derken Subaru, kalbi kırılmadan “Her neyse” diyerek kırık parmaklar konusunu bir kenara bıraktı.
Subaru: “Rui’ye karşı sürekli tedbirliydim. Bu yüzden de Rem bana sürekli şüpheliydi. Rui ne hissettin bilmiyorum ama illaki o gergin havayı fark etmişsindir, di’ mi?”
Rui: “Uu?”
Subaru: “Bir yerde ayrılıp sonrasında Shuhdraqlılarla geri bir araya geldiğimizde, hatta Guaral’dan geri çekilip sonrasında Guaral’ı kuşattığımız zamanda bile bu iş hep böyleydi.”
Bundan dolayı da Subaru’yla Rem’in arasındaki o kapanmaz uçurum giderek daha da büyümüştü.
Rui’nin varlığının, Rem’le olan ilişkisini kötüye sürüklemesinin de zaten Subaru’nun Rui’ye olan nefretine büyük bir etkisi vardı.
Rem’in aracılığı olmadan Rui’yle geçirdiği vakitlerde Rui; Subaru’yu korumak için elinden geleni ardına bırakmamış, Subaru’ya da azar azar da olsa bunu kabul etmekten başka çare bırakmamıştı.
Tam da bu yüzden İblis Şehri’nde ayrılıp İmparatorluk Başkentinde Beatrice’le yeniden bir araya geldiğinde orada Rui’yi gördüğü için sevinmişti. Tam o anda başından beri ona beslediği düşmanlıktan eser kalmamıştı.
Subaru: “Üstüne pek de düşünmeden öyle devam etmek kesinlikle daha kolay olurdu ama bu imkânsız. Tıpkı bir yara gibi. Bazı yaralar kendi kendine de iyileşirken bazıları daha da kötüleşir. İşte bu da akışına bırakamayacağımız yaralardan.”
Bu yarayı iyileştirmek için tedaviye almak gerekiyordu.
Tedavi için de hep büyüye ya da ilaca bel bağlanamazdı, bazen daha gözü pek yöntemler kullanılmalıydı.
İşte, şu anki yaraya da bu yöntemlerle çare bulunabilirdi.
Bu yüzden――
Subaru: “Bunu şu ana kadar hiç söylemedim. Rui, senden neden nefret ettiğimi yani.”
Rui: “Uau…”
Subaru, o mavi gözlere bakarak hislerini döktü.
Subaru’nun ciddi bakışına ve sesinin tonuna cevap olarak Rui de kendi bakışlarını esirgemedi. Bu kız onun diyeceği her şeyi kabul etmeye kendini hazırlamıştı.
Derken――
Rem: “…Dur lütfen.”
Dudaklarını ısıran Rem titrek bir sesle bunu demişti.
Yakarırcasına sesi titremişti ve konuşurken Rui’nin ellerini tutmaya devam ediyordu. ――Hayır, öyle değildi. Eli tutulan kişi Rui değildi.
Rem’di. Eli Rui tarafından tutulan kişi Rem’di, burası kesindi.
Rem: “Duymak… istemiyorum. Rui-chan’dan nefret etme sebebin, umurumda değil. Merhametsizin teki olduğunu düşünmek yetmez mi işte?”
Rem, kafasını reddedercesine halsizce sallayarak Subaru’nun sözlerini geri çevirdi.
Rui’nin tuttuğu elini sıkmaktan özenle kaçınırken boştaki diğer elini kemikleri sızlayacak kadar şiddetle yumruk yapmış, bu gerçeğin ötesini duymayı reddediyordu.
Subaru Rem’in hislerine saygı duymak, onun bütün dileklerini yerine getirmek istiyordu.
Subaru: “Özür dilerim ama bu konuda kulaklarını tıkamana izin veremem.”
Ama işte, yapamazdı ki.
Ne Rem’in dileklerini yerine getirebilir ne de saygı gösterebilirdi.
Dinlemek istemiyorsa tek seçeneği odadan kaçmaktı. Cidden yapmak istediği şey buyduysa da Subaru’nun Rem’i durdurmak gibi bir hakkı yoktu.
Fakat Rem de anlıyordu.
Subaru’nun sözlerine kulaklarını tıkamasının, kayıp Anılarına sırtını dönmesiyle eş değer olacağını ve――
Rem: “――――”
Ve onu sessizce izleyen Ram’ın hislerine ihanet etmek anlamına geleceğini anlıyordu.
Rem: “Yine de istemiyorum… Duymak… istemiyorum!..”
Gözlerini sımsıkı kapatıp dişlerini gıcırdatsa da Rem, buradan kaçmamayı seçti.
Fakat Subaru’nun gelmekte olan sözlerini reddetmeye dair çok ama çok yoğun bir dürtü hissediyordu.
Bu sözlerin göğsüne indirdiği yumruklara katlanırken Subaru da gözlerini Rui’den ayırmadı.
Rui: “Uau.”
Rui’nin dudakları oynadı, tabii aralarından mantıklı bir kelime çıkmadı.
Çıkmasa bile kendisine “Subaru” diye seslendiğini gayet iyi biliyordu.
Bildiği için de…
Subaru: “Rui, senden nefret etme sebebim… senden tiksinme sebebim…”
Rem: “DUR… hık!!”
Subaru: “――Çünkü sen Rem’in Anılarını çalan Oburluk Günah Başpiskoposunun ta kendisisin.”
――Bildiği için de Subaru’nun cevap vermekten başka seçeneği yoktu.
△▼△▼△▼△
Söylemişti. En azından, dile getirilememiş bu kelimeleri sonunda söyleyebilmişti.
Söylediği an, içinde ne bir sırrı açığa çıkarmanın verdiği o ferahlama ne de nefret ettiği birini köşeye sıkıştırmanın o yürek burkan hissiyatı vardı.
Geriye kalan tek şey, içini dökmesine rağmen ağırlığı ve o genzi yakan acısı daha da artan, boğucu bir ıstıraptı.
Ve bu ıstırap, hemen ardından yaşanacaklarla kontrolden çıkacaktı.
Rem: “VAAAAAHHH!――”
Rem, yüzünü ekşiterek sesini yükseltti ve ellerini ona uzattı.
Elleriyle Subaru’nun yakasını yakaladığı gibi devasa bir güçle onu yere itti, Subaru’ysa Rem vücudunun üstüne çıktığından hiç direnç gösteremiyordu.
Vücudu küçülmemiş olsa bile muhtemelen yine dayanamazdı ama zaten küçüktü, burası kesindi.
Rem tüm gücünü kolarına verseydi Subaru’nun ağzını kolaylıkla kapatabilirdi.
Ama o belirli kelimeler ağızdan çıkasıya kadar Rem, böyle bir şey yapmamıştı.
Şu an, Subaru’nun üstüne çıktığı şu an bile.
Rem: “Neden… Neden ki… Hık.”
Sesi titriyor, yüzü öfkeyle doluyordu; Subaru’nun yüzüne öyle bir mesafeden sert sert bakıyordu ki nefesini hissedebiliyordu ama bu hâlde bile koluna tüm gücünü vermemişti.
Rem duygu patlaması yaşıyordu ama yine de mantıklı kalarak son çizgiyi aşmamıştı.
Subaru: “――――”
Rem’in sıcak nefesini yüzünde hisseden Subaru, etraftakilerin karışmaması için elini kaldırdı.
Subaru yere itildiği gibi Tanza, Subaru’yu korumak için atılmaya çalışmıştı. Gözünün ucuyla Ram’ın Tanza’nın kolunu tuttuğunu görebiliyordu.
Subaru da bu durumun böyle kalması gerektiğini belirterek ikiliye sessiz bir mesaj verdi ve bakışlarını tamamen üstündeki Rem’e çevirdi.
Rem’in açık mavi gözlerinden damla damla yaşlar, Subaru’nun yanaklarına damlıyorlardı.
Gözlerinde ne sinir ne de üzüntü vardı, daha çok yoğun bir hayal kırıklığı doluydu ki mantığını koruyup son çizgiyi aşmamasının sebebi de buydu. Göz yaşlarında şekillenen gerçek…
Şuydu——
Rem: “Bana demeseydin bile, anlamıştım… Rui-chan’nın hatırlayamadığım Anılarımla bir alakası olduğunu biliyordum!..”
Subaru: “Rem…”
Rem: “Başka ne olabilirdi ki zaten? Rui-chan’a bu kadar acımasızca davranıp beni ondan durmaksızın uzak tutmanın sebebi onunla kalsaydım tehlikede olacaktım, başka neden olamazdı ki zaten, değil mi?.. Hık.”
Nefesi, sesi, gözleri… hepsi zayıfça titriyordu, Rem kalbindekileri dökmüştü.
Subaru tüm bunları duyduktan sonra gözlerini kapattı. Doğal bir tepkiydi.
Tabii ki de bu kayıp Anıların kurbanı Rem’den başka kimse değildi.
Rem’in kendi anılarını Subaru ve diğer herkesten daha az dert edeceğini düşünmek saçmalığın daniskası olurdu.
Tabii ki de Anılarının yokluğunda herkesten fazla acıyı o çekecekti.
Rem: “Çok da iyi farkındayım… Aptala mı benziyorum? Belki de aptalımdır. Hiçbir şey bilmeyen aptal bir kadının tekiyim. Ne de olsa senin hakkında hiçbir şey bilmiyorum! Bilmek de istemiyorum! Ama sen yine de araya dalıp giriyorsun… Nefret ediyorum senden!”
Subaru: “――――”
Rem: “Rui-chan’ın yanında bir hiçsin. Rui-chan hep benimleydi, hep beni önemsedi… O, Rui-chan, benim…”
Durmaksızın gelen göz yaşları sadece Subaru’nun yanaklarına çarpmıyordu, Rem’in yanakları ve çenesinden akıp gidiyor, vücudunu ve kalbini göz yaşlarıyla süsleyip, gizliyordu.
Biliyordu ama gerçek olmamasını umuyordu.
Rem: “Tüm bunlar bir hata olmalı… Hepsi, hepsi yalanlarından ibaret…”
Subaru: “――Rem.”
Rem: “――Ah.”
Rem’in gözleri hafifçe dolmuştu, büyük bir gözyaşı daha düşünce buğulu görüşü geçici olarak açılmış olmalıydı, bu yüzden de tam önündeki Subaru’nun yüzünü görebiliyordu.
Subaru, yere yapışık hâlde Rem’in yüzünü elleriyle kavradı ve bakışlarını kendine çekti.
Siyah ve mavi gözler buluştu ve Subaru, gözyaşlarıyla ıslanmış o sevimli yüzüne doğru konuşmaya başladı.
Subaru: “Yalan değil. Rem, düşündüklerin doğruydu. Rui, düşmanımızdı.”
Rem: “――Hık, ne demek düşmanımızdı? Bana, Anılarıma yaptıklarından dolayı mı? Öyleyse… öyleyse!”
Rem, başını kuvvetle sallayarak Subaru’nun ellerinden kurtularak kendini kaldırdı. Sonrasında başından beri aynı hâlde duran Rui’ye döndü.
Rem: “Öyleyse ben… Rui-chan’ı affederim. Affederim işte, yetmez mi? Baksana, böylelikle her şey çözülür, değil mi?..”
Subaru: “Hayır, yetmez. Hiçbir şey de çözülmez.”
Rem: “NEDEN?!”
Subaru: “――Çünkü ben, Rui’nin sana çektirdiği acıyı asla affetmeyeceğim.”
Rem’in sesi patlıyordu, Rui’yi affettiğini söylemişti ama Subaru, böyle demişti.
Subaru’nun bu sözlerini duyan Rem’in gözleri fal taşı gibi açıldı, dudaklarından kesik bir nefes döküldü. Aniden Rem’in bedeninden tüm güç çekilip gitmiş gibiydi. Subaru da yavaşça doğruldu.
Hâlâ Subaru’nun üzerinde oturan Rem’le şimdi yüz yüze, nefes nefese bir mesafede birbirlerine bakıyorlardı.
Subaru: “Tek ben de değil. Ram da herkes de seni önemseyen herkes için geçerli bu, Rem. Rui’yi affetmeyecekler. Ne kadar onu affettiğini söylersen söyle durum böyle.”
Rem: “Ama bu…”
Subaru: “Ayrıca Rem… Rui’nin yaptıkları sadece sana da değil. Tonla, tonla insan Rui’nin yaptıklarından dolayı Oburluğun şeytani eylemlerinden acı çekiyor.”
Rem cidden Rui’yi affetseydi bile, tüm merhametiyle hiçbir dürtü olmadan onu affetseydi bile bu dünyada Rui’yi affedemeyecek daha nice “Remler” vardı.
Bu yüzden de bu insanlar kurtarılmadığı sürece Rem’in çaresiz yalvarışı asla amacına varamayacaktı.
Rem: “…Tonla, insan mı?”
Subaru: “Aynen. Devasa rakamlarda hem de. O kadar fazla insan acı çekiyor ki.”
Rem: “Ee… Şey, yapacak bir şey yok ama, değil mi?”
Subaru: “――――”
Rem: “Ta en baştan beri yapılabilecek bir şey yoktu ki sorun da bu zaten, değil mi? Kendin diyorsun yapacak bir şey yok diye… Bahsedip durduğun kararlılık bu mu yoksa?”
Dudakları titriyordu, Rem’in gözlerinden daha da fazla, daha da büyük yaşlar akmaya başladı.
Rem, kendi Anılarından çektiği acıdan muhtemelen daha da yoğun bir şekilde Rui için ağladı.
Kendi Anılarını bir kenara bırakıp Rui’yi istiyordu, onu kurtarmayı kesinlikle arzuluyordu; duygusallaşmadan gelen bir hisle birlikte Rem’in dudakları titredi. Ağladı.
O göz yaşları, o titreyen ses… Bu ikisi Subaru’ya kalbinin paramparça olmasının acısını hissediyordu.
Subaru: “Özür dilerim, seninle dalga geçiyorum gibi hissettirmiş olmalıyım.”
Rem: “…N’olur, özür dileme.”
Subaru: “Yine de özür dilerim. Şu ana kadar işin sadece senin için zor ve can sıkıcı tarafını anlattım, Rem.”
Rem: “Özür dileme, diyorum… Hık, Duymak, duymak istemiyorum!..”
Subaru: “Üzgünüm ama dinlemek zorundasın.”
Rem: “Diyorum ki… Hık!”
Subaru: “Vazgeçmek istemiyorum. ――Rui’yi… affedememeye devam etmek istemiyorum.”
Rem: “――Ha?”
Rem’in boğazından kesik bir nefes kaçtı ve gözleri faltaşı gibi açıldı.
Subaru, Rem’e dönerek derin bir nefes alıp dudaklarını yaladı. Düşüncelerinin kelime kelimesine, tam istediği gibi duymasını istediği kızlara eksiksiz bir şekilde geçmesini istiyordu.
Subaru: “Ben de seninle aynıyım, Rem. Rui’yi affetmek istiyorum. Onu affedememeye devam etmek istemiyorum ama yapamam işte. Çünkü Rem, sen benim için gerçekten önemlisin.”
Rem: “――Hık.”
Subaru: “Tam da bu yüzden Rui’yi Anılarını elinden alıp seni böylesine acılara mahkûm bıraktığı için yaptığı bunca berbat şeyi affetmeyeceğim, Rem.”
Subaru, nazikçe elini uzatarak parmağıyla Rem’in yanağındaki göz yaşını sildi.
O gözyaşını silesiye daha da çok gözyaşı Rem’in yanaklarını ıslatmıştı bile. Yine de Rem, Subaru’nun parmağını kırmadı.
Reddedilmediğini anlayan Subaru, sözlerine devam etti.
Subaru: “Herkes bana nasıl kızdı bir bilsen. Böyle aptalca şeyler söyleme, aklına bile getirme diye azar yedim. Hatta Otto muhtemelen hâlâ Rui ölse işler yoluna girer diye düşüyordur bence.”
Ki böyle düşünmesi de gayet doğaldı.
Bu bir öz arınma süreci falan değildi ama herkes, bunun yaşanması gerektiğini kalbinden hissedebiliyordu. Subaru bile içten içe bunu biliyordu ki zaten bu yüzden böylesine kuvvetli bir şekilde karşı çıkıyordu.
Fakat――
Subaru: “Julius da aynı. İnanılmaz bir adam kendisi ama öte yandan salağın teki de olabiliyor. O da senin gibi bir kurban, Rem ama o böyle şeyleri rahatlıkla söylemezmiş. Tam bir salak.”
Rem: “――――”
Subaru: “Bir sürü zeki insandan, bir sürü de aptal insandan çokça laf dinledim… havalı insanlardan da nazik insanlardan da harika insanlardan da derken düşüncelere daldım. Hem de çok düşündüm ve karar verdim. Vereceğim tavize yani.”
Rem: “Vereceğin, tavize…”
Subaru: “Ben, Rui’ye inanmak istiyorum. Onu affetmek istiyorum… Ama onu şu an affedemem.”
Düşüncelerini kelimelere dökerken önündeki Rem’in bocalamasını izliyordu, Subaru’nun zihninden belirli bir adamın kelimeleri geçiyordu.
???: “Kendi gelgitli heveslerine göre kimin yaşayıp kimin öleceğine karar veren biriyle nasıl aynı yolda yürüyebilirim ki?”
Natsuki Subaru’yla uyumsuz o adamın sözleri ruhuna acı şekilde saplanmıştı.
Ona affedip affetmeme kararını anlık gelip geçici heveslerine göre vermesinin pek de güvenilir bir seçenek olmadığı söylenmişti.
Dediklerinin doğru olduğu su geçirmez bir gerçekti. Asıl güvenilmez olan Subaru’nun kendi kalbiydi.
Ama yine de başkasına devredemeyeceği bu kalbiyle bir şekilde uzlaşıp yola devam edecekti.
Böylesine kolay etkilenen, böylesine çabuk yola gelen o kırılgan ve acınası ruhuyla elbet bir uzlaşmaya varacaktı.
Rem: “――Ah.”
Subaru, dediklerine şaşırmış ve donakalmış Rem’e sıkıca sarıldı.
Aradaki boy farkına rağmen Subaru, onun bedeninin altından sıyrılıp çıktı ve yere yığılan Rem’in başını karnına doğru bastırarak sarıldı.
Subaru, Rem’i kalbinin en derinlerinden önemsediğini ona iletebilmeyi umdu.
Ve sonra――
Rui: “――Uau.”
İsmiyle seslenilince Subaru, Rui’ye döndü.
Rem’in elini bırakan Rui; hâlâ ayakta bekliyor, kendi sırasının olduğunu biliyordu ve bu yüzden Subaru’ya seslenmişti.
Rui: “Uu…”
Hâlâ Subaru’nun kollarının arasındaki Rem, Rui’nin ayakta ne perişen olduğuna tanıklık edince “Ah” diyerek hızlıca ayağa kalktı.
Sonrasında da Rui’ye önden sarılarak,
Rem: “Ö-Özür dilerim, Rui-chan… Kendi kendimize…”
Rui: “Au, Uau, aaau.”
Rem: “Özür dilerim… Hık.”
Zayıf bir yakarışla Rem, yüzündeki gözyaşlarını koluyla sildi ve Rui’nin yanına dikildi.
Yine Rui’nin ellerini sıkıca tuttu fakat bu sefer yüzünde ona bel bağlamış bir ifade yoktu. Rem’in kalbini böyle kolayca etkileyebildiğinden Subaru, biraz Rui’yi kıskanmış gibiydi.
Bunun üstüne――
Subaru: “――Rui, hâlâ ben olmak istiyor musun?”
Rui: “…U?”
Rem: “…Derken?”
Subaru’nun sorusunun arkasındaki anlamı bariz şekilde anlamayan ikiliden ikisi de başını yana doğru eğdi.
Tabii ki ikisi de başını yana eğmişti. Tek Rem de değil, Rui de. ――Rui de.”
Subaru: “Az önce dediğim gibi, Rem. Rui’yi sen affetsen bile ben affedemem. Oburluktan çeken diğer bir sürü kişi de Rui’yi affedemez. Ama…”
Rem: “…Ama?”
Subaru: “Ama Rui, seni affetmek istiyorum. Seni affedebilseydim affederdim de zaten. O yüzden sana şunu sorayım.”
Subaru, sesini titretmediğine emin olarak direk olarak Rui’ye baktı.
Rem’in Rui’nin elini sıktırdığını ve Rui’nin de buna karşılık verdiğini gördü. İkilinin arasındaki ilişkiye bir cevap olabileceğini umut ederek…
Subaru: “Günah Başpiskoposu musun? Ya da olma ihtimalin var mı?”
Rui: “――――”
Subaru: “Bana da çok dendi bu ve katılıyorum. Bu dünya Günah Başpiskoposları affetmeyecek ve affetmemeli de. Oburluk Günah Başpiskoposu, Rui Arneb, affedilemeyecek bir varlık.”
Rui: “――――”
Subaru: “Ama bana çok yardımın dokundu. Defalarca beni korudun. Ben olmak istediğini bile bilmiyordun. Tanıdığım Rui Arneb’den tamamen farklısın. Yine de Oburluk Otoritesini kullanabiliyorsun. Cadı Faktörünü taşıyorsun.”
Bunlar Subaru’nun bunca zaman geçirdiği “Rui” hakkındaki tam izlenimiydi.
Anılar Koridorunda karşılaştığı Günah Başpiskoposu, Rui Arneb’le aynı görünüşe sahipti ve aynı Otoriteyi taşısa bile aynı kişi değil gibilerdi.
Bir süre önceki “Natsuki Subaru”, ya da şu anki “Rem” gibiydi.
Aynı kişiydi ama farklı biriydi.
Kendi iradesiyle aynı kalmayı ya da farklı biri olmayı seçebilecek biriydi.
İşte “Rui’ye” sormak istediği şey de buydu.
Subaru: “Bu dünyadaki kimsenin affetmeyeceği bir Günah Başpiskoposu musun? Yoksa o Günah Başpiskoposunun yaptıklarını geri alabilecek biri misin?”
Rui: “A, uu…”
Subaru: “Hayatına… hayatına yeni bir sayfa açabilir misin?”
Yapar mıydı, yapar mıydı ki?
Ya “Rui’nin” olayı “Natsuki Subaru” ve “Rem’inkiyle” aynıydıysa? Gerçekten öyleyse Subaru inanılmaz acımasız ve adil olmayan bir soru soruyordu.
Anılarının olmamasının, neler olduğuna dair tek bir fikrin olmamasının, aslında olmadığı bir benliğin yükünü taşımasının zorluğu; Subaru bu duygulara son derece hakimdi. Rem de gayet iyi biliyordu.
Ve şu an da aynı şeyi Rui’ye böyle zorla yaptırmaya çalışıyordu.
Fakat――
Subaru: “Yapabileceksen, arzuladığın şey buysa bana elini ver.”
Bunu dedikten sonra elini yavaşça Rui’ye uzattı.
Rui’nin Subaru’nun yüzü ve uzattığı eli olacak şekilde aşağı yukarı baktı, benzer şekilde yanındaki Rem de nefesini tutarak bakışlarını Subaru’nun gözlerine ve eline dönüp durdu.
Subaru: “Rui, pek çok kişi sana benim yaptığım gibi lanet edecek. Onların adına konuşamam ama tek bir şey diyebilirim.”
Rui: “――――”
Subaru: “İnsanların seni affetmesi için ne yapman gerektiğini bilmiyorum. Sana sadece… sadece benim seni affedebilmem için ne yapman gerektiğini söyleyebilirim.”
Buraya gelmeden önce, bu konuşma için izin almadan önce Emilia ona söylemişti.
Emilia her ne kadar bunu ona Subaru’nun öğrettiğini söylese de alakası yoktu. Subaru hep başkalarından öğrenen taraftı.
Kendi hislerinden bile etrafındakilerden öğrenmeden emin olamamıştı.
Mesela, Subaru neden Rui’yi affetmek istiyordu ki?
Ayrıca, Rui’yi nasıl affedebilecekti ki? Tüm bunlar.
Bu yüzden o tavize, o tavize ulaşabilmek için――
Subaru: “――Rui, bir sürü insanı kurtar.”
Rui: “――――”
Subaru: “Şu an birçok saçma olay yaşıyorsun. Hiçbir şey hatırlamadan son derece mantıksız bir yükü taşımak zorunda olduğunun farkındayım. Yine de…”
Derin bir nefes çekti, tereddütsüz gözleri Rui’ye döndü ve şöyle dedi:
Subaru: “Birçok insana yardım edebilirsin.”
Rui: “――――”
Subaru: “Yardım ede ede, ede ede çaldığından fazla insana yardım etmeye devam edersen… hiç yoktan ben ve yalnızca ben, senin tarafında olacağım.”
――Geçmişte yaptıkların öylece silinip gitmez ki.
Bu, Anastasia’nın geçmişte ona söylediği ve yine az önce Subaru’yu donakalmış hâlde bırakan bir laftı.
Şu an bu kelimeler Subaru’ya Ölümden Dönüş’ün bile geri alamayacağı travmatik bir öneri gibi geliyordu.
Fakat Anastasia bu cümleyi kurmuştu bir kere, ayrıca demişti ki:
Subaru: “Eğer insanlara doğru yolda olduğunu inandırmak istiyorsan bunun altını da doldurman gerek. Bu önyargıyı değiştirmenin tek yolu, yerine bir başkasıyla doldurmak olur.”
İşte bu, Subaru’nun edindiği travmatik önerinin en önemli yeriydi.
Subaru’nun Rui’ye şu an bu şekilde elini uzatması da yaptıklarıyla Subaru’nun ona beslediği düşmanlığı değiştirdiğinden dolayıydı.
Subaru’nun kalbi değişmişse Oburluğun verdiği zarardan acı çekmiş insanlarınki de değişebilirdi.
Bu yüzden――
Subaru: “――Bu sana sunduğum ‘Sıfırdan’ işte.”
Tabii ki sıfırdan falan değil, gezegen çapındaki devasa eksi sayılardan başlaması gerekecekti.
Böyle saçma, olağan dışı ve son derece mantıksız bir zorlukla yüzleşmek; doğru dürüst akla sahip herkesin başaracağına inanmayacağı tamamen hayalperest bir düşünce şekli de olsa Subaru bu yardımı sunacaktı.
Aynı şey geçmişte Natsuki Subaru’ya da yapılmıştı.
Rui: “――――”
Hâlâ daha elini uzatan Subaru, duruşunu değiştirmeden cevabı bekledi.
Acele ettirtmedi ama sonsuza kadar da bekleyemezdi. Ona gereken vakti verdi ve gereken cevabı bekledi.
Rem: “Ben… bilmiyorum…”
O durağanlık arasında sessizliğe bürünmüş Subaru ve Rui’nin yanındaki Rem, mırıldandı.
Bir anlığına bu dediği şeyin Subaru’nun teklifini reddettiği anlamına geldiği sanılabilirdi fakat Rem’in gözleri aynı şeyi demiyordu.
Devam etti.
Rem: “Şu Günah Başpiskoposlarını da Rui Arneb’i de… hiçbirini.”
Subaru: “――――”
Rem: “Ama madem sözde Günah Başpiskoposlarının ve bu Rui Arneb denen kişinin varlığı bu dünyada affedilmeyecekse… o zaman, o zaman bu çocuğa ne olacak?”
Sesi, titriyordu ama açık mavi gözleri dolmamıştı.
Rem’in gözleri, bulanık veya sulu bir görüşle ne arzuladığı cevabı ne de karşısındaki kişinin ona sunduğu cevabı göremem dercesine dosdoğruydu.
Eğer seçen kişi kendisi olsaydı ne bir Günah Başpiskoposu ne de Rui Arneb olmak isterdi, öyleyse ne seçerdi ki?
“Rui” birçok mantıksız yükün altına girmiş ve affedilme uğruna sonunda af olup olmadığını bilmediği bir yola girmişti. ――Böyle bir kız, kim olabilirdi ki?
Bu soruyla karşı karşıya gelen Subaru’nun diyebileceği tek şey――
Subaru: “――Spica.”
Rem: “Ha?..”
Subaru: “Bu kıza yeni hayatının yeni bir sayfasını açabilmesi için bu ismi bahşediyorum.”
Rem’in de Rui’nin de gözleri kocaman açıldı.
Şu andan itibaren, şimdiye kadar yaşadığı yoldan farklı bir yolu seçip gözünü tamamıyla farklı bir geleceğe göz koyarsa Subaru, onu desteklemek için her şeyi yapacaktı.
Çünkü kimsenin Günah Başpiskoposlarının affetmeyeceği bu dünyada, kimsenin Rui Arneb’i affetmeyeceği bu dünyada o yine de kalbinin derinlerine kendinden önce oturmuş bu kızı affetmek istiyordu.
Subaru bu kızı affedebilmek için onun böyle bir insan olmasını diledi, işte bu yüzden――
Rem: “Spica…”
Donakalmış, dilini yutmuş Rem ismi mırıldandı ve sonra ona doğru baktı.
Genç kızın gözleri Subaru’ya takılı kalmıştı. Aynı şekil Subaru da gözlerini ondan çekmiyordu.
İşlerin böyle ilerlemesini istiyordu, dileği buydu.
Fakat sesini yükselterek söylememişti, söyleseydi kesinlikle yapardı. Kendi istediğinden değil de Subaru’nunkilerine güvendiğinden yapardı, işte bu yüzden sesini yükseltmedi.
Çünkü kendi yolunu kendi çizmesini istiyordu, başkasına bırakmasını istemiyordu.
Devam etmesini, daha da gitmesini ve durmamasını istiyordu ki bunca yolu ilerledikten sonra geriye baktığında o yolun kendi seçtiği yol olduğunu düşünebilsin.
Rui: “――Uau.”
Subaru: “――――”
Kızın ince dudakları hareket etti. Subaru’nun adı nazikçe zikredildi.
Subaru, sessiz ve hareketsiz, bekledi. Acele etmesini istemedi ama sonsuza kadar da bekleyemezdi. Ona gereken zamanı vermişti ve o da gereken şeyi seçmişti, o cevabı duymak istiyordu.
Subaru çaresizce kendini tutmaya çalışırken kızın ifadesi değişti.
Rui: “Auuau.”
Sözler nazikçe, narince döküldü ve bir tebessüm çıkageldi.
Mavi gözlerinin kenarlarından göz yaşları yavaş yavaş akarken kızın elleri narince Subaru’nun uzattığı eli tuttu.
Subaru, o hafif, narin dokunuşu içtenlikle karşılamak için gözlerini sıkıca kapattı.
Ne bir Günah Başpiskoposu ne de Rui Arneb, hayata yeni bir pencere açmıştı.
Günah Başpiskoposu olmuştu, Rui Arneb olmuştu ve bu geçmiş silinemezdi.
Bu sorumluluğu üstlenecek, dikenli yollardan geçmek zorunda kalacaktı. Kızın―― “Spica’nın”, elini hiç bırakmayacakmış gibi sımsıkı tuttu.
Subaru: “Bir gün, seni affedeceğim. ――İşte bu yüzden elimizden geleni birlikte yapalım.”
Spica: “…Au!”
Spica, gözleri yaşlı yüzüyle bembeyaz dişlerini sergileyerek kocaman bir gülümseme gösterdi.
Yandan Spica’nın gülümsemesini gören Rem’in duyguları kabardı ve patlak verdi.
Rem: “――Hık.”
Öncekinden daha duygulu ve gözyaşlı bir şekilde Rem, Spica’yı kucakladı.
Onu kucaklayarak, sarılarak, yürekten feryat ederek Rem ağladı. Beklenmeyen kucaklamadan şaşıran Spica, Rem’in duygularına kapıldı ve yüz ifadesi bulutlandırıp buruşturup…
Spica: “――Aaaau!”
Spica da yüksek bir sesle yüzünü kırıştırarak yaşına yakışacak şekilde, omuzlarına kendi yaşında birinin kesinlikle almaması gereken bir alın yazısı alarak göz yaşlarına boğuldu.
Tıpkı dünyaya yeni gelmiş birinin yapacağı gibi.
Yeni doğmuş bebekler gibi feryat eden kızlar ağlamaya devam etti. Sadece ağladılar.
――Subaru da, birazcık, ağlayıvermişti.
#Selam dostlarım! Cidden duygusal bir bölümdü ve Rui konusunda bitirici olmasa da ilk adımı atmış olduk. Bu koyulan isim bana bir yerlerden tanıdık geliyor ama nereden olduğu bende kalsın tabii :). Sonraki bölümlerde görüşmek üzere!




Çeviri için teşekkürler. Böyle bölümlere bayılıyorum ya
Üyelik olayı iyi olmuş bu arada
Rui- pardon spica aramıza hoşgelmiş oldu. Subarunun bu tekrar eden affetme serüveni hikayeyi herkesi kurtarması gereken insanlar olarak görüşü hoşuma gidiyor. You r amazing guy natsuki subaru
Sonunda yav lütfen artık daha hızlı gelse? Bu bölüm 1 ayda geldi, biliom cok zor ama
Sabrın sonu selamettir karşim
bölümün geç gelme sebebi birkaç teknik aksaklıktan ve sitenin kapalı olmasından dolayıdır efendim. beklemeniz için teşekkür ederim beklemede kalın tempo hızlanacak