Bölümün ortalama okuma süresi 8 dakikadır. İyi okumalar dileriz.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Mazrain
Redaktör: Qua
Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire, universe, Yağız D.
Destek vermek isterseniz TIKLAYIN!
Discord’a gelmek isterseniz TIKLAYIN!
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
1
Uzun bir iş gününün ardından gelen dinlenme vaktinde yaşanan bir olaydı.
Frederica ve Petra, yorucu bir günün sonunda sıcak banyonun keyfini çıkarıyorlardı.
Petra: “Frederica-neesama, sen en başından beri her şeyi hatasız yapabiliyor muydun?”
Genç hizmetçinin bu ani sorusu karşısında Frederica, “Hı?” diye bir ses çıkardı; sesi banyonun duvarlarında yankılanmıştı.
Frederica’nın yanında aldığı hizmetçilik eğitimi göz önüne alındığında, Petra’nın gelişimi ve öğrenme kabiliyeti gerçekten takdire şayandı. Dinlerkenki hâli çok sevimliydi ve etrafındakilere her zaman iltifatlar ederdi.
Frederica, tam da Petra’nın çabalarını içinden takdir ederken bu beklenmedik soruyla karşılaşmıştı.
Doğrusu şaşırmıştı. Bu şaşkınlık yerini eğlenceye bıraktı. Elbette başlangıçta kusursuz değildi.
Petra: “Frederica-neesama? Neden gülüyorsun?”
Frederica: “Haha! Bunu duymak çok komik geldi. İşe başladığımda aslında tamda senin yaşlarındaydım. Ve tıpkı senin gibi, başlangıçta hiçbir şey yapamıyordum. Hayır, hatta senden daha kötüydüm.”
Petra: “Ne? Yok artık. Böyle yalan söylemek hiç hoş değil.”
Frederica’nın cevabına rağmen Petra, onu kendince azarlamaya karar verdi; bu durum Frederica’nın daha da gülümsemesine neden oldu.
Frederica: “Hakkımda bu kadar yüksek bir fikre sahip olmana sevindim. Fakat benim de tecrübesiz olduğum ve temel bilgileri kıdemlimden öğrenmek zorunda kaldığım bir zaman vardı.”
Petra: “…Frederica-neesama’nın kıdemlisi…” Petra, bunu hayal etmekte zorlanarak karmaşık bir yüz ifadesine büründü.
Petra’nın bu kadar derin bir endişeyle düşündüğünü gören Frederica, elini yanağına koydu.
Frederica: “Hmm, biraz utanç verici ama hizmetçilikteki ilk günlerime dair bir hikâye anlatmamı ister misin?”
Petra: “…! Evet, lütfen! Senin o acemice geçmişini duymak istiyorum!”
Frederica: “B-Böyle söyleme! Amanın, bu kız…”
Söyleniş tarzı, sanki Frederica çıplak bir itirafta bulunacakmış gibi hissettirmişti. Gerçi şu an üzerlerinde tek bir giysi parçası dahi yoktu ama kastettiği şey o değildi.
Çaylaklık günlerinden bahsetmek ve kendini Petra ile kıyaslamak gerçekten mahcup ediciydi.
Frederica: “Bu kadar heyecanlanmana gerek yok. Bunu açtığıma pişman olmaya başladım bile…”
Petra: “Ah, hayır. Şimdi öylece vazgeçemezsin! Sen benim bütün kötü özelliklerimi biliyorsun, bu sayede ödeşmiş oluruz!”
Frederica: “Kesinlikle ileride baş belası bir hizmetçi olacaksın. Bunu daha sonra Subaru-sama’ya anlatmalıyım.” diye düşündü Frederica, ısrarcı Petra’ya boyun eğerek.
Her hâlükârda, Frederica artık gözleri parlayan Petra’yı tatmin etmek zorundaydı.
Frederica: “Pekâlâ, nereden başlasam…”
Petra: “Umm… Kıdemlinden başla! Kıdemlini duymak istiyorum. Nasıl bir hizmetçiydi?”
Frederica: “Bana her şeyi öğreten kişi…”
Petra’nın fikri, Frederica’yı başlangıçtaki kararsızlığından kurtardı. Ancak yeni konu, Frederica’nın kelimeleri seçerken zorlanmasına neden oldu.
Kıdemli bir kâhya. Tıpkı Frederica’nın Petra için olduğu gibi, bir zamanlar onun için de öyle olan biri vardı. Fakat ondan bahsetmek pek de kolay değildi.
Frederica: “Bunu başka bir zaman anlatsam olur mu?”
Petra: “Fre-de-ri-ca nee-sa-maaa.”
Frederica: “T-tamam anladım. Bana öyle bakmana gerek yok…”
Frederica, önündeki o melek gibi yalvaran gözlere yenik düştü.
Frederica: “Öncelikle bir şeyi düzelteyim. Bana işi öğreten kişi bir hizmetçi değildi. O zamanlarki malikânenin kâhyasıydı.”
Petra: “Kâhya mı?”
Frederica: “Kâhya; uşaklardan ve hizmetçilerden sorumlu olan kişidir. Bir haneye bakmak için yetenek ve güven gerektiren bir roldür. Mathers hanesi benim ilk iş yerimdi ve oradan o sorumluydu.”
Frederica, gözleri parlayan Petra’nın zihnindeki ön yargıları silmek için elinden geleni yaptı. Ancak sesindeki sertlik yine de hissediliyordu.
Petra: “Bir adam. Kâhya…”
Frederica: “Adı Clind’di. Uzun süre efendinin kâhyalığını yaptı… Ve aslında, birinin isteyebileceği en mükemmel hizmetkârdı. Ondan öğrenecek çok şeyin olabilirdi. Ama diğer zamanlarda ondan uzak dur.”
Petra: “F-Frederica-neesama? Biraz korkutucu davranıyorsun…”
Frederica: “Üzgünüm. Seni korkutmaya çalışmıyordum. Ama zevklerine bakılırsa Petra, sen kesinlikle onun tipisin. Bu yüzden ondan uzak durmalısın.”
Suyun sıcaklığından bağımsız olarak Frederica’nın yüzü kızarmaya başlarken, Petra endişeyle ona bakıyordu. Bunu gören Frederica gözlerini indirdi ve Petra’nın yanağına yumuşakça dokunmak için elini uzattı.
Frederica: “Dinle Petra. Clind çok tehlikeli bir adamdır. Düzgün görünebilir ama zihni kirli ve çarpıktır. Genç kızlara şehvetli bakışlarla bakan bir sapıktır o!”
Petra: “B-bir sapık mı!”
Frederica: “İşe ilk başladığımda benimle bu yüzden bu kadar özenle ilgilenmişti… Ben de bunun sadece nezaket olduğuna inanmıştım. Ama birkaç yıl sonra tavrı tamamen değişti!..”
Bu anıları hatırlamak kanını beynine sıçratıyordu. Tam da büyüme atağı geçirdiği dönemdi: Boyu hızla uzamış, göğüsleri belirginleşmişti.
Vücudu bir çocuktan bir kadına dönüşüyordu. Ve Clind’in Frederica’ya karşı tavrı bu yüzden değişmişti. Kâhyasının aniden kendisine karşı soğuklaştığını gören Frederica, onu gücendirecek bir şey yaptığından korkmuştu. Ancak gerçeği fark ettiğinde bu korku yerini öfkeye bırakmıştı.
Sonunda, duyulan sevgi nefrete dönüşmüş ve ilişkileri bugüne kadar mesafeli kalmıştı.
Petra, Frederica’nın öfkeden kızarmasını sessizce izledi.
Sonra Frederica’ya seslenerek ona doğru yüzdü ve kucağına atıldı.
Petra: “Sana işi öğreten o kâhyadan ben de hoşlanmadım!”
Frederica: “G-Gerçekten mi? Bu harika… Dur, harika doğru kelime değil sanırım. İsabetli mi demeli? Mantıklı mı…? “
Petra: “Her neyse! Ondan hoşlanmıyorum! Artık aynı fikirdeyiz!” dedi Petra sırıtarak.
Frederica: “Evet, öyleyiz… O zaman konuyu burada kapatalım.”
Frederica hâlâ anlatmanın bir hata olup olmadığını düşünüyordu ama Petra’nın daha temkinli hâle geldiğini görünce üstelememeye karar verdi.
Hem zaten…
Petra: “Frederica-neesama, senin odana gelebilir miyim? Beraber uyumak istiyorum.”
Frederica: “Ah, sen ne şımarık bir çocuksun böyle. Tamam. Pekâlâ, yastığını getir bakalım.”
Petra çok tatlı olduğu için, bu durum Frederica’ya gayet doğal geliyordu.
2
Clind denilen adamı duyduktan sonra Petra bir gerçeği fark etti. Bu gidişle bir gün Frederica bir adam tarafından elinden alınabilirdi.
Petra, Frederica’ya büyük bir saygı duyuyordu.
Frederica’yı sadece birkaç gündür tanıyor olsa da, geçen sürenin kısalığına bakmaksızın ona karşı güçlü bir korumacılık hissediyordu.
Eğer zaman gerçekten önemli olsaydı, sevgisi sığ kabul edilebilirdi. Ancak duygular zamanın ötesine geçebilirdi. Sevgi duyguları… ve saygı.
Gerçi zamanın, duyguları daha da güçlendirebileceğini o da kabul ediyordu.
Frederica’yı banyoda o hâlde görünce, Frederica’nın hiç tanımadığı o kâhyaya karşı güçlü, derin ve karmaşık duyguları olduğunu anlamıştı.
Tıpkı annesinin babası hakkında şikâyetlerini duymak gibiydi. Ama annesi ondan nefret etmiyordu. Aslında birbirlerini seviyorlardı.
Her durumda, insan kalbi karmaşıktı. Hele ki kişi bunun kendisi bile farkında değilse daha da karmaşıktı.
İşte bu yüzden Petra net bir sonuca vardı. Frederica’nın o adama hissettiklerinden daha fazlasını hissettiği, onu daha çok sevdiği biri olacaktı.
Petra kapıyı çaldı ve seslendi:
Petra: “Frederica-neesama, gelebilir miyim?”
Frederica: “Evet, içeri gel.”
Bütün yatılı hizmetkârlara kendi odaları verilmişti. Petra’nın da Frederica’nınkinin yakınında kendi odası vardı ama bu büyük malikânede henüz tek başına uyumaya alışamamıştı.
Bu yüzden ilk gününden beri her gece Frederica’nın odasına geliyordu.
Frederica: “İyi akşamlar Petra. Bugün her zamankinden daha geç kaldın.”
Elinde yastığıyla Petra, o tanıdık sesle karşılandı. Beyaz geceliği içindeki Frederica, bakmaya doyulmayacak bir güzellikteydi. Uzun sarı saçları salık, kadınsı hatlarını saran geceliğiyle masallardan fırlamış bir prenses gibiydi.
Zümrüt yeşili gözleriyle Petra’ya gülümsedi.
Petra: “Evet. Yemek odasındaydım. Yemekler bitmiş mi diye merak ettim.”
Frederica: “Beatrice-sama’nınkileri kastediyorsun.”
Petra sessizce kıpırdandı.
Yemek masasının üzerinde, soğukken bile yenebilecek yiyecekler duruyordu. Malikânenin son sakini Beatrice, gece uyanık olursa yiyebilsin diye oraya konulmuşlardı.
Petra onun varlığından haberdardı. Ama onunla hiç konuşmamış, hatta malikânede yaşadığına dair düzgün bir teyit bile almamıştı.
Petra: “Ama Subaru benden istemişti ki…”
Frederica: “Subaru-sama, demek istedin.”
Petra: “Ah, üzgünüm.”
Petra hatasından dolayı yüzünü yastığına gömdü. Normalde Subaru’nun yanında ona unvanıyla hitap etmeyi kasten unuturdu ama bu seferki gerçekten bir hataydı.
Frederica: “Bunun üzerinde çalışmaya devam edebiliriz. Benim de alışmam uzun zamanımı almıştı.”
Petra: “Sen de mi zorlandın?”
Frederica: “Elbette zorlandım. Daha önce söylememiştim ama bir şeyleri hatırlamakta güçlük çekerim. İş yerinde uygun dili kullanmak konusunda çok sıkıntı yaşadım.”
Frederica’nın çok düzgün bir konuşma tarzı vardı. Bu izlenim o kadar güçlüydü ki Petra onu başka türlü hayal edemiyordu.
Sanki Petra’nın zihnini okumuş gibi Frederica yüzünü ekşitti.
Frederica: “Yine kendi kuyumu kazıyorum…”
Petra: “Ne tür bir zorluk yaşadın? Sen de benim gibi uygun dili hatırlayamıyor muydun?”
Frederica: “Şey, o… Keşke sadece o kadar olsaydı…” Frederica mahcup bir şekilde parmaklarıyla oynadı. Bu durum Petra’nın, Frederica’nın ne tür sırlar sakladığına dair merakını iyice kabarttı.
Bir süre sessizce birbirlerine baktılar.
Frederica: “Normalde ben de başkalarıyla ‘efendim’li konuşmazdım.”
Diyerek itiraf etti Frederica.
Frederica: “Ama resmî durumlarda… Belli bir görgüyle konuşmaya çalıştım…”
Petra: “Ne demek istiyorsun?”
Frederica: “Ş-şey, beni büyüten ve yakından tanıdığım bir hanımefendiyi taklit etmeye çalıştım. Ve şey… Sonunda gerçekten eski usul bir şekilde konuşmaya başladım.”
Petra: “Eski usul mü?”
Frederica: “Âciz hizmetkârınız Frederica Baumann, sizlere Mathers Malikânesi’ne hoş gelmiş diyor.”
Bunu söyleyen, geceliği içinde gayet ciddi görünen bir Frederica’ydı. Ancak bu kelimeler o kadar tuhaftı ki Petra bir an donup kaldı.
Fakat çabucak kendini toparladı ve kahkahalara boğuldu.
Petra: “Puh, ha-ha-ha-ha! F-Frederica…! Âciz hizmetkârınız mı…!”
Frederica: “Utanç vericiydi… Ve düzeltmesi çok uzun sürdü.”
Petra: “Âciz hizmetkâr… Hoş gelmiş bulur…!”
Frederica: “İlahi! Daha ne kadar güleceksin?! Gece oldu, o kadar gürültü yapma. Hadi, çabuk yatağa!”
Petra gülmesini durduramıyordu, bu yüzden Frederica sertçe yatağı işaret etti. Bunu gören Petra yatağa gelip balıklama daldı.
Yastığını Frederica’nınkinin yanına koyup hafifçe vurdu. “Sizi hoş gelmiş bulduk,” diye şaka yaptı.
Frederica: “Pet-ra.”
Petra: “Hii-hii! İyi geceler. Tatlı rüyalar.”
Petra gözlerini kapattı ve uyuyormuş gibi yaptı. Frederica iç çekerek ışıkları söndürdü ve kendisi de yatağa girdi.
Petra: “Yarın sabah yemeklerin hepsi bitmiş olsaydı, ne güzel olurdu.”
Diye mırıldandı Petra, gözleri hâlâ kapalıyken. Gece boyunca o yemeklerin, hâlâ uyanık olan o kız tarafından bitirilmesini umuyordu.
Frederica: “Evet, ben de öyle umuyorum.” diye cevapladı Frederica fısıltıyla.
Bunu duyan Petra, Frederica’nın sıcak kollarına sokuldu ve çabucak uykuya daldı.
Ve böylece sevdikleriyle beraber bir başka huzurlu günün hayalini kurdu.
Ve o Clind denilen adamın şifayı kapmasını diledi.

SON
Frederica ve Petra’nın Hizmetçilik Günleri IV’te devam edecek…
Sonraki Bölüm
