Bildirimler Tümünü Okundu Say
Bildirimleri görmek için giriş yapın.
Ana Sayfa / Ana Hikâye/ Kısım VII, Bölüm 53 – “On Birinci Saniyenin Ötesi”

Kısım VII, Bölüm 53 – “On Birinci Saniyenin Ötesi”

1 Nisan 2023 162Okunma 43 dk okuma

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Çevirmen: Clumsy

Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Olbart: “Senin ve bu şehirdeki vatandaşların epey güçlü olduğu söyleniyodu sanki, ama… Benim köyümdekilerden güçlü müsünüz acaba?”

Yorna: “——Seni şerefsiz!”

Bu sesleri defalarca kez işitmişti.

Yaşlı bir adamın boğuk sesi ve genç bir kadının öfkeli sesi. Ve sonra da——

Yorna: “HaAAAaaa!!”

Çatı kiremitlerine şiddetle basılmasından doğan bir etki ve kiseru ile hiddetle dağıtılan mor dumanlar. Kaos Alevinin göğünün yatay bir darbeyle kesilişi, kesilişi, kesilişi——

——Derken ardı ardına yankılanan patlamalar ve o yoğun, kırmızı acının varışı.

Subaru: “Geh, GAHHHH!!——”

Rui: “Uau! Uaau!”

Bir göz küresinin patlayıp diğerinin yuvasından çıkışının doğurduğu, onu yüzünü tutarak olduğu yere yığılıp kalmaya mecbur bırakacak bir acı ve şok. Hafif bir bedenin üzerine atlayışı; işte tüm bunların yaşanacağını biliyordu.

Ama bunu biliyor olsa da olanlarla baş edemiyordu. Yeterince zaman yoktu.

Subaru: “Guhhhh! Agh, guh, UGHHHHH!”

Parlak kırmızı bir dünya, kafasının paramparça edilişine benzer bir acı, ruhundan yükselen “Neden?” feryatları.

Tüm bunlar, Subaru’nun tekrar eden o on saniyelik çaresizliği ziyan etmesine sebep oluyordu.

Düşünmesine mâni olan acı, dünyayı kırmızıya bürüyerek etrafını görmesine engel olan kayıp. Hızla yitip gidiyor olsalar da aynı acıyı sıfırdan, tekrar tekrar tatması sadece üç saniyesini alıyordu.

Acı, kırmızı, korkunç, neden, ölüm. Acı, kırmızı, korkunç, neden, ölüm. Acı, kırmızı, korkunç, neden, ölüm. Acı, kırmızı, korkunç, neden, ölüm. Acı, kırmızı, korkunç, neden, ölüm. Acı, kırmızı, korkunç, neden, ölüm. Acı, kırmızı, korkunç, neden, ölüm. Acı, kırmızı, korkunç, neden, ölüm. Acı, kırmızı, korkunç, neden, ölüm. Acı, kırmızı, korkunç, neden, ölüm. Acı, kırmızı, korkunç, neden, ölüm. ——Bu tekrarın sonu gelmiyordu.

Aklını oynatıyordu.

Olbart: “Senin ve bu şehirdeki vatandaşların epey güçlü olduğu söyleniyodu sanki, ama… Benim köyümdekilerden güçlü müsünüz acaba?”

Yorna: “——Seni şerefsiz!”

Bir kez daha aynı sesleri duyuyordu. Acı ve kırmızılık yalnızca birkaç saniyeliğine son buluyordu.

Fakat aynı acıyı tadacağının bilinciyle ruhu paramparça olacakmışçasına bir korkuya kapılıyordu.

Subaru: “AAAaaah!!——”

Hiçbir şey duymak istemiyordu. Acı çekmek istemiyordu. Bu gerçekten, korkunçkorkunçkorkunçtu.

Ağzını olabildiğince açıp haykırıyordu; boğazı parçalanırcasına bağırıp çağırıyordu. Hiçbir şey görmek istemediği için gözlerini kapatıp, başını avuçlarının arasına alarak çömeliyordu.

Hemen sonrasındaysa…

Subaru: “————”

Bir patlama sesinin yankılanışıyla ufak bedeni geriye püskürtülerek yuvarlandı. Sesler uzaklaştı, ruhuna acı ve kırmızılığın bir kez daha varışının dehşeti çöktü.

Ancak——

Subaru: “——Hah.”

Beklediği o acı gelmedi.

Evet, göz kürelerinden birinin patlayışının, diğerininse yuvasından çıkışının acısı gelmemişti. İşitme duyusunu yitirmiş olsa da dünyası kırmızıya bürünmemişti. Canını en çok yakan şey, yoğun çığlıklarının hırpaladığı boğazıydı.

Subaru: “Neden…”

Rui: “Uau!”

Boğazından sersemlemiş bir ses çıkışının hemen ardından üzerine ufak bir beden sıçradı.

O beden Rui’nindi. Kolunu çekiştirerek Subaru’yu ayağa kaldırmaya çalışıyordu. Ama dizlerinde derman olmayan Subaru bunu başaramıyordu ve henüz “neden” sorusuna yanıt alabilmiş de değildi.

Bir anlığına da olsa o kırmızı acıdan uzak durmanın mutluluğuyla boğazı düğümleniyor, gözlerine yaşlar doluyordu. Daha fazla katlanamaz hâlde çömelmiş, ağlıyordu.

Yorna: “Sak——”

Olbart: “Oioi, kötü bi fikir diil mi bu?”

Yorna: “——Hık.”

Çömelmiş ağlayan Subaru’nun uzaklarında başka boyutta bir mücadele yaşanıyordu. ——Yo, terazi büyük ölçüde bir yöne yatmıştı; bulanık gözlerine dizlerinin üzerine yığılmış bir kadının görüntüsü yansıyordu.

Yorna diz üstü çökmüş, Olbart da arkasına geçmişti.

Derken Olbart, kan rengi sağ elini salladı ve ağzının kenarından kanlar sızan Yorna’ya şaşkınlık içerisinde bakarak kaşlarını çattı.

Yorna: “Guhk…”

Olbart: “Kakh, ciddi olamazsın tilki kız. Sende nası bi vücut var ki buna rağmen ölmüyosun? Demek ki Cecilus kellesini alamam derken bundan bahsediyodu?”

Yorna: “…Çocuklara el kaldıran sefil bir adama kadınsal sırlarımı açıklamamın mümkünatı yok.”

Azı dişlerini sıkan Yorna, Olbart’a gücünü hiç yitirmemiş bir ses tonuyla karşılık verdi. Bunu duyan Olbart ise alışıldık kuvvetli kahkahasını patlattı.

Sonra da kana bulanmış kolunu sallayarak,

Olbart: “Komik şeyler söylüyosun. Sana çocuklara el kaldırmak neymiş göstereyim.”

Yorna: “Dur!——”

O kolla siyah bir küre fırlattı—— ve o bomba Subaru ile Rui’ye doğru ilerledi.

Rui hızla Subaru’nun önüne geçip bombayı püskürtmeye çalışsa da artık çok geçti.

Subaru’nun gözlerinin önünde bir kez daha kırmızı ışıklar patlarken önüne atlamış olan Rui’nin tüm bedeni yeniden Subaru’nunkiyle birlikte ışıklara karışarak paramparça oldu——

Olbart: “Senin ve bu şehirdeki vatandaşların epey güçlü olduğu söyleniyodu sanki, ama… Benim köyümdekilerden güçlü müsünüz acaba?”

Yorna: “——Seni şerefsiz!”

Ve aynı sesler bir kez daha işitildi.

△▼△▼△▼△

——Kırmızılık ve acının yok olduğu saniyede gözlerini kapatarak kuvvetle bağırıyordu.

O kırmızı acıyı tekrar tekrar deneyimleyen ve yalnızca birkaç defa kaçınmayı başaran Subaru’nun bağlı kaldığı mutlak kural buydu.

O kırmızılık ve acı aynı anda ulaştığı anda her ne olursa olsun elinden gelen hiçbir şey olmuyordu. Yalnızca çığlık atabiliyor, ağlayabiliyor ve sonra da ölüyordu.

Ve tam artık öldüm derken yeniden o sesleri işitiyor, patlamanın kırmızı acısının tadına varıyordu.

Bunu bi’ daha istemiyorum. İstemiyorum. O yüzden istemiyorum, n’olur, yalvarırım, korkuyorum.

Olbart: “Senin ve bu şehirdeki vatandaşların epey güçlü olduğu söyleniyodu sanki, ama… Benim köyümdekilerden güçlü müsünüz acaba?”

Yorna: “——Seni şerefsiz!”

Aynı sesler bir kez daha işitiliyordu.

O saniyede acı ve kırmızılık bütünüyle geriliyor ve anlık bir rahatlamayla vücudundaki tüm güç çekilmiş gibi geliyordu. Buna katlanıyor, yapmak zorunda olduğu şeyi yapıyordu.

Subaru: “AAAaaah!——”

Gözlerini sımsıkı kapatıyor, ağzını olabildiğince açıyor ve haykırıyordu.

Kendi bağırışları yüzünden işitemiyor olsa da Yorna kiserusunu adamakıllı savuruyor ve Olbart’ın fırlattığı bombayı etkisiz hâle getirmeye çalışıyor olmalıydı.

Demek ki az sonra——

Subaru: “——Hık.”

Diye düşündüğü gibi tüm bedeni patlamanın şok dalgası ve gürültüsüyle püskürtüldü ve çatının kenarına popo üstü çakıldı. Kiremidin köşesi poposuna battığı anda duyduğu acı öylesine keskindi ki ağlamamak çok zordu.

Ama yapmadı, ağlamadı. Yo, ağlayıp da gözlerini sulandırmak istemedi. Çünkü——

Subaru: “Görebiliyorum…”

Korkuyla gözlerini açan Subaru gayet iyi görüyordu; gözleri ne yuvalarından çıkmış ne de patlamıştı.

Her zamanki gibi kulağı duymuyordu, yalnızca çınlıyordu ve boğazı da yanıyordu ama o kırmızı acı yoktu. İşler yolundaydı. İşler iyiydi.

Yani gözlerini kapatıp yüksek sesle bağırırsa o kırmızı acıyı çekmek zorunda kalmayacaktı.

Rui: “Uau!”

Subaru’nun yanına koşturan Rui, duygularının yoğunluğuyla ağlamak üzereymiş gibi görünüyordu. Nihayet görebildiği o surattaki mavi gözler, Subaru için duyduğu endişeyle kocaman açılmıştı.

Subaru, hiç düşünmeden Rui’nin bedenini kucakladığı gibi “Ben iyiyim!” diye bağırdı.

Rui: “Uu.”

Subaru: “Ben iyiyim! Canım yanmıştı ve dünyam kırmızıydı… Evet, ama, artık, iyiyim…”

Bundan böyle acı ve kırmızılık ortadan kaybolduğu anda gözlerini kapatacak ve bağıracaktı.

Bu kuralı hatırladığı sürece acı çekmek zorunda kalmayacaktı. Rui’nin ince bedenini kucaklayan Subaru, bundan emindi.

Olbart: “I ıh, hiç de iyi diilsin, baksana. Şuraya bak, şuraya.”

Derken korkunç bir ses duyarak refleks olarak kafasını kaldırdı.

Subaru’nun gözleri irileşirken tatminkâr bir gülümseme takınan Olbart, Subaru ve Rui’ye doğru düzensiz yörüngelerle ilerleyen shurikenlerini gönderdi.

Shinobinin bir ışıltı taşıyan o koyu renkli, kör silahlarının her biri hayati noktaları hedef almıştı.

Subaru: “Hii.”

Yorna: “Böyle bir uçarılığa müsamaha gösteremem.”

Boğazı düğümlenen Subaru, kendisini Yorna’nın arkasında buldu. Ve yaklaşan shurikenlerin yörüngelerini kiserusuyla kesen kadın, her birini uçuş yollarından ayırdı.

Aynı saniyede Olbart’ın her iki yanındaki çatı kiremitleri havalandı ve bir fare kapanı veya sineklik gücüyle ihtiyar canavara doğru savruldu.

Ancak——

Olbart: “Kakakakka! Ne şaşaalı bi gösteri, cidden ilgi çekici bi teknikmiş!”

Diyen Olbart, kiremitlerden kaçınmak için ufak bedenini kımıldattı.

Subaru eskiden bir mücadelede emek veren taraf ne kadar büyükse o kadar güçlü, menzili de o kadar geniş olur inancındaydı. Ama Olbart’ın çevikliği ve zekâsı bu inanca meydan okuyordu.

Olbart: “Ehh, benim böyle gösterişli şeylere ihtiyacım yok. Nihayetinde alına saplanan keskin bi iğne de bi insanı öldürmeye yeter.”

Yorna: “Sözlerin tilki kulaklarımı rahatsız ediyor. ——Öyleyse buna ne dersin?”

Olbart: “Oh.”

Olbart gösterişli bir saldırıdan kaçındıktan hemen sonra Yorna, topuğunu çatıya geçirdi. Ve kiremitler ardı ardına yükselerek havada dönmeye başladı.

Çatının tamamında inanılmaz büyük bir spiral çizen o girdabın merkezi ise Olbart’a doğru daralmaya başladı. ——Tıpkı bir hortum gibi.

Ve sonra da——

Yorna: “Bana hiçbir açıklığı olmayan bir yerden nasıl kaçılacağına dair birkaç shinobi tekniği göstermeye var mısın?”

Cümlesini bitirmeden önce uzattığı elini iyice sıktı.

Hemen ardından o hareketli kiremit hortumu Olbart’ı yutarak bir çırpıda araya sıkıştırdı. Kiremitler acımasızca birbirine çarpıyor ve ezici darbelerin azılı sesleri yükseliyordu.

Sağlam bir insan vücudu bile bu hiddetli yıkımın merkezinde doğan baskıya dayanamazdı. Paramparça olur, katiyen hayatta kalamazdı.

Rui: “Au…”

Aynı manzaraya tanık olan Rui de bu coşkulu yıkım gücü karşısında soluksuz kalmış durumdaydı.

Yorna ise Rui’nin bu tepkisine karşılık olarak sessizce, “Sizi korkuttuğum için üzgünüm” diyerek,

Yorna: “Tüm bunları bir anlık hevesle başlattım. Şu hâlinizi görünce kendimi berbat hissediyorum…”

Olbart: “Oioi, işimiz bitti sanma. Ne diyorum sana, moruğun tekine dönmeme rağmen hâlâ hayatta olmam beni öldürmenin kolay olmadııını gösteriyo, anlıyo musun?”

Yorna: “——Hık.”

Yorna tam da ardına döneceği anda bu yorumu işitti ve tilki kulakları dikildi. Kafasını çevirdiği andaysa sesin kaynağının merkezde toplaşan kiremit hortumu—— yo, o hortumun arkası olduğunu anladı.

Kırık çatı kiremitlerinin oluşturduğu enkazdan bir hırıltı eşliğinde yükselen bu ses, o yıkımın tam merkezinde olmasına rağmen zarar görmemiş olan Olbart’a aitti.

Ve yüzünde kötücül bir ifadeyle gülümseyerek elini sallayan ihtiyar canavar,

Olbart: “Yo. Al sana hiçbi açıklığı olmayan bi yerden kaçmayı sağlayan shinobi tekniği. Tatmin oldun mu?”

Yorna: “——Anlaşılan o ki bir ayağın çukurda ve ihtiyarlamış olsan da hâlâ Dokuz İlahi Generalden birisin.”

Olbart: “Kakakakka! Ne korkunç bi cümle bu! Öncelikle ben Dokuz İlahi General arasına seçildiğim zaman da ihtiyardım, bilmiyo musun? Hem bi ayağım çukurda ve ihtiyarlamış olsam da çoğu kişiden çok daha güçlüyüm ki seçilme sebebim de buydu zaten. Ancak senin, küçük hanım, gerçekten kendini toplaman lazım.”

Yorna: “Nedenmiş o?”

Olbart’ın salladığı ellerinden birini kıyafetinin içerisine sokup başını eğişi, Yorna’nın kaşlarının çatılmasına yol açtı.

Olbart ise onun bu sorgusu karşısında “Anlarsın ya” diye devam etti.

Olbart: “Bu şehir halkı ve arkandaki bu veletler gibi koruyacağın bi sürü kişi olmasaydı benimle çok daha iyi baş edebilirdin.”

Yorna: “——Hık.”

Olbart: “İnsanları korumak istediin için savaşıyosun ama aynı sebepten ötürü de zayıflıyosun. Önceliklerin arızalı. İşte bu yüzden de ne kadar denersen dene Ekselanslarına ulaşamıyosun, küçük hanım.”

Diyen Olbart’ın sarı gözleri, Yorna’nın içinden Subaru ve Rui’yi delip geçer gibiydi.  

İşte Subaru o saniyede bir kez daha hedef alınmak üzere olduklarını anladı. Ve bu anlayışla birlikte Rui’nin elini kapıp sıktığı gibi,

Subaru: “Yorna-san, Rui ve ben buradan gidiyoruz! Elinden gelenin en iyisini yap!”

Subaru, Yorna’yı bu duruma düşürüp kaçtığı için kendisini berbat hissediyordu.

Ama o ve Rui burada oldukları sürece Yorna hem kendini hem de onları koruma mücadelesi vermek zorunda kalacaktı. Olbart da bunu fırsat bilecek ve en nihayetinde Yorna canından olacaktı.

Böyle olmazdı. Buna engel olmak zorundaydı. Bir şekilde.

Subaru: “Rui!”

Diye bağıran Subaru, ayağıyla aşağıyı işaret ederek Rui’nin elini sıktı.

Onun dokunuşu ve talimatları arasındaki bağlantıyı kuran Rui de her zamanki sesiyle karşılık vererek bir ışınlanma gerçekleştirdi.

Böylece Subaru ve Rui’nin bedenleri oldukları yerin hemen altına, kalenin içerisine ışınlandı ve ikili, kendilerini ahşap bir zeminin üzerinde buldu.

Bunu onaylayan Subaru, dişlerini sıktı.

Subaru: “Ah…”

Midesinin çalkalandığını hissediyor ve başı dönüyordu. Bir an için gözlerindeki kırmızılık ve acı da bedenini yoklamıştı ama ona engel olma seviyeleri eskiye nazaran bir hiçti.

Hem Subaru ve Rui ortadan kaybolduğuna göre Yorna artık varını yoğunu ortaya koyarak mücadele edebilirdi——

Subaru: “——Hık, ne!?”

Derken kafalarının üzerinde, Subaru’nun travmasını tetikleyen bir patlama sesi yankılandı.

Ardından muazzam şiddette bir patlamalar silsilesi geldi, şok dalgaları çatı boyunca yankılanıp tüm kaleyi etki altına alarak Subaru ve Rui’ye ulaştı. Dizlerinin bağı çözülecek gibi olan Subaru’ysa buna çaresizce direnmeye çalışarak gözlerini tavana dikti.

Göremiyor olsa da suçlu Olbart olsa gerekti.

Kullandığı onca bombaya rağmen cebindekilerin sonuna ulaşmamıştı.

???: “——Ah. Vayvay.”

Subaru: “Hah?”

Derken kafasını kaldıran Subaru’nun görüş alanına, tavandan sarkan ve aşağıya göz gezdiren kırışık bir surat giriş yaptı.

Bu yaşananların aniliği Subaru’nun nefesini keserken de Olbart, yüzünün yanı sıra bedenini de bütünüyle tavandan sarkıtarak dosdoğru aşağıya atladı.

Ve yaşlı adam, yüzünde anlamlı bir gülümsemeyle iniş yaparken,

Olbart: “Beni baya gerdiniz bak. Size yalnızca birer çocuk gözüyle bakmıştım, batırmışım, batırmışım.”

Rui: “Uu!”

Rui, kısacık bir duraksama sonrası kendisine yaklaşmakta olan o gülümseyen surata doğru ince bacağıyla bir tekme savurdu. Fakat ihtiyar canavar kısa bir “Yo” yanıtıyla birlikte kolunu savurduğu gibi Rui’nin bacağının altında ne varsa havaya uçurdu.

Rui’nin beyaz ayağının kanlar fışkırta fışkırta, döne döne uzaklaşışı da Rui’den bir çığlık yükselmesine yol açtı.

Rui: “Ah, UUUU!——”

Rui’nin feryatları karşısında gözleri faltaşı gibi açılan Subaru’ysa bir ihtimal yardım edebilirim umuduyla onu kendine yaklaştırmaya niyetlendi.

Sebep buradan kaçma fırsatlarını yitirmemek miydi, yoksa ayağını kaybetmenin acısıyla haykıran kız için duyduğu endişe miydi, bilemiyordu.

Ama her hâlükârda bu ani eylemi doğru düzgün gerçekleştirmeyi bile başaramamıştı.

Subaru: “Gaguh.”

Bir ses duyar gibi olduğu saniyede boğazı, çığlık attığı andakinden de büyük bir ısıyla kavruldu. Ve boynundan fışkıran kanlar boğazını tıkadı, onu konuşamaz veya nefes alamaz hâle getirdi.

Olbart: “Benden kaçmanıza izin veremem, başım derde girer sonra. Senin kellen o tilki kızın üstesinden gelmeye yetecektir eminim.”

Diyen Olbart’ın parmağı Subaru’nun alnına bastırdı. Ve bunu yaptığı saniyede de eğilen başı öne doğru düşerek gücünü yitirmiş dizlerinin üzerine iniş yaptı.

Evet, boynundaki ufak bir deri parçasının hâlâ tutmakta olduğu kellesi artık kucağında oturuyordu.

Olbart: “Tıpkı bir idakikubi gibi.”

Subaru, önce gülemediği korkunç bir şaka işitti, sonra da hiçbir şey işitemez hâle geldi.

Ve ardından——

Olbart: “Senin ve bu şehirdeki vatandaşların epey güçlü olduğu söyleniyodu sanki, ama… Benim köyümdekilerden güçlü müsünüz acaba?”

Yorna: “——Seni şerefsiz!”

Kulaklarına bir kez daha aynı sesler ulaştı.

Hemen yapması gereken şeyi biliyordu, Ruii yanına çekmeli ve…

Diye düşündüğü saniyede kuvvetli bir patlama sesi yankılandı.

——Dünyası parlak kırmızıya bürünürken de ıstırap bir kez daha Natsuki Subaru’yu içine çekti.

△▼△▼△▼△

——Aynı sesleri işittiği anda kulaklarını tıkamalı, gözlerini kapatmalı ve yüksek sesle bağırmalıydı.

O çaresizlik dolu on saniyeyi onlarca kez tekrar ettikten sonra ulaştığı hayatta kalma prensibi buydu.

Ama henüz bu yapboza bundan öte bir çözüm bulabilmiş değildi.

Olbart: “Senin ve bu şehirdeki vatandaşların epey güçlü olduğu söyleniyodu sanki, ama… Benim köyümdekilerden güçlü müsünüz acaba?”

Yorna: “——Seni şerefsiz!”

Olbart bir bomba fırlatıyor ve Yorna, o bombadan kurtulmak için kiserusunu sallıyordu. Kuvvetli bir darbeyi ayaklarıyla hissetmek de Subaru’ya geri döndüğünü ve kökleşmiş içgüdülerini takiben ne yapması gerektiğini anımsatıyordu.

Kulaklarını tıkıyor, gözlerini kapatıyor, yüksek sesle bağırıyor ve patlama darbesini karşılıyordu.

Kulak zarlarının iyiliği için kulaklarını tıkalı, göz kürelerinin iyiliği için gözlerini kapalı tutuyordu; yüksek sesle bağırmanın ne işe yaradığını bilmiyordu ama acı çekmediği ve her şeyin kırmızıya bürünmediği her anı bağırarak geçirdiği için artık bağırmama ihtimalini değerlendiremiyordu.

En ufak bir şeyi değiştirip de aynı acıyı tekrar tatma düşüncesine katlanamıyordu.

Zamanlama tutmadığında aynı fırsatı bir kez daha yakalamak için o çaresizlik dolu o on saniyeyi en az on defa tekrarlamak durumunda kalıyordu.

Ama artık yetmişti. Acıyla da korkuyla da işi bitmişti.

İşler hiç de kolaylaşmıyordu. Her defasında canı yanıyordu. Her defasında ödü kopuyordu. Ölüm, her defasında acının ve korkunun ötesinde onu bekliyordu.

Derken——

Rui: “Uau!”

Gözleri ve kulaklarının iyi durumda olduğu bir seferde üzerine atlamış olan Rui’nin bedenine tutundu.

Evet, bilmem kaçıncı seferde, ilk patlamadan sağ salim kurtulmayı başarmıştı. Gerisi, daha sonra neler olacağını hatırlatan bir olaylar döngüsüydü, bu yüzden ilk önce——

Subaru: “Shurikenler.”

Olbart: “İşimiz bitti sanma!”

Olbart’ın sesini işittiği saniyede her şeyi hatırladı.

Az sonra tek bir tanesi bile bir diğeriyle aynı yörüngede ilerlemeyen bir shuriken tufanı kopacak, dört bir yandan uçuşan o bıçaklar Subaru ve Rui’nin üzerine yağacaktı.

Ve o ondan fazla shurikenden tek bir tanesini bile yiyecek olurlarsa hareket edemez hâle geleceklerdi.

Yorna onları durdurmak adına harekete geçtiği saniyedeyse——

Yorna: “Böyle bir uçarılığa müsamaha——”

Subaru: “Yorna-san! Sorun yok!”

Avcuyla Yorna’nın hücumunu durduran Subaru, uzattığı eliyle başka bir noktayı işaret etti. Ve sonra da Rui’nin elini tutan avcunu tüm gücüyle sıkışıyla,  

Olbart: “——Nası yani!?”

Gerçekleşen ışınlanma manzaralarını değiştirdi ve Subaru ile Rui’nin az önce bulunduğu noktaya bir shuriken ulaştı.

Yaşananlara ve Rui’nin ışınlanışına dair hiçbir uyarı sinyali alamamış olan Olbart’ın gözleri şaşkınlık içerisinde açıldı. Evet, Olbart ışınlanma gücünden bihaberdi, Subaru ve Rui bunu bir sır olarak saklamıştı.

Subaru, daha önce o güç sayesinde kalenin içerisine kaçmıştı. Ama peşine düşen Olbart tarafından öldürülmüş olduğu için——

Subaru: “Bir kerecik bile olsa…”

Olbart gafil avlanabilmişti.

İşte böylece Olbart’ı iyice şaşırtacak şekilde,

Yorna: “Başka bir yere bakmaya iznin yok!——”

Olbart: “Çıh—— guah.”

Göğe süzülen Yorna’nın hiddetli tekmesi, doğruca tepesinden Olbart’a çullandı.

Ve ani bir tepki vermekte geciken Olbart’ın saldırıyı karşılamak için kaldırdığı bacağı vaktinde yetişemedi, bu da Olbart’ın tüm bedeninin darbeyi yiyerek ikiye katlanmasına sebep oldu. Kafasının arkası çatıya çakılırken yankılanan gümbürtüyle birlikte Olbart’ın bedeni Kızıl Lapis Kalesinin içerisine doğru düşerek gözden kayboldu.

Ancak o bile bu güçlü darbe sonucunda hasar almış olmalı derken——

Olbart: “Kakakakka! Ooof, of!”

Subaru: “Yok artık!?”

Subaru’nun Yorna’nın kritik bir darbe indirmesinin doğurduğu sevinçle haykırmasıyla Olbart’ın geri dönmesi bir oldu.

Kafasının çarpışıyla açılandan farklı bir delikle yukarıya sıçrayan Olbart’ın dişleri meydanda, sağ kolu da kana bulanmıştı.

Yorna’nın topuğu koluna indiği için o kısım ölü bir dal misali kırılıp şekilsizleşmişti.

Olbart’ın kolunun korkunç durumundan etkilenmemiş olmasıysa Subaru’da gözlerini kaçırma isteği uyandırıyordu. Bu esnada Olbart, kalan sol koluyla önü ve arkasındaki Subaru ve Yorna ikilisine eşzamanlı olarak shurikenlerini fırlatmaya başladı.

Elbette ki Subaru, buna tepki veremedi. Dolayısıyla Yorna, önce kiserusundan çıkarttığı dumanlarla kendisine yaklaşan saldırıyı savuşturdu, sonra da parmağını sallayıp kiremitleri havalandırarak Subaru ve Rui’yi korudu.

Derken——

Olbart: “Buyur, kendisi doksan yaşında.”

Diyen Olbart, bir anda şiddete başvurdu.

Ve kana bulanmış sağ kolunu uzattığı gibi sol elindeki kunaiyle dirsek hizasından keserek kanlar püskürte püskürte Yorna’ya doğru fırlattı.

Yorna: “————”

Bu manzarayla yüzleşen Yorna ise anlık bir karar almak durumunda kaldı.

Yani ya o koldan kaçınacak ya da onu savuşturacaktı.

Lakin——

Olbart: “Maalesef iki seçenek de mümkün değil.”

Yorna: “Guhh?!.”

Yorna daha uçan kolla ilgili kararını gerçeğe dönüştürme fırsatı bulamadan ayaklarının altında bir patlama meydana geldi. Patlama noktası ise Olbart’ın düşmesine yol açan az önceki darbeyle açılmış olan ve alt kata uzanan delikti.

İşte oradan kelimenin tam anlamıyla fışkıran muazzam rüzgâr seli, Yorna’nın kimonosunu parçaladı.

Olbart: “Bu temel bi shinobi prensibidir. Sağ ile sol arasında seçim yapman icap ederse yukarıyı seçmen gerekir.”

Yorna: “Seni, arsız ihtiyar!..”

Tüm bedenini kuşatan rüzgâr bıçakları tarafından kimonosu parçalanan Yorna’nın yanakları kırıştı. Ve bu hâlde adımını atıp uçan kol blöfünü görmezden gelerek Olbart’a hücum etmeye çalıştı.

Ancak Yorna’nın hücuma geçtiği Olbart, bir nefes alarak şöyle dedi: “Ah evet”,

Olbart: “İki seçenek de mümkün değil derken yalan söylemiştim.”

——Ve hemen ardından Olbart’ın uçmakta olan kolu, içeriden şişerek patladı.

Yorna: “——Hık.”

Subaru: “Yorna-san!!”

Hemen altında meydana gelen patlama Yorna’nın bedenini uçurmuştu. Onun sendeleyerek çatıdan yuvarlanışı karşısında gözleri irileşen Subaru’nunsa donuk boğazından bir feryat yükselmekteydi.

Olbart’ın düştüğü çukur, kestiği kol, tüm bunlar kullanıma hazırlanan birer tuzaktı.

Subaru, shinobileri ninja olarak bellediği andan bu yana fazlasıyla belalı rakipler olacakları düşüncesindeydi. Ama bu denli “acımasız” olacakları hiç aklına gelmemişti.

Ve Olbart’ın dönüşüyle neredeyse senkronize hâlde ürpermeye başlamıştı.

Subaru: “——Rui!”

Olbart’ın dönüşünü tamamladığı ve gözlerindeki merhametsizliği gördüğü andaysa Rui’ye seslendi.

Elini sımsıkı tutarken ikinci ışınlanmanın müdahalesiz şekilde gerçekleşebilmesini umuyordu. Araya biraz mesafe koymak adına Olbart’tan olabildiğince uzak rastgele bir noktayı işaret edişiyle de——

Rui: “Auau.”

Rui’nin ışınlanma gücü devreye girdi ve her ikisinin bedeni de göz açıp kapayıncaya dek yer değiştirdi.

Ulaştıkları yer, Olbart’tan bir hayli uzak ve görüş alanının dışında bir noktaydı. Kaleye sığınmak hayatta kalmalarını sağlamayacağı için ilk patlamadan kaçtıktan sonra mesafelerini koruyup zaman kazanmak ve Yorna’nın Olbart’ı durduracağını ummaktan başka bir çareleri yoktu.

Ancak——

Subaru: “Eh?”

Mide bulantısına direnmeye çalışan Subaru, ayak ucuna bir şeyin çarptığını hissetti.

Kendisine çarpan şeyi gördüğü andaysa gözleri faltaşı gibi açıldı. O şey küçük, yuvarlak, siyah bir toptu.

Daha önce kendisine defalarca çarpmış ve onu çaresizliğin derinliklerine fırlatmış bir şeydi.

Olbart: “Bi süredir gözüm üzerinizdeydi. Senin işaret ettiin yere uçuyosunuz. Bunu nasıl yaptıınız hakkında hâlâ hiçbi fikrim yok ama.”

“Bu yüzden topu senin işaret ettiin yere fırlattım işte.” diyerek omuz silkti.

İhtiyar canavarın bu hareketiyse eksik kolu nedeniyle pek de dengeli olamadı.

Rui: “Uau.”

Derken Rui, bir kez daha Subaru’ya seslendi.

Ve hemen ardından ayaklarının dibinde patlayan kara toptan bir ışık saçıldı, cama benzer sayısız parçacık yayıldı, Subaru ve Rui’nin bedeninde onlarca, yüzlerce, binlerce kesik yarattı.

Kıpkırmızı kanlar etrafa sıçradı ve parçacıkların Subaru’nun gözleri ve ağzına uçuşuyla kendisini kuşatan keskin acı tüm bedenini sakatlayarak uzuvlarını parçalara ayırdı.

Olbart: “İçinde ne olduunu görmek için tadına bakman gerekir. İlginç diil mi?”

Ve bir kez daha kırmızıya bürünen acı, Subaru’ya akıl sağlığını sorgulattı.

Olbart: “Senin ve bu şehirdeki vatandaşların epey güçlü olduğu söyleniyodu sanki, ama… Benim köyümdekilerden güçlü müsünüz acaba?”

Yorna: “——Seni şerefsiz!”

Aynı sesler yeniden işitildi.

Subaru: “——Hık.”

Subaru da bu sesleri işittiği anda kulaklarını tıkadı, gözlerini kapattı ve ağzını kocaman açtı. Ancak yüksek sesle bağırmadı. Yalnızca kulak tırmalayıcı bir ses çıkarttı. Yine de patlamanın uğultusu ve buna eşlik eden rüzgâr, üzerine akın etti.  

Tüm bedeni püskürtülürken popo üstü çatıya çakıldı. Kurallarına uyamamıştı. Çığlık atamamıştı. Kırmızılığın ve acının geleceğinden korkuyordu. Yalnızca——

Rui: “Uau.”

Hafif bir dokunuşla sıçrayarak derin bir nefes verdi.

Ve gözlerinin, kulaklarının ve bedeninin geri kalanının durumunu kontrol etti. Yüksek bir ses çıkarmamış olmasına rağmen göz küreleri ve kulak zarları iyi durumdaydı. Demek ki sesinin bu işle hiçbir ilgisi yoktu. Belki de olay ağızda bitiyordu.

Bilmiyorum. Bilmiyorum, ama——

Subaru: “Guuhhh…”

Rui’yi kucaklayan Subaru’nun sıkılı dişlerinin arasından hıçkırıklar kaçıyor, patlamadan sağ çıkmanın bir yolunu bulamıyordu.

Ve bir yol bulmayı beceremediği için de ağlıyor, korkup siniyor, bir kez daha hareket edemez hâle geliyordu.

Olbart: “Vah vah, çocukların ağlama sesine hiç tahammül edemem. ——Kapa çeneni.”

Böylece kaçınılmaz “ölüm” bir kez daha Natsuki Subaru’yu kollarının arasına aldı.

△▼△▼△▼△

Kırmızı ve acıdan oluşan döngüleri yineleyip duruyor, çaresizliğin, acının, zorluğun, ıstırabın ve korkunun tadına tekrar tekrar varıyordu; ama bunca birikime rağmen yine de aradığı şeye ulaşamıyordu.

Yorna: “——Sev beni. Hemen şimdi.”

Darmadağın hâldeyken bu şekilde yardım almanın kıyısına geldiği kaç sefer olmuştu?

Kendisine söylenen şeyi yapamadığı her bir seferde hüzün dolmuştu.

Rui: “Uau! Uaau!”

Çaresizce Subaru’nun kolunu çekiştiren Rui, bir şekilde onu ölümden koruma, hayatta tutma mücadelesi veriyordu.

Bu yüzden bu yaşanamadan öldükleri her sefer çok acı verici oluyordu.

On saniyelik ölüm ve çaresizlik tekrar tekrar, tekrar tekrar onları buluyordu.

O kırmızı dünyada hüküm süren tek his acıydı; duyduğu çaresizlik hissiyle ne kadar gayret ederse etsin sona ulaşamıyor, kaç tekrar olursa olsun yolun sonunu göremiyordu.

Akıl sağlığını yitirmenin eşiğine gelmiş gibi hissediyordu. Kalbi atmayı kesecekmiş gibi geliyordu.

Bu, Ölümden Dönüş değildi.

Natsuki Subaru’yu kuşatan bu şey, Ölümden Dönüşten farklıydı.

Ölümden Dönüşün bir merhamet göstergesi olduğuna inanmayı zerre kadar arzulamıyordu.

Ama şu on saniyeye ve sonu gelmez kayıp artışına kıyasla öyleymiş gibi de duruyordu.

——Bu sevgiden yoksun bir eylemdi; öyle ki asıl Ölümden Dönüşün içerisinde sevgi varmış gibi görünüyordu.

△▼△▼△▼△

Olbart: “Senin ve bu şehirdeki vatandaşların epey güçlü olduğu söyleniyodu sanki, ama… Benim köyümdekilerden güçlü müsünüz acaba?”

Yorna: “——Seni şerefsiz!”

Aynı sesler bir kez daha işitildi.

Olbart’ın kayıtsız sesi ile Yorna’nın gergin sesi.

Böylece ani acı ve kayıp hissi ortadan kayboldu ve Subaru kısacık bir süreliğine, yalnızca bir iki saniyeliğine, mavi göğe ve acıdan yoksun bir bedene kavuştu.

Beyindeki uyuşukluk, ölümden önce mütemadiyen atılan çığlıklar, dizlerin bağının çözülüşü.

Neyse ki artık ruhuna kazınmış olan koşullu refleksler Subaru’nun gözlerini kapamasına, kulaklarını tıkamasına ve çığlık atmayı sürdürerek ağzını açık tutmasına imkân tanıyordu.

Yorna: “HaAAAaaa!!”

Yorna bağıra bağıra kiserusunu sallıyor ve Kaos Alevi göğünde birkaç alev öbeği doğuyordu.

Sıcak hava, şok dalgaları ve patlama sesi Subaru ile Rui’yi yıkıyor ama Subaru kaç kez denerse denesin poposunun üzerine çakılmadan edemiyordu.

Rui: “Uau!”

Subaru popo üstü düştüğü anda da Rui’nin hafif bedeni üzerine atılıyordu.

Bunu kabulleniyor, ona sımsıkı sarılıyordu. Artık bu da koşullanmış bir refleksti. Allah bilir kaç kez öldükten sonra insani sıcaklığı özlediği kesindi. Hepsi bundan ibaretti.

Başka bir sebep yoktu. Hı hı, yoktu. Ve bu yüzden azı dişlerini sıkmaktaydı.

Subaru: “Bundan sonra…”

Rahatlamaya ayıracak vakti olmayacak, Subaru’yu öldürecek olan saldırı hızla ulaşacaktı.

Olbart: “İşimiz bitti sanma!”

Olbart, işte bu sözlerle birlikte shurikenlerini Subaru ve Rui’ye doğru fırlattı. Dört bir yandan yaklaşan o bıçakların sayısının onu aştığını da bir çocuğun yumuşak tenini rahatlıkla lime lime edebilecek keskinlikte olduklarını da biliyordu.

O shurikenler tarafından öldürülmeyi defalarca deneyimlemişti. Ama hangi acıya karşılık geldiklerini anımsayamıyordu. Tek bir acısız ölüm bile tatmadığı için bunun cevabını bilemiyordu.

Yorna: “Böyle bir uçarılığa müsamaha gösteremem.”

Subaru kafa karışıklığıyla boğuşurken Yorna, sırtı Subaru’ya dönük şekilde araya girdi.

Tüm shurikenleri elindeki kiseruyla savuşturduktan sonra da Olbart’a misilleme olarak çatıdaki kiremitleri havalandırdı, onu her iki taraftan gerçekleştirdiği saldırılarla olduğu yerde tutmaya çalıştı.

Olbart: “Kakakakka! Ne şaşaalı bi gösteri, cidden ilgi çekici bi teknikmiş!”

Ancak Olbart, saldırıdan kaçınmak için çevikliğinden faydalandı.

Subaru’nun geciken tepkisi nedeniyle yaşananlar aynı şekilde ilerliyordu. Fakat Subaru’nun daha önce sayısız kez tanık olduğu bu duruma müdahale etmesinin hiçbir yolu yoktu.

Yorna saldırıya uğramak üzere olduğu seferde de onu korumaya kalktığı seferde de Kalenin içerisine kaçmayı başardığı seferde de kafası karman çorman olduğu için Olbart’ın üzerine atıldığı seferde de ölmüştü.

Ya tüm yolların, tüm eylemlerin sonu ölüme çıkıyorduysa?

Olbart: “Ehh, benim böyle gösterişli şeylere ihtiyacım yok. Nihayetinde alına saplanan keskin bi iğne de bi insanı öldürmeye yeter.”

Yorna: “Sözlerin tilki kulaklarımı rahatsız ediyor. ——Öyleyse buna ne dersin?”

Olbart: “Oh.”

O sırada Yorna, çirkinleşen Olbart’ı tahrik edecek karşılığıyla birlikte topuğunu çatıya geçirdi.

Çatıdaki kiremitler teker teker havalandı ve ortaya çıkan yıkım tufanı tüm Kaleyi kuşatmaya başladı. Subaru, bu tufanın inanılmaz güçlü olduğunu da gayet iyi biliyordu. Ama Olbart’ı mağlup etmeye yetmiyordu.

Subaru: “Ne…”

…yapmalıyım? Anlayamıyordu. Acı verici, korkutucu şeylerin çok yakında bir kez daha kendisini bulacağını görebiliyordu.

Başarısızlık. Bundan nasıl kaçınılabilirdi? Kırmızı dünyadan, acı korosundan.

Yorna’ya yardım etmek istediği takdirde ona yük oluyordu.

Rui’yle birlikte kaçmaya çalıştığı takdirde yakalanıyordu.

Keşke zamanda biraz daha geriye dönebilseydi, o zaman asla Yorna’yla çatıya çıkmazdı. Yorna’yı kendi hâline bırakmış olsaydı, Abel ve diğerleriyle yollarını ayırmamış olsaydı, onlara Rui hakkındaki gerçeği anlatmamış olsaydı, Al, Medium ve Taritta küçülmemiş olsaydı, o orijinal Subaru olsaydı, Zikir, Flop, Mizelda, Kuna, Holly, Utakata, Priscilla, Rem, Rem, Rem, Rem, Rem——

Rem. Onu evine götürmeliydi ama gelin görün ki burada ölüp duruyordu.

Ya ölümün kaçınılmaz olduğu bir dünyada terk edildiyse, sonsuza dek ölüp durmaya devam etmek haricinde ne yapabilirdi, Natsuki Subaru’nun elinden ne gelirdi ki?

Ölüm, acı ve çaresizlik hissi Natsuki Subaru’yu tekrar tekrar tesiri altına alıp mahvediyordu.

Kalbi ve bedeni un ufak olacakmış gibi geliyordu, derken——

Rui: “Uau.”

Elini tutan genç bir kızın sıcaklığının usulca bedenine akışıyla yutkundu.

Ve o sıcaklık ansızın bir şeyi fark etmesini sağladı.

Evet, bu Natsuki Subaru için imkânsızdı. Ama…

Subaru: “——Ya geri kalan herkes burada olsaydı, ne yaparlardı?”

△▼△▼△▼△

Acı, kırmızı, korkunç, neden, ölüm.

Acı, kırmızı, korkunç, neden, ölüm. Acı, kırmızı, korkunç, neden, ölüm.

Acı, kırmızı, korkunç, neden, ölüm. Acı, kırmızı, korkunç, neden, ölüm. Acı, kırmızı, korkunç, neden, ölüm. Acı, kırmızı, korkunç, neden, ölüm.

On saniyelik çaresizlik, tekrar tekrar yinelenen bir zaman dilimi.

Sonu gelmez bir cehennem ıstırabı ve çaresizlik üst üste biniyor, Subaru’nun zihnini tekrar tekrar parçalama gayreti veriyordu.  

Ama Subaru, o on saniyelik çaresizliği defalarca tekrar ettikten sonra onun ötesinde yatan şeye ulaşmıştı.

Acı, kırmızı, korkunç, neden, ölüm. ——Ve bunların ötesi.

O on saniyelik çaresizliğin ardından pek çok olasılık dallanıp budaklanmıştı. Ama hâlâ acıdan nasıl kurtulabileceği sorusuna yanıt bulamamıştı.

Yeniden, tekrar tekrar ölmüştü. Tekrarlayan bir acı ve ıstırap döngüsü içerisinde can vermişti.

Hiçbir olasılık iş görmemişti.

Subaru her defasında Yorna’yı üzmüş, ilk önce Rui’nin ölmesine izin vermiş, sonra da ona katılmıştı.

——Ama o on saniyelik çaresizliğin ötesinde bir zaman dilimi de vardı.

İşte o zamanın tamamını kullanacaktı.

Ve tamamını kullanıp sonunda yine ölse de bir kez daha on saniyelik çaresizliğin ötesine, on birinci saniyeye ulaşacak ve kıymetli hayatını düşünecekti.

—— Geri kalan herkes burada olsaydı, ne yaparlardı?

Olbart: “Senin ve bu şehirdeki vatandaşların epey güçlü olduğu söyleniyodu sanki, ama… Benim köyümdekilerden güçlü müsünüz acaba?”

Yorna: “——Seni şerefsiz!”

Aynı sesler bir kez daha işitiliyordu.

Subaru o saniyede patlamaya direnmek için kulaklarını tıkadı, gözlerini kapattı ve ağzını açtı. Patlamanın etkisi ve uğultusu tüm bedenini tesiri altına aldı; buna karşı koyamayınca da poposunun üzerine çakıldı.

O saniyede küçük bir beden, “Uau!” diye bağırarak üzerine atıldı. Onu yakaladı, rahatlatırcasına kucakladı ve bu esnada beynini yokladı.

——Geri kalan herkes burada olsaydı, ne yaparlardı?

Subaru: “————”

Subaru küçülmüştü.

Kolları ve bacakları kısalmış, muhtemelen kafasının içi de bir çocuğa layık hâle gelmişti.

Orijinal Subaru olsaydı şimdiye birçok şey yapmış, birçok fikir geliştirmiş olabilirdi. Ama orijinal Subaru burada değildi. Dolayısıyla bunu telafi etmenin bir yolunu bulamıyordu.

Demek ki bu problem şu anki Natsuki Subaru tarafından çözülemezdi.

İşte bu nedenle——

Subaru: “Geri kalan herkes burada olsaydı…”

O ana dek pek çok sorunla karşılaşmış, pek çok hata yapmışlardı. Ama birlik olarak, varları yoklarıyla hepsinin üstesinden gelmiş ve bu noktaya ulaşmışlardı.

Şimdiyse Subaru yapayalnızdı. Neredeyse hiç kimseyi tanımadığı bir İmparatorluktaydı.

Ama Subaru’nun içinde, herkesten almış olduğu bir şeyler vardı.

Subaru: “Geri kalan herkes burada olsaydı…”

Ne yaparlardı?

Otto, Garfiel, Roswaal, Frederica, Petra, Clind, Annerose, Meili, Puck, Ram, Beatrice, Emilia, onlar ne yapardı?

Subaru: “Herkes burada olsaydı…”

Ne yaparlardı?

Julius, Anastasia, Eridna, Ricardo, Mimi, Hetaro, Tivey, Reinhard, Felt, Rom-jii, TonChinKan, Al, Priscilla, Wilhelm, Felix, Crusch, Liliana, Shaula, onlar ne yapardı?

Subaru: “Hepsi de çok güçlü.”

Olbart’la dövüşebilecek olan herkesin kendisini arkadan desteklemesini istiyordu.

Ama sıra Olbart’ın kurnazlığı ve absürt küçük numaralarıyla baş edebilecek o kişilerde değildi. Üzgünüm. Teşekkürler. Hepinizi seviyorum.

Subaru: “Onlar büyü yapabiliyor.”

Şu anki Subaru, Yorna’ya yardım etmeye kadir o kişileri taklit edemezdi.

Bir şeyler yapmak, Yorna’ya, o kibar insana yük olmamak istiyordu. Ama şu anda şifa büyüsünün sırası değildi. Üzgünüm. Teşekkürler. Hepinizi seviyorum.

Subaru: “Öyleyse…”

Ya asla pes etmeyen ve sonuna dek elinden gelenin en iyisini yapabilen herkesi taklit etseydi?

Tabii ya, neden o on saniyelik çaresizliğin ötesine, on birinci saniyeye ve hatta daha da ötesine geçebilmek için varıyla yoğuyla mücadele edebilenleri taklit etmesindi ki?

Yorna: “Böyle bir uçarılığa müsamaha gösteremem.”

Bir kiseru sallandı ve Subaru ile Rui’ye yaklaşan shurikenler tiz bir buluşma eşliğinde savuşturuldu.

O esnada Olbart’ın her iki yanındaki kiremitler havalanarak parçalama teşebbüsü içerisinde ihtiyar canavarı yerine mıhladı.

Subaru: “————”

Yorna ile Olbart arasındaki bu mücadeleyi izleyen Subaru’ysa kıymetli canını düşünmekle meşguldü.

Şimdiden tekrar tekrar pek çok kez ölmemiş miydi? Bu manzaraya defalarca tanık olmamış mıydı? Artık hatırlamak zor hâle gelse de acıyı hâlâ anımsayabiliyordu, öyle değil mi?

Düşüncesi bile bedeninin dehşetle donmasına yol açıyordu. İçi ürperiyor, ödü kopuyordu.

Donan, buz tutan bizzat Natsuki Subaru’nun varlığıydı âdeta. Ama——

Rui: “Uau.”

Elini tutan elden yayılan sıcaklık, Subaru’nun donarak ölmesine izin vermiyordu.

Ve donarak ölmediği için de herkesi hatırlayabiliyordu.

Yorna ve Olbart’ın mücadelesine müdahale etmesi imkânsızdı.

Yorna’nın kazanmasını istiyor olsa da o ve Rui, Olbart’ın hedefleri olarak araya giriyorlardı. Hem mücadele çoktan başlamıştı ve iki taraftan biri galip gelmedikçe gidişat değişmeyecekti.

Belki de her defasında galip gelen Olbart oluyor, Subaru ve diğerleri can veriyordu.

Peki yalnızca Subaru ve Rui’nin hayatta kalması yeterli olur muydu?

Emilia: “Muhtemelen bu da geeeerçekten yanlış olur. Yani, Yorna’nın da güvende tutulması lazım.”

Otto: “Daha iyi bir yol elbet olmak zorunda.”

Garfiel: “Düşünmeyi bırakiyim deme la.”

Ram: “Tam bir ahmaksın.”

Roswaal: “Bu noktada pes etmek gülünesiiii~ olur.”

Frederica: “Elbette ki her şey yoluna girecektir.”

Petra: “Hepimiz arkandayız.”

Meili: “Acı çekmek istemezsin, değil miiii?”

Clind: “Tüm savaşlar nihayete erer. Kaçınılmaz.”

Annerose: “Bir açıklık olmalı.”

Beatrice: “O açıklığı bulacağız, sanırım. Galibiyetin anahtarı o olacak, doğrusu.”

Subaru: “Galibiyetin, anahtarı.”

Kimin için? Elbette ki mücadele eden kişi için.

Öyleyse mücadele eden kişi kimdi, Yorna mı Olbart mı——

Subaru: “Yo.”

Rui: “Uu?”

Subaru: “Yoyoyoyo, HAYIR!——”

Subaru, boynunu döndüren Rui’nin önünde kuvvetle haykırdı.

Yo, hata etmişim. Hepinizi seviyorum. İşte bu yüzden——

Subaru: “Kazanan taraf——”

Derken kırmızı ışıklar ve acı bir kez daha gözlerinin önünde yayıldı ve sonra da——

Olbart: “Senin ve bu şehirdeki vatandaşların epey güçlü olduğu söyleniyodu sanki, ama… Benim köyümdekilerden güçlü müsünüz acaba?”

Yorna: “——Seni şerefsiz!”

Aynı sesler bir kez daha işitildi.

Subaru’ysa onları işittiği anda kulaklarını tıkadı, gözlerini kapattı ve ağzı açık hâlde yere çömeldi. Hemen sonrasında patlama sesi ve şok dalgası tüm bedenini etki altına aldı ama bu defa popo üstü düşmedi.

Ani bir hareketle ellerini yüzünden çekti, kafasını kaldırdı. Ve o sırada——

Rui: “Uau.”

Rui, Subaru için duyduğu endişeyle ve tedirgin bir ifadeyle üzerine atıldı.

Onu kollarının arasına alan Subaru da anında harekete geçti. Ve-

Subaru: “Teşekkürler.”

Rui: “Ah?”

Önüne doğru bakarak kullandığı bu kelime, Rui’nin kafasını iyice karıştırdı.

Subaru’nun tüm vücudunun yanışının, kemiklerinin açığa çıkışının, iç organlarının ezilişinin acısı hâlâ tazeydi. Kendini kontrol edemezse çığlık atacak, haykıracak, yerlerde yuvarlanacakmış gibi geliyordu.

Ancak——

Olbart: “İşimiz bitti sanma!——”

Diyen Olbart, tam da cebinden çıkarttığı shurikenleri fırlatmasına ramak kala Subaru ile göz göze geldi.

Zalim Yaşlı Adam, yani çocukların bile canını alabilecek kadar merhametten yoksun birinin gözleri. Ve defalarca çaresizliğin tadına varmış, şu anda bile ağlamamaya gayret eden bir çocuğun yaşlı gözleri.

İşte Olbart, o gözlerde bir şey görmüşçesine kafasını çevirdi ve sarı gözlerindeki ışıltı daha da yoğun hâle geldi.

Artık yalnızca Yorna’nın dikkatini çekmek için Subaru’yu bir araç olarak kullanmayacaktı.

Zalim Yaşlı Adam’ın amacı, fırlattığı shurikenlerle Natsuki Subaru’yu öldürmek hâlini almıştı.

Hiçbir numarası olmayan shurikenler ikiliye doğru uçmaktaydı.

Subaru’nun gözleri bu tehdidi algılayamıyor olsa da onların kendisine yaklaştığını hissedebiliyordu; bu yüzden kaldırdığı parmağı ile dosdoğru önünü—— Olbart’ı işaret etti.

Geri kalan herkes burada olsaydı, ne yaparlardı?

Geri kalanların hislerini hesaba katarak kıymetli canını düşünen Subaru’nun aklına bir şey gelmişti.

Ne kadar yıpranmış, güçsüzlük hissine ne denli batmış, ne büyük başarısızlıklar tatmış olursa olsun herkes Subaru’ya güveniyordu.

Ne utanmazlıklar yapmış, ne nahoş şekillerde acı içerisinde, fena hâlde, ağlayarak, haykırarak, altına işeyerek ölmüş olursa olsun herkes Subaru’ya inanıyordu.

Hepinizi seviyorum.

Kızıl Lapis Kalesinin tepesinde oynanan, tekrar tekrar ölmesiyle sonuçlanan bu on saniyelik çaresizliği ve on birinci saniyenin ötesini aşma oyununun; kazananı——

——Kazanan her zaman sen olursun, Ustam!

Subaru: “RUİİİ!!——”

Olbart’ı işaret eden Subaru, kurulan sıcacık bağın öteki ucundaki kıza seslendi.

Sonra da onun elini tüm gücüyle sıkışıyla—— dünya ansızın değişti.

Olbart: “——Lan!?”

Shurikenleriyle ölmüş olması gereken rakibin ortadan kayboluşuysa Olbart’ın hayretler içerisinde bağırmasına yol açtı.

Bu illegal bir teknikti, temkinli shinobinin hiçbir şekilde fark etmediği ve aklının almadığı bir hareketti. Olbart’ı kurnazlıkla alt etmenin tek yolu ışınlanmayı ilk defa kullanmaktı, çünkü ikinci bir seferde karşılık vereceği kesindi.

İşte böylelikle Rui’nin gücüyle ışınlanarak ilerleyen Subaru——

Subaru: “AHHHHHH!——”

Olbart: “Huoh?”

Kararlılıkla karşısındaki Olbart’ın ensesine yapıştı.

Çaresizce bir hayatta kalma teşebbüsüyle ufak tefek ihtiyara tutundu, onu bir yere bırakmayarak tüm gücüyle gri saçlarını çekiştirdi. Işınlanma anı öylesine beklenmedikti ki Olbart bile bu tutuşa tepki verememişti.

Küçülen Subaru kendisinden pek de uzun olmayan ihtiyara tutunmayı sürdürmek için elinden geleni yapıyordu.

Hâliyle Olbart onu üzerinden atmaya çalışıyordu. İşte o sırada serseme dönmüş olan Yorna, ikiliye doğru koşturmaya başladı.

Olbart: “Hey! N-noluyo! Oğlum!?”

Yorna: “Çocuklar! Hemen uzaklaşın! İhtiyar Olbart…”

Dediği anda Olbart’ın kolu Subaru’nun saçını kavradı ve onu zorla aşağı çekmeye çalıştı. Yorna ise buna bir son vermek istese de araya girmekten korkarak hamlesini geciktirdi.

Bu esnada çaresizce mücadelesini sürdürürken ikilinin tepkilerini pek fark etmeyen Subaru, sesini yükselterek——

Subaru: “——Ben kazandım!”

Diye bağırdı.

Olbart: “——Ne?”

O saniyede Olbart’ın Subaru’yu çekiştirmeye çalışan eli gevşedi, Yorna ise ne diyor bu merakıyla kafasını çevirdi.

Etrafındaki yetişkinlerin tepkilerini umursamayan Subaru, Olbart’a sımsıkı tutunuyor, onu bırakmayı reddediyordu.

Subaru: “Ben kazandım… Ben kazandım işte! Olbart-san kaybetti! Öyle değil mi!?”

Olbart: “Ama, ne anlatıyosun sen…”

Subaru: “Bir kere yapmanız yeter demiştin!”

Olbart: “Ha?”

Olbart’ı sarsmak için harcadığı enerjinin sonuna gelmek üzere olan Subaru, nihayet kafasını kaldırarak Olbart’ın gri saçlarla dolu ensesine doğru böyle söyledi. Heyecandan akan gözyaşları ve sümükleri ile küt küt atan kalbiyle uğraşırken boğazı acıyarak,

Subaru: “E-ebelemece oyunu işte! Saklambaçta seni üç kez bulmamız lazımdı… Ama ebelemecede bir kez yakalamamız yeterli olacaktı…”

Olbart: “————”

Subaru: “İşte bu yüzden! Ben kazandım! Seni yakaladım! Bu oyunun galibi benim! Olbart-san, Yorna-san, ikiniz de bana yenildiniz! İşte bu yüzdeeeen, kazanan beniiiiiim——”

Kendi kendine “ne aptalca bir mantık bu” diye düşünüyordu.

Her şeyden önce ebelemece yerine saklambacı seçen Subaru ile diğerleri olmuştu. Bir anda oynadıkları oyunu ve kurallarını değiştirmek gibi bir şey yapmak hiç adil değildi.

Evet, adil değildi. Ama başka bir yol bulabilmiş de değildi.

Ayrıca——

Subaru: “İlk önce Olbart-san hile yaptı…”

Olbart: “————”

Subaru: “İ-İşte bu yüzden, dediğim gibi, b-ben kazandım——”

Gözyaşları ve sümüklü burnu giderek katlanılmaz bir hâl alıyor ve sesi çatallanıyordu.

Ama buna rağmen Olbart’a tutunan kollarına tüm gücünü katıyor, bu sinsice galibiyetten vazgeçmiyordu. Hı hı, Olbart’ı yakalamış ve ebelemece oyununda galip gelmişti. O kazanmıştı.

Yorna: “——Şimdi ne yapacaksın, İhtiyar Olbart?”

O anda Yorna, sessizleşen Olbart’a bu soruyu yöneltti.

Ve göz ucuyla izlerken kiserusunun ucunu ateşleyerek tazecik, mor bir duman öbeği üfledi. Ciğerlerine dumanı çekerken çizdiği manzara, tıpkı mücadeleye başlamadan önceki kadar güzeldi.

Yine de Olbart’ın yanıtına bağlı olarak esasında hiçbir bağlantısı olmayan Subaru ve Rui’yi korumak adına mücadele etmeye razıydı.

Ayrıca Olbart’ın dertleri bununla da sınırlı değildi.

Rui: “Uau! Aa, uu!”

Olbart: “Acıdı bee!”

Subaru Olbart’ı çekiştiredururken onunla birlikte ışınlanmış olan Rui de Olbart’ın ayağına basmaktaydı. Ve Olbart’a diktiği yuvarlak gözleri olabildiğince kısıktı.

Olbart, Subaru’nun şikâyeti, Yorna’nın sorusu ve Rui’nin sert bakışları karşısında bir müddet sessizleştikten sonra kafasını sertçe kaşıdı.

Ve sonra da——

Olbart: “Başlamış bi oyunu yarıda kesme fikrinden hoşlanmıyorum diyen bendim. Sözlerimin bu şekilde kötüye kullanılmasını beklemezdim.”

Yorna: “——Vereceğin yanıt bu mu, İhtiyar?”

Diyen Yorna’nın sesi kısıktı ve gözleri Olbart’ınkiyle buluşmak üzere eğiliyordu.

Ancak bunu takiben hiçbir şey olmadı. Çünkü Olbart, olduğu yere çökerek bağdaş kurdu. Ve Subaru hâlâ sırtına tutunmayı sürdürürken dişlerini göstere göstere sırıtarak şöyle dedi:

Olbart: “Kakakakka! Kaybetmiş olduğum apaçık ortada. Kazanmamın veya kaybetmemin bi önemi yok gibi bi şey söyleseydim shinobiliğe layık olmazdım, hayvanın teki olurdum.”

Dedikten sonraysa göğe bakıp dizine vurarak “Kaybettim, kaybettim!” dedi.

İşte böylece mavi göğün altında, yavaşça toparlanan güzeller güzeli Kalenin tepesinde, on saniyelik çaresizliğin ötesinde akan bir saniye, iki saniye derken gelecek, ağır ağır ama emin adımlarla kazınıyordu——

Subaru: “Ben, kazandııııımmmm!..”

Subaru’nun burnu akıyor, ağlaya ağlaya haykırmaya devam ediyordu.

Sırtına tutunmakta olan Subaru’nun sözlerini dinleyen Olbart ise “Kakakakka!” diye gülerek,

Olbart: “Böyle söylemeye devam edersen tepem atacak bak. ——Kapa çeneni.”

Dedi ve Subaru’nun alnına bir fiske attı.

#Böyle bir çözümü hiç beklemiyordum 😀 Çılgın bir mücadele, büyük çaresizlikler, kan revan olan ortalık derken Olbart’ın üzerine atlayıp yakaladım seni diyerek olayı çözdü resmen bizimki. Olbart’ın bunu kabul etmesi de ilginç oldu. Ama öyle ya da böyle bu on saniyelik çaresizlik silsilesinin sonuna ulaşmış bulunuyoruz sanırım. Bakalım bir sonraki adım ne olacak, bizi şimdi neler bekleyecek… Hadi bir sonraki bölümde görüşmek üzere!

0 0 oylar
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
0 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar