Bildirimler Tümünü Okundu Say
Bildirimleri görmek için giriş yapın.
Ana Sayfa / Ana Hikâye/ Kısım VII, Bölüm 23 – “Müzisyen Natsumi Schwartz”

Kısım VII, Bölüm 23 – “Müzisyen Natsumi Schwartz”

1 Nisan 2023 432Okunma 68 dk okuma

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Çevirmen: Clumsy

Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Subaru: “————”

İlkel aynadaki yansımasına bakan Natsuki Subaru—— ya da daha doğrusu o güne dek kendisine öyle seslenen kişi, gözlerini kıstı ve kendisini defalarca, dikkatlice inceledi.

Aynadan koyu göz farı ve özenle kıvrılmış kirpikleri yansıyordu. Kadın ve erkek arasındaki en büyük fark olan deri dokusu beyaz pudrayla örtülmüş ve dudakları daha canlı bir görünüm için parlak kırmızıya boyanmıştı.

Kostüm kısmı epey zorlu olsa da güney iklimine uygun bir stile erişme zorluğuna rağmen bolca gevşek kıyafetten faydalanarak fiziğini gizlemeyi başarmıştı.

Zaten bu defa bir asilzadenin kızı değil, daha rahat, daha basit bir tarzı üstlenecekti—— yani gezgin bir şovmen olacaktı. Bu nedenle hareketlerinin yanı sıra görünümünün de bu tarzı karşılayacak şekilde daha “dişi” olması gerekiyordu.

Subaru: “Bedenimi olabildiğince düzeltip göğüs kısmını güzelce şişireyim…”

Aklına gelen tüm tekniklerden faydalanıyor, zihninde o zamana kadarki karşılaşmalarını resmediyordu.

Emilia’yla başlamış, ardından Felt ve tiksindirici Elsa gelmiş, derken Meili hariç Ram, Rem, Beatrice, Petra diyerek tüm grubu düşünmüştü. Onların peşi sıra Priscilla, Crusch, Anastasia, bu işin üstadı olarak görebileceği Ferris ve Frederica gelmişti. Ve bir de yalnızca görünüşleri iyi, kendileri sinir bozucu cadılar vardı—— Özetle şu ana dek bu dünyada karşılaştığı tüm güzel kızları, kadınları ve dişi varlıkları düşünerek “güzellik” algısını geliştirmişti.

——Kendisini mütemadiyen olabilecek en iyi hâliyle hayal etmek zorundaydı.

Hayallerinin ötesinde bir şeyi düşünmesine gerek yoktu.

Elindeki malzemelerle yapabileceği en iyi hamleyi yapmış ve olması gereken noktaya ulaşmıştı.

Bu nedenle——

Subaru: “——İşte bu benim.”

Deyip aynanın karşısından uzaklaştı, yavaşça derin bir nefes alarak arkasını döndü.

Ve bir başına verdiği upuzun mücadele sonrasında nihayet kapıyı itip açtı. Arkadaşlarının o kapının ardında nefeslerini tutmuş şekilde görevin başarılı mı yoksa başarısız mı olacağını görmeyi beklediğini biliyordu.

Kapıyı açıp oraya adımını atışıyla birlikte kadınların gözleri Subaru’ya çevrildi.

Subaru: “————”

Sessizlik hüküm sürüyor, gergin atmosferi hissedebiliyordu.

Ansızın kapıldığı endişe, bu sessizliğe sebep olan duyguyu algılayabilmesine imkân tanımıyordu. Elindeki kartların yetersiz olduğu kesindi. Keşke şu da olsaydı, keşke bu da olsaydı şeklindeki pişmanlıklarının sonu yoktu.

Ama durup bir düşününce, tüm mesele inisiyatif almaktı, öyle değil mi?

İnsan her savaşa mükemmel şartlar altında giremezdi. Her hâlükârda hayat denen şey de bizlere dağıtılan kartları oynamak değil miydi?

Ve Subaru tam da kendisini savaşı çoktan kaybetmişçesine bahaneler uydurmaya başlar hâlde bulurken…

???: “…Harikulade.”

Hafif bir ses işiterek kafasını kaldırdı.

Sonra da o sesin gerçek doğasını idrak etti. O ses, birbirine çarpan iki ele aitti. Yani bir alkış sesiydi. Tebrik, hayranlık ve saygı karışımı bir sesti.

Subaru: “Mi…”

Kendisini alkışlayan kişiye bakan Subaru, ona hiç de hanım hanımcık olmayan bir şekilde seslenmek üzereydi ama kendisini zamanında durdurmayı başardı.

Hâlâ eksikleri vardı. Elini usulca boğazına doğru götürerek havanın küçük nefesler hâlinde ağzından çıkmasına izin verdi. Sonra da zihnindeki çarklar dönerken gülümseyerek,

Subaru: “Mizelda-san.”

Mizelda: “——Hık, yok artık, sesine ne oldu? Bu da ne, bu da ne, nasıl yani?!.”

Subaru: “Bir şeye karar verdim mi en iyisini yapmak görevimdir. Ben işin kolayına kaçmadıkça kurtarılabilecek hayatlar var. Hâl böyle olunca da yapmam gereken tek bir şey oluyor.”

Mizelda: “Ooh!..”

Derken Subaru’nun gülümsemesi silindi ve tek bir parmağını gökyüzüne doğru uzattı.

Ağaçların sık dalları güneşi görmesine engel olsa da bu gösteriyi yapması gereken şey göksel varlıklar değil, orada toplanmış arkadaşlarıydı.

Onlara tepeden tırnağa bakmalıydı.

Ön, arka, sağ, sol, herhangi bir yönün önemi olmamalıydı.

——Kendisini her daim ‘en güzelleri’ olarak hayal etmeliydi.

Eğer bu hayali takip etmeyi, ideallerini yeniden yaratmayı başarırsa korkacak hiçbir şeyi olmazdı.

İşte bu düşüncelerin kendisine verdiği yetkiye dayanarak——

Subaru: “——Natsumi Schwartz’ın doğuşu.”

Dedi Natsumi Schwartz, kahramanca—— yo, daha ziyade bir hanımefendi gibi.

Karşısında alkış tutmayı bırakan Mizelda’ysa başını derinlemesine salladı. Ve Natsumi’nin yanına geçip eliyle sırtını destekleyerek,

Mizelda: “Dünyam çok küçükmüş. Haklıymışsın, Subaru… Yo, Natsumi.”

Subaru: “Artık anlıyorsun, değil mi Mizelda-san?”

Mizelda: “Ahh, can sıkıcı ama evet, artık anlıyorum… Güzellik yaratılabilirmiş.”

Mizelda’nın gözleri kısılır ve usulca gülümserken Natsumi de gülümseyerek karşılık verdi.

Toplanan ve bu güzel manzaraya tanık olan Shudraq Halkının gözleri de birbirlerinin üzerindeydi. Ardından gecikmeli bir lütuf misali alkış yağmaya başladı.

Alkışlar arttıkça arttı, Natsumi’nin doğuşu kutlandı.

Öte yandan——

???: “Bu da ne?”

???: “Ah~”

Bu yaşananları tam anlamıyla sindiremeyenler, manzarayı çatık kaşlarla izliyordu.

△▼△▼△▼△

Subaru: “Ve böylece Natsumi Schwartz doğdu. Bir sürü farklı makyaj malzemesi falan olunca biraz kafam karıştı ama bu kadarını halletmeyi başardım.”

Rem: “Benimle kafa mı buluyorsunuz?”

Subaru: “Eh!?”

Toplantı alanına dönüp yeni bir görüşme başlatan Natsumi’nin—— yani Subaru’nun sözleri, Rem’in soğuk mu soğuk bakışları ve buz gibi sesiyle yanıtlanmıştı.

Rem’in soğuk tavrı, Subaru’nun sonuçları sergileyişi sonrasında bile değişmemişti. Subaru, eliyle yüzünü işaret ederek karşılık verdi.

Subaru: “E hâlâ takma kirpik gerekiyor bence… Peruk için de Shudraqlardan biraz siyah saç ödünç almayı başardım…”

Rem: “Ben ondan bahsetmiyorum. Bence makyaj da peruklar da gayet iyi. Ama sonsuza dek kadın gibi konuşmana gerek yok.”

Subaru: “Evet, ama… ruh hâli de önemlidir, öyle değil mi? Eğer düzenli bir şekilde buna özen göstermezsem foyamın ne zaman ortaya çıkacağını bilemem. Ayrıca…”

Rem: “Ayrıca?”

Subaru: “Bir erkek olduğum gerçeğinin tadını çıkarırsam güzellik tanrıçası bana sırtını döner ve… Of, of, oooff!”

Subaru tam da ciddileşmeye başlayacakken Rem kulağını feci şekilde çekti.

Ve istemsizce gözleri yaşaran Subaru hızlıca ondan uzaklaştı. Sonra da süreci izlemekle meşgul olan Mizelda’nın yanına doğru kaymakta karar kıldı.

Subaru: “Mizelda-anesama, ben Rem-san’dan korkuyorum…”

Mizelda: “Umm, ağlama, Natsumi… Tuhaftır ki senin Subaru olmanı bilmeme rağmen gözüme çok tatlı görünüyorsun. Taritta da senden ders almalı.”

Taritta: “Abla!”

Ablası Subaru’nun kafasını okşarken Taritta, Mizelda’nın bu acımasızca yorumu karşısında gözlerini devirdi.

Buna rağmen yüz hatları normalde olduğundan çok daha yumuşaktı. Çünkü Subaru, onun Shudraq Halkının savaş boyası denilebilecek ağır makyajını silmiş ve daha tatlı görünmesini sağlayacak yeni bir makyaj yapmıştı.

Shudraqlar cesaretleri ve güçleriyle ünlü olsalar da şu anda hem çekici hem de tehlikeli görünmeleri, erkekleri deliye döndürecek büyülü ve duyulara hitap eden bir nitelik taşımaları gerekiyordu.

Bir kez güzelliklerini bu doğrultuya odaklama kararı aldıktan sonra Taritta ve Kuna’ya makyaj yapmak keyifli olmuştu.

Subaru: “Beklediğimden çok daha genç bir yüze sahipmişsin, Taritta-anesama. Makyajın harika oldu, arada bir tatlılığını göstermen hoş bir şey bence.”

Taritta: “Benimle dalga geçme lütfen! Her şeyden önce, senin kadar tatlı olmam mümkün değil…”

Subaru: “Ah, özgüven eksikliğin de çok şirin ama! Öyle değil mi, Mizelda-anesama?”

Mizelda: “Evet öyle şekerim.”

Subaru ona doğru eğilip tatlı tatlı konuşurken Mizelda’nın yanakları gevşedi. Taritta’ysa ikilinin çizdiği manzaradan utanarak yanakları hafiften kızarmış şekilde kafasını çevirdi.

Koyu teni nedeniyle o kızarıklığı görmek zor olsa da göz ve dudaklarının hâli hafif bir utanıp kızarma izlenimi uyandırıyordu, yani görünümündeki tatlı değişimi algılamak kolaydı.

Rem: “Oyun oynamaya ne zaman son vereceksin acaba!?”

Fakat Rem, bu tatlı manzarayı tek bir bağırışıyla paramparça etti.

Subaru ve Taritta ikilisi şiddetli bir rüzgâra maruz kalmışçasına ufaldı. Rem’se soluk mavi gözlerini önce onlara, sonra da odanın köşesindeki Kuna’ya dikti.

Kuna da Taritta gibi makyaj yaptırmış, saçlarına çekidüzen verilmişti.

Kuna: “N-ne oldu, bu işle hiçbir ilgim olmadığı bilinsin isterim…”

Rem: “Kuna-san, sana güveniyorum. Şu ikisine bakıyorum da aklı başında tek kişinin sen olduğun anlaşılıyor… Gerçekten bu plana dâhil olacak mısın?”

Kuna: “Aklı başında tek kişinin ben olduğumu biliyorum ama…”

Saçları iki yandan toplanmış olan Kuna, cansız bakışlarını Subaru ve Taritta’ya dikti.

Nahoş bir açıklamaydı ama Subaru, devamını merakla bekliyordu. Ona deli gözüyle baktığı belli oluyordu ve bu hâliyle şok içerisinde sarsılan Taritta’dan farklıydı.

Kuna, Subaru ve diğerlerinin tepkileri karşısında hafifçe nefes vererek sözlerinin devamını getirdi.

Kuna: “Görevi gerçekleştirememe sebebi ortadan kalktı, bunu sen de anlayabiliyorsun, haksız mıyım Rem? Natsumi’nin… Subaru’nun bir sorunu kalmadı. Evet, o kabile reisimizden daha kadınsı biri.”

Rem: “Bana kalırsa bu sözlerinle Mizelda-san’a büyük bir kabalık ediyorsun…”

Kuna: “Bunun bir sorun olduğunu düşünmüyorum. Sorun olacak şey, orada alacağımız sonuçlar…”

Ve tam da Kuna Rem’in sorularını yanıtlamaya bir son vermek üzereyken,

???: “——Herkes toplanmış anlaşılan.”

Kuna: “Ah, iti an çomağı hazırla…”

Kendini beğenmiş ve dobra bir ses, toplantı salonunu doldurdu ve yeni bir figür göründü.

Kuna’nın bakışları o yöne çevrilince Rem’in de aynı yöne dönmekten başka şansı kalmadı. Doğal olarak Subaru, Mizelda ve diğerleri de aynı şeyi tekrarladı.

Herkes: “————”

Ve o anda herkes için zaman durdu.

——Yo, daha doğrusu orada beliren figür ve ona makyajını yapan Subaru hariç herkes için.

Subaru: “İnce ayarı sana bırakmıştım ama… bu işte neredeyse sinir bozucu derecede iyi çıktın.”

Abel: “Makyaj becerilerim için övülmek beni mutlu etmiyor. Her hâlükârda sen etkileyici bir yeteneğe sahipmişsin. Demek ki tamamlanmış bir üründen bile yepyeni bir şey çıkabiliyormuş. Hayal ettiğimden de iyi görünüyor.”

Subaru: “Hah, galibiyetten payıma düşene bakın!..”

Diyen Subaru, hüsran içerisinde serçe parmağını ısırdı.

Tabii ki güzelliğin yaratılabileceği inancından yana bir şüphesi yoktu. Elindeki birkaç karttan faydalanarak bunu kendi bedeniyle kanıtlamış olduğunu da gururla ilan edebilirdi.

Ama materyaller arasında bir fark vardı.

İşte bu yüzden——

Rem: “Ah, Abel-san, öyle değil mi?”

Abel: “Ya kim olacaktı? Böyle aptalca sorular sormasana. Gerçi hayır, o kadar değiştiysem şaşkınlığın yerinde bir örnek olmuş demektir.”

Rem’in ağzından kekeleyerek çıkardığı sözcükleri işiten Abel—— daha doğrusu makyaj, peruk ve kostüm değişimiyle doğmuş olan Bianca, ince ve beyaz parmaklarını sıktı.

Kuzguni siyah saçlarının uzunluğu ve dolgunluğu, güzel yüzü ve çekik gözleriyle mükemmel bir uyum içerisindeydi. Beline bağlanan ve bacaklarını iki ayrı sütun gibi gösteren dansöz kostümü de ilgi çekmek için yeterli frikiği veriyordu.

Karşılarında bu planın hayati unsuru ve ellerindeki en iyi joker kart olan, ekstrem güzelliği baştan yaratan güzeller güzeli bir dansçı duruyordu.

Geri Kalan Herkes: “————”

Bianca’nın mükemmeliyeti, Mizelda ve diğerlerinin bile çıt çıkartamaz hâle geleceği boyuttaydı.

Bu yaşananları şaşkınlığın değişimin boyutundan kaynaklandığı Subaru’nun Natsumi’sinden ayıran da buydu. Şu anda duydukları şaşkınlığın kaynağı, Abel’in Bianca’sının harikulade güzelliğiydi.

Dansöz kostümünü ve uzun saçlarını süsleyen Shudraq mücevherleri de gerçek güzelliğini vurgulayıp bir adım ileri taşıyordu.

Subaru, Mizelda’nın o mücevherleri uzatırkenki gülümsemesini hâlâ hatırlıyordu.

Ve nedense o gülümsemeyi hatırlamak canını yakıyordu. Ancak Mizelda ve diğerleri için endişe duyan Subaru’nun kolaya kaçma veya yan çizme şansı yoktu.

Bu mükemmeliyeti nasıl bizzat mahvedebilirdi ki?

Subaru’nun Natsumi Schwartz olarak sahip olduğu ego, böyle bir şeye müsaade etmezdi.

Subaru: “Makyaj yapmaktan çekinmemen beni şaşırttı…”

Abel: “Ne, yoksa sen kadın kılığına girmenin onur kırıcı olduğunu mu düşünüyorsun? Bilmenizi isterim ki bu benim ilk seferim değil. Çocukluğumda böyle şeyleri sık sık tekrarlardım.”

Subaru: “Çocukluğunda mı?”

Abel: “Evet. Pozisyonum gereği kendimi korumak için geniş bir yelpazeye sahip olmanın iyi bir fikir olduğunu söyleyebilirim.”

Subaru, kollarını tatlı tatlı önünde bağlamış güzel bir kadın olan Bianca’nın değil, Abel’in söyledikleri karşısında dudak kıvırdı.

Belki de geçmişteki tecrübeleriyle tahta oturmadan önce bir imparatorluk adayıyken katlanmak zorunda olduğu gizli düşmanlıklardan bahsediyordu.

Veraset sisteminin Lugunica’dan çok daha karmaşık olduğu Volakiya’da sıradaki İmparatorun kim olacağı konusunda mücadeleler ve suikastların gerçekleşeceğini hayal etmek zor olmasa gerekti.

Abel de zaman zaman bu zorlu koşullarda sağ kalabilmek adına görünümünü, hatta cinsiyetini bile farklı göstermek zorunda kalmıştı.

Abel’in kendisi de dâhil olmak üzere pek çok fedakârlıkta bulunmaya olan gönüllülüğü, İmparatorluk tahtına hak kazanmasından önce geçirdiği çocuklukta şekillenmiş gibi görünüyordu.

İşte bu şekilde başlayan fedakârlıkları şimdi de kadın kılığına girişiyle Bianca’sında kendini gösteriyordu.

Subaru: “Yine de güzelliğinin farkında olman biraz sinir bozucu!..”

Abel: “Asıl senin böyle düşünmen sinir bozucu ve saçmalığın daniskası. Ülkesini geniş bir perspektiften gözlemleme zorunluluğuna sahip bir pozisyonun sahibi nasıl olur da kendisini objektif olarak değerlendiremez ki? Sen kendi becerilerinle kendine dair o objektif değerlendirmelerini alt üst etmiş gibi görünsen de benim böyle acınası numaralara ihtiyacım yok.”

Subaru: “Hah… Hık.”

Abel: “Kaplanların neden güçlü olduğunu bilir misin? Kaplanlar güçlüdür, çünkü kaplan dediğin güçlü olur.”

Subaru, bir kez daha Garfiel’den de duyduğu bu görüşle karşılaşmıştı.

Kaplanların kaplan oldukları için güçlü oldukları teorisi, Abel’in de Abel olduğu için güzel olduğu gerçeğiyle bağdaşıyordu. Zorlama bir mantık değildi.

Reinhard’ın Reinhard olduğu için güçlü olduğunu söylemek de aynı çizgideydi.

Başka bir deyişle, açık, inceliksiz bir dünya görüşüydü.

Subaru: “Aman neyse… Flora da aynı fikirde, öyle değil mi!?”

Flop: “Bir anda sonuca atlamadın mı, Danna-kun?!”

Derken Abel’in arkasında, Flora kılığına bürünmüş, hayretler içerisinde bir Flop belirdi.

O da giyinip kuşanmıştı ve Subaru’nun kaynaklarının potansiyelini tam anlamıyla kullandığı takdirde daha da eksiksiz hâle geleceğini bildiği bir güzelliğe sahipti. Ayrıca Flop, Subaru ve Abel’in aksine uzun saçlara sahip olduğu için yalnızca birazcık işlem görmüştü ve eldeki malzemelerle çekiciliği en çok açığa çıkarılanın o olduğu söylenebilirdi.

Aslında Subaru, yan yana durdukları takdirde ondan çok da aşağı kalmayacağına inanıyordu. Ama——

Subaru: “Harcanan zaman ve çaba arasında fark var… İlahi bir kayırma olmalı!..”

Flop: “Bu şekilde dert yandığını duymak beni üzse de harika görünüyorsun Danna-kun. Gerçi artık Danna-kun değilsin, efendimsin!”

Subaru: “…Böyle bir iltifat beni mutlu etmez artık.”

Flop: “İltifat mıydı ki? Farkında değildim.”

Flora olmak bile Flop’un dürüstlüğünde bir değişiklik yapmamıştı. Her hâlükârda sıkıntı yoktu. Tabii plana ayak uydurabilmesi için biraz oyunculuk rehberliğine ihtiyacı olacaktı.

Gerçi bu durumda en önemli rolü Abel oynayacaktı.

Subaru: “Flora ve ben enstrüman çalabiliriz. Yani sana düşen rol de…”

Abel: “Dans etmek, ha. Dile getirmenize gerek yok, aklımda bir plan var zaten. Rolümün önemini de biliyorum. Ayrıca…”

Subaru: “Ayrıca?”

Abel: “Dans etmekte ölen kız kardeşim kadar iyi olmasam da ona epey yakınımdır.”

Derken yanakların seğirişi, hatta o muzaffer, kibirli gülümsemesi bile güzeldi.

Abel’in özgüvenli tavırları insanı rahatlatıyor, aynı zamanda Subaru’nun içinin beklentiyle yanıp tutuşmasına yol açıyordu. Öyle ki Abel, şeytaniliğini tam bir Bianca olarak hiç çekincesiz gözler önüne seriyordu.

Eğer öz değerlendirmeleri doğruysa Subaru, onun dansına da büyük umutlar bağlayabilirdi.

Subaru: “——. Peki öyleyse. Madem kendine o kadar güveniyorsun, ne kadar iyi olduğunu göster bakalım. Sonuçta tükürdüğünü yalayamazsın.”

Abel: “Tükürdüğümü yalayamam, ha?.. Hmmm, atıp tutmak yok gibi bir şey diyorsun yani? Bayağı dolambaçlı bir ifade şekli oldu ama sıkıntı yok. Sana dansımı sergileyeceğim.”

Subaru: “————”

Abel: “Bu planı önerdiğin için ödül olarak hiç değilse bu kadarını yapabilirim.”

Abel’in kibrinde hiçbir azalma olmamıştı, kadın kılığına girdiğinde bile kendinden şüphe duymuyordu.

Hem içi rahatlayan hem de altta kaldığını hisseden Subaru, bakışlarını usulca Rem’e çevirdi. Maalesef genç kız bu planda ona eşlik edemeyecekti.

Ama yine de——

Subaru: “Güvende olmam için dua et lütfen. Senin için elimden gelenin en iyisini yapacağım.”

Rem: “——.————.————————.——————————.Tamam.”

Subaru: “Dua etmen bayağı uzun sürmedi mi!”

Subaru, sahiden şaşırmış görünen Rem’in gecikmeli yanıtı karşısında bu şekilde bağırdı.

Rem’in yanındaki Rui de bu bağrışı işitir işitmez kafasını hızla geri çekti. Görünen o ki Rui bile Subaru’yu Natsumi hâliyle tanıyamıyordu.  

Bu tepkinin şimdilik Subaru’yu görevi için biraz ivme kazandığına ikna etmesiyse iyi bir şeydi.

△▼△▼△▼△

——“Kumaso Takeru” Operasyonu.

İmparatorluğun İkinci Sınıf Generali Zampara Zikir Osman’ın hedef alındığı operasyonun ismi buydu.

Bu isim, bir Kojiki masalından ilham alan Subaru’nun önerisi olmuş ve şansına kimseden itiraz gelmemişti.

Sebep planı geliştiren Subaru’ya saygı duymaları mıydı yoksa operasyon ismini hiç kimsenin umursamayışı mıydı bilinmezdi ama bu konuda sorun yaşamamaları iyi olmuştu.

Her hâlükârda şans unsurunun kaçınılmaz şekilde devreye girdiği bir planda böyle şeylere kafa yormanın bir anlamı yoktu.

Elbette ki başarı şanslarını arttırmak için hiçbir çabayı esirgemeyeceklerdi ama şans, arttırılması zor bir şeydi. Bununla birlikte ufak da olsa elverişli bir duruma ulaşmak fena olmazdı.

——Buddheim Ormanından ayrılan grup Guaral’a doğru yola koyulmuştu.

Grubun beş üyesi; Subaru’nun Natsumi’si, Abel’in Bianca’sı, Flop’un Flora’sı ve Taritta ile Kuna ikilisinden oluşuyordu. Geri kalan Shudraq Halkıysa Rem, Rui ve Medium’u da aralarına katarak Mizelda öncülüğünde ayrı bir grup oluşturmuştu.

Şehirdekilerin gözlerinden ırak bir noktaya saklanıp gerekli olduğu takdirde dikkat dağınıklığı yaratmak adına Kale Şehrinin duvarlarına saldıracaklardı. Tabii bu onlar için bir nevi sigortadan ibaretti.

Asıl planları başarısız olursa başvurulacak, pek de ideal olmayan bir b planıydı. Planları gerçekten başarısız olursa Subaru ve diğerlerinin başı fena hâlde derde girecekti.

Öyle ya da böyle——

Subaru: “Şahsen ben, en önemlisinin ilk kontrol noktası olduğunu düşünüyorum.”

Diye mırıldanan Subaru, kafasını kaldırarak ön tarafı kendilerine dönük olan ana kapıya baktı.

Üzerinden birkaç gün geçmiş olsa da en son zorla kaçıp kurtuldukları ana kapıdan bir kez daha geçmeyi deneyeceklerdi. O gün yaşananların ardından doğal olarak kontrol noktasındaki güvenlik seviyesi yükseltilmişti.

İsyancıların yeni bir işgal gerçekleştirme ihtimaline karşın ejder arabaları, kağnılar ve insanların yük kısmında gizlenebileceği diğer araçlara özel bir özen gösterilmeye başlanmıştı. Subaru, ticaret araç gereçleri karman çorman edilen, arabaları devrilen ve samanları kılıçlarla dikkatlice eşelenen tüccar ve gezginlerin bağrışlarını işitebiliyordu.

Dürüst olmak gerekirse onlar adına çok üzülüyordu. Bununla birlikte şehirdeki hengâme düşünülünce bu noktada geri dönmemiz daha akıllıca olabilir diye de düşünüyordu.

Tabii ki böyle bir tavsiyede bulunabilmesine imkân yoktu, ama——

???: “——Sıradakiii. Şehre geliş sebebiniz nedir?”

Düşüncelere dalan Subaru’nun kulak zarları ciddi bir adamın kaba sesiyle dövüldü.

Ve kafasını kaldırdığında güçlü bir fiziğe sahip kel bir muhafızın kendisine yaklaşmakta olduğunu gördü. Adamın grubu öne çağırışıyla birlikte de Subaru, kafasıyla grubun geri kalanına gelmelerini işaret etti.

Subaru: “Biz gezgin bir eğlence topluluğuyuz. Bu şehre kuzeyden geldik.”

Muhafız: “Oh, gezgin eğlence topluluğu ha…”

Deyip merak içerisinde tek kaşını kaldıran muhafız, Subaru’nun arkasındaki grubu inceledi.

Sırtında bir enstrüman taşıyan Flora el salladı; valizlerini sırtlanmış olan Taritta öne eğildi; Kuna’ysa herhangi birinin yüz ifadesini görmesine izin vermeden yanındaki yüzü peçeli kişinin önüne bir şemsiye uzattı.

Muhafızın kendilerini bu havaya iyice kaptırmış gruba duyduğu hayranlık apaçık ortadaydı.

Subaru: “————”

Öte yandan Subaru, cana yakın gülümsemesini korumasına rağmen gerginlikten ölüyordu.

Bu muhafızı tanıyordu. Subaru’nun Guaral’a ilk girişinde Flop ve Medium’la tanıştığı sırada ana kapıda görev yapan muhafızın ta kendisiydi.

Başka bir deyişle, ilk engelleri için daha iyi bir seçim olamazdı.

Muhafız: “Ama kuzeyden geliyorsanız zorlu bir süreç geçirmiş olmalısınız. Leydi Akkor’un bölgesinin epey hareketli olduğu söyleniyor. Uçan ejder sürüleri gökten eksik olmuyormuş.”

Subaru: “Evet, evet, doğru söylüyorsunuz. Bu yüzden orada çok uzun süre kalamadık zaten… Bu şehirse muazzam duvarlarla çevrilip korunuyor, yani eminim ki içerisi güvenlidir, öyle değil mi?”

Muhafız: “Ahhh, bu…”

Subaru yüzünde belli belirsiz bir gülümsemeyle flörtleşirken muhafızın ifadesi rahatsız bir hâl almıştı.

Bu tepkinin nedeniyse muhtemelen kampları yakılıp yıkılan İmparatorluk Askerlerinin şehirde olduğunun farkında olmasıydı. Bunun yanı sıra Subaru ve yoldaşlarının geçen gün yarattığı hengâme de şehirdeki İmparatorluk Askerlerini iyice panikletmiş, atmosferi gerginleştirmişti.

Muhafızın eveleyip geveleme sebebi bu olsa gerekti.

Hâl böyle olunca da bundan faydalanmamaları için hiçbir sebep yoktu.

Subaru: “…Bu şehirde olup biten bir şeylerden endişe duyuyor olabilir misiniz acaba?”

Muhafız: “…Evet, birazcık. Saklamaya çalışsak da kolayca anlaşılıyor tabii. Aslına bakarsanız şu anda İmparatorluk Ordusu şehre yerleşmiş durumda ve doğudaki kabilelerle sorun yaşıyorlar. Yani…”

Subaru: “Ah canıım! Şehir halkı için çok can sıkıcı olmalı.”

Muhafız: “Aynen öyle.”

Bıkmış usanmış görünen muhafız, Subaru’nun bu sözleri karşısında öne doğru eğildi.

Birbirleriyle temas hâlinde olmadıkları sürece muhafız ve askerleri ayırt etmek zor olsa da özünde farklı pozisyonlara sahiplerdi. Muhafızlar yalnızca bulundukları şehre bağlı olurken askerler ülkeye, hatta bu durumda İmparatorluğa bağlı olurdu. Yani emir komuta zincirleri temelden farklıydı.

Subaru’nun karşısındaki muhafız da bu şehre bağlı biriydi ve şehri koruma görevine sahipti.

Ancak mevcut durumda İmparatorluk Ordusu Belediyeye yerleşmişti ve muhafızlara emir yağdırılıyordu. Muhafızlarınsa İmparatorluk Askerlerinin oyuncağı olmaları için hiçbir sebepleri yoktu.  

Muhafız: “Bunlar yetmezmiş gibi şehirdeki meyhaneleri “gece devriyesi” adıyla devralıp sahipleniyorlar. Ve doğru düzgün ödeme yapmadıkları için işler de kötüye gidiyor. Buna daha fazla dayanamıyorum artık.”

Subaru: “Ah canıım, canım benim, ne korkunç! Sizi çok iyi anlıyorum, kalbim sizinle. Aramızda kalsın ama ben de İmparatorluk Askerlerinin kibrinden kaynaklı zorluklardan payıma düşeni aldım.”

Muhafız: “Oh, gerçekten mi? Sizin gibi güzel bir kadın mı?..”

Subaru’nun bir iki hoş tepki sonrası gelen o derinden, kuvvetli onaylamaları muhafızın tepkilerini yumuşatmıştı. Aslına bakarsanız epeyce arkadaş canlısı birine de benziyordu. Bu yüzden Subaru, sesini hafiften alçaltıp “Evet” deyip kafasını çevirerek uzaklara baktı.

Bu anlamlı hareketi gören muhafızsa, “Oh, hanımefendi?” diyerek bir kez daha paniğe kapıldı.

Muhafız: “İyi misiniz? Bu konuda konuşmak istemiyorsanız hiç canınızı sıkmayın…”

Subaru: “Yo, sorun değil. Artık mazide kaldı. Yalnızca şey, zamanında İmparatorluk Askerleri tarafından yakalanıp kafese atılarak köle muamelesi görmüştüm de…”

Muhafız: “Ah, bu…”

Subaru: “Bazen bana çelme takıp beni yere düşürmek gibi şeyler yaparlardı, bazense beni bıçaklarıyla tehdit ettikleri bile olurdu…”

Muhafız: “B-Bu affedilemez bir şey!..”

Diyen muhafız, gözyaşları içerisinde geçmişi yâd eden Subaru’nun anlattıkları karşısında yumruklarını sıktı.

Adamın kulaklarının öfkeden kızardığını gören Subaru’ysa usul usul, “Ne kadar da kibarsınız.” diye mırıldandı.

Muhafız: “Yo, hayır, kibarlık etmeye çalışmıyorum. Kim olsa aynı hislere kapılırdı.”

Subaru: “Öyleyse, şey, muhafız-sama. Madem bana acıdınız, içeri girmemize izin verir misiniz? Eğer bunu yaparsanız…”

Muhafız: “Evet?”

Subaru: “Bu şehrin İmparatorluk Ordusu tarafından bu denli kasvetli hâle getirilen atmosferini baştan yaratırız.”

Diyen Subaru’nun sesi kısık olsa da barındırdığı coşku yoğun, tutkuluydu.

Onu duyan muhafızın ciddi suratı şaşkınlıkla kızarıp bozardı. Ve bakışları Subaru’nun ardında sıralanmış gezgin eğlence topluluğuna çevrildi.

Muhafız: “…Hanımlar, bizlere tam olarak hangi sanatları sergileyeceksiniz?”

Subaru: “Elbette ki dünyayı dolaşıp pek çok farklı sanat icra etmeyi öğrendik. Şahsen ben şarkı söylemekten, enstrüman çalmaktan ve biraz da büyüden hoşlanırım. Ama…”

Muhafız: “…Gulp.”

Subaru: “Şovumuzun en iyi kısmı grubumuzun çiçeği olan dansözümüzün dansıdır.”

Subaru bu sözlerle birlikte grubun ortasında şemsiyeyle gizlenen figürü işaret etti. Yüzü peçeyle örtülü olan bu kişi, gruplarının en dikkat çeken üyesiydi.

Gözleri irileşen muhafız, peçenin ardındaki bakışlarla karşılaştığı anda kaskatı kesildi.

Ve her şeyi göremiyor olsa da gördüğü kadarı, boğazının kurumasına yetti.

Muhafız: “————”

Gözünün kör, elinin ayağının tutmaz hâle gelmesi çok doğaldı.

Karşısında Subaru’nun bile sinirini bozan bir başyapıt vardı. Subaru tüm cüretkârlığıyla “Güzellik yaratılabilir” demiş olsa da gerçek güzellik, Tanrının yaratımıydı.

Neticede Subaru’nun sağladığı güzellik, ona kıyasla bir rötuştan ibaretti.

Lakin o tek adımlık rötuş bile dansözlerinin şeytani güzelliğini daha da ileri taşımaya yetmişti.

Subaru: “Dansözümüzle birlikte sizler için şarkılar söyleyecek, enstrümanlar çalacağız. Bu yüzden Guaral’da kalmamıza izin vermenizi umuyoruz.”

Muhafız: “————”

Subaru: “Muhafız-sama?”

Muhafız: “…Ah, aah, doğru ya. Eşyalarınız arasında şüphe çeken bir şey göremiyorum…”

Omzundan hafifçe çimdiklendiği anda kendine gelen muhafız bu şekilde mırıldandı. Sonra da elini göğsüne götürüp kalp atışlarını yatıştırmak için ağır ağır nefes alarak gruba bakmayı sürdürdü.

Bunu yaparken de o şeytani çehre tarafından büyülenmekten olabildiğince kaçınmaya çalıştı.

Muhafız: “Şehre girebilirsiniz. Bir yerlerde performansınızı sergileyecekseniz ana kapıdan uzak durmanızı tavsiye ederim. Şehrin ortasındaki ana cadde başlangıç için iyi bir yer olur. Belediye binası da askerler tarafından uygun bir aday olamayacak kadar doldurulmuş durumda.”

Subaru: “Ah, ne kadar da kibarsınız… Peki muhafız-sama ne zaman uygun olur acaba?”

Muhafız: “Oh, ben mi? Benim vardiyam akşam yemeğinden hemen önce bitiyor, sonra da yemeğe geçiyorum…”

Subaru: “Öyleyse gideceğiniz restoranın konumunu benimle paylaşın lütfen. Meslektaşlarınızla birlikte gelirseniz bize gösterdiğiniz nezaketin karşılığını ödeyebileceğimizden eminim.”

Subaru, bu sözleri usulca eğilip muhafızın kulağına fısıldadı.

Muhafız şaşkınlık içerisinde kafasını kaldırdığı andaysa ona doğru gülümseyerek harekete geçti. Ve kontrol noktasında sabırsızca bekleyen grup arkadaşlarına dönerek,

Subaru: “Tamamdır, hadi gidelim hanımlar. Bu şehrin atmosferini güzelce temizlemek hediyemiz olsun.”

Diyen Subaru, beklemekte olan arkadaşlarına öncülük ederek muhafızın yanından geçip gitti.

Muhafız kulaklarını tutup hayretler içerisinde bakakalırken de Subaru ve grubu, önlerinde hiçbir engel olmaksızın gururla ana kapıdan şehre adım attı.

Gidişlerini izleyen Muhafız da sessizce bir nefes vererek——

Muhafız: “…Bugünkü işleri bir an önce bitirmeye çalışalım öyleyse.”

Diye geveledi.

****

Flop: “Vay be, gerçekten hoş bir gösteriydi, efendim! Belki de benden daha yetenekli bir tüccarsındır diye düşünmeye başlıyorum!”

Flop ya da namı diğer Flora, valiziyle birlikte ana kapıdan geçişinin biraz sonrasında gözleri ışıldayarak Subaru’yu kontrol noktasındaki tavırları için övdü.  

Bu açık yürekli sözcüklerinde yalan yoktu, Subaru da neşeyle başını sallayarak onayladı.

Subaru: “Aynen! Bu şekilde övülmekten onur duydum ama ben hiçbir şekilde tüccar değilim. İlgilenmem gereken başka işlerim var.”

Flop: “İlgilenmen gereken işler mi? Ne gibi?”

Subaru: “Tabii ki hanımefendi olmak falan değil… benim için önemli kişilere yardım etmekle ilişkili şeyler.”

Flop: “————”

Subaru’nun söylediklerini işiten Flop’un gözleri hafiften irileşse de hızlıca gevşeyerek “Şey, evet” diye onay verdi.

Flop: “Öyleyse bu planı gerçekleştirmeli ve bir an önce hanımını rahatlatmalıyız.”

Subaru: “Ve Flora, Medium-san’ın da endişelenmesini istemeyiz, öyle değil mi?”

Flop: “Hahahaha! Benim kardeşim hayatta endişelenmez. Hem fiziksel hem de zihinsel olarak çok güçlüdür. Onun moralinin bozulduğunu hayal dahi edemiyorum!”

Subaru da pek hanım hanımcık olmasa da neşeyle gülümseyen Flop’a katılıyordu.

O da Medium’un moralinin bozulduğunu hayal edemiyordu. İki kardeş birlikte pek çok zorluğun üstesinden gelmiş olmalıydı.

İşte bu yüzden Subaru, bu işin içerisine soktuğu iki kişiye yardım etme sorumluluğuna sahipti.

Subaru: “Çuvallamak gittikçe zorlaşıyor, ha?”

???: “Bekle, lütfen bekle, Subaru… yo, Natsumi.”

Subaru kendisini cesaretlendirirken arkasından güçsüz bir ses işitti.

Ve kafasını çevirip baktığında sesin sahibinin grubun valizlerini taşıyan Taritta olduğunu gördü. Ormandan ayrıldıktan sonra makyajı tazelendiği için her zamanki hâlinde değildi.

Amazonu andıran Shudraq kılığından kurtulmuş, daha hareketli şeyler giyinmiş ve görünüşü egzotik, etnik bir dansçınınkini andırır hâle gelmişti.

Eski hâlinden daha az frikik veriyor olsa da etrafına bakınıp kıpkırmızı yanaklarla utanç içerisinde şöyle dedi:

Taritta: “Hey, çok dikkat çekmiyor muyuz ya? Kuna ve bende bir tuhaflık mı…”

Kuna: “Beni bu işe dâhil etme lütfen. Bir tuhaflıktan bahsediyorsan kimse Natsumi’den daha tuhaf olamaz. Az önce kontrol noktasında olanlar da neyin nesiydi öyle?! Erkeklerle aran amma iyiymiş.”

Telaşa kapılan Taritta’nın yanındaki Kuna, her zamanki gibi sakince lafı Subaru’ya dokundurdu.

Subaru’ysa bu söylediklerini duyduktan sonra elini yanağına götürerek “Amanın” dedi.

Subaru: “Bir centilmenle muhatap olduğum ilk sefer değil. Ve endişe etme, Taritta-san. Dikkat çeken Kuna veya sen değilsiniz. Hepimiz dikkat çekiyoruz… Çünkü güzeliz.”

Flop: “Çünkü güzeliz!”

Flop ve Subaru ikilisi kafalarını güzelce sallayarak onay verdi.

Taritta’ysa kuşkucu bir görünümle “Gü…zel mi…” dedi.

Taritta: “Bö-böyle kelimeler kullanacaksanız ablam için kullanın…”

Flop: “Ağzından neler çıkıyor öyle, Taritta Hanım? Senin ve kardeşinin cazibeleri bambaşka kulvarlarda. Her şeyden önce sana iltifat ederken Mizelda Hanıma olan hayranlığımı asla göz ardı etmem. O başka bir mevzu, ikiniz bambaşka kategorilere dâhilsiniz!”

Taritta: “——Hık!”

Flop, bir anda Taritta’nın elini tutarak ışıl ışıl bir gülümsemeyle böyle söyledi.

Onun bu şevki karşısındaysa Taritta’nın gözleri irileşti ve ağzı yavaşça açılıp hızla kapandı. Yanaklarının kızarıklığı iyice artarkense Subaru, elini ağzına götürerek “Şu işe bakın!” dedi.

Kuna: “Biraz rahat versenize. Taritta, Reise çok bağlıdır ve ormandan neredeyse hiç çıkmaz. Bu yüzden toleransı pek yüksek değildir.”

Subaru: “E gülümsüyor sonuçta. Ama sen bayağı sakinsin, haksız mıyım?”

Kuna: “Ben sık sık ormandan sıvışıp kaçardım ve onun gibi büyük, korkutucu bir ablam yoktu… Benim ele avuca sığmaz bir kız kardeşim vardı.”

Kuna’nın kapalı zihninin ardındaki görüntü Holly’e ait olsa gerekti.

Onlar abla kardeş, en iyi arkadaş, hatta anne kız gibiydi. Fakat Taritta’nın söyledikleri de göz ardı edilemezdi.

△▼△▼△▼△

???: “————”

Gözler kesinlikle kılık değiştirip kontrol noktasını geçerek sokaklarda yürüyen Subaru ve diğerlerinin üzerindeydi.

Alışılmadık giyim kuşamlarının yanı sıra İmparatorluk Askerlerinin temkinliliği nedeniyle tüm şehir tetikteydi. Doğal olarak vatandaşlar, yabancılardan bir hayli şüpheleniyordu.

Hâl böyle olunca da——

Abel: “——Fırsat bu fırsat.”

Subaru: “Meraklı gözleri doyurmak lazım, değil mi?”

Şemsiyenin altından, peçenin gölgesinden Subaru’ya doğru keskin bir bakış atıldı.

Ve saçmalamayı kesmeye itilen Subaru’nun ağzından coşkulu bir “Evet” kelimesi çıktı. Buna rağmen dansözün fırsat bu fırsat deyişine katılıyordu.

Bu nedenle——

Subaru: “Muhafızın tavsiyesine uyup sahneye ilk çıkışımızı ana caddede yapalım hadi!”

Flop: “Tamamdır efend… yo, Bayan Natsumi!”

Subaru oldukları yerde performansa başlama kararı alırken Flop da ona ayak uydurdu.

Kostümlerinin bir kısmı çıktı, omuzları, göbekleri ve sırtları gözler önüne serildi. Ardından her ikisi de ellerinde birer enstrümanla ana caddenin iki yanına doğru hareketlendi.

Ve sonra da——

Subaru: “Hadisenize, gelin ve bir göz atın! Şimdi sizlere uzak mı uzak doğudan, Büyük Şelale’nin ötesinden gelen, zaman içerisinde dünyaya yayılan bir şarkı ve dans sergileyeceğiz! Bu performans, sizlere sanatlarını tanıtmak için şehrinize ulaşan gezgin bir gruptan geliyor!”

Subaru yüksek sesle tanıtım dizelerini sıralarken göz teması kurduğu Flop, Lülir’i, yani elindeki telli çalgıyı çalmaya başladı.

Hafif notaların müziği şekillendirmek için birleşimi de işitenlerin daha da çok dikkatini çekti.

???: “Oh, neler oluyor?”

???: “Gezgin bir grubuz diyorlar! Müzik, müziiik!”

???: “Vaay, şu çıtırlara baksanıza…”

Sokakta yürüyen insanlar Subaru’nun sözleri ve Flop’un müziğinin cazibesine kapılıyor, gruba dikkat kesilenler de hareketi kesiyor veya binaların içlerinden izliyordu.

Ana enstrümanlar Subaru ve Flop’tayken Taritta ve Kuna da parmak zili gibi basit vurmalı çalgılarla eşlik ediyordu.

Subaru, Flop beklediğinden de yetenekli çıktığı için hâlinden memnundu, artık müzikle ilgili bir endişesi kalmamıştı. Daha da önemlisi, galibiyet şansları yüzde elliyi bulmuştu.

Subaru: “Bundan böyle sizlere farklı bir dünyadan, çook ama çook uzaklardan bir hikâyeyi anlatacak, dansa dökeceğiz! Bu, insanların, ejderhaların, iblislerin ve kelimelerle ifade edilemeyecek tuhaf varlıkların hikâyesi olacak. Lütfen gönlünüzce dinleyip tadını çıkarın millet!”

Yüzüne bir gülümseme, sesine de heyecan yerleşen Subaru’nun Flop’la birlikte gerçekleştirdiği ilk performansın zirveye ulaşışıyla beklentiler artmaya başlamıştı.

Müzisyenlerin güzelliği ve performansı herkesin kalbini kazanıyordu ama asıl şov daha başlamamıştı.

İşte tam da müzik yoğunluğunu arttırıp doruğa ulaşırken——

???: “————”

Siyah saçlı dansöz, yüzündeki peçeyi yavaşça kaldırarak sokağa adımını attı.

Dansözün bir eliyle peçesini kaldırıp suratını gözler önüne serişiyle de müziği dinlemekte olanların bakışları ona çevrildi ve karınlarına yumruk yemişçesine bir şaşkınlık hâli başladı.

Evet, işte buydu. Subaru tam da bu tepkiyi, bu bakışları arzuluyordu ama yine de can sıkıcıydı.

Subaru: “Çok sinir bozucu.”

Subaru, enstrümanını çalarken içindeki mağlup edilme hüsranını yansıtıyordu.

Sahiden de içten içe kendisini yenilmiş hissediyordu. Gerçi böyle yüksek kalibreli bir şey tarafından mağlup edilmek insana kendisini iyi hissettirmeliydi. Ama hayır, bu bir yalandı. Mağlubiyet mağlubiyetti ve ne olursa olsun can sıkardı.

Ama tam bir çılgınlık çökmeden önceki bu sükûnet, planlarının kilit noktasıydı.

Hemen sonrasında bu dansla tüm Guaral halkını tam anlamıyla büyüleyebileceklerdi.

Subaru: “Evet, sıra sende Bianca!——”

Abel: “————”

Subaru’ya coşkulu bir bakış atan Abel, namı diğer Bianca, yavaşça kolunu kaldırdı.

Yalnızca kolunu kaldırdığı akıcı bir hareketti ama buna rağmen eylemlerinde varlığının derinliklerinden çıkıp gelen bir zarafet mevcuttu. Eriyip havaya karışıyordu ve ana caddeye bir anda hâkim olmuştu.

Akıcı, güzel ve mühim bir dans başlamıştı.

Müziğe eşlik eden dansı Abel’in esasında uzman olduğu bir şey olsa da Subaru’nun müdahaleleriyle herkes için yeni bir şekle bürünmüş olmalıydı.

Herhangi bir manipülasyona veya küçük numaralara duyulan ihtiyaç bile ortadan kalkmıştı.

Subaru’nun yaptığı ince ayarlarla hâlihazırda sağlam olan dans, çok daha üstün bir hâl almıştı.

Seyirciler: “————”

Bu güzel dansın büyüsüne kapılan seyirciler nefes almayı unutmuştu. Âdeta içgüdülerine hitap eden bir güzellik nidasıydı, onlara bir an olsun gözlerini ayırmamalarını söylüyordu. Açıkça ifade etmek gerekirse, gözlerinin görmesi gereken şey buydu.

Abel’in dansı kibirliydi, gösterişliydi ve seyircisini bu tür düşüncelerle yüzleştiriyordu.

——“Bana bakın” diyordu.

Bu fikri ortaya atan kişi olmasına rağmen, büyülenen ve sersemleyen kalabalığı görmek Subaru’yu ürpertiyordu.

İçlerinde bir hırsız olsaydı öylece duran insanların ceplerini bir güzel kurcalar ve cüzdanlarını alıp kaçarken ruhları dahi duymazdı. ——Yo, bu geçerli bir varsayım değildi, çünkü bir hırsız bile gözlerini Abel’in dansından alamazdı.

???: “————”

Yalnızca tek bir şarkı ve danstan oluşan bir performanstı, beş dakikadan az sürecekti. Gruptakiler herhangi bir hata yapmamak adına konsantre oluyor ama Subaru, herhangi biri hata yapsa bile fark edilir mi bilemiyordu. Dürüst olmak gerekirse bunun şüpheli olduğunu düşünüyordu.

Performansın son buluşuyla birlikte Abel’in topukları ve tabanları yerle buluştu.

Onun bu pozunu gören seyirciyse nihayet dansın çoktan sonlanmış ve Abel’in hareketi kesmiş olduğunu fark etti.

İşte o saniyede ana cadde alkış ve tezahürat sesleriyle dolup taştı.


Tam da Subaru’nun umduğu gibi, tam da amaçladığı gibi coşkulu bir karşılıktı.

Fakat Subaru, enstrümanını kaldırıp tezahüratlara karşılık veren Flop’un aksine kalabalığa karmaşık hislerle gülümsüyordu.

Ne olursa olsun——

Abel: “——Hmm.”

Kendisine muzaffer bir gülümsemeyle bakan Abel’e ne diyeceğini bilemiyordu.

△▼△▼△▼△

Grubun Guaral Kale Şehrindeki saygınlığı, ilk performanslarında sergiledikleri büyük başarıyla belirlenmişti.

Ana caddede bir gösteri düzenlenmiş ve aldıkları karşılık beklentilerinin çok daha ötesinde olmuş, bu sayede grubun sıradaki aktivitelerini gerçekleştirmeleri çok daha kolay hâle gelmişti.

Bununla birlikte——

Subaru: “Sadece yeni ve farklı olduğumuz için bu kadar parladığımızı unutmayın. Bizim performansımız aceleci, üstünkörü bir gayretten ibaret… Şu an yaşadıklarımız da yalnızca gelip geçici bir fantezi.”

Flop: “Anlıyorum! Başka bir deyişle yeteneklerimiz üzerinde düzenli olarak çalışmalıyız, öyle değil mi, Danna-kun?”

Subaru: “Evet. Bu yüzden her gün yorulmak nedir bilmeden çalışmalı ve tetikte olmalıyız!”

Subaru yumruklarını iyice sıkarken dimdik oturan Flop da gülümseyerek başını salladı.

Flop, sesi çok çıkmasına rağmen gayet iyi bir dinleyiciydi ve hızlı yanıt veriyordu. Subaru’nun konuşmaları da onun sayesinde hız kazanıyordu.

Gerçi Subaru’nun konuşması gereken asıl kişi Flop değildi.

Subaru: “Siz ikiniz! Gardınızı indirmeyin.”

Taritta: “Ah-oh, şimdi çapraz ateşte kaldık işte.”

Kuna: “Ö-öyle mi oldu?..”

Subaru’nun işaret edişiyle Taritta ve Kuna ikilisinin morallerinin bozulması bir oldu.

İki kız hanın içerisine ulaşır ulaşmaz üzerlerini çıkartıp iç çamaşırını andıran Shudraq tarzı kılıklarına bürünmüşlerdi. Grup olarak hareket ederken düzgün giyinseler de gözden ırak hanlarına girince hiç vakit kaybetmeden eski hâllerine dönüyorlardı.

Subaru: “Fazla gevşiyorsunuz.”

Taritta: “Biz biraz rahatlıyoruz evet, aksini söyleyemem ama peki ya o kıza ne diyeceksin?..”

Subaru: “Ne demek istiyorsun? Aslına bakarsan, neden bahsediyorsun sen ya? Anlarsın ya, belli bir özne kullanılmayan şu konuşmaları bayağı sinir bozucu buluyorum.”

Taritta: “Natsumi’den bahsediyorum. Neden Kuna ve benden başka hiç kimse bakmazken olmadığın bir şey gibi davranıyorsun ki? Buna gerçekten gerek var mı?”

Subaru: “Olmadığım bir şey gibi mi davranıyorum?..”

Buna hiç anlam veremeyen Subaru soruya soruyla karşılık verirken Taritta’yla diğerleri afallamıştı.

Neyse ki Subaru doğal olarak “Şaka yaptım ya” diyerek şaşkınlıklarına bir son verdi.

Subaru: “Her hâlükârda bu söylediğini kabul edemem. Neden biliyor musunuz? “Şeytan detaylarda gizlidir” derler, bir durumun gerçekliğini ortaya çıkartan şey de işe yaramaz görünen detaylardır. İşte tam da bu yüzden, hayati bir şey varsa o da…”

Flop: “Gözden ırak olduğunda bile kolaya kaçmamaktır diyorsun. Hhm hhm, tam da Danna-kun’dan… yo, Natsumi Hanımdan beklenildiği gibi! Senden çok şey öğreniyorum!”

Flop gerçekten de verdiği yüz puanlık yanıtla eğitmeye değer bir öğrenciydi.

Buna rağmen ne kadar denerse denesin kendisini birinci şahıs zamiri olarak “Boku” kullanmaktan alıkoyamayınca Kuna’dan inkâr dolu bakışlar alıyor, yine de bunu bir gülümsemeyle geçiştiriveriyordu.

——An itibarıyla Subaru ve gezgin eğlence grubu, Guaral’daki bir handa konaklıyordu.

Şehre sızmalarının üzerinden üç gün geçmişti ve bu süreçte toplam on performans sergileyerek fazlasıyla iyi karşılıklar almışlardı.

Elgina’nın boynuzunu sattıktan sonra paraya pek sıkışık olmayan Subaru, her gösteriden güzel meblağlar toplamıştı ve bunun gerçekten de karlı bir girişim olduğunu düşünüyordu.

Subaru: “Sanırım sıradaki aşamaya geçme vaktimiz geldi.”

Diyerek parmağını usulca çenesine yerleştiren Subaru, durağan gidişatlarında bir değişiklik gerçekleşmesini umuyordu.

Aslına bakarsanız şu anki gidişat neredeyse gerçek olamayacak kadar iyiydi. Tüm şovları büyük bir başarıyla sonuçlanıyor, muhafızlar da dâhil olmak üzere tüm şehir halkından epeyce ilgi görüyordu.

Bu da Bianca’nın dansının mükemmeliyetinin yanı sıra Natsumi ve Flora’nın ağızlarının iyi laf yapmasından kaynaklanıyordu.

Bianca’nın gizemliliği de bir satış stratejisiydi ve o dans etmek dışında halkın arasına nadiren karıştığı için doğal olarak bilgi toplama işini Natsumi ve diğerleri üstleniyordu.

Zaten Abel, yani namı diğer Bianca kadın sesiyle konuşamadığı için plan başından beri bu işi Subaru’nun Natsumi’si ve Flop’un Flora’sının üstlenmesi şeklindeydi.

Subaru: “Tuhaf bir şekilde kimse Flora’dan şüphelenmiyor, değil mi? Hâlbuki sesini değiştirmiyor bile.”

Flop: “Haha, benim Natsumi Hanım gibi özel yeteneklerim yok. Ama çok uzun zamandır kız kardeşimle seyahat ediyorum. Belki de onun alışkanlıklarından falan edinmişimdir ya da bana kadınsı aurasından bulaştırmıştır.”

Subaru: “Hmm, demek Medium’dan geliyor…”

Flop mutlu mesut yeni teorisini öne sürse ve Subaru’nun zihninde beliren Medium hoş görünümlü bir kız olsa, sürekli değişen surat ifadeleri tatlı ve çekici gelse de onun varlığının Flora’nın şu anki hâlini etkilediği şeklindeki teori inkâr edilebilirdi.

Abel: “——Boşa harcayacak bayağı vaktin var, öyle değil mi?”

Subaru: “Hm.”

Derken soğuk, mesafeli bir ses, Subaru’yla diğerlerinin konuşmasını böldü.  

Konuşan kişi Abel’di. Kafasındaki peruğu çıkarmış şekilde pencerenin yanına çektiği sandalyede oturan dansçıları nihayet konuşmaya katılma kararı almıştı.

Abel ilk günden bu yana şovun yıldızı olarak çeşitli yerlerde dans etmişti ve bunu yansıtmamaya çalışsa da belli belirsiz bir bitkinlik belirtisi veriyordu.

Elbette ki bunu hayatta itiraf etmezdi ama Guaral’da geçirdiği vakit hem bedeni hem de zihnine ağır bir yük bindirmişti. Düşman hattının ardında her daim tetikte olmaları gerekiyordu. Subaru da Natsumi olarak kendisine sürekli sakinliğini yitirmemesi gerektiğini hatırlatıyordu.

Düşman topraklarında cesaretlerini yitirdikleri takdirde onları nasıl bir trajedinin bekleyeceğini asla bilemezlerdi.

Bu stratejileri ilk etapta Rem ve Mizelda tarafından alaya alınmıştı.

Ancak Subaru planı ciddi bir şekilde teklif etmiş ve başarı şanslarını arttırmak adına üzerinde konuşmuşlardı. Ve Subaru, bu noktada pes edip planım başarısız oldu diye sızlanacak kadar karamsar biri değildi.

Dolayısıyla——

Subaru: “Bianca, sen neden biraz dinlenmiyorsun? Onca zamandır hiç uyuduğunu görmedim.”

Flop: “Neden bahsettiğini bilmiyorum, Natsumi Hanım. Bunu yapması imkâns… ha? Şimdi sen bahsedince düşündüm de ben de Bianca Hanımı uyurken hiç görmedim.”

Flop Subaru’nun sözlerine gülüp geçecekken kulağa doğru geldiğini fark ederek ciddileşti. Abel’se Flop’un söylediklerini umursamayıp homurdanarak duymazdan geldi.

Abel’in temkinliliği ağır basıyor, Subaru ve diğerleriyle birlikte gardını indirmiyordu.

Elbette ki Subaru, onun pozisyonundaki biri için başkalarına açılmanın kolay olmadığını biliyordu.

Ama kendisiyle birlikte ölüm kalım meselesi denilebilecek bir göreve atılan yoldaşlarının yanında bile en ufak bir rahatlama belirtisi verememesi biraz yorucu olmanın çok daha ötesindeydi.

Her iki gözünü kapatsa bile kimsenin bir şey yapmayacağı bir ortamda olmasına rağmen iki gözünü aynı anda kırpmıyordu bile.

Subaru: “Böyle yaşamak yorucu değil mi?”

Abel: “——Bana bunu sen mi söylüyorsun gerçekten?”

Ancak Abel, içten düşüncelerini söyleyen Subaru karşısında kaşlarını çattı.

Bunu duyan Subaru’ysa hiçbir anlam veremedi. Evet, Abel’in hayatının yorucu ve boğucu olduğu kesindi ama Subaru’nunki öyle değildi ki.

Abel: “Bunun farkında bile olmaman daha da acınası ama seni bağışlıyorum. Elinden geleni yapmaya devam et.”

Subaru: “Bana bunu söylemene gerek yok, böyle yaşamaya devam edeceğim zaten. Sana gelince…”

Abel: “İki gözünü birden kapatmak, ölme veya yaşama hakkını bir başkasının ellerine bırakmak anlamına gelir. Ben kendimi bunun bir an olsun gerçekleşmesine müsaade edecek kadar hafife almıyorum.”

Subaru: “————”

Abel: “Gerginlik hissini yitirme, eminim bu daha önce de değindiğin bir şeydir.”

Diyerek Subaru’nun edeceği itirazları ağzına tıktı.

Subaru’ysa acı bir hisle Abel’in yüzüne bakakaldı ama artık ciddiye alınmıyordu. Peruğunu ve mücevherlerini çıkarmış olan Abel, herhangi bir durumda Bianca’ya dönüşebilmek için handa da kadın kılığında oturuyordu. Bu da dengesiz bir durum içerisinde olmasına rağmen peruksuz bile bu kadar iyi görünebilmesini makul kılıyordu.

İşte bu da Subaru’nun Flop da dâhil olmak üzere herkese sürdürmelerini söyleyip durduğu “her daim var olan savaş alanı” zihniyetinin sonucu olan gergin atmosferin güzelliğiydi.

Ve tam da Subaru Abel’in soğuk profili üzerine düşünürken——

Abel: “——Bir hareket var.”

Subaru: “Ne?”

Bu şekilde mırıldanan Abel, sandalyesinden kalkarak ranzasına doğru koşturdu. Subaru onun yatağına bıraktığı peruğu takmaktaki hızı karşısında afallasa da bu eylemin anlamlı hâle gelmesi çok sürmedi.

Dışarıdan kuvvetli ve seri adım sesleri gelirken Subaru’yla diğerlerinin odasının kapısı sertçe çalındı.

???: “Demek gezgin grup burada kalıyor, ha. Açın bakalım. Belediyeden bir mesaj ileteceğiz.”

Subaru: “Ah, bi-bir dakika efendim!”

???: “Haha, güldürme beni, sizi bekleyecek değiliz. Askeriz biz.”

Boğuk bir ses panikleyen Subaru’yla alay ederken kapı kabaca itilerek açıldı. Ve kırmızı siyah üniformalı bir adam, odanın içerisine doğru yürümeye başladı.

Sırtından iki kılıç sarkan, şiddetli dürtülerini gizlerken yüzü neşeyle çarpılan ve Subaru’nun daha önce de gördüğü bu adam—— Cemal’di!

Subaru: “——Hık.”

Cemal: “Bu kadar ürkmene gerek yok, ısırmam.”

Diyen Cemal, istemsizce bir nefes veren ve kaskatı kesilen Subaru’nun yakınlarında dişlerini açıp kapattı. Sonra da sağ gözü bantlıyken kendisine kalan sol gözüyle odayı tarayıp bu kabalığını gizleme gereği bile duymadan “Heh heh” diye kıs kıs güldü. Ve tepki vermekte gecikerek iç çamaşırlarıyla yakalanan Taritta’yla diğerlerini süzdü.

Cemal’in arkasında dört asker daha vardı. Belli ki lider pozisyonundaki kişi de Cemal’di, çünkü hiçbiri onun bu kaba saba ve gaddarca tavırlarına müdahale etmiyordu.

Adamlarını arkasına almış olan Cemal, onaylarcasına başını sallıyordu.

Cemal: “Hmm, anlaşılan elimizde güzel hanımlar varmış. O kör kütük âşık bürokratların sohbetlerini işitince herhâlde abartıyorlardır diye düşünmüştüm…”

Subaru: “Asker-sama, sizin için ne yapabilirim?..”

Cemal: “——Şu anda konuşuyorum herhâlde, kadın.”

Subaru gerginlikten yanaklarını ısırıyordu. Bu sırada Cemal, pat diye Subaru’nun ensesine yapıştı.

Niyeti kemiklerini kırmak değil, konuşmasını engellemek için usulca dokunmaktı—— yine de hareketlerindeki çeviklik ve tutuşundaki kuvvet, Subaru’ya güçlerinin ne denli farklı olduğunu hissettirmeye yetmişti.

Sonuçta Cemal, görünümü ve kötü tavırlarına rağmen yaptığı işte çok iyiydi. Muhtemelen Subaru’nun o ana dek bu imparatorluk sınırlarında gördüğü en yetenekli kişiydi—— tabii korkutucu olmak ve güçlü olmak iki farklı şeydi.

Cemal: “Güzel, meydan okuyucu bakışların var. Böyle keskin gözler de hoşuma gider.”

Subaru: “Ah, iltifatlarınız göğsümü kabartıyor… Kh.”

Cemal: “Çok fazla konuşmuyor olmandan da hoşlandım. Bu gece seni odama davet etmeme ne dersin, ayrıca…”

Cemal’in yüzü Subaru’nunkine bir hayli yakın ve bakışları da arzu doluydu.

Ama bu denli yakınken bile Subaru’nun gerçek kimliğini fark edememiş gibi görünüyordu. Aslında hoş bir gelişme olsa da Subaru, tam aksine içinin çekildiğini hissedip kötü oluyordu.

Daha önce de bu tarz davetler almış ama her defasında bir gülümseme ve tatlı bir hikâyeyle karşısındaki kişiyi başından savmıştı. Fakat karşısında imparatorluk askerleri olunca reddetmekte zorlanacaktı.

——İşte tam da o anda güçlü bir rüzgâr esti.

Subaru: “——Oh.”

Ve beklenmedik bir şekilde o rüzgâr oda boyunca ilerledi, Subaru’nun siyah saçları uçuşarak Cemal’in yanaklarını gıdıkladı. Anlık bir sinirin ardından ilgisi pencereye kayan Cemal’se orada dikilen figürü gördü.

Yani Guaral’da onca hengâmeyi koparttıktan sonra peruğunu takıp rahat bir edayla dirseklerini tutan siyah saçlı dansözü. Ve onu gördüğü anda da şaşkınlıkla ıslık çaldı.

Yaptığı şey büyük bir cüretkârlık örneğiydi, muhtemelen kim olsa ona hayran kalırdı.

Cemal: “Haha, demek hakkında o kadar çok şey duyduğum dansöz buymuş. Bu işin altından kalkmana şaşmamalı.”

Abel: “Hmph.”

Diyen Cemal, şaşkınlık ve hayranlık dolu bir nefes verip Subaru’yu kendi hâline bırakarak hızla Abel’e yaklaştı. Sonra da onu çenesinden yakaladığı gibi yüzüne bakmasını sağladı.

Farkında olmasa da avuçlarında imparatorun kıymetli yüzünü tutuyor ve ona tüm görgüsüzlüğüyle sırıtıyordu.

Subaru’ysa ‘cehalet mutluluktur’ derken tam olarak bunu kastetmişler herhâlde diye düşünüyordu.

Abel: “————”

Cemal: “Ötekinin aksine sen vurdumduymaz bir kadınmışsın. Ama olsun, bu da bana uyar.”

Abel çenesini dimdik tutarak sessizce rakibinin gözlerinin içine bakıyor, Subaru’ysa gerginlikten ölüyordu. İşte o sırada Cemal, imparatorluğun en büyük saygısızlığını yaparak burnunu çekti. Sonra da elini Abel’in çenesinden ayırmadan gruba dönerek——

Cemal: “Keyiflenin, gezgin eğlence grubu! Hepinizi Belediyede gerçekleşecek bir ziyafete davet etmeye geldim. Zikir Osman, yani bu şehri yöneten İkinci Sınıf General sizi huzuruna çağırıyor.”

Subaru: “Zikir Osman, İkinci Sınıf General ha!..”

Cemal: “Ah, bu bir şeref değil mi? Bir gezgin eğlence grubu, İmparatorluğun İkinci Sınıf bir Generaline eşlik etmeye çağrılıyor.”

——Subaru, demek başlıyoruz dercesine bilinçsizce yumruklarını sıktı.

Cemal’in şatafatlı sözcükleri sergilenen saygısızlıktan üstün gelirken Subaru’nun içini şaşkınlık ve neşe doldurmaktaydı.

Zikir Osman, İkinci Sınıf General! Anlaşılan tam da oltalarına takılmasını istedikleri balığı yakalamışlardı.

Cemal: “Siz gezgin eğlencecilerin teklifimi reddetme ihtimali yoktur herhâlde?”

Subaru: “Şey…”

Flop: “Tabii ki yok! Umudumuz İmparatorluk Askerlerine şarkı söyleyip dans etmekti zaten! Gezimizin asıl amacı bu!”

Cemal: “Güzel yanıt! Hoşuma gitti.”

Subaru’nun tereddüdü, Flop’un ağzından çıkan daha hızlı yanıtla gölgelendi. Ve kendisini herhangi bir rakip karşısında açabilmesine izin veren cazibesini Cemal’in karşısında da tam anlamıyla sergiledi.  

Böylece Flop’un canlı yorumundan tatmin olan Cemal, hızlı ve kaba bir hareketle Abel’in çenesini bırakarak odanın girişine doğru ilerledi.

Ve sonra da——

Cemal: “Çıkmaya hazırlanın. Hepinizi Belediyeye götürüyorum.”

Subaru: “Ne? Bizi davet ediyorsanız biz size daha sonra kat…”

Cemal: “Hahaha, hiç endişe etmeyin. Bize sizleri oraya götürmemiz söylendi. Bu da bizim işimiz sonuçta. Hemen üzerinizi değişip hazırlanabilirsiniz. Arka tarafta eşyalarınızı taşıyacak adamlarım da var.”

Subaru: “————”

Cemal: “Bu geceki ziyafet generallere özel. Bizim gibi alt sınıflar ancak ertesi gün için umut besleyebilir. Yani…”

Onları kendi hâllerine bırakmaya niyeti olmayan Cemal’in kaba, rahatsız edici bakışları odadaki herkesi taramaya başladı.

Onun şu anda iyi olan moralini bozmayı göze almaları mümkün değilmiş gibi görünüyordu. Neyse ki -hiç değilse- Subaru, Abel ve Flop kadın kılığındaydı.

En tehlikeli durumda olan Taritta ve Kuna’nın kadın olduğu bariz olunca da hazırlıksız yakalanmalarının görevi bozguna uğratması gibi bir endişe kalmıyordu. Yine de——

Cemal: “Acele etmeyin.”

Askerlerin gözleri üzerlerindeyken üstlerini değiştirip çantalarını hazırlamanın doğurduğu utancı silkinip atmak zordu. Öyle ya da böyle——

Flop: “Tamamdır! Hadi millet, hemen hazırlanalım! Askerleri bekletmek istemeyiz! Bu işi layığıyla halledelim, değil mi ama!”

Subaru: “Flora…”

Flop: “Bu hâller hiç senlik değil, Natsumi Hanım! Sana ne kan yakışır ne de gözyaşı.”

Subaru: “————”

Flop’un bu sözleri ve gülümseyişiyle Subaru’nun içinde çalkalanan öfke yatıştı.

Son cümlesine büyük bir gayret ve cüretle eklediği kelimeler, Subaru’ya ‘Kansız Kuşatma’ planını hatırlatmak içindi.

Subaru: “——. Evet, haklısın. Tamamdır, Bianca ve sen hemen hazırlanın! Malum, Bianca dans etmekten başka bir şey yapamayan bir budala sonuçta!”

Abel: “————”

Abel’in konuşamayışından faydalanan Subaru, iğneleyici bir yorumda bulunurken Abel’in kendisine attığı bakışları görmezden geldi.

Sonra da çabucak valizini kurcaladı, Belediyeye çıkmaya uygun bir şeyler giyindi ve kendisini Cemal’in arzuladığı gibi hareket etmeye zorladı.

Olsa olsa ıslığını çalar ve onları hazırlanırken izlemenin tadını çıkartırdı.

Ama Subaru, her şey plana uygun giderse onu hayatının en büyük şokunun ve pişmanlığının beklediğinden emindi.

İşte bu yüzden yaptığı şey——

Flop: “Hayır! Poponu sallayacak kadar ileri gitmen gerektiğini zannetmiyorum, Natsumi Hanım!”

Belediyede askerî ekipman namına hiçbir şey olmadığı eğitimsiz gözler tarafından bile rahatça anlaşılabiliyordu.

Binanın barış zamanlarında şehrin idaresi için kullanılması nedeniyle hazırda bir ekipman olmaması da gayet normaldi. Buna rağmen şehirde üç yüzü aşkın İmparatorluk Askeri bulunuyor, muhafızların da eklenmesiyle beş yüzü bulan sayıları yeterli defansif gücü sağlıyordu.

Daha da önemlisi——

Subaru: “Sinsice koyunlarına girmeyi başardık, ama…”

Binanın içerisindeki Subaru, zihnindeki haritayı gülümseyerek gözden geçiriyordu.

“Kumaso Takeru” operasyonu beklenmedik şekilde sorunsuz ilerliyordu.

Subaru, güzel kızlardan oluşan gezgin bir eğlence grubunun şehrin sohbet konusu hâlini alacağını ve Zampara olarak tanınan Generalin onlara ilgi duyacağını ummuştu—— ve en nihayetinde bir ziyafete davet edilmeleri de Subaru’yla grubuna hedeflerine ulaşma imkânı tanımıştı.

Doğrudan Belediyeye davet edilen Subaru, bunu planlarını gerçeğe dönüştürmek için bir fırsat olarak görüyordu.

Ama bununla birlikte başka bir problem belirmişti.

Subaru: “Operasyonu bu gece gerçekleştirmemiz gerekecek…”

Yani Mizelda’ya ve ikinci takımın diğer üyelerine haber verecek zamanları olmayacaktı.

Subaru ve grubunu handan almaya gelen Cemal, temkinliliğinden olmasa da sapıklığı sağ olsun, onlara dışarıdan birileriyle temasa geçme şansı tanımamıştı.

Sezgileri kötü olsa da bunu sağlam yetenekleriyle telafi edebilmesi sayesinde Cemal’in baş belası bir şahıs olduğu su götürmez bir gerçekti.

Subaru ve grubunun Belediyedeki hareketleri bile kısıtlanmıştı ve toplantı süresince konu dışı herhangi bir harekette bulunamadıkları için bu geceki planlarını hâlâ ikinci takıma iletememişlerdi.

İşte bu nedenle——

Subaru: “Dışarıdakilerle Belediyenin içinden irtibata geçmemiz gerekecek.”

Başarısız olma ihtimalleri de vardı ama Subaru ve diğerlerinin operasyonu başarıyla sonuçlanırsa şehrin içerisindeki diğer imparatorluk askerlerinin silahsızlandırılması gerekecekti.

Doğal olarak bu da belli miktarda güç gerektirecekti, yani “Kumaso Takeru” operasyonu başarılı olsa da olmasa da dış dünyadakilerle iş birliği içerisinde olmaları mecburiydi.

İşte Subaru tam da bu yüzden bolca deneme yanılma sürecinden geçiyordu.

Subaru: “Aklından neler geçtiğini bilmiyorum ama Bianca’ya güven olmaz…”

Bu akşamki ziyafete konsantre olduğunu söylemek kulağa hoş gelse de Abel, Belediyeye davet edildikleri ve bekleme odasına kapatıldıkları andan bu yana tek kelime etmemişti.

Elbette ki bu planın başarı veya başarısızlığının dış dünyayla gerçekleştirecekleri iş birliğine bağlı olduğunu anlıyordu ama Subaru’nun tavsiyelerini karşılıksız bırakıyordu.

Flop da inanılmaz destekçi biri olsa ve kesinlikle çok yardımı dokunsa da Belediyeyi ele geçirme planı için uygun kişi olma rolünü karşılamıyordu. Her şeyden önce Subaru, onun başına daha fazla dert açacak bir şey yapmak istemiyordu.

Başka bir deyişle——

Subaru: “Bu konuda bir şeyler yapması gereken kişi benim.”

Diyerek yumruklarını sıkan Subaru, girdiği tuvalette kendisini gaza getirdi.

Subaru ve grubuna bekleme odasından ayrılmamaları gerektiği emredilmiş ama beklenildiği üzere tuvalete gitmeleri yasaklanmamıştı. Her hâlükârda Belediye imparatorluk askerleriyle dolup taştığı için şüphe çeken bir harekette bulunmamak adına pervasızca hareket etme lüksleri yoktu.

Subaru pencereleri incelese de hem demir parmaklıklarla kaplanmış olmaları hem de binanın Üçüncü Katında bulunmaları gereği onlardan kaçmayı deneyemezdi.

Askerlerin o ve grubu konusunda pek de temkinli olduğunu zannetmiyordu. Ama onları tamamen korunmasız bırakmaları da olanaksızdı. Bu emperyalizmin tezahürü olabilirdi.

Subaru en kötü ihtimalle bu akşamki ziyafette gerçekleştirecekleri operasyonla ilgili kararlarını gözden geçirme fikrini sorguluyordu.

Subaru: “…Ziyafeti atlatsak bile sonrasındaki davetten kaçınamayız.”

Onlar güzel kadınlardan oluşan gezgin bir grubun üyeleriydi.

Her şeyden önce Zampara adıyla tanınan birinin huzuruna çıkarılmışken onlardan beklenenin dans, performans ve sonrasında da ‘eğlenceli bir gece’ olduğunu hayal etmek zor olmasa gerekti.

Subaru o güne dek vatandaşlardan gelen teklifleri atlatmayı başarmış olabilirdi ama bir imparatorluk askerinin, hele de bir generalin teklifini reddetmekte çok zorlanırdı. Ve yatak odasına götürüldüğü takdirde elinden hiçbir şey gelmezdi.

Sonuçta yalnızca kılık değiştirmişti, sonrasında ne yapacağına dair evrensel bir rehbere falan sahip olmamıştı.

Subaru: “Yani, iş o noktaya gelirse oyunumuz için kötü bir son olur.”

Yani ne pahasına olursa olsun bu gece her şeyi sona erdirmeliydi.

Ayrıca bir mucize eseri bu geceki davetten kurtulsalar bile eğer Cemal’in söyledikleri doğruysa yarın generaller yerine sıradan askerlerin katılacağı ikinci bir ziyafet olacaktı.

Ve elbette ki o sıradan askerlere—— Subaru’nun karşılaşmayı en son istediği kişi de dâhildi.

Subaru: “————”

Dürüst olmak gerekirse Cemal hana geldiğinde Subaru’nun kalbi duracak gibi olmuştu.

Cemal’in Natsumi’nin Subaru olduğunu anlamayışı içini rahatlatsa da tehlike tam anlamıyla sona ermiş değildi—— gerçi korktuğu ikinci kişinin o okla vurulup öldürülmüş olma ihtimali vardı.

Subaru: “Bunun boş bir umut olduğunu dillendirmek istemeyiz, değil mi?”

İçerisinde bulunması zor bir ruh hâliydi.

Onunla yeniden karşılaşmak istemiyor ama ölmüş olmasını da dilemiyordu. Karmaşık bir durumdu.

Subaru bile bu dünyada yaşamasına izin verilmemesi gereken kötü karakterler olduğunu biliyordu. Günah Başpiskoposları bunun örnekleriydi ve her biri affı olmayan günahları yaşatıyordu.

Yani söz konusu bir Günah Başpiskoposu olsaydı onu hiç tereddütsüz ölüme terk edebilirdi. Ama o, onlardan biri değildi; yalnızca Subaru’nun korkusunun kaynağıydı, kötülüğün değil.

Her şeyden önce düşünce yapısı buyken o Günah Başpiskoposlarından biri olmasına rağmen görmezden gelmeye devam ettiği Rui’ye ne demeliydi?

Subaru: “——Bu hiç iyi değil. Şu anda beni bekleyen plana odaklanmam gerekiyor.”

Çökmekte olan temeli için endişelenmek saçmalıktı.

Gerçi genel anlamda yalnızca temeli de değildi. Yüzü makyajlı olsa da bedeni ve zihni tam bir paçavraydı.

Subaru, elindeki azıcık şeyle yetinip onları kullanmakta başarılıydı ve onu özel kılan da buydu.

Subaru: “Burada daha fazla kalamam, değil mi?”

Tuvaleti adamakıllı inceledikten sonra maalesef ki kullanabileceği hiçbir şey olmadığı sonucuna varmıştı. Dış dünyayla irtibata geçmek için başka bir yol bulmak zorundaydı.

Ayrıca tuvaletin kapısında bir muhafız bekliyor, Belediyenin içinde de öylece dolaşmalarına mâni olan gözcüler bulunuyordu, bunların yanı sıra Subaru gerçekten de şüphe çekmek istemiyordu.

Planlarını gözden geçirmeleri gerekebilirdi. Durum daha elzem bir hâl alırsa Abel bu bakış açısını anlayabilirdi.

Subaru: “Sizi beklettiğim için üzgünüm. Biraz gerginim de.”

Muhafız: “Hmm, oh, endişe etme. Ben de tam konuşacak birine denk gelmiştim.”

Subaru: “Konuşacak birine mi?”

Subaru sessizce tuvaletten çıkarken onu beklemekte olan muhafız böyle karşılık verdi. Koridordan geçen biriyle sohbete dalmış gibi görünüyordu ve o kişi de çenesi seğirir hâlde dönüp lafa girerek——

???: “——Oh, demek bu akşamki eğlenceye davet edilen dansçı sensin.”

——Kesinlikle görmek istemediği bir suratı karşısında bulan Subaru’nun âdeta kalbi donmuştu.

Subaru: “Ah, ku…”

???: “Hm? Sorun nedir? Çok korkmuşa benziyorsun. Oh, hadi ama, seni yemem canım.”

Subaru’nun boğazının titrediğini gören yeni şahıs, gülümseyerek bir şaka yaptı.

Bu, Subaru’nun kısa bir süre önce Cemal’den de duyduğu bir şakaydı. Ama yalnızca edepsizliğinden ötürü böyle söyleyen Cemal’in aksine bu kişinin söylediklerini silkinip atamıyordu.

Gerçekten kendisini yemek isteyip istemediğini sormak istiyordu.

Muhafız: “Ne oldu, ona bir şey mi yaptın, Todd?”

Todd: “Ben mi? Saçmalama, yapabileceğim hiçbir şey yok ki. Yaralarım öylesine derin ki ne zamandır yatak istirahatindeydim. Yürümeyi bile zar zor başarıyorum.”

Muhafız: “O da doğru. Ee, senin suratından fizyolojik olarak nefret ediyor gibi sanki?”

Todd: “Bu çok kırıcı oldu…”

Kafasını kaşıyarak muhafız görevindeki askerle dostane bir konuşma gerçekleştiren kişi—— Todd’du.

Natsuki Subaru’yu en çok endişelendiren, korkutan ve Günah Başpiskoposları haricindekileri öldürmenin ahlaki yönünü sorgulatan kişiydi. Karşısında sohbet eden kişi, kâbuslarının vücut bulmuş hâliydi.

Subaru: “——Ah.”

Bir şeyler söylemeliydi; düşünüyor, beyni büyük bir hızla çalışıp çabalıyordu.

Sessizlik hayra alamet değildi. En ufak bir şüphe bile uyandırmamalıydı. Todd bunu keşfeder ve saldırmak için bir bahane olarak kullanırdı.

Kanıta veya ispata gerek duymazdı. Herhangi bir şüphesi varsa o şüphenin kaynağını ortadan kaldırmaya kalkardı.

İşte bu yüzden——

Todd: “Hey, cidden ama, senin neyin var böyle? Bir saniye, biz daha önce…”

Subaru: “Ah, pardon… yalnızca şey…”

Todd: “Yalnızca ne?”

Aynı sözleri sessizce tekrar ediyor ama kalbi ağzından çıkacakmış gibi geliyordu.

Yalnızca kendimi pek iyi hissetmiyorum diyerek bu konuşmayı sonlandırmak istemişti. Ama cümlesinin ortasında bunun gerçekten iyi sonuç verip vermeyeceğini merak etmişti.

Hastalık yaygın kullanılan bir mazeretti ama yalan söylemiş olurdu. Ve Todd, yalanını yakalayabilecek biriydi.

Ölümden Dönüşle elde ettiği bilgileri kullanmaya kalkarsa Todd niyetini anlar ve ona bıçağını saplardı. Yalanlar ortaya çıkardı. Kesinlikle.  

Yani yalan söylemekten kaçınmalıydı.

Subaru yalnızca kendisini kötü hissetmiyor, nefes almakta da zorlanıyordu——

Subaru: “Ben birazcık, şey, korktum da…”

Todd: “Korktun mu? Benden mi?”

Subaru: “Yalnızca sizden değil. Bunu söylemeyi hiç istemezdim ama… Buraya biraz zor kullanılarak getirildim.”

Derken gözlerini kaçırdı ve Todd’la göz göze gelmemeye çalıştı.

Her ama her hareketi zihninde şüphe tomurcukları doğuruyor, başarılı mı yoksa başarısız mı olduğunu anlamaya çalışıyordu. Todd’un gözlerinin içine bakacak olursa yalanını anlayacağını hissediyordu. İçini görür, bunu keşfedermiş gibi geliyordu.

Subaru yalan söylemiyordu. Todd’dan kesinlikle korkuyordu. Gerçeği çarpıtmıyordu.

Subaru’nun bu çaresizce yanıtını işiten Todd, tek gözünü kapattı.

Todd: “Buraya zorla getirildiğini söylerken kimi kastediyor, onları getiren kimdi?”

Muhafız: “Ah, sanırım Birinci Sınıf Er Aurélie’ydi.”

Todd: “Ohh, Cemal. Şimdi her şey anlam kazandı. Peki, seni korkuttuysa onun adına özür dilerim.”

Subaru: “Eh…”

Muhafızla yaptığı konuşma sonucunda ikna olan Todd, böyle söyleyerek Subaru’dan özür diledi.

Subaru bu beklenmedik tavır karşısında gözlerini iyice kaçırırkense parmaklarıyla yanaklarını kaşıyarak devam etti.

Todd: “Onun için kötü biri… diyemem. Cemal’in konuşması ve kişiliği kötüdür, kafası da çok çalışmaz. Ama kötü biri değildir. Yalnızca neyse odur.”

Subaru: “Ha, ha…”

Todd: “Mümkünse hoşgörülü olup onu bağışlayabilir misin? Çünkü benim kayınpederim olacak gibi görünüyor. Ona hiç ama hiç benzemeyen meleksi kardeşi benim nişanlım olur da.”

Todd’un buruk bir gülümsemeyle söylediği bu sözler Subaru’nun kafasını karıştırmıştı.

Todd, Subaru’nun söz ve eylemlerine güvenmiyor gibi görünmüyordu. Aksine Cemal’le yaşadığı olay yüzünden ona acımış ve onun için endişelenmişe benziyordu.

Subaru’ysa kılık değiştirme sanatındaki uzmanlığına da genellikle sorunlu ve kaba bir şahıs olan Cemal sayesinde kurtulmuş olduğu gerçeğine de hayret ediyordu.

Demek ki boş yere olduğunu düşünerek güzelliğin peşinde koştuğu o günler nafile değildi.

Cemal’in cinsel tacizi bile işe yarar çıkmıştı.

???: “——Oh! Hey, Todd, orada ne halt yiyorsun!”

Subaru bunu düşünürken koridorda öfkeli bir bağırış yankılandı.

O bağırışın kaynağıysa sesini yükseltip sert adımlarla yaklaşan Cemal’di. Onun geldiğini gören Todd, elini hemen alnına götürdü.

Todd: “Uups. Yakalandım…”

Cemal: “Buna yakalanmak denmez! Karnında bir delik olan adama dinlenmek düşer! Kendi gözlerinle görmediğin şeye güvenemeyeceğini düşündün, değil mi?”

Todd: “Yo, yo, yo, sana güveniyorum. Güveniyorum canım. Şaşırtıcı derecede gayretlisin ve işini de iyi yapıyorsun. Ama insanlar gayretli olsa da boktan şeyler boktan olmaya devam ediyor, haksız mıyım?”

Cemal: “Yalnızca gözünle gördüğün şeylere güveniyorsun derken kastettiğim de buydu işte!..”

Cemal, ellerini kaldırıp omuz silken Todd’un yanıtı karşısında dilini şaklattı.

Ama homurdana homurdana yaklaştığı sırada Todd’un yanındaki Subaru’yu görür görmez ifadesi öfkeden gülümsemeye çevrildi.

Cemal: “Oh, sen o yan gösterici kızsın, değil mi? İçlerinde en çok senden hoşlanmıştım. Hey, eğer bu gece davet edilmezsen…”

Todd: “Ah, tamam tamam, anladık, yeter artık.”

Cemal, düşkün bir bakışla uzanıp Subaru’yu omzundan yakalamaya yeltenirken onu durduran kişi Todd oldu.

Ve Cemal’i bileğinden yakalarken yanakları seğirerek bir kez daha “yeter” dedi.

Todd: “Tavırlarınla kızı korkutuyorsun. Daha önce hiç karşılaşmadığım bu kız beni görür görmez panikledi ve bu da canımı acıttı.”

Cemal: “Ama ben hiçbir şey yapmadım ki. Bana niye müdahale ettiğini anlayamadım… Yok artık, yoksa sen… o kadınla?!.”

Todd: “Şakasını bile yapma, Cemal. Senin kardeşin benim tek aşkım. Bunu biliyorsun, değil mi?”

Cemal: “Bir abiye kardeşinin birilerinin tek aşkı olduğunun söylenmesi bir acayip oluyor…”

Kin dolu bir ifadeyle bu şekilde mırıldanan Cemal, Todd’un elini silkinip attı.

Sonra da yan gözle Subaru’ya baktı ama yanaklarının gerginliği Cemal’i onunla daha fazla uğraşmaktan alıkoydu.

Anlaşılan şaşırtıcı bir şekilde az da olsa sağduyusu vardı. Ya da belki de birazcık fazla iyi olduğunu düşündüğü birinin kendisinden korkmasıyla acıyacak bir kalbe sahipti.

Öyle ya da böyle——

Todd: “Her neyse, hadi gidelim. Bu akşamki ziyafete katılamayacağız ne de olsa.”

Cemal: “Konu açılmışken, bu şehrin savunmasındaki delikleri kapatmaya çalışmaktan bıktım usandım artık.”

Todd: “Sıkıcı olmayacak. Garanti veriyorum, cidden bak. ——Düşmanın oradan geleceği kesin.”

Diyerek kıs kıs gülen Todd’un keskin sözcükleri Subaru’yu kalbinden vurdu.

Ve gizli geçit kullanma fikrinin öngörüldüğünü düşünerek yaptığı seçim için kendisini takdir etti. Bu takdirin sonrasındaysa——

Todd: “Bu arada, ismin nedir?”

Subaru: “————”

Subaru, Todd’un dikkat dağınıklığını fark edip etmediğinden emin değildi.

Kulağa aldatmaca gibi gelen bu soruysa Subaru’ya gerçekten bilincini yitireceğini hissettirdi.

Ona ismi sorulmuştu. Neden, neden, neden sorularının ardı arkası kesilmiyordu.

İnsan hiç değilse karşısındakinin ismini sormaz mıydı? ——Yo, Todd sormazdı. Rem’in başından beri ona karşı temkinli olma sebebi de buydu. Subaru da aralarındaki kötü ilişki nedeniyle bu defa ona ismini vermemişti. Peki şimdi adını söylemeli miydi, söylememeli miydi, ne yapmalıydı?

Todd: “Lütfen, yalnızca ismini söylemeni istiyorum.”

Bu sorunun tekrar edilişiyle Subaru, derin bir nefes aldı.

Sonra da tek bir cevap bile veremeyen o hâlinden sıyrılıp olabildiğince kayıtsız bir gülümsemeyle isteksizce adını söyledi.

Subaru: “——Natsumi Schwartz, ismim bu.”

Evet, verdiği isim buydu.

Aklına bunun haricinde bir seçenek gelmemişti. Doğru yanıt olmasını umup dualar ederek karşı tarafın vereceği tepkiyi bekledi.

Onun yanıtını işiten Todd’sa başını sallayıp bir “Hmm” sesi eşliğinde çenesini okşayarak,

Todd: “Kızı duydun, Cemal. Artık ismini bildiğin için mutlu değil misin?”

Cemal: “Kapa çeneni! Ben basıp gidiyorum artık!”

Todd: “Tamam tamam… Oh, dışarıda da peşine takılabilir miyim?”

Cemal: “Gerçekten güvenilmez bir herifsin… Ne istersen yap!”

Cemal öfkeli bir ses ve kıpkırmızı bir suratla bağırırken Todd da omuz silkerek peşine takıldı.

Böylece iki adam da bir kez olsun dönüp arkalarına bakmadan Subaru’dan uzaklaştı. Koridorun köşesini döndüklerindeyse gözden kayboldular. Hem görüş alanından hem de zihninden çıktılar.

Subaru: “…Cidden öyle mi?”

Muhafız: “Hey, sen iyi misin? Betin benzin atmış.”

Subaru, Todd’un geri gelip gelmeyeceğini merak edip uzaklara bakarak bir nefes verdi. Geriye kalan tek asker olan muhafızsa bıkkın hâlini gördüğü Subaru için endişelenerek hatırını sordu.

Subaru’nun karşılık vermeye ayıracak vakti olmadı.

Ama bir şekilde görevdeki askerle ilişkisini rayına oturtarak onunla birlikte Flop ve diğerlerinin beklemekte olduğu bekleme odasına döndü.

Flop: “Amma geciktin, Natsumi Hanım!.. Sen iyi misin? Gerçekten betin benzin atmış.”

Subaru: “Bunu bir başkasından duymuştum zaten… Fırtına şu an için dindi diyelim. Ama problem ortadan kalkmadı.”

Bekleme odasına ulaşıp Flop’un yüzündeki endişeli ifadeyi gören Subaru’nun nihayet kalp atışları ve solukları için endişelenecek vakti olmuştu.

Verdiği zorlu tepkileri düzene koymak adına derin nefesler alarak kendisini sakinleştirmeye çalıştı.

Evet, az önce karşılaştığı fırtınadan kaçıp kurtulmuştu. Muhtemelen.

Son ana dek gardlarını indiremezlerdi ama şimdilik rüzgâr yatışmış olmalıydı.

Bununla birlikte henüz başlangıçtaki problemleri olan büyük engelin üstesinden gelebilmiş değillerdi.

Subaru: “Dış dünyayla irtibata geçmenin bir yolunu bulmak zorundayız. Böyle giderse planımız başarılı olsa bile…”

Taritta: “Ah, o konuda endişelenme Natsumi. Kuna ve ben, ablamın anlayacağı bir sinyal yolladık.”

Subaru: “Ne?”

Yüzleştikleri problemin öylece çözüldüğünü duyan Subaru’nun gözleri irileşti.

Taritta bu tepki karşısında mahcup olurken Kuna ilgisizdi. Subaru’nun onlara yönelik bakışlarıysa, sessizce neler olup bittiğini sorguluyordu.

Taritta: “Şey… Natsumi yem olacak ve ben de diğerlerine sinyal verecektim, yani sen payına düşeni yerine getirdin. Bianca öyle dedi.”

Subaru: “Ne, ne, ne?..”

Diyen Subaru’nun gözleri irileşti ve bakışları odanın köşesindeki Abel’e çevrildi.

Onun bakışlarını fark eden Abel’se gözlerini kısıp kafasını hafifçe sallayarak şöyle dedi——

Abel: “Sana söyleyip doğal davranmana mâni olmaktansa seni doğal bir yem olarak kullandım. Neyse ki görevini yeterince iyi şekilde yerine getirmiş gibi görünüyorsun. Seni bunun için övmem gerekir.”

Subaru: “Kapa çeneni! Benim nelerle uğraşmak zorunda kaldığımdan haberin var mı?!.”

Flop: “Oh, sakin ol Natsumi Hanım! Güzel yüzünü mahvediyorsun!”

Subaru: “Kapa şu çeneni!”

Subaru, Abel’in tavrı yüzünden kafayı sıyırmak üzereyken arkasından gelen Flop tarafından durduruldu.

Gerçekten o kibirli, şeytani suratına yumruğu indirmek istiyordu ama sakinliğini korumaktan başka şansı yoktu. Sonuçta o surat olmadıkça stratejilerini sürdürmeleri mümkün olamazdı.

Kendi suratını rehine gibi kullanabilmesi inanılmaz korkunç bir işti.

Subaru: “Hey sen, tüm bunlar bittiğinde kesinlikle yumruğu yiyeceksin!..”

Abel: “Bu iş bitince yapacaklarını düşünecek kadar çok vaktin varsa performansını sorunsuzca sergileyebileceğinden eminim.”

Subaru: “Flora! Vakit gelene dek prova yapacağız!”

Flop: “Tamam, tamam, tamam.”

Subaru “her şeye bir cevabı var” cümlesinin vücut bulmuş hâlisin dercesine bir öfkeyle dişlerini sıktı.

Ne olursa olsun dış dünyayla iletişime geçtikleri sürece tek yapmaları gereken vaktin gelmesini beklemekti.

En fazla, evet, en fazla——

Subaru: “——Bu plan işlemezse sonu korkunç olacak.”

Diye mağlup bir şekilde mırıldansa da geride kalan birkaç gün içerisinde planlarının işe yarayacağından kesinlikle emin hâle gelmişti.

Bu da gerçekten sinir bozucuydu; çünkü -belki bir Günah Başpiskoposu hariç- hiç kimse o kibirli dansöze âşık olmadan edemiyormuş gibi görünüyordu.



#Planın işleyişini adım adım okuyabiliyor olmak hoşuma gidiyor. Aksilikler, zorluklar derken başarılı olacağını bildiğimiz operasyon akşamına ulaşmak üzereyiz. Bu arada Subaru’nun kılık değiştirme yeteneklerini de gerçekten takdir ettim. Yani Cemal neyse de Todd bile tanımadıysa âdeta yeni bir insana dönüşmüş olmalı. Öyleyse artık ‘operasyona’ geçebiliriz. Hadi bir sonraki bölümde görüşmek üzere!

5 1 oylama
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
0 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar