
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Clumsy
Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Natsuki Subaru, Heisei çağı Japonya’sının gevşek eğitim ortamında doğmuştu.
17 yıllık hayat hikâyesini bütünüyle anlatacak olsaydık muhtemelen bunu yapmak tam 17 yıl alırdı.
Dolayısıyla bu kısımları atlar ve özetle şu anki pozisyonunu açıklayacak olursak bu açıklama “Lise Üçe Giden Bir Hikikomori” çizgisinde olurdu.
Ya da biraz daha detay katmak gerekirse, “Ebeveynlerinin Beklentilerine Karşı Çıkan ve Sınavlar Yaklaştığında Kabuğuna Çekilen Umutsuz Bir Bok Parçası” denilebilirdi.
Kendisini geri çekmesi için belirgin bir sebep de yoktu.
Haftanın sıradan bir gününde aklına, “bugün yataktan kalkmak zor olacak” düşüncesi gelmiş ve devamsızlıkları böylece başlamıştı.
Bu şekilde sürüp gitmiş, okuldan uzak kaldığı süre uzadıkça uzamış ve farkına bile varmadan ailesini ağlatan içine kapanık biri olup çıkmıştı.
Günbegün düşkün bir tembelliğe kapılmış, tüm iletişimini kesmiş, bu durgunluğa takılıp kalmıştı, derken——
Subaru: “Sonunda Paralel Dünyaya ışınlandım… ha.”
???: “Subaru?”
O kendi kendine mırıldanıp mevcut durumunu anlayarak aklında düzene oturtmaya çalışırken iki beyaz el, yanaklarını kavradı. Kafasını kaldırdığındaysa gözlerinin önünde gümüş renkli güzel bir kız buldu.
——Gerçekten, çok güzel bir kız.
Ay ışığı misali parıldayan uzun, gümüş rengi saçlar ve iliştirilmiş mücevherleri andıran ametist rengi gözler.
Onda var olan tüm sanatçılara kalemlerini bıraktıracak derecede kutsal, muhteşem bir sanat eseri gördüğü yanılsaması uyandırarak güzelliğini dünyanın doğal düzeninin ötesine taşıyan endişeli bakışlarla Subaru’yu izlerken uzun kirpikleri titreşiyordu.
Ve bir de şöyle bir soru vardı: Böylesine güzel bir kız neden birbirlerinin nefeslerini hissedebilecekleri kadar yakın mesafeden Subaru’nun yanaklarını sıkıyor,“Hmm” diye ses çıkarıyordu? Kokusu acayip hoştu.
???: “Subaru?”
Subaru: “Ha, evet, ben Natsuki Subaru.”
O gümüş çanları andıran ses tarafından bir kez daha ismi söylenen Subaru, kasıntı bir gülümsemeyle karşılık verdi.
Yalnızca yüzü değil, sesi bile titriyordu ve yaptığı bu şeye gülümseme denilip denilemeyeceği pek de net değildi. Subaru’nun anlayamadığı sebeplerden ötürü bu kız, ona bilhassa yakınmış gibi görünüyordu. Aksi takdirde böylesine yakın bir mesafeden ona bakmaz ve onunla konuşmazdı.
???: “Umm, Subaru… her şey yolunda mı? Üzgünüm ama… birazcık tuhaf davranıyorsun.”
Subaru: “T-Tuhaf mı?.. Ne, gözlerim mi tuhaf, yoksa onun gibi bir şey mi?”
???: “Aaah, yo. Gözlerin hâlâ her zamanki gibi geeeeerçekten korkutucu, neyse, bir sorun yok herhâlde.”
Subaru: “Gözlerim her zamanki gibi geeeeerçekten korkutucu mu?!”
Birazcık şakalaşarak kendisini sakinleştirmeye çalışırken tamamen beklenmedik bir yorumla karşılaşmıştı. Onun bu beyanı karşısında irkilip geri çekilişini izleyen güzeller güzeli kız ise “Sen hep böylesin ki” diyerek hafifçe dilini çıkarttı.
Çok tatlıydı. Bu kızın neyi vardı böyle? Neden bana inanılmaz yakın davranıyordu?
Ve “hep böylesin” deyip çok endişelenmiş gibi davranırken aklından neler geçiyordu——
????: “——Emilia, o sonuca biraz fazla hızlı varmış olabilirsin, doğrusu. Aslında bir sorun var gibi görünüyor, sanırım.”
???: “——? Ama Subaru’nun gözleri her zaman böyle görünüyor bence.”
????: “Ben şu anda Subaru’nun korkutucu gözlerinden bahsetmiyorum, doğrusu! Gözlerinin korkutucu görünmesi gerçekten umurumda değil, sanırım!”
Subaru: “Bu gözlerimin korkutucu olması olayı da neyin nesi! Bilesiniz ki insanların zayıf yönlerini eleştirmek kötü bir alışkanlıktır! Sizin neyiniz var böyle… Ah, yo, yani, siz ikiniz, tatlısınız falan ama…”
Subaru büyük bir güçle sıçrayıp ayaklanarak güzel kızın ve onun konuşmakta olduğu kişinin—— yani abartılı elbisesi ve zarafette elbisesinden geri kalmayan bukleli saçlarıyla periye benzeyen sevimli, küçük kızın önünde bağırmaya başladı fakat sesinin kısılması çok sürmedi.
Doğuştan gelen patavatsızlığıyla karşısında daha yeni tanıştığı iki kız olduğunu fark etmeksizin, hiç düşünmeden gevelemeye başlamış, bu şekilde çıkışmaması gerektiğini ciddiyetle fark ettiğindeyse çenesini kapatmıştı.
——Fakat bu durum fazla garipti.
Subaru tahminlerinde haklıysa bu iki kız önemli KİLİT İSİMLER olmalıydı, yani ilk köyün köylüleri veya onun gibi bir şeylerdi.
Dolayısıyla Subaru da kendisine bir çekidüzen vermeli ve vereceği ilk izlenime odaklanmalıydı.
Subaru: “Öhöm.”
Bir kez öksürüp baştan başlamaya niyetlenen Subaru, yüzünü önündeki ikiliye döndü.
Ve şoka uğramış görünen iki kız ile ardında kıvrılıp oturmuş olan devasa siyah kertenkeleyi menziline alıp bir adım geri çekilerek…
Subaru: “——Müsaadenizle kendimi tekrar tanıtayım. Benim adım Natsuki Subaru!”
Bir parmağını tavana doğrulttu ve diğer elini beline koyarak POZUNU verdi. Maalesef ne ışıltılı, yansıtıcı bir top ne de Disko müziği vardı ama Subaru, sözlerini söylerken dişlerini ışıldatıp bundan en iyi şekilde yararlanmaya çalıştı.
Subaru: “Utanç verici bir cehaletle birlikte Tanrıların ve Şeytanların ölümsüz rüzgârıyla buraya uçuruldum! Görgüsüz bir avare olsam da ne mutlu ki sizlerle tanıştım!”
??? ve ????: “————”
Onun sesini olabildiğince yükselterek kurduğu bu cümleleri işiten ikili, aptalca bakakalmaktan başka bir şey yapamıyordu.
Onlardan hiçbir tepki alamayan Subaru ise öylece pozunu sürdürüyordu. İlk kımıldayan kaybedecekmişçesine bu yarışın kazananı olmaya kararlıydı.
İşte bu şekilde sessizlik içerisinde geçen yaklaşık on saniyenin sonunda iki kız önce birbirlerine baktı, sonra da…

???: “İyi ama… biz seni zaten… tanıyoruz?”
????: “Kendini tanıtmak için biraz fazla geç kalmadın mı, doğrusu?”
Subaru: “Vuaaaa!?”
Ve böylece şen şakrak tanıtımından bir anda kopan Subaru’nun düşünceleri bu iniltiye döküldü.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
——Durumun ciddiyetinin belli oluşu yalnızca bir müddet sonra gerçekleşti.
Subaru kendini tanıtma şeklinden oldukça gurur duyuyordu fakat aldığı karşılığı görünce boynunu bükmeden edememişti. Ancak iki kızdan aynı şeyi yeniden işittikten sonra neden böylesine şaşırdıkları anlaşılmıştı.
