※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Clumsy
Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Rui: “——Hık.”
Minyon bir beden, güçsüz bir çığlık eşliğinde döne döne havada savruluyordu.
Yavaşça yerden sıçrayan kız caddenin ucuna doğru defalarca sekerken momentumu azalmayı reddediyordu. Tentesi çözülmüş tezgaha çarptığı andaysa sallanmakta olan çerçeve, tiz bir ses eşliğinde genç kızın bedenini altına aldı.
Subaru da tüm bu yaşananlara sessizce tanıklık etti.
Olay anında olup bitenleri idrak edemedim gibi bir bahane üretemezdi.
Elini uzatmaya dahi vakit bulamadığı doğru olsa da saniyeler içerisinde yaşanan bu olayların kara gözbebeklerine yansıdığı kesindi.
Kafası tamamen karman çorman olmuş hâlde ve düşünceden yoksun şekilde o tehlikeli caddeye koşturmuştu.
Ve her zamanki gibi o düşman tarafından tespit edilip tehlikeye girerken Al ve Medium onu kurtarmak için yara almış ve aynı şekilde——
Subaru: “…Rui.”
Subaru’nun önüne geçerek ona iki koluyla siper olan Rui de sakız gibi fırlatılıp atılmıştı.
Bunun sorumlusu, beyaz saçlarının arasında boynuzları görünen genç koyun oğlandı. Subaru’nunkinden pek farkı olmayan incecik kollarına rağmen onu yaklaşık on metre yukarıya fırlatmıştı.
Rui de o oğlanın kolunu savuruşunun hedefi olarak aynı şekilde havaya uçmuştu. Ve Subaru, kızın saçılan kanlarını kendi gözleriyle görmüştü, yani onun zarar görmediğini varsayamazdı.
Koyun Oğlan: “Üzgünüm.”
Subaru’nun gözleri çerçevenin altına gömülen Rui’yi izliyordu. Güçsüz bir özür kulak zarlarını titretirken de bulanık görüş alanında bir kez daha kollarını havaya kaldırmış olan genç oğlanın bedeni belirdi.
Kaçınmak gibi maharetli bir şey yapması imkânsızdı.
Her şeyden önce sağlam bir yükseklikten düşmenin etkisiyle uzuvları bitap durumdaydı, yani bedenini doğru düzgün kımıldatmayı bile başaramıyordu.
Dolayısıyla Rui kendisini savunmuş olsa da bunun nafile olduğu——
Medium: “——Subaru-chin!!”
Subaru: “Ah.”
Medium: “Ayağa kalk!!”
Derken bir gölge şaşırtıcı bir hızla üzerine atıldı ve bir çift beyaz bacak genç oğlanın omuzlarına indi.
Genç oğlan şaşkın bir ifadeyle geri çekilirken omzuna inen darbenin ardındaki kişinin, yani Medium’un uzun, altın sarısı saçları dalgalandı. Ve yüzü kırmızı renge bürünen genç kız, Subaru’ya ayağa kalkmasını söyledi.
Evet Subaru’ya, yere serilmiş hâlde zangır zangır titreyen Subaru’ya böyle söyledi.
Medium: “Rui-chan’la ilgilen!”
Ve ne cesaret verici ne de teselli edici bir şey ekleyerek koşmaya başladı.
Tek kılıcını her iki koluyla birden kavrarken dansı andıran o havalı hareketlerden tamamen farklı olsa da canını dişine takarak genç oğlanın peşine düştü.
Genç oğlansa Medium’un kuvvetinden ziyade hırsından etkilenerek güçlü bir ifadeye büründü.
Subaru: “Ghu, uuu!..”
Medium bu şekilde direnirken Subaru da titreyen uzuvlarını kullanarak ayaklanmak için gayret etmeye başladı. Sonra da bir hışımla Rui’nin altında kaldığı tenteye doğru koşturdu.
Ve çöken parçaları tek tek kaldırarak enkazın altındaki Rui’yi kurtarmaya çalıştı.
Subaru: “Rui, Rui! Ya-yaşıyor musun! Hey, Rui!”
Çaresizce seslenen Subaru, bir kez daha gözlerinin ardında bir sıcaklık duyuyordu.
Bu can sıkıcı sıcaklık deminden beri Subaru’nun çehresinden sıyrılıp çıkmayı hevesle bekliyormuş gibi geliyordu. Ama Subaru, onu görmezden gelerek aceleyle ve telaşla enkazı temizliyordu.
Derken——
Rui: “…Uu.”
Subaru: “Rui!”
Kırılgan bir inleme yankılanırken Subaru, toza toprağa bulanmış olan Rui’yi açığa çıkarttı.
Tentenin çerçevesine gömülen Rui, çerçevedeki bir boşluğun içerisine kıvrılmış ve altında ezilmekten kıl payı kurtulmayı başarmıştı.
Rahatlatıcı bir haberdi. Ama bu rahatlığın hemen ardından muazzam bir endişe geldi.
Subaru: “Ben bunu, kımıldatamam ki…”
Düşen çerçeve Subaru’nun gövdesiyle aynı kalınlıktaydı ve ne itebiliyor ne de çekebiliyordu. “Kaldıraç Prensibini” kullanayım dese bile dengeyi sağlayacak uygun bir ağırlık bulamıyordu.
İşte bu şekilde Rui’yi çıkartmanın bir yolunu ararken bir şeyi fark etti.
——Rui’nin beyaz cüppesini ürkütücü şekilde kirleten şey toz değil, kırmızı lekelerdi.
Subaru: “…Ah.”
Dehşete düşen Subaru’nun uzuvları soğuyor, düşünceleri donuyordu.
Kaskatı kesilmek bu olsa gerekti. Hiç kan akıtmamıştı da içindeki kanların nereye gittiğini bilmiyordu âdeta. Akan kanlar farklı yerleri ıslatmamalı, ısıtmamalıydı.
Bununla birlikte kalp atışları, kalbi göğsünden çıkacakmışçasına kuvvetlenmişti.
Rui: “Aaa…”
Hâlâ güçsüz iniltileri işitilen Rui’nin cüppesindeki kırmızılık büyüyordu.
Subaru’nun soğuk uzuvlarıysa kımıldamıyordu, bırakın enkazı kaldırmayı, elinden geleni yaparak kızı teselli etmeyi dahi başaramıyordu.
Subaru: “Rui, Rui…”
Yalnızca titreyen sesiyle ismini tekrarlamaya devam ediyordu.
Sesi çatlıyor, bunu bile doğru düzgün beceremiyordu. Dili mi uyuşuyordu—— yo, Subaru’nun kalbi artık duygusuzluk ederek onun ismini dile getirmeyi reddediyordu.
Şimdi düşünüyordu da onun adını başından beri çok az dile getiriyordu.
Rem’le birlikte kuleden fırlatıldı fırlatılalı Rui de yanı başındaydı. Ve ona karşı her daim temkinli davranmış, onu dışlamış, ona kötü davranmıştı.
Hâlbuki Rui bir kez olsun Subaru’ya zarar verecek veya onun canını sıkacak bir şey yapmamıştı.
Subaru, Rem benden tiksinmesin istemişti. Etrafımdakiler benden çekinmesin istemişti.
Ve bu korkuyla Rui’yle iletişime geçmeyi başından beri reddetmiş, onunla ilgili ne yapacağına karar vermeyi mütemadiyen ertelemişti.
Peki Rui’den neden bu kadar korkuyordu?
Uyuşmuş beyni, ürpermiş uzuvları, kurumuş dili ve patlamanın eşiğine gelmiş kalbi bunu anlamasına müsaade etmiyordu.
Rui’nin kendisine ne yaptığını pek iyi hatırlayamıyordu.
Anılarına bir sis çökmüş gibi oluyor ve böyle anlarda anı çekmecelerini açamıyordu.
Lakin o çekmeceleri açmadan da açıkça bildiği bir şey vardı.
O da Rui’nin Subaru’yu korumak için kendi kanını akıttığıydı.
——Başlı başına bu, Subaru’nun unutamayacağı ve gözlerini kaçıramayacağı bir gerçekti.
Subaru: “Öleyim, deme…”
Rui: “————”
Subaru: “Ölme, Rui! Yapamazsın, ölemezsin!.. Ölemezsin!..”
Ufalmış bedenini aradaki boşluğa sokan Subaru, Rui’nin yanında diz çöktü.
Ve onu dışarıya çıkartmaya çalışmak yerine nafile konuşmalara başladı. Rui’nin elini tuttu, avuçlarının arasında sıkıca sardı ve yakarırcasına, çaresizce sözlerini yineledi.
Subaru: “Lütfen ölme!..”
Onun ölmesine mâni olacak bir şeyler aramaktan bile yoksunken bu absürt arzuyu dile getirdi.
Subaru’nun titreyen sesinin karşılığındaysa Rui’nin gözkapakları usulca açıldı ve——
Rui: “——Ua, uu.”
Gözbebeklerine belli belirsiz bir güç gelen genç kızın dudaklarının arasından güçsüz bir ses kaçtı.
△▼△▼△▼△
Medium: “Hiyaaaah—— Hık!”
İkiz kılıçlarından tek birini iki elinin arasında sallayan Medium, karşısındaki oğlana kafa tutuyordu.
Güçlü bir ifadeye bürünmüş olan genç koyun oğlansa Medium’un saldırılarını kaldırdığı koluyla rahatlıkla karşılıyordu. ——Kılıcı harfi harfine koluyla karşılıyor ve savuşturuyordu.
Medium: “Ahhhk, teni çok sert! Biraz olsun kesemiyorum ki! Bu hiç adil değil!”
Medium deminden beri kılıcını tüm gücüyle savuruyor ama genç oğlanın iriyarı bedeni tarafından engellendiğiyle kalıyordu.
Oğlanın teni, saçları, parmakları, kafası derken her yeri öylesine sert ve sağlamdı ki Medium’a çare bırakmıyordu.
Hiçbir darbe almaması başlı başına bir sorunken bir de——
Koyun Oğlan: “——Hık!”
Medium: “Tehlikeli!!”
Şiddetle savurduğu kolu Medium’u sıyırıp yere saplanırken zeminden gelen sarsıntılar hissediliyor ve yere inen kol, yumruğundan da büyük delikler açıyordu.
Genç oğlanın saldırı gücünün muazzamlığı da Medium’un başını döndürüyordu. Bu saldırılara tamamen maruz kalmamasını ise yalnızca oğlanın hareketleri arasındaki aralara borçluydu.
Medium: “İnanılmaz dayanıklı, çok da güçlü görünüyor ama tekniği yetersiz!”
Medium onun için iri bir bedenin içerisinde yeni doğmuş bir bebek, diye düşünüyordu.
Elbette ki daha önce böyle bir şeye hiç tanık olmamıştı ama hissettiklerine dayanarak bu açıklamanın fazlasıyla uygun olduğu kanısındaydı.
Şimdilik tek yapması gereken o yeni doğmuş bebekle dövüşmekti, fakat——
Medium: “Acele etmeliyim, yoksa başkaları da gelecek…”
Yaladığı dudaklarında çamur tadı alan Medium, bu işi kısa kesme sabırsızlığıyla yanıp tutuşuyordu.
Peşlerinde pek fazla kişi olmadan rastgele bir sokağa dalmışlardı ama bu şamata devam ederse anında fark edilecekleri ve oğlanın müttefiklerinin sokağa doluşacağı kesindi.
Ve bu oğlandan daha iri ya da tekniği daha iyi biri belirecek olursa Medium kılıç çarpıştıramaz hâle gelebilirdi.
Yalnız olmasaydı hiç değilse bir hareket planı geliştirebilirdi ama gelin görün ki…
Medium: “Al-chin! Beni duyuyor musun, Al-chin!”
Medium, oğlanın geniş kol savuruşlarından kaçınıp atlayıp sıçrarken bağırıp duruyordu.
Çaresizce seslendiği kişiyse görüş alanının bir köşesinde çömelmiş, yüzü örtülü oğlan—— yo, Al’dı. Al hem çocuklaşmış hem de silah kullanma konusunda Medium’dan çok daha kötü hâle gelmişti ama Medium yine de tehlikeli durumlara karşı koymalarının tek yolu kendisi olmasın istiyordu.
Al: “————”
Fakat Al, Medium’un yakarışlarına karşılık vermiyordu.
Savrulduğunda kafasını vurup bilincini yitirmiş falan da değildi. Bilinci yerindeydi ve bir defasında mücadeleye yardımcı olmak için samimi bir çaba da harcamıştı.
Ama adımları saniyesinde duraksamış ve başı öne eğik hâlde diz çöküp kalmıştı.
O pozisyonda kalmaya ve yüzünü örten kumaşın ardından inatla sağ eline bakmaya da devam ediyordu——
Al: “…Ne, den?”
Diye titreyerek fısıldadı.
Al’ın elinde tutuyor olması gereken bir şeyi bırakmış ya da yitirmiş gibi bir hâli vardı.
Medium: “Al-chin!..”
Ayağa kalkmaktan sakınan Al’ı izleyen Medium’un zihnine bir çekingenlik yerleşmekteydi.
İşte o saniyede kılıcını tutan ellerindeki güç azalmaya, kuvvetle dişlerini sıkmaya başladı.
——Oldum olası böyleydi.
Medium’un duyguları dibe vurduğu anda vücudundaki güç de onlara eşlik ederdi. Bu nedenle her daim kendisini pozitif, gürültülü ve başı dik tutmaya çalışırdı.
Neşeli ve olumlu olduğunda canını dişine takarak çabalayabilirdi. Abisi Flop’un her zamanki “Elinden gelenin en iyisini yap!” tezahüratı da onu desteklemek ve gaza getirmeye yönelikti.
Ama bu defa Flop yanında yoktu. Ona elinden gelenin en iyisini yap diyen bir başkası da çıkmıyordu.
Herkes kendi sorunlarıyla meşguldü ve Medium ufaldığı için tek bir kılıçtan fazlasını kuşanamaz hâlde, minicik bir oğlana mağlup olmanın eşiğindeydi.
???: “——İşte buradalar!!”
Medium: “Ah.”
Derken çekingenliğini daha da arttıran bir ses yankılandı.
Ve genç oğlanın savurduğu kolundan kaçınıp pozisyon değişirken gözleri irileşti. Çünkü gözlerine yansıyan manzara, sokağın karşı tarafında tek gözü alevli düşman kuvvetlerin belirdiğini gösteriyordu.
Bir hışımla koşan adamlar, diz çökmüş hâldeki Al’a arkadan yaklaşıyordu. Medium hemen o yöne doğru koşacak olsa bile önce aradaki genç oğlandan kurtulmak zorundaydı.
——Başaramayacağım. Ölecekler. Al-chin, Subaru-chin, Rui-chan, hepsi ölecek.
Herkes ölecek.
Ellerindeki kılıcı düşürmesine ramak kalan Medium, zihninden çaresizce abisine sesleniyordu.
Keşke bir kerecik daha onun sesi, desteği ve tezahüratlarına sahip olabilseydi.
Ancak Al’a yaklaşan bu yeni birlikler, hayalindeki cesaretlendirici sözlerden çok daha hızlı ilerliyordu.
Al’ın küçük bedeni arkasından uzanan el tarafından parçalanmak üzereydi——
???: “——Harekete geçmeyecek misin artık, ahmak!”
Tam da o keskin pençeler Al ile buluşacakken yan taraftan inen bir tekme, Al’ın omzuna ulaştı. Böylece bedeni omurgasını deşecek olan saldırıdan kıl payı kurtularak yana devrildi.
Ve bu şiddetli karşılığı veren kişinin oni maskeli bir adam olduğu görüldü.
Medium: “Abel-chin?”
Medium’un hayretle aralanıp kalmış dudaklarından bu isim çıkarken Abel’in duyuları kısacık bir an için ona çevrildi.
Ve maskeye rağmen bakışlarındaki harareti hissedebilen Medium’un omuzları hafifçe çöktü. Genç oğlanla yüzleşme işini Medium ve diğerlerine devretmiş olan Abel, sonunda savaş alanına bizzat adım atmıştı.
Bu manzaraya daha fazla kayıtsız kalamamıştı ve Medium bunun için azar yiyebilirdi.
Ki azar yemekten hiç hoşlanmazdı.
O güne dek defalarca azarlanıp dövülmüştü. Ufacık hâliyle bile çok yemek yer, çok dayak yer, çok azar yer ve aynı döngüyü tekrar ederdi.
Dolayısıyla azar yiyeceğini hissettiği anda bedeni kıvranmaya başlıyor——
Abel: “Medium.”
İsmini işitişiyle ardından gelecek kınamadan korkan Medium, olduğu yerde ezilip büzülüyordu.
Ancak Abel, onun bu korkusunu görmezden gelip devam ederek——
Abel: “——Adam akıllı çaba sarf et.”
Medium: “————”
Nezaketsiz bir ses tonuyla kulak zarlarını titreten bu sesin sahibine gözlerini diken Medium, ufalmış olan dişlerini büyük bir güçle sıktı. Onları gıcırdattı, yanaklarını biçimsizleştirdi, altın rengi saçlarını savurdu.
Medium: “Mhm! Elimden geleni yapacağım!!——”
Neredeyse hayali boyuta ulaşan bir kuvvetle arkasından itilen Medium böylece önündeki genç oğlana saldırdı.
Genç oğlansa saldırı karşısında irkilip geri adım attı ve peşine düşen Medium’un kılıcının sırt bölgesi aşağıdan savrularak oğlanın çenesine vurdu, savunmasız vücudu tekmelendi, gergin dizleri ayaklar altına alındı ve kafasına da benzer bir tekme yedi.
Böylece Medium gidişatı bir anda tersine döndürerek oğlanı tek taraflı bir savunma hâline soktu.
Zorbalık denilebilecek bu saldırılar gerçekleşirken Medium, yumruğunu sallıyor, rakibine vurdukça vuruyordu. İşte bu yumrukların arasında da zihninde bir ses canlanıyordu.
——Hah şöyle! Sana yaptıklarının bedelini iki katıyla ödetmek çok iyi hissettiriyor, öyle değil mi!
Bunlar, Medium ve Flop’u zorlu şartlardan kurtaran hayırseverin sözleriydi.
Ve ona savaşmayı, hayatta kalmayı öğreten o hayırseverin sözlerini anımsamak Medium’u gülümsetiyordu.
Bu gülümseme eşliğinde, “Birine vurmak da pek iyi hissettirmiyor gerçi~!” diye düşündü.
Medium: “Hiyaaaah!”
Yine de oğlanın kafasına tüm gücüyle vurarak küçük bedeninin havada savrulmasını sağladı.
Normal şartlarda iş bitirici olan bu saldırı, o dirayetli genç oğlan için basit bir darbeden ibaret olmalıydı. Ama buna rağmen bir şekilde işini bitiren Medium, şimdi de Al ve Abel’e yardım etmeye gitmeliydi——
???: “Seni küçük cüretkâr şey!..”
Medium: “Auh! Oh hayır!”
Genç oğlanla mücadelesine fazlasıyla odaklanmış olan Medium, arkadan saldırıya geçen rakibine karşı temkinli olmayı ihmal etmişti.
Böylece saçı şiddetle kavranan Medium’un bedeni büyük bir hızla havaya kaldırıldı. Ve ayaklarının yerden ayrılışıyla karşı koyamaz hâle geldi.
Medium: “Ahh~! A~h, yeteeer!”
Bacakları havada savrulan ve saçının çekilmesinin doğurduğu acıyla gözleri yaşaran Medium, etrafında dönerek kendisini kaldıran kişinin eski hâlinden de büyük, koskoca bir gergedan adam olduğunu gördü.
Genç oğlanınkinden çok daha kalın teni ve bedeniyle ona atacağı tekmeler zerre kadar fayda etmezdi.
Medium: “Üzgünüm! Bundan kaçamam!”
Kıvranan ve mücadele eden Medium, başını eğerek tüm içtenliğiyle bu şekilde bağırdı.
Tekmelenen Al hâlâ sokak zemininde yığılıp kalmış hâlde yatıyordu, onu tekmeleyen Abel ise etrafı destek kuvvetler tarafından sarılarak köşeye sıkışmıştı.
Medium, narin Abel’in tüm o kuvvetlerin işini bitirmesinin imkânsız olduğunu biliyordu.
Dolayısıyla——
Medium: “Abel-chin! Al-chin’i al ve kaç!”
Bir şekilde bir boşluk yaratarak kaçmalarını diliyordu.
Medium’un çaresizce yakarışı üzerine Abel’in etrafını saran adamlar, sağını solunu görmesini engelleyerek kaçış rotasını kesti. Ve sonra da içlerinden biri—— orta yaşlı bir öküz adam, Abel’e yanaştı.
Öküz Adam: “Üzgünüm ama kaçmanıza izin veremeyiz. Hepiniz buracıkta…”
Abel: “——Sen bir öküzsün, az önceki de koyundu.”
Öküz Adam: “Ne?”
Abel: “Hanın etrafını saranların da hepsi boynuzluydu… bu noktada kim olsa koşulu çözer. Bizi hedef alanlar boynuzlu ırkların mensupları.”
Etrafı sarılan ve bir çıkmaza girmiş olması gereken Abel’in sesinde korkudan eser yoktu. Aksine, önü kesilmesine rağmen küstahça konuşarak etrafındakileri rahatsız ediyordu.
——Yo, onları rahatsız eden şey yalnızca küstahlığı değildi, söylediği şey de bir o kadar etkiliydi.
Medium: “Boynuz, lu…”
Diyen Medium, kafasını kaldırarak kendisini saçından yakalamış olan gergedan adama baktı.
O devasa adam da Abel’in az önceki yorumuna odaklanmış durumdaydı ve Medium, iri burnunun üzerinden çıkan tek ve tıknaz boynuzu görebiliyordu.
Şimdi bir düşününce az önceki genç koyun adamın ve hanın önünde Taritta’ya saldıranların da boynuzlu olduğunu anımsıyordu.
Medium: “Ama, ne olmuş öyleyse!”
Abel: “Ahmak. ——Her şeyin temelinde bu yatmıyor mu?”
Medium: “Ha?”
Abel, Medium’un sözlerini işitmişçesine böyle söyledi.
Fakat Medium olduğu yerden onu göremiyor ve sebebi işitmiş olsa da önemini idrak etmekte zorlanıyordu. Abel’in onun anlayabileceği şekilde doğru düzgün bir açıklama yapmasındansa onun konuyu kavramasına imkân tanımadan devam etmesini bekliyordu. Aksi takdirde bu gidişle——
Abel: “——Deneyebilirsin.”
Öküz Adam: “Eh?”
Bu, Medium’un gönlünden geçenlerin karşılığı değildi.
Abel’in büyük bir ciddiyet taşıyan bu sözcükleri etrafını saranların başını çeken öküz adama gözlerini dikerek telaffuz ettiğiyse kesindi.
Bunu duyan öküz adam da irileşen gözlerini Abel’e dikerek karşılık vermekteydi. Bu tepkiyi alan Abel ise sözlerinin devamını getirerek,
Abel: “Beni öldürüp öldüremeyeceğini deneyebilirsin.”
Öküz Adam: “…O ince boynunu başından ayırmakta ne zorluk olabilir ki?”
Diyen adamın ayağını yere geçirişiyle sol gözündeki alevler hiddetlendi.
Yorna’nın Ruh Evliliği Tekniğinin etkisi olmadan da o iriyarı koluyla Abel’in boynunu rahatlıkla kırabilirdi.
Ve o boynu kırmak için gerekli olan kararlılığa da sahipti.
Ancak Abel buna rağmen kollarını korkusuzca önünde kavuşturmuş ve oni maskesinin ardındaki kara gözbebekleri rakibinin içine işler hâlde——
Abel: “Kolay olup olmadığı sorusunun cevabı eyleme bağlı. Bu yüzden deneyebilirsin diyorum. Eğer o kalibredeysen alevler seni methedecektir. Fakat——”
Öküz Adam: “Fa-fakat?”
Abel: “O kalibrede değilsen, alevler ruhunu dahi kasıp kavuracaktır. ——Evet, neye göre hareket etmeyi düşünüyorsun?”
Öküz Adam: “————”
Diyen Abel’in kolları önünde bağlıyken öküz adam sessizliğe gömülmüştü.
Gözlerinin önünde umursamazca dikilen o çelimsiz adama karşı verdiği psikolojik savaşı kaybediyordu. Elbette ki söz konusu kaba kuvvet olduğunda galip gelenin o olacağı su götürmez bir gerçekti. Öyleyse bu sakin tavırlar da neyin nesiydi?
Bunun yanıtı az önce dile getirilen o yanıltıcı görünümlü sözcüklerin içerisinde ortaya çıkmamış mıydı?
Abel: “Deneyebilirsin. ——Yargı adı verilen alevlerden baskın çıkıp çıkamayacağını görebilirsin.”
Öküz Adam: “Gh, ugh, u~u~gh!..”
Baskıya uğrayan adam hantal boğazını titreterek inliyordu. Kan ter içerisinde kalmıştı, tüm bedeninden gerginlik akıyor ve yoldaşları bile ona ulaşmaya çalışmıyordu.
Abel’in gözlerini görerek çekilmeyi seçmişlerdi.
Abel’in söylediklerine karşılık verme yetkinliğine sahip tek bir kişi vardı, o da karşısındaki adamdı.
Ve onun da sıkılı dişlerinin arasından nahoş bir ses yankılandıkça yankılanıyor, yankılandıkça yankılanıyordu——
Öküz Adam: “Agh, A~a~a~argh!!”
Derken sıktığı dişlerinin kırılışının sesiyle birlikte o acının sonucuymuşçasına her iki kolunu birden kaldırdı.
Boynunu kırmak yerine Abel’in hem bedenini hem de hayatını un ufak etmeye yönelik bir saldırıya geçecekti. Ve o adamın kütük kalınlığındaki kollarından inen tek bir darbeyle Abel’in narin bedeni püreye dönecekti.
Medium saçını tutan ellerden kurtulmaya çalışıp çırpınsa da tamamen nafileydi.
Al hâlâ Abel’in başına gelecekleri umursamaksızın yatmayı sürdürüyordu.
Ve Subaru’yla Rui de——
Medium: “——Eh?”
Rui yıkılan çerçevenin altına gömülmüş, Subaru da onu kurtarmak için koşturmuştu. Medium, Subaru’nun o enkazın arasına kıvrılıp Rui’nin elini tutmakta olduğunu görebiliyordu.
O enkaza gömülü Rui’nin hafifçe kımıldadığını fark ettiği andaysa——
——İkilinin bedeni ansızın o çerçevenin altından silindi.
Rui: “Uu!”
Ve o noktada gözden kaybolan Rui, her iki kolunu da kaldırmış olan öküz adamın çenesinin tam altından fırladı.
△▼△▼△▼△
Subaru yaşananlardan bihaber gibiydi.
Çerçevenin altına gömülmüş hâlde usul usul kan kaybeden Rui’ye yapışıp kalmıştı. Ve onu rahatlatmak ya da kurtarmak yerine ‘sakın ölme’ gibi keyfî kelimeler sıralamaya başlamıştı.
Onun bu sözler üzerine kımıldadığını düşünmüş ve hemen sonrasında da…
Görüş alanı değişmiş, dünyanın altüst olduğu hissini tatmıştı.
Subaru: “Ah, egh.”
Bu ekstrem bir hız veya zamanın durması tarzında bir şey değildi.
Subaru gerçek anlamda göz açıp kapayıncaya dek farklı bir noktaya taşınmıştı.
Ki bu da——
Abel: “Sen…”
Gözlerinin önünde Subaru’yu bularak böyle söyleyen Abel’in hafiften nefesi kesilmişti.
Sırtını temkinli bir şekilde duvara yaslayıp kollarını önünde kavuşturmuş Abel’in ve etrafını saranların varlığıysa Subaru’yu şaşkınlıktan yığılıp kalmanın eşiğine getirmişti.
Az önce Rui için duyduğu endişe yüzünden biriken gözyaşları şimdi geri çekilmiş, boğazını tıkar hâle gelmişti.
Bu ani fenomen yüzünden aklını sıyırmasına yol açan Rui’ye gelince——
Rui: “Aa, uu!”
Öküz Adam: “Goagh!?”
Bedenini döndürerek langırtta görülebilecek bir hareket ve çeviklikle adamların baş, gövde, diz gibi tüm hayati noktalarına vuruyor, onları geri çekilmeye zorluyordu.
Onun gücü ve kabiliyetiyle karşı karşıya kalan adamlarsa hep birlikte geriye doğru eğiliyor ve hayretler içerisinde bakakalıyordu.
İşte Rui, adamların şaşkınlık ve ıstırabının yarattığı bu fırsatı değerlendirerek sıradaki eylemi için harekete geçti.
Rui: “Uaau.”
Aralarındaki boşluğu aşarak kuşatmadan kurtuldu. Uzuvları bir hayvan gibi yere değerken toprağı her iki eliyle çekerek yüzeyini kazıyordu.
Yere serili halıyı şiddetle çekmeye benzer bir hareketti—— elbette ki şehrin orta yerine halı serilmiş olamazdı. Ama âdeta yer yerinden oynuyordu.
Hâliyle herkes dengesini yitiriyor, olduğu yerde sendeliyordu.
???: “Ne!? Nasıl yani, bu çocuk!..”
Rui: “Au! Auau!”
???: “Şerefsiz!”
Bu sırada dengesini yitiren adamlar arasında zor da olsa bir başına dikilmeyi başaran genç geyik adam Rui’yi yakalama arzusuyla dudaklarını şapırdatarak koşmaya başladı. Rui de saniyeler önce yontmuş olduğu toprağı adamın üzerine fırlattı. Genç adamın koluyla darbeyi savuşturduğu saniyedeyse zemin sürtünme olmaksızın eski hâline geri döndü.
Başka bir deyişle kütlesine ve dokusuna yaraşır bir toprak duvarı hâlini aldı.
Geyik Adam: “Bugah!?”
O duvara toslayan genç adam, karşı saldırının tadına vararak geriye doğru eğildi.
Hemen sonrasında Rui, toprak duvarı yıkıp geçti ve ayak tabanları adamın çehresiyle buluşurken genç geyik adamın kanayan bir burunla yere serilmesi kaçınılmaz hâle geldi.
???: “Seni küçük!”
Rui: “Uaau!”
Gecikmeli olarak doğrulup ayaklanan adamlar genç adamın yere serili bedeninin üzerinden geçerek Rui’ye yaklaşmaya başlamıştı. Ancak parmaklarının uzanmasıyla Rui’nin bir illüzyon misali gözlerinin önünden silinmesi bir oldu.
Hemen sonrasındaysa genç kız yaklaşık iki buçuk metrelik bir duvarın tepesinde belirdi ve toprakta yapmış olduğu şeyi tekrarlayarak duvarın yüzeyini çekip geri döndürme işine koyuldu.
Böylece duvar yüzeyi tüm kütlesi ve sağlamlığıyla adamların üzerine yağdı.
???: “A~a~a~a~argh!!——”
Rui muazzam bir güçle donanmış adamlarla bir başına alay ederken sokak boyunca çığlık ve inleme sesleri yankılanıyordu.
Subaru’ysa sersemlemiş ve şaşkına dönmüş hâlde bu manzarayı izliyordu.
Subaru: “R-Rui, bu…”
Sesi titrer hâlde tek kolunu kaldırırken gözlerinin önündeki bu kâbusvari manzara karşısında korkudan siniyordu.
Kâbus, evet, kâbus gibiydi. Bunun Subaru’nun korktuğu o kâbusun ta kendisi olduğuna zerre kadar şüphe yoktu.
Rui, zemin ve duvarları gönlünce soyarak, göz açıp kapayıncaya dek kısa mesafede ışınlanarak ve eşine nadir rastlanan dövüş sanatı uzmanlarına denk bir savaş gücü sergileyerek adamları sırayla pataklıyordu.
Bunun genç kızın doğuştan gelen üstün bir yeteneği olmadığı barizdi—— hayır, Natsuki Subaru bu gücü kökenine dek gayet iyi tanıyordu.
Bu güç, bu güç, var olmaması gereken bu güç, yok olması gereken ■■——
Abel: “Onun sıradan bir kız olmadığını tahmin etmiştim, şimdi anlaşıldı işte.”
Subaru: “Eh?..”
Ç.N: (■■ bu karelerin ne anlama geldiği belli değilmiş. Muhtemelen Otorite’ymiş. Diğer aday sözcüklerse Oburluk, Anılar ve Rui’ymiş.)
Hâlâ sinmiş hâlde durumu sersemce izlemekten öteye gidemeyen Subaru’nun yanı başındaki Abel bu şekilde mırıldandı.
Onun kendisiyle aynı manzarayı izleyerek bu kelimeleri kullanışını işiten Subaru’nun gözleri dolar ve niyetinin ne olduğunu bilemezken onu göz ucuyla izleyen Abel, tek başına peşindeki herkesin icabına bakan Rui’yi işaret ederek,
Abel: “Demek o kızı peşinde taşıma sebebin buydu.”
Subaru: “Y-Yanılıy…”
Diyen Subaru, anında sitem ederek Abel’i haksız çıkarmaya yeltendi.
Ama bunu yapar da ‘öyleyse Rui’yi peşinde taşıma sebebin nedir’ sorusuyla karşılaşırsa buna verecek bir yanıt bulamazdı. Şimdiye dek öyle olmuştu, bundan böyle de öyle olacaktı.
Gergedan Adam: “Yeter! Beni dinleseniz iyi olur, aksi takdirde bu kız—— gah!?”
Rui: “Auau!”
Yoldaşlarının düşüşüne tanık olan gergedan adam, bunu durdurma teşebbüsüyle sesini yükseltti.
Devasa koluyla sıkıştırdığı Medium’u rehine olarak kullanmaya kalksa da bu tehdidi dile getirme fırsatı dahi bulamadan Rui’nin saldırısıyla karşı karşıya kaldı.
Rui birkaç metrelik mesafeyi aştı ve her iki kolunu kullanarak tüm gücüyle adamın kafasına iki yandan saldırdı. Kulakları Rui’nin avuçlarıyla dövülen adam âdeta un ufak olurken gözleri beyaza döndü.
Medium: “Uah kya~h… R-Rui-chan?”
Rui: “Aaauuu.”
Böylece bir anda serbest kalan Medium, Rui önüne doğru atlarken yere serildi. Ve sendeleyerek Rui’nin kafasını okşarken etrafı incelemeye başladı.
Görebildiği kadarıyla sokakta toplanmış olan adamların her biri yere yığılıp kalmıştı.
Rui, tek başına ondan fazla düşmanı bozguna uğratmıştı.
Abel: “Senin ve soytarının gerçek doğası açığa çıktı. Neyse, sıkıntı yok.”
Subaru: “B-Bu hiç mantıklı değil… Ne haltlar dönüyor!”
Abel: “Yaygara koparma. Diğer adamları da üstümüze çekeceksin. Git de soytarıyı kaldır.”
Diyen Abel, içerisinde bulunduğu çıkmazdan kurtulmuş olmasına dair herhangi bir duygu belirtisi vermeksizin çenesini kaldırarak emirlerini sıraladı.
İşaret ettiği yerin ilerisinde görünen kişi, hareketsizce yere çöküp kalmış olan Al’dı. Onun izlemedikleri bir anda korkunç bir yara almış olmasından korkan Subaru, aceleyle koşturmaya başladı.
Subaru: “A-Al! Hey, sen iyi misin! Yaralı mısın…”
Al: “…Ben, iyi değilim.”
Subaru: “!—— Yaralandın mı!? Yaran nerede? Bir an önce tedavi etmeliyiz…”
Al: “Onu demiyorum lan!”
Subaru: “——Hık.”
Subaru, yanına ulaştığı saniyede güçlü bir sesle bağırmış olduğu Al’ı omuzlarından sarstı. Al’sa başı öne eğik hâlde titreyen elini kaldırarak sağ avcunu iyice sıktı.
Al: “——İşe yaramaz.”
Subaru: “…Y-Yo, öyle değil.”
Al: “İşe yaramazın tekiyim. Şimdiki benliğim, ölecek.”
Subaru: “——? Bu, da ne…”
Demek, diye bitirecekti titreyen sesiyle başladığı cümleyi.
Ancak şüpheleri, arkadan gelen endişeli bir ses tarafından arka plana atıldı.
Medium: “Abel-chin! Zalimlik etmemelisin!”
Abel: “Sessiz ol. Sorgulanması gereken şeyler var.”
Medium: “Ama yine de…”
Medium’un duygusal sesi, Abel’in sakin sesiyle karşılık buldu. Arkalarını dönerek yöneldikleri köşede, zeminde yatan genç koyun adam—— bu sokağa vardığı anda Subaru’yu tüm gücüyle havaya fırlatan kişiydi.
Genç oğlan, yüzünde belirgin bir korkuyla bedenini uyandırıyordu.
Bu da anlaşılabilir bir şeydi. O bir yetişkinken küçülmemişti, fiziğine uygun şekilde gerçek bir çocuktu. Yetişkinler tarafından afallatılmış, etrafı tamamen sarılmıştı, üstüne üstlük kendisine tepeden bakanlardan biri şeytani görünümlü bir maske takmışken dehşete düşmemesi mümkün değildi.
Ancak Abel, dehşete düşmüş o oğlana merhamet etmeyecekti.
Kendisini durdurmaya çalışan Medium’u omzundan tutarak geri çekilmeye zorlayan Abel, oğlanın önünde eğildi. Suratlarının arasındaki mesafe kapanırken korku dolu oğlanın gözündeki alevler hiddetlenerek gücüne gölge indirdi.
Ve Abel, korkmuş oğlanın tavırlarını görmezden gelerek bir soru patlattı.
O kısa ve net soru——
Abel: “Bu yaşananları planlayan, boynuzlu ırkların arabulucusu olan kişi—— kendisini Tanza olarak adlandıran o kız nerede saklanıyor? Hemen cevap ver.”
İşte buydu.
#Abel bayağı zeki biri değil mi ya? Arka plandan her şeyi gözlemleyip analiz edişi, duygularına yenik düşmeden plan yapıp eyleme döküşü falan gerçekten İmparatorluğun hakkını veren hareketler. Tabii empati ve nezaketini biraz geliştirmesi iyi olabilir. Bu arada Rui’nin içinden ne çıktı öyle ya!? Bir noktada bir şeyler yapmasını bekliyordum ama ilk defa böyle bir performans sergilemesi şaşırttı. Al’ın neden bahsettiğini ve neden çöküp kaldığını da çok merak ediyorum. Bakalım bir şeyler öğrenebilecek miyiz, hadi bir sonraki bölümde görüşmek üzere!


