※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Clumsy
Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Reislik pozisyonundan ayrılacağını duyuran Mizelda’nın ifadesi kararlıydı.
O vahşi, gözü pek güzelliğinin hâkimiyeti azalmamıştı ve hâlâ ilk gün gördükleri kadındı. Her zorluğun altından kalkabilen güçlü bir kadın olduğu izlenimi varlığını koruyordu.
Ama sağ bacağını yitirmiş olan Mizelda, tüm bunlara rağmen Reis pozisyonunu devretmeye karar vermişti.
Herkes: “————”
Mizelda’nın etrafı, derin bir pişmanlık besleyen yüzlerle çevriliydi.
Şefleri Mizelda’nın gücüne yakından tanık olan Shudraq Halkı, hissettikleri kayıp duygusu ve hüzünden kolay kolay kurtulamayacaktı.
Kuna’nın ifadesizliği, her zamanki rahat tavırlarının yerini kasvetli bir ifade alan Holly’nin yanında olağan soğukluğuyla daha da yoğunlaşıyordu. Gözü yaşlı Utakata dudağını ısırıyor ve başını öne eğiyor, diğer Shudraqların yüzlerinden de keder okunuyordu.
Ancak içlerinde en çok sarsılan kişi——
Taritta: “Oh, abla, bu imkânsız. Benim gibi birinin iyi bir Reis olması mümkün değil…”
Mizelda: “——Taritta.”
Taritta: “Bunun başarılabilmesinin tek sebebi sendin, hepsi senin sayende oldu! Bende böyle bir şeyi yapacak yetenek yok ki…”
Gönülsüzce kafasını sallayan Taritta, çılgınca yakarıyordu.
Mizelda’nın kardeşi ve sıradaki Reis adayı olarak öne sürülen Taritta’nın dudaklarından dökülen sözlere ve eylemlerine dayanarak ablasına saygı duyduğu, hatta neredeyse taptığını hayal etmek zor olmasa gerekti.
İşte tam da bu sebeple inkâr hâlindeydi ve Mizelda’nın bacağını kaybettiği gerçeğini kabullenemiyordu. Bu konuda Mizelda’nın kendisinden bile daha üzgündü.
Rem: “…Benim yetersizliğim yüzünden.”
Taritta’nın keder dolu yakarışlarının karşılığı kendini küçümseyen, güçsüz bir sesti.
Ve bu ses, yaralı bedenlerle dolu odanın diğer ucundan, ayakta durmak için bastonunu kullanan, bitkin düşmüş Rem’den geliyordu.
Bu mekânda şifa büyüsü kullanabilen tek kişi oydu. Kendisini faydalı kılarak sağdan sola, bir insandan bir insana koşturarak pek çok yaralıyı kurtarmıştı. Kana bulanmış kıyafetlerine, darmadağın saçlarına ve bitkin ifadesine bakınca bunun ne kadar tüketici bir iş olduğu anlaşılabiliyordu.
Ancak söz konusu kişi olan Rem bunu umursamıyordu, hatta Subaru’nun takdir dolu sözlerini bile “Ben iyiyim” deyip geçiştirmişti.
Her hâlükârda Rem’i güçsüz görüp küçümseme hakkına sahip tek bir kişi dahi yoktu.
O olmasaydı Arakiya’nın saldırısı zayiatsız sonuçlanamazdı. Herkes bu kadarının bilincindeydi.
Dolayısıyla——
Mizelda: “Rem, endişelenmene gerek yok. İmparatorluk Generaliyle verdiğim mücadeleyi yalnızca tek bacağımı kaybederek atlatacak kadar şanslıymışım… Yo, bunu şansıma değil, sana borçluyum.”
Rem: “Mizelda-san… bu doğru olabilir, ama——”
Mizelda: “Sana minnettarım. Söyleyecek başka bir şeyim yok.”
Mizelda, minnettarlığını tekrar ederek Rem’in daha fazla konuşmasına mâni oldu.
Bu sırada uzun, sarı saçları karman çorman olan Rui de sessizleşen Rem’e arkadan sırnaştı. Ve eteğinin ucu usulca çekiştirilen Rem, sessizce kafasını eğerek elini Rui’nin omzuna yerleştirdi.
Rem’in duyduğu çaresizlik ve vicdan azabı, Subaru’nun gözünde acı verici şekilde barizdi. Fakat esmer, yakışıklı delikanlı, Subaru’ya hiçbir şey söyleme fırsatı tanımadan öne çıktı.
Abel: “Mizelda, fikrini değiştirmeye niyetin yok, değil mi?”
Öne çıkan Abel’in sorusuysa bir objenin üzerinde oturmakta olan Mizelda’nın baş sallayışıyla onaylandı.
Ve kesilip bandajlanan bacağının yüzeyinde parmaklarını gezdiren Mizelda,
Mizelda: “Ah, evet, niyetim yok. Shudraqlar ve Volakiya İmparatoru arasındaki pakt hâlâ geçerli. Ama bundan böyle Taritta’yla… daha doğrusu Reisle muhatap olacaksınız.”
Abel: “——. Anlıyorum. Mizelda, harika bir hizmetti.”
Mizelda: “Mh.”
Genç kadın çekilme kararlılığını vurgularken Abel, kollarını önünde kavuşturarak bu yanıtı anladığını belli etti. Ardından Mizelda, hafif bir oh çekip dişlerini sergileyerek gülümsedi.
Ve belli belirsiz bir gülümsemeyle Abel’e doğru bakarak,
Mizelda: “Madem öyle, bana gülümsemeni göster. Bu yakışıklı bir adamın görevidir.”
Abel: “——. Hmm.”
Mizelda: “Yeterli.”
Mizelda, daha yeni bacağını kaybetmiş olmasına rağmen fazlasıyla azılıydı.
Hâliyle Abel bile tüm küstahlığına rağmen onun saygısızlığını eleştirmemiş, hatta bu tavrına gülümsemişti.
Bu her şeyden önce, tahtından indirilmiş İmparatorun ormanda yaşayan bir kadın savaşçıya duyduğu saygının göstergesiydi.
Derken——
Mizelda: “——Dinleyin, kardeşlerim!”
Gülümseyen yüzü sertleşen Mizelda, yüksek sesle konuşabilmek için kafasını kaldırdı.
Onun o sert sesini dinleyen Shudraqlarsa sırtlarını dikleştirerek dikkatle dinlemeye başladı.
Mizelda: “Az önce de söylediğim üzere, Reislik görevimin sonuna gelmiş bulunmaktayım! An itibarıyla bu rolü kardeşim Taritta’ya devrediyorum! Hepiniz bundan böyle Taritta’ya itaat edeceksiniz!”
Shudraqlar: “————”
Mizelda: “Bu, Reisiniz olarak size verdiğim son emirdir. ——Atasal yeminleriniz ve gururunuz için sizlere teşekkür ederim.”
Shudraqlar: “——Çok teşekkür ederiz!”
Mizelda sözlerini bu şekilde sonlandırırken Shudraqlar ezberden bir metin okuyor gibiydi.
Subaru, Shudraqların geleneklerini de alışkanlıklarını da bilmiyordu. Ama aykırı ve yabancı biri olarak o bile bunun bir nevi veraset ritüeli olduğunu anlıyordu.
Kısaydı, gayri resmiydi ve pratik ve kavramsal mirasın bir kombinasyonuydu.
Shudraq Halkının Reisi işte bu mekânda veraset yoluyla Mizelda’dan Taritta’ya geçmişti.
Taritta: “Abla…”
Mizelda: “Başını öne eğme, Reis. Senin tereddüdün bizim tereddüdümüzdür. Senin bocalaman bizim bocalamamız. Senin ölümün, bizim ölümümüz.”
Taritta: “————”
Mizelda yaklaştığı Reisi cesaretlendirirken Reisin ifadesi kasvetliydi.
Bu söylenenler Taritta’yı biraz olsun rahatlatmamıştı. Fakat ablasına tutunmanın durumu değiştirmeyeceğinin de farkındaydı.
Bu yüzden birkaç saniyelik sessizliğin sonunda çekine çekine, sessizce başını salladı.
Mizelda: “————”
Bunu gören Mizelda’nın gözlerinde belirip kaybolan karmaşık duygular, kafasını eğen Taritta tarafından fark edilmemişti. ——Ve bu, ondan başka kimsenin bahsetmeyeceği bir şeydi.
△▼△▼△▼△
Subaru: “…Açıkçası bunu beklemiyordum.”
Şefin veraset konuşması ve hasar raporu sonrası Subaru, Abel’e bu şekilde seslendi.
Abel’se somut bir konu olmadan durdurulması karşısında kaşarını çattı. Ve hoşnutsuzluğunu belirtip “Mesele nedir?” diyerek Subaru’nun gerçek niyetini sorguladı.
Abel: “Düşünecek çok şeyim var. Herkesten öte senin beni rahatsız etmemen gerekiyor.”
Subaru: “Her zamanki kadar sert olduğun kesin… Beni şaşırtan da bu oldu. Mizelda-san’ın ön saflardan çekilişini memnuniyetle kabul ettin.”
Abel: “————”
Subaru: “Kaybettiğin tek şey bacağın diyeceğinden emindim. Ona ölene dek senin için çalışmasını söylemeni bekliyordum.”
Bunun fazlasıyla ekstrem olduğunu düşünse de duygularını içtenlikle dile getiriyordu.
Tahtını geri almak uğruna Shudraq Halkını birliklerine ekleyen ve en kötü senaryoda Guaral Kale Şehrindekileri zehirlemeyi düşünen İmparatordan bahsediyordu.
Abel—— yo, Vincent Volakiya, böyle şeyler yapmaya çok meyilliydi.
Abel: “Saçmalık. Bu kadar baskıcı olmanın ne anlamı var ki?”
Ancak Abel’in gerçek fikirlerinin ve tacizlerinin devamını getirmeyi planlayan Subaru’ya verdiği karşılık sakin ve makuldü.
Ve hüsrana uğrayan Subaru’nun karşısında, belirli bir mesafedeki Shudraqlara bakarak,
Abel: “Ehh, astlarımdan ellerinden gelenin fazlasını yapmalarını beklemem. Onlara ellerinden geleni yapmalarını söylesem de sınırlarının ötesine geçmelerini beklemek hayal olur.”
Subaru: “————”
Abel: “Yapabileceklerini düşündüğüm şeyden daha büyük bir performans sergilemeleri de planları alt üst eder. Ben astlarımdan ne talep ettiysem onu beklerim, ne daha azını ne de daha fazlasını. Ve Mizelda da kendisine düşen görevi yerine getirdi. BU durumda ona sunabileceğim tek şey, bir ödüldür.”
Sözler motive ederdi. Ödüller yeteneklerin gelişmesini sağlardı. Övgülerse bir sonraki sefere her şeyin daha iyi olacağına dair söz verdirirdi.
Subaru her daim güçlü insanların astlarına bu şekilde boyun eğdirdiğini düşünürdü ve bu düşüncesinden kesinlikle emindi. Dolayısıyla Abel’in yanıtı aklındakilerle çelişiyordu.
O, astlarından kapasitelerinin ötesinde işler beklemiyordu.
Beraberinde yalnızlık getirse de astlar için iyi bir çalışma ortamına benziyordu.
Abel: “Elbette ki beklenenden azını verenleri de ceza bekliyor. Kesin ödül veya ceza, bunun ne anlama geldiğini anlıyorsun, değil mi?”
Subaru: “…Şey, benim cezalandırılacağım anlamına mı geliyor?”
Abel: “Benim astım olsaydın bu doğru olurdu. Ama sen benim emrimde misin ki?”
Dosdoğru hedefine bakan Subaru’nun gözleri, bu sözlerle birlikte irileşiyordu.
Tabii ki Abel’in astı olduğunu sanmıyordu. Abel, Priscilla’yla yaptığı tartışmada Subaru’ya bir askerî strateji uzmanı muamelesi yapmıştı ama Subaru’nun bunu resmiyete dökmeye niyeti yoktu.
Subaru: “Askerî strateji uzmanı ünvanı hoşuma gitmemiş değil ama senin astın olmayı falan istemem.”
Abel: “İşte durum bu. Sen benim astım değilsin, dolayısıyla kesin ödül ya da ceza alacak kategoriye girmiyorsun.”
Subaru: “Bir düşününce, sen benim neyimsin ki?..”
Durum gereği birbirlerine eşlik etmeye mecbur kalmışlardı. Aralarında ne efendi hizmetkâr ilişkisi ne de şahsi bir ilişki vardı.
Onlar bir engel silsilesine denk gelmiş iki insandı ve o engeller kalktığında yolları ayrılacaktı. Aralarındaki ilişki bu şekildeydi.
Onlara arkadaş, müttefik veya silah arkadaşı demek doğru olmazdı. İlla da bir şey söylemek gerekirse yolları kesişmiş yoldaşlar denilebilirdi.
Abel: “Kimileri bana arkadaş deme özgürlüğünü kullanıyor ama sen bunu yapmıyorsun.”
Subaru: “Ah. Ben utangaç biriyim, öyle kolay kolay arkadaş olamam.”
Mevcut durumda Abel’e arkadaşım diyebilecek kişi ya çok iyi biri ya da bir dolandırıcı olmalıydı ki Flop ilk kategoriye giriyordu.
Her hâlükârda——
Abel: “Ben Priscilla’yla yaptığım konuşmaya devam etmeliyim. Sen de gidip yapman gerekeni yap hadi.”
Subaru: “Yapmam gereken…”
Abel: “Bunu sana benim söylemem gerekmiyor herhâlde.”
O badem şekilli gözlerin hedefi olan Subaru’nun bakışları Abel’den ayrılarak odanın köşesine çevrildi.
Ve orada oturmakta olan Rem’i gördü. Bu mesafeden hüzünlü ifadesini görmek mümkün olmasa da onu kendi hâline bırakamayacağı şüphesizdi.
Tabii bunu ona hatırlatanın Abel olması biraz can sıkıcıydı.
Subaru: “Priscilla’yla başının derde girmesini ve yeni bir savaş başlatmanı istemiyorum. Onunla konuşurken dikkatli ol.”
Abel: “Eminim birçok kişi bu şekilde uyarılması gerekenin ben değil, sen olduğuna katılacaktır.”
Nefret dolu sözler yeni nefret dolu sözlerle karşılanırken Subaru, konferans salonuna dönen Abel’le yollarını ayırdı.
Mizelda’nın bacağı Shudraq Halkıyla ilgili durumda bir değişiklik yarattığı için Abel’in Priscilla’yla konuşurken bunu da hesaba katması gerekecekti.
Ama o iki ilahi varlık, yani Abel ve Priscilla arasındaki konuşmada Subaru’ya yer yoktu.
Subaru’nun önceliği, imkânı olan tek kişiyle konuşmaktı.
Subaru: “——Rem, müsait misin?”
Böylece derin bir nefes aldı, kendisini sakinleştirdi ve Rem’e doğru ilerlemeye başladı.
Bağdaş kurup sırtını duvara vermiş şekilde oturan Rem, soluk mavi gözlerine yansıyan Subaru’nun söyledikleri karşısında hafiften irkilmişti.
Rem: “…Sen miydin? Ne zaman üstünü değiştireceksin?”
Subaru: “Rem kıyafetlerimden daha öncelikli. Bu konuşma sonlanır sonlanmaz üstümü değiştireceğim.”
Rem: “Öyle mi? O zaman bu konuşma sonlandı. Lütfen gidip üstünü değiştir.”
Subaru: “Bu çok ağırdı!”
Subaru Rem’in patavatsızca cevabı karşısında çaresizliğe kapılarak sesini yükseltirken Rem’in gözleri kısıldı ve “Sessiz ol lütfen.” dedi.
Sonra da çenesini sol omzuna yaslanmakta olan kıza doğru eğerek,
Rem: “Bu gidişle uyuyan Rui-chan’ı uyandıracaksın. Düşünceli ol lütfen.”
Subaru: “Şey, ben…”
Rem: “Bu kıza karşı düşünceli olmak istemiyor musun yoksa?”
Subaru: “Öyle söylemesene. Benim hatam, tamam…”
Rui, uykusunda küçük nefesler alarak Rem’e sırnaşıyordu.
O da yaralıları tedavi sürecinde Rem’e yardımcı olmuştu, hâliyle beyaz kıyafetlerinde kan lekeleri mevcuttu. Subaru’nun Rem’in tavırları ve Utakata’nın söylediklerinden anladığı kadarıyla Rui, beceriksizce de olsa kendisinden istenen her şeyi yapmıştı.
Tabii yine de Subaru’nın içinden geçenler karmaşıktı.
Rem: “Şu ifadeyle surat asman sinirimi bozuyor.”
Subaru: “Oh, doğru, pardon. Makyajım bozuldu, bayağı çirkin bir görüntü tabii.”
Rem: “Makyajın düzgünken de çirkindin.”
Subaru: “Tohoho…”
Rem’in her zamanki sertliğiyle yaptığı yorumu işiten Subaru’nun duyduğu hüzünle omuzları çöktü. Sonra da usulca Rem’in sağ yanına, Rui’nin karşısına oturdu.
Ve Rem’in itiraz dolu bakışlarını göz ucuyla fark etse de görmezden gelmeyi seçti.
Subaru: “Rem, harika bir iş çıkardın. Herkes senin sayende hayatta.”
Rem: “…Güçsüzlüğümün fazlasıyla farkındayım. Dürüst olmak gerekirse, işe yaramazın tekiyim.”
Subaru: “Rem…”
Rem, Subaru’nun minnet dolu söylemleri karşısında hüsran içerisinde ellerine bakıyordu. Ve o solgun parmaklara bakarak hafifçe dudaklarını ısırıyordu.
Subaru: “İşe yaramaz olmadığın kesin. Hafızan bulanık olmasına rağmen şifa büyüsünü mükemmel bir şekilde kullanmayı başararak bir sürü kişiyi kurtardın. Ama…”
Rem: “Biliyorum. Her şeyim tam olsaydı bu büyü böyle sonuç vermezdi.”
Subaru: “Nasıl yani?”
Rem: “Şifa büyüsü işte. Şu anda kullandığım büyü içgüdülerime dayanıyor, başka bir deyişle kendi kendime öğrendiğim bir şey. Rui-chan’ın yardımıyla bir şekilde şekle sokmuş olmayı başarsam bile…”
Rem’in sözleri o noktadan öteye geçmedi.
Bunun sebebiyse ortada kelimelere dökülmesine gerek duyulmayan bir şey olmasıydı. Bunu kelimelere döktüğü takdirde kendi canını yakacak bir bıçağa dönüşeceğini ve o acının az da olsa kendisini teselli edebileceğini biliyordu.
Dile getirilen şikâyetler, insanın kendisini de etrafındakileri de yaralardı. Ama bunun karşılığında kalp az da olsa yatışırdı. Ve Rem, kalbinin yatışması fikrinden hazzetmiyordu.
Bu da gerçekten de güçsüzlüğü yüzünden herkesi kurtaramaması nedeniyle kendisini suçluyor olduğunun kanıtıydı.
Subaru: “————”
Subaru, bir kez daha Rem’in duygularını tüm acılığıyla anlayabiliyordu.
Daha fazlasını yapabilirdim üzüntüsü, aşılamaz bir duvardan da çok can yakan bir şeydi. Ortada kendinin değil, bir başkasının geleceğinin olmasıysa işleri daha da kötü hâle getirirdi.
——Mizelda’nın bacağını kaybetmesi, Subaru’nun kalbinin derinliklerinde ağır bir şeyler bırakmıştı.
Evet, bir can söz konusu değildi. Ama insanın dört uzvundan birini yitirmesinin önemini hayal etmek de zor olmasa gerekti.
Bunun en yakın örneği, sol kolunu yitirmiş olan tek kollu Al’dı. Ayrıca Su Geçidi Şehri Pristella’da da benzer bir vukuat yaşanmış, Ricardo o savaş sırasında Oburlukla yüzleşirken bir kolunu yitirmişti.
Fazlasıyla şok edici bir olay olsa da mümkün değil denilebilecek bir trajedi de değildi. Aslında kendisini tehlikeye atanlar için tanıdık bir trajedi olduğunu söylemek daha uygun kaçabilirdi.
Her hâlükârda——
Subaru: “Zor bir durum.”
Rem: “…Evet.”
Subaru’nun kuru mırıltısı, yanı başındaki Rem’in hafif kafa sallayışıyla onaylandı.
Bu onun herhangi bir tepki vermeden kafa salladığı ilk seferdi ama maalesef ki Subaru, bunu takdir edecek durumda değildi. Rem, göğsünün derinliklerinde bir yumru taşıyan Subaru’yu izliyordu.
Rem: “Eski… Eski ben olsaydım işler nasıl ilerlerdi acaba…”
Subaru: “…Hafızam yerinde olsaydı mı demek istiyorsun?”
Rem: “Evet. Eski hâlimin yapacağı şifa büyüsüyle, Mizelda-san’ın bacağı…”
Devamında gelecek olan “Kurtarılabilirdi” kelimesini düşünen Subaru, gözlerini kapattı.
Rem’in aklından geçenleri anlayamıyor değildi. Ama dışarıdan bir göz olarak hafızasının varlığı veya yokluğunun şifa gücünü ne derece etkileyeceğini idrak etmekte zorlanıyordu.
İyileşme gücünü ölçmek mümkün olsa dahi bunu değerlendirmek güç gelirdi.
Yine de——
Rem: “————”
Rem’in sahici duygularla dolu soluk mavi gözleri Subaru’nun içine işliyordu.
Ondan bilemediği bir sorunun yanıtını beklerken Subaru’ya yalnızca iki seçenek düşüyordu: “Eski Rem bunu yapabilirdi” ya da “Bunu eski Rem de yapamazdı”.
Peki hangisi Rem için kurtuluş olurdu?
——Ya da daha doğrusu, hangisi Rem’i canının daha çok yanmasından kurtarırdı?
Subaru: “…Hafızan yerinde olsa da fayda etmezdi bence.”
Rem: “————”
Subaru: “Şifa büyüsü bile her şeye kadir değil. Bu durumda Rem yine yalnızca elinden geleni yapardı.”
Subaru, kendisine çok daha uzun gelen birkaç saniyelik ıstırap verici bir düşünce sürecinin sonunda bu yanıtı verdi.
Rem’in hafızası yerinde olsa, şifa büyüsü mükemmel bir noktaya ulaşsa bile Mizelda’nın bacağını kurtaramazdı.
Gerçek şu ki mesele “eğerlerle” alakalı değildi.
“Eğer” batağına düşecek olurlarsa bunun sonu gelmezdi. Rem’in Mizelda’nın bacağını kurtaramadığı doğruydu. Ama Mizelda haricindeki pek çok yaralının hayatını kurtarmıştı.
Rem’in başarıları için övülmesi gerekiyordu ve kendisini suçlaması için hiçbir sebep yoktu.
Hatta suçlanacak biri varsa o da——
Subaru: “Yeterince güçlü değildim.”
Rem: “Eh…”
Subaru: “Yeterince düşünmedim. Her şeyi daha büyük bir ciddiyete incelemeliydim.”
Subaru’nun ağzından dökülen yanıtı işiten Rem’in yuvarlak gözleri irileşiyordu.
Rem’in yanı başındaki Subaru’ysa azı dişlerini büyük bir güçle sıkıyor ve iki eliyle yüzünü örtüyordu.
Güçsüzlüğüne lanetler okuması, suçlanması gereken biri varsa o da Subaru’ydu.
Subaru: “Hepsi. Benim hatam.”
Şatafatlı “Kansız Kuşatma” iddialarına rağmen gerçekler bu sonuçtan çok uzaktı.
Arakiya’nın istilası pek çok yaralı doğurmuş, onun kurtarılmasıysa birden çok gardiyanın ölümüyle sonuçlanmıştı. Ayrıca kendi ekiplerinde zayiat olmasa da Mizelda’nın kayıp bacağı hesaba katılınca yaşananlara “kansız” demek nasıl mümkün olabilirdi ki?
Subaru başarısız olmuştu. Tam bir başarısızlık yığınıydı ve bunu telafi etme şansını da yitirmişti.
Tek isteği mümkün olan en mutlu sondu ve Subaru’nun elde ettiğiyse ya çok çok mutlu bir son ya da çok çok mutsuz bir son denilebilecek bir şeydi.
Abel’in daha önce söylediklerini yorumlayacak olursa kesin ödül ve kesin cezadan Subaru’yu bekleyen şey—— cezalandırılmak olmalıydı.
Subaru, Abel’in adamlarından biri olduğu takdirde kafasının kesilmesini garipsemezdi.
——En kötü senaryoyla Ölümden Dönmek zorunda kalırdı.
Aklından bu tarz düşünceler geçiyordu.
Bu durumda dönebileceği en yakın nokta, Guaral’da Todd’la yaptığı kanlı savaş olsa gerekti. ——O anı düşünmekse tüm bedenini titretecek bir korkuya sebep oluyordu.
Yine de o dehşet anına dönecek olursa, yitirilenleri telafi ederse——
Rem: “…Neden?”
Derken ansızın kulak zarlarında bu kelime yankılandı.
Ve anında kafasını kaldıran Subaru’nun gözleri, Rem’in doğruca kendisine dikmiş olduğu gözleriyle buluştu.
Rem’in saniyeler öncesine dek vicdan azabıyla nemlenmiş olan gözleri, Subaru’yu daha da kuvvetli bir vicdan azabıyla izliyordu.
Rem: “Bu neden senin hatan olsun ki?”
Rem’in bakışlarından tedirgin olan Subaru’nun üzerine daha çok kelime yığılıyor, âdeta kımıldayamaz hâle geliyordu.
Ardından Rem, nemli gözler eşliğinde elini uzatıp harap hâldeki Belediyeyi işaret ederek,
Rem: “Yani Mizelda-san’ın bacağı, Rui-chan ve Utakata-chan’ın sıyrıkları, Medium-san ve Flop-san’ın yaraları, hepsi senin hatan mı?”
Subaru: “Evet, öyle. Hazırlıklarım konusunda daha dikkatli olsaydım işler bu noktaya gelmezdi.”
Rem: “Bir plan yaptın ve pervasızca görünen planın bir şekilde düzgün sonuç verdi. İkinci Sınıf Generali avcuna almayı ve kimsenin savaşmasına müsaade etmeden herkesi şehre sokmayı başardın. Tam da planladığımız gibi.”
Subaru: “Ama sonrasında…”
Rem: “——Sonrasında ne olduğu kimin umurunda?”
Rem, Subaru’nun ısrarcılığı karşısında kaşlarını kaldırdı ve sesini yükseltti. Ardından hızlıca kafasını çevirdi ve bu da ona yaslanan Rui’nin kucağına devrilmesine yol açtı.
Rui hafifçe kımıldansa ve usulca homurdansa da uyanmadı. Rem de onu omzundan desteklerken küçük bir oh sonrası yeniden Subaru’ya döndü.
Rem: “Sonrasında olacakları hiç kimse öngöremezdi. O yarı çıplak kadının belirişi de ortalığı dağıtışı da öngörülemezdi. Öyleyse…”
Subaru: “————”
Rem: “Öyleyse neden her şeyin sorumlusu sen olasın?”
Subaru, bir kez daha “neden” sorusunun muhatabı oluşuyla yutkundu.
Neden diye sorarsanız, bunun gücü olan kişinin sorumluluğu olduğunu düşünürdü.
Nasıl ki Rem şifa büyüsündeki yetersizliğine üzülüyorsa Subaru da bazen Otoritesinin telafi edemediği şeylere üzülüp yakınıyordu. Ki Ölümden Dönüşün kapsamı çok daha genişti.
Subaru’nun gücünü kullanıp kullanmamasına bağlı olarak gelecek iyiye ya da kötüye gidebilirdi.
Bununla birlikte——
Subaru: “Bu…”
——Bu, Subaru’nun karşısındaki Rem olsa bile dile getiremeyeceği bir gerçekti.
Bu yalnızca Rem’le sınırlı da değildi.
Subaru, karşı taraf ne kadar açık fikirli olursa olsun kimselere gösteremeyeceği bir Otoriteye sahipti. ——Hayır, duygusal bir bağ kurduğu kişilere bile bu konuyu açamazdı.
Buna kalkıştığı takdirde karşısındaki kişinin ölümüne neden olmadan gerçeği ortaya çıkartmasına imkân yoktu.
Subaru acıdan korkuyordu. Birine Ölümden Dönüşü anlatmaya çalışmanın doğurduğu acı korkunçtu.
Kim kaç kez tecrübe ederse etsin yürek yakan o şiddetli acıya alışabilirdi ki?
Fakat asıl tüyler ürpertici olan acı değil, kayıptı.
Bu dünyada kayıptan daha korkunç bir şey olabilir miydi?
Natsuki Subaru’ya bu Otoritenin bahşedilmesi tam da bu ekstrem korkudan kaynaklanmıyor muydu?
Rem: “…Beni neden korudun?”
Subaru: “Ha?..”
Rem, sessizleşen ve cevap vermeyi başaramayan Subaru’dan umudunu kesmişçesine konuşmaya başladı.
Subaru’ysa neden bahsettiğini bilemeyerek bir anlığına gözlerini kırpıştırdı.
Rem: “O yarı çıplak kadın bana saldırdığı sırada. Bir sütun devirmiştim ve işe yaramamıştı ya… İşte o kadın üzerime yürüdüğünde önüme geçtin.”
Subaru, Arakiya’nın saldırısına uğramasını önlemek adına bencilce bir teşebbüsle Rem’in önüne geçmişti.
Kollarını açmış, çaresizce Rem’i tüm tehditlerden uzak tutmaya çalışmıştı. O sırada Arakiya canını alsa bile umursamazdı.
Rem’in kendisinden bir saniye bile olsa daha fazla yaşamasını istemişti.
İşte bu——
Rem: “Kansız kuşatmanın sonucu, o anda beni korumuş olman, hatta Mizelda-san’ın bacağını kaybettiği gerçeği, hepsini kendi üzerine almaya çalışıyorsun…”
Subaru: “————”
Rem: “Ama sen tüm bunları yapacak kadar güçlü değilsin… İlk başta o korkunç kokun yüzünden sana karşı temkinliydim.”
Rem bu noktada konuşmayı keserek kucağındaki Rui’ye baktı.
Altın sarısı saçlarını ağır ağır okşayıp yutkunarak bakışlarını sakince Subaru’ya çevirdikten sonraysa,
Rem: “Ben, Rui-chan, Abel-san, Mizelda-san, Medium-san, Flop-san ve diğerleri, hepimiz irade sahibi insanlarız ve bizleri korumak için kendini hırpalamana gerek yok.”
Subaru: “Oh…”
Rem: “Lütfen kendi başına böyle şeylere kalkışmaya çalışma. Bizim eylemlerinizin sorumluluğunu almak zorunda değilsin.”
Bu sözlerin ağırlığı altında ezilen Subaru’nun ağzı açılıp kapanıyordu.
Beyni söylenenleri hızlıca algılamayı reddediyordu. Bununla birlikte tanımlanamayan bir aciliyet duygusu, Subaru’nun kalbini bu sözleri daha fazla dinlememeye zorluyordu.
Rem, kendi güçsüzlüğüne lanetler okuyan Subaru’ya en içten duygularıyla karşılık veriyordu.
Subaru’nun bundan daha fazlasını söylemeden önce onu durdurması gerekiyordu——
Rem: “Seni özel kılan bir şey yok——”
Bunu söylemesine izin vermemesi gerektiğini biliyordu.
Rem: “——Çünkü, sen bir kahraman değilsin.”
△▼△▼△▼△
Sendeleyen Subaru, Belediyede boş boş dolaşıyordu.
Aklında belli bir konum yoktu. Yürümeye ne zaman başladığı bile meçhuldü. Kendine geldiğinde yürümekte olduğunu fark etmişti ama bilinci hâlâ bir belirsizlik hâlindeydi.
Subaru: “——Hık.”
Ansızın kafasında sert bir darbe hissetti.
Ve dönüp baktığında duvara çarpmış olduğunu gördü. Yalnızca ayaklarına bakarak yürüyordu, sebep buydu. O çıplak duvara alnını çarpan Subaru, ağrıyan kafasını tutarak derin bir nefes verdi.
Sonra da hiç düşünmeden alnını bir kez daha o kaskatı duvara tosladı.
Sağlam bir darbe ve donuk bir ses eşliğinde beyninde iğneleyici bir acı duydu.
Kafasını sağa sola sallarken de tüm vücuduna nüfuz eden durgunluğun ağır ağır dağıldığını hissetti.
Böylece alnını duvara bir daha, bir daha ve bir daha vurdu.
Tak, tak, tak——
???: “Hey, hey, kes şunu kardeşim.”
Ancak tam bir kez daha vurmak için geri çekilirken omzu arkadan kavrandı. Biri ona sesleniyordu.
Dönüp baktığında karşısında bulduğu şey, çelik bir miğferin ardından gözleriyle buluşan gözlerdi. Ve o gözlerin sahibi, Subaru’nun omzunu tutmayı sürdürüp kendi boynundaki kemikleri çatırdatarak şöyle dedi:
Al: “Ölmek istemeni anlıyorum. Ama bunu kaç kez yaparsan yap, bu yaşananların sonu gelmeyecek.”
#Çok ağır bir bölümdü ya. ‘Rem’in kahramanı’ olan Subaru’nun Rem’in ağzından ‘sen bir kahraman değilsin’ cümlesini işitmesi çok kötü. Rem’in sivri dilli bir karakter olduğunu biliyorduk. Animede o meşhur aşk itirafına dek olanları da unutmadık ama sonrası öyle güzel ve duygusaldı ki şimdi hiçbirini hatırlamayarak uyanması ve Subaru’ya böyle bir acı hissettirmesi beni üzüyor. Bakalım bu işin sonu nereye varacak, Subaru ve Al ne konuşacak, grubumuzu neler bekleyecek… Bir sonraki bölümde görüşmek üzere!



