Bildirimler Tümünü Okundu Say
Bildirimleri görmek için giriş yapın.
Ana Sayfa / Ana Hikâye/ Kısım VII, Bölüm 67 – “Azı Dişinin Arkasında Saklı”

Kısım VII, Bölüm 67 – “Azı Dişinin Arkasında Saklı”

27 Haziran 2024 2.519Okunma 22 dk okuma


Bölümün ortalama okuma süresi 18 dakikadır. İyi okumalar dileriz.


※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

ㅤㅤㅤㅤ

Çevirmen: Bertiel

ㅤㅤㅤㅤ

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

İhtiyar Null, Subaru’nun isteğini ilk duyduğunda birkaç dişi eksik olan ağzı görkemli bir şekilde çarpıkça açıldı.

Duyduğuna göre, İhtiyar Null adada sadece bir şifacıydı―― tabii ismen çünkü başkalarını tedavi etmek gibi bir şey hiç yapmamıştı; bu yüzden bir doktormuş gibi davranıyordu.

İhtiyar Null, Ada Şefi Gustav Vali olarak göreve başlamadan önce de Ada’daydı. Adanın çok daha sert ve ölümcül olduğu bir dönemde, şifacı rolünü elde etmişti.

Her şey, kolunu kaybetmiş bir gladyatörün açık yarasına kirli bir bez parçasını sürmekten başka bir şey yapmamasıyla başlamıştı.

İnsanları tedavi etmesinin başlangıcı bu olunca, çağrılma sayısı epey artmış ve çok geçmeden de gladyatör arenasında gladyatör olarak durmak zorunda kalmamış, şifa odasında şifacı olarak çalışması emredilmişti.

O andan itibaren uzun bir süre şifacı olarak çalıştı ve konumuna yakışır bir şekilde pek çok kanlı sahneye tanık oldu.

Bu sayede en azından yaralara dikiş atmak ya da basit ilaçları karıştırmak gibi işleri yapabilir hâle geldi. Ölene kadar şifacı olarak huzur içinde yaşayacağı inancıyla sarı dişleriyle gülümsedi.

Subaru ayrıca İhtiyar Null’un yüzünün böylesine görkemli bir şekilde çarpıklaşmasına neden olduğu için kendini suçlu hissetti.

Subaru Ada’da yapmak istediği ve yapmak zorunda olduğu şeyleri gerçekleştirmeye çalışacaksa ne olursa olsun, bu vazgeçilmez bir şeydi.

Bu yüzden Subaru, insanları kurtarmak gibi övgüye değer bir iş yapan İhtiyar Null’dan bir ricada bulunmuştu.

Subaru: “――Sadece ısırarak veya yalayarak bir insanı anında öldürebilecek bir zehir hazırlayabilir misin?”

△▼△▼△▼△

İhtiyar Null için çok kötü hissetti.

Ama bu gerekliydi. Subaru’nun bir dövüşün ortasında bayılması ya da yarım yamalak bir şekilde hayatta kalması daha büyük bir sorun olurdu―― baştan başlaması için bir yol olmalıydı.

Ve bunu yapmak için gerekli araçları elde ettiğinde, Subaru kesinlikle mükemmel olacaktı.

Subaru: “Bacaklarım biraz daha uzun olsaydı yardımı olurdu.”

Bu tür şikâyetler, savaşta tek bir büyük adımın yeterli olmadığı bir durumla karşılaşanların görüşleriydi.

Tabii ki bu bir adım öne iki adım ileriye, hatta daha da hızlıca, bir sonraki fırsatta da koşarak zorla çözüldü. En iyi eylemi bulmak için deneme yanılma yöntemini tekrarlayarak arzu ettiği geleceği yakalayabilirdi.

Bu yüzden――…

Gustav: “――Bu kadarı kâfidir! Sparka’dan sağ çıkmakla iyi iş çıkardınız! Bana verilen yetkiyle hepinizi Gladyatör Adası’nın üyeleri olarak kabul ediyorum!”

Kalın bir ses tonuyla aktarılan yankılı bildiri, gladyatör arenasında yürütülen şiddetli savaşın sona erdiğini müjdeliyordu.

Gladyatör arenasının ortasında, biri büyük diğeri küçük iki kılıç vücuduna saplanmış hâlde sırt üstü yatan bir Gladyatör Canavarı’nın cesedi duruyordu. İki kanadı ve uzun kuyruğu kopmuş, acınacak bir hâlde bırakılmıştı.

Ancak hareket etmek için kanatlarını ve keskin kuyruğunu kullanarak yaptığı saldırılar gerçekten ama gerçekten can sıkıcıydı.

Bu iki sorunun üstesinden gelmek vücuduna zarar vermek için kesinlikle gerekli olduğundan, sadece ona gereksiz yere zarar vermediklerini belirtmek istedi.

Ve――…

Subaru: “Gustav-san, cidden mi?”

Nefes nefese kalan Subaru, omuzları çökmüş bir hâlde, arenaya en yakın koltuklarda duran Gustav’a baktı.

Adanın Valisi, dört iri yarı kolunu kavuşturmuş, Sparka’nın sona ermesini beyan etmişti. İnatçı ve esnek olmayan bir adama benziyordu ama Subaru, Sparka’nın sona erdiğine dair yaptığı açıklamanın bile kelimesi kelimesine aynı olmasını beklemiyordu.

Hem bu savaş hem de Subaru’nun grubu için tesadüfen aynı kelimeleri kullandığını hayal etmek zordu, bu da Gustav’ın beyananın muhtemelen her seferinde aynı olduğunu gösteriyordu.

Neyse――…

???: “Ba-Başardık… Başardık lan, başardık! Hayattayız! Hayatta kaldık lan!!”

???: “Yaşıyoruz!.. Ahğ, uvaaaağğh!”

???: “Ooooo, hoooo…”

???: “…İnanamıyorum. Dünyanın sonu geldi sanmıştım…”

???: “Belki de öldük, Od Lagna’ya gittik?..”

Gladyatör Canavarı’nın cesedinin etrafında beş kişi vardı ve her biri zaferlerinden dolayı şaşkınlık ve sevinç içindeydi.

Bunlar Orson, Hitz, Nadrey, Quonson ve Codley’di. Hepsi kertenkele adamdı ama hiçbiri aynı etnik kökenden değildi, zaferin formülü herkesin kendine has özelliklerini ve birlikte nasıl çalıştıklarını anlamaktan geçiyordu.

Weitz ve diğerlerinde olduğu gibi onlardan herhangi biri olmasaydı zafer elde edilemezdi. ――Elbette Subaru olmadan da imkânsız olurdu.

Subaru: “Ama kazandılar!..”

Subaru bir çırpıda parmağıyla arenaya en yakın koltuklarda oturan Gustav’ı işaret etti.

Gustav’ın sert yüzü Subaru’nun kışkırtıcı tavrına rağmen değişmedi ve sadece gözlerini kısarak tepki verdi.

Gustav tek kelime etmeden arkasını döndü ve koltuklardan uzaklaşarak Ada’ya geri döndü.

Cesedi temizlemek ve hayatta kalan gladyatörlerle ilgilenmek onun astları olan muhafızlara bırakılmıştı.

???: “Schwartz!”

Subaru: “Oh?”

Subaru, Gustav’ın uzaklaşmasını izlerken ona doğru koşan biri adını seslendi. Bu Hiain’di, tribünlerden aşağı atlamış ve Subaru’ya doğru koşmaya başlamıştı.

Tüm vücudunun pulları diken diken olmuş gibiydi ve büyük, perdeli parmaklarıyla Subaru’nun omzunu tutarak seslendi,

Hiain: “Ne düşünüyordun lan!? Hayır, en başta Sparka’yı neden düşünüyordun ki…”

Subaru: “Ceza, hı hı? Ceza.”

Hiain: “Bu… ceza mıydı?”

Subaru: “Evet. Diğer gladyatörler bana, Gustav-san’a veya muhafızlara… Ada yönetimine itaatsizlik edersen önce uyarılacağını ve daha sonra da cezalandırılacağını söylemişti. Kötü niyetli suçlular lanete maruz kalırmış.”

Birkaç gladyatörle konuştuktan sonra bunu doğrulayarak emin olmuştu.

Herkes Gustav’ın gladyatörleri ziyan etmeme fikrini biliyor gibiydi ve ortaya konan kurallar konusunda ortak bir anlayış vardı.

Cezalandırma―― başka bir deyişle ilgisiz bir Birim tarafından gerçekleştirilen Sparka’ya, zorla katılmaktı.

Subaru: “Sparka, yeni gladyatör olacak kişiler için bir geçiş töreni ve hâlihazırda gladyatör olanlar katılmıyor. Onların kendine ait Birimleri var, bu yüzden de bunu yapmaları için bir neden yoktu.”

Buna ek olarak da Sparka için toplanan Birim, Sparka sırasında Gladyatör Adası’na giren kişilerden oluşan bir seçkiyle rastgele belirlenecekti. Başka bir deyişle kişinin uyumlu olduğu kişileri seçmesi de sevdiği kişileri seçmesi de imkânsızdı.

Yetenekleri, güçlü yanları ve hatta kimlikleri bilinmeyen insanlarla eşleştirilip Gladyatör Canavarı’nı yenmek için onlarla birlikte çalışmak zorunda kalmak oldukça göz korkutan bir görevdi.

Katılımın hiçbir değer taşımadığı ancak ölüm olasılığının çok yüksek olduğu tehlikeli bir ölüm maçıydı.

Gladyatörler, Sparka’nın Gladyatör Adası’ndaki en zorlu ölüm maçı olduğu konusunda hemfikirdi.

Subaru: “Eh, şimdi Ceci yüzünden onunla yapılan ölüm maçlarının en kötüsü olduğu algısı var gibi.”

Hiain: “――. Sparka’ya neden katıldığını anlıyorum. Ama…”

Subaru: “Ama?”

Hiain: “En başta! Neden cezalandırılmak zorundaydın ki lan? Oradaki onca konuşmadan hemen sonra anında Sparka’ya katılabilmen amma da garip! Sanki…”

O anda, Hiain öfkeli konuşmasına bir ara verdi ve bakışlarının dolaşmasına izin verdi.

Subaru, Hiain’in bu cümleden arta kalan kelimeleri söylemekte tereddüt etmesi üzerine küçük omuzlarını silkti. Hiain’in ne söylemek istediğini az çok anlamıştı.

Subaru: “Sanki Orson ve diğerlerine yardım etmeye çalışıyormuşum gibi mi?”

Hiain: “――Hık.”

Subaru: “Haksız değilsin. Orada olmasaydım şimdiye hepsi nalları dikmiş olurdu.”

Aslında, Subaru’yla bile savaşın durumu korkunçtu.

Çünkü savaşmak için Hiain’den daha uygun olmayan onlarla bir olmak için kertenkele adamlar olarak birleştiklerini göz önünde bulundurarak müttefikleri olarak başlamak zorundaydı.

Yine de Kaos Alevi’ni gördüğünü hatırlamak oldukça yardımcı oldu.

Subaru: “Anladığım kadarıyla hepiniz Kaos Alevi’ne ulaşmaya çalışıyordunuz?”

Hiain: “N-ne…”

Subaru: “Bu tür şeyler hakkında cidden konuşmalısın. Ne de olsa birbirinizi tekrar görebildiniz.”

Bunu söylerken Subaru elini Hiain’in omzundaki elinin üzerine koydu.

Hiain yarık gözlerini kocaman açarak Subaru’nun siyah gözlerine baktı. Subaru da ona bakarak çenesini beş kertenkele adamına doğru eğdi.

Hayatta kalmanın keyfini çıkaran beşli, yavaş yavaş etraflarına bakacak kadar kendilerine geldi; sonra içlerinden biri olan Codley, Hiain’in varlığını fark etti.

Ve sonra da――…

Codley: “Hiain! Bu Hiain! Yaşıyor… Yaşıyor!”

Codley’in sesi yüzünde neşeli bir ifadeyle çınladı ve ardından diğer dördü Hiain’e baktı. Hepsi Hiain’in varlığından duydukları memnuniyeti dile getirerek ona olumlu tepkiler verdi.

Kertenkele arkadaşlarının tepkilerini gören Hiain’in yüzünün buruştuğuna şahit olan Subaru konuştu…

Subaru: “Bunun uğruna hayatımı riske attığım bir şanstır. Tadını çıkar, kardeşim.”

Kamburlaşmış sırtını tokatlayan Subaru, Hiain’i yoldaşlarının yanına gönderdi.

Hiain birkaç kez tereddüt etse de sonradan titrek adımlarla ilerledi ve――…

Hiain: “S-Schwartz!”

Subaru: “Evet?”

Hiain: “…Teşekkürler.”

Hiain bunu söyledikten sonra kendisini bekleyen beş kertenkeleye doğru yürüdü.

Orson ve diğerlerinin Hiain’e karşı bir düşmanlığı ya da kötü niyeti yoktu çünkü Subaru beşlinin neden yakalanıp Gladyatör Adası’na getirildiğini zaten biliyordu.

Uygun bir şekilde konuşabildikleri takdirde, birbirleriyle anlaşmazlığa düşmeleri için hiçbir neden kalmayacaktır.

???: “…Schwartz-sama?”

Subaru: “Voaa!”

Hiain’in arkadaşlarıyla yeniden bir araya gelişini izlerken arkasından gelen bir sesle irkildi.

Havaya zıpladığında öksürük krizine girecek kadar şaşıran Subaru…

Subaru: “Ç-çok yakındı… Neredeyse ölüveriyordum! Beni böyle korkutma be!”

???: “Benim söylemem gereken şey tam da buydu! Neden âniden bunu yaptın ki… Ölmek mi istiyorsun ki!?”

Subaru: “Yok be, ölmek falan istemiyorum!?”

Tanza, eliyle ağzını kapatarak arkasını dönen Subaru’yu sert bir şekilde azarladı.

Küçük kızın hararetli itirazları karşısında Subaru çaresizce başını salladı. Ancak Tanza bu bahaneye hiç de ikna olmuş görünmüyordu.

Tanza: “Durup dururken Sparkalarına katıldığını görmek beni fazlasıyla şaşırttı. Ve bunun Vali Gustav’a karşı gelmenin bir sonucu olduğunu bildiğimden, gereksiz olduğunu düşündüğün için hayatını çöpe atıverdiğini düşünmeden edemiyorum.”

Subaru: “Yo yo, yanlışın var. Hayatın değerini benden daha iyi anlayan çok fazla insan olduğunu sanmam. İşte bu yüzden Hiain’in arkadaşlarını da kurtardım.”

Tanza: “Kendi hayatından bahsediyordum… Onları kurtarabildiğine sevindim çünkü her şey yolunda gitti ama benim bakış açımdan, tehlikeli bir noktada olduğun pek çok zaman oldu. Mucize sonucu buradasın.”

Subaru: “Demek mucize ha.”

Sesinin tonunu düşüren Tanza, Subaru’nun pervasızlığını pragmatik bir bakış açısıyla azarladı.

Tıpkı söylediği gibi ve muhtemelen izlerken bir dizi üzücü ânın yaşandığı doğruydu. Subaru, Tanza’nın buna neden mucize olarak adlandırdığını anlayabiliyordu. ――Ama bu mucize falan değildi.

Subaru: “Mucizeleri Tanrı getirir, bu sonuç tamamen benim eserim.”

Yani bu mucize falan değildi.

Bu, Natsuki Subaru’nun iki ucu boklu değnek olan bir kaderini, elinin tersiyle ittiğinin kanıtıydı.

Tanza: “…Sadece Hiain-sama’nın arkadaşlarına yardım etmek uğruna mı bu kadar pervasızca davrandın? Yoksa bu sadece Segmunt-sama’yla yaptığın kısasa kısas bir şey miydi?”

Subaru: “Hayır, Ceci’ye kızgın olduğum doğru olsa da bunun için hayatımı riske atmam için gerçekten çıldırmış falan olmam gerekirdi… Biliyorsun, Hiain’in arkadaşlarını kurtarmak için iyi bir nedenim harbiden vardı.”

Tanza: “――――”

Subaru: “Gözlerin korkunç bir şekilde şüpheyle dolu yahu!”

Subaru’nun açıklamasının ikna ediciliğinde bu kadar dik bir düşüş olması şaşırtıcıydı.

Subaru, Tanza’nın suçüstü yakalanmış bir suçluya bakıyormuşçasına güvensiz bakışları altında omuzları çökmüş bir hâlde, zayıf bir sesle “Doğru ya…” diye mırıldandı.

Tanza, Subaru’nun acınası hâli karşısında küçük bir nefes verdi.

Tanza: “O hâlde amacın neydi, Schwartz-sama?”

Subaru: “Bu…”

Tanza tavrını değiştirip konudan uzaklaşınca Subaru sorusunu yanıtlamak için bir kez daha arkasını döndü.

Hiain ve beş arkadaşı birlikte konuşuyorlardı. Subaru, Hiain’in konuşurken sesinin tonunda belli belirsiz bir şekilde yükseldiğini duyabiliyordu.

Bu yüzden de――…

Subaru: “Belki de bu konuyu konuşmadan önce birazcık daha beklemeliyiz.”

Tanza: “…Schwartz-sama?”

Subaru: “Gözlerin gene korkunç bir şekilde şüpheyle dolu yahu!”

Kendisine bu kadar güvensizce davranması karşısında çileden çıkan Subaru, gizlice parmağını ağzına soktu. Ardından, bir azı dişine takılı olan paketin konumunu iki kez kontrol etti.

Subaru: “――――”

Orada duran şey, Subaru’nun İhtiyar Null’dan hazırlamasını istediği son çareydi.

Bu döngüyü umutsuz mücadelenin üstesinden gelerek yakalamıştı ve kesinlikle istemeden yapacağı bir hatayla bunu mahvetmek istemiyordu. Dikkatsiz hatalar yüzünden ölmemek için çok dikkatli olmalıydı.

――Subaru bunu düşünerek sarılmış olan “ilacı”, azı dişinin arkasına sıkıştırmıştı.

△▼△▼△▼△

???: “Orson’un grubunun söylediğine göre Kaos Alevi yerle yeksan edilmiş gibi.”

Tanza: “――――”

Yüzü acı dolu olan Hiain’in raporu üzerine Tanza yuvarlak kaşlarını indirdi, gözlerini aşağıya doğru dikti.

Olabilecek en kötü durumu hayal etmiş olsa bile, bunun gerçekten gerçekleştiğini öğrenmenin şokunu hafifletmiyordu. Birisi tökezleyip düşeceğini bilse bile, düştüğünde yine de canı yanardı.

Sparka sona erdikten sonra, Orson ve diğerleri sorunsuz bir şekilde hayatta kalmış ve gladyatörler gibi karşılanmış, daha sonra muhafızlar tarafından Ada’nın tesislerini ve ortak olarak kullanılan odalarını gezdirmek için yönlendirilmişlerdi.

Yoldaş olmalarına rağmen, onlar ve Hiain farklı Birimlerden oldukları için birlikte olamıyorlardı, bu yüzden Hiain koyun gibi kendisiyle aynı Birimde olan Subaru ve Tanza’nın odasına giriş yapmıştı.

Subaru’nun bilmek istediği hikâyeleri de bu şekilde paylaşmıştı.

Hiain: “Bu tür hikâyeleri dışarıdan duymak istiyordun, değil mi? Sonuçta bu adada kalırsan dışarıdan bilgi alamazsın.”

Subaru: “Yarı yarıya. Yo yo, üç bölü yedi diyelim. Yedi olan taraf Hiain’in ve Orson’un grubunun olduğu taraf.”

Hiain: “Ne diyo’n gene lan, ürkünç velet!”

Hiain bunu kastetmiş gibi konuştu ama kollarını kavuşturarak arkasını döndü.

Subaru, Hiain’in duygularını düzene soktuğunu ve Subaru’nun Sparka’ya katılma amacının ne olduğunu düşündüğünü görmekten memnundu.

Hiain’in yüz ifadesi biraz aydınlanmış gibiydi çünkü Orson ve diğerlerinden önemli konuları duyabilmişti.

Bu da――…

Hiain: “…O salaklar köle tüccarlarından beni geri almaya çalışırken yakalanmışlar. Onları gerçekten kurtarmak mümkün değil.”

Subaru: “Tanrı da kader de kalpsizin teki. Zaten, bu yüzden onlara yardım etmiştim… Yoksa “biz” mi demeliydim?”

Hiain: “Hah, ne demek istiyorsun? Gerçek mânâda Sparka’ya katılan tek kişi sendin.”

Subaru: “Hiain burnundan akan sümüklerle dizlerinin üzerine çöktün ve ciddiyetle rica etmiştin, “bana yardım etmen için yalvarıyorum, lütfen Schwartz-sama”…”

Hiain: “Saçma sapan konuşma lan!”

Eliyle uzanarak başını kavradı ve onu sağa sola sallayıverdi. Ardından, artık sersemlemiş olan Subaru’yu burnunu çekerken bırakan Hiain, Tanza’nın durumunu fark etti.

Kaos Alevi hakkındaki hikâyeyi dinledikten sonra gözlerini yere diken kıza Hiain “Tıfıl” diye seslendi.

Hiain: “Kaos Alevi hakkında üzgün mü hissediyorsun? Neden…”

Tanza: “…Kaos Alevi benim memleketim. Şehir yerle bir olmuşken ben…”

Hiain: “A-Anlıyorum… Yani, bu kadarı, bu kadarı, ha.”

Hiain’in gözleri beklenmedik cevap karşısında şaşkınlıkla bir o yana bi’ bu yana kaydı. Kazalara karşı savunmasız olma karakteri ortaya çıkmıştı ama hemen “Ama!” diye bağırdı…

Hiain: “Şehir kesinlikle yok edilmiş gibi görünse de gerçek hikâye şu ki orada yaşayan insanlar yok edilmedi. O şehirdeki herkes farklı bir yere gitmiş… Açıklaması çok da kolay değil ama…”

Tanza: “Açıklamak zor mu?..”

Hiain: “Hayır, sadece ne kadarına inanmam gerekip gerekmediğini bilmiyorum.”

Bu girişle birlikte Hiain, bundan sonra ne söyleyeceği konusunda tereddüt etti. Ancak Tanza ve Subaru’nun ilgileri hikâyesinin devamına yönelmişti bile.

Bunu hisseden Hiain derin bir nefes aldı ve sonra da…

Hiain: “Görünüşe göre dışarıda büyük bir isyan var. Kaos Alevi’nden gelenlerin de bu isyana katıldığı söyleniyor. Hikâyeye göre İblis Şehri’nin başı zaten sık sık isyan çıkarmış ve şehir de onun aptallığı yüzünden yok oluvermiş… Ovv ovğğ.”

Tanza: “――Yorna-sama aptal değildir.”

Hiain: “Ö-Özür dilerim! Nedenini gerçekten anlamasam da özür dilerim!”

Hızlıca özür dileyen Hiain, Tanza’nın keskin bakışları karşısında korkmuş bir sesle ciyakladı.

Hiain bir kez daha gereksiz kabadayılığıyla bi’ başkasının gazabına uğruyordu ve arkasından Subaru, az önce söylediklerinde içine su serpecek kısımlar buldu.

Elbette bu, Hiain’in Orson’un grubuyla yaptığı konuşmada aktardığı her şeye inandığını varsayıyordu.

Subaru: “Kaos Alevi’nin işi bitmiş olsa da Yorna-san ve şehir halkı iyi. Bir isyan söz konusuysa Abel ve diğerleri güvende gibi.”

İmparatorluk Başkenti’ni geri alma savaşı Abel’ın yokluğunda devam edemeyecekti.

Başka bir deyişle Abel hâlâ hayattaydı. Medium, Taritta ve hatta Al’in de güvende olduğunu umuyordu. ――Umarım Rui de Yorna’nın yanında güvendedir.

Subaru: “…Gerçekten de kaybedecek zamanım yok.”

Dışarıdaki durum hakkında kısmi de olsa bir fikir edindikten sonra Subaru’nun dışarı çıkma arzusu daha da güçlendi.

Doğal olarak Kaos Alevi’ndeki herkes için endişeleniyordu ama aynı zamanda Yorna ve Abel’in grubunun bir araya gelmeye çalışacağı Guaral’daki insanlar için de ――Rem için de endişeleniyordu.

İçinden bir ses, Subaru’nun küçültüldüğünü öğrenirse kesinlikle ona yine kızacağını söylüyordu.

Subaru: “――. Rem’e güvenilir yanlarımı göstermeyi çok istememe rağmen.”

Kişisel olarak artık daha formda olduğunu, kafasının daha berrak olduğunu düşünüyordu ama Subaru dış görünüşünün ikna edici güçten yoksun olduğu gerçeğini haklı çıkaramazdı. Tanza’nın gözlerini şüpheyle sürekli ona çevirmesi, muhtemelen küçük bedeniyle ilgiliydi.

Her durumda…

Subaru: “Mhm, kaptım olayı. Teşekkürler Hiain, bana yardım ettin.”

Hiain: “Yardım edilenler benim de… Neyse anladıysan problem değil.”

Hiain Subaru’ya garip bir cevap verdi, Subaru ona teşekkür etmişti. Aldığı cevap karşısında küçük bir kıkırdama geçiren Subaru, Tanza’nın tarafını tutması gerektiğini düşünüyordu.

???: “――Schwartz, Vali seni çağırıyor.”

Ortak salonun dışında, Gladyatör Adası’nın siyah üniforma giymiş bir muhafızının sesi duyuldu. Bu çağrıyı duyan Hiain’in ifadesi sertleşti ve Tanza’nın gözleri şaşkınlıkla açıldı.

Muhafıza baktı…

Tanza: “Vali Gustav, Schwartz-sama’yı mı çağırıyor? Neden ki…”

Muhafız: “Duymadım. Konuşmam için de bir neden yok. İtaat et sessizce. Yoksa…”

Subaru: “Hiç sorun değil! Bu kadar düşmanca davranmasaydın bile, seninle itaatkâr bir şekilde gelirdim… Bu arada, itaat etmediğim takdirde fişimi mi çekeceksin?”

Muhafız: “――――”

Subaru: “Şaka yaptım yahu, şaka.”

Tek gözü kapalı olan Subaru’nun konuşkanlığı karşısında, hayatının baharında olan muhafız dudaklarını büktü.

Subaru’dan pek hoşlanmadığı belliydi. Elbette sevmiyordu. Bu muhafız, Subaru Sparka’dan önce Gustav’la konuşurken orada bulunuyordu.

Bunun nedeni, Subaru’nun Sparka’ya katılması için tetikleyiciyi rolünde olmasıydı veya başka bir deyişle Subaru cezaya maruz kaldığında orada bulunmuştu. Onun bakış açısından, Subaru’nun gerçek doğası gizemden ibaretmiş gibi görünebilirdi.

Kendi isteğiyle bir Sparka’ya katılmaya hazır olduğu için kesinlikle aklını kaçırmış bir çocuktu.

Subaru: “Şey, biraz hava almaya çıkıyorum. Tanza, lütfen uslu bir kız ol ve beni bekle.”

Tanza: “…Schwartz-sama, siz olsanız da yaramazlıklarınızı ölçülü bir şekilde yapmaya özen gösterin.”

Subaru: “Doğruu, yani bununla tartışamam bile.”

Tanza’nın boğuk ses tonu karşısında Subaru’nun alaycı gülümsemesi daha da derinleşti. Subaru, kendisini sessizce aceleyle çağıran muhafıza itaat ederek odadan çıktı.

Tam o sırada Hiain, Subaru’nun arkasından “Schwartz” diye seslendi.

Hiain: “Ihm, şey…”

Subaru: “Hmm? N’oldu?”

Hiain: “Ah, sadece… K-kendine iyi bak. Birimimizdeki insan sayısı azalırsa -nasıl olursanız olun- başı derde girecek olan biz olacağız, ona göre.”

Subaru’nun yüzü bu samimiyetsiz endişe dolu sözler karşısında şaşkına döndü. Sonra hemen bir “Pufft” çekti ve Hiain’e başını salladı.

Subaru: “Tabii, farkındayım. O zaman sonra görüşürüz.”

Subaru elini sallayarak Tanza ve Hiain’den geçici olarak ayrıldı. Ardından, önünde yürüyen muhafızın arkasını takip ederken…

Subaru: “Gustav-san kızgın mıydı?”

Muhafız: “…Vali duygusallaşacak biri değildir. Benim aksime.”

Gereksiz sözlerle onu kışkırtmaması gerektiğinin ima edilmesi üzerine Subaru üzüntüyle başını eğdi.

△▼△▼△▼△

――Ve böylece ikisi Subaru’yu muhafızlar tarafından götürülürken uğurladılar.

Weitz: “Hey, şu Schwartz denen çocuk n’aptı…”

Idra: “Az önce muhafızlar onu ne için götürdüler, Sparka’dan başka bir şey için miydi ki?”

Bu sözlerle birlikte Weitz, Idra; Tanza ve Hiain’in geride kaldığı odaya geldiler. Onlar da Subaru’nun Sparka’sını seyirci koltuklarından izlemişlerdi.

Doğal olarak böylesi bir pervasızlığın faili olan Subaru’ya sormak istedikleri epey şey vardı.

Her ne kadar Hiain kadar köşeye sıkışmamış olsalar da öfkeleri onları seyirci koltuklarından aşağı atacak kadar kısa değildi ama――…

Weitz: “Tanza, neler olduğunun farkında mısın?”

Tanza: “…Hem biraz farkındayım hem de değilim, karmakarışık bir durum. Schwartz-sama benden de bi’ şeyler saklıyor gibi.”

Weitz: “O fazlasıyla şüpheli bir adam… Yine de kendine göre bazı yetenekleri yok değil…”

Tanza konuşmasının ardından, gözleri aşağıya çevrilmiş olan Weitz ve Idra bakışıp iç geçirdiler.

Üçünün konuşmasını dinleyen Hiain sessizce hareketsiz kaldı. Bir kertenkele olduğu için yüz ifadesini ayırt etmek zor olsa da bir yandan diğer yana sallanan gözleri bir şeyler hakkında endişelendiğini açıkça belli ediyordu.

Sonuç olarak üçü de ona sırasıyla “Hiain”, “Hiain” ve “Hiain-sama” diye seslendiler…

Idra: “Bu surat ifadesi de ne…”

Hiain: “Hayır, millet… Schwartz denen çocuğun Sparka’ya bilerek karıştığının da farkındasınız, değil mi?”

Idra: “Bu… Görünüşe göre herkes bu durumu görünce böyle düşünmüştür.”

Idra, bocalayan Hiain’in sözlerini yanıtladı ve Tanza’yla Weitz başlarını sallayarak onayladılar.

Bu, gladyatör arenasındaki savaşa tanıklık eden tüm gladyatörlerin ortak anlayışı gibiydi. O hâlde herhangi birinin bakış açısına göre günümüzde düzenlenen bu Sparka, Subaru’nun aktif katılımı olmadan başarılı olamazdı.

Weitz: “Bunu yapmaktaki niyeti neydi bilmiyorum ama…”

Hiain: “――. Benim de hiçbir fikrim yok. Ama, ama.”

Weitz: “――? Ama ne?”

Hiain: “Bunu neden yaptığından tam olarak emin olmasam da neden yapabildiğini biliyor olabilirim, belki…”

“Anlayabilirsin”, diye devam ederken Hiain dışındaki üç kişi de anlamış görünüyordu.

Asıl soru Subaru’nun neden Sparka’ya katıldığı değil, Subaru’nun Sparka’ya nasıl katıldığı ve hayatta kalabildiğiydi. Tanza bir yana, bu soru Weitz ve Idra’yla alakasız bir soru değildi.

Bu nedenle de yoğun bir ilgiyle karşılaşan Hiain tükürüğünü yuttu.

Ve ardından――…

Hiain: “Az önce dışarıdan gelen insanlardan duyduğum şeye göre… İmparator’un gayrimeşru oğlunun dışarıda bir yerlerde olduğuna dair bir söylenti varmış. Olay tam da bu.”

Herkes: “――――”

Hiain: “――Siyah saçları ve siyah gözleri olan velet hakkındaki söylentilermiş.”

ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
#Bu sefer diğer bölümlere kıyasla kısa bir bölümün sonuna geldik. Söz verdiğim gibi bu bölümü elimden geldiğince hızlı bir şekilde çevirip sizlere sunmaya çalıştım. Bölüm gelecek olursak Abel ile Subaru’yu karıştırdılar. Tabii, uzaktan bakınca böyle bir benzerlik söz konusu olabilir. Ayrıca, Subaru ne planlıyor? O zehri ne için kullanacak? Bütün sorunların cevabı umarım ki sonraki bölümde ortaya çıkacaktır. Okuduğunuz için teşekkürler!!



4.7 6 oylar
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
6 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar
Çılgın Oyuncu
Çılgın Oyuncu
2 Temmuz 2024 02:29

Belkide öldük ve Od langa gittik diyen eleman yanındaki küçük yerden bitme orayada gitti abi bayılıyom böyle detaylara

furkan
furkan
27 Şubat 2025 09:16

Çocuk Subaru çok tehlikeli aq bizim normal Subaru olsaydı aman ölmeyeyim abi derdi

Kansula
Kansula
16 Mart 2025 09:13

Çeviri için teşekkürler

İzanagi
Üye
26 Haziran 2025 13:41

elinize sağlık

Eymen.k
Üye
27 Ağustos 2025 19:15

Veled subaruyu sevdim

Clumsy_Fan
Üye
27 Haziran 2026 00:05

Çeviri için teşekkürler. Kuralın sahte çıktığını söyleyip darbe yapıcak sanırım zaten millet imparatorun çocuğu diye güvenir.