※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Clumsy
Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Beatrice: “——Dinle, Subaru, sanırım. Bundan böyle her daim ölüm döşeğinde olduğunu anlaman gerekiyor, doğrusu.”
Subaru: “Hey hey, bu ufaklık-sama hiç hoş olmayan şakalar yapıyor.”
Beatrice: “Betty bir ufaklık değil ve bu da bir şaka değil, sanırım! Betty’i ciddiye alman gerekiyor, doğrusu!”
Beatrice kızarmış bir suratla böyle söylerken Subaru, “Tamam, tamam” diyerek başıyla onay verdi.
Benekli bir halının üzerinde bağdaş kurarak oturmuş şekilde, kısa kollarını önünde kavuşturmuş Beatrice-sama’dan aldığı bir dersin ortasındaydı ama bu dersin hiçbir yere vardığı yoktu.
Bunun ana sebebiyse Subaru’nun Beatrice’in verdiği her minik araya çomak sokmasıydı, fakat——
Subaru: “Hep Beako’nun tatlılığı yüzünden. Hiç hoş değil…”
Beatrice: “Betty nihayet ciddileştiğini düşünürken neden bahsediyorsun, doğrusu!? …Ehh, Betty’nin tatlı olduğu herkesçe bilinen bir şey, yani şimdilik yapabileceğimiz bir şey yok, sanırım…”
Subaru: “Atlattığımız olaydan hemen sonraki ibren muazzam gerçekten…”
Beatrice: “Halıyı Betty’nin altından çekerek çok ileri gittin, doğrusu!”
Diyerek ayağını yere geçiren Beatrice, Subaru’nun öfkesini anlamasını sağladı. Onun şu anki tavrı eskisinden farksız görünüyordu, diğer taraftan Subaru’nun hisleri büyük ölçüde farklıydı.
O güne dek fikirleri ve görüşleri üzerine sıklıkla atışmışlardı ve Beatrice, kendisine kolay kolay ısınmayan bir mahalle kedisi izlenimi vermişti. Fakat Subaru’nun gözünde o anki Beatrice——
Subaru: “Vaktimi yüzümü karnına gömerek geçirmek istediğim dünya tatlısı bir evcil hayvan gibisin.”
Beatrice: “Betty’i! Ciddiye! Al! Sanırım!”
Subaru: “Bharğğh!”
Derin duygularla mırıldanan Subaru, elini kendisine doğru uzatan Beatrice tarafından uçuruldu. Duvara toslayıp yere yığılıp kaldığı esnadaysa Beatrice, bitkin bir şekilde omuz silkti.
Beatrice: “Betty’e kendini tekrarlattırma, doğrusu. Burada önemli bir meseleden bahsediyoruz, sanırım. Duymamanın gerçekten tehlikeli olacağı bir şey, doğrusu. ——Geçidindeki problemle ilgili, sanırım.”
Subaru: “…Geçidimle ilgili, ha.”
Diyerek ansızın kendisini kaldıran Subaru, düştüğü yere bağdaş kurdu.
Ve bir elini usulca göğsüne götüren Subaru, içerisindeki organı düşündü—— yani gözle görülemeyen ya da dokunulamayan o şeyi.
Geçitler, canlıların içerisinde var olan önemli organlardı ve Subaru’nun doğal gördüğü fikirlere aykırı bu dünyada büyü yapmak için kullanılırlardı. O organın iyi kalite olup olmaması kişinin büyü kullanmaya olan yatkınlığıyla ilişkiliydi ve Subaru’nun geçidinin kalitesi pek iyi olmamıştı.
“Olmamıştı”, çünkü o geçidi çoktan yitirmişti.
Beatrice: “Açık konuşmak gerekirse onu kaybetmedin. Parçaladın, doğrusu.”
Subaru: “Bana kullanmamam söylenmesine rağmen pervasızca kullandığım için olmuştu. Oh şey, Ferris’i bir dahaki görüşümde sağlam bir azardan fazlasıyla karşılaşacağım. Kalkıp benim için gerçekleştirdiği tüm tedaviyi mahvettim.”
Beatrice: “Yeni keşfettiğin bu endişeler için seni tebrik ediyorum, sanırım… Ama “bir dahaki” seferin olacağının garantisi yok, doğrusu.”
Bu, Subaru’nun aşırı kullanımı nedeniyle zorlanan geçidini onarmaktan sorumlu olan Ferris’in tavsiyesini tamamen hiçe saymasının sonucuydu. Subaru, Ferris’in bir Oni’nin gaddarlığıyla öfke kusacağından emin hâlde korkudan büzüşüp kalmıştı fakat Beatrice’in gözlerinde, durumun göründüğünden de vahim olduğunu ima eden bir bakış vardı.
Beatrice: “Geçidinin parçalanması sonucunda mananı doğru düzgün salamaz hâle geldin, sanırım. Buna rağmen mana sen yaşadığın müddetçe üreyip özümsenmeye, bedeninde birikmeye devam edecek, doğrusu. Ama o manayı dışarı çıkartacak bir yola sahip değilsin, sanırım…”
Subaru: “Manayla dolup patlayacağımı söylemeyeceksin herhâlde?”
Beatrice: “————”
Subaru: “NE, Beatrice-san!? Sessizliğin beni korkutuyor!”
Beatrice yüzünde nahoş bir ifadeyle gözlerini kaçırıp sessizleşince Subaru, sesini yükseltti. Onun nihayet söylediklerine ciddiyetle dikkat kesilmiş gibi göründüğünü gören Beatrice ise bir parmağını kaldırıp “Dinle” diyerek,
Beatrice: “Tüm ciddiyetimle söylüyorum ki doğru anladın, doğrusu. Böyle devam ederse vücudunda biriken mana yüzünden fiziksel durumun giderek kötüleşecek ve en nihayetinde o bulanık mana yüzünden “buum” olacaksın, sanırım.”
Subaru: “Çok korkunç! Bu konuda bir şeyler yapmamızın bir yolu var mı!?”
Beatrice: “Bu noktada devreye Betty giriyor, doğrusu. Neyse ki Betty seninle bir sözleşme oluşturdu… Subaru ve ben, ruhlarımız aracılığıyla bağlandık, sanırım. Betty’nin de söylediği gibi Betty diğer Ruhlardan biraz farklı ve diğer insanlardan mana çekmeye ihtiyaç duyuyor, doğrusu. Bu da demek oluyor ki…”
Subaru: “——Benim için, bedenimde biriken manayla ilgili bir şeyler yapacaksın!”
Beatrice’in bir beysbol maçının seyrini değiştiren bir vuruş misali fikrini işiten Subaru, bir hışımla ayağa kalktı ve onun küçük bedenini kolları arasına alıp kaldırdı.
Sonra da onu havada tutmaya devam etti ve onun “Nh, kyah!?” sesleri eşliğinde olduğu yerde dönmeye başlayarak,
Subaru: “Sen bir harikasın, Beako! Gerçekten, varlığına öyle çok şey borçluyum ki seninle aynı seviyeye çıkamayacakmışım gibime geliyor! Böylece seninle hem ismen hem de cismen aynı gemide olduk!”
Beatrice: “B-bu öylece hallolacak bir şey değil, sanırım! Bundan böyle Betty’nin moralini her bozuşunda canının bir avuç sabun köpüğü kadar dayanıksız olduğunu aklında tutmak zorundasın, doğrusu. Ölmek istemiyorsan tüm kalbini ve ruhunu Betty’nin huyuna gitmeye adamaya devam et, sanırım.”
Subaru: “Heh, yani sana şefkat göstermeye devam etmek için her şeyimi vermemi söylüyorsun. Bu tamamen göz kamaştırıcı ve harikulade olmaya daha ne kadar devam edebileceğine bağlı. Bu da omuzlarında büyük bir yük taşıyorsun demek, Beako.”
Beatrice: “Neden Betty’e böyle bir şey söylenme gereği duyuluyor ki, doğrusu! Betty bunu kabul edemez, sanırım!”
Subaru, hâlâ kollarında tuttuğu Beatrice’in kıpkırmızı suratıyla bağrışlarını dinlerken dönmeye devam ediyordu.
Dönüyor, döndükçe dönüyordu.
Döndükçe dönüyor, döndükçe dönüyor, döndükçe dönüyordu——
△▼△▼△▼△
Görüş alanının kendi etrafında dönmesi hissiyatı ansızın sona ermiş ve Subaru’nun bilinci uyanmıştı.
Az önce çektiği boğulma hissine benzer ıstırap hiçbir uyarı olmaksızın kaybolunca da dengesiz nefes alıp verme ritminin acısıyla birlikte sırtının altındaki zemini hissetmeye başladı.
Subaru: “——k, ah, ghagh”
Boğazını ovuşturur hâlde oturarak başına gelenlere dair anılarını gözden geçirdi.
Aynı zamanda göğsünün merkezine baktığında oradan fırlıyor olması gereken oku göremedi. Bunun yanı sıra bedenini ağaçlara sürterken edindiği sıyrıklar da ortadan kaybolmuştu.
Sonucun böyle olması çok doğaldı. Göğsü tek ve ürpertici bir darbeyle delinip geçilmişti.
Subaru: “Ben… ölmüşüm…”
Zeminin ayaklarının altında ufalanıp gidişi benzeri belli belirsiz bir his deneyimleyen Subaru, kanı donmuş şekilde titriyordu.
Tüm bunlara sebebiyet veren olaylar silsilesinde Pleiades Gözcü Kulesindeki kara gölge tarafından yutulmuş ve buraya sürüklenişinin üzerinden yalnızca yirmi otuz dakika geçmişti—— Subaru’nun hayatını kaybetmesine bu kadarcık şey yetmişti.
İçerisinde bulunduğu durumun vahametini bir kez daha idrak ederek ayağa kalktı. Dengesiz bedenini bir şekilde desteklemeyi başardıktan sonraysa etrafını inceledi.
Ve sonra da——
Subaru: “Kahretsin, bu çok kötü oldu…”
Alabildiğince uzanan yeşil, çimenlik bir arazinin ortasında olduğunu teyit eden ve yanında görmeyi arzuladığı kişinin ortalıkta olmadığını gören Subaru, talihsizliğine lanet okudu.
Burasının o ikiliyle birlikte kuleden fırlatıldığı nokta olduğuna hiç şüphe yoktu.
Ortadaki problemse kendisiyle birlikte gönderilen Rem’i bulamaması, Rui’nin de ortada olmamasıydı. Özetlemek gerekirse, Ölümden Dönüş yaptığı nokta——
Subaru: “Rem’in beni boğup bayıltmasından sonra!..”
Başlangıç noktası, sırtında taşıdığı Rem tarafından boğulup bilincini yitirişinin sonrasıydı.
Bu nokta Subaru’yu ne Rem’in uyanışının gerçekleşmeyeceği kadar geri taşımıştı ne de Pleiades Gözcü Kulesindeki son döngünün hiç gerçekleşmeyeceği kadar. Hiç değilse bu, Subaru’nun iyi haber demek isteyeceği bir şeydi.
Gerçi kuledeki son döngüsüne dönebilecek olup kayıp Rem’le üç beş kelime etme olasılığını da ummamış değildi, bir an için böyle bir umudu olmuştu ama——
Subaru: “Aptal mıyım ben? Yo, tabii ki aptalım.”
Bu denli büyük bir pişmanlık taşıyorsa onunla iletişime geçme imkânı varken, onunla konuşacak zamanı bulmuşken ve kendisine onun nasıl hissettiğini dinleme fırsatı bahşedilmişken buna daha çok zaman ayırmalıydı.
Bunu yapmamış olan Natsuki Subaru’nun bu şekilde yas tutmaya hakkı yoktu.
Her hâlükârda şu an için——
Subaru: “——Rem’i bulacağım.”
Kaçan kızın peşine düşmek ve yanlış anlaşılmalarını düzeltmek zorundaydı.
Rem’in kaçmasının nedeni kendisini çevreleyen Cadı miasmasıysa daha az önce “Ölümden Döndüğü” için kokunun yoğunluğu muhtemelen daha da güçlenmiş olacaktı.
Yani Rem’in Subaru’nun sözlerine eskisinden de az kulak asma ihtimali çok yüksekti. Fakat Natsuki Subaru’nun geçirdiği bir yıl, böyle bir şey yüzünden Rem’den vazgeçeceği kadar anlamsız değildi.
Subaru: “Ayrıca, beni öldürmek isteyen biri var… Gerçi o ok saldırısı Rem’den gelmiş olmamalı.”
En kötü senaryo, kendisine saldıran kişinin Rem olmasıydı ki böyle bir olasılık da mevcuttu ama Subaru, Rem’in bu kadar kısa sürede bu iş için ihtiyaç duyacağı ekipmanları toplamış olabileceğini sanmıyordu.
Üstelik yay ve ok, öyle kolayca ve çabucak hazırlanılabilecek şeyler değildi.
Subaru: “Beni delip geçen okun bir ok başı vardı, üzerine tüyler de takılıydı… Kalbime saplandığı için olabilir ama çok fazla acı duymamıştım. Öyle olsa bile…”
Bir yaydan çıkan güçlü, sağlam bir oku yediği takdirde Rem’in bile tüm gücüne rağmen direnme şansı olmazdı.
Bacaklarını özgürce hareket ettiremediği için kaçmakta başarılı olması da zor olurdu. Yani Subaru’nun ne olursa olsun Rem’i bir ok kurbanı olmadan önce buradan kurtarması gerekiyordu.
Hafızasını yitiren Rem onu müttefiki olarak görmese de durum buydu.
Subaru: “Gitme zamanı, Natsuki Subaru. ——Ne kadar harika olabileceğini göster onlara.”
Diyerek yanaklarını tokatlayan Subaru, az önceki “ölümünün” şokunu ve kendisi için çok önem taşıyan kız tarafından sevilmemenin kederini geçici olarak zihninden attı. Onu bulsa bile kendisine katılabileceğinden emin değildi ama onu bulmak her şeyden önce geliyordu.
Kederli olmak da öfkeli olmak da yalnızca hayattayken yapılabilecek şeylerdi.
Subaru: “————”
Önceden olduğu gibi derin bir nefes alıp veren Subaru, uçları aşağı eğilmiş çimenlere bakıp Rem’in bırakmış olduğu ayak izlerini takip ederek ormana daldı.
Fakat bu defa onu ararken bağırıp bağırmaması gerektiği konusunda kararsızdı.
Ok sayesinde bir başlangıç süreci atlatmış, muhtemelen savunmasız olduğu sırada düşmana rastlamıştı.
O düşman her kim idiyse kimliği ve amacının belirsizliğine rağmen tek bir hamleyle Subaru’yu öldürme amacına bakıp da dostane olduğunu düşünmek zordu. Ona rastlarsa kendisini bekleyen şey “ölüm” olacaktı. Karşısındakini o tarz bir düşman olarak görmeliydi.
Subaru: “Ama araç gereç… yani bir yay ve ok kullandığına göre, karşımda bir Cadı Canavarı değil, bir insan var.”
Rakibi bir insansa, yapacakları görüşmenin gidişatına bağlı olarak bu durumu birbirlerini öldürmeye çalışmadan geride bırakma ihtimalleri olabilir demekti. Gerçi en başta görüşmeye gönüllü olup olmayacaklarını bile bilmiyordu.
Subaru’nun şu ana kadarki Ölümden Dönüş sayılarını toparlayınca, ölüm sebebi insan olanlar Cadı Canavarı olanlara kıyasla terazide biraz daha ağır geliyordu.
Yani rakibinin söylediği şeyi anlayabilecek bir insan olması, körü körüne dostane bir ilişki kuracaklarını düşünebileceği anlamına gelmiyordu.
Onu arayan daha fazla insan olduğu takdirde Rem’i bulma ihtimalinin artacağını düşünüyordu ama——
Subaru: “——Cor Leonis.”
Gözlerini kapatan Subaru, içerisinde yatan Otoriteyi aktive ederek başıboş düşüncelerini uzaklaştırdı.
Pleiades Gözcü Kulesinde şiddetini sergileyen bu yepyeni güç Cor Leonis, “Küçük Kralı” destekleyen yoldaşlarının konumlarını tespit etmesine imkân tanıyan bir irdeleme becerisiydi.
Bu gücü kullanan Subaru, Rem’in yerini belirleyebileceği umuduna tutunuyordu.
Fakat——
Subaru: “…Durum vahim, hiç tepki yok. Benden çok uzaklaşmış olabilir, yoksa… beni müttefiki olarak görmediği için mi onu göremiyorum?”
Cor Leonis’in menzili tam olarak bilinmese de Subaru, yeteneğin devreye girdiği alanda müttefiklerini gösteren o soluk ışığı göremiyordu.
Konumlarını tespit edemeyen Subaru’nun aklınaysa aralarındaki mesafe ve ilişki geliyordu.
Emilia ve diğerleri zamanında o etkilerin hedefi olmuştu ama şu anda hiçbirini algılayamıyordu. Ayrıca Reid ve Oburluğu şahsen tanıyor olmasına rağmen o sıralar onların konumlarını da algılayamamıştı.
Cor Leonis’in aktif olduğundansa kesinlikle emindi.
Yani tepkisiz durumda olsa da müttefik radarı açıktı. Bunun sebebi de Emilia ve diğerlerinin etki alanının dışında olması, o alanın içerisinde olması gereken Rem’inse Subaru’yu müttefiki kategorisine koymamasıydı.
——Rem ile uyum içerisinde hareket eden Rui’nin yerini bilmiyor olması da teorisini destekliyordu.
Subaru: “Onu müttefikim olarak görmeme imkân yok. Bu yüzden tıpkı Rem’e olan tek taraflı sevgim gibi o da radarımda belirmeyecek.”
Düşüncelerinde bu noktaya gelen Subaru, Rem’le irtibata geçtiğinde kurduğu zayıf iletişimden ötürü pişmandı.
Cadının miasmasıyla sarmalanmış hâldeyken Rem’in güvenini kazanmak için hangi kelimeleri seçeceğinden emin değildi. Buna rağmen, ne kadar hain görünecek olursa olsun Rui’yi korumak veya yanlarında getirmekle ilgili herhangi bir şey söylemesi mümkün değildi.
Subaru: “Kahretsin, lanet olsun… neden?!. Rem nihayet… nihayet uyandı, öyleyse neden…”
Onunla bu şekilde kovalamaca oynamak zorundaydı?
Rem’in ayağa kalkıp kendi bacaklarıyla özgürce yürüyebileceği günü hevesle beklemişti ve onun harekete geçişinin bu şekilde olmasına içerlemeden edemiyordu.
Sonuç olarak kimden nefret etmesi gerektiğini düşünmenin tek faydasıysa öfkesini Rui’nin de bir parçası olduğu Oburluk Günah Başpiskoposlarına yöneltmek oluyordu.
Subaru: “————”
Zihninde dönüp duran bu düşüncelerle birlikte ihtiyatlı bir şekilde ormanda ilerliyordu.
Yürürken bedenini yere yakın tutuyordu, çünkü biri—— ki bu noktadan sonra daha elverişli olduğu için ona “avcı” diyecekti—— tarafından bir kez öldürülmüştü fakat bu, onunla temasa geçmekten kaçınmak için aldığı çaresizce bir önlemden ibaretti.
Yüzüne çamur sürmek, kıyafetlerini yapraklarla kamufle etmek ve üzerinde aldatıcı renkler kullanmak gibi şeyler yapmayı da düşünmüştü ama maalesef vaktini bu tarz şeylere harcayamazdı.
Hiç değilse Rem’le ayrı kaldıkları zamanın tam olarak ne kadar olduğunu bilebilseydi arayışı bir yerlere bağlanabilirdi.
Subaru: “Düşün, düşün… Kurnaz kafam yalnızca bu gibi durumlarda işe yarıyor. Rem her şeyi unuttu, hiçbir şey hatırlamıyor. Ama yine de beni bastıracak kabiliyete sahip ve Cadının miasmasını algılayabiliyor. Yani benlik belleği kayıp.”
“Hafıza Kaybı” manga ve oyunlarda sıklıkla görülür ama çoğu durumda söz konusu kayıp, benlik belleği denilen şeyin eksikliğine karşılık gelirdi.
Kuledeyken Oburlukla karşılaşmasının sonucunda anılarını yitiren Subaru için de aynı durum geçerliydi—— yo, Subaru sadece farklı bir dünyaya varışı sonrasındaki anılarını yitirmişti, yani Rem tam olarak Subaru’yla aynı durumda sayılmazdı ama ona benzer bir şeydi.
Başka bir deyişle, nesnelerin isimlerini biliyor ve vücuduna yerleşik dönüşümsel eylemleri anımsıyordu ama kendisinin ve diğer insanların isimlerinin yanı sıra onlarla geçirdiği vakte ilişkin detayları hatırlamıyordu.
Rem’in kendisinden “Ben” şeklinde bahsetmesi ve kokusu nedeniyle içgüdüsel olarak Subaru’ya karşı gardını alması da bunu kanıtlıyordu.
Subaru: “Kafası karışık olmalı. Sonsuza dek kaçamaz. Benden biraz uzaklaşırsa sakinleşip düşünecek zaman bulur. Ayrıca Rui’yi yanına aldıysa…”
Böyle bir şey için dua etmesi aptallıktı ama Rui’nin büyük bir engel teşkil edip Rem’in kaçışına mâni olmasını diliyordu.
Kıyamet kopartsın, arada bir yürümeyi reddetsin, Rem’in başına bir sürü dert açsın, Subaru’ya en nihayetinde Rem’i yakalama fırsatı tanısın istiyordu.
Rem onu terk etse de olurdu.
Rem, onunla başa çıkamadığı için onu kendi hâline bırakma kararı alsa da——
Subaru: “…Aslına bakarsan, buna pek ihtimal vermiyorum.”
Rem’in, çaresiz bir çocuk gibi görünürken Rui’yi terk edip edemeyeceğinden emin değildi.
Benlik belleğini yitiren ve bir bağlamda hiç kimseye dönüşen Rem’in, Ram’la etkileşiminden kaynaklanan aşağılık kompleksine ya da bir kimlik oluşumuna sahip olmadığı söylenebilirdi.
Ram’ın, Rem’in varlığını yitirmesine rağmen bir değişiklik olmaksızın sağlam kalabilmesi anormaldi. Ve Subaru, Rem’e de aynı şeyin olup olmayacağını merak ediyordu.
Ram’la kardeş değildi, bir Oni Klanı ferdi olarak taşıdığı gururdan ve aşağılık kompleksinden yoksundu ve Natsuki Subaru hakkında hiçbir şey düşünmüyordu. İşte o Rem——
Subaru: “——Hık!”
Bunu hayal eden Subaru, göğsünde yakıcı bir his duyarak ileri doğru büyük, kuvvetli bir adım attı.
Duygularının acısını üzerlerine basarak çıkardığı dallar kırılmadan önce gıcırdarken Subaru, önünde uzanan uzun çimler üzerinde yürür hâlde eğildi ve çamurlu zeminde düşmesine ramak kalmışken,
Subaru: “——Ah?”
Beklenmedik bir şekilde orman farklı bir alana açıldı ve Subaru, yeni bir çayırlık alana çıkmış olduğunu fark etti.
Ormanda daireler çizip aynı noktaya döndüğüyle kalmış olabileceğini düşünen Subaru’nun yüzündeki renk çekildi. Fakat bölgeyi dikkatle inceleyince durumun bu olmadığını idrak etti.
İlk çayırlığa benzer bir alanda olsa da ayaklarının altındaki çimlerin yüksekliği farklıydı.
Buranın çimleri başlangıçtaki alana kıyasla biraz daha uzundu. Bunun yanı sıra orası 360 derecelik bir açıyla ağaçlarla çevrelenmişken bu alanda yalnızca Subaru’nun çıktığı noktada ağaçlar mevcuttu.
Arkasına ormanı aldığında önünde uzanan çayırlığın çukurları arasından geniş bir ufuk çizgisi görebiliyordu. Gökyüzü korkunç derecede uzakta ve yüksekte görünürken gizemli bir şekilde içine çekildiği şeklindeki yanılsama, altındaki zeminin dengesizleşmesine sebep oluyordu.
Bununla birlikte gözüne takılan tek şey uzaklardaki gökyüzü değildi.
Daha yakınlarda çayırların kesilmesiyle yaratılmış ufak bir açık alan ve o alana yerleştirilmiş kamp araçları bulunuyordu—— özetle bu, daha önce burada bulunmuş birilerine işaret ediyordu.
Subaru: “————”
O saniyede Subaru’nun tüm bedeninde âdeta ikaz ışıkları yanıp söndü ve görüş alanı büyük ölçüde daraldı.
Neyse ki basit bir kamp alanı olarak nitelendirebileceği mekânda herhangi bir siluet yoktu. Yalnızca burada kamp yapan birinin olası izleri kalmıştı ve bunun bir tuzak olduğunu düşünmek zordu.
Buradaki problem, bu kamp alanını yaratan kişinin tam olarak kim olduğuydu.
Subaru: “En büyük olasılık, beni öldüren kişi olması… haksız mıyım?”
Kendisini indirmiş olan avcıyı düşünüyordu. Ormanda avlanabilmek için bu mekânı ana kampı olarak kullanma ihtimali yüksekti.
İş bu noktaya geldiyse Subaru’nun anında oradan uzaklaşması ve güvenliğini garantilemesi gerekirdi.
İster ormanda karşılaşsın ister ovada, avcının her türlü tehlikeli biri olduğu kesindi.
Yaşamak için avlanan Matagilerin* geyik zannederek kazara insan vurdukları sıklıkla duyulsa da becerileri hesaba katılınca o avcının, arkadaşını arayarak bağıra bağıra dolaşan bir adamı geyik zannederek vurması imkânsızdı.
Ç.N: (Japonyanın Tohoku bölgesinde yaşayan Matagiler, gelenek göreneklere çok önem verip avcılıkla geçinen kimselermiş.)
Avcı, tehditkâr bir düşmandı. Ve o harekete geçmeden önce bu işi sonlandırması gerekiyordu.
Ancak——
Subaru: “…Hiç değilse bir bıçak aşırabilirsem.”
Subaru, gür bir orman diyebileceği, birbirine yakın ağaçlardan oluşan ormanda ilerleyebilmek için bir aracın yardımını alabilmek istiyordu. Ama maalesef şu anda sahip olduğu tek nesne, düzenli olarak kullandığı kırbaçtı—— yani güçlü bir düşmanın malzemelerinden yapılmış Suçlu Kırbaç.
Kum denizini aşmaya yönelik kıyafetiyse gür ormanda iş görecek cinstendi. Yine de harekete geçebilmek için ağaçları kesebileceği tek bir kesici aletinin bile olması işleri büyük ölçüde değiştirirdi.
Dolayısıyla bu tarz tek bir alet elde edebilmesi gidişatı bir hayli farklı kılardı.
Durumu böyle gören Subaru, kısa düşünme sürecini sonlandırarak kamp alanına doğru ilerlemeye başladı.
Hızlıca bir dönüş yapıp ormana yönelmeyi de seçebilirdi ama sonrasında olacakları düşününce oraya eli boş dönmekten kaçınmak istemişti.
Böylece adım seslerine ve etrafına dikkat kesilerek alana giriş yaptı.
Subaru: “Ateş yakılan bir zamana dair izler ve artıklar var ama… bu bir yatak mı ki?”
Kampın ortasında yanan bir ateşin izlerinin kaldığını ve yanında bir yatağa benzeyen, biçilmiş otlarla sıralanmış bir şey olduğunu tespit etmişti. Burada birinin yaşadığına hiç şüphe yoktu.
Yatak da boştu ve etrafta başka hiçbir şey yokmuş gibi görünüyordu ancak——
Subaru: “Sadece bir bıçak veya ona benzer bir şey bulabilseydim——”
???: “——Hah, demek bir bıçak istiyorsun. Eh, demek ki tam vaktinde gelmişsin.”
Subaru, kullanabileceği bir alet bulma amacıyla kampı kısaca aramaya yeltendiği anda arkasından yükselen bir ses işiterek durdu ve boynunda soğuk bir şeyin varlığını hissetti.
Bakışlarını yavaşça indirdiğindeyse nefesi boğazında düğümlendi ve boynunun sağ tarafına doğru kaldırılan nesnenin güzelce cilalanıp işlenmiş bir bıçağın ucu olduğunu gördü.
Subaru: “————”
Nefesini tutan Subaru, rakibine kendisini öldürme veya hayatta bırakma kararı alma şansı tanıdığını anladı.
Fakat konuşan kişinin arkasında olması gereği kafası karışmıştı. ——Temkinliydi. Temkinli davranmış ama yaptığı hesaplar kapı dışarı edilince işin ucunda hayatının olduğu bir duruma düşmüştü.
Elbette ki bu dünyada gözle takip edilemeyecek kadar hızlı süper insanların veya ışınlanma gibi şeylerin altından kalkabilen kişilerin yaşadığını biliyordu.
Buna rağmen,
Subaru: “Gerçekten şu anda, şurada o birkaç istisnadan birine denk gelmeyi mi başardım yani?.. Ne kadar bahtsız olabilirim ki?”
???: “Ahmak. Kim sana konuşabileceğini söyledi? Söyleyeceğin her kelimeyi mutlak bir özenle seçmek zorundasın. Hayatının bizim… benim ellerimde olduğunu unutma.”
Subaru talihsizliğine lanetler okurken arkasındaki kişinin sesinde merhametten eser bulunmuyordu.
Tam da söylendiği üzere, saçma bir işe kalkıştığı takdirde Subaru’nun kafası anında bedeninden ayrılırdı. İşlerin kesinlikle bu şekilde işleyeceğini öne süren şüphe edilemez ve güçlü bir baskı hisseden Subaru, bir ilerleme kaydetmenin herhangi bir yolunu bulmak için çaresizce uğraşıyordu.
Sesine bakılırsa arkasındaki kişi bir erkekti.
Epey genç bir ses olduğuna göre de Subaru’yla aynı yaşlarda ya da ondan birazcık büyük olsa gerekti. Yaptığı kelime seçimleri özgün olsa da tuhaf bir şekilde Subaru’ya garip gelmiyordu.
Ve hepsinden öte——
Adam: “Çenen kapalıyken beyninin derin düşüncelere daldığını görüyorum. Ama canını bir kenara atıp karşılık vermeye kalkışmayı düşünmüyorsun… Hm.”
Adam, sessizliğini koruyan Subaru’nun içinden geçenleri sezmesine imkân tanıyan bir kavrayış kabiliyetine sahipti.
Subaru’nun sırtına bakarken bir şeyleri değerlendirmiş gibi görünüyordu ve kulağa bir şeyler üzerine kafa yoruyormuş gibi gelen bir nefes sonrasında da,
Adam: “Buralarda görmediğim bir tarzda giyinmişsin. Bu kılığın Buddheim iklimine uygun olduğunu da sanmıyorum. Solgun eller ve ayaklarına bakılırsa… bu bölgeden değilsin.”
Subaru: “Ben… voah!”
Adam: “Sessiz ol. Sana ağzını açabileceğini söyleyen oldu mu? Bir kez daha canımı sıkacak olursan kafan bedeninden ayrıldıktan sonra da konuşmaya çalışıp çalışmayacağını görmek isterim.”
Adamın bir sohbet gerçekleştirmeye hiç niyeti yoktu. Boynuna sığ bir kesik atılan Subaru, bunun farkına varmaya mecbur bırakılmıştı.
Karıncalanma hissiyle doğan acıyla birlikte yarasından ağır ağır kanlar sızıyor ve boynundan aşağı dökülüyordu ancak adam, Subaru’ya dair incelemesini henüz tamamlamamıştı.
Adam: “Belindeki kırbaç da ormanda kullanmak için fazlasıyla, korkunç derecede elverişsiz. Kolların ve bacakların eğitimli görünüyor ama kurtların arasına karışmanı sağlayacak kadar değil… Yani buraya beni takip ederek gelmiş gibi görünmüyorsun.”
Subaru: “————”
Adam: “Bir anda neden sessizleştin? Kendini açıklamak yerine burada ölüp gitmeyi mi yeğliyorsun?”
Subaru: “Eeh!? Bu sefer konuşmaya iznim var mı!? Mantıksız olmadı mı!?”
Adamın adaletsizliğini protesto ettiği saniyede kafasının arkasından atılan sert bakışlar daha da keskinleşti.
Ve gereksiz bir şey söylemiş olduğunu anlayan Subaru kaskatı kesildi, ancak boynuna dayanan bıçağın nihayet geri çekilişiyle bedenindeki o katılık gevşedi.
Bununla birlikte,
Adam: “——Yavaş yavaş dön. Saçma bir şey yapmaya kalkarsan-”
Subaru: “Kafamı bedenimden mi ayırırsın?”
Adam: “Hayır. Uzuvlarını keser, kalbini oyar ve gözlerinin önünde yakıp kül ederim.”
Subaru: “Fazla şeytani bir tehdit oldu!”
Subaru, yoğunluğuna dayanarak tehditteki mesajı almış şekilde iki elini kaldırıp karşılık verme niyeti olmadığını kanıtlayarak adım adım dönmeye başladı.
Ve sonra da gözlerini arkasına geçmeyi başarmış olan adama dikmesiyle——
Subaru: “…Ciddi misin sen?”
——Suratı bir kumaş parçasının ardına gizlenmiş bir adamla yüz yüze geldi.
△▼△▼△▼△
Gerçekten tuhaf görünümlü bir adamdı.
Boyu Subaru’nunkinden birazcık uzundu ve zayıf denilebilecek bir fiziğe sahipti. Ayakta dikilirken ince uzuvlarında eskrim kılıcıyla meç arası bir şey, yani Subaru’nun boynuna hafif bir kesik atmış olan ince uçlu bir kılıç taşıyordu.
Giydiği kıyafetler mükemmel kalitede, asillere layık cinstendi ve Subaru’dan daha yersiz görünümlü bir stile sahip olduğu söylenebilirdi. Yakından bakıldığındaysa yüzünü saran kumaşın bir pelerin olabileceğini görmek mümkündü.
Yüzünde bir yara mı vardı yoksa kendisini göstermek mi istemiyordu, o paçavrayı giyinmesinin sebebinin hangisi olduğu meçhuldü, ama——
Maskeli adam: “Ne oldu? O aptal surat da ne?”
Subaru: “Bu soruyla “aptal göründüğümü” kastediyorsan ben bu suratla doğdum, yani bu yaptığın bana hakaret etmek sayılmaz mı?.. Ayrıca senin nasıl göründüğünü gördükten sonra bu tepkiyi vermem kaçınılmazdı.”
Maskeli adam: “Varsayımlarda bulunuyorsun. Ben de senin suratına bakıyorum ve bir suikastçı olup olmadığından bir kez daha şüphe duyuyorum.”
Subaru: “İnsanlar gözlerinin görünümüne bağlı olarak bir işe atanmazlar, tamam mı! Hem benim rolüm bir suikastçının tam tersi. Saldırıya geçmektense savunmayı seçen bir tipim.”
Adam—— yo, maskeli adam, gardını indirmeden kılıcını Subaru’ya doğrultmaya devam ediyordu.
Onun şüphe işli sesiyle söylediklerine karşılık veren Subaru’ysa önce ekipmanlarına, sonra da arkasına yerleştirmiş olduğu çantaya bakarak kaşlarını çattı.
Adamın ormandaki herhangi bir aktiviteye veya kampa uygun olmayan kıyafeti dikkatini çekse de odaklandığı esas şey, arkasında yatan çantaydı—— Subaru, tıpkı hiçbir uyarı olmaksızın arkasında beliren adam gibi onu da ansızın beliren bir şey olarak ancak görebilmişti.
Bunun yanı sıra, maskeli adamın ekipmanı meselesi vardı. ——Adamın ne yayı ne de okları vardı.
Subaru: “…Sen avcı değilmişsin gibi görünüyor.”
Maskeli adam: “Avcı mı?”
Subaru: “Şahsi bir mesele. Bu arada… ansızın bir mesafeyi aşabilmek veya görünmez olmak… gibi bir şey mi yapabiliyorsun?”
Maskeli adam: “————”
Bu soruyu sorduğu saniyede, adamın maskenin arasındaki boşluktan görünen kara gözleri kısıldı.
Fakat öfkelenmiş veya Subaru’yu bırakmak istermiş gibi bir tepki vermedi, aksine, ilgisini çektiğini belli etti.
Ve ufak bir iç çekişle birlikte “Hah” diyerek,
Maskeli adam: “Böyle bir fikre nerden vardın? Dayanağını belirt.”
Subaru: “…Buraya yaklaşırken ne olur ne olmaz diye etrafıma dikkat ediyordum. Elbette ki benim dikkatli oluşum gibi zavallıca bir şeyi aşabilecek bir sürü kişi olduğunu biliyorum ama sen onlardan biri değilsin.”
Maskeli adam: “Nedenmiş o?”
Subaru: “Öfkelenmeden beni dinlemeni isterim ama bugüne dek yetenekli kişilerle veya sizin deyiminizle süper insanlarla pek çok tesadüfi karşılaşmam oldu. Ve o deli tiplere kıyasla senin… ah, sıradan olduğun hissine kapılıyorum.”
Eğer saygın bir savaşçıyla konuşuyorsa bu sözlerle onu gücendireceği kesindi.
Yine de maskeli adamla yüzleştikten sonra hissettiği şey buydu. Gözlemlediği kadarıyla önündeki adamın kılıç kullanabildiği tartışmasız olsa da yeteneği ortalamaydı ve o noktaya da belli bir eğitim sonucunda ulaşmıştı.
Reinhard, Garfiel, Wilhelm ve Julius gibilerini tanıyan Subaru’nun gözünden bakılınca bu adam olsa olsa onların astı olurdu.
Subaru: “Eğer öyleyse benim tarafımdan algılanmadan buraya atlaman şeklindeki teori geçersiz ve hükümsüz olacaktır. Geriye bir anda aradaki mesafeyi kapatıp arkamda belirmen kalıyor, eğer o da değilse…”
Maskeli adam: “Ya öyle oldu ya da “Gizlenmeyi” kullanarak gözden kayboldum.”
Subaru: “——Hık!?”
Maskeli adam, böyle söyleyişinin ardından hemen önünde durmasına rağmen Subaru’nun görüş alanından kayboldu.
Fakat Subaru’nun şaşkınlığı bununla da sona ermedi.
Subaru: “Gözden kayboldun… ama hâlâ hemen önümdesin?”
Maskeli adam: “——Haklısın. “Gizlenme” benim varlığımı ortadan kaldırmıyor.”
Subaru’nun sorusunu işiten maskeli adam bu yanıtla birlikte az önce durduğu noktaya geri döndü.
Yani düşününce adam, yok olma bağlamında kaybolmamış, yalnızca görünmez olmuştu. Ve Subaru’nun sorusuna yanıt verdiği anda geri dönmüş olmasının anlamı da——
Subaru: “Biri sana dokunur veya varlığının farkına varırsa gücün iptal mi oluyor?”
Maskeli adam: “Yine de nefesini tutup yatarak gizli kalmak için ideal bir araç.”
Diyen maskeli adam, Subaru’ya doğrulttuğu kılıcı indirip ucuyla kamp alanına yöneltti. Çantasının yerleştirildiği yeri işaret ediyordu.
Maskeli adam: “Yatak bir aldatmaca. Orada, ondan yalnızca birazcık uzakta nefesimi tutuyordum. Buraya sinsice girişini daha en başta fark etmiştim. Amma da komiktin.”
Subaru: “Tetikte olan insanları kenardan izleyince acayip aptal görünüyorlar cidden… bir saniye, şu anda önemli olan bu değil! Kılıcını indirdin, yani bunun anlamı…”
Maskeli adam: “Sen benim takipçim değilsin. Kim olduğuna veya ne amaçladığına dair hiçbir fikrim yok ama yolunu kaybetmiş biri olmalısın. Eğer öyleyse, seni şiddete mahkûm etmem için hiçbir sebep yok demektir. Sana bu kılıçla bir ders vermem için de.”
Maskeli adam, savaşmaya niyeti olmadığını ifade edercesine indirdiği kılıcı, belindeki kınına yerleştirdi. Ve bunu gören Subaru’nun bedenindeki gerginlik nihayet yatıştı.
İşte o rahatlamayla birlikte de esas planını hatırladı.
Subaru: “Ah, sakinleşecek vakit değil. Hey, tüm bu sorgulama için üzgünüm ama mavi saçlı bir kız gördün mü? Buralarda ayrı düştük de.”
Maskeli adam: “Mavi saçlı mı? Hayır, görmedim. Buraya gelirken gördüğüm ilk şey senin suratındı. Bu konuda ne yapacaksın?”
Subaru: “Bu konuda hiçbir şey yapmayacağım, o da ne demek oluyor!? Bu konuda hiçbir şey yapmayacağım ama… kahretsin, burası da başarısızlıkla sonuçlandı, ha. Hey, küçük bir ihtimal ama onu aramama yardım etmen mümkün mü acaba…”
Maskeli adam: “————”
Subaru: “Hı hı, ben de öyle düşünmüştüm…”
Bir tanık ifadesi alamamış ve son çare olarak tutunduğu insani ilişkiler ipi de gözlerinin önünde kesilmişti.
İsteğine aldığı yanıt, maskeli adamın dokunduğu her şeyi parçalayabilecek keskin bir bıçağı andıran dondurucu bakışları olmuştu. İşte bu şekilde yitirdiği zamanı telafi etmek için ormana dönmeye çalışırken,
Maskeli adam: “Dur. Bu ormanda ayrıldıysanız kolay kolay kavuşamazsınız. Gerçi ben senin izleyebileceğin en iyi yolun kendi kurtuluşuna öncelik vermek olduğuna inanıyorum.”
Subaru: “——Üzgünüm ama böyle bir ihtimal yok. Şöyle ki, o kız benim hayatımdan daha önemli. Ne pahasına olursa olsun onunla kavuşmam gerekiyor. Yo, onu evine götürmem gerekiyor.”
Maskeli adam: “Hayatından daha önemli, ha. Şarkıcıların ahenkli şiirleri bir yana gerçek hayatta böyle şeylere ancak boş sözler gözüyle bakabilirim. Evet, ancak öyle yapabilirim ama gözlerin ilgimi çekiyor.”
Pervasızlığıyla alay edilen Subaru’nun bakışlarının yoğunluğu artarken maskeli adam, bir parmağıyla Subaru’nun gözlerini işaret etti.
Subaru gözlerini oyacağı düşüncesiyle geri çekilirken ise kıs kıs gülerek,
Maskeli adam: “Bunlar yalan söylemeyen ya da iftira atmayan gözler. Hayatını bir teraziye koyduğumuzda da aynı sonuç çıkar mı bilmiyorum ama şu anda söylediklerin bir aldatmacaymış gibi görünmüyor.”
Subaru: “Ee… yani? Söylediklerim doğruysa ne olacak?”
Maskeli adam: “——Az çok ilgimi çekecek. Ve ben de zekâmdan faydalanmana izin vereceğim.”
Diyen maskeli adam, bir parmağıyla şakağının etrafındaki bölgeye vurdu.
Onun yanıtını işiten Subaru’ysa “Dalga geçmeyi kes!” diye bağırmayı düşünse de boğazından böyle sert bir beyan kaçmadı.
Gizemli ve tuhaf bir şekilde, bu adama yöneltebileceği bir şüphe besleyemiyordu. ——Yo, adam kesinlikle şaibeliydi. Ama buna baskın gelen bir ikna ediciliği vardı.
Büyük olasılıkla doğuştan sahip olduğu karizmanın etkisiydi.
Maskeli adam: “Tam olarak neler yaşandığını detaylarıyla tarif et. Onu araman için bir yol bulacağım.”
Subaru: “…O ve ben bir anda buraya fırlatıldık.”
Diyen Subaru, farkına bile varmadan yavaş ve düzenli bir şekilde adamın sorusunu yanıtlamaya başladı.
Bu herife gerçekten inanıyor veya güveniyor değildi. ——Yalnızca denize düşüp yılana sarılacak kadar çaresizdi. Böyle hissettiğinde de yılandan bile daha az güven veren insanlara dahi bel bağlamak istiyordu.
Belki de mesele yalnızca buydu.
△▼△▼△▼△
Maskeli adam: “Dikkatsizlik etmişsin.”
Subaru koşullarıyla ilgili açıklamalarının sonuna ulaştığında maskeli adamın ilk sözleri bu şekilde iğneleyici oldu.
Subaru, tam da adamın kendisinden istediği gibi ona kendisiyle Rem arasında yaşananları açıkça anlatmıştı—— tabii başlarındaki karmaşık durumu atlayarak.
Ona Rem’in anılarının karman çorman olduğunu ve kendisini bayılttıktan sonra kaçtığını anlatmıştı. Ve tehlikeli bir kızla birlikte olduğu bilgisini de dâhil etmişti.
Subaru: “Biliyorum. Biliyorum, koca bir aptal gibi davrandım. Ama bununla kalmayacaksın… değil mi? Yakın zamanda edindiğim karanlık geçmişimi öğrenip benimle dalga geçmekle yetinmeyeceksin yani…”
Maskeli adam: “Aptal. Değerli vaktimi senin gibi bir soytarıyla alay etmeye harcayacak kadar ileri nasıl gidebilirim ki? ——O kızın tepkileri, nispeten hızlı olabiliyor, değil mi?”
Subaru: “Ah, evet, sanırım, olabilir.”
Maskeli adamın yaydığı havayla gözü korkan Subaru, dürüstçe başını salladı.
Çok yönlü bir hizmetçi olan Rem, günlük hayatın çeşitli anlarında aktif bir rol oynardı ama bu değerlendirme yalnızca ev işlerinde becerikli olmakla elde edilemezdi.
Farklı kişilerin becerilerini belirleyip onları harekete geçirmeden önce uygun konumlara yerleştirirdi. ——Mücadeleler esnasında bile Subaru’nun hareketlerini öngörür ve onun bunu çağrıştıracak hiçbir şey söylememesine rağmen onunla senkronize hareket ederdi.
Rem zeki biriydi. Yani anılarını yitirmiş olsa bile——
Maskeli adam: “Öyleyse oyuna getirilmiş olma ihtimalin çok yüksek.”
Subaru: “O-oyuna getirilmek mi? Kandırıldığımı mı söylüyorsun? Bu… Yo…”
Maskeli adam: “Bu durumda mesele hafızasının yerinde olup olmaması değil. Asıl mesele, bu kızın takip edildiğinin farkında olması ve kendisini takip eden kişiye karşı önlem alma yeteneği taşıması. Örneğin——”
Sözlerini bu noktada sonlandıran maskeli adam, kara gözleriyle Subaru’yu baştan ayağa süzdü.
Düşüncesizliğinin eleştirildiğini hisseden Subaru’nunsa omuzları düştü.
Ve Subaru’ya bakan maskeli adam, gözlerini kısarak,
Maskeli adam: “Örneğin, kaçmış olduğu yönü gizlemek için çimenlerin üzerinde kasıtlı izler bırakmak gibi.”
Subaru: “————”
Maskeli adam: “Bilinçsiz hâle getirilip uyandıktan sonra epey gerilmiş olmalısın. Peki onu bir an önce bulman gerektiğini hissederken gözüne sokulmuşçasına oraya yerleştirilmiş ayak izlerini görünce ne yaptın?”
Coşkulu ve hevesli Subaru, kırma bir köpek gibi o izlerin peşinden koşturmuştu.
Gerçekte olan da maskeli adamın alaycı bakışlarının karşılığı da buydu. Elbette itiraz edebilir, öyle olmadığını söyleyebilirdi ama——
Subaru: “——Evet, ormanın derinliklerine ilerledikçe girişten gelen yeni izler bulamadım. Ama bunun yolun sarp ve yürünmesi zor oluşundan kaynaklandığını düşünmüştüm…”
Maskeli adam: “İnsan, kendisi için sakıncalı olan hakikatlerden gözlerini kaçırmamalı.”
Subaru: “Salağın ve aptalın teki olduğumun uzun zamandır farkındayım. Beni diğer benle aynı seviyeye ulaştıran şeyler yalnızca uyum kabiliyetim ve irade gücüm.”
Söylediği şeyler karşı tarafa geçemeyecek olsa da maskeli adamı bu şekilde yanıtladı.
İşin doğrusu adamın spekülasyonları çok mantıklıydı. Geriye dönüp bakınca çimenlerde bırakılan izler fazla “bariz” idi.
Tilki ve tavşan gibi bazı vahşi hayvanlar, avcıların kafasını karıştırmak adına kasıtlı olarak ayak izi bırakmak veya yolun ortasında ot yığınlarına atlamak gibi teknikler kullanırdı.
Rem’in çimlerde bıraktığı izler de aynıydı, öyleyse ya o izler Subaru’yu aldatmak için kullandığı kurnazca bir tuzaktıysa?
Subaru: “Beni farklı bir yöne yönlendirip kendisi öbür tarafa mı gitti yani?..”
Maskeli adam: “Bu durumda seçilen taraf genellikle tam tersi olur. Ruh hâli düşünülünce olabildiğince uzaklaşmak için bu yönteme başvurmuş olması mantıklı. ——Anlıyor musun?”
Subaru: “…Sinir bozucu olsa da anlıyorum. Kahretsin! Ah be Rem!”
Tam da maskeli adamın söylediği üzere Rem’in bir aldatmaca olarak kasten belirgin izler bıraktığı takdirde tam tersi yöne kaçmış olma ihtimali yüksekti.
Bununla birlikte Subaru, onun eylemlerine yönelik iyi bir tahminde bulunup ormanın diğer tarafına ilerlerse onu yakalamanın bir yolunu bulabilirdi. Kendisini kötü bir adam gibi hissetse de——
Subaru: “Suratım ve kokum gibi şeyler yüzünden insanlarda kötü bir ilk izlenim bırakmaya alışkınım. Onu kesinlikle yakalayacağım!”
Maskeli adam: “Amma da enerjiksin. ——Buyur, bunu da yanına al.”
Subaru: “Ueeh!?”
Subaru ayağa kalkar ve daha fazla yerinde duramayarak hızla uzaklaşmaya yeltenirken maskeli adam, çantasını avuçlayarak içerisinden bir şey fırlattı.
Avcuyla yakaladığı nesneye bakan Subaru’ysa o şeyin deri bir kılıfın içerisine yerleştirilmiş küçük bir bıçak olduğunu gördü.
Bu durum karşısında gözleri irileşirken maskeli adam omuz silkerek,
Maskeli adam: “Burası tek bir kırbaçla yüzleşebileceğin bir orman değil. Elinden gelenin en iyisini yapmalısın.”
Subaru: “Bunun için gerçekten minnettarım ama… emin misin? Şu anda iyiliğinin karşılığında hiçbir şey yapamam.”
Maskeli adam: “Umurumda değil. Bazen birilerine bir şeyler bahşeden taraf olma isteği duyuyorum. Yoksa o bıçakla beni her şeyimden mahrum etmeye mi kalkışacaksın?”
Kulağa şaka yapıyormuş gibi gelse de Subaru’ya bunu gerçekleştirecek gücü bahşetmiş olduğu doğruydu.
Evet, maskeli adam belli bir yeteneğe sahipti ama ne kadar ufak olsa da Subaru’nun ona karşı hiçbir şansının olmayacağı söylenemezdi. Bu bağlamda adamın yaptığı şey, bir nevi kumar oynamaktı.
Bununla birlikte——
Subaru: “——Benim adım Natsuki Subaru. Sana borçlandığım gün gibi ortada. Ve bana yaptığın iyiliğin karşılığını kesinlikle vereceğim. Nankörlük etmeyeceğim.”
Aldığı bıçağı beline sıkıca bağlayan Subaru, saygıyla eğildi. Ona bakan maskeli adamsa “Hmph” şeklinde ufak bir homurtuyla,
Maskeli adam: “Sana gidişatı çoktan gösterdim. Hadi, yola koyul artık. O kaçak kızın güvenini kazanmak için mümkün olan her yola başvurmalı, her şekilde çabalamalısın.”
Subaru: “Tamamen katılıyorum. Yardımların için teşekkürler! Oh bekle, her şey iyi hoş da…”
Maskeli adam: “Ne oldu?”
Minnettarlığını ifade etmek için el sallayan Subaru, ormana doğru koşturmak üzereyken ansızın duraksadı. Meşgul görünümünden ötürü maskeli adamın sesinde bir kızgınlık sezilse de Subaru, parmağıyla önündeki ormanı işaret ederek,
Subaru: “Ben bulunduğum çayırlığa dönmek için buradan geçeceğim ama sen gerçekten bu yolu kullanmamalısın. Orada korkutucu bir avcı var. Seni uzaktan yayla öldürmeye çalışacaklar, yani kaç canın olursa olsun onların karşısında yeterli olmaz. Bir yerlere gideceksen ormanın etrafından dolanmanı tavsiye ederim.”
Maskeli adam: “——Demek öyle. Anlıyorum. Bunu aklımda tutacağım.”
Subaru: “Hı hı, öyle yap lütfen. ——Görüşürüz!”
Maskeli adamın yanıtını işiten Subaru, velinimetinin avcı tarafından anında öldürülmesine mâni olmayı başarmış, ağzının tadını kaçıracak potansiyel bir durumdan kaçınmıştı.
Böylece olabildiğince hızlı şekilde ormana doğru koşturarak tüm gücüyle ilk çayırlığa doğru ilerlemeye başladı.
Subaru: “——Cidden iyi kesiyor!”
Neyse ki ilk çayırlığa dönmekten yana çok sorun çekmedi.
Çünkü maskeli adamın verdiği bıçağın ucu keskindi ve önüne çıkan dallarla yaprakları kesme konusunda büyük bir katkısı oluyordu.
Normal şartlarda fazla kullanılan bıçakların uçları fena hâlde körelirdi ama Subaru, böyle bir rahatsızlık duymuyordu. Belki de elindeki, en iyi kalitede harikulade bir bıçaktı.
Subaru: “Kıyafetleri de bayağı pahalı görünüyordu. O herif tam olarak kimin nesiydi ki?..”
Subaru, aklında bu düşüncelerle, büyük bir hızla başlangıçtaki çayırlığa döndü. Sonra da aksi istikamete yönlendirildiği alanı arayarak——
Subaru: “——Buldum. Bu olmalı.”
Kasten yerleştirilmiş izlerin öteki tarafında, çimenlerin şeklini bozan bir çift ayak izi keşfetti. Görünen o ki Rem, kendi izlerini gizlemek için elinden gelenin en iyisini yapmış ama büyük ihtimalle kendininkini silerken Rui’nin izlerini tam anlamıyla silememişti.
O izleri yok etmek için harcanan çaba ortada olduğu için bu seferkinin de bir aldatmaca olduğunu düşünmek mantıksızdı.
Bu da demek oluyor ki——
Subaru: “Nihayet izini buldum, Rem!..”
Subaru, daha önce de farkına varmış olmasına rağmen Rem’in yeni keşfetmiş olduğu izlerinin peşine düşüp tüm hızıyla koşarken kendisini tam bir kötü adam gibi gösterecek bu kelimeleri kullandı.
Ormanın girişine dek devam eden izler, geçen seferkiyle aynıydı. Ama girişteki kırık dalları ve çamurlardaki ayak izlerini gizlemek mümkün değildi.
Subaru: “Buldum işte! Bunu kullanırsam——”
‘Rem’e yetişebilirim.’ Çamurların üzerindeki izleri takip etmeyi düşünen Subaru’nun aklından geçen şey buydu.
Ancak hemen sonrasında…
Subaru: “——Hık!?”
Ayak izlerine dikkat kesildiği sırada, ayaklarının altına bağlı bir asma dalı kırıldı. Ve geri tepmenin etkisiyle onun desteklediği dal Subaru’ya doğru fırlayarak yan tarafından güçlü bir darbe indirdi.
Subaru: “Gh, ağh”
Hemen hemen kolu kalınlığında bir daldan yatay bir kesik yiyen Subaru, uzun bir mesafeye uçuruldu. Ve ağzından acılı bir çığlık kaçar hâlde çamurda yuvarlanarak darbenin etkisiyle ayağa kalkamaz hâle geldi.
Görüşü aydınlıkla karanlık arasında gidip gelen ve beklemediği, sürpriz bir saldırıya uğrayan Subaru’nun bilinci, acı ve şok etkisiyle bir polis arabası ışığı misali dönmeye başladı.
Subaru: “Y-yoksa bu…”
Bir müddet sonra acısı yatıştığındaysa olduğu yerde doğrulmayı başardı. Bu darbenin dizlerini etkilediğini bilse de bedeninin yan tarafındaki iç hasarın muazzam olduğunun da farkındaydı.
Fakat şaşkınlığı, bunların da ötesindeydi.
Subaru: “——Bir tuzak mıydı?”
Rem, kaçıyor olmasına rağmen bunu basitçe gerçekleştirmiyordu.
Anılarını yitirmesine rağmen kendini tam anlamıyla verebilecek kapasitedeydi. İşte o kız—— Rem, bu denli korkutucu olabilirdi.
Ve Natsuki Subaru, o anda nihayet farkına varmıştı.
——Bu, bu dünyaya vardı varalı Rem’le gerçekleştireceği ikinci gerçek, sahici mücadelenin başlangıcıydı.


#Bu görünmez abimiz ilginç bir karaktermiş. Pahalı kıyafetleri, körelmeyen havalı bıçağı, özel gücü falan, her şeyiyle merak uyandırıcı. Bu mesele burada kapanmaz gibime geliyor açıkçası. Peki Rem’e ne demeli? Subaru’yu kandırıp ters yöne yönlendirmenin yanı sıra yoluna bir tuzak da yerleştirmiş. Bakalım bu takip süreci nasıl ilerleyecek, okumaya devam!



Ayıp olmasın ama Rem çok şerefsizce davrandı. Olmayacak iş bu resmen.