※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Clumsy
Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.
■ işaretlerinin her biri Japoncadaki bir harfi temsil ediyor. Türkçede de bir heceyi temsil ediyor olarak düşünebilirsiniz.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Gece vakti çırpılan sayısız kanadın tüylerinin ardında kalan balkona bir boşluk çökmüştü.
Korkusuz kuşlar kanatlarını çırpıp karanlık gece göğüne doğru uçuşa geçmişti.
Neredeyse ıssız gökten düşmek burada kalmaktan daha kolaydır denilecek bir atmosferdi.
Bu doğru olsaydı Subaru, bu fikri tüm kalbiyle benimserdi—— hiç değilse bu boğucu durumdan sonraki en kötü şey olurdu.
Subaru: “————”
Konumları, Gözcü Kulesinin gecenin gizlediği bir balkonuydu.
Julius, yakışıklı yüzüne şüphe yerleşmiş ve yanakları kaskatı kesilmiş şekilde geçidi engelleyerek dikiliyordu. Görüş açısındaysa gece vakti gizli bir sohbet gerçekleştiren Subaru ve Echidna—— tabii tıpatıp benzedikleri için Julius’un gözünde Anastasia vardı.
Julius: “——Az önce söylediğin şey, ne anlama geliyordu?”
İşte bu gergin, donuk atmosferde Julius, aynı cümleyi tekrarlayıp duruyordu.
Sözlerindeki şaşkınlığın öncekinden bir farkı yoktu fakat sesi, kederinin derinliğini ispatlarcasına her tekrarda daha da güçsüzleşiyordu.
——Konuşmayı dinlemeye, ne zaman başlamıştı?
Subaru: “————”
Julius’un sorusuyla karşı karşıya kalan Subaru, duraksamış düşüncelerini harekete geçirerek bu soruyu yöneltti. Julius onları dinlemeye ne zaman başlamıştı, en önemli şey buydu.
Anastasia, daha doğrusu Eridna ile az önce gerçekleştirdikleri sohbetin içeriği, Julius’un hazırlanmadan işitmesine kesinlikle müsaade edilmemesi gereken cinstendi. Bu Gözcü Kulesi seferinde Subaru ve Echidna tarafından tutulan sırlar fazla derindi.
Yapay Ruhlar, Açgözlülük Cadısı, Oburluk Otoritesi ve bunların çeşitli etkileri gibi şeyler…
Subaru tüm bunları Julius’tan gizlemiş, yalnızca işleri daha karmaşık hâle getirip onu üzmekten başka bir işe yaramayacaklarına hükmetmişti.
En başta da Anastasia’nın ruhunun uykuda olduğu ve şu anda bedenini işgal eden kişinin Yapay Ruh Echidna olduğu gerçeği geliyordu.
Başka bir deyişle——
‘Anastasia’: “——Ah~, hadi ama Natsuki-kun, böyle görünmeye bir son ver.”
Subaru: “…Ha?”
Echidna, kaskatı kesilmiş Subaru’nun göğsünü ansızın parmağıyla hafifçe dürterek etkileyici bir gülümseme takındı.
Ses tonu ve tavrı Anastasia’nınkiyle öyle mükemmel bir uyum içerisindeydi ki Subaru aptalca gözlerini belertmişti ve neler döndüğünden tam olarak emin olamıyordu.
Bu sırada Subaru’yu ardında bırakıp dans edercesine yerinde dönen Echidna…
‘Anastasia’: “Affedersin, Julius. Ama bilesin ki seni dışarıda bırakmaya çalışıyor değiliz. Yalnızca Pleiades Gözcü Kulesinden ayrıldıktan sonra olacak bazı mühim şeyler hakkında Natsuki-kun’la konuşayım diye düşündüm, hepsi bu.”
Julius: “————”
‘Anastasia’: “Rem ve bebek yer ejderi orada olduğu için Yeşil Oda’dan ayrılmamız gerekti, anlarsın ya? Özel bir sırrımız dışarı sızacak diye korktuğumuzdan değil ama yalnızca ekstra gizlilik havamdaydım işte. Bu yüzden biz de etrafta dolandık… ve burası da bulabildiğimiz tek uygun yer oldu. Hepsi bu.”
Ellerini göğsünün önünde birleştiren Echidna, “Beni bağışlayabilecek misin?” dercesine başını hafifçe eğdi.
Bu sevimli jest tam da Anastasia’nın aklına gelecek cinstendi. Fakat o, dikkatleri meselenin hayati kısmından uzaklaştırmaya çalışan hâlinin aksine asla bu kadar alçalmazdı.
Bir başkası tarafından çoktan görünmüşken sakıncalı bir sahnenin üzerini örtmeye çalışırmışçasına sarf ettiği kelimeler anlamsız ve yüzeysel olmaktan öteye geçememişti—— Aslında “çalışırmışçasına” değil de “kesinlikle çalışırken” denilebilecek bir vakaydı.
Son derece istenmeyen bir durumdu. Gafil avlanan Echidna da Subaru’yla aynı fikirde olmalıydı. Aralarındaki tek fark, onun Subaru’dan daha hızlı eyleme geçmesiydi.
Derken——
Julius: “——Sen Anastasia-sama değilsin, değil mi?”
‘Anastasia’: “————”
Julius: “Echidna, bana anlatmanı istiyorum. İş bu noktaya geldiğinde bile gerçeği benden gizliyor olman ölmeden önce kötü bir insan olmayabileceğini gösteriyor.”
Julius, belli belirsiz bir tereddütle birlikte bu şekilde Echidna’yla yüzleşti. Onu işiten Echidna ise “Neden böyle…” diye lafa girip onu yalanlamaya hazırlanıyor gibi göründü fakat…
Julius: “Echidna.”
Julius bir kez daha seslenerek onu durdurdu. Ve böylece Anastasia’nın yüzü, açık renk gözlerinde tarifsiz duygular dolup taşar hâlde Subaru’ya çevrildi.
Ancak bu noktada Subaru bile bu işten kurtulmanın bir yolunu bulamazdı.
Subaru: “Julius, nereden başlamamızı istiyorsun?”
Julius: “…Anastasia-sama’nın bedeninden.”
Julius, Subaru’nun sorusunu boğuk bir sesle yanıtladı.
Bu kadarı çalkantılı ruh hâlini belli etmeye yeter de artardı bile. Ama yine de belirtilmeliydi ki yalnızca Julius gibi bir adam -sadece yüzeysel olarak olsa bile- böylesi bir durumda sakin kalabilirdi.
Ya da belki de bu mesele, sınırlarının ve duyguların iletebileceğinin çok ötesine geçmişti.
‘Anastasia’: “Pristella Şehrindeki Cadı Tarikatı mücadelesinden bu yana Ana’nın ruhu bedeninin derinliklerinde uykuda. Yani, şu anda, Ana’nın bedenini hareket ettiren kişi o değil, bugüne dek onun yerine hareket eden benim.”
Muhtemelen Echidna da artık rol yapmaya devam etmenin mümkün olmadığını düşünmüştü.
Plansız, sade bir şekilde gerçekleri açığa dökmekle yetiniyordu.
Echidna, Pristella’da Cadı Tarikatına karşı verilen mücadelenin ortasında Anastasia’nın yerini almış ve Tarikat Üyeleriyle çarpışmıştı—— Anastasia’nın ruhu da o günden bu yana uykudaydı.
Pleiades Gözcü Kulesi yolculuğu öncesi bu gerçeği Julius’tan, Ricardo’dan ve tüm Demir Diş üyelerinden gizlemişlerdi.
——Bu sır yalnızca Subaru ve Echidna arasındaydı.
Julius: “Neden, bu bilgiyi yalnızca Subaru’yla paylaştın?”
‘Anastasia’: “Günah Başpiskoposunun etkisi altında değildi ve bu nedenle durumun karmaşası dışında kalan tek kişiydi. Ayrıca Beatrice ile aynı kökenden bir Yapay Ruh olarak ben de bir Ruh Sanatları Kullanıcısıyla kontrat gerçekleştirmiş durumdayım. Bunun esas niyetim olmadığını itiraf etmeliyim. Fakat…”
Julius: “—— Fakat?”
‘Anastasia’: “Fakat… Subaru benim Ana rolü yaptığımı çözdü, benim de ona durumu anlatmaktan başka çarem kalmadı.”
Anastasia’nın bedeni içerisinde aslında Echidna’nın olduğu gerçeğini yalnızca Subaru’nun bilme nedenini işiten Julius’un gözleri kontrolsüzce titreşmeye başladı.
Elbette. Çünkü Subaru Echidna’nın rol yaptığını çözmüştü——
Julius: “Onu zar zor tanıyan biri, hatta bir yabancı bile fark edebilirken… kendime onun Şövalyesi dememe rağmen ben bunun farkına bile varamadım…”
Subaru: “Kes şunu, seni mankafa! Böyle söyleyemezsin!”
Julius: “————”
Subaru: “Senin durumun… sen, kötü bir durum içerisindeydin! Başına daha yeni, çok büyük bir şey gelmişti, seni bağlıyordu! Ve sadece seninle ilgili bir şey de değil, Ricardo ve Mimi de anlamadı, haksız mıyım? Benim fark etme sebebimse yalnızca… neyse, tesadüftü işte!”
Julius’un bu şekilde kendisiyle alay ettiğini işiten Subaru, onun kendisini yaralayışına bir son vermeye çalıştı. Fakat Şövalyelik görevinde başarısız olmuşken onu teselli etmeye yarayabilecek bir kelime yoktu.
Aslına bakarsanız Julius ne yapabilirdi ki? Bu konuda suçlanabilir miydi gerçekten?
Sadakatini ilan ettiği Lordu, yemin ettiği dostları, o ana dek silah arkadaşı olan yoldaş Şövalyeleri ve daha pek ama pek çokları, bir Şövalye olarak hayatı boyunca biriktirdiği ne var ne yoksa kumdan bir kule gibi yıkılıp gitmişti. Onların önünde nasıl yeniden dimdik durabilirdi ki?
Korkusuz. Zarif. Şövalye. Nasıl yeniden bu kelimelerle çağrılabilirdi ki?
Eğer Şövalye olmak asla sıradan bir insan gibi acıya yenilmemek demekse, bir Şövalye olmak Julius Juukulius için bir lanet demekti.
Julius: “Tesadüf faktörünü elemek ve daima emin olmak bir Şövalyenin görevidir.”
Subaru: “——! Öyleyse Şövalyelik… baş belası bir ünvandan başka bir şey değil…”
Julius: “Sözlerini geri al ve o kelimeleri bir daha asla benim karşımda kullanma. Ben… şu anda ben, korkarım ki bir parçamı yitirdim…”
Subaru’nun teselli amaçlı rasyonelleştirişi Julius’un Şövalyelik kanaatleri karşısında geri tepmişti. Bu sırada Subaru’nun boğazında düğümlenen duygularla sessizleşişini izleyen Julius, kafasını salladı.
Julius: “Neyse, konumuza geri dönelim—— Echidna, niyetin nedir?”
‘Anastasia’: “…Bu bedeni Ana’ya geri vermek. Hepinizi Pleiades Gözcü Kulesine getirmemin esas ve Oburluk ile Şehvetin kurbanlarından çok daha önemli nedeni bu.”
Julius: “Başka bir deyişle bunu hiçbir zaman istemediğini söylüyorsun. Ve Anastasia-sama’yı geri getirmen mümkün değil… seni öldürsem bile.”
Elini belindeki Şövalye kılıcına yerleştiren Julius, gözlerini kısarak bu tehlikeli soruyu yöneltti.
Sorunun muhatabı olan Echidna ise bakışlarını eğerek kibarca kendi göğsüne dokundu.
‘Anastasia’: “Benim kötü bir ruh olduğum ve bu nedenle Ana’nın bedenini ele geçirdiğim… Sana bu spekülasyonu çürütecek bir kanıt sunamam. Yani sana yalan söylediğime ikna olsan, hatta beni yok etmeyi seçsen bile seni durduramam.”
Ancak son hecesinin sonunda verdiği kısacık bir aranın ardından devam etti.
‘Anastasia’: “Ama bu durumda Ana’nın boş kabuğunun taşıdığı bilinci geri getirme olasılığı senin elinle ortadan kaldırılır… En kötü senaryoda hayatını sürdürebilmesi bile zorlaşır ve ölme ihtimali söz konusu olur.”
Echidna Julius’un önerisini böylece geçersiz kılarak düşüncelerini sıraladı. Sonra da bu sözlerin ardından ellerini hafifçe kaldırarak,
‘Anastasia’: “Elbette bu, yaşamak istediğim için dile getirmek zorunda olduğum saçma sapan bir ihtimalden ibaret. Yine de benim ölümüm kesin çözüm getirir diyemem. Eğer Ana yaşayabilsin diye ölmem gerekirse bundan yana bir sorunum olmazmış gibi geliyor. Ama ölmeyi de gerçekten istemem tabii.”
Julius: “Peki neden Anastasia-sama için bunu yapmaya razı olasın ki?”
‘Anastasia’: “Ana ile aramdaki ilişki tam ve mükemmel değil. Dolayısıyla sıradan bir Ruhun bir Ruh Sanatları Kullanıcısının hak ettiği yeri alması doğru olmayabilir…”
Sözlerini bu noktada duraksatan Echidna, sırasıyla Julius ve Subaru’ya baktı.
Bir Ruh ve Ruh Sanatları Kullanıcısı arasındakinden çok daha farklı bir bağ paylaşan tuhaf görünümlü çifte hayranmış gibi görünüyordu âdeta.
‘Anastasia’: “Ana’dan hoşlanıyorum. Ve küçük bir çocuk olduğu günlerden beri onun yanındayım. Dolayısıyla onu terk etmeyi arzulamıyor ve onun mutlu olmasını istiyorum. ——Sebebim, bu işte.”
Julius: “————”
‘Anastasia’: “Julius, bu gerçeği sana açıklamama sebebim gereksiz bir kafa karışıklığı yaratmaktan başka bir işe yaramayacak olmasıydı. Ana da mümkün olduğu sürece varlığımı bir sır olarak tutmak istiyordu. Zaten Pristella’da olanlara dek gizli kalmamın sebebi de oydu. Her şey o çocuk sayesindeydi.”
Julius Anastasia henüz Pristella’dayken Echidna’nın onca zamandır içinde gizlendiğini açıklasaydı bile epey şok olurdu.
Emilia’yı her şeyin üstüne koyan Subaru, şu anda Julius’un göğsünde nasıl fırtınalar koptuğunu hayal dahi edemiyordu.
Yalnızca kısacık bir sürede, hem de hiç açıklanmamaları gereken bir vakitte Lordunun gizli tuttuğu her şey—— Anastasia’nın kimliğinin temellerine dair sırlarla birlikte açığa çıkmıştı. Kim bilir tüm bunlar Julius’a nasıl bir ağırlık yüklemişti?
Julius: “… Anastasia-sama’yla arandaki ilişkiyi anlayabiliyorum. Her şeye inanmam zor. Ama sana inanmaktan başka çarem yok. Hiç değilse hemen şu anda sana bir şey yapmam düşüncesizlik olur.”
‘Anastasia’: “Oh, demek öyle? Mantıklı bir seçim yapmana sevindim, Julius. Eminim Ana da sevinirdi.”
Julius: “————”
Şövalye kılıcının kabzasını bırakan Julius, Echidna’nın sözlerine karşılık vermeyerek sessizliğini korudu.
Fakat olanları anlamaktan çok uzaktı ve düşündükçe utanç duyuyordu. Yine de tüm bunları kaşla göz arasında zihninden atarak,
Julius: “Yalnızca bir şeyi teyit etmek istiyorum. Senin açığa çıkmaya devam edebilme kabiliyetinin bedeli Anastasia-sama’nın Od’u… yani doğal olarak sen kendini ne kadar zorlarsan Anastasia-sama’nın bedenindeki yük de o kadar ağırlaşıyor. Doğru mu?”
‘Anastasia’: “Doğru. Anlamanın doğru yolu bu. Benim iyi beslenip, iyi dinlenip, makul egzersizler yapıp… genel olarak sağlıklı bir yaşam tarzı izlemem Ana’nın Od’u üzerindeki yükü karşılamak için yeterli olurdu.”
Julius: “Durum buysa… İkinci Katta neden hünerlerini sergiledin?”
Tam da Echidna hafiften toparlanır ve kelimeleri arasında tasasızca şakalar yapmaya başlarken Julius bu beklenmedik soruyla saldırıya geçti.
İkinci katta olanları düşününce bu noktaya değinmesi kesinlikle anlaşılabilirdi——
Julius: “İkinci kattaki sınav görevlisiyle, Reid Astrea’yla savaşırken Anastasia-sama… Anastasia-sama’nın bedenini kullanarak… sen, beni korumak için… büyü yaptın.”
Bu, Julius ve Reid arasındaki ilk çarpışma esnasında yaşanmıştı.
Reid’in kılıç ustalığının baskıcı gücüyle karşılaşan Julius çaresizliğe kapılıp yenilmenin eşiğine geldiğinde Echidna, Reid’e karşı muazzam bir büyü gücü kullanmıştı.
Fakat büyüsü belirleyici bir darbe olmaktan ziyade Anastasia’nın bedenine binen yükün sınırlarını aşışıyla birlikte bayılmasıyla sonuçlanmıştı. Ancak ortadaki problem, sonuç değildi.
Bunu neden yaptığıydı. Yalnızca bu.
Julius: “O hareketin Anastasia-sama’nın bedenine indirdiği yük hafif olamaz. Bunca şey söyledikten sonra eylemlerin iddialarınla çelişiyor. Peki neden?”
Subaru: “Bu…”
Julius’un değindiği nokta, Subaru’nun da merak ettiği bir konuydu.
Echidna, Julius dayak yer ve ölmeye hazırlanır gibi bir ifade takınırken harekete geçmişti. Bir noktada bir yalan varmış gibi görünüyor ama önceden hesaplanıp yapılmış bir şeymiş gibi de hissettirmiyordu.
Salt bir spekülasyon olmalıydı. Ancak Echidna’nın yalnızca Anastasia’nın içerisinde yaşadığı ve onunla uzun bir vakit geçirdiği için Julius’a yardım etmeyi seçmesi—— aslında bu kadar basit bir mesele olabilir miydi?
Lakin Echidna, Subaru’nun şüpheleri ve Julius’un sorusunu “Üzgünüm” şeklinde yanıtlayıp olduğu yerde adamakıllı eğilerek,
‘Anastasia’: “Bu konuda ben bile bir başarısızlık hissi taşıyorum. Nasıl ifade etsem, bir seyircinin gözünde utanç verici olabilir ama o kararı stratejik bir bakış açısıyla vermiştim.”
Julius: “Stratejik bir karar derken?”
‘Anastasia’: “O esnada İkinci Kattaki sınav görevlisinin öldürme arzusu taşıyıp taşımadığına dair hiçbir fikrim yoktu. Bunu yapmasaydım Julius’un savaş gücünü yitirmiş olabilirdik. Elbette Ana için de bundan kaçınmak istedim. Ayrıca Reid Astrea arkasını dönmüştü… ve bana mükemmel bir fırsat gibi görünmüştü. Ama yalnızca başarısız olmakla kalmadım, sizin başınıza da bela açtım.”
Özür dileyen ve önlem olsun diye bir ekleme daha yapan Echidna yavaşça bedenini doğrulttu.
Açıklamasında herhangi bir çelişki yoktu. Bir seyircinin gözünde aptalca bir tavır gibi görünebileceği doğru olsa da Subaru’nun bu mantığa karşı koyabileceği bir dayanağı yoktu. Duygular dışarıda bırakılırsa tabii.
Peki böyle bir hikâye gerçekten öyle kolayca sindirilebilir miydi?
Fakat Subaru bu meseleyi daha fazla irdeleyemeden,
Julius: “——Tamam. Ama gelecekte pervasızca bir şey yapmama konusunda dikkatli ol lütfen. Başka biri için değil, yalnızca Anastasia-sama için.”
‘Anastasia’: “Anlaşıldı.”
Subaru: “Nee!?”
Julius bu durumu anlayıp kabullendiğini belli ederek Echidna’ya başıyla onay verirken bu etkileşimi izleyen Subaru, dalga geçip geçmediklerinden emin olamamışçasına yeri tekmeledi.
Subaru: “Nasıl böylece ikna olabilirsin…”
Julius: “Subaru, ikna oldum işte. Echidna kendisini gelecekte pervasızca bir şey yapmaktan alıkoyacak. Söyleyecek başka ne var ki? ——Bu mesele Anastasia-sama ile Echidna ve Anastasia-sama ile benim aramda.”
Subaru: “————”
Julius: “Tuhaf bir hata sonucunda kendini bu işin içerisinde bulmuşsun anlaşılan. Ama bu Anastasia kampına dair bir mesele. Senin çekmen gereken bir acı değil.”
Kendisini sorundan uzaklaştırmaya çalışan Julius’u dinleyen Subaru, çenesinin arkasını sıktı.
Subaru tek taraflı bir arzu yüzünden bu acıyı çekiyor değildi ki.
Subaru: “Benim, bunu üzerime alıp almayacağım beni ilgilendiren bir şey, değil mi!”
Julius: “Yani sen bu meseleyi üzerine alabiliyorsun ama bana kendi problemlerimle yüzleşme hakkı tanımıyorsun, öyle mi?.. Bana Anastasia-sama ve Echidna hakkında herhangi bir şey anlattığını anımsamıyorum.”
Subaru: “——Gıh.”
Julius: “Üzgünüm. Böyle söylememeliydim… Ama gerçek bu.”
Boğuk bir sesle bunları söyleyen Julius, gözlerini kaçırdı.
Ve o ses ile o inatçılık, Subaru’nun nihayet anlamasını sağladı.
Julius sakinliğini hiç de koruyamıyordu.
Bırakın kalbinde yükselen tufanı gizlemeyi, yüzeye çıkmasına bile mâni olamıyordu.
Kendi varlığını yitirmişken geriye kalan tek şey olan Lorduna sadakati bir yalan çıkmış, birbirleriyle her endişelerini paylaşacaklarına dair sözleri bozulmuştu.
Julius isimli adamın buna rağmen herhangi bir duyguya boyun eğmemesi gerekiyordu.
Julius: “Tartışmaya niyetim yok. Anastasia-sama için bir an önce bu durumla baş etmenin bir yolunu bulmak zorundayız. Echidna, umarım samimi şekilde iş birliği yapacağına güvenebilirim.”
‘Anastasia’: “…Elbette. Sen çoktan öğrendiğine göre daha fazla Ana rolü oynamama gerek kalmadı sanırım. Eh, Ana formundaki bana tolerans gösterebileceksen tabii.”
Julius: “Sorun değil. Anastasia-sama’yı eski hâline getirmem gerekiyor ve onun bu hâline bakmak bana yapmam gereken şeyi hatırlatacaktır.”
Onun kararlılığını perçinlemek adına kendisini yaralamaya niyetlendiğini işiten Echidna, üzüntülü bir ifadeye büründü. Ancak Julius o ifadeyi görmesine fırsat olmadan gözünü göğe çevirdi.
Ve balkonun üzerindeki göğe Miasma değmediğini ilk defa fark etmişçesine yıldızların ışıltısı altında gözlerini kıstı.
Julius: “Burada uzun süre kalmamıza lüzum yok. Hadi içeri dönelim. Anastasia-sama’nın bedeni ve Echidna meselesiniyse… Emilia-sama ve diğerlerine yarın anlatalım.”
‘Anastasia’: “Ohoh, peki. Ben de hazırlanayım öyleyse.”
Bunu söyleyen Julius, Echidna’nın elini kibarca tutarak yürümeye başladı. Elbette ki bu, Anastasia’ya yaptığı şeyin tıpatıp aynısıydı.
İçinde her kim olursa olsun Julius’un Anastasia’ya olan sadakati değişmeyecekti—— Kendi bedeninin derinliklerinde uyuyor olsa bile, Julius’u unutmuş olsa bile.
Subaru: “Julius!”
Onun bu hâlini görünce acı hislere kapılan Subaru, ona seslendi.
O diğerleriyle ilgili her şeyi hatırlarken anılar tarafından terk edilmişken, elinde mücadele etmekten başka hiçbir şey kalmamışken, bu duyguya umutsuzca bel bağlamışken—— Aynı noktada kendisi de bulunmuşken bu acıyı anlayabiliyordu.
Subaru unutulsa bile unutamıyordu. Başlı başına bu düşünce bile onda hareket etme dürtüsü uyandırıyordu.
Julius: “————”
Julius adımlarını duraksattı, hâlâ Echidna’nın elini tutuyor, geri dönmüyordu.
Kalbindeki tüm o kargaşaya rağmen sırtının dimdik duruyor oluşu, tam anlamıyla sinir bozucuydu.
Subaru: “Senin… bana söylemek istediğin bir şey yok mu?”
Echidna’yı, Anastasia’nın bedenini, tüm bu meseleleri ondan gizlemişti.
Bu gece ona Yeşil Oda’daki yerini devretme sözü vermiş ama o sözü bozmuş ve gizlice balkonda Echidna’yla buluşmuştu.
Bahaneler uydurabilirdi. Sebepleri vardı. Bunları kasten yapmış değildi…
Ama ne kastederse etsin, ne sebebi ve ne bahanesi olursa olsun kalbinin kurtuluşu olamazdı.
Öyleyse neden sesini yükseltip bana bağırmıyorsun? Bana küfretsene, şu öfkeni açığa vursana!
Subaru, bunlar kendi suçluluk duygusunun çıkarımları mı yoksa gerçekten Julius’un içinden bunlar geçiyor mu bilemiyordu.
Tabii ki geçmiyordu.
Sesini yükseltmek veya küfürler etmek——
Julius: “——Evet, söylemek istediğim bir şey var.”
Subaru: “————”
Julius: “Anlıyorum. Bu gerçeği benden neden saklamak istediğini anlıyorum. Kötü bir niyetin yoktu. Yalnızca düşünceliliğin ve merhametliliğinden kaynaklıydı. Endişelerine hak veriyorum. Senin yerinde olsaydım ben de sessiz kalırdım.”
Subaru: “————”
Julius: “——Ama buna rağmen…”
Diyerek göğe baktı. Ve ağzından zorla çıkarmış gibi gelen bir sesle…
Julius: “Ne kendim ne Anastasia-sama ne de senin tarafından Şövalyeliğe layık olmayan biri olarak görülmek istemiyorum.”
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Kuleye geri dönmek için özel bir prosedüre ihtiyaç yoktu.
Subaru’nun gizli geçidi aşıp kulenin içerisine ulaşabilmesi için yalnızca tıpkı balkona girerken yaptığı gibi bel hizasının altında emeklemesi gerekliydi. Dizlerinin üzerinde emeklerken aklına gelen anlamsız düşünceyse Julius’un da tıpatıp aynı şekilde emekleyerek ulaşmış olması gerektiğiydi.
Maalesef Julius çoktan emekleyip gittiği için bu anı hafızasına kaydetme şansını kaçırmıştı.
Çünkü onun son sözlerinden öylesine etkilenmişti ki uzunca bir süre sessizce, olduğu yerde kalakalmıştı.
Subaru: “————”
O hiçbir şey söylemediğine göre karaktersizlik etmemişimdir, diye düşünmüştü—— Ancak mevzu bu değildi.
Büyük ihtimalle Julius, suçluluk hissiyle boğulan Subaru’ya bağırıp çağırsa ve küfürler etse bile bunun kendisini rahatlatmayacağını anlamıştı. Ve terbiyesi buna müsaade etmeyeceği için de öfkesini ve sitemini dışa vuramamış, sessizce içine atmıştı.
Ancak mevzu bu da değildi.
Julius’un son anda ettiği kelimeler, Subaru’nun kalbine bir diken gibi saplanmıştı.
Belki de kendisine bağırılsaydı daha iyi hissederdi. Fakat kendisini daha iyi hissetmek istemediği için belki de Julius’un hiçbir şey söylememiş olması en iyisiydi.
Ancak gerçekler bu şekilde de değildi. Julius’un ardında bıraktığı diken can acıtmaya, açık yarasından kanlar akıtmaya devam ediyordu. O dikeni çıkartmaktan yana tereddüt etmesine yetecek kadar da derindi.
Subaru: “Ben… şu anda Yeşil Oda’ya geri dönemem.”
Julius çoktan Echidna’yı Yeşil Odaya götürmüş olabilirdi. Sonrasında alt katlarda bırakılmış ejder arabasına dönüp yatak aramasıysa düşük bir ihtimaldi.
Bu köklü sorun—— Subaru’nun kendi kötü muhakemesinin hatası olan saf derinlik, öyle bir gecede çözümlenebilecek bir şey değildi. Hiç değilse zaman alacağı ve yalnızca sakince tartışmaların çözümlemeye yetmeyeceği kesindi.
Böyle düşününce ejder arabasına dönme fikri Subaru’yu birazcık utandırıyordu. Julius’un oraya dönmeyeceğini bilse de şu anda sıcak bir yatağa kıvrılıp yatma düşüncesi kendisini suçlu hissetmesine yol açıyordu.
Ancak bu geç saatte kalbini dökebileceği herhangi biri de yoktu.
Uykuda olan Rem ve Subaru’nun kankası Patrasche, Julius ve Echidna yüzünden yaklaşmaya korktuğu Yeşil Oda’daydı.
Ve sızlanışlarını dinlemeleri için Emilia ve Beatrice’i uyandırması da pek mümkün değildi.
Yani bu noktada Subaru’nun konuşabileceği hiç kimse——
???: “——Barusu?”
Bu sesi işiten Subaru, boğazından hafifçe bir ses kaçırarak adımlarını duraksattı. Ve Dördüncü Katın koridorunun ortasında şaşkın bir şekilde arkasını dönerek—— taş zeminde çıkan adım seslerinin sahibi olan pembe saçlı Ram’ı gördü.
Ram’ın kırmızımsı gözleri alabildiğince açıktı ve Subaru’yu baştan ayağa süzüyordu.
Ram: “Bu surat ifadesine büründüğünü görmeyeli epey olmuştu. İtibarsız.”
Subaru: “…Karşılaşır karşılaşmaz niye böyle bir şey söylüyorsun? Hem düşününce, gecenin bu vakti burada ne yapıyorsun?”
Ram: “Ben de sana aynı şeyi sorabilirim… gerçi, Barusu’nun bu saatte yapıyor olabileceği şeyler akla hayale gelmez.”
Kollarını önünde kavuşturmuş şekilde kendisine yaklaşan Ram’ı izleyen Subaru, bu sözler karşısında yanaklarını sıktı.
Aklından neler geçtiğini düşünmek bile Subaru’nun yüzüne bir gölge düşmesi için yeterliydi. Onun bu hâlini gören Ram, mutsuz bir şekilde omuzlarını silkerek,
Ram: “Her neyse, yine Rem’i sızlanmalarınla rahatsız ediyordun, değil mi? Ram’ın kız kardeşi sevimli ve bağışlayıcı biri olsa da bu kadar mantıksız hareket etme.”
Subaru: “…Ah, evet. Şey, haklısın.”
Ram: “——?”
Sözleri karşısında Ram’ın gözlerinin hafiften irileştiğini gören Subaru, acı bir şekilde gülümsedi.
Subaru ona gerçek hislerini anlatmamış, Ram yalnızca onun günlük aktivitelerine dayanarak bir tahminde bulunmuştu. Ve söyledikleri doğruydu da. Tıpkı Ram’ın söylediği gibi Subaru, gecelerini sıklıkla Rem’in yatağının başında geçiriyordu.
Hatta bu gece de öyle yapmıştı. Yani Ram’ın Subaru’nun oradan daha yeni ayrıldığını düşünmesi çok doğaldı.
Ama Subaru, bugün yalnızca bunu yapmakla yetinmemişti——
Ram: “Şu acınası surat ifadesine bir son ver.”
Subaru: “Iğh.”
Ram: “O acınası, sefil ifadeyle bir uşaktan da aşağı görünüyorsun. Böyle görünmeye devam edersen insanlar Barusu’yu Şövalyesi yaptığı için Emilia-sama’nın karakterinden şüphelenmeye başlayacak. Kendine çekidüzen ver lütfen.”
Subaru, Ram’ın parmağının öne eğik alnına dokunduğunu hissetti.
Ve uyguladığı kuvvet yüzünden gözleri yaşardı. Ancak tam sitem etmek üzereyken Ram ilgisizce burnundan soluyarak Subaru’yu engelledi. Tüm bu süreç boyunca son derece rahat bir hâli vardı.
Subaru: “…Tanrım, cidden ama, Nee-sama Nee-sama’dır sonuçta.”
Ram: “Hah. Düşüncelerinle midemi bulandırma lütfen.”
Subaru alnını okşayıp bu yorumu yaparken Ram, her zerresiyle derinlemesine tiksinmişçesine bir ifadeye bürünmüştü. Böyle bir tavırla teselli edildiğine göre Subaru gerçekten de acınası bir durumda olmalıydı.
Ram’ın sözlerinin hiçbir kısmı herhangi bir sıcaklık veya sempati taşımıyor olsa da her nasılsa Subaru’nun gözünde durum buydu.
Subaru: “Ram, bu saatte burada ne yapıyorsun gerçekten?”
Ram: “Mide bulandırıcı.”
Subaru: “Konuşmayı bir anda şöyle bitirmesene! Daha yeni başlamıştık…”
Umutsuzca omuz silken Subaru sessiz bir iç çekişle birlikte gözlerini Ram’ın ardındaki koridora—— onun geldiği noktaya çevirdi.
Dördüncü Kat son derece geniş olsa da içerisinde özellikle dikkat çeken bir şey yoktu. Yeşil Oda vardı, ejder arabasından getirdikleri valizler vardı. Ve bir de——
Subaru: “…İkinci kata çıkan merdivenler?”
Ram: “————”
Subaru: “Demek, oraya gittin. Bir başına?”
Ram: “Endişelenme. Ben onun kadar pervasız değilim. Öyle görünmüyor olabilir ama Reid Astrea’ya tek başıma bir şey yapabileceğimi düşünecek kadar kendini beğenmiş değilim.”
Subaru düşünmek istemeyeceği bir manzarayı hayal edip dudaklarını büzerken Ram, onun şüphelerini inkâr ederek burnundan güldü.
Ram’ın sözlerinin arasında Julius’un inatçılığına yaptığı hafif dokundurmayı işitmek ve bunu düşünmek bile Subaru’nun göğsündeki dikenin içinde burulmasına yetmişti.
Ram: “Anlaşılan Julius’la aranızda bir şeyler geçmiş. Kavga mı ettiniz?”
Subaru: “Beni çözmek o kadar mı kolay?”
Ram: “Ram ne kadar zekiyse Barusu’yu çözmek de o kadar kolay. İlki daha ilişkili ama endişe edecek bir şey yok… Yo, ikinci kısmın da epey payı var tabii ki. İşkence yoluyla ağzından her şeyi almak pek uzun sürmeyecektir.”
Subaru: “İşkence göreceğimi varsayıyor olman birazcık korkutucu, bilesin.”
Subaru’nun kendince verdiği sataşma karşılığını işiten Ram, gözlerini kısmakla yetindi. Onun dalga geçmediğini gören Subaru ise hafiften ürperdi.
Doğruydu, Subaru’nun pozisyonu düşünülünce Emilia’nın Kraliyet Seçimindeki düşmanlarının bu tarz barbarca eylemlere başvurma ihtimali tamamen göz ardı edilemezdi. Sonuç olarak bu konuda dikkatli olmak iyi bir fikir olabilirdi.
Subaru: “Öyleyse burada ne yapıyordun…”
Ram: “——İkinci kata çıkmadım. Sadece çıkmayı denedim.”
Subaru: “…Daha az önce o kadar pervasız değilim demiştin sanki. Yoksa… ona uyurken saldırmayı mı düşünüyordun?”
Subaru’nun kazanmak için her yola başvurmak konusunda hiçbir çekincesi yoktu. Ram’ın da aynı düşüncede olup Reid’e uykusunda gizlice saldırmayı planlaması anlaşılabilirdi.
Buradaki mesele, geçmişe dair anılardan yeniden yaratılmış gibi görünen Reid’in gerçekten uyuyup uyumadığıydı. Ve uyuyor olsa bile Ram cidden onunla baş edebilir miydi ki?
Ram: “Maalesef o uyurken ona saldırmak imkânsız. Merdivenlerin yarısından geri döndüm. Gerçekten anormal bir canavar. Onun yüzünden Garf gözüme sevimli gelecek neredeyse.”
Subaru: “Aslında Garfiel’i tanıdıktan sonra insana epey sevimli geliyor…”
Ram: “Tuhaflıklarından bahsetmiyordum, tehlike seviyesini kastetmiştim.”
İfade ediş şekline bakılırsa Garfiel’in tuhaflıklarının sevimliliğini inkâr etmiyordu ama daha önemli bir konunun ortasında oldukları için Subaru, kaşlarını çatarak bu meseleyi aklından attı.
Ram: “Artık ikna oldum. Bir tarafın her yola başvurma konusunda hiçbir çekincesi yoksa karşı taraf da her yola başvurur. Yani tıpkı tartıştığımız gibi onu yenmek için bu meseleyi çok ciddiye almamasını sağlamalı ve sonra da şartlarını yerine getirmeliyiz.”
Subaru: “…Emin olmak için soruyorum, tek başına İkinci Kata mı çıktın sen?”
Ram: “Tekrar etmek zorunda mıyım? Ben İkinci Kata çıkmadım. Bu şu anda Ram için çok zor bir iş.”
Yeterince güçlü olmadıklarını teyit eden Ram, İkinci Kata yeniden çıkmadan önce yapılması gereken hazırlıklar konusunda uyarıda bulundu. Daha çok zaman gerektiği bahsinin Echidna ve Julius’la yaşadığı tartışmayı bir kez daha yüzeye çıkarışıylaysa Subaru, zorlu bir ifadeye bürünmeden edemedi.
Ram: “Barusu?”
Subaru: “Y-Yo, yok bir şey… Şey, tam olarak bir şey yok değil de şu anda önemi yok diyeyim. Büyük ihtimalle yarın detaylı bir konuşma yapacağız.”
Ram: “Son derece belirsiz bir ifade oldu.”
Subaru: “Ben de bu yüzden gidiyordum işte, ama, düşündüğün gibi değil. Beklenildiği üzere, burada bile, nankörce bir şey yaptım ve bu defa toparlamak biraz zor olacak.”
Şimdilik yeterince şey yapmıştı. Tamamen onarılıp onarılamayacağından emin olamadığı tuhaf bir çatlak söz konusuydu ve işleri daha fazla karmaşıklaştırıp o çatlağı iyice büyütmeye niyeti yoktu.
Subaru’nun güçsüzleştiğini gören Ram henüz ikna olmuş olmasa da meselenin peşini bırakmaya karar verdi.
Ram: “Her neyse, İkinci Katı fethetmek… yani Reid’i mağlup etmek daha çok zaman ve çaba gerektirecek. Hiç değilse Shaula’nın desteğine güvenebilseydik iyi olurdu.”
Subaru: “Şey, ona tam anlamıyla güvenemeyiz demek abartı olmaz. Gerçi zamanında bize yardım etmeseydi şimdiye hepimiz kumların altında kömürleşmiş olurduk.”
Shaula olmasa İkinci Kattaki sınava ulaşabilmeleri bile asla mümkün olmazdı. Ama buna rağmen kuleye adım attıkları andan bu yana hayal kırıklığına uğratan bir Bilge çıkmıştı.
Tabii ki sınavı geçebilmek için bizzat sınav sahibinden destek alabilmek de epey olağanüstü olurdu.
Ram: “Yalnızca anayolu kullanmakta ısrarcı olursak çıkmaza saplanıp kalmaya mahkûmuz demektir.”
Subaru: “Ben de daha masum bir yaklaşım benimsemenin iyi olacağını düşünüyor değilim. Ama tamamen vaka bazında ele alınca…bu defa işe yaramıyor işte.”
Ram: “Bunu öylesine rahat söylüyorsun ki… Neyse, Ram’ın bu kadar boş vakti yok.”
Subaru’nun yanıtından memnun olmayan Ram, omuzlarını silkti. Ve sonra da yavaşça arkasına dönerek,
Ram: “Bir an önce yatağına gitmezsen yarınki performansın kötü etkilenecek. Ben artık ejder arabasına dönüyorum.”
Subaru: “Aahh, evet. Ben, aah…”
Neden geri dönemeyeceğini açıklamak istese de çok zordu. Diğer taraftan arkasını dönüp onun bu mırıltılarını işiten Ram, hafif bir şekilde iç çekti.
Ram: “Nasıl istersen. Ama uykunu yeterince alamadın diye bizi de aşağı çekersen o şeyi bükerim bilesin.”
Subaru: “Aah, yo… bükerim derken, neyi!?”
Ram: “Onu da senin hayal gücüne bırakıyorum.”
Diyen Ram, elini sallayarak alt kata açılan merdivenlere yöneldi. Subaru’yu değinilmesini istemediği konulara değinmeden kendi çabalarıyla toparlanmaya bırakarak düşünceli davranmış olabilir miydi?
Onun uzaklaşan ince bedenini izleyen Subaru, görmeyeceğini bilmesine rağmen elini kaldırdı.
Subaru: “İyi geceler, Nee-sama. Yarın görüşürüz.”
Ram: “…Ram Barusu’nun Nee-sama’sı değil. Bana böyle seslenmeye bir son ver.”
Son inkârı aslında bunu çoktan kabullendiğini ama yalnızca laf olsun diye direndiğini anlatırcasına güçsüzdü.
Ram’ın bedeninin ardında bu sözleri bırakarak uzaklaşışını izleyen Subaru, boynunun kemiklerini kütürdeterek “Ah, şimdi ne yapacağım?” diye fısıldadı.
Artık ejder arabasına gidemezdi. Ve Yeşil Odaya dönmek de çok zordu. Öyleyse ya sabaha dek dinleneceği başka bir yer bulabilir ya da vaktini anlamlı bir şeyle harcayabileceği bir alan seçebilirdi.
Subaru: “Yalnızca uyuyacak bir yer istiyorsam uygun bir oda bulabilirim…”
Bunun için en uygun aday, valizlerini depoladıkları odaydı.
Ejder arabasındaki yükler de gıdalar da o odaya taşınmıştı ama yastık olarak kullanabileceği bir şey bulmakta zorlanabilirdi. Esas sıkıntıysa ejder arabasında yatmak bir yana yerde yatarken yaşayacağı vücut ağrısını azaltmanın yolunu nasıl bulacağıydı. Ya da——
Subaru: “İkinci katı nasıl fethedeceğimizi, Reid’i nasıl yenebileceğimizi düşünebilirim.”
Dürüst olmak gerekirse en yapıcı seçenek buydu.
Mevcut durumlarını etkileyen problemlerin büyük bir çoğunluğu bu Gözcü Kulesini ele geçirmekle ilişkiliydi. Kesinliği olmasa da durumlarını ilerletmekte büyük bir rol oynuyordu.
O akşam Reid’i nasıl yenecekleri konusunda vardıkları fikir birliği, onu işleri ciddiye almayacağı bir noktaya getirmek ve sonra da ciddiyetle şartlarını yerine getirmek ya da bu doğrultuda belirsiz bir şeyler şeklindeydi.
Hiç değilse o belirsizliği bir miktar azaltma ihtimali varsa——
Subaru: “——Buldum.”
Bu noktaya gelen Subaru, parmaklarını şaklattı.
Ve yıldırım hızıyla aklına gelen fikirle birlikte bir hışımda adımlarının yönünü değiştirdi.
Subaru: “Eğer işler yolunda giderse…”
Emin olamasa da durumu büyük oranda iyileştirecek bir hamle olmalıydı.
Kalbini bu düşünceye odaklayan Subaru, hedefine doğru koşmaya başladı.
——Gece vakti Gözcü Kulesinde Subaru’nun kuvvetli ve enerjik adım sesleri yankılanıyordu.
——Yalnızca tek bir kişinin adım seslerinin ıssız yankıları.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
——Uyanış hissi, suyun yüzeyine çıkma anı gibiydi.
Rüya gören bilinçsiz bedeni yukarı çekiliyor, tüm bedenini gerçekliğe döndürmek için bir nefes alıyor, bilinç yavaşça yeniden uyanıyor ve suyun yüzeyine çıkan Subaru, doğuyordu.
Uyku ölümse uyanış da yaşamdı—— öyleyse bu tasvir hiç de yersiz değildi.
Her hâlükârda, bu şiirsel düşünceler bir yana, Subaru ağır ağır uyanmaya başlıyordu——
???: “——Subaru! Hey, Subaru, iyi misin?”
Subaru: “N-Ne, ne!?”
Gözlerini açtığı saniyede hemen önünde güzel bir suratla karşılaşan Subaru, yana yuvarlandı.
Ve kısa bir yuvarlanışın ardından yattığı zeminin sonlanışıyla kısa bir mesafeden düşerek omzunun üzerine çakıldı.
Subaru: “Ngya!”
???: “Eek! Subaru, iyi misin?! Neden bir anda yuvarlanmaya başladın?!”
Subaru: “Y-Yo, bir anda bile isteye yuvarlanmaya falan karar vermiş değilim…”
Çarptığı omzunu sıkıp kafasını hafifçe sallayarak kendisini ayaklandırdı. Ve sonra da göz açıp kapayıncaya dek kafası allak bullak oldu.
Yeşil bir odadaydı.
Odanın içi, arkalarındaki duvarları bütünüyle gizleyerek yayılmış sarmaşıklarla tamamen kaplıydı. Muhtemelen bu acayip odanın tamamıyla sarmaşıktan oluştuğu söylenseydi inanırdı.
Ve anlaşılan, odanın tam ortasındaki sarmaşıklarla donanmış bir yatakta yatıyordu. Herhâlde üzerinden yuvarlandığı şey buydu… durum hakkındaki analizleri bu şekildeydi.
Subaru’nun böylesine sakince hükümlere varabilmesi komikti fakat bunun bir sebebi vardı.
???: “Hmm, anlaşılan hiçbir yerini çok sert vurmamışsın. Bu iyi. Ama geeeeerçekten endişelendim, bilirsin ya, beni bu şekilde korkutmamalısın.”
????: “Emilia, bu şekilde dile getirirsen Subaru oturup da yaptığı şeye kafa yormaz, sanırım. Eğer daha ciddi ifade etmezsen Betty’nin endişeleri ona ulaşmaz, doğrusu.”
Emilia: “Sanırım haklısın. Ama Beatrice’in böyle söylemesine şaşırdım. Subaru’yu bulamayıp panik içinde etrafı aradıktan sonra onu orada yatar hâlde bulduğunda neredeyse gözyaşlarına boğulacaktın…”
Beatrice: “O kısımdan bahsetmene gerek yok, o kısımdan bahsetmesen olmaz mı, sanırım!”
Subaru’nun gözlerinin önünde yaşanan bu konuşma, kontrolden çıkmaya başlıyordu.
Gülümsemek istemesine neden olan bu atışmanın ritmine aptalca kafa sallayan Subaru, etrafına bakındı. Yerde oturup ardında nefes alan kocaman bir canavar vardı.
Subaru: “————”
O şey devasa bir kertenkeleydi. Teninin her zerresine yayılmış siyah pullarla at ebadında koca bir kertenkeleydi. İşin en tuhaf yanıysa burnuyla Subaru’nun ensesine sürtünüp ona kibarca sırnaşıyor olmasıydı.
Onun kendisine arkadaşça yaklaştığını gören Subaru, hafifçe kertenkelenin kafasını okşadı.
Ve sonra da derince bir nefes verdi.
Subaru: “Başka bir deyişle, olan şu…”
Sakin, aklı başında ve ağır ağır bu kelimeleri kullandı.
Onu bu hâlde gören iki kızın kafaları eğildi.
Beatrice ve Emilia: “——Subaru?”
Ve iki kız kardeş gibi ikisi de aynı saniyede Subaru’ya seslendi.
Subaru’nun gözlerini patlamak isteyecek noktaya getirecek kadar güzel, gümüş saçlı bir genç kız ve tatlı bir elbise içerisinde, peri gibi bir ufaklık.
Gümüş saçlı güzel bir kız, Lüleli bir Loli, devasa bir kertenkele ve sarmaşıklardan oluşan bir oda——
Tüm bunları toparlayan Subaru, ağzını kocaman açarak bağırdı.
——Çünkü olan buydu, olan buydu, buydu.
Subaru: “PARALEL BİR DÜNYAYA MI IŞINLANDIM BEEEN!?”
#Subaru ani bir aydınlanmayla yardımı dokunacak bir fikir buldu. Kulede koşmaya başladı. Ardından bir zaman atlayışıyla uyandı ve kendisini yeşil bir odada, kim olduklarını bilmediği iki kız ve bir ‘kertenkeleyle’ bularak paralel bir dünyaya mı ışınlandım dedi! Anlaşılan Subaru bir şekilde hafızasını kaybetti veya buna benzer gizemli bir durum söz konusu. Bir sonraki bölümde yapacakları sohbette daha çok bilgi ediniriz diye umuyorum. Ortalığı spoilera boğmazsınız değil mi güzel arkadaşlarım diyerek tatlı tatlı uyarımı da yaptıktan sonra bir sonraki bölüme geçiyorum, orada görüşmek üzere!




Lan hafızasını mı kaybetti amk? Ne alaka