
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Clumsy
Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Maskenin arasından ışıldayan o mağrur ve kibirli gülümsemeyi gören Subaru, nefesini tuttu.
Bu kibirli adamla, çayırlıkta Rem’den ayrıldığı sırada Subaru’ya yol gösteren ve bıçağını veren adam arasında hiçbir fark yoktu. Subaru maskeli görünümünden ötürü emin olamasa da sesini de tavrını da anımsıyordu. Adamın adını biliyor olması da bunu kanıtlıyordu.
Subaru: “————”
Yalnızca elleri ve ayakları değil, tüm bedeni yıpranmış olsa da ahşap kafesin içerisinde çıplak zemine serilmiş olan Subaru, kaderinin sonuna ulaşmamış gibi görünüyordu.
Ormana girmiş, Todd ve İmparatorluk Askerlerini peşine takmış, miasmasıyla Cadı Canavarını tuzağa çekmiş, Cadı Canavarının askerlere saldırmasının ardından doğan boşluğu fırsat bilerek kaçmaya çalışmış ve sonra da——
Subaru: “Ve sonra da…”
Maskeli Adam: “Duyduğum kadarıyla ormanda dolanırken bir tuzağa düşmüşsün galiba. Çünkü köylüler canavar yakalamak için yerleştirdikleri bir tuzağa bir insanın takıldığı konusunda yaygara kopartıyordu.”
Subaru: “Bir tuzak ve bir köy mü?..”
Maskeli adamın ağzından bu açıklamayı işiten Subaru, dikkatini kafesin dışına vererek acı içerisindeki kafasını salladı.
Hapsedildiği kafes, İmparatorluk Askerlerinin kampında gördüklerine ve demir kafeslere kıyasla güçsüz bir malzemedendi. Basit bir şeymiş ya da daha ziyade aceleyle inşa edilmiş gibi görünüyordu.
Ve kafesin dışında uzanan üç büyük ağaçla ormanın bir kısmı temizlenerek oluşturulan araziyi de görebiliyordu—— Subaru’nun izlenimi, buranın Mabet’teki köye benzediğiydi.
Mabet de Kremaldy Ormanı isimli bir ormanın derinliklerine inşa edilmiş bir köydü. Ancak ormanın içerisinde olmasına rağmen ev ve kilise gibi binaları bulunan Mabet’in aksine bu köyde yalnızca hoş bir tabirle kütükten kulübeler, kötü bir tabirleyse ilkel yapılar bulunuyordu.
Subaru’ysa natüralist olmayı tercih ettiklerini söyleyerek lafı dolandırmanın daha iyi olacağını düşünüyordu.
Ayrıca Subaru için mühim olan buradaki eski püskü görünümlü köy değil, o köyün içerisinde yaşayanlardı.
Yani——
Subaru: “——Shudraq Halkı mı?”
Maskeli adam: “Hah, demek biliyordun. Ehh, şu nahoş hâline bakarak tek bir gün içerisinde bayağı zorluğa katlandığını varsayıyorum. Peki ayrı düştüğün kadını bulabildin mi?”
Subaru: “…Hı hı, senin sayende.”
Subaru, mırıldandığı şeyi işiten adam tarafından sorgulanırken derince bir iç çekti.
Maskeli adamın özgüvenli tavrında bir azalma yoktu. Ama o da tıpkı Subaru gibi kafese kapatılmıştı. Yani köyün önemli bir üyesi olmadığı ve tutsağıyla birlikte kafese girmek şeklinde övülesi bir seçim yapmadığı takdirde pozisyonları tıpatıp aynıydı.
Subaru hâlihazırda İmparatorluk kampının esiriyken şimdi de burada esir alınmıştı.
Ama her şeyin bundan ibaret olmadığını anlatan birkaç nokta vardı.
Subaru: “——Omzumdaki ve sırtımdaki yaralar… onları tedavi mi ettiler?”
Omzu ve sırtına dokunan Subaru, yaralarına sıkıca bastıran bir şeyler olduğu hissiyatına dayanarak kanamanın durduğunu biliyordu. Ayrıca burun deliklerini yakan keskin koku, bir çeşit dezenfektana benziyordu.
Maskeli adam, Subaru’nun şüpheleri karşısında bir “Hmph” sesiyle burun kıvırdı.
Maskeli Adam: “Yaraların tedavi edilmeseydi öylece ölüp giderdin. Seninle nasıl baş edeceklerini düşünen köylülerin kafası karışmış olmalı. Onlar da benim gibi doğru seçimi mi yaptık diye merak ediyordur.”
Subaru: “Senin bu sakinliğin nereden geliyor peki…”
Maskeli Adam: “Cevap vermem gerekiyorsa, ruhumdan derim. Asıl sen bu utanç verici tavırlarına ne zaman son vereceksin? Natsuki Subaru.”
Subaru: “Bu seni hiç——”
‘İlgilendirmez’, diye karşılık vermeye çalışıyordu ki yaralarının acısıyla dişlerini sıkması gerekti.
Yaraları, iyileşeceği veya acısının geçeceği düzeyde değil, yalnızca ölmesine engel olması adına minimum düzeyde sarılmıştı. İmparatorluk kampında gördüğü muameleye kıyasla daha kötü bir ortamdaydı.
Kampı düşündüğü andaysa bir farkındalığa vardı.
Bir an önce kampa varmak için bir sebebi vardı.
Subaru: “Kahretsin… ben buraya getirileli ne kadar oldu!?”
Maskeli Adam: “——. Hmm, yaklaşık iki saat kadar olabilir. En baştan söyleyeyim, sana karşı yeterince hoşgörülü davranıyorum. Bu konuda çok düşünmüş olmasaydım seni daha önce uyandıra——”
Subaru: “Neden beni daha önce uyandırmadın!?”
Maskeli Adam: “————”
Subaru şikâyet ederek titreyen dizlerinin üzerine çökerken genç adam, gözlerini kıstı.
Subaru onunla tartışmaya çalışıyor gibi görünüyordu ki bu, lüzumsuz bir şeydi. Yara bereyle kaplı şekilde ölüm döşeğinde olan Subaru’nun tam iki saat uyumasına izin verme sebebine gelecek olursak, muhtemelen dinlenmeye ihtiyacı olduğunu düşünmüştü.
Sonrasında Subaru’nun kafasına basma eylemiyse sabırsızlanmasından kaynaklanmıştı, öyleyse onun da Volakiya mizacına sahip olduğu söylenebilirdi. Ama öyle olsaydı——
Subaru: “Sabrının sonuna daha erken ulaşmalıydın.”
Maskeli Adam: “Ne tuhaf bir laf bu. Ağzından neler çıktığının farkında mısın? Bana kafana daha erken basmamı arzuladığını söylüyorsun.”
Subaru: “Evet, aynen öyle diyorum! Ya ne diy… ağhh, kh!..”
Tam da anlamsız, saçma mantığını gevelemeyi sürdürürken görüşü kıpkırmızı kesildi.
Tüm vücudu ağrıyordu ama ona en çok acı veren şey, kürekkemiği civarında taze açılmış olan bıçak yarasıydı—— yani son karşılaşmalarında kaçmaya çalışan Subaru’yu hedef alan Todd’un bıçağıyla açtığı yara.
Geriye dönüp düşününce o yarayı açan bıçak, önündeki maskeli adamın verdiği bıçağın ta kendisiydi. Onun bıçağının kullanıldığı bir saldırıyla yaralanmış hâlde onunla yeniden buluşması talihsiz bir olaylar silsilesi gibi duruyordu.
Her hâlükârda——
Subaru: “Rem’i İmparatorluk kampında bıraktım… Cadı Canavarını peşlerine taktığım İmparatorluk Askerlerinden önce geri dönemezsem Rem…”
Todd’un grubu ormanı terk edip kampa dönüp üstlerine her şeyi rapor ettiği anda zamanı tükenecekti.
Dev yılan formasyonlarını bozduğunda Cemal ve diğerlerinin öncelikli olarak Cadı Canavarıyla baş etmesi gerekmişti. Ancak onlardan biri olan Todd’un bir numaralı kaygısı Subaru’yu öldürmek olmuştu.
Belki de Cadı Canavarlarını üzerlerine çeken kişinin Subaru olduğundan şüphelenmişti. Ve sonra da başka bir canavarın daha çekilmemesini sağlamak için Subaru’dan bir an önce kurtulmaya çalışmıştı. O anda sergilemiş olduğu muhakeme ve işleri halletme becerisi—— hafife alınamaz ve küçümsenemezdi.
Hiç değilse Subaru, Rem ve Rui’yle en ufak bir ilişkisi olmadığını vurgulamış ve onlardan kendisiyle ilgili herhangi bir bilgi alamayacağı izlenimini vermeye gayret etmişti ama——
Subaru: “Bariz bir kanıt yoksa işkenceye başvurabilecek pozisyondalar.”
Todd ve Volakiya İmparatorluğunda Subaru’yu böyle düşünmeye teşvik edecek belli bir korkutuculuk vardı.
Subaru’nun da böyle bir şeyin gerçekleşmeyeceğinden emin olmak için geri dönüp Rem’i kurtarması gerekiyordu.
Ama——
Subaru: “Böyle bir yere düştüm!..”
Maskeli Adam: “——. Anlıyorum. Söylediklerine bakılırsa o “Rem”, senin aradığın kadın. Anlaşılan benimle yollarını ayırdıktan sonra hatırı sayılır bir deneyim yaşamışsın. Ormanın dışındaki İmparatorluk Askerleriyle mi ilgili?”
Subaru: “Evet, aynen öyle! Onlar tarafından esir alındım! Ve sonra da kaçabileyim diye bir numara yaptım… ama Rem’i yanımda götüremedim. Yani…”
Maskeli Adam: “Yani çaresizliğinin sebebi bu. Esirliğe alışkınmış gibi görünmene şaşmamalı.”
Subaru: “Kimmiş esirliğe alışkın gibi görünen!? Her şeyden önce——”
Maskeli adam da onunla aynı pozisyonda değil miydi?
Subaru şu anda başka bir şey düşünecek zihinsel kapasiteye sahip olmadığı için, ona borçlu olmasına rağmen öfkeyle bağırmanın eşiğine gelmişti. Ancak ani bir farkındalık, bu fevri davranışı engelledi.
Subaru: “————”
Bu ağır sözler esnasında maskeli adamla tartışmasına odaklanmış olan Subaru, suratının yanında bir çift yeni göz hissetti.
Dönüp baktığındaysa parmaklıkların dışından içeriye bakan iki ışık zerresi gördü. Ve gözünde bir insan resmeden Subaru, onların yeşil gözler olduğunu anladı.
O yeşil gözlerin sahibi de Subaru’nun bakışlarının kendisine dönüşüyle,
???: “——Ah, Uu’yu fark etti.”
Subaru: “Ne…”
???: “Mii’ye söylemeliyim.”
Diyen şahıs, hızla ahşap kafesten uzaklaştı. Subaru “Bekle!” diye bağırarak onu durdurmaya çalışsa da sözleri zamanında hedefe ulaşamadı.
O kendisini parmaklıklara attığında şahıs çoktan bölgeden uzaklaşmış, Subaru’yu fark etmeden koşup gitmişti.
Subaru: “Az önceki, kişi…”
Maskeli Adam: “Bir Shudraq kızı. Bayağı meraklı olmalı. Tek başıma olduğum sıralarda bile birkaç kez ziyaret etti, hatta içeriyi gözledi. “Bana yüzünü göster!”, “Maskeni çıkar!” deyip durdu. Can sıkıcılığı sınır tanımıyor…”
Subaru: “————”
Kollarını önünde bağlayıp homurdanan maskeli adam, o sinsi görünümlü şahıstan memnun değilmiş gibi görünüyordu.
Maalesef Subaru’nun onun şikâyetlerine yanıt vermeyi umursayacak vakti yoktu. Çünkü onun dikkati, az önce ayrılan şahıs ——yani genç kız tarafından dağıtılmıştı.
Kahve tenli, on yaşlarında bir kızdı.
Tenini belli eden basit bir kıyafet, yani bedenine sarılı beyaz kumaş parçaları giyiyordu. Muhtemelen araziye adapte olmaya yönelik bir kıyafet seçimiydi, subtropikal iklim havası veriyordu.
Kısa kesilmiş, eşsiz renkli saçlarının pembe uçlarının nedeni muhtemelen boyaydı. Kökleriyse tıpkı Todd’un Shudraq Halkının özelliği şeklinde açıkladığı üzere siyahtı.
Ancak kızın görünümünde Subaru’yu şok eden esas nokta, onu ilk görüşü olmadığı gerçeğiydi.
Subaru: “O…”
‘Beni öldüren kişi’ düşüncesinde ısrarcı oluyordu anıları.
Evet, o, Subaru’yu zehirli okla sırtından vuran ve ölümüne sebep olan kızdı.
Orman Subaru’nun düşüncesizce beyanı yüzünden ateşe verilirken alevlerin yayıldığı bölgeden kaçan ve Subaru’ya nefret dolu gözlerle bakan kızdı——
Subaru, noktaları birleştiriyordu.
O zamanlar kızın Subaru’ya böyle saf bir nefretle bakmasının tek bir sebebi vardı. ——Topraklarını ve müttefiklerini küle çeviren davanın intikamı.
Maskeli Adam: “Neden bir anda suya daldırılmış gibi uysallaştın?”
Subaru: “——ah.”
Kafasını parmaklıklara yaslamış hâlde dudaklarını ısıran Subaru, omzunun ardından gelen sesi işitti.
Maskeli adam başından beri aynı pozisyonda oturuyor, Subaru’yu ve şiddetle dalgalanan duygularını dikkatle izliyordu.
Maskeli Adam: “Anlaşılması zor bir adamsın. Bağırıp çağırmak her durumda iyidir. Esas sessizleşmen sorun yaratır. Avarelik de bir enerji israfıdır. Bağırmadığın her seferde——”
Subaru: “Bağırmadığım mı?..”
Maskeli Adam: “——Konuşmamızı duymak için oradan gelecekler. Bak.”
Diyen adamın çenesiyle gösterdiği yere bakan Subaru’nun gözleri irileşti.
Bir alev, loş manzarayı ağır ağır aydınlatıyordu—— Aydınlığın kaynağı meşale ışıklarıydı. Ellerinde meşale tutan birkaç kişi belirmiş ve Subaru’yla maskeli adamın olduğu kafese yönelmişti.
Başlarındaki kişi, güçlü, idmanlı bir bedene sahip uzun boylu bir kadındı. Esasında siyah saçlıyken saçlarını kırmızıya boyamış, koyu kahve tenine de beyaz boyayla desenler çizilmişti. Yeşil gözleri, güçlü bir izlenim veren sağlam bir amaç duygusu taşıyordu.
O kadının hemen arkasındansa az önceki küçük kız geliyordu. Yaklaşık on kişilik bir gruptu ve grubun tüm üyeleri kadındı.
Subaru: “————”
Yine de Subaru, yaydıkları baskı hissi altında ezilmeden edemiyordu.
Grubun vahşi havası Lugunica Şövalye Düzeni Şövalyelerinden veya Volakiya Askeriyesinde gördüklerinden bile farklıydı; içgüdüleri tarafından yönetilen bir canavar sürüsü misali bir güzellikleri vardı.
Verdikleri izlenim, mantıktan ziyade içgüdüler üzerine kurulmuş bir grup olduklarıydı.
Subaru’nun bu izlenimi edindiği grup onun hapsedildiği kafesin önüne geldiğindeyse kadınların—— yani Shudraq Halkının bakışları, kafesin içerisindeki iki kişiye odaklandı.
Ve sonra da——
???: “Demek uyandın, ha. ——Siz ikiniz, siz kimin nesisiniz ki zaten?”
Subaru’yla maskeli adama işte bu soru yöneltildi.
△▼△▼△▼△
——Sen de kimsin?
Hikâyelerde nispeten yaygın bir soru olsa da pratikte pek sık sorulmazdı.
Birinin kimliğinizden şüphe duyup sizi sorguladığı bir olay, gerçek hayatta pek normal sayılmazdı. İster sorgulayan taraf olsun ister sorgulanan, bu tarz şeylere ihtiyaç duyulan bir işiniz olmadığı takdirde tüm hayatınızı bu kelimeleri işitmeden geçirebilirdiniz.
Bu bağlamda bu, Subaru’nun da alışkın olmadığı bir soruydu.
Bununla birlikte, hayatında ilk defa bu soruyu işittiği anı net olarak anımsayabiliyordu.
Subaru kimdi ve amacı neydi?
İlk defa bu şekilde sorgulandığında o soruyu yönelten kişi, malikânedeki kimliğinden şüphelenen Rem’den başkası değildi.
Subaru: “Sen değil, siz ikiniz mi?..”
O anıları silkinip atmaya çalışan Subaru, böyle söyledi.
Aynı kafese atılmış olsalar da maskeli adamla arasındaki bağlantı zayıftı. Hatta aynı kafeste olmaları yalnızca işlevsellik içindi ve Subaru’nun bu işle ilgisi sıfırdı.
Bu yüzden onlara aynı muameleyi göstermek son derece dikkatsizce bir düşünce şekli değil miydi?
Maskeli Adam: “Ufak şeylere takılma. Onlara birbirimizi tanıdığımızdan bahsetmiştim. Sorgulamanın tek sebebi bu.”
Subaru: “Sen…gh! Birbirimizi tanıdığımızı söyleyerek… fazla ileri gitmiş olmadın mı?!”
Maskeli Adam: “Yalan söylemedim ki. Sen ve ben birbirimize bakınca karşımızdakinin kim olduğunu tanıyabiliyoruz. Bir insanın tanıdığı olman için başka ne lazım ki?”
Subaru: “N-ne kadar da mantıksız bir tavır…”
Fazlasıyla keyfî bir konuşma tarzıydı ama Subaru, bu tavrı hatırlıyordu.
Subaru ve diğerleriyle konuşurken aynı mantığı izleyen bir başka kişiyi daha tanıyordu.
Böyle külfetli insanlardan daha fazla olup olmadığını düşünmek başını döndürse de——
???: “Oi, sinsi sinsi ne konuşuyorsunuz orada! Soruma yanıt verin.”
Subaru: “Ah, ah, benim adım Natsuki Subaru. Görebildiğiniz üzere acınası, yıpranmış ve zavallı bir kayıp çocuğum. Ve arkamdaki kişiye gelince… umm?”
Maskeli Adam: “——Abel.”
Subaru: “Doğru ya, Abel! Yüzünü örtmek için bir maske takıyor ve kibirli, nahoş bir kişiliğe sahip ama yolunu kaybetmiş insanlara bıçak da veriyor. Bu öngörülemezlik unsurunun yarattığı boşluk yüzünden pek çok kızı kandıran bir çapkın. Tamamdır, şimdi de siz kendinizi tanıtın lütfen!”
???: “Oh, ohh?.. Ben Mizelda, ama…”
Subaru’nun cevap almak için bastırdığı enerji karşısında afallayan lider kadın—— Mizelda, böylece ismini bahşetti.
Mizelda’dan başlayarak karşı tarafın tüm üyelerine uzun uzun bakmaya vakit ayıran Subaru’nun aklınaysa auralarını tarif etmek için son derece uygun bir kelime geldi: Amazonlar.
Çoğunlukla güçlü, idmanlı ve görünümlerine uygun şekilde boyalı bedenleri olan ve hatta bir kısmı yay taşıyan kadınlardan oluşan ufak bir kabileydi.
Ve Subaru kesinlikle Shudraq Halkını Amazonlar olarak aklına kazıyordu.
Subaru: “Dürüst olmak gerekirse Maskeli Adamın isminin Abel çıkmasına şaşırdım ama…”
Abel: “————”
Subaru: “Bu meseleyi sonraya bırakalım! Beni dinleyin, Mizelda-san ve diğer Shudraqlar!”
Maskeli adama—— Abel’e yönelik kinayesini başka zamana bırakan Subaru, toplanan kadınlara karşı sesini yükseltti.
Görünüşlerine bakılırsa bu kadınlarla tartışmanın bir anlamı yoktu, çünkü Subaru’yu öldürmeye niyetliymiş gibi durmuyorlardı. Davranışlarından ve onu dinlemeye gönüllü olmalarından bu kadarı anlaşılabiliyordu.
Bu durumda onlarla içtenlik ve samimiyetle konuşursa anlayış gösterebilirlerdi.
Subaru: “Bunu zaten biliyor olabilirsiniz ama bu ormanın dışında bir İmparatorluk Askerleri kampı kuruldu. Benim için çok önemli bir kız da orada esir durumda ve hemen geri dönmezsem işler tehlikeli bir hâl alabilir. O yüzden lütfen bırakın beni gideyim!”
Mizelda: “————”
Subaru: “O askerler artık Shudraq Halkını hedefliyor. Konuşabildikleri takdirde sorun çıkmayacağını söylüyorlar ama en kötü senaryoda savaşmaya da hazırlıklılar. Eğer bu gerçekleşirse, ben…”
‘İşlerin sorunsuzca ilerlemesine yardımcı olacağım’ diyecekti ama çenesini kapattı.
Bu başarılabilirse İmparatorluk Askerleriyle Shudraq Halkı arasında savaş çıkmayabilirdi ama büyük ihtimalle Subaru’nun buna yardımının dokunması imkânsızdı.
Todd ve grubu, Cadı Canavarı tuzağına düşmelerinin ana suçlusunu Subaru olarak kabullenmişti. Artık güvenilir olmadığı için bu, çok fazla şey istemek olurdu.
Subaru, Rem ve Todd’a dair tüm olasılıkları tartmıştı.
Ve Rem’i kurtarmak için askerlere zarar vermeyi seçmişti. Bu seçiminin sorumluluğundan kaçamazdı.
Subaru: “Üzgünüm, müsaadenizle düzelteyim. Gerçek şu ki askerler tüm Shudraqları hedefliyor. Kamptaki kişi sayısı da epey fazla, yani savaşsanız bile…”
Mizelda: “——Kaybederiz mi diyorsun?”
Subaru: “Ah…”
Mevcut kaynak ve strateji farklılıkları nedeniyle dezavantajlı oldukları inkâr edilemez bir gerçekti.
Bunu iletmeye çalışan Subaru’nun sözünü kesen Mizelda, kısık bir sesle açıkça böyle söyledi.
Onun tepkisini işiten Subaru’ysa kelime seçiminin yanlış olduğunu anladı.
Muhtemelen Shudraq Halkı bir avcı kabilesiydi.
Becerilerini bileyen ve kabiliyetlerini mütemadiyen geliştiren tiplerdi. Savaşı kaybedeceklerine ikna etmeye çalışmak, onları kolaylıkla harekete geçirebilirdi. Yani dile getirilmemesi gereken bir argümandı.
Mizelda: “Volakiya askerlerinin geldiğini biliyoruz. Ama o heriflerle aramızda eski bir söz var. Bir çatışma çıkmayacak olmalı.”
Subaru: “——Hık, yo, bekle! O söz hakkında hiçbir fikrim yok ama yine de sizin hakkınızda çok ciddiler…”
Mizelda: “Yeter!”
Subaru: “——gh!”
Subaru yakınlaşmaya çalışırken ahşap parmaklığa çarparak darbenin etkisiyle yere yığıldı. Mizelda yumruğunu parmaklıklara geçirmiş olsa da öfkesini dışa vuran esas nokta gözleriydi.
Subaru bir kez daha yanlış kelimeleri seçmişti.
Tıpkı savaşmaktan duydukları gurur gibi eski sözler de onlar için önemliydi.
Subaru’ysa bilmeyerek ve kabalık ederek onları çiğnemişti. Yine.
Mizelda: “Volakiya askerleri birliklerini talim için ormanın dışına çıkardı. Bunu daha önce de defalarca yaptılar.”
Subaru: “Birlikleri talim için çıkarmak mı… Yani, askerî egzersiz gibi bir şey mi?”
Terim kulağa yabancı gelirken Mizelda, Subaru’nun sözleri karşısında kaşlarını çattı. Bununla birlikte Subaru, Volakiya tarafının kurduğu tuzağın büyük resmini yavaş yavaş görmeye başlıyordu.
Volakiya askerlerinin Buddheim Ormanı dışında askerî egzersiz bahanesiyle kamp kurması sıklıkla gerçekleşen bir şeydi. Shudraq Halkı da buna alışkındı. İşte bu egzersizlerin yarattığı dikkatsizliği fırsat bilen Volakiya askerleri, Buddheim Ormanını kuşatacak ve tüm Shudraq Halkını tek seferde ele geçirecekti.
Peki endişeleri buysa——
Subaru: “Bu insanları hedeflemek için neden bu kadar ileri gidiyorlar?”
Elbette ki Subaru’nun gözlerinin önündeki Mizelda’dan anlaşıldığı üzere Shudraq Halkının güçlü bir kabile olduğuna hiç şüphe yoktu.
Ama Subaru, Volakiya’nın sırf ormanı kuşatıp onları yakalamak için neden bir ordu gönderdiğini hiç anlamıyordu.
Şu anki duruma bakılırsa ormandan ayrılmaya razı olmayacak gibi görünüyorlardı. Burada yaşıyor, nefes alıyor ve çalışıp didiniyorlardı.
Bununla birlikte——
Mizelda: “Natsuki Subaru da Abel de gerçeği söylemiyor. Demek ki bize uygun değiller.”
Subaru: “——gh, ciddi misin sen?”
Mizelda: “————”
Mizelda, konuşmanın sona erdiğini işaret edercesine kafasını sağa sola salladı.
Shudraq Halkından hiç kimse de onun bu serinkanlı reddine karşı bir argüman sunmadı. Görünüşe göre Mizelda, tüm yerleşimin olmasa da şu anki Shudraq grubunun lideriydi.
Böylece onun emirlerine itaat eden Shudraq Halkı, Subaru’nun ithamlarına arkasını dönerek onu Abel’le birlikte kendi hâline bırakmaya karar verdi.
Ve ellerinde meşaleleriyle ayrılmaya hazırlandılar.
Subaru: “Bekleyin! Yalan değil! Yalan söylemiyorum! Herkes tehlikede! Sözünüz… Sözünüz bozulacak! Herkes tehlikede, Rem de öyle!”
Dağılıp gidişlerini izleyen Subaru, çaresizce onları uyarmaya çalıştı.
Ancak çoktan liderlerinin kararını işitmiş olan Shudraq Halkının durmaya niyeti yoktu. Subaru’yu azıcık olsun tanıyan tek kişi, düzenli olarak ona bakan küçük kızdı. O bile bunu uzaklaşıp giderken yapıyordu.
Subaru kanlı balgamlar eşliğinde boğuk bir sesle bağırıyor ama hiç kimseye kendini dinletemiyordu.
Subaru: “Khoff… Lanet, olsun. Neden, daima böyle olmak zorunda!..”
Yere çöken Subaru, alnını parmaklıklara yaslayarak durumundan yakındı.
Öfkesini kafesten çıkarması bile mümkün değildi. Omzundaki yara yüzünden sağ elini kullanamazken sol elinin parmakları hâlâ kırıktı. Subaru işe yaramaz biriydi, yara bere içerisindeydi ve konuşması bile ikna edici olamıyordu.
Hâl böyleyken, Natsuki Subaru’nun ne değeri kalmıştı ki?
Subaru: “…Vazgeçmekte ve kurnazlıkta bu kadar mı kötüyüm?”
Çaresizliğin tadına vardıkça gözleri nemleniyordu. Ancak Subaru, yenilgiyi kabul etmeyi kararlılıkla reddediyordu. Dişlerini sıkmalı ve ayağa kalkmalıydı.
Eski Subaru olsaydı bir hevesle sınırlarını belirlerdi.
O güne dek olup bitenlere dönüp bakınca yürümüş olduğu yolun kolay olmadığını görebiliyordu. Şu anki Subaru’nun da pek farkı yoktu.
Yalnızca pes etmekte birazcık daha kötüleşmişti. Ona zifiri karanlık bir yolda rehberlik eden ışık da buydu.
Abel: “Bayağı anlamsız bir tartışmaydı.”
Subaru: “————”
Küçümseme ve alayla karışık bu sözler, an itibarıyla parmaklıklara tutunmuş hâlde içerisinden geçebileceği bir boşluk aranan Subaru’nun kulaklarına ulaştı.
Can sıkıcı olsa da inkâr edemezdi. Gerçekten de tabu denilebilecek bir noktaya değinmiş ve müzakerede başarısız olmuştu. Düşüncesizliğin zirvesinde olduğu kesindi.
Bununla birlikte——
Subaru: “Madem anlamsızdı, öyleyse senin için de hiçbir anlam ifade etmemiş olmalı, değil mi? Neyse, sana söylememiş miydim? Ormanda tehlikeli insanlar var, içeri girme demiştim.”
Abel: “Evet, bu doğru. O talimatlar benim rehberim oldu. Bunun için teşekkür borçluyum.”
Subaru: “Ama buna rağmen yakalanmışsın. Kendimi öyle çaresiz hissediyorum ki… Kahretsin, hiçbir gevşek noktası yok mu bunun?”
Ahşap kafese vücuduyla vursa bile hiçbir gevşeme belirtisi vermiyordu. Kütüğü andıran parmaklıklar toprağın derinliklerine ayrı ayrı saplanmıştı ve yapımında ağır araçların kullanıldığına inandırtacak kadar sağlamlardı.
Tabii ki bu dünyada öyle araçlar yoktu, o yüzden el emeği olmaları gerekiyordu. Yani ya çok sayıda insan bir araya gelerek yapmıştı ya da aralarında Emilia veya Garfiel seviyesinde insanüstü güçte biri vardı.
Subaru: “Hepsi kızlardan oluşurken inşa ettikleri şu şeye bak…”
Abel: “Shudraq Halkını hafife alma. Onlar yalnızca kız doğuran anaerkil bir kabile ve savaş tanrılarının torunları olarak yüzlerce yıldır bu ormanda yaşıyorlar. Çocuklarını doğurmak dışında erkeklere ihtiyaçları yok. Bu erkekleri başka yerlerden kaçırmak gibi bir adetleri bile var.”
Subaru: “Gerçekten Amazonlarmış… Dur bir saniye, yoksa bizim kaçırılma sebebimiz de…”
Erkekleri kaçırıp üreme aracı olarak kullanıyorlardı.
Bu fikir ve düşünce tarzı eskiden fakir ve dağlık bölgelerde, köy gibi yerlerde görülürdü. Yine de Subaru şu anda kendi normallerinin geçerli olmadığı başka bir dünyada, yabancı bir ülkede olduğu için, bu insanlar tarafından benimsenen çok gerçek bir inanç olabilirdi.
Ancak Abel, Subaru’nun sözlerine gülüp geçerek,
Abel: “Sakin ol. Onlar evlatlarını seçerler. ——Onları kandırmak için yalan söyleyen birinin çocuğu bir utanç kaynağı olur. Böyle bir dölü arzulamazlar, diye düşünüyorum.”
Subaru: “…Yalan mı?”
Abel’in beyanını kabul eden Subaru, beceriksiz açıklama teşebbüsüne lanetler okudu.
Mizelda ve diğer Shudraqların Subaru’ya inanmama sebebi kısmen sabırsızlığı, kısmen de argümanının güçsüzlüğüydü.
Karşı tarafın özellikleri ve gururunun kaynağı anlaşılmazsa samimiyet ve ciddiyetle dolu bir argüman bile hakaret veya fiziksel saldırıdan farksız olurdu. Yaşananlar da bunun örneğiydi.
Subaru: “Ama, ben yalan söylemedim ki. İmparatorluk askerleri Shudraq Halkını hedef alıyor. Ve…”
Abel: “Ve?..”
Subaru: “Son çare olarak… Aslında, hayır. İlk çare olarak her yeri ateşe verecekler.”
Subaru’nun bu beyanıyla birlikte Abel ilk defa sessizce nefesini tuttu.
Alevler içerisindeki orman, Todd’un ormanda gezen Cadı Canavarını öğrenişinden sonra meydana gelmişti. Geçen sefer İmparatorluk Ordusu sadece Subaru’nun ifadesine dayanarak Buddheim Ormanını yakmayı seçmişti.
Cadı Canavarının varlığını bizzat teyit ettikleri durumdaysa ormanın yakılmasından kaçınmak epey zor olacaktı.
Subaru: “…Gerçi Todd ve diğerleri ortadan kaldırıldıysa işler değişir.”
Cadı Canavarını kışkırtmaya karar verdikten sonra bu olasılığı değerlendirmişti.
Potansiyel olarak ölümcül bir düşmanı çağırmak, dolaylı cinayetle eşdeğerdi. Subaru, bunu bile bile yem planına devam etmişti. Yani insanlar gerçekten ölmüş olabilirdi.
Bunu düşündüğü anda göğsüne bir ağırlık çöktü. Ve kalbi sıkışmışçasına bir acı duydu.
Yine de bu cinayetler yüzünden hayatı boyunca taşıyacağı suçluluk ve tiksintiyi bir kenara bırakarak daha önemli olan bir başka noktaya odaklandı—— Todd ve diğerleri -büyük ihtimalle- tamamen ortadan kaldırılmamıştı.
Subaru: “————”
Todd’un grubu, Cadı Canavarlarıyla savaşmak konusunda hiç tecrübesi olmayan yirmiye yakın güçlü adamdan oluşuyordu.
Yine de Todd’un karar verme kabiliyeti ve Cemal’in şaşırtıcı özgüveni hesaba katılınca Subaru’nun o tek Yılan Cadı Canavarının tüm grubu yok etmesini umması imkânsız bir hâl alıyordu.
Doğal olarak Todd’un grubunun kurtulup ormandan kampa geri çekilmekte olduğuna inanmak daha makuldü.
Kampa geri döndüklerinde de Subaru’nun ihanetini ve Cadı Canavarının varlığını rapor edeceklerdi. Duruma bağlı olarak Subaru’nun Shudraq Halkından olduğuna ve Shudraqların onlara karşı saldırıya geçtiğine inanma ihtimalleri de olacaktı.
Eğer bu gerçekleşirse, geçen sefer olanlar tekrar edecekti. Zayiatı minimumda tutmak isteyen İmparatorluk Askerleri, hiç tereddüt etmeden ormanı ateşe verecekti. ——Hiç şüphesiz ki tüm Shudraq Halkı cayır cayır yanacaktı.
Abel: “——O gözlerindeki bakış da neyin nesi?”
Subaru: “Yok bir şey…”
Abel, Subaru’nun bakışlarına yorum yaptı. Subaru’ysa hemen gözlerini kaçırdı ama hâlâ Abel’in son döngüdeki kaderini düşünmekle meşguldü.
Büyük ihtimalle Abel bir önceki döngüde de benzer şekilde Shudraq Halkı tarafından esir alınmıştı. Ve bu şartlar altında, ormanın ateşe verildiği hesaba katılınca, onlarla birlikte alevler arasında ölmüştü.
Shudraq Halkının esir denilebilecek birini o cehennemden kaçırmaya uğraşacağını düşünmek zordu. Yani en kötü senaryoyla vaktinde kafesinden bile çıkamayıp yanarak can vermiş olmalıydı.
Durum buysa——
Subaru: “——Shudraq Halkı, Abel. Resmen hepsini öldürdüm.”
Kendi hayatı, Rem’in hayatı, Abel’in hayatı ve Shudraq Halkının hayatları. Subaru, hiçbirini yitirmek istemiyordu.
İşte bu yüzden ayağa kalkacak ve içerisinde bulunduğu çıkmazdan kurtulmanın bir yolunu bulacaktı.
Abel: “İşe yaramayacağını anlamıyor musun? Senin gücünde biri için bir açıklık bırakacak kadar yetersiz bir grup değiller. Hele de bu kadar yaralıyken bir şey yapman imkânsız. Neden tek bir kadın için kendini bu kadar yıpratıyorsun?”
Abel, hâlâ bir gayretle direnen ve parmaklıkları zorlamayı sürdüren Subaru’ya öfkeyle böyle söyledi.
Bu kelimelerse Subaru’nun içerisinde bir ateş yaktı.
Subaru: “O benim gözümde tek bir kadından ibaret değil. Bu tabir onu tarif etmenin yakınına bile yaklaşamaz. Onun yeri doldurulamaz. Rem, tek ve biricik, başka bir Rem olamaz.”
Abel: “————”
Subaru: “Ve sen. Sürekli bana sataşacak kadar vaktin var mı gerçekten? Neden burada olduğunu bilmiyorum ama yakalandıktan sonra “Tamamdır, işim bitti, benden bu kadar” dememişsindir herhâlde?”
Abel, ilk karşılaşmalarında gizlilik pelerinine bürünmüştü ve ormana bir görev yerine getirmek için gelmiş gibi bir hâli vardı. Durum böyle olmasa bile bir başkasına kolayca bıçağını verebilecek bir tipti. Ve Todd’a göre o bıçak yalnızca bir İmparatorun hediye edebileceği cinstendi.
Yani Abel’in ortada hiçbir sebep olmaksızın orada bulunduğunu hayal etmek zor, hatta düpedüz inanılmaz olurdu.
Subaru: “Orada, soğuk zeminde oturarak ne yapmaya çalışıyorsun?”
Abel: “——Yalnızca bir fırsat bekliyordum.”
Abel, Subaru’nun sorusunu ölümcül bir sessizlikle yanıtladı.
Bu karşılığı, önceki kışkırtıcı ve alaylı yorumlarından farklıydı. Daha değişik bir ses tonuna bürünmüştü, gerçek hislerini kelimelere döküyor gibiydi.
Subaru: “Bir fırsat mı bekliyorsun? Yani, şans gibi mi? Ne şansı bekliyorsun ki…”
Abel: “Bahsettiğin bu şansla ne kastettiğini bilmiyorum ama parçaların yerine oturmasını bekliyordum. Onlar örgütlenene dek gerçekleştireceğim gereksiz her eylem yalnızca suları bulandırır. Bu yüzden gözlemlemek zorundayım. Aslına bakarsan ormanın dışındaki grubun ilk hamleyi yapmasının doğru olacağına inanıyordum ama…”
Subaru: “————”
Abel: “Bu ormanı yakmaya razı olacaklarsa sonsuza dek burada oturup kalamam.”
Diyen Abel, bağladığı kollarını çözerek yavaşça ayaklandı.
Onun uzun ve ince bedenine bakan Subaru’ysa sözlerinin doğurduğu şaşkınlıkla kaskatı kesildi.
Abel: “Mesele nedir? O sersemlemiş surat ifadesi, bana sergilediğin bu ifade çok saygısızca.”
Subaru: “Say-saygısızcayı bilmem ama… Sen, söylediklerime inandın mı? Çünkü, Shudraq Halkı…”
Abel: “Söylediklerine inanmadım. Gururlarını kirlettin, büyük bir saygı besledikleri asırlık sözlerini hiçe saydın, hiçbir anlamı olmadığını söyledin. Gerçekten benzeri görülmeyecek kötülükte bir müzakereydi.”
Subaru: “Uguu…u”
Subaru, seçtiği kelimeleri hiçbir şekilde savunamayacağını biliyordu, bu yüzden Abel’in değerlendirilmesiyle yerden yere vurulmaktan başka şansı yoktu.
Onun kaşları çatılırken de Abel, “Ama…” diyerek konuşmasına devam etti. Ve sonra da maskesinin ardından, kafasını kaldırmış olan Subaru’ya bakarak——
Abel: “Ben Shudraqların bir parçası değilim. Onların gururları ve anlamlı kontratları beni ilgilendirmez. Gereken şey, tüm yalanlardan arınmış şekilde ortaya çıkarılmış bir gerçek.”
Subaru: “…Peki yalan söylüyorsam ne yapacaksın?”
Abel: “Çok açık. ——Bedelini canınla ödeyeceksin.”
Sözleri ağırdı, ölümden şaka yollu bahsedenlerle arasında bariz bir ayrım vardı.
Abel, Subaru’ya tüm ciddiyetiyle, yanlış bir şey yaptığı takdirde canını vermesi gerekeceğini söylüyordu. Bu ne bir oyun ne de bir hevesle söylenmiş bir şeydi, Subaru’nun sahici kararlılığını test etmeye yönelik bir sahneydi.
Abel’den bu hissi alan Subaru, istemsizce sırtını dikleştirdi.
Ve farkına bile varmadan parmaklıkları dövmeyi bırakarak hemen önündeki Abel’le göz göze geldi. Subaru’nun kara gözlerinin içine bakan Abel’in delici ışıltılar taşıyan gözlerinin barındırdığı tehditkâr bakış yoğunlaştı.
Abel: “Ağzından çıkacak her bir kelimeyi özenle seçmek zorundasın, Natsuki Subaru. ——Kurtarmayı arzuladığın şey uğruna her şeyi feda edecek kararlılığa sahip misin?”
Subaru: “————”
Sorusu gayet açıktı, cevap verme konusundaki herhangi bir tereddüt veya yalan karşısındaysa affı olmayacaktı.
Subaru bu soruyu gerçekle kurguyu iç içe geçirerek yanıtlarsa ölü bir adam olurdu. Evet, Abel denen adamın sesinde Subaru’nun ona güvenmesini sağlayacak yeterlilikte, belirgin bir güç vardı.
Bu yüzden Abel’in sorusunu tüm içtenliğiyle karşıladı.
Geri kalan her şeyi feda etme pahasına kurtarmak istediği şeyi kurtaracak kararlılığa sahip miydi?
Bu soruya vereceği yanıt——
Subaru: “——Böyle bir kararlılığa sahip değilim.”
Abel: “————”
Subaru: “Tek önerebileceğim şey kendimim. ——Yalnızca bu yeterli gelirse, her şeyimi ortaya koyabilirim.”
Subaru, bıçaklanan sağ kolu yerine sol elinin kırık parmaklarını göğsüne koyarak Abel’in sorusunu bu şekilde yanıtladı.
Abel’in sorusuna vermiş olduğu, en ufak bir sahtekârlık içermeyen yanıt buydu.
Ona geri kalan her şeyi ve herkesi feda etmesi söylenirse bunu kabullenmesi asla mümkün olmazdı.
Bu dünyada bunu yapamayacağı kadar çok kıymetlisi ve henüz tanık olmadığı pek çok parlak şey vardı.
İşte bu yüzden——
Abel: “Cüretkâr bir cevaptı, seni sinir bozucu şakacı şey.”
Subaru: “————”
Abel: “Ama yalan söylemedin. Bu yüzden yakılıp kül edilmeyeceksin.”
Subaru, Abel’in verdiği yanıtı duymasının ardından verdiği tepkiyle hayatının bağışlanmış olduğunu fark etti.
Hayatının Abel’in avuçlarında olduğunu anladığı andaysa tüm bedeninden soğuk terler dökmeye başladı.
Subaru’nun daha önce çayırlıktaki ilk karşılaşmalarında da değerlendiği üzere Abel, olağanüstü güçte değildi.
Maskeli adamı, geçmişten bugüne gördüğü güçlü kişilerle kıyasladığında gücü, sıradan insan sınırlarının ötesine geçmiyordu. Ama bu düşüncesine rağmen ölümden kıl payı kurtulduğunu hissediyordu.
Abel’in içinde saf fiziksel güce veya kılıç becerilerine benzemeyen bir güç yatıyordu. Subaru böyle düşünüyordu.
Abel: “Öyleyse, bu bize zaman kazandıracaktır. ——Hey, sen. Oradaki kız.”
???: “Ukyan!?”
Hayatı bağışlandığı için ağır terler döken Subaru’yu yok sayan Abel, ansızın başka birine seslendi. Ve aynı saniyede ses tonuna tepki olarak gölgelerin arasından ufak bir çığlık yükseldi.
Şaşkınlık içerisinde etrafına dönen Subaru, Abel’in görüş açısındaki bir ağacın gölgesinden utangaç bir şekilde onları izleyen bir kız gördü.
Saçlarının ucu pembeye boyanmış olan kız, Subaru ve Abel’in bakışlarından telaşla kaçmaya çalışsa da——
Abel: “Kaçarsan fırsatı yitirirsin, küçük kız. Niyetinin bu olmadığına eminim.”
Kız: “Ough…”
Abel’in alt ettiği kız, hafifçe homurdandı. Ve utangaç bir yüz ifadesiyle, neşesiz adımlarla yaklaştı.
Sonra da dudakları titreyerek, “Uu, Uu…”
Kız: “Mii’ye erkekleri dinlememesi söylendi. Ama Uu merak ediyor. Seni merak ediyor.”
Subaru: “…Beni mi?”
Kendisine “Uu” diye hitap eden kız, bu sözlerle birlikte bir parmağıyla Subaru’yu işaret etti. Merak uyandırdığına dair beklenmedik bir bilgi edinen Subaru’nun gözleri irileşirken de genç kız, başıyla onay verdi.
Kız: “Sen elinden geleni yapıyordun. Başımız dertte. Ama Mii seni dinlemeyecek.”
Subaru: “Ah…”
Kız: “Neden bu kadar çabalıyordun? Bizimle hiçbir ilişkin yok ki.”
Neden onlarla hiçbir ilişkisi olmamasına rağmen müdahale ediyordu?
Bir an için Subaru’nun nefesi kesildi ve her işe burnunu sokuşundan mı bahsediliyor diye meraklandı. Ama kızın sözleri bu amaca hitap ediyormuş gibi görünmüyordu. Gerçekten de merak ediyordu.
Subaru neden yalnızca kendisi için değil, Shudraq Halkı için de çaresizce çabalıyordu?
Bu sorunun yanıtı Subaru’nun kendisinde bile yoktu, ama——
Subaru: “…Sanırım, yüzünde öyle bir ifade olmasını istemiyorum.”
Kız: “——?”
Subaru: “Senin… nefrete yenik düşmeni, düşmanlarından tiksinme hissini tatmanı istemiyorum.”
Rakibini zehirli bir okla vuran kız, onun sonuyla buluşmasını nefret dolu gözlerle izlemişti.
O kızı o noktaya iten ekstrem olayların doğurduğu suçluluk duygusu da genç kızın nefreti de Subaru’nun zihninde hâlâ tazeydi. İçinde yükselip fırıl fırıl dönüyorlardı. Dikenlere dönüşerek Subaru’ya acı çektiriyorlardı.
Bu acılar… üst üste yığılmamalıydı. Asla tekrarlanmamalıydı.
Ölümden Dönmemekten daha iyi bir şey olamazdı.
Ama hayatını kaybederek yeniden başlaması gereken bir dünyada ilişkili olduğu kişileri daha iyi bir yola sokması mümkünse——
Subaru: “Galiba… tüm gücümle çabalama amacım burada yatıyor.”
Kız: “…Uu anlamıyor.”
Yanıtını duymuş olmasına rağmen gerçekte ne kastettiği kıza aktarılamamıştı. Bu da çok doğaldı. Ölümden Dönüşü bilmeyen biriyle konuşursa elbette ki hiçbir şey anlamazlardı.
Ve Subaru da onun bunu anlamasını sağlamayı düşünmüyordu. Böyle bir gerçekliğin var olduğunu bilmek, kızın hayatına gereksiz bir ekleme olurdu.
Abel: “——Tatmin oldun mu? Uzun bir sohbete ayıracak vaktimiz olmaması ikimizin ortak noktasıdır herhâlde.”
Subaru: “E… evet, pardon.”
Subaru’yla kız arasındaki konuşmaya hiç ilgi duymayan Abel, tereddüt etmeden konuşmalarını böldü.
Yüzünü kıza döndüğündeyse genç kız, belki de Subaru’nun az önce hissettiği baskının aynısını algılayıp gerilerek karşılık verdi.
Abel: “Seninle boş konuşmalar yapmayı planlamıyorum, küçük kız. Az önceki kadın… Mizelda’ydı, değil mi? Onu getir. Kabile Reisi o, değil mi?”
Kız: “Mii? Mii’yle ne konuşacaksın?”
Abel: “Önemsiz bir şey. Yalnızca bir önerim olacak.”
KIz: “Öneri mi?”
Kafalarını kaldıran Subaru ve genç kızın bakışlarıyla karşılaşan Abel, başını uzun uzun salladı.
Ve sonra da maskesinin altından anlaşılamayacak olsa da tam da Subaru’nun beklediği üzere gülümseyerek,
Abel: “——Ona Yaşam Kaynağı Ritüelini gerçekleştireceğimizi söyle. Onları ikna etmenin en hızlı yolu bu.”
Öylece bu cümleleri kuruverdi.
#Abel’in nasıl bir karakter olduğunu çok merak ediyorum, bir olayı varmış gibi duruyor. Bu arada bu ritüel de nereden çıktı, neyin nesi acaba? Yine merak uyandırıcı şeyler oluyor. Öyleyse okumaya devam!