Onun ve kızların anıları farklıydı—— Subaru onlarla yeni tanıştığını sanırken onlar zaten Subaru’nun kim olduğunu biliyordu.
Elbette Subaru cephesinde böyle bir anı yoktu. Bu da demek oluyordu ki——
???: “Başka bir deyişle, Subaru… hiçbir şey hatırlamıyorsun, öyle mi? Bu kuleyi, Pristella’da yaşananları… ve hatta, Ram’ı, Beatrice’i… ve beni de?”
Subaru: “Uuum… aynen, şey, öyle görünüyor, evet.”
???: “————”
Subaru’nun dizlerini güzelce katlayıp otururken kekeleyerek verdiği bu yanıtı işiten güzel kızın gözleri irileşti. Gözbebeklerinin şiddetle titreyişini görmek, Subaru’nun kalbinde yoğun bir suçluluk hissi doğuruyordu.
Ancak Subaru’nun yanıtı karşısında şok olan tek kişi o değildi.
????: “Anıların… gitti mi? Yok artık, bunun yaşanması mümkün değil…”
Bu şekilde fısıldayan kişi, solgun yüzlü küçük kızdı.
Güzel kızdan daha da kafası karışık olan küçük kız, şaşkınlığından kurtulamıyordu.
Sarmaşıklardan oluşan yatağın kenarında oturan küçük kız, Subaru’nun yanı başında durarak hafifçe kıyafetinin kollarını çekiştiriyordu. Onun narin parmaklarının ufaktan titrediğini gören Subaru ise kalbinde bir acı duyuyordu.
Subaru: “————”
Şaşkın ve ne yapacağını bilemez hâlde karşısında duran iki kıza söyleyecek bir şeyler bulmaya çalışıyor ama maalesef aklına hiçbir şey gelmiyordu. Dürüst olmak gerekirse başından aşağı öyle çok soğuk su dökülmüştü ki boğulmak için kafiydi.
——Başlangıçta başına gelen şeyin “Yalnızca bir Paralel Dünyaya ışınlanmak” olduğunu düşünmüştü.
Paralel Dünyaya ışınlanma fikri başındaki “Yalnızca” etiketiyle bile sağduyu sınırlarının fazlasıyla ötesinde görülebilirken meselenin Subaru’nun düşündüğünden de öte olduğu anlaşılmıştı—— Gerçi doğru yanıta çok yaklaştığı söylenebilirdi.
Subaru’ya kalırsa burası, 17 yıldır yaşamakta olduğu o tanıdık dünya değildi.
Yalnızca önündeki kızların insanüstü güzelliği ve acayip kılıklarına bakmak bile bir kanıt olarak yeterliydi. Bu da yetmezse bir at ebadındaki devasa siyah kertenkeleyi de mahkemeye kanıt olarak sunabilirdi.
Komodo Ejderlerinin de epey büyük olduğunu duymuştu fakat onlar, bu siyah kertenkeleye kıyasla bir hiçti. Eh, işin içine sarmaşıklardan oluşan organik yatak ve sandalyeler de eklenince elimizde gayet net bir dava oluyordu.
——Başka bir deyişle burası, sağduyu sınırları dışında bir dünyaydı. Alternatif, paralel bir dünya.
Subaru’nun hiçbir şekilde tanımadığı, sözde Fantezi türüne ait bir dünya.
Öyleyse sıradaki soru Subaru’nun buraya neden ışınlandığı ve onu ışınlayanın hangi büyücü olduğuydu.
İlk başta önündeki iki kızdan şüphelenmiş ve onların ana kadın kahramanlar olduğunu düşünmüştü, sonuçta hikâyeler genellikle bu şekilde sonuç verirdi—— fakat bu düşünce şeklini izlemek birazcık tuhaftı.
Çünkü önceden de bahsedildiği üzere kızlar Subaru’yu tanırken Subaru’nun buna dair hiçbir anısı yoktu. Anlayışları çakışıyor, uzlaşamıyorlardı.
Subaru: “Demek oluyor ki onlarla önceden tanıştım ama bunu unuttum… bu…”
En son etkileşimlerinden gelen yeni bilgiyi işlemeye çalışan Subaru, çetin bir surat ifadesine büründü.
Subaru’nun KAPASİTESİ Paralel Dünyaya ışınlandığı gerçeği aydınlandığı anda zaten fazlasıyla dolmuştu. Bir de esasında epey uzun zamandır bu Paralel Dünyada olduğunu anlayacak olursa tabağı bundan daha fazlasını gerçekten alamazdı.
Dürüst olmak gerekirse Subaru, “Böyle bir şey mümkün mü ki?” gibi bir şeyler söylemeye ve gülüp geçmeye daha meyilliydi.
Fakat genç kız ve loli aşırı ciddiydi ve yalan söylüyor gibi de görünmüyorlardı. Elbette Subaru’nun bu kızların bahsettiği şeylere dair hiçbir anısı yoktu ve kızların yüzlerindeki ifade yüzünden kendisini bu denli suçlu hissetmese sözlerini inatla inkâr ederdi.
Açıkçası kendisine yeterince güvenmenin yakınından dahi geçmediği için kendi fikriyle kızların fikri arasında bir seçim yapmak zorunda kalırsa muhtemelen kızlarınkine inanmayı seçerdi.
Tabii tek sebep bu değildi—— Bedenindeki değişiklikler daha güçlü bir ipucu teşkil ediyordu.
Subaru: “…Evet, bakkaldan çıktığımda sahip olduğum bedenle aynıymış gibi görünmüyor.”
Bu şekilde mırıldanan Subaru, sağ kolunu kaldırıp eliyle yumruk yapıp açtı.
Psikolojik de olabilirdi ancak kolu eskisine nazaran birazcık daha güçlü hissettiriyordu. Ve avcunda varlıklarını fark etmediği birkaç nasır görünüyordu. Onlar bambu kılıç savurmaktan kaynaklı nasırlar değillerdi, e çünkü, sonuç olarak bir yılı aşkın süredir bambu kılıçla pratik yapmıyordu.
Ayrıca kolundaki tek değişiklik bu da değildi.
Subaru: “İğrenç…”
Kolunu çevirip de elinin tersini gördüğü anda kaşları çatılmıştı.
Kolu eskisine nazaran daha güçlü hissettirmekle kalmıyordu, görünüşü de bir acayipleşmişti. Sağ dirseğinden bileğine dek siyah noktalardan uzunca bir desen yerleşmişti—— o siyahlıklar damar misali şişmiş ve son derece kötü zevklere sahip birinin yaptıracağı tarzda bir dövme gibi kolunu kaplamıştı.
Böylesine organik görünmeseydi sahiden dövme olduğu sanılabilirdi ancak neresinden ele alırsa alsın yalnızca kolunun bir parçasıydı. İnkâr edilemeyecek derecede groteskti.
??? ve ????: “————”
Bu yüzden kolunu iyice kuvvetle kaşımaya başladı.
Parmaklarıyla üzerinden geçtiği noktaların yapısı teninden farklı bir his vermiyordu. Bu hâliyle acıtmıyor ve tuhaf bir uyuşukluk hissi yaratmıyordu. Ayrıca tırnaklarını sapladığında doğan keskin acı da beklediği cinstendi.
Acaba canı gönülden kaşırsam o kara ten parçalanır ve kanar mı diye merak ediyordu.
——Peki ya kanarsa o kan kırmızı mı olurdu?
???: “Subaru…”
Subaru: “Hah! Yo, yo, yok bir şey? Yalnızca, kolum İYİ PİŞMİŞ denilecek kadar güneş yanığı olmuş diye düşünüp birazcık rahatsız oldum. Hepsi bu.”
Bu değişim onu birazcık şok etse de güzel kızın endişeli seslenişini işittiği saniyede meseleyi bir şakayla geçiştirmeye çalıştı.
Şanslı olduğu söylenebilirdi lakin Subaru, bedeninde açılan yaraların görüntüsünden rahatsız olmayan biriydi. Ebeveynlerinin ona sağladığı bu bedene zarar verdiği için kendisini suçlu hissetmiyor değildi ama bu mesele olmasa da ailesine karşı taşıdığı suçluluk hissi zaten fazlasıyla birikmiş durumdaydı.
Yine de etki alanı epey büyüktü. Uzun kollu bir şeyler giyer ve belki eldiven de takarsa insanların tadını kaçırmaktan kurtulabilirdi.
Subaru: “Genelde uzun kollu giyerim zaten, hem parmaksız eldiven giymenin de yasadışı bir yönü yok. Tehlikeli bir duruma düşecek olursam eldiveni çıkarıp siyah kolumu gösteriveririm… ve karşımdakiler de “Yok artık, adamda KARA KOL var!..” derler. Düşüncesi bile heyecan verici değil mi?”
??? ve ????: “————”
Subaru dudaklarını yalayarak kolunu deli gibi sallamaya başladı.
Kolundaki değişiklikler ve tüm bu durumun tuhaflığı hesaba katılınca kızların açıklamalarının inanılırlığı bir hayli yüksekti.
Her şeyden önce Subaru’nun anılarındaki son şey “Bakkalda alışveriş yaptıktan hemen sonrası” idi.
Subaru alışverişi bitirdiği esnada kesinlikle formasını giyiyordu ama şu anda o eski favori formasından çok farklı olarak yıpranmış, pis seyahat kıyafetleri içerisindeydi. Ayrıca ayağında spor ayakkabıları yoktu ve İYİ PİŞMİŞ denilecek kadar güneş yanığı olmuş kolunda bir alışveriş çantası da taşımıyordu.
Aynen öyle, yalnızca Dünyalar arasında sıçramakla kalmamış, zamanda da sıçramıştı.
Bakkaldan çıkmış, gözlerini kırptığı anda burada uyanmıştı—— Subaru’nun kavrayışı bu şekildeydi.
Eğer öyleyse bilincini hangi anda yitirmişti? Uyuyor olduğunu fark ettiğinde bir seslenişle uyandırılmıştı. Peki bundan önceki boşluk neyin nesiydi?
——Bakkalın dışından bir Paralel Dünyaya ışınlanmış ve biraz zaman geçtikten sonra hafızasını kaybetmişti.
“Paralel bir dünyaya ışınlanmak” kulağa kim bilir kaç kez kurduğu hayalin gerçek oluşu gibi geliyordu—— fakat bu korkunç, beklenmedik hediyeyi öylece memnuniyetle kabullenemiyordu.
Subaru, haberi olmaksızın bu Paralel Dünyada bir süre geçirmişti ve o süre içerisinde şu anda tanıyamadığı bu kızlarla etkileşime girdiği ve onlar tarafından tanındığı da bir gerçekti.
Peki onlara, onların iyi niyetine inanıp burada onlarla kalmak gerçekten iyi bir tercih miydi?
??? ve ????: “————”
Subaru: “Ah, aaaahhh, uuuuuhhhh, bu, bu doğru! Moralinizin neden bozulduğunu anlıyorum ama bir şey söyleyeceğim, hadi kendimizi toparlayıp NEŞEMİZİ BULALIM!”
Bu konuya uzun uzun kafa patlatan Subaru, ansızın neşeyle dolarak durduk yere bu şekilde bağırdı.
Yanında ve önünde duran kızların hüzünlü ifadeleri içini tutkuyla kaynatıyordu.
Hiç şüphesiz ki bu durum kafalarını karıştırmış, kalplerini kırmış olmalıydı.
Bunun öncelikli sebebi olduğunu kabullenmek kendisi için hâlâ biraz zor olsa da Subaru, bu durumu düzeltebilecek tek kişinin kendisi olduğunu biliyordu.
Bu yüzden kasıtlı olarak gösterişli bir jest gerçekleştirip şaşkın kızlara birer elini uzatarak,
Subaru: “Bildiğim kadarıyla bu akut hafıza kaybı başlangıcı vakaları genellikle bir noktada ani bir gelişmeyle iyiye gidiyor, yani çok da endişelenmeye gerek yok. Filmlerdeki gibi olursa mesele bir iki saate sonuca bağlanır ve klişe bir mutlu son uğruna her şey normale döner. E sonuçta insanı şaşaalı mutlu sonlara ulaştıran en iyi baharat trajedidir!”
???: “Üzgünüm ama neden bahsettiğine dair hiçbir fikrim yok diyebilirim…”
Subaru: “Peeeee-kii?..”
???: “Ama…”
Subaru’nun cesaret gösterisiyle dolu bu konuşmayı hızla tamamlayışının ardından güzel kız, söylediği hiçbir şeyi anlamadığı bilgisini verdi. Ve tam da bu sözler yüzünden Subaru’nun morali bozulacak gibiyken güzel kız, hızla kafasını salladı.
Sonra da ani bir gülümseme eşliğinde gözünün kenarını kaşıyarak…
???: “Subaru hâlâ Subaru, sonuçta… Mn, rahatladım.”
Subaru: “Eh. Ö-öyle mi? E madem öyle diyorsun, öyleyse ben de birazcık rahatladım sanırım…”
???: “Eiiiiii!”
Subaru: “A-Aniden niye böyle bir şey yaptın ki?!”
Güzel kız, coşkulu bir çığlık eşliğinde ve göz ardı edilemeyecek bir güçle kendi yanaklarını tokatlamış, bir anda çınlayan o canlı sesle birlikte iki elinin inişiyle de yanakları kıpkırmızı kesilmişti.
Bu hareketinin Subaru’yu tamamen allak bullak ettiğini gördüğündeyse hafifçe kafasını sallayarak…
???: “İşte, kendime geldim. Böyle olmanın kimseye faydası yok, değil mi? Subaru’nun canı bizden de sıkkınken biz o sıkkın surat ifadelerine bürünmeye nasıl devam edebiliriz ki?”
Subaru: “Öyle görünmüyor olabilir ama bu kızda deli şiddeti var galiba…”
???: “Hadi, Beatrice sıra sende!”
Yanakları hâlâ kıpkırmızı olan kızın bu enerjik söylemi Subaru’yu şok hâline sokarken güzel kız, aynı şevkle Subaru’nun yanında taşlaşmışçasına oturan küçük kıza seslendi.
Elbiseli küçük kız, güzel kızın kışkırtıcı varlığı karşısında birazcık sinse de…
???: “Ben de şoka girdim ve ben de mutsuzluğunu anlayabiliyorum… ama şu anda bu işin en çok kimin için zor olduğunu düşünmemiz gerekiyor. Onun için bir şeyler yapmamız gerekiyor, haksız mıyım?”
????: “B-Betty…”
???: “————”
Küçük kız, söyleyecek bir şeyler arıyormuşçasına ağzını açıp kapattı.
Onun bu çocuksu kararsızlığını gören güzel kız ise hiçbir şey söylemedi, yalnızca bir yanıt vermesi için onu izleyerek beklemekle yetindi.
Devam edebilir, gönlünden geçenleri değiştirmesi için ona baskı yapabilirdi. Ama güzel kız, bunu yapmıyordu. Ve bunun sebebi de büyük ihtimalle o küçük kıza inanıyor olmasıydı.
Onları hatırlayamayan Subaru’nun ikisi arasında var olan güveni anlayabilmesi mümkün değildi.
????: “Subaru… şu anda çok perişan olmalı, sanırım.”
Subaru: “…Şey, ben, tam olarak öyle bir şey söylememiştim?”
Subaru, haysiyetini az da olsa kurtarabilmek için ufacık minicik bir çaba göstererek geveledi. Fakat küçük kızı bu şekilde ikna edemeyeceğini görünce kafasını kaşımaya başlayarak…
Subaru: “Aaahh, açıkçası, doğru. Evet, bana yardım edin lütfen!”
????: “————”
Subaru, köşeye sıkıştırılışının ardından gerçek durumunu itiraf etti. Bunu gören küçük kızınsa gözleri irileşti. İncecik, soluk mavi gözleri tuhaf mı tuhaf bir çift gözbebeği taşıyordu—— ve her nedense o gözbebeklerine bakan Subaru, bir çift kelebek kanadı gördüğünü hissediyordu.
????: “…aaaauuggghhh, cidden ama! Subaru bu dünyadaki en umutsuz Kontrat Sahibi, doğrusu!”
