Bildirimler Tümünü Okundu Say
Bildirimleri görmek için giriş yapın.
Ana Sayfa / Ana Hikâye/ Kısım VII, Bölüm 20 – “İmparator – Tüccar – Natsuki Subaru” 

Kısım VII, Bölüm 20 – “İmparator – Tüccar – Natsuki Subaru” 

1 Nisan 2023 435Okunma 51 dk okuma

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Çevirmen: Clumsy

Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

——Kale Şehri Guaral’ın düşüşü, işte Abel’in planının bir sonraki hamlesi buydu.

Beyni bu cesur beyanın içeriğini sindiren Subaru, saniyesinde sonuca varmıştı.

Bu absürt bir plandı.

Subaru: “Kusursuz olmasa da sağlamlaştırılmış bir şehir… Dört tarafı duvarlarla çevrili, ayrıca kapılar yoluyla gerçekleştirilen giriş çıkışlar sürekli izleniyor. Öyle elini kolunu sallayarak gidip ‘teslim olun’ diyebileceğin bir yer değil.”

Abel: “Hah, orayı görmüş gibi konuşuyorsun… Oh doğru ya, görmüştün. Senin ağzından işe yarar bir şey pek çıkmadığı için neredeyse unutuyordum.”

Subaru: “Şu keskin zekân çok hoş. Ama o keskinlik sadece bu tür tartışmalarda karşında oturan rakiplerinde işe yarar. Silahlı rakiplere işlemez.”

Toplantı alanının ortasındaki ateşi çevreleyen Subaru ve Abel’in gözleri birbirlerinin üzerindeydi.

Abel oni maskesinin ardındaki hiçbir duygunun görünmesine izin vermiyor, bu da Subaru’nun onun aklından neler geçtiğini tahmin etmesini iyice imkânsız hâle getiriyor ve hem canı sıkılıyor hem de kafası karışıyordu.

Şu anda Subaru’nun beslediği meşru endişelerin Abel tarafından da fark edilmemesi mümkün değildi.

Ve buna rağmen sağlamlaştırılmış bir şehri düşürmek gibi bir teklifte bulunuyorsa——

Rem: “…Şehri istila etmek için bir yan yol kullanmayı düşündüğünü mü söylüyorsun?”

Subaru nefesini tutarken hemen yanından sessiz bir mırıltı yükseldi; kaynağıysa Rem’di.

Rem, bacaklarını bir tarafta toplamış şekilde oturuyordu ve açık mavi gözleri dikkatle Abel’e kilitlenmişti. İğneleyici bir bakıştan ziyade onu süzüyor gibiydi.

Bu bakışları karşılayan Abel, “Bunu söylemeye lüzum yok.” diyerek omuz silkti.

Abel: “Natsuki Subaru’nun da belirttiği gibi şehrin ana kapılarında gerçekleştirilen denetlemeler birinci engeli teşkil ediyor. Şehre girmek için onlardan kaçınmanın bir yolunu bulmamız şart.”

Rem: “Şehre girebildiğimizi varsaysak bile içeride kalabalık bir İmparatorluk Askeri grubu varmış gibi görünüyor. Yani denetlemeyi atlatsak da çok fazla düşmanla karşı karşıya kalacağımızı düşünüyorum.”

Abel: “Hm.”

Rem, Guaral’ın düşürülmesinin önündeki engelleri sıralayan Abel’e mantıklı bir itirazda bulundu. Abel ise bu tavır karşısında homurdandı, diğer taraftan Subaru’nun şaşkınlığı yoğunlaştı.

Elbette ki bu şaşkınlığın kaynağı, Rem’in Abel’le doğrudan tartışıyor olmasıydı.

Tartışmanın içeriği gereği Rem’in Subaru’yla aynı pozisyonda olduğu, Guaral saldırısına karşı çıktığı söylenebilirdi.

Bununla birlikte bu bakış açısına sahip olması gerçekten çok uygundu. ——Guaral’da geçirdiği kısa süre içerisinde bu noktadan tamamıyla emin olmuş gibiydi.

Abel: “——Natsuki Subaru, muharebe açısından saldırı ve savunma güçleri arasındaki farkla ilgili ne biliyorsun?”

Subaru: “Ah? Saldırı ve savunma güçleri arasındaki fark diyorsun… Yani, Üç Katla Saldırma Kuralı gibi mi?”

Abel: “Üç Katla Saldırma Kuralı… Aynen öyle, bu son derece uygun bir tabir.”

Sorgulanan Subaru refleks olarak yanıt verirken Abel, etkilenmişçesine başını salladı.

Üç Katla Saldırma Kuralı, askerî güçle ilgili olan ve saldıran tarafın savunan tarafın üç katı güce sahip olması gerektiğini belirten bir muharebe teorisiydi.

Bunun sebebi de saldırı ve savunma arasındaki amaç farklılığıydı. Saldıran tarafın rakibi mağlup etmesi gerekirken savunan taraf rakibini mağlup edebilir, püskürtebilir ya da yalnızca saldırıdan kaçınabilirdi ki bu da hatırı sayılır bir avantajdı.

Örneğin bu durumda, Abel’in Guaral’ı ele geçirmek için Shudraqlara şehri istila etmeleri emrini vermesi gerekecekti ancak İmparatorluk Askerleri ve muhafızlar, hedeflerine ulaşmak adına saldırıdan kaçınıp şehrin içerisinde barikat kurabilirdi.

Genel fikir, hedeflere ulaşmanın mümkün olması adına aradaki farkı telafi etmek için üç kat birliğe ihtiyaç duyulduğu şeklindeydi ancak——

Subaru: “Şehrin üç katı güç, böyle bir şeyi toparlayabilmemize imkân yok. Mizelda-san, bu köyde aşağı yukarı kaç kişi var?”

Mizelda: “Biz seksen iki kişiyiz. Abel’i ve o adamı… Flop’u da dâhil edersek en aşağı yüz oluruz.”

Subaru: “Yakışıklı erkekleri kaç kişi sayıyorsun emin olamadım ama en fazla yüz kişiyiz. Kabaca bir tahmin olsa da şehirdekiler bunun üç katından da fazladır.”

Mizelda’nın hesaplama yöntemi bir yana Subaru, Guaral’ın askerî gücünün bu çerçevede olduğunu tahmin ediyordu.

Şehrin nüfusu 10.000 kişiyi aşmasa gerekti ama içeride, kanun ve düzeni koruyacak kadar asker bulunuyor olmalıydı. Üstelik kampları yakılan İmparatorluk Askerleri de onlara katılıyor olacaktı.

——Todd’un da dâhil olduğu İmparatorluk Askerleri.

Subaru: “————”

Abel: “Hiç değilse kafanda biraz temel bilgi varmış herhâlde. Yine de dilini tutmanın sebebi güç farkındansa başka bir korkuymuş gibi görünüyor.”

Subaru: “…Korktuğum bir şey olduğu doğru, ama güç farkının tehlikeli olduğu da öyle.”

Diyen Subaru dilini şaklattı ve içinden geçenlerin doğru tahmin edilmesinin doğurduğu huzursuzluğun tadına vardı.

Dürüst olmak gerekirse Guaral’ı ele geçirme planını işittiğinde aklına gelen ilk engel Todd olmuştu. Yalnızca onunla karşılaşma düşüncesi bile içinin burulmasına yetiyordu.

Her hâlükârda Üç Katla Saldırma Kuralı da hesaba katılınca bu, tartışmaya değmeyecek bir plandı.

Subaru: “Güç farkının üstesinden gelme yoluna gelirsek, aramıza kudretli bir savaşçının katılması veya karşı tarafın komutanının fena hâlde yetersiz olması dışında bir şey düşünemiyorum.”

Abel: “Maalesef inancım, ikisini de bekleyemeyeceğimiz yönünde. Shudraq becerileriyle toplu hâldeki birlikleri dağıtabiliriz ama sayı üstünlükleriyle etrafımızı sardıkları takdirde mağlup ediliriz. Ayrıca düşman komutanın Zikir Osman olduğunu duymuştum. Sağlam ve sıkıcı bir strateji uzmanıdır ama zayıf noktası yoktur.”

Subaru: “Zikir… Bu ismi duymuştum.”

İlişkileri kötüye gitmeden önce Todd’dan duymuş olmalıydı.

İmparatorluk kampı çoktan küle dönmüş olsa da Subaru, o askerî operasyonun başında Zikir isimli biri olduğunu anımsıyordu.

Bununla birlikte kamp küle döndüğü için o kişinin de mağlup olduğunu düşünmüştü.

Abel: “Kamptakiler sıradan askerler. Daha en baştan öncelikli hedeflerini gizli tutmak adına minimum şekilde bilgilendirildiler… Bir İkinci Sınıf General, ufak bir kabile karşısında ön safa geçmezdi.”

Subaru: “Yani komutanın en başından beri şehirde olduğunu mu söylüyorsun?”

Abel: “Açıkçası hiçbir şey yapmayarak yeterli sonuç alacak olmalıydı. Ama bu plan benim komutumla ters gitti… Ahh, bir de senin varlığınla tabii, Natsuki Subaru.”

Subaru: “Gah…”

Abel, kötü niyetli bir şekilde Subaru’yu, gözlerini kaçırmaya çalıştığı sorumluluğuyla yüzleşmek zorunda bırakmaya çalıştı.

Subaru’ysa dişlerini sıkarak elini ağzına bastırdı.

Öyle ya da böyle, İkinci Sınıf General Zikir’in Guaral’da olma ihtimali yüksekti.

İmparatorluğun üst rütbelerinin Birinci Sınıf General, İkinci Sınıf General, Üçüncü Sınıf General vb. olduğu söyleniyordu, yani Subaru, zirvenin ikinci sırasının epey güçlü bir kişiye işaret ettiğini anlayabiliyordu.

Subaru: “Ee, ne demeye çalışıyorsun? Düşük askerî gücümüzün yanı sıra düşman komutan, elitler arasında sayılan mühim biri. Ayrıca arı kovanını çoktan dürttüğümüz için tetikte olacaklar, haksız mıyım?”

Abel: “Çok haklısın. Sorumluluğunun ağırlığını idrak edebiliyor musun?”

Subaru: “Ben ondan bahsetmiyorum!”

Abel Subaru’yu düşüncesizliği nedeniyle kınasa da problem başka bir noktada yatıyordu.

Yani Abel, mini minnacık başarı şansına rağmen mücadeleden vazgeçmeyi reddeden bir duruş sergiliyordu. Subaru’ysa denemenin bile anlamsız olduğu konusunda kararlılığını koruyordu.

Her şeyden önce——

Subaru: “Ben bizzat savaşma fikrine şiddetle karşıyım. Buradan ayrıldığımda bunu netleştirmiş olmalıyım. Benim… benim tek isteğim Rem’le birlikte eve dönebilmek.”

Abel: “Ama bunun mümkün olmadığı çoktan kanıtlandı. Düşmanlarının Guaral’daki İmparatorluk Askerlerinden ibaret olduğunu mu zannediyorsun? Başka bir köy veya şehirde güvende olacağını mı sanıyorsun?”

Subaru: “————”

Abel: “Bu saatten sonra nereye gidersen git güvende olamayacaksın. Bunu tamamen idrak edebilmen için sana zaman vermeyi ve kanına sızmasına müsaade etmeyi amaçlamıştım. Yoksa zehir hâlâ yeterli değil mi?”

Abel’in alaylı bakışları, Subaru’nun zayıf ruhunu tartaklamaya başlıyordu.

Bunun yanı sıra büyük bir zorluğa katlanmanın acısını da duyan Subaru, uzunca bir iç çekti; can sıkıcı olsa da Abel’in sözlerinin doğruluğunu inkâr edemezdi.

Surlarla çevrili o şehirde yaşadığı zorluklar, Subaru’nun içerisinde zihinsel bir bariyer yaratmıştı.

Bu saatten sonra Rem’i alıp kaçmaya kalksa ve Guaral’dan başka bir yere gitse bile duyduğu temkinlilik ve korku ortadan kaybolmayacaktı.

Subaru, beş ölüm karşılığında gururunu yitirmişti.

Subaru: “——Madem durum böyle, seni düşmana satarsam ne olacak?”

Çıkış yolu kapanan ve düşüncesizliği yüzünden taciz edilen Subaru, çarpık bir surat ifadesiyle bu soruyu sordu.

Ve o saniyede, ağzından dökülen sözcüklerle toplantı alanındaki hava gerginleşti. Subaru, yanı başında oturan Rem’in gözlerinin irileştiğine göz ucuyla tanık olabiliyordu.

Ancak satılma tehdidiyle karşı karşıya kalan Abel, ufak bir kahkaha patlattı.

Abel: “Hmm. Nihayet kafan normal bir şekilde çalışmaya başlıyor anlaşılan. Ama maalesef…”

Mizelda: “Bu konu tartışmaya açık değil, Subaru.”

Diyen Mizelda, kaşla göz arasında hançerini çekerek Subaru’nun boynuna dayadı.

Subaru’ysa bu ani başarı karşısında soluksuz kalarak bir anda harekete geçen uzun boylu Kabile Reisi’nin yüzüne baktı. Mizelda’nın gözleri, güzel yüzündeki inatçı inancı yansıtıyordu, bunlar merhametsiz bir avcının gözleriydi.

Mizelda: “Biz Abel’le birlikte çarpışma kararını alalı çok oldu. Bu Yaşam Kaynağı Ritüelinin sonucuydu, yani yoldaşımız olarak gördüğümüz kişinin arzusu buysa yapacak bir şey yok demektir.”

Subaru: “…Rem’i geri almak için sizin gücünüzden faydalanan benim bunu söylemem cüretkârca olacak biliyorum. Ama tüm bunlar gerçekten size uyuyor mu?”

Mizelda kararlı görünürken ansızın Subaru’nun sorgusu işitildi.

Mizelda, reisleri olarak Shudraqların olması gereken kişiliği temsil etmeli ve aklı çelinmemeliydi. Buna rağmen diğer Shudraqların aykırı fikirleri olabilirdi.

Yani oradaki diğer kişilerin, Taritta, Kuna ve Holly’nin fikirleri…

Subaru: “Bu herif az önce bir sürü şey anlattı. Askerî güç uçurumu ortada ve rakip general son derece tecrübeli, cesur biri. Daha en başta onunla mücadele etme şansınızın olmadığını görebiliyorsunuz…”

Holly: “Belki de Subaru yanlış bir fikre kapılmıştır~”

Subaru: “Yanlış bir fikir mi?..”

Şaşırtıcı bir şekilde Subaru’nun yeni fikir arayışını yanıtlayan ilk kişi Holly oldu.

Ağzına kuru etleri tıkıştırarak bir köşeden konuşulanları dinleyen Holly’nin gözleri, hareketleri kısıtlanmış olan Subaru’nun üzerindeydi.

Holly: “Kazanmak veya kaybetmekten bahsediyorsan, geri çekilmek de bizim kaybımız olur~. Yoldaşımız için savaşamazsak ruhumuz lekelenir~”

Subaru: “Ruhumuzda bir leke diyorsun… Gurur gibi veya ataların yüzüne bakmak gibi bir şey mi?”

Holly: “Aynen aynen, anladın, Subaru~”

Diyerek gülümseyen Holly, Subaru’nun sözlerini onayladı.

Ancak bu, karşılıklı anlaşmanın kanıtından ziyade birbirlerini anlayamadıklarının kanıtıydı.

Subaru da böyle bakış açılarının var olmasını anlıyordu.

Gurur veya aile onuru gibi şeyler, tabiri caizse, kişinin fiziksel bedenine doğrudan katkıda bulunmayan görünmez savunma mekanizmalarıydı—— Onların ciddi bir endişe kaynağı olduğunu düşünen ve onlara her şeyden çok paha biçen tutumların sergilendiğiyse kesindi.

Yine de bu, Subaru’nun ‘hiçbir şey hayattan değerli değil’ inancıyla bir arada var olamayacak bir düşünce şekliydi.

Subaru: “Kuna! Taritta-san! Siz de mi aynı fikirdesiniz!?”

Kuna: “…Ben bu meseleyi Holly veya reis kadar derinlemesine irdelemiyorum açıkçası.”

Taritta: “——. Ben de ablamın kararına uyacağım. Arzum bu yönde.”

Subaru: “Peki, anlıyorum…”

Subaru, diğer ikiliden de bilgi almak istemiş ama arzu ettiği karşılığı bulamamıştı.

Belki diğer Shudraqlardan biraz ayrılan Kuna’dan bir şey çıkabilir diye düşünmüştü ama görünen o ki umutları yersizdi. Taritta’nın Mizelda’ya tamamıyla itaat ettiğinden bahsetmeyeyse gerek dahi yoktu.

Yani Subaru’nun hiç müttefiki yoktu, ensesine bir hançer dayanmıştı ve bu çıkmaz süregelecekmiş gibi görünüyordu, ama——

Rem: “…Mizelda-san, silahını geri çek lütfen. O kişinin Abel’i düşmana teslim etmek gibi bir niyeti yok.”

Mizelda’dan hançerini geri çekmesini isteyen kişi, Rem’in ta kendisiydi.

Onunla göz göze gelen Mizelda, gözlerini kıstı.

Mizelda: “Bana emir mi veriyorsun, Rem? Sen Yaşam Kaynağı Ritüelini tamamlamadın. Subaru’nun talebi üzerine köyde kalmana izin verdim ama bunun bana küstahça karşılık verebileceğin anlamına geldiğini zannetme.”

Rem: “Bu da silahını geri çekmen için daha çok sebep teşkil ediyor. O kişi ritüelinizi… sizin deyiminizle Yaşam Kaynağı Ritüelini tamamladı ve yoldaşınız olarak kabul gördü. Onu yaralamak hoş bir şey olmayacaktır.”

Mizelda: “Ahh…”

Mizelda güçlendirilmiş sezgileriyle üste çıkmaya çalışsa da Rem’den aldığı gözü pek yanıt karşısında ne diyeceğini bilemedi. Sonucunda da hançerini hızlıca çekerek belindeki kınına yerleştirdi.

Ve Subaru bu şekilde serbest kalarak gözlerini dikkatle Rem’e dikti.

Mizelda: “Az önce söylediklerin doğruydu. Ama Abel ve Subaru’nun fikirleri tekrar ayrışırsa Abel’in tarafını tutacağım. Bunu unutmayın.”

Rem: “O kişi, vücut kokusuna uygun şekilde rezil bir kötü adamın gözlerine sahip olduğu için mi?”

Mizelda: “Gözlerdeki hafif keskinliğin de bir cazibesi oluyor. Ama ben güzel yüzlere düşkünümdür.”

Kırılgan durum yatışmış olsa da sonucundaki etkileşim, cansız bir konuşmadan ibaretti.

Her hâlükârda Subaru, neredeyse boğazının kesileceği bir durumdan kurtulmuştu ve hançerin ucunun bastırdığı yeri usulca ovuşturuyordu. Gözleri de hâlâ Rem’in üzerindeydi.

Rem: “——. Ne oldu?”

Subaru: “…Yok bir şey, sadece beni savunmuş olmana mı yoksa yüzüme hakaret etmene mi karşılık versem diye düşünüyordum.”

Rem: “Ben yüzün için bir şey söylemedim ki. Gözlerinden bahsettim. Bir de vücut kokundan. Burnum kırışıyor. Daha uzağa otur lütfen.”

Subaru: “Yine mi ya?!.”

Rem’in buz gibi tavrıyla karşılaşan Subaru, uzağa oturma isteği karşısında incinmişti.

Yine de içten içe daha karmaşık bir kafa karışıklığıyla boğuşuyordu. Sahiden, Rem neden Subaru’yu savunmuştu? Esas amacını çözemiyordu.

Belki de her hâlükârda mantıksız bir şeye göz yummaktan hoşlanmıyordu ya da başka bir sebep vardı. Belki de bunun Subaru’nun eğilimi olduğunu düşünüyordu?

Sonuçta Guaral’daki handa da çantasını açmamıştı, yani——

Abel: “Konuşmamız yarıda kesildi. Yine de Shudraqların gözünden kaçabileceğini varsaysak bile beni düşmana satma fikrin nafile olurdu.”

Subaru: “…Bizi yeniden konuya döndürerek iyi iş çıkardın. Hazır konuya dönmüşken sorayım gitsin. Nedenmiş o?”

Abel: “Kısa da olsa sen de şehirde vakit geçirdin. Hâl böyleyken İmparatorluk Başkentinin şu anda nasıl idare edildiğiyle ilgili haberler kulağına ulaşmadı mı?”

Subaru: “İmparatorluk Başkenti diyorsun… Ah! Doğru ya, evet doğru! Sen…”

Subaru, ani bir idrakle hiç düşünmeden ayaklandı. Sonra da çevresine odaklanarak “Flop-san!” diye seslendi.

Durumdaki değişime ayak uyduramayan şaşkın Flop ise “Evet?” diyerek döndü.

Flop: “N-N-N-N-Ne oldu Danna-kun? Dürüst olmak gerekirse şu anda fazlasıyla şaşkın ve afallamış durumdayım, giderek fena oluyorum! Konuşmayı hiç takip edemiyorum, tek bildiğim meselenin doruk noktasına ulaşıyormuşuz gibi geldiği!”

Subaru: “Seni olayların dışında bıraktığımız için üzgünüm ama benim için bir şeyi onaylamanı istiyorum. Guaral’da İmparatorluk Başkentinin resmî bildirisinden bahsetmiştin… daha doğrusu İmparatorun beyanından.”

Flop: “İmparatorun beyanı… Başkentteki sıkıntıdan mı bahsediyorsun?”

Flop parmaklarını şaklatırken Subaru, anlayışı karşısında başını salladı.

Hemen sonrasında Todd’la yoğun bir mücadele başlayıp altı kez tekrar etmiş, beyni fena hâlde yanmış olsa da Subaru, Guaral’da Flop’la böyle bir konuşma gerçekleştirmişti.

Bu konu üzerine düşünen Flop, uzun saçlarını düzelterek,

Flop: “İmparatorluğumuzda için için yanan küller var ve Başkentte bir tür rahatsızlık söz konusu. Şu anki İmparator uzun süredir hüküm sürüyor ve imparatorluk vatandaşları hiçbir iç savaş belirtisi olmaksızın huzurlu günlerin tadını çıkartıyordu. Ama sonra bu yaşandı.”

Subaru: “Başkentte bir sıkıntı olduğu konuşuldu ve sen de İmparatorun bunu bizzat çözmek için yola koyulduğunu söyledin, öyle değil mi? Alışılmadık bir duyuruymuş ama…”

Flop: “Evet. Aslına bakarsan mevcut İmparator Tahta oturdu oturalı bu bir ilk. Yine de İmparatorluğu idare etmek konusundaki kaydı şu ana dek harika. O yüzden endişeli değilim. Çok Yaşa Volakiya!”

Diyerek iki elini kaldıran Flop, bilinçsizce Subaru’nun eski yaralarına dokundu.

Bunlar, İmparatorluk kampında sık sık duyduğu, İmparatorluğu öven sözlerdi ama şu anda zihinsel olarak, o sözlere saf saf eşlik edecek durumda değildi.

Her hâlükârda mevzu ortadaki övgü değildi, İmparatorun az önce bahsi geçen hareketiydi.

İmparatorun Başkentteki sorunu çözmek için bizzat harekete geçmiş olması öngörülmedik bir durumdu. İmparatorun bu konuda halka açık bir beyanda bulunması gibi bir şey yapmasından bahsetmeyeyse gerek dahi yoktu——

Subaru: “Şu anda burada olan sen kimsin ve hangi pozisyondasın? Cıvataları gevşemiş delinin teki olmadığını kanıtlayabilir misin?”

Abel: “Kanıt mı? Buna neden ihtiyaç duyacakmışım?”

Subaru: “Ne?”

Tek dizi kalkık şekilde oturan Abel, Subaru’nun şüpheciliği karşısında homurdandı. Aynı zamanda elini göğsüne götürdü ve varlığıyla gösteriş yapmaya çalışırcasına,

Abel: “Bana sırt çeviren düşüncesizleri boş ver. Geri dönüşü olmayan bir noktaya geldiğin ortadayken bana hâlâ saçmalayıp duran küstah biri gibi davranmaya devam edeceksen kendini içerisinde bulduğun bu durumu nasıl açıklayacaksın?”

Subaru: “Şey…”

Abel: “Sırf için rahat etsin diye kendini bile kandıramayacağın basit fikirlere tutunmaya bir son ver. Mevcut zamanda örtüşmeyen olasılıkları hariç tuttuğunda geriye yalnızca gerçekler kalır.”

Abel’in beyanı ağır olsa da Subaru, ardındaki mantığı tüm acılığıyla anlıyordu.

Önündeki oni maskeli adamın İmparator kılığında bir sahtekâr olması ve Subaru’yla Shudraq Halkının onun sahtekârlıklarıyla oyuna gelmesi. Bu tarz bir gelişme kurtuluşu mümkün olmayan bir felakete yol açardı ve buna inanmak zordu.

Gerçekte Abel, İmparatorluk ordusuyla savaşıp galip gelmek için Shudraqların gücü ve Subaru’nun bilgilerinden faydalanmıştı. Ve bu gerçek vukuat, yalan bağımlısı biri şeklinde açıklanamayacak bir şeydi.

Subaru: “Peki ya İmparatorluk Başkenti meselesi? İmparatorun komutayı doğrudan ele aldığı söyleniyorsa halkın karşısına çıkmaması mümkün olmayacaktır.”

Abel: “Sanıyorum ki öyle olacaktır. Bana büyük ölçüde benzeyen bir sahtekâr… İmparatorun yokluğundan bahsedilmesin diye son derece başarılı bir dublör kullanılacaktır. ——Yani Chisha Gold.”

Subaru: “Chisha?..”

Bu, Subaru’nun daha önce hiç işitmediği bir isimdi ama aslında Abel’in—— yo, İmparatorun dublörüydü.

Emperyalist “Güç, haklı kılar” ideolojisinin benimsendiği topraklarda, suikastlara hazırlıklı olmak adına İmparatora bir dublör ayarlanacağını hayal etmek zor olmasa gerekti.

Bununla birlikte söz konusu dublörün İmparatorun tahtını gasp etmek için de kullanılabilecek olması, önceliklerin son derece yanlış belirlenmesi anlamına gelirdi.

Abel: “Sessiz ol, farkındayım.”

Subaru: “Doğru, senin sayende başımız büyük bir derde girdi. Keşke İmparatorluk huzur içerisinde olsaydı…”

O zaman Subaru’nun baş etmesi gereken tek sorun, hafızasını yitirmiş Rem’le gerçekleştireceği tatsız etkileşimler olurdu.

Emilia ve diğerleriyle buluşmak için yolculuğa çıkma ve Volakiya İmparatorluğundan kaçma mücadelesi verirdi. Tek yapması gereken bu olurdu. Ama şimdi, kader sağ olsun, başları beladaydı.

Flop: “Um, um, ah, anlarsın ya, Danna-kun…”

Asık suratlı Subaru’ya seslenen kişi Flop olmuştu.

Zarif suratının alın bölgesi kırışmış, kafası oldukça dik bir açıyla eğilmiş ve-

Flop: “İlk duyuşumdan bu yana bunu düşünüyorum ama Köy Şefi-kun’un konuşma şeklin birazcık gizemli değil mi? Dürüst olmak gerekirse Guaral’ın düşüşüne sebep olmakla ilgili şakanız yüzünden hâlâ şoktayım ama…”

Subaru: “Bir şaka ha… Neyse, onu boş ver. Umm, Flop-san, sana açıklama yapmak istiyorum, ama…”

Flop: “Evet, yapabiliyorsan açıkla lütfen! Aksi takdirde duyduklarımı sorgusuz sualsiz kabullenmekten başka şansım olmayacak.”

Diyen Flop, parmağını Abel’e doğru uzatıp salladı.

Sonra da——

Flop: “Şuradaki Köy Şefi-kun’un İmparatorun ta kendisi olduğu şeklindeki absürt fikri kabullenmem gerekecek!”

Subaru: “————”

Flop: “Hohoho? Sessizliğin kafamı karıştırıyor, Danna-kun. Neyse ki hemen sonuca atlamamla tanınırım. Bu yüzden hemen fikir değiştirip vazgeçme esnekliğine sahibim, anlarsınız ya…”

Abel: “——Sen, sen az önce uygunsuzluğu sanata dönüştürdün resmen.”

Gerçeği gizlemeye çalışıyorlarsa düşüncesizlik ettikleri bir konuşma olmuştu.

Hâliyle Subaru’nun hemen yanında oturan Flop, doğru sonuca varabilmişti. Ve bunu kendi başına başarmaktan duyduğu memnuniyetsizliği de sergilemişti.

Abel’in gözlerinde küçümsemeyle “uygunsuz” şeklinde aşağıladığı kişiyse Subaru’ydu. Subaru’nun, peşine takarak Shudraq yerleşkesine getirdiği Flop için hiçbir şeyi netleştirmeyişine değinmişti.

Ancak Abel’in bu küçümseyişini kabullenmek Subaru’ya zor geliyordu.

Subaru: “Uygunsuz davranan ben miyim? Senin bunu söylemeye hakkın var da sanki! Her şeyden önce, bunun öylece sesli şekilde dile getirilemeyecek bir şey olduğunu ben bile biliyorum.”

Abel: “Öyleyse gerçekleri onlar buraya gelmeden önce açığa çıkartsaydın. Mevcut durumu hâlâ yeterince idrak edememişsin gibi görünüyor. Guaral’da düşmanlar tarafından kovalanarak geçirdiğin süre, düşünmen için fazlasıyla yeterli olmalıydı.”

Subaru: “————”

Abel: “Kendinden daha önemli gördüğün şeyleri bu batağa düşürürken bu düşüncelere teslim olma sebebin nedir? Onları safına katma niyetin yoktuysa en baştan yanına alarak hata ettin demektir.”

Kendisinden daha önemli gördüğü şeyler. Bunu duyan Subaru, yanı başındaki Rem’i düşündü.

Bunu takip eden sözcükler de Subaru’nun canını eti kesilmişçesine acıttı. ——Abel’in söylemeye çalıştığı şey gün gibi ortadaydı. Subaru’nun Rem’i koruyor olması gereken bu vakitte kendisini düşürdüğü durumdan bahsediyordu.

Elbette ki Subaru, gardını indirdiğini veya teslim olduğunu hatırlamıyordu.

Ama Subaru’nun düşünce süreci, çok daha derinlemesine ve detaylı düşünen Abel’in gözünde fazlasıyla eksikti. Asla yeterli ya da dikkate alınmaya değer olmamıştı.

Ayrıntı vermeye güvenemeyeceği birini peşine takmamalıydı. Bu konuda eleştiriliyordu.

Subaru, Flop ve Medium’u meselelerine bulaştırmamayı düşünüyordu. Abel ise Subaru’nun naif düşüncelerini açığa vuruyor ve aptalca olduğunu söyleyerek tüm soğukluğuyla bir kenara atıyordu.

Subaru: “Ben…”

Flop: “——Köy Şefi-kun! Tartışmanızı bir süreliğine bölebilir miyim acaba?”

Subaru ne diyeceğini bilemiyordu; ancak Flop, onun yerine enerjik bir şekilde elini kaldırdı.

Ve gürültülü bir şekilde öne çıkıp bağdaş kurar hâlde pat diye kendisini yere bırakarak gözlerini Abel’in oni maskesine dikti.

Flop: “Ya da belki de şef değilsindir? Sana nasıl hitap etmeliyim?”

Abel: “An itibarıyla bir ünvanım yok. Abel ismini üstlendim ama bana dilediğince seslenebilirsin.”

Flop: “Demek öyle! Öyleyse Köy-Şefi-kun demeye devam edeceğim, çünkü kulağa doğru geliyor. Buradaki asker hanımlar için de sorun olmaz herhâlde?”

Mizelda: “Ahh, seksi bir adamsın. Her şeyine müsaade ederim.”

Taritta: “Abla…”

Kız kardeşler arasındaki gelenekselleşmiş denilebilecek etkileşim bir yana Flop, “Oh teşekkürler!” diyerek güldü. Ve ellerini kuvvetle dizlerine geçirerek,

Flop: “Uzun bir süre boyunca inkâr etmemeniz beni korkuttu ama az önce söylenenler hakkında konuşmak isterim. Köy Şefi-kun, şehre ulaşılacak gizli rotaları öğrenmek mi istemiştin?..”

Abel: “Evet, öyle. Bir fikrin var mı, tüccar?”

Flop: “Var! Cevabım bu olacakmış gibi görünüyor ama üzgünüm. Guaral’a saldırmak için kullanacaksanız bu soruyu yanıtlayamam.”

Bir avcunu öne uzatan Flop, neşeli bir ifadeyle böyle söyledi.

Yanı başından onu dinleyen Subaru’nunsa bu sözlerin yalınlığı ve kararlılığı karşısında gözleri irileşti. Abel’in oni maskesinin ardındaki gözleri bile tepkisiz kalmadı.

Ses tonuna yansımasa da Flop’un sözlerinin ciddiyeti işte bu denli kuvvetliydi.

Abel: “————”

Oldukça çılgınca bir beyanda bulunmuş ve duruşunu belli etmişti ama sebep, aptallığı değildi.

O da karşısındaki kişinin, yani Abel’in aslında üst sınıf ve saygıdeğer biri olduğu sonucuna varmıştı. Haklı veya haksız olduğu söylenmeyince de çıkarımının gerçeğe yakın olduğunu çözmüştü.

Bu da demek oluyordu ki İmparator olduğunu varsaydığı kişiye koca bir “HAYIR” çekmişti!

Abel: “… Az önce söylediğin şeyin ne anlama geldiğinin farkında mısın?”

Flop: “Sen bir Şeften fazlası değilsin, öyle değil mi Köy Şefi-kun? Tabii ki farkındayım. Kılıçlar çarpıştırılacaksa buna karşı çıkarım. Elimdeki bilgi yüzünden herhangi birinin zarar görmesinden kaçınmak isterim.”

Abel: “Bu bir peri masalı. Gerçekte kötülük denen şey, insana şahsi geçmişini hesap etmeden saldırır. Sense tüm bunlara karşı yumruğunu kaldırıp geri çekilmelerini mi isteyeceksin?”

Flop: “Gerekirse evet!”

Abel: “Bunu yapsan bile çabaların meyve vermeyecek. ——Burası kurtlar diyarı.”

Abel’in sözlerine eşlik eden korkutucu ve dondurucu aura, havayı delip geçti.

Bundan kaynaklanan korkunç baskı hissinin sebebi güçleri arasındaki farklılık değildi. Varlıklarının farklılığıydı. Savaştıkları takdirde Abel’i mağlup edebilecek olan Rem’in ve Shudraq Halkının bile nefesleri kesilmiş, bedenleri donakalmıştı.

Elbette ki Subaru bile nefes alıp verişi düzensizleşecek kadar gözü korkmuş durumdaydı. Ve Flop da bu hisse yabancı değildi.

Ama İmparatorun korkutucu aurasına maruz kalmasına rağmen——

Flop: “Kurtlar diyarında koyunlar da yaşar. O kurtlar kıçımı ısırmaya gelecek olursa ben de kağnıma atlar, kardeşimle birlikte kaçarım. Bunu bugüne dek defalarca tekrar ettim, Köy Şefi-kun.”

Abel: “————”

Yanakları donacak olsa bile Flop’un gülümsemesi silinmeyecekti. Bu da onun protesto şekliydi.

Bunu duyan Abel’den yayılan şeytani aura ansızın etkisiz hâle geldi. Toplantı alanını kaplayan bunaltıcı havanın bir anda kayboluşuyla da Subaru, özgürce nefes alma kabiliyetine kavuştu.

Lakin nefes alma fırsatı bulmuş olsa da kalbi normale dönecek durumda değildi.

Subaru: “Ahh, Flop-san…”

Subaru, boğuk bir sesle Flop’a seslendi. Flop’un Subaru’ya bakarken sergilediği gülümseme ışıl ışıldı.

Buruk bir gülümsemeye daha yakın olsa da Flop’un çehresinde en ufak bir pişmanlık belirtisi yer almıyordu. Ancak o hiç pişmanlık duymasa da onu buraya getiren Subaru’nun pişmanlığı katlanarak artıyordu.

Çünkü Flop, Volakiya İmparatoruna alenen karşı çıkmıştı.

Shudraq Halkının komuta yetkisini elinde tutan Abel, bundan doğan memnuniyetsizliğiyle Flop’a istediği her şeyi yaptırabilirdi.

Ancak Subaru’nun endişelerinin aksine——

Abel: “——. Miskin argümanıma karşı çıktığını ve inancının sarsılmadığını görüyorum. Tam bir baş belasıymışsın, öyle değil mi, tüccar?”

Flop: “Öyle mi? Hâlbuki bildiğim kadarıyla tanıdığım insanlar beni hoş buluyor!”

Mizelda: “Katılıyorum.”

Aurasını dizginleyen Abel, öfke mızrağını Flop’a doğrultmamıştı.

Flop’un tepkisiyse ne denli tehlikeli sularda yüzdüğünün farkında olup olmadığını belli etmeyecek cinstendi. Mizelda’nın beyanına yorum yapan da olmamıştı.

Abel: “Az önceki minnettarlığımı geri alacağım, Natsuki Subaru.”

Subaru: “Ha?”

Kalbindeki huzuru henüz onaramamış olan Subaru, Abel’in seslenişini işitti.

Oni maskesinin ardındaki adam keskin bakışlarıyla inatçı Flop’a baş sallayarak,

Abel: “Tamam öz farkındalığın düşük ama buraya birini getirmeyi planlıyorsan hiç değilse isteklerimle uyumlu birini getirmeliydin. Bu sayede gelecekte doğacak zorluklar olmadan işleri yürütebilirdik.”

Subaru: “…Öyle birinin daha en başından bize iyi davranacağına şüpheliyim.”

Abel: “Hm, sanırım bu muhakemende haklısın. Ne kadar da can sıkıcı.”

Önceki minnettarlığının sebebi Subaru’nun Flop’u peşine takmasıyken Flop’un inadı, Abel’in bu övgüyü geri almak istemesine yol açmıştı.

Flop resmen İmparatorun otoritesine karşı çıkmıştı—— Yo, onu öylece kestirip atmıştı. Subaru, onun böyle net bir duruş sergileyecek biri olacağını hiç düşünmemişti.

Abel’in Flop’un bu duruşuna göz yummasının ne denli beklenmedik olduğundan bahsetmeyeyse gerek dahi yoktu.

Rem: “Abel-san’ın daha dik başlı olmasını bekliyordum.”

Subaru: “Bir saniye, Rem!?”

Rem’in kısa yanıtı Subaru’nun içinden geçenleri yansıtırken Subaru, gözlerinin istemsizce irileşmesine engel olamadı.

Açıkçası Subaru da bu durumu şaşırtıcı bulmuş ama bir faydası olmayacağını düşündüğü için dile getirmemişti. Aynı sözler Rem’in ağzından çıktığındaysa Abel’in oni maskesi ona çevrildi.

Oni ve oni maskeli adam karşı karşıya gelirken aralarındaki boşluğa bir süreliğine sessizlik hükmetti.

Abel: “——İnançları olan insanlar endişe vericidir. Güçlü kökler yayılır ve gövdeye güç sağlar.”

Rem: “…Bu, ne anlama geliyor?”

Abel: “Anlayamadın mı? Boş ver, önemsiz bir şey.”

Abel’in sessiz ve beklenmedik yanıtını işiten Rem’in kaşları çatıldı. Yanıtından duyduğu hayal kırıklığını belli eden Abel de hafifçe kafasını salladı.

O hayal kırıklığının sebebini kimseler bilmiyordu. Ancak Subaru, kabaca tahmin edebiliyordu.

Subaru: “… Alıntı mı yapıyordun?”

Abel: “Hah, bunu beklemiyordum işte. Eğitimli bir tipe benzemiyorsun.”

Subaru: “Öyle bir şey olduğunu tahmin ettim. Birinin sözlerini kullanıyormuşsun gibi geldi.”

Abel’in beklenmedik bir şekilde normal bir insan gibi konuşması şaşırtıcıydı.

Ancak söz konusu kişi olan Abel, gerçek düşüncelerinin açığa çıkmasını hiç umursamayarak kısaca “Anlıyorum” deyip geçti.

Abel: “Az önceki soruna, benden bunu beklemiyor oluşuna gelirsek, hakkımda sağlam bir izlenim edinmişsin, öyle değil mi? Her şeyden önce, benden beklediğin şey neydi?”

Rem: “…Hiç değilse bilgi almak için işkence etmene kesin gözüyle bakıyordum.”

Abel tarafından sorgulanan Rem’in cevabıyla verdiği izlenim, fazla dürüst olduğu şeklindeydi.

Bununla birlikte Rem’in ağzından çıkanlar Subaru’nun hiç aklına gelmemiş değildi. Abel’in Flop’a itaat ettirmek istediği takdirde Shudraqlara işkence emri vermesi veya benzer hareketlerde bulunması hiç şaşırtıcı olmazdı.

Fakat Abel, bu sözler karşısında omuz silkerek “İşe yaramazdı” yanıtını verdi.

Abel: “Elbette ki acının en iyi müzakere taktiği olduğu zamanlar vardır. Ancak bu yöntemle elde edilen bilgilerin doğruluğu son derece düşüktür. İnsanlar kendilerini bekleyen acıdan kaçınmak için yalan söylemekten yana hiç tereddüt etmezler.”

Rem: “————”

Abel: “Ve gözlerim bana bu senaryoda sen olsaydın gerçekleri hayatın pahasına koruyacağını söylüyor.”

Abel’in gözlerini kendisine dikip kalan Rem hakkındaki değerlendirmesi bu şekildeydi.

Profilden bakılan Rem’in çenesi sımsıkı kapalıydı ve hoş yüz hatları, sağlam bir kararlılıkla silinmenin eşiğindeydi. Ve bu profil, Abel’in kısa ve öz değerlendirmesinin doğru olduğunu netleştiriyordu.

Abel: “Doğruluk oranı düşük bir bilgi karşılığında elimdeki birlikleri azaltabilecek aptalca bir eylemle riske girmeyeceğim. ——Bu yüzden pazarlık edeceğim.”

Flop: “Pazarlık mı?”

Abel: “Tüccar, elindeki tüm bilgilere talibim. Hadi bunun için pazarlık edelim.”

Diyen Abel kalkık dizini indirdi ve bağdaş kurar pozisyona geçti. Onu duyan Flop’unsa gözleri irileşti ve gülümseyen yüzüyle Abel’e döndü.

Sonra da——

Flop: “Bir tüccar olarak pazarlık sözünü duyunca heyecanlanmadan edemiyorum. Amaaa! Pazarlığa başlamadan önce bir şeyi netleştireyim. Ben çok inatçıyımdır. Kafam yarılıp açılacak olsa bile kabul edemeyeceğim şeylere razı gelmem.”

İşte Flop’un ağzından bu sözcükler döküldü.

△▼△▼△▼△

Subaru: “Kafam yarılsa bile kısmı hiç komik değildi… Hem de hiç komik değildi, Flop-san.”

Flop’un az önceki pazarlık mücadelesini başlatan yakıcı sözlerini anımsayan Subaru, acı bir surat ifadesine bürünmüştü.

Flop bunu kasten yapmış olmasa da bu kelimeler, onun kafasının yarılıp açılışına gerçek hayatta defalarca tanık olan Subaru için sürpriz bir saldırı etkisi doğurmuştu.

Subaru: “————”

Gözlerini kısan Subaru, birazcık uzağındaki bir tepeden toplantı alanını izliyordu.

Abel ve Flop’un toplantı alanındaki pazarlığı veya “iş görüşmesi” hâlâ devam ediyordu.

Abel, Guaral’ın fethi için gerekli bir dayanak istiyordu. Flop ise bu iş için görevli bilgiye sahipti ama o bilgiyi açığa çıkartmıyordu. Şu an için içerideki durum bu şekildeydi.

Subaru’nun toplantı alanından ayrılma sebebiyse görüşmeler için gerekli olmayan herkesin dışarı çıkarılmasının emredilmesiydi. Özetle Abel’in emriyle oradan çıkartılmıştı.

Ve Subaru da orada kalması için bir sebep sunamamıştı.

Subaru: “Şehre girmek için gizli yolları kullanmak, düşman generalin boğazını kesmek gibi ani bir baskın yapmak.”

Toplantıdan atılan Subaru, orman kokulu rüzgârların tadını çıkartarak anılarını yokluyordu.

Duyduğu kadarıyla Abel’in ana hatlarıyla belirttiği plan buna benzerdi.

Basit bir plan olsa da sayı farkının üstesinden gelmelerini sağlayacak başka bir yol çizmek zordu. Değiştirilebilecek veya eklenebilecek bir şey varsa o da şehirde dikkat dağıtıcı bir olay çıkarmak veya düşman generalin korumalarının sayısını azaltacak bir numara yapmak olurdu.

Planla ilgili sorunlara gelince——

Subaru: “Basit planlar rahatlıkla öngörülebilirler. Hiç değilse ben öyle düşünüyorum… Hele de karşımızda Todd varken.”

Başka bir saldırı yöntemi kullanılmazsa rakibin o yönteme karşı önlem alacağı kesindi.

Dolayısıyla düşmanın çoktan önlemini aldığı bir plan, beysbolda topu tam ortadan, dümdüz atmak gibi bir şey olurdu. Yani bekleyen düşmanın bakış açısından ağız sulandırıcı, kolay bir hedef teşkil ederdi.

Ve Subaru, Todd’un o topu ıskalayacağına ihtimal veremiyordu.

Subaru: “Yoksa fazla mı paranoyaklık ediyorum? Ekstrem şartlarda ortalama bir asker… Todd gibiyse, galibiyet şansımız yok demektir.”

Bilmiyordu. Çok fazla bilinmeyen vardı. Ama bunun gerçek olmasını istemiyordu.

Evet, Todd haricinde, aynı ayarda başka düşmanların da olduğu bir senaryoyu düşünmek istemiyordu. Ölümden Dönüşle en kötü ilişkisini yaşadığı, olabilecek en kısa sürede en çok ölümü yığıp biriktirmenin acısıyla kanıtlanmıştı.

Bunun Volakiya İmparatorluğu için bir norm olduğunu düşünmekse——

???: “——Pazarlıklar hâlâ sürüyor galiba.”

Subaru: “————”

Subaru bir noktada yüzünü elleriyle örtmüş ve dünyayla bağını kopartmıştı.

Karanlık boşluğa bakadururken ise kulaklarında, duymaya alışkın olduğu bir kız sesi işitti. Evet, duymaya alışmıştı ama aynı zamanda her daim dinlemeye devam etmek istediği bir sesti.

Tabii yalnızca kalbi ve hisleri huzur içerisindeyken.

Subaru: “Rem…”

Yüzünü örten ellerini indiren Subaru, gerginlikle gözkapaklarını açtı. Değneğine yaslanan Rem, tepenin hafif eğimi üzerinde sessizce dikiliyordu. Ve bakışlarının deliciliği, Subaru’nun kaskatı kesilmesine yol açıyordu.

Şu anda Rem’le bu şekilde baş başa kalmak kalbini acıtıyordu.

Subaru, Shudraq Halkının yerleşkesine geri döndü döneli öfkesini Abel’e odaklamış durumdaydı, çünkü yaptığı şey, onları tuzağa düşürmekten farksızdı.

Ve Subaru’nun bu hâliyle Rem’le konuşmaktan kaçındığı da söylenebilirdi. Aslına bakarsanız bu yanlış değildi. Onunla konuşmaktan ve gerçek niyetini öğrenmekten korkuyordu.

Bu yüzden hoşlanmadığı şeylerden gözlerini kaçırıyor ve geçici bir çözüm bulmaya çalışıyordu.

Her hâlükârda hoşlanmadığı şeylerden kaçmak da bir yere kadardı.

Evet, bir yere kadardı ve bu yüzden——

Subaru: “————”

Artık Rem’in ciddiyet dolu gözleriyle yüzleşmekten başka şansı yoktu.

Rem: “Abel-san çeşitli koşullar ekliyor ama Flop-san hiç taviz vermiyormuş gibi görünüyor.”

Subaru: “…Aynen, o iyi biri. Başkalarının zarar görebileceği bir bilgi sağlayarak yardımcı olmak istemiyor. Etrafı Shudraqlarla çevriliyken böyle bir şey söylediğine göre epey cesur olmalı.”

Subaru pazarlık sürecini bir müddet gözlemlemişti ama Flop’un inatçılığı tam da dile getirdiği gibiydi.

Beklenildiği üzere tartışmanın odak noktası Guaral Şehrindeki zayiatlardı. İnsanlar ve maddi şeyler—— Flop ikisinden de taviz vermeyeceğini açıkça belirtmişti.

Abel, kaybedilecek insan sayısını minimumda tutma sözü verse de bu, belirleyici bir faktör olarak yeterli gelmemişti.

Paralel çizgiler gibiydiler, asla buluşamıyor ve anlaşmaya varamıyorlardı.

Subaru, Flop’un inatçılığından bir rahatlama da duyuyordu.

Savaştan sakınan Flop, Abel’e kafa tutuyordu.

Kendisi haricinde birinin daha aynı düşüncede olması da Subaru’yu rahatlatıyordu.

Ancak——

Rem: “Bunun basitçe o iyi bir insan denilip geçilebilecek bir durum olduğunu zannetmiyorum.”

Subaru: “…Ne?”

Rem, Flop’un tavrını onaylayan Subaru karşısında sessizce güçlü eleştirisini dile getirdi.

Onun sözlerindeki sertlik karşısında şaşıran Subaru’ysa istemsizce Rem’e bakakaldı. Onunla yüz yüze olmak zor gelse ve bundan kaçınmak istese de görüş alanındaki Rem de gözlerini Subaru’ya dikmiş durumdaydı.

Ve bakışlarını hiç kaçırmadan devam ediyordu.

Rem: “Bildikleriyle başkalarının canını yakmak istemiyor. Bu hissi anlıyorum. Ama… tüm durumu düşününce bildiklerini paylaşmadığı için kendisi de dâhil olmak üzere oluşacak kayıpların hesabını nasıl verecek? Bunun da bildikleriyle başkasının canını yakmak olduğu söylenemez mi?”

Subaru: “Bu yalnızca tartışma konusu yaratmaya çalışmak olur. Konuşmuyor diye doğacak tüm zararları Flop’un başına yıkmaya çalışmak haksız bir itham.”

Rem: “Bu doğru olabilir. Ama ben sürekli kaçmanın gerçekçi olduğunu zannetmiyorum.”

Abel, burası Kurtlar Diyarı demişti. Ve Flop da kuzunun kaçacağını söylemişti.

Bu bir peri masalıydı, Rem’in tüm karamsarlığıyla—— yo, tüm gerçekçiliğiyle söylediği şey buydu. O da Guaral’a adım atmış biriydi. İmparatorluk Askerlerinin azmi ve amansızlığı iliklerine dek işlemişti.

Onların baskıcı takibini bir kez daha atlatabilecekler miydi?

Ortada belli belirsiz bir kötü niyet değil, kararlı bir düşmanlık varken Flop ve Medium dünyanın sonuna dek kaçmayı sürdürebilecek miydi?

Peki ya onlarla aynı kaderi paylaşan Subaru’nun grubu——

Subaru: “Bekle, bekle bir saniye Rem. Söylediğin şey delilik. Sen de savaş istemediğini belirtmiştin. Ama şu anki konuşma şeklin…”

Rem: “————”

Subaru: “Savaşmak zorunda olduğumuzu kabul etmişsin gibi.”

Boğazı titriyordu. Subaru, kelimelerini doğru düzgün dışa vuramıyordu.

Ama tıpkı Subaru ve Rem’in önceki konuşmalarında olduğu gibi gözler, ağızlardan fazlasını anlatıyor, hisleri yalnızca kelimelerle dışa vurulmuyordu. Gözler, kalplerinin aynası oluyordu.

Rem’in gözlerine renk veren ağır kararlılık, Abel’e karşı Flop’u savunduğu zamankiyle aynıydı. Subaru, böyle düşünüyordu.

Subaru: “… Seni anlayamamak canımı yakıyor.”

Rem’in sergilediği tavırları gören Subaru, kalbinin en derinlerinden geçen dürüst hislerini dışa vurdu.

Rem, Subaru’nun inançlarına uyduğu için Flop’u eleştiriyor ancak Subaru’ya, inançlarını dile getiren Flop’u savunduğu anki gibi bakıyordu.

Subaru’yu Abel’e karşı savunmuş ama Guaral’da çantasını açmamıştı. Sonunda uyanan Rem’le Subaru arasındaki ilişki, başından bu yana tutarsız ve tek taraflıydı.

Subaru, Rem uyandığı için canıgönülden mutluydu.

Anılarının geri dönmemiş olması bir mutsuzluk doğursa da bu problemi çözmenin bir yolunu bulabileceklerine inanıyordu.

Bununla birlikte içtenlikle güvenebilecekleri hiç kimsenin olmadığı ve onu oradan çıkartıp Emilia’yla diğerlerinin yanına götürmesi gereken bu İmparatorlukta Rem’in iş birliğine yanaşmayan hâlleri, Subaru’nun bacağına saplanan bir bıçaktan farksızdı.

Bunun gerçekleştiği her seferde acıdan çöküp kalmanın eşiğine geliyordu.

Subaru: “… Guaral’da çantanı açmamıştın, değil mi? Bu sayede kaçmamız için gereken zamanı azalttık ama başından beri bunun tuhaf olduğunu düşünüyorum.”

Rem: “Bu…”

Subaru: “Normal bir insan bir hana ulaşınca rahatlar ve çantasını açmaya veya yerleşmeye başlardı. En azından ben öyle düşünüyorum. Tabii ki senin böyle biri olmaman da mümkün. Ama…”

Cümlenin devamını getirmek istememişti.

Gözlerini kaçırabilseydi yapardı ama artık Rem’i bu anlaşılamaz tavrı yüzünden sorgulamadan edemez hâle gelmişken bunu yapmayı sürdüremezdi.

İşte bu yüzden——

Subaru: “Yine benden kaçmayı deneyecektin, değil mi?”

Rem: “————”

Rem’in sessizliği deliciydi. Subaru, kanın bedeninde akışını hissedebiliyordu.

Ama çoktan soyulmuş bir kabuk iş görmezdi. Açıkta kalan yaraya aldırış etmeyecek, kanın akmasına izin verecekti. Acıya katlanacaktı.

Subaru: “Eğer… eğer bana inanamıyorsan, bunda sorun yok. Canımı yaksa da seni anlarım. Hiçbir şey hatırlamıyorsun ve kokum sana affedilemez birini anımsatıyor. Ayrıca bana güvenmeni sağlayacak bir kanıtım da yok. Bana neden inanmadığını ve benden neden uzaklaşmak istediğini anlıyorum.”

Rem: “————”

Subaru: “Ama seni bekleyen kişiler… Sana kalplerinde büyük bir kıymet veren kişiler, onlar gerçek. Benden hoşlanmıyorsan benimle konuşmak zorunda değilsin. Elimi kırsan da razıyım. Ama lütfen gitmeye çalışma.”

Rem: “————”

Subaru: “Sana yalvarıyorum, o yüzden, lütfen… Lütfen beni hayatından çıkartma.”

Yalvarırken sesi titriyordu, gözlerinden yaşlar dökülmesineyse ramak kalmıştı.

Yavaş yavaş beliren o gözyaşı damlalarının sebebi kendisine duyduğu acıma mıydı yoksa Rem’e mi, bunun cevabını o bile bilmiyordu.

Gerçekten fazlasıyla acınası davranıyordu. Öylesine absürttü ki gülesi geliyordu.

Pes etmese bile şu anki yakarışları yüzünden terk edilmesi şaşırtıcı olmazdı.

——Rem’in önünde umutsuz ve acınası benliğini sergilemeye devam ediyordu.

Bu kesinlikle Emilia’ya, Beatrice’e veya diğer arkadaşlarına göstermeyeceği bir manzaraydı.

Hiç değilse onlara göstermemek için çabalıyordu. Bunu gerçekten başarıp başaramadığı bir yana, şu ana dek yaptığı şey buydu.

Çünkü güçsüzlüğünü yalnızca Rem’e gösterme kararı almıştı.

Ancak bu, yabancı bir ülkede yapayalnız kalan, güvenecek hiç kimsesi olmayan ve hafızasını yitiren Rem’in Natsuki Subaru şeklindeki ağır yükü omuzlamasını istediği anlamına gelmiyordu. İstediği şey kesinlikle bu değildi.

Rem: “————”

Subaru’nun utanç verici yakarışlarını işiten Rem, tek kelime etmiyordu.

Subaru yine de yaşlarla dolup bulanıklaşmış gözlerini Rem’den ayırmıyordu. Rem de bakışlarına karşılık vermeyi sürdürüyordu.

Aralarındaki atmosferi anlık bir sessizlik bürümüştü.

Rem: “——Ben.”

Subaru: “————”

Rem: “Ben seni terk etmeye çalışmıyordum.”

Rem, kelimelerini dikkatlice seçerek tuhaf bir şekilde böyle söyledi.

Bu, Rem’in Subaru’ya hiç göstermediği bir duyguydu. Bir kez olsun.

Temkinli olması gereken kişiye düşünceli ve dikkatli bir şekilde yaklaşıyordu. Duygularını incitme arzusundan yoksundu.

Kelimeleri kulağa çaresizce veya düşüncesizce konuşuyormuş gibi gelmiyordu. Ses tonu, Subaru’nun buna inanmasını sağlıyordu. Gerçi Subaru’nun umudu onun adına konuşuyor da olabilirdi.

Subaru: “Sen…”

Bu minicik umut ışığına, tutunmaması gereken umut zerresine tutunan Subaru, doğru kelimeleri arıyordu.

Rem ne düşünüyordu? Ne istiyordu? Bu kelimeleri ağzından çıkarmasına yol açan inanç neydi?

Bu soruların cevaplarını alması gerekip gerekmediğini bile bilmeyen Subaru, yalnızca onun sesini birazcık daha duymak istiyor ve cümlesinin devamını getirmeye çalışıyordu.

Ama——

???: “Aaaa, uuuu!!”

Subaru: “Guoh!?”

Subaru bu fırsatı bulamadan bir güç beline doğru atıldı ve bedeni bulanıklaşarak yana doğru devrildi.

Kendisini hiçbir şekilde destekleyemeyen Subaru, havaya uçarak tepeden aşağı savruldu. Atmosfer darmadağın olmadan önceyse başı dönerek gözlerini iyice açtı ve durumdan bir anlam çıkartmaya çalıştı.

???: “Ru! Suu’nun üzerine oturma! Bu kötü bir şey! Uu onu durdurmaya çalıştı. Ama Rui yine de yaptı.”

Subaru: “U-Utakata?.. Bunun anlamı…”

Komik denilebilecek pat pat sesleriyle koşturan kişi, hafiften kızarmış zeytin rengi teniyle Utakata’ydı. Ve Utakata tarafından kolundan çekiştirilir hâlde Subaru’nun göğsünde oturan kişi de uzun mu uzun sarı saçları başının arkasında toplanmış genç kız——

Rem: “Rui-chan, in lütfen. Adamı ezip suyunu çıkartacaksın.”

Rui: “Uuu?”

Neşeli ve güleç yüzüne bir soru işareti yerleşmiş hâlde Rem’in sözleriyle kafasını eğen kişi, Rui’ydi.

Poposunu Subaru’nun göğsüne yerleştirmiş şekilde dünyayı umursamadan Subaru’nun yanaklarını okşuyordu. Zaten Subaru’nun canını en çok sıkan şey de onun bu umursamazlığıydı.

Subaru: “Hey, önemli bir konuşmanın ortasındayız. Kalk hadi.”

Rui: “Aaa?”

Subaru: “Bana aaalama. Utakata, lütfen ama?”

Utakata: “Suu istediği için lafını dinleyeceğim. Uu iyi bir eş ve iyi bir anne.”

Ne söylediğinin farkında mıydı acaba? Öyle ya da böyle Utakata, Rui’yi kolundan tutup Subaru’nun göğsünden ayırdı. O baskının ortadan kalkışıyla birlikte de Subaru, olduğu yerde ayaklandı.

Yine de tatminsiz görünümlü Rui görüş alanında olduğu için siniri bozuktu.

Subaru: “Neticede, senin ne olduğuna dair bir cevap alamıyoruz.”

Günah Başpiskoposu, şeytani varlık, Oburluk, Rui Arneb.

Önündeki sarışın kızı tasvir etmek için birkaç kelime seçecek olsaydı aklına pek çok iğrenç ve yerici şey gelebilirdi. Ama tüm bu kelimeler önceki benliğini tarif ederken hiçbiri şu anki hâliyle uyuşmuyordu.

O şeytani kız Subaru’yu kurtarmaz, dinlemez veya ona umursamazca gülmezdi.

Bununla birlikte——

Rui: “Uuu?”

Rui kafasını eğmişti. Ve onun tüm eylemleri Subaru’nun zihninde oynuyordu.

Rem tarafından boğulurken onu kurtarmıştı. Subaru’nun yaşadığı pek çok açmaza dâhil olmuş ve çığlıklar atmıştı. En son örnek olan Todd ve baltasında bile durum aynıydı.

Todd’un dirseğini yiyip burnunun kanadığı an, Subaru’nun zihninde hâlâ tazeydi.

Yüzünde önceki yaralanmasına dair herhangi bir iz taşımıyor ve bu olayın en ufak bir negatif etkisi yokmuş gibi hareket ediyordu. Bu da bir bakıma sinir bozucuydu ama——

Rem: “Rui-chan.”

Rui: “Uuu!”

Çağrılan Rui, hızlıca mutlu bir ifadeye bürünerek Rem’in yanına koşturdu.

Ve bastonlu Rem’in üzerine atlamayı öğrenmişçesine pek fazla güç uygulamadan kucağına atlayıverdi. Rem de Rui’yi yakalayıp kafasını usulca okşadı.

Evet, şu anki durumunun sorumlularından biri olan Günah Başpiskoposunu yakaladı. Onların bir kısmı olan Rui Arneb’i.

Rem: “Şu gözlerin…”

Subaru: “Ha?”

Rem: “Gözlerinin bu çocuğa bakarken aldığı hâl. İşte bu kafamı karıştırıyor. Bu çocuk sana bu kadar bağlıyken sen…”

Subaru: “————”

Rem, Rui’nin küçük bedenini kucaklarken böyle söyledi. Subaru’ysa sessizleşti.

Bu, az önce yarıda kesilen konuşmalarının devamı mıydı? Guaral’da çantasını açmamış olan Rem, bu konuşmanın devamıyla gerçeğe ışık tutacaktı.

Ancak Subaru beklese de Rem, bundan öte bir şey söylemiyordu. Tek yaptığı, neşe saçan Rui’yi göğsüne sarmaktı.

Subaru: “… Ne yapmamı istiyorsun?”

Rem’e bakan Subaru, en sonunda kesin konuşma kararı almıştı.

Rem’i kendisine cevap vermeye zorlamak insafsızca olabilirdi. Ancak Rem Subaru’nun seçtiği tüm kelime ve eylemleri bir kenara atınca geriye kalan tek seçenek buydu.

Rem ne diliyor ve Subaru’dan ne yapmasını istiyordu? Ona bunu direkt olarak sormak zorundaydı.

Üstelik Rem’in vereceği yanıt Subaru’nun sağlayamayacağı bir şeyse ilişkilerinin kurtarılamaz hâle gelebileceği kesindi. Subaru, bunu bile bile ve korka korka sorusunu sormuştu.

Rem’se Subaru’nun sorusu karşısında bir müddet nefesini tutarak,

Rem: “… Bunun bir savaşa dönüşmesini istemiyorum.”

Dedi.

Subaru da bunu kabul edebilirdi. Aslına bakarsanız Rem, İmparatorluk Ordusu küle döndüğünde Subaru’nun elebaşı olduğunu düşünmüş ve ona güçlü, tehditkâr bir tavırla parlamıştı.

Rem, bir savaş çıkmasını istemiyordu. Bunu tercih etmiyordu. Bu kadarı kesindi.

Bu nedenle Subaru, Rem’in fikrinin değişmediğini anlayabiliyordu.

Ancak tam da bu gerçeğe ikna olacakken Rem, sözlerine bir ekleme yaptı.

Yani——

Rem: “Ama sonsuza dek kaçabileceğimizi sanmıyorum. Flop-san’ın sözleri gerçekçi değil. Ve…”

Subaru: “Abel’in fikrine katılamıyorsun.”

Rem: “…Evet.”

Sessizce başını sallayan Rem, Subaru’nun sorusuna onay verdi.

Bu çekingen kabulü, söylediklerinin zalimliğinin farkında olduğunun göstergesiydi. E elbette öyleydi.

Flop’un savaşmak istememe arzusuna da katılıyordu, Abel’in savaşmaktan başka bir şansları olmadığı fikrine de. Bu, fırsatçılığın vücut bulmuş hâli denilebilecek bir ideolojiydi.

Dürüst olmak gerekirse Subaru bile böyle tarafsız bir fikir işe yarasa ne iyi olur diye düşünüyordu.

Savaşmak arzulanmıyordu. Ama kaçınılmaz sonuç oydu.

Can almak istemiyorlardı. Ama can almanın kaçınılmaz olduğu bir mücadelenin ön saflarında yer alıyorlardı.

Hayatları içeren bir ikilemle yüzleşmeleri gerekiyordu.

Rem: “Acaba…”

Subaru: “Ah?”

Acı bir surat ifadesine bürünen Subaru, Rem’in çelişkili düşüncelerine katılıyordu. Ancak Rem, acı dolu bakışlarını Subaru’ya çevirmişti.

Evet, Rui’nin kafasını göğsüne bastırmış hâlde, çaresiz görünen açık mavi gözlerini Subaru’ya dikmişti.

Subaru nefesini tuttu. Rem’se kararlılığını sessizce perçinlermişçesine——

Rem: “——Acaba bu konuda bir şey yapabilir misin?”

Ve bir cevap için Subaru’ya tutunurcasına böyle söyledi.

Subaru: “————”

Subaru’ysa bu soruyu işittiği anda yıldırım çarpmışçasına donakaldı.

Bu… bu tamamen… tamamen mantıksız bir soruydu.

Kendisinin adaletsiz ve korkak olduğunu düşünen Subaru için bu soru çok ama çok kötüydü.

Savaşmama arzusu, savaşmaktan başka çare olmadığı bilgisi. Ve bu seçeneklerin her ikisi de olmayan üçüncü bir yanıt. ——İşte Rem’in Subaru’dan istediği şey buydu.

Neden?

Ne var ne yoksa unutan Rem’in Subaru’ya duyduğu güven ve sevgi de yok olmuştu. Ayrıca etrafını saran iğrenç koku yüzünden Subaru’ya karşı temkinliydi ve ondan tiksiniyordu. Öyleyse neden Subaru’dan böyle bir şey istiyordu?

Neden Subaru’ya bakan gözleri ona tutunup bel bağlıyormuş hissi veriyordu?

Subaru: “————”

Bu son derece tek taraflı ve hatta bencilce soru, Natsuki Subaru’nun içerisinde bir yangın başlatıyordu.

Şu anda öfkelenecek, sesli küfürler savuracak ve naifliğini kınayacak olsa bile affedileceğine hiç şüphe yoktu.

Rem’in yaptığı seçim işte bu kadar bencilceydi.

Lakin o saniyede Subaru’nun içerisinde büyüyen şey, ruhunun en derinlerinden yükselen bir sorumluluk duygusuydu.

Subaru: “Ben…”

Savaşmalıydı.

Karşı koymalıydı.

Olup bitenleri kabullenmesi gerektiğini biliyordu.

Savaştan kaçınan, kendisini bildiklerini açıklamaktan meneden kişi. Flop O’Connell.

Kendisini kaçınılmaz savaşa hazırlayan ve hayatta kalmayı başaracak olan kişi. Vincent Abellux.

Şu anda içerisinde bulundukları durumdaki kaçınılmaz yollar, bu ikilinin himayesindeydi.

Bir yanıt bulması gereken kişi; bu ikisinden farklı bir yol çizmesi gereken kişiyse Natsuki Subaru’ydu.

Peki neden? Çünkü o——

Subaru: “——Ben Rem’in inandığı kahramanım.”

Ve o, pes etmeye olan isteksizliğini bir silah olarak kullanıp bu farklı dünyada mücadele etmeye devam eden adamdı.

Natsuki Subaru’nun bugünlere dek ulaşmasını sağlayan tek şey, sınırları aştığı için burada işlemeyen felsefesi değildi. İnancı bu yöndeydi.

Emilia’yla tanıştığı, onun tarafından kurtarıldığı ve onu kurtarmaya çalışarak geçirdiği günler.

Beatrice’in elini tutuşu, onu Yasaklı Kütüphaneden çıkartışı ve ona verdiği birlikte olma sözü.

Rem’i kurtarışı, Rem tarafından kurtarılışı, onun tarafından sevilişi ve onun inancıyla sevgisine karşılık verme kararı alışı.

——Bu mevcut, sıkıntılı durumu çözmeye gayret eden Natsuki Subaru’nun kanı kaynıyordu.

Bir şey, herhangi bir şey, en ufak bir şey yok muydu?

Lugunica Krallığında geçirdiği günler, Volakiya İmparatorluğuna atıldı atılalı geride bıraktığı zamanlar, tanıştığı insanlar, yüzleştiği düşmanlar, yanında duran kişiler, karşısına çıkan bireyler. Hepsini yakıtı yapıyordu.

Düşünüyor, konsantre oluyor, hayal ediyor, mümkün olan tüm olasılıkları avcuna alıyordu.

Herkesin ondan daha başarılı olduğu bu dünyada Natsuki Subaru’ya kalan tek bir seçenek vardı. ——Derme çatma yaşam tarzı ve kurnazlığı.

Öyleyse, öyleyse, öyleyse, öyleyse——

Subaru: “——Ah.”

İşe yaramazlığından vurulan, bir kayıp duygusunun hâkimiyetine giren ve yapacak hiçbir şeyi olmayan Subaru, toplantı alanından ayrılmıştı.  

Ve o Subaru’nun, evet, o Subaru’nun aklına bir fikir gelmişti.

Kendini bu aptalca olasılığa kaptıran Subaru, bu düşünceyi gerçek bir plana dönüştürebilir miyim diye ciddi ciddi kafa yormaya başladı.

Rem: “————”

Rem’in gözleri, sessizleşen Subaru’yu usulca izlemeyi sürdürüyordu.

Kargaşaya neden olacakmış gibi görünen Rui’nin üzerine elini koyarak ve tek kelime etmesin diye başı eğik hâldeki Utakata’yı geride tutarak Subaru’ya bakıyordu.

Hiçbir anısı olmaması gerekirken Subaru’yu, anılarına sahip olduğu zamanki gibi izliyordu.

Natsuki Subaru’nun, başkalarının erişemeyeceği bir yanıta erişeceğine inanıyormuş gibi görünüyordu.

Derken——

Subaru: “——Rem”

Bir elini çenesine götüren Subaru’nun seslenişiyle doğruldu.

Yanıt vermedi. Çünkü bir şekilde Subaru’nun yanıt beklemediğini anlıyordu.

Ve onun tepkisini fark etmeyen Subaru, sessizce nefesini tutarak sözlerinin devamını getirdi.

Subaru: “Bana kalsa ne yapardım? Cevabı buldum.”

△▼△▼△▼△

Sert zeminde ağır ağır, sağlam adımlarla ilerlendi ve toplantı alanının kapıları itilerek açıldı.

Orada beliren Subaru’yu gören oni maskeli adam, hoşnutsuzluk içerisinde burun kıvırdı. Tavrı, Subaru’nun burada istenmediğini gösteriyordu.

Abel: “Ne oldu, Natsuki Subaru? Senin gibi yapıcı görüşler bildiremeyen birinin burada yeri yok.”

Gerçekten de istenmediği söylense de Subaru’nun bacakları hareketi kesmedi.

Abel, Flop’un saygısızlığını bağışlamış olsa da büyük ihtimalle kendisine saygı göstermeyen Subaru’yu bağışlamayacaktı. Toplantı alanındaki herkesin gözlerini üzerinde hisseden Subaru, ilerlemeleri için bacaklarına baskı uyguluyordu.

Abel’in hemen yanına geçip oni maskesine yakından bakar hâle geldiğindeyse,

Subaru: “Bir gelişme var mı? Küstah pislik.”

Abel: “————”

Diyerek elini uzatan Subaru, Abel’in suratındaki oni maskesini zorla çekip aldı.

Onun bu tereddütsüz eyleminin doğurduğu şaşkınlıkla Mizelda ve diğer Shudraqların gözleri irileşti. Abel’in gerçek yüzüyle ilk defa karşılaşan Flop’un da son derece şaşırdığı barizdi.

Ancak diğerlerinin eylemleri, Subaru’nun gözlerine yansımıyordu.

Onun sorgusu karşısında Abel, şeytani yüzüne herkesin tüylerini diken diken edecek acımasızca bir ifade yerleştirdi. Ve “Hayır” dercesine kafasını salladı.

Abel: “Müzakereler az çok ilerliyor. Ama beklentilerin aksine bu tüccar çetin ceviz çıktı.”

Subaru: “Demek öyle. Eh, madem sen ikna konusunda bu kadar kötüsün, öyleyse onu senin yerine ben ikna ederim.”

Abel: “Ne?”

Abel’in şekilli kaşları çatıldı. Ve onun yüzünü gören Subaru, Abel’e tatmin dolu bir ifadeyle tepeden baktı.

Sonra da yüzünü Flop’a döndü.

Henüz bir sonuca varılmamış olduğu için Flop, İmparator olduğu varsayılan kişiyle kafa kafaya bir tartışmanın ortasındaydı. Subaru’nun ifadesi ve tavrı karşısındaysa afallayıp, “Danna-kun?” diye seslendi.

Ve Subaru, farklı şüphelere sahip ikiliye bir beyanda bulundu.

O beyanın içeriğiyse——

Subaru: “——Guaral’ın kan dökmeden ele geçirilmesini sağlayacak bir planım var. Kan dökmeden savaşabileceğimiz sürece bir planda hemfikir olabilirsiniz, öyle değil mi?”



#Rem’in Subaru’ya güvenmeye başladığını gördükçe içimi bir mutluluk kaplıyor. Rem’in uyandığı ilk bölümler gerçekten çok kötüydü, artık eski Rem’i görebilmek istiyorum. Bu arada Subaru’nun nasıl bir plan yaptığını da çok merak ediyorum. Bir sonraki bölüm, pek enteresan düşman generalimiz Zikir Osman’ın adını alıyor ve onunla başlıyor. Orada görüşmek üzere!

5 1 oylama
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
1 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar
Kyouma
Üye
3 Ekim 2026 11:17

Bu adamı bu yüzden seviyorum ya