Bildirimler Tümünü Okundu Say
Bildirimleri görmek için giriş yapın.
Ana Sayfa / Ana Hikâye/ Kısım VII, Bölüm 8 – “İsim”

Kısım VII, Bölüm 8 – “İsim”

1 Nisan 2023 925Okunma 60 dk okuma

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Çevirmen: Clumsy

Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

???: “Subaru, geeerçekten arı gibi çalışkansın, değil mi?”

Subaru: “Ha, gerçekten mi?”

Gümüşi bir çan sesiyle övülen Subaru’nun burun delikleri kabarmıştı.

Bir kova suya batırıp çıkarttığı bezi sıkmayı yeni bitirmiş bir şekilde hevesle yerleri siler, konukların kullandığı odayı temizlemekle meşgul olurken sesin sahibi olan Emilia, orada belirivermişti.

Ve parmaklarını uzun, gümüş saçlarının arasından geçirip gelişigüzel bir kafa sallayışıyla,

Emilia: “Hı hı. Daha yeni iyileştin ve çoktan çalışmaya başlamışsın bile. Hâlbuki Cadı Canavarlarıyla yaşanan o kargaşanın üzerinden hiç vakit geçmedi. Bu beni gerçekten hazırlıksız yakaladı.”

Subaru: “Hehe, önemli bir şey değil canım… Yo, bir saniye!? Yoksa bana ders veriyor, iyileşme sürecindekilerin böyle bir şey yapmaması gerektiğini mi söylüyorsun!?”

Emilia: “Hah, niyetim bu değildi… Ama şimdi sen söyleyince düşündüm de haklısın galiba. Böyle bir şey yaşayamayız, Subaru. Senin daha çok dinlenmen gerekiyor.”

Subaru: “Ghaa, kendi topuğuma sıktım.”

Subaru, iltifatı doğal karşılayıp mesele yapmasaydım çok daha iyi olacaktı diye düşünerek bu kadar anlam yüklemiş olmasından pişmanlık duydu.

Ama o sırada, daha bu konu üzerine pek kafa yorma fırsatı bulamadan, Emilia’nın omzundan sohbete üçüncü bir ses katıldı. Ve Emilia’nın gümüş saçlarının arasından gri bir kedi fırladı.

Puck: “Fufufu, amma uzun sürdü, Subaru. Ben de burada durmuş, Lia’nın birkaç içten iltifat etmesine izin verirsem sen satır aralarını okuyup fazlasıyla derinlere dalarsın diye düşünüyordum. Ve tam da niyetlendiğim gibi oldu.”

Subaru: “Puck, seni küçük… Bu dolambaçlı hileler de neyin nesi! Ne halt istiyorsun!?”

Puck: “Heh, bariz değil mi? Ben kaypak bir kedi ruhuyum, sebep bu. Mizacım gereği yaramazım, tatlılığım ve tüylülüğümle insanların kalplerini kazanıp onları yanlış yola saptırıyorum… Miyavmiyavmiyav!”

Emilia: “Tanrım, hadi ama Puck, yine tuhaf şeyler söylüyorsun. Subaru’yu sıkboğaz etmeyi bırak.”

Küçük kedi ruhunun yüzüne epey adi bir ifade yerleşmişti, fakat kötülüklerine dair itirafının ortasına ulaştığında kulağı Emilia tarafından çimdiklenince mağlup oldu. Ve Emilia, Puck hâlâ kulağından asılı hâlde elinden sarkarken Subaru’dan özür diledi.

Emilia: “Affedersin, yalnızca çalışmaya bir mola vermiştim ve malikânede dolaşıyordum, o sırada Puck seni bulduğunu söyleyince ben de…”

Subaru: “Oh, yo, hiç sorun değil. Bana kalırsa günümün ne kadar çok saniyesi seninle geçerse o kadar iyi, Emilia-tan. O yüzden bunu tasarladığı için Puck’a teşekkür ediyor olmalıyım.”

Emilia: “Öyle mi? Gerçekten anlayamadım ama öfkelenmediğine sevindim, içim rahatladı.”

Subaru: “Yani beni anlamadı! Hem de utanç verici bir açıklıkla söylemiş olmama rağmen!?”

Subaru’nun şikâyetlerini dinleyen Emilia’nın yüzündeki gülümseme silinip kaşları çatıldı, sonra da aklı karışarak kafasını kaldırdı.

Subaru’nun söyledikleri ona olan düşkünlüğünden doğsa da maalesef, Emilia’ya adamakıllı ulaşabilmiş gibi görünmüyordu. Yani daha ileri gitmek istiyorsa daha da açık olmaktan başka çaresi yoktu.

Subaru: “Ona söylemek için uygun durumu, ruh hâlini ve doğru günü seçmek istemek, tüm bunlar genç bir adamın eğiliminin bir parçası işte…”

Puck: “Gece vaktini tavsiye ederim, aksi takdirde, yani uyanık olursam kesinlikle yoluna çıkarım.”

Subaru: “Bakıyorum da dimdik duran ebeveyn tarafını giderek daha da çok gösteriyorsun.”

Bu nesildeki babaların kızlarının ilişki yaşamasına karşı çıkması sıklıkla rastlanan bir şeydi, bununla birlikte Subaru, farklı bir dünyadan gelmiş bir tüy yumağı olmasına rağmen Puck’ın da aynı durumda olduğunu tek bakışta anlayabiliyordu.

O sitem edici bakışlar atarken ise Puck, hâlâ Emilia’nın omzuna tünemiş şekilde göğsünü kabartmakla meşguldü.

Puck: “Elbette ki Lia’nın tatlılığı hesaba katılınca ona yaklaşan sineklerin sayısı çizgiyi aşıyor. Ben onları uzaklaştırmak için gayret etmezsem sonları gelmez, haksız mıyım?”

Subaru: “Oh yo, ben yalnızca o sineklerden birini önceden seçmenin faydalı olabileceğini düşünmüştüm.”

Puck: “Böylesine çirkin gözlü olanları pas geçeceğim. Ayrıca herhangi bir sineğin Lia’ya yaklaşmasına izin vermem tuhaf olur. Aşağı yukarı bin yılımı alsa bile Lia’ya uygun bir talip arayacağım.”

Subaru: “Bu ölçek efsanevi düzeyde oldu!”

Sevgi dolu bir baba konseptini fazla ileri taşımış olsa da bir yarı elf ve ruh ikilisi olmaları gereği gerçekten de bin yıla yakın bekleyebilecek olma ihtimalleri vardı.

Ama maalesef Subaru bir insandı, böyle bir büyüklükle aşık atamazdı.

Subaru: “Sanırım gerçekten gayret edersem 120’yi görebilirim…”

Emilia: “?.. Neden bahsediyorsun?”

Subaru: “Oh, yaşam süremden bahsediyordum.”

Emilia: “Yaşam süren mi… Yapma şunu Subaru, bu çok tuhaf. Sen hâlâ genceciksin, bu tarz şeylerden endişe duymak için henüz çok erken.”

Subaru: “Ehh, hangi açıdan baktığına göre değişir…”

Emilia bir elini ağzına götürüp kıkırtısını bastırdı, sonra da olabilecek en komik şakayı işitmişçesine bir kahkaha patlattı. 

Subaru’ysa zoraki bir gülümsemeyle karşılık verdi, yine de içindeki adam, daima aklında olan kızın gülümsediğini gördüğüne sevindi. İşler karmaşıktı ama her şeyin bir zamanı vardı ve Emilia’nın bunu fark etmesine ihtiyaç duyuyordu.

Subaru: “En azından bana çocuk muamelesi yaptıkları sürece ringe çıkmama gerek olmayacak.”

Puck: “Epey iyi bir tavır, ha, Subaru. Doğru, şu anda yapman gereken ilk şey, bir yetişkin gibi iki ayağının üzerinde durmak. Bunu yapamazsan evime ayak basmana izin vermem.”

Emilia: “Burası Roswaal’ın malikânesi değil mi? Ayak basmasına izin vermemek de ne demek oluyor?”

Emilia, kısa kollarını sessiz bir kararlılıkla bağlamış olan Subaru’yu dinleyen Puck’a bu soruları yöneltti.

Her şeye rağmen, Puck’ın söylediklerini işittikten sonra bile Subaru’nun cesareti kırılmamıştı. Yapılması gereken kararlaştırıldıysa artık geriye kalan tek şey, hedefine ulaşmak konusunda kendisine bir kestirme yol çizmekti.

Subaru: “Heh, bana baksana, Puck. Gördüğün gibi ben her gün aynı şeyi defalarca tekrar etmekten çekinmeyen biriyim. Bir oyunda seviye atlarmış gibi yani!”

Puck: “Puahaha, aptal insan. Öyleyse bana yalnızca çenesi çalışan bir çaylak olmadığını kanıtla. Prensesle birlikte kalenin en iç kısmında bekliyor olacağım. Hadi gidelim, Prenses!”

Emilia: “Beni mi kastettin? Hmph, ama ben Kral olmayı hedefliyorum, Prenses değil.”

Subaru ve Puck ikilisi etraflarındaki hiç kimseyi umursamadan gaza gelirken Emilia, elindeki bezi sıkıp kurutmakla meşgul olan Subaru’ya gülümsedi. İkilinin çelişen tavırlarıyla uğraşmasına rağmen olan buydu.

Emilia: “Her hâlükârda sen elinden gelenin en iyisini yap. Her şeyini ortaya koyarsan bunu fark eden biri mutlaka olacaktır.”

Subaru: “Ama ben rastgele birindense Emilia-tan’ın fark etmesini isterim…”

Emilia: “Evet, evet, anlıyorum. Sürekli seni izleyemeyecek olsam da sık sık uğrayacağım. Ayrıca…”

Diyen Emilia, kaşlarını hafiften indirdi ve cümlesinin ortasında duraksadı. Sonra da devam etmesini bekleyen Subaru’ya dönüp yüzüne yerleşen çekici gülümsemeyle,

Emilia: “Çabalarını en çok gören kişi sensin, öyle değil mi? İşte bu yüzden, kendini hayal kırıklığına uğratmamak için her şeyini ortaya koymak zorundasın.”

İşte böylece, çaba harcamanın ne demek olduğu konusunda taşı gediğine oturtarak Subaru’nun ona bir kez daha âşık olmasını sağladı.

△▼△▼△▼△

Subaru: “Ah dostum, Emilia’ya yeniden âşık olduğum o anı hatırladım şimdi… Yine de işler zorlaşıyor.”

Subaru, karman çorman çadıra bakınarak kafasını kaşıdı.

Kendisini Volakiya İmparatorluğu askerleri kampının bir esiri olarak bulmuştu; orada da köye gidecek bir tedarik kamyonunun gelişini beklerken tuhaf işlere atanmıştı.

Subaru, kımıldayamayan Rem’in ve otlakçı Rui’nin yerine kendini “emeksiz yemek yok” mantrasına adamıştı. Bu yüzden Todd ve diğer İmparatorluk fertlerine yardım etmekten yana hiç tereddüdü yoktu, sonuçta kendisine yiyecek ve barınak sağlıyor, ayrıca yaralarını iyileştiriyorlardı.

Yine de…

Subaru: “Ne olursa olsun kendimi hazırlayıp geliştirmeliyim.”

Subaru, artık tamamen yere dağılmış olan malzemeleri paketlerine yerleştirirken bu şekilde mırıldandı.

Tabii ki ne kadar düzensiz ve vahşi olsalar da bu askerlerin, kendilerine ön saflarda yardımı dokunacak şeyleri “kafalarına göre”, düzensiz bir şekilde depolamalarının imkânı yoktu.

Sonuçta Subaru geçen gün bu çadırdaki malzemeleri büyük bir çabayla düzene koymuştu. Yeniden bu kargaşayla karşı karşıya olmasınınsa tek bir sebebi vardı.

Subaru: “Kötü ruhlu biri tarafından rahatsız ediliyorum…”

Rui: “Ahh.”

Subaru: “Oh, sanırım senin gece vakti sıvışıp bu kargaşayı yaratmış olman da mümkün. Gerçek, aşağılık yönünü göstermeyi düşünüyor musun artık, Günah Başpiskoposu?”

Rui: “Aah?”

Etrafa saçılan eşyaları toplamakla uğraşan Subaru, bu esnada kendisini izleyen Rui’ye gözlerini dikti.

Ancak Rui, kendi parmağını ısırarak belli belirsiz bir cevap vermekle yetindi. Hâlâ gerçek yüzünü göstermeye niyetli değilmiş gibi görünüyordu.

O yüzü sonsuza dek gizlediği takdirde Subaru’nun işine yarayacağı kesindi.

Subaru: “…Rem’in dünkü sözleri konusunda ne düşüneceğim hakkında hiçbir fikrim yok.”

Rui bu sabah da uyandığı andan itibaren Subaru’nun dibinden ayrılmamıştı.

Bacaklarının rehabilitasyonu için ayrıldıkları esnada Rem’in attığı sert bakış hâlâ Subaru’nun aklında tazeydi. Ama Subaru’nun bu şekilde takip edilmeyi can sıkıcı bulduğu düşünülünce mantıksız bir durumdu.

Her hâlükârda Subaru’nun ona zar zor da olsa katlanabilmesi için önceki güne kıyasla yeni bir sebebi daha olmuştu. Ve o sebep de Rem’in verdiği bilgiydi—— yani Rui’nin üzerinden Cadı’nın Kokusu alamadığı şeklindeki ifadesi.

Subaru: “————”

Subaru bugüne dek çok fazla düşünmemiş olsa da Cadı’nın Kokusu’nun sadece kendisinin sahip olduğu bir şey olma ihtimali epey düşüktü.

Hatta Rem’in Cadı Tarikatı üyeleriyle karşılaştığı sıralarda bu kelimeleri kullandığını anımsıyordu. Önderliğindeki Cadı Tarikatı üyeleriyle birlikte gelen Petelgeuse karşısında da aynı tepkiyi vermiş olmalıydı.

Bu bağlamda Subaru’nun miasmasının her Ölümden Dönüşte daha da kuvvetlenmesi, aralarının iyi olduğu dönemde bile Rem’e tuhaf gelen bir şeydi.

Subaru: “Miasmamın gücü zaman zaman işe yarıyor… Mesela Ulugarum ve Beyaz Balina karşısında olduğu gibi. Ama neticede çok fazla talihsizliğe yol açan bir şey.”

Miasmanın iş gördüğü zamanlar olmuş olsa da an itibarıyla tek etkisi Rem’in sinirini bozacak bir sebep teşkil etmekti. Bu nedenle Subaru’nun miasmaya biçtiği değer, yerin dibindeydi.

Ve ne kadar bu konu üzerine düşünmeye çalışsa da…

Subaru: “O Cadı Tarikatı şahıslarının… ve Günah Başpiskoposlarının miasmayla bir ilişkisi olmaması hayatta mümkün olamaz.”

Subaru’nun vardığı sonuç buydu.

Miasmanın sebepleri ve ince detaylarıyla ilgili hiçbir bilgisi olmasa da bunu yalnızca masaya yatırılan bir teori şeklinde tarif edebilirdi. Buna rağmen konuşmakta zorlandığı bir şeydi.

Günah Başpiskoposları ve Cadı arasındaki bağlantı açık ve net ortadaydı. Tarikat üyeleri özlerinde kötülüğün dışavurumuydu.

Yine de…

Subaru: “Ne kadar çelişkili olsa da miasma yaymayan kişilerin Cadı Tarikatıyla ilişkili olmadığını varsayabilir miyiz gerçekten? Yani, bu kız burnumun dibindeyken, bu gerçek olabilir mi?”

Rui: “Avooh?”

Bu konu hakkında kara kara düşünen Subaru’nun yanındaki Rui, yüzünde boş bir ifadeyle inlemekle yetindi.

Ve iç çeken Subaru, doğrularak çadırı toparlamaya koyuldu.

Dik konuma getirdiği aletler devrilmiş, üst üste dizdiği koliler açılmış ve içindekiler etrafa saçılmıştı.

Bu tam da bir çocuğun yapacağı işe benziyordu.

Subaru: “Neyse, bu rahatsızlığın sıra dışı bir şey olmaması gerektiğini tahmin ediyorum…”

Aslına bakarsanız düzenlediği çadırların bu hâlde olmasının sebebi Rui’nin sıvışması değildi. Büyük ihtimalle Subaru’yu rahatsız edip işine çomak sokan kişi, kamptaki başka bir bireydi.

Elbette ki İmparatorluk kampının bir üyesi olarak Todd dışında kişilerle de irtibata geçmişti. Ve çoğunun takındığı tavrı dostane şeklinde tanımlamakta zorlanıyordu.

Bu bağlamda durum tam da Todd’un söylediği gibiydi; burada tuhaf olan oydu.

Subaru: “Yine de ansızın pataklanmaktan veya ayakkabı yemeye zorlanmaktan çok daha iyidir tabii.”

Yüksek sesle dile getirecek olsaydı, mutluluk ve normallik konusundaki standartlarının darbe aldığını gerçekten de inkâr edemezdi. Ama bu denli acı bir karşılanma yaşamadığı için işlerin daha kolay olduğunu söyleyebilirdi.

Kabullenmekten nefret etse de Subaru, dışlanmaya ve sevilmemeye alışkındı.

Lisedeki ilk sahneye çıkma mücadelesinde büyük bir gaf yapıp iki yıl boyunca herkesten koparılmış değildi. Asla kendiliğinden zorbalığa uğramamıştı ama etrafındaki havanın burukluğuyla baş etme konusunda bir profesyoneldi.  

Şimdi düşününce, lisesindeki sınıf arkadaşları epey iyi insanlar olmalıydı.

Subaru’ya orada değilmiş gibi davransalar da onu taciz etmiş veya onun acı çekmesinden keyif almışlar gibi gelmemişti.

Subaru: “Umarım öteki taraftaki siz iyi kalpli insanların hayatları yolunda gidiyordur. Bana o broşürleri vermek için elinden geleni yapan Inahata-kun gibi insanların büyük işler başarması hoşuma giderdi.”

Subaru, sınıf arkadaşlarıyla ilgili belli belirsiz anıları üzerine düşünürken çadırı düzenleme işini önceki güne kıyasla daha hızlı şekilde ama aynı kalitede hallediyordu.

Doldurulmuş bir çukuru tekrar kazmaya çalışıyor gibiydi. Yani bugün yaptığı işle, etki negatife dönüyordu.

Emilia’nın zamanında söylediği şeyi, yani en kötü ihtimalle kendisi olsa bile birinin mutlaka emeklerini göreceği düşüncesini kullanmak istiyordu. Onlardan destek almak istiyordu. Ama gelin görün ki…

Subaru: “Şu anda beni izleyen tek kişi sen olunca kendimi gaza getirmem mümkün olmuyor. İzleyen kişi Rem olsaydı ruh hâlim bambaşka olurdu, ama…”

Rui: “Ooh, uvaa!”

Rui, onun öfkesinden dersini çıkarmışçasına bugün Subaru’nun işine çomak sokmuyordu. Subaru’nun bu sayede dışarı, sıradaki çadıra yöneldiği sıradaysa…

Subaru: “…Voaa!?”

Çadırdan çıkmasıyla ayağının bir şeylere takılması bir oldu ve yere yığıldı.

Refleks olarak elleriyle zemine bastırdığındaysa sağ eli fena olmasa da sol eli birazcık acıdı. İyileşme sürecinde olsa da Rem’in eserinin artçı etkileri henüz tamamen ortadan kalkmamıştı.

İşte bu nedenle acı içerisinde homurdanırken arkasına bakan Subaru,

???: “Heya, kedicik! Yerde sürünerek neler çeviriyorsun öyle?”

Subaru: “Sen…”

Subaru’nun gözleri şaşkınlıkla irileşti. Hemen önünde, çadırın girişinde, kaba görünümlü bir adam duruyordu.

Sağ gözünün üzerine bant takılmış, sakalları uzamaya başlamıştı ve görünümüyle hoyratlığın somut örneğiydi. Ve bu kampta Subaru’ya ayakkabısını yedirmiş olan herifin ta kendisiydi.

Doğru hatırlıyorsa Todd, onun adının…

Subaru: “Cemal olduğunu söylemişti, değ… Ghaaa!?”

Cemal: “Cemal-san diyeceksin. Sen de sana eşlik eden o kadınlar da saygıdan yoksunsunuz, ha. HEY.”

Adam, yani Cemal, Subaru’nun kendisine “san” ekiyle hitap etmediğini anladığı anda harekete geçti.

Ve Subaru’nun hâlâ bandajla sarılı ve askıları takılı sol elinin parmaklarına basıp yerde yatar hâldeyken topuklarıyla iyice bastırdı.

Parmaklarının ileri geri ittirilmesiyle birlikte de Subaru’nun eski acısı geri döndü. Ama buna direndi ve boğazından yükselen çığlığı bastırdı.

Rui: “Avuuu!”

Cemal: “Ha?”

Rui tam da o anda çığlığı basarak Cemal’in Subaru’nun eline bastıran ayağına yapıştı. Fazla kilolu değildi ve iri yapısı gereği Cemal’in kılını kımıldatamıyordu.

İşte bu pozisyonda Cemal, Rui’yi uzun saçlarından yakaladığı gibi zorla bacağından ayırdı.

Subaru: “Hey, o yalnızca bir çocuk!”

Olanları gören Subaru’ysa öfkeye kapılarak hiç düşünmeden bu şekilde bağırdı.

Onun şikâyetini işiten Cemal, nahoş bir şekilde kaşlarını çattı. Ve Rui’yi saçlarından tutup kaldırarak çığlık atmasına yol açtı.

Cemal: “Kim takar yalnızca bir çocuk olmasını? Duyduğum kadarıyla sen de bu çocuğa fena hâlde soğuk davranmıyor muydun? Bir anda fikrini değiştirmen de ne anlama geliyor?”

Subaru: “Öyle değ… Onu fazla tahrik edersen sonunda pişman olan sen olursun.”

Cemal: “Ne cüretle böyle bir şey söyleyebilirsin! Doğru düzgün bir bahane uydur bari.”

Diye homurdanan Cemal, kolunu sallayarak Rui’yi yere fırlattı. Yere düşen Rui ise öncesinde kavranmış olan saçlarını çekiştirip kafasını tuttu ve yaşlı gözlerini Cemal’e dikerek bir “Uuuh” sesi çıkarttı.

Tamamen dürüst olmak gerekirse, Cemal’in uyguladığı şiddetin Rui’yi eski hâline döndürecek bir tetikleyici olma ihtimali her daim mevcuttu. Subaru’nun ağzından dökülen şeyler tamamen bu amaca yönelik çaresizce kelimeler değildi.

Ama neyse ki Rui’nin acısı ve öfkesi, orijinal karakterini yeniden uyandırmaya hizmet edecekmiş gibi görünmüyordu. Gerçi bunun kimin için iyi olduğuna hükmetmek zordu.

Cemal: “Ne kadar terbiyesiz bir velet. Yo, sadece lanet olasıca velet değil. Senden de hoşlanmıyorum, o diğer kızdan da hoşlanmıyorum, hiçbirinizden hoşlanmıyorum!”

Subaru: “Guhooa!”

Cemal, bu sözleri söylerken öfkeye kapılarak Subaru’nun yanağını tekmeledi. Bu beklenmedik hamle yüzünden Subaru’nun ağzı açılırken sağlam darbe, bir dişinin çatlamasına yol açtı. Ve ağzından kanlar damlamaya başladı. Kan kokusu alır ve diline kan tadı yayılırken de bakışlarını Cemal’e çevirdi.

Subaru: “Ngghh… Sanırım Todd-san’ın kimliğimi doğruladığını ya da burada vakit geçirme izni aldığını söyleyebiliriz…”

Cemal: “Hmph, “Todd-san”, ha. Sana epey düşkün, değil mi? Son umut ışığın bu mu yani?”

Subaru: “————”

Cemal: “Üzgünüm ama benim rütbem o heriften daha yüksek. Talebini iyilik olsun diye dinledim ama ona itaat etmem için hiçbir sebep yok.”

Kaba bir sesle böyle söyleyen Cemal, bir kez daha Subaru’nun üzerine bastı. Subaru kafasını korumak için kıvrılsa da bu defa tekmeyi karnına yedi. Cemal’in botunun ucu yüzünden karnı çalkalansa ve darbe karşısında sızlansa da tekmelerin sonu gelmedi.

Cemal: “Öncelikle, senin o orospun iki adamımı yaraladı. Burada iş göremez hâle gelenlerin geri gönderilmesi gerekir. Talihsizliğe bakın. Ve o Todd piçi de bunu telafi etmek yerine… daha fazlasını yaptı.”

Subaru: “…çıh.”

Cemal: “O bıçağı taşıyor olmasaydın şuracıkta tüm uzuvlarını kopartırdım. Asker olmak zor iş, öyle değil mi?”

Israrlı tekmeleri de sözleri de sinir bozucuydu. Tek gözüyle göz göze gelmeden de amacı açıkça anlaşılıyordu.

Cemal’in amacı, Subaru’yu yaralamak değildi. Bundan öteydi.

Başlıca amacı, Subaru’yu kızdırıp karşı saldırıya geçmesi için kışkırtmaktı ve muhtemelen bu amaç uğruna kaba davranıyordu.

Cemal, Todd’un söylediklerini dinlemek zorunda olmadığını söylemişti ama ilk tekmesinde verdiği tepkiye bakılınca o sözleri tamamen göz ardı edemeyeceği anlaşılıyordu. Bu yüzden bir sebebe ihtiyaç duyuyordu. Yani Subaru’yu öldürmesini haklı çıkaracak bir sebebe.

Sadece bu da değil, Rem’e misilleme yapmak için de bir sebebi olsun istiyordu. İşte bu yüzden Subaru, onun kendisini kışkırtmasına izin vermeyecekti. Cemal bu acınası kininin hedefini Rem’e çevirmediği sürece sol elinin kırık parmakları iyice parçalansa ya da geri kalan parmakları da kırılsa bile galibiyet Subaru’nun olacaktı. İşte bu nedenle direnecek direnecek direnecek, direnecek——

???: “…Oi, orada ne yapıyorsun sen?”

Cemal: “Çıh.”

İşte tam da Subaru’nun direnme mücadelesinin ortasında Cemal’e hitap eden bir ses yükseldi. Cemal o saniyede dilini şaklatıp ayağını kaldırarak ağır ağır geri çekildi. Ve gürültülü adımlarla birlikte turuncu saçlı bir genç göründü.

Todd: “Kimsenin burada işi olmamasına rağmen gelen sesleri duyunca karşımda seni bulacağımı düşünmüştüm zaten.”

Cemal: “Oo, Todd teşrif etmiş. Aşırı korumacılıkta fazla ileri gitmiyor musun? O imparatorluk hançeri o kadar mı hoşuna gitti? Demek bu korkak sana satana dek ona yaltaklanacaksın, ha.”

Todd: “…Cemal.”

Gözünü kısan Cemal, Todd’u bu şekilde azarladı. İkisi arasında tehlikeli bir hava esse de gerginlik, Cemal’in “Susuyorum” deyişiyle sona erdi.

Ve Cemal, havayı tek başına dağıttıktan sonra daha az önceye dek tekmeliyor olduğu Subaru’ya bakarak,

Cemal: “Dersini aldıysan seni görebileceğim yerlerde ayaklarımın altına dolanmamaya çalış. Yeniden az önceki gibi düşecek olursan neler olur kim bilir? Hahahahaha!”

İşte böylece, Subaru’ya sergilediği olağanüstü şiddet gösterisini hiç umursamadan Todd’un yanından geçip gitti. Subaru da onu durdurmak için herhangi bir şey söylemedi. Şu anda dikkati yaralarına çekerse bunun tek etkisi Cemal’i aynı şekilde kışkırtmak olurdu.

Cemal’in sırtı görüş alanından silindiği andaysa bedenini yerden kaldırdı.

Subaru: “Ahh, kahretsin… of… O piçin, o kız tipli herifin bu kadar inatçı olmaya hiç hakkı yok. Yaptığı şey düpedüz şeytanlık…”

Rem’e kinlenmiş gibi görünse de özünde kötü bir kişiliğe sahipti, hepsi buydu. Her şeyden önce ilk saldırıya geçenin Rem olduğunu söylüyordu ama bunun nedeni hâlihazırda fazlasıyla stres altındayken Rem’i kışkırtması değil miydi?

Rem’in hiçbir anısı yokken kendisine uzatılan bir el konusunda yanlış bir sonuca varması gayet de mümkündü.

Subaru: “Ehh, Rem hiçbir şey bilmiyor, o yüzden elden bir şey gelmez.”

Rem konusunda nazik bir hükme varan Subaru, kanla karışık salyasını tükürerek yavaşça ayağa kalktı.

Todd: “Sen iyi misin? Cemal’e bulaşmak bahtsızlık tabii.”

Todd, durumu sallantıda olan Subaru’yu kaşları çatık hâlde selamladı. O yetişmemiş olsaydı Cemal’in saldırısı hâlâ devam ediyor olacaktı.

Subaru, onun bu müdahalesine minnettardı. Ama bu bir kenara bırakılırsa——

Subaru: “Ben iyiyim. Asıl önemlisi, Rem…”

Todd: “O genç kızdan bahsediyorsan yemek yapımına yardımcı oluyor. Oturarak yapılabilecek bir iş. Ayrıca Cemal göz önünde bir şey yapmayacaktır… herhâlde.”

Todd’un sözleri kesin bir kanıttan yoksun olduğu için Subaru’nun içi rahat edememişti. Ağzından kanlar sızarken bakışlarını sol eline kaydırdı. Desteği kaymış, bandajları çözülmüştü. Bir süreliğine iyileşmeye bırakılmış olması gereken parmaklarıysa yeniden nahoş bir renk almaya başlamıştı.

Todd: “Ahh… Hâl böyleyse yeniden ilgilenmem gerekecek sanırım. Cidden ama, şu Cemal yok mu!”

Subaru: “…O herif, nasıl biri?”

Todd: “Cemal mı? Benimle aynı zamanda asker oldu ve ondan başarılısı yok. Nispeten asil bir aileden geldiği için Üçüncü Sınıf Generalliğe terfi etmesi bir düşten ibaret değil… Ah, Üçüncü Sınıf Generalin ne demek olduğunu biliyor musun?”

Subaru: “Hayır, bilmiyorum tabii ki. Bir rütbe mi?”

Subaru kafasını sallarken Todd, başıyla onay verip “Anlıyorum” diyerek parmaklarını kaldırdı.

Açıkladığı kadarıyla Volakiya İmparatorluk Ordusunda “General” kelimesi, rütbe sıralamasının bir parçasıydı. Asker, Birinci Sınıf Er, Üçüncü Sınıf General, İkinci Sınıf General ve onun da ötesinde——

Todd: “Söz konusu Birinci Sınıf Generaller olduğunda bu imparatorlukta o denli olağanüstü yalnızca dokuz kişi bulunuyor. İmparatora doğrudan hizmet eden askerî personele Dokuz İlahi General deniliyor. Ehh, o kadar ileri gidince işler bir soy veya başarı meselesi olmaktan çıkıyor.”

Subaru: “Yetenek meselesi mi oluyor?”

Todd: “Aynen, durum bu. İşte bu yüzden Üçüncü Sınıf General, bizim gibi sıradan insanların hedefleyebileceği en yüksek rütbe.”

Hiç de acınası olmayan Todd’un hikâyesini dinleyen Subaru, Cemal’in az önceki tavırlarını düşündü.

“Generalin”, askeriyede subaylıkla aynı fonksiyonu sağlayan bir pozisyon olduğu anlaşılırken Cemal, pek de bu kapasiteye sahipmiş gibi görünmüyordu. Benmerkezci biriydi ve mizacı gereği empatiden yoksundu. Yetersiz bir üst düzey yetkili olacağını anlamak kolaydı.

Subaru: “Savaş alanında pek çok askerin arkalarından gelen bir okla vurulup öldüğünü söylerler. O herife bunu kendi ağzınla söylesen ya?”

Todd: “Bu abartı olur. Her neyse, artık tedavini yapalım mı?”

Subaru: “Bir iyilik isteyebilir miyim? …Tedaviden önce Rem’in yüzünü görmek isterim.”

Todd: “Amanın da amanın, kör kütük âşıksın anlaşılan… Zavallı kızcağız.”

Parmaklarındaki acıya rağmen önceliği, Rem’in güvende olduğunu teyit etmekti. Todd ise Subaru’nun bu tavrı karşısında omuz silkerek çadırın önünde top gibi kıvrılmış olan Rui’ye dikkat kesildi. 

Cemal’in çekiştirdiği saçlarını parmaklarına sarıyor ve bir canavar gibi hırlıyordu.

Todd: “Aldatıcı yüzün mizacına hiç uymuyor. Mücadele ruhu olan güçlü çocukları severim.”

Rui: “Aah!—— Ooh, aah!——”

Todd’un kahkaha sesine dönen Rui, karşılık verircesine uludu.

Ve Subaru’nun aklına “ondan hoşlandıysan senin olabilir” demek gelse de Rem’in kulağına ulaşmasını ve öfkelenmesini istemediği için çenesini kapalı tuttu. 

△▼△▼△▼△

Rem: “——O koku da ne, yine mi yaralandın sen?”

Subaru: “Oh… haberin var mıydı?”

Rem: “Evet. Çocuk izlediği için hakkında konuştuğumuz davranışları aklında tut lütfen.”

Rem, böyle söyleyerek öğle yemeğinde aynı masada buluşmuş olduğu Subaru’yu uyardı.

Subaru’ysa bu konunun bir kısmına katılamayacağını söylemek istese de ona karşı çıkmasının hiçbir anlamı olmayacağı için başını sallayıp onay verdi. Subaru’nun yanındaki Rui de onu taklit ederek aynısını yaptı.

Subaru, Cemal’in acımasızca zorbalığı ve Todd’un nazik yardım teklifiyle karşılaşmıştı. Rem’in güvende olduğunu teyit ettikten sonraysa ilkyardım çadırında tedavi görmüştü.

——Çadırda görevli kişiler yeniden Subaru’yu gördüklerine şok olsalar da bu meselenin icabına bakılmasının ardından Subaru, yeni bir çadırı temizlemeyi bitirmiş ve öğle yemeğinde Rem’le buluşmuştu.

Kamptaki öğle yemeği karne usulü olduğu için dağıtım istasyonunda bulunanların yaptıklarından belirli bir miktar toplanmış ve sırayla temizleme şeklinde bir sistem atanmıştı.

Ancak Rem yemeğin hazırlığı ve servisine yardımcı olsa da birer yabancı olarak görülmeleri nedeniyle Subaru’nun grubu en sona kalmıştı ve yedikleri yemekler büyük oranda artık görünümlüydü.

Subaru: “Ehh, buna lüks bir yaşam diyemeyiz. En tatmin edicisi olabildiğince çok yemek olurdu.”

Kendisinin ve Rem’in tabaklarını alıp ufak masaya yerleştiren Subaru böyle söyledi. Rui de arsızca kendi payını getirdi.

Böylece her biri gecikmeli bir öğle yemeği için istemeye istemeye masaya oturdu.

Subaru: “Şu ana dek ne âlemdeydin? Herhangi bir sorunla karşılaşmadın, değil mi?”

Rem: “Kayda değer bir şey olmadı. Bacaklarıma dikkat etmem gerekiyordu, o yüzden… Sadece yemeğe birazcık katkıda bulunabildim. Ayrıca, ders alırken yardımcı da oldum.”

Subaru: “Demek öyle…  Bedenin böyle şeyleri nasıl yapacağını anımsadı mı yani?”

Rem: “————”

Subaru’nun çabucak sorduğu bu soru karşısında Rem’in açık mavi gözleri kısıldı ve dudakları büzüldü.

Ve tam da Subaru tepkimde çok mu ileri gittim diye paniklerken ansızın iç çekerek,

Rem: “…Bunu umut etmedim deseydim yalan söylemiş olurdum.”

Subaru: “Rem…”

Rem: “Bir şeyler yapmayı denersem belki ellerimin aşina olduğu şeylere denk gelirim diye düşündüm. Ama bu biraz fazla elverişli olurdu, öyle değil mi?”

Sessizce kendi ellerine bakan Rem, kendi aptallığından utanmışçasına bu sözcükleri mırıldandı.

Ama kim Rem’in umutlarına aptallık gözüyle bakıp onları alaya alabilirdi ki? Onu o yapan parçaları anımsayamayan Rem’in bir çözüme tutunma çabasına kim böyle bir karşılık verebilirdi?

Rem: “…Neden bu denli acılı bir ifadeye büründün?”

Subaru: “Neden mi, şey…”

Rem: “——Beni önceden tanıyordun. Bunu anlıyorum. Bundan şüphe duymam için hiçbir sebep yok.”

Gözlerini önüne eğmiş olan Subaru’ya attığı bakışları değiştiren Rem, bu sözcüklerle onu şaşırttı.  

Rem o ana dek Subaru hakkında yalnızca negatif duygular sergilerken ilk defa bir nevi taviz vermişti.

Ve bunu anlamak, Subaru’nun göğsünde bir umut yeşermesini sağladı.

Bununla birlikte——

Rem: “Ama bana kaç kez Rem dersen de bunun benim ismim olduğunu kabul edemiyorum. Bunun ne anlama geldiğini bile anlayamıyorum.”

Rui: “Aaah…”

Rem: “Eğer, şans eseri, bu çocuk benimle konuşsaydı, belki işler değişebilirdi ama…”

Diyen Rem, mutlu bir görünümle Rui’nin saçlarını okşadı. Kibarca sevilen Rui ise kendisini burnunun ucundaki yemeğini bitirmeye kaptırdı.

Maalesef ki kayıtsız tavrına rağmen ufacık bir öz bilince sahip olsa bile kendi ağzıyla Rem hakkında konuşamazdı. Konuşabileceği varsayımı altında bile Subaru, ona müsaade etmezdi. Bitmek bilmez düşmanlığı, ne olursa olsun ona bunu yaptırırdı.

Todd: “Bu ne ya, neden somurtuyorsunuz? Yemek masasında bu kadar kederli olmamalısınız.”

Üçlü grubun yemek masasına yerleşen Todd, dostane bir ses tonuyla araya girdi.

Ve onun araya girmesiyle rahatsız edici bir sessizlik çöktü. Atmosferdeki ani değişimle rahatlayan Subaru’ysa yanında oturan adama bakıp “Todd-san, ha” dedi. Cemal’le yaşadığı bahsi geçen olay sonrası kendisini kurtardığı için onun iyi bir adam olduğunu düşünüyordu.

Subaru: “Bugün beni kolladığın için teşekkürler, ama arkadaşlarınla birlikte yemen gerekmez miydi?”

Todd: “Hmm? Şey, aynı tiplerle uzun bir süre sosyalleştikten sonra birkaç gün birlikte yememek ilişkimizi pek etkilemiyor. Bundansa seni etkilemeyi yeğlerim.”

Subaru: “Ama bunu yapsan bile sana sunabileceğim pek bir şey yok.”

Todd: “Başarı sonrası geri ödenecek bir borç veya bir getiri düşüncesi işte. Bunu önceden yapılan bir yatırım olarak düşün.”

Todd bunu basitçe söylemiş olmasına rağmen -niyeti bu olsa da olmasa da- atmosferi değiştirmişti. Sonra da “Her neyse” deyip kolunu ansızın Subaru’nun omzuna doladı.

Subaru şaşkınlıkla geri çekilirken de eğilip kulağına doğru yaklaşarak,

Todd: “Düne kıyasla doğru düzgün konuşabiliyor gibi görünüyorsunuz. Aranızı düzeltebildiniz mi?”

Subaru: “Düzelttik mi… Bilemiyorum. İçtenliğimin ona biraz olsun ulaşabildiğini düşünmek istiyorum ama…”

Rem: “——Sizi duyabiliyorum. Çekinmeden özgürce konuşabileceğinizi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.”

Rui: “Oooh!”

Rem, sert bir bakış eşliğinde iki adamın sohbetinden duyduğu hoşnutsuzluğu ifade etti. Masumu oynayan Rui de ona ayak uyduruyor gibi görünüyordu, belki de Rem’i müttefiki yapmaya çalışıyordu. Rem’in soğuk yanıtının etkisi ve Rui’yi kabullenmiş olmasıysa Subaru’nun göğsünü ağırlaştırıyordu.

Aynı şey kolunu Subaru’ya dolamış olan Todd’a da ulaşmış olacaktı ki “Hey, baksana” deyip doladığı koluyla Subaru’nun omzuna hafifçe vurdu.

Todd: “Bu can sıkıcı. Ama hiç değilse siz ikiniz konuşabileceğiniz bir ortamda ve yakınlıktasınız. Başlı başına bu bile senin durumunu benimkinden çok daha iyi kılıyor.”

Subaru: “Ah, düşününce nişanlından ayrı olduğundan bahsetmiştin, doğru.”

Todd: “Evet, nişanlım başkentte yaşıyor. Bu görevi tamamlamak zorunda olduğum doğru ama ayrı kaldığımız süre fazla uzun. Aaah ah, neden böyle yalnız olmak ve acı çekmek zorundayım ki? Anlıyor musun?”

Subaru: “Bize eşlik etmene sebep olan şey de bu yalnızlık mı?”

Todd: “Aynen öyle. O yüzden mümkün olduğunca yardımcı olmama izin ver. Bu zahmete değer.”

İşlerin çığırından çıkmasını istemediği için de böyle yapıyor olabilirdi ama Subaru, içten içe Todd’un endişeleri için minnettardı. Yine de ona doğrudan teşekkür etmek kabalık olurdu. O da bu durumdan istifade ediyordu. İşte bu şekilde dörtlü grup yemeğe devam ediyordu, ama——

Subaru: “Sahi ya, bizim grubumuzun tedarik takımının aracına binebileceği söylendi ama Todd’un grubunun bu görevde kalması tahminen ne kadar sürecek?”

Todd: “Sana söylememiş miydim? Ormanda gizlenen Shudraq halkını bulana dek devam edecek… Onları bulamazsak yıllarca buraya tıkılıp kalabiliriz. Saraya hizmet etmek kolay değil.”

Subaru: “Shudraq halkı…”

Acı bir ifadeyle tahta kaşığını tutan Todd, Subaru’nun sorusunu yanıtladı.

Shudraq halkı—— Todd’un kampta bunun bahsini açtığı ilk seferde Subaru, ormanda tanıştığı maskeli adamı kastettiklerini düşünmüştü. O adamın bıçağını vermesi nedeniyle Subaru’nun ona bir minnet borcu vardı. Bu yüzden Todd’a onun varlığından bahsetmemişti ama şimdi nankörlük etmiş gibi geliyordu.

Todd da Subaru’ya en az maskeli adam kadar minnet duyulası yardımda bulunmuştu.

Öyleyse, Subaru’nun Todd’dansa maskeli adama olan borcunu onurlandırma sebebi neydi? 

Subaru: “Peki grubunuz o Shudraq halkını bulursa ne yapacaksınız? Bu tarz bir kamp kurmuşsunuz, öyleyse niyetiniz… onlarla savaşmak mı?”

“————”

Subaru, bu sorgulamayı elinden geldiğinde umursamaz bir şekilde yapmaya çalıştı. Fakat sesinde, gizleyemediği bir aciliyet duygusu mevcuttu.

Hatta konuya dâhil olmayan Rem’in ifadesi bile bu sözlere tepkisini gösterdi. Dikkatini vermiyor olsa da bu tepki, ‘savaş’ kelimesinden kaçınmamasınaydı.

Bu sırada sorunun muhatabı olan Todd, gözlerini kapatarak,

Todd: “Yok ya, generaller mümkün olduğunca savaşmamamızdan yana sanırım. Detayları bilmiyorum ama Shudraq Halkı epey güçlü bir kabile gibi görünüyor. Savaşacak olursak bayağı zorlu bir mücadele olacağı kesin, yani şu an için amaç müzakere gerçekleştirebilmek.”

Subaru: “Müzakere mi? Bir orman kabilesiyle neyin müzakeresini yapacaksınız ki?”

Todd: “Benim gibi bir emir kuluna bu kadar soru sorma, tamam mı!?. Ben pek bilgili değilim ama muhtemelen başkent veya hatta bizzat İmparatorun kendisi, onların emir kulu olarak çalışacak bir kabile olmasını istiyor.”

Subaru: “Shudraq halkı Volakiya İmparatoruna itaat etmiyor mu ki?”

Todd: “Etmeyenler var. Volakiya tarzı işte.”

Todd basmakalıp bir asker gibi gülerken Subaru’nun bu yanıt karşısında yapabildiği tek şey kaşlarını çatmak oldu. Ve kendi kendine, sessizce “Çok Yaşa Volakiya” diye mırıldanarak bu konuşmayı sonlandırma kararı aldı. Todd’un sözlerine inanacak olursa İmparatorluk Ordusu Shudraq halkıyla çatışmaktan kaçınmak istiyor demekti. Ve hâl böyleyse Subaru, bilgi verdiği takdirde iki grup arasında gereksiz yere kan dökülmesini ve çatışma çıkmasını önleyebilirdi.

Yine de elindeki bilgi çok değerli değildi ve bu bilgiyi en başta neden sakladığını açıklarsa kimliği hakkında yalan söyleme nedenini de açıklamak zorunda kalırdı.

Subaru: “Ahh, ne çıkmaz ama. İstediğim her şeyi elde edemem, değil mi…”

Rem: “…Bilirsin ya, sana ne zaman baksam kaşların çatık oluyor. Çok dostane bir yüze sahip olduğunu söyleyemem ama en azından bunu dengelemek için gülümsemeye çalışamaz mısın?”

Subaru: “Amma da ağır bir tavsiye oldu!.. Peki ben seninle neşeli bir suratla konuşacak olursam sen de benimle daha kibar ve neşeli bir tavırla konuşacak mısın?”

Rem: “Haaah?”

Rem’in gerçekten içten gelen şaşkınlığı, Subaru’yu derinden yaraladı. Onun bu dehşetini titrek bir gülümsemeyle gizlemeye çalıştığını gören Todd ise bir kahkaha patlattı.

Todd: “Ehh, ilk adımı atmazsanız yolculuk başlamaz. Ben sizin asilce çabalarınızı izliyor olacağım, o yüzden endişe etmeyin.”

Subaru: “Teşekkürler Todd… Ee, peki nişanlınla buluşamamanın gerçek sebebi nedir?”

Todd: “Hahaha, doğru ya, çile de çile.”

Subaru: “Kahrolsunlar!”

Teselli mi ediliyordu, alay mı?

Her hâlükârda Todd’un bu tavrının Subaru’yu kurtardığı gerçeği değişmiyordu. O olmasaydı bu krizin kötüye gideceği şüphesizdi. Hiç değilse bu yüzden, görevlerini çabucak tamamlayabilmelerini diliyordu.

Subaru: “Sahiden ormanı temizlemek ne kadar zaman alacak?”

Todd: “Plan, diğer kamplar da hazır olunca hep birlikte işe koyulmak şeklinde. Yine de orman büyük ve sık olduğu için bir günde tamamlayabileceğimiz alan pek fazla değil…”

Subaru: “Anlıyorum. Ehh, sanırım ormanda çok hızlı ilerlemeniz de mümkün olmaz. İçeride neyle karşılaşacağınızı bilemezsiniz, sonuçta orada pusuya yatmış koca Cadı Canavarları var.”

Subaru’nun Shudraq halkının bir ferdi olduğundan şüphelendiği maskeli adam, yine bir kabile üyesi olma ihtimali taşıyan avcı ve Subaru’nun Rem’in tuzaklarıyla dolu alanda avcıyla savaşırken karşılaştığı devasa Yılan.

Subaru, Todd’un grubunun o ormana girerek ne kadar sıkıntıyla karşılaşabileceğini rahatlıkla tahmin edebiliyordu. Onlara her şeyi açıklayamayacak olsa da hiç değilse Rem’in tuzaklarından bahsetmeliydi. Gereksiz bir aksilik yaşamalarını ist——

Todd: “——Cadı Canavarları mı?”

Subaru düşüncelere dalarken su içmekte olan Todd’un gözleri şaşkınlıkla irileşti. Ve koluyla ağzını silip afallamış bir şekilde Subaru’ya baktı.

Onun neden bu kadar şaşırdığını anlayamayan Subaru’ysa kafası karışmış bir şekilde bakışlarına karşılık vermekten öteye gidemedi.

Todd: “Sen az önce, Cadı Canavarı dedin, değil mi? Ormanda bir Cadı Canavarı olduğunu mu söylüyorsun?”

Subaru: “Ah, şey, evet, öyle dedim ama… Tuhaf bir şey mi söyledim ki?”

Todd: “Tabii ki öyle yaptın. Öyle her gün bir Cadı Canavarına denk gelmezsin, haksız mıyım? Lugunica Krallığı Cadı Canavarlarından bahsediyorsan işler değişir ama Volakiya sınırlarında görülmezler.”

Subaru: “————”

Todd: “Bu bir şaka değil, değil mi? Bu doğru mu, hanımefendi?”

Subaru’nun nutku tutulmuş ve Todd’un giderek ciddileşen ses tonu karşısında afallayıp kalmıştı. Bunu gören Todd, bu defa Rem’i hedef aldı.

Ve sorunun muhatabı olduğunu gören Rem, basit bir “Evet” ile karşılık verdi.

Todd: “Söyleyin bana, hanımefendi. Siz de mi bir Cadı Canavarı gördünüz? Buddheim Ormanında?”

Rem: “Cadı Canavarının ne olduğundan tamamen emin olamasam da… Kesinlikle büyük, yeşil bir canavar gördüğümü söyleyebilirim.”

Todd: “Peki alnında bir boynuz var mıydı?”

Rem: “Boynuz mu? …Beyaz ve eğri büğrü bir şey vardı, orası kesin.”

Bu yanıtla birlikte suratı buruşan Todd, ayağa fırladı. Ve yeniden Subaru’ya bakarak,

Todd: “Ne tarz bir Cadı Canavarıydı? Neye benziyordu?”

Subaru: “Bi-bir yılan. Devasa bir yılandı. 10 metre kadar. Acayip devasaydı.”

Todd: “Bir, yalnızca bir tane yani… Kahretsin, bu koca ormanda pusuya yatanların tek bir taneden ibaret olduğunu nereden bileceğiz ki! Ama, yalan söylüyormuş gibi görünmüyorsun. Şimdi işler değişti!”

Sertçe kafasını kaşıyan Todd, tavrı tamamen değişmiş şekilde bakışlarını başka yöne çevirdi. Ve yürümeye başlarken ansızın bir şey fark etmişçesine, yüksek bir “Ah” sesi çıkarttı. Sonra da Subaru ve diğerlerine dönerek,

Todd: “Bu önemli bir bilgiydi. Haberimiz olmasaydı işler çirkinleşebilirdi. Bizi kurtardınız.”

Subaru: “——Hı hı”

Todd enerjik bir havayla ilerleyerek hâlâ oturuyor olan Subaru’yla Rem’in kafalarına vurdu. Bu ani harekete tepki vermeyi başaramayan ikili şok içerisinde bakakaldı. Onların şaşkınlığını umursamayan Todd’sa bir kez daha arkasını döndü.

Ve hâlâ yemek yemekle meşgul olan kamp halkına doğru yürümeye başladı.

Todd: “Kamp Kaptanları, toplanın! Generale gidiyoruz! Mühim haberler var!”

Deyip ellerini çırparak insanları toplamaya başladı. Kamp çılgınca bir hâl alırken çok sayıda adım sesi işitiliyordu. Todd ise arkadaki bir çadıra—— muhtemelen savaş toplantılarının ve diğer önemli tartışmaların gerçekleştiği noktaya doğru ilerliyordu.

İkili grupsa kampı etki altına alan yoğun enerjiyi kayıtsızca izlemekten öteye geçemiyordu.

Rem: “…Amma büyük bir tepkiydi. O canavar… Cadı Canavarı, o kadar önemli bir şey mi? Tabii ki tehlikeli bir varlık olduğunu biliyorum ama…”

Subaru: “——. Aslına bakarsan ne kadar tehlikeli olduğunu adamakıllı kabullenmemiş olabilirim.”

Rem: “Anlıyorum…”

Rem en hafif tabirle ikna olmasa da Subaru, henüz kendi düşüncelerini tam anlamıyla düzene oturtabilmiş değildi.

Bu ifşa, Subaru için son derece şaşırtıcı olmuştu.

Subaru: “Cadı Canavarları…burada nadirmiş.”

Kibarca dile getirilirse beklenmedik bir şeydi, diğer taraftan, Subaru’nun aklının ucundan bile geçmemişti.

Subaru için başka bir dünyada yaşam ile Cadı Canavarlarının varlığı ayrılamaz kavramlardı. Ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın kırılamayacak bir bağdı. Cadı Canavarları, başkentteki ilk günü hariç Subaru’nun buraya gelmesinin ardından gerçekleşen sayısız olayda büyük bir rol oynamıştı.

Meili’nin harekete geçirdiği ve Cadı Canavarı hengâmesinin başrolü olan Ulugarumlar, Wilhelm’in yegâne arzusunu yerine getirmek için ihtiyaç duyulan Beyaz Balina ve Mabet’i tüketmeye çalışan Büyük Tavşan.

Pristella’da hiçbir Cadı Canavarına denk gelmemiş olsalar da sonrasında gittikleri mekâna—— Pleiades Gözcü Kulesine hiç abartısız Cadı Canavarı karargahı denilebilirdi.

Subaru için en hatırlanası Cadı Canavarının Kızıl Akrep olduğundan bahsetmeyeyse gerek dahi yoktu.

Subaru: “…Birazcık moralimi bozdum ama neyse… Buraya kendimce varsayımlarla gelmiştim, dolayısıyla Cadı Canavarlarının nadir olacağını hiç düşünmemiştim.”

Cadı Canavarlarının dünyanın dört bir yanında bir RPG gibi belirivereceğinden emindi. Ama durum bu değilmiş gibi görünüyordu.

Şimdi düşününce kendi dünyasında da öyle her yerde aslan veya zürafa bulunmazdı. Yani bir bağlamda bu kadarı bariz olmalıydı.

Subaru: “Lugunica’ya Cadı Canavarı Krallığı denildiğini de ilk defa duydum.”

Büyük bir tehdit söz konusu olsa da tek bir Cadı Canavarı, Todd’un tüm tavrının 180 derece değişmesine yetmişti. Volakiya’daki bu “normal tepkiyi” Lugunica’da alacağınız tepkiyle kıyaslayınca Lugunica’ya Cadı Canavarı Krallığı denilmesine şaşmamalıydı.

Meili gibi biriyse onlara peri masalı gibi gelecek olmalıydı.

Subaru: “Yani bu, onun etrafta o kadar Cadı Canavarının olmadığı bir ülkeye veya mekâna gittiği takdirde normal bir çocuk gibi yaşayabileceği anlamına mı geliyor?..”

Rem: “Hey, affedersin.”

Subaru ayrı düştüğü Meili’nin geleceği üzerine kafa patlatırken Rem, ona seslendi.

Neler olduğunu merak eden Subaru da kafasını çevirerek Rem’in masanın üzerini işaret ettiğini gördü. Ve tabağını bitirip uyuyakalmış Rui’yi fark etti.

Rem: “Anlaşılan tıka basa doyup uyuyakalmış. Bundan tiksinsem de onu taşımama yardımcı olur musun lütfen?”

Subaru: “Tiksindiğini söyleyecek kadar ileri gidiyorsun ha…”

Rem’in sözlerine acı acı gülen Subaru, boyun eğmiş şekilde kafasını salladı. Ve dört tabağı -dördüncüsü Todd’un unuttuğu öğle yemeğiydi- temizlemeyi tamamlayan Subaru, istemeye istemeye Rui’yi kucakladı.

Ara ara üzerine atladığı için bunu biliyor olsa da kız gerçekten hafifti. Görünümü normal bir genç kız gibiydi. Dürüst olmak gerekirse, onu normal bir genç kız gibi gösteren tek şey dış görünüşüydü.

Subaru: “Gitmeye hazır mısın Rem? Sırtım da boşta…”

Rem: “Ne kadar da nahoş bir teklif. Senin yardımına ihtiyacım yok. Hiç değilse kendi başımın çaresine bakabilirim…”

Diyen Rem, masaya yaslanmış olan bir tahta bastonu aldı—— gerçi yalnızca ismen “baston” olan bu şey, daha ziyade bir yerlerden bulunmuş rastgele, kalın bir daldı.

Kıymık batmasına mâni olmak için de ucuna bez bağlanmıştı. Basit ve uyduruk bir bastondu. İşte o bastonu kullanan Rem, ayağa kalktı.

Duruşu ve yürüyüşü hâlâ arzulanandan çok uzaktı.

Rem: “——Ben, iyiyim.”

Subaru: “…Emin misin? Bilirsin ya, bu kadar inatçı olmana gerek yok. Bir sıkıntın varsa bana dayanabilirsin.”

Rem: “Sana dayanmayacağım. Yok bir şeyim. Sen onu düşürmediğinden emin ol yeter.”

Subaru: “Öf, iyi. Ama şunu bilesin ki bu kişiyi istediğim için değil, yalnızca senin hatırına taşıyorum.”

Rem: “Seni böyle şeyler söylemeye iten ne acaba…”

Basitçe Subaru, Rem’in Rui hakkındaki görüşlerinin kendiliğinden iyiye gittiğini öğrenmesini istemiyordu. Onun yorumlarından usanan Rem ise zar zor da olsa bastonunu kullanarak Subaru’yu takip ediyordu.

İşte bu şekilde Subaru, Rem ve Rui’yle birlikte ödünç aldıkları çadıra doğru yola koyuldu. Muhtemelen buradan da çadır düzenlemeye geçecekti. ——Gerçi Todd’un grubunun ne âlemde olduğunu merak ediyordu.

Rem: “——. Onlar için endişeleniyor musun?”

Subaru: “…M? Ah, hı hı, öyle de diyebiliriz. Yalnızca şey… ben bile kurtarıcılarımıza karşı dürüst olmadığımın farkındayım. Cadı Canavarları hakkındaki sözlerimle de dikkatsizlik etmiş olabilirim.”

Rem: “——bizim, kurtarıcılarımız.”

Bu konuyu düşünen Subaru, kendisini yalan söyleyip duran bir düzenbazdan farklı göremiyordu. Bu düşünceyle de morali bozuluyor, enerjisi düşüyordu.

Ancak Subaru’yu dinleyen Rem, düşünceli bir şekilde mırıldanmıştı.

Subaru’nun konuşmasından çekmiş olduğu “kurtarıcı” kelimesi, deşifre edilmesi zor bir tonla dudaklarından dökülmüştü. Bununla birlikte olumlu bir duygu aktarmadığı kesinmiş gibi görünüyordu.

Subaru: “Rem?”

Rem: “——. Yo, yok bir şey. Unut gitsin lütfen.”

Subaru: “Ehh, artık unutmak imkânsız hâle geldi. Konuşmanın gidişatına göre bana ne olduğunu söylemek zorunda kalacaksın.”

Rem: “Demek öyle. Öyleyse benimle konuşmayı keser misin lütfen?”

Subaru: “Aramızdaki mesafe artıyor sanki! Beni öylece ortada bırakmasana, söyleyeceğin şeyin sonunu getir işte! Gerçekten meraklandım!”

Subaru Rem’in hızına uyduğu için son derece yavaş ilerliyorlardı. Subaru’nun onunla birlikte yürümesi Rem’in canını sıkıyor gibi olsa da bir sebepten ötürü hafifçe iç çekmekle yetiniyordu.

Ve Subaru’nun geri adım atmayacağını hissedip yüzünü yavaşça ona dönerek,

Rem: “Um, Todd’du değil mi?.. Onunla ilgili izlenimim pek iyi değil.”

Subaru: “Ha? Neden? Bizim gibi işe yaramaz insanların kampta kalmasına izin veriyor. Bizi ayakkabı yediren kötü adamlardan bile koruyor. Nasıl minnettar olmadığını anlamıyorum.”

Rem: “Minnettar olmadığımı söylemiyorum. Elbette minnettarım. Sadece…”

Subaru: “Sadece ne?”

Cümlesini yarıda kesen Rem biraz tereddüt ederken Subaru, onu devamını getirmeye teşvik etti. Duraksaması esnasında çöken sessizlik yalnızca iki saniye sürdükten sonraysa Rem, derin bir nefes vererek şöyle dedi:

Rem: “——Bana kalırsa karşısındakilerin ismini sormayan kişilere kolay kolay güven olmaz.”

Subaru: “————”

Bu cümleyi işiten Subaru, istemsizce nefes almayı kesti.

Ve bu beyanını çürütme isteğiyle geride kalan birkaç günü düşündü.

——Karşısındakilerin ismini sormayan kişiler, demişti.

Bunu aklında tutarak geçmişi hesaba kattığındaysa; söylediği şey teknik olarak doğruydu.

Todd, bugüne dek Subaru’ya ismiyle seslenmemişti. Daima “sen” veya benzer şeyler kullanmıştı. E ismini bilmiyorsa izlenecek bariz yol da bu olurdu.

Ama——

Subaru: “Bu yalnızca bir tesadüf değil mi? Sonuçta sen bile bana ismimle seslenmiyorsun——”

Rem: “——İsmin Natsuki Subaru, değil mi? Bir ismi bilip kullanmamayı tercih etmekle karşındaki kişilerin isimlerini öğrenmeye dahi tenezzül etmemek farklı anlamlar taşır. Hepsi bu.”

Subaru: “————”

Rem: “Bu yalnızca benim düşüncem. Şu anda onlara bel bağlamaktan başka şansımız yok zaten.”

Diyen Rem, duraksayan Subaru’yu geçerek yürümeye devam etti.

Rem’in yavaşça ilerleyişini izleyen Subaru’ysa tek kelime edemedi.

Maalesef Rem’in taş kalpliliğine bir çözüm bulabilmiş değildi.

Cadı Canavarı etkileşiminde açıklığa kavuştuğu üzere Subaru, hâlâ bu dünyadaki pek çok şeyden bihaberdi. Krallıktan tam anlamıyla memnun değildi ve İmparatorluğun bilinmeyen toprakları da kendilerince iyiydi.

Belki de burada, bir insanın ismini sormak veya sormamak özel bir anlam ifade etmiyordu. Belki de kendi ismini söylemeden önce karşı tarafın ismini sormak kabalık olarak görülüyordu.

Böyle bir kural var olsa bile Subaru, Rem’e bunu anlatamazdı. Bilgisizliğinden de kültürel farkındalık yoksunluğundan da ölümüne nefret ediyordu.

Rem: “…Orada daha ne kadar dikilmeyi planlıyorsun?”

Subaru: “Ah…”

Bu ses karşısında kafasını kaldıran Subaru, Rem’in biraz önüne geçmiş şekilde kendisine döndüğünü fark etti.

Yüzünde bir sabırsızlık belirtisiyle iki elini bastonuna yaslamış hâlde Subaru’ya bakıyordu. Onun kendisini beklediğini gören Subaru, göğsünün sıkıştığını hissetti.

Ve dizlerinin boşalmasına ramak kaldı.

Subaru: “G…uh”

Rem: “Sen… N-ne oldu!? Yoksa parmakların mı…”

Subaru: “Yo, sadece beni bekliyor olmanı düşündüm ve…”

Rem: “Vaktimi boşa harcamışım.”

Rem, ifadesiz bir ses ve suratla böyle söyledi. Ve bu defa gerçekten ardında bırakmak için sırtını Subaru’ya döndü.

Çılgınca peşinden koşan Subaru’ysa Rem’den özür diledi. Sonra da az önceki konuşmalarını düşünerek usulca gülümsedi.

Ve muhtemelen Rem gereğinden fazla kafa yoruyordur diyerek kendi kendine hükmünü verdi.

△▼△▼△▼△

——Subaru’nun kalbinin derinliklerine kök salan şüphe, ertesi gün ortadan kalktı.

Subaru ve grubuyla ayrılmasının üzerine Todd, kamp generalleriyle bir toplantıya katılmış ve görünüşe göre savaş konseyi gece geç saatlere dek sürmüştü.

Subaru da en nihayetinde Rem ve Rui’yi çadırlarına götürmüş ve içinde bir huzursuzlukla kendisine verilen işe koyulmuştu. Bunun yanı sıra Rem, ona önceki günden de bariz bir soğuklukla yaklaşmış ve Subaru’da hiçbir yere ait olmadığı hissi doğurmuştu.

Bununla birlikte——

???: “——Oi, uyan, uyan. Ne zamana kadar uyumayı planlıyorsun?”

Subaru: “Nnh… Ah?”

Omzundan sarsılan Subaru, birileri tarafından uyandırılmıştı.

Kolay uyanmak Subaru’nun az sayıda iyi özelliğinden biriydi ama kendi kendine uyanmayı bir başkası tarafından uyandırılmakla kıyasladığında buna alışkın olmadığını bir kez daha teyit edebilmişti. Yerde yatar hâlde gözlerini kırpıştırıp açarak miskin düşüncelerini harekete geçirdiğindeyse görüş alanına giren şey, Todd’un suratı oldu.

Subaru: “…Todd-san?”

Todd: “Hı hı, yorgun görünüyorsun. Sanırım mantıklı, sonuçta sana alışkın olmadığın işler yaptırıyoruz. Her neyse, teşekkür ederim…”

Subaru: “——Natsuki Subaru.”

Todd: “Hm?”

Todd, ağır ağır oturur pozisyona geçen Subaru’ya hızlı hızlı bir şeyler söylerken onun kendisini tanıtışıyla gözleri irileşti.

Bir an için Subaru’nun tanıtımının ardındaki anlamı çözememiş gibi görünse de-

Subaru: “Natsuki Subaru, benim adım yani.”

Todd: “Nn… Ahh, sana yalnızca “sen” şeklinde hitap etmemden rahatsız olmuş olabilir misin acaba?”

Subaru: “Ah, yo, rahatsız olacak kadar değil de… sadece daha önce sana kendimi tanıtmadığım için çok mu kaba davrandım falan diye düşündüm.”

Todd: “Haha, fazla kafa yormuşsun. Ama, Natsuki Subaru’ydu, değil mi? Anlaşıldı, anlaşıldı.”

Deyip kıs kıs gülen Todd, utanç içerisinde bakışlarını önüne eğen Subaru’nun omzuna vurdu. Onun her zamanki gibi hareket ettiğini gören Subaru’ysa bir nebze rahatladı.

Görünen o ki Rem’in dünkü endişeleri fazla düşünmesinden kaynaklıydı ve Subaru’nun tedirginliği de yersizdi.

Todd sadece fena hâlde dikkatsiz bir insanmış gibi görünüyordu. Ve “Pardon, benim hatam” diye mırıldanarak,

Todd: “Bu önemli bir konu olsa da buraya daha da önemli bir şey konuşmaya geldim. Dün bana söylediğin şey sayesinde generallerin planları seyir değiştirdi.”

Subaru: “Seyir değiştirdi derken… ormanı ele geçirme konusunda mı?”

Todd: “Aynen aynen. Her hâlükârda burada gerçekten Cadı Canavarları yaşıyorsa, buna bir de yabancı bir orman olduğu gerçeği eklenince işler tamamen değişiyor. Bu durumda bizim tarafımızdaki zayiatlar bile göz ardı edilemez. Yani…”

Sözlerini bu noktada duraksatan Todd’un suratına koca bir sırıtış yayıldı. Ve sonra da yarı uyanık Subaru’nun yüzünü ellerinin arasına alarak,

Todd: “Askerî operasyonlarımız derhâl uygulanmak üzere iptal edildi.”

Subaru: “Derhal mi? Öyleyse, Todd-san, bu nişanlının yanına dönebileceğin anlamına mı geliyor?”

Todd: “Haha, aynen öyle!”

“Voaaaa!” diyen Subaru, şevkle kafasını sallayan Todd’un neşesine ortak oldu.

Todd, yıllarca sürecek olan askerî sevkiyat operasyonu değiştiği ve memleketine dönebilecek hâle geldiği için sevinçten havalara uçuyor olmalıydı. Subaru da ellerini o sevinçli adamın elleriyle birleştirerek çadırın içerisinde onunla dans etmeye başladı.

Ve doğal olarak——

???: “…Umm, birazcık daha sessiz olabilir misiniz lütfen?”

Subaru: “Ah, pardon, Rem.”

Yatağının üzerinde oturan Rem, kaşları çatık şekilde iki adama gözlerini dikti.

Subaru, onun bu somurtkanlığının yeni uyanmış olmasından kaynaklanmadığını tahmin ediyordu. Esas sebep, rüyalarının iki adamın dans sesleriyle bölünmüş olmasından başka bir şey değildi.

Ardından kafasını hafifçe sallayıp mırıldanarak, “Oh şey…”

Rem: “——? Tuhaf bir… koku gelmiyor mu?”

Subaru: “Koku mu?”

Rem: “Evet. Senin vücut kokundan farklı bir şey.”

Havayı koklayan Rem, kokulu bir şeyi kovalarcasına Subaru’ya doğru elini salladı. Bu hareketi Subaru’nun canını yaksa da Todd, ansızın “Benim hatam, benim hatam” diye araya girerek özür diledi.

Todd: “Arada epey mesafe olduğu için sorun olmaz diye düşünmüştüm ama sanırım koku duyun epey iyi olduğu için fark ettin. Fakat oyalanmak ve çoktan kararlaştırılmış bir şeyi yapmamak size de yanlış gelmiyor mu?”

Subaru: “Todd-san?”

Diyen Todd, çadırın kapağını açarak eliyle ikiliye dışarı çıkmalarını işaret etti.

Subaru da Rem’le bakışıp ona bastonunu uzatarak girişe doğru ilerledi.

Todd’un arkasında sıralandıkları andaysa onu gördüler.

Subaru: “——Ha?”

Yoğun bir kara duman bulutu muazzam bir momentumla yayılıyordu ve havada şiddetli bir yanık kokusu mevcuttu.

Nereye veya ne kadar uzağa bakarsa baksın iki yanını da her santimiyle kaplayan koca orman—— İşte Subaru’yu karşılayan manzara, hiddetle yanıp tutuşan kızıl alevlerle kaplı Buddheim Ormanı’ydı.

Rem: “Bu…”

Subaru’nun yanında durup şok içerisinde kalakalan Rem’in, tanık olduğu aynı manzara karşısında nutku tutulmuştu.

Subaru da Rem de taş kesilmiş şekilde bir kâbusmuşçasına alevlerle kızaran ormana, tutuşturulmuş ağaçlara ve sona ermek üzere olan bir dünyaya bakıyordu.

Todd: “Etrafta Cadı Canavarları dolaşıyorsa ne kadar zayiat vereceğimiz hiç belli olmaz. Ben bu konuda ısrarcı olunca bize komuta eden İkinci Sınıf General de hemfikir oldu.”

Subaru: “————”

Todd: “Bize sağladığın bilgi sayesinde hiç zayiat vermemiş olduk. Çok yardımın dokundu.”

Bu sözleri söyledikten sonra bir kahkaha patlatıp avcuyla Subaru’nun sırtına vurdu. O dostane darbeye maruz kalan Subaru’nunsa dudakları titredi. Ciğerleri titredi, boğazı titredi ve sesi de aynı şekilde.

Sonra da Todd’un değişmeyen sevecen tavrı karşısında o titreyen sesle şu kelimeleri sarf etti——

Subaru: “Ne… neden?..”

Todd: “Neden mi? Ne demek istiyorsun?”

Subaru: “Ama sen… Shudraq halkıyla savaşmak istemediğinizi söylemiştin… haksız mıyım?”

Savaş çıkacaksa zorlu bir mücadele vermeleri kaçınılmaz olurdu ve Shudraq halkının İmparatora bağlılık yemini etmelerini sağlamak adına en çok arzulanan şey, bir müzakereydi.

Todd’un dün yemek yerken Subaru’ya söylediği şey buydu.

Öyleyse savaş olmayacaktı. Bu düşünce o sıralarda Subaru’nun içini rahatlatmıştı.

Subaru: “Ama bu… savaştan da fazlası, bu!..”

Todd: “Aynen, onlarla savaşmak istemedik. Savaşta bizim tarafımızda kaç kurban verilir bilemezdik. Ben de ölebilirdim. Ama generali ikna etmek adına gereken şeyi elde edebildiğim için meselenin icabına bakıldı. Bu sayede Shudraq halkının Ekselanslarına karşı çıkması da mümkün olmayacak.”

Subaru: “——Hık”

Todd: “Ayrıca erkenden evime, nişanlıma dönebileceğim. Gerçekten, gerçekten, harika bir keşif oldun. Generallere senden bahsettim, yani bir madalya alacağın kesin.”

“Belki ikinci bir hançer bile alırsın.” şakasını yapan Todd, bir kez daha Subaru’nun sırtına vurdu.

Ve sonra da bir şey hatırlamış gibi “Oh” diye mırıldanarak,

Todd: “Askerî kazanımlarımızı size gösterdikten sonra geri dönmem söylenmişti. Üzgünüm ama kahvaltıya birazcık gecikmiş olabilirim. Fakat artık çadırları düzenlemene gerek yok. Bir süre sonra kampı toparlayacağız.”

Subaru: “——Ah, eh?”

Todd: “Hey, hey, kendine gelsene. ——Küçük hanımı tedirgin etme.”

Bu son cümleyi Subaru’nun kulağına fısıldayan Todd, samimi, iyi niyetli bir gülümsemenin ardından oradan ayrıldı.

Subaru’ysa en sonunda görüş alanından çıkıp giden adamın arkasından tek kelime dahi edemedi, sessiz kalmaktan öteye gidemedi.

Subaru: “————”

Ancak sessiz de kalsa, kalbinde çalkalanan kargaşanın ıstırabını da çekse, önünde ve ötesinde sergilenen alev alev orman manzarası hiçbir şekilde değişmeyecekti.

Yükselen alevler her şeyi tüketecek ve en nihayetinde bu topraklarda yaşayan tüm canlıları tek tek yok edecekti.

Devasa yılan Cadı Canavarı da ormanda yaşayan Maskeli Adam da Subaru’nun canını almaya çalışan avcı da bir istisna olmayacaktı. ——Her şey küle dönecekti.

Rem: “——h”

Bu şok edici farkındalıkla dişlerini sıkan Subaru’nun yanı başındaki Rem, ansızın sendeledi.

Subaru bir eliyle narin bedenini içgüdüsel olarak desteklediğindeyse Rem, dokunuşuyla kaskatı kesildi. Ve ona baktığı anda ifadesinde korku ile reddediş hiddetlenmeye başladı.

Subaru: “Ah…”

Rem: “Bu senin hatan değil… Bunu biliyorum. Ama-”

Subaru: “————”

Rem: “Bana… dokunma.”

Diyen Rem, bir an için kendisini alt etme tehdidi doğuran korkuyu bastırarak Subaru’nun elini yavaşça itti. Sıyırmadı veya kırmadı, öylece iterek uzaklaştırdı.

Ağzından çıkanlar içten düşünceleriydi. Rem, bu durumun Subaru’nun niyetlendiği şey olmadığını anlıyordu. Ama bunun sağladığı rahatlık yetmiyordu.

Evet, böyle bir olay karşısında bunun sağladığı rahatlık çok hafif kalıyordu——

Rem: “…Uyanmış herhâlde.”

Diyerek bakışlarını Subaru’dan ayıran ve alev alev yanan ormandan kaçıran Rem, görmek istemediği şeylerden uzak dururcasına yüzünü çadırın içerisindeki Rui’ye döndü.

Arkasından bakakalan Subaru’ysa Rem’e o saniyede seslenmeyi başaramadı.

O bile olup bitenleri kafasında düzene oturtmakta zorlanıyordu. An itibarıyla aklına yalnızca ne derse desin yanlış olacak diyalog seçimleri geliyordu.

İşte bu yüzden emekleyen bir bebeğin hızıyla, zar zor yanından ayrılan Rem’i durduramadı.

Onu durduramadı——

Subaru: “——oh?”

Dudaklarını ısırarak kendisini reddeden Rem’in minyon bedenini izledi. Sonra da ansızın sırtında gümleyen ufak bir hissiyatı fark etti ve bir anlığına soluğu kesildi.

Neler olduğunu merak ederek etrafında dönse de kendisine arkadan dokunan hiçbir şeyi veya hiç kimseyi göremedi. Ama bedenini döndürdüğü anda göz ucuyla bir şeyin geçişini yakaladı.

Sanki Subaru dönerken o şey de etrafında dönüyormuş gibiydi——

Rui: “Uuuu!!”

Bir saniye sonraysa çadırın içerisinden, bir çocuk gibi kıyamet kopartan Rui’nin sesi yükseldi.

Günah Başpiskoposu, uyandığı andan itibaren sinir bozucu bir şekilde gürültülü oluyordu ama şu anda Subaru’nun, küçük bir çocuktan farksız o Günah Başpiskoposundan daha büyük bir önceliği vardı. Gerçi o konuda yapabileceği herhangi bir şey de yoktu.

Rui: “Uah, Aaa! Aaaaa!!”

Subaru: “——kh, kes şunu! Şu anda zor bir durumdayız! Şimdi seninle uğraşacak zamanım-”

‘Yok’ diyerek ağlamakta olan Rui’ye kurduğu cümleyi bitirmek üzereyken kaşları çatıldı.

Evet, bu tepkiyi verdi, çünkü Rem, yerde oturup kıyamet kopartan çocuğu kollarıyla sarmalamış ve ifadesinde ani bir değişiklik gerçekleşmişti.

Önceki korku ve reddedişe kıyasla bu seferki ifadesi yalnızca “Neden?” dercesine bir şaşkınlıktı. Mavi gözlerinin odağıysa Subaru’ydu—— yo, tam olarak o değil de-

Subaru: “…Sırtım?”

Subaru, Rem’in aynı hizada olmayan gözleriyle attığı bakışlarının hedefini belirledi. Ve o bakışları takip edip kafasını çevirerek göz ucuyla kendi sırtına baktı.

İşte o anda, çok geç olsa da onu fark etti. ——Yani az önce etrafında dönen şeyin gerçek kimliğini.

Subaru: “——Okun… tüyü.”

Az önce göz ucuyla gördüğü şey tam da buydu.

Öyleyse bu çok doğaldı, eğer ok, o tüye bağlıysa ve tüy de sırtından sallanıyorsa bu da demek oluyordu ki——

Subaru: “——Ah.”

Basitçe, salınan bir ok, dosdoğru Subaru’nun sırtına saplanmıştı.

Subaru: “————”

Başı dönen Subaru, daha fazla ayakta duramayarak olduğu yere yığıldı. Eli anında öne uzandı, çadırın girişini kavradı ve devrilişinin momentumuyla çadır yana eğildi.

Ancak vücudu çoktan yana devrilmiş olduğu için bundan rahatsızlık duyması mümkün değildi.

Rem: “Aaaaaaaaaahh!——”

Bu çileye tanık olan Rem’in ağzından tiz bir çığlık kaçtı.

Kafasının içerisinde çeşitli düşünceler dolanan Subaru, dalgınlıkla bunun Rem’in normal çığlığını ilk duyuşu olduğunu fark etti. Bu işe yaramaz gevezelik de kafasının içerisine doldu, taştı ve kulaklarından kaçtı.

Rui: “Aaa, Uuaaa!”

Bu sırada dört uzvunun üzerinde ilerleyen Rui, yere yığılan Subaru’ya yaklaştı. Bedenini şiddetle sarssa da Subaru’nun ne onu azarlayacak takati vardı ne de karşı koyacak gücü.

Tek bir ok, onu bu korkunç duruma nasıl sokabilmişti?

Rem: “Yardım edin! Biri, biri yardım etsin lütfen!—— …Bu… Böyle bir şeyin hiç etkisi olmamalıydı! Böyle… sığ bir ok yarasının bunu yapması mümkün değil!..”

Rem, değneğini atıp düşe kalka Subaru’nun yanına koşturmuştu ve sırtındaki yaraya bakarak delice sesleniyordu.

Subaru, ‘Ahh, Rem gerçekten iyi biri’ diye düşündü. Miasması yüzünden ona inanamıyor da olsa, düşüncesizce bir kelimesiyle alevler içerisinde bir dünya yaratmış da olsa, gözlerinin önünde yığılıp kalmış da olsa, onu kurtarmak için çaba sarf edip sesini yükseltiyordu.

Subaru’ysa bu Rem’e güçsüz tarafını göstermek istemediğini düşünüyordu.

Bu yalnızca bir ok yarasıysa neden hiçbir şey olmamış gibi ayağa kalkıp onlara gününü göstermiyorsun Natsuki Subaru!

Uzun süreli dizileri ve tarihi dramaları izlerken sıklıkla, incecik oklarla vurularak ölen veya hareketsiz kalan kişilerin yeterli iradesi olmadığını düşünürdü.

Ehh, göğsünden koca bir okla vurulduğu sefer sayılmazsa bu sefer sırtına saplanan ok gerçekten de Rem’in söylediği gibi güçsüzdü. Hatta öyle usulca saplanmıştı ki sırtına dokunulduğunu sanmıştı.

Peki böyle bir ok neden——

Subaru: “——Geh, bh, uehk”

Rem: “——Hık, acaba… zehirli olabilir mi?”

Tam da Subaru’nun boğazında bir öğürme isteği yükselirken Rem, onunla aynı sonuca vardı.

Subaru, okun darbesiyle ölmeyecekti. Onu yiyip bitiren şey, oka sürülmüş olan zehirdi.  

Artık uzuvları kımıldayamıyordu ve zihni, ateşi yükselmişçesine miskinleşmişti. Gözleri, burnu ve kulaklarından bir şeyler akıyor ve tüm bedeni kasılıp kıvranıyordu.

Kulakları büyük bir şiddetle çınlamaya başlıyor ve endişeli Rem’in sesini işitemiyordu. Rui’nin kulaklarını tırmalayan çığlıklarını da işitemiyordu. Artık onları duyamıyordu.

Zehir, zehir, zehir, kim, neden, ok, avcı, orman, yanıyor, kavruluyor, alev alıyor, Subaru gereksiz yere, Cadı Canavarı, Todd, yanıyor, Rem, Rem, Rem——

Bilinci kaybolup giderken dudaklarında köpüren kanların fışkırışıyla boğazından bir inilti kaçtı. Ve sonra da kan çanağına dönmüş gözlerini irice açarak ne pahasına olursa olsun Rem’in yüzüne bakmaya çalıştı, işte o saniyede onu fark etti.

——Çadırın yaklaşık otuz metre uzağında, koşsanız on saniyeden kısa sürede kolaylıkla ulaşabileceğiniz bir noktada duran ufacık, minicik bir siluet Subaru’yu izliyordu.

Subaru: “————”

Bir çocuk. Rui’den pek de farkı olmayan küçük bir çocuk.

Kötü görünüşlü gözlere sahip küçük bir çocuktu. ——Yo, öyle değildi. Gözleri kötü görünmüyordu. Subaru’ya kötü bakışlar atıyordu. Nefretin gölgelediği gözleri, Subaru’yu öldürme arzusuyla delip geçiyordu.

Saçları ve yüzü kurumla kirlenmiş, nefret dolu gözlere sahip, elinde küçük bir yay taşıyan bir kızdı.

O parmaklarla, o elle ve bunu yapma arzusuyla Subaru’yu zehirli bir okla vurmuştu.

Subaru: “————”

Onun nefretinin hedefi olması normaldi.

Subaru’yu öldürmek istemesi de normaldi.

Subaru’nun yol açtığı sonuçlar, kızın nefretinin peşinden gitmesine, böyle bir kadere neden olmuştu.

Eğer öyleyse, bu… karşısında bulduğu intikamdı——

???: “——Yo! Bekle! Lütfen, bekle. Bekle…”

Kulağının ardından, çaresizce bir ses işitti.

Onun için beklemek istiyordu. Onun için durmak istiyordu. Onu elinden tutmak ve ona gülümsemek istiyordu.

Ama bunların hiçbirini yapamıyordu.

Hiçbirini yapamamaya devam ediyordu.

Köpüren ve çalkalanan kan kırmızı köpükler fışkırtıyor, bedeni kasılıyor, gözleri kafasının arkasına doğru dönüyor, sidiği yere yayılıyor, karanlığa doğru alçalırken kanayan, eriyen organlarını kusuyordu.

???: “Bekle!..”

Nahoş, rezil ve düşüncesiz budala, karanlığın derinliklerine dalıyordu.

Alçalıy——



#Bayağı olaylı bir bölümdü. Öncelikle Todd’un nasıl biri olduğunu nihayet anladık bence. Tek bir Cadı Canavarının varlığını duyarak koskoca ormanı içindeki insanlar ve diğer canlılarla birlikte ateşe verdiler. Sonra da en ufak bir vicdan azabı duymadan güle oynaya ayrılık hazırlıkları yaptılar. Normal bir insanın işi değil bu. Subaru bu döngüyü sürdürseydi gafının yol açtığı sonuçlarla nasıl yaşardı bilmiyorum. Zaten Rem onu hayatta affetmezdi. O yüzden öldürülmesi birazcık isabet oldu gibi. Peki son anda çıkıp Subaru’yu öldüren çocuk, bizim önceki döngülerdeki avcıyla aynı kişi mi acaba? Ve Subaru’nun yeni kayıt noktası neresi? Tabii bir mucize sonucu kurtarılmadıysa. Kafamda deli sorularla sıradaki bölüme geçiyorum, orada görüşmek üzere!

5 1 oylama
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
0 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar