Bildirimler Tümünü Okundu Say
Bildirimleri görmek için giriş yapın.
Ana Sayfa / Ana Hikâye/ Kısım VII, Bölüm 68 – “Kılıç Kurdunun Rehberliği”

Kısım VII, Bölüm 68 – “Kılıç Kurdunun Rehberliği”

29 Haziran 2024 2.685Okunma 35 dk okuma


Bölümün ortalama okuma süresi 29 dakikadır. İyi okumalar dileriz.


※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

ㅤㅤㅤㅤ

Çevirmen: Bertiel

ㅤㅤㅤㅤ

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Gustav: “――Biraz bekle, Schwartz. Şimdi, bırak da şunu okuyayım.”

Bunu söyledikten sonra Gustav, odaya çağırdığı Subaru’ya bi’ an bile göz ucuyla bakmadı. Bakışlarını masaya, elindeki mektuba dikti.

Subaru, muhafızın önderliğinde Ginunhive’in en üst katına getirilmişti. Lüks görünen bir kapının ardında Subaru’yu basit, sade bir oda karşıladı.

Geniş odanın içinde iş için kullanılacak; masa, kitaplık ve alet kutusundan başka bir şey yoktu. Oda birinin ne yapacağını bilemeyeceği kadar geniş olduğu için de başlangıçta odayı dolduran daha fazla şey olması pek muhtemeldi.

Vali’nin kullanacağı ve işi için gerekli olmayan her şeyden arındırılmış olan oda, oldukça düzenli bir görünüme sahipti; Gustav’ın oyalanmayan doğasını oldukça iyi yansıtan bu durum, tersine güven vericiydi.

Subaru: “Okuyana kadar beklememi söylüyorsun da burada hiç sandalye yok ki.”

Gustav ona odada beklemesini emrettiğinde Subaru ne yapacağını şaşırmıştı.

Ancak kendisine beklemesi söylendiği için başka seçeneği yoktu. Şu an için yapacak bir şeyi olmayan Subaru, gözlerini uygunsuz bir şekilde biriyle karşılaşana kadar odanın etrafında gezdirdi.

Subaru o şeyi bulmuştu, daha doğrusu kendine doğru kayıtsızca el sallarken bulmuştu, diğer kişinin yüzündeyse hüzünlü bir ifade vardı.

???: “Yoyo Basu, kesinlikle fazlasıyla çalıştın. Gustav-san’la bi’ işin mi var?”

Subaru, gene aldık belayı başımıza dermiş gibi iç çekti ve kendisiyle bu kadar rahat bir tonda konuşan sahte Cecilus’a doğru yürüdü.

Ne söyleyebileceğini merak eden Subaru’yla sahte Cecilus arasındaki ilişki yine biraz daha karmaşık hâle gelmişti. Subaru’nun Sparka’ya katılımı bir dereceye kadar sahte Cecilus’un kışkırtması sonucu gerçekleşmişti.

Gerçi Subaru, herhangi bir kışkırtma olmasaydı bile Sparka’ya katılacağını düşünüyordu――…

Subaru: “Ceci, hiç şüphe yok ki sana gerçekten de karşılık vermek istiyordum.”

Cecilus: “Amanın! Bana karşılık vermek fazlasıyla iddialı bir hedef. Sparka’ya bu yüzden mi katılmıştın? Öyleyse üzgünüm.”

Subaru: “Üzgün müsün ki?”

Cecilus: “Hayır, az önce devam eden Sparka’yı izlemeye gitmemiştim bile.”

Sahte Cecilus’un cevabı karşısında Subaru’nun çenesi düştü, Cecilus oldukça kayıtsız bir tavırla dilini çıkardı. Ancak hemen ardından “Piç kurusu” diye bağırma ve öfkelenme isteğiyle doldu.

Subaru’nun kendisi de Cecilus’un yanıldığını kanıtlamak için oldukça kararlı hâle gelmişti ve Subaru da Cecilus’un söylediklerini kendi gözleriyle görmesini sağlayarak sözlerini geri almasını sağlamak için acele etmişti.

Subaru: “S-seni, SENİ PİÇ KURUSU!..”

Cecilus: “Durdurdurdur, kızma yahu! Tamamtamam, kızmak istemeni anlasam da benim de kendime göre sebeplerim var!”

Subaru: “O zaman onları bana söylemeye ne dersin! Sebeplerin iyi olsa iyi olur, yoksa…”

Cecilus: “Yani görmeden bile sonucu biliyordum, biliyor muydun? Basu mükemmel bir hesaplaşmayla işi çabucak bitirecekti. O zaman benim gitmem için bir neden kalmazdı, hayatım tehlikede değildi sonuçta.”

Subaru: “――――”

Herhangi bir azarlamaya tepki göstermediği için Subaru sahte Cecilus’tan ve onun değişmeyen tavırlarından uzaklaştı.

Kendine karşı dürüst olan Subaru, yaptığı her şey için Hiain’in ona “ürkünç veledin teki” demesinin doğal olduğunun farkındaydı…

Subaru: “Dışarıdan biri için Ceci’ye de “ürkünç veledin teki” demek oldukça uygun olurdu…”

Cecilus: “Üstünlüğe ulaşan insanlar her zaman başkalarınca anlaşılmaz olabilirler, bilirsin. Bu durumda, hem Basu hem de ben bu kategoriye giriyoruz.”

Subaru: “Yani, beni gerçekten çok düşünüyor gibisin.”

Cecilus: “Tabii, şimdiye kadar fazlasıyla ikna oldum. Bu yüzden de için rahat olsun; alışılmadık, sıra dışı, cüretkâr ve yanlış yönlendiren eylemlerde bulunmaya devam et!”

Subaru: “Ben sıra dışı ya da yanlış yönlendirilen eylemlerde bulunmak falan istemiyorum ki!”

Subaru’nun dudakları, yarım yamalak bir şekilde bir sürü laf eden sahte Cecilus’u protesto etmek için büküldü. Ardından, atışmaların sonunda masaya çarpan ağır bir ses duyuldu.

Bu sesi çıkaran kişinin mektubu okumayı bitirmiş olan Gustav olduğunu gördüler.

Gustav çenesini kavuşturduğu iki koluna dayadı ve kalan iki kolunu masanın üzerine yerleştirdi. Subaru, dört kolla bu gibi havalı şeyler yapabilmesinden etkilenmişti.

Subaru: “Acaba dört elini de bir araya getirip çenene koysaydın çok mu büyük gelirdi?”

Cecilus: “Ihm, güzel soru. Gustav-san’ın yeterince büyük bir yüzü var, yani dört elini üst üste koysaydı mükemmel bir şekilde uyabilirdi. Onları bir dakikalığına üst üste koyabilir misin?”

Gustav: “İkiniz sessiz olma düşüncesinden bu kadar mı yoksunsunuz? Sağduyu dediğimiz şey, birinin mektubunu okumasını bekliyorsanız sessizliğe değer verilmesini emreder.”

Subaru & Cecilus: “Ama hiçbir şey söylemedin ki…”

Aralarındaki tartışma mantıktan yoksun, çocukça bir tartışma olsa da Subaru’nun ve sahte Cecilus’un bahaneleri örtüşüyordu.

Bu nedenle Subaru’nun Gustav’a karşı hisleri suçluluk duygusuna dönüşmüştü. Sahte Cecilus’la aynı görüşü paylaşmak, Subaru’nun saçma sapan davrandığını işaret ediyordu.

Subaru: “Gustav-san, üzgünüm. Suç bende…”

Cecilus: “Düşüncelerin biraz kabul arayışı gibi değil mi? Öyle olsa da hatanı kabul ettiğine için buradaki her şeyi Basu’nun üzerine yıkacağım.”

Gustav: “Schwartz, yetkili olarak benim değerlendirmeme göre, özür dilediği için daha mütevazı. Ayrıca, Segmunt’a bu odaya girmesi için izin verdiğimi de hatırlamıyorum.”

Subaru: “Oh, öyle miymiş? Peki, o zaman neden buradasın, Ceci?”

Cecilus: “Doğal olarak buradayım çünkü planlarım istediğim yerde, istediğim zamanda olmaktır. Bu adada hiç kimsecikler özgürlüğüme pranga vuramaz, bu yüzden de bunun makul bir yol olduğunu düşünüyorum.”

Sahte Cecilus rahat bir şekilde, kimseye boyun eğmediğinden bahsetti. Subaru endişeyle Gustav’a baktı ama Ada’nın Şefi hâlâ kararsızdı, gözleri kapalı ve kaşları çatıktı.

Sahte Cecilus’un sözlerinin yalan olmadığı anlaşılıyordu ama elbette ki Gustav’ın bu durumu görmezden gelmeye niyeti de yoktu.

Ama――…

Subaru: “Kimse Ceci’yi durduramıyor gibi, ha?”

Cecilus: “Tabii ki de. Bu, sözde özel bir muamele. Yani, bu dünyanın ana karakterine yönelik.”

Subaru: “Bu tam olarak ne anlama geliyor, pek anlamasam da…”

Kendine özgü bir şekilde ifade edilmiş olsa da sahte Cecilus’un ne ifade etmeye çalıştığını anlamak zor değildi.

Ancak sahte Cecilus ifadelerinde yanılmaması durumunda, başka bir büyük tutarsızlık ortaya çıkacaktı. Böyle bir çelişki, Subaru’nun görmezden gelemeyeceği bir şeydi.

Subaru: “Hmm, şey, Gustav-san, benimle konuşmak istediğinizi söylediler de… Ceci de burada kalıp bizi dinlemesinde bir sakınca var mıdır?”

Gustav: “――. Segmunt.”

Cecilus: “Lütfen zahmet dahi etmeyin. Kimse beni dışarı atamaz. Merak etmeyin, konuştuğunuz şey benimle ilgiliyse kulağıma ulaşır, benimle ilgili değilse de çabucak unuturum zaten. Unutabilme yeteneğim inanılmazdır. Şu anda birçok önemli şeyi unutuyor olmam bile mümkün.”

Subaru: “Bu hiç de harika bir şey değil ki…”

Hem Subaru hem de Gustav, sahte Cecilus’un küstahlığı karşısında pes etmişti ve Cecilus göğsünü şişiriyordu.

Sonunda, odadakilerden kimse değişmeden Subaru, Gustav’ın tam önüne doğru yöneldi. Sahte Cecilus, ellerini başının arkasında kavuşturmuş ve sırtını duvara dayamış bir şekilde onu izliyordu.

Bu, son derece tuhaf bir “karakter” tarafından yapılan bir teftişti.

Subaru: “Arkadaki Ceci’yi unutun, beni çağırmıştınız――”

Gustav: “Tabii ki de bu, görevi kötüye kullanmanızdan dolayı ceza aşamasıdır.”

Subaru: “…Bunda birazcık dolambaçlı davranmıyor musunuz?”

Alçak bir ses onun sözünü kesiverdi ve Subaru mırıldanırken kaşlarını çattı.

Gladyatör Adası’nın kurallarına göre, uyarının ardından ceza gelirdi ve muhtemelen bundan sonra da lanet kuralının sebep olacağı ölüm gelirdi. Nihai sonuç ne olursa olsun, uyarının cezadan sonra gelmesi yanlış bir sıralamaydı.

Subaru bunu belirtirken Gustav’ın yüz ifadesi kaskatı kesilmişti bile.

Gustav: “Schwartz, yetkili olarak benim önümde, Gladyatör Adası’nın düzenini bozma tehdidinde bulundunuz. Uyarıyı göz ardı ettiniz ve sonuç olarak “ceza” aşamasına geldiniz. Bunun farkında değil misiniz?”

Subaru: “…Evet, farkındayım.”

Gustav: “O hâlde, yetkili olarak benim önümde, bundan bir daha asla bahsetmeyeceğinize dair yemin etmelisiniz. ――Bu adadan kaçmayı planladığınızı ya da İmparator Ekselansları’nın iradesine karşı çıkmak için başka planlarınızın olduğunu asla söylememelisin.”

Yüz ifadesi değişmeden, hareket etmeden kaldı. Gözlerindeki bakış ve göz bebeklerinin büyüklüğü de değişmedi. Ses tonu devasa bir kayayı andıran bir sessizliğe sahipti ama yine de âniden yerle yeksan edecek kadar tehtitkâr bir hava veriyordu.

Birazcık bile duygusal olsaydı, örneğin kızgın ya da sinirli olsaydı Subaru’nun bunu anlaması daha kolay olurdu. Ancak Gustav’da ne öfke ne de kızgınlık vardı.

Subaru: “Aşırı derecede güçlü bir görev sorumluluğu var.”

Gustav: “――――”

Subaru: “Gustav-san, İmparator Ekselansları’na bir minnet borcunuz mu var?”

Gustav: “Sorumu geçiştirmeye mi çalışıyorsunuz?”

Subaru: “Hiç de bile.”

Bu konuyu geçiştirme niyetinde falan değildi, zaten bunu yapacak konumda da değildi.

Gustav, Subaru’dan kesin bir yemin almadan gitmesine izin verecek gibi görünmüyordu. Subaru’nun sorusu gerçek Gustav’a duyduğu şüphe ve ilgiden kaynaklanıyordu.

Çünkü Gustav’ın İmparator Ekselansları dediği kişinin konumunu kabaca anlamıştı.

Gustav: “İmparator Ekselansları’yla kişisel bir bağlantım yok. Vali olarak bu adanın yönetimi bana emanet edildi. Kapasitemle görevimin gerektirdiği profesyonel görevlerimi yerine getirmeye çalışmam gayet doğal, öyle değil mi?”

Subaru: “Aşırı derecede ciddi olmanızın sadece kişiliğinizle ilgili olduğunu mu söylüyorsunuz?”

Gustav: “Birinin doğal olarak yaptığı görevleri, yerine getirmesini “ciddi” olarak tanımlamak biraz dürüstçe değil mi?”

Subaru başını eğdi, onunla dalga geçmeyi amaçlamamıştı ama bu sanki bir iftira olarak algılanmıştı.

Yine de Gustav’ın cevabı Subaru’nun istediği gibi değildi. Bu, Gustav’ın gerçek niyeti miydi yoksa sadece gizlemek için kullandığı maske olup olmadığını bilmiyordu.

Bu, Gustav hakkında daha fazla şey öğrenmeden bilinmesi mümkün olmayan bir şeydi.

Subaru: “Gustav-san’ın durumunda, beş ya da on kez denesem bile güvenini kazanabileceğimi zannetmiyorum…”

Subaru’nun bugüne kadarki başarıları, içine yerleştirildiği aşırı koşulların yarattığı bir tür “asma köprü etkisi” olduğuna inandığı şeyden kaynaklanıyordu.

Hayatların tehlikede olduğu Sparka’nın ortasında, Subaru’nun bilgili bir havayla söylediği sözler, herkesin dikkatini kendi durumlarından uzaklaştırmış gibi görünüyordu.

Onları tanımak, Natsuki Subaru’nun Sparka’nın üstesinden gelebilmesinin en büyük nedeniydi.

Ancak bu yöntemi Sparka dışındaki biriyle uygulamak oldukça zordu.

Gustav: “――Schwartz, o yüz ifadesi de ne?”

Subaru: “Oh, Gustav-san’ın donmuş kalbini nasıl eriteceğimi merak ediyordum.”

Gustav: “Kalp ile buz arasında böyle bir ilişki yoktur. Sizden Segmunt’la aynı şekilde konuşmaktan kaçınmanızı rica ediyorum. Kapasitemle bana yük olan baş ağrısı tohumlarını arttırmamak adına.”

Subaru’nun anlamsız yorumları ciddiyetle yanıtlanmıştı ve arkada duran sahte Cecilus’tan bir kahkaha duyuldu.

Subaru ve Gustav bunu görmezden gelmek için iş birliği yaparken bakışlarını değiştirdiler. Ardından, bir kez daha cevaplanmamış soruya döndüler.

Gustav: “Bir kez daha yemin etmelisiniz, Schwartz. Bu adanın bir gladyatörü olarak faaliyetlerinin ötesinde, Vali olarak benim irademe itaat edeceksin. ――İmparator Ekselansları’nın iradesine aykırı herhangi bir şey yapmaktan kaçınacaksın.”

Subaru: “――――”

Subaru gözlerini kapatarak Gustav’ın sözlerini kafasının içinde tekrarladı.

Adayı terk edeceğini gururlu bir şekilde beyan etmesi üzerine Subaru, Gustav tarafından uyarılmış ve hâlâ düzeltmeyince de Gustav onu cezalandırmak amacıyla Sparka’ya göndermişti.

Gladyatörlerin söyledikleri doğruysa uyarının ardından ceza takip ederdi ve bu da geçilirse o zaman lanet kuralının cezası başlardı.

Subaru’nun ne olursa olsun emin olması gereken bir şey vardı. Bu, Subaru ve diğerlerinin Gladyatör Adası’ndan çıkmaları için kesinlikle gerekli olan bir teyitti――.

Gustav: “Schwartz, cevabınız――”

Subaru: “――Kesinlikle, NO!”

(Ç.N: Subaru, İngilizce şekilde “no” yani “hayır” diyor.)

Gustav: “――――”

Alçak ses ve ısrarla sorulan soruya karşılık Subaru, göğsünü kabartarak gururla sesini yükseltti.

Bu cevap karşısında Gustav’ın kaşları çatıldı ve sessizliğe gömüldü. Subaru bu sessizliği gördükten sonra, sözlerinin gerçek anlamının az önce söylediği şekilde aktarılmadığını ve bu nedenle yeniden ifade etmesi gerektiğini hemen anladı.

Subaru: “ ‘No’, demek ‘reddediyorum’ demektir. Üzgünüm ama söylediklerinizi kabul edemem Gustav-san. Ne kadar aptalca olursa olsun buradan gitmeye çoktan karar verdim bile.”

△▼△▼△▼△

Subaru, anlaşılmamış olabilecek kelimeleri açıklayarak bir kez daha kararlılıkla ilan etti.

Gladyatör Adası Ginunhive’den kaçacağını, bizzat Ada Valisi Gustav Morello’dan başkasına söylememişti.

Gustav: “――――”

Subaru’nun cevabı elbette ki Gustav’ın aradığı cevap değildi. İfadesini ya da gözlerinin yoğunluğunu değiştirmeden, yüzündeki şaşırtıcı sertliğin yatışmasına izin verdi.

Pişip kaynamak üzere olan bir magma gibiydi――…

Gustav: “Schwar――”

Cecilus: “Ah-hahahahahahaha!”

Âniden tiz bir kahkaha, patlamak üzere olan magmayı zorla dağıtıverdi.

Histerik bir şekilde gülen kişi, odanın arka tarafında duran ve konuşmalarına kayıtsızca kulak misafiri olan sahte Cecilus’tu.

Sahte Cecilus histerik bir şekilde gülerken parmaklarıyla gözlerinden akan yaşları sildi.

Cecilus: “Kesinlikle “NO”! Kesinlikle “NO”, diyor. “No”nun ne anlama geldiğini bilmesem de şahsen dediğini gerçekten sevdim, çünkü bana güçlü bir isyankârlık hissi veriyor! Vayyy, Basu, cidden korku ne demek bilmiyorsun, di’ mi? Yatıklarından hoşlanmıyor değilim, aksine fazlasıyla hoşuma gidiyor.”

Subaru: “Anladım. Ihm, ben de Ceci’yi ürkünç veledin teki olarak görüyorum.”

Cecilus: “Ahahahaha!”

Sahte Cecilus gülmeyi hiç kesmedi, bir yandan da ayaklarını yere vuruyordu.

Sahte Cecilus’un şamatalı kahkahalarının araya girmesine rağmen, Subaru’nun Gustav’a olan reddedici sözleri kaybolmamıştı.

Gustav: “Schwartz, yetkili olarak sizi uyardım ve yorumlarınızı geri almadığınız için sizi cezalandırdım. Ayrıyeten, tutumunuzu düzeltmeniz için size bir şans dahi verdim ancak hâlâ bunu yapma niyetinde değil misiniz?”

Subaru: “…Evet, senden falan nefret etmiyorum, Gustav-san. Nefret ettiğim şey İmparatorluk.”

Gustav: “Kapasitemle bireylerden hoşlanma ya da hoşlanmama konusundaki öznel görüşünüzü değiştirme hakkına sahip değilim.”

Gustav sevilmemesini umursamadığını söylemişti ancak Subaru’nun Gustav’dan hoşlanmadığı doğruydu. Subaru onu sevip sevmediğine karar verecek kadar iyi tanımıyordu.

Birisi hakkında ilk izlenimlere dayanarak karar vermek çok saçma bir karar olur.

Subaru: “Tabii, hoşlandığım bir kızın elini kiss’lemedikleri sürece.”

(Ç.N: Kiss, öpmek anlamına gelir.)

Gustav: “――?”

Subaru: “Kendi kendime konuşuyordum, konudan tamamen alakasız biri hakkında.”

Subaru, ağzından âniden çıkan kelimelerden pişmanlık duyarak Gustav’a baktı.

Gustav’ın bakış açısına göre, Subaru başa çıkılması en zor çocuk olmalıydı. Subaru’yu cezalandırma bahanesiyle Sparka’ya göndermiş olsa da Subaru herhangi bir pişmanlık zerresi dahi göstermemişti.

Gustav, Subaru’nun bunu bir ceza olarak kabul etmediğini kesinlikle anlamıştı.

Ve öyleyse――…

Subaru: “Uyarmanın ve cezalandırmanın ötesinde beni azarlayacak mısınız, Gustav-san?”

Gustav: “――. Görüşünüzü geri almazsanız en kötü ihtimalle, ben, yetkili olarak bana verilen yetkiye dayanarak bunu yapmak zorunda kalacağım.”

Subaru: “Oh, anlıyorum… O zaman neden yapmıyorsunuz?”

Gustav: “――――”

Subaru başını eğerek Gustav’a sanki hiçbir şey olmamış gibi cevap verdi.

Subaru’nun sözlerini duyan Gustav’ın ifadesi hafifçe değişti. Bu kaşlarını kırıştırmak ya da ovuşturmak gibi bir eylem değildi, aksine yanakları sertleşti.

Bu daha ziyade acı bir noktadan vurulmuş birinin tepkisiydi.

Subaru: “Adadaki tüm gladyatörlere konulan lanet kuralını beni cezalandırmak için kullanabilirsiniz. Ben kendisine söyleneni yapmayan arsız bir veledim ve Gustav-san buranın valisi, bu yüzden beni ibret olsun diye cezalandırmak gayet kabul edilebilir bir şey. Yapabilirsiniz tabii. Ama…”

Gustav: “――――”

Subaru: “Gustav-san, bunu yapmayacaksınız. ――Hayır, yapamayacağınızı düşünüyorum.”

Sessizliğe gömülen Gustav’dan herhangi bir yanıt gelmedi.

Subaru düşüncelerine devam ederken sessizliğin ne anlama geldiğini anlamaya çalıştı.

Lanet kuralı, Ada’daki gladyatörlerin korkmalarının ve hareketlerinin kısıtlanmasının ana nedeniydi.

Üzerlerinde lanet işareti bulunan gladyatörler, Vali Gustav’ın isteğine bağlı olarak hayatlarından mahrum bırakılabilirdi. Subaru, Gustav’ın bu caydırıcılığı kullanamadığından şüpheleniyordu.

Subaru: “Uzun zamandır burada yaşayan ihtiyar gladyatör Null’a sordum. Gustav-san’ın gelişinden önce Gladyatör Adası’nın kanunsuz bir yer olduğunu ve daha çok insanın yaralanma veya hastalıklardan öldüğünü söyledi. Ama Gustav-san geldiğinden beri işler çok değişti. Artık daha az insan ölüyor.”

Gustav: “Bu Şef’in doğal olarak görevidir. Öncelikle, bir gladyatör hayatını Ada’nın gösterileri için kullanmalı ve diğer faktörler nedeniyle de hayatını kaybetmekten mümkün olduğunca kaçınmalıdır. Gösteriler dışında, günlük ölüm maçları için de aynı durum geçerlidir. Gerilimi ve yetkinliği sürdürmek için fırsatlar sağlanır ancak gerçek durum dışında ölümden kaçınmak da en az onlar kadar önemlidir.”

Subaru: “Evet, Gustav-san mümkün olduğunca gereksiz gladyatör kaybını önlemek istiyor. Burada geçirdiğim günlerde ben de bunu hissettim. Şaşırtıcı bir şekilde, iyi bir çalışan refahınız var.”

Cecilus: “Chalishan lefağı* mı, kalbimi hızlandıran bilmediğim daha fazla kelime!
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ

(Ç.N: Subaru kulladığı “refah” anlamındaki (福利厚生) bu kelime, modern Japoncadır; dolayısıyla Cecilus bunu bilmeyerek yanlış telaffuz ediyor. )

ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ

Sahte Cecilus, Subaru’nun sorgulamasında bir şeye takıldı ancak Subaru rolü sözlük oynamayacaktı.

Subaru için bile şu anda çok önemli bir andı.

Subaru: “Bence Sparka’da ölümlere izin verilmesinin nedeni, gladyatörlerin kalitesini korumak ve belki de diğer gladyatörleri tetikte tutmak içindir.”

Gustav: “――――”

Subaru: “Daha önce söylediğim gibi bir kez gladyatör olduğunuzda, buradaki kurallar fazlasıyla hoşgörülüdür. Ancak gladyatörlerin buradaki hayatlarında tembellik etmeyi öğrenmeleri istenmiyor. Bu nedenle de Sparka’ya katılmak zorundalar. Bu onları daha gergin yapsa da aynı zamanda… Güvende hissettiriyor.”

Gustav: “Güvende mi, nasıl?”

Subaru: “Gladyatör olmayı başarmış olmamız rahatlatıcı. İşte bu yüzden de güvende hissediyoruz.”

Gustav’ın sorusuna Subaru, net bir şekilde gözlerinin içine bakarak cevap verdi.

Subaru, Gustav’ın eylemlerinin ardındaki amacı düşündüğünde, birçok yönden doğru olduğunu düşündü. Elbette ki asıl noktayı kaçırmış olma ihtimali vardı ama sorarak kaybedecek pek bir şey de yoktu.

Sadece alay edildiğinde ya da açıkça reddedildiğinde kaybedilecek bir şey olurdu.

Gustav: “――――”

Ama Gustav ikisini de seçmedi, bunun yerine sessiz kaldı.

Subaru: “…Gustav-san gladyatörlerin ölümlerini mümkün olduğunca önlemek istiyor… Öte yandan, gladyatörlerin kendilerini kaptırmalarını veya itaatsiz olmalarını istemiyordu. Sparkalar da bu yüzden kullanılıyor. Bu şekilde düşündüğümde, doğru olduğunu hissediyorum.”

Gustav: “Kulağa makul bir teori gibi geliyor. Ancak yetkili olarak neden lanet kuralını etkinleştirmediğime dair makul bir kanıt değil. Bu sadece sizin temenniniz.”

Subaru: “Bu konuda bir başka dayanak daha var… Asi ve kendini kaptıran biri, Ceci.”

Cecilus: “Hah, ben mi?”

Subaru başparmağını kaldırarak sırtını işaret etti ve sahte Cecilus’un gözlerini Subaru’ya dikmesine neden oldu. Gustav’ın gözleri o yöne kaydığında, Subaru genişçe başını salladı.

Sahte Cecilus, Subaru ve Gustav arasındaki tartışmaya açıkça katılması da dahil olmak üzere, kural tanımaz davranışlarıyla diğer gladyatörlerden bir adım öndeydi.

Doğal olarak da sahte Cecilus’a bir tür uyarı ve ceza verilmeliydi ancak bu, Subaru’dan farklı bir şekilde onun üzerinde hiçbir etki yaratmadı. Durum buysa sahte Cecilus’un Subaru’dan önce cezalandırılması şaşırtıcı olmazdı.

Subaru: “Buna rağmen hâlâ Ceci güvende. Gerçi, Ceci’nin Gustav-san’ın gözdesi olması da mümkün ancak Gustav-san için durum böyle gözükmüyor.”

Gustav: “Oldukça anlayışlı. Yetkili olarak Segmunt’a karşı herhangi bir sempati beslemiyorum. Herhangi bir hoşlanma ya da hoşlanmama durumunun görevlerime yansımasına izin vermeme konusunda kararlıyım.”

Cecilus: “Yoyoyo? İnsanların benden hoşlanmadığını mı söylüyorsun? Tanrım, gittiğim her yerde ana karakter rolünü çaldığım için özür dilerim.”

Subaru: “Mental gücün amma da fazla…”

Sahte Cecilus bu doğrudan suçlamaya rağmen oldukça kayıtsızdı. Bu kadar cesur olmadan onun gibi bir kişiliğe sahip olmak zor olurdu.

Ne olursa olsun, sahte Cecilus’un varlığını sürdürmesi Subaru’nun teorisi için oldukça güçlü bir temel oluşturuyordu.

Başka bir deyişle――…

Subaru: “Ceci de cezalandırılmıyor. Ben de Gustav-san için en az Ceci kadar ya da daha fazla göze batan biriyim. Bunun da ötesinde, az önce söylediğiniz şeyi yapmayı reddetmeme ne diyorsunuz?”

Gustav: “――――”

Subaru: “Beni lanet kuralıyla mı cezalandırmayı düşünüyorsunuz?.. Gustav-san, n’apacaksınız?”

Gustav’ın gözleri Subaru’nun sorusu karşısında belli belirsiz kısıldı.

Çok Kollu Kabile’nin adamı Gustav; dört kolunu masanın üzerine koymuş, çenesini ikisinin üzerine dikmiş, diğer ikisini de masaya sarılır gibi dayamış, Subaru’nun cevabını bekliyordu.

Bu sözleriyle Subaru’nun niyetleri kesinlikle Gustav’a iletilmişti.

Ona yapmasını söylemek, onu kışkırtmak―― Subaru’nun amacı bu değildi. Daha çok onaylamaya çalışıyordu.

――Gladyatörlerin hayatlarını elinde tutan “lanet kuralı” diye bir şeyin olmadığını doğrulamaktı.

Gustav: “――――”

Gustav sert görünüşü ve baskıcı tavrıyla göz korkutuyordu ama onun Ada’yı yönetirken çok dikkatli olduğuna inanıyordu.

İmparator’un talimatlarına uymaktaki niyeti ne olursa olsun ve görünüşüne rağmen Gustav, Ada’daki gladyatörleri şiddetle değil; kurallarla yönetmeyi başarmıştı.

Biri Sparka’nın üstesinden gelir ve gladyatör olursa yeni durumlarından dolayı gladyatörler yumuşayacak ve isyankâr olmayacaklardı. Ve düzenli olarak Sparkalar düzenleyerek de onları tetikte tutarsa, başka bir Sparka’ya katılmanın kendi istekleri dahilinde olmadığını düşünmelerini sağlarsa o zaman cezanın önündeki lanet kuralına düşmek isteyen kimse olmazdı.

Bu iki taraflı güvenlik ağıyla var olmayan lanet kuralının zinciri -tabiri caizse- gladyatörlerin ayaklarını yere bağlı tutuyordu.

Bu, Subaru’nun Gladyatör Adası’nı saran “lanet kuralı” sisteminin gerçek şeklini anlamasıydı.

Bunun doğru olup olmadığını da Gustav’ın sonraki eylemleriyle ortaya çıkacaktı.

Kışkırtılır ve lanetin varlığı sorgulanırsa Gustav’ın koyduğu tüm kurallar çiğnenmiş olacaktı.

Bunu önlemek için Subaru’nun kesinlikle lanet kuralı ile cezalandırılması gerekecekti.

Gustav: “――――”

Subaru cevabı anlamaya çalışarak Gustav’a bakmaya devam etti.

Subaru’nun bakışlarıyla karşılaşan Gustav bir süre sessiz kaldı ve ardından――…

Gustav: “――. Seni cezalandıracağım. Schwartz, seni bir sonraki Sparka’ya göndereceğim.”

――Gustav, sanki pes etmişçesine Subaru’yu hayatından vazgeçiremedi.

△▼△▼△▼△

Cecilus: “Kesin zafer hissi verdi doğrusu, peki sen nasıl hissediyorsun Basu?”

Gustav’ın ofisinden çıkar çıkmaz, hemen yanındaki sahte Cecilus ona bunu sordu.

Bu kaygısız tavrı gören Subaru derin bir iç çekti.

Subaru: “Ne diyorsun sen? Sen benim düşmanım mısın Ceci? Yoksa müttefikim mi?”

Cecilus: “Tanrım, amma da garip bir soru. Seni ve geyik kızı gölden çıkarma zahmetine katlanan bendim, hatırladın mı? Orada olmasaydım, senin ve arkadaşının ölebileceğini düşünürsek bu benim hangi tarafta olduğumu açıkça ortaya koymuyor mu?”

Subaru: “Evet, tabii. Peki, sen benim düşmanım mısın? Yoksa müttefikim mi?”

Cecilus: “Sence hangi rol daha ilginç olurdu?”

Subaru, sahte Cecilus’un bir soruyla yanıtladığı uzun ve faydasız monoloğuna aldırış etmeden bir kez daha sordu.

Bu küstahça bir soruydu ve Subaru’nun bir an için sinirlenmesine neden oldu ancak Gustav’a karşı bakışıyla karşılaştırıldığında tamamen farklı bir tona sahipti.

Gustav’la yapılan görüşme, ileride büyük bir fark yaratabilecek kritik bir dönüm noktası olmuştu.

Ama sahte Cecilus meselesi――…

Subaru: “Hangi tarafı seçtiğimin önemi yok, Ceci o anki ruh hâline göre karar verecektir.”

Cecilus: “Doğru tahmin. Bu arada, şu an için senin tarafına eğilimli olduğumu söyleyebilirim. Şimdilik içgüdülerim, bana Basu’nun tuhaf hareketlerini izlemenin daha ilginç olacağını fısıldıyor. Hatta ben bile ruh hâlime güvenemem, bu yüzden çok dikkatli olsan iyi olur.”

Subaru: “En azından kendi direksiyonun üzerinde sağlam bir kontrol sahibi olmanı isterdim…”

Sahte Cecilus sadece huysuz bir insan olmaktan ziyade, çok tehlikeli bir huysuzdu.

Çeşitli oyunların ve mangaların kahramanlarının, parti üyelerini bu kadar iyi seçmelerinin şaşırtıcı olduğunu düşünüyordu; sanki onlara savaş delileri ve çıldırmışlar eşlik ediyordu.

Düşünüldüğünde, İmparatorluğa geldiğinden beri parti üyelerini seçmekte hep zorlanmıştı. Bu yüzden Subaru kendisi için üzülüyordu.

Subaru: “Emiliase ve Beatromin eksikliğim ölümcül seviyelere ulaşmak üzere.”

Cecilus: “Hoho, yine değişik değişik kelimeler. Bunlar da Basu’nun memleketinden gelen yerel kelimeler mi?”

Subaru: “Daha çok benim uydurduğum kelimeler, varlığımın yarısını oluşturan hayal maddeleri gibi.”

Bir yarısı şefkatten yapılmış bir ilaç gibi, Subaru’nun varlığının yarısının sevdiklerine duyduğu sevgiden oluştuğunu söylemek abartı olmazdı. Bu bir abartıydı ama o bunun arkasında duracaktı.

Gustav’la daha önce yaptığı konuşmanın bu kadar önemli olmasının nedeni de buydu.

Subaru: “Ceci’nin haklı olması can sıkıcı ama kesinlikle istenen tepkiyi aldı.”

Cecilus: “Bir sonraki Sparka’ya katılmak mı? Ya da…”

Subaru: “Tabii ki lanet kuralı tarafından öldürülmemekten bahsediyorum. Sparka’ya gelince… Eh, evet.”

Subaru, İmparator Ekselansları’nın isteklerine karşı gelerek Ada’dan kaçma niyetini açıkça beyan etmişti. Gustav’ın onu kullanarak cezalandırmadığını görünce lanet kuralının uygulanması neredeyse imkânsızdı―― Hayır, Gustav böyle bir şey yapamazdı.

Ve bu teyit üzerine, kendisine bir sonraki Sparka’ya katılma cezası verildi.

Cecilus: “Her halükârda Basu için büyük bir darbe değildi, zaten Sparka’ya katılmayı planlıyordu.”

Subaru: “Bunu zaten yapmayı planladığımı söylemek biraz abartılı olur. Mecbur olmasaydım Sparka gibi korkutucu bir event’e* katılmak istemezdim.”

ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
(Ç.N: Event, etkinlik demektir. Burada event’in anlamını anlamaya çalışıyor.)
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ

Cecilus: “Anladım, anladım, kaptım olayı. Bir şeyleri canlandırmak için kullanılan deyim gibi bir şey, değil mi?”

Subaru: “Hayır be öyle değil!?”

Subaru, sahte Cecilus’un haksız şüphesine karşılık verirken dilini azı dişinin arkasına sürttü.

Bugünkü gibi başka bir Sparka’ya daha katılırsa yine “ilaca” güvenmek zorunda kalacaktı. Bu iç karartıcı bir düşünceydi ama kaçınılmazdı.

Her durumda――…

Subaru: “Aklımdaki bir başka plan daha ilerledi. Ceci’yle ilişkim daha ne kadar sürecek bilmiyorum ama benim… Hayır, daha doğrusu, sakın yoluma çıkayım deme.”

Cecilus: “Her mücadeleden sonra bunları söylendiğin için bu sözleri aklımda tutacağım. Peki, şimdi n’apacaksın Basu?..”

Subaru: “――?”

Onların bu konuşması sırasında Subaru ve sahte Cecilus gladyatörlerin toplandığı yaşam alanına iniyorlardı. Sahte Cecilus’un tuhaf sözleriyle Subaru’nun gözleri fal taşı gibi açıldı ve başını çevirerek onun baktığı yöne doğru baktı――…

???: “――Schwartz-sama.”

Salonun ortasındaki masayı işgal eden grubun sonunda dururken Subaru’ya seslenen kişi Tanza’ydı.

Subaru ve sahte Cecilus’un geldiği salonda, yemek alanında, şimdiye kadar gördüğü en fazla sayıda gladyatör vardı. Ve onların merkezinde Subaru’nun Biriminin üyeleri vardı.

Antisosyal Weitz, sosyal anksiyetesi olan Idra ve içine kapanık olan Tanza’nın orada olması fazlasıyla garip görünüyordu. Ancak gürültücü ve sahte kabadayılıklarla dolu Hiain’in orada olması o kadar da garip değildi.

Ancak Subaru’yu böyle bir kadronun beklenmedik olmasından daha çok şaşırtan şey――…

Subaru: “Ihhm, herkesin nesi var? Birdenbire her şey sessizleşiverdi.”

Yanağını kaşıyan Subaru, zoraki bir gülümseme takınarak salondaki insanlara sordu.

Nedense Subaru ve sahte Cecilus odaya girer girmez herkes sessizleşti ve sanki onları inceliyorlarmış gibi dikkatle bakmaya başladılar.

Herkes: “――――”

Sessizliklerini koruyarak Subaru ve Cecilus’u gözlemlediler―― Hayır, Subaru’yu gözlemlediler.

Bu, onu rahatsız eden ilk şeydi. Sahte Cecilus’u görmüş ve sessizliğe gömülmüş olsalardı tepkilerinin sebebini anlayabilirdi.

Çünkü sahte Cecilus gladyatörler tarafından korkulan ve nefret edilen ürkünç veledin tekiydi.

Ancak baktıkları sahte Cecilus değil, Subaru’ydu.

Tanza: “Schwartz-sama, dönüşünüzü bekliyorduk.”

Tanza yavaşça Subaru’ya yaklaştı, hâlâ onların tepkisi karşısında şaşkındı.

Tanza’nın kibar sözleri Subaru’nun tüylerini diken diken etti ve “Ah, evet” diye karşılık verdi. Tanza’nın kibar konuşma tarzı onun için normal olsa da nedense her yere yayılan bir gerginlik hissi vardı.

Daha doğrusu gerginlikle dolup taşan Subaru ve Tanza değil, tüm salonun atmosferiydi. Salonda huzursuz bir hava vardı ve bu his farkında olmadan onu boğuyordu.

Subaru: “Geri dönmemi beklediğini söylemiştin… Oh, Gustav-san’ın beni neden aradığını merak ediyordun, değil mi? Endişelendirdiğim için üzgünüm. Her şey yolunda gitti…”

Tanza: “Hayır, bu önemsiz.”

Subaru: “Önemsiz mi!?”

Tanza: “――Daha da önemlisi…”

Subaru sözünün bu kadar çabuk kesilmesine şaşırdı ancak hızla ona yaklaşan Tanza tarafından susturuldu. Tanza’nın ne kadar güçlü olduğunu görünce bir “Oof” ile geri çekildi ancak sahte Cecilus tarafından arkadan yakalandı.

Subaru bir göz attığında, her zamanki gibi neşeli görünen sahte Cecilus’un kaçış yolunu kapattığını gördü; yüzü kafasının düşüncelerden arınmış olduğunu gösteriyordu. Bu Subaru’yu kızdırdı.

Tanza: “Schwartz-sama, sormak istediğim bir soru var. Lütfen cevaplar mısın?”

Subaru: “Oouh, ım, evet, tabii. Cevaplayabileceğim bir şeyse…”

Tanza: “――Schwartz-sama, babanız hakkında.”

Subaru: “…Babam hakkında mı?”

Tanza yüzünde uysal bir ifadeyle ona bir soru yöneltti ve Subaru ne demek istediğini anlamayarak kaşlarını çattı.

Tanza, Subaru’ya öyle bir hızla öyle önemli bir havaya bürünerek gelmişti ki ona babasını soruyordu. Dahası bu sorunun sadece Tanza tarafından değil, Tanza ve diğerleri tarafından da gündeme getirildiği anlaşılıyordu.

Subaru: “――――”

Subaru’ya bakan gladyatörlerin bakışlarındaki sıcaklık giderek artıyordu.

Hiain, Weitz, Idra ve doğal olarak diğer gladyatörler de nefeslerini tutmuş; Subaru’nun Tanza’nın sorusuna ne cevap vereceğini merakla bekliyorlardı.

Bunların hiçbiri ona mantıklı gelmiyordu.

Ama――…

Subaru: “Bil diye söylüyorum, sana babamdan bahsedersem upuzun bir hikâye olur, tamam mı?”

Tanza: “Lütfen kısa olmaya çalışın.”

Subaru: “Hem soruyorsun hem de şart koşuyorsun!? Hadi ama cidden mi!”

Başını sert bir şekilde kaşıyan Subaru somurtkan bir şekilde “Ugh~” diye homurdandı. Ancak bu tür bir tavır Tanza ve diğerlerinin ilgisini başka yöne çekmeye yetmedi.

Subaru onlara babasından bahsetme konusunun neden açıldığını anlamamıştı ama.

Subaru: “Babam benim idolüm. O süper havalı, bir sürü insan onu seviyor ve her zaman herkesin dikkat merkezinde. Ne diyebilirim ki karizmatik… Sanki doğal bir lider mizacıyla doğmuş gibi, o inanılmaz biri.”

Tanza: “――! Her zaman herkesin dikkat merkezinde…”

Subaru: “Birçok insan ona güveniyor, işi de fazlasıyla zor görünüyor ama gene de her zaman benim için vakit ayırıyor ve bana birçok şey öğretiyor… Ben, biliyorsunuz işte, ona çok saygı duyuyorum. O süper havalı.”

Tanza: “――――”

Konuşurken babasının yüzü, annesinin yüzü, onu sevenlerin yüzü aklına geldi.

Subaru gözlerinin arkasında âni bir sıcaklık dalgası hissetti ve göğsünü tuttu. Şimdi bu diğer dünyadayken, ikisini hatırlamak hem sevinçli hem de çok acı vericiydi.

Ama ne kadar acı verici olursa olsun; değerli ebeveynleri, Subaru’nun bugünlere gelmesinde onu destekleyen direklerdi.

Tanza: “Schwartz-sama, yani…”

Subaru: “Evet…”

Tanza bir sonraki sözlerini söylemeden önce bir an tereddüt etti, belki de Subaru’nun ifadesinde gördüklerini dikkate almıştı.

Ancak tüm bunları söyledikten sonra, Tanza ona ne sorarsa sorsun Subaru alınmayacaktı. Bunu düşünen Subaru, Tanza’nın bir sonraki sözlerini bekledi ve bir süre bekledikten sonra Tanza şöyle dedi――…

Tanza: “Babanızın adı neydi?”

Subaru: “Bu…”

Subaru, Tanza’nın sorusuna cevap vermeye çalıştı ama tereddüt etti.

Subaru duygusal bir hisle her zamanki gibi “Natsuki Kenichi” diye cevap vermeye çalıştı ama bu biraz karmaşık olacaktı. Subaru, Gladyatör Adası’nda “Natsuki Schwartz” olarak bilindiğinden; soyadı ve ilk adının kombinasyonu tersine çevrilmişti.

Öte yandan onlara “Kenichi Schwartz” gibi başka bir isim söylemek, çok az fayda sağlayarak karmaşıklığı artıracaktı.

Subaru bir an tereddüt etti ve sonra dedi ki――…

Subaru: “Üzgünüm. Sana babamın adını söyleyemem.”

Tanza: “――Hık.”

Subaru: “Tanza?”

Subaru cevap verdiği anda, Tanza’nın ifadesi açıkça görüldüğü üzere sertleşti.

Gözleri geniş ve dalgalıydı, yuvarlak yanakları gerilmiş ve gergindi. Tanza’nın karşısındaki tepkisi Subaru’yu şaşırtmış olsa da tek tepki bu da değildi――…

Weitz: “Bunun şaka olmadığı belli oldu gibi…”

İdra: “Mümkün mü ki? Şey, hayır ama bizi buraya getiren o davranıştı.”

Hiain: “B-bak, demiştim ki! Ne dersiniz, hâlâ deli miyim? Yo, oy!”

Başlarında Subaru’nun Birimi’nin üyeleri olmak üzere salondaki gladyatörler bir anda kargaşa çıkarmaya başladı.

Karşılıklı bakışmaları ve gürültülü konuşmaları Subaru’da büyük bir şaşkınlık yarattı. Herkesin bu kadar şaşırmasının sebebi ne olabilirdi ki?

Subaru: “Ihm, çocuklar?”

Herkes: “――!”

Subaru onlara seslenir seslenmez kargaşa dindi.

Subaru orada bir yalnızlık acısı hissetti ve hemen ardından――…

Weitz: “Schwartz her kim olursan ol, senin hakkında farklı düşünmeyeceğiz…”

Böylece, endişeli görünen Subaru’yla ilk konuşan Weitz oldu.

Weitz’in yüzünde ve vücudunun her yerinde korkutucu görünümlü dövmeler vardı ancak söylediği sözler Subaru için duyduğu endişeden kaynaklanıyordu ve muhtemelen onu rahatlatmayı amaçlıyordu.

Idra: “B-ben de katılıyorum. Yani, artık anlıyor gibiyim. Seninle iş birliği yapmaya fazlasıyla hazırım… Schwartz.”

Hiain: “Evet, evet, doğru! Neyin var lan! O da farklı değil! O da bizim gibi bir gladyatör, o kardeşim gibidir!”

Weitz’in sözlerinin ardından Idra göğsünü yumrukladı ve yanına koşan Hiain kolunu Subaru’nun omuzlarına doladı ve o konuşurken gladyatörlere döndü.

Idra bir yana, Hiain’in davranışı Subaru’yu bile şaşırtmıştı ama――…

???: “――Evet! Harika çocuktur, şu Schwartz!”

???: “Sıradan birisi olmadığını biliyordum! Bunu açıklamanın tek yolu buydu!”

???: “Evet, hizmet ettiğimiz şey Kılıç Kurdunun rehberliği! Bugünün nimetleri ve servetleri için teşekkür ederiz!”

Biriminin üç üyesinin sözleriyle tetiklenen sessiz gladyatörler tezahüratlarla patladı.

Salonda yankılanan sesler o kadar yüksekti ki sanki tüm Gladyatör Adası’nı sarsacakmış gibi geliyordu ve Subaru’nun şaşkınlığı sesler dönüp durdukça daha da artıyordu.

Ancak bu sürprizi tam olarak algılayamadan Subaru, Hiain tarafından şiddetle itilmeye başlandı.

Hiain: “Yoyo, bugünün Sparka’sını kutlamayı henüz bitirmedik bile! Bu sefer büyük sıçramayı yapan sendin, o yüzden bağır gitsin, kanka!”

Weitz: “Hiain, sadece kendi çıkarını mı düşünüyorsun!?”

Hiain: “Her şey yolunda, hadi kankama yer açın! Et ve içki getirin!”

Hiain tarafından itilen Subaru, büyük ve onursuz bir gülümseme takınarak büyük gladyatör kalabalığının ortasına sıkıştırıldı.

Bugünkü Sparka’da birlikte savaştığı Orson ve takım arkadaşları, iyileşme odasından döndükten sonra Subaru’nun gelişini mütevazı bir kadeh kaldırarak karşıladılar.

Orson: “Bugün için çok teşekkürler Schwartz. ――Bizimle olman çok güzeldi.”

Subaru: “――――”

Subaru, gözleri yaşlı kertenkele adamları tarafından karşılandığında kelimeleri boğazında düğümledi.

Söylemek istediği bir yığın şey ve aklına takılan bir sürü soru vardı ama şu anda sarf edilen sözler, Subaru’yu Sparka’yı üstlendiği için ödüllendirmeye yeter de artardı bile.

Subaru: “Beni de kurtardığınız için teşekkürler.”

Böylece üç gün sonra ilk kez gelen, birbiri ardına getirilen kemikli etleri onlarla paylaştı.

△▼△▼△▼△

Cecilus: “――Hanımefendi, onlarla gürültü yapmayacak mısınız?”

Tanza: “…Durumum biraz karışık.”

Gürültüyle birbirine karışan insan kalabalığına bakarken Tanza, kendisiyle konuşan çocuğa verdiği cevaba bir iç çekişle karışık bir yanıt verdi.

Boyu ve uzuvlarının uzunluğu dışında tanıdığı birine tıpatıp benzeyen bir çocuk. Onun durum hakkında ne kadar çok şey bildiğini bilmediği için duygularını ona ifade etmekte tereddüt ediyordu.

Doğal olarak bu, Hiain’in ortaya çıkardığı siyah saçlı çocuğun şaşırtıcı kimliğiyle ilgiliydi ama aynı zamanda Tanza’nın o kişiyle karşılaştığında hissettiği karmaşık duygularla da ilgiliydi.

Tanza: “Yorna-sama…”

Ellerini kimonosuyla birleştirirken Tanza sevgili efendisini düşündü.

Ardından, Yorna’nın taşıdığı dilek, bu dilekle ilgisiz olmayan kişi ve o kişiyle ilgisiz gibi görünmeyen çocuk, hepsi karmakarışık bir şekilde dönüp durdu.

Sadece, açıkça söylemek istediği bir şey varsa――…

Tanza: “―― Schwartz-sama’ya güvenmekten başka çarem yok.”

Buna böylece inanmak onun için gerçekten uygun muydu ki? Bu şüpheler ortadan kalkmıştı, en azından bu kadarı doğruydu.

Tüm bunlardan sonra birlikte ne kadar ileri gidebileceklerini bilmese bile.

Cecilus: “Anlıyorum, gerçekten de kaybolmuş bir durumunuz var; ortada gerçekten de bir keder var gibi, di’ mi?”

Tanza: “――――”

Cecilus: “Ah canım benim, Basu da ne kadar da suçlu bir adam, di’ mi! Şimdi, şimdi, bakalım.”

Yanındaki çocuğun, onun duygularını umursamadan, ağzının kenarından parlak bir şekilde gülümsediğini gördü. Ancak bu gülümseme, çocuğun şimdiye kadar gösterdiği tüm gülümsemelerden daha tehditkâr görünüyordu.

Tanza çocuğun sonraki sözlerini dinlerken hafif bir ürperti hissetti.

Ve o sözler――…

Cecilus: “――İşler yakında hareketlenmeye başlamazsa muhtemelen sabrım tükenecek. Şaka yapıyorum şaka!”

#Gene bir tık uzun bölümün sonuna geldik. Bu aralar bölümler hızlı geliyor çünkü hem bu aralar çok dolu değilim hem de ben de sizin gibi bir okuyucuyum. Site hangi bölümdeyse ben de orada oluyorum ve bence şu anda bölümler çok güzel gidiyor. Bölüme gelecek olursak gene bol konuşmalı bir bölüm oldu. Lanet kuralının mantığını az buz öğrenmiş olduk. Ayrıca, Subaru’yu tanımasaydık imparatorun çocuğu olabileceğini düşünürdüm. Çünkü babasına karşı söylediği sözler kesinlikle bir imparatora yakışırdı. Eh, tabii ki de babası süper havalı olsa da normal bir insan. Evet, bir bölümün daha sonuna geldik. Umarım hem bölümü hem de çeviriyi beğenmişsinizdir. Okuduğunuz için teşekkürler, sonraki bölümde görüşürüz!



4.7 6 oylar
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
15 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar
Vatkalı
Vatkalı
30 Haziran 2024 21:14

Çeviri için teşekkürler

Çılgın Oyuncu
Çılgın Oyuncu
2 Temmuz 2024 03:08

Şimdi surda minik halibel de olacaktı al sana wrath if üçlüsü çok sevimli olurlardı

Aizen Poyraz
Yanıtla  Çılgın Oyuncu
12 Ağustos 2025 13:45

Olum çok iyu olurdu hayali bile güzel

Emilia
Emilia
3 Temmuz 2024 16:30

çeviri için teşekkürler

Hamza Demir
Hamza Demir
4 Temmuz 2024 04:00

Çok absürt bir soru olacak ama Animenin sonundan buraya kadar gelmem ne kadar zamanımı alır

Alper
Alper
16 Temmuz 2024 19:23

bölüm için teşekkürler

İzanagi
Üye
26 Haziran 2025 14:17

Bölüm için teşekkürler. Subaru bu arkta her şey oldu kadın oldu imparatorun yandaşı oldu imparatorun çocuğu oldu bundan sonra ne olacağını düşünmeyi yorum

baryonnarutotr
Üye
12 Kasım 2025 15:32

Abel reis sağolsun işimiz kolaylaşacak

Clumsy_Fan
Üye
27 Haziran 2026 00:07

Çeviri için teşekkürler. Gustav’ı sınadığı kısım çok havalıydı kidbaruyu sevmeye başladım.

YukselGuner
Üye
10 Eylül 2026 21:42

Iyi

Son düzenleme 1 ay önce by YukselGuner
DreamAB66
Üye
9 Ekim 2026 07:15

Süper çeviriydi ellerinize sağlık