Bir an sonraysa o kelebek kanatları bir kasırgadaymışçasına çırpındı ve küçük kızın tavrı 180 derecelik bir dönüş yaptı. Kısacık kollarını önünde bağlayan küçük kız, öfke dolu bir sesle bu şekilde bağırdı.
Onun bu hâli güzel kızı gülümsetirken Subaru’nun omuzları yukarı doğru sıçradı. Ve sonra da küçük kız, bir parmağını dosdoğru Subaru’nun burnuna uzatarak,
????: “Başından beri Betty’nin canını sıkmak için her türlü sorunu çıkarıyorsun, sanırım! Bunlara, bu uyduruk, sorumsuzca maskaralıklara bir son vermezsen artık Betty bile seni sevmeyecek, doğrusu!”
Subaru: “Ooh, ooooooooh…y-yani, diyorsun ki?”
????: “Ama Betty’den içtenlikle yardım dilendiğin için bu seferlik mazur göreceğim, sanırım——Her hâlükârda Betty olmasa Subaru sadece yaşamaya bile devam edemeyen umutsuz, yalnız bir pısırığın teki olurdu, doğrusu.”
Subaru: “Bu şekilde ifade etmek zorunda mıydın?!”
Küçük kızın konuşmayı kızıştırma hızının inanılmazlığı Subaru’yu çöküntü derecesinde bir şoka sokmuştu. Sahiden bu kız olmasa yaşamaya bile devam edemeyecek kadar yalnız mı kalırdı? Daha ne kadar abartılabilirdi?
????: “Hmph, hem sen unuttuğunu söylesen bile ben sana hatırlatırım, sanırım—— Betty’nin Kontrat Sahibi kötümser ve mızmız bir adam, ne olursa olsun anılarımda asla sepyaya karışıp gitmeyecek ya da o tarz bir şey, doğrusu.”
Subaru: “Açıklamanda anlamadığım çok fazla şey var… ama tüm bu sözlerin muhatabı ben miyim yani?!”
“Kontrat Sahibi” veya duymazdan gelemeyeceğini hissettiği o diğer kelimeler bir yana küçük kızın asık surat ifadesi toparlanmış görünüyordu. Dolayısıyla Subaru da şimdilik itiraz etme dürtüsüne direnmeye karar verdi.
Açıkçası mevcut durumu sakince kabullenmek hâlâ Subaru için epeyce zordu.
Henüz kafasındaki karmaşa düzene oturmamış, gerçeklerle tam anlamıyla uzlaşamamıştı ve tüm bu açıklamaları bir gerçek olarak kelimesi kelimesine kabullenemiyordu.
Ama buna rağmen, şimdilik, kızların hisleri Subaru’ya geçiyordu.
Subaru: “Benim adım Natsukı Subaru. Daha yeni geldim ve henüz sağımı solumu bile bilmiyorum ama arkadaş olduğumuzu varsayıyorum. Ve bunun biraz yüzsüzce olabileceğinin farkındayım ama siz ikinizden bir iyilik isteyeceğim.”
Bir kez daha sıçrayıp ayaklanan Subaru, bir parmağını tavana doğrultarak ismini ilan etti.
Ve sonra da kollarını önündeki iki kıza doğru savurup başını eğerek,
Subaru: “——Rica etsem… bana isimlerinizi söyleyebilir misiniz lütfen?”
??? ve ????: “————”
Bu sözler işitildiğinde -her nedense- güzel kızın boğazı düğümlendi ve küçük kız gözlerini kırpıştırdı.
Ancak tüm bunlar kısacık bir an sürdü.
Ve sonra, bu tavırlarını bir kenara bırakan ikilinin yüzlerine yavaşça birer gülümseme yerleşti.
???: “Benim adım Emilia, yalnızca Emilia. Tanıştığımıza memnun oldum, Subaru.”
????: “Betty, Ulu Ruh Beatrice’dir ve Subaru da Betty’nin Kontrat Sahibi, doğrusu.”
İşte böylece ona isimlerini söylediler.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Böylece tüm yaşananlardan sonra Subaru, Emilia ve Beatrice’e kendisini ikinci defa tanıtmayı tamamlamayı başarmıştı. Ancak——
Herkes: “————”
Herkese kendilerini tekrardan tanıtmaları gerektiğini açıklamaları sonrası kahvaltı masasındaki genel hava, iğnelerle dolu bir mindere oturmak gibiydi.
Doğal olarak Emilia ve Beatrice masadaydı. Ve o ikisi ile Subaru’nun yanı sıra beş kadın ve bir erkek daha toplanmıştı—— kadın erkek oranı birazcık bozuktu ama hiç değilse iki cinsiyet de temsil ediliyordu.
Emilia, Subaru’ya herkesin onun peşinden bu Kuleye gelmesi gerektiğini—— (lafı açılmışken Subaru içeride olduğu için buranın bir kule olduğunu bile fark etmemişti) ve yoldaşlarının şu anda bu Kuleyi ele geçirmeye çalışma konusunda kafa patlattığını açıklamıştı.
Bu muhteşem üyelerin her birini sırayla tanıtacak olursak—— seksi bir kıyafet içerisinde göz alıcı, iri göğüslü genç bir kadın; yaşına uymayan büyüleyici bir aura taşıyan hoş bir küçük kız; pembe saçlı ve etkileyici bakışlı tatlı yüzlü bir kız; genç hatlara ve yumuşak bir havaya sahip zarif bir kız ve son olarak asalet havasıyla çevrili dürüst yüz hatlarına sahip yakışıklı, genç bir adam.
“Buradaki herkes fiziksel olarak çekici.” Subaru’nun bu noktada geldiği Paralel Dünyayla ilgili vardığı acınası farkındalık bu şekildeydi.
Subaru: “Şey… yalnızca şahsi tercihlerimi hesaba katarsak… liderlik hâlâ gümüş saçlı güzel Emilia-chan’da bana kalırsa…”
Herkes: “————”
Bu rastgele, faydasız düşünceyi sesli bir şekilde fısıldayışıyla birlikte son derece soğuk bir karşılık aldı.
E çok normaldi. Sonuçta daha az önce Subaru’nun hafızasını kaybettiğini—— ve tüm grubu unuttuğunu öğrenmişlerdi. Emilia ve Beatrice kadar afallamış olmaları kaçınılmazdı.
Emilia: “Şey, sanırım herkes epey şaşkındır… Subaru şu anda zor bir durum içerisinde. Ama böyle bir durumda bile… yo, tam da böyle bir durumda olduğu için ona destek vermeliyiz.”
Böyle söyleyen Emilia, Subaru’nun durumunu özetlemesine yardımcı olmak adına harekete geçti.
Bununla birlikte Subaru, onu tanıdığı kısa sürede bile topluluk önünde konuşmakta pek iyi olmadığını anlamıştı. Ancak Beatrice payına düşeni söylediğinde darmadağın olmuş konuşmanın kontrolünü ele alabilmişlerdi.
Bu sayede Subaru’nun durumu ortamdaki herkese zar zor da olsa açıklanabilmişti——
???: “——Emilia-sama, emin misiniz?”
Pembe saçlı kız, bu cümleyle birlikte elini kaldırarak Emilia’dan konuşma izni istedi. Saygı ifadesi olan “sama” ekiyle hitap edilen Emilia da elbette dercesine bir “Mmhm” sesiyle onay verdi.
Emilia: “Bu kız Ram. Malikânede bir hizmetçi… Hizmetçinin, ne olduğunu biliyor musun?”
Subaru: “SORUN-YOK… ama bir Malikâne Hizmetçisi diyorsun ha. Mn, anladım sanırım.”
Pembe saçlı, Ram isimli güzel kız—— Emilia’nın bütünleyici bilgilerine bakılırsa bir Hizmetçiydi. Ve Subaru, yanında bir hizmetçi bulundurduğu gerçeğine dayanarak Emilia’nın kim olabileceğini aşağı yukarı tahmin edebiliyordu. Bu esnada onun aklından geçenleri zerre kadar umursamayan Ram, Subaru’ya soluk kırmızı gözleriyle delici bakışlar atarak,
Ram: “Bu bir çeşit şaka falan mı, Barusu?”
Subaru: “Şüphelenmemek elde değil biliyorum ama gerçekler bu şekilde. Ayrıca adımı bir küfre çevirmek de ne demek oluyor, oy! …Ve orada uyuyan kız, onun ablası mısın?”
Ram: “————”
Bir ahmak ismiyle seslenilen Subaru kaşlarını çatarak itiraz ederken onun sözlerini işiten Ram, gözlerini kıstı.
Sorusu, uyanmış olduğu yeşil renkli odadaki kızla—— şu anda yanlarında bulunmayan biriyle ilgiliydi.
Parlak, açık mavi saçlara ve Ram’ınkiyle tıpatıp aynı yüz hatlarına sahip kız—— orada uyuyor ve etrafında dönen tüm curcunaya rağmen olanların kendisiyle hiçbir ilişkisi yokmuşçasına bir türlü uyanmıyordu. Subaru’nun kendisini ikinci defa tanıttıktan sonra Emilia ve Beatrice’e sorduğu ilk kişi o olmuştu.
Kızların söylediğine göre onu uyanamadığı uykusundan uyandırmanın bir yolunu bulmak, bu Kuleyi ele geçirmek adına gelmelerinin öncelikli sebeplerinden biriydi.
Subaru: “Sen kız kardeşini uyandırmaya çalışırken bunca sorun yarattığım için üzgünüm. Ama dürüst olmak gerekirse şu anda olup biten pek çok şeyle ilgili hiçbir fikrim yok. Dolayısıyla beni aşağılama işini anılarımı geri kazandığım zamana sakla lütfen.”
Ram: “…Bunu söyleme şeklin… hiçbir şey hatırlamıyor musun gerçekten? Bu uçarı tavırların ve üslubun her zamanki Barusu’dan hiç de farklı görünmüyor.”
Subaru: “Sen böyle söyleyince kulağa tüm güzel özelliklerim hâlâ aynıymış gibi geldi. E bu da iyi haber, haksız mıyım? Şey, hani ‘bir erkeğin doğası öyle kolay kolay değişmez’ derler ya, o yüzden yeni bana da eski bana davrandığın gibi davran lütfen!”
Subaru canlı bir şekilde övünürken Ram, onun bu sorumsuzca tavrını hayretler içerisinde izlemekle yetindi.
Hiçbir şey değişmemiş gibiydi. Subaru öylesine kendi gibiydi ki Ram’ın şüphelenmemesi elde değildi. Hafıza kaybı dışında durumun hiç de kötü görünmediği doğruydu.
Hiç değilse etkileşim bağlamında herhangi bir yersizlik veya sıkıntı olacağından endişe duymaya gerek yoktu.
Subaru: “Yani özetl… Uuoouuhh!?”
???: “Ustaaam~?”
Subaru, tam da Ram’ın sorgulamaları sonrası rahat bir nefes alacakken kulağına üflenen tatlı nefesi hissettiğinde neredeyse tepetaklak olacaktı. Bir anda yana yaptığı meyli tamamladıktan sonra kafasını çevirdiğindeyse sol kulağını yalayacak yakınlıkta duran siyah saçlı, göz alıcı kızı gördü.
Siyah bir bikini, mini şort ve bir pelerin—— bu giyim tarzıyla son derece spesifik bir fetişizmi hedefliyor gibi görünüyordu. Fakat Subaru’nun ödünü kopartan şey kılık kıyafeti değil, hareketleriydi.
Daha az önce yerde, karşısında bağdaş kurmuş oturuyordu. Bir anda ayaklanıp arkasına geçmeyi nasıl başarmıştı?
Subaru: “Ah, ne aaahh…”
???: “Ben Shaula! Ustamın favori çırağı ve Pleiades Gözcü Kulesinin Yıldız Muhafızı!”
Subaru: “Yıldız Muhafızı mi?.. Ayrıca Ustam derken… beni mi kastediyorsun?..”
Shaula: “Eevvet!”
Kendisine parmağını doğrultmuş olan Subaru’ya güneşi gölgede bırakabilecek kadar ışıltılı bir gülümseme sunan güzel kız—— Shaula, başıyla onay verdi. Onun umursamaz gülümsemesini görmekse Subaru’nun aklındaki izlenimini tamamen tersyüz etti.
Dış görünüş olarak grubun içerisinde evlenme yaşına en yakın görünen kız oydu ve bir de moda tercihleri eklenince ilk etapta onun olgun bir çekiciliği olduğunu düşünmüştü. Fakat tavırları on yaşında bir kızı andırıyordu. Ya da daha ziyade sahibi tarafından fark edildiği için sevinçten havalara uçan bir köpek veya onun gibi bir şeyi.
Ve hatta Subaru’nun izleniminden pek de uzak olmayan bir şekilde tıpkı kuyruğunu sallayan bir köpek gibi siyah atkuyruğunu sallayıp duruyordu.
Shaula: “Söylesene, Ustam… böyle oynamaktan hâlââ~ bıkmadın mı? Bu işe bir son verene dek beni daha kaç kez unutman gerekecek?”
Subaru: “Ortada bir bıkıp bıkmama meselesi yok ki! O değil de sen bana hafızamın sürekli gidip durduğunu mu söylüyorsun?! Boyut değiştirmek insanın kolayca hafıza kaybetmesine falan mı yol açıyor!?”
Shaula’nın sersemce yorumunu işiten Subaru, emin olmak adına etrafındakilere bakındı.
Hafıza kaybının gerçekliğini zar zor kabullenmiş olsa da bunun sıklıkla yaşanması bambaşka bir hikâyeydi. Artık akut bir şey olmaktan çıkar, kronik bir duruma dönüşürdü. Eğer endemik bir Paralel Dünya rahatsızlığı yüzünden sürekli hafızasını kaybedip duruyorsa bu, gündelik hayatını sıkıntıya sokmaktan çok daha ciddi bir mesele olurdu.
Subaru: “Bu da nesi? Gerçekten o kadar sık mı hafızamı kaybediyorum?”
Beatrice: “Yo, tabii ki hayır. Sakin ol, sanırım. Shaula, Subaru’nun kafasını hâlihazırda olduğundan daha fazla karıştırma. Daha yeni sakinleşti…”
Subaru’nun sol elini tutan ve başından beri yanında oturmakta olan Beatrice iç çekti ve Shaula’ya delici bir bakış attı, o da karşılığında dilini çıkarıp bir “Eeeh~” sesiyle,
Shaula: “Ustamın canını sıkmaya çalışmıyordum, biliiiirsiniz ya. Ah, ama, böylece Ustamın kafası Shaula’yla dolacaksa bunda bir sakınca yoktur, haksız mıyım? Ooooh ne kadar da zalim bir kızım. Ustam, zalim kızlardan hoşlanır mısıın?”
Subaru: “Şu noktada zalimlik yalnızca kafa karıştırıcı oluyor, o yüzden kalsın teşekkürler. Şu an için yalnızca Melek/Tanrıça/Peri tiplilerden yardım istiyorum, o yüzden yarı çıplak onee-sama tiplileri bir başka zamana bırakacağım.”
Shaula: “Çıhiiiii, çok kabasııııın! Göğüslerim büyük olabilir ama Ustam yine de çoook kabaaa~”
Shaula’nın hiç azalmayan ilgisiyle karşı karşıya kalan Subaru, bu teklifi tuhaf bir gülümsemeyle reddetti. Dürüst olmak gerekirse kızdan hiç hoşlanmamış değildi ama ilgisinin o anda doğrudan Subaru’ya değil de düşkün olduğu “Ustası” Subaru’ya yönelik olduğunu anlayabiliyordu.
Açıkçası Emilia ve Beatrice’in ona düşkünlüğü de aynı şekilde olmalıydı——
???: “Gerçekten, Onii-san tam bir baş ağrısı-san.”
Küçük kız, Subaru’nun aklından geçenlerden bağımsız olarak tatlı bir sesle bu yorumu yaptı.
Aşağı yukarı Beatrice yaşlarında görünen küçük bir kızdı fakat Beatrice’in periyi andıran hatlarının aksine onun yüzü insani tatlılık çizgisindeydi. Çivit mavisi saçlarına Fransız örgüsü yapılmıştı ve son derece yakışıksız, baştan çıkartıcı bakışlar atıyordu.
Subaru: “Senin ebeveynlerinle iki çift laf etmeliyim, bei-bee~”
???: “——Etmesen daha iyi. Onii-san ve Mama iyi anlaşamaz, anlarsın ya. Ayrıca, biz şu anda Onii-san’ın anılarından bahsetmiyor muyduk?”
Subaru: “Böyle söylesen bile şu anda o anıları geri almanın bir yolu yok ki… Şimdilik ismini söylemenle başlayalım hadi. Bana ismini söyle ve arkadaşlığımız için ilk adımı atmış olalım, bilirsin ya!”
???: “Pffu… arkadaşlıkmış.”
Bu kadar komik olan neydi bilemese de küçük kız, eliyle ağzını kapatarak sessizce kıkırdadı. Alayla suskunlaşma arası bir gülüştü ama tam olarak ikisi de değildi.
Subaru kızın neden böyle güldüğünü anlayamıyordu ama…
???: “Ben Meili, Onii-san. Hafızanla birlikte dikiş yeteneklerini de yitirmediysen bana yeniden pelüş hayvan yapmanı umuyorum.”
Subaru: “OooOh, gizli gücüm açığa çıktı mı bile? Anlaşılan Meili’ye epey düşkünüm, ha. Sen de mi Beatrice gibi benim korumam-altındaki-kardeşimsin?”
Beatrice: “O kız Subaru ve Betty’i öldürmesi için evimize gönderilen bir suikastçıydı, sanırım.”
Subaru: “Ne biçim bir şaka bu?!”
Beatrice ortaya son derece ağır bir şaka atsa da her nedense söyleneni inkâr eden hiç kimse çıkmıyordu. Yoksa… diye düşünen Subaru Meili’ye baktı ve kız da ona hafifçe gülümseyerek el salladı.
Subaru’nun gerçekte neler olduğuna dair hiçbir fikri yoktu ancak bu küçük kızın bir suikastçı olması—— yine de kulağa birazcık gerçekdışı geliyordu. Gerçi belki de ayağını sağlam pabuca sokmaktan zarar gelmeyebilirdi.
Subaru: “Peki, böylece Ram, Shaula ve Meili kendini tanıtmış oldu. Öyleyse sıradaki…”
Meili’yle ilgili çeşitli sorularını şimdilik bir kenara bırakan Subaru, gözlerini geriye kalan iki kişiye çevirdi—— açık mor renk saçlı, kürklü kıza ve yakışıklı yüzlü delikanlıya.
Ortamdakiler arasında Subaru’nun açıklaması sonrası tek bir kelime dahi etmeyenler yalnızca o ikiliden ibaretti. Ve cinsiyet oranlamasında kadınlar fazlasıyla baskınken o delikanlı, Subaru’yla aynı cinsiyeti paylaşan tek kişiydi. Dolayısıyla onun söyleyeceklerini duymayı dört gözle bekliyordu ama,
???: “————”
Sessiz gencin sarı gözbebekleri titreşiyor ve oturduğu yerden korkunç bir aura yayıyordu. İnsanı konuşma konusunda tereddüde düşüren bir atmosfer vardı ve Subaru tek kelime edemiyordu.
Ortamı okumadaki beceriksizliğiyle evren çapında tanınan Subaru bile genç adamın bu hâlini görünce onun dünyasına adım atmaya çekiniyordu.
Belki de tüm bu odadakiler içerisinde bu meseleden en çok yara alan oydu.
????: “Yalnızca…”
???: “…Gıh”
????: “Ona yalnızca birazcık zaman tanı. Bu kadarı sorun olmaz, değil mi?”
Kürk atkılı güzel kız, gencin yerine hafifçe elini kaldırarak böyle söyledi. Onun kıyafetleri diğerlerine kıyasla epeyce kalın görünüyordu ve tatlı görünümünün aksine ses tonu birazcık erkeksiydi—— bu da Subaru’ya memleketinde Boku-ko dedikleri şeyi anımsatmıştı. İşte kız, bu şekilde donuk atmosferi dağıtmıştı.
Her hâlükârda bu kelimelerle konuşmayı kurtarmıştı. Gerçi -her nedense- Emilia ve diğerlerinin kafaları az önce yaşanan bir şeyler yüzünden fena hâlde karışık görünüyordu.
Subaru: “Aah, evet, elbette. Bir anda herkesi böyle şok etmek benim hatamdı…”
????: “Benim* gördüğüm kadarıyla, bununla sınırlı değil…” (Buradaki ben, ‘Boku’ şeklinde erkeksi kullanımmış.)
Subaru: “Ooooh, bir Boku-ko mu?”
Yani bir Boku-ko izlenimi veren bu kız gerçekten de kendisine “Boku” şeklinde hitap etmişti.
Düşünceli bir ifadeyle birlikte kürküyle oynayan kız, Subaru’nun sözleri karşısında buruk bir şekilde gülümseyerek,
???: “Bana şimdilik Anastasia diyebilirsin. Aslında senin şok edici haberin olmasa senin yerine ben şok edici bir haber verecektim. Ama görünen o ki bir karışıklık oldu.”
Subaru: “Şok edici bir… haber mi?..”
Onun ne tarz bir haber vereceğinden emin olamayan Subaru bu sözler karşısında afallamış görünse de Anastasia yalnızca hafif bir gülümsemeyle yetindi ve yanıt vermedi. Bu esnada etkileşimlerini izleyen Emilia ve Beatrice’in yüz ifadeleri de kafalarını karıştıran bir şeyler varmış gibiydi.
Onlar da Anastasia’nın nasıl bir itirafta bulunacağını bilmiyordu—— ama anlaşılan o ki canlarını sıkan bir şeyler vardı.
Ram: “Her hâlükârda Şövalye Julius’un toparlanmak için biraz zamana ihtiyacı varmış gibi görünüyor… öyleyse biz de bu sırada kahvaltıyı hazırlayalım. Emilia-sama, benimle su almaya gelmesi için Barusu’yu ödünç alabilir miyim?”
Subaru: “Eh?”
Sandalyesinden kalkan Ram, dizlerine vurarak böyle söyledi.
Durumun vahameti ve durgunluğuna kapılmaktansa zamanı değerlendirmeyi önermişti. Aslında mantıklıydı ama yine de bu beklenmedik talep karşısında şaşırmış görünen Emilia’ya tuhaf gelen bir şeyler vardı.
Ne olursa olsun hafızasını kaybeden Subaru’nun kendisine eşlik etmesini istemesi——
Emilia: “Subaru’nun anıları allak bullak, dinlenmesine izin vermek daha iyi olabilir…”
Ram: “Dinlenmesine izin versek bile hafızasını hemen geri kazanmasına imkân yok ki. Barusu bunu kendi söyledi. Ayrıca hafızası yerinde olsa da olmasa da Roswaal-sama’nın emri altındaki bir hizmetkâr olduğu gerçeği değişmedi. Yalnızca normalden birazcık daha unutkan, bunu bahane edip yan gelip yatması affedilemez.”
Subaru: “Bu epey sert oldu Ram-chan… Ram-san?”
Ram: “————”
Ram pis bir bakış atarken Subaru’nun omuzları top gibi büzüştü.
Buna rağmen Ram haklı olabilirdi. Subaru zorlu bir durum içerisinde olsa da bu yüzden haddinden fazla şımartılırsa kendisini rahat hissedemezdi. Ayrıca——
Subaru: “————”
Anastasia’nın destek olduğu moralsiz genci izleyen Subaru, hiç değilse o genç toparlanana dek orada olmaması gerektiğini hissediyordu.
Belki de Ram bunu fark ettiği için Subaru’yu odadan çıkartmak istemişti.
Subaru: “Durum buysa seni hafife almamalıymışım, Ram…”
Ram: “…Her neyse, hadi gidelim Barusu. Senden başka bir beceri beklediğim yok ama hiç değilse su çekmekte sorun yaşamazsın herhâlde.”
Emilia: “Oh, öyleyse ben de…”
Ram: “Onun için en iyisini istiyorsanız Barusu’yu şımartmamalısınız.”
Belki de doğru olan ismini herhangi bir ek eklemeden telaffuz etmekti, çünkü Ram Subaru’ya herhangi bir itirazda bulunmamıştı. Bunun yerine peşlerine takılmak isteyen Emilia’yı durdurmuştu.
Ve tam da Emilia karşı çıkmak üzereyken Subaru, “Sorun yok sorun yok” diye devreye girerek,
Subaru: “Ram haklı. Beynimde olanlar dışında bedenim iyi durumda. Duyduğum kadarıyla bir hizmetkârmışım? Bulaşıkçı çocuk gibi bir şey miyim? Sanırım öyleyim, bu durumda biraz su çekip görevlerimi yerine getirmeye devam etmeliyim.”
Emilia: “…Subaru, sen bir hizmetkâr değilsin, sen benim…”
Subaru: “Ben senin, neyinim? ——! Yoksa ah, b.. ben… senin sss…ss.. sev-gilin falan…”
Emilia: “Yo yo, hiçbir şekilde, katiyen öyle bir şey yok.”
Subaru: “Hiçbir şekilde katiyen öyle bir şey yok mu?! Şey, peki öyleyse…”
Burun deliklerinden ağır ağır soluklar verip umut dolu bir şekilde bu soruyu soran Subaru, Emilia tarafından anında reddedilmişti.
Emilia kesinlikle, her zerresiyle Subaru’nun tipiydi ama bu asil çiçek Subaru’nun liginin fazlasıyla dışındaydı. Hafızası olsa da olmasa da böylesine güzel bir kızın liginde olmayı nasıl umabilirdi ki?
Subaru: “Her neyse, beni boş verin, siz kendi işinizi halledin. Umarım o, geri döndüğümde kendisini biraz daha iyi hissediyor olur…”
Emilia: “…Mn, haklısın. Anlıyorum. Ben… onunla bir şekilde konuşmaya çalışacağım.”
Şakalaşmayı bir kenara bırakan Subaru, sesini alçaltıp genç adamı işaret ederek Emilia’nın kulağına fısıldadı. Delikanlı Anastasia’yla konuşuyor gibi duruyor ama her nedense hiç de kendisini daha iyi hissedeceğe benzemiyordu.
Emilia ve Beatrice onu birazcık neşelendirebilirse harika olurdu.
Öyle ya da böyle Shaula veya Meili’nin bu meselede yardımının dokunmasını pek beklemiyordu.
Subaru: “Tabii ki buradaki en güvenilir kişi Betty. Bu işi sana bırakıyorum, Kontrat-ko.”
Beatrice: “——Bana bu şekilde seslenmemeni tercih ederim, doğrusu.”
Subaru: “——? Aah, gerçekten mi? Öyleyse, yalnızca Beatrice mi diyeyim?”
Beatrice: “…Bu… şimdilik yeterli, sanırım. Subaru bu işi Betty’e bırakabilir, doğrusu.”
Hâlâ Subaru’nun elini tutmakta olan Beatrice, Subaru’nun sesleniş şekline ufak bir itirazda bulundu. Onun tepkisini gören Subaru neticede yanlış bir tercih yaptığını hissetse de bu işi nasıl onaracağını bilemiyordu.
Derken Beatrice, Subaru’nun elini bırakıp bakışlarını Ram’a çevirerek…
Beatrice: “Kız kardeşlerden büyük olanı, Subaru’yu sana emanet ediyorum, sanırım.”
Ram: “Anlaşıldı. Ama çok uzaklaşmayacağız zaten, tehlikeli olacağını sanmıyorum.”
Beatrice: “Subaru tam da öyle tehlikesiz bir ortamda tüm anılarını yitirdi, doğrusu.”
Ram: “Doğru bir noktaya değindiniz.”
Subaru: “Aaahhh, benim de hiçbir itirazım yok…”
Beatrice ve Ram arasındaki etkileşimi dinleyen Subaru, bu tatsız fikir birliği arasında sıkışıp kalırken Emilia, odanın köşesinden aldığı bir kovayla geldi.
Ve kovayı Subaru’ya uzatarak…
Emilia: “Ram’la birlikte yavaşça git, acele etme. Sen dönene dek onu sakinleştirmek için elimden geleni yapacağım.”
Subaru: “Ah, tamamdır, elinden geleni yap. Bu iş sana emanet, Emilia-chan.”
Emilia: “——Mhm”
Yanıtından önce ufacık, anlık bir duraksama oldu fakat Subaru, bunun peşine düşmedi.
Ram: “Barusu”
Ram acele etmesi için seslenince Subaru, bir eline kovayı alarak odadan çıkmak adına peşine takıldı. Ve çıkmadan önce gence doğru kaçamak bir bakış attı ancak hâlâ konuşabilecek durumdaymış gibi görünmüyordu.
Subaru: “…Öyleyse ah, sorunun ne olduğunu sormamda bir sakınca var mı?”
Ram: “Şövalye Julius’u mu kastediyorsun? Büyük bir acımasızlık oldu, Barusu.”
Subaru: “Acımasızlık mı?..”
Artık baş başaydılar. Ve koridorda Ram’la yan yana yürüyen Subaru, odadaki herkesten daha çok şaşırmış görünen genç adamın durumunu sormuştu.
Ram’ın yanıtı Subaru’nun acımasız olduğu şeklindeydi ve Subaru, ondan duyduğu kadarıyla delikanlının isminin Julius olduğunu öğrenmiş, o ismin son derece zeki bir izlenim verdiğini düşünmüştü.
Subaru: “Sanıyorum ki onu Emilia ve Beatrice’e emanet edebilirdik, beni buraya o yüzden getirdin, haksız mıyım? Yalnızca su almak için değil yani?”
Subaru, odayla aralarında birazcık mesafe oluşur oluşmaz doğrudan konuya girdi.
Ram: “————”
Subaru: “Konuşmayacaksın, ha. Yani kesin konuşmuyorum, yanılıyor da olabilirim ve bu durum benim için gerçekten acayip utanç verici bir şekil alabilir.”
Ram: “————”
Subaru: “…Yoksa, gerçekten yalnızca su almak için mi çıktık? Umm, ah, eğer öyleyse söylediklerimi bağışa lütfen, ahh, şimdi düşünüyorum da tüm o kendini beğenmiş ‘Bu işin içinde bir bit yeniği olmalı’ düşünceleri gözüme tamamen küstahça göründü.”
Ram: “————”
Subaru: “Ah?”
Yanılıyor olabileceğini düşünen Subaru’nun yüzü, yanıt alamamanın doğurduğu endişeyle gerilmeye başlıyordu. Ancak tam da ortalığı yatıştırmanın bir yolunu bulmaya çalışırken Ram, adımlarını duraksattı.
Onun durduğunu fark edene dek iki adım daha ilerleyen Subaru da o noktada durarak Ram’a döndü.
Ve Ram, pembe saçlarını hafifçe okşayarak…
Ram: “——Bu kadarı yeterli, artık rol yapmayı kesebilirsin Barusu.”
Açık kırmızı gözbebeklerinde hafif bir öfke belirtisiyle bu cümleyi kurdu.
Subaru: “Eh? Rol yapmayı mı?..”
Ram: “Konum değiştirmemizin tek amacı buydu, bunun farkındasın, değil mi? Bir kızı bu kadar utandırmana lüzum yoktu. Mide bulandırıcı.”
Subaru: “Mide bulandırıcı mı!”
Onun ne demeye çalıştığını anlayamayan Subaru kaşlarını çattı. Fakat bu esnada Ram, kollarıyla kendi dirseklerini sarıp onun bu aptal görünüşü karşısında kafasını sallayarak,
Ram: “Her neyse, Barusu yine yarım yamalak bir fikir bulmuş olmalı, değil mi? Saf Emilia-sama’yı, rakip Anastasia-sama’yı ve güvenilmez Shaula’yı bırak da… hiç değilse Ram’a aklından geçenleri söyle.”
——Bu şekilde, bir şeyler ters giderse daha iyi koordine olabilirlerdi.
Bu alt metinle birlikte Ram, Subaru’ya açıkça böyle söyledi.
Bu cümleleri işiten Subaru’nunsa önce birazcık gözleri daldı, sonraysa sağ kolunu kaldırıp kafasını sertçe kaşımaya başladı.
Subaru: “Bu konuda, umm. Ram, az önce söylediğin şeyi. O şeyi anlamamış değilim, ama…”
Ram: “Ama?”
Subaru: “Üzgünüm, ama, bu gerçekten de bir rol veya oyun veya o tarz bir şey değil. Gerçekten hiçbir şey hatırlamıyorum. Beklentilerini karşılayamadığım için üzgünüm.”
Ram: “İnatçı. Barusu’nun sürekli başına buyruk hareket ettiğini biliyorum ama bu seferki mesele beni de ilgilendiriyor. Rem’e olacaklarda Ram’ın da söz hakkı olmalı. O yüzden üzgünüm ama bu defa beni de dahil etmek zorundasın.”
Subaru: “Yo, ama söylemek istediğim şey…”
Burada inatçılık eden kimdi? Subaru, Ram’ın bu şekildeki ısrarı karşısında kalakalmıştı.
Ram’ın bu hafıza kaybı gerçeğini kabullenemediğine hiç şüphe yoktu fakat onun bu derece inat ettiğini gören Subaru da ne yapacağını bilemiyordu. Neticede hafızasını kaybetmiş gibi davranmanın kuleyi ele geçirmelerine nasıl bir faydası dokunabilirdi ki?
Ram: “Ram bunu anlayamasa da… Söz konusu Barusu’ysa, Barusu’nun daima bir planı vardır. O yüzden hadi dökül bana. Sırrını saklayacağım.”
Subaru: “Aramızda bir sır olması düşüncesi kulağa cazip geliyor falan ama…”
Detayları bilmiyordu ama Subaru’nun bir planı olduğundan emindi.
Ram’ın bunu söyleme şekli Subaru’yu öyle şaşırtmıştı ki bir müddet sersemleyip kalakalmıştı. Fakat o bu çürük mantıkla kendisini sorgulasa da Subaru, Ram’a ne söyleyeceğini bilemiyordu.
Şimdi düşünüyordu da “Söz konusu Subaru’ysa” demişti. Ona olan inancı tam olarak ne kadar fazlaydı?
Fakat Subaru bunları düşünmekle meşgulken Ram——
Ram: “Barusu”
Subaru: “Hm? …Eeh, oy!?”
Ansızın bir adım öne çıkan Ram, yaklaşıp kolunu savurduğu gibi kovayı Subaru’nun sol elinden uçurdu. Ve metalin taş zemine çarpışıyla koridor boyunca tiz bir ses yankılandı.
Şok olan Subaru, bunu neden yaptığını sormak adına sesini yükseltmek üzereydi. Ama——
Subaru: “Uuogh”
Bir el yakasına yapıştı ve dengesini yitirdiğini fark ettiğinde duvara yapıştırılmıştı bile.
Sırtının duvara çarpışının verdiği acıyla ufak bir çığlık atan Subaru, bu acının sebebinin önünde duran ufak cüsseli kız olduğunu fark etti.
Evet bunu fark etti. Ama sebebini hâlâ bilmiyordu.
Subaru: “Ne, ne yapıyorsun sen…”
Ram: “Söyle bana. Bu işe bir son vermezsen Ram’ın aklında uygulayacak başka fikirler de var.”
Subaru: “——Çıh! S-Sorunun ne senin! Sana söyleyecek bir şeyim yok demedim mi?! Yalan söylemiyorum! Ben…”
Ram’ın sessiz tehdidi ve şiddet gösterisiyle karşılaşınca Subaru’nun sabrı bile sınırlarına ulaşmıştı. Kendisine inanması için daha kaç defa tekrar etmesi gerekecekti?
Tam da bu nedenle Ram’ın yakasına yapışmış bileğini yakalamaya çalışırken——
Ram: “——Yeter artık! Çıkar ağzındaki baklayı!!”
Subaru: “————”
Dibinden gelen bu bağırışı işiten Subaru’nun öfkesi kulaklarına giren sesle birlikte dağılıp gitti.
Sebep şok olabilirdi—— ama yalnızca bununla sınırlı değildi. Evet, şok bir sebepti. Ama ani bağırışının verdiği şok dışında Ram’ın gücünü yitirişini de hissetmişti.
Bunun yanı sıra, Subaru’yu hareket etmekten alıkoyan bir şeyler daha vardı.
Ram: “Çıkar… ağzındaki baklayı…”
Ram’ın sesi titriyordu.
Ve o sesi işiten Subaru, hafızası olsun olmasın etkisini hissedebiliyordu.
O etki yalnızca kızın hakkındaki izlenimlerine ihanet etmesinden kaynaklı değildi, farklı, belirsiz bir sebep daha mevcuttu.
Ram: “…Lütfen, ağzındaki baklayı… çıkar.”
Subaru: “R…am?”
Ram: “…Lütfen.”
Alnını yavaşça Subaru’nun göğsüne yaslayan kızın titreyen sesinden bu kelimeler işitildi.
Az önce tüm gücünü yitirmiş ve geriye yalnızca keder kalmıştı.
Ağlamıyordu. Çünkü o kadar kırılgan değildi.
Yas tutmuyordu. Çünkü kendisine karşı o kadar nazik değildi.
——Yalnızca, o seste gidecek hiçbir yeri olmayan bir keder taşıyordu.
——Peki o kederin hedefi kim veya neresi veya neydi?
Ram: “Barusu bile unuttuysa, öyleyse Ram…öyleyse Rem…”
Subaru: “————”
Ram: “Öyleyse Rem… o…”
Rem, küçük kız kardeşinin ismiydi.
Yeşil Oda’daki bir yatakta yatmakta olan, tıpatıp kendisine benzeyen uyuyan güzel.
O kız ve hemen önündeki büyük kız kardeş, onlarla Subaru’nun arasında ne geçmiş olabilirdi? Bu, Subaru’nun şu anda hayal edebileceği bir şey değildi.
Tek bildiği, Ram’ın Subaru’nun unuttuğu şey her neyse ona gerçekten bel bağlıyor olduğuydu.
Subaru: “…Özür dilerim.”
Ram’ın ifadesini göremesin diye alnını kendisinin göğsüne bastırışını izleyen Subaru, kollarını iki yana bırakarak sessizce özür diledi.
Bu özür unuttuğu şey için miydi, yoksa ona yanıt veremediği için mi?
Muhtemelen ikisi birdendi ve içinde farklı hisler de vardı.
Ram: “————”
Ram, bunun dışında tek kelime dahi etmedi.
Subaru da hiçbir şey söylemedi. Yalnızca Ram’ın tişörtüne sımsıkı tutunuşunu hissederek gözlerini kapattı.
——Geriye sadece çaresizce birbirine yaslanmış ikiliyi yuvarlandığı yerden izleyen kova kaldı.
#Tekrar merhaba arkadaşlar, minik bir hasretten sonra kaldığımız yerden geri döndük. Hem de -bana kalırsa- çok çarpıcı bir bölümle. Hem çok komik hem de çok üzücü anlarla dolu bir bölümdü. Julius’um, ah Julius’um. Kardeşini unuttu, kendisi unutuldu, efendisinin aslında efendisi olmadığını öğrendi, derken koca dünyada onu hatırlayan tek kişi hafızasını kaybetti. Peki ya Ram? Hatırlayamadığı ikiz kardeşi, kendisini hatırlayan tek kişi tarafından da unutuldu. Ve Ram, duygularını dışa vuramayacak, bunun yasını gerektiğince tutamayacak, buna inanmak istemeyecek kadar katı duruşlu biri. Son olarak da Subaru… Tüm bunlara sebep olduğunu gören, insanların yüzlerindeki üzüntüyü okuyan ama yapabileceği hiçbir şey olmayan, bambaşka bir dünyada hiçbir şey anımsamadan kendisini büyük bir meydan okumanın içerisinde bulan Subaru… Gerçekten düşündükçe hüzünlendiren bir bölüm oldu. Bakalım bir sonraki bölümde bizleri neler bekliyor, orada görüşmek üzere!

