Bildirimler Tümünü Okundu Say
Bildirimleri görmek için giriş yapın.
Ana Sayfa / Ana Hikâye/ Kısım VII, Bölüm 76 – “İmparatorluk Başkentinde Tesadüfî Karşılaşmalar”

Kısım VII, Bölüm 76 – “İmparatorluk Başkentinde Tesadüfî Karşılaşmalar”

10 Eylül 2024 2.829Okunma 30 dk okuma


Bölümün ortalama okuma süresi 24 dakikadır. İyi okumalar dileriz.


 ㅤㅤㅤㅤㅤㅤㅤㅤㅤㅤㅤㅤ

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

ㅤㅤㅤㅤ

Çevirmen: Bertiel

ㅤㅤㅤㅤ

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ

Rem ev hapsinde tutulduğu malikânede gezinirken bir kadın dikkatini çekti.

Guaral Kale Şehrindeki savaşın doruklarında, yaralı Flop O’Connell’ı iyileştirmek için Rem de onunla birlikte şehirden―― alıkoyulmuştu. İmparatorluk Başkentine götürülerek muhtemelen şehrin en görkemli malikânelerinden birinde ev hapsine mahkûm edilmişti.

Her ne kadar buna ev hapsi denilse de Rem hâlâ bi’ hayli geniş özgürlüğe sahipti.

Ne daracık odalara ne de zindanlara tıkılmıştı, zira aşırı şiddete ya da sözlü tacize de uğramamıştı. Buna pek huzurlu denemezdi ancak gördüğü muamelenin ılımlı olduğunu söylemek de mümkündü.

Her yemek saatinde yiyecek hazırlanıyordu ve banyo için de belli bir zaman tanınıyordu. Bazı yönlerden, burası yaşamak için Shudraq Halkı’nın köyünden kesinlikle daha iyi bir yerdi.

Ancak her ne kadar hapsedilmemiş olsa da güvenlikten sorumlu askerler―― Berstetz Fondalfon’un şahsi birliği, ona sınırlarını hatırlatarak malikânenin dışına çıkamayacağını hatırlatıyordu.

Her hâlükârda, kendisinin ne kadar özgür olup olmadığını bir kenara bırakırsak, karşı karşıya kaldığı durum hiç de isteyeceği bir şey değildi.

Hâliyle Kuna ve Holly’ye bazı yetersizlikleri tattırmıştı. Şimdi de Priscilla’nın öfkesinin hedefi olması sürpriz olmazdı çünkü istediği için çekip gitmişti.

Daha da önemlisi, doğuya gitmiş olan kişiler döndüklerinde buna nasıl bi’ tepki göstereceklerdi ki?

Rui, Medium ve Natsuki Subaru denen çocuk――.

???: “――Ah.”

Ve Rem tam da kendi düşünceleri içinde kaybolmuşken acı dolu cılız bir ses duyuverdi.

Yüzünü sesin geldiği yöne çevirdiğinde, malikânenin merkezindeki bahçede, aşina olmadığı bir figür gördü――. Yemyeşil bir manzarayı korumaktan ziyade, uçan ejderhalara inilip binilmesi için bi’ çeşit alan olarak kullanılıyor olmalıydı.

Malikânede görevli askerlerin ve hizmetkârların tamamıyla tanışmasa da o kişinin bunların hiçbirine benzemediğini tek bakışta anlayabiliyordu.

Bunun sebebi, onun kendi ayaklarının üzerinde yürümeyip tekerlekli sandalyede oturuyor olmasıydı.

???: “Kuğh, uğh…”

Başının her iki tarafında ikiye ayrılmış, dağınık koyu kahverengi saçları olan açık tenli bir kadındı. Uzun kirpikli masmavi gözleri titrerken narin omuzlarına gücünü toplayıp ileriye doğru eğildi.

O titreyen kollarının güç verdiği şey, oturduğu tekerlekli sandalyeydi―― özellikle de tekerlekli sandalyesinin tekerleklerine veriyordu. Tekerlekler, sandalyede oturan kişinin ileri ya da geri hareket ettirmek için eliyle çevirebildiği büyük tekerleklere sahipti.

Ancak tekerleklerden biri patikanın köşesindeki bir hendeğe saplanmış, çıkamadığı için de orada sıkışıp kalmış gibiydi.

???: “――――”

İnce dudaklarını şiddetle ısıran kadın, tekerleği döndürmek için defalarca çabaladı durdu.

Yine de incecik kolları gereken gücü sağlayamadı, tekerlek bir sonuç elde etmeksizin ileri geri oynadı. Sesini yükselterek yardım isteseydi illa birileri yanına koşardı ama o bunu yapmıyordu.

Kimseye bel bağlamak istemiyordu. Rem, bu inatçılığa karşı içten içe bir yakınlık hissetti. Gerçi, ne tür bir duygusal durumdan dolayı böyle olduğunu bilmese de――…

Rem: “――Size yardım edeceğim.”

???: “Ah…”

Onu kendi kaderine terk etmeyen Rem, hendekte sıkışıp kalan kadına doğru yürüyerek arkasından seslendi.

Kadın hemen gözlerini devirerek omuzlarının üstünden bakındı ve Rem’in varlığıyla irkiliverdi. Ama çok geçmeden bakışları utanç dolu bir ifadeye büründü ve sessizleşirken dudaklarını kemirmeye başladı.

Tekerlekli sandalyenin arkasının iki ucunda da tutacaklar vardı, bu sayede arkada duran birisi onu itebilirdi. Ve böylece ellerini oraya koyarak itmeye koyuldu.

Rem: “Bir, iki veee üç!”

Rem tüm gücünü ortaya koyarak tekerleği büyük bir gürültüyle döndürdü ve tekerlekli sandalye saplandığı hendekten kurtuldu.

Kadın ellerini de kullanarak, aşırı ivmeyle hafifçe ileri doğru hareket eden tekerlekli sandalyeyi durdurdu, ardından aniden tekerlekleri olduğu noktada döndürerek Rem’e doğru baktı.

Ve ardından――…

???: “…Bunu yapmanızı sizden kim istedi ki?”

Ve gelen de fazlasıyla özgün bir selamlamaydı.

Rem: “――――”

Refleks gereği Rem’in gözleri irileşti ve kadının sözleri karşısında şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı.

Bu sırada kadın da gözlerini Rem’den kaçırmış, dudaklarını çiğniyordu,

???: “Bu kadar küçük bi’ şey için yardım almasam da olurdu. Yani, sizin de bir bastona ihtiyacınız varken ne yaptığınızı zannediyorsunuz? Asıl kendin için endişelen bence.”

Rem: “Immm… Endişeniz için teşekkür ederim.”

???: “Endişelendiğim filan yok! Kulaklarınız iyi duymuyor olabilir mi? Şayet duymuyorsa sanırım sorun kafanızda, daha doğrusu kafanızın içinde.”

Rem, kekeleyerek söylenen bu sözlerin fazlasıyla sivri bir dille söylenmiş olduğunu geç de olsa fark etti.

Ses tonu sertti ama bu tip konuşmalara pek alışık olmadığı hissi hâkimken, böylesine iğnelemeyle zarar verebilecek yetenekten yoksundu.

Açıkçası, Rem’in bakış açısına göre, bu kadınla Priscilla arasındaki güç farkı; bir köpek yavrusuyla Mizelda kadardı.

???: “Ş-şimdi, kaybol. Sizin hakkınızda endişelenecek kadar boş… boş zamanım yok.”

Rem: “Hiç boş zamanınız olmadığına göre, bu sizin üstlenmeniz gereken bir rolünüz olduğu anlamına mı geliyor?”

???: “Rolüm!.. Evet, haklısın. Benim gerçekten de bir rolüm var. Senin aksine…”

Rem’in sorduğu soruya cevap veren kadının yanakları sertleşmişti. Cevap verirken ince kaşlarını çatarak, Rem’i incelercesine tepeden tırnağa süzdü.

Sonra sağ başparmağını ağzına götürüp hafifçe ısırdı ve…

???: “…Daha önce görmediğim bir yüz, daha önce fark etmediğim bir varlık… Kimsin sen?”

Rem: “――. Adım Rem. Bazı sebeplerden dolayı bu malikâneye zorla getirildim.”

???: “Zorla getirildin…”

Rem: “Evet. Hmm, adınızı rica edebilir miyim?”

Rem, tırnaklarını yiyip mırıldanan kadına yakınlaşmak amacıyla adını sordu.

Belki de dedikleri dostça karşılanmayacaktı, bu yüzden reddedilme olasılığının yüksek olduğunu düşünüyordu.

???: “――Katya.”

Ancak şaşırtıcı bir şekilde çekinmeden o kişi―― Katya, kendini böyle tanıtmıştı.

Rem bunun bir art niyetten mi kaynaklandığını, yoksa düşüncelere kapılmışken refleks sonucu mu kendini böyle adlandırdığını bilmiyordu ama Katya tırnaklarını yemeye devam ederken düşüncelere dalmış gibi görünüyordu.

Katya: “Zorla getirildim derken, siz de rehin olarak aldığınızı mı kastediyorsunuz?”

Rem: “Rehine… Durum böyle adlandırılabilir. Benden böyle bir rol oynamamı talep etmeniz hiç de uygun görünmüyor…”

Rem’in kayboluşunu durmaksızın dert edecek tek kişinin Subaru olduğu aşikârdı.

Gerçi Shudraqialıların da O’Connell kardeşlerin de endişeleneceğini, Priscilla’nın da en azından kaşlarını kaldırabileceğini tahmin ediyordu ama bu yine de genel gidişatı etkilemezdi.

Rem’in varlığı sadece Subaru genel gidişatı etkilediğinde gerçekleşebilirdi.

Ama――…

Rem: “O adamın o kadar ileri gitmesini beklemiyordum.”

Rem’e göre bunu yapabilmesi olası görünmüyordu, zaten yapması gerektiğini de düşünmüyordu.

Kısacık bir süre içinde, defalarca ve defalarca, saçmalıktan eziyet çekerken yeteneksizliğiyle ciddiyetle direnip karşı koyan bir figürü sergilemişti. Her işi kendi başına yapmak mecburiyetinin ağırlığını omuzlarında taşımaya devam eden bir figürdü.

Rem bu duruma hiç tahammül edemiyordu. Bunun asıl nedeni onu sevmemesi ya da ondan nefret etmesi de değildi.

Yine de bunun nedenini dile getirmek zordu.

Rem: “――――”

Katya: “…Hey, bana karşı öylece sessiz kalamazsın?”

Rem: “Ah, üzgünüm. Düşüncelere dalmışım… Katya, Berstetz için ne yapıyorsun?”

Katya’nın seslenmesiyle gözleri keskinleşen Rem, sessizliği için özür diledikten sonra bir soru yöneltti.

Bu malikânede bulunduğuna göre Katya’nın da Berstetz’le bir ilişkisi olduğuna şüphe yoktu. Ancak aralarındaki ilişkiyi hayal etmek zordu.

Madelyn’in sahip olduğu gibi savaş gücüne sahip biri olsaydı ya da bir İmparatorluk Askerine benzeseydi ilişkileri anlaşılabilirdi ancak Katya’nın görünüşünden dolayı onunla ne gibi bir ilişki olduğunu tahmin etmek zordu.

Aklına gelen tek şeyse――…

Rem: “Berstetz’in kızı ya da torunu musun, belki?”

Katya: “Başbakan-sama’nın bir akrabası mı? Oh, saçmalama. Her şeyden önce, Berstetz-sama evli değil, sözde bir ailesi falan da yok. O kadar da büyütülecek bir rolüm yok.”

Rem: “Öyle mi? Şaşırdım.”

“Şaşırdın mı?” dedi Katya başını eğerek ama Rem sözlerinin gerçek mânâsını gizlemek amacıyla başını salladı.

Daha önce Berstetz ve Rem yüz yüze geldiklerinde, Berstetz İmparator’a karşı ayaklanmasının gerekçesini―― varis bırakmayacak olan bir İmparator’a duyduğu güvensizlikten dolayı olduğu söylemişti. Ulusu için hizmet veren Berstetz’e göre, İmparator’un hareketleri onurunu kirleterek sorumluluklarından kaçmak gibi görünüyordu.

Rem bu mantığa ikna olmuştu, gerçi bu işin içine sürüklendiği için ona sempati duyması zor olsa da.

Ancak Berstetz’in böyle bir sebepten ötürü isyan başlatmış olması, tıpkı İmparator gibi kendisinin de bir ailesi yokken başlatması pek de inandırıcı gelmiyordu.

Elbette Berstetz’in kendince gerekçeleri olduğuna inanıyordu.

Rem: “Ama mademki onlardan biri değilsin, o zaman neden malikânedesin?”

Katya: “…Sen amma anlayıştan yoksun bir kadınsın, sana az önce rehine olup olmadığını da sormuştum.”

Rem: “――. Bu senin de benim gibi rehine olduğun anlamına mı geliyor Katya-san?”

Rem’in sorusuna karşılık vermesi üzerine Katya, isteksizce başını sallarken yüzündeki acı ifade hiç değişmedi.

Katya da malikânede birinin rehinesi olarak tutuluyordu. ――Bu durum karşısında biraz şaşıran Rem arkasını dönerek malikâneyi inceledi.

İmparatorluk Başkentinin tam ortasında geniş bir yerdeydi, heybetli bir atmosferle sarmalanmış bir malikâneydi.

Ancak muhtemelen içinde Rem ve Katya’nın yanı sıra yaralanan Flop’un da içinde bulunduğu birçok başka sır da yatıyordu.

Berstetz’le doğrudan yüzleşen Rem, yaşlı adamın, Abel’in imparatorluk tahtını yeniden ele geçirme girişiminin önünde dikilen zorlu bir duvar, üstün bir entelektüel yapıya sahip biri olduğunu fark etmiş olmalıydı.

Yine de Rem’in hayal gücü ve varsayımları, Berstetz’in düşmanının zaaflarını hedef alıp entrikalar çevirmeye razı olması hâlinde ne denli korkunç olabileceğini asla tam olarak kestiremeyecekti.

Rem: “Ailen, rehin alınmandan dolayı fazlasıyla endişelenmiş olmalı.”

Katya: “…Ben olsam o kadar emin olmazdım. Ona kalırsa ben doldurulabilir bir aletten fazlası olmayabilirim. Ayağına dolanırsam beni sıcak patates misali fırlatıp atar.”

Bakışlarını kaçıran Katya ağzından tükürükler saçarak konuştu.

Konuşması aksamamış olsa da Rem, nefret dolu görünen bu sözlerin onun asıl hisleri olmadığını anlayabiliyordu. Katya’nın tutumunun temelinde yatan şeyin ne olduğuna dair bir ipucu vardı.

Rem: “――――”

Ne de olsa bu, Rem’den başkasına yakışmayan bir inatçılık abidesiydi.

Katya’nın ne tip bir insana lanet yağdıracağını ve ondan ne kadar uzak duracağını bilemezdi. Ancak bu yakınma, Rem’in duymasından ziyade sırf kendini inandırmak adına söylenmiş bir yalandı.

Kendisinin o kişiye çok fazla bel bağlamasını ya da ondan çok yüksek beklentiler içerisinde olmasını istemediği için uydurulmuş bir yalandı.

Tam da karşısındaki kişinin kendisinin yeri doldurulamaz olduğunu düşünmesini ya da karşısındaki kişinin kendisi için vazgeçilmez olduğunu kabul etmek istemediği için söylenen bir yalandı.

Özellikle “kendini” kandırmak için söylenmiş bir yalandı. Başka birini değil.

Rem: “Katya-san, biraz daha konuşmak ister misin?”

Katya: “Ne… Başbakan-sama’ya bu denli küstahça bir şey yapmak…”

Rem: “Kızacağını sanmam. Şayet kızacak olursa ona, seni bunu yapmaya benim zorladığımı söyleyebilirsin.”

Katya: “Ama gerçek böyle değ… Ah, dur!”

Katya titreyen dudaklarıyla Rem’i reddetmeye çalıştı. Hızlıca Katya’nın arkasına geçen Rem, bastonunu kolunun altına sıkıştırıp tekerlekli sandalyesinin kolunu nazikçe kavradı.

Tekerlekli sandalyeyi iterken Rem, diğer kişinin vücuduna ek olarak kendi vücudunu da destekleyebiliyordu. Bu sayede, bastonu olmasa bile düşmeyecekti ve ilginçtir ki bu hiç de berbat bir pozisyon değildi.

Katya: “S-Sadece ben canının istediğini yapıyorum gibi… Sanki ben…”

Rem: “Odanız hangi yönde Katya-san? Benim odam batı tarafında.”

Katya: “…K-karşı tarafta, doğu tarafında.”

Rem: “Anlaşıldı. Peki o hâlde, o tarafa doğru gidelim.”

Katya’nın zayıf cevabını duyan Rem, tekerlekli sandalyeyi iterek yürümeye başladı. Başlarda hafif bir karşı koysa da Katya, kısa sürede parmaklarını tekerleklerden çekerek yola devam etmesini sağladı.

Konuşmayı ilerletmek için gereğinden fazla zorladığının farkındaydı ama Rem onu iterken hiç de tereddüt etmiyordu.

İşin doğrusu, Katya’yla arkadaş olup bu kördüğümden çıkış yolunu görünür kılmak ya da onun sayesinde malikânenin önemli bir sırrını öğrenmek gibi art niyetleri yoktu.

Muhtemelen Katya’nın varlığı durumu yoluna koymak için pek de bir işe yaramayacaktı.

Rem ve Katya’nın varoluşlarını rehine olarak tutan Berstetz’in ailesinin olmayışının nedeninin, zayıf noktalarının olmamasından dolayı olduğunu az da olsa anlamıştı.

Yine de Rem’in Katya’yla bu şekilde uzlaşmaya çalışmasının birkaç nedeni vardı ama――…

Rem: “――Bilmem gereken o kadar çok şey var ki.”

Esir düşmesinin ardından, kendisini tanıyan insanlara sadece endişe ve kaygı tohumları saçacak kadar zayıf bir insan olamayacağına dair inancı ve kararlılığı vardı.

Bu nedenle Rem her türlü çabayı sarf edecekti. Nasıl yapacağını bilmese bile, işleri kendi yoluyla hâlledecekti.

Priscilla: “――Hiç kimse olduğu kişiden kaçamaz. Sözlerimi hatırlamaya çabala, gayretli ol.”

Kendi çaresizliğini inkâr etmekten daha önemli işleri vardı.

Gerçekten de o kişinin sözlerini hayatının içine koymak uğruna, duraksamamak adına.

△▼△▼△▼△

――Flop, odada başka birinin varlığını hissederek göz kapaklarını yavaşça açtı.

Flop: “――――”

Flop’un bilinci, kendisini sarmalayan uyuşukluğun huzursuzluğuyla elini silkeleyerek gerçekliğe döndü.

Artık açık olan gözlerinde bembeyaz bir tavan vardı ve kısa sürede malikânenin esir olarak tutulduğu odada olduğunu anladı.

Bu kavrayış yüzünden panikleme aşamasını çoktan geçmişti. Ayrıca artık onu gafil avlamıyordu ve bunun sonucunda da şaşkınlığından ötürü vücudunu birdenbire oynatarak acı çekmesine neden olmadı.

Ancak yine de duruma alıştığını söylemek için henüz çok erkendi, çünkü hâlâ bir miktar tedirginlik hissi vardı.

Flop: “Bir tüccar olduğum için böyle günlerce yatalak kalmak beni sabırsızlandırıyor valla, kabul ediyorum.”

Belirli bir gündeki çabaları günün sonunda ne kadar para kazanacağını etkileyen bir seyyar tüccardı.

En güçlü yanı olduğu söylenemezdi ama ayrıntılı bir iş planına sahip olmak başarıya giden en kestirme yoldu. Hatta başarılı olamasa bile, yine de az da olsa kazanmaya muhtaçtı.

Bu sebepten ötürü, içinde bulunduğu bi’ hayli rahat pozisyona rağmen bu şekilde yatağa bağlı kalmak onu tedirgin edip üzüyordu.

Medium’un esir düştüğünü öğrendiğinde nasıl tepki vereceğini düşünmek durumu daha da kötüleştiriyordu.

Her durumda…

Flop: “Oka-san’dan beni şu anda mükemmel duruma getirmesini isteyemem. Amma sinir bozucu bir durumdayım.”

(Ç.N: Geçen bölümlerde belirtmiştim gene belirteyim, Oka-san dediğimiz kişi Rem’dir. Oka-san demek de bir kişinin karısına seslenmek için kullanılan kelimedir. Türkçede yenge, hala tarzı.)

 ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ

Flop’un yaralarını iyileştirmek için Rem de malikânede esir tutuluyordu.

Subaru’nun ve onun için endişelenen diğerlerinin iyiliği için Rem’in ne pahasına olursa olsun, sağ salim eve götürülmesi şarttı ancak içinde bulunduğu durum hiç de iç açıcı değildi.

Flop’un şifacısı olan Rem’in şu anki konumu, Flop tamamıyla iyileştiğinde epey belirsiz hâle gelecekti.

Rem’in artık hiçbir işe yaramaz biri olarak anında ortadan kaldırılmayacağını umuyordu.

Flop: “Sanırım bunun tamamen sizin ruh hâlinize bağlı olduğunu söyleyebilirsiniz, Madelyn Hanım.”

Düşüncelerini derleyip toparlayan Flop, bu belirli konuşmayı odanın girişine doğru yönlendirdi.

Flop belirli birinin varlığıyla uyandı. Diğer kişinin sesi duyulamasa da odada birisinin olduğu aşikârdı, onu genellikle ziyaret eden sadece iki kişi vardı.

Sadece iki kişiydi, onu iyileştirmeye gelen Rem ya da daha sıklıkla beliren Madelyn.

Malikânede beklenmedik bir özgürlüğe sahip olan Rem’i bir kenara bıraktığımızda, Madelyn’in yanındayken Flop biraz daha dikkatli davranmak zorundaydı.

Çocuksu görünümüne rağmen, olağanüstü fiziksel güce sahipti, pençeleriyle Flop’u kolayca delik deşik edebilirdi. Buna ek olarak Madelyn ejder soyunun gururlu bir üyesiydi―― Flop’un, hayatında birçok farklı yoldan geçmiş olmasına rağmen, onunla nasıl başa çıkacağı konusunda hiçbir fikri yoktu.

Ayrıca Flop, Madelyn’i ne yanlış yönlendirmek ne de onu yalanlarıyla kandırmak istiyordu, gerçi Madelyn durumu kavrayamadığı için onu muhtemelen azarlayacak olsa da.

Flop bile hayatını yalan söylemeden geçirmemişti. Görünürdeki güç yoksunluğu sayesinde sözcüklerin gücüne İmparatorluktaki herkesten daha fazla bel bağladığı gerçeğiyle gurur duyuyordu.

Madelyn’in onu kendi safına çekmeye çalıştığına inanmasına yol açacak herhangi bir şeyden kaçınmak istemesinin nedeni, Flop’un kıymetli “yakın arkadaşını” içtenlikle önemsiyor olmasıydı.

Bu “yakın arkadaşının” onun aptalca gibi görünen yaşam tarzı karşısında hayrete düşeceğini hayal ediyordu.

Flop: “Hayatımı böyle yaşıyorum, elimden bir şey de gelmez.”

Flop malikânede geçirdiği zamanı saldırıya geçme kararlılığıyla geçirmekteydi.

Bu nedenle Madelyn’i yalandan arındırılmış, ilgisinin tükenmeyeceği şekilde konuşma sanatını ve konuşma gücünü sonuna kadar kullanarak bir savaşa sürüklemek―― o gün gerçekleşmesini beklediği bir şeydi.

Ama öyle olmamıştı. Çünkü――…

Flop: “Madelyn Hanım? Dünkü konuşmamıza kaldığımız yerden devam etmemi isteyeceğini düşünmüştüm. Carillon gökyüzüne ilk yükseldiğinde Balleroy’un söylediği o şaşırtıcı şey neydi? Tam o noktada konuşmamız yarıda――…”

???: “Bu kulağa enteresan gelse de şu anda tartışacağımız şey bu olmayacak.”

Flop: “――――”

Yatağında uzanırken güya orada bulunan kişiyle konuşan Flop, hiç beklemediği bir sesle karşılaşınca sessizliğe gömüldü.

Flop girişte Madelyn’in durduğunu varsaymıştı ama yanıt bir erkeğin sesiydi. Daha önce duyduğu bir sesti.

Bu sadece onun küçücük gurur kaynağı olsa da Flop bir kere duyduğu sesi asla unutmazdı.

Kalabalık bir pazar köşesinden gelse bile Flop bu sesi tanıyabilirdi. Bu yüzden sesi karıştırmamıştı.

Ancak söz konusu sesi duyduktan sonra Flop’un duyguları aşırı derecede karmaşık bir hâle geldi.

Sonuçta, söz konusu kişiyle olan ilişkisi -en azından Flop açısından- büyük ölçüde değişmişti.

Flop: “Köy Şefi-kun… Yo, belki de İmparator Ekselansları-kun demeliyim?”

???: “Beni yeniden tanımlayıp yine de böyle bir sonuca mı vardın? Her iki durumda da bana taktığın saygısız ismin yerini tutacak bir şey yok gibi.”

Sessizce seslenen Flop titrek kollarını gererek yataktan doğruldu. Hâlâ vücudunun üst kısmında hafif bir uyuşukluk ve cildinde bir sıkışma hissetse de dayanılmaz değildi.

Sonra bakışlarını kaldırarak nihayet odanın girişinde dikilen figürü gördü.

Orada siyah saçlı, açık tenli ve sivri gözleri olan genç bir adam duruyordu.

Kıyafetlerinde koyu kırmızı renk hâkimdi ve ince vücudu daha önce pek çok kez gördükleriyle uyuşuyordu. Yüzü, gözleri, burnu, her şeyi tanıdıktı.

Abel―― Hayır, Vincent Vollachia.

Bu, Kutsal Vollachia İmparatorluğu’nun şu anki İmparatoru’nun adıydı; tahtından sürülen ve şu anda da onu geri almaya çabalayan isyankâr kurt.

Her şeyin ardındaki adamı saygısızca adlandıran Flop gülümseyerek başını eğdi.

Flop: “Affedersin, belki de yeniden ifade etmeliyim. Yo, belki de genel olarak üslubumu düzeltmeliyim. Amma utandırıcı, sil baştan başlasam sakıncası olur mu?”

Vincent: “Lüzumu yok. Baştan başlamak işlediğin günahları affettirmez. Bundan daha önemlisi, Vollachia İmparatoru’na bağlılık ve sadakat yemini etmeye kararlı bir vatandaş mısın?”

Flop: “Merak ediyorum. Ekselansları, benim yaşadığım ülkenin İmparatoru. Vincent Vollachia Ekselansları’nın hükümdarlığından bu yana, kabileler arasındaki çatışmalar da dahil olmak üzere anlaşmazlıklar ciddi ölçüde azaldı. Yaşamak için çok daha iyi bir yer hâline gelen ülkem adına, size müteşekkirim diyebilirim.”

Vincent: “Bu çok imalı bir söyleyiş şekli. İmparator’un huzurunda boş sözlerle oyalanmaya nasıl cüret edersin?”

İmparator ince omuzlarını silkerek yavaşça öne doğru adım attı.

Flop’un gözleri, figürü yakından daha net görülebilir hâle gelmesiyle genişledi. Tüm maksat ve amaçları uğruna, bu figür daha önceden tanıdığı Abel’in ta kendisiydi.

Ancak karşısındaki adamın o Abel olmadığını da biliyordu.

Flop: “Bilgi eksikliğimden ötürü çok utansam da gerçekten onun kopyasını fazlasıyla iyi yapmışsınız, haksız mıyım? Dublör rolüne yakışacak kadar iyi olması gerekirdi, herhâlde.”

Vincent: “Böyle mânâsızca konuşmaya devam edeceksen seni susturmaktan başka çarem kalmayacak. Sana burada kalacak yer sağlayan, Uçan Ejderha Generali Madelyn Eschart’ın ricasından fazlası değilsin. Ama terazinin yönü nereye doğru kayacak, General’in ricasına mı yoksa benim keyfime mi?”

Flop: “Sözlerime özen gösterme tavsiyeni memnuniyetle kabul ediyorum. Ancak bunu pratiğe dökebileceğime dair söz veremem! Sonuçta duygularım epey karışık! Yüzünüz hakkında biraz daha yorum yapmayı çok isterdim!”

Vincent: “――――”

Bir çırpıda kendisine yöneltilen Flop’un yüksek sesli ısrarı karşısında karşı taraf sessiz kaldı.

Flop diğer tarafa nasıl hitap edeceğini şaşırmıştı―― Abel olmayan, kolaylık olsun diye Vincent demeye karar verdiği kişiye.

