※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Clumsy
Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
——Kale Şehri Guaral.
Subaru’nun grubunun İmparatorluk sınırlarında ulaştığı ilk medeni şehrin adı buydu.
Şu ana dek İmparatorluk Kampı ve Shudraq köyünde yıldızların altında uyudukları için medeniyet manzarası bilhassa heyecan vericiydi.
Bununla birlikte kendilerini öylece akışa bırakıp medeniyetin harikalarının tadını çıkartabilecek durumda değillerdi.
Sebep de——
???: “——Denetleme.”
Şehrin girişinde bir denetleme noktası mevcuttu ve bunu gören Subaru, diliyle dudaklarını ıslattı.
Guaral’ın dört tarafı koruyucu bir duvarla çevrelenmişti, doğu ve batıdaki giriş çıkışlar da sadece büyük kapılarla sınırlandırılmıştı. Kapılarda daimî denetleme noktaları bulunuyordu ve kapı muhafızlarının sert ve dikkatli gözlerle etrafı izlerken büründükleri asık suratlar belli bir mesafeden bile görülebiliyordu.
Kuna: “Bizim Shudraq olduğumuzu tek bakışta anlarlar. O yüzden biz sizinle gelemeyiz arkadaşlar, ama şaibeli bir şey taşımadığınız sürece sizin açınızdan sorun çıkmayacaktır.”
Holly: “Gergin olmaz ve cesurca yürürseniz halledersiniz~. Rem ve Rui-chan’a iyi bak, tamam mı~?”
Kuna ve Holly’nin şehre varmadan önceki vedaları bu şekildeydi.
İkisi de Subaru’ya gereğinden fazla gaza gelmemesini tavsiye etmişti ama gerginliği ve kaygısını böyle kolaylıkla bir kenara atmak, Subaru’nun uymasının mümkün olmadığı bir öneriydi.
Çünkü ne olursa olsun onlar, bu İmparatorluk sınırlarında bağlantıları bilinmeyen ve kimlikleri olmayan yabancılardı.
Subaru: “Her neyse, benim gibi sağduyudan yoksun bir yabancı bile bugünlerde Lugunica halkının Volakiya’da hoş karşılanmadığını anlayabilir.”
Aptallık ederek gerçek kimliğini açıkladığı takdirde kapı muhafızlarının hoşnutsuzluğunu üzerine çekeceğine hiç şüphe yoktu.
Tek olasılık kapıdan geri çevrilmeleri de değildi, kazara tutuklanabilir veya geçmeyi başardıkları takdirde başlarına korkunç bir şey gelebilirdi. Sonuçta İmparatorluk kampında böyle bir şeyi tecrübe etmişti.
——Subaru’nun birçok kişinin kendi hatası yüzünden yanacağı bir senaryoya bir kez daha müsaade etmesi mümkün değildi.
Subaru: “————”
???: “…Çok katı görünürsen yanındaki insanlar şüphe çekecek.”
Subaru, içsel parçalanmasının yansıması olarak kaşlarını çatmıştı; bu sesi işittiğindeyse gözleri şaşkınlıkla irileşti.
Ses, arkasından gelmişti—— Ve tahta oturağın üzerindeki Rem’e aitti.
Ama Rem, yapısı gereği sırt sırta verdikleri için Subaru’nun yüzünü göremiyor olmalıydı.
Subaru: “Buna rağmen kaşlarımı çattığımı nerden anladın?”
Rem: “Seni göremesem de nefes alıp verişini hissedebiliyorum. Sırtlarımız değdiği için kalp atışlarını da öyle, sırt çantası aracılığıyla olsa da… gerildiğini sezebiliyorum.”
Subaru: “Oof… Affedersin. Çatılan kaşlarım için de kuvvetli kalp atışlarım için de.”
Rem: “Evet. Bana biraz sessizlik sağla lütfen.”
Subaru: “Bu istekle “nefes almayı bırak” değil de “sakin ol” demek istiyorsun, değil mi?”
Subaru her ihtimale karşı onay almaya çalışırken Rem, iç çekerek sessizliğini korudu.
Rem’in iç çekişi, Subaru’dan bıkıp usanmakla ona karşı kayıtsız olmak arasında bir noktadaydı. Yine de bariz bir tiksinti veya düşmanlıktan kaynaklanmaması Subaru için azıcık da olsa rahatlatıcıydı.
Beklentilerin amma düşükmüş diyen olursa da hiçbir karşılık veremezdi.
Rui: “Ooh, ooh?”
Subaru: “…Anlaşıldı, hadi acele et. Bildiğin gibi sen de benim endişe sebeplerimden birisin!”
Bir hevesle Subaru’nun kolundan çekiştirerek sırayı işaret eden kişi, uzun saçlı Rui’ydi.
Kuna’nın gruba bıraktığı Cadı Canavarı boynuzu ——Rui o şeyi beyaz ambalajıyla birlikte sırtlanmıştı ve an itibarıyla Subaru’nun neden sıraya girmediğini merak ediyordu.
Ama Subaru Rui gibi düşüncesizce hareket ederek pervasızca sıraya giremezdi.
Subaru: “Şu anda kapı muhafızlarına verecek birer kimliğimiz de rüşvet imkânımız da yok. Yani ön taraftan yaklaşmamız mümkün değil.”
Rem: “Sıraya girip kapı muhafızlarıyla konuşmamız imkânsız mı yani?”
Subaru: “Dürüst olmak ve açık konuşmak gerekirse böyle bir seçenek var ama başarısız olur ve toparlanamazsak işler korkunç olur… Sonuçta şu anda güvenebileceğimiz hiç kimsemiz yok.”
Subaru’nun endişelerini dinleyen Rem, ufak bir ses çıkartıp suskunlaştı.
Hafızasını kaybetmiş Rem için hayal etmesi zor olabilirdi ama hiçbir mekân ve kültürde ‘fazla temkinlilik’ gibi bir şey söz konusu olamazdı.
——Şaşırtıcı bir şekilde üçlü grubun Pleiades Gözcü Kulesinden İmparatorluğa fırlatılışının üzerinden on gün geçmek üzereydi.
Başlangıçtaki kaos epey yatışmış ve Subaru, Rem ve Rui arasındaki hararetli ilişki şimdilik rafa kaldırılmıştı. Yine de her şeyin yolunda olduğunu söylemek zordu.
Öyle ya da böyle Subaru’yla Rem’in -ve de Rui’nin- tek başlarına geçirdikleri süre, Avcı ve Elgina’dan kaçtıkları süreden ibaretti. O da bu bölgeye fırlatılmalarının ardından gerçekleşmiş kısa bir süreçti.
Onun dışında ister İmparatorluk Kampı olsun ister Shudraq köyü ya da Guaral yolculuğu, daima yanlarında İmparatorluğa aşina olan birileri bulunmuştu.
Hepsiyle iyi ilişkiler içerisinde olmasalar da hiç değilse yalnız olmamışlardı.
Subaru: “Ama artık işler değişti.”
Todd ve ekibini kendine düşman edinmek, Abel’in yolundan ve hatta Shudraq Halkından ayrılmak.
Tüm bunların ardından üçlü grubun, İmparatorluğun ayak basılmamış topraklarını bir dayanakları olmadan geçmesi gerekecekti. İsteseler de istemeseler de konunun özü, kararlarına dikkat etmeleri olacaktı.
Rem: “Ee, öyleyse ne yapacağız? Ne kadar sıkkın veya tereddütlü olursan ol hedefimiz aynı, haksız mıyım? Bu şehri öylece atlama imkânımız yok diye düşünüyorum…”
Subaru: “Denetleme yüzünden burayı atlayalım desek bile diğer şehirlerde de aynı şeyi yapıyor olabilirler. Burası Lugunica olsaydı böyle tetikte olmazlardı ama… Yo.”
Subaru, İmparatorluktaki durumu hesaba katarak kafasını salladı.
Yollarını ayırmış olsalar da Abel, ona kendi durumundan ve İmparator olarak tahtından edildiğinden bahsetmişti. Eğer bu doğruysa İmparatorluğun şu anda bir iç çekişmenin ortasında olduğu söylenebilirdi.
Abel İmparatorun yokluğu meselesinin insanlardan gizlendiğini belirtse de insanların çenesini kapalı tutmak epey zor olur ve ruh hâli insandan insana bulaşırdı.
Ayrıca Todd bile kampa geri gönderilmeleri konusunda bazı şüpheleri varmış gibi görünüyordu.
Subaru: “Durum böyleyse denetlemelerin bu kadar sıkı olma sebebi Abel mi?.. Kahretsin, siktir et artık o herifi.”
Abel’in biraz yardımı dokunmuş olsa da Subaru, her şeyi bir teraziye oturtup ruh hâli meselesini de dikkate alınca onu olumsuz kefeye yerleştirmeye daha yatkındı.
Kişiliği ve tutumu göz önüne alındığında, emrindeki insanların neden isyan ettiğine dair Nobunaga’ya benzer bir sebep hayal etmek kolaydı.
Subaru: ““Kralımız insanların duygularını anlamıyor” ifadesini gerçek anlamda karşılayacak bir adama benziyordu.”
Rem: “…Acaba ciddi şeylere endişelenmek yerine değersiz şeyleri düşünerek vakit harcıyor olabilir misin?”
Subaru çenesini ovuşturup bu şekilde mırıldanırken Rem’in sesi âdeta buz kesti.
Ses tonunda kayıtsızlık veya rahatsızlığın ötesinde hakiki bir öfke mevcuttu ki bu da Subaru’nun az önceki beyanını aceleyle açıklamak istemesine yol açtı.
Subaru: “Yoyoyo, bir saniye, rahatla. Yuvarlak Masa benzeri yorumum kesinlikle boş bir gevezelikten daha kötüydü ama öyle hiçbir planım olmadan dalgın dalgın sıraya bakıyor değilim. Bir fikrim var.”
Rem: “Böylesine vurdumduymaz bir şekilde yalan söylerken insan olarak kendinden utanmıyor musun?”
Subaru: “Hiç değilse bana inanmaya azıcık da olsa niyetli olduğunu göster lütfen! Hop diye yalan söylediğime inanmakta fazla aceleci davranıyorsun!”
Rem’in Subaru hakkındaki izlenimi dibe vurmasa da alçalmaya devam ediyor ve Subaru, onun güvenini kazanma konusunda çaresizce çırpınıyordu.
Dürüst olmak gerekirse Subaru yalan üstüne yalan söylemiyordu, sahiden de denetim sürecini atlatmak için alternatif bir planı vardı. Sadece Subaru ve Rem olsaydı korumaların kontrolünü doğru düzgün atlatmaları imkânsız olabilirdi.
Yani bu, yalnızca Subaru ve Rem’in işi olmak zorunda değildi.
Rem: “Bunun anlamı…”
Subaru: “Natsuki Subaru’nun yüz sekizinci özel yeteneğini sergilemenin zamanı geldi—— “Başka İnsanlara Bel Bağlama”.”
Subaru, başparmağını havaya kaldırıp parıl parıl dişlerini sergilediği bir gülümsemeyle böyle söyledi.
Ve her nedense, yüzünü göremiyor olmasına rağmen Rem’in bu yanıt karşısında kaşlarını çattığını hissetti.
△▼△▼△▼△
Eşsiz bir gerilimle dolu denetlemeyi geçen grup, önlerinde yükselen ana kapıdan geçmişti.
Ve böylece Subaru’nun görüş alanı açılmıştı. Egzotiklikle dolup taşan taşlı şehir manzarasıyla karşılaşan Subaru, bir başarı hissiyle ellerini havaya kaldırdı.
Subaru: “Geçtiiik!”
Rui: “Aauu!”
Subaru’nun neşeli sesini dinleyen Rui de hemen yanından ellerini kaldırdı.
Subaru’nun onunla ilgili birtakım şahsi fikirleri varken yoldaşmış gibi hareket ediyorlardı; ama şimdilik şehre giriş yapmak şeklindeki ilk zorluğun üstesinden gelmenin doğurduğu sevinç, her şeyi silip süpürmüştü.
Bu mesele Subaru’nun canını inanılmaz sıksa da Rui’nin varlığının denetlemeyi geçmelerinde faydasının dokunduğu doğruydu.
Subaru: “Bu arada burası Lugunica’dan tamamen farklı. Başkent ve Pristella’yla da bazı ufak farklılıkları olsa da…”
Sokaklardaki ambiyansı izleyen Subaru, zihninde Lugunica Krallığıyla kıyaslama yapıyordu.
Subaru’nun en göz alıcı bulduğu konum, yeni Roswaal Malikânesi yakınlarındaki Costuul sokaklarıydı ama beklenildiği üzere ayrı bir ülkeyle aralarındaki fark büyüktü.
Kraliyet Başkenti, Costuul ve Pristella, hepsinin kendilerine has özellikleri vardı ama genel olarak ortak bir noktaları, Krallığa ait bir özellikleri bulunuyordu. Ve bu, Guaral’da hissedilemiyordu.
Tabiri caizse Krallığın taşıdığı paralel fantezi dünyası asaletinin aksine İmparatorluk sokaklarındaki evler ve dükkânlar daha kırsal ve renkten yoksundu. Gösterişten çok faydaya paha biçildiği izlenimini veriyordu.
Görkemden ziyade bir güç ve incelik duygusu uyandırdığı için tüm cadde bir nevi bütünleşmişti ve düz zemin de bu izlenimi teşvik ediyormuş gibi geliyordu.
Subaru: “Lugunica olsaydı yollar taşla döşeli olurdu ama burası biraz basit, ha?”
Sokakların büyüklüğü ve nüfus düşünüldüğünde Guaral, İmparatorluk içerisinde ortalamanın üzerinde bir şehir olarak düşünülebilirdi.
Bütün olarak, İmparatorluktaki çeşitli yerleri kıyaslamak için epey iyi bir ölçüt teşkil ediyordu.
Subaru: “Ehh, çok uzun süre kalmak istemeyiz, o yüzden ölçütleri kullanıp da vaktimi ziyan etmesem daha iyi.”
Rem: “——Um, çok geçmeden beni indirebilir misin acaba?”
Subaru: “Ah, pardon.”
İçinde güçlü hisler uyanan Subaru’nun sırtındaki Rem, tahta oturaktan inme talebinde bulunurken Subaru, olduğu yerde yavaşça diz çökerek alçaldı.
Ardından Rem’in omuzlarındaki bağı çözdü ve bastonunu tutan Rem, yere indi.
Uzun yolculuk boyunca bu şekilde taşınmıştı ama bir sokakta ilerleyecekleri takdirde bacaklarını kullanarak yürümek isterdi. Acele etmeleri için bir sebep de yokken Rem’in talebini yerine getirmemenin bir mantığı kalmıyordu.
Rem: “Bu…”
Bastonunu kullanan Rem, etrafında dönerek nihayet Subaru ve Rui’yle aynı manzarayı görebilir hâle geldi.
Kaşları hafiften kalkan Rem’in açık mavi gözleri belli belirsiz bir merak ve heyecan duygusu taşıyor, onun bu pozitif tepkisini gören Subaru’nunsa yüz hatları birazcık gevşiyordu.
Subaru: “Bak sen şu işe, şaşırdın mı?”
Rem: “Şey… Evet, öyle. Sıra benzerdi ama… Bu şekilde insanları ve doğru düzgün bir sokağı gördüğüm ilk sefer.”
Subaru: “Ah, doğru, değil mi? Normal bir insan şehrinde bulunduğun ilk sefer, ha.”
Yukarıda da bahsedildiği üzere Rem’in tecrübeleri sıra dışı mekânlar ve muamelelerle sınırlıydı.
Ve hafızasına kavuşamadığı sürece başka birileriyle yaşamaya dair bir anısı da olmayacaktı. Yani Subaru, Rui ve Shudraqlar, Rem’in yaşadığı deneyimin bütününü teşkil ediyordu.
Subaru: “————”
Rem derinden etkilenmiş şekilde tüm yüzüne yayılan bir gülümseme taşırken Subaru, tek gözünü kapattı.
Rem’in indiği oturağı kapattı ve heyecanının dinmesini bekledi.
——Guaral’ın hayat dolu bir şehir olduğunu söylemek zordu.
Kuyruk oluşan denetleme noktaları ve sokakların kaba, koyu renkleri göze çarpıyordu. Her şeyiyle ortamın verdiği izlenim, muhteşemlikten çok uzaktı. Şehrin büyüklüğü de binlerle sınırlı olmalıydı.
Yine de tüm bunlar Rem’in gözlerindeki heyecanın değerini azaltmıyormuş gibi görünüyordu.
Subaru: “Ee, öyleyse birazcık etrafa bakınalım mı?”
Rem: “——. Yo, sorun yok. Fazla zaman harcatmak istemem.”
Subaru: “Senin içinse fazla demem ki…”
Rem kafasını sallarken Subaru, yanağını kaşıyarak bu yanıtı verdi.
Gerçekten de Rem’in içindeki hislere yönelik umut vaat edici bir işaretse şehri gezmek sorun doğurmazdı. Acil bir mesele oluştuğu takdirde Rem’in geri durmasını isterdi ama şimdilik manzara olumluydu.
Ne de olsa bu kadar talihli olmalarını Rem’in kıvrak zekâsına borçluydular.
Subaru: “Rem olmasaydı Flop-san ve kız kardeşiyle başarılı bir şekilde baş edemezdim. Birazcık bencil olmanda bir sorun yok, anlarsın ya.”
Rem: “… Demek istediğim şey, onları bekletmenin iyi olmayacağı. Zaten onların nezaketine bel bağlarken daha da borçlanmış olmayacak mısın?”
Subaru: “Oh… Böyle ifade edince, evet, üzgünüm…”
Rem’in binalardan ayrılan keskin bakışları Subaru’nun kalbine indi.
Subaru’nun grubunun ardından ağır tekerlek sesleriyle birlikte yavaşça bir kağnı yaklaşıyordu—— yani Gözü Pek Falo tarafından çekilen bir öküz aracı.
Falo da tıpkı yer ejderleri ve iri köpek Laygerler gibi işgücü için kullanılan bir hayvan türüydü.
Yer ejderleri ve Laygerlerde olduğu gibi bir kısmı araç çekmek, bir kısmı da kargo taşımak gibi şeyler için kullanılıyordu. Hızları azdı, yer ejderlerinin Rüzgârdan Sakınma İlahi Korumasına sahip değillerdi ve Subaru, genellikle şehirlerde kullanıldıklarını duymuştu.
Ve bu sırada——
???: “Hey hey hey, seni beklettiler, ha? Kargoyu kontrol etmek için tatlı vaktini aldılar, ha. Dürüst olmak gerekirse bu yetkililerin işi tam bir eziyet.”
Falo aracının şoför koltuğundan omuz silkerek konuşan kişi, uzun kaküllere sahip genç bir adamdı.
Göz kamaştırıcı altın rengi saçlara ve beyaz bir tene sahip olan, ince bedeni kol kısmı geniş bir kıyafetle sarılan bu adam, Subaru’nun grubunun şehre giriş yapmasına yardımcı olan kişiydi.
Falo aracındaki genç adamın belirişi üzerine Subaru, “Başardığına sevindim” diyerek kafasını eğdi.
Subaru: “Üzgünüm, Flop-san. Bir dahaki sefere bizden önce geçmene izin vermelerini sağlayacağım.”
Flop: “I ıh, gerçekten umurumda değil. Kargo denetimi gibi şeyler sıkıcı işlerdir. Yani özellikle gelip görmeye değmez demezsem olmaz.”
Subaru’nun özür sözcükleri karşılığında şoför koltuğundaki genç adam—— Flop, usulca kafasını salladı.
Bu akıcı hareketle uzun kakülleri bir aslan yelesi gibi savruldu ve Subaru, ışıltılı bir etkiyi gözünde canlandırabildiğini hissetti. Tuhaf bir tipti ama karşılıkları nispeten dobra olduğu için aradaki uçurum büyüktü.
Subaru’da böyle bir zihinsel görüntü doğarken genç adam bir kez daha kaküllerini yatıştırarak,
Flop: “Aynen, sıkıcı bir iş. Sizin gibi gezginler gelecekte bu işi bana bırakmalı… Açıkçası kardeşimin bile altından kalkabileceğine eminim.”
???: “Abi, abi, seni duyabiliyorum amaa!”
Flop: “Hahaha, söylediklerimi duymaman gerekmiyordu zaten, sevgili kardeşim. Abinin sesinin kuvvetini hafife alma.”
Flop’un odağını hafiften yitirmiş karşılığını duymasına izin verdiği kişi, ağır ağır ilerleyen aracın yanında ilerleyen kadındı.
Flop’la aynı saç rengine ve ona son derece benzer hatlara sahip uzun boylu bir kadındı. Omuzları ve bacakları cüretkâr bir kıyafetle teşhir ediliyordu ve hacimli saçları avangart bir tarzla birçok parçaya ayrılmıştı.
Bu özgün dış görünüşüne rağmen esas dikkat çeken yanı, belinin iki yanından sarkan iki barbar kılıcı olsa gerekti.
Bu silahların gösteriş veya nafile bir tehdit amaçlı olmadığı barizdi, çünkü çokça kullanılmışlardı.
Bu kadına Medium adı verilmişti ve abisi Flop’la birlikte arkadaş canlısı O’Connell kardeşler olarak birlikte seyahat ediyorlardı.
Denetim hattında tanışmış ve kimlik veya rüşvet vermekte zorlanacak olan Subaru’nun grubunun denetimden geçmesine yardımcı olmuşlardı. Yani onların hayırsever olarak adlandırılması gereken partnerleriydiler.
Tabii ki Subaru’nun grubuyla iş birliği yapmaları sadece nezaketlerinden değildi. Her şeyden önce denetimden geçmek amacıyla O’Connells’ı gözüne kestiren kişi Subaru olmuştu.
Paraları veya bağlantıları olmadığı için denetim noktasından geçmek adına başka bir grupla iş birliği yapmaya mecburlardı.
Bu yüzden onları gören Subaru, anlaşma imkânları olduğunu düşünmüştü.
Bunu düşünme sebebiyse——
Medium: “Vaooouv, Abii! Demek düşündüğüm her şeyi anladın!”
Flop: “E tabii ki, doğal olarak. Başkalarının ne düşündüğünü tahmin edemezsen iş dünyasında kazanamazsın. Bizim O’Connell şirketimiz yalnızca benim beynim ve senin kas gücün sayesinde ayakta kalabilir, anlıyorsun ya!”
Medium: “İşte benim abim be! Ne söylediğini pek anlayamadım ama olsun!”
Flop: “Hahahaha, hayatın tadını çıkartıyormuş gibi görünmen çok harika, sevgili kardeşim!”
Her ikisinin de göğsü gururla kabaran O’Connell kardeşler birlikte kuvvetli bir kahkaha patlattı. Gezerek ticaret yapıyorlardı.
Açık konuşmak gerekirse ticaretten sorumlu olan taraf Flop’ken Medium, yollarda ve şehirlerde satış yaptıkları sırada abisini korumaktan sorumluydu.
——Tüccarlar.
Eh, açıkçası, Subaru’nun denetimi geçmesi için gerekli seçim kriteri, güvenebileceği yoldaşlardı.
Subaru: “Otto ve Anastasia-san’la bu konularda konuşma deneyimlerim işe yaradı…”
Yakın arkadaşı Otto ve birlikte uzun bir yolculuğa çıktığı Anastasia. ——Gerçi ikinci kişi Anastasia’ymış gibi davranan Echidna’ydı ama verdiği bilgiler söz konusu kişiyle aynı olsa gerekti.
Bilgi aldığı başlıca ikili onlardı ve Subaru’nun tüccarlara olan inancının tohumu da buna dayanıyordu.
Ulusal sınırların ötesine geçmiş olsa bile karşı taraf bir tüccarsa, fayda sağlayacak bir partneri dinlemeye razı olurlardı.
Güçlü bir hücum hareketiyle şansını denemeye hazır olan Subaru’nun grubu, dört tüccar grubunun ardından O’Connell kardeşlerle tanışmıştı.
Ve sonra da bir nebze tuhaf olan bu çifti kazanarak denetim noktasını geçme konusunda başarılı bir iş birliği gerçekleştirmişlerdi.
Pazarlık için kullandıkları, tüccarların dikkatini çeken şeyse——
Subaru: “Bu arada, bu tahta oturak gerçekten bedel olarak yeterli gelecek mi? Yaparken epey çaba harcamış olsam bile işçiliğinin kabalığı el yapımı olduğunu çok belli etmiyor mu?”
Flop: “Bayağı minimalist olduğunu inkâr edemem. Ama farklı parçalardan monte edilebilmesi ve taşıma amaçlı tasarlanıp üretilebilmesi ilgimi çekti. Ağır bagajları taşımak için bile faydası dokunur, haksız mıyım?”
Subaru: “…Ehh, Flop-san’a uyduğu sürece sıkıntı yok.”
Kendinden pek emin olamayan Subaru, tahta oturağı Medium’a teslim etti.
Onu alan Medium ise bir “Voah~” sesi çıkartıp evirip çevirerek inceledikten sonra falo aracının içerisindeki kargo yatağının içerisine attı. Pek bir değer biçmemiş gibi görünüyordu.
Açıkçası Subaru bile Flop’un bu nesnede tam olarak ne gördüğünü bilmiyordu.
O’Connell kardeşlerin yardımının koşulu, Subaru’nun elinden çıkan oturağın teslim edilmesiydi.
Rem’in o oturakla taşındığını gören Flop, onun eşsiz ve büyüleyici bir yaratım olduğunu hissetmiş ve onu vermeleri karşılığında denetimi atlatmalarına yardım etme sözü vermişti.
Dürüst olmak gerekirse canavar boynuzunun müzakere masasına oturtulması gibi bir şeye hazırlıklı olan Subaru, bunun son derece beklenmedik bir teklif olduğunu söyleyebilirdi.
Subaru: “Zaten kasabaya geldikten sonra daha iyi materyallerle tekrar yapmayı düşünüyordum, en kötü senaryoyla Rem’in bir daha o şeye binmek istememesi de mümkündü.”
Rem: “Mümkün olan her fırsatta kendi ayaklarımın üzerinde yürümek istediğim doğrudur. Çünkü o şeye oturdukça rüzgârla birlikte kötü kokun burnuma doluyor.”
Subaru: “Affedersin…”
Bastonuna yaslanan Rem, kısık bir sesle cadının kokusuyla ilgili bir darbe indirdi.
Yine de yolculukları boyunca buna katlanıp bu bahsi yalnızca hedeflerine ulaşmalarının ardından açarak düşüncelilik etmişti ya da hiç değilse Subaru, kendisine böyle söylüyordu.
Subaru’yla Rem arasındaki bu etkileşimi izleyen Flop ise “Böyle olmaz” dercesine omuz silkmekteydi. Ve tamamen hüzünlü bu tepkisinin ardında bir gerekçe vardı.
Flop: “Siz ikiniz, daha iyi anlaşmaya çalışın. Karı koca olmak birbirine destek çıkmayı gerektirir. Az önce birbirinize yaslanma şekliniz tamamıyla harikaydı.”
Medium: “Ehh, ellerinden oturaklarını alan da sendin gerçi abi.”
Flop: “Aynen öyle! Ne hakla böyle bir şey söylerim ki, şapşal ben!”
Birinin eli alnında, birininki de karnında olan Flop ve Medium ikilisi bu şekilde kahkahalara boğuldu.
Kardeşlerin kahkahalarından etkilenen Subaru’ysa yüzündeki gerginlik azalarak Rem’e kaçamak bir bakış attı. Ancak Rem, bir koluna tutunan Rui’yle birlikte en ufak bir gülümseme belirtisi olmaksızın dikiliyordu.
Ona profilden bakan Subaru, çekinerek “Şeyy” dedi.
Subaru: “Bilirsin ya, ımmm, Rem-san? Acaba şu anda üzgün olabilir misin?”
Rem: “Ha? Neden üzgün olayım ki? Nedeni niçiniyle ilgili bir ipucun var mı?”
Subaru: “Oh yo, yalnızca, sırf kılık değiştirmemizin hatırına olsa bile karı koca rolü oynamamıza karşı olup olmadığını merak ediyordum…”
İşaret parmaklarını birbirine değdiren Subaru, dehşet içerisinde Rem’in ruh hâlini düzeltmeye çalışıyordu.
Flop ve Medium’un bildiği kadarıyla Subaru ve Rem karı kocaydı.
Bu da kardeşlerin denetimi geçme tartışması esnasında ilişkilerini sorgulayıp ani bir yanıt beklemeleriyle doğan ani sessizliğin sonucuydu. ——Yo, sessizliğin sonucu değildi.
Aslında önceden hazırladıkları bir yanıtları vardı ama o yanıtın inanılırlığı sorgulanası olduğu için yapılacak başka bir şey yoktu.
Subaru: “Seyahat eden kardeşler fikri yeterince inandırıcı olmaz diyorduk bir de…”
Rem: “Çünkü Flop-san ve Medium-san aynı durumda olmakla kalmıyor, görünüşleri de son derece benziyor. Sen, ben ve bu çocuk içinse böyle bir şeye inanmak imkânsız olurdu.”
Aldatmaca ve dürüstlükle dolu bir dünyada yaşayan tüccarlar olarak onları aldatmanın Subaru’nun başarılı olamayacak kadar deneyimsiz olduğu bir konu olduğu söylenebilirdi.
Her şeyden önce yalanlarını gören kişi, yüksek sesle “Hiç benzemiyorlar, öyle değil mi abi?” diyen Medium olmuştu.
O keskin gözler tarafından mağlup edilişlerinden sonraysa uzak bir dağda lanetli bir yüzüğü atma amacıyla memleketlerinden uzaklara gidenlere dair (Subaru’nun önceden hazırlamış olduğu kardeşler hikâyesinden türeyen) harikulade hikâyeleri işe yaramaz hâle gelmişti.
Ç.N: (Yüzüklerin Efendisi göndermesiymiş muhtemelen.)
Bunun doğurduğu şok da Subaru’yu sorularını yanıtlama vakti geldiğinde afallatan bir başka sebepti. Ve onu bu çıkmazdan kurtaran kişi, kıvrak zekâsını kullanarak “Ben onun karısıyım” diyen Rem olmuştu.
Subaru: “Yani hikâye şu, Rem ve ben karı kocayız ve bu çocuk da Rem’in onu bize bırakan ablasının çocuğu…”
Rem: “Bana bir ablam olduğunu söyleyen sen değil miydin? Gerçi ikiz olmamız gerekiyordu, yani onun bu yaşta bir çocuğu olacağını sanmıyorum… ama bunu görmezden geleceğim.”
Rui: “Hmm~?”
Kafası Rem tarafından okşanan Rui, hâlinden memnun bir bakışla küçük bir inilti çıkardı.
Anlaşıldığı üzere Rui’nin zararsız varlığı ve tavırları da Flop ve Medium ikilisinin Subaru’nun grubuna temkinli yaklaşmama sebeplerinden biriydi.
Subaru ve kötü görünümlü gözleri bir yana elde dermansız Rem ve savunmasız Rui vardı. Hâliyle bu üçlü, Flop ve Medium’a şehirde suç işleyecek kötü insanlarmış gibi görünmemişti.
Rem: “Neden…”
Subaru: “Hm?”
Rem: “Bu durumda neden iki lafı bir araya getiremedin ki? Normal şartlarda ettiğin gevezelikleri düşününce böyle bir şeyi yapamayacak biri gibi durmuyorsun.”
Subaru: “İltifat kılığında bir hakaretmiş gibi geldi…”
Öyle ya da böyle Subaru’nun beceriksizliğinin neredeyse Rem’in başına dert açacak olduğu doğruydu.
Rem’in hızlı yanıtı olmasaydı üçlü grup hâlâ kapının dışında durup çaresizce, bön bön sıraya bakıyor olabilirdi.
Subaru: “————”
Subaru’nun aylak aylak dolaşarak ulaşabileceği noktanın da bir sınırı vardı.
Rem’in güvenini daha da yaralamaktan kaçınmak isteyen Subaru belli belirsiz bir “Ah” sesi çıkartırken Rem, bakışlarını kaçırdı.
Subaru: “Ben de kendime şaşırdım ama yalanımızı gördükleri anda bedenim delice gerildi. Belki de daha önce kamp alanında yaşadığım travma yüzündendir.”
Rem: “Ah…”
Subaru: “Yarım yamalak bir yanıt verirsem Flop ve Medium tavır değiştirebilir diye düşündüm. Bunu söylemekten utanıyorum ama kafam bir anda çalışmayı bıraktı. Benim hatam.”
Yetersizliğiyle ilgili analizlerini aktaran Subaru, Rem’in önünde içtenlikle kafasını eğdi.
Akıllıca küçük numaralarla dolu bir beyin ve açık sözlü, konuşkan bir dil; bunlar Natsuki Subaru’nun sahip olduğu az sayıda silah arasındaydı. İşte bu yüzden ikisi de çalışmaz hâle gelince Subaru, bir baş belası olmaktan öteye geçemiyordu.
Hâlbuki o, Rem’in iyiliğinden sorumluydu. ——Dikkatsizce başarısızlıkları göze alamazdı.
Rem: “——. Şimdi anlıyorum. Sanırım bu durumda yapacak bir şey yok.”
Subaru: “…Gerçekten mi? Bu şekilde batırmış olsam bile mi?”
Rem: “Nahoş bir şey tecrübe eden herkes bu şekilde donakalırdı. En azından ben öyle düşünüyorum.”
Acımasızca azar işiteceğini düşünen Subaru, Rem’in bu karşılığı karşısında afalladı.
Elbette ki sebep, Rem’in özünde iyi biri olmasıydı, dolayısıyla Subaru onun diğer kişilere karşı merhametli davranacağını biliyordu. Ama kendisinin de o kişiler arasında olması şaşırtıcıydı.
Subaru: “…Yani sinirlenmedin?”
Rem: “Sinirli değilim. Ama bir dahakine önceden benimle konuş lütfen. Çünkü her defasında inandırıcı mazeretler bulabileceğimi zannetmiyorum.”
Subaru: “Ohh, tamam, anlaşıldı. Ama sinirlenmediğine eminsin, değil mi?”
Rem: “Sinirli değilim.”
Subaru: “Bayağı bayağı emin misin?”
Rem: “Deminden beri sinirli değilim demiyor muyum!..”
Böylece Subaru, aşırı endişeleri yüzünden Rem’i sinirlendirmeyi başardı.
Ve en sonunda onun keskin bakışları karşısında kafasını sarıp sinerek af dilendiğiyle kaldı.
İşte bu etkileşimle birlikte Subaru’nun grubu nihayet Guaral denen sahneye giriş yapmış oldu.
△▼△▼△▼△
Subaru: “——Nihayet rahatlayabileceğim!”
Kendini handaki yatağına atan Subaru, kolları ve bacaklarını esnetip özgürlüğün tadını çıkartırken böyle söyledi.
Yatak ve kaliteli görünen çarşaflarıyla odanın yeterli bir temizlik hissi uyandıran havası; her ikisi de bu hanın ortalama üzerinde olduğuna işaret ediyordu.
Durumları göz önüne alındığında fazla lükse kaçamayacak olsalar da bu, güvenliklerini sağlamak için gerekli bir harcamaydı.
Otto: “Bir yerlerde kalacaksan en iyisi ucuz hanları ve kamp seçeneklerini elemek olur bence. Emilia-sama ve Garfiel gibi kendini koruma gücüne sahip kişileri bir kenara bırakırsak, ben veya Natsuki-san gibi insanlar, kötü niyet besleyenler için kolay hedef olur.”
Otto’nun odasında alkol üzerine yapılan sohbetlerde gündeme gelen konulardan biri de buydu.
Bir düşününce temkinli olmak gerekli olsa da seyahat bütçesi pek yüksek olmayınca güvenlik, kolaylıkla akıldan çıkabilen bir konu oluyordu.
Fakat Subaru’yla diğerlerinin şu anki koşulları gereği bu, ihtiyaç duyulan bir harcamaydı.
Gerçi bahsi açılmışken——
Subaru: “Kim hangi odayı alacak tartışmasına bayağı vakit harcadığımız kesin…”
Diyen Subaru, yatakta yuvarlanarak gözlerini duvara dikti.
O duvarın bitişik odası Rem ve Rui’ye aitti. ——Guaral’da bir han kiralamaya ve odaları cinsiyete göre ayırmaya karar vermişlerdi ancak Subaru, sonuçlar karşısında hayal kırıklığına uğramıştı.
Aradan bir süre geçmesine rağmen Subaru, Rui hakkındaki şüphelerinden henüz tamamıyla kurtulamamıştı. İki kızın şahsi gözetimi dışında birlikte olması fikrine hâlâ karşıydı.
Yine de Rem, hepsinin tek bir odayı paylaşması teklifini reddetmişti. Dolayısıyla Subaru’nun mevcut duruma razı gelmekten başka şansı yoktu ama——
???: “Amanın, Danna-kun, bugün de suratımız amma asık, ha. Harika, resmen harika!”
Son derece gecikmeli şekilde odaya giren Flop, işte böyle söyledi.
Ve Subaru’nun olmadığı yatağın üzerine valizini atıp kaküllerini okşayarak göz kırptı.
Flop tam anlamıyla Flop’luk yapıyordu ve orada bulunmasının bir sebebi vardı.
Bu oda Subaru ve Flop’un paylaşması için tutulmuştu, Flop’un kardeşi olan Medium da Rem’le birlikte diğer odada kalacaktı.
Subaru: “Ahhh, üzgünüm. Tüm işleri sana yıktım…”
Flop: “Her şey yolunda ve mükemmel. Sen kendini zekânla korudun. “Kutsal İmparatorluğun vatandaşları en güçlüleri olmalıdır” deyimi sadece savaş sanatına atıfta bulunmuyor.”
Subaru: “…Bu bana kendimi birazcık daha iyi hissettirdi, teşekkürler.”
Yatakta bağdaş kurarak oturan Subaru, Flop’a acı acı gülümsedi.
Flop ve Medium kardeşler, denetim noktalarını aşmalarının ardından farklı konularda da Subaru ve arkadaşlarına yardımcı olmuştu.
Güvenliklerini sağlayabilecekleri bir han bulmalarını da onlar sağlamıştı, en büyük yardımlarıysa Cadı Canavarı boynuzuyla ilişkiliydi.
Subaru: “Bir başımıza olsaydık bizden nasıl faydalanırlardı kim bilir.”
Rui’nin taşıdığı Cadı Canavarı boynuzu artık ellerinde değildi.
Çünkü Kuna’nın tavsiyelerine uymuş ve boynuzu nakit ihtiyaçlarını karşılamak adına satmışlardı. Her nedense Flop da onlarla gelerek pazarlık yapmalarına yardım etmişti.
Tek yapabildikleri, kanundan bihaber insanların mahkeme izleyişi gibi dükkân sahibiyle Flop arasındaki azılı mücadeleyi izlemek olmuştu.
Öyle ya da böyle Cadı Canavarının boynuzunu İmparatorluk Altınına dönüştürmeyi başarmışlardı.
Yeterince ağır olan para torbaları, Subaru’nun İmparatorluk ‘seferi’ için fon sağlayacaktı. Gelecekteki seyahat masraflarını da karşılayacağı içinse dikkatli olmaları gerekecekti.
Subaru: “Sonuçta yine eskisi gibi sindirilmek istemem.”
Flop: “Hahaha! İlk hamle her daim dayatma girişimi olmalıdır. Sırtını dikleştirip boy göstereceksin ve rakibinin kolay kolay hamle yapamayacağını göreceksin. Temelsiz özgüvenin o anki tek gerçek olacak. Kâr sadece bunun ötesinde değil midir zaten!”
Subaru: “Aynen, böyle ifade edince kulağa gerçekten ikna edici geliyor…”
Flop, iyisiyle kötüsüyle özgüven dolu biriydi.
Subaru, onun çekincesiz konuşma tarzının gereksiz tartışmalara yol açabileceğini de hayal edebiliyordu ama bugüne dek dünyada yolunu açtığına göre yaşam tarzının doğru olduğu açıktı.
Zaten Subaru’yu kurtaran şey de onun bu tavırları olmuş, dolayısıyla Flop’tan dürüstçe etkilenmişti.
Flop: “Bu arada, Oka-san’la epey uzun bir yolculuk yapmışsın herhâlde? Bu sohbete yarın devam etmeyi mi tercih edersin?”
Subaru: “Bu… Bu epey cezbedici bir öneri ama iyiyim, sıkıntı yok. Bir an önce hedefimize ulaşmamız gerekiyor. Tek bir günü bile heba etmeyi göze alamayız.”
Subaru, yatağın yumuşaklığının cazibesine kapılsa da kendisini ondan ayırmayı başardı.
Ve o yataktan kalkarken Flop da ellerini havaya kaldırıp “Gerçekten fantastik” dedi.
Flop: “İnsanların demir kadar ağır olsalar da sevdiklerinin hatırına ayaklarını sürümesi gereken zamanlar olur. Benim için o kişi kız kardeşimken sizin içinse Danna-kun, Oka-san.”
Ç.N: (Burada “danna-kun” derken Subaru’dan, “oka-san” derken de Rem’den bahsediyor. İngilizcede husband-kun/wife-san yani koca-kun/karı-san diye geçiyor. Türkçesini de İngilizcesini de beğenmediğimiz için Japonca “danna-kun/oka-san” şekliyle bıraktık.)
Subaru: “Öyle söylemesene, kendimi tuhaf hissettiriyorsun!.. Ee, o hâlde senden bize yolu göstermeni isteyebilir miyim?”
Flop: “Elbette. En başta bu teklifi yapan bendim zaten!”
Deyip göğsünü yumruklayarak seve seve kabullendi.
Onun yanıtını alan Subaru da yatıp uyuma isteğini yenilenmiş bir şevkle bastırarak arkasında Flop’la birlikte sıradaki odaya yöneldi.
Ve kapıyı çalarak Rem’e seslendi.
Subaru: “Orada her şey yolunda mı, Rem?”
Rem: “Evet, her şey yolunda. Medium-san ve ben, Rui’nin kimin yatağında uyuması gerektiğini konuşuyorduk…”
Subaru: “…Anlıyorum.”
Rem: “Az önce onu yerde uyutmamız gerektiğini düşündün, öyle değil mi?”
Subaru: “Bana sinirlenirsin diye hiçbir şey söylememiştim aslında…”
Rui’nin ne kadar tehlikeli olduğu hesaba katılınca Subaru, onun Medium’la aynı yatakta yatmasını öneremezdi.
Fikrini söylemesine izin verilseydi ona göz kulak olmak için tüm gece ayakta kalmayı yeğlerdi ama mevcut fiziksel durumu gereği ilk birkaç saatte uyuyakalacağı kesindi.
Son on gün içinde tetikte olmaya değecek hiçbir şey yapmadığını görerek Rui’ye inanmaktan başka seçeneği yoktu.
——Yine de bir Günah Başpiskoposuna güvenmek her yönden aptalca bir fikir olurdu.
Subaru: “Yaptığımız o konuşmayı hatırlıyor musun? Evet, ben Flop-san’la birlikte birazcık dışarı çıkacağım. Dönüşte akşam yemeği de alırım, birlikte yeriz.”
Rem: “Anlıyorum… Ah, şimdi bir düşündüm de şu anda etrafımızda bir sürü kişi var, yani artık sadece sana bel bağlamama gerek kalmadı.”
Subaru: “Neden, durup durup da şu anda böyle bir şey söyleme zorunluluğu duydun ki!? Bu dışarı çıkmamı daha da zorlaştırdı!”
Rem: “…Sahiden neden acaba… Ben sadece aklıma ne geldiyse onu söyledim.”
Rem içini inanılmaz bir isteksizlikle doldurmuş olsa da Subaru, esas hedefine öncelik verme gayretine devam etti.
Ve tüm saçlarını çekiştirip Rui’yle oynayan Medium’a el sallayarak,
Subaru: “Medium-san, lütfen benim için onlara göz kulak ol. Şu kız canını fazla sıkarsa da tüm gücünle vur gitsin.”
Medium: “Gerçekten miiii~? Ama benim yumruğum bayağı acıtır?”
Subaru: “Aynen öyle. Acı bazen iyi bir öğretmendir.”
Bu konuşma geçse de bir şeyler ters gittiği takdirde Rem’in devreye gireceği kesindi.
Evet can sıkıcıydı ama Rui, Rem’in zihinsel istikrarına kavuşmasına yardımcı oluyordu. Subaru da buna minnettardı. Hiçbir amacı olmasaydı onu peşlerinde sürüklemek için en ufak bir gerekçesi dahi olmayacağı kesindi.
Flop: “Bayağı fırtınalı bir yolculuk olmalı, Danna-kun.”
Rem ve Rui’yi arkalarında bırakıp sokağa çıkmalarının ardından Flop, Subaru’nun omzuna dokundu.
Bu şekilde teselli edilmek Subaru’da şikâyetlerini sıralama dürtüsü uyandırsa da kendisini bu dürtüye teslim ettiği takdirde Flop’u zor duruma düşüreceği kesindi.
Hele de ona ve Medium’a bu kadar borçluyken hiç hoş olmazdı.
Üstlerine daha fazla şey yıkmamak isterdi.
Subaru: “Başkalarına bel bağlamak benim yüz sekizinci özel hamlem olabilir ama onun bile bir sınırı var.”
Flop: “Kesinlikle, tüm ağırlığınızı onlara vermediğiniz sürece, başkalarına güvenmek hiç de kötü bir şey değildir. Kardeşim ve ben birlikte seyahat ediyoruz, böylece birbirimizin eksiklerini tamamlayabiliyoruz. Aksi takdirde ikimiz de çoktan ölmüş olurduk. Bu da İmparatorluk Yolu işte.”
Subaru: “İmparatorluk Yolu…”
Flop bir kez daha ellerini sağlayıp kakülleriyle oynarken Subaru, onun ağzından dökülen kelimeleri düşündü. İmparatorluk Yolu. Göğsüne ağırlık bindiren kelimelerdi.
Belki de Subaru’nun elle tutulamayan korkusunun kaynağı buydu—— Yaşam değerlerindeki farklılık.
Bu bağlamda Flop’un düşünce şekli, eve daha yakın ve dolayısıyla sindirilmesi daha kolaydı. Varoluş şeklinin Subaru’nun o ana dek Volakiya İmparatorluğunda tecrübe ettiklerinden farklı olduğu da kesindi.
Flop: “Herkes savaşçı bir yaşam tarzına adapte olamaz. Mühim olan kişinin kendi yaşam çizgisi sınırlarında kendisiyle barışık olmasıdır.”
Subaru: “Kendinle barışık olmak, ha.”
Flop: “Az önce de söylediğim gibi Medium ve ben ayrı bireyler olarak incelendiğimizde sayısız eksikliğimiz göze çarpar. Ama bir araya geldiğimizde o eksikleri tamamlayıp önemsiz hâle getirebiliyoruz. Açıkçası kardeşim ve ben bugüne dek hayatta kalabilmemizi buna borçluyuz ve bu söylediğim tamamen doğru.”
Subaru: “————”
Flop: “Bunu daima aklında tut, Danna-kun. Biz, yani kardeşim ve ben ve siz, yani sen ve Oka-san hayattaki tüm mücadelelerin üstesinden gelmemizi yalnızca kafa kafaya vermemize borçluyuz. ——Şimdi gözüne daha bir İmparatorluk adamı gibi göründüm mü?”
Yanakları gevşeyen Flop, bir iltifat bekliyordu.
Ona gözlerini diken Subaru’ysa bir aydınlanma yaşamaktaydı. Kişinin eksikliklerini başkalarının yardımıyla kapatıp telafi etmesi; bunun Subaru’nun değerlerinden hiçbir farkı yoktu.
İmparatorlukta ideallerini paylaşacağı hiç kimsenin olmayacağını düşünmüştü.
Subaru: “Her şey o kadar umutsuz değil, ha.”
Flop: “Yine de İmparatorluk sakinlerinin büyük bir çoğunluğu İmparatorluk Yolundan bahsederken yalnızca kaba kuvvete atıfta bulunuyor! Benim ideallerime gülüp geçiyorlar. Bir tavuğun kanat çırpması gibi diyorlar! Yani benim düşünce şeklim kesinlikle yaygın değil.”
Subaru kendince sonuçlara varırken Flop, ona bir kez daha fazla inançlı olmaması gerektiğini hatırlattı.
Bununla birlikte,
Flop: “Tam da bu yüzden, o beceriye paha biçmek de geçerli. Tıpkı seni yönlendirişim gibi.”
Subaru: “Hı hı, çok teşekkürler.”
Deyip kafasını sallayarak onay veren Subaru, Flop’un tavsiyesine duyduğu minnettarlığı yineledi.
Denetim noktasından geçmeleri ve han bulmalarındaki yardımlarının yanı sıra bu gezinin sebebi için de Flop’a minnettardı—— Bir seyahat şekli ve refakatçi sağlayarak Subaru’nun grubunun yolculuğunu kolaylaştırma amaçlı bir toplantı gerçekleştirilecekti.
Tıpkı Kuna ve Holly’nin Guaral yolunda yaptığı gibi, grubu yoldaki tehlikelerden koruyacak yetenekli bir korumaya ihtiyaçları vardı. Aksi takdirde yolculuk zor olurdu.
Subaru’nun Rem’i sırtında taşıyarak yürüyebileceği mesafenin de bir sınırı vardı. En ideali bir yer ejderi bulmaları olurdu ama bunun zor olduğu ortaya çıktığı için bir Gözü Pek Öküz veya İri Köpek de iş görürdü. Her hâlükârda seyahat için bir yaratığa binmeleri gerekecekti.
Ve her ikisini de sınırlı fonlarıyla halletmeleri icap edecekti.
Subaru: “İşte bu yüzden Flop’un aklında birilerinin olması bizi cidden kurtardı.”
Flop: “Aklında birilerinin olması diyorsun ama ben sadece o meslekte birilerinin sıklıkla ziyaret ettiği barı biliyorum. Yine de yaratıklara binmekten bahsediyorsan konuşacak bir şeyimiz var demektir. ——Aynen öyle, mesela bir Falo Aracı!”
Subaru: “Gerçekten Faloda ısrarcısın, değil mi?”
Flop: “Falo sütüyle büyüdüm derken dalga geçmiyordum, ben ciddi bir Falo fanıyım.”
Tutkulu bir ses tonuyla Faloları tavsiye eden Flop, kuvvetli bir kahkaha patlattı.
Subaru, bolca yükü olanların seyahat koşullarını bilmiyordu ama hiç değilse Subaru’nun grubu gibi uzun mesafe gitmek isteyenler için Falolar pek iyi bir eşleşme sağlamıyordu. Hızları epey düşük olduğu için Falo, onlar için ancak son çare olurdu.
Flop: “Her neyse, yoldayken alabileceğin tüm önlemleri almalısın… Aramızda kalsın ama şu sıralar İmparatorluk Başkentinde işler bayağı karışık görünüyor. O kıvılcımların yayılmayacağının bir garantisi yok.”
Subaru: “——İmparatorluk Başkenti karışık, ha.”
Diyen Subaru’nun kaşları seğirdi. Fakat Flop onun bu tepkisini fark etmemiş gibi görünüp kollarını kavuşturarak “Evet, öyle” diye yanıtladı.
Flop: “İmparatorluğun yıl boyunca bir yerlerde için için yanan közleri olduğu bilinir ama şu anda o közlerin kıvılcım çıkartıp yayılma olasılığından korkuluyor. Hanımını endişelendirmek istemediğim için yalnızca sana anlatıyorum.”
Subaru: “Düşünceliliğin için teşekkürler… Bu arada, bunun İmparatorla herhangi bir ilişkisi var mı?”
Flop: “İmparator, Vincent Volakiya’yla mı?”
Hayal dahi edemeyeceği bir şeyi işitmişçesine gözleri irileşen Flop, hemen ardından “Yoyoyo” deyip kafasını sallayarak,
Flop: “Ekselanslarına bir şey olduğu duyulmamış şeydir. Ayrıca İmparator şu ana dek ülkenin tüm meselelerinin üstesinden başarıyla gelmiştir.”
Subaru: “Ama o közlerin hâlâ için için yandığını söylememiş miydin?”
Flop: “Köz olarak kalabilmeleri İmparatorun gücünden kaynaklanıyor zaten. Şu anki İmparator tahta 7 veya 8 yıl önce çıktı. Ondan önce İmparatorluk çok daha kaotik durumdaydı.”
Subaru: “————”
Flop: “Bu güncel aksiliklerle bizzat İmparatorun kendisi ilgileniyor. Memleketimizin yakında o için için yanan hâline geri döneceğine eminim.”
Subaru: “Eh?”
Flop, için için yanan közleri olan memleketiyle böbürleniyordu.
Ancak Subaru’nun kulaklarının yakaladığı asıl cümle başka bir şeydi. ——İmparatorun durumla bizzat ilgilendiğini söylemişti.
Subaru: “İmparator İmparatorluk Başkentinin sorunlarıyla ilgili bir şeyler mi yapıyor?”
Flop: “Onun sahası sonuçta… Ehh, sanırım evin çok yakınlarında bir şeyler olursa İmparator bile harekete geçmeye başlar. Bu durumu fırsat bilen hiç kimsenin bağışlanmayacağı söylenmişti ama.”
Subaru: “İmparatorun açıklaması yani…”
Flop’un bu gerçekçi açıklamasında göze çarpan herhangi bir yalan belirtisi yoktu.
Zaten Flop’un İmparatorluk Başkentinde yaşanan sorunlar konusunda Subaru’yu kandırması için de herhangi bir sebep yoktu. Yani hiç değilse kendi gerçeklerini dile getirmişti.
Hâl böyleyken Subaru’nun kulaklarının o cümleye takılı kalmasının sebebi ortadaydı.
Subaru: “Abel gerçekten İmparatorsa o açıklamayı yapan o muydu?..”
——Yo, zamanlama düşünüldüğünde tuhaf kaçıyordu.
Elbette resmî bir açıklama yapmak, İmparatorun bizzat hazır bulunmasını gerektirmezdi. Bir bakan kolaylıkla bunu yapıp “Sekreterin işi” diyerek suçu başkasına atabilirdi. Her şeyden önce Subaru Abel’in sözlerine inanacak olursa İmparator Sarayında kalanlar, onu kovanlarla aynıydı.
Yani İmparatora duydukları saygıyı ayaklar altına alıp gizli kapaklı taktikleri için onun adını ve geri kalan şeyleri kullanacaklardı.
Fakat——
Subaru: “Abel delinin teki de olabilir. Her ihtimale karşı bunu da aklımda tutacağım.”
Bir şeyi sunulduğu hâliyle görmek ve o şeye inanmak, fırtınalı okyanuslarda hızlı bir ölüme giden kesin bir yoldu.
Ama orası okyanus olsa bile, bu her zaman fırtınalı olacağı anlamına gelmezdi. Subaru, İmparatorlukla yüzleşmek için hiç değilse bu tür bir zihniyete ihtiyaç duyduğuna olan inancını ortaya koymak istiyordu.
Hepsinden önemlisi, Abel’le yüzleşen veya konuşan biri olarak Subaru, onda kendi kendini İmparator ilan eden birinin sahip olamayacağı bir güç algılamıştı ama——
Flop: “——Danna-kun, böyle somurtman hiç hoş değil.”
Subaru’nun önünde daireler çizen Flop, onun ifadesine bakarak böyle söyledi.
Ve kendi alnını işaret edip, bilinçsizce hareket etmeyi bırakmış olan Subaru’ya seslenerek,
Flop: “Gülümsemeye vakti olmayanın yüzüne şans da gülmez. Şimdi yolculuğun için yoldaşlar bulmayı deneyecektin, değil mi? Yani iyi birini bulmalısın.”
Subaru: “Bu…”
Flop: “Hâl böyleyse, alnındaki o kırışıklıkları ortadan kaldır ve o yanakları gevşet. Biz başarılı bir adamın erdemleri diye buna deriz.”
Diyen Flop, parmaklarını kaşlarının arasında ovuşturdu ve ardından elleriyle yüzünü ısıtmaya başladı.
Flop’un hareketlerini gören Subaru’ysa önce nefesini tuttu, sonra da kendisine söylendiği gibi parmaklarıyla alnı ve yanaklarını ağır ağır gevşetti.
Subaru: “Aynen, unutmuşum. Yüzümdeki ifade zaten çirkin, o yüzden hiç değilse yumuşak ve nazik bir hava taşımalıyım, öyle değil mi?”
Flop: “Pardon! Yeteneğim senin görünüşüne hiç etki edemez maalesef!”
Subaru: “Bunu bu kadar ciddiye almana gerek yoktu! Ailemden aldığım bir özellik olduğu için ne kadar dile getirsem de pek önemsemiyorum aslında!”
Flop’un hüzünlenişi fazla dramatikti, bu yüzden Subaru da benzer şekilde yanıt vermişti. Belki de bu, Flop’un Subaru için duyduğu endişenin bir parçasıydı ve sadece Subaru’nun ağır gerginliğini yatıştırmaya çalışıyordu.
İşte bu şekilde espriler yapan Subaru ve Flop ikilisi, gidecekleri caddeye yaklaşmıştı.
Flop’un işaret ettiği şeyse ara sokağın sonundaki gizlenme yeri benzeri bir bardı.
Flop: “Kalabalık olsaydınız bir sürü koruma tutardınız ama sadece Danna-kun, Oka-san ve Yeğen-chan şeklinde üç kişi olduğunuz için kalabalık bir aileyiz diyemezsiniz. Sonuçta kardeşim ve ben de Guaral’ın dışına dek sizi takip edemeyiz!”***
Subaru: “Ama kozlarımızı doğru oynarsak Medium-san bize sadık kalabilir gibi gelmişti…”
Flop: “Kardeşimi elimden alırsanız zayıflıklarımı telafi edemem ve ölürüm herhâlde!”
Güvenilirlik ve güvenlik meseleleri hesaba katılırsa Flop ve Medium ikilisi gerçekten fena bir seçenek olmazdı. Ancak Subaru, onlara hâlihazırda yüklediğinden daha çok yük bindiremezdi.
Subaru: “Bir saniye, en kötü senaryoyla o ikisini yanımıza alıp buradan Lugunica’ya kaçabiliriz. Ve sonra da onlara Otto’nun elde edemediği başarılı tüccar hayatını bahşedebiliriz. Böyle bir olasılık da var…”
Flop: “Heyyy, Danna-kun? Sen iyi misin?”
Flop, derin düşüncelere dalmış olan Subaru’nun önünde elini sallayarak iyi olup olmadığını sorguladı.
Subaru’ysa kafasını kaşıyıp “Pardon” yanıtını verdi. Yalnızca bir düşünce olsa da fena bir teklif değilmiş gibi gelmişti.
Kendisine yol göstermesi için Flop’u da yoldan çıkarmak üzücü olsa da——
Subaru: “Hey, Flop-san? Benim Medium-san ve senden——”
“İstediğim bir şey var” demek üzereydi.
???: “————”
——İşte tam da o anda, bir yerlerde, belli belirsiz ama sert bir ses yankılandı.
△▼△▼△▼△
Flop: “——Danna-kun, böyle somurtman hiç hoş değil.”
Subaru: “…Ha?”
Subaru’nun görüş alanı ansızın değişti ve zihni karardı.
Subaru’nun önündeki Flop, kendi alnını işaret ediyordu. Ve donakalmış Subaru’ya ders verircesine parmaklarıyla kaşları arasındaki bölgeyi ovuşturup gevşetiyordu.
Flop: “Gülümsemeye vakti olmayanın yüzüne şans da gülmez. Şimdi yolculuğun için yoldaşlar bulmayı deneyecektin, değil mi? Yani iyi birini bulmalısın.”
Subaru: “————”
Flop: “Hâl böyleyse, alnındaki o kırışıklıkları ortadan kaldır ve o yanakları gevşet. Biz başarılı bir adamın erdemleri diye buna deriz.”
Diyen Flop, elleriyle yanaklarını ısıtmaya başladı.
Bu, Subaru’nun daha önce de gördüğü bir hareketti. E tabii ki tanıdık gelirdi. Çünkü yalnızca birkaç dakika önce meydana gelmişti.
Evet, yalnızca birkaç dakika önce yaşanmış bir etkileşimdi ve aynı konuşma tekrar ediyordu.
Subaru: “Oi, ne oluyor, dur bir saniye…”
Subaru, ansızın soğuk terler dökerek elleriyle yüzünü örttü.
Bunu gören Flop’sa yüksek sesle “Gizleme, rahat ol!” dedi. Ancak Subaru’nun sözlerine yanıt verme kabiliyetinden eser kalmamıştı.
Etrafına bakınıyor, bulunduğu sokak da tanıdık geliyordu.
Bu şehrin sokaklarındaki ilk turuydu ve Guaral’ı pek iyi tanımıyordu. Ama yine de hafızası daha az önce gördüğü manzarayı unutacağı kadar kötü değildi.
Bu da demek oluyordu ki——
Subaru: “——Ölümden mi Döndüm ben?”
Başına tam olarak ne geldiğini bilemediği, belirsiz bir duruma düşen Subaru’nun yanakları az öncekinden bambaşka bir sebeple katılaştı ve dudaklarından işte bu kelimeler döküldü.
#En ufak bir şey hissetmeden pıt diye nasıl öldü ya? Bayağı şaşırtıcı bir ölümdü, daha önce böylesine denk gelmiş miydik bilemedim. Öldü mü, öldürüldü mü, aynı şey tekrar edecek mi? Ben kafamda deli sorularla ve büyük bir merakla bir sonraki bölüme geçiyorum, orada görüşmek üzere!



Tek yedi la…
Kesin şu baltalı adamla alakası var onunla aynı yazım tarzına geçildi.