※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Clumsy
Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
???: “Hayatta kalırsan utancını temizlemek için bir şansın olur. Ama ölürsen her şey biter. Bu yüzden ben gidiyorum. Kazanacağıma ihtimal vermediğim bir mücadeleye girmem.”
Bu sözlerde yalan yoktu.
Kazanma şansının çok az olduğu bir mücadeleye girmek, yalnızca akıl almaz bir aptalın kalkışacağı bir aptallıktı.
Todd kendisinin bir dahi, hatta akıllı biri olduğuna bile inanmıyordu ama bu sebeple kararlarını dikkatlice alması gerektiğini biliyordu. Dahi birinin sonuca varması anlık olabilirken bir aptalınki sonsuza dek sürebilirdi.
Todd, yeteneksizlerin böyle savaştığını biliyordu.
Ve kazanamayacağı savaşlara girmiyordu.
Ama çelişkili bir şekilde——
Todd: “——Kazanma şansın olan bir mücadeleye girmekte kesinlikle hiçbir yanlışlık yok.”
Sıktığı yumruğunu sağ gözünün önüne getirmişti ve avcunda açmış olduğu küçük delikten özlemle uzaklara bakıyordu.
Bu, kişinin görüş alanını daraltarak daha uzakları görmesini sağlayan ilkel bir yöntemdi. Todd, kıstığı takdirde gözleriyle epey uzakları görebiliyordu ama yanan bayrakların ötesine geçmek şöyle dursun, kaotik Belediyenin içerisinde neler olup bittiğini bile seçemiyordu.
Rüzgâr lehine olsa da durum değişmiyordu.
Cemal: “Oy, Belediyenin çatısı çökmüş! Neler oluyor?”
Todd’un hemen yanı başındaki vahşi yoldaşıysa artan telaşına yenik düşerek bir kargaşa yaratıyordu.
Onun sesiyle konsantrasyonu bozulan Todd, çenesini kapatmasını işaret ederek elini salladı. Neler olup bittiğine gelince, durumu ciddiyetle değerlendiriyordu.
Todd: “Dokuz İlahi Generalden birinin katıldığına eminim.”
Aksi takdirde düşmanın eline düşmüş olan bir kalede kalmanın anlamı yoktu.
Önceden de bahsedildiği üzere Todd, düşmanın planı doğrultusunda Belediye düşer düşmez şehri terk edip tabanları yağlamakta karar kılmıştı. Silahsızlanma ve teslim olma emrine kibarca uyum sağlamak gibi bir niyeti yoktu.
Her şeyden önce kararları veren kişi o savaş simgesi—— yani kendisine Natsumi Schwartz diyen genç adam olursa ilk iş olarak Todd ve Cemal gibi tehlikeli kişilerin icabına bakılırdı.
Volakiya’da bile savaş esirlerinin idamına sıcak bakılmıyor olsa da o adamın bu saçmalıkları mazur gösterecek bir yol bulacağı kesindi.
Hiç değilse onun yerinde Todd olsaydı öyle yapardı. Bu, hayatta kalma amaçlı doğal bir düşünceydi.
İşte bu sebeple hiç tereddüt etmeksizin şehri terk etmeyi seçmişti. Ama merakına yenik düştüğü için şehre yönelen destek kuvvetlerin varlığını teyit edebilecek yakınlıkta kalmıştı.
Cemal: “Hiç şüphe yok. Bu iki yıl önce gördüğüm, barbarları savunurken hizmet ettiğim o kadın. ——İkinci Rütbeli, Birinci Sınıf General Arakiya.”
Kapalı ana kapının üzerinden atlayarak usulca şehre giren yarı çıplak kadına bakan Cemal, hafif bir heyecan belirtisiyle homurdanarak böyle söyledi.
Hayvani içgüdülerine dayanarak yaşayan biriydi. Hem bir canlı olarak sahip olunan kuvveti hem de dişiliği değerlendirme konusundaki erkekliğiyle, kalbine dokunan herhangi birini unutabilecek bir adam değildi.
Başka bir deyişle, İmparatorluğun Dokuz İlahi Generalinin en güçlülerinden biri isyanı bastırmaya gelmişti. ——Ve Todd’un daha önce eksik olduğuna hükmettiği “şans” bu olmalıydı.
Yine de——
Todd: “Harekete geçsek mi geçmesek mi, bu zahmete değer mi?”
Natsumi’nin hileli taktikleri dahiyane olsa da doğrudan mücadele gücüne sahip değildi, hiç değilse bir askerin üçte biri gücüne bile ulaşamazdı. Peşine taktığı Shudraq Halkıysa dayanıklılıklarıyla ünlense de nihayetinde sıradan insanlardı.
Dokuz İlahi General gibi gerçekten güçlü olanlarsa bu tür kriterlere tabi değildi.
Tek şöhret iddiası muazzam kılıç ustalığı ve mücadele gücü olan Cemal bile ancak bir düzine sıradan İmparatorluk Askeri kadar iyiydi. Sıradan bir insan için en iyi ölçüt buydu. Dokuz İlahi Generalse Cemal’in “icabına bakabilecek” kişiler için iyi örneklerdi. ——Yani düşman eline düşen Belediye geri alınacaktı.
Todd: “Öyleyse kazanan ejderi desteklemek akıllıca olur.”
Dokuz İlahi Generalden biriyle birlikte hareket etmeye lüzum yoktu.
Tek yapmaları gereken, Generale, çoktan yakalanmış ve işini yerine getiremez hâle gelmiş askerlerden daha çok faydalarının dokunmasıydı. Düşmanı tutuklayabilir, sorgulayabilir ve uygun bir karşılık verebilirlerse Birinci Sınıf General bu yaptıklarını hatırlardı.
Bu durumda da daha iyi bir pozisyona çıkabilir, hatta yakın zamanda İmparatorluk Başkentine geri dönmenin bir yolunu bile bulabilirlerdi.
Todd: “Tamamdır, geri dönüyoruz Cemal. Belediyeyi geri almasına yardım edeceğiz.”
Cemal: “Oh? Oh, tabii! Haha, iyi ya! Bunu duyduğuma sevindim! Kaçmak benim tarzım olmadığı için deminden beri içim içimi yiyordu. Tüm övgüleri Birinci Sınıf Generalin toplamasına izin veremem!”
Todd: “Aptal olma. Generalin kalbini kazanacağız.”
Todd, plan değişikliği karşısında savaşa dönme beklentisiyle yumruklarını sıkan Cemal’e bakarak iç çekti. Ve Belediyeye doğru yola çıkan ikili, doğrudan binaya girmektense durumu gözlemlemek için en uygun görüşü sağlayan konumu belirledi.
İnançlarına sonuna dek uyan Todd dikkatli ve temkinliydi, ayrıca——
Todd: “——Öldür onu, Arakiya.”
Belediyenin en üst katı güçlü bir rüzgârla havaya uçurulmuştu ve bir hışımla ortalığı dağıtan Birinci Sınıf General zar zor görünüyordu.
İkincilik rütbesine erişmiş koyu tenli kadın, elinde doğaçlama bir silahı andıran bir ağaç dalı tutuyor ve sanki dünyanın kanunlarını o koyuyormuşçasına hareket ediyordu.
Salona gelişigüzel dağılmış o bedenler arasında Shudraq ya da İmparatorluk Askeri ayrımı güdülmemişti.
Bu şartlar altında arkasına mavi saçlı bir kız almış şekilde Arakiya’nın karşısına dikilen kişiyse Natsumi Schwartz’ın ta kendisiydi.
Todd: “————”
Onu gördüğü saniyede Todd’un zihninde beliren düşünceler, “İnsan nasıl bir Birinci Sınıf Generalin karşısına geçecek aptallıkta olabilir ki?” ya da “Bu herif hâlâ nasıl hayatta?” gibi küçümseyici değildi.
Aksine tüm ihtiyatlılığıyla içinden bas bas bağırıyordu.
——O herifi kesinlikle öldürmelisin, Arakiya!
Her şeyden önce, iyisiyle kötüsüyle ne için övgü alacağı umurunda değildi. Orada kalma kararını vermek için harcadığı zamanın anlamsızlığı da öyle.
Savaş simgesi olan Natsumi Schwartz’ın yaşamı sonlandırılabildiği sürece geri kalan hiçbir şey umurunda değildi.
Derken——
Todd: “…Oi oi, benimle kafa buluyor olmalısın.”
Tam da Arakiya’nın Natsumi’yi öldüreceği, Todd’un bu kader anının yitip gitmemesine odaklandığı saniyede kısıtlı görüş alanında bir şeyler parıldadı ve samimi umutları paramparça oldu.
Ve o kırmızı parıltı, Natsumi ile Arakiya’yı birbirinden ayırdı.
Hem Arakiya’ya görkemli bir şekilde meydan okuyan hem de dünyanın en güçlü şeyiymiş gibi görünerek Natsumi’ye arkasından kalkan olan bir parıltıydı. Ve bunu gördüğü saniyede Todd’un zihnindeki dengeler önemli ölçüde değişti.
Cemal: “Az önce gökten inen o şey de neydi?! Uçan bir ejderha mı!? Nerede o ejderha!?”
Todd: “————”
Cemal: “Beni dinliyor musun, Todd! Biz ne olacağız? Birinci Sınıf General Arakiya’ya arka çıkmamız gerekmez mi! Hey! Beni dinle…”
Todd: “——Kapa çeneni, Cemal.”
Durumdaki değişim karşısında sesi toklaşan Cemal, Todd’un söylediklerini soluksuz kalarak karşıladı.
Cemal’i umursamaya bir son veren Todd’un gözleri hâlâ Belediyedeki manzaradaydı. Ve bir anda belirerek Arakiya’ya kafa tutan kırmızı elbiseli kadında.
Tek bakışta anlamıştı. ——O kadın da normal insanların çok ötesindeki “varlıklılar” sınıfına aitti.
Çaresiz bir durumdan kurtulmayı başarmış olan Natsumi’yse Todd’a onun da sunacak bir şeyleri olduğunu fark ettirmişti. Onun da savaş gücü veya şanstan farklı bir “varlığı” vardı.
Todd: “————”
O kırmızılı kadının müdahalesinden önce Arakiya tek başına fark yaratabilecek durumdaydı.
Ama artık durum değişmiş ve alınabilecek bir sonuç kalmamıştı. Peki Todd ve Cemal’in ağırlığı, teraziyi kendi yönlerine döndürmek için yeterli gelir miydi?
Cemal: “Todd!..”
Todd: “Gitme, Cemal. ——Şu anda yapabileceğin hiçbir şey yok.”
Olasılıklar aleyhlerineydi ve Todd izledikçe işler kötüye gidiyordu.
Todd Cemal’in öfkesine yenik düştüğünü fark ediyordu ama şimdi harekete geçmek zaman kaybı olurdu.
Sonuçta——
Todd: “Birinci Sınıf General Arakiya an itibarıyla mağlup edildi.”
Kırmızılı kadının kılıcı sırtına inmiş ve Arakiya çaresizce yere serilmişti.
Dengeler bozulmuştu ve bir daha asla aksi yöne kaymayacaktı.
△▼△▼△▼△
Todd: “————”
Arakiya çöküp kalmış, Belediyedeki durum nihayete ermişti.
Guaral Kale Şehri bu defa tamamıyla düşman eline geçmişti. Bunu düzeltmenin bir yolu yoktu.
Dokuz İlahi Generalin İkinci rütbelisi mağlup edilmişti ve başka bir desteğin yetişmesi mümkün değildi.
Dokuz İlahi General de kudretli savaşçılardı, Volakiya İmparatorluğunun askerî gücünün zirvesini teşkil ederlerdi.
Her birinin gücü sağlam bir orduya eşdeğerdi. Ve İmparatorluğun tek bir durumla baş etmek için iki üç koca ordu gönderme ihtimali yoktu. Sona gelinmişti.
Dengeler altüst olmuştu. Şimdi geriye kalan tek şey, gerçekleşecek olan geri çekilişle baş etmenin bir yolunu bulmaktı.
Todd: “Şimdi ne yapacağız?”
Belediyedeki gelişmeleri izlediği binanın gölgelerine sığınan Todd, sessizce düşünüyordu.
Tamamen dürüst olmak gerekirse öfke ve hüsran içerisindeydi ama bunu dışa vurmak hiçbir şeyi çözmezdi.
Geri dönmesinin ardındaki sebep ortadan kalkmıştı ve en akıllıca seçim, buradan cehennem olup gitmekti.
Ancak——
Cemal: “Oi, Todd… piç herif, yine kaçmayı planlamıyorsun, değil mi?”
Alnında mavi damarlar kabarmış olan Cemal’i ikna edecek bir kelime bulma çabası nafileydi.
Belediye bayrağının ateşe verildiği anda, yani düşüşün hemen sonrasında bile onu ikna etmek çaba gerektirmişti.
Yine de Todd, o sırada Cemal’in duygularını yönlendirip yatıştırmayı kolay bulmuştu… Gönülsüz de olsa kendisine itaat ettirmeyi başarmış, hazırlamış olduğu kılıçlarını yerine sokturmuştu.
Ama sonra işler değişmiş, olaylar tekrar etmiş ve Cemal’in bir kez daha o kılıçları kınından çıkarmasına izin vermişti. Yani artık onları kaldır ve sessizce arkanı dön dese de Cemal’e sözünü dinletemezdi.
Hatta az sonra söyleyeceği şeylere bağlı olarak o kılıcı kendisine doğrultulmuş hâlde bile bulabilirdi.
Bu durumda Cemal’i—— müstakbel kayınbiraderini öldürmemesi için hiçbir sebebi olmazdı ki onu öldürmek en az tercih edilesi yoldu.
Ama sağ salim geri dönemezse verilen sözün yerine getirilmesi mümkün olamazdı.
Todd: “Yapalım gitsin öyleyse.”
Cemal: “Aah?”
Todd: “…Ne hissettiğini anlıyorum. Ama sakin olman gerekiyor. Birinci Sınıf General Arakiya mağlup edildiğine göre artık içeri girsek bile kazanma şansımız olamaz. Boş yere ölerek kardeşini üzmek mi istiyorsun?”
Cemal: “————”
Aile sevgisini kalkan olarak kullanarak onu ikna etmeye çalışıyordu.
Ancak bunun işe yarayacağını umarak rakibine baktığı anda bir kol sessizce uzanarak tişörtünün yakasından kavradı. Sonra da bir homurtuyla birlikte dişlerini gösteren tek gözlü Cemal’in suratına doğru çekildi.
Cemal: “Hey, Katya’dan bahsettiğin her seferde geri adım atacağımı sanıyorsan kesinlikle yanılıyorsun.”
Todd: “Anlıyorum… Bu kötü oldu.”
Kafasını hafifçe sallayan Todd, büyük bir içtenlikle hüsranını dile getirdi.
Birkaç yumruk atmak Cemal’in kendisini daha iyi hissetmesini sağlayacaksa hava hoştu ama böyle bir niyeti yokmuş gibi görünüyordu, bunun yerine dilini şaklatarak Todd’u itip uzaklaştırdı.
Her daim bu kadar açık olmasına gerek olmasa da onu durdurmanın bir yolu yoktu.
Bu sırada Todd, yüzünü Cemal’e dönmüş şekilde kalenin duvarlarına tek başına tırmanmayı düşünüyordu.
Neyse ki gizli geçitleri aradıkları sırada şehrin coğrafyasına hâkim olmuştu. Arakiya da hedefine ulaşamamış olmasına rağmen kafa karışıklığı yaratmayı başarmıştı. Açıkçası artık şehirden kaçmak Arakiya’nın gelişinden öncesine kıyasla daha kolaydı.
Cemal de dikkat çekmek için yeni bir saldırı gerçekleştirecekmiş gibi duruyordu.
Todd: “Cemal, üzgünüm ama ben gidiyorum. Muhtemelen dinlemeyeceksin fakat tekrar söyleyeceğim; yok yere geberip gideceksin. Oraya girsen bile hepsini öldürmeyi başaramayacaksın…”
Cemal: “Göt herif! Böyle değersiz bir şey yapmaya kalkışmayacağım! Gidip Birinci Sınıf General Arakiya’yı kurtaracağım.”
Todd: “…Ne?”
Beklediği şey anlamsız bir duygusallıkken Cemal’in ağzından beklenmedik sözler çıkmıştı.
Bunu duyan Todd yürümeyi kesip Cemal’in yüzüne bakarken Cemal, “Ne?” diye geveleyerek devam etti.
Cemal: “Gerçekten ölme arzusuyla içeri dalacağımı mı sanıyordun?”
Todd: “Evet, aynen öyle. Bir it gibi ölmek istediğini düşünüyordum.”
Cemal: “Saçmalamayı kes! Senin zekândan faydalanıyor olabilirim ama benim de düşünmemi sağlayan bir beynim var herhâlde! Yapabileceğim ve yapamayacağım şeyleri ayırt edebiliyorum.”
Cemal, Todd’un bu beklenmedik beyanına ciddi anlamda şaşırmıştı.
Savaş zamanında gözle görülür başarıları olmuş olsa da bu başarıların ötesinde öylesine düz ve basit bir adamdı ki kafasının pek çalışmadığını varsayıyordu.
Cemal: “Sen korkağın tekiysen yapacak bir şey yok, anlaşılan Katya karakter analizinde iyi değilmiş. Ama ben Birinci Sınıf Generali kurtaracağım. Hoş bir kıçı var.”
Todd: “——Bekle, ben de seninle geliyorum.”
Cemal: “Oh!? Katya’nın kıçı sana yetmiyor mu yoksa?..”
Todd: “İntihar görevine katılmaya hiç niyetim yoktu ama bu öyle bir görev değilse işler değişir.”
Bu utanç verici ithamlarla uğraşmak istemeyen Todd, Cemal’in ağzını avcuyla örttü. Ve onu çenesini kapatmak zorunda bırakarak zihninde plan değişikliğine uygun bir eylem şeması çizdi.
Anın rehavetine kapılarak bir şeyler yapmak Todd’un mizacına uygun değildi. Ama maalesef ki Cemal’le geçirdiği vakit arttıkça doğaçlama alanındaki deneyimi de artıyordu.
Cemal Belediyeyi geri alma çabasıyla onurlu bir şekilde ölmeye niyetli olsaydı onu bir başına bırakacaktı. Ama amacı Arakiya’yı kurtarmaksa işler değişirdi.
Todd: “————”
Belediyedeki durum yavaşça netleşiyordu.
Kollanması gereken kişiler Natsumi ve o kırmızılı kadından ibaretti. Onların varlığında harekete geçmek intihardan farksız olurdu. Ancak bu, düşmanlarının durumu hiç zarar görmeden çözümleyebileceği anlamına da gelmiyordu.
Temkinli olmayı unuturlarsa bir fırsat doğabilirdi.
Cemal: “İçeri girip olay çıkartacağım. Bu fırsatı değerlendirip Birinci Sınıf Generali kurtarabilirsek…”
Todd: “Az önce etkilenmiştim ama şimdi geçti gitti… Temkinli olmamız gereken iki kişi var. Onların etrafında bir şeyler yapmaktan kaçınmalısın. Ne, endişelenmene gerek yok ya.”
Parmaklarının arasındaki boşluktan Cemal’e bakarak onu bu barbarca dikkat dağınıklığı için azarlayan Todd’un dudakları bir anda gevşedi. Ve dilinin ucuyla beyaz köpek dişlerini dürterek sırıttı.
Çünkü göz ucuyla gördüğü şey, Arakiya’nın ölüm döşeğinde olsa da bir yerlere götürülüşüydü.
Ve ölü olmadığı sürece onu çıkartmanın bir yolu var demekti.
△▼△▼△▼△
——Belediyeye sızmak kolay bir işti.
Neticede orası, kısa bir süreliğine de olsa karargah belledikleri yerdi.
Todd genellikle bir kez uğradığı yerlerin bile haritasını çizer, coğrafyayı aklına not ederdi. Nereye kaçıp nerede gizlenebileceğini aşağı yukarı bilemedikçe kendisini güvende hissetmezdi.
Bu yüzden de Buddheim Ormanındaki kamp yakılıp Guaral’a girdikten sonra Belediye de dâhil olmak üzere şehrin her noktasını ziyaret etmiş ve haritasını zihnine kazımıştı.
Nerede fark edilmeden can alabileceğini ve nerede ortaya çıkarılmadan gizlenebileceğini biliyordu.
Nerede, nasıl bir tehditle karşılaşırsa karşılaşsın her daim öldürmenin ve kaçmanın bir yolunu bulabilirdi.
Todd: “Beş.”
Belediyeye sızan Todd, sağa sola dağılmış birkaç gözcüyü etkisiz hâle getirmişti.
Bu gözcüler ne İmparatorluk Askeri ne de Shudraq Halkıydı, gözcülük işini üstenmek, şehrin güvenliğini sağlayan yerel yönetim elemanlarına düşmüştü. Şehrin düşüşüne yol açan rahatsız edici unsurlar neticesinde asker olarak göreve çağrılmışlardı—— Bu tarafsız kişilere bir “İsyan Ordusu” demek pek mümkün olmasa da…
Cemal: “Size zerre kadar merhamet etmeyeceğim.”
Cemal, bir nöbetçinin boynunu iki eliyle kavrayıp kırarken sinir bozukluğuyla böyle söylemişti.
Bir asilzadedense bir İmparatorluk Askeri olmaktan gurur duyuyordu. Dolayısıyla İmparatorlukla savaşan isyancılarla iş birliği içerisinde olan muhafızlara duyduğu öfkenin haddi hesabı yoktu.
Şehrin düşüşünden önce İmparatorluk Askerlerine destek olurken bu kadar hızlı taraf değiştirmelerine öfkelenmesi anlaşılabilir bir şeydi.
Todd: “Ehh, benim düşünce tarzım bu değil.”
Todd, bu kişileri yalnızca mecbur kaldığı için öldürüyordu, zorunda olmasaydı bunu yapmazdı.
Sadece hayatta kalmak için güçlü tarafı takip ediyorken taraf değiştirdikleri için suçlanamazlardı. Elbette ki bu yanlış seçimin bedelini canlarıyla ödemeleri gerekiyordu.
Cemal ve Todd ikilisi de hedeflerine ilerlerken yollarına çıkan o nöbetçileri saf dışı bırakıyordu.
Belediyenin bodrum katında bir hapishane vardı ve Belediye tarafından yargılanmayı bekleyen suçlular orada tutulurdu. Hâliyle esir alınan Arakiya’nın da orada tutuluyor olma ihtimali yüksekti.
Normal şartlarda Dokuz İlahi Generalden biri karşısında demir parmaklıkların pamuk şekerden farkı olmazdı ama elbette bir misafir odası konukseverliği de gösterilemezdi.
Todd da onlarla aynı şeyi yapabilirdi——
Cemal: “——İşte burada, Birinci Sınıf General.”
Merdivenlerin altındaki alanın her iki tarafına birkaç hücre yerleştirilmişti. Ufak suçlar işleyenler öndekilere, tehlikeli suçlularsa en arkadakilere atılırdı.
Doğal olarak Arakiya’nın tutulduğu en arka hücre oldukça korunaklıydı.
Öncekilerin aksine o hücreyi kollayan kişi sıradan bir nöbetçi değil, bir Shudraq kadınıydı. Saçlarını sarıya boyamış iriyarı bir kadındı ve Todd, tek bakışta onun çok yetenekli olduğunu anlayabiliyordu.
Üstelik hücrelerin yerleşimi nedeniyle o kadın tarafından tespit edilmeden Arakiya’nın hücresine ulaşmaları imkânsızdı.
Başka bir deyişle——
Cemal: “Sanırım gizli saklı ilerleme işinin sonuna geldik.”
Todd: “…Hey, neden bu kadar mutlu görünüyorsun?”
Kaçınılmaz bir mücadelenin eşiğindeyken bu mutluluğuna anlam vermek zordu.
Todd’un arzusu öldürmekten kaçınmaktı, elinden gelseydi savaşmak da istemezdi. Her ikisinden de kaçınabileceği durumda kolay ve tehlikesiz yolu seçerdi.
Ama Cemal, tehlikeye atılmaktan keyif alıyor gibi görünüyordu.
Muhtemelen durum ne kadar tehlikeli olur ve ne kadar çok kan akarsa, İmparatorluğa o kadar sadık olacağını düşünüyordu.
Cemal: “Bariz değil mi? Bir İmparatorluk Askeri gibi savaşıp kazanacağım! İnsan ancak bu durumda göğsünü kabartarak ben bir İmparatorluk Askeriyim diyebilir.”
Todd: “————”
Cemal: “Oi, neye şaşırdın ki?”
Todd: “Yo şaşırmadım, tam da aklımdan geçeni söyledin.”
Sözleri ve eylemleri bu denli tutarlı birine nadir rastlanırdı.
Cemal, Todd’un yanıtından rahatsız olmuş gibi görünse de hızlıca kafasını salladı. Sonra da parmaklarını tıraşı gelmiş çenesinde gezdirerek homurdandı.
Cemal: “Ah. Öyleyse şüpheye düşen sensin, öyle değil mi?”
Todd: “Senin intihar görevine eşlik edemem. Ama ortada böyle bir şey yoksa bir düşünürüm. Yani şüpheye düşmüyorum, yalnızca düşünüyorum.”
Cemal: “Az önce kaçmaya çalışıyordun ama kaçmadın.”
Todd: “Kaçarken yanımda bir hediye de götürmeye karar verdim. Planım değişmedi.”
Cemal: “Bir öyle diyorsun, bir böyle… Hık.”
Cemal öfkeyle dişlerini sıkarken gözleri kıpkırmızıydı.
Onun bu hâline dikkat kesilmeyi bırakan Todd, karşısındaki hedefe odaklandı.
Hücreyi kollayan kadın iriydi ve uzuvları bolca et tarafından korunuyordu. Üstüne Shudraqların atletik kabiliyetleri de eklenince Todd’un baltası bile uzuvlarından birini doğrayamayabilirdi.
Öyleyse kaçınılmaz olarak mevzu boynundan yukarıya kayacaktı.
Kafasını dağıtmak, kesmek veya yüzünü parçalamak gibi seçenekler vardı ama——
Cemal: “——Bu noktada ben devreye giriyorum, değil mi?”
Diyen Cemal, aptalca bir hücuma kalktı.
Todd’sa bir an için onu durdurmalı mıyım diye düşünse de neticede bir şey söylememekte karar kıldı. Açıkçası en iyi hamle Cemal’i harekete geçmeye itip kadının dikkatini çekmek, sonrasında işe koyulmaktı.
Bu Todd’u bolca zahmetten ve zamandan kurtarırdı ve Cemal buna gönüllüyse cesaretini kırmaya lüzum yoktu.
Holly: “Mmmm, sen de kimsin~!?”
Cemal: “Buna yanıt vermeme gerek var mı? Sizler Volakiya İmparatorluğunun Kılıç Kurdunu kirlettiniz. Sakın benim olmadığım bir savaşta galip geldiğinizi düşüneyim demeyin!”
Holly: “Tuhaf bir tipmiş~!”
Alana doğru atılan Cemal’e bakan Shudraq kadını, elinde koca bir mızrak taşıyordu. Öte yandan ona yaklaşan Cemal, suratında delice bir gülümsemeyle ikiz kılıçlarını çekmiş şekilde dans ediyordu.
Cemal’in kendince problemleri olsa da yeteneğiyle ünlüydü. Hiç değilse tek bir Shudraq karşısında başarısız olmazdı.
Cemal: “Al bakalım! Ve bunu da! Ve bunu da!”
Holly: “…Hık! Güçlü biriymişsin~!”
Hiddetli ikiz kılıçlar Shudraq kadına defalarca inerken Cemal, tok bir sesle bağırıyordu. Kadınsa mızrağını ucuyla kılıçları savuştursa da tamamıyla savunmaya geçmiş durumdaydı.
Arakiya’ya göz kulak olma görevini üstlendiğine göre yetenekli biri olmalıydı. Ama generali hücreye attıkları gibi onu kurtarmaya birilerinin gelmesini beklemiyormuş gibi görünüyordu.
Ayrıca güvenilir birlik eksikliği de isyancılar için kritik bir kusurdu.
Todd: “Her hâlükârda şu anda işe yarar kimse yok.”
Diliyle dudaklarını ıslatan Todd, Cemal’in ardından sıçrayıp doğruca hücreye doğru atıldı ve silahlarını çarpıştırıp kıvılcımlar çıkartan ikiliyi ardında bıraktı.
Holly: “Ah! Yoldaşı… Kya!”
Cemal: “Etrafına bakacak vaktin mi var? Ah!”
Böylece Todd, alışılmadık bir zekâ sergileyen Cemal’in yardımıyla baltasını tüm gücüyle hücrenin kilidine indirdi.
Anahtarı aramaya ayıracak vakti yoktu. Hücreyi yok da edemezdi ama hiç değilse kilidi kırabilirdi.
Baltanın ucu kuvvetli bir çatırtı yayarken donuk bir ses ve sert bir tepkiyle karşılaştı. Ama baltanın yerine kilidin kırılışıyla Todd, gıcırdayan kapıdan içeriye daldı.
Todd: “Birinci Sınıf General Arakiya!”
Bir kız, hücrenin içerisindeki basit bir yatağın üzerinde yüzüstü yatıyordu.
Aynı İmparatorluk ordusuna dâhil olsalar bile sıradan bir asker, bir generalle tanışma fırsatını kolay kolay bulamazdı. Üçüncü Sınıf bir General bir orduya komutanlık yaparken bırakın Birinci Sınıf Generalleri, İkinci Sınıflar bile ayrı bir dünyaydı.
Dolayısıyla bu, Todd’un Birinci Sınıf Generallerden, yani Dokuz İlahi Generalden birini yakından gördüğü ilk seferdi.
Arakiya: “————”
Bilinçsiz Arakiya’nın yüzüstü yatma sebebi, sırtına bir kesik atılmış ve acı verici yarasının kavrulup mühürlenmiş olmasıydı.
Yarası saniyesinde dağlanmış, korkunç bir ize dönüşmüştü. ——Kavurucu bir kılıçla kesilmiş olmasaydı böyle bir yaraya sahip olmazdı.
Todd: “O kırmızılı kadın, ne yapmış?..”
O kadın sıradan bir insan değildi ve elinde tuttuğu o süslü kılıç da olağanüstüydü.
Detaylar bundan ibaretti ve Arakiya, seslenişine karşılık vermiyordu. Dolayısıyla Todd’un Arakiya’yı kucaklayarak hücrenin dışına koşmaktan başka şansı yoktu.
Todd: “Onu aldım! Cemal, hadi gidelim!”
Holly: “Buna izin verm… Off!”
Cemal: “İşte bu yüzden! Bir kez daha kafanı çevirmeye! Cüret etme! Neeeee—— Hık!”
Arakiya’nın götürüldüğü sırada Shudraq kadının dikkati anlık olarak dağılmıştı.
Cemal de bir anda ikiz kılıçlarıyla birlikte kadının üzerine atılmıştı. Holly onu engellemek için koca mızrağını hemen dikine kaldırsa da çarpmanın etkisiyle mızrak elinden kaymış ve Cemal’in kalkarken geriye doğru attığı tekme korunaksız gövdesine inmişti.
İşte böylece bedeni hücrenin duvarına çakılan kadının ağzından ufak bir çığlık kaçtı; kafasını büyük bir güçle çarptıktan sonra da hareketsizce yere serildi.
Ona bakan Todd, Cemal’e işini bitirmesini emretmek üzereykense——
Todd: “——Hey, yukarıda bir tantana var. Korumanın cesedini mi buldular acaba?”
Cemal: “Çıh, burada daha fazla kalamayız. Peki Birinci Sınıf General…”
Todd: “Yalnızca bilinçsiz, ölü değil. Bu kadarı yeterli olmalı.”
Cemal’in sorusunu basitçe yanıtlayan Todd, zindandan çıktı. Ve öne geçen Cemal, kolaylıkla kendisine yetişen Todd için yolu açma görevini üstlendi.
???: “Hangi lanet olasıca… Guah!”
Cemal: “Çekilin yoldan, sizi beyinsiz piçler!”
Derken bodruma doğru bakan koruma bir kesikle havaya uçuruldu ve Todd, Cemal’in ardından Belediye boyunca, giderek artan bir hızla koşmaya başladı.
Maalesef Arakiya’yı taşırken bedenine özen göstermeye ayıracak vakti yoktu. Dokuz İlahi Generalden biri olduğuna göre bedeni yeterli güçte olsa gerekti. Yani dayanıklılığına güvenip koşmaya devam etmeliydi.
Cemal: “Dışarıdayız! Şimdi nereye gideceğiz?”
Todd: “Ana kapı kapalı. ——Beni takip et.”
İkili şehirdeki karanlık ve fırtınalı gecede yollarına devam ederken Todd, Cemal’le birlikte ara sokaklara doğru atıldı. Peşlerine takılacak düşmanları yanıltıp atlatmak için dar sokaklardan ve yan yollardan olabildiğince faydalanıyordu.
Savaş daha yeni sonlanmıştı ve kaos hâlâ devam ediyordu, ayrıca şehirde tıpatıp aynı kılığa bürünmüş en az üç yüz İmparatorluk Askeri vardı. Onları birbirinden ayırmak zor olacaktı.
Şimdi geriye kalan tek şey——
Todd: “——Hık!”
Rüzgâr sesini işittiği saniyede Todd’un ardından bir bıçak savruldu.
Arkasını döndü ve ayağının hemen altında kalın ve büyük bir ok olduğunu gördü. Biri o oku kesmişti. O ok çılgınca bir momentumla Todd’u hedeflemiş ve hızla icabına bakan da Cemal olmuştu.
Şehir boyunca kaçıp saklanan ikiliyi hedef alan keskin bir atıştı.
Karşılarında birkaç gün önce Todd’u göğsünden vuran okçunun ta kendisi olduğuna hiç şüphe yoktu.
——İzleniyorlardı.
Durum buysa dikkatsizce hareket edemezlerdi.
Ara sokaktan çıkarlarsa kolay hedef olurlardı ve Arakiya’yı taşıyan Todd, çevik hareket etme konusunda zorluk çekiyordu. Ayrıca okçuyu öldürmeyi deneseler de düşmanları Belediyedeydi—— ve oraya üçüncü kez dönmeleri gibi bir seçenek söz konusu değildi.
Öyleyse Arakiya’yı bırakıp kaçmaları mı gerekiyordu? Kendilerini kurtarmaları için en uygun yol buydu ama bunu yaparlarsa en başta hayatlarını tehlikeye atmış olmalarının hiçbir anlamı kalmayacaktı.
Todd, mevcut bilgiler ışığında harekete geçmek için en uygun yolu arıyordu ve en çok umut vadeden şey——
Todd: “——Cemal, hedef alındığımızı biliyorsundur.”
Cemal: “Herhâlde, çok can sıkıcılar. Onları öldüremeyeceğim kadar uzaktalar ama bunu yapmazsak öyle ya da böyle bizi vuracaklar. Ne yapacağız?”
Todd: “…Öyleyse, geriye tek bir yol kalıyor.”
Cemal, Todd’un bu sözleri karşısında tek gözünü kıstı.
Todd’sa onun bir çözüm arayan bakışlarına derin bir nefesle karşılık verip tek gözünü kapatarak,
Todd: “Buradan çıktığımız saniyede düşman bize ok atmaya başlayacak. Önüme geçmeni ve az önceki gibi okları kesmeni sağlayacağım. Bu kez bir değil, iki üç ok gelecektir. Ben Birinci Sınıf Generali sarsmamaya çalışarak elimden geldiğince hızlı koşacağım.”
Cemal: “Hah, bu hiç senlik değil. Hamlen bu mu gerçekten? Çaresizlik kokmuyor mu?”
Todd: “Nihayetinde kozların tükenince iş bu noktaya geliyor. Ama yine de şanslıyım, öyle değil mi?”
Cemal: “Ha? Ne demek istiyorsun?”
Todd: “Elin epey güçlü, anlarsın ya.”
Sunduğu strateji neredeyse tamamen Cemal’in kılıç ustalığına dayanıyordu.
Cemal o uçan okları kesmeyi başaramadığı takdirde ikisi de canından olacaktı. Todd’un inançları hesaba katılınca böyle bir pervasızlıkla canını riske atması delilikti.
Gelin görün ki önerdiği şey tam da buydu. Ve Cemal’in kılıç ustalığıyla bir şansları vardı.
Cemal: “…Katya’nın karakter analizinde iyi olmadığını biliyordum. Seni de bundan daha zeki sanıyordum.”
Todd: “Nişanlım hakkında kötü konuşma, onii-sama.”
Todd, kafasını kaşıyan Cemal’e yanakları seğirerek karşılık verirken bunu duyan Cemal, kısa bir “Haa” sesinden sonra bir kez daha ikiz kılıçlarının kabzalarını kavradı.
Sonra da heybetli sırtını Todd’a dönerek,
Cemal: “Tamamdır, başlıyorum. Bazen aptalca bahisler de fena sonuç vermez.”
Todd: “Ben olmasaydım o bahislerin hepsine girerdin herhâlde.”
Cemal: “Kapa şu lanet olasıca çeneni. ——Sessiz ol ve arkamda kal.”
Bu nefret dolu etkileşim sırasında Cemal yavaşça gaza gelirken onu ardından izleyen Todd, Arakiya’nın bedenini sıkı sıkı tutuyordu.
Todd: “Cemal, ara sokaktan çıkınca dümdüz ileriye koş. Yolun sonuna ulaşınca da sağa dön. Bu sana soluklanmak için yeterli fırsatı tanıyacaktır.”
Bu talimatları işiten Cemal durup bir düşündü, yavaşça gözünü kapattı ve tekrar açarak ileriye doğru adımını attı.
Cemal: “——Hık.”
Ara sokaktan çıktığı saniyedeyse rüzgâra sarılmış bir ok, Cemal’e doğru atıldı.
Cemal buna inanılmaz reflekslerle karşılık verdi ve oku saniyesinde kılıçlarıyla kesti. Etkisi bileğine sıçradığı andaysa kuduz köpek misali gülüşüyle sıktığı dişleri takırdadı.
Kanının kaynayışı, kalbinin tekleyişi ve yaşama heyecanı Cemal’i ele geçiriyordu.
Ekstrem konsantrasyonu dünyayı yavaşlatıyor ve teninden dökülen her ter damlasını, etrafta uçuşan her kum zerresini ve hatta havanın görülmez olması gereken varlığını dahi hissedebiliyordu âdeta.
Cemal: “——Hahaa!”
Oklar bir tufan şeklinde teker teker üzerine çullanıyordu.
Yere ayağını basıyor, kılıcını dans edercesine savuruyor, okları kesiyor ve yere indiriyordu.
Ardından bir kılıç dansı geliyordu, Cemal Aurélie’nin kılıç dansı.
İşler yolunda gitseydi ertesi gün Belediyeye çağrılan dansçının dansının tadını çıkartacaklardı.
Cemal, bu fırsatın yitip gittiği, şimdiyse dans edenin kendisi olduğu düşüncesiyle kahkahalar atıyordu. Ama bu, tüm kalbi ve tüm bedeniyle ettiği bir dans, tüm enerjisini kattığı bir kılıç mücadelesiydi.
Todd da tüm hiddetiyle saldırıları karşılayan Cemal’in çabalarını hayranlıkla izliyordu.
Ölümcül ok tufanı süregelirken çıt çıkartmıyordu. Bu da Cemal’in dikkati dağılırsa sonunun ölüm olabileceğini bildiğini gösteriyordu.
Bu yüzden Cemal’i bilincinden uzaklaştırıp tüm enerjisini yaklaşan “ölümden” kaçınmaya odaklıyordu.
Dümdüz ilerliyor, kaçınıyor, saldırıyor, adım atıyor, sıçrıyor, dağıtıyor ve kesiyordu.
Cemal: “Köşeye ula—— Hık.”
Evet, mucizevi bir şekilde o düpedüz ölüm yolculuğunu tamamlamış ve belirtilen yolun sonuna ulaşmıştı.
Geçen zaman belirsizdi ama kılıç dansı, saatlerdir süregeliyor hissi uyandırsa da yalnızca birkaç saniye sürmüş olmalıydı. Bununla birlikte henüz yalnızca ilk engeli aşmışlardı. Kendisine rahatlama izni vermeyen Cemal, söyleneni yapıp yolun sonundan sağa döndüğündeyse——
——O parçalanmış yolun ucunda, mızraklarını üzerine doğrultmuş bir Shudraq grubuyla karşılaştı.
Cemal: “——Siktir.”
Onu hedefleyen bir okçu varken bunca Shudraqla baş etmek çok zor olacaktı. Hatta imkânsız bile denilebilirdi.
Gücü tükeninceye dek savaşmaya hazırdı ama bunu yapsa bile nafileydi. Böyle mükemmel bir karşılamayı hiç beklemiyor ve şans onu tamamen terk etmiş gibi görünüyordu.
Cemal: “Ne kadar ukala ukala dolansan da sonunda şansın tükeniyormuş, ha… Heh, yok yere gidiyoruz. Ama o kadar da kötü değildi.”
İkiz kılıçlarının kanlı ellerinde uyandırdığı hissin tadına varan Cemal, arkasındaki Todd’a böyle söyledi.
O kadar da kötü değildi demişti ve bunda samimiydi.
Todd’un düşünce ve eylemleri pek çok açıdan bunatıcı ve sinir bozucuydu.
Ama sonuç olarak seçimi, kendisini bir İmparatorluk Askeri gibi kullanmaktı.
Cemal: “Katya konusunda üzgünüm ama yapacak bir şey yok. O da İmparatorluk Asillerinden. İkimizin başına böyle bir şey gelmesine hazırlıklı olduğundan eminim.”
Başkentte bıraktığı kız kardeşini düşünen Cemal, göğsünde hafif bir sızı duydu. Yine de karşısındaki düşmanlarla savaşma arzusu ve her şeyi örten kan kokusunun etkisine kapılması çok sürmedi.
Bu gerçek onu rahatlatıyordu. ——O, iliklerine dek bir Volakiya İmparatorluğu kılıç kurduydu.
Cemal: “Hadi yapalım bu işi, Todd. Hiç değilse son bir kez onlara bizi biz yapan şeyi gösterelim.”
Diyerek öne eğilen Cemal, bantla örtülü sağ gözünden akan kanı yaladı.
Sonra da tüm hiddetiyle, bir İmparatorluk Askerinin son prestijini sergilercesine paldır küldür düşmanın üzerine atıldı.
Ölümcül saldırılar fırtına gibi üzerine yağsa da artık en ufak bir pişmanlığı yoktu.
Son anına dek kendisi olmayı başarması bile Cemal için en büyük ödüldü.
△▼△▼△▼△
???: “…Son anına dek bir aptaldın, öyle değil mi?”
Uzaktan Cemal’in kızgın kükreyişini işiten Todd, duvardan geçerken bu şekilde mırıldandı.
Geçtiği delikse hemen ardından çöküp kapandı ve takip edilememek için varlığına dair tüm izleri dikkatlice sildi. Şehirdekiler bir süre Cemal’le meşgul olacak, dolayısıyla Todd’a kaçacak zaman kalacaktı.
Tam da Cemal’in söylediği gibiydi.
Todd, ucunda ölüm olsa bile asla canını çaresizce bir plana emanet etmezdi. ——Yo, bunu yapmama sebebi tam da o ölümden kaçınmaktı.
Todd: “Seni sokağın sonuna dek takip etmelerini sağlarsam dikkatleri dağılır. Eh, Katya için üzülüyorum gerçi…”
Abisini sağ salim geri götürme sözünü tutamayacak, nişanlısının fena hâlde kalbi kırılacaktı.
Onu teselli etmek için bir an önce Başkente dönebilmeyi umuyordu.
Neyse ki Cemal’i feda etmesinin karşılığında Başkente dönmenin yeni bir yolunu bulabilmişti.
Bu, Cemal’in Üçüncü Sınıf Generalliğe terfi etmenin eşiğinde olmasından çok daha büyük bir dayanak teşkil edebilecek bir kozdu.
Arakiya: “…Prenses.”
Todd: “Ah canım, nasıl da masum görünüyorsun. Hâlbuki Dokuz İlahi Generalden birisin ve muhtemelen yüzlerce kişiyi öldürmüşsündür.”
Todd’un kollarının arasındaki Arakiya’nın kapalı gözünden yaşlar dökülüyordu. Yanaklarına yuvarlanan yaşları izleyen Todd’un aklındansa şu anki yoldaşının da tıpkı bir önceki gibi göz bandı taktığı düşüncesi geçiyordu.
İşte bunu düşünen Todd, bir anda kafasını yana yatırdı.
Ve——
Todd: “Cemal, göz bandını hangi gözüne takıyordu ya?..”
#Todd tam da kendisinden beklenildiği gibi Todd’luk yaparak Cemal’i feda edip kaçtı. Başından beri böyle bir şey yapacağını düşünüyor ve bekliyordum, şaşırtmadı. Her şeye rağmen Cemal’i mutlu uğurladık. Sıradaki bölümde yeniden Belediyedeki gruba katılacağız ve ne konuştuklarına bir bakacağız. Hadi orada görüşmek üzere!


