Bildirimler Tümünü Okundu Say
Bildirimleri görmek için giriş yapın.
Ana Sayfa / Ana Hikâye/ Kısım VII, Bölüm 72 – “Gülünç Dedikodular”

Kısım VII, Bölüm 72 – “Gülünç Dedikodular”

29 Temmuz 2024 2.456Okunma 42 dk okuma


Bölümün ortalama okuma süresi 34 dakikadır. İyi okumalar dileriz.


ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

ㅤㅤㅤㅤ

Çevirmen: Bertiel

ㅤㅤㅤㅤ

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ

——Ofisin penceresinden sarkan çarşaf, en kötüsünün gerçekleşmesi ihtimaline karşı bir sigortaydı.

Gustav’ın ofisinde, Todd ve Arakiya adındaki iki elçiyle aralarında bir tartışma sürüyordu ancak bu tartışmanın başını Todd ve Gustav—— çekiyordu; ikilinin Ada’ya yaptığı ziyaretin asıl amacına inmek; kulak misafiri oldukları Subaru ve Hiain için epey deneme yanılma süreci gerektirmişti.

Meydana gelecek olaylar, kullanılacak kelimeler, Hiain’i sakinleştirme yolu, kendisinin ve Hiain’in saklanacağı kör nokta, bir kaçış rotası; bunlar yapması gerekenlerdi.

Titiz bir insan olan Todd’u ve Dokuz İlahi Generalden biri olan Arakiya’yı kandırmaları gerekecekti.

Herhangi bir varlığı hissedebilen manga karakterlerleri gibiydiler. Onları kandırmak için Subaru’nun her şeyi göze alması gerekiyordu.

Weitz’den biraz zaman kazanmasını, Tanza’dan ofise gelirken güçlü kokulu otlar getirmesini ve İdra’dan da az da olsa dikkatlerini dağıtmak için insanları gözetleme noktasına toplamasını istemişti.

Tüm bunları yaparak şüpheleri üstlerine çekeceklerdi ancak yine de harekete geçemeyecekleri noktaya getireceklerdi.

İnce buz üzerine inşa edilen tahkimatları, rakiplerinin kendi savunma tahkimatlarının da üstesinden gelmelerini sağlamıştı.

Ama——…

Hiain: “Schwartz, şimdi ne bok yiyeceğiz lan!?”

Subaru: “Hâlâ düşünüyorum!”

Hiain’in bedenine tutunmuş, düşüp ölmekten kıl payı kurtulmuşken Subaru böğürdü.

Kertenkele adamlar, ellerini ve ayaklarını gerçek kertenkelelere benzer bir şekilde kullanarak duvarlara tutunabiliyordu. Ancak Hiain’in vücudu bir kertenkeleninkinden daha iriydi ve dahası, ona başka bir ağırlık daha yüklenmişti; o, Subaru’dan başkası değildi.

Daha yakın bir tanımlama yapmak gerekirse yaralanmaktan kaçınmak için sarkan çarşafların yardımını da alarak hızla aşağı inmişlerdi.

Hiain’in kollarının yardımıyla avluya indirilen Subaru, lanet aracının avucunda olduğunu hissediyordu.

Hâlâ yapış yapış ve kandan dolayı ıslak olan siyah top, Gustav’ın bedeninin—— içindeydi, tam olarak neresindeydi bilmiyordu ama zorla içinden sökülüp alındığını biliyordu.

Subaru: “Böhğ.”

Nükseden mide bulantısına katlanan Subaru, telaşla bir sonraki hamlesini planladı.

Todd’un lanet aracını bıraktığı o an, Subaru’nun “harekete geçmeliyim” dediği an aynıydı. Lanet aracını elde ettiği için de hisleri yanılmamıştı.

Ancak aynı zamanda, bunun ardından n’apacağını düşünmediği de kesindi.

Subaru: “Hadi, şu çalıların arasına karışıp kamuflajını kullanalım!”

Hiain: “K-Kaçmamız gerekmiyor muydu?!”

Subaru: “Saçmalama, hiç düşünmeden kaçamayız, bizi hemencecik bulur! Hadi, hadii!”

Aklına gelen “kaç” ya da “saklan” seçenekleri arasından hemen “saklanmayı” seçmişti.

Todd ve Arakiya’nın düşmanlığını çoktan kazanmış olduklarından, her iki durumda da Ölüm’le yüzleşeceklerine şüphe yoktu. Bu yüzden gelecekteki olaylar hakkında kendisine daha iyi fikir verecek bir yol seçmişti.

Kaçacak olsalardı durmadan kovalanacak ve kaçmak zorunda kalacaklardı.

Ancak saklanırlarsa sessiz kaldıkları sürece bir sonraki adımlarında n’apacaklarını düşünebilirlerdi.

Subaru: “————”

Şaşkın Hiain’in kolunu çeken Subaru, avlunun köşesindeki bir bitkinin arkasına daldılar. Ardından Hiain, kendini kamufle ederek Subaru’nun üzerini de örttü ve kendilerini gizlediler.

Hiain’in vücudunu ona bastırırken sırtındaki kalp atışlarının aşırı bir güçle attığını hissediyordu.

Korkmuş, sinmişti. Yine de buna katlanmak zorundaydı.

Çünkü yapamazlarsa——…

???: “Burada değiller.”

Hafif bir gümbürtüyle kız, Subaru ve Hiain’in inmek için canla başla mücadele ettiği yeri kısacık bir ânla kat etmişti.

Avluya yalın ayak inen kişi, elinde ince bir ağaç dalı tutan Arakiya’ydı. Gözlerinden biri göz bandıyla kapalı olan Arakiya dönmüş, uykulu bakışlarıyla avluyu inceliyordu.

Hiain’in kamuflajı, gözlerini gerçekten de yanıltabilir miydi ki?

Varlıklarından haberdar olunmadığı sürece kişinin algısından kaçabilseler bile, varlıkları bilindiği takdirde kör noktada kendilerini gizleyemezlerdi. Subaru ve Hiain’i en ufak bir ekstra dikkatle araması, bulunma ihtimallerini artıracaktı.

Subaru’nun bu konuda yapabileceği hiçbir şey yoktu. Ama kendilerinin bulunmasına kesinlikle izin veremezlerdi.

Adadaki herkesi öldürebilecek ya da kurtarabilecek bir lanet aracı elde ettiği için falan değildi.

Daha acil bir nedenden ötürü, Natsuki Subaru’nun kendi durumuyla doğrudan ilgili bir nedenden ötürüydü; bulunmayı göze alamamasının nedeni ölmeyi göze alamamasıydı.

Arakiya: “Hm——…”

Kadının arkasını dönüp yanlış yöne doğru gitmesini umdu.

Ama sonunda bu umudu boşa çıktı; Arakiya kaşlarını kırıştırdı ve küçük bir hırıltı sesiyle Subaru ve Hiain’in saklandığı çalılara doğru yaklaştı.

Varlıkları, kokuları, nefesleri, kalp atışları… Bunlardan birisiydi, hangisinin onun dikkatini çektiğini bilmiyordu.

Ya da belki de Subaru ve ortağının hissedemediği, sadece güçlülerin hissedebildiği bir tür aurayı hissedebiliyordu. Bu doğrultuda böyle bir şey varsa bu hile yapmanın da ötesindeydi. Karşı koyamayacakları bir şeyle köşeye sıkıştırmak kurallara aykırı olmalıydı.

Ancak Arakiya’ya göre bu kurallar en iyi ihtimalle alay konusu olurdu——…

???: “Oyoy, n’oluyor lan? Vali’nin odası havaya uçurulmuş!”

???: “Bu güzel kadın da kim, misafir mi ki?”

???: “O ne, bi’ şey mi oldu?”

Bu acı düşünceler kafasını tamamen doldurmadan, Arakiya bahçedeki çalılara ulaşmadan hemen önce, avlunun atmosferi birden fazla adamın sesiyle bozuluverdi.

Etrafa baktığında beş gladyatörün hantal bir şekilde, avluda belirdiğini gördü. Muhtemelen Arakiya’nın Gustav’ın odasını havaya uçurma sesini duyan herhangi bir Birim’di.

Dikkatlerini, Gustav’ın patlamış olan odasının duvarlarına ve avluda duran güzele, yabancı olan kıza, Arakiya’ya odaklanmıştı.

Arakiya da onları gördüğünde, onlara doğru döndü ve ince başını düşünceli bir bakışla eğdi.

Ortaya çıkanların, peşinde olduğu Subaru ve Hiain’in yoldaşları olduğundan şüpheleniyor gibi görünüyordu. Ama Subaru buna hiç mi hiç aldırmadı.

Bu noktada ortaya çıkmaları Subaru’nun öngörmediği bir şeydi, onlar sadece tesadüfen çağrılmış davetsiz misafirlerdi.

Onları sorgulayacak olsa bile, Subaru ve Hiain hakkında hiçbir bilgi edinemeyecekti. Aslında Subaru ve Hiain, onlar onu konuştururken gizlice aradan sıvışmak için bir fırsat kollayacaklardı.

Onlar, Subaru ve Hiain’in hazırladıklarından farklı olarak göklerin gönderdiği bir cankurtarandı——…

???: “——Dinleyin!”

???: “——Hık.”

Ellerine geçen fırsatı kaçırmak istemeyen Subaru ve Hiain, Arakiya’nın hareketlerini dikkatle izlerken, üstlerindeki duvarı yıkılmış olan odadan gelen bir ses duydular.

Sesin ait olduğu kişi, odada kalan son kişi olan Todd’du.

Önündeki Arakiya tehdidine odaklandığından dolayı, bir anlığına varlığını unutmuş olduğu Todd’a karşı duyduğu korkuyu yeniden hatırladı ve titremesini durdurarak kendini toparlamaya çalıştı.

Todd’un söylemek üzere olduğu şeyle başa çıkabilmek adına, korkuyla dolan kalbini sakinleştirdi.

Todd: “Vali Gustav Morello öldürüldü! Bu işin arkasında, siyah saçlı bir çocuk ve gri renkli bir kertenkele adam var! Onları bulur bulmaz öldürün!”

Subaru: “————”

Todd: “Tekrar ediyorum! Vali Gustav Morello öldürüldü! Vali’nin görevini Birinci Sınıf General Arakiya devralacaktır! Lanet kuralından dolayı ölmek istemiyorsanız ikisini de bulup öldürün!”

Sesi ne sertti ne de duygu doluydu ama çok sayıda insanın duymasıyla harekete geçmelerini sağlamak için yeterli hâkimiyete sahipti.

Bu ses insanın sanki kulak zarının içine yerleşiyor; dinleyenlere, anlamakta gecikenlere bile, içeriğini unutmayı yasaklıyordu.

Todd konuştuğu anda Subaru’nun gözleri irileşerek açılmıştı, sebebi açıktı çünkü zekâ savaşlarında alt edilmişti.

Gustav’ın ölümünün suçu, artık Subaru ve Hiain’e yükleniyordu. Haksız yere suçlandıklarını iddia etseler bile, bu adada düzgün bir soruşturma veyahut yargılama yapılacağına dair hiçbir umut kırıntısı yoktu.

Her şeyden önce bir kez bile yakalanırlarsa Subaru ve Hiain için her şey biterdi.

Başka bir deyişle——…

Todd: “——O hâlde, Sparka başlasın!!”

Gladyatör Adası Ginunhive’in şeytani geleneği olan Yaşamkanı Ritüeli, tüm Ada’nın bir sahne olarak kullanılmasıyla başlardı.

Todd: “Arakiya!”

Bu acımasız törenin başladığını ilan eden Todd, töreni duyanların hâlâ kıpırdayamaması üzerine daha az tiz bir sesle Arakiya’ya seslendi.

Başını kaldırdığında gözleri buluştu ve ardından, Todd sessizce aşağıdaki avluyu işaret etti. Bir an için Subaru’nun kalbi hızlıca çarptı ama Todd, onu ve Hiain’i işaret etmiyordu.

Gladyatörleri, son anda avluda ilahi bir şekilde vuku bulan cankurtaranları işaret ediyordu.

Todd, gladyatörleri işaret ettikten sonra aynı parmağını boynuna götürdü ve…

Todd: “——Öldür onları.”

Sesi duyulmuyor olsa da Subaru bile dudaklarının hareketinden ne söylediğini anlamıştı.

Parmağını boynunda gezdirmesi, “kafasını kopar” demenin acımasız bir yoluydu. Subaru’nun gördüğü manzaranın aynısına tanık olan Arakiya, bakışlarını yavaşça gladyatörlere doğru çevirdi.

Gladyatörler Arakiya’nın göz bandıyla kapattığı tek kırmızı gözüne bakarken şaşkınlık içindeydi.

Todd’un önceki sözlerinin anlamını henüz sindirememişlerdi.

Gladyatör: “Küçük hanım, bu konuda bi’ şey biliyor musunuz? Gustav’ın ölümünü…”

Arakiya: “Özür dilerim. Yapmam söylenmişti.”

Gladyatör: “Ha?.. Neyi yapman?”

Gladyatör başını eğdi, âni emrin ve tanımadıkları bir çift insanın bir araya gelmesinin nedeni tam olarak buydu. Arakiya da gladyatöre karşılık vermek için hâlihazırda dalı tutan sağ elini, yana doğru büyük tek bir hamleyle savurdu.

Tek yaptığı şey buydu. Tek başına bu yeterliydi.

Gladyatör: “Baağh…”

Ardından, Arakiya’ya bakan beş gladyatörün de kafası içeriden patlayıverdi.

Daha doğrusu etkileri bölünmüştü. Bazılarının kafaları içeriden patlamıştı, bazılarınınsa yüzlerindeki gözler ve burunlar dışarıya yüksek bir basınçla itilmişti, bazıları da kafaları tuhaf bir şekilde şişmişti ama sonuç olarak hepsi ölmüştü.

Gerçi, muhtemelen, onların açısından pek bir fark yaratmamıştı çünkü sonuçlar ne olursa olsun bire bir aynıydı.

Arakiya: “Ölülerle konuşma.”

Kafaları parçalanan gladyatörler gevşek bir şekilde yere düşerler.

Subaru ancak bir süre sonra, düşmüş gladyatörlere bakarken çıkardığı mırıltının az önceki sorusunun cevabı olduğunu fark etti. Zihni buna dikkat edemeyecek kadar meşguldü.

Zihni Arakiya denen canavarın yaptıklarını düşünmekle meşguldü.

——Muhtemelen suydu.

Todd, Gustav öldürüldüğünde Arakiya’ya tavsiye vermişti. Rakibinin kafasını suyla doldurmasını söylemişti, belki de yaptığı tek şey buydu.

Gladyatörlerin kafaları içeriden havaya uçurulmuştu ve bunun nedeni orada cisimleşen suydu.

Arakiya: “Bir bardak su, bir tanesi için yeterliydi…”

Bunu söylerken Arakiya diğer eliyle elindeki dalın ucuyla oynuyordu.

Düşünceli ses tonu duygudan yoksun olsa da Subaru’ya biraz hissettiği memnuniyetsizliği ifade ediyormuş gibi geldi. ——Sadece o miktara ulaşamadığı için mutsuz olduğu anlamına gelen bir memnuniyetsizlikti.

İnsanları öldürdükten sonra bu tür duygulara kapılmak normal olmaktan çok mu çok uzaktı.

Bu yüzden bir canavarın tekiydi. Arakiya ve tabii ki Todd da öyleydi.

???: “Orada kimse var mı!? Az önce yüksek bir ses duyan oldu mu!?”

Arakiya’nın insanlık dışı eylemleri Subaru’nun zihnini daha da kararttı; Hiain donup kalmış, nefes almayı bile unutmuşken avludan bir ses daha yükseldi.

Başka bir gladyatördü. Bir gladyatör diğerinin peşinden oraya doğru koştu, o sesi duydukları Vali’nin ofisine bakabildiklerinden beri, herkesin toplandığı en olası noktanın burasu olduğunu anlamışlardı.

Bu da şu anlama geliyordu——…

Gladyatör: “Oy sen, nereden çıktın lan! Vali’nin…”

Arakiya: “Bana böyle söylenmişti. ——Ölülerle konuşma.”

Ruh Yiyen’in, Arakiya’nın kurbanları giderek artacaktı.

Böylece başladı.

——Gladyatör Adası’nda lanet kuralının uygulanmasından farklı bir nedenden dolayı katliam başlamıştı.

△▼△▼△▼△

Todd’un ortaya çıkardığı durum o kadar korkunçtu ki bunun âniden gelen bir düşünce olduğuna inanmak zordu.

Arakiya, gladyatörleri teker teker ayrım gözetmeksizin öldürüyordu.

Doğal olarak, İlahi bir General olduğu için de ona karşı koyabilecek veya darbelerine karşılık verebilecek tek bir kişi dahi yoktu. Onun görüş açısına girmek, ânında öleceğiniz anlamına gelen bir felaketti.

Elbette ki Arakiya’nın su hortumlarını ve patlayıcı alevleri manipüle edebiliyordu ancak tüm adayı yutabilecekmiş gibi görünen bu tür güçlü teknikleri hâlâ kullanmamış olması, en azından bir nebze olsun rahat bir nefes alabileceklerdi.

Belki de bu durumda cesetleri kontrol edemeyeceğinden dolayı korkan Todd, ona böyle bir emir vermişti.

Arakiya bir yana, Ada’nın muhafızları da baş belasıydı.

Muhafızlar Todd’un sözlerine bir şekilde inanmış ve Arakiya’nın Gustav’ın ölümünden sonra onun görevini devraldığını düşünmüş gibilerdi. Subaru, birisinin resmî bir görevi nasıl devralanacağını bilmese de Gustav’ın katilinin onun yerine geçmesini hiç mi hiç istemiyordu.

Bu meselenin bir ucu da Subaru ve Hiain’a değmişti, onlar Gustav’ın sözde öldürmüşlerdi, yani dolayısıyla muhafızların Todd’un sözlerinden şüphe etmek için bir nedeni de yoktu.

Subaru, muhafızlar tarafından yanlış anlaşılmaktan hoşlanmıyordu ama en büyük sorunu——…

???: “Hassiktir! Gerçekten başarmışlar! Muhafızlar, Gladyatör Canavarları’nı salmışlar! Bize doğru geliyorlar! Kaçınlankaçınn!”

Ada tam anlamıyla kaosa sürüklenirken, Ada’nın her yerinden feryatlar ve çığlıklar yükseliyordu.

Serbest bırakılan Gladyatör Canavarları—— Sparka sırasında düşman olarak kullanılanlar, Subaru’nun görebildiği kadarıyla boynuzları kırılmış; Cadı Canavarlarıydı ve şu anda muhafızlara itaat ediyorlardı.

Todd’u takip eden muhafızların verdiği emirlere uyan Gladyatör Canavarları, adada Subaru ve Hiain ikilisinin peşine düşmüştü. ——Ancak Gladyatör Canavarları her bir gladyatörü birbirinden ayırt edemiyordu.

Bu yüzden Gladyatör Canavarları da birbiri ardına gladyatörlere ayrım gözetmeksizin saldırmaya başlamıştı.

???: “Neredesin lan!? Acele et de gel buraya, Schwartz! Ürkütücü küçük velet seni!”

Yanında iki başlı büyük bir köpekle koridorlarda devriye gezen muhafız, gözleri düşmanca parlayarak bağırdı.

Muhafızlar, gladyatörlerle iletişim kurmak gibi şeyler yapmıyorlardı; bu yüzden Subaru onların duygularını bu şekilde açığa vurduklarını ilk kez görüyordu. Bu kadar çok düşmanlık beslediklerini gördükçe de Subaru içten içe üzülüyordu.

Sadece üzülmekle de kalmamıştı, aynı zamanda onlar hakkında bir şeyleri de fark etmişti.

Subaru ve Hiain’i arayan muhafızlar sabırsız ve sinirli, daha doğrusu korkmuş görünüyorlardı. Muhtemelen bu, lanet kuralı etkinleştirildiğinde muhafızların da öleceği gerçeğiyle ilgiliydi.

Muhafızlar da itaat etmeyi seçerken birçok şeyi göz önünde bulunduruyorlardı, itaat ederlerse ölmeyeceklerdi.

Subaru ve Hiain’e göre Arakiya ve muhafızlar, Ada’da sinsice dolaşan tehlikeli düşmanlardı.

Onları piyon gibi kontrol eden Todd, kendi başına mı hareket ediyordu; yoksa etrafa emiler mi savuyordu? Nerede olduğunun bilinmemesi Subaru’nun düşünme yeteneğini önemli ölçüde kullanamaz hâle getirmişti.

Tüm süre boyunca sürekli Todd’u aradığı için gergin kalbi patlamanın eşiğine gelmişti.

Ve Subaru’nun yarasına tuz basmak için de——…

???: “Oy, Schwartz nerede!? Az önce burada mıydı?”

???: “Görmedim ki! Ben daha çok muhafızlar için endişeleniyorum! Bizi bulurlarsa nalları dikeriz!”

???: “Yani, Schwartz’ı onlara verirsek belki de…”

???: “Aptall herif! Buldukları herkesi öldürüyorlar lan! Hiçbir ayrım gözetmeksizin!”

???: “Ne bok yiyeceğiz o zaman!? Sadece susup ölmeyi mi bekleyeğiz lan!?”

???: “A-ama, Schwartz hakkındakiler doğruysa!..”

Gladyatörlerin sesleri duyuluyordu, hayatta kalmak için çaresizce ellerinden gelen her şeyi yaparak, mücadele etmeye devam ediyorlardı.

Arakiya ve muhafızların oluşturduğu tehdit karşısında çaresiz gladyatörler arasında görüş ayrılıkları vardı.

Ya bu tiranlığa karşı duracaklardı ya da söyleneni yapıp Subaru’yu onlara vereceklerdi; her ikisinin de nafile bir çaba olduğunu kabullenenler, bu mantıksızlığın ortasında durumdan yakınanlar, her türlü dayanaktan yoksun olan kâğıttan bir umuda tutunmaya çalışanlar ve daha niceleri vardı.

Gladyatörler arasında bile, Subaru’nun düşmanları ve potansiyel olarak düşman olabilecek çok sayıda insan vardı.

Bir bakıma, hepsi düşman olarak sınıflandırılabilecek Arakiya ve muhafızlarla karşılaştırıldığında, bu grup çok daha zorlu olabilirdi.

Dostu düşmandan ayırt edemediği için Subaru onlara bu kadar dikkatsizce güvenemezdi.

Arakiya, muhafızlar, Gladyatör Canavarları, dost mu düşman mı olduklarını bilemediği gladyatörler ve son olarak da Todd.

Subaru ve Hiain’in izinin sürülmeye başlanmasıyla Gladyatör Adası yıkıma doğru gidiyordu.

Gerçekten de gerçekleşmişti. Katliam. Bunu önlemek için umutsuzca çabalamış olsa da gerçekleşmişti.

Subaru: “Yaşlı Adam Null!”

Bir felakete dönüşen adada hızla ilerleyen Subaru, hemen köşedeki odaya daldı.

Adanın alt katmanındaki şifa odası, Yaşlı Adam Null’un Subaru’ya birçok kez baktığı iş yeriydi. Odanın girişi yıkılmıştı ve bu nedenle Subaru odaya girerken kötü bir önsezi hissetmişti.

Ve o kötü önsezisi gerçek olmuştu.

???: “Schwartz-sama…”

Subaru şifa odasına girdiğinde onu genç bir kızın boğuk sesi karşıladı. Ses, odanın arka tarafında oturan Tanza’dan geliyordu; minyon formunun yanında, içinden kanatlar çıkan bir fare cesedi de yatıyordu.

Tanza muhtemelen o Cadı Canavarı’nı tek başına yenmişti. Subaru bunun çok inanılmaz olduğunu düşündü.

Ama Tanza gelmeden önce, o Cadı Canavarı şifa odasını talan edip bir kişiyi de öldürmüştü.

Yere çömelmiş olan Tanza’nın ayaklarının dibinde; kafası ısırılıp koparılmış, bir deri bir kemikten başka bir şey olmayan çelimsiz, yaşlı bir adamın cansız bedeni duruyordu.

Hiain: “S-Schwartz…”

Subaru’yla birlikte şifa odasına dalan Hiain’in de aynı manzaraya şahit olunca sesi titredi.

Arakiya’nın gladyatörleri teker teker öldürdüğü, o iğrenç eylemi gerçekleştirdiği avludan çıkana kadar saklanabilmiş olması sadece Hiain’in sayesindeydi.

O olmasaydı Subaru’nun buraya geri dönmesi tamamen imkânsız olurdu.

Ancak sürekli kaçıp saklanırlarsa da kaybedeceklerdi.

???: “Schwartz, dönmüşsün!?”

???: “Hmph, sen de ölmemiş gibisin kertenkele piçi…”

İdra ve Weitz de Yaşlı Adam Null’un önünde Subaru ve Hiain’in başlarını salladıkları cesede doğru koştular. Ofise gizlice girmesine yardım eden Birim’inin tüm üyeleri buradaydı.

Adanın durumu göz önüne alındığında, kimsenin ölmeyerek yeniden bir araya gelmesi tam anlamıyla bir mucizeye benziyordu.

Ancak bu gerçekten de bir mucize olsaydı elde ettikleri sonuçların bundan çok çok daha iyi olması gerekmez miydi ki?

Tanza: “Schwartz-sama, ortalıkta dolaşan hikâyeler doğru mu acaba? Vali Gustav’ın kaderiyle ilgili olanlar?”

Subaru: “Yapanın ben ve Hiain olduğuna dair mi? Bunu yapmış olmamızın imkânı yok ki. Gustav-san, İmparatorluk Başkentinden gelen elçiler tarafından öldürüldü… Arakiya’ydı. Yo, Arakiya’yı kullanan Todd desek daha doğru olur.”

Tanza: “Todd?.. Kim ki o…”

Subaru: “Günah Başpiskopolarından çok daha korkunç birisi.”

En azından Subaru’nun şu anki görüşü bu yöndeydi.

Hatırladığı kadarıyla Günah Başpiskoposları da iyi insanlar değildi ama Todd’la kıyaslandıklarında yine de biraz cazibeleri var gibiydi. Hayır, hiç mi hiç öyle görünmüyorlardı. Neyle kıyaslanırlarsa kıyaslansınlar, pislikler pislikti.

Ama Subaru’nun söyledikleriyle Tanza ve diğer herkes, Todd’un ne kadar tehlikeli olduğunu anlamasını sağlamıştı.

Tanza: “Bu kadar gelişigüzel bir örnek vermeyin. Günah Başpiskoposları gibilerden biraz farklı olduklarını kavrasak bile, yine de bu yürek ağrıtıcı.”

Subaru: “Ah, üzgünüm ama onlara oldukça aşinayım diyebilirim. Ne de olsa onlarla pek çok kez karşılaşmıştım.”

Tanza: “Günah Başpiskoposları’yla pek çok kez karşılaşmış mıydınız? Sizden beklendiği gibi…”

Subaru: “Beklendiği gibi, derken? Benim hakkımda bi’ şeyler mi biliyorsun yoksa?”

Herkes: “————”

Kısmen hayal kırıklığıyla Tanza’ya sitem ediyormuş gibi bir sesle konuştu.

Subaru buna pişman olsa da Tanza’nın tepkisine ve gözlerinin kısılmasına baktığında sitemli değil de Subaru’nun önceki yorumundan duyduğu endişeden kaynaklanıyor gibiydi.

Bu Subaru için bu, biraz garipti.

Yine de bu insanlardan herhangi birinin Subaru’nun koşullarını bilmesine imkân dahilinde değildi—— Ölümden Dönüş’ün her seferinde, Cadı’yla bağlantılı olan Miasma’sı daha da güçleniyordu.

İdra: “Peki, n’apacağız? Vali Gustav öldüyse bizi bağlayan lanet kuralı da ortadan kalkmış olmalı. Asma köprüyü kaldırıp adadan ayrılmalı mıyız?”

Hiain: “Aptal aptal konuşma! Açacak anahtarımız yok ki! Ayrıca, asma köprüyü hareket ettirirsek hemencecik hedef oluruz!”

Weitz: “Yani diyorsun ki adadaki diğer herkesle savaşmaya devam edelim, öyle mi? Düşmanımız İlahi bir General er ya da geç… Geri çekilmemiz için hiçbir yol kalmayacak…”

İdra ve diğer herkes durumun üstesinden nasıl gelinebileceğini tartışırken Subaru’nun dikkati de dedikleri yöne çevrildi.

İdra’nın asma köprüden kaçma önerisi iyi bir öneriydi. Değişen çeşitli koşullar arasında, lanet aracı Subaru’nun elinde olduğu ve lanet kuralı ortadan kalktığı için artık Ada’dan ayrılabilirlerdi.

Ancak Hiain’in de söylediği gibi, asma köprüyü kullanarak kaçacak olurlarsa iki yerde pusuya düşürülebilirlerdi. Asma köprüyü çalıştıran kontrol kulesinde ve karşıya geçerken kullandıkları asma köprüde.

Öte yandan, Ada’dan ayrılmamak da zaman geçtikçe zorlu hâle gelen bir fikirdi, bu yüzden Weitz’in açıklamasına göre bunu seçemeyeceklerdi.

Buna ek olarak da——…

Subaru: “——Gustav-san.”

İşler bu hızla devam ederse hâlâ hayatlarını kaybetmekte olan, birer birer Arakiya’nın kurbanı olan adanın gladyatörleri ve İhtiyar Null yaşamaya devam eden bir dünyada olmayacaklardı.

Bu, Subaru için dayanılmaz bir şeydi.

Lanet aracını kurtarmayı başarmış ve lanet korkusunu ortadan kaldırmış olsa bile, bunun “en iyi” yol olup olmadığına karar verip, ilerlemek Natsuki Subaru’nun yolun başındayken istediği bir şey değildi.

——Natsuki Kenichi’nin oğlunun seçmesi gereken yol böyle bir yol değildi, olamazdı.

Subaru: “En azından uğraşmak zorunda kalacağım insanların sayısını biraz azaltabilsem…”

Gözleri sımsıkı bir şekilde kapatmış olan Subaru, sanki bir labirentin içinde sıkışıp kalmıştı.

O mırıldanırken yanındaki Tanza ince dudağını ısırdı. Tüm Ada’nın düşman olduğu bir durumda, koşulları sadece biraz daha iyi olsaydı; elbette farklı bir seçenek de ortaya çıkardı ama——…

Hiain: “…Yo, yooo, bari böyle bir durumda saklamayı bırakamaz mısın?”

Subaru: “————”

Hiain: “Oy, Schwartz, sana diyorum. Seninle konuşuyorum, kanka.”

Subaru: “…Ha?”

Hiain âniden konuşmaya başladığında, sesinde endişemsi bir his vardı; Subaru şaşkınlıkla gözlerini araladı.

Olaylar üzerine düşünürken olmuştu bu ama bundan da öte, Hiain’in neyden bahsettiğine dair hiçbir fikri olmadığı için Subaru neyi kastettiğini anlayamamıştı.

Hiain, Subaru’ya saklamayı bırakmasını söylemişti.

Ona böyle söylemişti, ama——…

Subaru: “Saklamayı bırak, derken… Neyi saklamayı?”

Hiain: “B-Böyle bir durumda, bunu sır olarak tutmak doğru bir hareket değil ki!”

Weitz: “Oy, sussana lan, kertenkele piçi!..”

Hiain, Subaru’ya şiddetle çıkışıverdi; Subaru neden bahsettiğine dair hiçbir fikri yoktu. Weitz onu durdurmak için araya girmişti ancak Subaru ona teşekkür edemeyecek kadar şaşkındı.

Ancak İdra da ciddi bir yüz ifadesiyle Subaru’ya “Schwartz” diye hitap etti.

İdra: “Konuyu bir geçiştirme şekline bakacak olursak Hiain’in nasıl hissettiğini az çok anlıyorum. Artık ortaya çıkmanın zamanı gelmedi mi?”

Subaru: “Az önce dediğim gibi, neyden bahsettiğiniz hakkında hiçbir fikrim yok ki…”

İdra: “——Babandan söz ediyoruz.”

Subaru: “…Babam?”

İdra ciddiyetle, inanılmaz bir ciddiyetle Subaru’ya böyle dedi.

Ancak bu kadar ciddiyetle söylenmesine rağmen, Subaru’nun kafası daha da allak bullak oldu. Şu anda babası hakkında konuşmanın neden bu kadar gerekli olduğunu anlayamıyordu.

Subaru’nun babası, oğlunun ve karısının gözünde son derece haşmetli, saygı duyulası biriydi; Subaru’nun hayranlık duyduğu biriydi ama——…

Subaru: “Ama o sıradan salarimen gibi ki?..” (Ç.N: Salarimen, orijinaliyle Salaryman, Japonya’da beyaz yakalı çalışan anlamına gelir. Bizde karşılığı memur tarzı bir şey diyebiliriz.)

Hiain: “Gözlerimi boyamaya çalışman nafile! Çoktan biliyordum! Sen İmparator Ekselansları’nın gayrimeşru çocuğusun, di’ mi?”

Subaru: “————”

Bu bilginin bu durumda işe yaramayacağını açıklamaya çalışırken Subaru’nun sesi, kolları arkasından tutulan Hiain’in sesi tarafından bastırıldı.

Boğuluyordu ama bunu yapmak için kullanılan suyun hacmi o kadar büyüktü ki Subaru’nun zihni onu deviren devasa dalganın muazzamlığını kavrayamadı.

Az önce, Hiain ne dedi?

Subaru: “…Ben, İmparator Ekselansları’nın çocuğu muyum?”

Hiain: “Tabii ki de! Bu, Ada dışında da konuşuluyordu! Siyah saçlı, siyah gözlü İmparator Ekselansları Vincent Vollachia’nın gayrimeşru çocuğu ülkede bir yerlerde, diye! Bu…”

İdra: “——Schwartz, bu sen oluyorsun sanırım?”

Hiain’den görevi devralan İdra, sesi ve gözleri sakin bir şekilde Subaru’yla konuştu.

Hiain’in kendisine bağlılık yemini etmiş görünen gözlerini, İdra’nın Subaru’ya inanan gözlerini ve böyle bir durumda komik olmayan bir şaka yapmayacaklarını varsaydığında; Subaru, Weitz’a doğru baktı.

Dövmelerle kaplı yüzü buruşan Weitz konuştu.

Weitz: “Bunu sana söylediğime inanamıyorum… Evet, kim olduğunu biliyordum… Ama bu umurumda değil, ne olursa olsun sana gücümü vereceğimi söylemiştim…”

Böyle koşullar olmasaydı bu sadık sözler çok daha dokunaklı olabilirdi.

O zamanlar, Subaru alt katta bunu söylediğinde, Weitz’in gidip böyle bir şey söylemesi için ne kadar kararlı olması gerektiğini düşündükçe, bunun getirdiği ağırlığı ancak şimdi anlayabiliyordu.

Ve bu, tamamen yanlış bir fikirden kaynaklanıyordu.

Subaru: “B-Bi’ dakika, bi’ dakika bek… Ben… İmparator’un çocuğu muyum, neden böyle düşünüyorsunuz?”

İdra: “Bu kadar genç yaşta; muhakeme, komuta ve hayatta kalma yeteneği bu kadar üst düzey olan birisi hayal dahi edilemez. Sparka sırasında bizi ve Hiain’in halkını kurtaran sendin Schwartz.”

Subaru: “Bu…”

Subaru, yeteneğini sonuna kadar kullanarak kadere meydan okuduğu doğruydu.

Ancak bunun, İdra ve diğerleri arasında böylesine akılalmaz bir yanlış anlaşılmaya neden olacağını hiç düşünmemişti.

Her şeyden önce, onun hakkında böyle yanlış bir fikre kapılmış olmaları bile…

Subaru: “Tanza, neden onlara yanıldıklarını söylemedin…”

Tanza: “——Schwartz-sama, kendi gözlerimle görmüştüm.”

Subaru: “——Ah.”

Tanza: “Schwartz-sama… O yerde İmparator Ekselansları’na eşlik ediyordunuz.”

Tanza bunu söylerken kimonosunun eteklerini nazikçe yerinde tutuyordu, bu sırada da Subaru’nun nutku tutulmuştu bile.

Bahsettiği şey Kaos Alevi’nde gerçekleşmişti. Gerçekten de Subaru küçülmüş hâliyle Abel’in yanındaydı ve gülünç maskesini de takmıştı.

Tanza, Yorna’nın hizmetkârı olduğu için gerçeği bilmesi garip olmazdı.

Tanza da küçültülmüştü ve Subaru’yu gerçek İmparator Abel’le birlikte görünce de…

İdra ve diğerlerinin yanlış varsayımına eklenmişti.

Subaru: “Ama Tanza, Olbart-san’la çalışıyordu… Yo.”

Subaru’nun tahmini, Tanza’nın Olbart’la çeşitli işler çevirdiği yönündeydi.

Belki de Yorna’yı korumak için böyle davranmıştı, diye düşündü ve bunun için onu suçlamak istemedi. Ayrıca, Olbart bile suç ortağına her şeyi anlatamazdı.

Tanza, Subaru’nun küçültülmüş bir Natsumi Schwartz olduğunun farkında değildi.

Öyleyse——…

Subaru: “Tanza, sen benim kim olduğumu sanıyorsun?..”

Tanza: “——. Ihm, siyah saçlı kadının ve İmparator Ekselansları’nın…”

Subaru: “————”

Ve gerisi sessizlikti.

Tanza daha fazla konuşmadı ama ne düşündüğünü anlamıştı. Bunu anlayan Subaru’nun nutku tutuldu ve bunu açıklamanın zor olacağını da kavradı.

Hiçbir kanıt sunamıyordu. Subaru’nun tam burada, şu anda, âniden büyümesinden başka bir yolu yoktu.

Subaru: “…İmparator’un gayrimeşru çocuğuyla bunun ne ilgisi var?”

İdra: “——. Şu anda, İmparator Ekselansları’na karşı Ada’nın dışında isyancı bir ordu toplanmış durumda. İsyancı ordunun lideri olarak kabul edilen kişi de…”

Subaru: “İmparator’un gayrimeşru çocuğu mu?”

İdra, Subaru’nun şüphesi karşısında başını salladı.

Ve böylece, biraz güçlükle de olsa, teori Subaru’nun zihninde anlam kazanmaya başladı. İmparator ve çocuğu arasındaki güç mücadelesi. Abel ve grubunun adanın dışında başlattığı savaş, bu çizgide bir hikâyeye dönüşmüş olmalıydı.

Hikâyenin çarpıtılmamış hâlinde bu; gerçek İmparator’un sahte İmparator’a karşı savaşmasından ibaretti.

Ancak bilinen şey, bunun gerçek İmparator’la İmparator’un çocuğu tarafından yönetilen bir isyancı ordusu arasındaki bir savaş olduğuydu.

Bunu kimin uydurduğunu ve nasıl yaptıklarını hayal edebiliyordu.

Subaru: “O piç kurusu muydu!..”

Subaru, hikâyenin Abel tarafından uydurulduğunu ve söylentinin onun tarafından yayıldığını hemencecik anladı.

O hâlde Abel, bunu can sıkıntısından dolayı yapmıyordu; hem iç çatışmanın kendisini bahane ediyordu hem de Kaos Alevi’nde ortadan kaybolmuş olan Subaru’yu bulmak için bir yöntemdi.

Bu durumu, Subaru’nun ölmediğini düşünmesinden kaynaklandığını düşünmek… Subaru’nun ölmediğini hiçbir şartta ve koşulda “inanıyorum” demeyeceği kesindi.

Subaru: “————”

Tanza ve diğerleri, elini ağzına kapatarak sessizliğe gömülen Subaru’yu izlediler.

Weitz, Hiain’i serbest bıraktı ve bu sırada Hiain da sessizleşmişti; dört kişinin de dikkati Subaru’ya çevrildi.

Tüm bunlar olurken şifa odasının dışında, Ada’nın dört bir yanında gerçek anlamda savaşlar yaşanıyordu ve gladyatörlerin durumu, muhtemelen hayatlarını bile kaybedebilecekleri tehlikeli bir durumdan oluşuyordu.

Sessiz olacakları, sakin olacakları, zamanlarını ayırıp düşünecekleri hiçbir boşluk yoktu.

Bu yüzden de——…

Tanza: “——Schwartz-sama.”

Tanza, bu kadarcık kısmı anlaşılmış olsa bile; zamanları olmadığını söylemek için ona seslendi.

Onun seslenişi üzerine karşısındakilerden hafif bir hayranlık hisseden Subaru, Birim’indeki herkesin yüzünü süzdü.

Düşünüp taşındı ve kararını verdi. ——Mevcut durumda kendisinden istenen neyse onu yerine getirecekti.

ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ(Ç.N: Bu görsele çok güldüm, harika.)

△▼△▼△▼△

——Olayların kendi lehine gitmediğini hisseden Todd Fang, sakince çenesini sıvazladı.

Todd: “——Amma rahatsız edici bir his.”

Ofise gittiklerinde iş birliği yapmayı reddeden Vali’nin kafasını uçurmuşlardı, kelimenin tam anlamıyla Ada’nın başını değiştirmişlerdi ancak sonrasında işlerin yavaş bir şekilde ilerleyeceğine dair bir his vardı içinde.

Elbette, sadece adadaki herkesi yok etmek isteseydi Arakiya tek başına bunu yapabilecek güçteydi.

İlahi General, kendi adına karar verecek kadar beyinden yoksundu ancak basit olduğu kadar da son derece güçlüydü, isteseydi Ada’nın tamamını alevler içinde bile bırakabilirdi.

Onun böyle bir şey yapması Todd’u sıkıntıya sokardı, bu yüzden Todd ona böyle bir şey yapmamasını söylemişti.

Ve başlangıçta——…

Todd: “Böyle bir yere gerçekten de gelmek istememiştim.”

Gerekli gördüğü eylemlerinin hepsi geri tepmişti. Ve bu yüzden de Todd kendini acı içinde hissetti.

Arakiya’yı Kale Şehri’ndeki esaretten kurtarmasının amacı, şehrin düşmüş olmasına rağmen bir şeyleri telafi edip; onunla İmparatorluk Başkenti’ne dönmekti ve orada da başka bir göreve atanma talebini iletmekti.

Aslında, gerçekten de başka bir göreve atandığı söylenebilirdi ancak bunun gerçekleşme şekli beklentilerinin de ötesindeydi.

Todd, daha önce hiç astı olmayan Birinci Sınıf General Arakiya’nın tek astı olarak atanmıştı.

Ve tüm bunlar, Arakiya’yı kandırmak için söylediği tek bir yalan yüzünden olmuştu.

Todd: “Jamal, ölüyken bile baş belasısın.”

Todd’un yalanı bu duruma yol açmış olsa da Arakiya, Todd’un içtenlikle Jamal’in intikamını almak istediği kesindi.

Çünkü bu yalan onu kazanmak için gerekliydi ve Todd şimdi bu yalandan vazgeçemezdi.

Açıkçası, bu kadının hiddetini üzerine çekmesine neden olan sebebin ne olduğunu bilmiyordu. Kadının gazabına uğradığı anda kömüre dönme ihtimalini göz önünde bulundurduğunda, sözünü dikkatsizce geri çekemezdi.

Sonuca bakacak olursak Todd, Arakiya’nın astı olmuştu.

Arakiya, İmparatorluk Başbakanı Berstetz Fondalfon’un piyonu olarak görevlendirilmişti; böylece Todd bu deliler cennetine, Gladyatör Adası’na gönderilmişti.

Berstetz’in emri Ada’daki sorunları ortadan kaldırmaktı. Kendilerine, Vali Gustav’ın bunu yapabilecek imkânlara sahip olduğunu ve bunu yerine getirmesi için de ona emir vermenin kolay bir iş olacağını söylenmişti.

Hepsi yalan.

Kolay bir görevi çözmek hiçbir zaman o kadar kolay olmamıştı. Ne bekleyeceğini biliyordu. Bu yüzden hazırlıklıydı.

Çoğu şey önceden hazırlıklı olunarak hâlledilebilir. Sadece öngörülemeyen garip olaylardan kaçınılamazdı ancak bu olayların meydana gelebileceği durumlar en aza indirilebilirdi.

Yine de beklenmedik bir olay vuku bulmuştu.

Kendi kontrolünde olmayan bir çocuk misali, kör bir noktadan dışarı fırladı ve görünmez bir şekilde yok olup gitti.

Todd: “Daha yüksek rütbeli insanları öldürmenin sayısız yolunu düşünebilirim ama…”

Bir çocuğu öldürmenin yollarını hiç mi hiç düşünmemişti.

Bu konuyu düşündükçe kötü hissediyordu ve onları kullanmak için çok fazla fırsatı olacağından da şüpheliydi. Bu nedenle Gladyatör Adası için kullandığı öldürme yöntemiyle bağlantılı bir şekilde, elindeki adayları kullanmıştı.

——Muhafızlar, Gladyatör Canavarları ve gladyatörlerin yarısı bu işin içine çekilirse Ada’daki belirli kişileri hedef almak mümkün olabilirdi.

Arakiya da işin içindeyken çocuğun ölmemesi garip olurdu.

Sonra tekrardan düşününce——…

Todd: “——Mükemmel diye bir şey yoktur, değil mi?”

Todd, cesetlerle dolu bir koridordan geçerken başını iki yana çevirerek böyle mırıldandı.

Cesetlerin hepsi adadan gelen gladyatörlerdi ve kıyafetleri eski püsküydü. Bunun iç çatışmadan mı Arakiya’nın saldırganlığından mı yoksa Gladyatör Canavarları’nın vahşetinden mi kaynaklandığının hiç önemi yoktu.

Ceset cesetti, bu yüzde ölmüşlerse onları zihninde tutmasına gerek kalmazdı.

???: “Birinci Sınıf Er Fang, bu kadar ileri gitmeye gerek yoktu ki…”

Todd: “Tabii ki de var. Vali Gustav öldürüldü. Gladyatörler organize oldular ve kendilerini hazırladılar. Silahlı isyanlarıyla bu adanın altını üstüne getirmeyi planladılar. Kimlerin işin içinde olduğunu tam olarak bilmesem de siz aralarından düşman olanları olmayanlardan ayırabilir misiniz ki?”

???: “Ih…”

Todd’un sorusu karşısında, arkadan gelen iki muhafızdan birisi sustu.

Todd, Arakiya’yı ofisten avluya gönderdiğinde ve sonrasında da Sparka’yı ilan ettiğinde, ofise dalan iki muhafız bunlardı. Ellerindeki prangaları, yani lanet kuralını gösterdiğinden beri ona itaat ediyorlardı. Ancak durum söz konusu olduğunda mazeretlere izin verilebilirdi. Sorgulamadan ona itaat etmeleri gerektiği hâlde, garip bir şekilde inatçı davranıyorlardı.

Bunu onlara yaptıran Todd’du, bu yüzden sadece onu suçlayabilirlerdi.

Tereddütleri anlamsızdı çünkü yüzlerindeki suçluluk ifadesiyle hâlâ yapmaları gerekeni yapmaya devam ediyorlardı.

Todd: “Şerefli bir insanmış gibi davranmayı bırak. Her şeyden önce, şu anda burada muhafız olarak çalıştırılıyorsun; dolayısıyla hem senin hem de oradaki arkadaşının karanlık geçmişleri olmalı. Üniforma olmasa neredeyse onlarla aynısın.”

Muhafız: “——Hık.”

Todd: “Ama o üniforma sizin can simidiniz. Bu, kulağına küpe olsun.”

Genç muhafızın omzunu sıvazlayıp ona gülümseyen Todd, yüzündeki burukluk hâlâ belirgindi ve ardından iç çekti. ——Üniformalı ya da üniformasız olmalı fark etmezdi. Sonuçta hepsi bu kadarcıktı, yani minnettar olmalılardı.

Gladyatör Adası’ndaki muhafızların her biri İmparatorluk Askerleriydi, ayrıca geçmişlerinde gladyatör olmaları hiç de garip olmazdı.

Burası emirlere karşı gelen, askerî birliğindekilere saldıran ya da demir kurallarına uymayan yarım akıllıların sürgün edilerek yerleştirildiği bir yerdi.

Hayatları lanet kuralına bağlı olduğu için sonunda itaat etmeyi öğrenmiş bir grup ahmağın olduğu bir yerdi. Yarım yamalak insan gibi davranmaları da eklenince, insan ister istemez bunun hakikaten de çok gülünç olduğunu söylemek zorunda kalıyordu.

Todd: “Eh, her neyse, önemi yok.”

Onlardan istenen şey muhafız olarak sahip oldukları yetenekler değildi, kendilerine bahşedilen Gladyatör Canavarları’ydı.

Onları atlatıp Gladyatör Canavarları’nı ele geçirmek mümkün olsaydı tek bir hamlede muhafızları da ortadan kaldırabilirdi. Ancak muhafızlar bunun olmasını önlemek için araya konmuş olmalıydı.

Belki de bu da ölü Gustav’ın hazırlanmış olduğu bir tedbirdi ya da belki de Gustav’ın inatla takip ettiği İmparator Ekselansları’nın vermiş olduğu bir talimattı.

Todd: “Kim bile bile savaşa gitmek isterse, kim bunun arkasında durursa aklını kaçırmış demektir. Lütfen benim ve Katya’nın huzurunu bozmayın…”

Hem Kale Şehri’nde ortaya çıkan isyan belirtileri hem de Kaos Alevi İblis Şehri’ndeki takip eden olaylar, Todd’a göre rahatsız edici bir kargaşadan başka bir şey değildi.

İmparatorluk yaşamak için daha iyi bir yer hâline geldiği sürece, İmparatorluğun tepesindeki kişinin değişip değişmemesi umurunda değildi. Şu anki hâlinde memnundu.

Hiçbir şey olmasaydı ve sevdiği kadınla geçirdiği günler devam etseydi o zaman——…

Todd: “——Bu bana iğrenç bir şeyi hatırlatıyor.”

Todd’un isyanı hatırlaması, zihninde korkunç bir varlığın belirmesine neden oldu.

Savaşı seven ve savaş tarafından sevilen bir savaş çocuğu. Fırtınalı bir savaş sırasında ölmüş olmasını tercih ederdi ama gerçekte ona ne olduğunu merak ediyordu.

İsyancılarla olsaydı bu felaket yayıldığında ortaya illa çıkardı.

Şiddete başvuracak olsaydı Katya’yla çekip giderdi.

???: “——Todd Fang!!”

Todd: “————”

Tiz bir ses onun adını andığı anda, Todd bilinmeyen bir nedenden ötürü göğsünde bir tedirginlik hissetti.

Sanki kafasında kurduğu endişe, fırsattan istifade ederek somut bir gerçekliğe dönüşmüştü.

Ardındansa——…

Todd: “…Neyin peşindesin?”

Todd arkasını döndü. Gözlerinin önünde, koridorun sonunda, Gladyatör Adası’nın tamamını üzerine salmasına rağmen, sözde kovalanan bir çocuk duruyordu.

Siyah saçlı ve korkusuz bakışlı bir çocuk. Her yeri kan ve çamur içindeydi ama tüm uzuvları hâlâ yerli yerindeydi; dahası, hiçbir şey kaybetmemiş gibi görünüyordu.

Başka bir deyişle Arakiya ve muhafızlar onu tamamen gözden kaçırmışlardı.

Todd: “Bunu, sadece “şans” gibi yüzeysel kelimelerle ifade edemeyeceğim gibi. Ama neden yüzünü burada gösterme zahmetine girdin ki? Mantıksız.”

Çocuk: “————”

Todd: “Güvenebileceğin arkadaşların olsa da yenilmez değilsin.”

Todd bunları söylerken çocuğu ve yanına gelen dört kişiyi inceledi.

Gri renkli bir kertenkele adam ve vücudunun her yeri dövmelerle kaplı olan bir adam. Sonra orta yapılı, bu ikisiyle karşılaştırıldığında ayırt edici hiçbir özelliği olmayan biri ve her ne sebeple olursa olsun, kimono giymiş genç bir geyik kız vardı.

Todd’un gözünde bile, bu dördü olağanüstü güçlü insanlar gibi görünmüyordu. Yaydıkları auraya bakılırsa hepsi amatördü, sadece dövmelinin ifadesi ve geyik kızın da duruşu dikkat çekiyordu.

Dövmeli adam hiç tereddüt etmezken, geyik kız garip bir şekilde kendine güveniyor gibi görünüyordu.

Ve böylece——…

Todd: “Gözlerindeki bakışı okumak bir hayli zor. Sadece kendine çok mu güveniyorsun yoksa…”

Çocuk: “Todd teslim ol. O kadını da… Arakiya’yı da durdur.”

Todd: “——. Her şeyden önce, neden böyle bir şey yapmalıymışım?”

Todd, kendisine yöneltilen bu saçma ve anlamsız istek karşısında kaşlarını kaldırdı.

Şimdilik, bir yandan eliyle yanında duran iki muhafızı sessizce işaret yaparken, bir yandan da ilgileniyormuş gibi yaparak konuşmayı sürdürdü.

Her iki muhafıza da biri siyah bir büyük kartal, diğeri ise kaya yığınına benzeyen bir kurbağa eşlik ediyordu.

Böylece Todd ve grubu, çocuk ve arkadaşlarıyla karşı karşıya geldi. Todd’un grubunun hemen yanında, geçidin dışında, kurbağa duvar boyunca sürünürken büyük kartal gökyüzünde süzüldü ve yavaş yavaş rakipleriyle aralarındaki mesafeyi kapattılar.

Gladyatör Canavarları onları öldürüp lanet aracını geri alabilirlerse bu en iyisi olur.

Elbette, lanet aracını bir yerlere saklamış olma ihtimalleri de vardı, bu yüzden sorun yine de devam edecekti. Ama çocukla ve kertenkeleyle başa çıkabilirse işler şimdilik yoluna girmiş olacaktı.

Arakiya burada olsaydı her şey çok daha kolay olurdu——…

Todd: “Nerelerde oyalanıyor ki?..”

Arakiya’nın gladyatör avlamaktan hoşlanmasına imkân yoktu.

Bazı askerler cinayet işlemekten zevk alırdı ama Arakiya öyle biri değildi. Arakiya, önemli rakiplerine karşı her şeyini ortaya koyan bir askerdi; ne daha fazlaydı ne de daha azdı.

Asıl görevini yerine getirememesinin nedeni, bir tür engelin ortaya çıkması olabilirdi.

Ancak böyle bir şey olmuş olsaydı o zaman durumlar daha farklı olurdu.

Todd: “Peki, hangi gerekçeyle teslim olacakmışım?”

Çocuk: “Basit, tek bir sebepten. ——Bu adanın lanet yönetimini kontrol eden lanet aracı şu anda benim ellerimde.”

Muhafız: “Ne!?.”

Çocuk, Todd’a omuzlarını silkerek cevap verdi; sözleri iki muhafızı da huzursuz etti.

Elbette huzursuz etmeliydi. Todd’u takip etmelerinin başlıca nedeni, hayatlarının Todd’un ellerinde olmasıydı ki bu, karşı çıkamayacakları bir durumdu.

Ancak Todd devam ederken “Blöf yapıyor” diyerek bunu reddetti.

Todd: “Değersiz bir pazarlık. Her şeyden önce, bir lanet aracı demek ha? Böyle bir şeye sahip olsan bile…”

Çocuk: “——Başla.”

Todd: “Oy, oy.”

Görmek için herhangi bir talepte bulunulmamış olmasına rağmen, çocuk cebinden bir şey çıkardı. Siyah bir küreydi, kandan arındırılmıştı ve uzaktan bile fark edilebiliyordu.

Çok kısa bir süredir elindeydi, buna hiç şüphe yoktu.

Bu gerçekti, Gustav’ın vücudunun içinde bulunan lanet aracı buydu.

Todd’un elinde olsaydı kesinlikle adada bir yere saklar ve hem eşyayı hem de nerede olduğunu pazarlık kozu olarak kullanırdı.

Bunu yapmak yerine gerçeğini getirmenin amacı neydi ki?

Todd: “O kirli küre de ne? Onunla lanet kuralını uygulayabileceğini düşündüğünü söyleme sakın. Öyleyse bi’ dene. Yoluna çıkan muhafızların sayısını azaltmayı dene.”

Muhafız: “Ne!? Sakın yapma! Yaparsan…”

Todd: “Söyledim ya, blöf yapıyor diye. Yoksa, İmparatorluk Başkentinden gelen elçinin sözlerine inanmıyor musun?”

Soğukkanlılığını kaybetmiş olan muhafıza bunu bir kez daha söyledikten sonra muhafız sessizliğe gömüldü ve yüzü soldu.

Bu tepki Todd’u biraz tedirgin etti. Siyah kürenin bir lanet aracı olduğu iddiasının gerçekliğinden şüphe duyarak endişelenmesi anlaşılabilirdi ancak tepkisi tuhaftı.

Sanki o çocuğun ve arkadaşlarının sözlerini dinlemek için muhafızların bir nedeni vardı; hayır, çocuğun sözlerini blöf olmadığını sağlayan sağlam gerekçeleri vardı.

Todd: “Ne? O çocukla ilgili bir şe——…”

???: “——Kulak ver, hödük herif.”

Todd: “————”

Tedirginliğine bir cevap aramak isteyen Todd, muhafızı sorgulamaya çalıştı. Ancak bunu yapamadan, tiz bir sesin koridorda yankılanmasıyla dikkati geyik kıza çekildi.

Kimonosunun kolunu yukarıya kıvırdı ve eliyle yanındaki çocuğu hafifçe işaret etti.

Geyik Kız: “Ada’nın dışından geliyorsanız muhtemelen bunu zaten duymuşsunuzdur. Şu anda İmparatorluğun tamamını sarsan büyük bir karışıklık ve bu konuda dolaşan sayısız söylenti var.”

Todd: “————”

Todd kızın ağırbaşlı, hatta görkemli görünen yakarışı karşısında tek gözünü kapattı.

Adadayken bilgileri nasıl edinmiş olurlarsa olsunlar, kız haklıydı, halk şu ya da bu konuda gönüllerince dedikodu yapabilirlerdi.

İsyancılara gelince, zaten çeşitli söylentiler etrafta dolaşıyordu; bunlardan biri de Dokuz İlahi Generalden birinin çoktan onların safında yer aldığıydı.

Bazıları oldukça saçma olsa da——…

Todd: “Yo, olamaz.”

Geyik Kız: “——Buradaki beyefendi, İmparatorluğu sarsan durumun merkezindeki kişidir. Bu saygıdeğer beyefendi, İmparatorluğun izlediği yanlış yolları düzeltmek için ayağa kalkmış ve bunu yapabilmesi için de sahip olduğu meşru yetkileri kullanmaktadır.”

Bir süre durakladıktan sonra genç kız ona baktı.

Todd onun yuvarlak gözlerinin derinliklerinde, yüreğinde kaynayan endişeyi alevlendiren bir düşünce yakaladı——…

Geyik Kız: “——İmparator Ekselansları Vincent Vollachia’nın oğlu Natsuki Schwartz-sama.”

İmparator Ekselansları’nın gayrimeşru oğlu, elinde lanet aracıyla.

Bu gülünç iddialar, kendini son derece ağırbaşlı bir şekilde temsil eden kız tarafından dile getirilmişti. Kızın tavırları, bu tür sahnelere çokça tanıklık etmiş ve ikna kabiliyetine sahipmiş gibiydi; öyle ki bu gülünç iddiaların doğruluğundan kuşku duymak mümkün değildi.

Gerçekten de o saçma sapan söylentiler arasında bu türden bir şey de vardı.

İsyancı ordunun lideri İmparator’un gayrimeşru oğluydu, siyah gözleri ve siyah saçları vardı ya da söylentilere göre öyleydi. Elbette ki aklı başında olan İmparatorluk Askerleri böyle saçma sapan bir şeyi ciddiye almakta zorlanarak gülmekten iki büklüm olurlardı.

Hakikaten öyleyse Todd bile bunun bela anlamına geldiğini düşünürdü.

Ama tesadüfen bu adaya gelmiş olabileceği fikri de ciddiye alınamayacak kadar saçmaydı.

Ama——…

Muhafızlar: “——Hık.”

Muhafızlar yutkundu, ten renkleri değişti. Muhafızların tepkisi Todd’un gözünden kaçmamıştı.

Belki de Todd’a az önce anlatılanlara benzer bir şey duymuşlardı. Tesadüfen böyle bir şey duymuşlardı ve bu da kalplerindeki şüphe filizlerini yeşertmişti.

Bundan böyle, Natsuki Schwartz adındaki çocuğun lanet aracına sahip olduğunu beyan etmesiyle bunu bir blöf olarak görüp, gülüp geçemeyeceklerdi.

İmparatorluk Başkentinden gelen elçiden daha inandırıcı olabileceğine dair bir yanılsamaya kapılmışlardı.

Bu yüzden——…

Geyik Kız: “O hâlde muhafızlar, çabuk——…”

Kız ağzını açıp, arka arkaya bir şeyler söylemeye çalışıyordu ki…

Kızın sesi muhafızlara ulaşmadan Todd, elini beline götürdü ve belindeki kabzayı kavrayarak tüm gücüyle yana doğru savurdu.

Muhafız: “——Hık!”

Todd baltanın kavisli bıçağını yanında duran iki muhafıza doğru savruldu. Sağdaki muhafızın kafası koptu, soldaki muhafızın kafasıysa yarılıp duvara çarptı.

Her ikisine de ânında ölüm bahşedildi, hâlâ sallanmakta olan momentumları diğerlerine katılmalarını engelledi.

Ardından——…

Todd: “——Haydi gidelim!”

Kesip kopardığı muhafızın kafasına doğru koşan Todd, onu olabildiğince sert bir şekilde ileri fırlattı. Kafa uçarken kanlar sıçradı, şaşkınlıktan gözleri fal taşı gibi açılmış olan çocuğa ve grubuna doğru süzüldü.

Sanki onun hareketlerinin ardındaki anlamını en ufak bir şekilde bile, anlamamışlar gibi baktılar——…

???: “————GYAOOĞH!!”

Ardından, siyah büyük kartalın devasa gövdesi yan taraftan koridora daldı ve yakınındaki her şeyi yok etti; uçan muhafızın kafasını, çocuğu ve hatta arkadaşlarını bile.

#Vay be, ne bölümdü ama!! Upuzun bir bölümdü, valla çevirirken canım çıktı. Ama değdi, çok güzel bir bölümdü. Todd’un her zamanki gibi insanlık dışı bir canavar olduğunu gördük. Peki, sonda n’oldu? Subarugiller, nalları mı dikti yoksa daha mücadele yeni mi başlıyor? Bir sonraki bölümde öğrenmek dileğiyle görüşmek üzere!



4.9 7 oylar
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
16 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar
Anonim
Anonim
30 Temmuz 2024 01:32

cidden todd piskoposlardan daha tehlikeli arc 8 de bile ölmedi heralde ilerde yine bela olur

Anonim
Anonim
31 Temmuz 2024 11:14

Çeviri için teşekkürlerr. Ayrıca ortalama okuma süresi detayı güzel çok güzel olmuş. Subarugiller 😀

Malper
Malper
31 Temmuz 2024 18:20

bolüm icin teşekkürler

Anonim
Anonim
1 Ağustos 2024 14:27

Bisey sorucam subarunun ölümden dönüs ü normal dünyasındayken bile subaruda olabilirmi subaru hiç normal dünyada ölmedi bu yüzden bilemez ama böyle bisey olabilir mi

Anonim
Anonim
2 Ağustos 2024 04:49

Discord svsi açmanız iyi olabilir

Anonim
Anonim
8 Ağustos 2024 12:43

aga bölümden biraz bağımsız olucak ama 3. sezonun ilk bölümü sızmış sanırım. TikTok tan az gördüğüm kadarıyla adaptasyon baya iyi. Baya gaza getirdi beni.

Anonim
Anonim
12 Eylül 2024 15:19

çeviri için teşekkürler

furkan
furkan
27 Şubat 2025 13:47

Todd seni o***

İzanagi
Üye
26 Haziran 2025 18:42

Elinize sağlık

Aizen Poyraz
Üye
13 Ağustos 2025 09:34

Todd karinin elini öpeyim

baryonnarutotr
Üye
14 Kasım 2025 09:27

Oç todd nefret ediyorum

Heisenberg
Üye
25 Kasım 2025 18:07

Todd Un Bizim tarafımızda olmasını istemiyorum ya direkt ölsün

Clumsy_Fan
Üye
28 Haziran 2026 20:14

Çeviri için teşekkürler.

Yandere todd gerçekten psikoposlardan daha kötü. Satella sayesinfe aşkın ne kadar tehlikeli olduğunu da biliyoruz. Natsumi nin oğlu schwartz ünvanını kabul ettiğine göre bu loopdan sonraki savaşlar çok eğlenceli olucak gibime geliyo.