※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Clumsy
Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
——Bu akıl almaz durum, Natsuki Subaru’nun küçük beynine ağır gelmişti.
Yaşananlar bu denli şok ediciydi, aksi iddia edilemezdi.
Subaru, öldüğünün farkına bile varmaksızın Olbart’la kurallar üzerine şakalaştığı ana dönmüştü—— kabullenmek istemese de durum buydu.
Hayatını kaybetmiş ve Ölümden Dönüşle bu ana geri dönmüştü.
Yine de——
Subaru: “…Ölmememiz gereken bir saklambaç oyununun ortasındaydık.”
Ufak avcuyla ağzını örten Subaru, yaşananları hatırlamak için çaresizce çabalıyordu.
Olbart’la oynadıkları “saklambaç” başlamış ve ilk odada o canavar ihtiyarın kötülüğe yatkınlığından üstün gelerek—— “gözkapaklarının ardında” gizlenen shinobiyi bulmayı başarmışlardı.
Kendisini akışa kaptıran Subaru ve grubu gizemli ihtiyarın bir sonraki saklanma noktasını bulmak için hanın dışına adım atmıştı. Derken dünyaları bir anda kararmıştı.
Subaru’nun hatırladığı bir sonraki şey, bu ana geri döndüğüydü.
Subaru: “————”
Abel: “——Teklifini kabul edeceksek bazı meseleleri netleştirmemiz gerek.”
Olbart: “Oh, nası yani?”
Abel: “Kendi ağzınla söyledin. Bize daha fazla kazanma şansı tanımak istiyorsan nafile uğraşlara fazla yer bırakmamalısın—— Yani karşılıklı taleplerimiz açıklığa kavuşturulmalı.”
Olbart: “——. Kakakakka.”
Subaru’nun aklından bunlar geçerken Olbart’la yapılan görüşmeler kendiliğinden süregelmekteydi.
Konuşmanın bir sonraki adımında Abel ve Olbart oyun seçimini yapacak, sonra da kurallar belirlenecekti. Başka bir deyişle——
Abel: “——Saklambaç oynayalım bakalım.”
Abel bir kez daha böyle söyleyecekti.
△▼△▼△▼△
——Bu cümle sonrasında Olbart’la “saklambaç” oyununun kuralları görüşüldü.
Ve bu görüşme de tıpkı Subaru’nun hatırladığı gibi sonlandı. Hiçbir yeni koşul eklenmedi, gerekli hiçbir detay atlanmadı. Kaçınılmaz olarak her şey aynı kaldı.
Gerçi——
Subaru: “Tamamen emin olmak adına şunu söyleyeyim, yalnızca saklanacaksın, Olbart-san. Sinsice etrafta dolanıp bize saldırmaya kalkmayacaksın…”
Olbart: “Oh, hadi amaa, fazla endişeleniyosun, evlat. Sana şöyle söyliim, ben sizin hızlı düşünme yetinizi ve zekânızı test etmek istiyorum. Gücünüzü test etmek isteseydim bunu dün kaledeki kulede yapardım.”
Subaru: “————”
Olbart’ın sözleri Subaru’nun içini rahatlatmaya yönelik olsa da onların gerçekliğine kesin gözüyle bakamıyordu.
Neticede Subaru’nun hayatını kaybedip Ölümden Döndüğü düpedüz ortadaydı. Ve Subaru’nun grubu için en öncelikli tehdit, burunlarının dibindeki Olbart’tı.
Acaba müdahale etmeme kuralını çiğneyerek Subaru’yla diğerlerini hedef almış olabilir miydi?
Olbart: “Tanrım, benden bayağı kuşkulanıyosunuz, di mi?”
Al: “Güvenilecek bir pozisyonda değilsin, ihtiyar. Resmen münasebetsizlik ediyorsun.”
Olbart: “Kakakakka! Doğru diyosun. Sekiz yıl önce ne kadar iyi anlaşıyoduk, bi de şimdiki soğukluğuna bak.”
Subaru’nun sessizliğinde ciddi bir temkinlilik sezen Olbart önce omuz silkti, sonra da Al’ın sözlerine sırıtarak ukalaca bir karşılık verdi.
Doğal olarak Al da onun konuşma şeklinden rahatsızlık duyarak sessizleşti.
Öyle ya da böyle——
Abel: “Olbart, bunu söylemeye lüzum olmamalı ama fiziksel olarak erişemeyeceğimiz bir yere saklanman anlamsız olur. Acınası numaralarından birine kalkışayım deme.”
Olbart: “Anladık, anladık. Minicik bi gruplar sonuçta, di mi? Dile getirmeseniz de böyle bi şey yapmazdım zaten.”
Böylece Abel, geçen döngüde Subaru’nun değindiği noktaya değindi. Ve Olbart’ın onay verişiyle bir kez daha oyunun başlangıcı ilan edildi.
Başka bir deyişle sıra, ilk saklanma noktasının ipucuna geldi.
Al: “Ee, ilk olarak nereye saklanacaksın, ihtiyar?”
Olbart: “Öncelikle bi deneme yapıcam… Bu hanın yakınlarında, “gözkapaklarınızın ardında” saklanıcam”.”
Subaru bir an için nahoş bir gerginlik duysa da bunun gereksiz olduğu açığa çıktı.
Olbart geçen seferkinden farklı bir saklanma noktasında karar kılar diye korksa da bu gerçekleşmedi. Derken olayların akışı bir noktaya kadar aynı ilerledi, Taritta ve Al Olbart’ın üzerine çullanma dürtüsüne hâkim olurken Olbart’ın asil bedeni ardını döndü. Onun gidişini izlemekten başka şansları olmadı.
Ardından——
Al: “Ne oldu, kardeşim? Betin benzin atmış gibi.”
Taritta Abel’in talimatı doğrultusunda yayını indirir ve toparlanırken Al, Subaru’ya seslendi. İşte bu noktada sohbet bir önceki döngüye kıyasla biraz farklı akmaya başladı.
Al, Olbart’la rakip olmanın zorluklarından yakınması gerekirken bu kez Subaru’nun görünüşünden—— ya da daha ziyade sessizliğinden endişe duymuşa benziyordu.
E bu da çok doğaldı. Subaru hâlâ afallamış ve şaşkın durumdaydı.
Çünkü ansızın gerçekleşen Ölümden Dönüşten ve onun psikolojik şokundan kurtulamamıştı.
Subaru: “Yo, yok bir şey. O konuşma sırasında bir anda… gerçekten yorulduğumu fark ettim.”
Al: “Oioi, kendini topla lütfen. Ufaldığımız için Medium-chan’la benim güçlerimiz yarıya indi. Ama bizim aksimize senin güçlü noktan ufalsan da aynı olmalı, haksız mıyım kardeşim?”
Subaru: “Benim güçlü noktam mı…”
Medium: “E herhâlde! Subaru-chin’in en çarpıcı özelliği zekâsı! Abim harika biri ama Subaru-chin de muhteşem değil mi? Memelerin küçülse de sakinliğini koruyorsun!”
Medium da Al’dan cesaret alarak keyifli bir şekilde sohbete katıldı.
Ve kollarında Rui’yi tutarken artık düzleşmiş olan göğsüne vurdu. O ikilinin hâline bakan Subaru’ysa derince bir iç çekti.
Kendisini cesaretlendiren bu iki kişi haklıydı.
Subaru’nun fiziken işe yaradığı durumların sayısı sıfıra yakınken küçük ya da büyük olmasının bir önemi yoktu. Hâliyle ufalmalarından en az etkilenen kişi oydu.
Ve bu zihinsel bitkinliği sürdürmenin hiç sırası değildi.
Subaru: “…Daha önce de söylemiştim ama bana öyle bakma. Oni maskenin etkilerini tamamıyla göstermeye niyetliysen “bilişsel sapma” özelliği yeterli gelecektir.”
Abel: “Kafanı biraz toplamışsın anlaşılan. Yine de bana beklediğimden de öte bir şaşkınlık yaşattın. Maskenin etkilerine kafanın basmadığından emindim.”
Subaru: “…Sırf eksantrik tavırlarına uysun diye takıyor olsan da şaşırmazdım gerçi.”
Al ve Medium’dan yüz bulan Subaru kafasını kaldırarak Abel’e düpedüz karşı çıkarken ona üstünlük taslayan ve işe yaramazın tekiymiş gibi davranan Abel, Subaru’nun başını dik tutacak gücü toplamış olduğunu görerek onunla daha fazla dalga geçmekten vazgeçti.
Bunun bir taviz olduğunu hisseden Subaru Abel’in iletişim becerilerinin yetersizliğine hükmetse de şimdi bunu tartışmanın sırası değildi.
Al: “İlk önce bir deneme yapacağını söylediğini biliyorum ama hanın etrafında bile saklanacak bir sürü yer var, dostum. Kardeşim, senin bir planın var mı, ya da Abel-chan’ın?”
Bu sırada işleri ilerletmek isteyen Al, dikkatini Subaru ve Abel’e vererek böyle söyledi.
Subaru, buna cevaben Olbart’ın ilk saklanma noktasını—— yani şu anda içinde dikildikleri ve ihtiyarın dönecek olduğu odayı takdim edebilirdi.
Olbart’ın verdiği ipucu aynı olduğuna göre saklanma noktasının değiştiğinden yana endişelenmeye lüzum yoktu.
Asıl sorun, Olbart’ı bulduktan sonra hanın dışına çıkmalarının gerekmesiydi.
Subaru: “Başlı başına bir plan diyemem ama “gözkapaklarının ardında” ile neyi kastettiğini tahmin edebiliyorum.”
Al: “Oh, cidden mi? Bu harika, kardeşim.”
Subaru: “…Sorun şu ki bu “gözkapaklarının ardında” meselesinin yeni bir sıkıntıya yol açma ihtimali yüksek.”
Subaru’yu—— yo, yalnızca Subaru’yu değil, tüm grubu bekleyen bir tehlike vardı. Ve Subaru, bunu o tehlikenin varlığından bihaber olan Al ve diğerleriyle paylaşmak zorundaydı.
Ancak kendisinin de elinde çok az bilgi olan Subaru’nun paylaşabileceği sağlam fikirleri yoktu. Kesin olarak söyleyebileceği tek bir şey varsa o da——
Subaru: “Olbart-san’la yaptığımız anlaşma var ya… onu çiğneyip işimize karışma ihtimali var mı?”
Abel: “Oh? Oh? Başından beri şartları çiğnemeyi planlıyordu mu diyorsun yani?”
Subaru: “Aynen, bunun mümkün olduğunu düşünüyorum…”
Abel: “——Hayır, mümkün değil.”
Subaru, handan çıkar çıkmaz saldırıya uğramış olmaları nedeniyle bu sözlerle arkadaşlarının dikkatini Olbart’a çekmeye çalıştı. Fakat son derece kararlı bir Abel tarafından reddedildi.
Ve bu tepkisiyle Subaru’nun gözlerini irileştirirken ince kollarını kavuşturan Abel,
Abel: “Olbart’ın böyle bir eylemden hiçbir kazancı olmaz. Bu nedenle mümkün değil.”
Subaru: “A-ama Olbart-san İmparatoru öldürmeyi bile düşündüğünü söyledi! Hatta sen de böyle bir şey hiç aklıma gelmezdi dedin… E öyleyse!”
Abel: “Bahsettiğin şey, benim ölümden sonra süregelecek kötü şöhret kavramına hâkim olmamamdı. Fakat öyle bir şeyin var olduğunu anlıyorum. Ve bu şöhreti arzulayanların da. Ancak bu ikisi farklı meseleler.”
Oni maskesinin ardından atılan keskin bakışlara maruz kalan Subaru, iç organlarının korkudan donup kaldığı hissine kapıldı.
Abel eskisinden daha etkili, özel bir enerji yayıyor falan değildi. Ama yine de hedef alınma hissiyatı ortadan kalkmamıştı ve Subaru nefes almakta zorlanıyordu.
O bu hisle boğuşurken Abel, “Müsaade var mı?” diye devam ederek,
Abel: “Senin fark ettiğin ve o maskeli soytarının çürüttüğü üzere Olbart Dunkelkenn’in bize zarar vermesi için hiçbir sebep yok. Amacı İmparatorun kellesini almaksa sahip olduğum zekâyı çaresizce arzuluyor olmalı. Hâliyle böyle bir hipotezin hiçbir dayanağı olamaz.”
Al: “Ah, ben de Abel-chan’a katılıyorum, kardeşim. İhtiyar, İmparatordan bize dokunmaması için emir aldı. Bu emre itaatsizlik edecek olsaydı bunu hanın içinde de dışında da yapabilirdi. Haksız mıyım?”
Subaru: “Ahh, öyle mi?..”
Al: “Kardeşim?”
Subaru: “Oh! Yo, haklısın tabii! Aynen, bence de öyle. Orası kesin.”
Abel ve Al’ın devam eden konuşmaları Subaru’nun algılamakta birkaç saniyeliğine gecikmesine yol açmıştı.
Ancak bu, sağlam bir argümanla açıklandığı takdirde kabul edebileceği bir şeydi.
Evet, Abel ve diğerleri farkında olmasa da Olbart’ın onları öldürmüşlüğü vardı.
Ama yine de bu, mantıklı bir düşünce dizisi tarafından yönlendirilen bir eylemdi. Dolayısıyla Subaru, ikilinin sunduğu genel argümana katılıyordu. Bu noktada yanlış olan tek şey zamanlamaydı.
Bu temelle—— Subaru ve diğerlerinin handan ayrılır ayrılmaz öldürülmesi, Olbart’ın kabul ettiği oyun kurallarına göre kesinlikle tuhaf kaçıyordu.
Al’a kalırsa Olbart’ın canı istediği takdirde onları handan ayrılmadan önce öldürmesi daha mantıklıydı, bu sayede kimseye görünmezdi. Onları halka açık bir yerde öldürmek istiyor da olabilirdi ama bu pek mantıklı sayılmazdı.
Gerçi bir ihtimal onları tam da sizi öldürmeye niyetim yok deyip birazcık huzur buldukları sırada öldürmenin daha acı verici bir sürpriz olacağını düşünüyor da olabilirdi.
Subaru: “Ama durum buysa bunu daha çok göze çarparak yapardı, öyle değil mi?”
Olbart sırf kötülük olsun diye Subaru ve diğerlerinin duygularıyla oynuyor olsaydı onların hayal kırıklığı ve çaresizliğini kendi gözleriyle görmek istemez miydi?
Olbart’ın hanın dışına çıktıkları anda tüm grubu öldürmesi için başka herhangi bir sebep de düşünemiyordu.
Yani——
Subaru: “Bu ne anlama geliyor?..”
Medium: “Hey, hey, Subaru-chin, ne için endişeleniyorsun? Seni dışarı çıkma düşüncesi mi geriyor?”
Subaru: “Ha?”
Derken Medium, durumu çözüme kavuşturma düşüncesiyle sessizleşen Subaru’nun karşısına geçti.
Burnunun dibinde bir çift yuvarlak, mavi gözle karşılaşan Subaru’ysa istemsizce bir “Oha!” tepkisiyle kafasını çevirdi. Ve Medium da bu ani tepki karşısında “Hey!” diyerek hızlıca Subaru’nun elini tuttu.
Sonra da——
Medium: “Tamam, geçti Subaru-chin, sakin ol, sakin oool.”
Subaru: “——Ah.”
Diyen Medium, Subaru’yu elinden çektiği gibi kafasını göğsüne yasladı.
Ve o yavaşça sırtını sıvazlarken Subaru da alnı ve yanaklarında genç kızın kalp atışlarını hissetmeye başladı. Kalbi düzenli bir ritimle atıyor, Subaru’nun donmuş bilincini şefkatle kendine getiriyordu.
Medium: “Kafam karman çorman olduğunda abimden benim için bunu yapmasını isterim~. Abim de eskiden başkalarına aynı şeyi yaptırırdı.”
Subaru: “…Beni sakinleştiriyor, hissedebiliyorum.”
Medium: “Oh oh, iyi! İstersen bu şekilde kalabiliriz ve sen de bana neler olup bittiğini anlatırsın, olur mu? Dışarıda olup da Subaru-chin’i endişelendiren şey nedir?”
Hemen tepesinden bu cümleleri kuran Medium, Subaru’yu yanıt vermek için acele ettirmiyordu.
Subaru’ysa onun gençleşmesine rağmen yitirmemiş olduğu nezaketi ve cömertliğiyle şımartılmak istiyordu. Ama buna müsaade edemeyeceğini de biliyordu.
Bu yüzden işleri dengeleyip kafası Medium tarafından kucaklanmış hâlde zar zor düşünerek,
Subaru: “Yalnızca şey… Hanın dışında, tehlikeli bir durum varmış gibime geliyor…”
Medium: “Dışarısı tehlikeli yani?”
Subaru: “Hı hı, aynen öyle. Sanırım, birileri bizi, öldürmeye çalışıyor…”
Medium, kafasını sallayarak Subaru’nun fazlasıyla belirsiz fikirlerini dinliyordu. Dürüst olmak gerekirse Subaru bile söylediklerinin ikna edicilikten fazlasıyla uzak ve temelsiz olduğunun farkındaydı.
Kendisini daha iyi ifade etmedikçe Abel, Al ve Medium’u hayatta ikna edemezdi. Mesela——
Subaru: “Aslına bakarsanız, handan dışarı çıktığımız takdirde, öleceği——”
——İşte o anda dünya dönmeyi kesti.
Subaru: “————”
Medium’un net, duyulabilir nabzı sonsuzluğun içerisinde yitip gitti ve Subaru’nun tam önünde duran yüzü ile nefesi erişilemez hâle geldi.
Her şey ama her şey çok uzaklara gitti.
Renkler yitti, sesler yitti, zamanın akışı yitti, hareket etme özgürlüğü yitti.
Kımıldayamıyordu. Kımıldamıyordu. Kımıldatılmıyordu. Kımıldamasına izin verilmiyordu.
Derken sesi, soluğu, hatta gözleri bile özgür iradeden menedildi, mide bulandırıcı, tüyler ürpertici, dehşete düşürücü bir şeyler usulca bilincinin sınırlarına çöreklenmeye başladı.
Neden Tabuyu çiğniyordu ki; o kara gölge, buna üzülürcesine Subaru’ya yaklaşıyordu.
Neden bunu unutmuştu ki; o incecik, koyu renkli parmaklar kolayca Subaru’nun göğsüne kayıyordu.
Neden bunu defalarca tekrar ediyordu ki; o Cadı’nın sesi ulaşıyor, ne var ne yoksa karanlığa boğuyordu.
???: “Seni seviyorum.”
Uzun, çok uzun zamandır işitilmemiş bir ses, Subaru’yu cehenneme sürüklüyordu.
Kalbi sıkışıyor ve muazzam bir acı, Subaru’nun hareketsiz bedenini parçalara ayırıyordu. Ona işkence ediyordu. Onu çiğneyip geçiyordu. Onu aşağılıyordu. ——Bir daha asla unutmasın diye ona damgasını basıyordu.
Ve en sonunda da——
Subaru: “——Hık.”
Medium: “Subaru-chin?”
Renkler, sesler ve zamanın akışı ansızın geri dönerken Subaru, tüm bedeninde şiddetli bir kan akışı hissediyordu.
Kafası hâlâ Medium’un göğsüne yaslıydı ama onun yumuşak kalp atışları yerine kendi kan akışının ve alışılmadık bir hız ve korkuyla atan kalbinin sesini işitiyordu.
Cadının tabuyu yıkışına duyduğu öfke, sesini yitireceği, kavrayış becerisinden sıyrılacağı ve ruhunun ihlal edileceği derecede muazzamdı. Subaru kendisine lanetler okuyordu.
Ne diye kendimi onca acı ve çileye maruz bıraktım ki diye düşünüyordu.
Ölümden Dönüşü başkalarıyla paylaşmasının mümkünatı yoktu.
Bundan bir benzetme yaparak, kazara bahsetmesi bile yasaktı.
Bunu herhangi birine iletmeye kalktığı takdirde o kara, şeytani el—— ve sahibi olan Kıskançlık Cadısı, her engelin üstesinden gelerek Subaru’nun kalbine erişiyordu.
Bunun yanı sıra——
Subaru: “Kıl payı kurtulduk…”
Diye mırıldanan Subaru, kendisini tutan Medium’un ve etrafındaki Abel, Al, Taritta ve Rui’nin iyi olup olmadığını kontrol etti.
Ve zarar görmemiş olmalarının doğurduğu rahatlık, gözpınarlarının ısınmasına yol açtı. ——Neticede Ölümden Dönüşün itirafı, Subaru’nun çok korktuğu bir riski de beraberinde getiriyordu.
O risk de o şeytani elin Subaru haricinde birine zarar verme ve Subaru’nun yüzleştiği tehdidin aksine o kişilerin canından oluncaya dek bu güçten kurtulamama ihtimaliydi.
Bu ihtimal gerçeğe dönüşmediği sürece acı çeken tek kişi Subaru oluyordu ki bu da ikinci en iyi sonuçtu.
Elbette ki en iyi sonuç Subaru’nun da herhangi bir acıya maruz kalmaması olurdu.
Subaru: “Medium, san… Teşekkür ederim, artık iyiyim.”
Medium: “Gerçekten mi? Daha da çok acı çekiyor gibi görünüyorsun da…”
Subaru: “Acı çeken tek kişi ben olduğum sürece hava hoş.”
Diyerek kafasını kaldıran Subaru, Medium’un kucağından sıyrıldı. Medium’sa çekimser görünmesine rağmen Subaru’nun ısrarı karşısında bir şey söyleyemedi.
Endişesi takdir edilesi olsa da koşullar buna müsaade etmezdi. Ve Medium’un fazlasıyla yardımının dokunduğu da abartısız, mutlak bir gerçekti.
Subaru: “Söylediklerim kulağa tuhaf ve rahatsız edici geldiyse üzgünüm. Ama gerçekten dışarısının… tehlikeli olduğunu hissediyorum. Yani.”
Al: “Dışarı çıkmayalım mı diyorsun? Ama bu durumda Olbart’la oynayamayız. Tabii ki oynamamak gibi bir seçeneğimiz de var, buna mecbur değiliz.”
Subaru: “————”
Abel: “Fakat bu durumda Yorna Mishigure ile gerçekleştireceğimiz görüşmeyi iptal etmekten başka seçeneğimiz olmaz. Uzun bir yolculuktu ve tek sonucu, senin, soytarının ve Medium’un gençleşmesi oldu.”
Al: “Ehh, bazı insanlar da hayatlarının geri kalanında daha genç olmayı arzular, anlarsın ya?”
Abel’in duygusuz beyanını güçsüz bir alayla geçiştiren Al’ın değindiği nokta, Olbart’ın ifadesiyle tamamen çelişiyordu.
Detaylar bilinmese de Subaru ile diğerlerinin maruz kaldığı “çocuklaşmanın” birtakım dezavantajları vardı. Bu basit bir gençleşme gibi görünmüyordu.
Başka bir deyişle bu “çocuklaşmanın” patlayıcı etkisi taşıdığı aşikârdı.
Al: “Her hâlükârda bu boyda kalamam. İhtiyarı kapana kıstırıp saldırmayı da seçmediğimize göre saklambaç oyununu oynamak zorundayız.”
Subaru: “Biliyorum. Oyundan çekilmiyorum zaten. Sadece dışarısının gerçekten tehlikeli olduğunu söylüyorum. Yani…”
Abel: “Yani ne?”
Subaru: “Dışarı çıktığımızda dikkatli olalım istiyorum. Ayrıca çok tuhaf şeyler söylesem de bana inanmanızı umuyorum.”
Abel: “————”
Subaru, hemen karşısındaki adamın gözlerinin içine bakarak bu ricada bulundu.
Bu sözleri karşısında Abel’in oni maskesinin ardındaki gözlerinin kısıldığını görebiliyordu. Onun güç algılanır bir şaşkınlık yaşadığının da farkındaydı.
Subaru’nun ikna edici olmadığı kesindi, onları ikna etmek için deneme yanılma fırsatından da yoksundu.
Taritta: “Her hâlükârda sözlerinde doğruluk payı var. Rakibin tuzağına düştük ve şu anda düşman toprakları denilebilecek bir yerdeyiz. Hâliyle daha temkinli olmaktan zarar gelmez.”
Medium: “Evet evet, ben de Taritta-chan’a katılıyorum! Dikkatli olalım, olsun bitsin! İyice küçülürsem Rui-chan’ı tutamam sonra.”
Rui: “Auu.”
Taritta ve Medium her şeye rağmen Subaru’yla hemfikirdi. Ve Rui’nin sondaki bağrışıyla ne anlatmak istediği meçhul olsa da ortamda Subaru’ya yönelik bir düşmanlık yoktu.
Taritta ve Subaru’yla uyum içerisinde olan diğer kişiler öyle zor bir şeyden bahsetmiyordu. Yalnızca dikkatli olmaları gerektiği konusunda daha bilinçli olacaklardı, çünkü fazla temkinlilik göz çıkarmazdı.
Ve Subaru, Abel’in çekimser olması için de kendisinden hoşlanmaması haricinde bir sebep düşünemiyordu.
Subaru: “Eğer kabul etmeyeceksen, sana bazı kanıtlar sunacağım.”
Abel: “Kanıt mı?”
Subaru: “Düşüncelerimin göz ardı edilemeyeceğine dair kanıtlar. Sana Olbart-san’ın nerede olduğunu söyleyeceğim. Saklandığı yeri, “gözkapaklarının ardında” ile ne kastettiğini göstereceğim.”
Abel: “Bunun pazarlık için yeterli bir koz olduğu inancında mısın? Öyle ya da böyle cevabı vermek zorundasın zaten. Aksi takdirde dezavantajlı olacak olan taraf sensin.”
Subaru: “Ahh…”
Ancak Abel, her zamanki inatçılığıyla Subaru’yu haksız çıkartarak onu ne diyeceğini bilemez hâlde inlemeye mecbur bıraktı. Al’sa onlara herhangi bir şey söyleme fırsatı tanımadan “Hey hey” diye araya girerek,
Al: “Abel-chan, kardeşim bize karar vermek için bir temel sağlayacağını söyledi. Aslına bakarsan durduk yere bir şeyler söylediği için ben de kafamdaki soru işaretlerinden kurtulamıyorum. Ama bu abartılı şeyler söylediği ilk sefer değil. Haksız mıyım?”
Abel: “————”
Al: “Onun fikirlerine önem vermeyeceksen onu peşinde sürüklemenin hiçbir anlamı yok demektir. Ve her şeye rağmen ona saygısızlık edeceğini söylersen, ehh, benim de tadımı kaçırırsın.”
Abel: “Ho.”
Pozisyon değiştirerek sırtıyla Subaru’yu korumaya alan Al, Abel’le yüzleşirken sesinin tonunu düşürdü.
Ses tonu ancak genç bir oğlanınki kadar tok olabilse de havayı değiştirebilecek düzeydeydi. Ona tepeden bakmakta olan Abel’in bakışlarındaki soğukluksa Subaru’nun yutkunmasına yol açıyordu.
Abel’in Al’la ilişkisi Subaru’nun beklediğinden çok daha kırılgandı ki bugüne dek buna pek dikkat ettiği söylenemezdi.
Al’ın İblis Şehri yolculuğunda Subaru’ya eşlik etme sebebi, ona destek olmaktı. Ve tıpkı Subaru gibi Al da Lugunica Halkının bir ferdi olarak Abel’in tahtına dönebilmesini pek de umursamıyordu.
Kabaca bu, Al’ın değil, efendisi Priscilla’nın arzusuydu.
Dolayısıyla Al’ın ne Abel’in kendisini ne de davasını desteklemesi için şahsi bir sebebi vardı.
Bu da bu noktada ilişkilerindeki belirgin bir çatlak olarak kendisini gösteriyordu.
Al fiziksel olarak on yaşındaki hâline bürünmüş olsa da Abel gerçekten onu mağlup edebilir miydi? Al’ın bu hâldeki gerçek becerilerinden bihaberdi ve bu bakışmaların uzun süre devam etmesine izin vermenin de hiçbir yararı olmayacaktı.
Bu nedenle——
Subaru: “Didişmeyi kesin! Tamam, ben kaybettim işte! Pes ediyorum!”
Ellerini önünde kendisine siper olan koruyucusu Al’a dolayan Subaru, sesini yükselterek böyle söyledi.
Müttefikler arasındaki anlaşmazlıklarla hiçbir yere varılamazdı. Hâliyle nafile bir didişmenin devam etmesindense Subaru’nun kötü adam olması çok daha iyiydi.
Zaten her hâlükârda onları uyarmayı başarmıştı.
Taritta, Medium ve hatta Al bile Subaru’nun ricasını işitmişti. Ve handan çıktıklarında çok daha dikkatli olacaklardı.
Asıl sorun, onları bekleyen ölümün dikkatli olmayı yetersiz kılacak cinsten olmasıydı.
İşte o noktada da Subaru’nun kendini ortaya atıp bu konuda bir şeyler yapması gerekecekti.
Subaru: “Burada daha fazla vakit harcayamayız! Millet, hadi hazırlanın!”
Abel: “——Ee, “gözkapaklarının ardının” neresi olduğunu düşünüyorsun?”
Subaru: “Orası…”
Subaru her hâlükârda orada daha fazla zaman harcamaktan kaçınmaları gerektiği kanısındaydı. Nihayet Abel de Subaru’nun ağzından dökülenlere olumlu bir yanıt verebilmişti.
Bunun başlı başına bir rahatlama sebebi olmasıysa İmparator Ekselanslarının insan ilişkilerindeki eksikliği hakkında epeyce bilgi veriyordu.
Subaru her şeye rağmen dürüstçe yanıt vermekte kararlıydı.
Olbart’ın ilk saklanma yeri——
△▼△▼△▼△
Olbart: “Bi dahakine mutlaka birazcık daha iyi saklanıcam!”
Al: “Bekle, ihtiyar!.. Kahretsin, gitti bile!”
Olbart, odanın penceresini açarak hanın dışına atlamıştı.
Ve Al bir hışımla o çevik adamın arkasından koşsa da o pencereye ulaşıncaya dek yetenekli shinobi çoktan şehrin hengâmesi içerisinde gözden kaybolmuştu.
Uzaklaşma hızı öylesine eşsizdi ki hayrete kapılmak ya da adamakıllı hüsrana uğramaktan başka bir tepki vermek imkânsızdı.
Taritta: “Subaru, o adamın bir sonraki saklanma noktası…”
Medium: “Hmhm, Subaru-chin, sen anladın mı? Nereden bahsettiğini biliyor musun?”
Her şey daha önce olduğu gibi ilerlemişti; Subaru Olbart’ın ilk saklanma noktasını sorunsuzca bulmuştu ve Taritta’yla Medium ona beklenti dolu gözlerle bakmaktaydı.
Ama maalesef ki ikinci saklanma noktası—— yani “manzarası güzel bir çukurun” yanıtı muammaydı.
Subaru kızlara münasip bir yanıt verememiş ve tıpkı geçen sefer olduğu gibi sonrasında toparlansalar da Medium ile diğerlerinin omuzları çökmüştü.
Al: “Ee, ne haber, Abel-chan? Kardeşim ihtiyarın yerini tahmin etmekte iyi iş çıkardı, öyle değil mi?”
Abel: “Başarısı için övülmeyi hak ediyor.”
Al: “…Hepsi bu mu?”
Abel: “Her zamanki gibi boşa harcayacak zamanımız yok. Olbart’ı iki kez daha bulmamız gerekiyor. Başka ne bekliyordun ki?”
Al: “…Demek öyle.”
Belki de önceki konuşmalarından ötürü Al, Abel’i bu şekilde kışkırtsa da aldığı yanıtla omuzları düştü.
Al’ın duyarlılığı hoş olsa da Abel’in vereceği tepki öngörülebilirdi. Subaru, geçen sefer de Abel’den başarısıyla ilgili herhangi bir yorum işittiğini hatırlamıyordu.
Aslına bakarsanız Abel’in yalnızca Subaru’yu değil, herhangi birini övdüğünü hayal etmek zordu.
Yani şu anda yaşananlar da karakterine aykırı olmayan bir gidişattan ibaretti.
Taritta: ““Manzarası güzel” derken yüksek bir yeri kastediyor olabilir, ne dersiniz?”
Medium: “Ama çukur dediğin delik değil midir? Deliğin de yerde olması gerekmez mi?”
Subaru: “Bence ikiniz de doğru yolda ilerliyorsunuz. Bu soruları yanıtlamak için… Abel, sanıyorum ki kalabalık bir yerlere gitmek istiyorsun?”
Abel: “————”
Taritta ve Medium Olbart’ın bir sonraki saklanma noktası hakkında tahminler yürütürken Subaru, bu tartışmayı ileriye taşımak adına Abel’in bir önceki döngüde gerçekleşemeyen planını yürürlüğe koymak istiyordu. Hatırladığı kadarıyla Abel aslında kalabalık bir tavernaya gitmeye niyetliydi.
Fakat handan dışarı adım attıkları anda ani bir “ölüm” onları sokağın ortasında bulmuştu.
Başka bir deyişle bahsi geçen “an” hızla yaklaşıyordu.
Subaru: “Oi, Abel?”
Abel: “——Yanılmıyorsun. Yabancıların girip çıktığı bir yer arıyorum… Kalabalık olması da işime gelir.”
Al: “Yabancıların girip çıktığı bir yer diyorsun yani…”
Subaru: “İçki içilen bir yer… Bir taverna, değil mi?”
Konuşma hızlı bir şekilde süregelirken Subaru’nun bu kelimeyi kullandığını işiten Abel, başıyla onay verdi.
Ve böylece handan çıkıp bir tavernaya yönelme kararı alınırken——
Abel: “Ön kapıdan kaçınmalı ve hanın arka kapısından çıkmalıyız.”
Onca kişinin arasında bu cümleyi kuran kişi Abel oldu.
Subaru’ysa bu fikir değişikliği karşısında afallamış hâlde “Ne?” diye geveledi. Al ve Taritta’nın da gözleri irileşirken,
Medium: “Ha? Abel-chin, bu Subaru-chin’in söylediklerine inandığın anlamına mı geliyor?”
Abel: “Temkinli olmak her daim daha iyidir. Hem Olbart’ın nerede olduğunu saptadığımıza göre bunu göz önünde bulundurabiliriz demektir. Söylediğim şey bundan ibaret, haksız mıyım?”
Subaru: “…Sen, sen gerçekten türünün tek örneğisin.”
Abel, Subaru’nun bu kırgın yorumuna yalnızca homurdanarak karşılık verdi.
Ancak kibirli tavırları bir yana, aldığı karar Subaru’nun yararınaydı. Çünkü o da herkesi arka kapıya yönlendirmeyi umuyordu.
Al: “Bana kalırsa sana layıkıyla hakkını vermeye niyeti var, kardeşim.”
Subaru: “…Öyle görünüyor. Aslına bakarsan bu hep böyleydi.”
Subaru bir şekilde Abel’in “mutlak ödül ve ceza” yaklaşımından da şüphe duyuyordu.
Bunu anlayabildiği takdirde Abel’le baş etmenin kabaca bir yolunu da bulabilecekti ve şimdiye onu çözmeye başlamış olması gerekiyordu.
Onunla nasıl baş edeceğini tekrar tekrar öğreniyordu âdeta.
Al: “Ama ihtiyarın yerini tahmin edebilmenin sersemliğini hâlâ atamadım. Bunu nasıl başardığını hiç bilmiyorum. ——Bu iş için bir strateji rehberi okumuş gibisin.”
Subaru: “Bir strateji rehberi ha, kulağa o kadar nostaljik geldi ki. Ehh, öyle bir şeye sahip olmak iş görürdü ama maalesef durum farklı. Yalnızca devreye tecrübe girdi işte.”
Al: “Tecrübe mi? Saklambaçta mı?”
Subaru: “Benzer bir şey, anlarsın ya. Tıpkı eskiden… tıpkı eskiden?”
Olbart’ı nasıl bulduğu sorusunu yanıtlayan Subaru’nun düşünceleri bir anda çıkmaza girdi.
Olbart’ın oyuna başladıkları odada saklanacağını tahmin edebilmesinin sebeplerinden biri, bunun onun gibi birinin karakterine yaraşır, tipik bir gelişme olmasıydı.
Ama yine de Olbart’tan önce de birileri bu tahmin edilebilir gelişmeye benzer bir şeyler yapmış olmalıydı.
Ve yine Subaru bunu net olarak hatırlayabiliyor olmalıydı.
Al: “Unutkanlık mı başladı? Unutkanlık ihtiyarların işidir. Gençleşmiş olmana rağmen beklenilenin aksine unutkanlığa başlaman komik şey doğrusu, kardeşim.”
Subaru: “Unutkanlık…”
Al: “Öyle oldu, değil mi? Başka biriyle mi benzer bir şey yaşamıştın, sana yakın biriyle mesela, kardeşim. Gümüş saçlı kız olamaz, belki de sürekli yanında gezen lolidir…”
Subaru: “——Beatrice!”
Al: “Oha.”
Subaru kafasını kaldırıp çılgınca bağırırken Al’ın omuzları sarsıldı.
Fakat Subaru’nun Al’ın şaşkınlığıyla uğraşacak zamanı yoktu. E tabii ki yoktu.
Subaru: “Yok artık…”
Neresinden tutarsa tutsun tuhaf bir işti.
Söz konusu kişi Beatrice’ti, Beatrice. Subaru’nun partneri, tatlı mı tatlı Ulu Ruh. Evet, Olbart’ı bulmasını sağlayan şey, onun Subaru’ya çevirmiş olduğu ilk numaraydı.
Bu iş için övülecek birileri varsa onlar da Subaru ve Beatrice olmalıydı.
Subaru’nun bunu gözden kaçırmasına imkân yoktu.
Bu, mümkünatı olmayan bir şeydi.
Taritta: “Subaru, Al, buraya gelin lütfen!”
Derken Taritta’nın şiddetli sesi, sersemleyen Subaru’ya ulaştı.
Ve refleks olarak kafasını çeviren Subaru, Taritta’nın hanın arka kapısını hafifçe aralamış şekilde dışarıya bakmakta olduğunu gördü. Profili fena hâlde paniklediğini gösteriyordu.
Bu paniğin sebebiyse geçen sefer Subaru ve diğerlerine çöreklenen ölümün ta kendisi olsa gerekti——
Taritta: “——Etrafımız çoktan sarılmış. Ve muhtemelen sayıları yüze yakın.”
#Ve Subaru bir kez daha unutkanlık yaşıyor. Geçen sefer Beatrice’in yüzünü gözünde canlandıramamıştı, şimdi de bir süre için onun varlığını, onunla yaşadıklarını unuttu diyebiliriz. Bunun sebebi ne olabilir? Bu durum daha ileri gidip başımıza bir dert açar mı? Bu mesele bir yana kapıda bekleyen ölüm, ‘sayıları yüze yakın düşmanlar’ şekline büründü. Kim bu kişiler? Neden Subaru ve diğerlerini öldürmek istesinler ki? Tüm cevaplar için okumaya devam!


