Bölümün ortalama okuma süresi 37 dakikadır. İyi okumalar dileriz.

ㅤㅤㅤ
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
ㅤㅤㅤㅤ
Çevirmen: Bertiel
Destekçilerimiz: Donatus
ㅤㅤㅤㅤ
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
ㅤㅤㅤ
Derin bir nefes alarak, âdeta uçarcasına koşarken kollarında tuttuğu kızın başını sarsmamak için elinden geleni yaptı.
Şehrin güney tarafına bir araba konvoyu gelmişti ve Emilia, İblis Şehri Kaos Alevi’nden bu kadar çok kişinin geldiğini duyar duymaz; gümüş renkli saçları özlemle beklediği kavuşmanın beklentisiyle dans ediverdi.
Emilia: “Çok yakında Subaru’ya kavuşacağız, Beatrice!..”
Kollarında sıkıca tuttuğu kız, göz kapakları kapanık bir şekilde uyuyordu―― Beatrice.
Manasını harcamamak için uzun süredir uyuyan kızı uyandırmak amacıyla, sözleşme yaptığı Subaru’yla temas kurarak mana kaynağını ondan alması şarttı.
Subaru’nun da manasını almak için Beatrice’e ihtiyacı vardı yoksa başı büyük belaya girerdi, yani ikisinin de kaderi iç içeydi.
Genelde her zaman el ele, sevecen bir şekilde geçindikleri ilişki, Subaru’nun İmparatorluğa savrulup onlardan koparılmasıyla artık ciddi bir sorun teşkil ediyordu.
Subaru ve Beatrice mümkün olan en kısa zamanda yeniden bir araya gelmeliydiler.
Ve ek buna olarak――…
Emilia: “――Subaru.”
Emilia, Subaru’nun bir saniyeliğine olsa mümkün olan en kısa sürede güvende olduğundan emin olmak istiyordu.
Puck sözleşmeyi kendi rızasıyla bozup ortadan kaybolduğundan beri hiç bu kadar huzursuz hissetmemişti―― yo, bundan daha da fazlasıydı.
Puck kendi başının çaresine bakabilirdi ama Subaru bakamazdı.
Subaru’yu anlayabilecek birisinin onun yanında olması gerekiyordu.
Emilia: “Ihhh, affedersiniz!”
Gözlerini aralayan Emilia kestirmeden Belediye Binasının önüne vardı.
Kapıdan girip merdivenlerden yukarıya tırmanmış olması gerekirken, sabırsızlığı sonucu bunun yerine buzdan bir kolon oluşturdu. Yerden yükselen buz kütlesinin üzerine binen Emilia, Beatrice’i de kucağına alarak bir anda binanın tepesine doğru yükseldi.
Muhafızları ve kasabalıları ürkütmüştü belki ama dayanamıyordu.
Artık, nihayet――…
Emilia: “Subaru!”
???: “Ha, Emily?”
Buz asansörü en üst katın yüksekliğine ulaştığında, Emilia oradan binaya sıçradı.
Yere inip yukarı baktığında, çok sayıda insanın Belediye Binası’nda toplandığını gördü ve herkes Emilia’nın âniden ortaya çıkmasına şaşırmış görünüyordu.
Tüm bunların arasında, görsel olarak göz dolduran ve aynı zamanda Shudraq Halkını bir araya getiren protez bacaklı bir kız olan Mizelda, Emilia’nın gelişini kolayca kabul etti.
Tahta bacağının ucuyla zemini dürterek Emilia’nın arkasındaki buzdan kolona baktı.
Mizelda: “Büyüyü gayet rahat kullanıyorsun. Bizden çok farklısın.”
Emilia: “Mhm, geeerçekten de çok acelem vardı, bu nedenle… Oh, seni ürküttüğüm için üzgünüm! Bi’ saniye içerisinde yok edeceğim!”
Mizelda’nın etkileyici tepkisi üzerine Emilia buzu alelacele mana hâline getirdi.
Krallık’ta büyüyle ilgili pek çok şey yapmak oldukça yaygındı ancak İmparatorluk’ta sanki çok fazla büyü kullanıcısı yokmuş gibi görünüyordu. İmparatorluk’ta savaşmak isteyenlerin sayısı düşünüldüğünde, bu durum garip geliyordu.
Mizelda: “Çoğu zaman, büyü kullanmadan önce onlara vurursan bu onların sonu olur.”
Emilia: “Biliyorum. Ama bu sadece yakındaysak işe yarar, uzaktayken değil.”
Mizelda: “Uzaktayken de yayım devreye girer. Gerçi, Taritta yay kullanmakta benden daha da iyidir.”
Gülümseyen Mizelda’ya Emilia da “haklısın” diyerek gülümsemesine eşlik etti.
Birkaç kez duyduğu “Taritta” ismi Mizelda’nın küçük kız kardeşinin ismi olmalıydı. Mizelda’nın gururu ve neşesi olduğu anlaşılan Taritta, güneydoğudaki İblis Şehri’ne gitmek amacıyla Guaral’dan ayrılan grupla birlikteymiş――…
Emilia: “――! Doğru ya. Güneye gidenler geri dönmüşlerdi, di’ mi?”
Bir anlığına aklı başka diyarlara dalıp gitse de Emilia’nın büyüsünü kullanıp alelacele buraya gelmesinin asıl sebebi buydu.
Beatrice’i göğsüne daha da yakın tutan Emilia, en üst kattaki salonu süzdü.
Kalabalığın arasında alışılmadık seyahât kıyafetleriyle bulunan insanların olması, at arabasıyla seyahât ederken Kale Şehri’ne varan grubun burada olduğunu gösteriyordu.
Tüm bunların ortasında――…
Emilia: “Subaru, orada mısın!? Hepimiz seni almak için geldik! Otto ve Petra-san… Petra Hanım birazdan burada olacaktır!”
Etrafına bakınıp kalabalığın içinden uzun zamandır beklediği siyah saçlı çocuğu arıyordu.
Emilia kaldıkları konağa bir arabanın geldiğini duyar duymaz Beatrice’i de kucağına alarak aceleyle Petra ve Otto’nun ardından Belediye Binası’na doğru yola koyuldu.
Onlar da Subaru’yu karşılamak için apar topar Belediye Binası’na koşuyorlardı.
O ikisiyle aynı şeyleri hissettiğini bildiği hâlde soluk soluğa önden koşmaya devam eden Emilia, haksızlık ettiğinin bilincindeydi. Yine de Subaru’yla bir an önce kavuşmak istiyordu.
Beatrice de aynıydı ama Emilia’nın Subaru’yu görmek için kendince sebepleri vardı.
Emilia: “――Hık, Subaru!”
Birdenbire omzuna arkasından vurulan Emilia, sanki bir elektrik akımına kapılmış gibi tepki verdi.
Bu o kadar âni olmuştu ki omzuna dokunan kişi de irkilip gözlerini açmıştı. Ancak karşısındaki şaşkın kişi Subaru falan değildi.
???: “Emily…”
Emilia: “Frederica… Buraya ilk sen varmışsın. Imm, güzel.”
Bu durum biraz tuhaf bir hâl almıştı, Emilia yüzüne nasıl bir ifade konduracağını hiç mi hiç bilmiyordu.
Elbette ki Frederica da Subaru için endişeliydi, bu yüzden Belediye Binasına ilk önce onun gelmesi sürpriz olmamıştı.
Emilia: “Şey, Subaru’yla konuşabildin mi? Bak, Beatrice’i onu görmek için götürmek istiyordum. Ben de Subaru’yla konuşmak istiyorum tabii öncelik Beatrice’in…”
Frederica: “――. Sana söylemem gereken bir şey var.”
Emilia: “Ha?”
Frederica güzel zümrüt yeşili gözlerinin kenarlarını indirerek, terleyen ve bahane ararcasına konuşan Emilia’ya karşı kasvetli bir sesle konuştu.
Frederica’nın neden böyle bir tavır takındığını anlayamamıştı.
Emilia: “Ah, Garfiel…”
Bakıldığında sadece Frederica’nın değil, Garfiel’in de daha erkenden Belediye Binasına gelmiş olduğu görülüyordu. Petra ve diğerleri çok geçmeden geldiklerinde, Emilia’nın Guaral’a gelen tüm yoldaşları da burada olacaktı.
Daha önce birbirlerinden ayrı düşmüş olan Subaru’yu hep birlikte karşılayacaklardı.
Ya da Emilia öyle olmasını umuyordu ama――…
Frederica: “Ne yazık ki Subaru-sama Kaos Alevi İblis Şehri’nde tekrar kayıplara karışmış… Subaru-sama arabayla geri dönenler arasında bulunmuyor.”
Böylece Frederica böylesine yürek parçalayıcı bir bilgiyi kederli bir dille aktardı.
△▼△▼△▼△
???: “Ne demek istiyorsun, abim ve Rem-chan götürüldü mü!?”
Kocaman yuvarlak gözlerini açarak bağıran kız, ayaklarını tak tak yere vuruyordu.
Örgüler, tokalar ve çeşitli düğümlerden oluşan garip bir saç modeli olan altın saçlı bir kızdı. On ikiyle on üç yaşlarındaymış gibi görünen kız, şaşkınlık dolu bir yüz ifadeyle etrafındaki yetişkinlere bakıyordu.
Guaral Kale Şehri’nin Belediye Binası’nın en üst katındaki geniş odada toplananlar, bu şehrin, daha doğrusu bu İmparatorluğun kargaşası içinde çeşitli pozisyonlarında yer alan kişilerdi.
Böylesi bir hengâmenin ortasındayken Otto Suwen, bir şekilde olsa da bu işin içine düştükleri için kafasını kuma gömmek istiyordu.
Gerçi bu, kılıçlarla delik deşik edilmiş bir kurdu tasvir eden bayrakları kaldıran insanların önündeydi. Böylesine zayıf bir tavır sergilemenin akla hayale sığmayacağına inanarak ifadesini dimdik tuttu.
Garip Saçlı Kız: “Geri geldim ve ne göreyim; şehir darmaduman olmuş, surlar da yok, resmen felaket! Diğer şeylerin yanı sıra abim ve Rem-chan da burada değil, tir tir titriyorum, başım çatlayacak gibi oluyor!”
???: “Aa, uu!”
Tam bunu söylediği anda, kızın gözbebekleriyle kafası dönüp dururken öfkeyle ayağını yere vuruyordu. Yanında da aynı yaşlarda başka bir kız vardı, onu takip ederek sarı saçlı bu genç kız da sızlanmaya başladı.
Yetişkinler, kızların çift kişilik cazibesi karşısında şaşırıp afallamış görünüyordu.
Durum, birinin öne çıkıp olayları ele almasını gerektiriyordu ancak Otto, hareket etmesini engelleyen gizemli bir huzursuzlukla boğulduğunu hissederken devreye girip girmemesi konusunda tereddüt ediyordu.
Otto: “…Imm, bu sızlanıp duran kızı bir yerlerde görmüş olabilir miyim acaba?”
Konuşmak için öne çıkan kızın yanında, Otto anlamlı bir sözcük söylemeyen diğer kızın kendisine bir şekilde aşina olduğunu düşünmeden edemedi.
Otto genellikle sohbet ettiği kişileri unutmamaya özen gösterse de, çok içtiği zamanlarda hafızası silikti. Emilia Kampı’nda çalışmaya başladığından beri hafızasını kaybedecek kadar sarhoş olmaktan kaçınmaya çalışıyordu ama bunun sarhoşken karşılaştığı bir çocuk olup olmadığını merak ediyordu.
Garip Saçlı Kız: “Abim ve Rem-chan nasıllar? Bilen birileri var mı…”
Zikr: “――Daha da ileri gitmeden önce bir şeyi açıklığa kavuşturalım mı, küçük hanım?”
Garip Saçlı Kız: “Hmm? Neyi, Zikr-chin?”
Otto düşüncelere dalmışken kıza yaklaşan şehrin temsilcisi Zikr’di.
Otto onunla birçok kez konuşmuştu ve onu güvenilir bir iş ortağı olarak görüyordu. Sadece İmparatorluk’ta iletişim kurabileceği biri olması bile onu nadir bulunan biri yapıyordu.
Zikr kalın kaşlarını kaldırarak kızı tepeden tırnağa süzdü.
Zikr: “Algılarımda bir hata yoksa, bu genç hanım kesinlikle Medium Hanım’dır, değil mi?”
Medium: “Ha? Tabii ki de öyleyim, neyin var senin? Sadece görerek bile anlayabilmen gerekir.”
Rui: “Uu!”
Ellerini kalçalarına koyup göğsünü şişiren kızın adı―― Medium’du, hemen yanında başını sallayan hatırlayamadığı kız da aynı duruşu sergilemişti.
Bu sözler üzerine Zikr tedirgin bir yüz ifadesiyle Medium’un yanındaki kıza baktı.
Ve――…
Zikr: “――Abel-dono, bu…”
Abel: “Olbart Dunkelkenn’in tekniğinden kaynaklanıyor. Verdiği cevabın yanlış olmasının asıl sebebi aldığı eğitimden kaynaklanıyordu, bu durum yüzünden değil.”
Zikr: “Anlıyorum. Birinci Sınıf General Olbart’ın tekniği demek… Zarar görmediğinize çok sevindim.”
Abel: “Tabii buna zarar görmemek diyebilirsen.”
Zikr açıklamayı duyduktan sonra elini yavaşça çenesine koyup düşünüyormuş gibi baktı. Bunu Zikr için açıklığa kavuşturduktan sonra Abel sakince kollarını kavuşturarak Medium’a baktı.
Abel: “Arkamızdaki herkes şaşkın olmalı. Senin küçüldüğünü gördükleri için.”
Medium: “Benim mi? …Ah! Anlıyorum! Herkesten çok ama çok özür dilerim! Küçültülmeye o kadar alışmıştım ki fark etmemişim, bilmediğinizi! Subaru-chin’le birlikte küçültülmüştüm!!”
Küçücük bedeniyle Medium elini kaldırarak durumunu açıkladı. Bunu duyduktan sonra bile Otto durumu bir türlü kavrayamadı ama orijinal imparatorluk grubu bir şekilde ikna olmuş görünüyordu.
Kafası karışıp yeterince bilgi sahibi olmadıklarını inkâr edemese de bu taraf, daha da önemlisi, az önce söylediklerinde Otto ve arkadaşlarının gözden kaçıramayacağı bir şey olduğunu düşünüyordu.
???: “――Subaru.”
Rui: “Uau…”
Aynı anda, muhtemelen aynı anlama gelen belli belirsiz bir fısıltı duyuldu.
Medium’un yanındaki yüzü asık kız, daha önce çıkan iniltiden açıkça ayırt edilebilen bir ses tonuna sahipti. Kızınkiyle aynı anlamı çağrıştıran sesi çıkartan kişiydi.
Emilia: “Sen de mi Subaru için endişeleniyorsun?”
Kızın ortaya çıkışı karşısında kaşlarını indiren Emilia’ydı.
Kollarında uyuyan Beatrice’le birlikte Emilia, Subaru’nun İblis Şehri’nden dönen grupta olmadığını duyunca en çok hayal kırıklığına uğrayanlardan biriydi.
Onun ve Petra’nın hisleriyle kıyaslandığında, Otto’nun hislerine hayal kırıklığı demek haddini aşmak olurdu. Ancak bunun nedeni, tekrar buluşmanın o kadar kolay olmayacağına dair içinden geçen bir önsezi de değildi.
Her hâlükârda――…
Rui: “Uu, aau.”
Emilia: “Hayır, bunun senin kabahatin olduğunu düşünmüyorum. Subaru’nun burada olmaması beni geeerçekten hayal kırıklığına uğratsa da şu an surat asmanın zamanı değil. Subaru çok daha fazlasını yaşamıştır.”
Rui: “Uu…”
Emilia: “Benim için endişeleniyorsun? Teşekkür ederim. Senin de çok şey atlattığını da biliyorum.”
Depresif görünümlü kızla Emilia birbirleriyle bu şekilde iletişim kuruyordu.
Kızın ağzından dökülen kelimelerin net bir karşılığı olmasa da Emilia kızın gözlerinin içine baktığında, sanki ne demek istediğini anlarcasına karşılık veriyordu.
Bu bile kalbi kırık Emilia’nın kararlılığının kanıtıydı, Otto’nun yardım edemeyip rahatladığı bir iletişimdi bu. Ancak――…
Abel: “――Natsuki Subaru’nun arkadaşlarının ta buralara kadar geleceğini hiç beklemiyordum.”
Bu, salonda âdeta soğuk ve kuru bir rüzgâr gibi esen bir sesti.
Emilia bakışlarını kaldırarak bu ses tonuyla konuşan kişiye, az önce Zikr ve Medium’la karşılıklı konuşmuş olan ve yüzünde Oni maskesi olan adama doğru çevirdi.
Emilia’nın ametist gözleri, yüzünde Oni maskesi olan siyah saçlı adamı görünce kısıldı.
Emilia: “Sen de mi Subaru’nun arkadaşısın?”
Abel: “Benim hiç arkadaşım olmaz. O da beni bu gözle görmez. Bizim ilişkimiz bir dava uğruna beraber çalışmamızın sonucu sadece.”
Emilia: “Demek sen onun dava arkadaşısın. Sana Abel diye hitap etti, Zikr-san’ın daha önce bahsettiği kişi sen misin?”
Adamın yanıtı sert ve keskindi ama Emilia istifini bozmayarak Zikr’e döndü. Onun sorusu üzerine Zikr sırtını doğrultarak “Evet” dedi.
Zikr: “Bize liderlik edecek pozisyonda olan kişi, Abel-dono’dur. Bana yalnızca verdiği emir üzerine bu şehir emanet edilmişti.”
Abel: “Söz açılmışken şehir epey aşınmış ve yıpranmış kesinlikle.”
Zikr: “…Bunun için hakikaten de epey mahcubum.”
Zikr yüzünü ekşiterek şehrin uğradığı zarar nedeniyle―― Abel’in huzurunda derin bir saygıyla eğildi.
Zikr’in acı dolu yüzü mantıksız azarlamalardan duyduğu hoşnutsuzluktan çok, görevini yerine getirememesinden duyduğu pişmanlıkla doluydu.
Asıl olay yerinde bulunan Otto, Zikr’in ve şehirdeki diğer herkesin şehrin bütünüyle yok olmasını engelleyebilmek için ellerinden geleni yaptıklarını düşünüyordu ama――…
Medium: “Abel-chin, böyle acımasız şeyler deme! Herkes elinden geleni yaptı!”
Abel: “Öyle olsa bile, kardeşin senden koparıldığı için sen de öfkeli sayılmaz mısın?”
Medium: “Abim o kadar çok çalışıp çabaladı ki onu götürdüler! Abim götürülmeseydi çok daha büyük belanın içinde olabilirdik! O benim abim! Götürülse bile abim çok havalı!”
Abel’in açıklamasına sert bir şekilde karşı çıkan Medium oldu.
Konuşmanın gidişatına bakılırsa kardeşi muhtemelen Rem’le birlikte kaçırılan erkek tüccardı. Mizelda onun nazik ve arkadaş canlısı bir kadın katili olduğunu söylemişti.
Kuna ve Holly’nin anlattığı diğer hikâyelere göre de bu adamın ve Rem’in kaçırılması, “Dokuz İlahi General’in” parçası olan ve düşmanın uçan ejderlerini geri çekmesine yol açan en önemli etkendi.
Başka bir deyişle Medium’un abisi hakkında söyledikleri çok da yanlış değildi.
İblis Şehri’nden yeni dönmüş olan Abel’in bu durumdan haberdar olması da mümkün değildi――.
Abel: “Zikr.”
Zikr: “Buyrun efendim.”
Abel: “Daha önce söylediklerimi göz ardı et. Başından beri Madelyn Eschart ve bir grup uçan ejderle başa çıkmaya çalışıyordun. Şehrin terk edilmesinin gerekebileceği bir ortamda sergilediğin çaba ve çalışmalardan dolayı takdir edilmeyi hak ediyorsun.”
Zikr: “――! Onur duydum.”
Tereddüt etmeden devam eden sözler, Medium’un iknasının bir sonucu değildi.
Başından beri bu sözler Zikr’e söylenmek üzere hazırlanmıştı. En başından beri, Guaral’ın uğradığı zarar için onu suçlamak gibi bir niyeti yoktu.
Medium: “…Abel-chin’in kişiliği tam anlamıyla berbat!”
Rui: “Uu!”
Abel: “Durun.”
Medium ve kız, kollarını kavuşturarak duran Abel’e iki koldan saldırdı. İkisi de ona yapışıp kollarını çekiştirip belinden dürterken Abel kısa bir karşılık verdi.
Oradaki ilişkileri hakkında aşağı yukarı bir fikir edinilebiliyordu――…
???: “――Yani? Bu konuda ne zaman ilerleme kaydedeceğiz ki?”
Bu esnada, gelişmeleri sessizce izleyen kadın nihayet dudaklarını araladı.
Bu tilki kulaklı güzel, son derece sıra dışı bir duruşa ve aşırı göz alıcı bir kişiliğe sahip biriydi―― bir anlamda, sadece orada bulunmasıyla bile fark edilmesi kaçınılmaz olan biriydi, tıpkı sıra dışı bir güzelliğe sahip Emilia ve alışılmışın dışında Oni maskesiyle göz dolduran Abel gibi.
Her ne kadar açıkça ifade edilmese de bu aşikârdı.
Abel ve Medium’un surlarla çevrili şehri terk edip İblis Şehri Kaos Alevi’ne gitmesinin asıl sebebi oydu.
???: “Birinci Sınıf General Yorna Mishigure.”
Bu sözcükleri kim mırıldanıyordu?
Belki de odadakilerden biri bu isimle seslenmişti. Ancak hiç kimse itiraz etmediğine göre bunun doğru olduğu apaçık ortadaydı.
――Yorna Mishigure.
İblis Şehri Kaos Alevi’nin hükümdarı, İmparatorluktaki en güçlü askeri komutanlar olan “Dokuz İlahi General’in” bir mensubuydu.
Onun kendi saflarında olması, bu geniş İmparatorluğun dengelerini sarsacak büyük bir lütuftu.
Subaru’nun kaybolduğu seyahâtte, aslında onu saflarına katmayı planlamışlardı.
Zikr: “Birinci Sınıf General Yorna, öncelikle ziyaretiniz için teşekkür etmek isterim. Ben Zikr Osman, Vollachia İmparatorluğu’nun İkinci Sınıf Generaliyim.”
Yorna: “Yol boyunca adını sıkça duymuştum. Şahsen, Medium ve Taritta’nın söylediği gibi yakışıklı bir adama benziyorsun.”
Zikr: “Medium Hanım ve Taritta Hanım mı?”
Sert bir şekilde konuşmaya başlayan Zikr, Yorna’nın cevabı karşısında gözlerini kırpıştırdı.
Bunun zamanı olmasa da bakışları Medium ve diğer uzun boylu kadına kaydı. Erkek kıyafetleri içindeki kahverengi tenli kadın muhtemelen tartışmanın konusu olan Taritta’ydı.
İkili Zikr’in bakışlarına gülümseyip başlarını sallayarak karşılık verdi. Nazik, erkeksi davranışları nedeniyle “Kadın Düşkünü” olarak tanınan Zikr utanmış olsa da çok mutlu görünüyordu.
Duygularını yatıştırmak istercesine öksürerek boğazını temizledi.
Zikr: “Peki, Birinci Sınıf General Yorna, Abel-dono’nun saflarında savaşmaya gönüllü müdür?”
Yorna: “Öyle de diyebilirsin. Benim kendi amaçlarım olsa da… çıkarlarım Abel’inkilerle uyuşuyor.”
Abel: “Karar verilmiştir. Yorna Mishigure’le yaptığımız anlaşmada herhangi bir sorun yok.”
Yorna lüks bir kimono giyip elinde altın bir pipo tutuyordu. Her ne kadar geçmişindeki ününden dolayı endişeli bir kadınmış gibi görünse de tavırları sakin ve derli topluydu.
Otto’nun grubu Kaos Alevi’nin ciddi şekilde hasar aldığını duymuştu.
Bu yüzden Guaral’a büyük bir araba kafilesi gelmiş ve bu kadar çok sayıda insanı aynı anda ağırlamak zorunda kalmışlardı.
Ve İblis Şehri’nin maruz kaldığı tüm yıkımın ortasındayken…
???: “――Subaru bir yere gönderildi.”
???: “――――”
Sohbete gümüş bir çan gibi çınlayan sesiyle katılan Emilia oldu.
Hikâyeye farklı bir açıdan giren Abel’in bakışları Oni maskesinin ardından Emilia’ya yöneldi. Emilia, açıkça belli olan nahoş bakışlara rağmen geri çekilmedi.
Beatrice kollarındaydı, Petra ve Frederica sessizce yanında duruyordu, Garfiel’in de yüzünde asabi bir ifade vardı. Otto da buna biraz katkıda bulunmuş olabilirdi.
Gerçekten de Emilia’nın sözleri onlar için sadece bir kuru gürültüden ibaret olabilirdi.
Ancak onların da kendi sorunları vardı. Konuşma, sınırı aşarak oraya ulaşmaya çalışan bu insanları görmezden gelerek devam etseydi sorun olurdu.
Emilia: “Bir kez daha, en baştan başlayalım. ――Ben Emily, sen de Abel’sin, değil mi? Subaru’nun dostu… Yo, dava arkadaşı.”
Abel: “――. Evet.”
Emilia: “Subaru seninle başka bir şehre gidiyordu… Sonra, Yorna-san’a korkunç bir şey oldu, sonra da ayrı düştünüz. Doğru muyum?”
Yorna: “Evet, haklısın. Yine de “korkunç bir şey oldu”, şeklinde kesip atmamalıyız.”
Hem Abel hem de Yorna, az önce anlatılanları onaylarken düzgün biçimli kaşlarını kaldıran Emilia’ya başlarıyla onay verdi. Onların tepkilerini, özellikle de Yorna’nın sözlerini aldıktan sonra Emilia bunları gönül rahatlığıyla kabul etti ve “Demek öyle.” dedi.
Tarafların bakış açısına göre dışarıdan birinin üstünkörü sözleri rencide edici olabilirdi, dolayısıyla Emilia da sözlerinin bu kapsama girdiğini bildiği için kelimelerini itinayla seçmeye özen gösteriyordu.
Emilia: “Subaru’nun diğerlerinden ayrılmasından sonra tam olarak nereye gittiğini söyleyemiyorsunuz. Tüm aramalara rağmen onu bulamamışsınız ve birçok insan da evsiz barksız kalmış. İşte bu nedenle şehre bu hâlde döndünüz ve biz de şu an bu meseleyi burada ele alıyoruz… Değil mi?”
Abel: “Yanlışınız yok. Yine de bu denli büyük bir trajedide, işin ciddiyeti düşünüldüğünde, kaybolan kişinin güvende olabileceğine inanmak zor――…”
Emilia: “――Subaru iyi. Eminim.”
Emilia hafif ama gür bir sesle konuşarak Abel’in sözünü kesiverdi.
Sesindeki bu özgüven, Abel’in siyah gözlerinin Oni maskesinin altından kısılmasına neden oldu. Abel’in derin düşüncelerle parlayan gözleri, Emilia’nın sözlerinin dayanağını araştırmaktaydı.
Yeterince emin olduktan sonra Abel bir süre duraksadı ve hemen ardından Emilia’ya “Nasıl bu kadar eminsin?” diye sordu.
Abel: “İblis Şehri’nde neler yaşandığının tüm ayrıntılarını dahi bilmezken. Bu gibi şartlarda, tek bir yanlış hareketi ölümüyle sonuçlanabilecekken bir de kayıplara karışması… ――Böyle bir durumda, hayatta kalabileceğinden nasıl bu denli emin olabiliyorsun ki?”
Emilia: “――――”
Otto ve diğerlerinin şu ana kadar duydukları tek şey Kaos Alevi’nin yok edilişiydi ve bunun akılalmaz bir felaketten kaynaklandığına dair dedikodulardı.
Abel’ın sözlerinin gerçek olup olmadığını bilmiyorlardı ve gerçekleri ne denli dramatikleştirdiğini de anlamak imkânsızdı. Ancak Otto bunun boş beleş bir blöf olmadığından emindi.
Aynı zamanda, konuşma biçiminde de ufak bir tereddüt hâkimdi.
Abel’in ses tonu soğuktu olsa da onlar hakkında daha fazla şey öğrenme isteği hissediliyordu. ――Yo, bu daha çok Otto ve diğerlerinden yararlanarak Subaru hakkında bilgi edinmek istiyordu.
Subaru’nun kendisinden bir şey sakladığını düşünüyor gibi bir hâli vardı. Subaru’nun krallıktaki pozisyonuyla ilgileniyorsa bu bilgiyi pervasızca paylaşamazlardı.
Otto: “Emily, bu…”
Emilia: “Subaru’ya inanıyorum ve Subaru’nun biz yanına gidene kadar elinden gelenin en iyisini yapacağına da eminim. Durum ne kadar zor olursa olsun.”
Yöneltilen sorulardan korkan Otto konuşmayı kendince kontrol etmeye çalıştı ama Emilia ondan önce davranarak cevap vermişti. Ancak bu elle tutulur bir temele değil, idealist bir güven beyanına dayanıyordu.
Bu ne Otto’nun çekindiği ne de Abel’in istediği şeydi. Doğal olarak Abel de bu cevap karşısında hayal kırıklığına uğrayarak başını öne eğdi.
Abel: “Bunların hiçbirinin ikna edici bir yanı yok. Mantığınızın böyle olması büyük hayal kırıklığı.”
Emilia: “Öyle mi? İnsanların bana inanmalarının geeerçekten de çok güzel ve önemli olduğunu düşünüyorum. Birilerine güvenebildiğimde kendimi güvende hissediyorum ve onların da bana güvenmesi bana güç katıyor. Sen farklı mısın?”
Abel: “Ne olursa olsun, duygu denen şey sadece duygudur. Bunun haricinde, karar verme mekanizmamızı etkileyemez.”
Emilia’nın gözleri Abel’in cevabı karşısında bocaladı, başını sallayarak tek gözünü kapattı.
Otto araya girme fırsatını kaçırsa da ikisinin siyahla beyaz kadar farklı olduklarını anlamak çok da zor değildi. Yani kalplerin kıymetine inanan Emilia’yla inanmayan Abel arasındaki uçurum böyleydi.
Bu uçurum muhtemelen hayata bakış açılarındaki farklılıktan kaynaklanıyordu ve kolay kolay kapanacak gibi de görünmüyordu.
Bu nedenle――…
Abel: “――Hiç kimse Natsuki Subaru’nun yaşayıp yaşamadığından emin olamaz. Her zaman ölümden kıl payı kurtulduğu için bu sefer de aynı şeyin olacağının hiçbir garantisi yok.”
Bu sözler Abel’in bu konuşmada vardığı son nokta gibiydi.
Emilia bunu duyduğunda dudakları birbirine yaklaştı.
Emilia: “Subaru’yu mu kastediyorsun――…”
Hızla Abel’e baktı ve bir şeyler söylemek için atıldı.
Ancak kızlardan biri, onun sözlerine devam edebilmesinden çok daha hızlı bir şekilde atıldı. O kişi, Emilia’nın kollarındaki gözlerini kapatmış olan küçük kızdı.
Beatrice: “Subaru’nun hayatta olduğunu doğrulamak istiyorsanız Betty’de var, doğrusu.”
Emilia: “Beatrice!”
Frederica: “Sama!”
Göğsüne sarılan Beatrice, kendine özgü bir şekle sahip olan gözlerini araladı. Gözleri irileşen Emilia hemen ona seslendi ve Frederica da aceleyle onursal unvanını ilave etti.
Olayları gizlemek için yeterli olsun ya da olmasın, Beatrice’in sözleri Abel’in ve neler olup bittiğini bilmeyen diğerlerinin dikkatini çekmede kesinlikle etkili oldu.
Abel: “Natsuki Subaru’nun yaşayıp yaşamadığından nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?”
Beatrice: “Bu çok basit bir şey, sanırım. Çünkü Betty ve Subaru aslında ruh aracılığıyla birbirlerine bağlıdır.”
Yorna: “――Ah, demek durum böyle. Şayet o çocukla birbirlerine derinden bağlıysalar buna mantığım yatar.”
Emilia: “Evet, sözleşmeyle birbirine bağlılar. Bu yüzden de…”
Abel: “Bu kız güçten kuvvetten düşmüş bir hâlde, ha? Bu aklıma yattı işte.”
Net bir açıklamalarının olmamasına rağmen, Abel ve Yorna olayı çözmeyi başarmışlardı.
Beatrice’in bir Ruh olduğunun ifşa edilmesi, İmparatorluğa sahte kimliklerle girmiş olan Otto ve diğerleri için hiç de iyi olmamıştı ama bu ikili muhtemelen bunu çoktan fark etmişti bile.
Bununla beraber, maksatları İmparatorluk Başkenti’ndeki İmparator’a karşı isyan etmek olan Abel ve ekibinin, İmparatorluk emirlerini ihlal ettikleri gerekçesiyle kendilerine bir şey yapacaklarını düşünmek de zordu.
Otto: “İkna olduğunuza göre o hâlde durumu anlamışsınızdır. Natsuki-san’ın rahatının ve konumunun haricinde, yaşayıp yaşamadığını teyit edebilecek yöntemlerimiz var. Beatrice-sama böyle söylediğine göre, nerede olursa olsun… Natsuki-san’ın gönderildiği yerde hayatta olduğundan eminiz.”
Yorna: “――Öyle mi? O hâlde belki de Tanza çok daha iyi durumda olmalı.”
Otto’nun ilave sözleri üzerine Yorna’nın kaşları hafifçe aşağı indi.
Bir insanın adı gibi görünen bu kelimeleri fısıldadı. Konuşma şeklinden hayatını kaybetmiş biri olduğu anlaşılıyordu. ――Görünüşe göre onun da İblis Şehri’nin yok edilmesiyle bir bağlantısı vardı.
Yine de bunu derinlemesine incelemek için Yorna’nın yarattığı dünyaya dalmaya hazır olmak gerekirdi.
Petra: “Im, biraz geçmişe sarabilir misiniz?”
Emilia: “Petra-chan.”
Frederica: “Sama!”
Birdenbire, bir anlık suskunluğun bozulmasını istemeyen Petra elini kaldırarak söz hakkı istedi, Emilia da yine dikkatsizce ona hitap edince Frederica hemen yardımına yetişiverdi.
Petra gururla ayakta dikilirken kendisine tamamen yabancı olan bir grup yetişkinin de dikkatini çekti.
Petra: “Az önce Medium-chan kendisinin ufacık bir bedene dönüştürüldüğünü söylemişti. Gerçekten doğru mu?”
Medium: “Oh, tabii ki de doğru! Eskiden sırık gibiydim! Şuradaki sarışın oğlanla hemen hemen aynı boydaydım… Imm, yo, o bayanla hemen hemen aynı boydaydım!”
Garfiel: “Öncelikle neden benim muhteşem benliğimi yok ediyo’n ki?”
Frederica: “Neyi kastettiğini biliyorum. Gerçi, boyumla ilgili duyduklarım benim de pek hoşuma gitmiyor.”
Medium’un bu sözleri üzerine Garfiel ve Frederica sırayla cevap verdi.
Ancak kimse yalanlamadığına göre Medium’un hikâyesi muhtemelen doğruydu. Buna inanmak oldukça güçtü fakat anlaşılan bir insanın bedeninin küçülmesine yol açan gizemli bir şeyler vardı.
Belki de bunun anlamı――
Petra: “Yoksa Subaru da mı küçültüldü?”
Petra ciddi ve biraz da sert bir ses tonuyla sordu.
Bu, Otto ve diğerlerinin görmezden gelemeyeceği kadar büyük bir soruydu. Sadece İmparatorluğa gönderilmiş olan Subaru’yla bir araya gelmek zaten yeterince zorken, bir de vücudunun küçültülmesini içeren bir durumla karşı karşıya kalmayı beklemiyorlardı.
Yanlış duyduğuna dair dua etmek isteyen Otto, duasının hiçbir zaman karşılık bulmadığına ve bulmayacağına da ikna olmuştu.
Otto’nun duygularını bilmeyen Medium başını hafifçe sallayarak “Evet.” dedi.
Medium: “Subaru-chin de tıpkı benim gibi! Belki biraz daha küçüktür? Her neyse, onu benden de çok küçük yapmışlardı! Ama Subaru-chin ve Yorna-chan’ın birlikte Büyükbaba’yı patakladıklarını duymuştum, yani Subaru-chin harika!”
Emilia: “Öyledir, Subaru harikadır!”
Petra: “Haklısın Medium-chan, harikadır.”
Beatrice: “Tabii ki öyle, sanırım. O Betty’nin partneri, doğrusu!”
Söylenenler hoş karşılanmasa bile, Medium’un çekinmeden sarf ettiği övgüler kulaklara müzik gibi çalınıyordu. Hatta Emilia, Petra ve Beatrice Subaru’ya yönelik övgüleri duyduktan sonra iyice havalara girmişlerdi.
Ne Garfiel, ne Frederica ne de Otto kendilerini üzgün hissetmişlerdi. Hissetmemiş olsalar da bu övgülerdeki istenmeyen bir bilgi nedeniyle Otto bi’ hayli endişelenmişti.
Otto: “Natsuki-san da küçültüldüyse… Tahminimce o da mı çocuk oldu? Kadın gibi giyinmek yetmemiş, şimdi de bir çocuk mu oldu… çocuklaştırıldı mı? Ne kadar da yaramaz bir herif…”
Frederica: “Gerçekten de Subaru-sama’nın rahatsız edici partneri olmasından dolayı üzgünüm… Ama endişeliyim de Clind’le tanışmasına müsaade edemem.”
Otto: “Bu bir yana, eminim ki daha önemli başka kaygılarımız da var…”
Böylesine olağanüstü bir nasıl meydana gelmiştir ki?
Bu olağanüstü olay gerçeklikten çok uzak olduğundan dolayı, geriye döndürülüp döndürülemeyeceği ve döndürülürse de herhangi bir etkisinin olup olmayacağı konusunda bazı endişeleri vardı. En kötü senaryoda, Subaru’nun küçük kalmasına rağmen Emilia’nın şövalyesi olarak Lugunica Krallığı’na dönme ihtimali bile vardı.
Otto: “Eh, yetenek bakımından çok da farklı sayılmaz zaten.”
Subaru bunu duysaydı gerçekten de çılgına dönerdi ancak şayet onu bulabilirlerse bu katlanılabilir bir kayıp olarak kabul edilebilirdi.
O andan itibaren sağlıklı bir şekilde büyüyebilirse, bir yarı-elf olan Emilia’yla ilişkilerinde de çok fazla sorun yaşamayabilirdi. O büyüyene dek bekleyebilirdi.
Otto: “Yapamam… Galiba ben de biraz haddimi aşıyorum gibi.”
İlgilenilmesi gereken önceliklerin sıralaması karman çorman olmuş gibiydi.
Şu anda Subaru’yla bir araya gelememeleri bir talihsizlikti ama Beatrice sayesinde onun hayatta olduğundan artık emindiler.
Artık Zikr ve diğerleriyle―― Yo, şayet temsilcileri Abel’se onlarla iş birliğine devam edip etmeyeceklerine karar vermek zorundaydılar.
Garfiel: “――Beatrice-sama? Neden bu kadar bitkin görünüyo’n?”
Otto: “――?”
Elini çenesine dayayıp seçenekleri değerlendirmek üzere olan Otto, dikkatini Garfiel’in söylediği sözlere çevirdi.
Garfiel’in bakışları Emilia’nın kollarındaki Beatrice’e döndü. Beatrice uyandı ama yorgunluktan kaçınmak için Emilia’nın kollarında kalmaya devam etti, Subaru’nun az önceki övgülerinden doğan iyi hâli de gözleri açıldığında kısa ömürlüydü.
Titreyen gözlerinin gördüğü şey Medium değildi.
Sanki kız kardeşlermiş gibi yanına kıvrılmış başka bir kız daha vardı. Beatrice henüz adını bile duymadan ona baktı.
Beatrice: “…Neden buradasın, sanırım.”
Rui: “Uu?”
Beatrice: “Cevap ver, doğrusu! Hayır, lüzumsuz bir şey yapmayı düşünme bile, sanırım!”
Soruyu titreyen bir sesle sorduktan hemen sonra Beatrice’in ifadesi değişirken sesi yükseldi.
Bu ses üzerine, başını eğmiş olan küçük kız şaşkınlıkla yerinden sıçradı, doğal olarak Otto ve diğerleri de Beatrice’in tepkisi karşısında şaşırdılar.
Otto: “B-Beatrice… sama, sorun nedir? Birdenbire o kıza bağırıp çağırdınız da…”
Beatrice: “Bağırmak yapılacak en mantıklı şey, doğrusu! Otto! Farkında bile değilsin, sanırım?”
Otto: “Ben mi? Neyi… oh.”
Bu azarlamayla karşılaşınca, şaşkın Otto’nun zihninin derinliklerinde bir şey ortaya çıktı.
İlk başlarda, kızı gördüğünden beri içinde var olan ama Beatrice’in tavrı yüzünden giderek daha da netleşen, belli belirsiz bir duyguydu bu.
Evet, Otto da bu kızı tanımıştı. İlk kez ziyaret etmekte oldukları İmparatorluk’ta ortaya çıkmaması gereken bir déjà vuydu.
Otto: “İnanamıyorum, o kız…”
Otto kıza bakarken zihninde sarsıcı bir olasılık belirdi.
Havada süzülüp duran olasılık, Otto’nun bulanık hafızasının bir köşesine zorla yerleştirilmiş gibi görünen bir şeydi. O esnada Otto’nun bacağındaki kesik açılmış, acı ve kan kaybından dolayı bilinci gidip geliyordu.
Yani, bunu yapanın kim olduğunu net bir şekilde göremese de――…
Emilia: “Beatrice, Otto-kun, n’oldu? İkiniz de o kıza bakıp duruyorsunuz…”
Otto ve Beatrice’in tepkisiyle kafası karışan Emilia, ona hitap ederken saygı ifadeleri kullanmasa da kimse onun sözlerini tamamlamamıştı. Ve ardından, buna artık lüzum da kalmamıştı.
Çünkü kafa karışıklıklarının daha fazla sürmesi için bir neden kalmamıştı.
Beatrice: “Oburluk, doğrusu.”
Emilia: “Eh…”
Beatrice sakin ama sert bir ses tonuyla konuşurken Emilia’nın gözleri fal taşı gibi açıldı.
Ancak donup kalan sadece Emilia değil, onun sesini duyan diğer herkes de donup kalmıştı, o anda Beatrice’in sesi odadaki herkesin dikkatini çekmişti.
Böylelikle herkes bu küçük kızın kimliğine kulak misafiri oluverdi.
Beatrice: “Bu kız, Oburluk Günah Başpiskoposu… Rui Arneb adındaki bir kız, sanırım.”
ㅤㅤㅤㅤ
(Ç.N: Bazılarınızın kafası Beatrice’in bu sahnede Rui’yi neden Pristella’dan tanıdığına dair karışmış olabilir. Kısaca söylemek gerekirse bu hafif roman versiyonunu takip ediyor.
Daha ayrıntılı açıklamak gerekirse internet romanı versiyonunda, Kısım 5 Bölüm 70’te, Rui Ley’in bedenini ele geçirmek için Güneş Tutulması’nı kullandığında, Ley “acımasız yüzlü dev bir adama” dönüşür (tüm bunlar Otto’nun Ley tarafından dizleri yaralandıktan sonra gerçekleşir).
Ancak hafif roman versiyonunda Ley, Meteor tarafından vurulduktan sonra Rui bedenini ele geçirir, aynı “acımasız yüzlü dev adama” dönüşür, Otto’yu yaralayıp kendi görünümüne bürünür. Beatrice’in onu hemen tanıyabilmesinin ve Otto’nun o sırada acı içinde olduğu için de tanımasının biraz zaman almasının nedeni budur.)
△▼△▼△▼△
――Beatrice’in bu sözleri sarf etmesiyle beraber odayı gergin bir hava sardı.
Garfiel: “Dalga mı geçiyo’n lan? Günah Başpiskoposu mu? Ne dediğinin farkında mısın, oy?”
Beatrice’in sözleri yankılanırken şok, dehşet ve kafa karışıklığının yayıldığı anlaşılıyordu.
Genç kızın söylediği buydu. Normalde, aklı başında hiçbir yetişkin böyle bir şeyi tereddüt etmeden kabul etmezdi. Ancak Otto ve diğerleri için durum böyle değildi.
Hâliyle kızın―― Rui’nin görünüşünü hayal meyal tanıyan Otto ve Beatrice’in yalan söylemeyeceğine inanan kamp üyeleri de bunu anında gerçek olarak kabul etti.
Buna uygun olarak Garfiel öne çıkıp eklemlerini çıtlattı ve dişlerini gösterdi.
Garfiel hemen yeşil gözbebeklerini küçültüp Rui’ye dik dik baktı.
Garfiel: “Üstelik bu Oburluk mu? Muhteşem benliklerimizin pataklanacak piçler listesindeki zirveyi ele geçiren o değil miydi? İmparatorluğun yöntemi bu mu lan!?”
Medium: “B-Bekle! Dedikleri doğru değil! Rui-chan kötü bir kız değil ki!”
Garfiel’in önünü kapatan Medium, Rui’yi korumak için kollarını açtı.
Arkasındaki kızı koruma isteği övgüye değer olsa da Garfiel’in öfkesine engel olabilmesi pek mümkün değildi. Her şeyden önce――…
Otto: “Onun kötü bir kız olmadığını söylerken gerçekten de ciddi misin? Bil diye söylüyorum, iki bacağım da o kız tarafından acımasızca oyulmuştu. Hâlâ da bazı cafcaflı yara izlerim var, onları sana göstermemi ister misin?”
Medium: “Onu… yapan L-Rui-chan değildi, belki de başka bir kızdır…”
Otto: “Üzgünüm ama, kendisini net bir şekilde böyle takdim etmişti. Şüphesiz ki benden… başka da sayılamayacak sayıda kurbanı olmuştu. Bazıları dostlarımızıdı bazıları da müttefiklerimizin dostlarıydı.”
Medium: “A-ama, ama ama!..”
Gözleri dolan Medium, çaresizce onu çürütebilecek bir şeyler bulmaya çalıştı.
Ancak zekâsı çocuksu gibi de olsa, küçülen sadece görünüşü de olsa Otto bu laf düellosunu sonlandırmaya kararlıydı.
Her hâlükârda, dünyada hiç kimsenin bir Günah Başpiskoposu’nu savunması olanaksızdı.
Günah Başpiskoposları ve Cadı Tarikatı mensupları son derece iğrenç varlıklardı.
İşte bu yüzden, her şeyin sebebi olan Kıskançlık Cadısı’na tıpatıp benzeyen Emilia, imkânsız hayalleri yüzünden alay konusu olmaktan kurtulamıyordu.
Medium: “Belki de Rui-chan önceden dediğiniz gibiydi… ama Rui-chan artık farklı biri!”
Garfiel: “Öncekinden farklı derken? Bunu neye dayanarak söylüyo’n lan?”
Medium: “Çünkü! Abimle, Subaru-chin’le ve Rem-chan’la arkadaştı! Bunca zamandır onlarla birlikteydim… ve kız, tek kötü bir şey dahi onlara yapmadı! Yapmadı!
Otto: “Natsuki-san’la mıydı?”
Medium’un umutsuz, nafile direnişi, delicesine sözcükler arayarak bağırmasıyla kulaklarına görmezden gelinemeyecek kadar büyük ve garip bir şey çarpmıştı.
Subaru, Rui’yle beraber seyahât etmişti. ――Elbette ki bunun nedeni Rui’nin kim olduğunu bilmemesinden dolayı olamazdı. Subaru, Rui’nin gerçek kimliğini hemencecik anlayabilirdi.
Petra: “Otto-san, Subaru hafızasını kaybedecek kadar ileri gitmiş olamaz, değil mi?”
Otto: “Bir an için içimi bir korku kaplamış olsa da Mizelda-san ve Zikr-san’dan duyduklarıma bakılırsa bu pek de endişe yaratacak bir olasılık değil.”
Petra’nın endişeli sözlerine karşılık Otto, ileri sürülen kanıtlar nedeniyle endişelerini bir kenara bıraktı.
Şayet burada bulunan Oburluk Günah Başpiskoposu’yla Rui’nin birlikte çalışıp Subaru’nun “anılarının” çalındığı bir durum yaşanmışsa bu kesinlikle korkutucu olurdu.
Subaru’yu hatırladıklarına göre “isminin” yenmiş olması muhtemelen söz konusu değildi ancak “anılarının” yenmiş olup olmadığı Subaru’nun bileceği bir şeydi.
Ancak――…
Emilia: “――Bu şehirde duyduğumuz tüm Subaru hikâyeleri hâlâ tanıdığımız Subaru’ya ait. Bu yüzden endişelenmene gerek yok, Petra-chan… Petra-sama.”
Petra: “Teşekkür ederim, Emily.”
Aynı sonuca varan Emilia’nın sözleri üzerine Petra da sonunda rahatlamış bir ifade sergiledi.
Subaru’nun “anılarının” henüz yenmemiş olduğunu söylemelerinin nedeni bu olsa da şu anda burada bulunan Rui’yle nasıl başa çıkılacağına yönelik bir karar vermek için bunun bir gerekçe teşkil edip etmediğini söylemek zordu.
Elbette Subaru’nun neden Rui hakkında hiçbir şey yapmamış olabileceği sorusu da yadsınamazdı ama――…
Otto: “Natsuki-san söz konusu olduğuna göre, muhtemelen genç ve güzel bir kız arkadaş edinmek gibi bir derdi olmamıştır. ――Otorite’nin yetkisini kaldırma şartlarından dolayı olabilir mi?”
Frederica: “Bunu daha önce de konuşmuştuk. Oburluk Günah Başpiskoposu’nu mağlup etsek bile, yitirilen her şeyin geri geleceğine dair elimizde kesin bir kanıt yok.”
Otto: “Can sıkıcı bu durum doğruysa o hâlde neden aceleci davranmadığı da anlaşılabilir.”
Garfiel’in de söylediği gibi, Oburluk Günah Başpiskoposu’nu alaşağı etmek Kraliyet Adaylarının yanı sıra, onların da en güçlü arzusuydu ve dünya için de vazgeçilmesi güç bir şeydi.
Ancak bu sadece basit bir intikam arzusundan ötürü değildi, esas amaçları Oburluk’un yol açtığı yıkımın geri getirilmesiydi.
Şayet Rui’nin canını almak Otorite’nin kurbanlarının eski hâllerine dönmelerini sağlayabilirse ortada bir engel de kalmazdı.
Ancak kurbanlar eski hâllerine dönmezse ne yapabilirlerdi ki? Subaru, aceleci davranmaları hâlinde kurbanları eski yaşamlarına kavuşturabilme imkânını ebediyen kaybedebileceklerinden çekinmiş olmalıydı.
Garfiel: “――Ne düşündüğünü biliyorum Ottobro. Ama bu tıfılın serbest kalmasına göz yumacağımız anlamına gelmez.”
Otto’nun ne düşündüğünü bilmesine rağmen Garfiel bunu küstahça dile getirdi.
Aslında haklıydı da. Her ne kadar kızın canını almasının bu olasılığı yok edeceğinden korksa da onu gözetim altına almanın herhangi bir soruna yol açacağına inanmak zordu.
Aksine, Günah Başpiskoposunu tek başına bırakmanın doğuracağı tehlikelerin boyutu çok daha büyüktü.
Bu nedenle böyle zamanlarda âni kararlar verme eğilimindeki Garfiel güvenilirdi.
Garfiel giderek daha tehlikeli hâle gelen Günah Başpiskoposu’nu yakalayabilmek için aradaki mesafeyi kapattı. Garfiel’in yaklaşması üzerine Rui küçük bedenini bir “Uu.” sesiyle büzdü.
Medium: “Abel-chin! Bi’ şeyler söylesene!”
Rui’yi arkasına alarak koruyan ve Garfiel’le karşı karşıya gelen Medium, Abel’e seslendi.
Bu olaylar esnasında araya girmemiş olan Abel, dikkatini Medium’un seslenişine çevirdi.
Abel: “Ne söylememi istiyorsun ki? Bu konuyla uğraşmak senin görevin.”
Medium: “Tamam da ben onları bir türlü ikna edemiyorum ki!”
Abel: “Yaptığın hatanın sorumluluğunu bana atma. Ne de olsa buna lüzum yok.”
Lüzumsuz denildiği anda Medium’un gözleri dalgalandı.
Belki de Abel’in zalimce konuşma üslubu Rui’yi yüzüstü bıraktığını düşünmesine yol açmıştı. Ama işin aslı hiç de öyle değildi.
Abel bu işe dahil olmasına lüzum olmadığını söylemişti.
Garfiel: “Kadın olsan bile benim muhteşem benliğim sana yumuşak davranmayacak!”
???: “Hârikulâde. Aksi hâlde güzelliğimi beceriksizliğine kılıf uydurmak zorunda kalabilirsin.”
Duraklayan Garfiel’in tam önünde, Yorna aralarına girerek yavaşça durdu.
Yorna, uzun boyunun yanı sıra yüksek tabanlı çarıklarıyla elindeki kiseruyla Garfiel’e tepeden bakıyordu. Yorna’nın dik dik bakışlarına maruz kalan Garfiel dişlerini vahşice gösterdi.
Yorna, Rui’yi savunmaya kararlıydı ve bunu yapacağını da beyan etmişti.
İlk başta Guaral’a Rui’yle beraber İblis Şehri’nden geldiğinden beri, onu yok etmek gibi bir amacının olmadığını biliyorlardı ama buna inanmak bile zordu.
Otto: “Tekrar ediyorum, o kız bir Günah Başpiskoposu. Eminim ki Cadı Tarikatı’nın yarattığı dehşetin Vollachia İmparatorluğu’nda tanınmadığını söylemiyorsunuzdur, değil mi?”
Yorna: “O barbarların amellerini ve iğrençliklerini biz de biliyoruz. Tabii ki kendilerini Günah Başpiskoposu olarak tanımlayanların kötülüklerini de biliyoruz”.
Otto: “Garkla Şehri’nin açılan yaralarının hâlâ sarılmadığını duydum.”
O büyük imparatorluk şehri, Cadı Tarikatı’na bağlı bir Günah Başpiskoposu olan Açgözlülük’ün saldırısıyla yerle bir edilmişti.
Saldırgan, yani Açgözlülük, Pristella’da yenilgiye uğratılmış olsa da Cadı Tarikatı’nın nereye saldıracağını bilmediğimizi tüm dünya biliyordu. İmparatorlukta da doğal olarak böyleydi.
Tüm bunlara, ortadaki gerçeklere rağmen Rui’yi başıboş bırakmışlardı.
Otto: Onlara karşı galip gelebileceğinizi mi düşünüyorsunuz? Bunun fazlasıyla düşüncesizce olduğunu söylemek zorundayım.”
Abel: “Bir şey işime yarayacaksa onu nasıl kullanacağımı da düşünürüm. Herkesin sizin tarafınızı seçeceğini sanarak son derece büyük bir hata yapıyorsunuz.”
Otto: “――――”
Abel, Otto’nun sorularını savuşturdu ve küçümseyici bir tavırla bu durumu dile getirdi.
Söylediği gibi, Belediye Binası’nın en üst katında toplananların tepkisi karışıktı. Elbette Rui’nin bir Günah Başpiskoposu olduğunu duyunca iğrenip düşmanca davrananlar da vardı. Ancak Medium ve Yorna gibi, önemli bir kısmı Rui’yi ortadan kaldırmakta çekimser davrandı.
Özellikle de――…
Mizelda: “――Tek söyleyebileceğim şey: Subaru da Rem de bizim dostlarımız. Rui’yi beraberlerinde getiren de, Rui’nin kaderine karar verme hakkına sahip olanlar da onlar.”
Frederica: “Mizelda-sama…”
Mizelda: “Elbette ki Şef aksini düşünüyorsa o zaman boyun eğeceğim.”
Gözlerinde güçlü bir amaç duygusu taşıyan ve bu yönde delip geçen bakışlar atan Mizelda, Rui’yi kollayan safta yer almaya karar verdi. Belediye Binası’nda onunla birçok kez konuşma fırsatı bulmuş olan Frederica’nın bu güçlü bakışlar karşısında nefesi kesilmişti.
Mizelda Shudraq’ın temsilcisiydi ve diğer Shudraqlılar da onu takip edecekti. ――Yo, daha doğrusu şehre dönen Şefi takip edeceklerdi.
Mizelda’nın sözlerinin ve bakışlarının hedefindeki kişi, bu kararın kendisine bırakıldığı resmî siyah giysili kadındı. Shudraq’ın yeni Şefi Taritta’ya, ablası “N’apmalıyız?” diye sordu.
Taritta: “Benim fikrim de ablamınkiyle aynı. Ancak bu kararı Ablam dediği için değil, Rui’yi kendimce nedenlerden ötürü koruduğum için verdim. Rui’ye minnet borcum olduğu için.”
Mizelda: “Ha, demek öyle.”
Taritta’nın net cevabı karşısında Mizelda dudaklarını gevşeterek başını salladı.
Otto’nun tarafı kız kardeşlerin ilişkilerinin nasıl yürüdüğünü bilmese de Mizelda’nın Taritta’nın fikrini memnuniyetle kabul ettiği anlaşılıyordu.
Ancak bu durumu iyi karşılama lüksüne de sahip değillerdi.
Beatrice: “Günah Başpiskoposu, üstüne üstlük Oburluk, böyle birisini görmezden gelemezsiniz, doğrusu. Aklınızı peynir ekmekle yemediniz, sanırım.”
Emilia’nın kollarındaki Beatrice’in sözcükleri metanetle doluydu.
Yorgunluğunu baskılayarak bu kadar yol kat etmiş olsa da acil bir durumda yeteneklerini sergilemesi gerekiyordu. Subaru gibi böyle anlarda tereddüt etmeden hareket etmek Beatrice’in kötü bir alışkanlığıydı.
Emilia: “Bu hiç iyi değil, millet lütfen sakinleşin! Bu hâldeyken dövüşmenin――”
Beatrice ve Garfiel’in ruhları, Yorna ve Shudraq’ınkilerle savaşa hazırlanmak amacıyla yükselirken Emilia kederli bir ifadeyle anlaşmazlığı durdurmaya çabaladı.
Aslında, anlaşmazlığı kaba kuvvet yardımıyla ciddi bir şekilde durdurmak söz konusu olsaydı bunu gerçekleştirebilecek en uygun yeteneğe sahip kişi de Emilia’ydı.
Guaral’ı dondurabilmek için muazzam manasını kullandığında, Otto bu arada Rui’yi emniyete almayı deneyecekti. En kötü senaryoda, Guaral’daki herkesle bağlarını koparacaklardı.
Emilia: “Günah Başpiskoposu’na göz yummaktan daha tehlikeli――…”
İşte o zaman Otto savunmasız bir ânını kollamaya başladı.
???: “――Neyiniz var avamlar sizi, yeterince kavga etmediniz mi? Burası epey kızışmış gibi, haksız mıyım?”
Otto: “――――”
Birdenbire, etkileyici yeni bir ses Belediye Binası’nın geniş salonundaki havayı allak bullak etti.
Bu ses, merdivenlerden yavaşça çıkarken ayakkabıları yüksek sesle takırdayan bir kadına aitti. Bir süre önce Otto, Emilia, Abel ve Yorna’nın göz ardı edilmesi imkânsız bir güce sahip olduklarını söylemişti ancak bu sesin sahibi, bu izlenime hiç de uymayan bir havayla doluydu.
Kan kırmızısı elbisesinin etek kısımları havada dalgalanırken zarif bir güzel yavaşça beliriverdi.
Açık tenliydi, turuncuya çalan saçlarıyla cesurca süslenmişti ama bu mücevherlerin ışıltısı bile onun doğal güzelliğinin yanında solup gidiyordu―― Priscilla Barielle.
Guaral Kale Şehri’nde, etkili bir sese sahip olan son kişi de ortaya çıkmıştı.
Hiç telaşlanmadan yürürken arkasından, küçük ve gösterişten uzak hareketleriyle dikkat çeken yardımcısı Schult ve akıllardan çıkmayacak derecede eksantrik görünümüyle Al eşlik ediyordu.
Abel, Medium ve diğerleriyle birlikte Al da Subaru’yla birlikte Kaos Alevi’ne gidenlerden biriydi. Dönüş yolundayken Priscilla’yla buluşmaya gitmişti ve şimdi de beraber giriş yapıyorlarmış gibi görünüyordu.
Gerçi bir kişinin daha olması gerekiyordu, Heinkel, o da ortalıklarda görünmüyordu ama bu küçük bir ayrıntıydı.
Daha da önemlisi Otto’nun gözlemlerine göre, bu çalkantılı havayı daha da kötüleştirecek gibi görünen bir varlık da katılmıştı.
Belirsiz ve güçlü olan Priscilla öyle bir varlıktı ki hangi safta yer alacağını tahmin etmek imkânsızdı.
Daha doğrusu, onu bir düşman olarak değerlendirmeleri sanki çok daha iyi olacakmış gibi geliyordu.
Priscilla: “Abel ve diğerlerinin döndüğünü öğrenmemin ardından buraya geldim ancak bu kadar kısa sürede böyle bir ortam oluşmasını beklemiyordum. Şehir bu denli harabeye dönmüşken, açlıktan ölen itler havlayacağı yeri bile seçemiyor anlaşılan.”
Emilia: “Priscilla! Herkes şu anda geeerçekten çok gergin! Bir de sen tuhaf şeyler söyleme.
Priscilla: “Saçmalık. Şayet gelmeseydim bile, havayı bir kez daha karla kaplayacaktın. Sana şu kadarını diyebilirim, ne kadar soğutursan soğut, omuzlarımı sergilemekten vazgeçmeyeceğim. Gerçi yine de soğuyor.”
Emilia: “Bunun için üzgünüm ama…”
Emilia içeri girer girmez Priscilla’yla saçma bir konuşma yaptıktan sonra özür diledi.
Ne var ki cümlenin son kısmının gücünü yitirmesinin nedeni Emilia’nın pişmanlığı değildi.
Sert bir cismin yere düşmesiyle çıkan tiz takırtının tüm salonda duyulması yüzündendi.
Medium: “――Yorna-chan?”
Medium aniden başını çevirip hemen önünde dikilen kadına bakarak mırıldandı. Mavi gözleri Yorna’nın ayaklarının dibine düşmüş olan tek pipoya dikilmişti.
Yorna elinde tuttuğu pipoyla oynuyordu, hiç de ucuz görünmeyen zarif bir eşyaydı.
Rui: “Uu…”
Görüşmenin odağındaki Rui inleyerek yere düşen pipoyu yerden aldı. Ancak Yorna kendisine uzatılan pipoyu geri almadı.
Bunun yerine Yorna’nın bakışları yalnızca Priscilla’daydı, büyük salona yeni ayak basmış olan varlıktaydı.
Priscilla’ya bakan Yorna’nın gözleri irileşti.
Genellikle sakin ve soğukkanlı görünen Yorna hayretler içinde kalmıştı.
Kızıla boyanmış dudakları titreyerek aralandı.
Yorna: “Pr… Prisca?..”
Priscilla’ya böyle hitap ediverdi. ――Kulağa hiç de tanıdık olmayan farklı bir isimle.
Donup kalan iri gözlü Yorna, Priscilla’ya tanıdık ama bir o kadar da farklı isimle hitap etti. Orada bulunan üç kişi de bu isme tepki verdi.
Biri Zikr, diğeri Abel ve sonuncusu da söylemeye gerek olmasa da Priscilla’ydı.
Zikr, Yorna’ya şüpheyle, Abel düşünceli bir şekilde ve Priscilla da aşağılayıcı bir ifadeyle bakıverdi.
Priscilla: “Sen? Niye bana karşı böyle tavır takınıyorsun… ah.”
Priscilla kızıl gözleriyle Yorna’ya bakarak hoşnutsuzluğunu gizleyemedi.
Sivri dili hiç duraksamadan Yorna’ya vurmaya hazır görünüyordu ama tam o esnada durdu. Priscilla tekrar dikkatle Yorna’ya baktı.
Yorna’nın masmavi gözleriyle Priscilla’nın kan kırmızısı gözleri birbirine kenetlendiğinde, bir anlığına sessizliğe gömüldüler.
Ardından Priscilla derin bir nefes verircesine bir “Ahh” çekiverdi.
Priscilla: “――Şöyle bir düşününce sen gerçekten de benim biricik annem (hahaue’m*) oluyorsun, değil mi?”
(Ç.N: Hahaue anne demektir, buradaki bağlam bir sonraki bölümde açıklanacak.)
Bu sözlerle hâlihazırda istikrarsız olan ortamdan bağımsız, başka bir patlamaya yol açacak bu olan bu lafları, gayet net bir tavırla dile getirmişti.

#Ne bomba bir bölümdü! Priscilla’nın annesi Yorna’ymış. Gerçekten de beklemiyordum bunu, Rui en sonunda ortaya çıktı bunu bekliyorduk. Ancak Abel tarafının onu savunacağını hiç beklemiyordum. İşler iyicene kızışacak gibi, bakalım sonraki bölümlerde bizleri neler bekliyor? Okumaya devam edelim!

Elinize emeğinize sağlık keyifli bölümdü
Teşekkürlerr
En sonunda mükemmel seri devam ediyor (bölüm çevirisi için teşekkürler)
yeni bölüm tahmini ne zaman gelir
Birkaç güne gelir tahminen
mum Subaru Bilak , MASAK ak ala gesin mula
Tahmin ettim
Bölüm için teşekkürler. Bu pristila çok güzel bee
Aşırı keyifli bir bölümdü fena Gaza getirdi
bölümün adı buluşma subaru yok nası buluşma bu subaruyu infaz edecekler buluşması mı ama sardı hep böylesin tappei of
Çeviri için teşekkürler.
EMT 4EVER. Bu bölümde Emilia çok tatlıydı ya bi dr subarunun büyümesini bile bekliyeceğini söylemesi. Abelin hala Subaruya karşı kuşkusu devam ediyo gibi ve Beakonun Rui tanıması biraz uzun sürdü, sanırım. Wtf Yorna milfmiş ben 30 larda bekliyodum ve çocuğunun yarı kardeşiyle evlenmek istemekde çok garip. Bölümden öğrendiğimiz son şeyde Prisca yarı-insanmış.