※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Clumsy
Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
——Müsaadenizle zamanı biraz geriye saralım, dansözün Guaral Belediyesindeki hareketli dansının öncesine dönelim.
???: “——Kansız bir kuşatma mı dedin?”
Toplantı salonuna giren Natsuki Subaru, orada toplanmış olan grubun önüne geçerek güçlü bir iddiada bulunmuştu.
Yüzünü örten oni maskesi zorla çekilip alınan Abel’se Subaru’ya doğru bakmış ve buz gibi bir ses tonuyla tekrar ettiği “boş bir düş” kelimeleri Subaru’nun kulak zarlarında titreşmişti.
Onunla alay etmişti—— Yo, bu sözlerde alay yoktu. Katıksız bir şüphe, karşısındaki kişinin teklif ettiği şeyi hiç anlamıyor olduğunu gösteren bir esinti vardı.
Niyetse anlaşılmıştı.
Subaru: “Minimum fedakârlıkla sonuçlanacak bir plan tasarlamış olabilirsin ama sıfır fedakârlık üzerine hiç düşünmedin bile.”
Abel: “E hâliyle. Kabul etsen de etmesen de şu anda bir savaş veriyoruz. Savaşın olduğu yerde zayiattan kaçınılamaz. Yapılabilecek tek şey, insan kaynaklarını ziyan etmekten kaçınmayı planlamaktır.”
Subaru: “Ehh, daha en başta senin insan kaynakları hakkındaki düşünce şeklinden hoşlanmıyorum zaten.”
Önünde bağdaş kurmuş hâlde oturan Abel’e bakan Subaru, dilini şaklattı.
“İnsan kaynakları”, “insan” ve “kaynaklar” şeklinde iki kelimenin birleşimiyken Subaru, böylesine iğrenç bir terim için birleştirilmemeleri gerektiğini düşünüyordu.
“İnsanlara” mesafeli bir şekilde bakılan bu yöntem, onları yalnızca rakamdan ibaret görmenin yalnızca bir adım uzağındaydı.
Ya da belki de Abel gibi bir hükümdarın sahip olması gereken denge duygusu buydu, ancak——
Subaru: “Ehh, ben bunu kabul etmiyorum işte. Flop-san da öyle, haksız mıyım?”
Abel: “——Ve de bunun yerine bu kansız kuşatma fikriyle araya giriyorsun? Hatırı sayılır ölçüde şaşaalı bir beyan oldu. Özellikle de daha az önce bitap düşmüş olan senden gelince.”
Subaru: “Bitap, acınası ve utanılası hâlde olduğumu inkâr etmeyeceğim. En başta bu ülkeye atıldım atılalı başıma gelen felaketlerin ardı arkası kesilmedi.”
Subaru, Abel’in değindiği nokta karşısında kendisiyle alay etti, sonra da bakışlarını kendi avcuna dikti.
Gereğinden fazla temiz sağ eli ve yenisiyle değiştirilmiş kolu da bu “ardı arkası kesilmeyen felaketlerin” bir parçası olarak görülebilirdi. Gerçi sağ kolunun yenilenmiş olması şansının yaver gittiği anlamına gelmez miydi?
Kolunun yenilenmesi ve Rem’in uyanması. Ayrıca Flop ve Medium kardeşlerle karşılaşması da hiç abartısız şansının yaver gittiği konulardı.
Her hâlükârda bunlar haricinde felaketlerle şanslı olaylar aynı madalyonun iki yüzüydü.
Karşısındaki Abel, Shudraq Halkı ve Todd’un da dâhil olduğu İmparatorluk Askerleri de eklenince——
Subaru: “Tüm bu zorluklar insanın ruhunu tüketiyor. Ama…”
Abel: “————”
Subaru: “——Sürtünme ne kadar çok olursa alevler o kadar iyi tutuşur.”
Sıkmış olduğu yumruğuna sert bakışlar atan Subaru, açıkça böyle söyledi.
Hemen sonrasında Subaru’nun peşinden gelmekte olan Rem de toplantı alanının girişine ulaştı. Değneğini kullanarak Utakata ve Rui’yle birlikte yürüyordu.
Muhtemelen yaşananlara kendi gözleriyle tanık olmaya gelmişti.
Neticede Natsuki Subaru’nun ruhundaki ateşi yakan şey, onun bencilce ricasıydı.
Subaru: “Flop-san’a gizli bir yol sorduktan sonra şehre girme stratejisi… Sürpriz bir saldırı planlıyorsun, değil mi? Bunun işe yaramasına imkân yok.”
Abel: “Oh, nedenmiş o? Surlarla çevrili korunaklı bir şehirden bahsediyoruz. İçeri girmenin başka bir yolunu mu biliyorsun?”
Subaru: “Ortada bir duvar olunca herkes onu aşmanın bir yolunu düşünür. Ancak bunu mümkün kılan yolar zekice gizlenmiş olabilir…”
Kale Şehrine girip çıkmanın gizli bir yolu varsa o yolun kaynağı belirsiz mallar ve kimliği meçhul kişilerin geçmesi için açıldığı varsayılabilirdi.
Elbette ki o yol, gardiyanlar keşfedemesin diye gizlenmiş de olabilirdi. Ama bu bile sıradan temkinlilik sınırının ötesine geçebilirdi.
Bunun ötesinde, yani savaş vaktindeki temkinlilik ağından kaçınmaksa mümkün görünmüyordu.
Ve her şeyden önce——
Subaru: “Şehirde peşimize düşen o piç, böyle bir şeyi gözden kaçıracak biri değil.”
Akıllı, kurnaz ve karar almaktan yana tereddüt etmeyen biriydi.
Todd onların hayatta kaldığını bilirken her türlü gizli yol, en korunaklı “kapıya” dönüşecekti. Düşman, onları kendi hâllerine bırakacak kadar kibar davranmayacaktı.
O yolların kapanacağı barizken bir de kapatılmamış olanların da “tuzaklara” dönüştürülebileceği korkusu vardı.
Subaru: “İşte bu yüzden sürpriz saldırı düşüncesi absürt kaçar. Gizli geçitten çıktığın saniyede orada bekliyor olan rakip kafanı baltasıyla paramparça eder muhtemelen.”
Flop: “N-n-ne-neden bunu söylerken bana o bakışı atıyorsun, Danna-kun! Ne korkunç bir düşünce!”
Herkesi tehlikeden haberdar etme niyetini taşıyan Subaru’nun bakışları istemsizce Flop’un suratına odaklanmıştı.
Suikastçının hançerinin—— yo, baltasının, Flop’u kaç defa hemen gözlerinin önünde yere serdiğini gayet iyi hatırlıyordu. Subaru bu manzaraya bir kez daha tanık olmak istemiyordu; ölen kendisi olsa bile bunun tekrarlanmasına müsaade edemezdi.
Abel: “…Mesele yalnızca sürpriz saldırıysa düşmanın temkinli olacağı konusunda seninle aynı fikirdeyim.”
Subaru: “Ne?”
Bu beklenmedik beyanı işiten Subaru’nun gözleri şaşkınlık içerisinde irileşti. Bunun nedeni, düşüncesini onaylayan kişinin Abel’in ta kendisi olmasıydı.
Abel’se Subaru’nun şaşkınlığı karşısında tek kaşını kaldırarak devam etti.
Abel: “Ne oldu? Seni onaylamamı beklemiyor muydun?”
Subaru: “Aynen… Dünyadaki her konuda haklıymışsın gibi hareket ederken bir anda hatanı kabul etmek gibi şeyler yapmana şaşırdım…”
Abel: “Saçmalık, ne zaman hatamı kabul etmişim ki? Ben yalnızca gizli bir yol kullanarak sürpriz saldırı gerçekleştirme şeklindeki bir stratejinin başarılı olmayacağı düşüncesini onayladım.”
Subaru: “——? Öyleyse o gizli yolu nasıl kullanmayı planlıyordun?”
Abel’in inkârı, düşünceleri doğru bir şekilde tahmin edildiği için kaybetmeyi hazmedemeyen birinden farklı bir his uyandırıyordu.
Subaru onu dayanağıyla ilgili sorgularken ise tek gözünü kapatarak,
Abel: “İnsanların şehre girip çıkmasına gerek yok ki. Amacımız yalnızca şehre kapanıp kalmış askerlerin işleyişini felç etmekse içeri bir şey sokmamız da yeterli gelecektir.”
Subaru: “Bir şey derken…”
Abel: “——Zehir.”
Subaru: “Buna göz yumulma olasılığı daha da düşük!”
Abel’in serinkanlı açıklaması işleri yoluna koyma konusundaki sarsılmaz kararlılığını iyice gözler önüne sererken Subaru, içgüdüsel olarak ve bağırarak bu planı eleştirdi.
Zehir vb. bir şey kullanmak mazur görülemezdi. ——Dürüst olmak gerekirse Subaru, Shudraq Halkı tarafından verilen kendisine verilen zehri deneyimlediği andan bu yana zehir kullanımına şiddetle karşıydı.
O cehennem ıstırabı savaşta ölmekten de beterdi.
Subaru: “Onu bunu bırak da biz Flop-san’ı ikna etmek için zayiatı en aza indirgemeye ya da hiç değilse hasarı azaltmaya çalışmıyor muyduk? Böyle bir planda zehrin işi ne…”
Abel: “Neden bahsediyorsun sen? Gizli bir geçit kullanarak gerçekleştirilen sürpriz esnasında bir saldırı gerçekleşecek olursa bizim birliklerimizin feda edilme ihtimali doğar. Ama zehirle bu ihtimali ortadan kaldırabiliriz.”
Subaru: “————”
Abel: “Eldeki kuvvetlerden verilecek kaybı azaltmak. Hasarı en aza indirgemek bu anlama gelir.”
Abel kesin bir tavırla konuşurken karşısındaki Subaru nefesini tuttu.
Ve bir kez daha kendisiyle Abel’in pozisyonu, bir hükümdarla geri kalanların bakış açıları arasında büyük bir fark olduğunu idrak etti. Bu fark, idrak edebileceğinden de öteydi.
Özetle Abel, Guaral vatandaşlarının alacağı hasarı hesaba katmıyordu. ——Yo, vatandaşlara zarar vermeyecek olsa da İmparatorluk Askerlerine zarar vermeyi umursamıyordu.
Zaten gözüne kestirdiği İmparatorluk Kampının yakılıp yıkıldığı andan bu yana o kadarı barizdi.
Subaru: “Yine saf düşüncelere kapılıyorum. Sen…”
Abel: “Bu doğru, saflık ediyorsun. Bu nedenle de burada sana yer yok…”
Yüzleşen Subaru ve Abel ikilisinin gözlerinde kıvılcımlar çakıyordu.
Ancak onlar gözleriyle savaşır ve bir tartışma çıkmasına ramak kalırken——
Flop: “——Hey hey hey, siz ikiniz, bir dakika durun bakalım! Birbirinize böyle bakıp tartışmanıza gerek yok ki!”
Diyerek öne çıkan Flop, aralarında biraz mesafe yarattı.
Ve yüzünde beliren anlamsız bir gülümsemeyle sırasıyla Subaru ile Abel’in asabi suratlarına bakarak, “Hadi sakinleşelim de şu işi bir konuşalım” dedi, göğsünün önüne getirdiği ellerini çırptı.
Flop: “Dürüst olmak gerekirse Köy Şefi-kun’la tartışmamın bir yere varacağı yoktu. Ve sonra Danna-kun muzaffer bir şekilde geri döndü. Danna-kun’un bahsettiği bu ‘kansız kuşatma’ planını kesinlikle dinlemek isterim! Eğer doğruysa hayallerim gerçek olacaktır!”
Subaru: “Flop-san…”
Ağzı kulaklarına varan Flop’un beklentisi, Subaru’nun az önceki öfkesini dindirmişti. Öyle ya da böyle Flop’un tavrı karşısında afallayan Abel için de aynı şey geçerliymiş gibi görünüyordu.
Abel, “Hmph” şeklinde ufak bir homurtuyla,
Abel: “——Peki öyleyse, dinleyelim bakalım. Fikrinle bu tüccarı kandırmayı başarır ve gizli geçidin yerini öğrenebilirsen söylediğin gibi olsun.”
Flop: “Ha!? Danna-kun!? Yoksa sen de mi…”
Subaru: “Yoyoyo! Böyle bir planımız yok! Senin fikrin işe yaramıyor diye beni de planının bir parçası hâline getirmeye çalışma göt herif!”
Beyanı gereksiz yere Flop’ta güvensizlik uyandırsa da Abel en ufak bir utanç belirtisi sergilemiyordu. O kayıtsız kibrini sürdürüyordu. “O oni maskesine ihtiyacın yok ki…” diye çıkıştı Subaru.
???: “Ee…”
Derken konuşmada doğan boşluğa belli belirsiz bir ses dâhil oldu.
Ve tüm gözler, toplantı alanının girişinde hareketsiz hâlde duran Rem’e kilitlendi.
Mekândaki atmosfere yenik düşmeyen Rem ise bakışlarını Subaru’nun üzerinden ayırmayarak devam etti.
Rem: “Ee, ne yapacaksın? Gelip geçici bir düş ya da kana bulanmış bir gerçeklik olmayan bir yol bulabilecek misin?”
Subaru: “…Bir şeyleri dile getirme şeklin kalbimde şarkılar çaldırıyor.”
Rem: “————”
Rem dudaklarını büzüp bakakalırken Subaru acı bir gülümsemeyle karşılık verdi ve bir kez daha kararlılığını perçinledi.
Sonra da tek tek toplantı alanındaki tüm yüzlere baktı. Abel, Flop ve başta Mizelda olmak üzere tüm Shudraqlar derken hepsinin dikkatini üzerine çektikten sonraysa,
Subaru: “Benim planım gizli yolları veya kan dökülmesini gerektirmiyor. Ama Flop-san’ın yardımını gerektiriyor.”
Flop: “Gizli yolları gerektirmese de benim yardımımı gerektiriyor ha?.. Ama Danna-kun, benim yalnızca boş boğaz ve aciz bir seyyar satıcı olduğumu biliyorsun, değil mi?”
Subaru: “Hı hı, tabii ki. Ama Flop-san yalnızca bir tüccar değil, doğuştan sahip olduğu bir lütfu da var. ——Hoş bir suratı.”
Flop: “——Ha? Suratım mı?”
Gözleri irileşen Flop, ellerini yüzüne götürdü.
Benzer şekilde toplantı salonundakiler de “Suratı mı?” dercesine kafalarını eğdi.
Mizelda: “Anlıyorum, doğru söylüyor.”
Taritta: “!—— Abla, bir şey mi fark ettin?”
Mizelda: “Yo, yalnızca hoş bir suratı var demesine onay verdim.”
Taritta: “Abla…”
Mizelda başıyla onay verip kollarını önünde bağlarken Taritta, suratı asılarak kafasını önüne eğdi.
Aşağı yukarı hiç kimse Subaru’nun neye niyetlendiğini anlamazken ortama bir şüphe bulutu yayılıyordu. Aynı şey Flop ve Abel için de geçerliydi.
Bununla birlikte Mizelda’nın başkalarının dış görünüşü konusundaki inatçı ilgisi dayanaksız değildi. Zaten Subaru’ya durumla ilgili büyük bir ipucu veren şey de tam olarak Mizelda’nın bu zayıflığı ve güzellik anlayışı olmuştu.
Mizelda’nın görünüşe bu denli önem veriyor olması, Subaru’ya Kansız Kuşatma Planı için ilham vermişti.
Subaru: “İspat etmek tartışmaktan iyidir. ——Flop-san, yapacağım şeyi deneyinceye dek dile getirmem mümkün değil, o yüzden peşime takıl lütfen.”
Flop: “Peşine mi takılayım? Bu sorun olmaz ama niye ki…”
Subaru, hâlâ şüphelerinden arınmamış olan Flop’a aceleyle “Endişelenme” dedi.
Sonra da bakışlarını Mizelda’ya çevirerek,
Subaru: “Saçlarını boyuyor ve bedenine desenler çiziyorsun, yani makyaj malzemelerin vardır, değil mi? Onları bir süreliğine bana ödünç verebilir misin?”
△▼△▼△▼△
Millet: “————”
Bir süre sonra toplantı salonuna döndüklerinde salondaki topluluğun “sonuçlar” karşısında nutku tutulmuştu.
Fakat Subaru bunun sersemlik veya bıkkınlık gibi negatif duygulardan doğan bir suskunluktan ziyade samimi bir huşu ve şaşkınlık, belki de heyecan duygusundan kaynaklandığını biliyordu.
Eserinin böyle bir etki doğurmasını bekliyor olduğunu büyük bir özgüvenle dile getirebilirdi.
Subaru: “Anlaşılan elde işlenmesi zor bir elmas olunca ben bile doğru düzgün sonuç alabiliyormuşum.”
Millet: “————”
Burnunu ovuşturarak böyle söyleyen Subaru, hâlâ aynı tepkisiz kalabalıkla karşı karşıyaydı. Hiç kimsenin şaşkınlığından sıyrılamadığı bu sessizlik süregelirkense tedirgin bir “D-Danna-kun” sesi işitildi.
O sesin kaynağı, Subaru haricinde bu şaşkınlığı taşımayan tek kişiydi.
Flop: “Bu işte bir tuhaflık var, henüz sonucu görmedim ama nasıl oldu? Pek hoş hissettiğimi söyleyemem…”
Subaru: “Oh hadi ama, endişe etmene gerek yok Flop-sa… I ıh, endişe etmene gerek yok, Flora.”
Flop: “Flora mı!?”
Gözleri şaşkınlıkla irileşen kişi Flop—— yok canım, Flora’ydı. O şaşkınlık dolu ama buna rağmen tatlılığını koruyan bir ifadeye bürünürkense Subaru, yüzünü okşayıp özgüvenle başını salladı.
Ve sonra da Flora’yı ince omuzlarından tuttuğu gibi yüzünü öne çevirdi.
Uzun, altın sarısı saçlardan oluşan ipeksi perdenin ardında, sürülen fazla fardan dolayı her zamankinden de belirgin olan gözler vardı. Kirpikler uzunluklarını belli edecek şekilde kıvrılmış, doğal beyazlıktaki teniyle çarpıcı bir kontrast oluşturması adına yanaklarına hafif bir pembelik verilmişti. Son olarak dudakları kırmızıya boyanmış ve görünüşünü tamamlayacak kıyafetler giydirilmişti.
Zaten zarif fiziğiyle onu “kadın” kılığına sokmak, pek fazla çaba gerektirmiyordu.
Bu da demek oluyordu ki——
Subaru: “——İşte karşınızda kansız kuşatmanın anahtarı, geliştirebildiğim en iyi strateji!”
Diyerek yumruğunu havaya kaldıran Subaru, toplantı alanındaki herkese Flop-Flora’yı tanıttı.
Elindeki sınırlı vakte rağmen yontulmamış bir mücevheri en iyi hâline getirmişti ve bundan gurur duyuyordu. Ancak bu sürpriz şimdilik saklanmalıydı, çünkü bu yalnızca yetersiz hazırlıkla doğan bir çalışma ve Flora’nın olabilecek en sevimsiz versiyonuydu.
Gerekli tüm araçlar toplandığı ve söz konusu kişi uygun tavrı takındığı takdirde cazibesi katlanarak artardı.
Subaru: “Güzellik yaratılabilir.”
Rem: “Sen bizimle dalga mı geçiyorsun?”
Subaru: “Ha!?”
Rakipsiz bir başarı sergileyen Subaru, soğuk ve delici bir sese maruz kaldı.
Göz ucuyla bakıp gördüğü üzere o sesin sahibi, buz gibi bakışlar taşıyan Rem’in ta kendisiydi. Daha az önce beklentiyle bakan o gözlerden eser kalmamış, yerlerini uyandığı andan beri sahip olduğu gözler almıştı.
Rem’in sert bakışları karşısında nefesi kesilen Subaru, bir elini uzatarak “Dur bir saniye!” dedi.
Subaru: “Da-dalga falan geçmiyorum! Gerçekten dalga geçmiyorum ya, bana öyle bakma yani!”
Rem: “Dalga geçmiyorsun, öyle mi? Şu saçmalığa bir son ver. Aptallık etmişim… senden zerre kadar umudum olmamalıydı.”
Subaru: “Hemen sonuca atlıyorsun! Biraz geç kalmış olacağım ama bu konuda tıpkı Ram gibisin!”
Rem: “Hah?”
Bu şu anki Rem’in hatırlamadığı bir şey olsa da Ram da hemen sonuca atlardı.
‘E sonuçta kardeşler’ düşüncesi Subaru’nun kalbini ısıtsa da şu an için bir numaralı önceliği, Rem’in yitirmiş olduğu güveni geri kazanmaktı.
Subaru gerçekten de dalga geçmiyordu. Her şeyi tüm ciddiyetiyle karşılıyor ve üzerlerine adamakıllı düşünüyordu.
Flop’u Flora isimli bir kadına dönüştürmek için onca gayret vermesinin sebebine gelince——
Abel: “——Hedef Zikir Osman, ha.”
Diyerek o sebebi anlayan ilk kişi, elini çenesine götürmüş olan Abel’di.
Diğerleri Flop’un Flora’ya dönüşmesinin doğurduğu şaşkınlığı gizleyemezken Abel’in bunu başarıp sessizliğini korumuş olma sebebi, Subaru’nun gerçek niyetini sorgulaması olsa gerekti.
Ve bu sayede de Subaru’nun nereye varmaya çalıştığını tam anlamıyla çözmüştü.
——Evet, hedef Zikir Osman olacaktı.
İmparatorluğun İkinci Sınıf Generali ve Guaral Kale Şehrinde konuşlanmış İmparatorluk Askerlerinin komutanı. Sağlam ve güvenli savaş taktiklerini tercih eden yetenekli bir adam ve tüm bunların yanı sıra——
Subaru: “Zampara şeklinde anıldığını duymuştum. İmparatorluk Askerleri arasında epey meşhurmuş galiba.”
Abel: “Evet, zampara olmasıyla ünlenip bu lakabı aldığı herkesçe bilinir.”
Rem: “Zampara ha… insanda pek hoş bir izlenim uyandırmıyor.”
Subaru ve Abel arasındaki konuşmayı işiten Rem’in suratı ekşimişti.
Subaru da Rem’in izlenimine katılmadan edemiyordu. Bir subayın zampara olduğunu duyan insanın aklına kaba kişilikli, pis sapığın teki geliyordu. Ama bu, lehlerine kullanabilecekleri bir fırsattı.
Subaru: “İmparatorluk Askerleri kampında esir alınan kadınları General Zikir’e sunma gibi sohbetler bile dönüyor. Yani kadınların zararsız oldukları sürece ona yaklaşabilme ihtimalleri yüksek.”
Bu Subaru’nun unutmayı yeğleyeceği bir şey olsa da Cemal, kampta olduğu sırada ona Rem’i Zikir’e sunabileceğini söylemişti.
Rem güzel bir kızdı, yani Zikir’in güzellik anlayışının normal olduğu söylenebilirdi.
Subaru: “Hâl böyle olunca Flora’nın gücüyle bu işin altından kalkabiliriz.”
Flora: “D-Danna-kun? Bayağıdır büyük bir beklentiyle bana Flora deyip duruyorsun ama şu anda neye benziyorum? Neler döndüğünü bile bilmiyorum ve ödüm kopuyor!”
Subaru: “Endişelenme, Flora. Tabii ki bu işte yalnız olmana izin vermeyeceğim. Ben de seninle aynı mücadeleyi vereceğim.”
Mizelda: “Nereden bakarsan bak absürt bir iş bu, Subaru!”
Subaru afallamış Flora’yı yatıştırırken Mizelda, onun söyledikleri karşısında ayaklandı. Gözleri sert, güçlü bir ifadeyle bulutlanmıştı ve ellerini Subaru’nun omuzlarına yerleştirmiş şekilde kafasını sallıyordu.
Ancak hemen ardından iletilmesi zor bir gerçeği aktarırcasına sesini alçaltarak,
Mizelda: “Gözlerinin kendince bir cazibesi var aslında. Ama doğuştan sahip olduklarına gelince…”
Subaru: “Hey hey, hadi ama Mizelda-san. Az önce ne söylediğimi duymadın mı?”
Mizelda: “Ne söylemiştin?”
Subaru: “——Güzellik yaratılabilir.”
Subaru, Mizelda’nın omzuna koyduğu elinin üzerine kendi elini koyarak güven verici bir şekilde böyle söyledi.
Onu duyan Mizelda’nınsa gözleri irileşti ve soluğu kesildi. Ardından bakışlarını Flora’ya çevirdi ve yüzündeki makyaj ışık saçıyormuşçasına gözlerini kıstı.
Mizelda: “Beni ikna ettin… Hadi potansiyelini görelim bakalım.”
Subaru: “Aynen, izleyin ve görün.”
Kuna: “Neden bahsediyorsunuz siz, hiiiiiç anlamıyorum.”
Mizelda Subaru’ya güvenmeye karar verirken Subaru da bu güveni karşıladı. Kuna’ysa ikili arasındaki etkileşimi çileden çıkmış şekilde izlese de en ufak bir yorum yapamıyordu.
Her hâlükârda şu anki problem——
Abel: “Zikir Osman’ın tercihlerinden faydalanmaya karar vermişsin ama niyetin nedir? O her şeye rağmen bir kurt. Önünde güzel bir şey salladın diye hemen yemi ısıracak bir köpek değil.”
Subaru: “Ehh, önünde amaçsızca bir şeyler sallama düşüncesi tartışmaya değmez zaten. Bu yüzden ısırmasını sağlayacak bir yol bulmamız gerekiyor. Örneğin onu bir partiyle baştan çıkartmak gibi.”
Abel: “Bir şölen mi? Maalesef onu bu işin içerisine çekmek kolay olmayacak. Doğal olarak İmparatorluk Başkentinden destek kuvvet gelinceye dek o duvarların arasından ayrılması için hiçbir sebep yok. Böyle şüpheli bir davetle baştan çıkmayacaktır.”
Subaru: “Tabii ki. Hâlâ seçeneklerimi azaltma aşamasındayım ama…”
Rem: “Bi-bir saniye lütfen!”
Subaru ve Abel tartışmanın ortasındayken Rem, bu şekilde sesini yükselterek araya girdi.
Bir birine bir diğerine baktıktan sonra da yüzüne yapışıp kalmış şaşkınlıkla,
Rem: “Ciddi misiniz siz? Flop-san’u maskara etmeye odaklanarak böyle bir şey yaptığınıza inanamıyorum.”
Flora: “Ne, beni maskara mı ediyorlar? Cidden ama, şu anda neye benziyorum ben? Oka-san beni maskara ettiğinizi söylüyor… Yeğen-chan, neler dönüyor?”
Rui: “Auu? Uu! Uu!”
Henüz yansımasını bir kez olsun görememiş olan Flora, teselliyi gergin Rem’in yanındaki Rui’de aradı. Fakat Flora’yı ilk defa gören Rui, panikleyerek Rem’in arkasına saklandı.
Başka bir deyişle Rui’nin gözünde Flora ve Flop farklı kişilerdi.
Abel: “O kızın tepkisinin bir turnusol testi görevi görüp göremeyeceği bir yana, ben bunu bir maskaralık olarak görmüyorum. Nihayet tartışmaya değer bir fikirle geldin bence.”
Subaru: “Yani sen de Flora’nın güzelliğini kabul ediyorsun.”
Abel: “——Aklıma gelmeyen bir fikir ürettiğini kabul ediyorum. Lafı çarpıtma şimdi.”
Abel’in inatçı yanıtını işiten Subaru’nun dudakları tatminsiz bir ifadeyle kıvrıldı.
Ancak Abel onu hiç umursamadı ve kısa bir süreliğine elini düşünceli şekilde ağzına götürdü. Sonra da Subaru’ya doğru keskin bir bakış atarak,
Abel: “Natsuki Subaru, sana bir sorum olacak… Bu makyaj malzemeleri, yalnızca tüccarın kullanımına mı uygun?”
Gelen soru buydu.
Subaru: “————”
Ve Abel’in sorusu Subaru’yu bir an için afallatmıştı.
Ancak soruyu zihninde evirip çevirdikten sonra kafasını salladı.
Subaru: “Söyledim ya. Bu operasyonu gerçekleştirirsek ben de onunla aynı gemide olacağım!”
Abel: “Saçmalık. Sana kim güvensin ki? Aynada kendine bir bak da sonra konuş.”
Subaru: “Ağzından çıkanlara dikkat et!”
Kaşları çatılan Abel, kalbinin derinliklerinden gelen küçümsemeyi dışa vurdu. Ve Subaru’nun bu yorumdan duyduğu rahatsızlığı görmezden gelip elini göğsüne bastırarak,
Abel: “Bu işin altından tek başına kalkmak bir tüccarın harcı değildir. ——Bu yüzden, ben de ona eşlik edeceğim.”
Mizelda: “A-Abel de mi!?”
Bu cüretkâr tavsiyenin işitilişiyle Mizelda’nın etrafındaki atmosfer uğuldamaya başladı.
Elbette ki Subaru da Abel’in teklifine şaşırmıştı. Gerçekten bunu kendisinin teklif edeceği kırk yıl düşünse aklına gelmezdi.
Subaru: “…Dürüst olmak gerekirse ana mevzunun seni bu işe ikna etmek olacağını zannediyordum.”
Abel: “Normal zamanda tam bir aptallık, değerlendirmeye bile değmez derdim. Ama şu anda yapabilecek çok az hamlemiz var ve potansiyel planlarımız sınırlı. Gerçekten etkili olduğu takdirde alçalmamızı gerektiren bir durum.”
Subaru: “Çıh, dile getirme şeklin de amma korkunç. İşte karizmatik piçler bu yüzden bu hâle geliyor…”
Bakmayın tahttan indirilmiş olmasına, İmparator olduğuna dair hiçbir şüphe yoktu.
Bu Abel’in inancı, hiç taviz vermeyeceği inanışıydı. Bunu bu denli bariz bir şekilde gören Subaru’nunsa onu içtenlikle övmekten başka şansı yoktu.
Otorite sahibi beceriksiz biri olsaydı kendi güvenliğine fazla önem verir ve bir gaf yapardı.
Ama Abel, Subaru’yla ormanda karşılaştıkları andan bu yana kendisini ortaya koyarak oynadığı büyük bahisleri kazanıyordu ve buna Yaşam Kaynağı Ritüeli de dâhildi.
Aynı şekilde bu sefer de bir istisna olmayacaktı ve muhtemelen en ufak bir geri çekilme arzusu taşımıyordu.
Abel: “Zekice bir plan dediğin, yalnızca düşmanın beklentilerinin dışında hareket edilerek sonuç verebilir. Generalin eğilimlerinden faydalanarak kaçınılmaz bir ihmale gizlenmek mümkün. Bu planı tartışmanın bir değeri var.”
Subaru: “Aynen, bu ‘Kojiki’ adlı kitapta da yazar. Düşman Generalin boynu hedeflenirken en iyi seçenek karşı cins kılığına girmektir.”
Rem: “Cidden böylesine şüpheli bir kitapta yazan şeyi kabul ediyor olamazsın…”
Aslında kadim ve onurlu bir kitaba atıfta bulunuyordu ama “Kojiki’nin” güvenilirliğini Rem’e açıklamaya kalksa bile şu anki hâlinden bir yanıt alamazdı. Şu an için Rem’in güvenini yeniden kazanmanın pratik bir yolunu bulamıyordu.
Kendisini açıklama fırsatı bile bulamadan reddedilmekten korkarken teklifinin Abel tarafından kabul edilmesine hem minnet duymuş hem de şaşırmıştı.
Subaru: “Zehirden bahsedince gerçekten sana karşı çıkan herkesi idam edecek tipte biri olduğunu düşünmüştüm ama…”
Abel: “Gerekirse bunu da yaparım. Her hâlükârda duygular, geleceğe dair kararlar adına son derece gereksiz şeyler. Neticede elde etmem gereken tek şey Guaral şehri değil.”
Subaru: “————”
Abel: “General Zikir Osman meselesi güvence altına alınırsa arzuladığım şeyi kan dökmeden elde etmenin bir yolunu bulabiliriz. İç ayaklanma endişesi azaltılabilirse bu kutlamaya değer bir şey olur.”
Subaru: “…Haklısın. Bir iç ayaklanma yüzünden yerinden olan bir adamın sözleri kesinlikle değerli.”
Subaru akışa kapılarak ölçülü bir şekilde alay etse de Abel’in ifadesinde en ufak bir değişiklik olmadı.
Bu seviyede bir alay ve saygısızlık, öfkelenmeye değmez miydi? ——Ya da belki de Abel, kendisinin de söylediği üzere eksikliklerinin farkında olamayacak kadar dik kafalı biri değildi.
Öyle ya da böyle——
Subaru: “İş birliğine yanaşmandan daha büyük bir beklentim olamazdı. Senin ismin… Abel, Volakiya… Bianca uygun olur mu?”
Abel: “Sahte adım konusunda bir tercihim yok, ne söylersen söyle. Esas önemli olan sen, ben ve tüccarın yeterli sayıyı sağlamıyor olması. Bir bakalım…”
Deyip kollarını kavuşturan Abel, toplantı alanındaki yüzleri tek tek inceledi.
Sonra da tek gözünü kapatıp “Hm” diyerek,
Abel: “Kullanabileceklerimiz Kuna ve Taritta, evet bu kadar.”
Subaru: “Ne?”
Abel: “Hazırlıklı olmalıyız. Zikir Osman’ı başarıyla ağımıza düşürsek bile onu bastırmak için yeterli insan gücüne ulaşmalıyız. Tabii ki Shudraq Halkından olduğu hemen anlaşılan kişilerden uzak durmalıyız.”
Abel çenesini tutarak böyle söyledi. Onu duyan Subaru, Abel’in aklından geçenleri anlıyordu.
Bir anda ilgi odağı olan Taritta ve Kuna ikilisiyse afallamış durumdaydı. Sahiden de Shudraq Halkından olmalarına rağmen diğerlerinin aksine vahşi bir hava yaymıyorlardı.
Mizelda, ilk bakışta azılı ve agresif bir savaşçı izlenimi veriyordu. Benzer şekilde Holly’nin de eşsiz bir havası vardı. Onlar, Shudraq kimliklerinin gizlenmesini gerektiren bu göreve uygun değildi.
Neticede düşman zihninde alarm çanları çaldırmamak adına gereken şey, kadınsı bir cazibeydi——
Subaru: “Sanırım benim makyaj ve süs püsle yapabileceklerimin sınırı bu. Sonuçta bu malzemelerle onlara kadınsı bir cazibe katamam.”
Rem: “——Ben de.”
Subaru: “Rem?”
Derken Rem, çevik bir şekilde elini kaldırdı.
Evet, bunu Flora mevzusu sonrası Subaru’ya duyduğu güvensizliği gizlemeyen Rem yapmıştı. Bu plan üzerine ciddi ciddi konuşulduğunu gördükten sonra yeniden değerlendirmişçesine ağır bir ifadeye bürünmüştü.
Ve açık mavi gözlerinde kararlılık ve azimle,
Rem: “Lütfen benim de bu işin bir parçası olmama izin verin. Kesinlikle işe yararım.”
Subaru: “Rem… Üzgünüm ama bu mümkün değil.”
Rem: “——Hık! Yine mi, beni gereksiz yere tehlikeden uzak tutmaya çalışıyorsun…”
Kararlılığı dağılmanın eşiğine gelen Rem’in Subaru’ya çevrili gözleri âdeta ateş ediyordu.
Subaru’nun tepesi atan Rem’e karşı fazlasıyla korumacı olduğuna hiç şüphe yoktu. Onu tehlikeden uzak tutmak ve etliye sütlüye karışmadan huzur içerisinde yaşamasını sağlamak istediği de doğruydu.
Fakat bu mücadeleye katılmasına karşı çıkmasının tek sebebi bu değildi.
Subaru: “Senin güvenliğin için endişelendiğim doğru. Ama bu işe dâhil olmanı reddetme sebebim, planın başarı ihtimalini düşürecek olman… Rem, senin yüzün İmparatorluk Askerleri tarafından görüldü.”
Rem: “——Ah.”
Subaru: “Hem kampta yakalandığın sırada hem de şehirden kaçarken görüldün. Aynı sebepten ötürü Medium’un yardımını da alamayız. Çok fazla dikkat çektik.”
Çıkan onca hengâmeden sonra güvenlik noktasındaki korumaların Rem ve Medium’un yüzlerini unutmayacağı kesindi. Rui için de durum aynıydı.
Bu seferki operasyon, düşmanın düşüncelerinden üstün gelme ve radarlarına yakalanmama mücadelesiydi. Bu ana fikri tehlikeye atmak istemedikleri sürece Rem’i peşlerine takmalarına imkân yoktu.
Rem: “Ama… Ama koşul suratlarımızın görünüp görünmemesiyse aynı şey senin için de geçerli değil mi!”
Subaru: “Evet, ama aynı zamanda hayır da. Çünkü Guaral’ın ana kapısından geçen ben olmayacağım. Natsumi Schwartz olacak.”
Rem: “Ha?”
Yeniden oyuna getirildiğini düşünen Rem’in gözleri bir kez daha alevlenmişti. Ancak bu konuda kelimelerle açıklama yapmak mümkün değildi.
Nasıl ki Flop Flora’ya dönüştüyse Natsuki Subaru da Natsumi Schwartz’a dönüşmek zorundaydı. ——Yüksekten atmayacak, söylediğini yapacaktı.
Subaru: “Her neyse, sizleri götürememe sebebimizi açıkladım. Ama Taritta ve Kuna, size gelince, tehlikeli bir operasyon olacak, o yüzden ilk önce sizleri ikna etmem gerekecek…”
Mizelda: “I ıh, ilgi çekici bir şeymiş. İzin veriyorum. İkisini de alabilirsin.”
Tam da Subaru iki Shudraq’ın düşünce ve arzularını teyit etmek isterken Mizelda bu kelimelerle araya girdi.
Ve şaşkınlık içerisinde kafasını çeviren Subaru, Mizelda’nın ışıltılı gözlerinin alev alev bir merakla arkasına odaklanmış olduğunu gördü. Bir avcının yoğunluğuyla bakıyordu; insanda tenini soyuyor, altındakilere göz gezdirmeye çalışıyormuş hissi uyandırıyordu.
Subaru bir an için içini yoğun bir korkunun esir aldığını bile hissetmişti.
Subaru: “Mizelda, san?”
Mizelda: “Subaru, sen ve Abel yiğitliğinizi çoktan kanıtladınız. Shudraqlar da yiğitlikle kutsanmış kişilere saygı duyarlar. Ama bu, hünerliliği kutsanmamış bir değer olarak kestirip attığımız anlamına gelmiyor. Güç ve zekâ, her ikisine de sahip olanlar üstün savaşçılar olurlar… Gidin ve kendinizi kanıtlayın.”
Düşmanın zaafına oynanan bu operasyon onun da işine gelmişçesine bir neşeyle yanakları al al olmuştu.
Subaru, varsayımlara dayanarak Mizelda ve diğer Shudraqların bu tarz bir oyundan kesinlikle hoşlanmayacaklarına inanmıştı. Bu yüzden de Taritta ve Kuna’ya bu operasyonda yer almak isteyip istemediklerini sormayı planlamıştı.
Ancak Mizelda’nın yanıtı sonrası Taritta ve Kuna da bu dünyanın en doğal şeyiymişçesine kafalarını sallayarak onay verdi.
Kuna: “Şefimiz öyle diyorsa söyleyecek hiiiiçbir şeyim olmaz.”
Taritta: “Ben de ablamın talimatına uyarım… Hem makyaj olayı benim de ilgimi çekti zaten.”
Ellerini kafasının üzerinde birleştiren Kuna, her iki türlüsü de umurunda olmazmış gibi bir tavırla kabul ederken onunla aynı fikirde olan Taritta’nın bakışları Flora’nın üzerinde geziniyordu.
Subaru’nun makyaj çalışmaları ilgisini çekmişe benziyordu. Subaru, bu manzaranın bir ölüm kalım meselesine hazırlanırken beklenecek gerginliği taşımadığını düşünse de——
Abel: “İtirazı olan yoksa hızlıca hazırlanalım. Kale Şehrindeki korkaklar Başkentten cesaret bulmadan önce bu mücadeleyi tamamlamalıyız.”
Subaru: “… Tamamdır, anlaşıldı. Herkese uyuyorsa tabii. Rem, senin bir itirazın var mı?”
Rem: “——Ne söylersem söyleyeyim dinlemeyeceksin zaten, haksız mıyım?”
Az önceki sözlerinden utanmış olan Rem, Subaru’ya ciddi bir bakış attı. Subaru, onun kararlılığını yok ettiği için üzgündü ama onun güvenliğini ve operasyonun başarısını düşününce Rem’in dâhil olabileceği bir yol çizilemezdi.
İşte bu yüzden başını yere eğdi ve kendisini Rem’in öfkesine teslim etti.
Lakin——
Rem: “Ama senden bir şeyler yapmanı isteyen, bunu bekleyen bendim.”
Subaru: “Rem?”
Rem: “Ve böyle bir konuda hayatta yaygara koparamam… Dikkatli olun lütfen.”
Hayal kırıklığı yatışmamıştı ve Subaru’yu bağışlamış da değildi. Ancak verilen karara saygı gösterecekti, kaçırdığı bakışlarıyla ilettiği şey buydu.
Ve bu kadarcık şey, Subaru’nun içindeki kara bulutları dağıtmaya yetmişti.
Subaru: “Böyle bir şeyi yalnızca Rem yapabilirdi, nasıl da sakinleştirici ya… Ama bir saniye, bu doğru değil, değil mi?”
Rem, ufacık bir onayıyla bile Subaru’yu gökyüzünde uçuyormuşçasına sersemlemiş hissettirecek noktaya getirmişti.
Fakat Subaru, Emilia gülümsediğinde de göklere çıktığını hissediyor ve Beatrice ukala suratıyla bir şeyler açıkladığındaysa göğsü sıcacık, yumuşacık oluyordu.
“Hah” diyen Subaru, ne kadar kolay etkilendiğini daha yeni fark ediyordu.
Abel: “Mesele nedir? Bir anda caymıyorsun herhâlde?”
Subaru: “Daha değil, caydığım söylenemez… Aksine gaza geliyordum.”
Abel: “Ha? Bunu göstermek için daha çok çaba sarf et öyleyse.”
Rem’in yorumuyla cesaret bulan Subaru, Abel’i yanıtladı.
Niyetlendiği şeyin ne olduğunu anlatmaya lüzum yoktu. ——Bu “kansız kuşatma” başarılı olursa Lugunica Krallığına dönüş yolu açılabilirdi.
Zaten durum böyle olmasa bile Subaru, yakınlarında herhangi bir trajedi yaşanmasına izin vermezdi. Hayır, veremezdi.
???: “——Heeey, abiiiiiiiii! Bote-chin’in dinlenmesine izin vermezsek hiç hoş olmaz, o yüzden onu bir yere yerleştirmek istiyoruuuum.”
Derken Medium, hiç tereddüt etmeksizin insanların hırslandığı toplantı alanına kafasını uzattı.
Kaslı Shudraqlarla kıyaslandığında bile bir baş uzundu, dolayısıyla boyuyla bir hayli dikkat çekiyordu. İşte bu dikkat çekici kişi, toplantı alanını yuvarlak gözleriyle tarayarak,
Medium: “Eh, abim nerede?”
Flop: “Ohhh, sevgili kardeşim! Abini görememen çok acımasızca. Buradayım, gözünün önündeyim ya!”
Medium: “——?”
Flora, kafasını eğen Medium’un karşısında ayaklanarak varlığını belli etti. Ve Medium, Flora’nın ağzından çıkan sözcükler karşısında kaşlarını çatarak derin düşüncelere daldı.
Bir müddet sessiz kaldıktan sonraysa bir şey idrak etmişçesine bağırdı.
Medium: “Abi, meğer bunca zamandır ablammışsın ya!”
Flora: “Danna-kun!? Burada neler dönüyor!? Gerçekten korkuyorum artık!”
Kan bağı taşıyan bir kardeş bile kandırılabildiyse bu operasyonun sağlam bir dayanağı olduğu kesindi.
#Bu arc’ta yıllardır tanıdığımız karakterler olmadığı için biraz içim buruktu. Ama yeni katılan karakterleri de sevmeye başladım, özellikle Flop-Medium kardeşler bana Otto’yu ve onunla ilgili komiklikleri hatırlatıyor. Bu arada ileriyi okuduğumuz için kadın kılığına girdiklerini biliyorduk ama koca imparatorun da onlara katılmış olmasını beklemiyordum. Hele Subaru’nun adına soyadına kadar belirlemiş olması muazzam. Genel olarak keyifli bir bölümdü. Şimdi 23. bölüm yayınlanana dek yine bekleyeceğiz, takipte kalın, ara ara bakın ki gözden kaçırmayın. Yeniden görüşmek üzere 🙂

