※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Clumsy
Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
???: “Subaru unutulmanın ne kadar acı verici olduğunu biliyor. Yani… birini unutmanın… böyle bir şeyin şakasını asla yapmaz.”
Subaru: “————”
Odaya dönüş yolunda içeriden gelen bu sesi işiten Subaru, farkında olmadan nefesini tuttu.
Konuşanın kim olduğunu göremese de gümüş çanlar misali güzel o sesi tanıyordu, Emilia’ya aitti. Onun hafiften gergin sesiyle kendisinden bahsedişini işiten Subaru’nun yanakları istemsizce tuhaf bir gülümsemeyle gerildi.
O sesin içerisinde güçlü bir güven ve bir o kadar güçlü bir savunuş mevcuttu.
Tüm bunlar Emilia’dan “Natsuki Subaru”ya idi, bu “Natsuki Subaru”ya olmadığı kesindi. Subaru bunu kesin bir şekilde anlayabiliyordu.
Ram: “…Böyle bir konuda asla şaka yapmaz ha. Evet. Bunu söyleyeceğimi hiç düşünmezdim ama Emilia-sama haklı.”
Subaru’ya eşlik ederken aynı sesi işitmiş olan Ram, zor duyulacak bir ses tonuyla fısıldayarak bu alaylı yorumu yaptı. Su dolu kovayı taşıyan Subaru’nun aksine Ram’ın elleri boştu ve dirseklerini tutuyor, tırnaklarını beyaz tenine saplıyordu.
Bu yaptığı kendisine yönelik bir hatırlatma, bir pişmanlık ve yerine getirilemeyecek bir yeminin doğurduğu acının uzantısıydı âdeta.
Subaru: “Ram…”
Ram: “Yalnızca anlamsız bir şakaydı, duyduğunu unut gitsin. Bahsini açman Emilia-sama’yı endişelendirmekten başka bir işe yaramaz. Ram’ın kusursuz saygınlığının hatırına bunu kendine sakla. Bahsetmeye cüret edecek olursan…”
Subaru: “————”
Ram: “…Anlaşılan gerçekten de hatırlamıyorsun.”
Bahsetmeye cüret edecek olursa korkutucu şeyler yaşanacaktı. Muhtemelen Ram’ın anlatmaya çalıştığı şey buydu. Ya da belki de Subaru’nun kendisi bunu yapmadan önce esprili bir cevapla karşı çıkmasını beklemişti.
Subaru, Ram’ın soluk kırmızı gözlerinde tıpkı daha önce kendisi, o ve kız kardeşiyle arasındaki bağlantının bahsi açıldığında olduğu gibi bir hayal kırıklığı belirtisi gördüğünü düşündü. Fakat o hüzün geldiği hızla ansızın kayboldu.
Subaru’nun bu yaşananları kimseye anlatmasına izin vermemesi Ram’ın fazla güçlü oluşundan mı kaynaklanıyordu, yoksa fazla güçsüz oluşundan mı?
Subaru, onun kalbinin derinliklerinde yatanları bilmiyordu.
Fakat göğsünün merkezinde, kafasını yasladığı yerdeki iz hâlâ varlığını koruyordu.
Ram: “——Sizi beklettiğimiz için üzgünüz. Geri döndük.”
Subaru’ya düşünecek vakit tanımayan Ram, yürümeye devam ederek odaya yöneldi. Bu inatçı tavrı yalnızca meseleye yönelik ısrarcılığını ifade etme şekli olabilirdi. Bunu gören Subaru’nun Ram’ın hislerine saygı duyup meseleyi kendisine saklamaktan başka şansı yoktu.
Subaru’nun da Ram’ın birkaç adım ardından girdiği odaya az çok gergin bir atmosfer yayılmıştı.
Ama buna rağmen şok edici açıklamasını yapışının hemen sonrasındaki durumdan nispeten iyiydi.
Bunun bir kanıtı olarak Emilia’nın geri dönen Subaru’yu “Gayretlerin için teşekkürler” şeklinde selamlayışının ardından yükselen ilk ses——
Julius: “…Öncesinde nahoş bir tarafımı gösterdim. Baştan başlamamızda bir sakınca olur mu?”
Subaru: “Oh, ohh. Asıl ben… yani seni şaşırtan bendim… Ahh yo, lafını kesmemeliydim. Devam et lütfen.”
Julius: “Kendini böyle tutmana gerek yok. Benimle bu denli resmî konuşursan hiç rahat edemeyeceğim.”
Diyen mor saçlı gencin——Julius’un yüzünde belli belirsiz bir gülümseme belirdi.
Öncesinde Subaru’nun açıklamasıyla beti benzi en çok atan kişi o olmuştu. Subaru, kendisi su almaya gittiğinde Emilia ve Beatrice’in ona ne söylediğini bilmiyordu fakat konuşacak gücü bulacak kadar toparlanmış gibi görünüyordu.
Lakin Ram’ın koridorda söylediği kelimeler hâlâ aklındaydı. ——Ona Julius’u sorduğunda çok acımasızsın demişti. Bununla ne kastetmiş olabilirdi?
Julius: “Hadi baştan başlayalım, ben Julius Juukulius. Bu da Anastasia-sama… Onun Şövalyesi olarak hizmet ediyorum. Ve seninle… arkadaş gibi bir şeyiz.”
Subaru: “Anlıyorum, tanıştığımıza memnun oldum… ama son kısımda neden pek emin olamadın?”
Julius: “Maalesef ilişkimizle ilgili fikirlerimiz bir nebze farklı olabilir. Ben seni arkadaşım olarak görsem de senin benim hakkımda ne düşündüğüne gelince, bu…”
Subaru: “Tam anlamıyla… anılara yenik düştük, ha.”
Julius: “——Bu, son derece doğru.”
Julius’un söz ve davranışlarında belli bir zarafet yakalayan Subaru, dudaklarını büzdü.
Emilia’nın anlattığı kadarıyla Julius, bu aldatıcı şartlar altındaki yolculuklarına eşlik eden diğer tek erkek üyeydi—— yani, doğal olarak aralarında hatırı sayılır bir güven olmak zorundaydı.
Ama bununla birlikte Julius’un Şövalye havası ve az önceki etkileşimleri düşünülünce Subaru, anıları olmadan da önceki benliğinin vermiş olduğu korkunç ilk izlenimi gözünde canlandırabiliyordu.
Emilia: “Her şey yolunda, endişe etmeye gerek yok. Subaru ve Julius geeerçekten iyi dostlar. Biz hep buradaydık, yani hepimiz bunu doğrulayabiliriz.”
Meili: “Doğru. Bu konuda bu kadar endişelenmeye hiç gerek yok, haksız mıyım? Şövalye Onii-san’ın endişelenecek bir sürü problemi var zaten.”
Beylerin etkileşimini dinleyen Emilia ellerini kalçalarına yerleştirip araya girerken Meili de gözlerinde afacan bir bakışla alaycı bir şekilde hemfikir olmuştu.
Tabii Emilia’nın sözleri yalnızca Subaru ve Julius’un ilk karşılaşmalarına yönelik endişesinden kaynaklı olsa Meili’ninkiler bambaşka bir şeyi ima ediyor gibi görünüyordu.
Bu sözleri işiten Subaru’nun kaşları çatılırken Julius, Meili’nin ne kastettiğini anlamışçasına başıyla onay verdi.
Julius: “Evet, doğru. Meili söylediklerinde haklı. Subaru, senin başına gelenleri tartışmamız gerekiyor olsa da şu anda yüzleştiğimiz tek sorun bu değil. Bu bağlamda bir açıklama yapmamıza müsaade edin lütfen.”
Ram: “Bu, Anastasia-sama’nın bu sabahki tuhaf tavırlarıyla ilişkili bir açıklama mı olacak?”
Julius: “…Gözlemlerinizde haklısınız, Ram Hanım.”
Ram bir duvara yaslanmış hâlde bu cümleyi kurarken Julius, gözlerini hafifçe eğerek yanıtladı. Bunu gören Ram ise Anastasia’ya doğru gözlerini kısarak usulca iç çekti.
Ram: “Barusu, bana su kovasını ver. Yemek hazırlıklarına başlayacağım.”
Subaru: “…Önemli bir şey tartışmayacak mıydık?”
Ram: “Aynı odada olmaya devam edeceğim. Bu sayede her şeyi duyabiliyor olacağım… Çalışmanın aklımın dağılmasına yardımı dokunacaktır.”
Kabaca böyle söyleyen Ram, kovayı Subaru’nun elinden kaptığı gibi odanın valizlerle dolu köşesine yöneldi. Sonra da tamı tamına bu görev için pozisyon aldığı görüldü.
Emilia: “Üzgünüm. Ram… her zaman böyle değildir…”
‘Anastasia’: “Elbette, kafana takmana gerek yok. Bu şekilde hissediyor olması anlaşılabilir. ——Bir başkasının gırtlağından dökülmesini sabırsızca bekleyip arzuladığı Bilge’nin ansızın böylesine uzaklara uçup gidişi karşısında kim olsa böyle hissederdi.”
Anastasia Emilia’nın özrü karşısında sakince kafasını salladı. Ve onun yanıtını işitmek hem Emilia’nın hem de Beatrice’in yüzlerine zorlu ifadeler yerleştirdi.
Subaru, akıllarından neler geçiyor olabileceğini bilmiyordu—— fakat bunun yanıtının bizzat Anastasia’nın ağzından dökülmesi uzun sürmedi.
‘Anastasia’: “Şimdi, bu sabahki tüm bu kafa karışıklıklarından sonra size daha çok şaşkınlık yükü bindirmeyi gerçekten istemiyor olsam da… Bunu gizli tutmanın yalnızca yolun devamına anlaşmazlık tohumları ekeceğini düşünüyorum. Bu nedenle, kabullenici topraklarınız müsaade ederse sizlerle bir şeyler paylaşmama izin verin.”
Beatrice: “…Bir şey söylemek için amma da kibirli ve dolambaçlı bir yol, doğrusu. Acele et de sadede gel, sanırım.”
‘Anastasia’: “Bu kadar korkmaya gerek yok, Beatrice—— Seninle kardeş kadar yakın olduğumuz bile söylenebilir. Aynen öyle, tam da tahmin ettiğin gibi.”
Beatrice: “————”
Anastasia’nın sözleri karşısında Beatrice’in yanakları kaskatı kesildi. Ve genç kızın parmakları doğal bir edayla, güvenip dayanacak bir şey arıyormuşçasına Subaru’nun kolunu hafifçe kavradı.
Subaru ise kaçamak bir bakış attı ve kısa süreli bir tereddüdün ardından Beatrice’in elini tuttu. Kızın parmak uçları şaşkınlığın etkisiyle hafiften titriyor olsa da küçük avcunun bu sıcaklığı kabullenmesi çok sürmedi.
‘Anastasia’: “…Kontrat Sahibinle aranızdaki ilişki sahiden de dostane ve ideal. Keşke benim de Ana’yla aramda aynı mükemmel ilişki olabilseydi ama maalesef ki bizim için işler o kadar yolunda gitmiyor.”
Emilia: “Anastasia-san’a bir başkasından bahsediyormuşçasına hitap ediyorsun. Bu da demek oluyor ki sen…”
‘Anastasia’: “Ah, evet, doğru tahmin ettin. ——An itibarıyla bu bedende yaşayan bilincin sahibi Ana değil. Anastasia Hoshin bu bedenin içerisinde derin bir uykuda. Ve şu anda sizlerle konuşan kişi, bu bedensel formu geçici olarak devralmış olan merhum bir hayalet gibi bir şey.”
Emilia’nın nefesi kesilirken Beatrice, Subaru’ya daha da sıkı tutundu. Bu itiraf üzerine Julius’un yüzü acıyla buruşurken Meili her zamanki kadar sıkılmış görünüyordu. Yalnızca Meili’nin yanında bağdaş kurmuş hâlde oturuyor olan Shaula, dikkatini tamamıyla yemek hazırlamakta olan Ram’a vermesi nedeniyle sohbete tamamen yabancıydı.
Sırtı dönük olduğu için yüz ifadesi hiç kimse tarafından görülemeyen Ram ise çalışmaya devam ediyordu.
Son olarak Subaru——
Subaru: “…Neyden bahsediyorsunuz siz? Hiç anlayamadım.”
Tamamen dışarıda bırakılan Subaru -e doğal olarak- zorlu bir ifadeye bürünmekten öteye geçemiyordu.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
——Anastasia Hoshin isimli kızın bedeni başka bir varlığın hükmü altındayken kendi varlığı sağ salim uykudaydı.
Basitçe ifade etmek gerekirse Anastasia’nın—— yo, Echidna isimli ruhun yaptığı açıklama bu şekildeydi.
Bu gerçek Emilia ve Beatrice’i epeyce şok etmiş görünürken Subaru için yalnızca şoktan ziyade kafa karışıklığının şiddetini arttırmaya yaramıştı.
Subaru’nun daha en başta Anastasia hakkında hiçbir izlenimi yoktu. Bu hâliyle birinin gelip daha tanışmalarının hemen sonrasında “Ben şu ana dek Anastasia gibi davranıyordum ama aslında başka biriyim” dediğini hayal etsenize.
Subaru: “…Ö-Öyle mi… Öyle ha. Bu… epey büyük bir haber, ha.”
Bir başkasının sorunuymuşçasına tepki vermekten farklı bir şey yapması mümkün değildi.
Hiç şüphesiz ki bunun gerçekten ciddi bir mesele olduğunu anlamasının tek sebebi etrafındakilerin tepkileriydi. Neticede bu kuleye gelmelerinin bir sebebi vardı.
O sebep de uyumaya devam eden kızı kurtarmanın bir yolunu bulmak ve bilinmeyen bir hastalıktan mustarip insanlara yardım etmekti—— Ya da hiç değilse Subaru’ya söylenen buydu.
Ram: “Buraya daha yeni geldik ve kilit karakterler şimdiden dökülüyor… Barusu bir yerlerde hafızasını kaybetti ve Anastasia-sama’nın bilinci de uçurumun derinliklerinde…”
Subaru: “Aahh… durum hiç iyi görünmüyor, ha…”
Ram’ın patavatsızca beyanını dinleyen Subaru, karamsar bir şekilde elleriyle kafasını sardı.
Problemler biriktikçe birikiyordu—— Subaru daha kendi karmaşasını bile bir düzene oturtamamıştı ve yeni zorluklar çıkıp duruyordu. Hiçbir yere varacakları yoktu.
Bu durumda——
Emilia: “Millet, bana kalırsa başlarımızı böyle eğsek bile hiçbir şeyi çözemeyiz. Hayal kırıklığınızı anlayabiliyorum, gerçekten anlayabiliyorum ama… moralimizin bozulmasına izin veremeyiz.”
Herkes: “————”
Emilia: “Bir sürü kişinin umudu bizim bu kuleye gelişimize bağlı. Subaru ve Anastasia-san’ın başına gelenler büyük meseleler. Ama…”
Diyen Emilia, ellerini çırparak herkesin ilgisini üzerine çekti.
Sonra da anlık bir duraksamanın ardından menekşe gözleriyle herkesi tarayarak,
Emilia: “Burada duramayız—— Pes etmemeliyiz, bana oldum olası bu öğretildi.”
Emilia sırayla tüm üyelerin yüzlerine bakarak ciddiyetle böyle söyledi. Ve bakışları nihayet onun menekşe cazibesinin içine işleyişiyle soluksuz kalan Subaru’ya ulaştı.
Doğal olarak Subaru’nun göğsüne bir ısı yayıldı. Ne söyleyeceğini bilemiyor ama Emilia’nın gözlerindeki beklentiyi görebiliyordu. İşte o bakışları görüp bir şeyler yapması gerektiğini hissederek yumruğunu sıktı.
Beatrice: “Of! Acıdı, doğrusu! Oy, Subaru!”
Subaru: “Ah, benim ha… yo, benim hatam değil! Çünkü kararlılığımın kanıtı bu!”
Beatrice: “Sen ciddi bir ifadeyle böyle söylesen de canımı acıttın mı acıttın, sanırım! Şimdi oturup yaptığın şeyi bir düşün, doğrusu!”
Subaru: “Ü-Üzgünüm. Canını acıtarak hata ettim. Ama kararlılığımla hata etmedim! Evet, aynen öyle!”
