Bildirimler Tümünü Okundu Say
Bildirimleri görmek için giriş yapın.
Ana Sayfa / Ana Hikâye/ Kısım VII, Bölüm 49 – “Yıldızlar Hizalandı”

Kısım VII, Bölüm 49 – “Yıldızlar Hizalandı”

1 Nisan 2023 122Okunma 32 dk okuma


※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Çevirmen: Clumsy

Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Al: “Lanet olsun! Onları hiçbir yerde göremiyorum!..”

Sokaktan göğe doğru bakarak sayısız iskeleyi tarayan maskeli oğlan—— yo, Al, öfkeyle haykırarak ayağını yere geçirdi.

Yaşanan akıl almaz durum tepesini attırmış, kalbinin öfkeyle kaynayıp çalkalanmasına yol açmıştı.

Absürt. Olup biten her şey için yapabileceği tek yorum buydu.

Medium: “Subaru-chin, Rui-chan…”

Öte yandan öfkesi apaçık ortada olan Al’ın aksine Medium, yüzü asık şekilde mırıldanmaktaydı.

Dansöz kılığındaki genç kız, az önce ortadan kaybolan ikili için duyduğu endişeyle kıvrılıp top olmuştu.

Ancak mırıldanışındaki duyguların doğası karmaşık ve karışıktı.

Yalnızca endişe taşıdığını söylemek zordu. Bu duyguların Subaru’nun kaybolmadan önce sarf ettiği sözcüklerle ilişkili olduğuysa kesindi.

Medium: “Rui-chan bir…”

Abel: “——Günah Başpiskoposuymuş.”

Medium: “——Hık.”

Dudaklarından istemsizce dökülen sözlerin devamını işiten Medium’un gözleri irileşti.

Medium’u umursamayan Abel de tıpkı Al gibi göğü izlemekteydi. Maskesini yeniden takmış ve yüzü gizlenmişti, hâliyle aklından neler geçtiğini anlamak imkânsızdı.

Bununla birlikte kavuşturduğu kollarına parmaklarıyla vuruşuna bakılırsa bu durumu hoş karşılamadığı açıktı.

Medium: “Abel-chin, o ikisi…”

Abel: “——Önceliğimiz bu durumu kontrol altına almak. Hareket biçimimiz değişmedi. Ama maalesef elimizdeki metotlar bir kez daha kesintiye uğradı.”

Diyen Abel, Medium’un güçsüz sorusunu soğuk bir ses tonuyla yanıtladı.

Subaru ve Rui’den açıkça bahsetmese de hemen onları bulmak gibi bir arzusu olmadığı belliydi.

Bunu duyan Medium, kalbinin derinlerinde hem stres hem de rahatlama duydu.

Bir yandan onlar için endişeleniyor, bir yandan da onlarla yüzleşmek zorunda olmadığı için seviniyordu.

Ayrıca şakasının bile yapılmaması gereken bir şeyin şaka olarak gülüp geçilemeyecek bir durumda kendisine söylenmiş olmasının dehşetini taşıyordu.

Al: “Onu bir başına bırakmak mı istiyorsun? Kardeşimi, hem de bir çocuğun aklına sahipken!”

Abel: “Ya ne yapacaktık? Bizim içerisinde bulunduğumuz durumun da bir farkı yok ki. Şimdiden uyarayım, Medium ve sen de işe yaramaz hâle gelirseniz sizleri de geride bırakmam gerekir.”

Al: “Guh…”

Abel: “Kiminle müttefik olup kiminle olmayacağımızı seçme hakkın olduğunu varsayma, soytarı.”

Söyleyecek bir şey bulamayan Al, kaçıp giden Subaru ve Rui’ye katılmak istese de Abel tarafından duygusuzca reddedilmişti. Bununla birlikte Al’ın odak noktası yalnızca Subaru’ydu; Rui’nin varlığı ikincil önem taşıyordu.

Bombadan farksız olduğu açığa çıkan Rui’ye yönelik tavırları gayet netti.

Al: “Kardeşimi o veletle yalnız bırakamam…”

Ağzını örterek kendi kendine mırıldanan Al’ın Rui’ye beslediği düşmanlık barizdi.

Medium’sa onun bu tavırlarına sitem etmek istiyordu ama kendisinin nasıl bir tavır benimseyeceğine karar veremiyor ve sessizliğinin içerisinde karakterine aykırı bir düşüncelilik yatıyordu.

Abel: “————”

Bu esnada göz ucuyla ikiliye bakan Abel, bakışlarını bir kez daha yukarılara çevirdi.

Artık ortada görünmeyen Subaru ve Rui, İblis Şehrinin içerisinde bir yerlere kaybolmuş, gözlerini diktiği bu karman çorman ortamda onlardan en ufak bir iz dahi kalmamıştı.

Abel: “Ahmak.”

Ağzından çıkan bu tek kelimeninse kime söylendiği meçhuldü.

△▼△▼△▼△

——İşte bu eşi benzeri görülmemiş durum süregelirken Subaru, arkadaşlarından ayrı düşerek kendi yolunu çizmekteydi.

Her şey çok anlık gelişmişti ve bunun geleceği adamakıllı düşünerek aldığı bir karar olduğu söylenemezdi.

Yine de aceleyle karara varıp aksini yaptığı takdirde bazı pişmanlıkları olacağı ortadaydı. Kesin olarak söyleyebileceği tek şey, pişman olmaktan kaçarak harekete geçmiş olduğuydu.

Ama şimdiden verdiği karardan “pişman olmaya” başlıyordu.

Çünkü——

Rui: “Au, uau!”

Subaru: “Kes şunu, Rui! Yeter artık!”

Rui’nin küçük bedenine bir boyunluk takan Subaru, onun kıvranıp duran bedenini çekiştiriyordu. Kızı uzak tutmaya çalıştığı kişiyse Rui tarafından alt edilinceye dek peşlerinden gelmiş ve artık bilincini yitirmiş olan bir adamdı.

Abel ve diğerlerinden ayrılan ikili, şehirdeki iskelelerin üzerinden atlayarak “çocuklaşan” Subaru’yu eski hâline döndürme amacıyla Olbart’ı ararken peşlerine bir düşman takılmıştı.

Görünen o ki takipçileri, “çocuklaşan” Subaru’nun da kaleyi ziyaret etmemiş olan Rui’nin de nasıl göründüğünden haberdardı. Yani Abel’in tahminleri doğruydu.

Başka bir deyişle Olbart ve Tanza suç ortağıydı ve ellerindeki bilgileri takipçilerine—— yani boynuzlu ırk mensuplarına da aktarmışlardı.

Bunun sonucunda da Rui’yle yalnız başına seyahat eden Subaru kovalanmış ve yakalanmasına ramak kalmışken——

Rui: “Uu!”

Rui’nin sokakta da sergilemiş olduğu mücadele becerisi tavan yapmış ve peşlerine takılan kişiler hızla etkisiz hâle getirilmişti.

Aslında bu başlı başına bir lütuftu. Subaru’nun mücadele gücü, uzuvları küçülmeden önce de hüsran uyandıracak düzeydeydi. Yorna Ruh Evliliği Tekniği aracılığıyla onlara gücünün bir kısmını verdiği için, şehrin nasıl dövüşeceğini bilmeyen vatandaşlarıyla bile boy ölçüşemezdi.

Ama şöyle bir sorun vardı, Rui takipçilerini etkisiz hâle getirmiş olsa bile saldırmaya son vermiyordu.

Rui: “Auu…”

Subaru: “Bana ‘auu’ falan deme! Böyle devam edersen ölecekler! Bu insanlar yalnızca korkuyor, hepsi bu. Onları öldürmen hiç hoş olmaz!”

Rui: “Uu.”

Bacakları titreyen Rui, Subaru’nun uyarısını işiterek sakinleşti.

Subaru, onun söylenenleri anlayıp anlamadığını bilemiyordu ama her hâlükârda öfkelendiğini anlamış gibi görünüyordu. Bunu görerek yerdeki rakipleriyle ilgilenmek için harekete geçti.

Tabii elinde ilkyardım kiti olmadığı için yapabileceği tek şey, yatan adamın kafasını yukarı kaldırmak ve yarasından akan kanları silmekti.

Subaru: “…Bu insanlar da aynı…”

Rui: “Uau?”

Subaru: “Onlar da çaresiz. Dünyadaki yerlerini yitirmek istemiyorlar.”

Bu genç adam, koyun adam, Rui’nin hırpaladığı geyik adam derken hepsi 19-20 yaşlarındaydı, yani orijinal Subaru’dan pek farkları yoktu. Hanın dışındakiler ve sokakta Subaru’yu fırlatmış olan koyun oğlansa farklı farklı yaşlardaydı ve onların arkadaş olduğunu düşündüren hiçbir nokta yoktu.

Ama katı bir bağlantıları vardı. O da kafalarının üzerinden çıkan boynuzlarıydı.

Kişiye bağlı olarak bir veya iki boynuz çıkabilse de boynuz boynuzdu.

Bunun hayatları üzerindeki etkisiyse Emilia’nın çektiklerini bilen Subaru’nun alay edebileceği bir şey değildi.

Subaru: “Rem’in burada olmaması iyi olmuş sanırım.”

Oni Klanının bir ferdi olarak Rem de alnında karakteristik bir boynuz taşıyordu.

Bu canavar adamların aksine onun boynuzları sürekli dışarıda değildi ama boynuzlu bir ırk mensubu olarak onların tecrübelerinden tamamen farklı bir hayat sürmemiş olması mümkündü.

Ram veya Rem’den böyle bir şey duymuş değildi gerçi.

Subaru: “Ram’ın herhangi birinin fikirlerini umursayacağını sanmam.”

Ram başına buyruk biriydi ve dış dünya onun boynuzu hakkında ne derse desin alaylı bir “Ha!” ile söylenenleri onlara yutturacağı kesindi.

Evet, bir ırka veya ünvana bağlı olmayan gücüyle bunu yapacağı kesindi.

——Belki de böyle bir kız, Rui hakkındaki gerçeği öğrendiğinde sakinliğini koruyabilirdi.

Subaru: “…Aptalın tekiyim.”

Rui: “Uau.”

Yumruğuyla alnına vuran Subaru, utanç verici ve bencilce düşüncelerine bir son verdi.

Yanı başında çömelmiş hâlde bu hareketi gören Rui ise kafasını kaldırdı.

Ram orada değildi. Emilia, Beatrice ve geri kalanlar da öyle.

Subaru’nun en yakınındaki Rem bile hâlâ Guaral’da, buradan çok uzaklardayken—— kendisini orada olmayan birine bel bağlayarak rahatlatmanın hiç sırası değildi.

Subaru: “Neyse, burada durup dikkat çekemeyiz. Bir an önce saklanmamız lazım.”

Dürüst olmak gerekirse orijinal planı gereği kaçıp saklanmak zaman kaybıydı. Normal şartlarda yapması gereken şey, kaçıp saklanan kişiyi bulmaktı.

Ama gelin görün ki Subaru, kovalanan kişi olmuştu.

Subaru: “Abel bizi aramıyor olabilir… sanırım. Muhtemelen öfkelenmiştir ama Olbart-san’ı bulmanın daha önemli olduğuna inanıyordur herhâlde.”

Rui: “Au.”

Subaru: “Taritta-san’ın yanına mı gitsek ki? Taritta-san bu tuhaf şehirdeki tipler tarafından kovalanıyordu… Yo, bu da fayda etmez.”

Elini kafasına yerleştiren Subaru böylece her şeyden bihaber Taritta’ya katılma fikrini de askıya aldı.

Taritta’ya Abel ve diğerleriyle birlikte olmama sebebini başarıyla açıklayabileceğini zannetmiyordu. Yalan söylemek zorunda kalacak ve yalan söylemek de sorunlarını çözmeyecekti.

Yani Taritta ihtimal dışıydı. Rui’nin bir Günah Başpiskoposu olduğunu öğrendiği anda onu bir tehdit olarak görecek ve tıpkı diğerleri gibi kendisini ondan uzaklaştıracaktı.

Subaru: “Taritta-san için endişelensem de Abel ve diğerleri onu arayabilir diye düşünüyorum.”

Şu an için daha yeni ayrılmış olduğu Abel ve diğerlerine katılmak istemiyordu.

Rui konusunda ne yapacağına dair bir yanıt bulmadıkça işlerin değişmeyeceğine inanıyordu. Ayrıca bir kez daha tartışarak herkesin nefret ettiği kişi olmak istemiyordu.

Zamanında herkesi ikna etmeyi başaramamış olan eski benliği de nefret edilmek istemezdi.

Subaru: “Rui, hadi gidelim. “Manzarası güzel bir çukurdaki” Olbart-san’ı bulmamız gerekiyor.”

Rui: “Uau.”

Diyen Subaru, Rui’nin elini tutarak onu çekiştirmeye başladı.

İlk etapta nereye gideceğine dair hiçbir fikri olmasa da Rui gücünü—— Oburluk Otoritesini açığa çıkardıktan sonra gerginliği iyice artmıştı.

Bu nedenle——

Subaru: “Ölmek istemiyorsan yakınımda kal. Ben de senin ölmeni istemem… şimdilik.”

Rui: “Aa, uu.”

Rui söylenenleri anlasa da anlamasa da başını sallayarak onay verdi. Subaru’ysa onun gülümseyen yüzü karşısında derin bir nefes verdi.

İki çocuk, bir bilmeceyi çözme umuduyla tuhaf bir şehirde amaçsızca dolanıyordu——

Subaru: “Kendimi gerçekten de kaybolmuş bir çocuk gibi hissediyorum.”

Ve elinden bu şekilde mırıldanmaktan başka bir şey gelmiyordu.

△▼△▼△▼△

——Subaru ve Rui’nin kaçış ve kovalanışı karmaşık bir hâl almaya başlamıştı.

Sebep belki Subaru’nun şehrin düzenini idrak edemeyişi, belki yoldaşıyla iletişim kurmakta zorlanması, belki de şanssızlığıydı.

Her hâlükârda İblis Şehrinin içerisinde kovalanıyor, “manzarası güzel çukuru” bulamıyor ve zamanı anbean tükeniyordu.

Subaru: “Rui! Savaşmayı kes! Koş, koş, koş, koş!”

Rui: “Au! Uh!”

Rui fırlarken Subaru, kelimenin tam anlamıyla ona toslayarak durmasını sağladı.

Ardından ufak sırtına atladı, onu kendisini sırtında taşıyacağı bir pozisyona zorladı. Rui de onları kovalayanlardan kaçmak için yukarı doğru sıçrarken düşmemesi için Subaru’nun bedenini destekledi.

???: “Kaçmalarına izin vermeyin!”

Peşlerinden koşarken bu şekilde haykıranlar, İblis Şehrinde devriye gezen boynuzlu canavar adamlardı.

Görünen o ki takipçileri yalnızca boynuzlulardan ibaretti. Subaru, boynuzu olmayan pek çok İblis Şehri vatandaşı görmüştü. Ve onların Subaru ile Rui’yi yakalama emri almadığı anlaşılmıştı.

Subaru: “Tanza bunu hür iradesiyle yapıyor anlaşılan…”

Tanza genç bir geyik kızdı ve Subaru, Yorna’nın sekreteri gibi bir şey olmasına rağmen komutasındakilere yaptırabileceklerinin bir sınırı olduğunu düşünüyordu.

Sonuç olarak Kaos Alevinin tüm vatandaşları “öyle” olsaydı kaçmalarının hiçbir yolu olmazdı. Görünüşe göre genç kız, gücünü ne denli kötüye kullanabileceği konusunda sınırları zorluyordu.

Ve bu hâliyle bile köşeye sıkışıyorlardı. Subaru’ya kalırsa birazcık kendisini tutsa hiç fena olmazdı.

Subaru: “Ah… Peşimizdeler! Rui, saldırma! Buradan uzaklaşmalıyız!”

Rui: “Uu?”

Subaru: “Neden olmasınmış! Her şey yüzünden! Aman neyse, böyle olmayacak!”

Sırtında Subaru’yla binaların pencereleri ve çıkıntılı iskelelere basarak sıçrayan Rui, şehir boyunca daldan dala atlarken tek bir kişinin vermiş olduğu bu kaçış kararından pek hoşnut görünmüyordu.

Ama savaşırsak kazanırız demek ister gibi yüzüne baksa da Subaru, onu yanaklarını çekiştirerek protesto ediyordu.

Rui sahiden savaşacak olursa peşlerine takılanları mağlup etmeyi başarabilirdi.

Fakat bu durumda o kişiler canından olabilirdi. Rui onları bayıltıp bilinçsiz hâle getirecek olsa bile saldırısını bununla sonlandıracağının bir garantisi olmazdı.

Aslına bakarsanız daha az önce takipçilerini yüksek bir iskeleden fırlatarak aşağıdaki zemine bırakacakken Subaru tarafından durdurulmuştu.

Rui, bebeksi denilebilecek masumiyetini yitirmiş gibi görünmüyordu.

Ama bu masumiyete rağmen Oburluk gücünü geri kazanmıştı. Ve bu yaşananların orijinal “Rui Arneb’in” sinir krizlerinden hiçbir farkı yokmuş gibi görünüşü Subaru’yu dehşete düşürüyordu.

Bu Rui “Rui Arneb” olmaya geri dönecek olursa——

Subaru: “——Abel ve diğerleri haklı demektir.”

Bu durumda sokak sokak kaçmaya ve Abel ve diğerleriyle ilişkisini bozmasına lüzum olmazdı.

Rui olarak bilinen kızın varlığı, garip bir şekilde Subaru’nun endişelenmesini gerektiren bir şeydi.

Bu yüzden de nafileydi.

Subaru: “Artık, kimseyi öldürmene izin vermeyeceğim.”

Onun da adı Natsuki Subaru’ysa buna hayatta izin vermezdi.

Rui: “——Au.”

Subaru sırtına sımsıkı tutunurken Rui sessizce önüne bakıyordu.

Anlaşılan Subaru’nun önerisini yeniden değerlendirmiş ve az önceki sitemkâr tavrından vazgeçmişti. Şimdilik canavar adamları atlatmaya çalışıyor, ardı ardına atlayıp sıçrayarak, altın rengi saçları savrula savrula koşmaya devam ediyordu.

Ancak——

Subaru: “Amma da inatçılar!..”

Onları savuşturmak için harcadıkları tek çaba koşmakken normal olabilirdi ama peşlerindeki canavar adamlardan kurtulmakta zorlanıyorlardı. Araziyi tanıma avantajlarının yanı sıra gözlerindeki alev—— yani Yorna’nın Ruh Evliliği Tekniği sayesinde aralarındaki fark açılmak yerine kapanıyordu.

Subaru: “Böyle devam ederse——”

Yakalanacaklardı ve bunu düşünen Subaru, ne kalıcı ne de bebek dişi olan dişlerini sıkıyordu.

İşte o sırada…

???: “——Siz ikiniz, bu taraftan!”

Subaru: “Ha?”

Rui: “Au?”

Keskin hareketleriyle takipçilerini yanıltmaya çalışan Rui, tüm gücüyle duvarı tekmelemişti. Ama niyetlendiği şeyin işe yarayıp yaramadığını görme fırsatları olmadan iniş yaptıkları sokakta bir ses işitildi.

O sesin sahibi, Subaru ve Rui’ye doğru yaklaşan, ince suratlı genç bir adamdı. Ve ilk bakışta kafasında boynuz görünmese de bu, Subaru’yu rahatlatmak için yeterli değildi.

Subaru: “S-Sen…”

Genç Adam: “Takip ediliyorsunuz, değil mi? Görünüşe bakılırsa bu kişiler bayağııı ciddi. Size benden arkadaşça bir tavsiye, güzelce dinleseniz iyi edersiniz.”

Diyen genç adam, Subaru’nun temkinli görünümünü dostane bir gülümsemeyle karşıladı. Sonra da nefes nefese kalmış ikiliye parmağıyla yoldaki bir yük taşıtını işaret etti.

Daha doğrusu söz konusu taşıtın arkasındaki varillerin arasındaki boşluğu.

Genç Adam: “İkiniz de ufak olduğunuz için mutlaka sığarsınız.”

Subaru: “A-Ama orada saklansak bile…”

Genç Adam: “Vaktimiz kalmadı. Yıldızların hizalanışı her an değişir. Bu hizalanışı kabullenmek ya da ondan kaçınmak size kalmış tabii ki.”

Subaru: “————”

Genç Adam: “Ancaaaaaaak~, sizin için en iyi seçenek benimle gelmek olur diye düşünüyorum.”

Diyerek boş ellerini sallayan genç adam, benden zarar gelmez dercesine bir kahkaha attı.

Subaru’ysa o gülüşe güvenip güvenmemek konusunda epeyce tereddüt etti. Ama haklıydı, tereddüde harcayacak vakitleri yoktu.

Bu nedenle——

△▼△▼△▼△

???: “Bu taraftan gitmiş olmalılar!”

Bir grup kana susamış adam, kayıp kaçaklara dair bir iz arıyordu. Bu esnada gözlerine, bir aracın yakınlarında duvara yaslanıp dikilen bir genç takıldı.

???: “Hey sen, oradaki! Buradan iki çocuk geçti mi?”

Genç Adam: “Ha? Umm, benimle konuşmuyorsunuzdur herhâlde, değil mi? Kusura bakmayın ama şurada kısa bir mola vermiştim, hepsi bu…”

???: “Dedim ya, ben de bu mola sırasında onları görüp görmediğini merak ediyordum… Aman, unut gitsin!”

Gürültülü adımlarla araca yaklaşan öküz adam, genç adamın ilgisiz sözleri nedeniyle pes etmişti. Ama bu, gencin yakınlarındaki aracı görmezden geleceği anlamına gelmiyordu.

Böylece genci sorgulamaya son vererek araca odaklandı.

Öküz Adam: “Söylesene, ne taşıyorsun?”

Genç Adam: “Sence ne olabilir? Nasıl bir tüccara benziyorum?”

Öküz Adam: “Çıh.”

Kaypak gencin sözleri karşısında dilini şaklatan öküz adam, gözlerini araca dikti. Sonra da sağ gözü alevlenmiş hâlde varillerden birkaçını kucakladığı gibi kolaylıkla devirdi.

Büyük bir gümbürtü koparken dengesiz yüklerin dizilişi bozuldu. Variller sağa sola savrulmaya başladı; araçta gizlenen biri olduğu takdirde o varillerin ağırlığıyla ezileceği kesindi.

Bunu gören öküz adam elini varillerden çekerek,

Öküz Adam: “Verdiğim rahatsızlık için özür dilerim.”

Sözleri eşliğinde yoldaşlarıyla birlikte oradan uzaklaşmaya başladı.

Bu sırada genç adam, arkasından “Varilleri düzelt lütfen!” diye seslendi. Fakat karşı taraftan yanıt gelmedi, genç adam da dar omuzlarını silkerek,

Genç Adam: “Hayret bir şey yaa~, amma da kibirli tiplerdi, değil mi? Haklarında ne düşünsem bilemiyorum.”

Kendi kendine söylenen genç adam, ıssız sokaktaki aracına yaklaştı. Ve yüklerin arası yerine aracın altına eğilerek,

O noktada——

Genç Adam: “Dikkatsizce aracın arkasına saklanmamakta haklıymışsınız. Oraya saklanmış olsaydınız şimdiye tüm kemikleriniz kırılmış olurdu. Bu da bayağı can acıtırdı, öyle değil mi?”

Subaru: “…Böyle korkunç şeyler söylemesene.”

Rui: “Uu.”

Genç adam yüzünde bir gülümseme ve gamsız bir ses tonuyla bu kasvetli beyanda bulunurken Subaru ile Rui, gizlenmiş oldukları aracın altından emekleyerek çıkmaktaydı.

Araç varillerle dolu olduğu için orada saklanacaklarını düşünmek çok doğaldı. Subaru da ilk etapta bu komutu almış ve bunu denemiş ama sonra içine kötü bir his doğunca oraya saklanmamakta karar kılmıştı.

Subaru: “Kaçacak zamanımız da olmayınca aracın altına saklandım gitti.”

Genç Adam: “Bana kalırsa çok iyi bir karardı. Yalan söylemekte pek iyi değilimdir ve beni biraz zorladıkları takdirde gerçeği anında ağzımdan kaçırırdım.”

Subaru: “…Sorun yok, bizden biri olmadığın için senden başka bir beklentim de olmazdı zaten.”

Aracın altındaki tekerlere tutunup gizlenmiş olan Subaru, önce kendi elleri ve kıyafetindeki tozları silkeledi, sonra da Rui’nin bir o kadar kirli bedenini temizledi.

Takipçileri izlerini yitirmiş gibi görünüyordu, dolayısıyla yardımı için genç adama minnettar olmalıydı.

Subaru: “Ama, bize neden yardım ettin ki?”

Genç Adam: “Neden mi yardım ettim? Hmmmhm, neden, ha. Oh, çocukların kovalanmasını görmeye katlanamadığım gerçeğine ne dersin?”

Subaru: “Sonuna “ne dersin” ekliyorsan kesinlikle uyduruyorsundur…”

Genç Adam: “Foyam ortaya çıktı yani?”

Subaru’nun şüphe dolu bakışlarının muhatabı olan genç adam, canı sıkkın şekilde kafasını kaşıdı.

Sonra da acı acı gülümsedi. Ama Subaru’nun gördüğü üzere o, bir yarı insan değildi. Boynuzu olmamasının yanı sıra hayvani bir kulağı, teni veya pençesi de yoktu.

Ayrıca Kaos Alevine yabancıymış havası veriyordu.

Subaru: “Sen…”

Genç Adam: “Ah, uupps, bendeniz Ubilk. Benden şüphelenmek istemene anlam verebiliyorum ama söyleyebileceğim pek bir şey yok.”

Subaru: “Söyleyebileceğim pek bir şey yok derken?”

Ubilk: “Size yardım etmemin tek sebebi bunun iyi bir fikir olduğunu düşünmemdi.”

Diyerek gülen genç adam—— Ubilk, parmaklarını kül rengi saçlarının arasında gezdirdi.

Hareketleri ve yakışıklılığı Subaru’ya Ubilk’in düzgün bir iş sahibi olduğunu düşündürüyordu. Hafiften yıpranmış görünen seyahat kıyafetleri bile makul bir para karşılığında satın alınmış gibi duruyordu.

Bir yük aracının da olması nedeniyle Subaru’nun aklından “bir tüccar olmalı” düşüncesi geçiyordu.

Subaru: “Tüccarlık içgüdüsü denen şey mi bu?”

Ubilk: “Tüccarlık mı… Oh, ben mi? Hahaha, yo. Ben tüccar veya onun gibi bir şey değilim. Bu yük aracı da benim değil.”

Subaru: “Ha!? Ama o adamlara…”

Ubilk: “Benim ağzımdan ben tüccarım cümlesi çıkmadı ki. Bu aracın benim olduğunu da söylemedim tabii ki. Yalnızca burada duran bir araçtı, hepsi bu. Muhtemelen şuradaki dükkânındır, haksız mıyım?”

Ubilk bu sözlerin ardından en yakın dükkânı işaret ederek, “Şuradakinin mi acaba? Belki de oranınkidir?” dedi. Dalga geçiyor olsa da tam anlamıyla şaka yapıyor gibi de görünmüyordu.

Başka bir deyişle bu işten kurtulmak için blöf yapıyor izlenimi uyandırıyordu.

Rui: “Uau.”

Subaru: “Ah, aynen, haklısın.”

Subaru Ubilk’e ayak uydurmaya çalışırken Rui, beklenmedik bir şekilde kolunu çekiştirmişti.

Böylece Rui tarafından teşvik edilen Subaru, pervasız benliğini sorgulayarak orada öylece dikilmenin sorun yaratıp yaratmayacağını merak etmeye başladı.

Peşlerindeki kişilerden kurtulmuş olsalar da durum iyiye gitmemişti.

Subaru: “Neyse, yardımın için teşekkürler, Ubilk-san. Ama bir dahakine daha dikkatli düşünüp hareket etmelisin. Bu yüzden başının bayağı derde gireceğine eminim…”

Ubilk: “Neeee~ yani benim için mi endişeleniyorsun? O kadar mı gariban görünüyorum? Bence bayağı dünyevi biriyim ama sen aynı fikirde değilsin herhâlde.”

Subaru: “Yo, senden ya da bir şeylerden şüphelendiğimden değil de acelem var işte.”

Doğruyu söylemek gerekirse şüpheliydi.

Ama şüpheleri Ubilk’in Tanza ve Olbart’ın casusu olmasından ziyade onlarla hiçbir ilgisi olmayan tehlikeli bir yetişkin olabileceğine yönelikti.

Ve Subaru ile Rui iki çocukken şüpheli yetişkinlerle baş etmek bir hayli korkutucuydu.

Karşısında tehlikeli bir yetişkin varken Rui’nin onu ezip geçmesine mâni olamayabilirdi. Ve tabii tehlikeli yetişkinlerin icabına bakmak çocuklara çok fazla kaçardı.

Subaru: “Neyse, bizim biraz işimiz var, o yüzden bize müsaade. Yardımın için tekrar teşekkürler.”

Diyen Subaru, minnettarlığını dile getirdiği gibi Rui’yi elinden tutup çekerek yürümeye başladı.

Ancak——

Ubilk: “Lütfen, bir dakikaa~ bekleyin. Bu kadar kaba olmayın, birbirimize yardım edelim. Karşılıklı yardımlaşma ruhu harika bir şey bence.”

Diyen Ubilk, ince ve uzun bacaklarıyla koşturarak Subaru’nun önünü kesti.

Böylece Subaru’nun ‘şüpheli ve tehlikeli yetişkin’ radarı anında ötmeye başladı ve Ubilk’in yanında oluşunu sorguladı. Onun Ubilk’e karşı takındığı temkinli tavrı hisseden Rui de elini adamakıllı sıkarak “Uu?” dedi.

Rui’nin Subaru’nun onayını alır almaz fırlaması, Ubilk’i yere sermesi ve onu bir varile tıkması gibi bir senaryo mümkündü.

Subaru: “Ubilk-san, esnek biri misindir?”

Ubilk: “Ben mi? Şey, geçmişteki iş tecrübelerime göre bedenim ne kadar esnekse elimden de o kadar çok iş gelirdi, dolayısıyla esnek biriyimdir. Ama neden sordun ki?”

Subaru: “Yo, yo, bir sebebi yok… Peki birbirimize yardım etmek demişken, yardımımızı istediğin bir mesele mi var?”

Ubilk: “Oh, yooo~, onu kastetmemiştim. Karşılıklı yardımlaşma ruhu mevzusu öylesine ağzımdan kaçtı, aslında yardım talep etmiyordum. Ahaha.”

Subaru: “————”

Böylece ‘şüpheli ve tehlikeli yetişkin’ indeksi bir kez daha artış gösterdi.

Ve Subaru bu defa tehlikeli olmanın yanı sıra hiçbir şey yapmak istemeyen yetişkin indeksinin de açığa çıktığı hissine kapıldı.

Her hâlükârda fazla vakit geçirmek istemediği biri olduğu kesindi.

Ubilk: “Hahaha… Hayırdıııır~ ortam beklediğimden de fena soğudu. Etrafım sarıldığında kapıldığım hisse kapıldım. Onlar benden nefret ediyorlar. Sen de mi benden nefret ediyorsun?”

Subaru: “Eğer mümkünse aksini yeğlerim…”

Ubilk: “Ohhh~, dürüst çıktın. Eh, acelen varmış gibi duruyor, dürüst de biriymişsin ki ben dürüst insanlardan hoşlanırım, öyleyse hızlıca bir sohbet edelim hadi.”

Subaru: “——Hık.”

Diyen Ubilk, beline dek eğilerek yüzünü Subaru’nunkine yaklaştırdı. Subaru istemsizce yutkunup kafasını eğerken Rui de elini önüne uzatarak bir adım öne çıktı.

Sonra da Ubilk’in yanağına bastırarak onu bir “Uu!” nidasıyla tehdit etti.

Ubilk: “Uuuuuupss~, benden nefret ediyor. Kızlar arasında iyi bir ünüm olduğunu sanıyordum ama çoktan yoldaşı olanlar için işler değişiyormuş sanırım.”

Subaru: “…Ubilk-san, Rui’yi kızdırmasan iyi edersin. Bu kız göründüğünden çok daha güçlüdür.”

Ubilk: “Anlıyorum, ismi Rui-san demek.”

Ubilk başıyla onay verirken Subaru, onun bu yanıtı karşısında yutkundu.

İsmini öğrenmesinden yana bir sakınca olmasa da vermemesi gereken bir bilgiyi vermiş olduğunun farkındaydı. Nasıl bir yetişkin olduğunu bilmediği birine daha fazla bilgi vermek istemezdi.

Subaru: “Ubilk-san! Ciddi bir sohbet edeceğimizi söylemiştin, değil mi? Söyleyecek bir şeyin yoksa bizim artık gitmemiz lazım!”

Ubilk: “——Bugün sokaklarda yürümeyi hiiç planlamamıştım.”

Subaru: “Ne?”

Ubilk: “Ama her nedenseee~, kendimi amaçsızca dolanır ve hislerime dayanarak bir şeyler mi oluyor acaba diye merak eder hâlde buldum. O yüzden bir anlık dürtüyle buraya geldim ve bu aracın yanında biraz vakit öldürdüm. Ve sonra da…”

Derken parmaklarını alnına götüren Ubilk, onları önce narin göz kenarlarına, sonra pürüzsüz, beyaz yanaklarına, sonra da şekilli çenesine indirdi. Ve son olarak da onları şaklattı.

Subaru fark edilir şekilde sersemler, bu tavırları karşısında donakalırken de bu tepkiyle gülümsemesi yoğunlaşan Ubilk, şaklattığı parmaklarını sağdan sola sallayarak,

Ubilk: “Siz ikiniz bir anda tepemden atlayıverdiniz.”

Subaru: “————”

Ubilk: “…O da~ nesi, bunlar size hitap etmedi mi yoksa?”

Diyerek kafasını eğen Ubilk, sırasıyla tepkisiz kalan Subaru ve Rui ikilisine baktı.

Rui söylenenleri anlamıyor olabilirdi lakin Subaru için durum farklıydı. Onun sessizliğinin sebebi, bu yanıt karşısında tek kelime edemiyor oluşuydu.

Yaşananların altında büyük, kapsamlı bir sebep olabilir mi diye merak ediyordu.

Subaru: “Yani yalnızca yürüyüşe çıkmıştın, dinleniyordun ve biz geldik, öyle mi?”

Ubilk: “Haaa~, öyle de ifade edebilirsin sanırım. Amaaaa~, ben de şöyle ifade edebilirim sanırım ——Bence tüm bunlar yalnızca yıldızların rehberliğiydi.”

Subaru: “Yıldızların mı… kader gibi bir şey mi yani…”

Bu kulağa son derece romantik gelse de Subaru’nun omuzları çökmüştü.

Bir erkekle kadının hikâyesinin başlangıcından bahsediliyor olsaydı bunu romantik bulabilirdi ama ortada küçülmüş Subaru ile başından beri küçük olan Rui vardı. Tabii bir de acayip Ubilk.

Hâliyle bu hiç de romantik değildi.

Ubilk: “Seni hayrete düşürmüş olabilir miyim acaba?”

Subaru: “Yo, sorun yok. Ubilk-san’ın ciddiyeti pek ciddi sayılmasa da bir daha görmek istemediğim biri olduğu için beni çok rahatsız etmiyor.”

Ubilk: “Oldukça sert ve can yakıcı şeyler söyledin. Bu sivri dilliliğin bana eski bir arkadaşımı hatırlattı.”

Subaru: “Ubilk-san, senin arkadaşın da mı var?..”

Ubilk: “Ahaha, bu acıttı!”

Subaru kaba, dürüst düşüncelerini dile getirmeden edemese de Ubilk gücenmiş gibi görünmüyordu.

Ve Subaru, bir an için onun duygusal, açık sözlü ve ciddiyetsiz tavırları arasında arkadaşına yönelik karmaşık hisler de taşıdığı düşüncesine kapılmıştı.

Ubilk: “Neyse, burada karşılaşmamız bir nevi kaderdi. Hmmm~, işte bu! Ben aslında küçük danışmanlıklar yapma işindeyim. Ne dersiniz, bana danışmak istemez misiniz?”

Subaru: “Çok şükür! Hayır, teşekkürler… Televizyonda bu soruya evet demenin dolandırıcılara yaradığını duymuştum. İstemem kalsın!”

Ubilk: “Ben ısrarcı bir satıcı değilim ve buraya sizi kandırmaya gelmedim, tamam mı? Yalnızca bana düşen rolü yerine getirmeye çalışıyorum, hepsi buu~.”

Subaru: “Sana düşen rol mü?”

Ubilk: “Aynen öyle, bugün burada bulunmamın bir sebebi olmalı. Muhtemelen sana ve Rui-san’a bana danışma şansı tanımak içindir.”

Ubilk ardı ardına kafa sallıyor, ince kollarını kavuşturuyor ve bunu anlayan tek kişi kendisiymiş gibi hareket ediyordu.

Ama maalesef onun çıkarımı Subaru’nun aklına yatmıyordu. Çünkü ‘şüpheli ve tehlikeli yetişkin’ endeksi giderek değer kazanıyordu.

Mümkün olduğu takdirde Ubilk’i burada bırakıp kaçmayı yeğlerdi. Onun sayesinde takipçilerinden kurtulmuş olsalar da şimdi daha belalı bir rakibe düştüklerini hissediyordu.

Ubilk: “Oh, kaçmaya çalışmak fayda etmez. Eğeeeer~ kaçmaya kalkarsanız…”

Subaru: “Ee?”

Ubilk: “Bağırırım ve az önce burada olan gruba sizin yerinizi söylerim. Bu durumda başınız derde girer, haksız mıyım?”

Subaru: “Hem de fena hâlde derde girer!..”

Subaru, böyle bir şey olduğu takdirde Rui’yi özgür bırakmaya razıydı.

Tabii ki Ubilk’in ölmesine izin vermek istemediği için Rui’nin çığırından çıkmasını engellemek adına tüm gücünü kullanırdı ama Ubilk takipçilerine seslenmeye kalktığı takdirde son çare olarak bu yola başvurmaya da hazırdı.

Ayrıca——

Subaru: “Üzgünüm ama başımıza neler geldiğini bilmek istemezsin. Sana anlatacak olursam bu işin bir parçası olabilirsin ve bu konuda elinden bir şey geleceğini de sanmıyorum.”

Subaru ve Rui hiçbir şey yapmasa bile Tanza ve yoldaşları Ubilk’e zarar verebilirdi. Ve bu durumda bu, Subaru ve Rui’nin hatası olurdu.

Subaru, Ubilk’i bu duruma dâhil edemeyeceği düşüncesindeydi.

Ancak——

Ubilk: “Oh, endişe etmene gerek yok, bana bir şey olmaz. Size danışmanlık edeceğimi söyledim ama ben, detayları duymadan da işini görebilen bir danışmanım.”

Subaru: “Öyle bir şey mümkün müymüş ki!?”

Ubilk: “Peki, peki, madem sana yalan söylendiğini düşünüyorsun, öyleyse elini uzat bakalım.”

Subaru’nun endişeleri Ubilk’in umursamaz gülümseyişinin gölgesinde kalırken genç adam usulca Subaru’nun elini kavradı.

Sağ eli Rui’ninkini tuttuğu için Ubilk’e de sol eli kalmıştı. Onun ince uzun, kadınsı parmaklarının dokunuşuyla şaşkına dönen Subaru, telaşa kapılarak göz ucuyla Rui’ye baktı.

Rui: “Uu.”

Neyse ki Rui bir anda Ubilk’e saldıracak kadar asabi değildi, tabii yine de pür dikkat Ubilk’i izliyordu.

Bu da Subaru’nun her an patlayabilecek bir balonu andıran bir duruma göz kulak olması ve bir yandan da o balonu şişirmesi gerektiği anlamına geliyordu.

Subaru: “Umm, Ubilk-san, benim fazla vaktim yok, senin de öyledir…”

Ubilk: “Hayırdır~, bir anda beni de gerdin bak. ——Hâlbuki işim bitti bile.”

Subaru: “Ha?”

Rui’nin Ubilk’in ince boynunu izliyor oluşundan gerilen Subaru, bu teşvik sonrasında kolunun serbest kaldığını hissetti.

Ve elini bırakan Ubilk, avcunu usulca Subaru’nun yüzüne döndürerek,

Ubilk: “——Aradığın yanıt içinde mevcutmuş zaten.”

Subaru: “————”

Bu beklenmedik sözcükleri işiten Subaru’nun gözleri irileşti.

Onun kendisini anlamayışına şaşıran Ubilk ise “Ohhh~?” diyerek kafasını eğdi.

Ubilk: “Bu sana bir şey çağrıştırmadı mı acaba?”

Subaru: “Bir şey çağrıştırmadı değil de ne kastettiğini pek anlayamadım diyelim…”

Aradığı yanıt da belirsizdi.

Bu yanıtı orijinal dünyasındaki falcıların televizyonlarda söylediklerine benzetmişti. Herkes için geçerli şeyleri dile getirerek insanları dolandırmakta kullanılan yaygın bir cümleydi.

Subaru: “Dünyada bir yanıt aramayan pek fazla kişi olduğunu sanmıyorum…”

Ubilk: “Hmmm~, ben hayatın kendisi kadar büyük bir şeyden bahsetmiyorum. Maalesef yıldızların hareketlerini o denli iyi okuyabilen biri değilim.”

Subaru: “Yıldız falı gibi…”

Ubilk: “Belki de önünüzdeki problemle ilgilidir. Anlarsın ya, sonuçta ikiniz de takip ediliyordunuz, öyle değil mi? Bu da bir problem, haksız mıyım? Bu konuda ne düşünüyorsun?”

Subaru: “Ama, ben o insanların beni neden takip ettiğini biliyorum zaten——”

Belki de bir danışman olarak yeteneğine güvenen Ubilk, Subaru’nun iç düşüncelerini derinlemesine inceleyerek doğru cevaba yaklaşmaya çalışıyordu.

Subaru’ysa bundan pek emin olamıyordu; bir dolandırıcı numarasıymış gibi geliyor ama ciddiye alınca da kalbi hafiften sıkışıyordu.

Subaru: “————”

Ve o sıkışma, çok önemli bir şeye benziyordu.

Elbette ki küçük Subaru olarak düşüncelerine ne denli güvenebileceğini bilmiyordu. Ama küçük Subaru’nun “düşüncelerine” güvenmese de boyutu ne olursa olsun Subaru’nun “hislerine” güvenmesi gerekiyordu.

Subaru’nun şu anda yüzleştiği asıl problemse——

Subaru: “——“Manzarası güzel bir çukur”.”

Ubilk, Subaru’nun yanıtı zaten bildiğini belirtmişti.

Subaru, bunun ne tür bir dolandırıcılık olduğunu daha derinden araştırmaya çalışmıyordu. Hislerine kapılıyordu.

——Kalbindeki o hisse tutunur, ona bel bağlarsa aradığı yanıtı bulabilecek olmalıydı.

Rui: “Uau?”

Subaru: “Sanırım bulmuş olabilirim.”

Kendisini yanıtlayan Subaru’ya bakan Rui’nin şekilli kaşları çatıktı. Onun gücünü hafiften kazanmış sesini işittiği andaysa mavi gözleri irileşti ve yüzüne neşeli bir gülümseme yerleşti.

Yanı başından bu değişime tanık olan Subaru da derin bir nefes vererek Ubilk’e döndü.

Subaru: “Danışmanlığın işe yaradı.”

Ubilk: “Ohhh~, sevindim. Rahatladım da. Bu işi yapacaksam doğru düzgün yapmak isterim. Ee, hadi öyleyse?”

Subaru: “Tamamdır, hemen işe koyuluyorum. Her şey için teşekkürler, Ubilk-san. ——Hadi gidelim, Rui!”

Rui: “Auau!”

Tek gözünü kapatan Ubilk’e yanıt veren Subaru, Rui’yi elinden tuttuğu gibi hızla koşmaya başladı.

Nadiren duraksıyor, varıyla yoğuyla koşuyordu. Dönüp şöyle bir arkasına baktığındaysa muhtemelen kendisinden bu hareketi beklemiyor olan Ubilk’in gözlerinin irileşmiş olduğunu gördü.

Ve ona el sallayarak,

Subaru: “Ubilk-san, hakkında kötü hiçbir şey söylemeyeceğim, hadi evine dön artık! Ayrıca pek de tehlikeli görünmüyorsun, hadi kendine iyi bak ve insanları dolandırmaya bir son ver!”

Ona minnettarlıkla verebileceği tek şey bu “öğüttü”.

△▼△▼△▼△

Bu sırada Ubilk, oğlanla kızın aceleyle uzaklaşışını izliyordu.

Ubilk: ““İnsanları dolandırmaya son ver” yorumu biraz sert oldu.”

Sokakta bir başına kalmış olan genç adam—— Ubilk, gülümseyerek parmağıyla yanağını kaşıdı.

Tuhaf bir süreçti ama oğlanın son anda büründüğü havaya bakarak ona bir şekilde yardımının dokunduğunu hissetmiş ve bu da kalbine dokunmuştu.

Derken——

Ubilk: “Bir an önce odama dönmezsem Kafma-dono hiç hoşnut olmayacak ve cidden bir şey olursa başım derde girecek, o yüzden artık dönmem lazım. Ama yine de…”

Diyerek çocukların uzaklaştığı yöne baktı ve tek gözünü kapattı.

Sonra da——

Ubilk: “——Bir Yıldız Gözlemcinin görevi olsa da yıldızların neyi arzuladığını bilemiyorum.”



#Karşılaştıkları anda işkillendiğim gibi bizim meşhur Yıldız Gözlemci bu abimiz çıktı anlaşılan. Subaru orijinal hâlinde olsaydı buna ihtimal verir miydi, yoksa yine hiç aklının ucundan geçmez miydi acaba? Her hâlükârda Olbart’ın saklandığı yerle ilgili bir fikir edinmiş gibi görünüyor. Bakalım öyle miymiş, hadi bir sonraki bölümde görüşmek üzere!

0 0 oylar
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
0 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar