Bildirimler Tümünü Okundu Say
Bildirimleri görmek için giriş yapın.
Ana Sayfa / Ana Hikâye/ Kısım VII, Bölüm 19 – “Can Sıkıcı Bir Buluşma” 

Kısım VII, Bölüm 19 – “Can Sıkıcı Bir Buluşma” 

1 Nisan 2023 418Okunma 25 dk okuma

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Çevirmen: Clumsy

Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

——Adam hareketsizce kalakalmış, kaskatı toprağın üzerine sere serpe yayılmıştı.

???: “————”

Ne ölüydü ne de uykuda.

Yalnızca gözlerini kapatmıştı, düzensiz nefeslerine bir ayar çekerken düşüncelerini sessizce organize ediyordu.

Onları bir araya getiriyor, topluyor, onlardan yeni bir şey inşa ediyor——

????: “Oi, yaşıyor musun?”

???: “——Hı hı, yaşıyorum.”

Biri kafasının üzerinden seslendiğinde, tanıdığı o adamın yüzünü görmek için gözlerini açtı.

Adamın olağanüstü bir yeteneğe sahip olduğu hissini taşıyordu, çünkü ona tepetaklak baktığında bile aynı hoyrat izlenimi süregeliyordu. Her hâlükârda bunun şu anki meseleyi çözüme kavuşturmalarıyla hiçbir ilgisi yoktu.

???: “O tiplere ne oldu?”

????: “Beni atlatmayı başardılar ve seni de fırlatıp attıktan sonra olabildiğince çabuk tabanları yağladılar. Sen… sen şu konuda bir şeyler yapsan iyi olacak. Her baktığımda ister istemez acı çekiyorum.”

???: “Şu konu mu? …Ha, bunu diyorsun.”

Kafasını kaşıyarak oturur pozisyona geçerken bedeninin diğer adamın parmağıyla işaret ettiği noktasına baktı. Ve oraya sağlanmış olan kalın oku gördü.

Sol yanına giren o ok, birazcık daha yukarıya ulaştığı takdirde kalbini delmiş olabilirdi.

O yara neredeyse canını alacak olsa da bu konuda birkaç güçlü duyguya kapılmıştı. Yalnızca görünümüyle değil, etinin delinmiş olduğu gerçeğiyle ilgili de.

Todd: “Gerçekten göründüğü kadar acı verici değil, tamam mı? Şu anda çıkarmak zor olacaktır gerçi…”

Cemal: “Aptal. Kim senin için endişelendiğimizi söyledi ki? Ben sadece bakması acı veriyor dedim. Acele et de çıkar şunu.”

Todd: “Yaralı yoldaşlarına da amma sert davranıyorsun bakıyorum. ——Ve-”

Kaşları çatık partnerinden bu emri işiten Todd, vücuduna saplanmış oku gönülsüzce kavradı. Ok yaralarıyla ilgili sıkıntı, okun etrafındaki et kapanmadan önce çekilip çıkartılmasının gerekmesiydi.

Neyse ki okun orada kaldığı süre kısaydı, bu sayede ufak bir çabayla tek seferde çıkartabildi.

Kan akışı içinse koparttığı bir kumaş parçasını yarasındaki açıklığın üzerine bastırdı ve o baskıyla kanamayı durdurdu.

Todd: “Buyur, sipariş ettiğin ok burada. Şimdi ne yapacağız, ha?”

Cemal: “Derin bir yaraysa geride kalıp dinlenmelisin. O kaçan heriflere gelince, peşime birkaç kişiyi takıp onları ezip geçeceğim. O piçlere avın kendileri olduğunu göstereceğiz…”

Todd: “——Bu kötü bir hamle olur, Cemal.”

Cemal: “Ne?”

Bundan böyle izlenecek gidişatı belirleyen adam—— Cemal, Todd’un müdahalesiyle dizginlendi.

Todd, Cemal’in kendilerini aptal yerine koyan ve kaçan düşmanlarını yakalayıp intikam alma isteğini anlıyordu. Ama aceleyle saldırıya geçtikleri takdirde acı bir tecrübeyle karşılaşan asıl onlar olurdu.

Todd: “Bir düşünsene. O herifler tam olarak ne sebeple böyle bir cüretle Guaral’a girdiler? Yaptıkları şey göz önüne alınınca bu şehirde olacağımız barizdi.”

Cemal: “…Beyinsiz aptallardır belki de.”

Todd: “——Hayır, bilerek girdiler. Şehrin dışında gerçekleşecek bir pusuyu gizleyecek kadar bile ileri gittiler.”

Cemal, az önce çıkarılmış olan oka kaçamak bir bakış atarak boğazını temizledi.

Tecrübeli bir asker olarak, bir okun ateşlendiği yönü ve isabetliliğini algılayabilecek ve atışın gerçekleştirildiği yüksekliği tespit edebilecek kabiliyete sahipti.

Yani Todd’la aynı sonuca varması doğaldı.

Cemal: “Öyleyse hedefledikleri şey!..”

Todd: “Guaral’a giren biz İmparatorluk Askerlerini dışarı çekip avlamak. Eğer bir anda tüm askerî gücümüzle peşlerine takılır veya şu ufak birliğimizle yola koyulursak bizi avuçlarında oynatırlar. ——Bu durumda hangimiz yem olur merak ediyorum doğrusu.”

Cemal: “————”

Hüsran içerisinde dişlerini sıkan Cemal, rakiplerinin kaçtığı yöne doğru bakarak kaşlarını çattı.

Cemal içinde çalkalanan bir öfkeyle boğuşuyormuş gibi görünse de Todd da o acı hissi gayet iyi biliyordu—— yo, böyle bir şey söyleyemezdi. Onun kalbini ele geçiren şey öfkeden ziyade hayranlıktı.

Aptal bir rakibi tuzağa düşürmek için kendisini yem olarak kullanma cesareti göstermiş, hazırlıksızlıktan başarıyla faydalanmıştı.

Kesinlikle hatırı sayılır bir düşmandı, bir savaş çocuğuydu.

Todd: “Seni öldüremeyerek fena çuvalladım gerçekten…”

Cemal’le aynı yöne bakarak bu şekilde mırıldandı.

Ve sonra da bir şey hatırlamışçasına bir nefes alıp “Ahh” diyerek,

Todd: “Anlaşılan bir intikam fırsatımız olacak. ——Ne olursa olsun geri dönecekler.”

Cemal: “O fırsat geldiğinde zerre kadar merhamet etmeyeceğim.”

Todd, Cemal’in öfkesini bastırışını onaylarcasına sessizce başını salladı.

Öyleyse şimdilik bu mücadeleyi bir kayıp olarak kabulleneceklerdi. Ayrıca——

Todd: “Cemal.”

Cemal: “Oh. …O eller ne iş?”

Todd’un bacaklarının yere serildiğini ve iki kolunun da kendisine doğru uzandığını gören Cemal’in kaşları çatıldı.

Todd ise onun bu şaşkınlığı karşısında “Ne görüyorsan o işte” deyip devam etti.

Todd: “Sırtına bineceğim.”

Cemal: “Yapayalnız geber!”

Bu sözlere eşlik eden omuz silkiş, sahiden de gerçek bir dostluğa yaraşır cinsten değildi.

△▼△▼△▼△

Sert zemine güçlü bir şekilde basan Subaru, uzun adımlarla ilerliyordu.

Gideceği yere yaklaştıkça huzursuzluğu artıyor, kağnıdan atlayıp gitme ihtiyacını bastırma kabiliyetiyse azalıyordu. Varış zamanı nihayet geldiğindeyse bedeni büyük bir şevkle ileri atıldı.

Kendisini durdurmaya çalışan sesler varmış gibi gelse de hepsi bir kulağından girip ötekinden çıktı.

Hepsini silkinip atan Subaru, dosdoğru hedeflediği binaya ilerledi. Geri kalanlardan fark edilir şekilde iri, ahşap bir binaydı ve yerleşim alanının merkezine inşa edilmişti. İşte o binaya giren Subaru, içerideki birkaç kişinin bakışlarını üzerinde topladı.

Ve——

???: “——Demek geri döndün. Beklediğimden de hızlı oldu.”

Yüzü oni maskesiyle örtülü küstah bir adam, tüm kibriyle böyle söyledi.

Subaru, onun bu kibirli tavrı karşısında tek kelime etmeden ileri atıldı. Ve ana kapılıp hiç tereddüt etmeyerek kendisine tepeden bakan adamın maskesini yüzünden sıyırıp aldı.

Böylece maskenin bir direnç sergilemeden çıkartılmasına izin veren adamın zarif yüz hatları açığa çıktı.

O şeytani tavırlı, katlanılmaz kişiyi yakasından kavrayan Subaru, onu oturur pozisyona çekti. Sonra da yumruğunu sıktı, o surata uçarcasına indirmeye hazırlandı ve——

???: “Subaru, bekle.”

Tam da onu dünyayı unutturacak şekilde yumruklayacakken sağ kolu ardından zorla çekilerek durduruldu.

Bunu yapan kişi, saçlarının ucu kırmızıya boyanmış uzun boylu biriydi. Yani bu yerleşkenin lideri Mizelda. Subaru tam yaptığı şeyden şikâyet etme isteğiyle ağzını açıp “Şimdi mi? Durdun durdun şu anı mı buldun?” demek üzereydi ki ondan daha hızlı davranan Mizelda, “Dinle” diye lafa girerek…

Mizelda: “Yüzü olmaz. Onun dışında her şeye göz yumarım.”

Subaru: “ORAA!——”

Abel: “——Hık”

Kadının tereddütsüz yanıtını işiten Subaru, kısa bir süre sonrasında yumruğunu doğruca Abel’in gergin gövdesine indirdi.

Subaru, Abel’in suratından yumruklanmayı bekleyip beklemediğini bilmiyordu ama hazır olmadığı bir yere darbeyi yediği anda bir acı nidasıyla birkaç adım geriledi. Bu Subaru’nun birikmiş öfkesinin tamamını yatıştırmaya yetmese de——

Subaru: “Hâlâ ödeşmiş olduğumuzu sanmıyorum, bok kafa!..”

Abel: “——Hıh, amma da açgözlü biriymişsin.”

Diyen adam, yan tarafa düşmüş olan oni maskesini kaldırıp yüzüne yerleştirdi. O adamın—— Abel’in daima söyleyecek bir şeyleri olurdu.

Bir baraj kadar dolup birikmiş öfkesinin kaynağını yumruklamış olan Subaru, sert bir şekilde nefes verdi.

Çünkü üç buçuk günlük bu dönüş yolculuğunu yapmasının tek sebebi bu yumruktu.

△▼△▼△▼△

Flop: “Bak, kardeşim! Görünen o ki burası meşhur Shudraq Köyü! Tıpkı söylentilerde olduğu gibi keşfedilmemiş bölgelerdeki ormanların ardındaymış! Ne keşif ama!”

Medium: “Voaa! Bu harika, abi! Bak baak! Hepsinin de karın kasları benimki gibi açıkta! Açıkta! Açıkta, abi!”

Flop: “Hem de ne açıkta!”

Kardeşlerin dile getirdikleri düşünceleri yerleşke boyunca yankılanıyordu. Nereye giderlerse gitsinler tasasız olacakmış gibi görünüyorlardı.

Bu açık etkileşimde bulunan O’Connell kardeşler Flop ve Medium, akışa kapılmış şekilde Shudraq Halkının yerleşkesine davet edilmişti.

Meydanın ortasında kağnının üzerinde oturuyorlardı ve etrafları meraklı Shudraqlar tarafından sarılmıştı. Anlaşılan korkusuz tavırları, farklı topraklar ve ortamlarda dahi daimîydi. Mühim insanlar gibi davranıyor, onca kişinin gözlerini ve dikkatlerini üzerlerine çekmiş olmalarına rağmen korku, temkinlilik veya strese uzaktan yakından benzeyen tek bir duygu dahi sergilemiyorlardı.

Bununla birlikte insanlarla etkileşime girerken hayatlarına ve bedenlerine yönelik tehlike ve hasarların daha çok farkında olmaları gerekirdi. Korkmaları daha normal ve daha yerinde olurdu, çünkü şu anda etrafları son derece yabancı ve vahşi bir kabileyle sarılmıştı.

Abel: “Amma gürültülü bir ekip getirmişsin. Bu kişiler yolculuğun için mi gerekli oldu? Eğer öyleyse senin ve benim değer biçme biçimlerimiz farklı demektir.”

Subaru: “Değer biçme biçimlerimizdeki farklılığı inkâr etmeyeceğim. Seninle dünya görüşlerimiz arasında büyük bir fark var. ——Bu arada, bu tavrın da epey ilginçmiş yani?”

Abel: “Ha?”

Toplantı alanının zemininde oturan Subaru ve Abel ikilisi, birkaç gün önce olduğu gibi karşı karşıya gelmişti.

Abel Subaru’nun intikam yumruğunu yemiş olmasına rağmen sözlerinde herhangi bir pişmanlık tınısı taşımıyordu. Ne bir özür duymayı bekliyor ne de kendisi özür dilemeyi planlıyordu.

Fakat Subaru, onun kardeşlerle ilgili yorumunu göz ardı edemezdi.

Çünkü——

Rem: “Abel-san, o insanları istemeden bu işe dâhil ettik. Şehrin dışında kaldığımızda bize nazik davrandılar… Sırf bu yüzden.”

Abel: “————”

Subaru’nun öfkesinin sebebini onun yerine açıklayan kişi, Rem oldu.

Geçen seferden farklı olarak bu defa toplantı odası boşaltılmamıştı, yani Subaru ve Abel dışındaki üyeler de konuşmanın bir parçasıydı.

Subaru’nun yanında seiza stili oturan Rem ve yol arkadaşları Kuna ile Holly bulunuyordu. Abel’in yanında da Mizelda ve Taritta kardeşler oturuyordu.

Ek bir not düşmek gerekirse Rui, yaşına en yakın kişi olan Utakata’nın bakımı altındaydı. An itibarıyla meydandaki kağnının içerisinde, etrafları Shudraqlarla çevrili O’Connell kardeşlerle birlikte olsa gerekti.

Her hâlükârda——

Rem: “Onların desteği olmasaydı sağ salim geri dönemezdik. Ama bunu yaparak şehirdeki askerlerin hedefi oldular…”

Abel: “Yanılıyorsunuz, bir düzeltme yapacağım. Bizi ve dışarıdaki iki kişiyi hedef alanlar şehir askerleri değiller. Onlar İmparatorluk Askerleri. Bu ülkeye hizmet eden kişileri kendinize düşman edindiniz.”

Rem ve Subaru: “————”

Abel’in oni maskesinin ardından yükselen soğuk sesi, Subaru ve Rem’in kalplerine işledi.

Onun bu kuru söylemini işiten Rem’in tek yapabildiği, bitkinlikle açık mavi gözlerini kaçırmak oldu. Dürüst olmak gerekirse durumun ardındaki inkâr edilemez gerçek buydu. Subaru da bunu anlıyordu.

Ama anlamak ve gerçeği kabul etmek farklı şeylerdi.

Subaru: “İmparatorluk kampının kötü niyetini uyandırmak benim hatamdı. Düşmanlıkları benim seçimlerim ve eylemlerimin sonucu.”

Abel: “Doğru. Bu senin Shudraq Halkıyla karşılaşmadan önce bile kendini bağlamış olduğun kader.”

Subaru: “O kader için bir bahane üretemem, çünkü onları düşman edinen kişi hiç şüphesiz ki benim. ——Ama bunun bedelini ödeyecek kişi de yalnızca ben olmalıydım.”

Suçun büyük ölçüde Subaru’da olduğu doğruydu ama buradaki sorun, Abel’in tavrıydı.

Abel, Subaru’nun grubunun Guaral’a girdikleri takdirde tehlikeye düşeceğini en başından beri biliyor olmalıydı. Hayatta kalan İmparatorluk Askerleriyle temasa geçtikten sonra saldırıya uğrama olasılıklarını da öyle.

İşte bu yüzden——

Subaru: “Kuna ve Holly’den -peşinen- şehrin dışında beklemelerini istedin. Takipçilerimiz yüzünden şehirden kaçmaya çalışırken bize yardımcı olsunlar diye.”

Holly: “Cidden ama cidden, siz de amma zor durumdaydınız, anlarsınız ya~. Kuna ve ben olmasaydık, Subaru, bir balta şimdiye kafanı ikiye ayırmış olacaktı~.”

Bağdaş kurmuş hâlde yere çöken Holly, ağzına bir şeyler tıkıştırarak rahat bir edayla böyle söyledi. Tedirgin bir ifadeyle yanında oturan kişinin, yani Kuna’nın aksine Holly, konuşmanın havasını idrak edememişe benziyordu.

Elbette ki Subaru, Holly ve Kuna’nın yardımlarına minnettardı. Onların yardımı olmasaydı o olayda kafasının yarılmış olma ihtimali epey yüksekti.

Subaru: “Gözcülük için Kuna’nın gözleri ve bizi desteklemek için Holly’nin yayı… Uzun menzilli bir yay ve keskin bir göz. Becerilerinizin birleşimi, işte kombo yetenek diye buna denir.”

Kuna: “… Kimse bana durumun bu kadar boktan olduğunu söylememişti ama.”

Kuna’nın ruhsuz yorumu, Subaru’nun grubuna karşı duyduğu suçluluğu ortaya koyuyordu.

Bununla birlikte o suçluluk gereksizdi. Çünkü Guaral’a girmeden hemen önce söyledikleri, Subaru’ya ihtiyacı olan ipucunu vermişti.

Onun tavsiyesi olmasaydı Holly’nin bahsettiği yardıma erişilemeyecekti.

Ancak——

Subaru: “Bu düşünce şekli yalnızca Kuna ve Holly için geçerli. ——Senin gibi her şeyi öngörmüş birine iyi davranmayacağım.”

Abel’in yaptığı affedilemezdi ve bu yüzden Subaru’nun döner dönmez yaptığı ilk iş intikam yumruğunu atmak olmuştu.

Abel o yumruktan sonra kendini sorguladığına dair herhangi bir belirti verseydi Subaru’nun hisleri farklı olabilirdi. Ama büyük oranda beklenildiği üzere Abel, en ufak bir vicdan azabı, hatta kötü bir şey yaptım hissiyatı bile yansıtmıyordu.

Değişmeyen, kibirli tavırlarıyla Subaru’nun sinirini bozuyordu.

Şimdi bile oni maskesinin ardından attığı keskin bakışları zerre kadar şüphe taşımıyordu.

“Ne olmuş yani?” der gibi bir hâli vardı.

Subaru: “Oi, çeneni kapatmak yerine bir şeyler söylesene.”

Abel: “——Bundan ne çıkarım olacak?”

Subaru: “…Gerçekten bunu da söyledin yani.”

Duyacağını öngördüğü çileden çıkartıcı yanıtı alan Subaru, Abel’in sözleri karşısında dişlerini sıkarak bakışlarını keskinleştirdi.

Ancak Abel, Subaru’nun suçlayıcı bakışlarını soğukkanlılıkla atlatarak,

Abel: “Bir şevkle geri dönüp bana vurduktan sonra ortaya koyabileceğin tek şey sıkıcı nefret söylemleri mi? Öncelikle, ben seni en başından uyarmıştım, öyle değil mi?—— Kolay bir yol olmayacak demiştim.”

Subaru: “Ghh…”

Abel: “Erişebileceğin en yakın huzur ve güvenliğe tutunuyorsun, bu yaşananların kafanı kullanmamanın cezası olduğunu anlamalısın. Mağlup edilen o askerlerden herhangi birinin gerçekleştirebileceği eylemlerden en olasısı, yanan kamplarına en yakın şehre gitmekti. Sağduyu bunu gerektirir.”

Subaru: “Öyleyse… Öyleyse, bunu en başta söylemeliydin!”

Bir dizi kalkık şekilde oturan Abel, acımasızca sözleriyle Subaru’nun aceleciliğine değinmişti.

Yine de Subaru her şeyden önce hatasını anlamış ve kabullenmişti. Önceki düşüncesizliği ve eylemlerinin talihsiz bir olaylar silsilesine yol açtığının farkındaydı.

Bununla birlikte Abel, pusudaki tehlikenin farkında olmasına rağmen her şeyi akışına bırakmıştı. Onun eylemleri de doğrudan düşmanın yararına olmuştu—— Onun gözünde müttefik veya düşman olmak önemsiz bir detaydan ibaretse yaptığı şey, Subaru’yu tuzağa düşürmekle eşdeğerdi.

Subaru: “Her şeyi başından beri biliyordun. Bizim İmparatorluk Ordusundan sağ kalanlarla karşılaşma ihtimalimizi de delice kaçma ihtimalimizi de. Nasıl olabilir, eğer tüm bu kargaşa içerisinde Rem…”

Abel: “————”

Subaru: “Neyse! Her şeyi biliyordun. Ama çeneni kapalı tuttun.”

Hiç düşünmeden konuşuyor, dile getirilmemesi gereken şeylerden bahsetmeye çok yaklaşıyordu. Ağzından daha fazlasını kaçırmasına hızla mâni olan Subaru, yanı başında oturan Rem’in yüzüne bakmaktan kaçınarak öfkesini Abel’e odakladı.

Öfkesinin alevleriyle heyecanı doruğa çıkıyordu. Abel’se bu heyecanına soğukkanlı—— yo, soğuk bakışlarla karşılık veriyordu.

O insanın içine işleyen bakışlarıyla bu dünyanın ne kadarını görüyor ve çözüyordu bu adam?

Ve bu denli şey görebilen bir adam ne demeye Subaru’yla diğerlerini oyuncak ediyordu?

Subaru: “Cevap ver bana, bok kafalı. Gitmemize neden izin verdin…”

Abel: “Kendimi ekstra zahmetten kurtarmak için. Ne daha azı ne de fazlası.”

Subaru: “Ekstra zahmet mi?..”

Subaru’nun kızgın bakışları karşılığında Abel, iç çekişe benzer bir ses çıkarttı.

Subaru gözlerini kırpıştırırken de toplantı odasının zeminini usulca okşadı ve kavrulmuş toprakları avuçladı.

Abel: “Senin gibiler kendi aptalca gözleriyle gördüklerine bilgelerin sözlerinden daha çok değer verirler. Düşen yağmur damlalarının yoğunluğu, benim ağzımdan dökülebilecek her şeyden daha anlamlı.”

Subaru: “————”

Abel: “Bu sayede şiddetle hissediyor olmalısın. ——Senin, kaçacak hiçbir yerin yok.”

Diyerek avcundaki toprakları serpip dağıttı.

Subaru, yalnızca bu hareketle görüşünün dört bir yandan fena hâlde ve net olarak engellendiği şeklinde bir yanılsamaya kapıldı.

Kutsal Volakiya İmparatorluğunun İmparatoru olarak ustaca sözlerle insanları manipüle etmek kolay işti.

Sert ve kurnaz bir tilki olan İmparatorun karşısındaki Subaru’nun şikâyetleri, kafeslenmiş bir maymunun feryatlarından farksızdı.

Yani Subaru, esasında yalnızca ne yapacağını bilemez hâlde kalakalmıştı.

Subaru: “…Nihayetinde istediğin şey nedir?”

Abel: “Sana niyetimi zaten söyledim. Benden çalınan şeyi geri alacağım. Bu bağlamda mevcut İmparatorluk benim düşmanım. Aynı şekilde senin de.”

Subaru: “——. Yani bana seninle işbirliği yapmamı mı söylüyorsun?”

Abel: “Şimdilik sana zarar vermek için hiçbir sebebim olmadığını da açıklamıştım.”

Abel’in sözleri, canı zaten sıkkın olan Subaru’ya zehir gibi işliyordu.

Abel’in hitabet sanatı ondan net bir yanıt almaya imkân tanımıyordu ve Subaru’yu şaşırtmayı amaçlarcasına bir kurnazlık içerisindeydi ama diğer taraftan, Subaru’yu test etmeye çalışıyormuş hissi de uyandırıyordu.

Abel hiçbir seferinde bir iddiada bulunmamasına rağmen konuşmaya devam ediyordu.

Ona kendisi adına düşünmesini ve ne elde edeceğini seçmesini söylüyordu.

Subaru’yu bu defa da tartışmak istiyorsa seviyesini yükseltmesi için tahrik ediyordu. Ama Subaru, an itibarıyla onunla aynı tartışma seviyesine çıkamazdı.

Ve İmparator Ekselansları de Subaru’nun itaatkâr bir şekilde duruma ayak uydurmasını bekleyecek kadar kibar biri değildi.

Subaru: “…Yani her şey senin elinde, öyle mi? Bundan hoşlanmadım.”

Abel: “——. Maalesef elimde yalnızca birkaç kişi var. Kontrol edemediğim kısım yüzünden de burada, toz toprak içerisinde oturuyorum.”

Subaru: “————”

Abel’in Subaru’nun ağzından dökülenlere verdiği karşılıktan bir kendini küçümseme seziliyordu.

Yüz ifadesi görünmüyor, ses tonu değişmiyordu. Buna rağmen kendini küçümsemiş gibi geliyordu. Bu da alışılmadık bir şeydi—— Yo, Subaru’nun Abel’in kendisiyle dalga geçtiğini işittiği ilk seferdi.

Ve bu, ortadaki inkâr edilemez gerçekliği kabullendiğinin de kanıtıydı.

Kendi astlarının isyan etmesine izin vermiş, taçsız bir İmparator olarak tahttan indirilmişti.

Ormanın derinliklerinde, Shudraqların tozlu toplanma alanında oturduğu şu durumda Subaru’nun hiçbir mazereti olmayan aptalca bir gaf yaptığı ortadaydı.

Subaru: “————”

Bakışlarını dosdoğru Abel’e diken Subaru, sessizce düşüncelere daldı.

Hâlâ ne Abel’in gerçek niyetinin farkındaydı ne de bundan sonrası için ne planladığının. Yalnızca bir kez daha onun hesaplarına aldanmamayı ve benzer bir talihsizlik yaşamamayı umuyordu.

Sahiden, ne haltlar geçiyordu bu Abel’in aklından?

Subaru, onun kendisini tarafına çekmek için bir plan yapacak kadar ileri gideceğini hiç zannetmiyordu. Subaru’ya böyle bir değer biçmesi akla yatkın görünmüyordu.

Buna rağmen Subaru’yu elde tutmasının bir sebebi varsa bu, Subaru’nun kendisinden ziyade bir yancısıyla ilgilenmesi olabilir miydi——

???: “——Danna-kun! Buranın insanları gerçekten neşeli ve yüce gönüllü! Etkilendim!”

Subaru: “Uvah!?”

Ciddi düşüncelere dalmış olan Subaru’nun bir anda nefesi kesildi.

Toplantı alanının girişinde beliren Flop’un güzel sesi yankılandı. Ve toplantı alanının ortasında sıralanmış tüm yüzlere bakarak,

Flop: “Oh amanın, gecikmeli selamım için özür dilerim! Sanıyorum ki buradakiler bu köyün temsilcileri. Oh! Kuna Hanım ve Holly Hanımın benzerleri de varmış!”

Kuna: “Biziz zaten.”

Holly: “Biziz ki~”

Flop: “Oh doğru ya! Kabalık ettim!”

Elleriyle saçlarını düzelten Flop, hızlıca toplantı alanının ortasına ilerledi ve dostane bir gülümseme takındı.

Flop: “Müsaadenizle kendimi düzelteyim, bendeniz Flop O’Connell! Kız kardeşim Medium ve Botecliffe ile birlikte seyyar satıcılık yapıyorum. Çeşitli sebeplerden ötürü Danna-kun, Oka-san ve Yeğen-chan üçlüsüne olaylarla dolu bir yolculukta bu noktaya dek eşlik ettik. Bundan böyle, millet, sizin himayenizdeyim!”

Taritta: “Şu anda kibarlık falan mı ediyor…”

Taritta, Flop’un coşkulu selamı karşısında öfkeli bir ifadeye büründü. Sonra da bitişiğindeki Mizelda’nın yüzüne kaçamak bir bakış atarak,

Taritta: “Abla, ne yapmalıyız? Yabancılara geride kalmaları emredilmişti…”

Mizelda: “Bu doğru… Ehh, seksi bir adammış. Onu benim odamda tutacağım.”

Taritta: “Abla…”

Kollarını kavuşturan Mizelda, Flop’a edeceği muameleye yüzüne göre karar vermişti.

Mizelda’nın son derece basit bir mantıkla vardığı hükmü anlamak kolaydı ancak onu Kabile Reisi olarak destekleyen Taritta için can sıkıcı bir durumdu. Elbette ki Mizelda’nın hükümleri tamamen o temele dayanıyor olsaydı Subaru’nun köyde kalması mümkün olmazdı, bu nedenle Subaru, işin içerisinde daha fazlası olmalı diye düşünüyordu.

Subaru: “Doğru ya, Mizelda-san, kontrol etmek istediğim bir şey var. Flop-san benim misafirim, onu peşime takmak benim kararımdı da diyebilirim. Ama onu Yaşam Kaynağı Ritüelinden geçirmeye gelince…”

Flop: “Yaşam Kaynağı Ritüeli mi? Bir ihtimal, bu köyde nesilden nesle geçen geleneksel bir karşılama töreni falan olabilir mi!? Böyle bir tecrübeyi seve seve kabul ederim!”

Subaru: “Geleneksel bir tören olduğu doğru ama hoş bir karşılama olduğunu söylemek biraz zor.”

Flop ritüeli denemeyi iple çekiyordu ama muhtemelen kendisine bir Cadı Canavarıyla karşı karşıya gelme ihtimali sunulsaydı o bile çekimser hâle gelirdi. Subaru, bunu duyduğu takdirde Flop’un tavrının değişme olasılığından korkuyordu ama her hâlükârda böyle bir şeyin gerçekleşmesine izin vermek istemezdi.

Abel: “——Bu ince duvarla bölündüğümüz andan itibaren biliyordum ama gerçekten gürültücü bir topluluk.”

Flop’un tavırlarını yadırgayan kişi şimdi de oni maskesinin ardındaki gaddar İmparator olmuştu.

Flop’un ışıl ışıl sıcaklığıyla Abel’in damarlarında akan soğukluk arasında ciddi bir fark vardı. Hiç değilse Abel’in Flop’u sevmek için hiçbir sebebi yokmuş gibi görünüyor olması Subaru’nun kanını donduruyordu.

Flop: “Oh amanın! Ne kadar da alışılmadık bir maske… Köyün reisi falan olabilir mi acaba? Bir yerlerde özel pozisyonları olan kişilerin özel görünümleri olabileceğini okumuştum!”

Flop, bu ilk karşılaşma fırsatlarını Abel’in çarpıcı görünümüne atıfta bulunarak başlattı.

Flop’un şüpheli oni maskesiyle ilgili çıkarımı anlaşılabilirdi fakat Abel’i Shudraq Halkından biri olarak görmek zordu. Oni maskesi kısmı bir yana, kültürel olarak diğer Shudraqlardan fena hâlde farklıydı. Özellikle görünüş olarak daha alakasız olamazdı.

Abel: “Başarısız bir düşünce şekli değil ama dikkat ve sağduyudan yoksun. Daha az önce mesleğinin seyyar satıcılık olduğunu söylemiştin…”

Flop: “Oh, evet! Kardeşim Botecliffe mallarımızı taşıyan kağnıyı çekiyor ve biz de İmparatorluk boyunca ticaret yapıyoruz… Bizler rüzgârın götürdüğü yere giden göçebe kardeşleriz!”

Elini göğsüne götüren Flop, şarkı söylermişçesine bu karşılığı verdi.

Ve binanın dışındaki ana meydandan “İşte benim abim!” şeklinde bir bağrış yükseldi. Aralarına ince bir duvar girse de kardeşler arasında derin bir bağ vardı.

Ama gelin görün ki böyle sağlam bir ilişkinin kanıtı dahi Abel’in tamamen donmuş kalbini ısıtmak için bir sebep teşkil etmemişe benziyordu.

Flop’un yanıtını işiten Abel, ufak bir “hmph” sesiyle birlikte,

Abel: “——Natsuki Subaru, onları şehirden getirdiğini söylemiştin.”

Subaru: “İnsanlara nesne gibi davranma. Başlangıç olarak, doğru düzgün ifade etmem gerekirse asıl Flop-san bizi getirdi demek daha isabetli olur.”

Abel: “Mühim olan işin özü. Önemsiz şeylere ayıracak vaktim yok. Yine de bu şekilde geri döndüğün için seni öncelikle takdir edeceğim. Büyük bir başarıydı.”

Subaru: “Kulağa övgü gibi gelmediği kesin… Ne boklar çeviriyorsun acaba.”

Açıkçası Subaru’nun gözünde Flop ve Abel kötü bir eşleşmeydi.

Bu yüzden Flop’un meydanda beklemesini ve bir fırsat doğarsa kendisini tanıtmasını planlamış ama Abel’in tepkisini öngörememişti.

Gerçi Abel’in ilgilendiği şey Flop’un insanlığı değildi. Doğal olarak yalnızca sesinin gürlüğüyle tanınan Medium’un varlığı da değildi. Hâl böyle olunca cevap açıkça ortadaydı.

Abel: “Tüccar, Guaral’ı ne kadar iyi tanıyorsun?”

Flop: “İyi bir soru, Köy Şefi-kun! Gururla söyleyebilirim ki Guaral’ı gayet iyi tanıyorum. Her hâlükârda fazla uzaklara seyahat ettiğimiz takdirde hayatlarımızın sona ereceği kesin demektir. Çünkü biz seyyar satıcıların bile sabit yerlerden gidip gelmeye alışması gerekir!”

Kuna: “Anlaşılan temkinlilik ve korkaklık arasında ince bir çizgi var, ha…”

Kuna, Flop’un her daim pozitif olan özgüveni karşısında bıkkınlıkla iç çekti.

Ancak Flop’un yanıtını işiten Abel, oni maskesinin ardında sessizliğini korudu. ——Yo, Subaru’nun kulakları o sessizlikte belli belirsiz bir ses algıladı.

O ufak ses, Abel’in boğazından kaçmıştı.

Abel: “Şu tesadüfe bakın. Büyük bir keşif olmuş, Natsuki Subaru. ——Şehre aşina olan bir seyyar satıcı birkaç sapa yol biliyordur muhtemelen.”

Subaru: “Oi, dur bakalım, Abel. Sapa yol mu? Ne öneriyorsun?”

Abel: “Yine mi yanıt arıyorsun? Tekrarlanan sorgularımın anlamını idrak edememişsin gibi görünüyor. Böyle bir cehalete yakışabilecek bir etiket bulamıyorum.”

Subaru: “————”

Konuşma şekli her zerresiyle sinir bozucu olsa da Subaru’nun Abel’in sözlerine edebileceği bir itiraz yoktu.

Natsuki Subaru buradaki tartışmayı sonlandırıp arkasını dönüp gidemeyecek kadar izole ve çaresiz durumdaydı. Bu yüzden ne kadar can sıkıcı olsa da dikkatlice düşündü.

——Yo, aslında hiç düşünmeden de Abel’in niyetini gayet iyi çözmüştü.

Az önce Flop’a sorduğu sorulardan belliydi.

Subaru: “Abel, sen, sen gerçekten…”

Abel: “Kullanıldığı takdirde ağır çalışan beyinler bile yanıta ulaşırlar. Ahh, senin düşünme şeklinden de bu beklenirdi.”

Subaru, titreyen dudakları ve kaskatı kesilmiş yanaklarıyla, Abel’in oni maskesinin ardından kalpsiz planını anlatan ve insanın içine işleyen gözlerine baktı.

Ve Abel, Subaru haricindeki herkesi bilgilendirerek şöyle dedi:

Abel: “——Duvarlarla kaplı Guaral Şehri düşürülmeli. O şehir, bir sonraki üssümüz olmalı.”

#Gittikleri gibi tıpış tıpış dönen kahramanlarımız iki masum tüccarı da tüm bu batağın içerisine düşürdü. Ve şimdi maskeli imparator, daha yeni kaçtığımız Guaral şehrini ele geçirmek istiyor. Bu cildin 19. bölümünü de böylece bitirmiş olduk, acaba sonuna dek bu imparatorlukta mı olacağız diye merak etmiyor değilim. Hadi bir sonraki bölümde görüşmek üzere!

5 1 oylama
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
0 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar