Bölümün ortalama okuma süresi 10 dakikadır. İyi okumalar dileriz.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Mazrain
Redaktör: Qua
Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire
Destek vermek isterseniz TIKLAYIN!
Discord’a gelmek isterseniz TIKLAYIN!
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
1
Frederica Baumann, yaklaşık on bir yaşından beri Uçbeyi Roswaal L. Mathers’ın malikânesinde hizmetçi olarak çalışıyordu.
On yıllık kesintisiz hizmetin ardından, henüz yirmi bir yaşında olmasına rağmen el becerileri konusunda hiçbir eksiği olmamasıyla gurur duyuyordu.
Doğrusu, Lort Roswaal’a olan sadakati de dâhil her şey göz önüne alındığında şu an Mathers ailesine hizmet edenler ya da geçmişte hizmet etmiş olanlar arasında onunla kıyaslanabilecek pek az kişi vardı.
——Dünya tarafından unutulmuş o kız da onlardan biri olabilirdi ama burada bundan bahsetmeye gerek yok.
Her hâlükârda Frederica, bunca yıllık hizmetçilik tecrübesiyle kıdemsiz hizmetçilere olağanüstü rehberlik edebilecek bir konumdaydı, birçok yeni hizmetçiye işlerini ve görgü kurallarını da öğretmişti.
Şimdiye kadar eğittiği hizmetçilerin sayısı el ve ayak parmaklarıyla sayılamayacak kadar çoktu ancak bu, Frederica için bile yeni bir deneyimdi; öğrencisi fazla mükemmeldi ve ona ne öğreteceğine karar vermekte zorlanıyordu.
???: “Frederica-neesama, işimi bitirdim. Sırada ne yapmalıyım?”
Kız, Frederica’yı bulduğunda hemen parlak bir gülümsemeyle ona doğru koştu. Söylediği ilk şey işini bitirdiğini haber vermek oldu, sonra da sevimli bir şekilde başını yana eğip yeni talimatlarını bekledi.
Kahverengi saçları kızıla çalıyordu ve peri gibi hatlara sahipti. İnce beyaz kollarıyla bacakları uzundu ve henüz gelişme çağında olsa da görünüşü bir gün büyük bir güzelliğe dönüşeceğinin sinyallerini veriyordu—— bir iç çekiş yükseldi.
Frederica: “Ah, çok tatlısın…”
???: “…? Frederica-neesama?”
Frederica: “Ah, şey, bir şey yok Petra. İşini bu kadar çabuk bitirdiğini söyleyince biraz şaşırdım.”
Eliyle ağzını kapatıp hafifçe gülen Frederica, hayranlığını bir gülümsemeyle gizledi. Bu sevimli ve zeki kız ona büyük bir hayranlıkla bakıyordu. Bu hayranlık karşısında dürüst fikrini istemeden açığa vurmaktan dikkatle kaçınmalıydı.
Ayrıca şu an iletmesi gereken şey kendi savunması değil, şuydu:
Frederica: “Pekâlâ, burada öylece şaşırıp kalamam. Petra, işini çok iyi yaptın. Oldukça yeteneklisin… Öğretmenin olarak seninle gurur duyuyorum.”
Petra: “Ahaha… Elimden geleni yaptım.”
Frederica’nın iri avucu, Petra’nın kırmızı kurdeleyle süslenmiş başını nazikçe okşadı. Gıdıklanmış gibi gülümseyen Petra, bu dokunuşu reddetmedi.
——Şu sevimliliğe bi’ bak. Keşke küçükken Ram da böyle olsaydı.
Frederica: “O kız asla saygılı konuşmazdı ve bana asla neesama demezdi… Bu çok daha iyi.”
Petra: “Şey, Neesama, sırada ne yapmalıyım?..”
Frederica: “Hm, bakalım… Pekâlâ, malikânedeki tüm işler şu an için hallolduğuna göre belki köye birlikte alışverişe gitmeliyiz. Köydeki arkadaşların, üniformanla ne kadar tatlı göründüğünü görmekten keyif alacaktır.”
Petra: “Ummm… Frederica-neesama öyle diyorsa…”
Frederica: “Bu güzel bir cevaptı. Öyleyse gidelim.”
Bir an için Petra’nın gözlerinde bir tereddüt belirdi ama zeki kız bu duyguyu çabucak gizledi ve Frederica’nın köyü ziyaret etme niyetini kabul etti.
Bu açıdan da çok “olgun” bir çocuktu.
Küçük bir eli avucunda tutan Frederica, yeni gözde öğrencisinin ne kadar iyi yetiştiğini bir kez daha mutlulukla hissetti.
2
Petra Leyte için Lort Roswaal’ın malikânesine hizmetçi olarak dalmak, büyük cesaret gerektiren önemli bir karardı.
Lortun Arlam köyü ile ilişkisi samimiydi ama nezaketsizliği ya da düşüncesizliği hoş görecek bir ilişki değildi. Petra henüz küçük olmasına rağmen bunu anlayabiliyordu ve gençliği yetişkinlerden müsamaha beklemek için bir neden olarak kullanmanın haksızlık olduğunu hissediyordu.
Geçmişte bu tür bir tavrı sıkça takındığı bir zaman olmuştu. Sonuç olarak artık eski hâlinden hoşlanmıyor ve kurnazlık yapmanın yakışıksız olduğu yönündeki duruşunu yeniliyordu.
Kendisi, bir yetişkinle aynı başarıları hedefleyebileceği bir konumda olmayı arzuluyordu.
Bu yüzden, gençliğini mazeret olarak kullanması mantıklı olmazdı. Düşüncesi buydu.
Pekâlâ, Petra böyle biriydi ama malikâneye girmeden önce anlaşılabilir bir korkusu vardı. Düşünce yapısı yetişkin gibi olsa da hâlâ sadece on iki yaşındaydı. Ailesinden ayrılıp “işe” başlamak konusunda herkes gibi gerginlik ve korku hissetmesi normaldi.
‘Ya kıdemli hizmetçi benimle dalga geçerse?’, ‘Ya lort beni sevmezse?’, ‘Ya kalbim hayal edebileceğimden daha korkunç bir iş dağı altında ezilecek gibi olursa?’ gibi korkular.
Ancak Petra, bu korkuların her birinin gereksiz bir endişe olduğunu çabucak fark etti.
Petra’nın korkuları uzun boylu, güzel, altın saçlı, mükemmel kıdemli hizmetçisi tarafından nazikçe, hatta çok kolay bir şekilde silinip gitmişti.
Frederica ile birlikte köye vardıkları anda Petra’nın arkadaşları -Lucas, Mild, Meina ve her zaman birlikte olduğu diğerleri- farkına bile varmadan etrafını sardılar.
Frederica: “İyi vakit geçir. Arkadaşlarının kıymetini her zaman bilmelisin. Seni onlardan aldığım için o çocukların bana kızmasını istemem.”
Frederica, arkadaşlarının etrafını sardığı Petra’nın işini bahane ederek davetlerini geri çevirmek üzereyken sıkıntılı göründüğünü fark edince böyle demişti.
Frederica’nın küçük bir el sallamasıyla uğurlanan Petra, sanki aklı geride kalmış gibi hissederek Lucas ve diğerleri tarafından köyde gezdirildi.
“Ah Petra, çok tatlı olmuşsun.”
“Bu Ram-san’ın giydiği üniformanın aynısı. Harika görünüyor!”
“Büyükanne, yemek hâlâ hazır değil mi?”
Onu malikânedeki iş üniformasıyla gören köydeki herkes, gülümseyerek düşüncelerini paylaştı. Birkaç yanıt umduğundan biraz farklıydı ama söylenenlerin çoğu onun için övgüydü.
Dürüst olmak gerekirse bu bir rahatlamaydı. Malikânenin iki farklı üniforması vardı: Frederica tarafından giyilen zarif olanı ve biraz daha açık olan diğeri.
Petra ikincisini seçmişti.
Doğal olarak bunu seçerken kimin onun tatlı olduğunu düşünmesini umduğu zikredilmedi.
Ancak sadece bu övgülerle havada süzülmeye devam edemezdi.
Petra: “Herkesin huzursuz olması şaşırtıcı değil.”
Petra’nın malikâneye gitmesi meselesi bir yana, Arlam köyü büyük bir tedirginlik içindeydi.
Bunun sebebi, köylülerin yarısının henüz tahliyeden -Mabet’ten- dönmemiş olmasıydı; köy normalden yarı yarıya, hatta daha az canlıydı. Petra’yı öven yetişkinlerin yüzlerinde bile çocukları endişelendirmemeye çalıştıklarını görebiliyordu.
Petra: “Çocuk muamelesi görmekten biraz mutsuzum gerçi…”
Buna yapacak bir şey yok, diye iç çekerek kabul etti Petra. Bu mutsuzluktan şikâyet etme zamanı, yetişkinler gibi başarılar elde ettikten sonra gelecekti. Bu da zaman alacaktı.
Pekâlâ, malikânedeki işimde elimden gelenin en iyisini yapacağım. Bunu düşünen Petra, bunu yapmaya dair güçlü kararlılığını tazeledi.
Petra: “Herkes beni görme şansı buldu ve benim işe dönmem gerekiyor, bu yüzden şimdi Frederica-neesama’yı bulmalıyım.”
Petra zayıf göğsünü kabarttı ve bunu Lucas ve diğerlerine duyurdu. Ayrılması gerekiyordu, burada kalıp oynamaya devam edemem diye düşündü. Ancak——
“Aa, Petra, gidiyor musun?”
“İş sıkıcı, hadi oynayalım.”
“Subaru herkesi geri getirene kadar yalnız kalacağız.”
Petra: “…Millet, bencil olmayın. Subaru ve Emilia-sama köydeki herkes için çok sıkı çalışıyorlar. Benim de yardım etmem gerek.”
Petra, önemli olanın ne olduğunu anlamıyor gibi göründükleri için gitmesine engel olmaya çalışan Lucas ve diğerlerini azarladı.
Çocuksu taleplerle kaybedecek vakti yoktu. Petra’nın yeni konumu, olaylara bir yetişkinin bakış açısıyla bakmasını gerektiriyordu. Onların da bunu anlamasını istiyordu.
Artık eskisi gibi kalamazdı. Buna rağmen——
“Aman, ne sıkıcı.”
“Petra, sana bir şey sormak istiyorum…”
“Neesama derken, şu büyük hanımı mı kastediyorsun? O gerçekten de…”
Lucas’ın yüzü asıktı, Meina huzursuz gözlerle uzağa baktı, Mild meydanı işaret etti ve Petra, duyduğu son şeyden sonra kıpkırmızı kesildi.
3
Malikâneye dönüş yolunda Frederica, hüsrana uğramış bir ifadeyle elini yanağına koydu.
Bunun nedenlerinden biri, alışverişin tatmin edici geçmemesiydi.
Köylülerin yarısının “Mabet”e tahliye edildiği Arlam köyündeki durumun mükemmel bir ortam olması beklenemezdi, bu yüzden yapılabilecek bir şey yoktu.
Bu eksiği kendi başına kapatacaktı; asıl sorun başkaydı.
Frederica: “Mmmm…”
Yanında yürüyen Petra’nın yüzü kıpkırmızıydı, yanaklarını memnuniyetsizlikle şişirmişti ve o sevimli yüzünden öfke saçılıyordu.
Bakış açısı bir abla gibi hissettiği için taraflı olabilirdi ama bu sinirli yüz bile ona tatlı görünüyordu. Ancak yandan seyretmek bunu düzeltmeye yardımcı olmazdı.
Frederica: “Umm, Petra? Seni bu kadar huysuz yapan şey ne acaba?”
Petra: “Ben mi? Huysuz? Lütfen böyle şeyler söylemeyin, Neesama. Ben normalim.”
Petra, hiç de normal olmayan bir ifadeyle yerinde durdu.
Böyle konuşulunca Frederica fazla üstüne gitmek istemedi. Malikâneden ayrılırken her şey normal görünüyordu, bu yüzden moralini bozan her neyse köyde gerçekleşmiş olmalıydı.
Köyde, biraz kanatlarını çırpmasına izin verme umuduyla Petra’yı arkadaşlarıyla bırakmıştı——
Frederica: “Arkadaşlarınla kavga etmedin, değil mi?”
Petra: “…”
Aklına gelen ihtimali sorduğunda Petra, hayal kırıklığı içinde bakışlarını kaçırdı. Bu ilk ihtimaldi ama aynı zamanda en büyük ihtimaldi. Görünüşe göre tam isabet ettirmişti.
Frederica: “Petra.”
Petra: “…”
Frederica: “Hadi ama Petra, dinle beni.”
Petra ilk seslenişi görmezden geldi ama ikincisini görmezden gelemedi.
Frederica bir adım öne çıkıp yolu kapatınca Petra tereddütle durdu. Yüzünü başka yöne çevirdi ve parmaklarını kısa kahverengi saçlarına doladı. Ne kadar tatlı bir jest. Hayır, hayır, tatlılık sonraya.
Frederica: “Petra, bunu daha önce defalarca duyduğunu biliyorum ama arkadaşlarına her zaman değer vermelisin.”
Petra: “Bu… Ama…”
Frederica: “Ben küçükken sıra dışı bir yerde yaşıyordum. Benim yaşımda kimse yoktu ve çocukluk yıllarım biraz yalnız geçti.”
Kekeleyen Petra’nın anlamasına yardımcı olmaya çalışan Frederica, kendi çocukluğundan bahsetti.
Sık sık tek başına oynadığını hatırlıyordu. Malikâneye gelip oradaki tüm insanlarla ilişki kurmaya başladığında neredeyse şaşkına dönmüştü.
Frederica: “Ama malikânedeki hayat benim için çok değerli. Çok şanslıyım. Bu yüzden senin de aynı şekilde hissetmeni umuyorum.”
Petra: “Neesama…”
Frederica: “Malikâne uğruna bir şeylerden vazgeçmene dayanamam. Arkadaşlar, tüm hayatın boyunca bir hazinedir. Bu yüzden Petra, sen…”
Zor bir ortam olduğunu anlıyordu. Buna rağmen Petra iki hayatından da vazgeçmek zorunda değildi. Frederica, Petra için bu umudu taşıyordu. Ne de olsa,
Frederica: “Gördüğüm kadarıyla sen olağanüstü bir kızsın, Petra.”
Petra: “…”
Onlar konuşurken Petra üniformasının önlüğünü sıkıca kavramış, yere bakıyordu. Ancak Frederica’nın son sözleri üzerine başını kaldırdı ve yeşim gözleriyle doğrudan ona baktı.
Büyük, yuvarlak gözleri gözyaşlarıyla biraz nemlenmişti.
Petra: “Ama, Frederica-neesama… Herkes, çok kötülerdi… ve bu yüzden, ben…”
Frederica: “Onlarla kavga ettin. Neden başladığını sorabilir miyim?”
Üniformasıyla mı dalga geçmişlerdi? Oynayamayacağı için mi şikâyet etmişlerdi? Ya da belki köylülerin yarısının hâlâ gitmiş olması hakkında şikâyet ederlerken mi olmuştu?
Petra tereddüt ederken Frederica huzursuz oldu. Sonra yavaşça…
Petra: “On… Onlar Frederica-neesama’nın ağzının korkunç olduğunu söylediler…”
Frederica: “…”
Gözü yaşlı Petra’nın sözleri üzerine Frederica büyük bir şok yaşadı.
Petra ve arkadaşları arasındaki kavganın sebebinin Frederica’nın kendi yüz şekli -kendini kötü hissettiği o sivri dişleri- olduğunu düşünmek…
Frederica: “Bu, ah… um, özür dilerim. Çok küstahça konuşuyordum…”
Petra: “Hayır, öyle değil. Sizin suçunuz değil, Neesama! Onların suçu! Frederica-neesama güzel, nazik ve sıcacık… ama onlar…”
Frederica’nın özrünü bölen Petra, yükselen sesiyle onun kendisini suçlamasını reddetti. Kıpkırmızı bir yüzle küçük vücudunun tüm enerjisini kullanarak Petra, Frederica’ya övgüler yağdırdı.
Frederica: “…”
Bu sözleri dinleyen Frederica, istemeden gözlerini kocaman açarak Petra’ya baktı.
Bu küçük, tatlı, canım çocuk neyin nesi böyle? O bir melek mi?
Ve o meleğin sözlerini dinleyen Frederica aniden bir şeyi fark etti.
Frederica: “Petra, bak.”
Petra: “Ha…?”
Petra’nın başını okşayan Frederica arkasını işaret etti. Bu sözleri duyunca Petra yavaşça arkasına döndü ve gözlerini kocaman açtı. Orada köyün çocukları duruyordu, üzgün görünüyorlardı.
Her bir yüz, üzgün ve özür dilemek isteyen bir ifade taşıyordu.
Frederica: “Git ve onlarla barışıver, Petra. Ne de olsa onlar biricik arkadaşların.”
Petra: “Frederica-neesama…”
Frederica: “Ve eğer sakıncası yoksa beni de tanıştırabilir misin? Eğer Petra’nın arkadaşlarıysalar ben de onlarla arkadaş olmak isterim.”
Frederica gülümseyip göz kırpınca Petra sevimli yüzünü koluyla sildi. Sonra yüzü aydınlandı ve…
Petra: “Evet! Herkese Frederica-neesama’nın ne kadar iyi biri olduğunu anlatmama izin verin!”
Bununla birlikte Frederica’nın elini sıkıca tutan Petra, çevik adımlarla ileri yürüdü. O küçük vücudun sınırsız enerjisi tarafından sürüklenen Frederica, küçük kızı takip ederken biraz şaşırdı.
Pekâlâ şimdi, onlar tatlı mı tatlı Petra’sının iyi arkadaşlarıydı.
…Soylu toplumun görgü kurallarıyla kıyaslandığında bu buluşma onu çok daha fazla geriyordu. Bu gerginlikten dolayı biraz sırıtarak Frederica; Petra’nın elini tutuşuna yumuşakça, nazikçe karşılık verdi.

SON
Frederica ve Petra’nın Hizmetçilik Günleri III’te devam edecek…