Subaru, Beatrice’in hassas bilekleri sıkıştırıldığı için yükselen itirazları karşısında özür dilese de hızla kafasını salladı.
Durumun endişe verici olduğunu görebiliyordu. Ancak çözülemez problemler üzerine endişe edip durarak ileriye tek bir adım bile atılamazdı. Açıkçası Subaru bunu şahsi tecrübelerinden biliyordu.
Eğer yalnız olsaydı yolunu kaybedeceği kesindi. Fakat yalnız değildi. Neticede her şeyi unutmuş olsa bile Emilia ve diğerleri yanındaydı. İşte bu yüzden——
Subaru: “Doğru, ansızın hafızamı yitirmem başınıza büyük dertler açtı, bu konuda sizlerden özür dilerim. Fakat bu, durumumuzun umutsuz olduğu anlamına gelmiyor. Bunu başka türlü düşünün. Kim bilir, belki de artık gereksiz prangalardan kurtulmuşumdur ve tazecik bir bahar gibi yeni fikirlerle dolup taşmaya hazırımdır. Bu da bu karmaşadan kurtulmaya hazır olduğumuz anlamına gelmez mi?”
‘Anastasia’: “…Bu… oldukça ilerici bir yaklaşım.”
Subaru: “Gerici olmasını mı yeğlerdin? Tüm önemli şeyler önümüzde uzanıyor. Şans, cesaretIi ve atıIganIara güIer yüz gösterir derler, bilmez misiniz? Hem iş bu kuleyi ele geçirmeye geldiğinde belki de daha esnek bir fikir geliştirmemiz gerekebilir. Bu dünyanın adetleriyle sınırlı kalmayan bir şey, mesela, BAŞKA BİR DÜNYADAN GELME BİR FİKİR!”
Anastasia—— ya da daha doğrusu Echidna, o mühim açıklama sonrası buruk bir şekilde gülümsemiş fakat daha da mühim bir karşılığın gelişiyle iyice bastırılmıştı. Subaru yalnızca blöf yapıyor olsa da söyledikleri doğruydu ve şu anki atmosferden kurtulmak gerekiyordu.
Subaru’nun düşüncelerini dile getirişini dinleyen grubun yüzlerindeki zorlu ifadeler değişmeye başlıyordu.
Emilia: “…Mmn, doğru söylüyorsun. Subaru daima her türlü sorunun üstesinden gelir. Yani bu defa da mutlaka bizi bu işten kurtaracaktır.”
Subaru: “Oooh! İşte ruh bu! Gerçi kulağa tüm işi benim yapmam gerekecekmiş gibi geldi ama… madem bana güveniyorsunuz, ben de elimden gelen her şeyi yapacağım. E sonuçta bu kadar güzel bir kız yardımımı istemiş!”
Emilia: “Teşekkür ederim, Subaru—— Hm, sevindim. Subaru hâlâ Subaru neticede.”
Subaru: “————”
Emilia’nın rahatlamış bir şekilde bir elini dolgun göğüslerine götürerek fısıldayışını işiten Subaru, neredeyse gafil avlanacaktı.
——Subaru hâlâ Subaru neticede
Onun kalbinin en derinlerinden bir oh çekişini işiten Subaru’ya da bir rahatlama gelmişti.
“Sanırım bu kadarı yeterli” diye düşündü. Bu benliği, Emilia’nın tanıdığı Natsuki Subaru’nun bıraktığı boşluğu adım adım dolduracaktı. Yalnızca bunun altından kalkabilirse bile mevcut tüm o karmaşık ilişkilere bir düzen getirebilecek olmalıydı.
Julius: “…Bak bak, epey iyimsersiniz belli ki.”
Subaru: “Ha?”
Tam da Subaru Emilia’nın sözleriyle rahatlamışken Julius ansızın araya girdi ve Subaru’nun bakışlarını hissedip omuz silktikten sonra dudaklarını “Yok bir şey” kelimeleriyle gevşeterek,
Julius: “Ben yalnızca hafızan olsun olmasın, cesur musun pervasız mısın sorusunun cevabını vermenin imkânsız olduğunu düşünüyorum. Diğer taraftan belki de yalnızca karşı karşıya olduğumuz engelin muazzamlığını unuttuğun için böyle düşünüyorsundur.”
Subaru: “Oy, neden söylediğin şeylerde daima can sıkıcı bir taraf oluyor? Yoksa… yok artık, bu senin gerçek mizacının bir parçası mı? Julius-san… yani, Julius.”
Julius: “…Anlıyorum. Tam da Emilia-sama’nın söylediği gibi, anıların varlığı veya yokluğu gerçekten fark yaratmıyormuş. İnsanın mizacı öyle kolay kolay değişmiyormuş.”
Subaru: “Sanırım artık nasıl bir ilişkimiz olduğunu gözümde canlandırabiliyorum. Aramızda her şeyden öte bir rahatlık olmalı, ha.”
Bunlar kötü niyetli sert sözler değil, arkadaşça atışmalardı. Her hâlükârda Subaru, aralarında belli bir mesafe olduğuna ikna olmuştu.
İlk izlenimi yanlış değildi. Subaru ve Julius ikilisi ilk karşılaştıklarında birbirlerinden pek de hoşlanmamış olmalıydı. Ama sonrasında, birlikte tecrübe ettikleri çeşitli şeylerin ardından ilişkileri, birlikte bu kuleye seyahat edebilecekleri kadar gelişme göstermiş olsa gerekti——
Subaru: “Öyleyse sana güveniyor olacağım, Julius. Anılarımı geri alana dek sana birazcık daha sorun yaratacağım.”
Julius: “Aynen, yapacak bir şey yok. Öyleyse ben de itaatkârlık ederek bunu görevim belleyeceğim—— Anı dediğin nedir ki, önemsiz şeyler işte… Anlıyorum… Haklısın.”
Julius Subaru’nun dostane sözlerini başıyla onayladı ve konu bu şekilde kapandı.
Anılarını yitirmişti ve problemler yığıldıkça yığılıyordu. Bunun neşe içerisinde karşılanacak bir şey olmadığı kesindi, bu kadarı bir gerçekti. Fakat buna rağmen yüzleşmeyi seçmek de gücünün göstergesiydi.
Julius: “Söz konusu kişinin pek de endişeli olmaması bir lütuftur belki de.”
Subaru: “Yalnızca endişelerimi belli etmiyorum, aslında şu anda göğsümde koca bir fırtına çalkalanıyor. Ama bu fırsatı daha sonrasında Emilia-chan’la biraz baş başa vakit geçirip şifa bularak değerlendireceğim.”
Emilia: “——? Kucak yastığı ister misin?”
Subaru: “Auhm, yo. Affedersin. Bu birazcık, ah… aceleye gelmedi mi?”
Göğsü kabarık ve morali yüksek şekilde konuşan Subaru, ansızın ufacık kalmıştı. Emilia’nın kendisine böylesine şefkatli bir şifa sunmaya razı olmasını beklemiyordu, dolayısıyla kalbi korkup sinmeye başlıyordu.
Dahası, kucak yastığından bahsetmişti. Ve doğal olarak Subaru’nun bakışları Emilia’nın yumuşacık, beyaz uyluklarına kayıyordu——
Ram: “Yemek hazır. Gel de taşımama yardım et Sapık-su.”
Subaru: “Uff!?”
Dizlerinin arkasına bir tekme yediğini hisseden Subaru, olduğu yerde bağırıp kalarak yere yığıldı. Ram ise tüm bu süreci onu ahlaksızlığından ötürü cezalandırıyormuşçasına küçümseyici bir şekilde tepeden bakarak geçirdi.
Ram: “İşe yaramaz pozitifliğin birkaç erdeminden biri, Barusu. Ama o pozitifliği yemek hazırlamaya harca. Bunun yanı sıra temizliğe, düzene ve diğer ev işlerine.”
Subaru: “Senin gözün de yan gelip yatmakta, değil mi…”
Shaula: “Ooh! Ustam, ben de sana yardım ederim! Y-e-m-e-k! Y-e-m-e-k!”
Tam da Subaru Ram’ın zoraki sorumluluk aktarımına isyan ediyordu ki lafı bir anda Shaula’nın yemek arzusuyla yaptığı baskıyla kesildi. Ve onun tabakları taşımaya başladığını gören Subaru’nun hazırlıklara katılmaktan başka şansı kalmadı.
Subaru: “Menüye bir bakalım… konserve yemeğe benziyor sanki.”
Ram: “Evet, aynen öyle. Emilia-sama’nın getirdiği birkaç taze yemek çoktan tükendi. Dolayısıyla öngörülebilir gelecekte epey hafif ürünler yiyeceğiz.”
Subaru: “Ehh, umarım bu kuleyi çabucak fetheder ve daha yoğun nüfuslu bir yere geçeriz.”
Subaru, insanın içinin yalnızca bol yemek ve kılık kıyafetin olduğu yerde rahat edebileceğini duymuştu. Bu bağlamda bu kulede ne kadar dayanabileceklerinden emin değildi.
Hafızasını yitirmiş Subaru’nun bilhassa yemek konusunda edindiği tek izlenim “Bu Paralel Dünyanın Damak Zevkinin” konserve yemeklere uyduğu şeklindeydi. Bu da son derece acınası bir durumdu.
‘Anastasia’: “Yemek yerken bu bahsi açtığım için üzgünüm ama teyit etmek istediğim bir şey var, Subaru-kun.”
Subaru: “Açım… açlıktan ölüyorum… Ne, benimle mi? Bana sormak istediğin bir şey mi var?”
Bu Paralel Dünyaya çağrıldı çağrılalı köle muamelesi gören ve içler acısı kırıntılardan başka bir şey verilmeyen biri rolü yapan Subaru, bu adaletsizliğe sitem ediyordu. Derken Echidna’nın sözlerini işiterek bu işe bir son verdi.
‘Anastasia’: “Mühim bir şey değil, herkes mevcut durumumuz karşısında birlik olmuşken bu bahsi açtığım için de özür dilerim ancak Subaru-kun’un başına gelenlerle ilgili biraz daha çok şey paylaşmasını dilerim. Sonuçta bu kulenin etkilediği tek hafıza seninki oldu. Diğer taraftan, bizim başımıza da aynı şeyin gelip gelmeyeceğini kim bilebilir ki?”
Subaru: “Doğru, mantıklı bir düşünce. Bu işe dahil olan kişi tarafından dile getirilmesi biraz zor olsa da… hafıza kaybı oldukça rahatsız edici olabilir, anlarsınız ya.”
Beatrice: “Öyle bir söyledin ki gerçekten bu işe dahil olduğunu düşünüyor musun diye merak ettim, sanırım…”
Subaru’nun onaylayıcı bir şekilde başını salladığını gören Beatrice’in tek yapabildiği şaşkın bir ifadeyle kalakalmaktı.
Fakat Echidna’nın endişeleri makuldü. Ve işin doğrusu, Subaru’nun da hafızasını nasıl kaybettiğini bilmesi gerekiyordu. Anılarına kavuşmasını sağlayacak ipuçları, en başta onları yitirme şekliyle ilişkili olmalıydı.
Subaru: “————”
Masa planında Subaru’nun sağı Beatrice’e aitti, solu da Emilia’ya. Bu ikili, uyandığında yanında bulduğu kişilerdi—— onları kendi istekleriyle yanında oturmaya ve kendisine böylesine temelsiz bir güven ile samimiyet beslemelerine itenin ne tarz anılar olduğunu bilmek, hatırlamak istiyordu.
——Daha doğrusu hatırlaması gerekiyordu, çünkü bu onun göreviydi.
Subaru: “Ama yine de… Hiçbir şey hatırlamadan uyandım, yani neler yaşandığını gerçekten bilemiyorum. …Emilia-chan, beni tam olarak nerede buldunuz?”
Emilia: “Şey… Bu sabah Ejder Arabasında yoktun ve seni Dördüncü Kattaki hiçbir odada da bulamadık, hâliyle bayağı endişelendik…”
Ejder arabası kelimeleri Subaru’nun merakını cezbetmişti ama Emilia’nın hikâyesini dağıtırım korkusuyla ağzını açmadı. Belki de Yeşil Oda’daki kertenkele, bir şekilde o Ejder Arabası denen şeyle ilişkiliydi. Çünkü at arabalarında göreceğiniz tiplere benziyordu. Yine de gerçeğini görmeye yönelik merakını şimdilik bir kenara bırakmak zorundaydı.
Beatrice: “Betty’nin Emilia kadar aklı başından gitmedi, doğrusu. Ben yalnızca senin, Kontrat Sahibimin, bu tuhaf kulenin neresinde olduğunu bilemediğim için birazcık sıkılmıştım, sanırım. Bu yüzden kulenin içinde seni aramaya çıkmıştım ve sonra da…”
Subaru: “…Ve sonra da?”
Emilia: “Seni Üçüncü Kattaki beyaz kütüphanede yığılıp kalmış hâlde bulduk ve Yeşil Oda’ya getirdik.”
Emilia ve Beatrice’in bu ortaklaşa açıklamasının ardından Subaru’nun ağzından bir “Ahh” sesi döküldü.
Julius: “Üçüncü Kat bu kulenin katlarından biri, biz ise şu anda Dördüncü Kattayız. En üst kat olan Birinci Kata ulaşmak adına tüm katları geçiyoruz. Üçüncü Katı çoktan geride bırakmış olmamızı ise… tamamen senin bilgilerine borçluyuz.”
Subaru: “Açıklama için teşekkürler… Ama tamamen benim bilgilerime borçlu olduğunuzu mu söyledin?”
Julius eksik detayları tamamlamak adına devreye girdi. Buna rağmen içeriğin güvenilirliği Subaru’nun gözüne oldukça yetersiz gelmişti. Bununla birlikte Emilia, Julius’un “Evet” diyerek açıklamasını sonlandırdığı noktada lafa girerek,
Emilia: “Gerçekten de öyle oldu. Biz yalnızca birkaç zırvalık işitirken sen bilmeceyi tek başına çözmeyi başardın Subaru… geeeeeerçekten harikaydın.”
Subaru: “Hahaha, teşekkür ederim… Hey, bugünlerde kim ‘zırvalık’ diyor ki!”
Emilia: “————”
Subaru: “Tuhaf bir şey mi söyledim?”
Subaru Emilia’ya beceriksizce iltifat etmeye çalışırken Emilia, bir terslik varmışçasına bir müddet sessiz kaldı ve Subaru, bir an için onun gözlerinde titreşen güçlü bir duygunun izlerini görür gibi oldu, tabii maalesef ki ne anlama geldiği hakkında hiçbir fikri yoktu.
Her hâlükârda göletteki dalgalanmalar misali gelip geçici bu tarz duygulara ayak uyduramıyordu.
Subaru: “Bu arada, yığılıp kaldığımı ve beni o yeşillikli odaya getirdiğinizi söylemiştiniz…”
Beatrice: “O oda özel bir ruh tarafından korunuyor. O ruh, insanların yaralarını iyileştirme gücüne sahip… Rem’i oraya yatırma sebebimiz de bu, doğrusu.”
Subaru: “Tamam, tamam, anladım. Yani beni de o yüzden oraya götürdünüz… Lafı açılmışken, hafızamı o oda yüzünden kaybetme ihtimalim nedir?”
Emilia: “Şey, umm…”
Subaru bir gözünü kapatırken Emilia, bu konuyu hiç düşünmemişçesine bocaladı, yanıt veremedi.
Yalnızca bir içgüdü olsa ve söz konusu Ruh mu her ne ise onun niyetini bilemese de bir bitki şekli aldıysa acımasız bir mizaca sahip olabileceği gerçeğini göz ardı edemezdi.
Çiçekler güzel görünerek ve tatlı bir koku yayarak haşeratlara polenlerini taşıtırlardı. Ama aynı zamanda onları tuzağa düşürüp mideye indirmek adına kendilerini kamufle eden etobur bitkiler de olabilirlerdi.
Yani o ruh, Subaru’yu iyileştirmek yerine anılarını yiyip yutmuş olabilirdi… İhtimal vardı.
‘Anastasia’: “Epey çılgınca bir fikir ama hiç sanmıyorum. Öyle olsaydı senden önce benim başıma bir tuhaflık gelirdi, sonuçta orada senden çok daha uzun süre kaldım.”
Subaru: “…O tuhaflığın orijinal bedeninin sahibinin uyanamamasıyla bir ilişkisi yok mu?”
‘Anastasia’: “Ana mevzusu bu kuleye gelişimizden önce yaşandı. Onun durumunun Yeşil Odayla hiçbir ilişkisi yok. Ve ayrıca, doğru ya… odadaki Yer Ejderi seni unutmamıştı, değil mi?”
Subaru: “Ha?”
‘Anastasia’: “O kız sana fena hâlde bağlı. Diyelim ki o odadaki Ruhun canlıların anılarını yiyip yutmak gibi kötü bir alışkanlığı var, sence de bu durumda o ejderin sana soğuk davranması gerekmez miydi?”
Subaru, uyanır uyanmaz kendisine sokulan Yer Ejderini anımsadı.
O Yer Ejderinin kendisine fazlasıyla dostane yaklaştığı kesindi. Ardındaki sebep aslında kendisinin ejderi olmasıysa her şey anlam kazanırdı. Gerçi Echidna’nın sözleri arasında Subaru’yu şaşırtan bir şey de vardı.
Subaru: “O yer ejderi, dişi mi?..”
‘Anastasia’: “Konumuza geri dönelim. O odanın sana böyle bir kötülük yapmış olması ihtimali çok düşük. Bana kalırsa esas problem bayıldığın oda. Onu Üçüncü Kattaki Taygeta Kütüphanesinden getirdiğinizi söylemiştiniz, öyle değil mi?”
Emilia: “Evet, öyle. Subaru o odadaki beyaz zeminde baygın hâlde yatıyordu…”
O anı anımsayan Emilia, bileklerini sertçe sıkmaya başlamıştı.
Emilia: “Seni alelacele o odaya taşıdım ve sonra da herkese haber vermeye çalıştım ama…”
Beatrice: “Subaru o sırada uyanıp kendisini bu durumda buldu, doğrusu. Dolayısıyla zamanı hesaba katınca bile bunu sana yapanın Yeşil Oda olduğuna inanmak zorlaşıyor, sanırım… Bana kalırsa olanlar o kütüphanede olmuş.”
Yani bir şeyler yaşandıysa sorumlusu bahsi geçen o kütüphane mi her ne ise oydu.
Ortak bir bakış açısına ulaşmış gibi görünüyorlardı lakin Subaru buna gerçekten anlam veremiyordu. Belki de kütüphane dedikleri o odanın aslında ne tarz bir oda olduğunu hayal etmekte zorlandığı içindi.
Subaru: “Eem, Taygeta? Bu Taygeta Kütüphanesi nasıl bir oda? İsmi kulağa tanıdık geliyor…”
Julius: “O kütüphane ‘Ölülerin Kitaplarını’ içeren bir oda.”
Subaru: “ ‘Ölülerin Kitapları’ …Hey, bu da kulağa bir chuuni schtick* gibi geldi.” (Ortaokullu bir çocuğun hayal gücü)
Taygeta ismine olan ilgisi bir yana Subaru, Julius’un “Ölülerin Kitapları” terimini kullanım şekline yoğunlaşmıştı. Onun bu tepkisini gören Julius ise kısaca başını salladıktan sonra konuşmaya devam ederek, “Elle tutulur bir kanıtımız yok…”
Julius: “Ama bu kütüphanede dünyanın her yerinden merhumların isimlerini taşıyan tonla kitap var. O kitapları okumak için buna hak kazanmış olmak gerekiyor. Muhtemelen yalnızca bir çeşit bağlantın olan merhumların kitaplarını okuyabiliyorsun tarzında bir koşul söz konusu.”
Subaru: “Yine kötü zevkler yani… Peki o kitaplarda neler yazılı?”
Julius: “Aşağı yukarı bahsi geçen merhumun hayatı. Yoğun düşünceler kavrulup alazlanırmışçasına hızla zihninden geçiyor. Gerçekten bile isteye defalarca kendini içine sokmak isteyebileceğin bir durum değil.”
Julius’un açıklamasını oluşturan kelimelerin, yalnızca bu hissiyatı bizzat tecrübe etmiş birinde görülebilecek cinsten bir ağırlığı vardı. Subaru’ya kalırsa ölülerin anıları, zihninde kavrulmasını istediği bir şey olmamalıydı. Dürüst olmak gerekirse bu tarz bir şok yaşamaya pek hevesli değildi. Yani böyle tecrübelerin mümkün olduğu bir kütüphanede yığılıp kaldıysa——
Subaru: “Bayıldığımda o kitaplardan birini mi okuyordum? Yok artık, o tarz bir şey zihnime hasar vermiş olabilir mi ki?”
‘Anastasia’: “Bu olasılığı tam anlamıyla elemem mümkün değil. Bu konuda, Bilge, senin fikrin ne?”
Shaula: “…Benden bahsediyor olabilir misin acabaaaa?”
Subaru’nun tahminini başıyla onaylayan Echidna, gözlerinde anlamlı bakışlarla Shaula’ya döndü. Ancak ne bu anlamlı bakışlar ne de Bilge şeklinde hitap edilmek Shalua’ya uygundu.
Subaru lafını esirgemeden konuşacak olursa bu odada “Bilgeliğe” en uzak kişi Shaula’ymış gibi görünüyordu.
Shaula: “Kaç defa sorarsanız sorun yanıtım değişmeyecek! Bu kule hakkında kuraaaalları dışında hiçbir şey bilmiyorum! Bana yalnızca kuralları ihlal edenler karşısında katı olmam söylendi. Ustam bu kulede her ne yapıyor olursa olsun benimle hiçbir ilişkisi yok!”
Subaru: “Shaula’nın daha en başta neden bana Usta gibi bir şey söylediğini bilmiyorum ama…”
Ram: “Endişelenme. Buna verdiğin yanıt hafızanı kaybetmenden önceki yanıtınla aynı, Barusu. İşine geldiği için başka hiçbir şey eklemeden bunu söyleyip duruyorsun… Amma mide bulandırıcı.”
Subaru: “Sen de öylece böylesine işine gelen bir sonuca atlayamazsın!”
Shaula’nın bakışlarıyla yüzleşen Subaru, onun kendisine beslediği -abartısız- olabilecek en yüksek düzeyde sevgi karşısında şaşkınlığını ifade etmeden geçemiyordu.
Elbette normal bir düşünce şekliyle böylesine göz alıcı bir güzelliğe yakın olabilmek hoş görülebilse de bu sevginin nereden geldiğini bilmiyor oluşu kafasını iyice karıştırıyordu.
Ayrıca Shaula’nın bu ilgi ve sevgisi, Subaru’yu tuhaf bir şekilde tedirgin ediyordu. Onun ilgisi, Emilia ve Beatrice’in sergilediği içten hislerden bütünüyle farklıydı.
Tabii bunun hafızasını yitirmiş olmasından kaynaklı zararlı bir etki olup olmadığını şu an için bilemiyordu.
Subaru: “Her hâlükârda bahsettiğiniz o kütüphane şüpheli bir his veriyor. Orada hafızamı geri almama yarayacak ipuçları olabileceğini söylüyorsanız gidip bir kontrol etmenin denemeye değer olacağını düşünüyorum.”
Julius: “Evet, öyle yapmalıyız. En iyi anında bile sorun üstüne sorun yaşadığımız bir durum içerisindeyiz. Başımıza dert açan o sorunların az olduğu çok nadir görülüyor. Ayrıca, şartların bu hâle gelişiyle gerçekten farkına varmalısın ki…”
Subaru: “Neyin farkına varmalıyım?”
Julius: “——Bizim için ne çok şeyi telafi ettiğinin.”
Gözleri hâlâ kapalı olan Subaru, Julius’un bu sözleri karşısında hafifçe burnundan soludu. Bu hareketi münasebetsizlik değildi, derinlerinden gelen zoraki, gergin bir gülüştü. Onu gerçekten gözlerinde fazla büyütüyorlardı. Natsuki Subaru’ya bu denli güvendikleri için kıyamet yaklaşıyor olmalıydı.
Kötü şeyler üçer üçer gelirdi ve Subaru bir kez daha kendisinin ne büyük bir engel olduğunun, görmezden gelmeye çalıştığı bu özelliğinin farkına varmıştı; kendi kendine “Büyük bir yük oldun” der gibiydi.
Subaru: “Her neyse, yemeği bitirdikten sonra kütüphaneye gitmek ve kaybettiğim anılarım etrafa dağılmışsa onları toparlayıp yeniden zihnime tıkıştırmak isterim.”
Emilia: “Tanrım, ne tuhaf bir ifade ediş şekli oldu… Gerçekten de her zamanki Subaru’sun.”
Subaru: “Her zamanki Subaru, deyişinin altında bir iltifat yatmıyor sanırım, haksız mıyım?!”
Emilia, cümlelerini kurarken telaşlı Subaru’ya hafifçe gülümsemiş ve Subaru’nun bunu duyuşuyla atmosfer bir nebze rahatlamıştı.
Bir plan yapmış ve gerçek anlamda az da olsa ilerlediklerini hissetmişlerdi.
‘Anastasia’: “Siz bu ruh hâlindeyken araya girdiğim için üzgünüm ama sana sormak istediğim son bir şey daha var, Natsuki-kun.”
Subaru: “Ehh, bunca şey söylemişken devamını getirmende sakınca yok. Ne soracaksın?”
‘Anastasia’: “Şey, senin anılarınla veya bu kuleyi ele geçirmemizle ilişkili bir şey değil, yalnızca meraktan soracağım ama…”
Echidna dalgalı saçlarıyla oynamaya başladı ve yüzündeki tatlı ifade ile turkuaz gözleriyle attığı bakışlardaki derinlemesine zekânın birleşimiyle sorusunu sordu:
‘Anastasia’: “Sıklıkla kullandığın bu Paralel Dünya terimiyle, ne kastediyorsun?”
#Subaru’nun serinin başlangıcından bu yana insanlara Paralel Dünya muhabbetinden bahsedip bahsetmediğini, insanların onun kökeninin neresi olduğunu düşündüğünü hatırlamıyorum açıkçası. Emin olan varsa bizi aydınlatabilir. Gerçi Echidna’nın sorusundan sonra bir sonraki bölümde az çok anlarız herhâlde. Bu arada Subaru’nun hafıza kaybının da kütüphaneyle ilişkili olduğunu öğrendik. Yani ya orada okuduğu bir kitap bu durumu tetikledi ya da orada karşılaştığı bir kişi. Bakalım tam olarak ne olduğunu ve bunun neden yaşandığını da yakın zamanda öğrenebilecek miyiz ve tabii son olarak bir çözüm getirebilecek miyiz…
Bu bölüm vesilesiyle sizlere iyi bayramlar diliyorum arkadaşlar, bir sonraki bölümde görüşmek üzere!

