Bildirimler Tümünü Okundu Say
Bildirimleri görmek için giriş yapın.
Ana Sayfa / Ana Hikâye/ Kısım VII, Bölüm 15 – “Korumak İstediklerim”

Kısım VII, Bölüm 15 – “Korumak İstediklerim”

1 Nisan 2023 546Okunma 29 dk okuma

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Çevirmen: Clumsy

Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Geyik: “——MUU!”

O anda bir gümbürtü ve yüksek bir çığlık yükseldi ve hayvanlar toprağı tekmeleyerek kaçıştı.

Çayırlıkta ilerleyen grup, tesadüfen ufak bir ormana denk gelmişti. Ve ağaç gölgelerinin arasında ot yiyen geyik benzeri hayvanlar görülmüştü. Bu hayvanlar, etkileyici boynuzları ve siyah kürkleri nedeniyle kara geyik olarak adlandırılıyorlardı. Lugunica Krallığında da yaşayan bu hayvanların bu paralel dünyanın en önemli hayvanlarından biri olduğu söylenebilirdi.

Sürünün ortasında, sesin ve darbenin gerçekleşişiyle kaçışan geyiklerin arasında çimlerin üzerine yığılmış hâlde bir kara geyik kalmıştı.

Kara geyiğin kaburgaları kalın bir okla delinmiş, tek atışta kalbi parçalanmıştı.

Dört uzvu ölüm sonrası sarsıntısıyla seğiriyor ve titriyordu ancak çok geçmeden bu da sonlandı.

Her hâlükârda——

???: “Eti indirdim~! “

????: “…”Et”. Hiç değilse kara geyik diyebilirdin.”

???: “Ha? Az önce ne dedin~? Kuna’nın sesi çok kısık, seni gerçekten duyamıyorum~”

Ağır yayını indirip tezahürat eden kişi Holly idi.

Aydınlık bir gülümsemeye bürünmüştü, yanındaki genç kız, yani Kuna’ysa işitilemeyecek bir mırıltı çıkartarak Holly’nin meraklı bir ifadeyle kafasını yana eğmesine yol açmıştı.

Ancak genç kadının dudaklarını büzdüğünü gördüğünde,

Kuna: “Yok bir şey! Kanı boşalt! Hadi çabuk!”

Holly: “Ah, bekle lütfen~!”

Holly, Kuna’nın peşinden hızla koşturmaya başladı. Ama daha oraya varamadan hareketi kesip bir “Oh” sesi çıkartarak arkasına döndü.

Gözlerini yoldaşlarına doğru çevirerek——

Holly: “Çok yorucuydu, o yüzden kısa bir mola vereceğiz. Subaru, sen de dinlenmek ister misin~?”

Subaru: “…Um, ahh, çok gerekmez, ben gayet iyiyim, ama neden olmasın.”

Şelale gibi ter akıtan Subaru, Holly’nin mola teklifini bu şekilde yanıtladı.

Subaru’ya bakan Holly de “Sevindim” deyip Kuna’nın yanına doğru koşturmaya geri döndü. Ve onların uzaklaşışını gören Subaru, yavaşça olduğu yere çöktü.

Tamamen bitkin düşen Subaru’nun sırtındaki tahta oturaktaki Rem’se ufak bir nefes alarak,

Rem: “…İnatçı.”

Diye mırıldandı, Subaru tarafından işitilemeyecek kadar kısık bir sesle.

△▼△▼△▼△

Subaru: “Dostum, cidden beni epey zorladı. En büyük oğul olduğum için katlanabildim. Ama ikinci veya en küçük oğul olsaydım yapamazdım.”

Topladığı çalıları birleştiren Subaru, serin bir esinti arasında açıklamasını yaptı.

Rem ilgisiz bir bakış atarken Rui, ne düşündüğünü belirsiz kılan boş bir ifadeyle dinliyordu. Öyle ya da böyle Rem, tepesi atmışçasına kısa bir iç çekişle,

Rem: “Ne kastettiğini anlamıyorum. Her şeyden önce, insanın kardeşi olmasıyla azmi arasında nasıl bir bağlantı var ki?”

Subaru: “Şimdi, biraz aptalca bir klişe olabilir ama kişinin kardeş durumuyla göreceli tahammülünün ilişkili olduğunu hissediyorum. Mesela, ilk doğan oğul ebeveynler tarafından katı yetiştirilirken en küçük çocuk şımartılır, haksız mıyım?”

Rem: “Buna “haklısın” demek mümkün mü bilmiyorum. Tek çocuk durumunda geçersiz olmaz mı?”

Subaru: “O durumda katı yetiştirilirken şımartılırsın… Doğal olarak ben tek çocuk olduğum için hem en büyük hem de en küçük oğulun özelliklerini taşıyorum.”

Ebeveynlerinin yakınlığı hesaba katılınca Subaru’nun kardeşinin olmaması büyük bir gizemdi.

Anne babasının sevgisinin tamamen kendisine ait olduğunu bildiğinden kardeşi olmasının nasıl bir şey olacağını merak etmeden geçememiş ama bu durum gerçekleri değiştirmemişti.

Subaru: “Ayrıca, artık orada olmadığım için bir kardeşim olup olmadığı kesin değil…”

Rem: “————”

Rui: “Aauuaah”

Subaru korkunç şeyler hayal ederken Rem, kucağında oyunlar oynayan Rui’ye baktı.   

Tahta oturak Subaru’nun sırtına sabitleniyor ama yere indirildiğinde sandalye görevi de görüyordu. Olağanüstü potansiyele sahip bir nesneydi.

Bu sayede Rem’i kaldırma ve indirme işlemleri fazla güçlük çekmeden gerçekleştirilebiliyordu.

Rem Subaru’dan yardım isteme zorunluluğu doğuran koşullardan büyük ihtimalle utanç duyuyor olsa da şu an için bu utancı kabullenmek zorundaydı.

Rem: “Kardeşler…”

Subaru: “Hı hı?”

Rem: “Benim benden önce veya sonra doğan… Bir kardeşim var mıydı?”

Subaru: “Oh…”

Rem ansızın bu soruyu sorarken Subaru, refleks olarak nefesini tuttu.

Subaru’nun irkilerek kafasını kaldırdığı sırada Rui’nin parmaklarına dolanmış saçlarıyla ilgilenen Rem’in mavi gözleri Subaru’ya döndü.

Ve içlerinde, anlam veremediği duygularla belli belirsiz bir ışık titreşti. Belki de Rem de o duyguları tam olarak ayırt edemiyordur diye düşündü.

Her hâlükârda——

Subaru: “Bu bir ilk. Bana anılarınla ilgili bir şey sormayı denediğin ilk sefer.”

Rem: “Neredeyiz, sen kimsin, ben kimim, ne yapacaksın, bu ne cüret… Sanırım şu ana dek bu sorulardan bol bol sormuştum.”

Subaru: “Bu tarz negatif şeylerden bahsetmiyorum. Ayrıca, henüz bu ne cüret dediğini zannetmiyorum…”

Rem’in huysuzca itirazına zoraki bir sırıtışla karşılık verse de bu, az da olsa bir rahatlama doğurmuştu.

Tıpkı Rem’e de söylediği gibi bu, Rem’in pozitif anlamda bir şeyler sorduğu ilk seferdi. Ve Subaru, bunu ilişkilerindeki bir gelişme şeklinde algılıyordu.

Dürüst olmak gerekirse Shudraq köyünden ayrılmalarından yolculuklarının şu noktasına dek Subaru her saniyeyi tedirginlikle geçirmişti.

Sonuçta Rem, Subaru’ya yönelik düşmanlığını ve şüphelerini ortaya koymuş ama yine de bu sebeplerle birkaç günlük köy yolculuğu teklifini reddetmemişti.

Açık konuşmak gerekirse Subaru, Shudraq köyünden ayrılmalarının önündeki en büyük engelin Rem’in kendisinin sözünü dinleme konusundaki inatçı isteksizliği olacağını düşünmüştü.

Ama Rem, Subaru’nun planına karşı çıkmamış, destekçi olmuştu. ——Subaru’ysa bunun bir mucize olduğuna inanmaktansa nasıl bir felaketin habercisi olduğunu merak etmişti.  

Ve Rem, an itibarıyla iş birliğine yanaşmanın yanı sıra tahta oturağın üzerinde taşınırken abartılı sorularıyla Subaru’nun canını bile sıkmamıştı. Bunun yerine huzursuzca kıpırdandığı ve yürüyüşlerini engellediği için Rui’yi azarlamış ve Subaru’nun yükünü hafifletmeye çalışmıştı.

Subaru: “————”

Rem: “Ne oldu? Canın konuşmak istemiyor mu?”

Subaru: “Yo, yo, hiç de bile. Yanlış sonuca vardın. Yalnızca, şey, bizim ilişkimiz bayağı gergindi, haksız mıyım?”

Rem: “Hâlâ öyle ama gerginden ziyade mesafeli diyelim.”

Subaru: “Mesafeli birazcık hafif kaçtı sanki!”

Rem’in gözlerinin tiksintiyle kendisine bakışı Subaru’nun kalbini bir kez daha yaraladı. Ancak Rem’den aldığı bu yarayı da koruma konusunda özen göstererek parmaklarıyla yanaklarını kaşıdı.

Subaru: “Ben de senin hakkındaki her şeyi bilmiyorum. Ama senin bildiğinden fazlasını biliyorum. Sormak istediğin herhangi bir şey olursa elimden geldiğince yanıtlayacağım. Fakat…”

Rem: “Sana inanıp inanmayacağım bana kalmış…”

Subaru: “Mhm.”

Subaru kısa bir baş sallayışıyla onay vererek Rem’in görünümünü inceledi.

Parmaklarını Rui’nin saçlarının arasından geçiriyordu ve kaşları, derin düşüncelere dalmışçasına çatılıydı. Kısa bir sürenin ardındansa gözleri yeniden Subaru’nun gözleriyle buluşarak,

Rem: “Emin olamıyorum.”

Subaru: “Emin olamadığın şey… kendin mi?”

Rem: “Sensin… Nasıl bir insan olduğunu hiç ama hiç anlamıyorum. Çünkü hissettiklerimle gördüklerim uyuşmuyor.”

Dudaklarını sımsıkı büzen Rem’in soğuk bakışlarına bir sıcaklık karışmıştı.

Mesele kalplerinin uzaklığının değil, ciddiyet düzeyinin yükselmesiydi. Subaru’yu değerlendiren Rem’in gözlerindeki içtenlik yükseliyordu.

Bu da hiç değilse Subaru’nun insaniyetini sorgulanmaya değer bulduğunun kanıtıydı.

Subaru: “Bana kendimi açıklama fırsatı bile tanımadan kötülüğün vücut bulmuş hâli gibi davrandığın zamana kıyasla büyük bir sıçrama gerçekleştirmişiz gibime geliyor.”

Rem: “Hâlâ kötülüğün vücut bulmuş hâliyle aranda pek bir fark olmadığı düşüncesindeyim… Ama o ufacık farkın bile fena görünmediği bir noktaya ulaştık.”

Subaru: “————”

Eklediği son birkaç kelime, uzlaşmaya yönelik bir el sıkışma gibiydi.

Subaru da rahatlayıp bu görünmez el sıkışmasını kabullenerek elini uzattı. Rem ise onun havada görünmez bir eli sıkışı karşısında kuşkulu bir yüz ifadesine büründü.

Her hâlükârda——

Subaru: “Evet, kırılgan ilişkimiz o ufak farkın fena görünmediği bir noktaya geldi… Ne dersin? Sormak istediğin bir şey var mı?”

Rem: “…Müsaadenle biraz daha düşüneyim lütfen.”

Subaru’yla samimileşmeye hazır olmayan Rem, kafasını sallayarak bu talepte bulundu.

Rem hazırlık sürecindeydi—— Daha doğrusu, henüz kendisini Subaru’ya inanmaya hazırlayamamıştı.

An itibarıyla Subaru’ya tamamen güvenemediği için hikâyesini dinlemekten ve baş edemeyeceği bilgiler edinmekten endişe ediyor olabilirdi.

Açıkçası Rem’in bu endişeleri Subaru’yu sabırsızlandırmıyor demek yalan olurdu, ancak,

Subaru: “——Anlaşıldı. Hazır olmanı bekleyeceğim.”

Rem: “…Lütfen başka birinin problemiymişçesine böyle söyleme. Sonuçta bu senin gündelik tavırlarına da bağlı bir şey diye düşünüyorum.”

Subaru: “Anlıyorum… Başka bir deyişle bu rotaya erken erişim sağlamamın tek yolu, Rem’den çılgınlar gibi beğenilirlik ve güvenilirlik puanları kazanmam?”

Rem: “Ne kastettiğini anlayamadım ama nahoş bir şey olduğunu anladım.”

Elini çenesine yerleştiren Subaru, bir kez daha Rem’in hoşnutsuzluğunu arttırdığını görebiliyordu.

Bu konuşma gerçekleşirken ötelerinden——

Holly: “Beklettiğimiz için üzgünüz~. Kara geyiği parçalamaktan keyif aldık ve işimizi bitirdik~.”

Diyen Holly, koca bir sırıtışla geri döndü.

Omzunda taşıdığı daldan sarkan paramparça kara geyiğin ona büyük bir keyif verdiği belliydi. Parçalayıcı Holly’nin arkasındaysa parçalanma işinde daha çok çaba harcamışa benzeyen Kuna’nın yorgun suratı görünüyordu.

Kuna: “Neden her şeyi ben yapmak zorundayım ki…”

Holly: “Çünkü Kuna daha iyi beceriyor~. Et mahvolsaydı yesem bile karnım boş kalırdı~”

Kuna: “Neden?! Bir şey yersen o şeyi ciddi ciddi midende tutmalısın, seni tuhaf tip!”

Kuna tasasız Holly’i azarlasa da Holly gülüp geçti.

Sonra da gözlerini Subaru’nun toplamış olduğu kuru dal öbeğine çevirdi.

Holly: “Oh, güzelce toparlamışsın~. Etkilendim, etkilendim~.”

Subaru: “E ben avlanamıyorum. Hiç değilse bu kadarını yapayım… Bana ateş yakmam için yol gösterir misin?”

Holly: “Yol mu göstereyim? Daha önce bu sözü hiç duymamıştım~.”

Kuna: “Bana öğret diyor işte…”

Holly derin düşüncelere dalıp kafasını eğdikten sonra Kuna’yı bir kıkırtı eşliğinde “Öyle mi~?” diyerek yanıtladı.

Sonra da çantasından küçük, siyah bir taş çıkarttı. Ve Subaru’nun tanık olmasına imkân tanıyarak taşa hızla vurarak çıkan kıvılcımlarla dalları kolaylıkla tutuşturdu.

Subaru: “Voa, voahhhhhh, harika. Resmen sanat.”

Holly: “Bu bir ateş yakma taşı~. Bir kere alışınca çocuk oyuncağı~. Subaru, sen de denesene~.”

Subaru: “Denememe izin veriyor musun? Tamam, hemen alayım…”

Holly ateş başlatma taşını Subaru’ya fırlattı. Subaru da Holly’nin yaptıklarını tekrar etti ve üç başarısızlığın sonunda dördüncü denemesinde nihayet kıvılcım çıkartmayı başardı.

Şimdi tek yapması gereken aynı şeyi kuru dalların üzerinde tekrarlamaktı——

Subaru: “Yandı!”

Holly: “Aferin~! Artık et bulduğumuz sürece istediğimiz zaman pişirip yiyebiliriz~!”

Kuna: “Etten kastı ete dönüşmeden önceki hâliyle hayvanlar, yani onun sözlerini dikkate almayın.”

Küçük bir başarı duygusu yaşayan Subaru, Holly ve Kuna’dan zıt uçlarda yorumlar aldı.

Ve ikisini de içtenlikle kabullenen Subaru, bakışlarını kamp ateşinin üzerinde pişmekte olan kara geyik etine çevirdi. Sonra da “Bu arada” deyip yeni bir konu açarak,

Subaru: “O geyik sürüsünü gördüğümüzde Holly’nin hızı mükemmeldi. Ben fark edene dek okunu atmıştın bile.”

Holly: “Sürüyü Kuna bulduğu içindi~. Onun sayesinde taze etimiz olabildi~.”

Kuna: “Benim tek yaptığım sürünün orada olduğunu söylemekti… Hızlı olması bir yana tüm Shudraqlar ok atabilirler.”

Holly: “Kuna hariç, bilirsin ya~.”

Kuna: “Uguh”

Hassas bir noktasına değinilen Kuna’nın kaşları çatıldı.

Onun bu tepkisi karşısındaysa Rem’in gözleri irileşti.

Rem: “Gerçekten mi? Bu beklenmedikti. Ama Kuna’nın gözleri keskinmiş, Mizelda’dan öyle duymuştum…”

Kuna: “… Gözlerim keskin olsa da kollarım kötü olunca bir anlamı olmuyor.”

Holly: “Kuna, kim okçulukta Utakata’ya bile kaybeder ki! Ne tatlı~.”

Kuna: “Kapa çeneniiiiii!”

Utakata’dan da kötü olarak değerlendirilen Kuna, elini hançer kullanırcasına Holly’nin karnına geçirdi. Ama Holly’nin dolgun bedeni bu darbeyi geri sektirdi.

Rem ikisi arasındaki bu alışıldık görünen etkileşimi gülümseyerek izliyordu, ancak Utakata’nın okçuluk performansını işitmek onu çelişkili bir duruma sokmuştu.

Çünkü Subaru, zamanında Utakata’nın zehirli okuyla can vermiş biriydi.

Utakata, Subaru’yu öldürecek kuvvette biri değildi. Yine de mesela ok başında zehir kullandığı takdirde öldürme gücünde büyük bir handikap olmazdı.

Ancak söz konusu avlanma olduğunda zehir kullanımı pek takdir görmese gerekti.

Subaru: “Ve bir de…”

Parmaklarını dudaklarına götüren Subaru, ağır bir şekilde çekilen yayı kullanan kişiyi düşündü.

Yani İmparatorluk Askerleri kampı tarafından yakalanmadan önce Subaru’yla Rem’e ormanda saldıran kişiyi. O yay üstadı bir seferde Subaru ve Rem’i Cadı Canavarından kurtarmış, bir keresinde de Subaru’yu öldürmüştü.

Subaru, henüz o Avcının gerçek kimliğini tespit edememişti.

İşte bu yüzden Holly kara geyiği vurduğunda beti benzi atmıştı.

Yine de Shudraq Halkının okçuluk becerileri hakkındaki sohbetini işittikten sonra——

Subaru: “——Bir Shudraq mıydı? Başka birinden şüphe etmek boşa mı olur?”

Subaru’nun grubu o sırada ormana giriş yapmış meçhul bir endişe kaynağıydı.

Subaru bağıra bağıra Rem’i arıyordu. Yani Subaru’nun zarar amacı güden şüpheli bir düşman zannedildiğini ve bir tehdit olması gereği imha edilmesine karar verildiğini düşünmek imkânsız değildi. Büyük ihtimalle sonraki Cadı Canavarı yüzleşmesinde de durum aynıydı.

Aslına bakarsanız Avcı, Subaru’nun grubunu Cadı Canavarından korumuştu. ——Yani Avcının kesinlikle düşman olduğunu ilan etmek pek mantıklı olmazdı.

Rem: “Holly-san ve Kuna-san iyi arkadaşlar anlaşılan.”

Subaru düşüncelere dalarken Rem, Holly ve Kuna’yla ilgili bir sohbet başlattı.

Evet, Rem Holly ve Kuna’dan—— gruplarına eşlik eden kişilerden, genç Shudraq Halkı ikilisinden bahsediyordu.

Fakat bu açıklamaya gülen tek kişi Holly oldu. Kuna’ysa tiksintiyle yüzünü buruşturdu ve kötüleyici bir ses tonuyla dilini çıkarttı.

Subaru: “Bu tepki ve surat da neyin nesi? Tatlı kızların ikisini de yapmaması gerekir, anlıyor musun?”

Kuna: “Sadece ne kadar nefret etsem de ayrılamayacağımızı hatırladım. Çile üstüne çile çekmeye terk ediliyorum…”

Holly: “Ahahaha, Kuna da amma endişeli.”

Kuna: “Kimin. Suçu. Acaba. Bu!”

Öfkelenen Kuna Holly’i omzundan tutarak sertçe salladı. Ancak fizikleri arasındaki fark çok fazlaydı ve Kuna’nın yaklaşık iki katı olan Holly bir milim dahi kımıldamadı.

En sonunda kendisini yormaktan öteye gitmediğini fark eden Kuna omuzlarını devirdi. Ve dişlerini sıkıp hüsran içerisinde “Kahretsin” dedi.

Holly: “Kuna ve ben aynı gün doğduk~. Komşuyuz ve aynı zamanda kardeş sayılırız~.”

Kuna: “Senin gibi birini, kardeşim olarak görmeyi reddediyorum. İster büyüğüm ol ister küçüğüm.”

Holly: “Ah, etimiz güzel bir renk almaya başlıyor~.”

Kuna: “Beni dinlesene!”

Kuna’nın tamamen kendi hâlinde takılan Holly’e sergilediği tek taraflı direnç boş ve nafileydi.

Bu manzaraya tanık olan Subaru’ysa Kuna’nın Holly’nin insafına kalmış görüntüsünün hafiften yaygaracı ve şiddetli iç işleri görevlilerine benzediğini düşünüyordu.

Subaru: “Kuna’nın saçları da yeşile boyalı, yani renk temaları örtüşüyor… O herif de eksik olduğu durumlarda bile kendisini bayağı güçlü şekilde ortaya koyardı.”

O kişi dinliyor olsaydı muhtemelen “Bu yanlış itham olumlu bir özellik aslında, anlarsın ya!?” gibi bir şey söylerdi. Ama şu anda orada olmadığı için Subaru, bu düşünceyi işitsel bir halüsinasyon olarak savuşturdu.

Rem ise pişmekte olan etin rengiyle ilgili tartışan Holly ve Kuna ikilisini küçük bir gülümsemeyle izledi ve Subaru, onun “Kıskandım” şeklinde mırıldandığını işitti.

Rem: “Dürüstçe böyle şeyler konuşabileceğin biri…”

Subaru: “… Ahhhh, Rem, tek bir şey söyleyebilir miyim?”

Rem’in mırıltısında bariz ve içten bir kıskançlık vardı.

Hafızasını yitirmiş olan Rem için Subaru da dâhil olmak üzere çevresinde ne var ne yoksa, karanlıktan gelen bir istilacı hissi uyandırıyor olmalıydı. Şu anda kendisini iyi hissetmesi mümkün değildi.

Subaru onun bu gergin kalbini yatıştırma becerisine sahip olup olmadığını bilemese de——

Rem: “Ne oldu?”

Subaru: “Sen sorgulayana dek çenemi kapalı tutacağımı söylemiştim ama, tek bir şey söylemek istiyorum.”

Rem: “————”

Subaru: “Senin bir ablan var. Seni kalbinin en derinlerinden seven, senden birazcık büyük ikizin… Yani, her nerede olursan ol asla yalnız olmayacaksın.”

Subaru’nun sözlerini duyan Rem’in hâlihazırda kocaman olan gözleri şaşkınlıkla daha da irileşti.

Ona büyük bir bilgi veren Subaru’ysa önce daha mı sabırlı olmalıydım diye düşündü, sonraysa kendi kendisine doğru karar verdiğini söyledi.

Rem, daha az önce Subaru’ya güvenebileceği zamana dek bekleyeceğini söylemişti. Onu kötüleyecek olursa elden bir şey gelmezdi.

Subaru Rem’in gerginliğini anlayabiliyordu ama buna rağmen o da sınırlarına ulaşmış durumdaydı.

Onu hiç değilse Ram’ın varlığından haberdar edebilirdi.

Muhtemelen şu anda bile uzak mı uzak Lugunica topraklarında kardeşi için endişeleniyor olan Ram’ın. ——Sinestezi aracılığıyla Rem’i hissediyor olan Ram’ın.

Subaru: “Ben anlayamıyorum ama gözlerini kapatıp hayal etmeye çalışırsan belki sen hissedebilirsin. Buna ikizlerin Sinestezisi deniliyor.”

Rem: “Sinestezi mi…”

Biraz tereddüde düşen Rem, çekinerek elini göğsüne götürdü ve gözlerini kapattı.

Hareketsiz kalarak aynı günde ve aynı anneden doğmuş olan diğer yarısını—— ikiz kardeşini arayan Rem’in bilinci, karanlık bir gece denizine elini uzattı.

Ancak——

Rem: “… Hiçbir şey hissedemiyorum.”

Subaru: “Demek, öyle… Sanırım gözünde canlandıramayınca epey zor bir iş.”

Kafasını ağır ağır sallayan Rem, Sinestezideki başarısızlığını rapor etti.

Subaru’ysa bir an için Ram iletişim kurmalarına mâni olan bir şey yaşamış olabilir mi diye endişelendi. Ancak aralarındaki mesafenin—— hem fiziksel hem de zihinsel olarak, daha büyük bir problem teşkil ettiğine hükmetti.

Açıkçası Sinestezinin gerçekten etki ettiği bir senaryoda pek çok şey iyiye gidebilirdi. Büyük bir hayal kırıklığı olmuştu ancak Subaru, bunun dışarı yansımasına müsaade edemezdi.

Çünkü esas hüsrana uğrayan taraf Rem’di.

Şu an için Rem’in hüsranını teselli etmeli ve——

Rem: “——a”

Rui: “Uu——?”

Ancak tam da Subaru teselli sözcükleri aranırken Rem’in dudaklarından hafif bir iç çekiş sesi kaçtı.

Bunun nedeniyse Rui’nin Rem’in eline yerleştirdiği eliydi. Kucağına kafasını yerleştirmiş olan Rui, Rem için endişelenmiş ve elini tutmuştu.

İşte bu hareket karşısında Rem’in dudakları hafifçe kıvrıldı.

Rem: “Teşekkür ederim. Ben iyiyim.”

Rui: “Aa——”

Rem cesurca bir gülümsemeye bürünürken bunu gören Rui, neşeyle kahkaha attı.

Subaru’ysa onların çizdiği bu iç acıcı manzara karşısında dişlerini sıktı. Çok geç kalmış ve rolünü kaptırmıştı.  

Subaru: “Kahretsin… Biliyordum! Hâlâ benim düşmanımsın, değil mi..!?”

Rem: “Yine mi, neden sürekli aynı şekilde sonlanıyor? Sence de çocuksu bir tavır değil mi?”

Rui’ye pis bakışlar atan Subaru’ya dönen Rem, bir kez daha ona olan inancını yitirmişti.

Bu durumdan bihaber olan Rui ise Subaru’nun bakışlarının muhatabı olarak neşeyle kolları ve bacaklarını çırptı.

Sonra da Subaru’nun grubu arasındaki katı atmosferi fark eden——

Holly: “Tamamdııır~!”

Kuna: “Hâlâ çiğ!!”

Ve yerleşik bir ilişkisi olan ikilinin sesleri yükseldi.

△▼△▼△▼△

——Subaru’nun grubu toplamda dört günlük bir yolculuğun sonunda sağ salim Guaral’a ulaşmıştı.

Subaru: “Demek Guaral burası… Sağlam görünen duvarlarla çevrelenmiş.”

Uzaklardan görülebilen yüksek duvarlarla çevrili, korunaklı bir şehirdi.

Subaru tahmininde ıskaladığı için şaşkındı ve şans yüzüne gülmüş gibi hissediyordu. Karşısındaki yapının görünümüyle “en yakın şehir” tabirini duyduktan sonra karşılaşmayı beklediği şey arasındaki farklılık nedeniyle iki duyguyu aynı anda yaşıyordu.

Subaru: “Şehir bayağı sağlam duruyor… Ortaya bir dev falan mı çıkacak?” 

Kuna: “Dev mi? Uzun zaman önce nesillerinin tükenmeye çok yaklaştığını duymuştum.”

Subaru: “Cidden mi? Öyleyse tanıdığım o ihtiyar herif bir dev miydi acaba…”

Subaru, Kuna’nın ciddi yanıtı karşısında amaçsızca bir yorumda bulundu.

Subaru’nun tanıdığı tek dev olan Rom-ji’nin bu kadar nadir bir konumda olduğunu öğrenmek şaşırtıcıydı. Gerçi Rem’den oni ırkının da fazlasıyla nadir bulunduğunu duymuştu, yani belki de bu dünyada bile ırklar arasındaki hayatta kalma mücadelesi bir hayli acımasızdı.

Subaru: “Sakince düşününce Emilia-tan dışında bir elfle de tanışmamıştım, elflerden de çok fazla kalmamış olabilir.”

Fantezi türünün bir klişesi olarak, uzun ömürlü türlerin ömür uzunlukları karşılığında düşük doğurganlığa sahip olmaları ve bu nedenle sayılarını kolayca artıramamaları yaygındı.

Bunun yanı sıra Kıskançlık Cadısına duyulan korku nedeniyle bu dünyada yarı-elfler de nefret konusuydu. Gerçekler bu şekildeydi. Doğal olarak Subaru, yarı-elflerin doğumunun kaynağı olarak safkan elflerin de aynı baskıya maruz kalma olasılığını aklına getirebiliyordu.

Subaru: “Yokluğunda Emilia-tan’ı düşünüyorum. Lanet olsun, bayağıdır Beako’yla da görüşemedim. Emiliase ve Beatromin eksikliğimin ciddileştiğini hissediyorum.”

Bu iki yetersizlik vakası nedeniyle reçete edilen ilaçlar için Emilia ve Beatrice’le temasa geçmesi gerekecekti.

Aslına bakarsanız, mütemadiyen endişeli veya gergin olmaktan kaynaklanan zihinsel yorgunluk da önemliydi, bu yüzden huzuruna katkıda bulunan Emilia ve Beatrice’in seslerini duymak bile Subaru’nun kendisini çok daha rahat hissetmesini sağlayacaktı.

Subaru: “Ram, Petra, Frederica ve diğerlerinin de seslerini özlüyorum… Lanet olsun, şu durumda Roswaal’ın sesine bile razıyım.”

Rem: “Affedersin ama anlamsız duygusal çatışmalarına bir ara verebilir misin?”

Subaru: “Ah, pardon.”

Hâlâ sırtında olan Rem, bitmek bilmeyen konuşmaları için Subaru’yu azarladı.

Subaru, başka birine emanet etmeden Rem’i tahta oturağında taşıma işinin üstesinden muazzam bir şekilde gelmişti. Birinci ve ikinci günde taşıma işini kavrayamadığı için epey enerji harcamıştı. Ama üçüncü günden itibaren temposunu ve denge tutturmayı kavramış, dolayısıyla yürürken daha çok ilerleme kaydedebilir hâle gelmişti.

Subaru: “Söz konusu Rem’i sırtımda taşımak olunca bugüne dek hiç geride kalmadım zaten.”

Rem: “Böyle onursuzca bir şeyde yarışmaya çalışmasana. Ayrıca, o ikisi…”

Subaru ve Rem sırt sırta vermiş durumdaydı, dolayısıyla Rem, Subaru’nun arkasında bir noktayı işaret ediyordu. Onu dinleyip arkasını döndüğündeyse Holly ve Kuna’yı gördü.

Ve bu sırada tembelce kafasını kaşıyan Kuna’nın yanındaki Holly, Subaru ve Rem’e doğru bir adım atarak,

Holly: “Ehh, sağ salim geldiğinize göre artık veda vakti sanırım~.”

Subaru: “Ah… Siz ikiniz şehre girmeyecek misiniz?..”

Kuna: “Bizim girmemiz anlamsız olur. Rolümüz size eşlik etmekti.”

Subaru: “Anlıyorum… Gerçekten çok yardımınız dokundu.”

Bu ani veda karşısında Subaru, bunun bariz olduğunu düşünerek kendisini tembihledi.

Kuna ve Holly onları yalnızca Shudraq Halkının nezaketinden ötürü takip etmişti. Subaru’ysa onlara bağımlı olduğunu hissediyordu, çünkü yolculukları esnasında birçok kez hayatını kurtarmışlardı.

Avcılık becerisi ve neşeli kişiliğiyle havayı dağıtan Holly.

Beklenmedik derecede geniş bir bilgi haznesine ve Subaru’nun sorularına yanıt verme konusunda ciddi bir iradeye sahip olan ve güvenilir biri çıkan Kuna.

Bu ikiliyle yollarını ayıran Subaru, bu defa kesinlikle Rem’le seyahat ediyor olacaktı—— Rem ve Rui’yle birlikte üç kişilik bir yolculuk yapacaktı.

İmparatorluk kampında da Shudraq köyünde de yanlarında başkaları olurken bu defa işler değişecekti.

Kuna: “…Tanrım, şu acınası suratına da bir son versene.”

Subaru: “Pardon. ‘Acınası surat’, derken kastettiğin şey… voah!?”

Subaru’nun az önce tedirginlikle titreşen kara gözlerine bakan Kuna, ona bir şey fırlattı.

Subaru’ysa o şeyi içgüdüsel olarak eliyle yakaladı ve beklenmedik ağırlığı nedeniyle sendeledi. O şey uzun ve ince, beyaz bir ambalajdı. Holly’nin yolculuk boyunca sırtında taşıdığı bir nesneydi.

Subaru, onun Holly ve Kuna için önemli bir şey olduğunu varsaymıştı.

Subaru: “Şimdi düşünüyorum da bu şeyi hiç açmamıştınız sanırım… Ne ki bu?”

Holly: “O senin~. Reis bize sağ salim kasabaya ulaştığında sana vermemizi söylemişti~.”

Subaru: “Benim ve bana kasabaya ulaştığımda verilecekti, öyle mi?..”

Holly’nin sözlerinin ardındaki gerçek manayı çözemeyen Subaru, bu belirsizlik karşısında kaşlarını çattı. Fakat Kuna, kabaca “Aç işte” diye teşvik etti.

Bu sözcükleri işiten Subaru da sırtındaki tahta oturağı indirerek beyaz ambalajı açtı.

İçerisindeki şeyse——

Subaru: “Ah…”

Rem: “Bu bir… boynuz mu?”

Subaru’nun kollarında, zar zor sığdırabileceği büyüklükte beyaz bir yumru vardı. Rem’in o yumruya baktıktan sonra mırıldandığı şeyse bir boynuz oldu—— yani bir Cadı Canavarı boynuzu.

Subaru o boynuzu tanıyordu. Onu iki kez görmüş, Yaşam Kaynağı Ritüelinde de iyice inceleme fırsatı bulmuştu.

Subaru: “Acaba bu, Elgina’nın boynuzu olabilir mi?”

Holly: “Hı hı~. Onu kıran sendin, o yüzden senin oldu~.”

Kuna: “Değerli bir nesne. Bu ebatla epey para edecektir.”

Subaru: “——Hık!”

Boynuzun çok para edeceğini duyan Subaru, Holly ve Kuna’nın düşünceli davranışı karşısında nefesini tuttu.

Başka bir deyişle söyledikleri şey, Subaru’nun grubunun Lugunica Krallığına dönme masraflarını karşılamak adına Cadı Canavarı boynuzunu satabilecekleriydi.

O ikisi sırf bu amaçla o yükü taşımıştı.

Subaru: “Bayağı ağır olmalı…”

Kuna: “Sen de yolculuk boyunca Rem’i taşıdın.”

Holly: “Ayrıca, ayrıca! Ben çok güçlüyüm~. Yani, hiç sorun olmadı~.”

Hem Kuna hem de Holly’nin yüzleri önemsiz bir şey yapmışlar gibi görünürken Subaru’nun sesi, onların art niyeti nedeniyle titriyordu.

Düşüncelilikleri kelimesi kelimesine nutkunun tutulmasına yol açmıştı.

Subaru: “————”

Guaral’a giderken Subaru’ya yardım etmiş ve hatta grubunun seyahat masraflarını bile karşılamışlardı.

Subaru tüm bunlara rağmen onlarla yollarını ayıracak ve ülkesine geri dönecekti. ——Holly ve Kuna ikilisiyse Shudraq müttefikleriyle buluşacak ve Abel’le birlikte İmparatorluk Başkentini geri alma mücadelesi verecekti.

Yol boyunca pek çok kişinin ölümü veya yaşamı ipin ucunda olurken——

Subaru: “Ben…”

Kuna: “——Aptalca bir şey düşünme.”

Subaru: “————”

Kuna: “Sen korumak istediğin kişileri korumak için mücadele edeceksin. Bizim için de aynısı geçerli.”

Subaru’nun ağzından düşüncesizce kelimeler dökülmesine ramak kala Kuna, onlara sert bir şekilde son verdi.

Ve her zamanki kayıtsızlık hissini vererek Subaru’ya sıkkın bir bakış attı.

Bir sürü şikâyeti vardı ve sürekli Holly’den rahatsızlık duyuyormuş gibi görünüyordu. Ancak ne kendisini Shudraqlardan ayrı tutuyor ne de Holly’den hoşlanmadığına dair bir belirti veriyordu.

Shudraqların bir üyesi olarak Abel’le birlikte çarpışmanın gayet doğal olduğunu düşünüyordu.

——Bu da kendi kelimeleriyle “korumak istediği kişileri” çoktan seçmiş olduğunu kanıtlıyor olsa gerekti.

Kuna: “Hadi oyalanma. Benim gözlerim iyi görür. Aptalca bir şey yaparsan hemen fark ederim.”

Holly: “Ve Kuna bana bunu söyleyince ben de yayım ve okumla güüüm yapabilirim~!”

Subaru: “…Aynen, bu korkutucu oldu.”

Subaru, bu sözlerle nazikçe ötelendiğini hissetti.

İçgüdüsel olarak hareket etseydi onların—— yo, Shudraq Halkının nezaketini hiçe sayardı. Ama kendisini yoldaşları olarak gören kadınlara böyle bir şey yapamazdı.

Subaru: “Bunu yolculuğumuz için büyük bir minnetle kullanacağım. Bizimle ilgilendiğiniz için teşekkürler, kızlar!”

Kuna ve Holly’nin niyetini anlayan Subaru, aklına gelen düşünceleri yuttu.

Ve bunu kendilerine has tavırlarla kabullenen ikili, kafa sallayarak onay verdi.  

Rem: “Bize eşlik ettiğiniz için teşekkürler, Holly-san ve Kuna-san. Siz ikinize de Shudraq Halkına da duyduğum minneti asla unutmayacağım.”

Kuna: “Öyle yap lütfen. Belli ki pek çok şeyi unutmuşsun zaten, o yüzden…”

Holly: “Bence biraz fazla ileri gittin~.”

Hiç değilse bir veda edebilmek isteyen Rem, onlardan ayrılmaktan yana çekinceliymiş gibi görünerek tahta oturağın üzerine tırmandı.

Rui de beklenmedik bir şekilde Holly ve Kuna’dan ayrılma konusundaki gönülsüzlüğünü gösteriyordu. Bilhassa dobra ve çekincesiz biri olan Holly ile yakınlaşmıştı. Ondan ayrılmayı reddederek bir müddet Holly’nin karnına yapışıp kaldı.

Kuna: “Güle güle, Subaru. Unutma, izliyor olacağım.”

Holly: “Aynen~!”

Subaru: “Peki! Çok teşekkürler! Sağ olun!”

Böylece abartılı bir şekilde el sallayan ikiliye arkalarını dönen Subaru’nun grubu, üç kişilik yolculuklarına devam etti.

Subaru, kendisine verilen boynuzu tekrar sararak sırtında taşıması için Rui’ye verdi. Bu acı verici kararın sebebi Subaru’nun ellerinin dolu olmasıydı ama Holly ve Kuna’nın sözleri de etkili olmuş olabilirdi. Her hâlükârda Rui, ambalajı düşürmemeye dikkat ederek sessizce Subaru ve Rem ikilisini takip ediyordu.

Rem: “Demek ki o da pek çok şeye dikkat ediyormuş.”

Subaru: “…Tam bir merak küpü olduğunun farkındayım.”

Rem, Subaru’nun sırtından bu noktaya değinirken Subaru da acı bir hissiyatla yanıt verdi.

Oburluk Günah Başpiskoposu, Rui Arneb, kendisine en uygun hayatı bulma amacıyla çok sayıda hayatı tüketmişti. Olumlu bir çerçeveye oturtulursa bir araştırmacı, olumsuz bir çerçeveye oturtulursa bir hepçil olarak görülebilirdi.

İşte bu yüzden Rui az da olsa takdir edilesi bir yanını sergilese de Subaru’nun onun hakkındaki izlenimi değişmeyecekti.

Evet, değişmeyecekti.

Subaru: “Hadi gidelim.”

Rem’in arkasından gelen iç çekişini işiten Subaru, yürümeye başladı.

Rui’nin kendisini takip edermişçesine yaklaşan adım seslerini de işitti.

Tıpkı Volakiya İmparatorluğuna düştükleri ilk günkü gibi üç kişi kalmışlardı.

Nihayet hepsi aynı yöne bakıyormuşçasına buluşmayı başarmıştı.

İşte bu şekilde, korunaklı şehrin—— Guaral’ın kapıları aşıldı.

#Shudraqlarla vedalaştıktan sonra yeni bir maceraya atılıyoruz. Bu arada Abel, Subaru’yu da mücadelesine dâhil edeceğini söylemişti ama ne ses ne soluk çıktı, vedalaşırken de görmedik. Bu mesele biraz kafama takıldı. Her neyse, şimdilik önümüze bakıyoruz ve yeni şehrimize adımımızı atıyoruz. Bakalım başımıza neler gelecek, bir sonraki bölümde görüşmek üzere!

5 1 oylama
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
0 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar