※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Clumsy
Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Subaru: “Bu şehirdeki insanlar Yorna’yla aynı gücü mü paylaşıyor yani?!.”
Abel’in söyledikleri, sokak boyunca bin bir gayretle koşturan Subaru’nun gözlerinin faltaşı gibi açılmasına yol açmıştı.
Kızıl Lapis Kalesinin kulesinde tanıştığı, akıl sır ermez bir varoluş hissi uyandıran—— ve İblis Şehrine hükmeden İmparatoriçe olarak anılan o tilki kadının gücüne dair net bir fikri yoktu.
Fakat Dokuz İlahi Generalden biri olarak seçildiğine ve defalarca isyan etmiş olmasına rağmen yaşamaya devam etmesine izin verildiğine göre son derece güçlü olduğu kesindi.
Evet, Yorna çok güçlüydü ve tüm şehrin onunla aynı gücü paylaştığına inanmak da…
Subaru: “Bunu hayal etmek bile ödümü kopartıyor! Ruh Evliliği Tekniği mi, dalga geçiyor olm…”
Abel: “Üzerlerine düşünüp taşınmadan öylece bir şeyler gevelediğimi mi zannediyorsun sen? Öyleyse uzuvlarının küçülmesine yol açan olayları nasıl açıklayacaksın? Krallık ve İmparatorluk, tekniklerin temeli ve gelişim yöntemleri anlamında birbirinden ayrılıyor. Elbette ki hayal dahi edemeyeceğin bazı fenomenler söz konusu. Yitip giden tekniklerinse ucu bucağı yok.”
Subaru: “Böyle söylesen bile…”
Bu sindirmesi zor sözcükleri işiten Subaru, hayal kırıklığı içerisinde yanağının içini ısırarak kafasını çevirdi.
Ayaklarının birbirine dolanışıyla takılıp düşmeye çok yakındı ama arkadaşlarının gerisinde kalmamak için direniyordu. Ufalan bedenleri nedeniyle ne Subaru’nun ne de Al ve Medium’un ayakkabıları ayaklarına tam oluyordu. Bu nedenle ayaklarını kumaşla sararak bir nevi ayakkabı yapmışlardı.
O kumaşlar çözüldüğü takdirde yere düşer ve grupça duraklamak zorunda kalırlardı. Ki bu da hiç hoş olmazdı.
Subaru konuşmanın seyrine yetişemiyor olsa da hiç değilse bedeni onlara yetişebilmeliydi.
Abel: “Bu değerlendirirken pek ihtimal vermediğim bir şeydi gerçi.”
Al: “…Yani diyorsun ki sen de o kadının bir Ruh Evliliği Tekniği kullanıcısı olduğunu bilmiyordun?”
Abel: “Şu anda bile durumun gerçekten böyle olup olmadığından şüpheliyim. O denli büyük bir delilik işte.”
Diye yanıtlayan Abel, küçük nefesler eşliğinde koşuyor, oni maskesinin ardından önüne bakıyordu. Al duydukları karşısında homurdanırken Medium’un yüzüyse Abel’e dönüktü.
Vücudu küçülmüş olsa da en yoğun fiziksel enerji Medium’daydı. Subaru’ysa şu anda iyi iş çıkarıyor olsa da muhtemelen nefessiz kalması çok uzun sürmeyecekti. Bu şekilde koşmaya devam etmek onun için zordu.
Abel: “——Durun. Şimdilik hanın etrafındakilerden kurtulduk gibi görünüyor.”
Diyen Abel bir anda herkesi durdurdu, muhtemelen bunu yapma sebebi gruptakilerin iyiliğini düşünmesi değildi tabii.
Böylece sokağın çıkışı görünür görünmez beşli grubun tamamı bir odun yığınının arkasında çömelip dikkatle sokağı gözlemlemeye başladı.
Medium: “Taritta-chan iyi midir acaba? Düşündüğümden çok daha hareketli çıktı gerçi.”
Subaru: “Eh? A-aynen, “piuv piuv” diye aşağı yukarı sıçraya sıçraya okları yolluyordu…”
Al: “Kardeşim, bunu kasten mi yapıyorsun? Yoksa…”
Subaru: “Neyi kasten mi yapıyorum?”
Diyen Subaru, Al’ın sorusu karşısında kaşlarını çatarak kafasını eğdi.
Tuhaf bir şey mi söyledim ki diye merak ediyordu. Yalnızca kendince Taritta’nın çabalarını övmüş, Medium’un takdirine eşlik etmişti.
Ancak Al kafasını sallayıp önemsiz bir şeymişçesine “Boş ver” diyerek kafasını Abel’e çevirdi. Ve sonra da,
Al: “Az önce “o denli büyük bir delilik” derken ne kastediyordun?”
Abel: “——Belirttiğim gibi. Ruh Evliliği Tekniği, kişinin ruhunun bir kısmını bir başkasına bağlamasını içerir. Ruhtan kasıt da o kişinin benliğinin kökü olan Od.”
Al: “Od’u… birine devretmek…”
Bu kelimeler üzerine düşünen Al’ın sesi farkındalıkla titriyordu.
Abel’in de belirttiği üzere Od, kişinin benliğinin köküydü—— yalnızca bedenin merkezi değil, aynı zamanda varlığın daha ruhsal kısmı ve kişinin manasının kaynağıydı.
Bu dünyada Od, sıklıkla ruhla aynı muameleyi görürdü. Yani Ruh Evliliği Tekniğine Od Evliliği Tekniği demek de mümkün olabilirdi. Tabii Subaru bundan pek de emin değildi.
Subaru: “Ama ruhlar bir araya gelince niye güçleniyor ki?”
Abel: “Bu, Ruhsal Sanatlar Kullanıcısıyla Ruh arasındaki ilişkiye benzer bir örnek. Anlaşmalı bir ilişkiye giriş yapıldığında Kullanıcı ve Ruh, birbirinin özüne bağlanıyor. Bu sayede bağlantılı kişiler birbirinden güç alabiliyor. Fiziksel ayrılığın bununla hiçbir ilişkisi yok. Bu bir şeyler çağrıştırıyor olmalı.”
Subaru: “Karşılıklı güç alınan bir bağlantı, hı hı, anlıyorum, ama…”
Abel’in Ruh Sanatları Kullanıcılarından bahsedişini işiten Subaru’nun kalbi sıkışmıştı.
Bununla gururlanacak kadar güçlü olmasa da Subaru da bir Ruhsal Sanatlar Kullanıcısıydı. Sevimli elbiseli şirin bir kızla—— Beatrice’le bir sözleşmeleri vardı ve onun yardımıyla pek çok şeyin üstesinden gelebilmişti. Bu yardım biraz sınırlıydı tabii.
Bir de yine bir Ruhsal Sanatlar Kullanıcısı olan Emilia vardı. Gerçi onun ufak kedisi epeydir ortalıkta görünmüyordu.
Medium: “Mesele nedir, Subaru-chin?”
Subaru: “Oh, ahh, şey… Ruhlarla anlaşmak bayağı uğraştırıcı ve böyle bir şeyi o kadar çok kişiyle yapmayı düşünüyorum da! Bu…”
Medium: “Hmhm.”
Subaru: “Ya-yalnızca çok yorucu olmalı diye düşünüyordum.”
Subaru, söylediklerini özenle dinleyen, onu aceleye getirmeyen ve iyi bir dinleyici olan Medium’a içini dürüstçe açabiliyordu.
Bir Ruhla bağlanan Sözleşmeye saygı göstermek çok önemliydi ve bunu onca kişiyle yapmak çok zor olsa gerekti. Hiç değilse Subaru, Beatrice’ten başkasıyla böyle bir şey gerçekleştirememişti.
Bu yalnızca Beatrice’in en baştan sözleştiği kişi olmasıyla ilişkili değildi, durum böyle olmasa bile Subaru için bir şey değişmezdi.
Bu sırada onun şüphelerini işiten Abel, “Orası öyle” deyip başıyla onay vererek,
Abel: “Büyük bir delilik deme sebebim buydu işte.”
Subaru: “Yani Ruh Evliliği Tekniği tehlikeli bir şey mi diyorsun?”
Abel: “Esasında Ruh Evliliği Tekniği bir Ruhla anlaşmalı bir ilişki geliştirmek şeklinde düşünülebilir. Bununla birlikte sayısız kişiyle gerçekleştirilebileceğine inanmak zor.”
Subaru: “————”
Abel: “Bir kısmı demiş olsam da neticede ruhun bir başkasına devredilmesi söz konusu. Bu, kişinin varlığının temelini paramparça edip ayrım gözetmeksizin elden çıkarmasından başka bir şey değil. Çoğu durumda egoyu sağlam tutmak çocuk oyuncağı değildir. Ya da daha ziyade… Neyse, bunu konuşmakla bir yere varamayacağız.”
Diyerek yavaşça kafasını sallayan Abel, Yorna’nın Ruh Evliliği Tekniğinin olağandışı doğasını açıkladı.
Dürüst olmak gerekirse Subaru durumu Abel kadar iyi anlayamıyordu ama yine de çok korkutucu olduğunu idrak etmeyi başarmıştı.
Onun gözünde bu, ruhunu Beatrice haricinde bir sürü kişiyle daha paylaşmak gibiydi. Elbette ki herhangi bir kötülük gelmeyeceğine inanarak ruhunu paylaşabileceği bazı kişiler vardı.
Mesela Medium veya Al’ın kendisine bir yanlışı olacağını zannetmiyordu. Ama ruhunu Abel’e vermesi istendiği takdirde cevabı hayır olurdu.
Ve bir de——
Rui: “Uu…”
Subaru: “——Ah.”
Subaru’nun tişörtünün eteklerini çekiştirip ufak homurtular çıkartarak dikkatini dağıtan Rui vardı.
Rui, arkada toplanmış altın rengi sarı saçlarıyla o ana dek tek kelime etmeksizin Subaru ve diğerlerinin kaçışına eşlik etmişti. ——Yo, bununla sınırlı da değildi.
Şaşırtıcı bir şekilde söz dinlemekte iyi olduğu açığa çıkmıştı ve Subaru’nun endişelendiği gibi bağırıp çağırmıyordu. Düşmanın dikkatini çekmiyor ve doğru zamanda doğru şeyi yapıyordu.
Ayrıca——
Rui: “————”
Şu anda Subaru’yu çekiştirirken bile bunu kendisiyle ilgilensin diye değil, onun gerginliğini yatıştırmanın bir yolunu bulma umuduyla yapıyordu.
Subaru: “O…”
İğrenç biriydi. Korkutucu biriydi. Bağışlanamaz biriydi.
Bunu düşünmeye gereğinden fazla süre ayırmış biri olarak Subaru’nun bundan yana hiçbir şüphesi yoktu.
Volakiya İmparatorluğuna gönderildiği saniyede ona tekmeyi basmamasının tek sebebi Rui’yle ilgilenmeye çalışan Rem’in varlığıydı.
Subaru şu anda bile Rem’in kendisinden nefret etmesini istemiyordu ve Rui’yle kalmaya devam etmesinin tek sebebi buydu.
Yine de——
Al: “——Ama hey, bu her şeyi açıklığa kavuşturmaz mı?”
Al, henüz Rui’nin elinden kurtulmamış, endişeli hâldeki Subaru’ya ansızın böyle söyledi.
Sonra da Abel’e döndü ve birinin yüzü kumaşla, birininki maskeyle örtülü çocuk ve yetişkin ikilisi göz göze geldi. Abel ona tepeden bakmayı sürdürürken de Al, başparmağıyla göğsünü işaret ederek,
Al: “Bize saldıran kişiler Yorna-neechan’ın Ruh Evliliği Tekniğinin etkisi altındaydı. Öyleyse onları saldırıya geçiren kişi Yorna-neechan olmalı, iki artı iki dört sonuçta.”
Abel: “——Bunun her şeyi olduğu gibi kabullenen bir bakış açısı olduğu kesin.”
Al: “Bunu dile getirme şeklinden hoşlanmadım. Bu kişiler Yorna-neechan’ın gücünü kullanıyorsa başka bir seçenek olamaz ki.”
Subaru: “Şey, bu tam olarak doğru olmayabilir…”
Al: “Ha!?”
Al Subaru’nun kibarca müdahalesine sert bir sesle karşılık verirken Subaru’yu ürperttiğini görüp sırtındaki daosunun kınına dokunarak…
Al: “Affedersin. Seni korkutmak istememiştim… Kardeşim, başka bir olasılık da var mı diyorsun yani?”
Subaru: “…Beatrice ve benim aramda da bir Sözleşme var ama ben ona 7/24 bağlı değilim. Yo, bağlıyım ama şu anda ne yaptığını falan bilmiyorum yani.”
Al: “Yani diyorsun ki birileri onun gücünü ödünç alıp gizlice ortalığı dağıtabilir?”
Subaru istemeye istemeye de olsa bu duygusuzca beyana onay verdi.
Ruh Evliliği Tekniğinin bağlam ve koşullarına aşina olmasa da böyle bir aksaklığa imkân sağlama ihtimali vardı. Ve bu durumda hemen ‘Yorna kötü biri’ hükmüne varamazlardı.
Abel: “En kötü ihtimalle düşman Yorna Mishigure çıkarsa İblis Şehrinden kaçmaktan başka seçeneğimiz olmaz. Olbart’la aramızdaki oyun da devam edemez.”
Al: “Şu anda tüm şehir tarafından hedef alınıyoruz farkındaysan. Sana katılıyorum, ama…”
Abel: “——Tek bir kişiyi yakalasaydık işler değişebilirdi.”
Kendi kendine bu şekilde mırıldanan Abel, oni maskesinin ardından yanağına dokundu.
Onun ağzından dökülenleri işiten Subaru’ysa “Oh” diyerek,
Subaru: “Ta-tabii ya! Karşı taraftan tek bir kişiyi konuşturabilseydik işler epey netleşirdi! Ben bunu niye düşünemedim ki!?”
Medium: “Oh, öyle ya~! Abel-chin, sen bir dahisin! İşte bu, işte bu!”
Subaru: “Aynen!”
Subaru ve Medium gökyüzünü bulutlardan arındırmış hissi uyandıran bu cevap karşısında sevinçten havalara uçuyor, el çırparak neşeyle Abel ve diğerlerini izliyordu.
Ancak gerçek yüzleri görünemeyen Abel ve Al ikilisinin bu neşeye bir son vermesi çok sürmedi.
Heyecanlı ikiliye gözlerini dikerek omuzlarını düşüren Al,
Al: “Ehh, bunu yapabilecek olsaydık hiç sorun yaşamazdık. Ama işimizi bu kadar zorlaştıran da bu, anlarsınız ya. Sonuçta karşı taraftaki herkes Yorna-neechan’ın gücünden faydalanıyor.”
Subaru: “Ah, doğru ya…”
Medium: “Umm~, Taritta-chan burada olsaydı yapabilirdik.”
Diyerek ayağını yere vuran Medium, gücünü yitirmesinden yana büyük bir pişmanlık duyuyordu.
Subaru da bu kelimelerdeki hüsranı paylaşıyordu. Bir adım atmalarını sağlayacak bilgiden de bunu elde etme yolundan da yoksundu.
Subaru: “Bir şey bulsam, en ufak bir şey…”
Bir elini ağzına götüren Subaru, o ana dek yaptıklarını hatırlamak için zorlu bir mücadele veriyordu.
Kaos Alevine vardı varalı bir sürü vukuat ve sorunla karşılaşmıştı. Önce Kızıl Lapis Kalesinde sahte İmparator ve Yorna’yla görüşmüşlerdi. Ertesi sabahsa ani “çocuklaşma” vakası, Zalim Yaşlı Adam’ın saklambaç teklifi ve onları bekleyen korkunç insanlar derken——
Taritta onları oyalarken bu işten kurtulmanın bir yolunu bulmak zorunda kalmışlardı.
Aksi takdirde Taritta ne kadar yetenekli olursa olsun karşılarında onca kişi varken onu yakalayacakları ve korkunç bir şeylerin yaşanacağı kesindi——
Subaru: “——Yaa.”
Medium: “Subaru-chin?”
Tüm bunlara kafa yoran Subaru, bir tuhaflık hissetmişçesine gözlerini kırpıştırdı. Ve bunu fark eden Medium Subaru’ya döndü.
Ancak Subaru’nun bu seslenişe yanıt verecek zamanı yoktu. Sabırsızlığının sebebini de az önce kafasına neyin takıldığını da bulmak zorundaydı. Bu işin temeline inmeliydi.
Şu anki endişe sebebi elinden gelen her şeyi yapmakta olan Taritta’ydı. ——Yo, aslında bizzat Taritta değil, daha ziyade Subaru ve diğerlerinin peşinde olup da Taritta’yla yüzleşen o korkutucu yüz küsür kişiydi.
Belli bir mesafeden Taritta’yla çarpışan yüzlüyü izliyordu. Bu işte bir tuhaflık vardı. Muhtemelen——
Al: “Yok ya! Bu gerçekten de Ruh Evliliği Tekniği mi, düşman Yorna-neechan mı değil mi, İhtiyar Olbart yalan söylüyor mu söylemiyor mu, artık hiçbirine kafam basmıyor benim!”
Subaru: “——Hık.”
Subaru, şiddetle boynunu kaşıyarak kendisine bağıran Al’ın bu hâline hayretler ediyordu. Ancak Al, Subaru’nun şaşkınlığını fark etmiş gibi görünmüyor ve sabırsızca duvarı tekmeliyordu.
Panik uyandırıcı bir hızla kendini kaybetmeye başlıyordu. O kendi hâlinde, her şeye göğüs geren dirayetli hâlinden eser kalmıyordu.
Ve bu hâliyle Abel’e musallat olmayı sürdürerek,
Al: “Ee, ne yapacaksın, Abel-chan? Böyle devam edecekse ben yokum, bilesin. Peşin peşin söylüyorum bak, benim seni tahtına oturtmaktan daha öncelikli işlerim var. Yani…”
Abel: “Senin isteklerin beni hiç ilgilendirmiyor. Ama emin olmamızı sağlayacak bir yöntem var.”
Al: “Neyden emin olmamızı?”
Abel: “Güçlerini Ruh Evliliği Tekniğinden alıp almadıklarından.”
Parmağıyla ara sokağın sonunu işaret eden Abel, bir yanıt için üsteleyen Al’a böyle söyledi.
Karanlığın ötesinden, sokaktan gelip geçen insanların adım ve konuşma sesleri yükseliyordu. Fakat bu, o kişilerin onları fark edip peşlerine düştüğü anlamına gelmiyordu.
Yalnızca gündelik bir koşuşturma söz konusuydu, hepsi buydu.
Subaru: “Sokağı mı işaret ediyorsun? Ne yapacağız ki…”
Abel: “Sokaktan rastgele birini seçip ona zarar vereceğiz. Ve bu sayede Yorna Mishigure’nin Ruh Evliliği Tekniği şehirdeki herkesi kapsıyor mu kapsamıyor mu göreceğiz.”
Subaru: “————”
Abel: “Yaraladığımız kişi iyileşirse Ruh Evliliği Tekniğinin etkisi altında demektir. Ama yaralı kalır ya da ölürse tekniğin kapsamı dışındadır—— Bu durumda bir Ruh Evliliği Tekniği kullanıcısı olduğu varsayımı yanlıştır denilerek reddedilebilir.”
Eliyle sokağı işaret eden Abel, sözlerine bu kayıtsızlıkla devam etti.
Konuşmasının içeriği öylesine rahatsız edici ve acayipti ki Subaru tek kelime edemiyordu. Beyni uyuşmuş, düşünmeyi dahi bırakmıştı.
Hiç kimse bu denli aptalca bir teoriyi ciddiye alamazdı——
Al: “Anlıyorum… Ama bizim gibi bu şehrin vatandaşı olmayan kişiler bu teoriyi çürütür. Ya onlardan birine denk gelecek olursak?”
Abel: “Ayakkabılarına bakarak vatandaş olup olmadıklarını ayırt edebilirsin. Elbette ki yalnızca hanın dışını kuşatanların bu tekniğin etkisi altında olma ihtimali de söz konusu. Durum böyleyse Yorna Mishigure’nin bizi gözüne kestirmiş olduğu kanıtlanır.”
Subaru, her hâlükârda bilgi ediniriz dercesine kafa sallayan Abel’i ve üzerine düşünülmesi gereken noktalar var dercesine sessizleşen Al’ı gözlüyordu.
Karmaşık bir mantığa dayandığı için aralarında geçen konuşmayı anlamakta zorlanıyordu. Yine de bu akıl almaz konuşma içerisinde bile anlayabildiği bir nokta vardı.
O da bu gidişle birilerinin zarar göreceğiydi.
Subaru: “Ama bu——”
Abel: “——Bunu reddedersen ne yapacağız peki? Bir alternatif sunmaya çalışsana.”
Subaru: “…Hık.”
Abel, refleks olarak karşı çıkmasını beklediği Subaru’ya tepeden bakarak böyle söyledi.
Aklının okunduğunu hisseden ve aptal muamelesi gören Subaru’nunsa suratı kıpkırmızı kesildi. Ama hayır, bu şekilde susturulamazdı. Öylece çenesini kapatıp oturmak istemiyordu.
Subaru: “Ki-kimsenin canını yakmanıza gerek yok, başka yollar da var…”
Abel: “Bildiğin bir yol varsa söyle hadi. Daha düşünceli, daha itibarlı bir yol önerirsen sözünü dinleyeceğim. ——Şu anda senden böyle bir şey beklemek mantıksız olur gerçi.”
Subaru: “Şey, ama!”
Abel: “——Fedakârlıklardan bilhassa çekiniyorsun neticede.”
Merhametten yoksun bir ses, gaza gelmekte olan Subaru’yu bu şekilde yaraladı.
Can evinden vurulmanın acısını duyan Subaru da dişlerini sıkarak başını önüne eğdi.
Fedakârlık, birinin yaralanması veya ölmesi.
Ne kadar az insan ölür veya yaralanırsa o kadar iyiydi. Ve bu, müttefiklerinin yanı sıra düşmanları için de geçerliydi. Subaru’nun böyle düşünmesinin nedeniyse güçsüz, naif ve olgunlaşmamış biri olmasıydı.
Subaru: “Ama bu neden bir sorun olsun ki?”
Abel: “Burada seni yadsımıyorum. Bir gerçeği dile getiriyorum. Arzu ettiğin şeyi elde etmek için ya gücün ya da maharetin olmalıdır. Bunlardan yoksunsan da istenen sonuçtan taviz vermen gerekir. Tıpkı dile getirdiğin kansız kuşatmanın süreç ve sonucunda olduğu gibi.”
Subaru: “————”
Abel: “Ne ölüm ne de yaralanma olsun istiyorsan bu sonucu doğuracak kabiliyette olman gerekir. ——Bir şeyi gerçekten arzularken bedelini ödemeyi reddetmek bir çelişkidir.”
Subaru’nun yanakları kaskatı kesiliyor, gözleri kırpışıyordu.
Abel’in niyeti meçhuldü. Ama oni maskesinin ardından bakan kara gözleri Subaru’ya odaklıydı ve onun emsalsiz zayıflıkta bir ışık taşıyan gözlerinin ardındaki gerçek arzuyu çözmeye çalışıyordu.
Anlamıyordu. Anlamıyordu. Anlamıyordu.
Gerçekten anlamıyordu. Subaru’nun bedeli ödemeye razı gelmemesi ne anlama geliyordu. İşe yaramaz beynini düşünmeye zorlamak için her şeyi yapıyor ama fayda etmiyordu.
Kısacık uzuvları ve küçücük ciğerleriyle Taritta gibi atlayıp zıplayamazdı. Yanında taşıdığı kırbacı da idare edemeyeceği kadar kalın ve ağır hâle gelmişti.
Buna rağmen hiç kimsenin yaralanmamasını istemiyorsa yapması gereken şey——
Subaru: “——Madem öyle, yaralanan kişi ben olayım daha iyi!”
Kafası karman çorman olan Subaru, Abel’e bu bağırışla karşılık verdi.
Yeterince güçlü olmadığını da durumu doğru düzgün ölçüp biçmediğini de gayet iyi biliyordu. Ama ortada Subaru’nun ufalmasından da öncesine dayanan bir problem vardı.
Subaru’nun kapalı gözlerinin ardı ısınıyordu.
İşte o ısı gözyaşlarına dönüşmeden önce arkasını dönerek gerisingeri koşmaya başladı.
Al: “Kardeşim!?”
Medium: “Subaru-chin!”
Al ve Medium bu ani hareket karşısında çığlığı bassa da ikilinin seslenişleri Subaru’nun kendisini önce ara sokağa, sonra da ana sokağa atmasına mâni olmadı.
Kimsenin yaralanmasını istemiyordu. Kimsenin ölmesini istemiyordu.
Ve bunun için gerekli güçten de zekâdan da yoksundu. Bu eksiklikleri telafi etmek için bir şey sunması gerekiyorsa o şey kendisi olacaktı.
Cevabı alacaktı. Kendine geldiği anda durumu değiştirebilecek olan bilgiyi edinecekti.
İşte bu sebeple——
Subaru: “Hadisenize! Ben buradayım!”
Sokağa atladığı gibi kollarını kaldırarak avazı çıktığınca bağırmaya başladı.
Ve sokağın gürültüsüne karışan tiz çocuk sesi, şaşkın simaların dikkatini çekti. İrileşen pek çok gözün ilgi odağı hâlini alan Subaru’ysa göğsünde bir acı duydu.
Subaru: “——Ah.”
Ve nihayet pervasızlığından pişman oldu.
Etrafındakilerin aptalca bir şey yapmış bir çocuğa attığı o bakışlar, Subaru’da ani bir utanç ve korku uyandırdı. İşte bu şekilde nefesini tutarken ara sokağa geri dönmeyi düşündü.
???: “Bekle.”
Ancak ayağını telaşla yere basan Subaru’nun kolu, birileri tarafından kavrandı.
Ve omzu seğirerek etrafına dönen Subaru, kısa bir figürle karşılaştı. Basit giyim kuşamlı, kısa boylu ve yine kısa, kıvırcık saçlı bir oğlandı—— yo, aslında saçları kısa değildi, onu kısa gösteren, ucundaki yoğun buklelerdi.
Şu anki hâliyle kendisiyle aynı yaşlarda görünen oğlanla karşı karşıya kalan Subaru’nun gözleri irileşmişti. Ardından kendisini neden durdurduğunu sorma arzusuyla ağzını açmayı denedi.
Oğlan: “Üzgünüm.”
——Ama hemen sonrasında sağ gözü alevli oğlan tarafından havaya savruldu.
Subaru: “——Eh?”
Dünyası dönen Subaru’nun neler olup bittiğiyle ilgili hiçbir fikri yoktu.
Oğlan onu ansızın savuruvermiş, kolunu yukarıya doğru kaldırmasıyla Subaru’yu rahatlıkla havaya fırlatması bir olmuştu.
Subaru: “V-vuahhh!?——”
Subaru, kendisinden başka birinin canı yanmasın diye bir hevesle sokağa dalmıştı.
Neden, nasıl ve benzeri sorular kafasında dönüp duruyor ve içinin sızladığını hissediyordu.
Oğlan, Taritta’nın dövüştüğü kişilerle aynı alevli gözlere sahipti. Eğer bu, Abel’in bahsetmiş olduğu Ruh Evliliği Tekniğinin etkisiyse Yorna ona da gücünden bir miktar vermiş olmalıydı. Subaru da bunu teyit etmek için kendisini feda edeceğini söyleyerek ortaya atlamıştı.
Döne döne mavi gökte yükselen Subaru’nun aklı bunların hiçbirini almıyordu.
Olağandışı bir güçle dönen bedeninin etraftaki herhangi bir bina veya dekorasyona isabet etmiyor olması apaçık bir mucizeydi. Oğlanın herhangi bir yeri hedef alıp almadığını bile bilmiyordu.
Bununla birlikte inanılmaz bir hızla görüş alanından geçen engellere çarpma korkusu ve çarpmamak için ettiği çaresizce dualarla mavi gökte yükseldikçe yükselirken—— ansızın hareketi kesti.
Ve sonra da maksimum yüksekliğe ulaşmış olan bedeni, yere doğru kafa üstü alçalma yolculuğuna başladı.
Subaru: “Ahhhhh!——”
Yerden ayrılırken yükselmiş olan sesi yere yaklaşırken yeniden yankılanıyordu.
Ne kadar yükseğe çıkmış olduğunu bilmiyordu ama kendisini hazırlamak zorundaydı. Maalesef bunu nasıl yapacağını hatırlayamıyordu. Her şeyden önce, kendisini bu denli yüksekten düşmeye hazırlaması mümkün müydü ki? Yere düşecek olursa tüm bedeni paramparça olur, kafatası parçalanır, boynu kırılır——
——Ölüm bir kez daha köşeden görünürdü.
Medium: “Al-chin!”
Al: “Anlaşıldı!”
Derken Subaru, kendi çığlıklarının arasında tanıdık sesler işitti.
Gerilen bir şeylerin kesilme sesi, birkaç uzun, ince objenin düşme sesi derken henüz onların ne olduğunu bile idrak edemeden yere çakılmak üzereyken—— havada yakalandı.
Subaru: “Vuah, uahhh, auahhhhh… Aaağh!”
Yumuşak bir hissiyat tatsa da momentumun sonlanmayışıyla bedeni o yumuşaklığa sağlam bir kuvvetle iniş yaptı. O yumuşaklığın kıyısına ulaştığı andaysa bedeni sert zeminin üzerine yuvarlandı, bu da ağzına yayılan kum tadı ve boğazından kaçan iniltilerle sonuçlandı.
Bedeninin her zerresi ağrıyordu. Ama——
Subaru: “Ben, yaşıyorum?”
Ölmemiş olduğu gerçeği karşısında afallayarak böyle söyledi.
Kendisini yerden kaldırmayı başardığı andaysa neler olup bittiğini idrak etti. ——Al ve Medium ikilisi kıvrak bir zekâ örneğiyle Subaru’yu kurtarmıştı.
Gökten düşen Subaru’yu yakalamak için sokaktaki dükkânlardan birinin tentesine sıçramış, onu yerinden çıkartıp doğaçlama bir minder hâline getirmek için germişlerdi.
Subaru da bu sayede yere çakılmamış ve hayatı kurtulmuştu.
Ancak——
Medium: “Ah, oooofff…”
Al: “Ahgh…”
Subaru’yu yakalamak için canını dişine takan ikilinin durumu iyi değildi.
Subaru: “Ah, Al! Medium-san!”
Ayaklanan Subaru’nun görüş alanındaki sokak boyunca iki figür uzanıyordu.
Elbette ki “çocuklaştırma” etkisindeki Al ve Medium, her zamanki performanslarını sergileyememişti. Subaru’yu yavaşlatmak için tenteyi germiş ve düşüşün etkisiyle savrulmuşlardı.
Ve kötü haberler bununla sınırlı da değildi——
Oğlan: “Bunun işleri sonlandırmaya yeteceğini düşünmüştüm…”
Acı acı suratını buruşturarak böyle diyen kişi, Subaru’yu havaya atan oğlandı.
Subaru ile yerdeki Al ve Medium ikilisini izleyen oğlan, ıstırap içerisinde avuçlarıyla yüzünü örtmüştü. ——Ancak tamamıyla örtülemeyen sağ gözündeki alevler hâlâ varlığını koruyordu.
Subaru: “S, en…”
Oğlan: “Buna mecburuz. Bu şehir yüzünden… Onu kaybedemeyeceğimiz için.”
Subaru: “——?”
Toparlanmayı başaran Subaru, oğlanın dikkatini kendi üzerine çekmişti.
Ama onun Al veya Medium’a el sürmesine izin vermemeye kararlı olsa da—— oğlandan aldığı yanıt hayal gücünün de anlayışının da ötesindeydi.
Oğlanda bir çaresizlik vardı. Ve Subaru’nun yüreğini burkan bir şey daha.
Subaru: “Sen de…”
Evet, ara sokakta düşünürken kafasına dank eden şeyi bulmuştu.
Subaru ve diğerleri kaçabilsin diye çarpışan Taritta’nın karşısındaki tek gözü alevli kişiler de——
——Bu oğlanla aynı acı dolu ifadeyi taşıyordu.
Oğlan: “Üzgünüm. Ama senden beni affetmeni istemeyeceğim.”
Diyerek kafasını sallayan oğlan, gözlerindeki ve ifadesindeki tüm tereddüdü silerek usulca Subaru’ya doğru ilerledi.
Subaru arkasını dönüp kaçmaya kalksa bile bunu yapamazdı. Bacakları sözünü dinlemezdi.
Bu yüzden hiç değilse oğlanın yüzüne bakayım diyor, bakışlarını kaçırmamaya çalışıyordu ve bunu yaparken de bir şey fark etti.
Oğlanın kafasından, kıvırcık saçlarının arasından hafifçe sıyrılan bir şey vardı—— ufak bir boynuz.
Onun kıvırcık beyaz saçları ve boynuzunu irdeleyen Subaru, sürüsünden ayrılmış bir koyuna benzediğini düşündü.
O koyuna benzeyen oğlan alevli gözleriyle elini güzelce savururken de——
Subaru: “————”
Kaşlarını çatarak gözlerini açık tutan Subaru, bedenindeki hiçbir hareketi gözden kaçırmamaya gayret etti.
???: “Uuu!!——”
Ancak son anda önüne sarışın bir kız atladı ve donuk bir ses ile etrafa saçılan kırmızı kanlar eşliğinde kızın bedeni bir yaprak misali döne döne havalandı.
#Yeni bir hafta ve yeni bir bölümle tekrar merhaba arkadaşlar. 46. bölümü de böylece bitirmiş olduk ve hâlâ Subaru için her şeyi yapar hâle gelen Rui’nin gizemini çözemedik. Bu ana gizemi çözemez ve bu ülkeden bir türlü çıkamazken sorun üstüne sorun yaşamaya da devam ediyoruz. Bu oğlandan anladığımız kadarıyla tüm şehrin etki altında olma ihtimali yüksek. Ve şehirleri ile Yorna’yı koruma dürtüsüyle böyle bir şey yapsalar da aslında bunu istemiyor ve acı çekiyorlar sanırım. Peki ya Subaru ile grubu neden tehdit olarak algılanıyor? Bu işte Yorna’nın parmağı var mı? Subaru’nun pervasızlığı bizi yeni bir döngüye geçmeye zorlayacak mı, yoksa kimse ölmeden işleri ilerletebilecek miyiz? Tüm cevaplar için okumaya devam!

