Bildirimler Tümünü Okundu Say
Bildirimleri görmek için giriş yapın.
Ana Sayfa / Ana Hikâye/ Kısım VII, Bölüm 4 – “Cesurca Bir Seçim”

Kısım VII, Bölüm 4 – “Cesurca Bir Seçim”

1 Nisan 2023 1.249Okunma 32 dk okuma

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Çevirmen: Clumsy

Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Subaru: “Voaa!”

Sağ elinde keskin bir darbe hissederken kırbacını tutuşu gevşedi.

Gücünü eline aktararak hemen karşılık vermeyi denedi ama kırbacını yakalayan kuvvetle boy ölçüşmesi mümkün değildi. Üstüne bir de öne doğru çekilip yere düştü ve “Abeshi!*” şeklinde bir bağırışla tepetaklak oldu.

Ç.N: (Fist of the North Star isimli bir mangaya göndermeymiş.) 

Subaru: “Offf…”

???: “Gelişmenin tek yolu, kendini her gün elinden gelenin en iyisini yapmaya adamaktır. Görünüşe bakılırsa idman düzeyin hâlâ yetersiz. Hem de çok.”

Subaru: “Buna verebilecek bir cevabım yok…”

Yeteneksizliği yüzüne vurulan Subaru, surat ekşiterek çıplak zemine yığıldı. Sonra da ağır ağır oturdu ve zeki, yakışıklı bir adamla göz göze geldi.

Adamın gözlerinde Subaru’ya sürüngenleri andıran keskin bir bakış mevcuttu ve düzgün bir şekilde kesilip şekil verilmiş koyu mavi saçlara sahipti. Tam da uşak üniforması ve tek çerçeveli gözlüğünün verdiği izlenim gibi resmî, terbiyeli ve zeki biriydi.

İşte o adamın ismi——

???: “——Clind! Subaru-sama’ya böyle bir saygısızlığı nasıl yaparsın!”

Clind: “————”

Clind şeklinde seslenilen genç adam, tek kelime etmeden bakışlarını yana çevirdi. Bunu yaptığı anda da uzun boylu bir kadın figürü onlara doğru hantal hantal yürüyerek görüş alanlarına girdi.

Enfes yeşil gözlere ve yürürken sağa sola sallanan uzun, sarı saçlara sahip şık ve güzel bir kadındı. Ana rengi siyah olan hizmetçi üniformasının içerisinde Clind’i geçen kız, hâlâ yerde olan Subaru’ya doğru yürüyerek ona kibarca beyaz bir havlu uzattı.

Kadın: “İyi misin, Subaru-sama? Görebildiğim kadarıyla yere yüz üstü düşmüştün…”

Subaru: “Hı hı, ben iyiyim, Frederica. Kıyafetlerim birazcık çamurlandı ama genelde öyle oluyor zaten.”

Güzel kadın—— Frederica endişeli bir bakış atıp “Ama…” diyerek diretirken Subaru, onun uzattığı havluyu minnetle kabul ederek yüzünü silmek için kullandı.

Bununla birlikte Clind, Frederica’nın sözlerine öfkeli bir omuz silkişle karşılık verdi.

Clind: “Tam da Subaru-sama’nın bizzat söylediği gibi, böyle şeyler idman sırasında normaldir. Asıl sen bu meseleyi büyüterek onu utandırmıyor musun? İşgüzar.”

Frederica: “Ne!”

Clind’in kelime seçimi nedeniyle yüzü kızaran Frederica, keskin dişlerini sergileyerek öfkeli bir bakış attı.

Gözlerini birbirine dikmiş ikilinin arasında kalakalan Subaru’ysa “İşte yine başlıyorlar…” diye mırıldanıp elleriyle kafasını kucaklayacak hâle geldi.

——Clind ve Frederica.

Biri uşak, biri hizmetçi üniformasındaki bu ikili, Mathers Hanesi himayesinde çalışan hizmetlilerdi. Subaru onların uzun bir süre önce tanışmış olduğunu duysa da ilişkileri pek iyi değildi.

Normal şartlarda ikisi de kibar ve özenli, becerikli hizmetliler olsalar da bu şekilde iletişime geçtikleri anda bir tartışma çıkması hiç vakit almıyordu.

Tartışmaları Roswaal’ın politik meseleleri hakkındaki fikirleri üzerineyken -ki bu hizmetçiler için fazlasıyla ileri düzeyde bir eylemdi- koridorda karşılaştıklarında birbirlerine yol vermek gibi önemsiz meselelerde bile anlaşmazlık yaşıyorlardı.

Özetle birbirleriyle geçinemiyor gibi görünüyorlardı, fakat——

Subaru: “Frederica, benim için endişelenmene sevindim ama ben iyiyim, gerçekten.”

Frederica: “Yo, bilhassa senin için endişelenmiş değilim. Sadece bu adamın yapmacık ifadesi ve kendi hâlinde tavırlarıyla düşüncesiz sözleri öyle sinir bozucu ki!..”

Subaru: “Oh, demek benim için endişelenmiyorsun! Utandım şimdi!”

Frederica: “Ah, öyle demek istememiştim!.. Endişelenmiyor değilim! Tabii ki senin iyiliğinden yana endişe duyuyorum, Subaru-sama. Yalnızca ben değil, Petra da aynı şekilde.”

Frederica kazara içten düşüncelerini ağzından kaçırmış gibi görünürken Subaru’nun tek yapabildiği bir parmağıyla yanağını kaşıyıp Petra’nın bahsinin geçişiyle buruk bir şekilde gülümsemek oldu.

Ram hariç malikânedeki tüm kadınların—— bilhassa da Petra’nın kendisi için endişelenmesine neden oluyordu.

Büyük ihtimalle şu anda gerçekleşen şeyin sebebi de meşgul olan Petra’nın Frederica’dan kendisi adına Subaru’yu kontrol etmesini istemesiydi.  

Subaru: “Ama Clind’den bunu isteyen bendim. Bu kadar sert olmasına kendimi hazırlamıştım… Ne pahasına olursa olsun, Clind Annerose’un yanına dönmeden önce kabuğumdan çıkmam gerekiyor.”

Clind: “——Kararlılığın harikulade. Bu da beni seni eğitmek konusunda daha hevesli kılıyor. İlham verici.”

Subaru’nun yanıtını dinleyen Clind kolunu savurdu ve elindeki fildişi rengi kırbacın bükülüşüyle hava kaçışını andıran bir ses yükseldi.

Onunla aynı silahı kullanıyor olan Clind, Subaru’ya kırbaç kullanmayı öğrenmesinde yardımcı oluyordu. Subaru da onun teknik ve pozisyonuna duyduğu saygıdan ötürü ona “akıl hocam” şeklinde hitap ediyordu.

Subaru: “Gerçekten, kendi başıma öğrenmeye çalışmak beni ancak bir yere kadar götürürdü, birileri akıl hocalığımı yapmasaydı sınırıma ulaşmış olurdum. Yakınlarında kırbaç kullanabilen birinin olması çok hoş. Yardımların için teşekkürler.”

Clind: “Yardım etmekten onur duyarım. Keyifli. Bununla birlikte, konu kırbaç kullanabilen kişilere geldiyse, benim dışımda bir kişi daha var. Aday.”

Subaru: “Eh, kırbaç kullanabilen biri daha mı? Kelimeleri kırbaç gibi kullanması yüzünden Ram’dan bahsetmiyorsun, değil mi?”

Frederica: “Subaru-sama, bu düşüncen… yo, söz konusu Ram olunca söylediklerini inkâr edemeyeceğim.”

Subaru’nun kırbacını düşürdüğü yerden kaldırıp eline alırken yaptığı şaka karşısında Frederica’nın yüzüne hoşnutsuz bir ifade yerleşti. Clind ise tek çerçeveli gözlüğünün olduğu gözünü kapatmadan önce ikiliye bakıp tavırlarını karşılaştırarak,

Clind: “Gayet basit. Efendiden bahsediyorum. Çok yönlü.”

Subaru: “Eh, öyleyse ondan eğitim almayı kesinlikle istemem!”

Diyen Subaru, hiç yoktan farksız bu seçeneği ayaklar altına alarak kırbacını savurdu.

Ve Subaru ciddileştiği takdirde sürati ses hızını aşabilme potansiyeli taşıyan kırbacı, büyük bir hızla uçtu. Clind’i—— yo, daha doğrusu, onunla Subaru arasındaki ağaç kütüğünün üzerine yerleştirilmiş tahta parçasını hedefleyen ucundan tok ve boş bir ses çıktı.

Yuvarlak kütüğün üzerine yerleştirilmiş olan tahtayı kırbaçla sararak yakalamak.

Clind’in Subaru’ya verdiği görev buydu ve bugüne dek bir kez bile başaramadığı, yeterince zorlu bir güçlüktü.

Tahtayı kırbacıyla yakalayamama sebebiyse yalnızca deneyim veya yetenek eksikliği değildi.

Clind: “Amacın fazla şeffaf şekilde ortada. Engel.”

Subaru: “Guh!..”

Bu sırada Clind’in kırbacı, Subaru’nun serbest bıraktığı kırbacın ucunu korkunç bir hassasiyetle geri püskürttü.

Görevi tamamlama koşulu, bu engeli aşmak ve tahta parçasını kendi kırbacıyla eline almaktı. Subaru’nun bu engelin üstesinden bir kez olsun gelememe sebebi de tam olarak buydu.  

Clind: “Hedeflediğin bölgeye vurmak, yakalamayı hedeflediğin varlığa dolanmak ve hedeflediğin sonuçları sergilemek. Kılıç veya mızrak kullanmaktansa kırbacı seçmendeki bu amaçları yerine getiremiyorsan… Değersiz.”

Subaru: “Dah! Deh! Doh! Kahretsin! Beni çok basit bir işmiş gibi defediyorsun! Biliyorum, söylemene gerek yok! Kurnaz zihnimi kullanmam için tek yol b…ndah!?”

Derken zorla çekiştirilen kırbacını geri almaya çalışan Subaru, ucunu bir kez daha Clind’e kaptırdı.

Farkına vardığında iş işten geçmişti. Bir an sonrasında da denge hissi bozuldu ve silahına pek fazla güç bile vermiyor olan Clind tarafından rahatlıkla çekilerek yere indirildi.

Subaru: “Vuaahh! Ses Haşirası!” 

Clind: “Oldukça gösterişli bir düşüştü. Düşüşün şiddetini kırmak da önemlidir. Dikkat.”

Frederica: “Su, Subaru-sama!”

Subaru öne doğru düşüp bir kez daha yere yığılırken Frederica, aceleyle yanına koşturdu. Bu defa yüzüstü yere çakılmıştı ve burnundan kanlar damlıyordu.

Frederica o noktaya çabucak havlu bastırırken,

Frederica: “Clind! Nasıl bakarsan bak, bu kadarı da çok fazla!”

Clind: “Subaru-sama’nın pozisyonunu düşününce kaçınılmaz bir şey. Gerekli. Bir erkeğin harekete geçişine mâni olmamalısın gerçekten. Anlayış.”

Frederica: “Bir erkeğin harekete geçişi mi?..”

Frederica, buna inanamıyorum dercesine yüzünü buruştururken Clind, kafasını salladı. Ve sonra da keskin gözlerini kanayan burnunu silmekte olan Subaru’ya çevirerek,

Clind: “Subaru-sama, yardım isteme düşünceni takdir edilesi buluyorum. Şövalyesi olarak Emilia-sama’nın yanında bulunduğun sürece güce ihtiyacın olacak. Emilia-sama’yı ve kendini sonuna dek korumanı sağlayacak güç. Zaruri.”

Subaru: “…Aynen, biliyorum. Bu yüzden de bana bu kadar katı davrandığın için minnettarım.”

Homurdansa ve sesi boğuk çıksa da cesaretinin kırılmasına müsaade etmiyordu.

Ona bakan Frederica, dudaklarını dişlerine sıkıca bastırdı.

Frederica: “Siz iki centilmen de tıpkı Garf gibi sersemsiniz…”

Subaru: “Sersemliğimdense kuvvetim Garf gibi olsaydı acayip işe yarardı ama bunun olacağı varmış gibi görünmüyor, yani…”

Deyip iki deliğinden de kanlar akan burnuna bastıran Subaru, kanamayı zorla durdurdu.

O, bu eylemin ardından kalkıp çenesini içe çekip duruşunu düzeltirken Clind de onu izledi.

Clind: “Önüne bakmak ve durmayı reddetmek… Tavrın gerçekten hoş. Özlem duyulan.”

Subaru: “Çok teşekkürler… Kırbaç kullanımım iyiye giderse elimde daha çok seçenek olacak. Ve elimde daha çok seçenek olursa yalnızca benim değil, çevremdeki insanların yapabileceği hamle sayısı da artacak.”

Clind: “Evet. Bununla birlikte, buna fazla güvenme lütfen. Tek başına mücadele etmek zorunda kalacağın pek fazla durum olacağını sanmıyorum. Destek.”

Diyen Clind, çenesini kaldırarak Frederica’yı işaret etti.

Subaru’nun etrafı, başta Frederica olmak üzere Garfiel ve Otto gibi pek çok kişiyle çevriliydi, hepsinden öte Beatrice her daim yanı başındaydı. Koruma amaçlı bir mücadele gerçekleşecekse elbette ki Emilia da yanlarında yer alırdı.

Bu nedenle Clind’in söyledikleri doğruydu.

Subaru, kendisini bekleyen mücadelelerde bizzat, zor kazanılmış bir galibiyet elde edecek değildi. Onun mücadeleleri, geri kalan herkesin kabiliyetlerinden faydalanmasıyla meyve verirdi.

Subaru: “Bu arada, ya kazara kendimi başka kimsenin olmadığı bir durumda tek başıma bulacak olursam?”

Clind: “Kaçmak zorundasın. Tam gaz.”

Subaru: “————”

Subaru şaka yollu böyle söylese de Clind, şakasına gülmemişti.

Gerçekleşme ihtimali fazlasıyla düşük bir senaryo olsa da bu, imkânsız olduğu anlamına gelmiyordu. Subaru’nun kovalanıp sırtını duvara vermiş şekilde köşeye sıkışacağı bir olaylar silsilesi, işte Clind’in tavsiyesi doğrudan bu konuyu ilgilendiriyordu.

Clind: “Kaçmak zorundasın, Subaru-sama. Gücünün her zerresini kaçmaya ayırmalı, bacakların seni taşıdığı sürece, utanç verici olsa da nasıl görüneceğine aldırış etmeden kaçmalısın. En akıllıca hareket bu olur. Yalnızca bu.”

Subaru: “Cümleni bu şekilde sonlandırınca kulağa daha iyi bir seçenek olmasından ziyade başka bir seçeneğim yokmuş gibi geliyor.”

Clind bu cümleye cevap vermedi, Subaru’nun sözleri ifadesini de değiştirmedi.

Cevap vermesine gerek de yoktu. Bu sessizliği Subaru’nun yaptığı çıkarımın doğru olduğunu kanıtlamıyor muydu zaten?

Subaru: “Tanrım, akıl hocamın hiç merhameti yok cidden!”

Frederica: “Bu adam uzun zamandır böyle. Umut vadeden kişilere karşı katı olur ve onları eğitir… ama ilgisini yitirdiği anda bu işi bırakıp basar gider. Buz gibi ve acımasızca.”

Subaru: “Derica-san? Ah, sesin birazcık soğudu mu senin?”

Frederica’nın sesinde dokunsa kendisini parçalayacakmış gibi öldürücü bir şeylerin varlığını hisseden Subaru çekine çekine bu soruyu sorarken Frederica, asık yüzünü çevirip “Bana bir şey sorma!” diye mırıldandı.

Frederica: “Kararımı verdim. Ben de eğitiminin başarılı olması için destek vereceğim. Clind’i utandır, o kayıtsız suratının asılmasını sağla ve onu ağlat lütfen.”

Subaru: “Bayağı zor bir görev oldu!..”

Frederica: “Oh, bunu Emilia-sama’nın Kral olmasını talep eden ve arzulayan kişi mi söylüyor?”

Becerikli bir hizmetçiden beklenileceği üzere, Subaru tarafından kışkırtılmış olsa bile alay etmekte son derece başarılıydı.

Onun bu sözleri karşısında gözleri irileşen Subaru’ysa şeytani bir gülümsemeyle başını sallayarak, “Haklısın” yanıtını verdi. Ve sonra da kırbacıyla azılı bir poz vererek,

Subaru: “Bana söylenen onca şeye rağmen bunu başaramazsam erkeklik gururum incinecek! İzle de gör, başaracağım!”

Deyip cesurca bir bağırış eşliğinde tüm gücünü verdi, kırbacını savurdu.

Kırbaç da keskin bir yörünge izledi, ucu dosdoğru ağaç kütüğünü hedef almış şekilde havada vızıldadı ve——

Clind: “Coşkun takdire şayan ama yeteneğin çok az. Yetersiz.”

Subaru: “Guh, gvaaaaaaaahh!!——”

Frederica: “Su, Subaru-sama!!——”

Subaru, işte bu sözler eşliğinde bir kez daha çekilerek yüzüstü yere yapıştırıldı.

△▼△▼△▼△

Koskoca ağaç, kafalarının üzerinde ikiye bölünmüş, sonucundaki şok dalgasıysa Subaru’nun tüm bedenini sarsmıştı. Sırtı bu şekilde hırpalanan Subaru, ağzında birikmiş olan tozla karışık kanları tükürdü.

Subaru: “————”

Rem’in yumuşacık, sıcacık bedeni kollarının arasındaydı.

Kendi elleri ve bacakları da oracıktaydı ve oktan kaçınmayı başarmış gibi görünüyordu. Bunun farkına vardığı anda geçer notu verdi.

Rem: “Bi-bir anda ne yapıyorsun sen öyle…”

Subaru: “Kapa çeneni! Yoksa sonunda dilini ısırmak zorunda kalacaksın!”

Rem olayların aniliğinden ötürü tepki vermekte ağır kalsa da Subaru, onun şikâyetlerine aldırış etmemişti. Rem’in bedenini kaldırmak için önce kendisini öne bırakmış, sonra da arkaya doğru bir takla atıp Rem’i yakınında tutar hâlde elinden geldiğince yuvarlanmaya başlamıştı.

Kollarıyla sarmaladığı Rem’in çığlık atma dürtüsünü bastırdığını hissedebiliyordu; ancak o dürtüye müdahale eden çok daha kuvvetli bir ses mevcuttu—— O da kırılarak devrilmekte olan koca ağacın gürültüsüydü.

Subaru ve Rem’in saliseler öncesinde yatmakta olduğu nokta dümdüz olmuştu ve ilk ağacın düşüşüne yakalanan diğer ağaçlar da etrafa bir yok oluş yayıyordu.

Doğayla büyük bir uyum içerisinde yaşayan biri olarak bu durum Subaru’nun kalbini epeyce acıtsa da…

Subaru: “…Şu anda biz daha önemliyiz!”

Devrilen ağaçların yaydığı tozları bir dikkat dağıtma aracı olarak kullanan Subaru, yuvarlanmaya son vermiyordu. Rem bir miktar dirense de adrenalinin devreye girmesine izin veriyor ve onu tüm gücüyle kendine çekiyordu.

İşte ikili bu şekilde yuvarlandıkça yuvarlandı, yuvarlandıkça yuvarlandı ve en sonunda da ansızın gözden kayboldu.

Subaru: “Gvooaa!”

Rem: “Kyaa!?”

Bir anlık bir süzülme hissinin hemen ardındansa düşüşleri zemin tarafından durduruldu.

Devrilmiş bir sürü ağaç ile toprak ve kum yığınlarıyla dolu büyük bir çukur—— Yani Rem’in Subaru için hazırlamış olduğu tuzak çukuru. Subaru işte o çukura doğru yuvarlanmayı kendine görev edinerek rakibinin görüş alanından çıkmıştı.

Yine de bunun karşılığında hiçbir bedel ödememiş değildi.

Subaru: “Gh, gkh… Kahretsin, Oh yo, bunu yapmış olamazsın!..”

Sol kolu çılgınca Rem’e sarılmış ve Rem tarafından tutulan o koldaki parmakların bir kısmı kırılmıştı. Orta parmağı, yüzük parmağı ve serçe parmağı; yani başparmak ve işaret parmağı hariç hepsinin işi bitmişti. 

Subaru’yla aynı koca çukura düşmüş olan Rem, emekleyerek ondan uzaklaşıyordu. Subaru’ysa her biri tuhaf yönlere dönmüş olan parmaklarına bakmamak için elinden geleni yapıyor ve büyük bir acı çekiyordu.

Rem: “Ne bekliyordun ki! Ansızın yaptığın şeye bak… Ne haltlar dönüyor!?”

Subaru: “…Bahsetmeyi atlamışım ama bil diye söylüyorum ki bu ormanda tehlikeli bir avcı geziniyor. Bu durum, bir avlanma oyunu oynarken hedefi ıskalama ihtimallerini aşağı yukarı eledi gibi gerçi… Dzaah!”

Alnından soğuk terler dökülen Subaru, üç kırık parmağının pozisyonlarını düzeltti. Ve geçici süreliğine destek olarak kullandığı bir dalın etrafına havlu sararak sabitledi.

Kırılan parmaklarının sol elinde olması küçük bir merhamet göstergesiydi. Sağ elinde, yani kırbacını kullandığı dominant elinde olsaydı harekete geçme kabiliyeti bir ilkokul çocuğu seviyesine inebilirdi.

Rem: “Tehlikeli bir avcı mı… Senin müttefikin değil mi yani?”

Subaru: “Bir müttefik bu tarz bir güçle koruma ateşi sağlar mıydı sence? Ve genel olarak, ne diye koruma ateşi sağlasın ki zaten… Uvoa!?”

Derken dışarıdaki duruma bir göz atmak için dikkatlice kafasını delikten dışarı çıkarttığı saniyede gözlerinin önünde bir ağaç patladı.

Görünen o ki avcı, Subaru ve Rem’i vurabilmek için ilk iş olarak görüş alanını temizlemeye öncelik vermişti. O ikilinin uzaktan saldıracak herhangi bir araca sahip olmadığını anlamış olmalıydı.

Subaru: “Teoriler genellikle keskin nişancıların varlıkları ifşa olduğunda pozisyon değiştirdiği şeklindedir… Ama kahretsin ki bu bizi hafife alıyor. Söyleyebileceğim bir şey yok gerçi.”

Rem: “——Bu güç bir ok ve yaydan mı geliyor? İnanamıyorum. Normal değil bu.”

Subaru: “Mhm, ben de aynı fikirdeyim! O ok tarafından vurulursan göğsünde koca bir hava deliği açılacağı kesinmiş gibi!”

Açıkçası Subaru geçen sefer tam da o oklardan biri tarafından vurulmuş ve hapsedilmiş bir böcek misali bir ağaca mıhlanmış şekilde ölmüştü. ——Ve geçen sefer, ormanın öbür tarafına gitmişti.

Subaru: “Ne bok yemeye buraya geldi ki?..”

Kırık parmaklarından doğan acı, zihnini fena hâlde zorluyordu. Bu acıyla arka dişlerini neredeyse kırılacakları bir yoğunlukla sıkarak kendisini çılgınca düşüncelere kaptırdı.  

Bu avcı ve Subaru’yu öldüren avcının iki farklı kişi olduğuna inanmak zordu. İkisi de Subaru’ya saldırmıştı, ayrıca silah seçimleri de aynı güçlü yaydı. Bu durumda geriye bu saldırıların tesadüfi olup olmadığı sorusu kalıyordu.

Hangisi olursa olsun, Subaru’nun şu anda hedef alınma sebebine yönelik sonsuz soru yöneltilebilirdi. Subaru ve Rem yüzleşmişti ve Subaru’nun onun tepkisi karşısında donakaldığı doğru olsa da bunun kendisine nişan alınmasını öncekinden daha kolay kıldığı anlamına geldiğini pek sanmıyordu.

Ayrıca avcı aktif olarak Subaru’yu hedefliyorsa onu takip ediyor olma olasılığı daha da artardı.

Başlarına gelen şey son derece belirsizdi ama esas kavranamayan şey, Pleiades Gözcü Kulesinden buraya nasıl fırlatıldıklarıydı. Kayan bir yıldız misali buraya uçurulma ve bu çayırlığa çakılma ihtimalleri de her daim var olabilirdi.

Gerçi -doğal olarak- mevzu bu olsaydı Rem bir yana Subaru’nun güçsüz bedeninin parçalara ayrılmamasının hiçbir açıklaması olamazdı; dolayısıyla başlarına gelenin başka bir şey olması daha makul bir varsayımdı.

Subaru: “Buraya çakılan tehlikeli tipleri falan hedefliyor olabilir…”

Belki de burası özel mülktü ve avcı, ekstrem bir şekilde izinsiz giriş yapanları kovalamaya çalışıyordu. Atışlarının isabetliliğine karşın başkalarının huyuna gitmekte berbat bir avcı olabilir miydi?

Subaru: “Bu durumda onunla konuşup halledemez miyim ki! Hey! Kötü bir niyetimiz yok! Bu ormanda bulunmamız yalnızca bir tesadüften ibaret, yani…”

Rem: “Dur bir saniye! “Biz” derken ben ve o kızı da mı dâhil ediyorsun? Ben seninle aynı kefeye koyulmak istemiyorum!”

Subaru: “Şimdi böyle şeyleri konuşmanın sırası değil—— Dvhaa!?”

Derken Subaru’nun ateşkes çağrısına yere saplanan tek bir okla karşılık geldi. Muhtemelen, Rem’le tartışmalarını yarıda kesmeye bile yeten bu üstün güç pek yakında görüş alanlarındaki tüm engelleri ortadan kaldıracak ve dişlerini, büyük bir deliğe tıkılıp kalmış olan Subaru ve Rem’e geçirecekti.

Rem: “İletişim kurabileceğin cinsten biriymiş gibi görünmüyor…”

Subaru: “Karşında ok olunca yay çizerek yapılacak bir atışla vurulabileceğini varsaymak gerekiyor… Eğer bir keskin nişancı gibi pozisyonunu saatlerce koruyabilirse işimiz iş… Yo, burada bir yay ve oktan bahsettiğimiz düşünülünce kapsamı kesinlikle farklı demektir. Öyleyse… bu, bu işi o kadar uzun süre sürdürmesini imkânsız mı kılıyor?”

Film, manga gibi şeylerde bir keskin nişancının tüfeğinin deliğine gözlerini dayamış şekilde saatlerce avını gözlediği sahnelere sıklıkla rastlanırdı. Ama bir yay ve okla ortadaki çıkmaz kesinlikle bambaşka olurdu.

Yalnızca bir tetikle ateşlenen tüfeklerin aksine yaya ok yerleştirmek, sonra da kirişi çekmek gerekirdi. Bu farklı dünyanın doğaüstü güce sahip bireylerinin bile limitleri vardı.

Öyleyse kendilerini hedef alan bir düşman varken bu…

Subaru: “…Kısa süreli bir savaş olacak.”

Rakiplerinin çok yakında bir hamle yapacağını tahmin eden Subaru, uzun süre düşünmeyi göze alamayacağı için kendisine bir zaman sınırı koydu.

Düşmanları oturup konuşmaya yeltenmediği sürece savaşmaktan kaçamayacaklardı. Ve kaçamayacak olmalarına rağmen ellerindeki kozlar çok azdı.

Subaru: “Tam da akıl hocamın öğrettiği gibi, tek çare kaçmak.”

Neyse ki düşmanları bu koca deliğe atlamaları sayesinde Subaru ve Rem’i gözüne kestiremiyordu. Yani aksi yöne sıçrayıp yere yakın şekilde koşmaya başladıkları takdirde sık ağaçlıklara doğru kaçabilirlerdi.

Ya da belki de…

Subaru: “————”

Rem: “?.. Birden çeneni kapatmak da nerden çıktı? Daha şimdi bir kaçış planı yapmıyor muydun?”

Subaru: “…Gerçekten büyük bir çıkmazın içerisindeyiz ve dahası, nihayet söyleyeceklerimi dinlemeye yanaşıyorsun, ha.”

Rem: “Ağhh.”

Rem, hoşnutsuz bir surat ifadesiyle, şekilli kaşlarını çatarak yere oturdu. Bununla birlikte bir anda saldırıya geçmeyeceği sürece Subaru’yla tartışmayı göze alamayacağını anlamış gibi görünüyordu.

Şimdilik düşmanlığını dizginleyebilip geçici bir ateşkes ilan edebilirse onlara epey zaman kazandırmış olurdu.

Subaru: “Dinle beni, Rem. Ben zıplayıp dikkatleri üzerime çekeceğim. Bu esnada sen de deliğin diğer tarafına tırmanıp saklanacak bir yer bulmak için kaçacaksın.”

Rem: “Ne?..”

Subaru: “O okların ardındaki güç ödümü kopartsa da sen, doğa ananın yeşillikleri arasında sığınacak bir yer bulma şansıyla şımartılacaksın. Yani ben sana vakit kazandırmak için varımı yoğumu vereceğim, bu sayede de sen kaçabileceksin.”

Ya Rem’i de yanına alıp kaçacaktı ya da Rem’in kendisinden önce kaçmasına izin verecekti.

Subaru, başarılı olma şansı en yüksek seçeneğin ikincisi olduğunu düşünüyordu. Düşmanları yay konusunda ne kadar uzman olursa olsun ağaçlarla dolu bir ormandaydılar. Bu nedenle Subaru, okların üzerlerine uçma olasılığını hesaba katarak kartlarını oynuyordu. Muhtemelen onca şeyi delip geçmeleri o kadar kolay olmayacaktı.

Subaru: “Sana yeterince vakit kazandırdıktan sonra ben de kaçacağım. Ama senden ayrı kalmak istemiyorum, o yüzden kaçtıktan sonra yapabilirsen bana birkaç iz bırak lütfen. Bunu anlaman zor olsa da benim memleketimde ok dediğimiz bir sembol var ve karşı tarafa ilerlediğin yolla ilgili genel bir izlenim vermeni sağlıyor…”

Rem: “…Aklından geçen her şeyi söylemeye bir son verebilir misin lütfen!”

Subaru: “Rem?”

Subaru kaçış planını hızlıca anlatırken Rem, son derece keskin bir bakışla birlikte bu açıklamayı yarıda kesti.

Onun bu sertliği karşısında nefesi kesilen Subaru neler döndüğünü bilemez hâlde kalakalırken Rem, onun bu şaşkınlığından iyice rahatsız olmuşa benziyordu.

Rem: “Her şeye ama heeeer şeye kendi başına karar veriyorsun… Ve onca şeyden sonra bana kaçmamı mı söylüyorsun? Bana, bir çocuğu terk edip gittiğin için sana öfkeli olan bana?”

Rem, Subaru’nun teklifini, onu ilk başta reddetmesiyle aynı sebepten reddediyordu.

Bu da gayet makuldü. Bunun iyi bir insan olmaktan kaynaklanan bir yanıt olduğu söylenebilirdi. Fakat Subaru, Rem’in bu durumda da kendisinin o kızı bir başına bırakmasına izin vermemekte kararlı olacağını düşünmemişti.

Subaru: “Ama… şey, ben…”

Rem: “Bahanelerini es geçeceğim. Buna vaktimiz yok. Bana ve yalnızca bana verdiğin talimatlara gelince, o kaçma talimatını reddedeceğim. Her şeyden önce o çocuğu arkamda bırakıp gidemem.”

Bakışlarını şaşkınlığını gizleyemeyen Subaru’dan ayıran Rem, dikkatini deliğin dışına verdi.

Yani ilk okun parçaladığı koca ağaca—— ve sonra da biraz daha ötesindeki başka bir iri ağaca.

Subaru: “Tam da ortada yok diye düşünüyordum; orada mı saklanıyor? Bunca hengâmeye rağmen nasıl bu kadar sessiz kalabiliyor…”

Rem: “…Onu yanıma almak gerçekten sıkıntı vericiydi, ben de onu bayılttım. Bir süre daha uyanacağını sanmıyorum.”

Subaru: “Sen…”

Rui şu anda bile Subaru ile Rem’in kaçışını zorlaştırıyordu. Ancak Subaru’nun bu konuda filizlenmeye başlayan öfkesi, tipik Rem yanıtını işittiği anda paramparça oldu.

Bu aşırı ani kararı olsa olsa ‘Rem’lik yapmak’ şeklinde tarif edebilirdi.

Rem: “…İyi bir hamle olmadığını ben de biliyorum.”

Subaru: “Yok canım, şartları göz önüne alınca iyi bir hamleymiş bence. ——Aramızda kalsın ama onu arkada bırakıp benimle birlikte kaçmak istemezsin, değil mi?”

Rem: “Kim olduğuma dair hiçbir fikrim olmasa da böyle bir şey yapmaktansa dilimi kopartıp ölmeyi yeğlerim.”

Subaru, onun böyle bir şey yapıp ölebileceğinden şüpheliydi ama yalnızca test etmek uğruna olsa bile böyle bir şey yapmasını istemeyeceği kesindi.

Tamamen dürüst olmak gerekirse Subaru için en iyi seçim Rui’yi burada bırakıp Rem’le birlikte kaçmak olurdu fakat Rem, bunun gerçekleşmesine izin vermeyecekti.

Subaru: “O gölge tarafından yutulmadan önce yardımsever yanımı gösterdiğim için Allah beni kahretsin…”

Bu yardımseverliği nedeniyle Yeşil Oda gölge tarafından yutulduğunda yalnızca Rem’i değil, Rui’yi de kucaklamıştı. Ve sonucunda bu duruma düşmüştü. Tekrarlayamayacağı bir sahne olsa da o anda yanlış seçimi yaptığını açık ve net şekilde söyleyebilirdi.

Rem: “Ee, ne yapacaksın?”

Subaru: “…Tamam, yapacağım. Gidip onu da getireceğim. Şuradaki ağaçta, değil mi?”

Rem: “——Evet. O ağacın oyuğunda derin bir uykuda. Bunu başarma ihtimalin var mı?”

Subaru: “Ehh, akıl hocam bana güçlü bir düşmanla karşılaştığımda hiç vakit kaybetmeden kaçmamı söylemişti.”

Burada iki taraf arasındaki güç farkını ölçmekten falan bahsetmiyordu.

Neticede bu dünyadaki rakiplerinin büyük bir çoğunluğu Subaru’dan güçlüydü. Bu yüzden kendisini savunmasının en iyi yolu, karşılaştığı herkesin kendisinden daha üstün olduğunu varsaymaktı.

İşte tam da bu yüzden, kaçmaya öncelik veriyordu. Ama bunu yapamadığı durumlarda…

Subaru: “Elimden gelen her şeyi yapacağım. Rem, muhtemelen istemezsin ama bana elini ver lütfen.”

Rem: “——Ona yardım etmek uğrunaysa…”

Diyen Rem, kendisine uzatılan ele baksa da onu tutmadı.

Bir eylem planı hazırlamış olan Subaru’ya büyük bir gönülsüzlükle başını sallayıp onay vermekle yetindi.

△▼△▼△▼△

Subaru, üç kırık parmağının durumunu kontrol ederek sol kolunu kuvvetle savurdu.

Acıyorlardı. Ama zihninin derinliklerine pençelerini geçirmiş hissi veren ve ne olursa olsun dinmeyecek olan bu acının koşmasının önünde bir engel olmasına mâni olmak için kendisine güç verdi.

Ve sonra da…

Subaru: “…Zha!”

Biraz kas gücü kullanıp devrilmiş ağaçlardan küçük denilebilecek bir tanesini yukarıya doğru itti.

Hemen sonrasında da çılgınca bir hızla yaklaşan bir ok, ittiği ağaca saplandı. Darbenin etkisiyle kolları ağaçtan ayrılan Subaru, büyük bir kuvvetle geriye doğru savruldu.

Subaru: “Voaaaa!!”

Bu manzarayı göz ucuyla izleyen Subaru, iri deliğin dışına tırmanarak sert zeminin üzerinde sağlam bir şekilde ayaklandı. Okçuluğuna ne kadar güvenirse güvensin avcının yayından yeni bir ok göndermesinin sınırları olmalıydı. Ateşli silah kullanmanın aksine okçulukta oku yerleştirmeniz, kirişi çekmeniz ve hedef almanız gerekirdi.

İşte bu zaman aralığı da Subaru’ya hayatta kalmak için ufacık bir umut ışığı tanıyacaktı…

Rem: “…Daha hızlı geliyor!!”

Subaru’nun koca delikten çıkıp ilk adımını attığı saniyede Rem’in ağzından bu kelimeler döküldü.

İlk okun aldatmaca olarak kullanılan ağacın üzerine atılmasının üzerinden sadece iki saniye geçmişti—— Ama o iki saniye, yetenekli bir avcının sıradaki okunu ateşlemesi için gayet yeterliydi.

Subaru: “…Hık”

Rem’in sesinin çınlayışının hemen sonrasında Subaru’nun ardındaki zemin patladı.

Subaru olduğu yerde kasılıp kalmış ve Rem’in çağrısıyla savunma pozisyonuna geçmemiş olmasının doğru bir karar olduğu anlaşılmıştı. Daha doğrusu sinirleri Rem’in çağrısına karşılık verecek kadar uyumlu hareket edememişti; bununla birlikte sonucu iyi olmuştu.

Ve işte bu şekilde ağaca doğru koşturan Subaru’ya doğru ok yağmaya başlamıştı—— Her birinin arasındaki mesafeyse iki saniyeden azdı.

Herhangi biri isabet ettiği takdirde kaşla göz arasında kirpiye dönerdi.

Ama gelin görün ki…

Rem: “Bunun yaşanmasına izin vermeyeceğim!——”

Avcının bir sonraki saldırısı, yiğit bağrışı yükselen Rem’in fırlattığı toprak yığını tarafından kesintiye uğratıldı.

Evet, sırtını koca deliğin eğimine dayamış olan Rem tarafından bir şeyler fırlatılmıştı—— Aslında yo, toz toprakla kaplı iri bir taşla bombardıman bile denilebilecek vahşi bir saldırı gerçekleştirilmişti.

Subaru: “Büyüsünü kullanmayı bilseydi daha iyi olurdu gerçi…”

Ne kadar mücadele edebileceğini teyit ettikleri sırada Rem, Oni boynuzu ve büyülerinin gücünü kullanmaya yanaşmadığını göstermişti. Ya da daha açık konuşmak gerekirse, onları nasıl kullanacağını hatırlayamamıştı.

Yine de vakitlerini ona bu teknikleri kullanmayı hatırlatmaya çalışmakla ziyan edemezlerdi. İşte bu nedenle Subaru’nun önerisi, teknikleri olmasa da hâlâ elinde olan fiziksel gücünü kullanması şeklinde olmuştu…

Rem de Oni Klanına özgü, doğuştan gelen fiziksel gücünü kullanarak son derece ilkel bir şiddetle araya girmişti; yani Subaru ve Rem’i güçsüzler olarak hakir görerek pozisyonunu koruyan avcıya gerçekleştirilen bir saldırıyla.

Subaru: “Köşeye sıkışan fare kediyi ısırır derler, bilirsin ya! Öyleyse al bakalım!!”

Diyen Subaru, haykıra haykıra okun ayaklarının altında yarattığı şok dalgasının üzerinden atladı. Bu sırada Rem’in fırlattığı iri bir taş, görüş alanına girerek okunu salan avcıya doğru ilerledi.

Subaru: “GRHAAAAAAA!!——”

Bir düşmanla yüz yüze gelen Rem, ölçülü davranmayı bilmiyordu. Ve bu, Rem’in en iyi özelliğiydi.

Ne olur ne olmaz diye topladığı taşların narin kollarından atılmalarıyla son derece tehlikeli silahlara dönüşmeleri hiç vakit almamıştı.

Subaru: “Ehh, Rem zaman kazanmakla meşgulken ben de!——”

Rem uygun silahlarla gerçekleştirdiği bombardımanla keskin nişancı ateşini durdururken Subaru, söz konusu ağaca ulaşmayı başardı.

Aynı hızla da ağacın arkasına doğru dolandı. Ve orada, ağacın çürük oyuğunun içerisinde altın rengi saçlarının sağladığı yatakta uyuyan Rui’yi gördü.

Subaru: “————”

Pespembe yanaklarını ve usulca inip kalkan göğsünü görerek hayatta ve sağlıklı olduğunu teyit etti.

Bu şekilde kollarıyla ona uzanmaya çalıştığı andaysa içinde güçlü bir inkâr duydu. Şahsi hislerini bir kenara bırakarak hareket etmeye çalışsa da zihninden ziyade ruhu, Rui’yi reddediyordu.

Şu anda masum, uykulu yüzünü gösteriyor olsa da o, bir Günah Başpiskoposuydu. Affı mümkün olmayan bir haindi…

Rem: “Oyalanmayı bırak lütfen!!”

Subaru: “——Hık!”

Subaru’nun bu kararsızlığı, onu acele ettiren Rem tarafından ortadan kaldırıldı.

Rem’in sözlerini işittiği anda içindeki inkâr duygusunu bir şekilde bastırarak Rui’yi kucakladı. Ve sonra da onun hafif bedenini taşıyarak ağacın oyuğundan dışarı sıçradı ve Rem’e doğru ilerlemeye başladı…

Subaru: “…Ha?”

İşte o saniyede, gözlerinin önüne sıçrayan siyah bir gölge tarafından önü kesildi.

Deliğe geri dönerken aynı yolu izleyebileceğini varsaymıştı. Karşısına bir şey çıkabileceğini düşünmemişti; kafasını kaldırarak birdenbire varlığını ilan eden gölgeye baktı. ——Ve o saniyede tek kelime edemez hâle geldi.

???: “——ϡϡ!!”

Hiç ses çıkarmadan ormanın içerisinden süzülen ve şimdi de Subaru’nun önünü kesen o devasa gölge, boyu muhtemelen on metreyi bulan koca bir yılandı. Tüm bedeni sık yeşil pullarla kaplı ve gözleri sarıydı. Ve ansızın karşısında bulduğu o canlının alnındaki yamuk beyaz boynuzu gören Subaru, kimliğinin farkına varmıştı.

Subaru: “Bir Cadı Canavarı!!——”

Onun bu etkileyici görüntüsüyle bu denli yakın mesafede karşılaşan Subaru, sergilediği aptalca dikkatsizlikten pişman olmuştu.

Bunun farkına varmış olmalıydı; şimdi, şu anda, bu farklı dünyaya çağrıldı çağrılalı taşıdığı en güçlü Cadı’nın Kokusu’nu taşıdığı gerçeğini biliyor olmalıydı.

Dolayısıyla tıpkı Augria Kum Tepelerinde ve daha pek çok yerde olduğu gibi burada da Cadı Canavarlarını kendisine çekmesi kaçınılmazdı.

Çok az insanın girip çıktığı bu pis ormanın o canavarlar için ideal bir mesken olacağını bilmeli, düşünmeliydi.

Cadı Canavarı Yılan: “——ϡϡ!!”

Koca yılan, ağzını irice açmış, Subaru’yu hedef almıştı.

Ve o ağız yalnızca Subaru’yu değil, kollarında taşımakta olduğu Rui’yi de yutabilecek kadar büyük görünüyordu. Onun kendisine yaklaşışını izleyen Subaru’nun zaman algısı durma noktasına gelmişti.

…Oh, vaziyet kötü.

Subaru, bunlar bambaşka bir insanın başına geliyormuş gibi hissediyordu.

Dünyanın çok ağır ve durgun bir şekilde titreştiğini görmek, deyim yerindeyse, hayatınızın film şeridi gibi gözlerinizin önünden geçip gittiğini gördüğünüz zamanlara yakın bir şeydi. Bu konuyla bağlantılı olarak, bu ölüme yakın deneyimlerin zihnin bir çözüm bulması için kullanılabileceği şeklinde teoriler mevcuttu.

Ancak Subaru’ya gelince, kafasını ne kadar zorlarsa zorlasın o koca yılan tarafından yutulmaktan kıl payı kurtulmasını sağlayacak bir şey bulamıyordu. Kendini zorlayınca hatırlayabildiği en yakın olay, tavşan sürüsüydü; ama o da hayatı gözlerinin önünden geçip giderken reddetmek istediği bir anıydı.

Böylesine anlamsız düşüncelerle saniyelerini ziyan eden Subaru’nun omuzları bir anda çökmüştü.

Rui’yi korumak adına bu denli hızlı harekete geçtiği için bedenine lanetler okur ve kafaları yılanın açık ağzına girip yutulmaya yaklaşırken ise——

Cadı Canavarı Yılan: “——ϡϡ!?”

Subaru: “Vouaa?”

Refleks olarak gözlerini kapatan Subaru, kafasının üzerine ıslak bir şeylerin damladığını hissetti. Zihninden rakibinin yemekleri yemeden önce sindirim sıvıları püskürttüğü şeklinde nahoş bir düşünce geçti. Fakat durum bu değildi. Subaru’nun tüm bedenini kaplayan şey, her yere fışkıran koyu kanlardı.

Yani vücudu keskin bir ok tarafından delinen koca yılanın ağzından fışkıran muazzam miktarda kan…



#Avcı Subaru’yu öldürmek istemiyor muydu? Neden onu öldürmek üzere olan yılanı vurdu? Kim bu avcı? Ne istiyor? Bu soruları uzattıkça uzatabilirim ama bunun yerine sabırsızlanarak bir sonraki bölüme geçmek istiyorum. Orada görüşmek üzere!

5 1 oylama
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
1 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar
Toprak3528
Üye
11 Ekim 2026 13:07

noluyo la