Bölümün ortalama okuma süresi 22 dakikadır. İyi okumalar dileriz.

ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
ㅤㅤㅤㅤ
Çevirmen: Bertiel
ㅤㅤㅤㅤ
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
――Weitz Rogen, dürüst bir şekilde yaşayabileceğine ya da ölebileceğine hiç mi hiç inanmamıştı.
Her iki şekilde de toplum denilen şey, “normal” kelimesinin değerini küçümseme eğilimindeydi.
“Normal” kelimesi “vasat” ya da “sıradan”, göze çarpmayan anlamında kullanılıyordu ancak özellikle insandan bile aşağı olanlar için bu, ulaşılamaz bir standarttı.
Demir ve Kan Şehri Glarasia, Weitz’in doğup büyüdüğü memleketin adıydı.
Tüm İmparatorlukta kullanılan silah ve zırhların yanı sıra, savaş için gerekli sayısız aletin üretildiği akılalmaz bir şehirdi. Zanaatkârların başkalarını yaralamak uğruna özenle silah ürettikleri, gece gündüz demeden çelik dövdükleri bir yerdi.
Bölge sakinlerinin yaklaşık yarısı silah üretimiyle uğraşıyordu ve Weitz de bunlardan biriydi. Etrafındakleri kavramaya başladığı zamanlarda, etrafında ne annesi vardı ne babası vardı ve zanaatkârın atölyesinde ev işleri yapmaya zorlanmıştı, bu yüzden böyle bir işe ne ilgisi ne de gururu vardı.
Yemek yemek için işini yapar, doğduğu yerin Demir ve Kan Şehri olmasından başka bir nedeni olmadığı için de atölyelerdeki işleri yerine getirirdi.
Yapılacak şeyler at takımlarıysa yardım ederdi, tarımsa çapa gibi aletler taşırdı.
Weitz, çelik döven zanaatkârların yan gözle bakan bakışlarında, herhangi bir saplantı ya da ilgi duymadan sessizce çalışıyordu. Aklından ne geçtiğini bilemedikleri antisosyal Weitz’i, çalışkan bir işçi olarak nitelendirenler olmuştu ama çoğu muhtemelen onu gizemli ve ürpertici bir adam olarak görüyordu.
Weitz bu konuda da hiç endişelenmiyordu. Kimseyle iyi geçinmek gibi planı yoktu.
Doğduğundan beri yalnız olduğu için öldüğünde de yalnız olmasının “olağan bir şey” olduğunu düşünüyordu.
Böylesine vurdumduymaz bir şekilde yaşaması, muhtemelen başkalarının nefretini üzerine çekiyordu.
Sık sık gittiği atölyede stoklanan malzemelerin yasadışı bir şekilde satıldığına dair şüpheler ortaya çıktığında da Weitz, şüpheli adı altında yargılanan ilk kişi olmuştu.
Çoğu zaman tek başına çalışan ve kendisini koruyacak hiçbir ortağı olmayan Weitz, üzerine atılan suçlamaları da savuşturacak imkâna sahip değildi.
Nihayetinde de yanlış suçlamaları açıklığa kavuşturamayan Weitz, bilmediği bir suçtan yargılanıp suçlu bir hâle getirildi. ――Üzerine yaptırdığı ilk dövme, bir bakışta suçlu olarak tanınabilmesi için yaptırılmış olan cezanın kanıtıydı.
Şehir, çelik dövülmesinden dolayı sıcak havayla sürekli sarmalandığı için uzun kollu giysiler giyen kimsecikler yoktu; bu yüzden her iki kolunda da olan dövmeleri sürekli olarak çıplak kalırdı.
Zaten uzun kollu giysiler giymiş olsaydı bile, suçlu olduğu da bir şekilde hemen anlaşılırdı.
İşlediği suçun kanıtı üzerine kazındıktan sonra, artık eskisi gibi yaşaması mümkün değildi.
O zamana kadar mükemmel bir yaşam sürmemişti ancak o zaman “normal” bir insan olmaktan vazgeçmişti.
Artık yasal olarak işletilen bir atölyede çalışamayan Weitz, günlük ekmeğini kazanmak için hırsızlığa yöneldi, malzeme çalmaya ve yasadışı yollarla satış yapmaya başladı. Sonunda, gerçek bir suçlu hâline gelmişti.
――Kısacası, sözde günahı artık gerçeğe dönüşmüştü.
Yasadışı yollardan satış yaptığından şüphelenildiğinde ve kimse Weitz’in anlattıklarını dinlemeye yanaşmadığında, Weitz suçlu falan değildi. Ancak daha sonra, Weitz nihayetinde bir suçlu hâline geldi.
Belki de bu kaçınılmazdı.
Weitz: “Zaten iğrenç bir piçin tekiysem sorun değil…”
Dövmelerle kaplanmış ve bir suçluya dönüşmüştü, herhangi birinin gözünde “normal” kavramından çoktan kopmuştu. Para kazanmak amacıyla suç işlerken bile, eskisi gibiydi; başkalarıyla bir türlü geçinemiyordu.
Bu durumda, en başından itibaren tüm sorunlu ilişkilerini koparması gerekirdi.
Daha önce sadece ön kollarında olan dövmeleri; şimdi omuzlarına, göğsüne yayılmıştı ve hepsi kendi çabalarının eseriydi. Çok geçmeden dövmeler vücudunun üst kısmına, bacaklarına, hatta yüzüne ve başına kadar ulaşmıştı.
Birinin kollarında dövmeler varsa o kişinin bir suçlu olduğunu söylerdi. Ancak birinin tüm vücudu dövmelerle kaplıysa “o kişinin yakınından dahi geçme” gibi bir anlamı vardı.
Yol açın, herkes korkup merhamet dilesin. Bir zamanlar herkes tarafından terk edilmiş ve kötü yola düşmüş olan o merhametli adam artık yoktu. Geriye sadece kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış, “insandan daha aşağı olan,” biraz sorunlu birisi kalmıştı.
Bu yüzden――
???: “――Dur orada, suçlu piç! Cezasız kurtulabileceğini sanma lan!”
Weitz, silahlarını doğrultmuş olan şehir muhafızları tarafından kuşatılınca hızla teslim oldu.
Ayaklarının dibinde, kanlar içinde kalarak çökmüş olan eski atölyesinden biri vardı―― Weitz’in ilk kez suçlandığı yerde, zanaatkâr çırağı olarak çalışıyordu.
Adamın kulağını ısırarak koparmış; gözlerinden gözyaşları akarken, bir yandan da kan akarken, ağlayıp bağırmıştı. O gün, Weitz’i suçlu olmadığı hâlde suçlu olmakla suçlamıştı ve bu dedikoduyu içki içip yayılırken söylemişti; bunları duyan Weitz “kısasa kısas” demişti.
Ağzında tuttuğu kulağı tüküren Weitz, gardiyanlar tarafından yakalanarak hapse tıkıldı.
Weitz, Demir ve Kan Şehri’nde kötü şöhretiyle tanınıyordu. Kendisine verilen kurtuluş yolu gibi bir şey olmadığı için de kısa sürede, suçlu bir köle olarak kötü şöhretli Gladyatör Adası’na gönderilmesine karar verildi.
Karşı çıkmak gibi bir amacı da yoktu, kabul etti. Direnme gayesi olmadan da gölü geçti.
Gönderildiği yerde, benzer durumda olan keyifsiz görünümlü insanlarla bir araya getirilmesinin ardından, son derece korkunç bir Cadı Canavarı’yla savaşmak için bir törene katılmaya zorlanmıştı.
N’olacağı umurumda bile değil. Ölmek gibi bir planım da yok.
Kimi feda edersem edeyim kimi alt etmek zorunda kalırsam kalayım, yaşayacağım ve bir gün…
Bir gün bana――
Subaru: “――Weitz! Kılıcını kap! Sana güveniyorum!!”
―― Bana “normal” bir insanmışım gibi davranılmasını istiyorum, tek dileğim bu…
△▼△▼△▼△
Weitz: “Siper alın!..”
Weitz; tekmelendiği için havada uçarak, kan püskürterek dönen muhafızın kafasını görür görmez, hemen yanı başındaki Schwartz’ı Tanza’ya doğru itiverdi.
Kimono giymiş olan bu kız, genç görünümünün aksine fazlasıyla büyük bir güce sahipti.
Ancak bu güçte daha ustalaşamamıştı. Vücuduyla zihninin gücü uyumsuzdu, ona öylece güvenmek çok riskliydi. ――Schwartz’la iyi bir ikili oluyorlardı.
Vücudu zayıf olsa da zihni katbekat güçlü olan Schwartz’dı. O da işin içinde olunca, muhtemelen Tanza işe yarar hâle gelebilirdi.
Dolayısıyla şu anda Schwartz’ı; vücudu güçlü olup, zihni zayıf olan Tanza’ya doğru itmek, varsayımsal olarak doğru bir tercih olmuştu.
Ve ardından Weitz, böyle bir eylemi gerçekleştiren kişi――
Weitz: “A, AHHHHHHH!!!!”
İleri doğru koşarak kollarını havaya kaldırdı ve kendisine doğru uçarak gelen muhafızın kafasını koridorun zeminine çaktı.
Müttefiğinin kafasını bir anda kesip, sonra da onun kafasını uçurup, yumruklamak; insanı son derece şok edecek bir eylemdi. Weitz ve diğerlerinin düşüncelerini durduracak bir plandı――. Ancak planın özünde sanki başka bir şey yatıyordu.
Aslında Weitz dışındaki dört kişi de karar vermede gecikmişlerdi ama onlardan önce Weitz bir hamle yapmıştı bile.
Schwartz’ın bu kadar ihtiyatlı davrandığı adamın, tek amacının bu olduğuna inanmak zor.
Ve Weitz bir sonraki anda böyle düşünüverdi.
Weitz: “――Hık!?”
Eline balta almış olan adama ters ters bakan Weitz’in hemen yanı başında, korkunç siyah bir kuş―― Gladyatör Canavarı, koridorun duvarını parçalayarak içeri daldı.
Weitz’in yarım adım gerisindeki duvarı parçalayarak, hemen adanın üst katını yerle bir etti.
Weitz ve diğerlerini hedef alan Gladyatör Canavarı, onları öldürmek için yaklaştı―― Yo, bu yanlış anlaşılma olurdu. Onun Gladyatör Canavarı olmasıyla alakalı falan değildi. Sadece o kuş, Weitz ve diğerlerini hedeflemiyordu.
Gladyatör Canavarı: “――――GYAOO!!”
Duvarı parçalayarak ortaya çıkan canavar kuşun gagasıyla deldiği şey, kafası zaten kesilmiş olan muhafızın kafasıydı.
Kafası kopmuş olan muhafızı hedef alan canavar kuş koridora çarpmıştı. Ne bunun ne anlama geldiğini anlamıştı ne de bunu düşünecek zamanı vardı.
Weitz: “Ben!..”
Sırtında, yarım adım gerisinde, meydana gelen muazzam çarpışmanın etkisiyle yarılarak oluşan duvarın parçaları ve Gladyatör Canavarı’nın keskin kanatlarının açtığı yaralar varken dişlerini sıkan Weitz gözlerini adamdan hiç mi hiç ayırmadı.
Schwartz’ın kim olduğunu sorduğunda bile saygıyla eğilmemiş, aksine öldürme isteğini artırmıştı―― o herif tehlikeliydi.
Weitz’in tehlikeli hissettiren dövmelerinden farklı olarak, o gerçek bir tehditti.
Ne olursa olsun, onu durduracaktı.
Todd: “――――”
Weitz’in ilerlediğini gören adam acımasızca gözlerini kıstı.
Weitz, tek kelime etmeden sadece gözlerindeki bakıştan bile rakibinin onu öldürmeye istekli olduğunu anlayabiliyordu. Adamın baltayı sol koluyla havaya kaldırdığını gören Weitz, hiç duraksamadan kendi sol kolunu da kaldırdı.
Kolundaki şey ilk dövmesiydi, suçlu olduğunun kanıtıydı, bu topraklara sürüklenmesinin sebebiydi.
Tüm gücünü kararlılıkla yönlendirerek o adamın saldığı darbeyi karşılamaya çalışacaktı――
Weitz: “Guğh, geğh… Hık.”
Savrulan balta merhametsizce, Weitz’in kafasının solunu hedefledi.
Kaldırdığı kolunu yörüngesinde kalmasına zorlayan Weitz’in kolu, baltanın bıçağıyla yukarıdan değil, yandan buluştu. Çarpma anında dirseğinin kemikleri paramparça oldu, üst kolunun ve omzunun kemikleri etiyle un ufak oluverdi.
Darbe ve acının etkisiyle görüşü koyu kırmızıya döndü ve sol kolu dövmenin renginden tamamen farklı bir tona bulandı.
Ama――
Weitz: “Az daha nalları dikiyordum!..”
Bunu beklemiyordu, bundan ziyade öne çıkarak baltanın arkasındaki gücü birazcık da olsa zayıflatmayı başarmıştı.
Weitz’in kafasının parçalanmamasının, hayatına son verilmemesinin ana nedeni de buydu. Başından beri, anormal olarak adlandırılmanın getirdiği bir cesarete sahipti ancak bununla tam olarak uyacak bir muhakemeye sahip değildi.
Cesaret ve muhakemenin birleşmesi, aslında kendisinden çok daha pervasız bir çocukla karşılaşmasının sonucu gibiydi.
Dolayısıyla, bu karşılaşma Weitz’in kolunun adama ulaşmasını sağladı――
Todd: “Yapamadın.”
Sol kolu yok olmuşken, kalan sağ koluyla da adamı yakalamaya çalıştı; o anda adamın silüeti bi’ anda kaybolmuştu.
――Yo, adamın silüeti falan kaybolmamıştı, Weitz sadece onu göremez hâle gelmişti.
Görüş alanından çıkarken, karanlık ve bulanık alanda rakibinin silüetini göremez hâle geldi.
Buna benzer bir şey daha olmuştu. Yine de bu tuhaftı. Garipti. Birdenbire Weitz’ın görüş alanının sağ tarafında, göremediği kısım bir nefeste genişleyiverdi.
Sanki bir şey Weitz’in görüşünün sağ tarafını âniden ezip geçmiş gibiydi.
???: “Weitz――!!”
Adamın kaybolmuş silüetini de bulamayan Weitz, biri ona seslendiğinde fiziksel bi’ tedirginlik yaşadı.
Yavaşça dönüp arkasına baktığında, çoktan koridorun yıkılıp dumanlara bulandığını gördü. Ardından, koridoru yok eden korkunç kuşun başının, ortadan kaybolan adamın baltasının aşağı doğru savurmasıyla uçurulduğunu gördü.
Weitz: “――――”
Kuş canavarının başını kesen adamın ötesinde, yıkılmakta olan koridorda durmakta olan dört kişiyi görebiliyordu.
Geri çekilirken kıç üstü düşenler de vardı ama hepsi canavar kuşun saldırısından kurtulmuş gibiydi. Weitz, bu konuda kendisinin de rahatlamış olmasına biraz şaşırmıştı.
Şaşırmış olsa da kendisini hayretle izleyen onlara söylemek istediği bi’ şey vardı.
Kırılmış olan sol kolu fazlasıyla ağrıyordu. Nedense yüzünün sağ tarafı da çokça ağrımaya başlamıştı.
Bir yandan da bu acıyı, giderek uzaklaşan bilincine bir şekilde tutunmak için kullanıyordu,
Weitz: “Bu, ilk kez böyle oldu…”
???: “Weitz!..”
Weitz: “Herkes bana “inandığını” söyledi…”
Mırıldanan Weitz, kalbine saplanan şeyin bu olduğunu anlamıştı.
Bunu anlayınca bacaklarındaki gücü kaybedip o anda yere yığılıverdi.
???: “Weitz――!!”
Adının bir kez daha böyle bir duyguyla haykırıldığını duyarken gözlerini kapattı.
Nedense bu, insanı son derece hoş eden bir duyguydu.

△▼△▼△▼△
Yere yığılmış Weitz’a doğru koşmaya çalışırken, kendisine uzanan ince parmaklarla durduruldu.
Subaru dönüp ona baktığında gözleri yaşaran ve başını sallayan kimono giymiş bir kız, Subaru’nun fevri davranışlarda bulunmasına izin vermedi.
Ve ardından, o parmakları silkeleyemeden hemen önce――
???: “ーーーーGVOĞGOĞBÖ!!”
Korkunç, kulakları resmen yırtan bir çığlık duyuldu ve koridorun tavanı yukarıdan ezildi.
Çöken tavan, Weitz’ın tam tepesindeydi. Tavan ağırlığa dayanamayarak şiddetli bir gıcırtıyla çöktü, düşen tavanın hemen altında olan Weitz yutuldu ve altındaki zemin de dayanmadı.
Yıkılan koridorun alt katlarına doğru bir delik açmıştı ve Subaru, Weitz’in tavanı parçalayan devasa gri kurbağayla birlikte kafa üstü bir şekilde düştüğüne tanık oldu.
Sol koluna bir balta, sağ gözüne de bir bıçak darbesi yiyen Weitz’e karşı bunu yapmak zorundaydı.
Subaru: “WEİTZ――!!”
Subaru elini düşen koridora, parçalanan zemine ve tavana doğru uzatırken çığlık attı.
Weitz düşmüştü. Weitz, Subaru ve diğerlerini korumak için ileri atılmıştı. Hemen, şimdi aşağı atlayıp Weitz’i kurtarmaları gerekiyordu.
Todd: “İkincisinin düşmesi büyük şans. Cadı Canavarları’nı öldürmek çok zordur.”
Düşünceleri dağılmış olan Subaru’nun önünde Todd, çökmüş koridorara yan gözle bakarak böyle mırıldandı.
Ayaklarının dibinde başı kesilmiş olan dev kara kuşun cesedi yatıyordu. Cadı Canavarı, koridora çarptıktan sonra Todd tarafından baltayla öldürülmüştü.
Meydana gelen olaylar Subaru’nun bile sindiremeyeceği kadar hızlı gelişmişti.
Todd’un yaptıkları, gözlerinin önünde yaşananlar ve her şey ama her şey. Bu işi bitirmeden, başka hiçbir şeyi düşünemezdi. ――Weitz’i bile düşünemezdi.
Weitz’e n’olduğunu ve başına neler geldiğini düşünemezdi.
Yapama――
Todd: “――Cadı canavarlarına gelince boynuzlarını kıran adamın cesedini yiyeceklerdir.”
Subaru: “――――”
Todd âniden baltayı omzuna dayayarak böyle söyledi.
Subaru da diğer herkes gibi önlerindeki durumu henüz tam olarak kabullenememişti. Todd’un sözleriyle nefesleri düğümlendi ve yüzlerini onunla yüzleşmek amacıyla döndüler.
Dört kişinin de bakışlarıyla karşılaşan Todd, ayaklarının dibindeki cesedi işaret etti.
Todd: “Birisi Cadı Canavarı’nın boynuzunu kırdığında ona itaat etmesini sağlayabilir. Ancak ona emirler yağdırdıkça bazı kızgınlıkları kesinlikle bir yerlerde birikecektir. O kişi öldüğünde de Cadı Canavarı intikam amacıyla cesedini bi’ güzel yiyecektir. İğrenç bir şey, değil mi?”
Todd omuzlarını silkerek Cadı Canavarları’nın az bilinen doğası hakkında konuştu.
Subaru, ne Todd’un bunu nasıl öğrendiğini bilmek istiyordu ne de bu bilginin ne işe yarayağını bilmek istiyordu.
Bununla birlikte, orada n’olduğuna dair de yeterli bir açıklama sağlamıştı.
Dev kuşun koridora çarpmasının nedeni, boynuzunu kıran kişinin kafası kesilen muhafız olmasıydı ve Todd, kuşun muhafızın cesedine doğru dalacağını da biliyordu.
O kafayı uçurarak Subaru ve diğerlerinin büyük kuş tarafından yutulmasını sağlamaya çalışmıştı.
Ama bu gerçekleşmemişti. Çünkü, çünkü, çünkü.
Çünkü――
Subaru: “Weitz.”
Todd: “Kesinlikle arkadaşlarını önemseyen bir adama benziyordu. ――İşte bu yüzden öldü.”
Subaru: “――Ah.”
Todd’un genelde yapmayacağı bir şekilde, yaşanan olayların kapsamlı bir açıklıyordu.
Kimseyi dinlemeden, kimseye haber vermeden, kimseye açıklama yapmadan, hiçbir bilgi vermeden öldürmek Todd’un işlerini yürütme şekliydi. Buna rağmen bu sefer, neden durmaksızın konuşup tüm bunları bilmelerine izin vermişti ki?
Duymalarına, anlamalarına izin vermek… Subaru’nun zihninin bir sonraki soruya geçmesine izin vermek.
Öldürülen iki muhafızla içeri dalan Cadı Canavarı’nın arasındaki ilişkiden bahsetti.
Bu konu hâlledildikten sonra Subaru’nun düşünceleri bir sonrakine geçebilirdi. Sıradaki, Weitz hakkındaydı.
Weitz’in nasıl öldüğünü ve bu konuda yapabileceği hiçbir şey olmadığı hakkındaydı.
Subaru: “AAHHHH――!!”
Ölmemeliydi. Weitz, ölmemeliydi.
Todd denen dehşetle yüzleşirken Subaru’yu ve diğerlerini korumaya çalışmamalıydı. Kendisine sırf karşı çıktığı için onu öldüren bu canavara, o karşı çıkmamalıydı.
Sonuçta, burada ölürse――
Todd: “Sonunda yüzün artık aynı bir veletinki gibi.”
Weitz’in öldüğünü anladığı anda Subaru’nun kafası pişmanlık ve sabırsızlıkla doldu.
Bu tepkiyi gören Todd, işler planlandığı gibi gitmişçesine gülümsedi ve baltasını havaya kaldırdı.
Todd’un dikkatli açıklamasının amacı, Subaru’nun düşüncelerini istediği bir düzene sokmaktı.
Subaru’yu bilinçsizce düşünmemeye çalıştığı Weitz’in ölümüyle yüzleşmeye zorlamak, esrarengiz bir düşmanı basit bir ölümlüye dönüştürüp kalbini ezmek anlamına geliyordu.
Tanza: “Schwartz-sama――!”
Subaru’nun bacakları şok içerisinde durmuştu ve Hiain’le Idra’nın zihinleri de hâlâ toparlanamamıştı. Üçünden önce harekete geçen ilk kişi Tanza olmuştu.
Tanza gözlerini kendilerine yaklaşan Todd’a doğru dikti, kollarını iki yana doğru açarak Subaru’nun hemen önünde durdu.
Ancak Todd, Tanza’nın davranışına karşı kaşlarını çattı ve…
Todd: “Hey sen, her şeyi yanlış yapıyorsun.”
Tanza: “Ha.”
Yolda duran Tanza’nın hemen önünde bunları söyleyen Todd, olduğu yerde dizlerinin üzerine çöktü. Tanza’nın gözleri bu hareketle büyülenmişken, çömelmiş olan Todd kollarını Tanza’nın kalçalarına kadar uzattı ve onu yukarı kaldırdı.
Tam bu sırada Tanza’nın küçük bedeni yukarı doğru süzüldü ve yana doğru fırlatıldı. ――Dev kuşun yıktığı duvardaki büyük delikten dışarıya.
Tanza: “Ah.”
Bir çocuk için düşünülemeyecek derecede fiziksel yeteneklere sahip olsa da yerçekimine ya da fizik kurallarına karşı koyamazdı. Doğal olarak, Tanza’nın ağırlığı küçük bir kızınki kadar olduğundan dolayı, vücudu bir yetişkinin kadar ağır değildi.
Tanza, ânında kollarını bir yere uzatmaya çalıştı ancak ince parmak uçlarının ulaşabileceği hiçbir yer yoktu, bu yüzden bedeni adanın diğer tarafına savruldu.
Todd: “İyi eğlenceler.”
Havaya fırlatılan Tanza’nın çığlıkları, alçaldıkça hızla söndü.
Böylece, önlerinde duran Tanza’nın da gitmesiyle, Subaru ve diğerlerini Todd’un baltasından koruyacak kimsecikler kalmamıştı.
Idra: “O İmparator Ekselansları’nın…”
Todd: “Hı?”
Idra: “O, İmparator Ekselansları’nın oğlu! Kafayı mı yedin lan!?”
Arkasını dönmüş olan Todd’a ters ters bakan Idra bunu böylece haykırdı.
Gözleri kan çanağına dönmüş, dostane yüz hatları öfkeyle yanan Todd’a, Subaru’nun Vollachia İmparatoru’nun gayrimeşru oğlu olduğu “yalanına” kanmadığı için sitem ediverdi.
Ancak Todd’un bu şikâyete cevabı gayet basitti.
――Hiç düşünmeden Idra’nın kafasına ezmek adına baltasını savurdu.
Idra: “Vooağh!”
Kafası ezilmeden hemen önce, kıyafetleri çekilen Idra kıç üstü düştü. Böylelikle balta ıskalandı ve Idra’nın arkasına düştü; Idra’nın gözleri açılırken, onu aşağı doğru çeken Subaru aceleyle başını salladı.
İmkânsızdı, kelimeler ona ulaşamazdı. Başından beri bu tehdidin kendisinde bir hata vardı.
Subaru, işin kolayına kaçmaya çalışmıştı.
Bunun cezası olarak da onu bu duruma sokmuştu.
Todd: “Bunu atlattın demek ha, hata bende, hatalı olan benim. Ancak――”
Baltanın tutuşunu yeniden ayarlayan Todd, tiksinmiş bir ifadeyle yana döndü. Bakışlarını yönelttiği noktada, Subaru ve Idra’nın hemen yanında, sırt üstü düşmüş olan Hiain kendini çevreyle kamufle etti.
Yıkılmış zemin ve duvarlarla kamufle olan Hiain’in orada olduğunu anlayamayacaktı.
Ancak hızlı hareket edebilecek gibi de değildi.
Todd: “Tam gözümün önümde kayboluyorsun, amacı ne?”
Hiain: “Schwa――”
Todd’la göz göze gelen Hiain, irkildi anda kamuflajı âniden bozuluverdi.
O zamana kadarki kamuflajı mükemmeldi ancak sanki bir tablonun bir parçası mahvolmuş gibi, son derece çirkin, bakmaya dayanılmaz bir şey hâline geldi.
Bu kez, resme sürülen kırmızı boya Hiain’den fışkırıyordu.
Hiain: “――――”
Omzuna inen balta darbesi göğsünün alt kısmına saplandı ve Hiain yere yığıldı. Kanı bolca akarken, vücudunun kamuflajı çözüldü ve gri kertenkele adamdan geriye kalanlar gümbürtüyle yere düştü.
Weitz ölmüş, Tanza fırlatılmış ve Hiain de öldürülmüştü.
Birbiri ardına, Subaru’nun gözleri önünde.
Ve ardından――
Idra: “B-Bu bir düello… Hık.”
Sesi titreyen Idra, gözlerini öldürülen Hiain’in cesedinden ayırarak ayağa kalktı.
Dişlerini gıcırdatarak; parmağıyla az önce gözlerinin önünde yoldaşını öldüren adamı işaret eden Idra’nın yüzü öfkeden kıpkırmızı, korkudan maviydi ve ne yapacağını bilemezmiş bir hâlde, Todd’a bakarken yüzü bembeyaz kesildi.
Sparka’nın gerçekleştiği yerde, Subaru ve diğerlerine ilham vermek ve kendisini cesaretlendirmek için bir yalan söylemişti.
Subaru’nun ucuz yalanlarından farklı olarak unvanıyla ilgili yalan idealler taşıyordu.
Idra: “Sen de bir savaşçıysan――”
Idra’nın bu idealleri, belki de fazlaca idealist olan idealleri ihanete uğradı.
Todd: “Vayy!”
Idra: “――Hık.”
Bunun minicik bir umut olduğuna şüphe yoktu ama Idra’nın teklifi ciddi ve çılgıncaydı.
Önünü kesmek için yüksek sesle bağıran Todd, sadece kabadayılıktan ibaret olsa da güçlü olmaya durmaya çalışan Idra’ya hazırlıksız olduğu bir anda saldırmıştı. Böylece, onun hazırlıksızlık yakalandığı sırada kılıcını sapladı.
Idra: “Gağh!”
Todd: “Savaşçı değilim, askerim.”
Dizlerinin üzerine çökmüş olan Idra titreyen ellerini boynuna götürdü. Todd’un bıçağı boğazının ortasına saplanmıştı ve keskin ucu ensesinin arkasından çıkmıştı.
Yine de Idra ellerini bıçağı çıkarmak için sapından tuttu. Ve daha bıçağı çekip çıkaramadan, bir balta; tam yukarıdan gelerek Idra’nın kafasına saplanıverdi.
Idra: “――Ah.”
Idra öne doğru düştü ve Todd bıçağını vücudundan çıkardı. Beceriksizce yere düşen Idra’nın cesediyle Hiain’in cesedi bir kâbustan fırlamışçasına sıralanmıştı.
Uzak bir yerde de Weitz’in cesedi molozların altına gömülmüştü.
Yüksekten düşüp geri dönemeyen Tanza’ya bi’ şey mi olmuştu? Bu ona, Weitz’le birlikte düşen kurbağanın da aşağıda olduğunu hatırlattı.
Öyleyse Tanza ve bu adanın gladyatörleri de――
Todd: “Burada ciddi ciddi neler dönüyor?”
Subaru: “Ha…”
Todd: “Siz, gerçekten de İmparator Ekselansları’nın çocuğu musunuz?”
Baltayı omzunda taşıyan Todd, bomboş gözleriyle yere yığılmış olan Subaru’ya baktı.
Yoldaşlarını kaybeden ve kaçacak iradeden yoksun olan adam kendi kendine düşünüyordu, o ânda Subaru neden en son hayatta kalan kişi olduğunu anladı.
Subaru’nun gelişigüzel söylediği, İmparator’un gayrimeşru oğlu olduğu yalanı, Todd’un içine şüphe tohumu ekmiş olmalıydı.
O da Subaru’nun gerçekten İmparator’un gayrimeşru oğlu olma ihtimalini düşünüyordu.
Subaru: “O hâlde…”
Todd: “Hımm?”
Subaru: “Neden, sadece teslim falan olmuyorsun? Ben İmparator’un…”
Subaru’nun onun oğlu olma ihtimalini göz önünde bulundurdukları için diğerlerinin ona böyle davranması gayet normaldi.
Subaru, Tanza ve diğerlerinin bu stratejiyi kullanarak yanlış anlamalarına izin vermişti çünkü en iyi yolun bu olduğu düşünmüştü. Bu, Biriminin yeniden ayağa kalkmasını sağlayacak ve onlar için bir umut ışığı olacaktı.
Birbirlerini öldürmeleri yerine, Todd; hayatta kalmak için beyaz bayrak çekmeyi tercih etmesi olasıydı.
Ancak bunun tam tersi gerçekleşmişti, Subaru tüm yoldaşlarını kaybetmiş, Todd’sa hayata tutunmayı başarmıştı.
Subaru: “Neden, niye? Sen…”
Todd: “Teslim olmak gibi bir şey yapsaydım yarım yamalak bir gerekçeyle öldürülürdüm ve yapabileceğim hiçbir şey de olmazdı.”
Subaru: “――――”
Todd: “Durumun lehime olduğu zamanlarda işin özüne kadar sorgulamanın, her zaman çok daha iyi olduğuna karar verdim. Hem kafamı çalıştırıp karar verebiliyorum hem de hata yapmak çok daha zor oluyor. ――Bu da içimi rahatlatıyor.”
Todd’un ifade ettiği gibi, en önemli görünen son neden üzerine, Subaru derin bir nefes aldı.
Sanki bunca zamandır Todd, boynunu boğuyormuş gibi hissediyordu.
Todd: “İmparatorun gayrimeşru oğlu olup olmadığından bağımsız, merak ettiğim şey adın.”
Subaru: “Adım mı?”
Todd: “Natsuki Schwartz, tanıdığım korkunç bir adamın ismine benziyor. Ve üstüne üstlük, kokun da o korkunç adama fazlasıyla benziyor.”
Todd burnunu çekerken soğuk gözleryle de Subaru’ya baktı.
Kokusunu―― İlk katliam sırasında, Todd’un Gladyatör Adası’na geldiğini ilk öğrendiğinde de aynı şeyi söylenmişti.
Konunun kokusuyla ilgili olduğunu öğrendikten sonra Subaru’nun zihninde nahoş bir önsezi belirdi.
Subaru: “Miasma hakkında bi’ bilgin var mı?”
Todd: “Miasma mı? Ah, yo, yo, o değil, yanlış anlama. Gerçekten kokuyor, vücudun yani. Biraz iyi bir burnum var. Bu yüzden de bu biraz garip.”
Subaru: “――――”
Todd: “――Hey, senin bir ağabeyin falan var mı? Varsa seni pazarlık kozu olarak hayatta tutmaktan mutluluk duyarım.”
Subaru’nun sorusunu reddetmesinin hemen ardından şaşırtıcı bir teklif çıkageldi.
Seni hayatta tutmaktan mutluluk duyarım, böyle bir şeyin Todd’un ağzından çıkacağını düşünmek… Dahası Todd’un bahsettiği ağabey, büyük olasılıkla Subaru’nun kendisinden başkası değildi.
Uzun bacakları olan Subaru’nun, küçülmüş Subaru’nun ağabeyi olduğunu düşünmüştü.
Dahası, Subaru kadın kılığındayken Todd’a kendini tanıttığını hatırlıyor gibiydi. Bu nedenle Subaru’nun “Natsumi Schwartz” ile akraba olduğundan şüpheleniyor gibiydi.
Her hâlükârda “öldürmemek” Todd’un zihninde bir seçenek hâline geldiyse…
Subaru: “――――”
Weitz’in, Hiain’in ve Idra’nın ölümleri hemen yanı başında gerçekleşmişti.
Gözlerini kapattığında, Gustav ve İhtiyar Null’un ölümleri de aklına geliyordu. Ayrıca, yol boyunca tanık olduğu birçok gladyatörün ölümünü ve ondan geriye kalanları da görebiliyordu.
Kesinlikle herkes, sonunda ölmüştü. Böylece ölmüşlerdi.
――Dolayısıyla, onlara göre Subaru kesinlikle ölmemeliydi.
Subaru: “…Nii-chan hakkında bir şeyler mi biliyorsun?”
Todd’un yanlış anlamasından yararlanarak, konuşmayı ilerletmek amacıyla vites değiştirdi.
Todd bir şekilde büyük Subaru’ya karşı tedbirli davranıyorsa o zaman bu tedbiri kullanarak küçük Subaru’yu da yaşatabilirdi.
Burada, böyle bir yerde, bu şekilde hayatta kalabilirse――
Todd: “――Bekle.”
Subaru: “Ha?”
Subaru ağzını açıp, onu bu durumdan kurtaracak kelimeleri söylemeye çalıştı. Ancak Todd, avucunu uzatarak Subaru’nun yüzünü kavradı ve Subaru parmaklarının arasındaki boşluklardan gözlerini görebiliyordu.
Subaru’nun yüzünü tutarak çömelen Todd, ona son derece soğuk bir bakış attı.
Ve ardından――
Todd: “――Hey, beni manipüle etmeye çalıştın, değil mi?”
Donuk bir gümbürtüyle göğsünde keskin bir his belirdi.
Bıçağın ucundaki soğuğu, vücudunun içinde hisseden Subaru’nun gözleri genişledi. Hemen ardından, uzuvlarını uyuşturacak kadar büyük bir sancı başının arkasından şiddetle çınladı.
Ve bu güçlü çınlama nedeniyle Subaru’nun kendisi de çığlık attı.
Subaru: “GYAAHĞ, GEEĞHH!!”
Todd: “Hata bende, hatalı olan benim, dikkatsizliğe ya da zayıflığa yer yok.”
Büyük boy bir bıçak Subaru’nun göğsünün derinliklerine saplanmıştı.
Olay çıkarmak ya da çıkarmamak değildi, sadece çok büyüktü. Onu tam anlamıyla delip geçmişti. Bıçak, muhtemelen göğsünün içindeki önemli şeyleri yok ediyordu.
Ağzının kenarlarında kan köpürdü, kırmızı tükürükler dökülürken Subaru’nun vücudu titreyiverdi.
Şiddetli bir şekilde öksürürken ağzından kırmızı lekeli bir paket düştü.
Önemi yoktu. Artık önemli değildi. Onu kullanamazdı. Kullanabilecek durumda değildi. Ölemezdi, ölmemeliydi. Ölürse her şey korkunçluğa sürüklenecekti. Ölürse ölmüş olacaktı, ölmemeliydi.
Todd: “Kıpırdama.”
Yere uzanmış, sürünerek oradan uzaklaşmaya çalışan Subaru’nun karnına, konuşan Todd basmıştı. Hareket edemesin, kaçamasın diye durdurulmuştu.
Subaru’nun önünde onu durduran Todd, baltasını başının üzerine kaldırdı.
Acıtıyor, korkutucu, berbat, tehlikeli, en azından, hiç değilse, kırmızıyı, soğuk acıyı, bunu, hiç olmazsa bunu, bunu durdurmalıyım.
Subaru: “Ölemem, ölmemeliyim…”
Todd: “Bir, iki veee üç!”
Zayıf bir şekilde, başını korumak için ellerini kaldırdı. Ama nafileydi.
Subaru’nun ellerinin altındaki başını da hayatını da, düşen baltanın keskin bıçağı hepsini ama hepsini yerle yeksan etti――
△▼△▼△▼△
Subaru: “――Hık.”
Kafası parçalandığında içindeki her şey dışarıya doğru dökülmüştü.
Sanki o korkunç sahneyi izliyormuşçasına hisseden Subaru, boğazının en derinlerinden bir çığlık sızdı. Titreyen iki elini de uzatarak kendi başına dokunuverdi.
Parçalanmamıştı. Parçalanmamış bir kafa, sancısız bir göğüs, söndürülmemiş bir hayat, hepsi buradaydı.
Bunları öğrenmesiyle rahat bir nefes alan Subaru, başını gökyüzüne kaldırdı ve――
Subaru: “――Ah.”
Dövmelerle kaplı bir adam yavaşça dönüp Subaru‘ya baktı.
Sol kolu balta tarafından parçalanmıştı, sağ gözü de bıçakla oyulmuştu ve muazzam miktarda kanıyordu. Weitz’di.
Weitz: “Bu, ilk kez böyle oldu…”
Dudakları titriyorken, kanlar içindeki Weitz bu kelimeleri döktü.
Bunu gören Subaru, gerçekten ama gerçekten acıklı bir nefesle birlikte “Ah” sesi çıkardı.
Weitz: “Herkes bana ‘inandığını’ söyledi…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ

Subaru: “AAAĞĞHHH――!!!!”
Weitz’in bedeni, bu cılız sözcükleri söyleyerken bedeni yan tarafa doğru yığıldı.
Elini uzatsa bile, ne yaparsa yapsın, Weitz’in bedeni artık kesinlikle kurtarılamazdı.
Ölmemeliydi. Subaru, ölmemeliydi.
Bunun kesin hâle gelmesine izin vermemeliydi.
Subaru’nun başlangıç noktası, tekrar ve tekrar yeniden başlayarak Ölüm noktasına doğru ilerlemeye devam etti――
Subaru: “AAAĞĞHHH――!!!!”
――Çünkü birinin kurtarılamayacağı “bir kez” ortaya çıktığında… Natsuki Subaru’nun “kalbi” paramparça olacaktı.
#İnanılmaz bir bölüm. Diğer bölümlere göre baya kısa olmasına rağmen, içeriği çok güzeldi. Subaru, artık Weitz’in kurtaramayacağını fark etti. Bu yüzden kalbi paramparça çünkü bunu daha önce de yaşadı. Gittikçe de Ölüm noktasına yaklaşıyor. Bu sefer Subaru, ciddi anlamda başı dertte. Bakalım sonraki bölümlerde Subaru bu engeli aşabilecek mi? Sonraki bölümler görüşmek üzere!
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
#Ayrıca, bir duyurumuz var. Sonunda Discord’umuz açıldı! Bölümlerden anından haberdar olmak isterseniz, Re:Zero hakkında konuşmak isterseniz buyurun gelin. Katılmak isterseniz ana sayfadaki linke veya BURAYA tıklayarak katılabilirsiniz. İyi eğlenceler!

imparatorlukta 3 tane subaru gözüktü anne natsumi abi natsuki subarı küçük natsuki schwartz
Sıçtık
Todd bu serideki en muhteşem kötü karakterlerden biri bence. Günah başpiskoposları yanında çocuk gibi kalıyor adeta. Todd düşünmeden zekasını kullanmadan hareket etmezken, gunah başpiskoposları biraz daha ilkel hareket ediyor, toddu korkunç ve etkileyici yapan aradaki bu ayrım. Ve bence bu şekilde olması Todd'u çok etkileyici yapıyor.
Nefret ediyorum şu todd daaaan
Todd siktir git allah belası
Todd harbi serideki en kaliteli antigonist
Todd oç olsada çok zeki onu kandırmak neredeyse imkansız manyağın teki
Noluyo olm Weitz in olmeyecegine cok inanmıştım
Çeviri için teşekkürler.
Keşke tappei weitzin backstorysini daha erken verseydi ama weitz keşke emilia kampına girebilecek kadar yaşasaydı. Rem’den beri ilk kez ana karakterlerin kesin olarak öldüğü bi loopa girdik ve gustavda artık yok acaba hiain ve idra(sonraki bölümün başlığı adı) nolcak, tanza büyük ihtimalle ruh evliliğinden yaşayacak ve O* axe guy gerçekten subaru için mükemmel bir düşman ama weitz hakketmemişti böyle ölmeyi be.