
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Clumsy
Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Subaru: “——Uaah, tam da bana söylendiği gibi. Bu da ne? Doğru düzgün temizlenmemiş ki.”
Eğmiş olduğu rafın arkasına bakan Subaru, kendi yaptığı işe surat ekşitti.
Uşak kıyafetinin ceketini çıkartmış ve gömleğinin kollarını kıvırmış olan Subaru, tam anlamıyla temizlikçi tarzına bürünmüştü—— fakat çalışmalarının içeriği, başına “Çırak” veya “Sefil” ünvanları eklenmeyi hak ediyordu.
Doğuştan sahip olduğu azıcık el becerisini sergileyen Subaru, malikanedeki görevini eskisine kıyasla daha verimli bir şekilde yerine getirebiliyordu.
İşte tam da bu düşünceleri taşırken kibrine değinildiği hissine kapıldı.
Ve Subaru’nun kendisi üzerine düşünme sürecini arkadan izleyen bir gölge, bir “Hah!” sesiyle birlikte,
Ram: “Aah ah, sonuçta yalnızca Barusu. Tam da Ram geliştiğini zannedip işinin kapsamını genişletmeyi düşünürken böyle sefil bir duruma düşüyorsun… Kendinden utanmalısın.”
Subaru: “Aynen, verebileceğim hiçbir karşılık yok… yo, aslında var! Böyle mağrur bir tavır takınma hakkını nereden buluyorsun ki!? Sen bana bu şekilde nutuk çekecek kadar iş yapmıyorsun bir kere!”
Ram: “Senin aksine Ram, etkin ve organize olmak konusunda son derece becerikli. Bu yüzden sabahları iş yüklerini tahsis ettikleri andan itibaren minimum işten yükümlü olmak için Ram yönlendirme yapıyor.”
Subaru: “Yani seninki işini verimli bir şekilde sürdürme becerisi değil, işten kaçma becerisi!?”
Savaş sanatı, bir mücadelede galip gelmek değil, mücadele etmeden galip gelmekti.
İyi bir şekilde ifade edildiğinde görünen buydu, kötü bir şekilde bakıldığındaysa işten kaytarmak için harikulade bir kabiliyetti fakat Subaru ne söylemek isterse istesin artık çok geçti, çünkü buna sabah değinmesi mümkün olmamıştı.
Bununla birlikte——
Subaru: “Kayan yüklerin Rem’e gitmesini… ne sen ne de ben isteriz, haksız mıyım?”
Ram: “Mn… Barusu olmana rağmen epey cüretkârsın. Ama iyi bir noktaya parmak bastın.”
Subaru hayal kırıklığı içerisinde kafasını kaşıyıp böyle söylerken Ram, ona bakarak gözlerini kıstı. Ve ikisinin suratları da bu şekilde odanın köşesine çevrilirken aceleyle ilerleyen, zeminden takır tukur adım sesleri yükselen biri göründü.
Mavi saçlı bir kız, hizmetçi eteğinin uçları sallanarak, odanın önemsiz noktalarının zeminindeki nemli noktaların yakınlarını silmekteydi——
Subaru: “——Rem.”
Rem: “Ah, evet, pardon. Birazcık çalışmaya dalmışım da. Rafın arkasında işler nasıl gitti, Subaru-kun?”
Genç kız, Rem, Subaru’nun seslenişine karşılık vermek için dönüp hafifçe gülümseyerek ona bu soruyu yöneltti.
Subaru’ysa o gülümsemenin hedefi olduğu anda acınası bir yanıt vereceği için kendisini mahcup hissetse de gizleyebileceği bir şey olmadığı için kaderine boyun eğdi.
Subaru: “Hııı, tam da söylendiği gibiydi. Kolay kolay görülemeyen yerleri detaylı temizleme konusunda… Yalnızca yüzeyi temiz tutmayı OKAY gören tavrım gerçekten hiç hoş değilmiş.”
Rem: “Yo, bu doğru değil. Konu bir şeylerin üzerini örtüp dışarıya yansıtmamak olduğunda rakipsizsin. Krallığın en iyisisin!”
Subaru: “Bize iftira davası açtırabilecek bir şekilde dile getiriyorsun!”
Rem’in kötü niyetli olmadığını bilse de iğne gibi saplanan bir değerlendirme olmuştu.
İyiymiş rolü yapmakta ve sorunlarını gizlemekte iyi olmak, kendisinin de bilincinde olduğu bir özelliğiydi.
Ram: “Beklenildiği üzere bir şeylerin özünü görmekte iyisin, Rem.”
Subaru: “Sesin çok çıkıyor, nee-sama! Zaten farkındayım, yani moralimi hâlihazırda olduğundan daha da çok bozmana gerek yok!”
Subaru, yatağa oturmuş şekilde kollarını kavuşturan Ram’a sert bir bakış attı. Fakat onun kendininkinden de keskin bakışlarıyla karşılaşmak, keyifsizce pes etmesine yol açtı.
Bu mekânda en az güçle en düşük pozisyona sahip olan kişi, Natsuki Subaru’ydu.
Subaru: “Kahretsin, kıdemli bir hizmetçi tarafından zorbalığa uğramak zormuş… Bu bağlamda, Rem kibar biri, öyle değil mi?”
Rem: “Evet, elbette. Rem sana sert bir şey söylemeyecek. Rem, ekstra bir şey söylemese bile senin onu anlayacağına inanıyor.”
Subaru: “Bu kibarlığın içimde bir delik açacak, olacağı bu.”
Subaru, Ram’ın sivri diliyle dışarıdan, Rem’in tatlı mı tatlı zehriyleyse içeriden paramparça ediliyordu.
Kendisi için hayırlı bir ortamda olup olmadığı konusunda kafası karışacakmış gibi geliyordu ama muhtemelen bu, nasıl algılayacağıyla da ilişkiliydi.
Subaru: “Hey, kendi hataların karşısında gözlerini kapatma, Natsuki Subaru. Nee-sama bir yana, her şey Rem’in beklentilerini karşılamak için değil mi? Bunu yapacağım! Öyle değil mi, Rem?”
Rem: “Senden de bu beklenirdi, işte ruh budur! Rem derinden etkilendi!”
Subaru: “Heh, bu pozitifliğim de temel özelliklerimden biridir. Ee, nereden başlayayım?”
Rem: “Hm, evet… Öncelikle, pencerelerin kanatları hiç düzgün silinmemiş, o yüzden onları tekrar silmek gerekli. Rafın üzerindeki kısım için parmak uçlarında durmak yeterli değil, doğru düzgün silebilmek için bir basamağın üzerine çık lütfen. Gördüğün üzere rafların arkasını her gün silmeye gerek yok, ama zaman zaman temizlenmezse büyük bir karmaşaya yol açacaktır. Ve bu söyleyeceğim yatağın ayakları ve minderin diğer tarafıyla ilişkili ama…”
Subaru: “Ahh, ağır ateş altındayım! Öne doğru düşecek gibiyim!”
Rem Subaru’nun geliştirebileceği konuları sayıları giderek artarak, su gibi akıcı bir şekilde tek tek sıralarken Subaru, zihnine not alma konusunda Rem’in hızına yetişemiyordu.
Bununla birlikte, iyi görünüp sorunlarını gizleme konusunda krallığın bir numarası olarak değerlendirilen Subaru’nun gözünden bakıldığında temiz denilebilecek bir odada gelişmeye açık bu kadar nokta gösterilmesine şaşıyordu.
Subaru: “Cidden gözlem konusunda bayağı iyisin. Bu da mı bir hizmetçinin adanmışlığı?”
Rem: “Elbette. Ah, ama, başka birinin bakış açısından düşününce er ya da geç görmeye başlayacağın şeyler oluyor. Rem de daima seni düşünüyor, Subaru-kun.”
Subaru: “Buna sevindim ama temizliğimdeki kusurların… tozla kaplı alanların ardı ardına görülüyor olması…”
Yumruğunu sıkan Rem’in yanıtı çok tatlı olsa da Subaru için tuhaf bir olaydı.
Yine de özenli bakışlarını ufacık detaylara bile yönlendirebiliyor ve işini titizlikle yerine getiriyor olması, ne kadar mütevazı olmaya çalışırsa çalışsın hizmetçiliğin temellerine sahip olduğunun göstergesiydi.
Çok yönlü bir hizmetçi şeklindeki şöhretinin hakkını verdiği şüphesizdi.
Ram: “E çok doğal. Ne de olsa Rem, Ram’ın tapılası kız kardeşi.”
Subaru: “Bir saniye, bu konuda başarı senin mi oluyor yani!?”
Rem: “E nee-sama’nın cesur tavrı ona çok yakışıyor, bu da onun cazibesinin bir parçası.”
Ram yatağın üzerinde ulu ve kudretli bir havayla oturur ve utanmadan kafasını eğip göğsünü kabartmak için geriye doğru eğilirken Subaru ve Rem’in sesleri etrafında uçuşuyordu.
İşte bu da her biri Roswaal Malikânesi’nde çalışan uşak ve hizmetçilerin gündelik yaşamlarından bir başka sahneydi ve——
△▼△▼△▼△
Subaru: “——Gh, voaa! Hh, dah!”
Kısacık bir an için süren süzülme hissi sonrasında sert, sağlam bir zemine çakılmanın acısı geldi.
Subaru düşeceğini bilerek bedenini top yapmış ve inişini yumuşatmak için öne doğru yuvarlanmış olsa da epey etkili bir düşüştü.
Düştüğü noktada duran kalın daldan gelen ikinci saldırıysa bilhassa beklentilerinin ötesindeydi. Kürekkemiğine saplanmış, beklenmedik acı yüzünden gözleri yaşarmıştı.
Subaru: “Of of… ahh, Doğa Anadan da artçı saldırılar gelmemesine sevindim. Bu bıçak sağ olsun…”
Yaşlı gözlerle ayağa kalkan Subaru, ellerindeki bıçağı kılıfına yerleştirdikten sonra iç çekti.
Sonra da şimdiye dek üzerinden sarkmakta olduğu iri ağacın gövdesine bakmak için döndü.
Gövdedeki kalın dalların birinden aşağıya uzun bir asma sarkıyordu. Bıçakla orta yerinden kesilmişti ama bu kesikliğin ötesinde——
Subaru: “Bir halka… Bunları mangalarda falan görürdüm ama bu tarz tuzaklar gerçekten işe yarıyormuş demek, ha.”
Diyen Subaru, sağ ayak bileğine dolanıp sarılmış olan asmayı çıkarttı.
Bu tuzak yere yerleştirilmişti ve üzerinden geçmeye çalışan kişiyi ayağını sarıp sıkarak havada asılı tutacak bir işleve sahipti—— dürüst olmak gerekirse Subaru’nun, bu tuzağa bizzat düşmüş olmasına rağmen bunun nasıl mümkün kılındığı hakkında hiçbir fikri yoktu.
Ve bunu araştırıp bir yanıt bulmaya ayıracak zamanı da.
Subaru: “Hafızası yerinde olmasa da bilgisi ve yetenekleri her zamanki gibi, ha… Bu şekilde Rem’i kovalarken gerçekten nee-sama’nın küçük kardeşi olduğunu görebiliyorum.”
En başından beri bariz olsa da bunu bir kez daha anımsamaya zorlanmıştı. Elbette bu şekilde gözüne sokulmasını istemezdi, dolayısıyla bu, canını fazlasıyla sıkıyordu.
——Subaru’nun ormanda Rem’i aramaya başlamasının üzerinden bir saati aşkın süre geçmişti.
Ormanın diğer tarafında karşılaştığı maskeli adamın tavsiyesini dinleyen Subaru, Rem’in Rui’yle peş peşe izlediği kaçış rotasını gizleme teşebbüslerini tespit edebiliyordu.
Bu sayede aralarındaki mesafenin azaldığını rahatlıkla söyleyebilirdi. Fakat o mesafeyi sıfıra indirememesindeki en mühim faktör, Rem’in temkinliliğinin Subaru’nun en büyük engeli olmasıydı.
Rem, Cadının kokusu—— yani Subaru’yu çevreleyen miasma konusunda temkinliydi ve bu yüzden yalnızca kendisiyle Rui’nin ayak izlerini kamufle etmekle yetinmiyor, ormanın her noktasına Subaru’yu yavaşlatacak tuzaklar da yerleştiriyordu.
Subaru, tüm bunların başlangıcında aldığı ağır darbenin ardından ondan fazla tuzağı keşfetmiş ya da daha doğrusu ondan fazla tuzağa düşmüştü. Rem’in tüm bu tuzakları istikrarsız durumdaki bacaklarının üzerinde koşarak ve beraberinde koca bir yük taşıyarak yaptığını bilen Subaru’nun Rem’den fazlasıyla etkilenmemesi mümkün değildi.
Subaru: “Çimleri bağlamak veya sığ çukurlar kazmak falan olunca sevimli oluyor ama…”
Bunlar Subaru’nun ayağını kaydırmak ya da burkmak amaçlı ufak tuzaklardı. Bu tür tuzaklar o kadar zararlı değildi ve Subaru’nun Rem’i takip etmesine pek bir engel teşkil ettikleri de yoktu.
Fakat sayıları anormal derecede fazlaydı ve hatırı sayılır miktarda çimen ve dökülmüş yaprağın olduğu bir yeri araştırırken onlara dikkat etmesinin gerekmesi can sıkıcıydı.
Subaru: “Rem’deki güçle yalnızca tek bir bacağı hedef alacak bir çukur kazmasının çocuk oyuncağı olması benim için işleri zorlaştırıyor… Doğuştan gelen fiziksel kabiliyet farkımız kendisini gösteriyor.”
Ufak tuzaklar arasında, asmalar ve düşmüş ağaçlardan yapılan, örneğin az önceki gibi onu havaya kaldıran ve tamamen Subaru’yu yavaşlatmaya yönelik olan orta dereceli tuzaklar da yer alıyordu.
Bir mucize eseri eline bir bıçak geçirme şansı bulmasaydı Subaru’nun kendisini o asma tuzağından kurtarması ne kadar vakit alırdı? Ayrıca bir şekilde soğukkanlılığını yitirmesi gereği kovalamacayı yeniden başlatmakta gecikme ihtimali de olurdu.
Ve panikleyen Subaru’yu en çok tereddüt ettiren şey de——
Subaru: “Sh!”
Belinden çektiği Suçlu Kırbacı savuran Subaru, silahının ucuyla yerdeki şüpheli noktaya güçlü bir darbe indirdi.
Bir an sonraysa nişan aldığı noktaya iki üç dal çullandı ve yıkıcı bir güçle geri sekti. Bu darbeyi doğrudan aldığı takdirde bir, hatta iki kolunu da kırabilecek bir güçle karşı karşıya kalacaktı.
Evet, Subaru’yu en çok tereddüt ettiren şey, hareket kabiliyetini yok etmeyi hedefleyen büyük tuzaklardı—— sayıları çok fazla olmasa da gerçekten bir yerlere yerleştirilmiş olmaları, ormanda ilerleme hızını kesinlikle baltalıyordu.
Girişteki o kalın daldan yediği darbenin de Rem’in büyük tuzaklarından biri olduğunu söyleyebilirdi.
Ve Subaru ormanın derinliklerine ilerledikçe o büyük tuzakların taşıdığı güç ve tehlike artıyordu. Bu da takip edilen Rem’in merhametini yitirmekten ziyade yeteneğini geliştirdiğini düşündürüyordu.
Subaru: “Tuzak yapmayı öğreniyor ve kaçarken yerleştirdiği tuzaklarla bu işte giderek daha da iyi oluyor… Lanet olsun, senin çalışkan karakterinden de bu beklenirdi, Rem. Şu anda bunu bana karşı kullanmanı istemezdim gerçi.”
Rem’in her konuda elinden gelenin en iyisini yapmaya gayret eden çalışkan biri olduğunu biliyordu ve anılarının geri dönmediği mevcut koşullarda bile bu özelliklerini yitirmemiş olmasından yana mutluydu. Fakat bu, başka bir meseleydi.
Kısaca anlatmak gerekirse Rem, mücadeleleri esnasında gelişiyordu. Ve Subaru’nun gelişiminin aşağı yukarı limitlerine ulaştığı düşünülünce hâlihazırda var olan ciddi kapasite farklılıkları daha da fark edilir hâle geliyordu.
Bu farklılık iyice kesinleşmeden Rem’i yakalaması gerekiyordu, ama——
Subaru: “————”
Önündeki büyük tuzağı etkisiz hâle getiren Subaru, bir an için nefesini tuttu.
Huzursuzca bakınırken aradığı şey, az önce dağıttığı tuzağı yaratmış olan Rem’in sıradaki kaçış rotasıydı. O rotayı bulmak için, Rem’in örtbas etmeye çalıştığı az miktarda izi takip etmesi gerekliydi.
Tabii ki hiçbir iz bırakmama ihtimalini de aklına getiriyordu fakat şu anki Rem, böyle bir şeyin üstesinden gelebilecek kabiliyete veya vakte sahip değildi. Bu nedenle——
Subaru: “——Buldum.”
Subaru, ağaçların arasındaki boşlukta, tuzağın yerleştirilmiş olduğu noktada ufacık da olsa kopmuş bir ağaç kabuğu fark etti.
Büyük tuzakla ilişkisizdi ve bir kedinin evin sütunlarını tırmalayışına benzer ufak bir çizikti. Gelin görün ki bu tarz çocuksu çizikler, Subaru’nun bu noktaya kadarki ilerleyişinde bir amaca hizmet etmişti.
Neticede o çiziklerin gerçek kimliği, “engelin” ardında bırakmış olduğu izlerdi.
Subaru: “————”
İronik olsa da Rem’in yoluna çıkan ve Subaru’nun takibe devam edebilmesine imkân tanıyan en büyük faktör, Rem’in kaçarken yanına almış olduğu Günah Başpiskoposunun—— Rui Arneb’in varlığıydı.
Rem ve Rui, Subaru o ikilinin ne kadar uyumlu olduğunu bilmese de o küçük izlere bakarak Rui’nin pek uslu davranmadığını ve Rem’in eylemlerine uygun hareket etmediğini gözlemleyebiliyordu.
Rem adımlarını gizlemek için ne kadar uğraşırsa uğraşsın Rui, onun tüm çabalarını baltalıyordu.
Subaru: “Kahretsin!..”
Kovalamacasına yardımı dokunan iyi haberlerin farkına varan Subaru’nun hisleri bulutlu kalmayı sürdürüyor, aralarından canlandırıcı ışıklar sızamıyordu.
E bu da çok doğaldı. Bu durum Rui’nin varlığının kendisine yardım eli uzatmasıyla sonuçlanınca o şeytani Günah Başpiskoposuyla arasındaki ilişkiyi düşünen Subaru’nun sevinmesi mümkün olmuyordu.
Rem’in İsmi ve Anılarını çalan kişi doğrudan Rui olmasa da Oburluk Günah Başpiskoposunu temsil eden üç kardeş de eşit derecede günahkârdı. Sadece bir tanesinin günahlarının yükünün hafiflemesi gibi bir şey söz konusu olamazdı.
Dünyada var olan bir fiziksel bedene sahip olmamasının veya hayat yolculuğunda doğru yoldan sapmış olmasının önemi yoktu.
Subaru’nun o beyazlıklarla dolu dünyada bağırıp çağıran, çığlıklar atan ve haykıra haykıra ağlayan Rui Arneb hakkındaki çıkarımı buydu.
Bu nedenle Rem’i başarıyla yakalasa ve onu ikna etme evresine geçse de Rui’nin göreceği muamele konusunda taviz vermeye niyeti yoktu.
Her şeyden önce——
Subaru: “Ne halt yemeye… Rem’le bu şekilde kovalamaca oynamak zorundayım ki!..”
Rem’i yakalamayı ve Rui konusunda yapılacakları düşünen Subaru, o ana dek aklından çıkarmış olmasına rağmen hızla geri dönen öfkesi yüzünden dudaklarını ısırdı.
Rem’in Anıları ve İsmi olmadan uyanma olasılığını değerlendirmişti.
Tabii ki en iyi ihtimal Rem’in her şeyiyle, orijinal hâliyle geri dönmesi olurdu ama Crusch ve Julius gibi vakalar olunca Rem’in eski hâliyle uyanmasını gerçekten bekleyememişti.
Ve endişeleriyle nokta atışı yapmış, sonucunda da Rem, kendisini de Subaru’yu da unutmuştu.
Fakat hâl böyle olsa da Subaru, buna direnip ona destek olabileceğini düşünmüştü.
Emilia, Ram, Beatrice ve diğerlerinin—— kamp üyelerinin yardımlaşışıyla hep birlikte Rem’e destek olabilirlerdi. Subaru’nun kendisine hâkim olabilme sebebi buydu.
Ama şu anda, güvenebileceği hiç kimsenin olmadığı bu ormanda, kendisinden kaçan Rem’in peşindeydi.
Subaru: “Neden… bu hâle geldik ki?.. Neden durumlar hiçbir zaman…”
Subaru’nun sorunsuzca ve rahatlıkla üstesinden gelebilmesine imkân tanımıyordu?
Rem her şeyi hatırlayarak uyanabilir ve uykuda geçirdiği süreye şaşırsa da kendilerini bekleyen hikâyeyi birlikte yazabilirlerdi. Bu Subaru’ya uyardı.
Rem şu hâliyle uyansa bile Subaru’nun bir grup olarak her şeylerini veren müttefikleri bir araya gelerek Rem’e destek çıkabilir, hepsi onun yanında olabilirdi, bu durumda Subaru’nun böyle bir felaketle boğuşması gerekmezdi. Bu senaryo da Subaru’ya uyardı.
Ama kader, Natsuki Subaru için daima en zorlu, en acımasız yolu cepte tutuyordu.
Ve bu yolu Subaru için hazır etmekle yetinmiyor, etrafındaki kıymetli insanlara da yöneltiyordu.
Subaru: “——Yeterince sitem etmedin mi artık, Natsuki Subaru?”
Diyerek dişlerini birbirine sürten Subaru, iki eliyle yanaklarına güçlü birer tokat indirdi.
Keskin acı ve darbe bilincini sarsınca da o ana dek içinde taşıdığı acizce düşünceleri bir süreliğine ardında bıraktı.
Evet, kader ona her defasında en acımasız yolu sunuyordu.
Bu yüzden de Natsuki Subaru kırbaç misali zorluklar ve ıstıraplarla mütemadiyen hırpalanıyor ama kan kusmanın eşiğindeymiş gibi hissetse de her düşüşünde ayağa kalkıyor, önüne bakmaya devam ediyordu.
Subaru: “En sonunda o zorlukları kendi kırbacına dönüştüren adam. İşte bu benim.”
Açık konuşmak gerekirse kırbacının ham maddesi olan Cadı Canavarı, Guilitilav, tam olarak yolunu kapatan bir engel değildi ve yoluna çıkan diğer zorluklardan daha düşük seviyeli bir zorluktu. Bunu böyle ilan etmişti.
Büyük laflar edip moralini yükseltmek, duygularını harekete geçirmek, kurnaz zihnini yoğunlaştırmak ve savaşabileceği bir yol aramak. Subaru’nun şu ana dek yaptığı buydu.
Bu yolu aptalca bir dürüstlükle takip etmişti. İzleyecek başka bir yolu yoktu. Dolayısıyla bugün de aynı şeyi yapacaktı.
Subaru: “Düşün, düşün, düşün hadi Subaru. Rem’i takip etmeye devam etsem bile er ya da geç Rui’nin planını mahvettiğinin farkına varacak. Bu gerçekleştiğinde de ister istemez o izler silinecek. Bu gerçekleşmeden önce…”
——Onlara yetişmek ya da onları oyalamanın bir yolunu bulmak zorundaydı.
Subaru: “————”
Mücadele güçlerindeki farkı analiz eden Subaru, hem karşı tarafın hem de kendisinin güçlü noktalarını saptamaya çalışarak tüm gücüyle beynini zorluyordu.
An itibarıyla Rem’in güçlü yanları el becerisi ve dikkati gibi hafızasını kaybetmesine rağmen yitirmediği şeylerdi. Onun tuzak kurmaya adapte oldukça gerçekleştirdiği gelişim hızını, sesinin ve yüzünün tatlılığını, harekete geçişini izlemek istiyordu ama tüm bunlar bekleyebilirdi.
Rem’in aksine Subaru’nun güçlü yanları kırbaç ve bıçak kullanışı ve ona yardım ettiği düşüncesi canını sıksa da Rui’nin onun için bıraktığı ipuçlarıydı, cazibesinin bir parçası olarak kendisini kötü gösteren gözlerine gelince—— o gözlerle Rem’in nasıl biri olduğunu kendisinden de iyi görüp bildiğini söyleyebilirdi.
Subaru: “…Rem peşinde olduğumu çoktan fark etmiş olmalı.”
Sayısız tuzağın varlığının ispat ettiği üzere Rem, Subaru’nun yakasını bırakmadığını tahmin ediyordu.
Aksi takdirde bu denli çok tuzak hazırlaması için hiçbir sebep olmazdı. Yalnızca ne olur ne olmaz diye birkaç tuzak yerleştirir ve kaçmaya öncelik verirdi.
Ama bunu yapmak yerine çeşitli tuzaklar yerleştirmeye devam ediyordu, çünkü Subaru’nun peşinde olduğundan emindi. Ve Subaru’ya kalırsa bundan emin olma sebebi de Cadının miasmasıydı.
Subaru: “Bedenim şu anda tam olarak ne kadar kötü kokuyor acaba?..”
Subaru kolunu koklasa da alabildiği kokular kum ve terden ibaretti, her tarafına leş gibi bir koku yayıyormuş gibi gelmiyordu. Tabii ki insanın kendi kokusunu almasının zor olduğu söylenirdi ama bu durumda sorun, Cadının miasmasının yalnızca o kokuyu tanıyanlar tarafından alınabiliyor olmasıydı.
Daha öncesinde Rem ve Beatrice’ten o kokunun günbegün azaldığını duymuştu ama kokunun yoğunluğu, Ölümden Dönüşün hemen sonrasında olup olmamasına veya kullanım sıklığına bağlı olarak büyük ölçüde artıyordu.
Ve Subaru, Gözcü Kulesinde geçirdiği son yarım günlük süre içerisinde o ana kadarkinin yaklaşık iki katı Natsuki Subaru biriktirmiş ve sonra da buraya fırlatılmıştı.
Bu da demek oluyordu ki——
Subaru: “——Bu dünyada geçirdiğim süre içerisinde Cadı’nın Kokusu’nu en çok taşıyan hâlim şu anki benliğim.”
Cadının miasmasının bir limiti olup olmadığı meçhuldü ama Subaru, şu anki hâliyle sağlam bir koku yaydığını tahmin edebiliyordu. Durum böyleyse bu kovalamacanın Rem tarafından çoktan fark edildiği kesindi.
Rem, koşmayı ve kaçmayı sürdürmesine rağmen aralarındaki mesafeyi koruyamamaya başladıkça er ya da geç sabırsızlanacaktı.
Normal şartlarda rakibiyle alay edip onları bir hata yapmaya yönlendirmek Subaru’nun sık kullandığı numaralardan olurdu ama Rem’le yeni, dostane bir ilişki kurmak istediği için bu yönteme çok fazla bel bağlamamayı arzuluyordu.
Subaru: “Bazen bir taraf için iyi olan şey diğer taraf için kötü olur… İki tarafı da memnun etmek imkânsızdır.”
Bu sözün gerçek hayata taşınmış olması, mevcut durumun ne denli kötü olduğunu apaçık ortaya koyuyordu.
Aklından bu düşünceler geçen Subaru, Rui’nin bıraktığı ipuçlarını gözlemleyerek ve ufak veya orta boyutta iki üç tuzağı daha ortadan kaldırarak Rem’in izlediği rotayı takip ediyordu.
Gerçekten de kendisini ekmek kırıntıları eşliğinde ilerleyen Hansel ile Gretel gibi hissediyordu. Ama aradaki fark, Subaru’nun yalnızlığı ve kaçanların da diğer iki kişi olmasıydı.
Subaru: “Bu seferki bayağı bariz bir yerde. Şimdi sırada…”
Soyulmuş ağaç kabuğunu fark eden Subaru, izleyeceği yeni yolda karar kıldı.
Rui’nin Subaru’ya kendisiyle Rem’in yerini bildirmek gibi bir arzusu yoktu, bu yüzden Subaru için birer ipucu olan işaretler bir bütünlük duygusu barındırmıyor ve pek çok durumda onları bulmak zor oluyordu.
Rem tuzakları hazırlamaya çalışırken bir başına bırakılan Rui’nin canı ne isterse onu yapıyor olma ihtimali yüksekti. Muhtemelen meselenin özü buydu.
Rui’nin bırakmaya devam ettiği izleri bulmak Subaru’yu bir süreliğine zorlasa da bariz bir taneyi bulmasının çok yardımı dokunmuştu.
Subaru: “Burada olmasına sevindim. Rem tarafından bulunup silinseydi o ipuçlarının önü…”
‘Kesilebilirdi’ diyecekken ansızın sözlerini duraksattı.
Sonra da az önce yanından geçtiği, kabuğu soyulmuş olan ağaca baktı. Uzun ve iri bir ağaçtı, soyulan kabuksa oldukça bariz şekilde göze çarpıyordu.
Rem gerçekten böyle bir şeyi fark etmemiş olabilir miydi?
Subaru: “————”
Rem’in çayırlıktaki ayak izleriyle Subaru’nun kafasını karıştırması, o andan bu yana tuzak kurma becerilerinde yavaş yavaş ustalaşması ve şu anda Subaru’nun önünde duran ağacın kabuğundan büyük bir parçanın abartılı bir şekilde soyulmuş olması.
Bu üçlünün Subaru’nun kafasının içerisinde birleşmesiyle, duyduğu tuhaf hissin bulmacası çözüldü.
Ve en nihayetinde içinde bir cevap türedi.
Subaru: “Eğer karşımdaki benim tanıdığım Rem’se…”
İnce düşünceli ve özenli biri olan Rem, açıkça görülebilen tüm izleri ortadan kaldırırdı.
Yani Rem son derece sınırlı bir bakış açısına sahip olmaya başlamadığı takdirde bu ipucunun bir başına geride bırakılmış olma sebebi——
Subaru: “——Hah!”
Aklından bu düşünceler geçen Subaru, ayaklarının altından kalın bir ot öbeği kopartarak ilerlemeye çalıştığı yöne doğru fırlattı.
Kökleri arasına topraklar birikmiş olan öbek, uzun otlara doğru parabol çizdi——
——Hemen sonrasındaysa korkunç derecede kuvvetli bir sesle birlikte yere çakıldı ve devasa bir çukur, o bölgeyi yuttu.
Subaru: “Voaa!..”
Subaru’nun önünde koca bir çukur açılmış, neredeyse daha önceki ufak tuzakların amacını sorgulayacak hâle gelmişti. Bununla birlikte, kurulan tuzak bununla sınırlı da değildi.
Beliren o koca çukuru çevreleyip hedefleyen ağaçlar, çatırdayıp devrilmeye başlamıştı. Devrilen ağaçlar ardı ardına çukura düşerken de yeni açılmış çukurun dolması hiç vakit almamıştı.
Yani Subaru o koca çukura düşmüş olduğu takdirde oraya sıkışıp kalmış, diri diri gömülmüş olacaktı.
Bu noktaya ulaşıldığında, o zamana kadarki tüm tuzakları psikolojik bir hile olarak kullanan cüretkâr ve güçlü bir teknik uygulanmıştı.
Subaru’nun takibine dair birer ipucu olarak hizmet eden izler, onu diri diri gömecek bir tuzak olarak ağzını açmış bekliyordu.
Son derece Remvari bir önlem olduğu için alkışlamak istese de——
Subaru: “——Benim tanıdığım Rem bununla da kalmazdı.”
Psikolojik tuzaklar kuran kişi için en iyi sonuç, takipçisinin bu tuzaklara düşüp hareket etmeyi kesmeye zorlanması olurdu.
Fakat Subaru’nun tanıdığı Rem özenli ve çalışkandı, tatlı bir sese ve yüze sahipti, takdir edilesi eylemleriyle göğsünü ısıtırdı ve——
Subaru: “Beklemekten sıkıldığında saldırıya geçerdi. ——Haksız mıyım, Rem!?”
Subaru, bu sözlerin ardından etrafında dönerek kabuğu soyulmuş ağaca baktı.
İşte tam da o anda…
???: “——fh!!”
Rem dişlerini sıkarak söz konusu ağacın dalından Subaru’nun üzerine atıldı.
△▼△▼△▼△
Takipçisini peşinden ayıramıyor ve tuzakları onu olduğu yerde tutmaya yaramıyordu.
Subaru’nun tanıdığı Rem, bu duruma düştüğü takdirde ne yapardı?
Kokusu sayesinde rakibinin yerini belirleyebildiği için güvendiği ekmek kırıntılarının kimliğini ayırt etmeyi de başarabilirse o kırıntıları rakibinin aleyhine kullanıp onu tuzağa düşürür, direkt olarak kaçma sebebini ortadan kaldırmayı denerdi.
Evet, Subaru bu tahminiyle tam isabet yapmıştı.
Sorun şuydu ki——
Rem: “——Haaaaahh!”
Subaru, aralarındaki güç farkı nedeniyle Rem’in atılışını durdurmayı başaramamıştı.
Ve “Gh, voaaa!” diye bağırırken düşmekte olan Rem’in kolu tarafından uçurulmuştu.
Dürüst olmak gerekirse Rem’in bacaklarını tam anlamıyla kullanamıyor olmasına rağmen bu ölçüde hareket edebilmesi de Subaru’nun bedeninin onu yakalama çabasıyla anında harekete geçebilmesi de beklentilerin ötesinde şeylerdi.
Rem: “Çok inatçısın! Çok ama çok inatçı!”
Subaru: “Be… bekle, Rem, lütfen dinle…”
Rem: “Amma da ısrarcısın!..”
Rem, kollarını savurmuş ve bir kolu Subaru’ya çarparak burnundan kanlar dökülmeye başlamasına yol açmıştı. O, suratı kan içindeyken bile yalvarıyor ama Rem, öfkeye kapıldığı için onu dinlemiyordu.
Elleri ve ayaklarının üzerinde orman zemininde dikilen Rem, mavi gözlerini Subaru’ya dikmişti.
Rem: “Şimdi, şu anda yakamızı bıraksaydın bundan daha fazlasını yapmayacaktım. Ama bizi takip etmeye devam ediyorsun… Lütfen dur artık!”
Subaru: “Bunun bu denli basitçe söylenmesi gerçekten canımı acıtıyor…”
Rem: “Resmen burnumun direği sızlıyor! Bana yaklaştığın anda farkına varabiliyorum. İşin kötüsü, artık çayırlıktaki hâlinden de güçlü…”
Subaru, kanayan burnunu tutup sendeleyerek ayaklandı.
O ayakta durabilirken Rem, dört uzvunun üzerindeydi. Durum Subaru’nun lehineymiş gibi görünse de bu, tek bir şeyle tersine çevrilecek bir avantajdan ibaretti, o da fiziksel güçtü.
Bunun yanı sıra Rem, yalnızca kollarını kullanarak bir hayalet gibi çevikçe ilerlemeye başlayacak olursa Subaru bu defa kesinlikle o koca çukura düşer ve bu da onun sonu olurdu.
Yani Rem’le arasındaki mesafeyi hesap etmesi ve mevcut yanlış anlaşılmayı adım adım yok etmesi gerektiğini biliyordu.
Subaru: “Rem, beni dinle lütfen. Sanırım senin gözünde bayağı kokuşmuş durumdayım…”
Rem: “…Evet, leş gibi kokuyorsun.”
Subaru: “Nostaljik bir ifade şekli oldu!.. Evet, sanırım leş gibi kokuyorum ve bunun iyi bir şey olmadığını hissettiğini biliyorum ama sana karşı hiçbir kötü niyet beslemiyorum!”
Ellerini havaya kaldıran Subaru, Rem’e düşmanca davranmayı planlamadığını gösteriyordu.
Fakat onun bu iddiasına rağmen Rem’in yüzündeki temkinlilik dinme belirtisi vermiyordu. Bu bağlamda Cadının miasması, bomboş hâldeki Rem’in köşeye sıkışmasındaki en büyük etkendi.
Subaru nereye giderse gitsin Cadıyla ilişkili hiçbir şeyden hayır gelmiyordu.
Subaru: “Koku meselesi ortada ve sana verdiğim ilk izlenimin korkunç olduğunu da biliyorum. Buna rağmen ben, kendim denilen bu varlığa on sekiz yıl boyunca katlandım. O yüzden tekrar etmeme izin ver lütfen.”
Rem: “…Tekrar etmene mi?”
Subaru: “Hatalı olan bendim. Endişeli, tedirgin ve her şeyi unutmuş olmana rağmen sana tek bir şey bile açıklayamadım. Tamamen şahsi meselelerim yüzünden senin hislerini dinleyip bu konuda düşünceli davranamadım…”
Hevesli düşünceleri ve sabırsız hisleri, işte Rem’e düşünceli davranamama sebepleri bunlardı.
Kabahat tamamen bu iki sebepteydi—— Subaru için kendini bu şekilde savunmak kolaydı. Fakat bu acınası, yetersiz haklı çıkma çabalarının ne anlamı vardı?
Onun ihtiyaç duyduğu şey, kendisini savunacağı kelimeler değildi.
Onun ihtiyaç duyduğu şey, Rem’e hitap edecek, onun inatçı kalbindeki gerilimi yatıştıracak kelimelerdi.
Subaru: “Sen benim için önemlisin. Tek isteğim seni korumak. O yüzden lütfen dinle beni. Lütfen reddetme beni. ——Lütfen, bir şans daha ver bana.”
Rem: “————”
İki eli de hâlâ havada olan Subaru, olduğu yerde iyice eğilmiş hâlde Rem’e yalvarıyordu.
Tüm bedeni ve tüm ruhuyla samimi olup olamadığını bilmiyordu ama hiç değilse bu yakarışa hislerini katabilmişti. Eğer Rem’in kalbine azıcık olsun dokunabildiyse, eğer Rem ona kendisini açıklama fırsatı verebilirse——
Rem: “——Söyleyeceklerin bitti mi?”
Subaru: “…Eh?”
Rem: “Yalnızca bu açıklamayı yapmakla mı yetineceksin?”
Subaru, aldığı bu yanıt karşısında çekinerek kafasını kaldırdı.
Rem’in sesinde yoğun bir şekilde var olan duygu, Subaru’nun umduğundan farklıydı. Bununla birlikte işlerin ters gitmesi durumunda beklediği şeyden de farklıydı ve bu da afallamasına yol açmıştı.
Rem’in sesi, sessiz bir öfke ve katlanılmaz bir hiddetle bezenmişti.
Subaru: “Re, Rem?..”
Rem: “Bizi kovalamış olman ve korkunç derecede uğursuz kokunun şüpheli olması, elbette ki fena hâlde tuhaf bulduğum şeyler. Ama-”
Bu noktada konuşmayı kesen Rem, dudaklarını sımsıkı kapattı.
Ve mavi gözlerinde, önünde yatan yanıtlardan emin olamayan Subaru’yu kalbinin en derinlerinde affı olmayan bir kötü adam olarak görüyormuşçasına bir düşmanlık parıldadı.
Rem: “Hepsinden öte, küçücük bir kızı bir başına bırakmaya çalıştığın gerçeğini ortadan kaldıramazsın. Bana böylesine acımasız ve aşağılık birine güvenmemi nasıl söylersin?”
Subaru: “——ah”
Aşağılık olduğuna hükmeden o bakışlar karşısında nutku tutulmuştu.
Ona yöneltilen bu sözler beynine nüfuz etmiş ve Subaru, Cadının miasmasından bağımsız olarak kazanıp kazanamayacağı bilinemese de ilk hamlesiyle Rem’in güvenini sarsarak yanlış seçim yaptığını anlamıştı.
Rem’in güvenini gerçek anlamda yaralayan şey ne annesinden miras aldığı korkutucu gözlerdi ne de zorla kendisine geçirilmiş olan miasma.
Rem’in inancını yok eden şey, hâlihazırda sahip olduğu şeyler değil, gerçekleştirdiği eylemlerdi.
Rui, bir Günah Başpiskoposu ve kötülüğün vücut bulmuş hâli olsa da bu konuda hiçbir şey bilmeyen Rem’in gözünde gencecik, güçsüz bir kızcağızdı ve Subaru bu gerçeği gözden kaçırmıştı.
Subaru: “————”
O anda vermesi gereken cevabı bulmayı başaramıyordu.
Subaru, pek çok farklı zamanda pek çok farklı zorluğun üstesinden gelmişti. Bazen canından olmuş ve farklı bir açıdan çözüm bulmayı denemişti ama bu seferki cevap, içinde bulunmuyordu.
Özür, mazeret veya gerçek. Hangisine öncelik vermeliydi?
Bir çocuğu terk etmeye çalıştığı gerçeği için özür mü dilemeliydi?
Bunu süslemek için mazeretlerini sıralamalı, bir sebebi olduğunu mu söylemeliydi?
Yoksa o “güçsüz kızcağız” aslında bir canavar mı demeliydi?
Hangisini seçerse seçsin hemen karşısındaki Rem’in güvensiz bakışlarını değiştirebileceğini sanmıyordu.
Ve bu, Subaru’nun Ölümden Dönüş aracılığıyla çoktan tarihe yazılmış eylemlerinin sonucuydu.
Rem: “——Artık konuşmuyorsun.”
Subaru’nun bakışları etrafı tarar, yanakları kaskatı kesilir ve ağzından hiçbir söz çıkmazken Rem, onu beklemekten usanmıştı.
Böylece muazzam bir çabayla ayaklanarak Subaru’dan uzaklaşmaya çalıştı. ——Geleceğe yönelik endişelerinin kaynağını ortadan kaldırmak için onu olduğu yerde pataklamaya niyetli değilmiş gibi görünüyordu.
Belki de bitap olan Subaru’nun peşinden gelmeyeceğini düşünüyordu.
Ama elbette ki öyle olmayacaktı. Subaru, burada itilip kakılsa bile, Rem tarafından tutulana dek elini uzatmaya devam edecekti.
Yollarının ayrılması—— gibi bir şey gerçekleşmiyordu. Gerçekleşmiyordu, ama——
Subaru: “——Re,”
Bedeninin doğrultusunu değiştiren Subaru, bölgeden ayrılmak üzere olan Rem’e durması için seslendi.
İlk olarak, cümlesinin devamını getirecek herhangi bir kelime düşünmeden, yalnızca adını söylemeyi, ona seslenmeyi denedi.
Ve sonra da——
Subaru: “————”
Tam bedenini büken Rem’in sırtına uzanacakken, görüş alanında bir değişiklik gerçekleşti.
Sık ağaçların arasında minicik bir gölge titreşti—— ve Subaru, o gölgeyi tanıdı.
Subaru: “——Rem!!”
Geliyor! Subaru, bu düşüncenin zihninde belirişinden de hızlı şekilde kendisini Rem’in sırtına doğru attı. Ve bu ani eylem karşısında gafil avlanan Rem’in minyon bedeni kaskatı kesildi.
İşte tam da Subaru’nun o ufak bedeni etrafını sarıyormuşçasına kucakladığı anda…
——Ağır, güçlü bir yaydan salınan bir ok, kafalarının üzerinden uçup geçti ve koca bir ağaç, gövdesinin ortadan delinip geçilmesiyle parçalandı.
#Subaru Yeşil Odadayken son anda hamle yapıp Rui’yi almasaydı işler çok daha sorunsuz ilerliyor olabilirdi. Gerçi Rem Subaru’dan kaçmasa bile şüphe duyacak, sağa sola ok atan avcımız veya avcılarımız yine karşılarına çıkacaktı. Bakalım tam da Subaru Rem’i bulmuşken yolları bir okla ayrılacak ve bizi yeni bir ölümden dönüşle yeni bir kovalamaca mı bekleyecek, yoksa bizimkiler bir çözüm mü bulacak? Okumaya devam!
