※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Clumsy
Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Araba, sessiz sakin denilemeyecek bir hızda olsa da yoldan aşağı ağır ağır ilerliyordu.
Kestane rengi tüyleri olan Fırtına Atı, devasa bedenini yapılı cüssesini yalanlayan bir zarafetle kıvırıyor, Subaru ve diğerlerini taşıyan arabaya ihtiyatla eşlik ediyordu.
Subaru: “Ne kadar da öngörülebilir, elimizin altında pek de hanımefendi denilemeyecek bir Leidy var… Zikir-san’ın pek sevgili atı işte.”
Bir hışımla ilerleyen Fırtına Atına bakan Subaru, aklından sahibini geçirerek böyle düşünüyordu.
Zikir’in ödünç vermiş olduğu kıymetli atın adı Leidy idi—— yani “leydiye” çok benzer bir isimdi ve Zampara lakaplı biri için şaşırtıcı derecede can alıcı bir seçimdi.
Her hâlükârda Leidy’nin çabaları sayesinde grubun İblis Şehri Kaos Alevine gerçekleştirdikleri yolculuk sorunsuzca ilerliyordu. Böyle devam ederse hedeflerine yaklaşık dört günde ulaşmaları bekleniyordu.
Subaru: “Ama mesele yalnızca oraya varmak değil tabii. Görüşmeye gittiğimiz Dokuz İlahi Generalden birinin namının yanı sıra “İblis Şehri” ismi de kulağa korkutucu geliyor.”
İblis Şehri, içerisinde “iblis” kelimesini taşıyordu ve bunun basit bir mesele olma ihtimali düşüktü.
Subaru bu seçimin, şehrin çeşitli ırkları barındırmasından kaynaklandığını öğrenmiş olsa da bu açıklama bir şehri “kaos” ve “iblis” kelimeleriyle taçlandırmaya yeter miydi?
Sık sık isyan çıkartan bir İlahi Generalin varlığı da eklenince resmen Subaru’nun tehlike hissiyatını kuvvetlendirmeye çalışıyorlardı. ——Zaten Rem’i peşine takmama sebeplerinden biri de buydu.
Subaru: “Bizi nasıl bir kaos bekliyor acaba…”
Al: “Kulağa kaotik gelmesinin yanı sıra benim kafamı da acayip karıştırıyor. O kıyafetle benim tanıdığım adam birbirine pek uymuyor ve bir yazılım hatası gibi görünmeye başlıyor.”
Subaru: “Ah? Hâlâ böyle şeyler mi söylüyorsun sen?”
Geniş arabanın ön koltuğunda oturan Subaru, pencerenin dışında çevik bir şekilde koşan sırtını izliyor, bu sırada rüzgârda savrulan uzun, siyah saçlarını usulca arkaya atıyordu.
Tepesi atmışçasına çenesini kaldıran Al ise arabanın arka tarafındaydı.
Kambur bir duruşla üç kişilik alanda oturuyordu. Ardından parmaklarını miğferinin çene kısmına götürüp kalkan kafasını indirerek,
Al: “Bunu kesin kasten yapıyorsun.”
Subaru’nun tavrı karşısında acı bir ses tonuyla böyle söyledi.
Subaru’ysa onun bu güçlü tepkisi karşısında hüsrana uğrayarak omuz silkti. Şaşırtıcı bir şekilde Rem’den sonra kılık değişimini eleştiren ikinci kişi de Al olmuştu.
Abel, Shudraqlar, O’Connell kardeşler ve Zikir, hepsi de bunu kabul edip doğal olarak hoş görürken Al, ısrarla bu konuyu açıyordu.
Subaru: “Beni destekleyeceğini söyleyen ağız artık sitem edip duruyor… Tüm o gizemli konuşmalar yalan mıydı yani?”
Al: “Yalan değildi ve sana yardım etme kararım sahici, kardeşim, ama bu farklı bir mesele. Kılık değiştirmenden neden memnun olmadığımı anlayabileceğinden eminim, kardeşim.”
Subaru: “Benim tarafımdaysan beni olduğum gibi kabul etmek zorundasın.”
Al: “Bu kılıkta sana kardeşim diye hitap etmemi istediğinden emin misin? Cidden mi?”
Bu, tekrar edildikçe Subaru’ya bile mantıksız gelmeye başlıyordu.
Natsuki Subaru ve Natsumi Schwartz—— bu iki isim aynı bedeni paylaşıyor olabilirdi ama oldukları şey ve sergiledikleri duruş arasında bariz bir farklılık vardı.
Başka bir deyişle Natsuki Subaru onun gerçekçi benliğiyken Natsumi Schwartz, o kararsız benliğin idealize edilmiş bir versiyonuydu.
Subaru: “Tabii ki kadın olmak gibi bir isteğim yok. Yalnızca özgüven ve benzeri meseleler var işte.”
Al: “Merak eden olmamıştı!”
Subaru, yüksek sesle terslenmiş olmasına rağmen bedenine bakıyor ve algısını değiştiriyordu.
Natsumi Schwartz bir peruk ve makyaj kullanılarak yeniden yaratılmıştı ama dansöz rolü yaptığı zamana nazaran gelecekteki rolü daha entelektüel olacaktı.
Dolayısıyla kostümü ve makyajı bu izlenimi yansıtacak cinstendi.
Yakalı, kırmızı renk kıyafeti, Volakiya İmparatorluğu askerlerinin üniformalarını temel alan—— Zikir’inkiyle benzer bir dizayn taşıyan, türünün tek örneği bir tasarımdı. Normalde hareketlerini engellediği için pelerin kullanmasa da şu anda bu blöfün işe yaramasından gurur duyuyordu.
Altında pantolon, ayaklarında sert botlar ve kafasında da kuş tüylü askerî bir şapka bulunuyordu.
İşte bu, Kadın Askerî Strateji Uzmanı Natsumi Schwartz’ın mutlak görünümüydü.
Subaru: “Ehh, kadın bir strateji uzmanındansa kadın bir askere benzedim sanırım. Askerî kılıklı kadınları düşününce erkek gibi giyinmeleri beklenir herhâlde, değil mi?”
Al: “Kelimenin tam anlamıyla erkek gibi giyinmiş bir kadın kılığına girmiş bir erkek olarak sana bakmak kafamı iyice karıştırıyor, kardeşim.”
Subaru: “Göze çarpmak istemiyorum, o yüzden İmparatorluk stilini seçtim. Erkeksi bir görünüm lazımdı, ben de Crusch-san’ın tarzından biraz ilham aldım.”
Al: “Düşesin önceki karşılaşmalarınızdan ilham aldığını söyleyerek kurduğun bu cümleden memnun kalacağından pek emin değilim… Bunu tuhaf bulan tek kişi ben miyim? Sen ne düşünüyorsun, İmparator-san?”
Al, konsepti açıklayan Subaru’ya öfkelenerek sağ kolunu kaldırdı. Sonra da o kolu öne doğru döndürerek karşısındaki kişiyi işaret etti.
Arabanın orta koltuğunda ya da başka bir deyişle ikilinin konuşması arasında sandviç olmaktan kurtulamayacağı bir pozisyonda oturan kişi, asık bir suratla pencereden dışarı bakan Abel’di.
Yüzünde ciddi bir ifadeyle bir şeyler düşünüyormuş gibi görünüyordu. Al’ın kullandığı talihsiz isim seçimi karşısında kaşlarını kaldırdı ve kafasını bile çevirmeden soğuk bir sesle “Soytarı” dedi.
Abel: “Bana bu şekilde hitap etmene izin verdiğimi hatırlamıyorum. Tek bir düşüncesizce kelime seçiminin bizzat İmparatorluğun varlığını tehlikeye atabileceğini bil. Aksi takdirde diğer kolundan fazlasını yitirirsin.”
Al: “Aaah, hadi ama. Buna alıştım ama rahatsızlık rahatsızlıktır neticede. Ve bir kolumu daha kaybedecek olursam iş rahatsızlıktan öteye geçer.”
Abel: “Öyleyse bunu aklından çıkartma.”
Al: “Hey, heeey, İmparatorluk yolu hiç de komik değil. Bizim gibi komedyenlere zor geliyor. Haksız mıyım, kardeşim?”
Subaru: “Benden onay beklenmesini istemiyorum.”
Atmosfer gergindi, şakanın ya da gamsız sohbetlerin yeri değildi ama Subaru’nun bunun ülkenin karakteriyle ilgili bir sorun olduğunu belirterek İmparatorluğu eleştirmek gibi bir niyeti yoktu.
O yalnızca bir birey olarak Abel’i geçinilmesi zor buluyordu. Yanıt başlı başına tasasız olduğu için de bu, hiçbir zaman yüzeye çıkmayan bir şikâyetti.
Elbette ki mesele inançlar ve değerler olduğunda olay daha öteye geçiyordu.
Al: “Ee, kardeşimin kılığı hakkında ne düşünüyorsun, Abel-chan?”
Abel: “————”
Bu yeni isim karşısında bir an için Abel’in alnı kırıştı.
Al’ın bu gözü pek yaklaşımı Subaru’yu da şaşırtsa da Abel, birkaç saniyelik sessizliğin sonunda küstahlığı karşısında homurdanıp sözlerini kulak ardı etmekte karar kıldı.
Bu hitap “İmparator-san’dan” daha mı iyiydi? Abel’in ne düşündüğünü bilemeyen Subaru, iç çekerek ürpertisini bastırdı.
Bu sırada Abel, Al’ın sorusunu yanıtlamak adına bir kez daha Subaru’ya bakarak,
Abel: “Evet, saçma sapan bir görüntü ama karşılığını verdiği sürece umurumda değil. Becerilerle hobileri ayrı tutmak gerekir.”
Subaru: “Beni desteklermiş gibi yaparak sırtımdan vurma. Sana bunun bir hobi değil, zorunluluk olduğunu daha kaç kez söylemem gerekecek! Hoşuma gittiği için mi kadın kılığında olduğumu sanıyorsun?”
Abel: “————”
Subaru: “Sessiz kalmasana!”
Bu imalı sessizlik Subaru’nun şüphelerini haksız yere yoğunlaştırıyordu.
Doğal olarak Subaru için son derece tatsız bir düşünceydi. Gerekli olmasaydı kadın kılığına girmeyi hiç de istemezdi.
Ama durumu çözmesi için en ufak bir ihtimal dahi teşkil ettiği sürece kılık değiştirmeyi olasılık dışı bırakamazdı. Hepsi bu kadardı.
Subaru: “Herkesin kendine has bir… argümanı var, dinleyin.”
Al: “Bir argümanla silahlandığını söylüyorsun. Ama her hâlükârda bunun bir klişe olduğundan eminim. İmparator, indirildiği tahtına geri dönmek için müttefiklerini topluyor… Bu durumda ona eşlik eden gizemli bir kadının olması çok doğal.”
Subaru: “Evet, bu doğru. Bir strateji uzmanı ya da büyücü. Ve genellikle hikâyelerde bu pozisyonu bir kadın kahraman üstlenir… Ama ben kadın kahraman değilim!”
Al: “Kendi söylediğin şeye sinirlenmesene. Beni boş ver de herkesi şaşırtacaksın.”
Subaru öfkelense de niyetini anlayan tek kişi, yine memleketlisi Al’dı.
Her şeyden önce, memleketlerinde bile herkes tarafından anlaşılamayacak pek çok tabir vardı. Ve Al’ın bilgi birikimi Subaru’nunkilere oldukça yakındı, bildiklerini kullanması da bunu kanıtlıyordu.
Subaru: “…Hangi zaman diliminden geldiğini ya da bu tarz detayları hiç sorgulamadım.”
Aynı mekândan geldiklerine dair bilgi paylaşımında bulunsalar da şu ana dek geldikleri zaman diliminden hiç söz etmemişlerdi.
Al bir defasında bu farklı dünyaya çağrılmasının üzerinden yaklaşık yirmi yıl geçtiğini söylemişti.
Üstelik bu, kollarından birini bile yitireceği kadar korkunç bir tecrübe olmuştu.
Yaptığı itiraf umursamazca olsa da ardındaki gerçekler hiç de eften püften değildi.
Al’ın katlandığı acı ve çaresizlik, günlük yaşantısının daimî bir parçası hâlini almış olmalıydı. Al, bu farklı dünyanın zorluğuna Subaru’dan çok daha fazla maruz kalmış bir adamdı.
Şimdi bahsi açılınca ona kıyasla ne kadar şanslı olduğunu algılıyordu.
Aynı zamanda Al’la arasında nasıl bir fark olduğunu da merak ediyordu.
Sırf bu korkusundan ötürü Al’la derin bir konuşma yapmaya yeltenmemiş, Al da bundan öteye geçmeye çalışmamıştı.
Ama kullandıkları dil ve anlaşabildikleri alt kültür başlıklarına bakılırsa Subaru ve Al’ın orijinal dünyaları aynı zaman çerçevesinde olmalıydı—— Yani Al yirmi yıl önce ışınlandıysa o sırada Subaru’yla aynı yaşta ve aynı çağdan olsa gerekti.
Şu anki yaş farklarıysa yalnızca çağrıldıkları bu farklı dünyadaki zaman akışından kaynaklıydı. Dolayısıyla yaş farkına rağmen konuşmalarında aynı dalga boyunda buluşuyorlardı.
——Subaru’nun onunla etkileşime girdiğinde hissettiği belli belirsiz karıncalanmanın nedeni de buymuş gibi görünüyordu.
Al: “——Klişelerden nefret ediyorum.”
Subaru: “Ha?”
Al: “İmparatorun arkasında şüpheli bir büyücü… Bu klişenin önde gideni değil mi? Ne diyorsun?”
Al’ın tasasız yorumu, düşünceleri konudan sapan Subaru’yu gerçekliğe döndürdü.
Ve gözlerini kırpıştıran Subaru, “klişe” denilen mevzuyu “hı hı” deyip kafasını sallayarak onayladı.
Subaru: “Aynen öyle. Çekici bir dişi büyücü İmparatoru baştan çıkarır ve onu yavaşça emri altındaki bir kuklaya dönüştürür… Sonra da refah içerisindeki ülke çöker.”
Abel: “Ülkenin çökmesine izin vermeyeceğim. Onu ne olursa olsun geri alacağım. Ama——”
Subaru: “Ama?”
Abel: “O kişi ne büyücüydü ne de kadın. Ama Yıldız Gözlemci lakaplı birinin var olduğu doğru.”
Subaru ve Al: “——Yıldız Gözlemci mi?”
Abel’in ağzından dökülen kelimeler Subaru ve Al’da üst üste binen aynı şüpheyi uyandırmıştı.
Bu daha önce hiç işitmedikleri bir tabir olsa da kulağa tuhaf gelmişti.
Subaru Yıldız Gözlemci tabirini hiç duymamış olmasına rağmen tuhaf bir şekilde aklında bir fikir uyanmıştı. Ve heceler yerli yerine oturunca bu tabir de zihninde belli belirsiz bir role bürünmüştü.
Subaru: “Belki bir Feng Shui ustasıdır ya da şey gibi bir şeydir… falcı gibi?”
Al: “Daha ziyade kâhin gibi sanki? Yani Krallıktaki taş tabletin yaptığı bu sonuçta.”
Subaru: “Aynen, Ejderha Yazıtı, ona öyle diyorlardı…”
Al’ın söylediklerine ikna olan Subaru, Krallık sınırlarında aktarılan kehanet tabletine dair bilgilerini yokladı.
O tableti kendi gözleriyle görmüş olmasa da Lugunica Krallığında gerçekleşecek olan olaylara dair bilgiler içeriyormuş gibi görünüyor ve bahsi geçen olaylara çözüm bulunmasını sağlayan faydalı bir eser olduğu söyleniyordu.
Bununla birlikte Lugunica Kraliyet Hanesinin hastalığa yenik düşeceğini de öngören tablet, sıradaki hükümdarın seçimine—— başka bir deyişle Emilia ve Priscilla’nın yer aldığı Kraliyet Seçimine yönelik bir yaklaşım sunmuştu.
Dürüst olmak gerekirse bu, Subaru’nun kehanet tabletine minnettar olma fikriyle başını eğmesine yol açan bir sonuçtu.
Subaru: “Gerçi krallığı nasıl kurtaracaklarına yönelik tavsiyeler verme konusunda ciddi olsaydı en başta o hastalığı nasıl durduracaklarını ya da tedavi edeceklerini söylerdi…”
Bir Kraliyet Adayının Şövalyesi olarak bilgi birikimi genişledikçe Lugunica Kraliyet Hanesinin zalimce davranışları veya aptallıklarının olmadığını ve hiç değilse halkları tarafından sevildiklerini öğrenmişti.
Tebaaları ve vatandaşlarının çoğu ölümlerinden üzüntü duymuş, buna sevinen tek bir kişi bile olmamıştı. ——Ejderha Yazıtı’nın onları neden terk ettiği hâlâ gizemini koruyordu.
Subaru: “Karşı taraf bir taş parçası olunca yanıt almak hayal oluyor.”
Al: “Taş parçası olsaydı kesin öyle olurdu ama Yıldız Gözlemci bir taş parçası değil, haksız mıyım? Onun oynadığı rol nedir, Abel-chan?”
Abel: “——Algıladığınızdan çok da farklı değil. Çünkü Yıldız Gözlemcinin gücü geleceğe bakmak, İmparatorluğu korumaktı.”
Abel’in bu soruya verdiği yanıt, Subaru’nun “Yıldız Gözlemci” tabirinden aldığı izlenimle aşağı yukarı aynı çizgideydi. Fakat bir sorun vardı.
Subaru: “… Ama bir şeyleri görmeyi başaramamış. Tahtından indirilmişsin sonuçta.”
Abel: “Daha önce de söylediğim gibi, Yıldız Gözlemcinin gücü İmparatorluğu korumak. ——Benim güvenliğimle örtüşmesi gerekmiyor.”
Subaru: “Yani diyorsun ki… senin tahttan indirilmen İmparatorluk için daha iyi.”
Abel: “Hiç değilse Yıldız Gözlemcinin karar kıldığı şey bu sanırım.”
Abel, kayıtsızca cevap verirken sessizce kollarını kavuşturdu.
Benzer rollere sahip iki varlık olan Tablet ve Yıldız Gözlemcinin her ikisinin de ait oldukları ülkenin en asil pozisyonunu teşkil etmesi gereken kişilerin önemini gözden kaçırdığı söylenebilirdi.
Krallık ve İmparatorluk arasında bir bağlantı olduğundan şüphe duymak cezbedici olsa da——
Subaru: “Bundan önce, Başbakanı, sağ kolu ve kâhini tarafından bir kenara atılan sende bir sorun olduğunu düşünmeye başlıyorum. Seni İmparatorluk tahtına oturtmanın sorun olmayacağından emin misin?”
Al: “Oioi, fazla direkt bir darbe oldu, kardeşim.”
Subaru: “Ama durumu duyunca sen de endişe duymuyor musun!?”
Al: “Olsun, Afro General Abel-chan’ı onayladı, değil mi ama?”
Subaru: “Hı hı, doğru. Öyleyse sorun yok herhâlde…”
Afro Generalin, yani Zikir’in bahsinin geçişiyle Subaru güzel güzel ikna oldu.
Zikir Abel’in tarafındaydı ki bu da rahatlatıcıydı ama aynı zamanda Subaru’nun pek çok konuda endişe duymasına yol açıyordu. Öte yandan Zikir’in yokluğunda bu şüphelerle Abel’le yol alabilmesi de bir hayli şüpheliydi.
Rem’le birlikte Krallığa dönmeyi çok istese de bu, İmparatorluğun başına gelenleri umursadığı anlamına gelmiyordu.
Dürüst olmak gerekirse Subaru’nun burayla ilgili kötü anıları iyilerden çok daha fazlaydı ama Shudraq Halkı ve O’Connell kardeşler gibi mutlu görmeyi arzuladığı pek çok kişi de vardı.
Subaru: “Seni de bu kişilere dâhil etme konusunda epey endişelenmeye başlıyorum, ama…”
Abel: “Sen ne dersen de ya da Yıldız Gözlemci gelecekte ne görürse görsün, benim yanıtım belli.”
Subaru: “————”
Abel: “Yıldız Gözlemci tahtta oturamayacağımı söylerse, buna boyun eğmeyeceğim. Ve benim varlığımın İmparatorluğun sonunu getireceğini iddia ederse bu iddiayı kendi ellerimle çürüteceğim.”
Abel’in açıklaması gelişigüzel denilemeyecek kadar tutkuluydu.
Şu anki şevki, tahtı geri almaktan bahsettiği daha nice seferdeki şevkle aynıydı. Bu, Abel’in boyun eğmez konumu ve sarsılmaz yüreğinin dışavurumuydu.
Subaru’nun da Abel’in son sözlerinden yana bir şüphesi yoktu, çünkü bunun yalnızca bir isyan ya da intikam değil, daha büyük ve saf bir inanç olduğunu hissedebiliyordu.
Bunun yanı sıra, sözlerini inandırıcı kılacak koşulların gerçekleşmesini canı gönülden diliyordu.
???: “——Ah! Beyleeer! Azıcık önünüze bakın, önünüze bakın~!”
Subaru: “Hm?”
Tam da konuşma sonuca bağlanmak üzereyken arabanın ön tarafından—— şoför koltuğundan ani, kuvvetli bir ses yükseldi ve Subaru ile diğerlerinin kafası o yöne çevrildi.
O canlı sesin sahibi, şoför koltuğunda oturarak Leidy’nin dizginlerini tutmakta olan Medium’du.
Flop’la yaptığı seyahatlerde dizginleri tutmasına izin verilmiyor olacaktı ki inisiyatif alarak “Ben yapmak istiyorum!” demişti.
Şimdi de uzun, ince bedenini platforma tıkıştırmış şekilde bir eliyle dizginleri tutuyor, diğer eliyle de önlerindeki yolu işaret ediyordu.
Medium: “İleride bir sürü koşuşturma görüyorum! Sen de görebiliyor musun, Natsumi-chan?”
Subaru: “Ah… Ben pek bir şey göremiyorum, sanırım.”
Subaru arabanın penceresinden dışarı sarksa da Medium’un bahsettiği o “koşuşturmanın” kaynağından emin olamıyordu. Belki açısı gereğiydi, belki de gözleri onun kadar iyi görmüyordu.
Aslında zamanında gözlerine güveniyordu ama bu farklı dünyada işler değişmişti.
Bu dünyanın halkının gözleri bir başka görüyordu. Mesela Emilia muhtemelen 5.0’lık bir keskin görüşe sahipti. Subaru, kendi dünyasındaki Afrika halkının olağanüstü bir görüş becerisine sahip olduğuna dair bir program izlediğini anımsar gibiydi.
Bu bağlamda bu dünyanın amazonlarından biri olan Taritta’nın görme duyusu da epeyce etkileyiciydi.
Subaru: “Ee, peki ya sen, Taritta-san? Sen bir şey görebiliyor musun?”
Taritta: “Bir saniye, bakayım…”
Subaru’nun seslenişine yanıt gelse de Taritta ne arabanın içinde ne de şoför platformuydu.
Pencereden sarkan Subaru’nun işaret ettiği genç kadın, onca yer dururken arabanın tepesine tünemişti.
Hareket eden arabanın çatısına çıkan Taritta, bu sayede her noktayı gözlemleyebilen bir nöbetçi olarak hizmet ediyordu.
Al: “Yalnızca bana mı öyle geliyor, yoksa çatıda birinin olması biraz huzursuz edici mi?”
Subaru: “Abel’i bilmem ama ben bizim Garfiel’den alışkınım.”
Al atın çektiği arabanın tepesindeki Taritta’dan bahsederken aynı rolü üstlenmek isteyen Garfiel’den bu işe aşina olan Subaru, pek de huzursuz olmuyordu.
Esasında bu farklı dünyada hareket hâlindeyken temkinli olmak önem taşıdığı için bu ergence bir hareketten ziyade etkili bir hamleydi. Abel’in Taritta’yı durdurmamış olması da bunun kanıtıydı.
Taritta: “…İmparatorluk Askerleri toplanıyormuş gibi görünüyor. Önümüzde kağnı gibi bir şey durdurulmuş sanırım.”
Subaru: “Bu…”
Abel: “——Bir kontrol noktası.”
Taritta’nın raporunu işiten ve durumu kavrayan Abel, kendi kendine bu şekilde mırıldandı.
Subaru’nun aklına da Guaral’ın ana kapısındaki kontrol noktası gelmişti. Fakat bu kontrol noktasının bir şehrin girişinde değil de yolun ortasında olması ilgi çekiciydi.
Bir şehre girip çıkanları kontrol etmek doğaldı ama yolun ortasında kontrol noktalarının olması, anormal bir duruma tepki verildiğinin göstergesiydi.
Özetle, spesifik bir şey arıyor olmaları gerekiyordu.
Subaru: “Yok artık, bizi mi arıyorlar? Arakiya bizden kaçtı ve haberler yayıldı mı yani?”
Abel: “Elbette ki bu bilginin er ya da geç Arakiya’nın ağzından çıkması kaçınılmaz. Ama bu kadar hızlı ve isabetli şekilde yayılacağına inanmıyorum. Ayrıca İblis Şehri başkente ters istikamette.”
Subaru: “Yani konum gereği rapor edilmiş bir bilgi olmamalı?”
Abel: “Evet. ——Gerçi bir de yoldaşı vardı, değil mi?”
Kollarını önünde kavuşturan Abel, Arakiya’dan ziyade yoldaşı adına endişeliydi.
Arakiya’nın yoldaşından kastıysa onu Guaral’dan kaçıran kişiydi.
Al: “Arakiya Hanımı kaçıp götüren kişiyi mi diyorsun? O şartlarda korkusuzca düşman bölgesinin ortasına sızan bir herifti, kafası çalışan ve becerikli biridir muhtemelen.”
Subaru: “Kafası çalışan ve becerikli biri…”
Abel’in endişesi ve Al’ın bakış açısı, Subaru’da nahoş düşünceler uyandırıyordu.
Kale Şehrindeki İmparatorluk askerlerini düşününce kimlerin “kafasının çalıştığıyla” ilgili genel bir fikre sahipti. Ve korkusunun asıl kaynağı, Belediyenin düşüşü sonrasında teslim olan İmparatorluk Askerleri arasında değildi.
Belki de şehri terk edip giden askerlerin arasındaydı.
Subaru: “Yok artık.”
Ne kadar isterse istesin onun Arakiya’yı kaçıran adam olduğunu düşünmeye karşıydı.
İlişkilerinin kaderinin daha da derinlere inmemesini diliyordu.
Subaru: “——Şu anda elimizdeki probleme odaklanmamız gerekiyor. Ne yapacağız? Onları atlatabilir miyiz sizce?”
Taritta: “Şu an için bizi fark etmiş olduklarını sanmıyorum…”
Karşı tarafı ilk tespit eden, mükemmel görme becerilerine sahip Medium ve Taritta olmuştu.
Yani o askerler tarafından fark edilmeden yoldan saparak kontrol noktasından kaçınabilirlerdi. Herhangi bir sıkıntıları olmadığı takdirde cesurca geçip gidebilirlerdi ama elinde kaçak malı ya da benzer bir şeyi olan kişinin kontrolden kaçmaktan başka çaresi olmazdı.
Fakat——
Abel: “——Devam edin, yoldan sapmayın.”
Subaru: “Ahh?”
Tam da yoldan sapma emri öncesinde onca kişi dururken Abel, Subaru’yu durdurdu.
Ve onun bu seslenişi sonrası Subaru, şüpheli bakışlarını Abel’e yönlendirdi.
Subaru: “Yoldan sapmayın diyorsun, öyleyse ne yapmamızı istiyorsun? Seni bulurlarsa başımız derde girer.”
Abel: “Amaçları neymiş bilmek istiyorum. Mesele Guaral’ın düşüşüyse her şey fazla hızlı gelişiyor demektir. Söz konusu benim konumumsa bu askerlerin ne aradıklarını öğrenmeyi diliyorum.”
Subaru: “Eeee, peki ya seni bulduklarında ne olacak? Sen arı kovanına çomak sokacaksın, kovalamacanın ortasına düşense biz olacağız.”
Elbette ki olay yerinde yakalanma ihtimalleri vardı.
Abel ve Subaru çıkartılınca atın çektiği araçtaki beş kişiden yalnızca üçü savaşabiliyordu ama toplam güçleri Guaral’a sızdıkları dans grubuyla aşağı yukarı aynı düzeydeydi. Arabayla kaçtıkları takdirde düşmanı bu geniş yolda geride bırakmaları epey zor bir iş olurdu.
Subaru: “Şartlar çok kötü. Daha iyi bir planın mı var yoksa?”
Abel: “Evet var. ——Sen.”
Subaru: “Ha?”
Risk ve ödülleri tartarak ihtimallerin lehlerine olmadığı sonucuna varan Subaru, sersemlemiş durumdaydı.
Şu anda tehlikeli bir kumar oynama ihtimalleri üzerine konuşuyor olmaları gerekiyordu.
Subaru: “Ne demek istiyorsun, oraya benim çıkmamı mı istiyorsun?”
Abel: “Kale Şehrinde bunun bir örneği yaşandı zaten. Araba orduya ait olduğu anlaşılmayacak şekilde gizlendi. Her şey önceden anlaştığımız gibi olacak.”
Subaru: “Bu yalnızca yoldayken yapacağımız ufak sohbetlerin hazırlığı değil miydi!?”
Abel’in yüzsüzce beyan ettiği şey, onları dikkatlice gözlemleyecek İmparatorluk Askerlerini değil, yolda karşılaşacakları diğer tüccar ve gezginleri kandırmaya yönelik bir hazırlıktı.
Fakat Subaru’nun kulağa çığlık gibi gelen sitemlerini tamamen duymazdan gelerek,
Abel: “Ben arabanın dibinde gizleneceğim. Askerlerle sen konuşacaksın.”
Subaru: “Dur, dur, dur bir saniye, ciddi misin sen?”
Abel: “Askerlerin arabanın dibine bakmasına izin verme. Yoksa sen de canından olabilirsin.”
Subaru: “Bu kudretin ve üstünlüğün nereden geliyor acaba!..”
Bu konuşma sonrası Abel, koltuğundan kalkarak ellerini zemine götürdü. Koltukların altındaki zeminde hafif bir aralık vardı ve tahtalar kaydırılarak arabanın alt kısmına inmek mümkündü.
Bu at arabasının aslen İkinci Sınıf General Zikir’in Fırtına Atı tarafından çekilmesi planlanmıştı.
İmparatorluk Ordusuyla bağlantılı olduğu gerçeğini gizlemek adına dış kısmı değiştirilmişti ama bu, fonksiyonlarını yitirdiği anlamına gelmiyordu. Yüksek rütbeli kişiler tarafından kullanılmak adına tasarlanan araçta acil durumda gizlenecek bir alan yaratılması adına tahtaların kalkmasını sağlayan bir mekanizma bulunuyordu.
Subaru, bu aracı tasarlayan kişinin orada gizlenenin İmparator olacağını hayatta hayal edemeyeceğinden emindi.
Her hâlükârda Abel, döşemeleri hızla kaldırmakta ve ince bedenini o dar alana sıkıştırmaktaydı. Gerçekten de meseleyi tamamen Subaru’ya emanet ediyordu.
Kibirli olduğu kadar cüretkâr değildi.
Al: “Şu işe bak, Abel-chan amma buyurgan çıktı. Neyse, söyleneni yapmaktan başka şansımız yok, kardeşim.”
Al’ın, amacını ortaya koyup hızla geri çekilen Abel hakkındaki yorumu bu oldu. Sonraki sözleriyse arabanın yolundaki kontrol noktasında doğan tepkiye dayanıyordu.
Anlaşılan onların varlığı da tespit edilmişti.
Taritta: “Natsumi, varlığımızı fark ettiler.”
Medium: “Öyleyse ilerlemekten başka şansımız yokmuş gibi görünüyor! Tamamdııırrr~, iyi şanslaaaar~, Natsumi-chan!”
Taritta ve Medium’um bağırışları yoldan sapma seçeneğini efendice ortadan kaldırmıştı. Bu noktada yön değiştirmek, “Bu arabanın kontrol edilmesi sakıncalı” mesajını vermek olurdu.
Dolayısıyla can sıkıcı olsa da Ekselanslarının, İmparatorun arzuladığı şeyi yapmaktan başka şansları kalmamıştı.
Al: “Kardeşim, hazır mısın?”
Subaru: “——Hı hı, tabii ki, aksi ne mümkün! Tanıştığımıza memnun oldum!”
Al: “…Vay, ani bir değişim oldu.”
İki eliyle yanaklarına hafifçe vuran Subaru, âdeta içinde bir düğmeye basmıştı.
Kendisini sertçe tokatladığı takdirde makyajı bozulurdu. Kafasını kaşıyacak olursa saçları dağılırdı. İçindeki öfkeye hâkim olamazsa konuşması kabalaşırdı. ——Ve bu şekilde İmparatorluk Askerlerini kandıramazdı.
Kendisine düşen rolü üstlenmek ve ondan bekleneni yerine getirmek zorundaydı.
Natsuki Subaru’nun yitirdiği güveni geri kazanmasının ilk adımı buydu.
Subaru: “Oh, hizmetleriniz için müteşekkirim, Ordunun centilmen beyefendileri. Sizin için ne yapabilirim?”
Diyerek pencereden sarktı, elinden gelen en zarif, en etkileyici gülümseme eşliğinde arabası durduran İmparatorluk Askerlerine neşeyle el salladı.
△▼△▼△▼△
——Arabası durduran İmparatorluk Askerleri, yalnızca Al’ı ve Medium, Taritta ve Subaru’nun teşkil ettiği üç “kadını” taşıyan bir arabanın varlığını ciddiye almamıştı.
İstedikleri şey, gruptakilerin kim olduklarını ve yolculuk sebeplerini öğrenmekti.
Önceden kararlaştırdıkları üzere Al ve Medium Küçük Sınıf Kontun kızı olan Subaru’yu korumak için tutulmuş kişiler, Taritta da Subaru’nun hizmetkârı rolünü oynayacaktı.
Guaral’dan ayrılmadan önce deneme yanılma yoluyla Taritta’nın görünümünde de bazı düzenlemeler yapılmış, saniyesinde Shudraq Halkından olduğunu ele veren Amazon stili değiştirilmişti.
An itibarıyla -Subaru’nun tercihi üzerine- erkek bir uşak kılığındaydı. Tabii Al bunu, “Kardeşim erkek gibi giyinmiş bir kadın kılığında, Taritta-chan’sa erkek kılığında… Ben artık bu işten hiçbir şey anlamıyorum.” diyerek öfkeyle yorumlamıştı.
Her hâlükârda kontrol noktasındaki İmparatorluk Askerleri ne Subaru’nun ne de diğerlerinin tavırlarından şüphelenmişti.
Yalnızca istikametlerinin Kaos Alevi olduğunu öğrendiklerinde “Hmm, bu…” diyerek anlamlı bir tereddüt sergilemişlerdi. Yani İblis Şehrinin verdiği izlenim askerlerin gözünde bile kötüydü.
Asker: “İblis Şehrini ziyaret etmenizi gerçekten tavsiye edemeyeceğim, genç hanımefendi.”
Subaru: “Korkarım ki siz öyle deseniz de aksi takdirde babamı öfkelendireceğim. Bir asil olsam da bu, bayağı Kontun bile karşılayabileceği bir lüks değil…”
Asker: “Hmm, anlıyorum. Eh, o omuzlar sağlam bir kafa taşıyormuş gibi görünüyor, öyleyse endişelenecek bir şey yok sanırım.”
Subaru: “Ah canım, beni şımartıyorsunuz.”
Deyip eliyle ağzını örterek gülümseyen Subaru, askerin şüphelerini zarifçe geçiştirdi.
Genel olarak kontrol noktasını aşmaktan yana bir sorun yaşamayacaklarmış gibi görünüyordu. Bu noktada geriye kalan tek şey——
Subaru: “Ee, güvenlik epey sıkı herhâlde… Bir şey mi oldu ki?”
Asker: “Oh hayır, ciddi bir şey yok. Buddheim yakınlarında, kuzeydeki bir çatışmadan kaçan askerler oldu, onları arıyoruz… Ve bir de aranan bir suçluya bakınıyoruz.”
Subaru: “Aranan mı?”
Sesinin titrememesine özen gösteren Subaru, işittiği şey karşısında kaşlarını çattı.
Neyse ki asker onun içinden geçenleri fark etmemiş olacak ki “Hı hı” diyerek başıyla onay verdi.
Asker: “Başkentte aranan bir adamın bu civarda olduğu söyleniyor. Elli küsür yaşlarında, mavi saçlı bir adammış, bu konuda herhangi bir bilginiz var mı?”
Subaru: “——. Hayır, korkarım ki yok. Ama güçleriyle ünlenmiş İmparatorluk Askerlerinin kaçmış olması beni İmparatorluğun düsturunun bozulmasından yana endişelendiriyor.”
Medium: “Sıkıntı yok, Natsumi-chan! Biz yanınızdayız, o yüzden endişe etmeyin, hiç endişe etmeyin! Biz başımızı dik tutalım!”
Subaru: “Oh, bu içimi rahatlattı, Medium-san. Ohohoho.”
Subaru böyle bir şeyi beklemiyor olsa da Medium’un dobra sözleri İmparatorluk Askerlerinin gevşemesine yol açmıştı.
İyice sorgulanarak şüphe çekme olasılıkları olsa da bu endişeyi başarıyla geride bırakmış gibi görünüyorlardı. Taritta da sessizliğini koruyarak gereksiz yere efendisinin sözünü kesmeyen bir uşak rolünü oynuyordu.
Gerçi utangaç bir mizacı olduğu için sessizliği onun doğal hâli de olabilirdi.
Ve kadınlar dışında en çok endişe uyandıran kişi Al ve onun şüphe çekici görüntüsüydü——
Al: “Vay be, askerlerimize tüm gayretleri için teşekkür ederim. Benim gibi bir budalanın tembellik edebilmesi sizlerin gayretleri sayesinde.”
Asker: “…Biz yalnızca İmparatorluğun selameti için uğraşıyoruz. Senin gibi güçsüz ve tembel insanlar için olmadığı kesin.”
Al: “Biliyorum, biliyorum. Konumunuzun farkındayım.”
Böylece Al da İmparatorluk Askerlerinin saygısızca hamlesini mükemmel bir şekilde karşılayarak alay konusu oldu.
Samimi miydi, rol mü yapıyordu bilinmezdi ama doğru bir noktaya parmak basmıştı. Tek kollu birini koruması olarak tutmanın anormalliği Subaru’yu da rahatsız ediyordu.
Subaru: “Onu korumam olarak tuttuğumu belirtmemem hoş görünmez, değil mi? Kolu bu hâldeyken zamanında onun da bu ülkeye hizmet eden bir asker olduğuna eminim.”
Asker: “…Yaraları nedeniyle pozisyonundan ayrıldıysa bizlere söyleyecek söz düşmez. Siz yine de dikkatli olun, çünkü bu onun kötü bir niyeti olmayacağı anlamına gelmez.”
Al’ın tek kolunu bir zayıflıktansa güç göstergesi olarak görmek, uçarı tavırlarına bir dayanak kazandırıyordu.
Zayıflıktan nefret eden ve güce saygı duyan İmparatorluk Askerleri de iyileştirilemeyen yaraları nedeniyle ön saflardan çekilenlere anlayışla yaklaşıyordu.
——İşte bu sayede grup, kontrol noktasını büyük bir problem yaşanmaksızın geride bırakabiliyordu.
Medium: “Vay be, Natsumi-chan gerçekten başarılıydı. Çok etkilendim!”
Medium uzaklaşan İmparatorluk Askerlerine doğru el sallayan Subaru’yu överken onun söylediklerini işiten Subaru, “Yo, yo” deyip kafasını sallayarak,
Subaru: “Büyük bir mesele değil. Kontrol noktası daha büyük bir sebep uğruna kurulmuş olsaydı atlatmak için epey incelik gerekirdi… Bu bağlamda şanslıyız diyebiliriz bence.”
Medium: “Hadi ya? E öyledir herhâlde. Abim de sık sık çok şanslısın der! Bana da öyle geliyor.”
Subaru: “Hehe, Medium-san da Flop-san da mutluluğu bulmakta hiç zorlanmıyor, değil mi?”
Subaru, Medium’un hâlinden memnun yanıtı karşısında gülümseyerek elini yanağına götürdü.
Subaru ve Medium arasında bu etkileşim yaşanırken arabanın ön koltuğunda bitkin bir surat ifadesiyle oturmakta olan Taritta, arkasını döndü. Subaru da gerginliğini atmanın rahatlığıyla göğsünü ovuşturan genç kadının anlamlı bakışları karşısında kafasını eğdi.
Subaru: “Ne oldu, Taritta-san? Bir sorun mu var?”
Taritta: “Yo, bir sorun yok, ama… Natsumi, nasıl bu kadar cüretkâr olabiliyorsun? Dansöz kılığına girmeyi planladığın andan bu yana bunu merak ediyorum.”
Subaru: “…Evet, öyleyim galiba.”
Taritta, Subaru’nun kadın kılığına girmesini kabullenmekte zorlanıyordu.
O da buna Abel’le aynı süreçte tanık olmuştu, Subaru Guaral’a girdikleri andan bu yana o kılıktaydı. Ama buna rağmen Taritta’ya garip geliyordu.
Abel ve Flop ikilisi bir bakıma sıfır çabayla bu işin altından kalkabilmişti—— Bianca ve Flora doğal güzellikleriyle tüm sorunların üstesinden gelebilmişti.
Elbette ki Subaru’nun karakterinin, Natsumi Schwartz’ın bu tarz bir temeli yoktu.
Yalnızca kılık kıyafet ve makyajla taklit edilemeyecek bir kalite söz konusuydu ve buna sahip olmayan insanların sorun yaşaması kaçınılmazdı. ——Bunu telafi etmek çaba gerektirirdi.
Subaru: “Ben de elimden geleni yapmaya çalışıyorum, hepsi bu.”
Natsumi Schwartz’ın mükemmeliyeti, kısmen insanoğlunun güzellik arayışının sonucuydu.
Bu öncüler olmasaydı Subaru’nun kılık değişimi bir okul festivalinde bile kabul görmezdi. Başarısının ardında atalarının arzuları ve çabaları yatıyordu.
Bu nedenle Subaru da bu saptamaları kulak ardı edemiyordu.
Taritta: “Özgüvenini kıskanıyorum… Ben kendime güvenemiyorum.”
Subaru: “Özgüven mi… Benim güvenim Natsumi Schwartz’a, özgüvense farklı bir mesele.”
Taritta: “Ha? Ha? Ne?”
Al: “Oioi, kardeşim, böyle yapmasana. Taritta-chan’ın kafasını karıştıracaksın. Bu düşünce çizgisine ayak uydurmak bizler için zor, anlıyor musun?”
Al, sağa sola kıpırdanan Taritta’nın yerine Subaru’nun bu öz değerlendirmesine müdahale etti.
Açıkçası Subaru’nun ikilinin kafasını karıştıracak kadar çetrefilli bir konuşma yaptığından haberi yoktu. O yalnızca kendisine inanmakta zorlansa da zihninde yarattığı ideal görüntüye—— güvenini hak eden o kişiye inanabileceğini belirtmişti.
Subaru: “Kendimi sürekli olabileceğim en iyi versiyonummuşçasına hayal ederim—— anlıyor musun?”
Taritta: “Be-ben bu konsepti anlamakta zorlanıyorum…”
Subaru: “Ama bu zihniyete bir şans vermeni tavsiye ederim. Kendini takdir ettiğin kişilerle kıyaslamak acı verici olabilir fakat… gözünde ideal benliğini canlandırabilirsin.”
Taritta: “————”
Taritta’nın gözleri hafiften irileşirken Subaru, elini göğsüne götürerek böyle söyledi.
Bu cümlelerde Taritta’nın içine az buz dokunmayan bir şeyler vardı.
Taritta: “Gözünde, ideal benliğimi canlandıracağım…”
Evet, kalbinde sessiz sedasız sakladığı duygulara dokunan bir şeyler…
Al: “Asker kaçakları neyse de şu aranan herifi hiç bilemedim. Abel-chan meselesinin yayılmamasında bayağı yardımı dokunmuş olsa da büyük mesele sonuçta.”
Subaru: “Ehh… Elli yaşlarında mavi saçlı bir adam, bu tasvire uyan pek çok kişi olduğundan eminim, hatta benim gözümde bile biri canlanıyor, anlarsınız ya?”
Mavi, Subaru’nun orijinal dünyasında doğal bir saç rengi olmasa da burada -Rem örneğinde de olduğu üzere- pek de nadir görülmeyen bir renkti.
Kontrol noktasında bahsi geçen aranan adamın tasviri de bir defasında Guaral Şehrinde Subaru’ya yardım eden o ayyaşa uyuyordu—— Rowan isimli paralı asker de bu özellikleri karşılıyordu.
Maalesef Todd’un sürpriz saldırısı nedeniyle Rowan’ın yeteneğini sergilemesi mümkün olmamıştı ama Subaru, onun adil bir mücadelede epey iyi iş çıkaracağına inanıyordu.
Bununla birlikte onun bir sürü İmparatorluk Askerini harekete geçirecek kadar aranan bir şahıs olabileceğine inanmıyordu. Yani muhtemelen aranan şahıs benzer özelliklere sahip farklı biriydi.
Subaru: “Her hâlükârda henüz Abel meselesi sıradan askerlere rapor edilmemiş… İmparatorluk Başkentinde bir düzensizlik olmadığı sürece bir dublörün İmparator gibi hareket ettiğini varsayabiliriz.”
Al: “Bu iyi mi kötü mü bilemiyorum. Açıkçası İmparatorun yokluğu ortaya çıksa ve bir sürü yaygara kopsa daha çok işimize gelirdi bence.”
Subaru: “Bana kalırsa bunun avantajları da dezavantajları da var. Keşfedilmesi durumunda halledilecek meseleler bir yana, Abel’i bulmalarının ağırlığı değişmeyecek.”
İmparatorun yokluğu ilan edilir ve İmparatorluk karışırsa Subaru ve diğerlerinin bu durumun altından başarıyla kalkıp kalkamayacağı muammaydı. Abel hiç değilse şu an için tahtta hak iddia edecek güçten yoksun oldukları kanaatindeydi ve Subaru da onunla aynı fikirdeydi.
Ayrıca onun kontrol noktasından geçmekteki ısrarı da Subaru’yu çok germişti.
Al: “Aman neyse, madem kontrol noktasından kaçtık, Abel-chan’ı şuradan çıkartalım hadi.”
Subaru: “Doğru. Ayrıca bir konuda şikâyet etmek istiyorum.”
Al’ın önerisini başıyla onaylayan Subaru, öfkesini belirtmek adına kollarını sahte göğüslerinin üzerinde kavuşturdu.
Elbette ki bu öfkenin ardındaki sebep, Abel’in kontrol noktasından geçme arzusunun mantıksızlığıydı. Ama bundan da öte, kontrol noktasında yaptığı pervasızlığa çatmak istiyordu.
Askerlerle konuştukları sırada arabanın altından birkaç gürültü gelmiş ve bunu ancak bin bir güçlükle saklayabilmişlerdi.
Subaru nihayetinde “Bayağı bayağı kont olmak kolay değil…” deyip karın ağrılı bir kadın pozu yaparak ortalığı yatıştırmıştı. Ama bu, zarif Natsumi Schwartz’ın saygınlığını zedeleyecek bir rezillik olmuştu.
Subaru: “İmparator Ekselansları, pozisyonunun tam anlamıyla farkında değil anlaşılan.”
Al: “Oh kardeşim, öfkeli görünüyorsun. Ehh, sanırım benim de öfkelenmem lazım.”
Ekselanslarına, pervasız İmparatora sitem etmek için can atan Al da Subaru’yla aynı fikirdeydi.
Derken Al döşemeyi kaldırdı, Subaru da karşısına çıkan surata sitem etmek için gözlerini sallanan arabanın dibine dikerek——
Subaru: “Hey, Abel, ne oluyor? Senin o gürültülerini örtbas etmek ne kadar zordu biliyor musun, hiç——”
???: “Uu!——”
Subaru: “Uhyaahhh—— Hık!?”
Subaru cümlesini “değilse sessiz olursun sanmıştım” diye sonlandırmak üzereyken bir bağırışla susturulduğu gibi havaya sıçrayarak Taritta’nın kollarına iniş yaptı. Taritta tarafından gelin gibi kucaklansa da o anda genç kadının katıksız gücünü takdir edecek hâli yoktu.
Çünkü işittiği ses Abel’in kahkahası değildi—— altın saçlı genç bir kıza aitti.
Hem de fazlasıyla aşina olduğu, haddinden fazla kötü anı biriktirdiği bir kıza.
Yani Rui’ye, orada olmaması gereken kıza.
Evet, neşeyle arabanın zemininden fırlayan kişi, İmparatorluğun dengesiz bir temsilcisi olan Rui Arneb’ti.
Subaru: “N-N-N-Ne…”
Rui: “Aa, uu?”
Subaru: “Nasıl ya! Senin bu arabada ne işin var?..”
???: “——Anlaşılan başından beri aşağıda gizleniyormuş. Şu ana dek kimsenin fark etmemiş olmasına inanamıyorum. Muhtemelen Utakata’nın işidir.”
Subaru’nun gözleri irileşiyor, sesi titriyordu. Subaru’nun sorusunu yanıtlayan kişiyse Rui’nin ardından ortaya çıkan Abel’di.
Kirli seyahat kıyafetinin üzerindeki tozları silkeliyor ve darmadağın olan kuzguni saçlarını eliyle tarıyordu. Sonrasında hâlâ Taritta tarafından kucaklanmakta olan Subaru’ya doğru eğilen Rui’ye bakarak sözlerine devam etti.
Abel: “Hmm. Anlaşılan seni çok özlemiş. Hem de o kadar özlemiş ki Utakata veya kadınınla olmaktansa seninle olmayı tercih etmiş.”
Subaru: “Se-sen neden bu kadar sakinsin… onunla arabanın dibinde olmaktan hoşnut muydun yani?”
Abel: “Nasıl hoşnut olabilirim ki? Gereksiz yere olay çıkartıp duruyordu, beni bile ürpertti. Onun yüzünden Askerlere yakalandığımda durumu nasıl açıklayabiliriz bile düşünüp duruyordum.”
Zemin döşemesini yerleştiren ve koltuğuna dönen Abel’in sözleri Subaru’ya mantıklı gelmişti.
Demek ki İmparatorluk Askerlerinin denetlemesi esnasında Subaru’nun dikkatini dağıtan o gürültünün sebebi Rui’nin ta kendisiydi.
Belki de arabanın alt bölmesinde saklanmakta olan Rui, gizlenmek için oraya inen Abel’le itişip kakışmıştı. Abel’in Rui’ye nasıl davrandığı bilinmese de çocuklarla ilgilenme konusunda yetenekliymiş gibi görünmüyordu.
Subaru: “Ee, ne halt yiyeceğiz öyleyse?..”
Abel: “Bana ettiğin şu kabalığın haddi hesabı yok. Ama neyse, o şey konusunda ne yapmayı planlıyorsun?”
Subaru: “Benden ne bekliyorsun ki?..”
Abel: “Hemen söyleyeyim, bu saatten sonra geri dönmemizin mümkünatı yok. O kontrol noktası ve süreç, bize bu imkânı tanımaz.”
Al: “Eh, Abel-chan bu konuda haklı, değil mi?”
Diyerek miğferinin tokasına dokunan Al, söylediklerini onaylayarak kafasını salladı.
Bu esnada acılı Subaru, Taritta tarafından yere indirildi, sonra da “Auu” diye kıkırdayıp kendisine sırnaşan Rui’yi alnından tuttu.
Subaru: “Bu neden yaşandı ki şimdi?..”
Kafası karışıklığı ve afallama hâlindeydi.
Öte yandan bir tarafı da Rui’nin burada olmasına—— bu belirsizliğin Guaral’da kalan Rem’in başına kalmamasına seviniyordu.
Bununla birlikte takip edilmiş olması, Subaru’nun Rui’nin gerçek mizacı ve planladığı şey konusunda daha az temkinli olmasını sağlamıyordu.
Taritta: “Subaru, yapabileceğimiz bir şey yok, Rui’yi de yanımıza alacağız.”
Subaru: “Sen bile aynı fikirde misin, Taritta-san?”
Taritta: “Abel haklı, bu saatten sonra devam etmekten başka şansımız yok. Ama Rui’yi geride bırakmamız da mümkün değil. Rui’yle aranda karmaşık bir ilişki olduğunu biliyorum…”
Subaru: “————”
Sırayla Subaru ve Rui’ye bakan Taritta, bu şekilde çekine çekine tarafsız görüşünü sundu.
Guaral’a sızma görevlerinin yanı sıra Shudraq Halkının yerleşkesinde de birlikte vakit geçirmişlerdi. Dolayısıyla Rem kadar olmasa da Shudraq Halkının büyük bir çoğunluğu, Subaru’nun Rui’ye duyduğu düşmanlık ve varlığından duyduğu tedirginliğin farkındaydı.
Ve Taritta buna rağmen Rui’yi geride bırakmak gibi bir seçenek olmadığını söylüyordu.
Subaru da tüm hüsranına rağmen ona katılıyordu.
Subaru: “Onu burada bırakıp hakkında hiçbir fikri olmayan kişilerin başına dert açmasına izin veremeyiz…”
Rui: “Uu?”
Boynunu büken Rui, her şeyden bihaber görünüyordu.
Şu anda da olduğu gibi, Volakiya’ya geldi geleli bir kez olsun uğursuz Oburluk Günah Başpiskoposu olarak gerçek yüzünü göstermemişti. Ama bu gelecekte de bunu yapmayacağı anlamına gelmezdi ve o gerçek yüzü ortaya çıktığında doğabilecek hasarlardan Subaru sorumlu olurdu.
Subaru onun tehlikeli olduğuna yeterince hükmetmiş ve doğabilecek pek çok hasarı önlemek için eline sayısız fırsat geçmişti.
İşte bu yüzden, tam da şu anda o incecik boğazını sıkıverip geleceğinin önünü kesmesi gerektiğini hissediyordu.
Yalnızca bu hareketle pek çok gerginlik tohumunu filizlenme fırsatı tanımadan kurutabilirdi.
Ama buna rağmen——
Subaru: “————”
Al: “Ah dostum… Neler dönüyor bilmiyorum ama o küçük kız, kardeşime bayağı düşkün, değil mi? Gelecekte bizi yavaşlatabileceğini anladığınızdan eminim ama bundan nasıl faydalanabileceğimizi de düşünmemiz lazım.”
Subaru: “Al…”
Al, bu sözlerle acılı Subaru’nun karara varmasına yardımcı olmaya çalıştı.
Ve Subaru’nun yanında dikilen Rui’ye doğru ilerlemek adına araba zemininde birkaç basit adım attı. Sonra da kızın sarı saçlarını usulca okşamaya yeltenerek——
Al: “Belki de onun sayesinde ikinci bir kontrol noktasında gözleri üzerimizden çekmek daha kolay olur. Çocukla seyahat etmek de o kadar kötü değil sonuçta… Oooff!”
Rui: “Gauuk!”
Ancak tam da kafasını okşamak üzereyken Rui, kelimenin tam anlamıyla dişlerini gösterdi.
Ağzını olabildiğince açarak Al’ın uzattığı eli tüm gücüyle ısırdı. Al çığlığı basıp elini geri çekerken de bir hayvan gibi hırıldayarak Subaru’nun arkasına saklandı.
Kendisini beslemeye çalışan kişiyi ısıran, istenmeyen bir sokak kedisi misali nankörce bir hareketti.
Al: “Oha, cidden acıttı ya! Ben sana yardım etmeye çalışıyordum, bu yaptığın yanlıştı!”
Subaru: “Yi-yine yaptın, değil mi!.. Bu şekilde insanları avlamanın senin tarzın olduğunu biliyordum!”
Rui: “Uu! Aa! Aauu!”
Subaru: “Senin şu ahlarını uhlarını anlayamıyorum işte!”
Rui, Subaru’nun beline tutunmuş şekilde kafasını sallıyordu. Subaru onu üzerinden atmaya çalışsa da uyguladığı baskı, özgür kalamayacağı kadar yoğundu.
Neyse ki Subaru Al’ın “Adını” ve kim olduğunu hatırlıyordu ve Al da Anılarını yitirmiş şekilde kendini kaybetmiş gibi görünmüyordu. Ama verdiği hasar henüz netleşmemişti——
Taritta: “——Sakin olun lütfen!”
Subaru: “Hyaan!?”
Rui: “Uu!?”
Subaru ve Al yaygara kopartırken Rui de sinir krizi geçiren bir çocuk gibi çığlıklar atıyordu.
Taritta’ysa onları susturma arzusuyla sesini yükseltti.
Ve ellerini Rui’nin kollarının altına koyup onu kaldırdı, sonra da ablası gibi güçlü bir izlenim uyandıran gözleriyle Subaru ve Al’a tesirli bakışlar atarak bağırmaya devam etti.
Taritta: “Koca koca adamlarsınız ama çocuk gibi davranıyorsunuz! Ayrıca, sen neden sakin bir yetişkin gibi davranamıyorsun ki? Çocuk da seni taklit ediyor tabii ki.”
Subaru: “Ah, şey… a-ama, Taritta-san, o kız…”
Taritta: “Aması falan yok, Natsumi. Bu kızla arandaki ilişkinin karmaşık olduğunu biliyorum. Ama hâl böyle olsa bile olay çıkartarak neyi başaracaksın ki?”
Dosdoğru azarlanmış ve bu azarın sadeliği, Subaru için en etkili yanıt olmuştu.
Kim bir çocuğa çocukça davranıyorsun deyip de bu tartışmadan haklı çıkabilirdi ki? Fakat bu denli naif bir teori, bir Günah Başpiskoposuna karşı işe yaramazdı.
Rui Arneb’in teşkil ettiği tehlikeyi bildiği takdirde Taritta’nın fikrinin değişeceği kesindi——
——Öyleyse neden hemen şu anda herkese Rui’nin kim olduğunu açıklamıyordu?
Subaru: “————”
Kalbinden yankılanan karanlık duygular, boğazının tıkanmasına yol açıyordu.
Subaru’nun yanakları geriliyor, Taritta ve Al’sa kafa karışıklığıyla tepki veriyordu.
Neticede tüm bu durum, Subaru’nun anlaşılmaz karar verme becerisinin eseriydi.
Rui konusunda neden temkinli olduğunu anlatmasının tek yolu Rui’nin Oburluk Günah Başpiskoposu olduğu gerçeğini ifşa etmesiydi. Anılarıyla birlikte Cadı Tarikatı konusundaki temkinliliğini de yitiren Rem hariç herkes bu tehdidi algılayabilecek durumdaydı.
Durumun vahametini algıladıkları takdirde Rui’ye görünüşüne uygun şekilde, bir çocuk gibi davranmayacakları kesindi. Ve bu huzur bozucu tehditten kurtulmak için de——
——Sahi ya, ondan kurtulmak için ne yaparlardı?
Subaru: “————”
Rui: “Uu?”
Rui, Taritta’nın kucağından Subaru’nun yüz ifadesine bakarak kafasını eğiyordu.
Subaru’yla Al’ın tantanası bitince Rui de sakinleşmişti. Şu ana dek anlaşıldığı üzere Rui yalnızca etrafında bir hengâme varsa olay çıkartıyordu.
Ortam sessizse Rui’den de çıt çıkmıyordu. Zaten Utakata’nın Rui’yle çok iyi anlaşmasının sebebi de alışılmadık sakinlikte bir çocuk olmasıydı.
Belki de bu davranış biçimi de Rui Arneb’in çevresine uyum sağlamasının farklı bir yoluydu.
Subaru’nun Pleiades Gözcü Kulesine ulaştığında iletişime geçtiği o telafisi mümkün olmayan derecede kötü ve acımasız kız; bu onun benimsediği bir maske miydi?
Bu şekilde düşünmesi ve bununla baş etmesi gerektiğinin bilincindeydi. Ama buna rağmen——
Abel: “——Burada bulunma sebebimizin ne zevk ne de eğlence olduğunu belirtmek isterim.”
Koltuğunda tek başına oturmakta olan Abel, hâlâ duruma kafa patlatan Subaru’ya soğuk bir şekilde böyle söyledi.
Ve Subaru bir an için bu sözlerin ardındaki gerçek anlamı idrak edemese de Abel’in Rui’ye edilecek muameleyle ilgili fikrini belirttiğini anlaması uzun sürmedi.
Bu yolculuk oyun değil, diyordu. Bunu dile getirerek kara gözlerini Rui’ye çevirmesindeki soğukluksa Subaru’nun nefesini kesiyordu.
Abel’in Rui’ye çevrili gözleri en ufak bir sıcaklıktan yoksundu.
Bu da ona düşünceli veya sıcak yaklaşmakta herhangi bir değer görmediğine ve onu yol kenarındaki bir taş veya yabani bir çiçekten ayrı tutmadığına işaret ediyordu.
Gözlerindeki soğukluksa Subaru’nun Rui’nin gerçek kimliğini ifşa etmenin sonuçlarını anlamasına yol açıyordu.
Subaru: “——Onu da yanımıza alalım.”
Abel: “————”
Bu kararı verişinin hemen ardından Rui’ye dikili o kara gözler Subaru’ya çevrildi. Ve bakışlarındaki keskinlik Subaru’nun göğsünü kasıp kavursa da azıdişlerini sıkarak bu hissi kafasından attı.
Subaru: “Madem bu bir eğlence gezisi değil, öyleyse onlara işe yaradığını gösterirsin… Bu işler böyledir, haksız mıyım?”
Abel: “Evet, bu tümüyle önemsiz. ——Böyle bir şey söyleyeceğini tahmin ediyordum.”
Subaru: “…Yorumlaması zor bir değerlendirme oldu.”
Hayal kırıklığı mı yoksa başka bir duygu mu taşıyordu, anlamak zordu.
Abel doğal olarak gerçek niyetinin açığa çıkmamasını arzuluyor ve Subaru da onları tekrar tekrar ısıtmanın farklı bir sonuca yol açmasından çekiniyordu.
Medium: “Hey, hey, işiniz bitti mi? Rui-chan, onlar konuşmayı bitirince yanıma gel!”
Taritta: “…Sorun olmaz mı?”
Subaru’yla Abel arasındaki gerginliği sezen Taritta, Medium’un şoför platformundan gelen sesine karşılık bir onay bekledi.
Abel zaten gamsız davranıyordu ve Subaru’yu yanına almakta karar kılsa da Rui’yi almak istememişti, yani şu anda onların cömertliğinden faydalanılıyordu.
Medium: “Eveet, Rui-chan, dizginleri tutmak ister misin? Leidy-chin’i yönlendirmeye çalış hadi!”
Rui: “Uu!”
Taritta: “Bunu yapmayalım bence!”
Şoför koltuğundan epeyce gürültü gelse de Rui, iki kadın tarafından hoş karşılanıyordu.
Başından beri Rui konusunda aşırı temkinli olan tek kişi Subaru olduğu için bu tepkinin şaşırtıcı bir yanı yoktu. Söylenmesi gereken tek bir şey varsa o da Guaral’da kalan Rem’in Rui’yi ararken paniğe kapılabileceğiydi.
Abel: “O kızın arabaya tek başına binmiş olabileceğine ihtimal vermiyorum. Yani ona yardım eden biri olduysa durumu açıklayacaktır.”
Subaru: “…Ehh, doğru diyorsun sanırım.”
Muhtemelen Subaru’nun ifadesinden gerginliğini sezmiş olan Abel, bu gerginliğe duygusuzca son verdi.
Eğer Abel haklıysa ve kaçak yolculuğu konusunda Rui’ye yardımcı olan kişi Utakata’ysa bu bilgi şimdiye Rem ve şehirde kalan diğer kişilerle paylaşılmış olmalıydı.
Gerçi Subaru, kendisiyle Rui’nin birlikteliğinin Rem’in gerginliğini yatıştırıp yatıştırmayacağını bilemiyordu.
Subaru: “Nerede olduğunu bilmesi mi bilmemesi mi, hangisi daha iyi acaba?..”
Al: “——? Tabii ki burada, senin yanında olması daha güvenli, kardeşim. Gerçi Taritta-chan’ın söylediklerine bakılırsa işler biraz karışık gibi.”
Subaru’nun mırıldanışlarına kulak misafiri olan Al, bu söyledikleriyle aklını daha da bulandırdı.
Subaru, Rem ve Rui ilişkisi, görüldüğü kadar basit değildi.
Subaru: “…Ama, doğru olan bu.”
Zihninde Rem’i canlandıran Subaru, kendi içinde bir bahane buluyordu.
Rui her kim olursa olsun Rem, o kız için endişe duyacaktı. Ve Subaru ilk fırsatta ona gerçeği söylese bile Rui ortada olmadıkça bu tek taraflı bir anlatım olacaktı.
Bu nedenle Rui’yi güvende tutmak zorundaydı.
Al: “Kardeşim?”
Subaru: “Yo, yok bir şey, aslında… Al, bana bir iyilik yapsana ——Rui’ye elinden geldiğince göz kulak ol lütfen.”
Al: “…Durup dururken bu istek de nereden çıktı şimdi? O küçük kız ne ayak ki?”
Eli ısırılmış olan Al, Rui konusunda zorlanıyor gibi görünerek çekimser bir sesle Subaru’nun niyetini sorguladı.
Bu da gayet doğaldı ama Subaru bir süre için cevap vermekten yana tereddüt etti.
Söz konusu Al’sa onu Rui’nin kimliğine inandırmak diğerlerine nazaran çok daha kolay olurdu.
Peki ya Al, Rui’nin bir Günah Başpiskoposu olduğunu öğrenirse ne yapardı? Tehlikenin farkına varan ve Subaru’yla aynı endişeleri taşıyan birine mi dönüşürdü?
Subaru: “——Onun başına bir şey gelirse Rem’in canı yanar. Lütfen, sana yalvarıyorum.”
Al: “————”
Bu olay ne kadar canını sıksa da bir müddet düşündükten sonra gerçeği grubun geri kalanından olduğu gibi Al’dan da gizlemekte karar kıldı.
Subaru’nun söylediklerini işiten Al’sa kısa bir sessizlikten sonra,
Al: “Hı hı, tabii ki. Kalan kolumu da yer diye biraz endişelensem de icabına bakarım.”
Al bu yanıtla birlikte Subaru’nun talebini kabul ettiğini belirtircesine ön koltuğa yerleşti. Sonra da üç kızın şoför platformundan gelen gürültülerini dinleyerek tembelce bacaklarını uzattı.
Onun her zamanki görev benimseme şeklinin bu olduğu söylenebilirdi.
Subaru: “——? Ne oldu?”
Bu sırada bakışlarını Al’ın ensesine yönlendirmiş olan Subaru, Abel’in de kendisini izlemekte olduğunu fark etti.
Kollarını önünde kavuşturup koltuğuna yığılmış, yüzünde bir hoşnutsuzluk belirtisiyle kaşlarını çatmıştı ve duyguları okunamayan kara gözleri Subaru’yu yansıtıyordu.
Bu da Subaru’yu fena hâlde geriyordu, bu nedenle sorusu keskin bir şekilde sona erdi.
Ancak Abel, belli belirsiz bir “Hmm” sesiyle yetindi ve ötesini getirmedi.
Subaru: “…Bana hâlâ ilk kontrol noktasını başarıyla geride bıraktığımız için teşekkür etmedin.”
Abel’in tavrından duyduğu hayal kırıklığını dile getiren Subaru, uzun siyah saçlarını okşayıp Al ve Abel’in birazcık uzağına yerleşti.
İblis Şehri Kaos Alevine gerçekleştirdikleri yolculuk, geleceğe yönelik bir belirsizlik hissiyatıyla süregeliyordu.
Ancak şoför platformundan, bilhassa da Rui’den gelen gürültü patırtıları işitirken…
Subaru: “Cidden ama, ıstırabımın sebebi kim sanıyorsunuz?”
Atın çektiği arabanın gürültüsü bu sitemini yuttu ve söyledikleri kimsenin kulaklarına ulaşmadı.
#Rui’nin de eklenişiyle ekip gerçekten muazzam bir hâl aldı. Şimdilik olaysız ilerleyen bu yolculuğun ilk olayı ne zaman çıkacak, Subaru’yu bekleyen ilk ölüm nasıl ve ne zaman gelecek çok merak ediyorum. Öyle hiç ölmeden tatlı tatlı işini halledip dönmesine ihtimal vermiyorum, malum artık hepimiz yazarımızı gayet iyi tanıyoruz. Neyse hadi bir sonraki bölümde tekrar görüşmek üzere 🙂