Flop, Vincent’ın sahte bir İmparator, tahtı ele geçirmek için planlar yapan bir adam olduğunu biliyordu. Ancak, Flop’un onu suçlamak için herhangi bir nedeni yoktu.

Flop ve Abel sıkı bir dostluğa sahip olsaydılar, böyle her olayda birbirleri adına konuşmaya hevesli olacakları bir ilişki inşa etmiş olsalardı o zaman bu durum gayet doğal olurdu ancak durum böyle değildi.

Aksine, Flop ve Abel’in ilişkisi daha da karmaşıktı.

Flop: “Ne yazık ki sözlerimi iletmek istediğim kişi başka biri, seninle aynı yüze sahip biri. Ama yine de hakikaten çok benziyor… Danna-kun’un Köy Şefi-kun’un makyajını yapmasına yardım etmiştim, tıpkı onun çıplak yüzüne benziyor.”

(Ç.N: Danna-kun derken Subaru’yu kastediyor. Danna-kun, “koca” gibi bir anlamı var. Gene enişte, dayı gibi düşünebilirsiniz.)

Vincent: “――. Kale Şehri meselesi kulağıma kadar geldi, yani sen de bu planın bir parçası mıydın? Hepinizin İmparator’un egemenliğine ahlaksızca gölge düşürmeye çalıştığınızı tahmin edebiliyorum. Bu ölçüsüz bir barbarlığın eseriydi.”

Flop: “Sahi mi? Eğlenceli bir girişim oldu. Ve en önemlisi hiç can kaybı olmadı.”

Vincent: “Bu sadece sonuçlara dayandırılan bir bahaneden ibaret.”

Flop’un yanakları gevşerken kendisinin, Subaru’nun ve Abel’in ortaklaşa hazırladıkları güçlendirilmiş şehir planını düşündü.

Flop’un bi’ hayli şaşırtıcı bulduğu plan, Flop’un şimdiye kadar dahil olduğu tüm planlar arasında en eğlencelisiydi.

Bu operasyona dahil olan herkes kesinlikle bunun başarılı olmasını dilemişti.

Flop: “Taritta Hanım ve Kuna Hanım yaptı, tabii ben de yaptım. ――İşte bu yüzden de çözemiyorum.”

Vincent: “――――”

Flop: “Danna-kun, İmparator Ekselansları-kun… Nasıl hitap edeceğimi hâlâ bilmesem de o kişiyi neden İmparatorluk Tahtı’ndan indirip senin o makama oturtulduğunu merak etmekteyim.”

(Ç.N: Burada Subaru için kullandığı Danna-kun’u kullanıyor yanlış değil.)

Flop, Vincent’a bakarak sözünü kesti ve “Daha da önemlisi” dedi.

Yüzü İmparator’unkinin aynadaki yansımasıyla aynı olana, ifadesi hiç de sarsılmayan tahtı ele geçirene doğru baktı.

Flop: “Sen ve halkın neden kaya gibi sağlam İmparatorluğumuzu sarsmak zorundaydınız, neden bu rahatsızlığı yaratmak zorundaydınız?”

Vincent: “――. Amma geveze birisin, değil mi?”

Flop: “Bu ticaretin bir parçası. Ben tüccarım. Ayrıca, tatlı kız kardeşim de sık sık yakışıklılığıma iltifat eder. Bu da ticaretin bir parçası.”

Vincent: “Anlıyorum. O hâlde――…”

Flop’un yüzünde pis bir sırıtış vardı, Vincent onun sözlerini başıyla onaylayıp sakinleştikten sonra aniden uzattığı eliyle Flop’un yüzünü kavrayarak onu kendine doğru çekti.

Yaraları acıyan Flop, öne doğru eğilmek zorunda kalınca “Mığğh” diye inledi. Ancak Vincent, onun acı haykırışlarına aldırmadan Flop’a dikkatle baktı.

Vincent: “Saygısızlığının bedelini ödemek için yüzünü ve ağzını hemen şimdi buracıkta kesebilirim.”

Sesi soğuk bir şekilde Flop’un kulak zarlarından içeri süzülürken başından aşağıya doğru yayılan korkutucu bir havayla kalbini buz kesti.

Flop gibi çenesini tutamayan biri için İmparator’a saygısızlık bağışlanamaz bir şeydi ancak Vincent’ın cevabı bir parça kızgınlıkla birlikte soğukkanlıydı.

Bunun ne anlama geldiğini düşünse bile――,

Flop: “…Ağzımı sıkı tutmam gerektiğini söylüyorsan sesimi kesip almanız daha akıllıca olabilir.”

Flop bir kez daha pis bir yüz ifadesiyle Vincent’a bakarak onu tahrik edip daha da sinirlendirecek bir karşılık verdi.

Vincent’ın koyu renkli gözleri Flop’un cevabı karşısında bir anlığına kısılsa da içinde geçen duygular dışa yansıtılmadan yok olup gitti.

Vincent gözlerinden birini kapatarak Flop’un yüzünü bıraktı. Bu bakış, Vincent’ın da taklit ettiği Abel’in diğer insanları gözlemlerken sık sık yaptığı bir bakıştı.

Vincent: “Benim keyfimin mi yoksa Madelyn Eschart’ın ricasının mı daha önemli olduğunun anlaşılması gerektiğini açıkça belirtmiştim. Ne var ki o zaman ne kaçışından ne de isyanından kaçınılabilirdi. Buraya kadar bunları okuduktan sonra takındığınız tavır bu mu?”

Flop: “Ha? Oh, ah, şimdi anlıyorum. Ölürsem Madelyn Hanım’ın çok kızacağı aşikâr. Bu hiç de iyi olmaz senin için… O kadar ilerisini düşünmemiştim ama eminim…”

Vincent: “――――”

Flop: “Bir mahkûm olarak İmparator Ekselansları-kun’u alt etmek için canımı tehlikeye atmış da olsaydım en azından Madelyn Hanım’ın firarını destekleyebilirdim. ――Ama ne yazık ki artık bunu yapamam.”

Vincent’ın önerisi üzerine Flop hayatının kıymetini gözden geçirdi.

Madelyn’in çıkarları artık kendisine odaklanmışken Flop’un hayatı boş yere elinden alınırsa yaratacağı hayvani tehlikeyi evcilleştirmek zor olacaktı.

Madelyn, Vincent’tan kaçarsa isyankâr Abel’in safı avantajlı duruma geçecekti.

Vincent’ın bu nedenle onu tahrik ettiğinden şüphelenmesi gayet doğaldı.

Vincent: “Hiçbir tehdide boyun eğmeyeceğini ve hayatını ortaya koymaktan çekinmeyeceğini duymuştum. Tam da Berstetz’in dediği gibi, sanki kimsenin istemeyeceği bir talihsizliğe sahip gibisin.”

Flop: “Bilmeden böyle bir duruma düşmüşüm gibi görünüyor. Şimdi, ne düşünüyorsunuz Sahte İmparator-kun? Benimle baş etmek gerçekten çok zor geldi, di’ mi!”

Vincent: “Seninle beraber buraya getirilen bir şifacı kız olduğunu duydum. O kızın iyiliğini istiyorsan lüzumsuz sözlerden ve davranışlardan sakınmalı, ağzını sıkı tutmalısın.”

Flop: “Tam anlamıyla devre dışı kaldım!”

Rem’in kalkan olarak kullanılmasıyla Flop’un birdenbire yapacak başka hamlesi de kalmamıştı.

Ama muhtemelen elinden bir şey gelmiyordu, ne pahasına olursa olsun Rem’i sağ salim eve geri götürmek zorundaydı.

Ayrıca――…

Flop: “N’apmam gerektiğine ben de karar veremiyorum.”

Nihayetinde Flop’un içinde bulunduğu durumun Madelyn’inkiyle aynı noktaya geldiği söylenebilir.

O da Madelyn gibi onun da içinde bulunduğu isyana katılıp, sonra da devirdikleri Abel’i ortadan kaldırmak için haince entrikalar çevirmeli ve işlediği suçların kefaretini yavaş yavaş ödemeli miydi?

Tek başarısı küçük kız kardeşinin ona iyi niyetinden ötürü, iltifat etmiş bir tüccarın tekiydi.

Vincent: “Madelyn Eschart olmasaydı bile Berstetz sana zarar veremezdi. Bulunduğun konumu aklından çıkarma ve burada geçirdiğin zamanı huzursuzluk çıkarmadan geçirmeye bak.”

Vincent bunu gözlerini sessiz Flop’a dikerek söylediı.

Flop onun sözlerinden bu yüz yüze görüşmeyi bitirmeye çabaladığını anladı. Vincent, Flop’tan bir çıkar elde edemeyeceğini ya da onun bu tartışmanın amacına ulaştığını anlamıştı. Ve böyle düşünerek――…

Flop: “Sahte İmparator-kun, n’için bu odaya kadar geldin?”

Vincent: “――――”

Flop: “Hayal etmek benim için zor, hiç isyan etmedim ama yine de burada hayal gücümün sınırlarını zorlayarak elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum, sanırım İmparator Ekselansları’nın programı bi’ hayli doludur. İşler zaten yokuşa sürülmüş olsa da İmparator Ekselansları-kun gibi, yılmadan usanmadan çılgınca davranan insanları da hesaba katarsak işlerin çığırından çıkmasına şaşmamalı.”

Flop her zamanki seyyar satıcılığının kolay olduğunu söylemiyordu ancak alıcının ihtiyaçlarına tam olarak uyan bir yığın ürün olduğunda, kişinin yaptığı iş her zamankiyle kıyaslanamaz hale geliyordu.

Gerçek İmparator hâlâ hayatta ve iyi durumdayken Sahte İmparator’un koltuğu asla güvence altında olamazdı.

Bu şartlar altında Vincent neden özellikle Flop’u ziyaret etme zahmetine girmişti ki?

Yani――…

Flop: “Belki de İmparator Ekselansları-kun’un ne durumda olduğunu merak edip bunu benden duymak istedin?”

Vincent: “Varsayalım ki saçma sapan lakabınla ima ettiğin gibi bir gaspçı olsaydım bu hiç de hoş olmazdı, değil mi? Devirdiğim kişiye ne olduğunu o kişinin çevresindekilerden öğrenmeye çalışırdım.”

Flop: “Bilgi edinmenin önemi ticarette ya da savaşta çok farklı değil herhâlde. Bunu varsayarsak, rakibinize neler olduğunu öğrenmeye çalışmak hiç de kötü bir şey değil bence.”

Vincent: “――. Durum böyle olsa bile, yanılıyorsun. Senin ağzından duymama gerek kalmadan o kişinin neler yaptığını kendi gözlerimle gördüm. Hatta birkaç kelime bile konuştuk.”

Flop: “Sahi mi…”

Hedefi tutturduktan sonra acı verici bir kaçış.

Flop, Vincent’ın cevabını o kadar da mânâsız olmadığını anlıyordu.

Abel’i bizzat görmesinin ve karşılıklı konuşmasının hangi şartlarda gerçekleştiğini Flop’un hayal etmekten başka şansı yoktu ama bunun düpedüz bir yalan olduğuna inanamıyordu.

Her ne kadar Abel’in yanında olması gereken Medium, Taritta ve Subaru için de endişelense de konuyu derinlemesine inceleyerek bir cevaba ulaşması pek mümkün görünmüyordu.

En azından, Abel’le yüz yüze görüşürken ona bir şey yapmış olamazdı.

Şayet yapabilseydi hemen zaferini ilan etmesi hiç de garip olmazdı. Bunu yapmaya yeltenecek kadar zevksiz olduğuna inanmakta zorlanıyordu ama bu gerçeği saklayarak bu tartışmayı sürdürmesi de aynı derecede zevksiz olurdu ve pek öyle biri gibi de görünmüyordu.

Başka bir deyişle Vincent, buraya Flop’la sohbet etmek için gelmemişti.

Öyleyse aklına gelen tek bir olasılık vardı.

Flop: “Bana bir şey sormak istemiyorsan bana söylemek istediğin bir şey olduğundan dolayı mı buradasın?”

Vincent: “Belalı, sanırım Berstetz’in senin konumunla ilgili yaptığı değerlendirme buydu ancak benim açımdan baksan bile, varoluş biçiminin belalı olarak sınıflandırırdım.”

Flop: “Bunu bir iltifat olarak mı kabul etmeliyim acaba? Böyle düşünmek zihnim için daha pozitif olur gibi, bu yüzden böyle kabul edeceğim.”

Flop, Vincent’ın ayrılmak üzereyken durmasına neden olan şeyin kendi sözleri olduğunu tahmin ediyordu.

Flop: “――――”

Vincent’ın planı gerçekleşir ve İmparatorluk Tahtı’nın ele geçirirse Abel kesinlikle İmparatorluktaki ve aynı zamanda bu dünyadaki pozisyonundan uzaklaştırılacaktı.

Vincent’ın planı gerçekleşir ve İmparatorluk Tahtı’nı ele geçirebilirse Abel kesinlikle İmparatorluktaki ve aynı zamanda bu dünyadaki konumundan uzaklaştırılacaktı.

Gerçekten istediği şey bu muydu?

Kıymetli “yakın arkadaşının”, Balleroy Temeglyph’in ölümüne karışan kişi için istediği şey bu muydu? Her şeyini elinden alan kişi için, onun hayatını kaybetmesi için istediği şey bu muydu?

Flop: “Şimdiye kadar ne istediğimi hiç mi hiç bilmiyordum…”

Bir zaman oldu mu diye düşünmeye çalışan Flop, düşüncelerini hızla yeniden gözden geçirdi.

Hiçbir şey hatırlamasına gerek yoktu. Balleroy ve diğerleriyle tanışmadan önce tüm zamanını Medium’u korumaya çalışarak geçirmiş, başka hiçbir şey istememişti.

O zamanlar neyse şimdi de oydu. O hâlde, cevabı ve ona ulaşma şekli de o zamankiyle aynıydı.

???: “Sizler ne yapmak istediğinizi kendiniz seçebilirsiniz.”

Flop’un sırtını sıvazlayan o tok sesi hatırlıyordu.

Dolayısıyla Flop, hiçbir şey bilmeden sürüklenip gitmektense bir şeyler bilerek yürümeyi tercih etmek istedi.

Flop: “Sana bir şey sorabilir miyim, Sahte İmparator-kun? Ne söylemek için geldin?”

Flop, İmparatorluk Tahtını ele geçirmekle meşgul olan Sahte İmparator’un sözünü keserek ona doğrudan sordu.

Sorusuna yanıt olarak Vincent’ın dudakları Flop’un tanıdığından biraz daha farklı bir ifadeyle kıvrılıp konuştu.

Bu――…

Vincent: “Büyük Felaket, beraberinde getireceği yıkımın nedeniyle ilgiliydi.”

#Evett! Bir bölümün daha sonuna geldik. Tekrardan Rem ve Flop’a geçtik gibi görünüyor. Sanırım Subarugillere biraz daha sonra geleceğiz gibi. Bölüme gelecek olursak Rem, Katya adındaki bir kızla tanıştı. Tekerlekli sandalyeye mahkûm olan bu kız da aynı Rem gibi tutsak alınmıştı. Sebebini bilmesek de sonraki bölümlerde öğreniriz diye tahmin ediyorum. Flop’a gelecek olursak o da beklemediğimiz şekilde Sahte İmparator-kun’la tanıştı. Ancak ilginç nokta gerçekten de bu savaşı neden çıkardıkları? Bakalım, Vincent’ın gerçek hedefi ne ve “Büyük Felaket” derken gerçekten neyi kastediyor? Sonraki bölümlerde görüşmek üzere!
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ



4.8 8 oylar
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
12 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar
Anonim
Anonim
11 Eylül 2024 01:12

Eline sağlık Bertiel sen çeviriyi devralıp son gaz gideyim derken yazarın coşturup makineye dönmesi üzdü günceli yakalayamayız ama bu seriyi çeviren birinin olduğunu bilmek mutlu ediyor.

Anonim
Anonim
Yanıtla  Anonim
14 Eylül 2024 05:38

bu seriyi ceviren birinj gorunce cok sevindim ceviri icin tesekkurler

Anonim
Anonim
14 Eylül 2024 14:42

çeviri için teşekkürlerrr

Anonim
Anonim
25 Eylül 2024 22:46

1 bölüm daha lütfen güveniyorum

Anonim
Anonim
29 Eylül 2024 15:49

arigato gozaimas pek yazamadım ama olsun

furkan
furkan
1 Mart 2025 02:20

Lan bu Katya picin eşi degil miydi

Aizen Poyraz
Yanıtla  furkan
13 Ağustos 2025 11:45

Evet

İzanagi
Üye
27 Haziran 2025 10:55

Elinize sağlıık

Aizen Poyraz
Üye
13 Ağustos 2025 11:46

Katya toddun eşi değilmi o da piçmiş

baryonnarutotr
Üye
15 Kasım 2025 15:00

Flop kral çar
Katya da heralde todd piçinin nişanlısı yanlış hatırlamıyorsam

Kaan_
Üye
15 Haziran 2026 23:00

En azından todd gibi değil eşi pek

Clumsy_Fan
Üye
1 Temmuz 2026 21:48

Çeviri için teşekkürler.

Bizim yanderenin karısının kendisinden az kalır yanı olmadığını görmüş olduk. Flop şu anki imparatorla laf dalaşına girip kazandı a* artık Otto 2 demicem ona. Emiliagiller’in cephesi ne alemde acaba, daha önemlisi abelin açıklaması ne olucak acaba.