
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Clumsy
Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Onu parça parça tüketen bir tehdit. Kanını magmaya çeviren bir ıstırap. Birlik olan bu ikili, salt benliğini gözler önüne sermek için Natsuki Subaru’nun varlığını parçalıyordu.
Henüz tamamıyla iyileşmemiş bir yaranın kabuğunu soymak ve altındaki ham yarayı soğuk havaya maruz bırakmak gibi ağır bir zulümdü. ——Ruhu, korunması mümkün olmayan bir gerçekliğe sürtünüyordu.
Gelecek olan şey acı mı, yas mı, keder miydi?
Belki de bambaşka bir şeydi; Subaru’nun hiçbir fikri yoktu.
Anladığı bir şey, kurtuluşa hizmet eden bir şey varsa, o da yalnızca tek bir şeydi.
Yani hissettiği umutsuzluğun bir yanıta ulaşmadan önce kesilecek olması ve o sahte özgürlük duygusunun——
???: “…Şu sızlanmalarını ve soluklanmalarını kes artık.”
Subaru: “Mrgh”
Az önceki ıstırabından kurtulmuş olan Subaru, içerisinde kanların köpürmesi gereken ağzını olabildiğince açtı.
Bedeni boştu, oksijen aranırken biri ciğerlerine bir delik açmış gibiydi. Ve tam da bu tatsız iyiliğin keyfini sürmeye çalışırken ağzına iradesi dışında bir şeyler tıkıştırıldı.
Beklenmedik bir darbe, öksürük ve tükürük karşısında geri çekilirken de sözlü tacize maruz kaldı.
Ama neler olduğunu anlayamıyordu. Etrafını doğru düzgün göremiyordu. Suratında hissettiği sıkılık, gözlerinin etrafına bir şeylerin sarıldığını kanıtlıyordu. Yani gözleri bağlıydı.
——Aslında, yo, bağlı olan tek şey gözleri değildi. Kolları ve bacakları da bağlıydı.
Ve o bu hâldeyken birileri ağzına zorla bir şeyler tıkıştırmıştı.
Subaru: “Oergh! Bveh! Be-ben neden bağlıyım…Gueh!?”
???: “Ne bok yemeye bana karşı çıkıyorsun? İçerisinde bulunduğun pozisyonu anlamıyor musun?”
Subaru: “Gha, Gghhk!..”
Subaru, hiç düşünmeden gevelediği sözler sonrasında adamın ayakkabısının ucundan karın boşluğuna sağlam bir tekme yedi. Tekmenin etkisiyle nefesi kesilir ve bunu bir öksürük nöbeti takip ederken ise vahşi tip, suratına tükürdü.
O kişinin tükürükleriyle yıkanmanın doğurduğu aşağılanma bile göğsünü delip geçen acının yanında sönük kalıyordu. Yine de Subaru’nun zihni bir kargaşa denizinde boğuluyor ve yoksun görüşü acının etkisiyle kıpkırmızı kesiliyordu.
…Dakikalar önce yaşananlar zihninde dönüp duruyordu.
Subaru: “————”
Subaru Todd tarafından uyandırılmış, çadırın dışına çıkartılmış ve orada alev alev yanan ormanı görmüştü. Bunu kendisinin gafı yüzünden yaptıklarını keşfetmesinin hemen sonrasındaysa sırtından yediği bir okla yığılıp kalmıştı. O oku atan kişi, genç görünümlü bir kız çıkmıştı. Ona baktığı andaysa gücü bedenini terk etmiş, tüm vücudu kasılmaya başlamıştı.
Ağzında köpüren kanlarla çile çekerken yanına koşturan Rem’in sesini işitmiş, yitip giden bilincine tutunmaya çalışmıştı…
Subaru: “Burası…”
???: “Aah? Daha ne kadar aptallık edec…”
???: “——Hey, hey, sakin ol! Adam hiçbir şey bilmiyor! Yapacak bir şey yok! Onu bunu bırak da şuraya bak! Gözündeki bağı çıkartalım hadi!”
Subaru: “…Ah”
Bir kaos girdabına kapılmış düşünceleri, yukarıda gerçekleşen konuşma ile gerçekliğe geri döndü.
İki erkek arasında bir konuşma geçmişti. Seslerin biri boğuktu, kabalığın ve hoyratlığın ta kendisi olan bir adama aitti. Diğer sesse kadife gibiydi ve her şeyi çözebilecek biri şeklinde iyi bir izlenim veriyordu.
…Bu seslerle birlikte Subaru’nun zihninde doğal bir şekilde iki surat belirdi.
???: “Çıh”
Ve onu tekmeleyen adam, bir çıh sesi ve adım sesleriyle birlikte Subaru’dan uzaklaştı. Hemen sonrasında da şaşkın bir kızgınlık ve buruklukla iç içe geçmiş bir iç çekiş işitti.
????: “Uyanır uyanmaz bunları yaşadığın için üzgünüm. Muhtemelen kafan karman çormandır ama gözündeki bağı çıkaracağım, tamam mı? Yine de ellerin ve ayaklarını saran bağları çıkartamam, yani onlara katlanmak zorundasın.”
Subaru: “————”
Diyerek Subaru’ya doğru yürüyen adam, kafasının etrafına sarılmış olan gözbağını çözdü.
Subaru’ysa derin bir nefes alarak eşlik eden hafif bir acıyla birlikte özgürlük hissinin tadına vardı. Sonra da bir nefes, iki nefes aldı derken nihayet nefesini hafifçe tuttu.
Hemen ardından da gözkapaklarını açarak usulca görüşünün geri dönmesini bekledi.
Ve…
Subaru: “…Biliyordum.”
Loş görüşünün giderek keskinleşmesiyle birlikte Subaru’nun gözlerini karşılayan manzara, çadırlar, kamp ateşleri ve etrafta koşuşturan İmparatorluk Askerleri oldu.
Subaru tanıdık bir yerdeydi, yani çok da tanıdık olmasa da İmparatorluk Kampındaydı—— Mallarına el koyularak tuhaf işler yapmak için sağa sola koşturuldukları yerde.
Subaru: “————”
Bu manzaranın kendisiyle ilgili bir tuhaflık yoktu.
Ne de olsa ok yarasıyla devrildiği yer bu kamptı. Öyleyse tedavi sonrası bilinci yerine geldikten sonra burada uyanmasının nesi garipti?
Yine de bu düşünceyle, aldığı ilk darbe gibi şeyleri açıklayamıyordu—— ağzına bir ayakkabı tıkıştırılmış, kolları ve bacakları bağlanmış olması da hipotezini desteklemiyordu.
İmparatorluktaki işleyişe ne kadar yabancı olursa olsun, insanların tedavi edildikleri her seferin hemen sonrasında ellerinin kollarının bağlandığı ve kimsenin sağduyu gösterip buna karşı çıkmadığı bir ülkenin mahvolmasını dilerdi.
Başka bir deyişle, hâl böyle değilse, bunun anlamı…
Subaru: “Sanırım ölmüş olmalıyım?..”
——En mantıklı düşünce Ölümden Dönüş yaşamış olduğuydu.
İronik bir şekilde bunu doğrulamaya yönelik bir fikir hızla aklında belirdi. Tek yapması gereken kafasını çevirip kampın ötesindeki yeşil ormana bakmaktı.
Subaru’nun yaptığı gaf sonucunda orman yakılmış, İmparatorluk Askerleri bu pervasızlıktan paçayı sıyırabilmişti.
Cehennem alevleriyle sarılı ormandan kara dumanlar yükseliyor olmalıydı. Ama orman öylece varlığını koruyordu. Solunda da sağında da mükemmel durumda, yemyeşil ağaçlar ufka dek uzanıyordu.
Subaru: “————”
Bunu onaylayışının hemen ardından sahneler tüm canlılığıyla zihninde belirdi.
Subaru, ok yarasına bağlı olarak ağzından köpükler saçarak yere yığılmıştı. Rem de sürüne sürüne yanına gelmişti ve Subaru onun sesini işitmiş, varlığına, ricalarına, ölmemesi için yalvarışlarına tanık olmuştu.
Ama orada, ona ihanet etmişti. Rem’in gözlerinin önünde acınası bir şekilde can vermişti.
Ondan nefret etse bile Rem’i tanıyor olan o adam, tanrının unuttuğu bu topraklarda ölüp gitmişti. Hafızasını yitirmiş olan Rem’in yaşayacağı korku ve endişenin yoğunluğunu hayal etmek bile Subaru’nun kalbini paramparça ediyordu.
Aynı zamanda şöyle düşünüyordu. ——Ona bir daha asla böyle hissettirmek istemem.
???: “Seni tam da su almaya gittiğimiz sırada bulduk. Üzgünüm ama yakalandın. Artık bizim esirimizsin.”
Subaru’nun kalbi güçlü duygularla dolarken adam, bu sözler eşliğinde önünde eğildi.
Kadifemsi bir gülümseme sunuyor, gözleri parıldıyordu. Subaru, onun kim olduğunu biliyordu. ——Todd, yani İmparatorluk Askerleriyle dolu bu kampta Subaru ve Rem’e arkadaşça davranan tek kişi.
O, İmparatorluk hakkında çok az şey bilen Subaru’yla sabırla zaman harcayan adamdı; Subaru, ilk başta onun tarafından ele geçirilmiş olmasının bir şans olduğunu bile düşünmüştü.
Tabii bu, Subaru’nun sözlerini bahane ederek ormanı yakıp yıkmalarından önceydi.
Subaru: “————”
Fiziksel olarak üzerinden geçen süre en fazla on dakika olsa da Todd’un umursamaz raporu hâlâ Subaru’nun içini ürpertiyordu.
İmparatorluk Askerleri, birliklerine verilen görev doğrultusunda Shudraq halkını ele geçirmek için ormana girmenin sorun yaratacağı kararını almalarının hemen ardından ormanı gaddarca yakıp kül etmişti. Ve bunun üzerine Subaru’yu katkılarından ötürü övmüşlerdi, çünkü onlara seçimlerine netlik kazandıracak bilgiler vermişti.
Kutsal Volakiya İmparatorluğunda güçlülere saygı duyulur ve zayıflar ezilirdi.
Yalnızca kılıçlarla delik deşik edilmiş bir kurt sembolü olan Kılıç Kurdunun öğretileriyle yaşamak için gerekli niteliklerin sağlanabileceğine inanılan ulu bir milletti.
Yani muhtemelen Todd’unki gibi bir zihniyet İmparatorlukta hiç de olağandışı değildi.
Subaru, ormanın içerisinde bir Cadı Canavarı olduğunu duyduktan sonra ormanı ateşe verme planını uygulamaya koymalarını bile anlayabiliyordu.
Yine de bırakın Subaru’yu, Lugunica Krallığı halkının hiçbir ferdiyle uyuşamazlardı. Gerçi bir rasyonalizm yığını olduğu için bir ihtimal Roswaal’la uyuşabilirlerdi.
Her hâlükârda Subaru, bu defa ormanı yakmalarına izin vermemeliydi.
Subaru: “————”
Geçen sefer yaşananları kendi başarısızlığı olarak kabul ederek yutkundu.
Subaru’nun kendisini öldürtmesi bir yana, İmparatorluk Askerleri bunu bir güvenlik önlemi olarak yapmış olsa da ormanı yakarak fazla ileri gitmiş oldukları bir gerçekti.
Subaru’nun gafı olmasaydı Todd ve diğerleri dostane bir şekilde konuşabilecekleri bir ortam hazırlayabilir ve müzakerelerin hiç kan dökülmeden başarıyla sonuçlanma fırsatı olabilirdi.
Subaru bu olasılığı ellerinden almış ve ormandaki insanları tehlikeye sokmuştu—— Yo, üstlendiği bu sorumluluktan kaçmamalıydı. O cehennemde kayıp verilmeme ihtimali sıfırdı.
Natsuki Subaru, kendi gafı yüzünden ormanda yaşayanların canını almıştı.
Ölümden Dönüş nedeniyle o hayat çizgisinde yaşananlara müdahale edemeyecek olsa da bu gerçek varlığını koruyordu. ——Subaru bunu asla unutamayacaktı.
Subaru: “————”
İşte bu yüzden aynı hatayı ikinci kez tekrarlamamaya kararlıydı.
Ölüm ağır bir şeydi, ister kendisi olsun ister bir başkası, böyle bir şeyin tekrar etmesine izin vermeyecekti. Zihnini bulandıran bu düşüncelerle Todd ve Cemal ile yaşadığı ilk karşılaşmayı tekrar ediyor olması ufak da olsa bir lütuftu.
Ölümden Dönüş noktası güncellenmişti. Rem tarafından çayırda bayıltılışından, ormanda Avcıdan kaçışından ve Cadı Canavarının azılı saldırısından sonrasına, İmparatorluk Kampı tarafından ele geçirildiği ana geçiş yapmıştı.
Bu noktadan sonra Todd’la ve eğer mümkünse Cemal’le dostane bir bağ kuracak ve onların ormandaki Shudraq halkıyla zarar vermeden müzakerelere başlamalarını sağlayacaktı.
İşte bu yüzden yapacağı şey…
Todd: “Hey sen, beni dinliyor musun? Bir anda esirlikten bahsedince kafanın karışmasını anlıyorum ama…”
Subaru: “——. Şey, hı hı, sanırım. Kafam karıştı. Ama öyle olsa da şey, anlarsın ya…”
Sessiz kalan Subaru’nun önündeki Todd, hislerini dile getirdi. Subaru’ysa pozisyonunu alan Todd’a söyleyeceği şeye karar vermeye çalışarak düşüncelere daldı.
Geçen sefer Todd’la ilişkisi iyiydi. Subaru’nun gerçekten bu ilişkiyi sürdürmesi ve Rem ile birlikte bundan olabildiğince faydalanması gerekiyordu.
Ayrıca ekstrem davranışlardan kaçınmak için bildiklerini dikkatlice seçmek zorundaydı.
Subaru: “Beni ürküttünüz ama esir alındığımı biliyorum. Nehre daldığımı da hatırlıyorum. Bizi oradan kurtardıysanız bizim kurtarıcılarımız olmalısı——”
Todd: “Bekle bir saniye.”
Subaru: “Ha?”
Her şeyin bir sırası var diyen Subaru, içerisinde bulunduğu durumu dikkatlice inceledi. Sonra da nehirden çıkartılmış bir insanın vereceği doğal tepkiyi vermeye çalıştı.
Fakat Todd, Subaru’nun sözlerini yarıda keserek elini yüzüne doğru uzattı.
Beş parmağı da açık avcunun içi Subaru’nun görüşünü engelleyince Subaru afallayarak geri çekildi.
Sonra da…
Todd: “…Az önce attığın bakışlar da neyin nesiydi?”
Ve Subaru, Todd’un soğuk, sert sesinin rüzgârına yakalanışının hemen ardından sağ omzuna keskin bir şeyin saplandığını hissetti.
Görüşü engellenen Subaru’nun Todd’un eylemlerine verdiği tepki ağırdı. Gözlerini sağ omzunun sızladığı noktaya çevirdiğindeyse neler olduğunu anladı.
——Sağ omzuna bir hançerin keskin ucu saplanmıştı.
△▼△▼△▼△
Subaru: “——Hhh!?”
Olup bitenleri idrak ettiği anda boğazında sessiz bir çığlık yükseldi.
Sağ omzunda yanmaya benzer bir his patlak verdi ve keskin bir acıyla birlikte tüm bedenine yayılan bir iğne batma hissi geldi. İçgüdüsel olarak acıyı tüm vücuduna yayıp dağıtmasaydı maksimum tahammül seviyesini aşmış olur ve zihninin kırılma noktasına ulaşmasına engel olamazdı.
Beklenmedik bir bıçak yarasının şoku işte bu kadar muazzamdı.
Subaru: “Gaah, GYAAAAAAaaaahhhh!!”
Sessiz çığlığından saniyeler sonraysa acının bastırdığı gecikmeli çığlığı yükseldi.
Kıvranmak, omzunu kımıldatıp ovmak, üzerine baskı uygulamak veya acıyı hafifletecek herhangi bir eylem gerçekleştirmek istiyordu. Ama elleri ve ayakları bağlıydı ve omzuna saplanan bıçağı çıkartmak için kullanabileceği hiçbir şey yoktu. Acıyor, acıyor, acıyor, acıyordu.
???: “H-hey! O çığlık da neyin nesiydi!”
Subaru, acı ve ıstırap içerisinde ardı ardına çığlıklar atıyordu. Bu korkutucu sesi işiterek aceleyle koşturan kişiyse göz bantlı, kaba görünümlü adam, yani Cemal’di.
Az önce Subaru’yu şiddetli bir güç gösterisiyle tekmelemiş olan Cemal’in gözleri, sağ omzunda bir bıçakla cinayet çığlıkları atan Subaru’yu gördüğü anda irileşti.
Ve sonra da…
Cemal: “Todd, anlaştığımız şey bu değildi! O aristokratik bıçağı taşıdıkları için onlara yardım eli uzatacağını söyleyen sen değil miydin!?”
Todd: “Ahh, bu tiplerin kimliklerini bilmediğim için plan oydu. Sırf söylediğimden farklı çıktı diye öfkeleneceğini bilmeliydim. Benim hatam, pardon.”
Cemal: “…Böyle söylemen bu herifin kim olduğunu bildiğin anlamına mı geliyor?”
Kaba bir ses tonu kullansa da Todd’un yanıtını aldıktan sonra duruşunu düzeltti. Ancak Cemal’in sorusunu işiten Todd, yalnızca “Kim bilir?” diyerek başını eğmekle yetindi.
Ve sonra da hiç duraksamadan acı nidaları atan Subaru’yu devirerek üzerine bastı.
Todd: “Kim olduğunu da nereden geldiğini de duymadım, o yüzden hiçbir fikrim yok. Ama düşmanımız olma ihtimali yüksek. Yani bu, önleyici bir darbeydi.”
Subaru: “Guh, gyaaahh!”
Todd: “Oh, acı verici görünüyor. Sana birazcık acı çektirmekten kaçınamayız ama sen az da olsa toleransa sahip biri gibi duruyorsun, anlarsın ya. Öz saygın nerede senin?”
Ayağıyla Subaru’nun bedenine sertçe bastıran Todd, sakince bu soruyu sordu.
Ancak Todd’un vücut ağırlığı yerde yatar hâldeki Subaru’ya yüklendikçe omzundaki bıçak daha da derinlere itiliyor ve katlanılamaz ıstırabı yüzünden Todd’a cevap vermesi mümkün olmuyordu.
Görüşü titreşiyor, boğazı yanıyor, uğursuz çığlıkları yükseldikçe yükseliyordu. Kaç kez tekrar ederse etsin, acısı hafifleme belirtisi vermiyordu. Vakit kaybetmeden tazecik bir çaresizlik hâli alarak kıyıya vuran dalgalar misali Subaru’yu hırpalamaya devam ediyordu.
Todd: “Cevap vermiyor. Küstahlığa bakın. Görünüşe bakılırsa gerçekten de düşmanmış.”
Cemal: “…Bu şekilde yuvarlanırken istese de cevap veremez, anlarsın ya.”
Todd: “Hm? Öyle mi? Upss. Ben bu tarz durumlarda acının verdiği uyuşuklukla hep işleri batırırım da. Benim hatam, pardon.”
Diyen Todd, nihayet ayağını Subaru’nun bedeninden çekti.
Ekstra acı ortadan kalksa da aralıklı ağrılar Subaru’ya saplanmaya devam ediyor ve katlanılamaz ıstırabı dilini ısırmasına, ağzından kanlar sızmasına yol açıyordu.
Göz kenarlarından yaşlar çıkıyor, acınası bir şekilde onları silmesi dahi mümkün olmuyordu.
Cemal: “Sen… Bu yaptıklarından sonra beni kötü tavırlarım yüzünden nasıl uyarabiliyorsun bilmiyorum…”
Todd: “?.. Sen savaş esirlerine ve astlarına sırf stres atmak için vurmuyor musun? Bu yüzden öyle mağrur ve kudretli havalarına girme hiç. Ben yalnızca gerekeni yapıyorum.”
Diğer taraftan Subaru’nun bu utanç verici vaziyetini görmezden gelen iki adam, kafasının üzerinde konuşmaya devam ediyordu.
Cemal’in kanlar içerisindeki Subaru’yu işaret ederek Todd’u sakinleştirişiyle akla hayale gelmez bir sahne yaşanmıştı.
Ne haltlar dönüyordu?
Subaru’nun zihinsel kaynaklarının büyük bir çoğunluğu acıya katlanmaya adanmış olsa da bu manzara fazla tutarsızdı.
Subaru ve grubuna o kadar iyi davranan Todd neden böyle bir şey yapmıştı ki——
Cemal: “Ee, onu neden bıçakladın?”
Tuhaf bir şekilde Cemal de Todd’a aynı soruyu yöneltti.
Ve bunu yaptığı anda Todd, gözlerinden birini kapatarak diğeriyle acı içerisinde kıvranan Subaru’ya doğru baktı.
Todd: “Gözündeki bağı çıkarmamla birlikte bana baktığında gözleri beni manipüle etme niyetindeydi. Gergin veya tedirgin olmasını anlayabilirdim. Korkudan ağlasa da sorun olmazdı… Ama beni manipüle etme çabası şüpheli, haksız mıyım?”
Cemal: “Manipüle, ha.”
Todd: “Bu herif bilinçsizdi, tekmelenerek uyandırıldı ve gözündeki bağ çözüldü, sonra yaptığı ilk şeyse gördüğü ilk surattan faydalanmaya çalışmak oldu. Öyle bir tip olabilir ama böyleleri korkutucu olur, onlarla kolay kolay baş edilemez. Onu bir an önce öldürmeliyiz.”
Düşüncelere dalan Cemal’in aksine Todd, sağlam bir dayanağı olan fikrinde diretiyordu.
Yani Subaru’nun bıçaklanma sebebi, Todd’un onun tehlikeli olduğuna hükmetmesiydi. Ve tehlikeli rakiplerle baş etmenin en kolay yoluysa onları etkisiz hâle getirmekti.
İşte bu yüzden de Todd, Subaru’yu sağ omzundan bıçaklamıştı. Çünkü Subaru’nun sol el parmaklarının kırık olduğunu, dolayısıyla o elinin işe yaramadığını biliyordu.
Sağ omzu bıçaklanan ve sol elinin parmakları kırılan Subaru’nun iki kolunun işlevselliği de büyük ölçüde düşmüştü.
Todd, yalnızca kendi güvenliğini garanti altına almak için ani bir karar almış ve uygulamaya koymuştu.
—— “Yalnızca”, öyle yapıvermişti.
Cemal: “İnsan uyanır uyanmaz böyle bir şeyi nasıl düşünebilir bilmiyorum. Ben hâlâ uyanma işinin ortasında olabilir, burada dikilip olup bitenleri dinlemeye çalışırken kulaklarımı zorlayabilirdim…”
Todd: “Yo, öyle değil. Onu izlediğim tüm süre boyunca uyuyor taklidi yapmış olmalı. Bir noktada bilincini kazanmış olsaydı mutlaka bir tür fiziksel tepki verirdi. Diyelim ki uyuyor numarası yaparken bunu gözden kaçırdım, öyleyse…”
Cemal: “Öyleyse?”
Todd: “Öyleyse beni kandırıp uyuyor numarası yaparken beni manipüle etmeye çalışmayı planlıyordu, haksız mıyım? Bu yöntem daha da korkutucu. Görünen o ki düşündüğüm gibi onu öldürmek doğru yanıt olacak.”
Bunu duyan Subaru’nun soluğu kesildi ve acıyla mücadelesi esnasında ürperdi.
Todd’un açıklamasını dinleyen Cemal’in ses tonuysa giderek zayıfladı. Başta Todd’un Subaru’yu bıçaklamış olmasına şaşırsa ve öfkelense de o öfke adım adım diniyordu.
Todd’un ses tonu ve konuşma şekli, karşı tarafın duygularını yatıştıran bir etkileyiciliğe sahipti.
Subaru, nihayet üçüncü şahıs pozisyonundan bunu görebiliyordu.
Todd, karşısındaki insana yaklaşıyor, anlayış gösteriyor ve sonra da onun için faydalı olan ilgi çekici tekliflerde bulunuyordu. Momentumun öldürülüşüyle karşı taraf daha açık fikirli oluyor, edilen teklif dikkatlice değerlendiriliyor ve daha iyi bir muhakemeyle, uyum sağlamak arzu edilir hâle geliyordu.
İşte gözlerinin önünde Cemal’in başına gelen şey tam olarak buydu.
Ve Ölümden Dönüş kullanmasının hemen öncesinde Subaru’nun yaşadığı şey de öyle.
Todd: “Yanındaki genç hanımlar da şüpheliydi ama o ikisi daha dobra ve iletişim kurulması kolay tipler. Biz herhangi bir sorun çıkmadan önce şundan bir kurtulalım.”
Cemal: “Ehh, sanırım sorun olmaz, ama…”
Todd: “Yoksa, bunu yapan kişi mi olmak isterdin? Adamlarını yaralayan mavi saçlı kız yüzünden öfkenin kontrolden çıkmasını önlemek için stresini atacak birilerine ihtiyacın var, haksız mıyım?”
Cemal: “…Bu da doğru.”
Todd’un sakin teklifi karşısında Cemal’in suratına adi bir gülümseme yayıldı.
Ve öylece parmaklarını çatırdatarak Todd’un yanından geçti. Cemal’in sergilediği şiddet belirtileri Subaru’yu korkutsa da onu esas ürperten, Todd’un beyanıydı.
Todd, Cemal’e stres atmak için Subaru’yu kullanmayı önermesine benzer şekilde, denklem dışı kaldığı takdirde Subaru’nun niyetini başka bir yolla öğrenmeye de istekliydi.
Bu amaçla da Rem ve Rui’den faydalanacaktı.
Ama ne sorulursa sorulsun ikisi de yanıt veremeyecekti. Ne kadar ağır bir işkenceye maruz kalırsa kalsın Rem’in açıklayabileceği bir bilgi olmayacaktı.
Başka bir deyişle…
Subaru: “…çıh”
Rem’in de aynı şeyi tatmasına engel olmanın bir yolunu arayan Subaru, azı dişlerini sertçe sıktı, ağzında bir kan tadı patladı. Cemal’in şiddeti birkaç saniye içerisinde kaldığı yerden devam edecek ve Subaru ya öldürülecek ya da onun acımasız saldırıları karşısında yarı ölü hâle gelecekti. Cemal’in vicdanı olsa bile Todd, Subaru’yu hayatta tutmayacaktı.
Koca ormanı ateşe verebilecek olan Todd, muhtemelen iş Subaru’nun canını alma noktasına geldiğinde gözünü dahi kırpmayacaktı.
Cemal adım adım yaklaşıyordu.
O anda Subaru’nun beyni, cevabı kendi içinde arayarak çılgınca çalışıyordu. Bu mevcut çıkmazdan kurtulmak için bir çeşit plana, bir olasılığa, bir mucizeye ihtiyaç duyuyordu——
Cemal: “Stresimi atabilmem için olabildiğince çok çığlık atmanı yeğlerim, seni orospu çocuğu. Kızların yerine de her şeyin acısını senden çıkartacağım——”
Subaru: “Shudraq halkı.”
Cemal: “————”
Subaru’ya vurmanın eşiğine gelen Cemal bu beylik tehditleri savuruyordu—— ama Subaru’nun dudaklarında bir araya gelen kelimeler bunlar oldu.
İşte o saniyede Cemal hareketi kesti ve arka plandaki Todd’un ifadesi değişti. Cemal’in yüzü bariz bir şaşkınlık sergilerken Todd, tek kaşını kaldırıp “Oh?” diyerek sırıttı.
Todd: “Shudraq halkı… Şimdi de bu kartı oynamakta mı karar kıldın? Nasıl kumar oynanacağını iyi biliyorsun anlaşılan.”
Cemal: “Todd, bu velet neler söylüyor…”
Todd: “Biraz bekle, biraz bekle Cemal. Onu daha sonra yumruklayıp tekmeleyebilirsin. Ama dili ve boğazı parçalanan birinin söylediklerini anlamak zor olur. Önce söyleyeceklerini dinlesek daha iyi ederiz.”
Cemal: “Kahretsin!”
Öfkesini yönlendirecek bir yeri kalmayan Cemal, yakındaki ahşap korkuluğu kabaca tekmeledi.
Todd ise kelimenin tam anlamıyla öfke dağıtımı olan bu olaya yan gözle baktıktan sonra Subaru’ya döndü. Yüzündeki gülümseme korkunçtu, yo, aslında Subaru’nun bildiği gülümsemeden farksızdı.
Todd, yaşam ve ölüm uçurumundaki Subaru’ya, tıpkı parmaklarını tedavi ederken, onu yemeğe davet ederken ve ormanı yakmaktaki katkıları için överken sırıttığı gibi sırıtıyordu.
Todd: “Demek Shudraq Halkı adı gündeme geldi. Senden beni mutlu edecek bir şeyler duymayı bekleyebilir miyim acaba?”
Subaru: “…Ah. Mesela, Shudraq Halkının ormandaki konumu gibi mi?”
Todd: “!—— Oh, bu harika!”
Diyerek gülümseyen Todd, neşe göstergesiyle göğsünün önündeki ellerini çırptı.
Onun bu tepkisini gören Subaru’ysa ortaya çıkarttığı bu mucizeyle yaklaşmakta olan çıkmazı ertelediğinden emin oldu. Ama o mucize aynı zamanda iki ucu keskin bir kılıçtı.
Sonuçta Subaru, Shudraq Halkının konumunu bilmiyordu.
Ona bıçağı veren maskeli adam, ona ok atan avcı… Biri veya ikisi Shudraq Halkıyla ilişkili olabilirdi ama Subaru’nun onlarla iletişime geçme veya tam olarak nerede olduklarını bilme imkânı yoktu.
——Başka bir deyişle Subaru, bu büyük kumara hayatını yatırmıştı.
Todd: “Peki nasıl oluyor da Shudraq Halkının konumunu bilebiliyorsun?”
Subaru: “…Çünkü ben de Shudraq Halkındanım.”
Todd: “Anlıyorum, demek öyle. Ten rengin bir yana saçların siyah, değil mi? Ben de acaba olabilir mi diye merak etmiştim. Sonuçta Shudraq halkının siyah saçlı olduğu şeklinde meşhur bir söylenti var.”
Subaru: “————”
Talih yüzüne gülünce fena hâlde rahatlayan Subaru, kendisine tamamen yabancı bu bilgiyi edindi.
Tüm vücudu yapışkan terlerle kaplanmıştı ve bu konuşmanın gerginliği yüzünden soğuk terler de döküyordu. Omzundaki acı artıyor, sol elinin parmaklarındaki acı da canını sıkmaya başlıyordu.
Üstüne üstlük bedeni Pleiades Gözcü Kulesinde hengâmenin, ormanda Rem’le yaşadığı sorunların ve nehre atlamanın yükünden henüz kurtulmamıştı.
Gelip giden bilincine ve kırılgan ruhuna zar zor tutunan Subaru, sorgulanmaya devam ediyordu. Tek bir yanlış cevap bile ölümüyle sonuçlanabilirdi. ——Her şey hayatta kalmak ve Rem’ini kurtarmak içindi.
Emilia’ya, Beatrice’e ve diğerlerine geri dönmek ve Ram ile Rem’i buluşturmak içindi.
Todd: “Yani temelde, sen bir izcisin. Ve kıyafetlerinle bıçağın da aramıza kaynaman için hazırlandı.”
Subaru: “——Bıçağı bir gezginden çaldım. Aynısı kıyafetler için de geçerli. Ve…”
Todd: “Bizden bilgi koparmaya çalışıyordun. Epey cesurca bir plan olduğunu söylemeliyim. Gerçekten boğuluyor gibi görünüyordun ve bıçağı fark etmeme ihtimalimiz vardı…”
Subaru: “Ama böylesi daha gerçekçiydi, öyle değil mi?”
Sözde planının dikkatsizce ve kusurlu olduğu dile getirilse de Subaru, hepsi kasıtlıydı dercesine gülüp geçti.
Ve yüzüne küstah bir gülümseme yerleştirip dişlerini göstererek kötü görünümlü gözlerini daha da tehditkâr hâle getirdi. Bu rol, blöfünü daha inandırıcı kılmaya yönelikti.
Todd ise gerçek amacını çözmeye çalışarak kısık gözlerle Subaru’yu izliyordu.
Todd: “————”
Sessizlik sağır ediciydi ve Subaru’nun boğazındaki ilmek her geçen saniye daha da geriliyordu.
İşin doğrusu sözlerinin inandırıcı olup olmadığı konusunda hiçbir fikri yoktu. Rolünün ne kadar ikna edici olduğunu da bilmiyordu. Şu anda duyduğu acı ve stres, performansına bir saniye dahi kafa yoramayacağı kadar yoğundu.
Ona komik bahaneler uyduruyormuş gibi geliyordu, öyle ki Todd bir an sonra gülünç bir homurtuyla birlikte onu susturup kafasını patlatsa hiç şaşırmazdı.
Todd’un ifadesini okuyamıyor, odadaki gerilim yükseldikçe yükseliyordu.
Ve bir müddet sonra——
Todd: “——Sen, hayatın için kabileni satacak mısın?”
Todd, tek gözü kapalı şekilde bu soruyu sordu. Subaru’ysa yutkundu.
Söylenmesi gerekenleri söyleyecekti. Tek yapması gereken yanlış cevap vermemekti.
Hayatı için kabilesini satacaktı.
Shudraq Halkındanım dedikten sonra, Shudraq Halkını satacaktı.
Bunun saçmalığın daniskası olduğunu öğrenmelerine izin veremezdi. Bu nedenle kendisine yardımcı olması için gerekli ses tonu ve ifadeyi benimsedi.
——Yani hayatı için kendi kabilesini satacak zavallı bir dalkavuğun ses tonu ve ifadesini.
Subaru: “…Aynen, evet, bu doğru. Onları satacağım.”
Todd: “————”
Subaru: “Lütfen, her şeyi yaparım. İsterseniz onları tuzağa bile düşürebilirim. Her şeyi, her şeyi yaparım!”
Kekeleyen, yanakları seğiren, soğuk terlerle kaplanan Subaru, hayatı için yalvarıyordu.
Kendi hayatına tutunmak, başkalarının hayatını göz ardı etmek, başkalarının ondaki pozitif ışığı görmesine izin vermemek için kendisini bencilliğin somut örneğine dönüştürmek zorundaydı.
Ama tek yapması gereken rol yapmaktı.
Subaru, bu dünyada geçirdiği süre boyunca bu şekilde düşünen pek çok insan görmüştü.
Kendisine insanlık dışı şahısların da insanlıktan en uzak olanı Günah Başpiskoposlarını model alacağı bir günün geleceğiyse hiç aklına gelmemişti.
Cemal: “Sen rezil bir herifsin. Gözlerindeki o hayır gelmez bakışlardan da nefret ettim.”
Subaru’nun hayatı için yalvarışını işiten Cemal, gerçek hislerini açıkladı. Küçümseyişi ve öfkesi apaçık ortadaydı.
Görünüşe göre Subaru’nun performansı Cemal’i onun hakkında olumsuz düşünmeye sevk etmişti. Ama tamamen dürüst olmak gerekirse, kendini kötü hissetse de Cemal’in dalavereleriyle uğraşacak zamanı yoktu.
An itibarıyla Subaru’nun kaderine karar verme hakkı Todd’a aitti.
Burada rütbenin veya mevkiinin önemi yoktu. Güçlü güçsüzü yerdi. O da İmparatorluğun mottosuna sonuna dek uyacaktı.
Todd: “——. Bu ciddiyetle, yalan söylüyormuş gibi görünmüyorsun.”
Todd, büyük bir çabayla uysal bir surat ifadesine bürünen Subaru’ya nihayet bu yanıtı verdi.
Onu duyan Subaru’ysa ufak galibiyeti karşısında sevinçten zıplamanın eşiğine geldi. Aynı anda Cemal, hoşnutsuz bir şekilde sesini yükseltti.
Cemal: “Oi, Todd! Bu herifin ağzından çıkanlara güveniyor musun? Kendi hayatı için halkını satacak olan bu bok parçasına…”
Todd: “Sık dişini, bekle. Ne diyorsun Cemal? Bunlar kendisi için halkına ihanet eden bir dalkavuğun sözleri. Tabii ki ne kadar değeri olduğunu gösterecek. Aksi takdirde kıymetli canını kurtaramayacak.”
Cemal: “…Tsk”
Cemal’in çıkışı, Todd’un mantıklı çıkarımıyla susturuldu.
Tabii ki bu “itaatkâr ve yaltakçı dalkavuk”, tam da Subaru’nun Todd karşısında çizmek istediği görüntüydü. Yani sırf kendi kellesini kurtarmak için yoldaşlarına ihanet edecek tipte biri. Subaru’nun hikâyesini inanılır kılmak için itibarını dibe çekmesi gerekiyordu.
O noktada omzundan bıçaklanışının ardından yarattığı büyük sahnenin de yardımı dokunmuştu.
Gerçi bunun sonucunda çekmek zorunda kaldığı acı, bu teselli karşısında fazla yoğun olmuştu.
Cemal: “Bir şey olursa beni suçlama ama!”
İşte böylece en sonunda, tam da Subaru’nun planladığı gibi Cemal, Todd tarafından ikna edildi.
Onu tembihleyen Todd da Cemal’in omuzlarına dokunarak “Güven ona, güven ona.” dedi.
Todd: “Kendisinin olsun olmasın—— hayata bağlı olduğu kesin.”
Dedi Todd, uysal ve mahzun Subaru’ya bakarak.
△▼△▼△▼△
Rem: “!—— Durun bir saniye! O kişiyle ne yapmayı planlıyorsunuz!?”
Rem, içerisine atıldığı metal kafesin demirlerine tutunarak öfkeyle bağırdı.
An itibarıyla İmparatorluk Ordusunun kamp sahasındaydılar. Todd ve Cemal, Subaru’nun iddialarını dinledikten sonra onu dosdoğru dışarı sürüklemişti ve şu anda da kamptan çıkıyorlardı.
Yanlarından geçen üçlü grubu gören kız da—— yani fırtınalı yakalanışı sonrası kafese konulmuş olması gereken Rem—— bağırmaya başlamıştı.
Subaru: “————”
Rem, gözlerini yıpranmış ve bitap hâldeki Subaru’ya dikmişti.
Nehirden sürüklenerek çıkartıldığı için yarı ıslak kıyafetleri hâlâ ağırdı. Ayrıca sağ omzundaki yara minimum tedavi görmüşken sol eline en ufak bir şey yapılmamıştı. Bacağındaki ipler çözülse de kollarındaki kelepçeler onu özgürlüğünden menediyordu.
Köle bir işçiden hiçbir farkı olmadan kampın dışına sürüklenen bu kişi, Natsuki Subaru’nun ta kendisiydi.
Subaru’nun bu hâlini gören Rem’in duyguları karman çormandı. Şok, şaşkınlık, hepsi kargaşa içerisindeydi. Elbette ki Subaru’nun durumu Rem’e açıklama imkânı yoktu.
Ölümden Dönüşüyle birlikte ilişkilerindeki ufacık gelişme de sıfırlanmış ve sıfırdan geliştirme ihtiyacı doğmuştu.
Rem, üzerine yapışıp kalan Cadı’nın Kokusu yüzünden Subaru’yu düşman bellemişti. Subaru’yaysa bu yanlış anlaşılmayı çözecek zaman veya fırsat tanınmamıştı. Ayrıca——
Rem: “!?—— Koku son seferden bu yana daha da ağırlaşmış… Bu da ne demek oluyor?”
Art arda gerçekleşen her Ölümden Dönüşte daha da yoğunlaşacak olan miasma. İşte o miasmanın kokusu alan Rem’in temkinliliği bambaşka bir seviyeye çıkıyordu.
Onun gözünde Natsuki Subaru, karanlığın çocuklarından biri olabilirdi.
Bu gerçek Subaru’nun kalbini acıtıyordu ama ortaya çıkmaması adına bu yanlış anlaşılmayı onarabilecek herhangi bir eylem gerçekleştirmeyi göze alamazdı.
Todd: “…İkinizin arasında anlaşılması epey zor bir ilişki var, ha? Davranış şekline bak. O kız seninle gelmemiş miydi?”
Subaru: “O kız… Yo, o ikisi birlikteydi.”
Todd: “O ikisi mi?”
Subaru: “——Onları sizinle karşılaşacağım zaman yardımı dokunsun diye getirdim.”
Subaru bir an için nasıl yanıt vereceğini bilemedi. Ama sonra, insanlık dışı maskesini takarak dürüstçe yanıtladı.
An itibarıyla Subaru, kendi hayatı için yoldaşlarının hayatlarını satabilecek soğukkanlı biriydi. Doğal olarak Rem ve Rui için hiçbir his duymamalıydı. Tamamıyla kendi hayatı için beslediği bencilce sevgiyle dolu olmalıydı.
Ardında o ikisinin—— ehh, hiç değilse Rem’in rehin alınacağı bir senaryo bırakamazdı.
Subaru: “Yani onlar hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Onlara bir şeyler sormanızın hiçbir anlamı yok… Gerçi o kadarını çoktan çözmüş gibi görünüyorsun.”
Todd: “Ehh, bu bir numaraymış gibi durmuyor sanırım? Küçük hanım kafayı yemiş gibi görünüyor, şuradaki hanım da yalan söylemiyor. Yine de öfkelenme sebebinin bu kadar belirsiz olması biraz can sıkıcı.”
Cemal: “Tsk”
Todd acı bir gülümseme eşliğinde yanağını kaşırken Cemal, sinir bozukluğuyla dilini şaklattı.
İkilinin başı çektiği yirmi küsür kişilik bir İmparatorluk askerî grubu, Subaru’yla birlikte kamptan ayrılıyordu. Subaru, bu grubu ormana götürecek ve onlara Shudraq Halkının ikamet ettiği yeri gösterecekti.
Yerleşim yerini gösterişiyle de İmparatorluğu galibiyete bir adım yaklaştıracaktı. Ve bunun karşılığında hayatı kurtulacaktı. Sonuçta korkunç insanlar uzun ömürler sürerdi ve plan buydu.
Bir dalkavuğun başarı hikâyesi olarak ortalama yorumlar alacak bir plandı.
Yine de mümkün olmasının tek yolu, imkânsızlığının görmezden gelinmesiydi.
Subaru: “Onları atsanız daha iyi olmaz mı? Ben onları satın almıştım. İhtiyacınız yoksa işlerini bitirmelerinin ardından seve seve geri alabilirim…”
Todd: “Aceleci birisin, ha? İleriyi düşünmek iyidir ama hayatının işini doğru düzgün yapıp yapamayacağına bağlı olduğunu unutma. Onlara ne olacağını düşünmektense kendin için endişelenmelisin.”
Subaru: “Hehe, oh evet, bu doğru. Sonrasına dair arzularım ağzımdan kaçıvermiş.”
Bu konuda yaygara çıkartacak olursa Rem’e olan bağlılığı anında açığa çıkar ve kartlar tersine dönerdi.
Kelepçeleri yüzünden ellerini ovuşturamasa da Todd’la etkileşime girerken içten içe takındığı tavır buydu. Neyse ki Todd, sözlerinde derin anlamlar aramıyordu. Bu sırada kafesteki Rem’e el sallayarak,
Todd: “Uslu dur küçük hanım. Herhangi bir şey yapmazsan başına hiçbir şey gelmeyecek.”
Rem: “Sözlerinin herhangi bir ağırlığı olduğunu mu sanıyorsun?”
Todd: “Ağırlığını falan bilmem ama inanıp inanmamak senin problemin, öyle değil mi küçük hanım?”
Todd’dan bu sözleri işiten Rem’in canı sıkkın şekilde sessizleşmekten başka şansı kalmamıştı.
Rem’i destekleyemediği, hatta onunla bundan öte bir sohbet bile gerçekleştiremediği için hüsrana uğrayan Subaru’ysa onun görünüşünü ve sesini zihnine kazıdı. Bunları, ruhuna yakıt olmaları için kullanacaktı.
——Ve öyle ya da böyle, Rem’i bu kamptan çıkartıp kaçacaktı.
Subaru artık Todd’un grubuyla dostane bir ilişki kurmak ve kendisiyle Rem’i korumalarını sağlamak gibi bir düşünce taşımıyordu. ——Hem müttefik hem de düşman olarak tehdit teşkil ediyorlardı.
Müttefik olduklarında bile kontrol edilemiyorlardı ve düşman olarak ne kadar tehlikeli olacaklarını belirtmeye gerek dahi yoktu.
Subaru’nun her şeyden önce Volakiya halkıyla takım olmaktan kaçınması gerekiyordu.
Volakiya’daki pozisyonu fazlasıyla karmaşıktı ve bir hata yapacak olursa bu, yalnızca kendisini etkileyen bir problem olmazdı. Bu da taşıdığı bir başka sırdı.
Todd: “Tamamdır, hadi gidelim. Tetikte olun millet.”
Cemal: “Burada emirleri veren benim!”
Todd, beraberinde fazlasıyla temkinli bir Subaru’yla ekibine bu şekilde seslendi.
Todd’un seslenişine yanıt veren İmparatorluk Askerlerinden biri olan Cemal’in yanıtıysa son derece açık şekilde öfkeli oldu.
△▼△▼△▼△
——Sonrasında başı Subaru’nun çektiği grup, Buddheim Ormanına giriş yaptı.
İstikametleri Shudraq Halkının ormanda yaşadığı köydü, hedefleri de o konumu belirlemekti. ——Fakat onları yönlendiren Subaru, köyün konumunu bilmediği için blöf yapıyordu.
Blöften de öte, Shudraq Halkının kimlikleriyle ilgili yalnızca yüzeysel bilgilere sahip olmasına rağmen bir kumar oynuyordu.
Subaru: “————”
Sık ağaçlarla kaplı ormanda ilerleyen Subaru, bir şekilde gruptan sıyrılıp kaçma fırsatını arıyordu.
Kalabalık bir grup karşısındaydı ve üzerlerindeki zırhlar ağır olsa da ekipmanları, Subaru’dan hızlı ilerlemelerine imkân tanımıyordu. Yani dikkatsizliklerinden faydalanıp kaçabilirse onlardan önce kampa koşturup Rem’i alıp kaçması mümkün olabilirdi. Aslına bakarsanız şu an için aklındaki tek plan buydu.
Neyse ki Rem’in konulduğu kafes, dışarıdan rahatlıkla açılabiliyordu.
Subaru için önem taşıyan şey, Rem’in ona bunu yapma hakkı tanıması ve kafesi açtığı takdirde ona inanıp peşine takılacak olması umuduydu. Tabii bir de Rui meselesi vardı.
Subaru: “Rui’yi geride bırakacağım dersem Rem hayatta benimle gelmez…”
Tüm bunlar yetmezmiş gibi Ölümden Dönüşün eklediği miasmayla Rem’in güveni büyük ölçüde azalmıştı.
Yani Subaru bu hâlde kampa koştursa bile Rem, onun Rui’yi geride bırakma kararını hoş karşılamayacaktı. Bundan da öte Subaru’yu olduğu yerde pataklama ve onu İmparatorluk kampında bir başına bırakıp Rui’yi kurtarıp gitme ihtimali de vardı.
Subaru: “…Sanırım Rem bana düşman kesilse de böyle bir şey olmaz. Sonuçta bacaklarını özgürce kullanamıyor.”
Rem’in Subaru’nun aklından geçirdiği şeyleri yapamayacak olmasının tek sebebi bacaklarının durumuydu, yani fiziksel olarak formda olduğu takdirde Subaru, onun bunu gerçekleştirmesine hiç şaşırmazdı, tabii yine de bu durum başını belaya sokardı.
Yani Subaru Rem’i oradan çıkaracak olursa Rui’yi de peşlerine takması gerekecekti. Dolayısıyla Subaru, nereye gider veya ne yaparsa yapsın pranga denilebilecek negatif bir faktörü ardında bırakamamanın zorluğuyla yüzleşmek zorunda kalacaktı.
Ve bir de——
Todd: “Ee, köye varmamız ne kadar sürecek?”
Subaru: “…İki üç saat kadar.”
Todd: “İki üç saat mi! Bayağı hızlıymış. Yalnızca bu kadarsa daha fazlasını dileyemezmişim. Bizim gözümüzde bu, tamamlanması yıllar alacak bir görev olmalıydı.”
Sorusuna yanıt alan Todd, şansının yaver gittiğini düşünerek gülümsedi.
Onun söylediklerini işiten ve hafif zırhıyla birlikte belinden sarkan baltayı gören Subaru, Todd’un bu göreve nişanlısını ardında bırakarak katılmış olduğunu anımsadı.
Bu apaçık ortadaydı ama Todd’un Subaru’yu yaralayan bir karar vermiş olması, içerisinde bulunduğu koşulların ardında hikâyeyi tam anlamıyla değiştirmiyordu.
Todd, bir İmparatorluk Askeri olarak kendisine verilen emir doğrultusunda ormana gönderilmiş ve bu uğurda kaçınılmaz olarak nişanlısından ayrılmıştı.
Aynısı Todd’un asker arkadaşları ve Cemal için de söylenebilirdi. Onların eylemlerinin ardında da kendince koşullar vardı ve dolayısıyla her birinin böyle bir göreve gönderilmesi bir sebebe dayanıyor olmalıydı.
Bu bağlamda Subaru ve Todd’un grubunun kavgalı olmasına lüzum yoktu.
Subaru’nun şansı yaver gitmiyordu. Talihsizlikler üzerine yığılıyordu. Durum aleyhine dönüyordu. Bir dizi kelimeyi bu şekilde sıralayacak olursa durum bundan ibaretti.
Bununla birlikte——
Subaru: “…Bunu söylemek bana düşmez ama bu durum tehlikeli değil mi? Shudraq köyüne gidiyor olmamıza rağmen sayınız çok az…”
Lider olarak en önde yürüyen Subaru, hemen arkasındaki Todd’a bu şekilde seslendi.
Grupta yaklaşık yirmi İmparatorluk Askeri vardı. Yani yanlarında bir rehberleri olsa da koskoca bir ormanı keşfetmek için yeterli kişiye sahip oldukları söylenemezdi.
Ancak Todd, Subaru’nun şüpheleri karşısında omuz silkti.
Todd: “Yapacak bir şey yok. Sen harika bir bilgi kaynağısın ama üst düzeydekilerin senin hikâyenden pek bir beklentisi yok. Bu bilgi yalnızca biz çıkıp teyit edersek değerli hâle gelecek. Ayrıca…”
Subaru: “Ayrıca?”
Todd: “Bunun senin kurduğun bir tuzak olduğu anlaşılır ve grubum geri dönmezse yokluğumuz kamptaki müttefiklere ormana girmenin tehlikeli olduğu bilgisini verecek. Haha, çok yaşa Volakiya.”
İmparatorluk Askerleri: “——Çok yaşa Volakiya!”
Galibiyet için fedakârlıklarda bulunmak kaçınılmazdı. Todd bunu tasasız bir tavırla sergiliyor gibi görünüyor, İmparatorluk Askerleri de onun sözlerine eşlik ediyordu.
Çok yaşa Volakiya! Sesleri ormanın atmosferini titretiyor, her şeyden önce güce değer veren ülkelerine ne kadar sadık olduklarının göstergesi gibi geliyordu.
Her hâlükârda——
???: “Bizim için endişelenmenin zamanı mı şimdi? Bu iş bittikten sonra başının ve bedeninin bir arada kalacağının garantisi yok. Bizi güldürmek için elinden gelenin en iyisini yap sen.”
Subaru: “Cemal-san…”
Cemal: “Bana ismimle seslenme, seni boktan hain. Paramparça edilecek ve bir yerlere atılacaksın, kadınla çocuğa gelince… hmm… belki de onları faydalanması için İkinci Sınıf General Zikir’e sunarım. Fazlasıyla keyif alacağı kesin.”
Todd: “Cemal… aptalca şeyler söyleme. Beni yoruyorsun.”
Subaru’dan her zerresiyle nefret ediyormuş gibi görünen Cemal’in bakışları ve sesi kötü niyetle doluydu.
Bunun yanı sıra Subaru ve Rem pek iyi anlaşmıyordu ve bu durum için belirleyici oyu veren kişi Cemal olursa işler Subaru için en kötü şekilde sonuçlanabilirdi.
Beklenildiği gibi Cemal’in öfkesini yatıştırmaya çalışan kişi Todd oldu ve “Sakin ol” diyerek,
Todd: “Asıl bizim bu herifi güldürmemiz gerektiğini unutma. Bize kıçını kurtarmak için gereken bilgiyi sağlayacak. Bunun karşılığında da onu kurtaracağız. Aksi takdirde köye vardığımız anda Shudraqlar üzerimize atlar.”
Cemal: “Buyursun yapsınlar. Böyle bir şey yapmaya kalkarlarsa onların kökünü…”
Todd: “——Sen ciddi misin? Ben kazanma ihtimalimin olmadığı bir mücadeleye giremem. Sen de kız kardeşinin daha evlenmeden dul konumuna düşmesini istemezsin. Öyle değil mi? Kayınbiraderim?”
Cemal: “Gh…”
Todd, bu sözlerle sıklıkla düşünceden tamamen yoksun şekilde konuşan Cemal’i ikna etti.
Subaru da aralarındaki bu meçhul ilişkiyi gözden kaçırmadı ancak maalesef ki hislerinde herhangi bir değişiklik olmadı. Todd ve grubuna karşı kararlılığını perçinleyeli çok olmuştu.
——Karşılaşmaları, durumları ve Subaru’nun şansı. Hepsi de berbattı.
Subaru: “——Ama benim için mühim olan Rem.”
İşte bu yüzden Subaru, onları tehlikeye atmaya karar vermişti.
İmparatorluk Askeri: “——?”
Ansızın arama grubunun oluşturduğu sıranın en arkasındaki askerin boğazından ufak bir ses kaçtı. Ve bir şeyi fark etmişçesine kafasını kaldırarak görüş alanında hissettiği şeyin sebebini aradı.
O belli belirsiz his, bir şeylerin yanlış olduğuydu. Aranıyor, içinden geçenleri görmezden gelemiyor, bakışları ormanda daireler çiziyordu ve en sonunda da——
İmparatorluk Askeri: “——Ah?”
Orman karanlığının ortasında dolanan gözleri, yüzeyde beliren kırmızı bir ışıltıyla buluştu.
İmparatorluk Askeri: “Bu bir Cadı Canavarı!!——”
Diğer İmparatorluk Askerleri: “!?——”
“Onu” bulan İmparatorluk Askeri, göz temasının hemen ardından müttefiklerini tedbir almaları için uyardı.
Bu noktaya kadarki tepkileri mükemmeldi ve hiçbir kusuru olmadığı söylenebilirdi. Aynısı ilk askerin çağrısına uyup savaşmaya hazırlanan müttefikleri için de geçerliydi.
Ancak kılıçlarını kınlarından çıkarttıkları anda Cadı Canavarına saldırmak için hiç vakit kaybetmemişlerdi.
——Ve bunun tam anlamıyla pervasızlık olduğu not düşülebilirdi.
İmparatorluk Askeri: “Uvooooh!!”
Bir İmparatorluk Askeri kılıcını çekmiş şekilde ormanda koşturup rakibi olan, iri bedenini büken devasa yılanın—— yani yeşil renkli pullarla kaplanmış, yaklaşık on metre uzunlukta bir yılan Cadı Canavarının üzerine atılmıştı.
Subaru’nun ormanda karşılaştığı Cadı Canavarıyla aynı cinsten olan bu yılanın varlığı, ormanda Cadı Canavarlarının var olduğundan haberdar olmayan İmparatorluk Askerleri için çok ani bir darbe olmuştu.
Bununla birlikte ne kadar tehlikeli olabileceğini bilerek onunla anında baş etme teşebbüsleri doğru bir karar olmasının yanı sıra bir hataydı da. ——Çünkü Cadı Canavarının hedefi onlar değildi.
Onun hedefi, inanılmaz bir miasmayla çevrili Natsuki Subaru’nun ta kendisiydi.
Yılan Cadı Canavarı: “————ϡϡ!!”
Savrulan kılıç darbesini pullarıyla yakalayan koca yılan, çıkarttığı yüksek ses eşliğinde kuyruğunu sallayarak İmparatorluk Askerini uçurdu. Gözlerindeki kırmızı ışıltı şiddetle yoğunlaştı ve grup, muazzam feryadına maruz kaldı.
Cadı Canavarlarına karşı yem şeklinde hareket etmeye başlayalı bir yıl olan Subaru, bu yolda yürüyen bir profesyonel olmanın ne anlama geldiğini gayet iyi biliyordu.
Söz konusu Cadı Canavarları çoğu zaman aktif olarak, miasmayla çevrili Subaru’yu takip ediyor ama Cadı Canavarına zarar verildiği takdirde işler değişiyordu. İster Beyaz Balina olsun, ister bu yılan, Cadı Canavarlarının değişmez doğası buydu.
Beyaz Balina kendisini doğrayan Wilhelm’i hedef almış, bu yılan da saldırıya geçen avcıya dişlerini göstermişti.
Bu kural mevcut durumda bile yürürlüğe girmişti. Yılanın hedefi Subaru olmaktan çıkmış, aynı ekipmanları kuşanan ve Cadı Canavarlarına yönelik düşmanlıkları tavan yapan İmparatorluk Askerleri olmuştu.
Cemal: “——bir Cadı Canavarı mı!? Bana böyle bir bilgi verilmemişti!!”
Bağıran yılanın kötülüğünün hedefi olan Cemal, öfkeden titreyen bir sesle bir çift kılıç çekti. Ve beklenmedik bir şekilde, şaşırtıcı bir çeviklikle kendisini Cadı Canavarının önüne atarak dövüş yeteneklerini sergiledi.
Lakin Subaru, Cemal’in bu beklenmedik, cesur mücadelesini tebrik edemedi.
Subaru’nun birkaç saattir Todd’la birlikte ormanda yürüme amacı buydu.
Askerler Cadı Canavarının varlığından haberdar değildi ve Cadı Canavarları Subaru’nun miasmasına çekiliyordu. Subaru her defasında Cadı Canavarlarını vücut kokusuyla çekiyor ve bir Cadı Canavarı Uzmanı olmaktan gurur duyuyordu.
Hatta bu ünvan üzerine Meili’yle kapışacak kadar çok başarısı vardı.
Ama şu anda bunlara kafa yormaya ayıracak vakti yoktu.
Subaru: “Bunu fırsat bilmeli——”
Ve kampa dönüp Rem’i özgür bırakmalıydı.
Bunu yapmak için bir boşluk bulmaya çalışırken ensesinde korkunç bir iğnelenme hissi duydu. Ve bu korkutucu hisse tutunarak başkalarının gözünde ne kadar salak görünecek olursa olsun kafasını eğdi.
Bir an sonraysa bir balta, az önce kafasının bulunduğu noktayı yarıp geçerek arkasındaki iri ağaca saplandı.
Subaru: “——kh,”
Kafasını eğmemiş olsaydı şimdiye ölmüştü.
Bu gerçekle sarsılan Subaru’nun tek yapabildiği, bakışlarını kaydırıp canını almaya teşebbüs eden kişiye bakmak oldu.
Subaru: “————”
Ve gözleri, delici bakışlarını üzerine dikmiş olan Todd’un gözleriyle buluştu.
Subaru: “——Hık,”
O bakışlara esir olmayı reddeden Subaru, var gücüyle ormanın içine doğru koşmaya başladı.
Adımlarını duraksatacak olursa Todd tarafından yakalanacaktı. Ve yakalanırsa Todd, hiç şüphesiz canını alacaktı. O gözlerde öylesine sağlam, güçlü bir irade mevcuttu. Zifiri karanlık bir niyetle kararmışlardı.
Subaru, Günah Başpiskoposları, Cadı Canavarları ve hatta Reid Astrea karşısında hissettiğinden bile farklı bir korku içerisindeydi.
O gözler kindarlıkla dolup taşıyordu—— zifiri karanlık bir öldürme arzusuyla.
Subaru: “Gah!?”
Koşarken sırtına güçlü bir darbe yiyen Subaru, arkasını dönüp bakamadı.
Kürek kemiğinin yakınlarına saplanmış olan şey, kendisine fırlatılmış bir bıçaktı—— tuhaf bir şekilde aynı bıçak, bedenine geri dönmüştü.
Bıçağı omzuna saplı hâlde bırakan Subaru, kesik kesik nefesler vererek çaresizce kaçışını sürdürdü.
Cadı Canavarı ve İmparatorluk Askerlerinin savaşının hâlâ arkasında süregeldiğini hissedebiliyor ama yoluna başka Cadı Canavarları çıkmasın ve Todd da peşini bıraksın diye çaresizce dua ediyordu.
Subaru, çaresizce, telaşla, delice bir koşu gerçekleştiriyor, koşuyor da koşuyordu.
Nefesi kesiliyor, kanlar tükürüyor, üç kez düşmenin eşiğine geliyor, bir kez gerçekten düşüyor ve tüm bedeni çamurlara kaplı hâlde bile koşuyor, İmparatorluk kampına dönmek için daha da çılgınlaşıyordu.
Subaru: “Rem… Rem… Re, m…”
Yürümeyi yeni öğrenen bir çocuk kadar yavaşlayan, kurumuş boğazıyla nefes alma çabası veren ve oksijeni, dayanıklılığı ve zihinsel gücü tükenmenin eşiğine gelen Subaru, sahip olduğu tek bağa tutunuyordu.
Rem’e ulaşacaktı, Rem’i oradan çıkartacak, kurtaracak, evine, geri kalanların olduğu yere götürecekti.
Emilia ve Beatrice’in, Ram, Petra ve Frederica’nın, Garfiel ve Otto’nun ve hatta Roswaal’ın yanına dönecek, Rem’e huzurlu, tatlı günlerini geri verecekti.
Geçirmiş olması gereken günleri, o kıymetli vakitleri, öylece——
Subaru: “——Ah,”
Böylesine fani bir düşü ararcasına elini uzatan Subaru’nun bacakları boş havayı tekmeledi.
Ve ansızın basacak yerini yitiren Subaru, dengesi bozulan vücudunu desteklemek için kollarını kullanamayarak kafa üstü düşmeye başladı.
Bir yerlere doğru alçalıyordu. Çığlık atamıyordu. Boğazı açılmıyordu.
Düşüyordu. Öylece, düpedüz, basitçe, düşüyordu.
Alçalıyor, aşağı düşüyordu. Düşleri âdeta sönük ve arızalı bir balon gibi patlıyordu.
Subaru: “——Rem.”
En sonunda da boş ve anlamsız gelen, boğuk bir ses çıkardı ve o saniyede bilincini yitirdi.
△▼△▼△▼△
???: “…Ne zamana kadar uyumayı planlıyorsun, ahmak?”
Subaru: “Gah?!”
Subaru’nun bilinci ani bir darbeyle uçurumun derinliklerinden yukarı çekildi.
Ve şakağına aldığı darbe yüzünden kafasının yan tarafına basıldığını hissetti—— yo, öyle hissetmedi, olan tam da buydu.
Anlayabildiği kadarıyla başının sağ tarafı yere değerken sol tarafına basılıyordu. Sonuç olarak onu uyandıran şey, keskin bir acı sandviçiydi.
Subaru: “…N… e? Ben… ahh…”
Boğazının ardından kan adı alan Subaru, sersemlemiş hâlde oturur pozisyona geçti.
Ve ansızın sağ omzundan, sırtından, sol elinden, bacaklarından ve bedeninin çeşitli noktalarından yayılan yoğun acıların keskin bir şekilde farkına vardı.
Korkunç ıstırabı görüş alanını kırmızıya çevirirken bedeni yere yığıldı ve karaya çıkmış balık gibi titredi.
Adrenalin acıyı bir müddet görmezden gelmesini sağlasa da bayılıp yeniden ayılmasının sonucu bu olmuştu. Bununla birlikte tüm bedeninin acıyor olmasının anlamı——
Subaru: “Ben… ölmemişim.”
???: “E herhâlde. Ölüler konuşur mu? Söylemek isterim ki eylemlerin beni ikinci sınıf bir soytarının yarım yamalak eylemlerinden daha çok eğlendiriyor. Bunun için sana bir iltifat edeceğim.”
Subaru: “Ha?”
Bir kez daha küstahça bir konuşma yağmuruna tutulan afallamış hâldeki Subaru’nun ağzından tek bir kelime kaçtı.
Kavrayışı söylenenlere yetişirken de acının geri döneceği konusunda temkinli olarak ağır ağır ayaklandı.
Etrafına bakınan Subaru, yattığı yerden çıkan kalın dalları görebiliyordu—— yo, onlar dal değildi, bir kafesin tahtalarıydı.
Bilmem kaçıncı kez Rem’i anımsayan Subaru, tahta bir kafese hapsedilmiş olduğunu anladı. Ve kafası iyice kaosa daldı.
Yok artık, kaçmakta başarısız olup yeniden Todd ve grubuna mı esir olmuştu? Endişelenmeye başlıyo——
???: “Panik yapma. Takipçilerin burada değil. Yine de şu anda içerisinde bulunduğumuz tatsız durumu düşününce her şey yolunda demek epey cüretkâr bir yalan olur.”
Subaru: “Sen…”
???: “Cidden ama, bir kez daha senin yüzüne bakacağım hiç aklıma gelmezdi, Natsuki Subaru.”
İşte yoldaşı bu şekilde alaylı bir kahkaha attı ve gözleri irileşen Subaru’ya ismiyle seslendi.
Bir maske taktığı ve sadece gözlerinin şekli göründüğü için kesin konuşmak mümkün olmasa da Subaru, gülümsediğinden emindi.
Evet, Subaru’yla aynı tahta kafeste ve aynı tatsız durumda sıkışıp kalmış olan o kibirli, maskeli adam gülümsüyordu.
#Haydaaa! Todd ve grubunu pusuya düşürmeyi başaran Subaru, Todd’dan bir güzel bıçağı yedi, kaçarken de başına her ne geldiyse kendisini bir kafesin içerisinde gizemli maskeli adamımızla birlikte buldu. Ben kesin ölür diyordum ama daha da değişik bir kaderle karşı karşıya. Bakalım bu döngü daha ne kadar çılgınlaşacak, okumaya devam!


