※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Clumsy
Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Subaru: “————”
Ortadaki inanılmaz gerçeği düşünen Subaru, tüm bedeninin soğuk terlerle kaplandığını hissedebiliyordu.
Subaru’nun bildiği kadarıyla bu, içerisinde bulunabileceği en korkunç durumlardan biriydi.
Hatırladığı bir manzara, daha önce duymuş olduğu bir konuşma. Bu, déjà vu gibi bir şey değildi.
Daha önce yaşandığını düşündüğü değil, tekrar yaşanan bir olaydı. Bunun da tek bir sebebi vardı—— Ölümden Dönmüştü.
Subaru: “Ama, neden?..”
En ufak bir uyarı dahi olmamıştı.
Bilhassa Subaru’ya dünyası göz açıp kapayıncaya dek değişmiş gibi gelmişti.
Öylesine gerçek dışı bir his vermişti ki Otoritesi yanlışlıkla mı etkinleşti diye düşünebilirdi. Ve her nedense Ölümden Dönüşün Ölüm kısmı atlanmış da sadece “Dönüş” kısmı aktive olmuş gibi geliyordu.
Subaru: “Aptal mıyım ben? Yo, aptalım tabii.”
Subaru, duruma iyimser bir şekilde bakmaya çalışarak kendini terbiye ediyordu.
Aptalca bir beyandı ama Ölümden Dönüşe güvenmek zorundaydı. Subaru’nun taşıdığı zamanı geri sarma gücü, ölüm tetikleyicisi olmaksızın bir kez bile aktive olmamıştı.
Subaru yalnızca ölerek zamanı geriye sarabiliyordu. Bu kadarı kesindi.
Subaru: “——PEKİ, bunu kabul edeceğim. Ettim. Peki, şimdi, ne yapacağım?”
Yumruğunu alnına bastıran Subaru, paniklemiş benliğine sakinleşmesi için böyle söyledi.
Ölümden Dönüşü kabullendiğine göre sıradaki odak noktası ölüm sebebini belirlemekti. Yalnızca saniyeler öncesinde yaşanan olayları düşünmeye başladı.
Subaru: “… Aklıma hiçbir şey gelmiyor.”
Ama eceliyle buluştuğu anı düşünse bile hiçbir şey anımsayamıyordu.
Hafızasında minicik ipuçlarını arasa da elleri boş kalıyordu.
Hedefleri olan bar, Flop’la yaptığı konuşma, ana yoldaki koşuşturmacanın sessizleşişi, ara sokaktaki gölgelerin hafif ve eşsiz kokusu; belli belirsiz ama sert bir ses—— bulabildikleri bunlardan ibaretti.
Hiçbiri Subaru’nun hayatının tehlikede olma sebebiyle bağlantılı değildi.
Subaru: “Kahretsin, ben neden sürekli böyleyim!..”
Subaru, çevresindeki değişiklikler konusunda dikkatli olabilseydi bu sefalete maruz kalmazdı. Dikkatsizliğinden nefret ediyor ve buna lanetler okuyordu.
Ancak mantıklı yanı bunun imkânsız bir talep olduğunu anlıyor ve kendine tatsız bir bakış atıyordu.
O bir güvenlik kamerası değildi. Yedi yirmi dört etrafına karşı tetikte olamazdı. Ortamdaki küçük değişiklikleri fark edip onlarla anında baş etmek için plan yapabilecek bir dahi de değildi.
Natsuki Subaru’nun sıradan bir insan olduğuna hiç şüphe yoktu.
Anılarını bir yabancının gözünden vekaleten deneyimledikten ve kendini yeni bir ışıkta gördükten sonra bile kendisi için yaptığı değişmez değerlendirme buydu.
Bu yüzden de düşünmekten ve ilerlemekten vazgeçemiyordu.
Subaru: “——Bu durum Shaula’nın beni öldürdüğü ilk sefere benziyor.”
Subaru’nun Augria Kum Tepelerine meydan okuduğu grup, Pleiades Gözcü Kulesi yolunda, Gözcü Kulesinden kum denizini gözleyen Shaula tarafından imha edilmişti.
Kum denizini aşma töreni tepki verilemeyen beyaz bir ışıkla başlamıştı. Subaru’yu havaya uçuran ve sonrasındaki cehennemvari savaşı başlatan ilk darbe bu olmuştu.
Neler olmuştu, ölüm sebebi neydi. Ölüp ölmediğinin bile belirsiz olduğu bu durumun, kum denizindeki ilk ölümünün bahşettiği bir insaf olduğu söylenebilirdi.
Ama o seferin aksine şu anda, bir şehrin ortasındaydı.
İçerisinde bulunduğu ortam, hayatına yönelik çeşitli tehditlerle karşı karşıya olduğu inancını taşıdığı kum denizinden çok farklıydı.
Subaru: “Bu durumda canımı alan ne olacak?..”
Hiçbir uyarı vermeyen bir ölümdü. Subaru’nun düşünebildiği tek şey, bıraktığı güçlü izlenimden ötürü Shaula’nın keskin nişancı saldırısıydı.
Yani bu sefer de vurulmuş olabilirdi. Subaru, bir ara sokakta ölmüştü—— çok yüksek olmasalar da etraftaki binalar onları sıkıştırıyor ve görüş mesafesinin düşük olduğu bir alan yaratıyordu.
Subaru, biri beni vurduysa bunu yalnızca önden ve arkadan yapmış olabilir ama ateş etmeleri için en ideal yer orası olmazdı, diye düşünüyordu. Tabii ki hafızasının sağlamlığından emin olamadığı için bulunduğu pozisyonun ideal bir görüş hattı sağlama ihtimali de vardı——
Flop: “——Danna-kun? Kaşların neden daha da çok çatıldı?”
Subaru: “Ah…”
Flop: “Tavsiyemi dinliyor muydun? O kırışıklıkları yok etmezsen şans seni terk edecek! İnsanın kendisini terk eden bir şeyi kovalaması da zor iştir! Çünkü ben genellikle öküz arabasında olurum!”
Flop, Subaru’nun önünde eliyle göğsüne vurarak abartılı bir harekette bulundu.
Bu abartılı hareketinin asılan suratını gülümsetmeye yönelik olduğunu anlayan Subaru’ysa yaptıkları karşısında donup kalmadan edemedi.
Ölüm sebebini bulmak için o sırada kendisiyle birlikte olan şüpheliyi de sorgulaması gerekecekti.
Subaru’nun ölüm sebebi vurulmak değilse en olası şüpheli Flop’tu—— yani birlikte seyahat ettiği ve en yakın olduğu kişi.
Ancak Flop, Subaru’nun ölüm anında görüş alanı içerisindeydi ve saldırıya geçeceğine dair bir işaret de vermemişti.
Söylemeye bile gerek olmadığı üzere Subaru, bu dünyada kendisi farkına bile varmadan, tek hamlede canını alabilecek pek çok saldırı tipi olduğunu biliyordu. Yine de Flop, böyle bir şey yapabilecek birine benzemiyordu.
Her şeyden önce——
Subaru: “Flop-san’ın beni öldürmek için bir sebebi var mı ki?”
En olası ihtimal, iyi niyetli taklidi yapıp Subaru’yu soymaya çalışmasıydı. Ama Subaru, şehrin orta yerinde bile isteye böyle bir şey yapmanın iyi bir karar olmadığı düşüncesindeydi.
O’Connell kardeşlerle tanışmaları kapının dışındaki sırada gerçekleşmişti.
İşlerini fark edilmeden halletmek istedikleri takdirde tek yapmaları gereken onları kandırıp kapının dışında bir yerlere davet etmek olurdu. Muhafızların olduğu bir yer olan Guaral’a girmeden önce her şey yapılabilirdi. Amaçları Cadı Canavarının boynuzunu satarak aldıkları para olsa bile Subaru’nun bu satışta kazıklanmamasının tek sebebi Flop’un yardımıydı. ——Yani Subaru’yu tuzağa düşürmesi için hiçbir sebep yoktu.
Subaru’yu dışarıda kandırıp boynuzu çalmaları ve şehre girince satmaları yeterli olurdu.
Niyetlerinin mantıklı bir açıklaması yoktu.
Şimdiye dek Subaru’yu öldüren pek çok kişi olmuş ama hepsinin de mantıklı bir gerekçesi vardı. İletişimin mümkün olmadığı Cadı Canavarları haricinde bu, değişmez bir kuraldı.
İşte bu yüzden——
Subaru: “Flop-san? Neden bize karşı bu kadar iyisiniz?”
Flop: “Hm? Ani bir soru oldu.”
Subaru: “Aynen, kusura bakma. Yalnızca, birazcık endişelendim.”
Flop, Subaru’nun bu ani sorusu karşısında şaşırarak şekilli kaşlarını kaldırdı.
Bu tepki karşısında sahte bir kahkaha atan Subaru’ysa Flop’un yanıtını bekleyerek nefesini tuttu. ——Mantıken Flop’tan yana hiçbir kuşkusu yoktu. Geriye kalan tek şey, ona inanıp inanmayacağıydı.
Samimi davranan ve onlara yardım etmek için pek çok şey yapan Flop.
Subaru, Flop ve kardeşi Medium’un ikiyüzlü olmadığına ve onlara güvenilebileceğine inanmak için iç huzuru arıyordu.
Flop: “——Hmm”
Gözlerinin gerçek duygularına ihanet edip etmediğini bilmiyordu ancak Flop, o duyguları görebiliyormuşçasına hoş gözlerini kısmıştı.
Subaru’ya benimsemesini söylemiş olduğu o özgüven ve kaygısızlıkla dolup taşan ama temelden yoksun olan ifade değişmiş, yerini entelektüel bir beyefendinin yüzü almıştı.
Ardından donakalan Subaru’ya kafasını sallayarak,
Flop: “Karmaşık bir şey yok. Basit. Kız kardeşimle birlikte Danna-kun, Oka-san ve Yeğen-chan’a iyi davranarak yaptığımız şey…”
Subaru: “Evet?”
Flop: “——İntikamdır!”
Subaru: “…Eh?”
Ellerini kaldıran Flop, yüksek sesle böyle söyledi.
Kullandığı güçlü ve neşeli sesle sözlerinin içeriği öylesine çelişiyordu ki Subaru, bir an için söylenenleri anlayamadı. Ve şok oluşuyla gözleri irileşti.
Flop’sa kaskatı kesilen Subaru’nun önünde saçlarıyla oynayıp, “Dinle, tamam mı?” diyerek,
Flop: “Uzun bir süre önce kardeşim ve ben, ölümün kıyısında yaşıyorduk! Ebeveynlerimiz tarafından terk edilmiş ve yetimlerin evlat edinildiği bir evde büyümüştük… Orası da bayağı korkunçtu!”
Subaru: “Bir yetimhane…”
Subaru’nun aklının bir köşesinde, belli belirsiz, yetimhaneye benzeyen bir ev görüntüsü belirdi.
Ancak bu dünyadaki yetimhanelerin tesis ve ekipmanlarının Subaru’nun düşündüğü modern binalardan çok farklı olduğunu hayal etmek zor olmasa gerekti.
Muhtemelen o korkunç ortam, Subaru’nun hayal edebileceğinden çok daha kötüydü.
Flop, el kol hareketleriyle Subaru’ya içerisinde büyüdüğü ortamı açıklayarak,
Flop: “Her gece bizimle aynı gemide olan diğer çocuklarla toplanır ve içimden bu durumdan kaçma kararı alırdım. Bir gün kardeşimle bir fırsatımız olunca da oradan kaçabildik. İlk defa dayak yemeden bir gece geçirdiğimdeyse yemin ettim. ——İntikam alacaktım.”
Subaru: “İntikam derken… yetimhanedekilerden mi?”
Flop: “Yo, onlardan değil. ——Dünyadan.”
İntikam ilanında bulunurken büründüğü ifadeyi tekrarlayan Flop, yumruklarını sıktı.
Ve gözü korkan Subaru’ya hırslı yüzünü göstererek,
Flop: “Kardeşim ve ben oradaki yetişkinlerden dayak yiyerek büyüdük. Ama bizi yumruklayan o yetişkinler bunu yaparken mutlu muydu? Hayır, değillerdi. Onlar da mutsuzdu. Mutsuz yetişkinler mutsuz çocukları dövüyordu. Bu tür umutsuz bir durum gerçek olabilir mi?”
Subaru: “————”
Flop: “Şiddeti seçen yetişkinler bile mutsuzdu. Bu yüzden ben de kendimi ve kız kardeşimi bu talihsizlikten kurtarmak için bir tüccar oldum. Ve elimizden geldiğince başka insanları da mutsuzluklarından kurtardık. Tıpkı o insanların o gece bizi kurtardığı gibi.”
Subaru: “Dünyadan aldığınız intikam bu mu yani?”
Flop: “Evet, öyle. Ben ve kardeşim, intikam almak için bize talihsizlikler yıkan dünyaya karşı direniyoruz. Sana ve Oka-san’a yardımcı olmak da bunun bir parçası.”
Diyen Flop, hafif bir utançla burnunu kaşıdı.
Onun sözleri ve eylemlerindeki ateşi algılayan Subaru’ysa konuşma yetisini yitirdi. O ateşten gelen ısı ağır ağır beynine işledi ve o anda ani bir karar aldı.
Subaru: “Teşekkürler, Flop-san. Kuyrukta siz iki kardeşle, Flop-san ve Medium-san’la tanıştığıma çok memnunum.”
Subaru, onlara inanıp inanamayacağı sorusunun yanıtını verecek bir yanıt dilemişti.
Ve aldığı yanıt, beklediğinden de öte olmuştu. Bu yüzden de kararını vermişti.
Flop O’Connell’ın iyi niyetinden şüphe duymayacaktı.
Onun dünyanın adaletsizliğine direnmeye karar vermiş asil, intikamcı yüreğine son ana dek güvenme kararı almıştı.
Bu da demek oluyordu ki geriye kalan tek şey——
Subaru: “Flop-san, bu sokak Feng Shui tarzında gerçekten iyi bir Keh vermiyor. Başka bir yol kullansak olur mu?”
Flop: “Keh mi? Keh de nedir? Acaba, alnın ve göz kenarlarındaki kırışıklıkların sebebi bu mu?”
Subaru: “Daha çok iyi alametler için bir fal eşyası gibi. Gözlerimle hiçbir ilgisi yok! Ama evet, bu sokaktan hayır gelmez. Yolu uzatmamızın benim için bir sakıncası olmaz, öyle yapalım mı lütfen?”
Flop’un iyi niyetine güvenen Subaru, konuşmayı zorla ilerletti.
Suçlunun Flop olmadığına karar verdiğine göre sıradaki mesele, yaklaşan ölümden kaçınmak için ne yapacağıydı. Menzilli olsun olmasın, bir saldırıyla karşı karşıya olduğu kesindi.
Saldırının gerçekleşme şartlarından kaçınabilirse sonucunda bu ölümden de kaçınabilirdi.
Bunun için de öncelikli olarak aynı eylemleri tekrar etmemesi büyük önem taşıyordu.
Yolunu değiştirecek, işleri geciktirecek, felaketten başına gelmeden önce kaçınacaktı.
Bunu başarabilirse, istenmedik bir ölümün önüne geçebilecekti.
Subaru: “Ehh, başlangıç olarak ölmeyi hiç istememişt… Şey, belki sadece bir iki kez.”
Onlar da içerisinde bulunulan durum nedeniyle kaçınılmaz seçeneklerdi.
Subaru sadece birini kurtarmanın tek yolunun hayatını kaybetmek olduğu bir durumda sıkışıp kaldığı zamanlarda ölmeyi seçmişti. Evet, o da bu dünyadan intikam almak istiyordu.
Flop: “O Keh şeyini bilmiyorum ama içten ifaden hoşuma gitti. Birazcık dolambaçlı olacak ama neden farklı bir yol seçmeyelim ki?”
Subaru: “Çok faydası dokunur! Mümkünse bir sürü kişinin olduğu bir ana caddeye gidelim hadi.”
Flop: “Tamamdır.”
Neyse ki Flop, Subaru’nun anormal önerisini itiraz etmeksizin dinledi.
Ve onun önderliğinde bara uzanan yolun planı değişti. İkili, devam edecekleri yoldan geri dönen ve ara sokaklardan olabildiğince uzak durarak ana caddeden ilerlenecek olan bir rota çizdi.
Nihayetinde barın önündeki ateş hattını geçtikleri takdirde birilerinin Subaru’nun peşinde olduğu gerçeğinin değişmemesi mümkündü. Ama saldırının barın önündeki ara sokaklarda gerçekleşeceğini bilirse bununla baş etmesinin pek çok yolu olurdu.
En kötü senaryoyla rakibinin Subaru’nun temkinli bakışlarına tanık olduktan sonra geri çekilme olasılığı da olabilirdi——
Flop: “Öyleyse bu taraftan, Danna-kun——”
Subaru’nun yanından geçen Flop, onu farklı bir yöne yönlendirdi.
İşte tam da o andı. ——Flop kazara Subaru’nun omzunun ardından baktı ve bir şey fark etmişçesine gözleri irileşti.
Subaru: “——Oh”
Ve Subaru Flop’un tepkisinden bir çıkarım yapmaya çalışsa da bu gerçek olamadı.
Bunun nedeniyse ağzının, bir soru sormaktansa kan kusmak için açılmış olmasıydı.
Subaru: “Ah, uh!?”
Anlık bir başarıydı.
Subaru, bir şeylerin kafasının arkasını kavradığını ve onu yukarı bakmaya zorladığını hissetti. Ardından çıplak boğazından sıcak bir hissiyat geçti ve kanlar fışkırdı.
Fışkıran kanlar ve acı içerisinde boğulan Subaru, boğazının kesilmiş olduğunu anladı.
Subaru: “Guh…Uh”
Yoğun acı ve kan kaybı arasında boynundaki yaraya bastırmaya, çığır açan bir çözüm bulmaya çalıştı.
Yarası derin ve genişti, ana damarları kesilmişti ve kanlar şiddetle fışkırıyordu. Ceketini çıkartıp kanamayı durdurmak için boynuna sarmalıydı—— Yo, önceliği arkasındaki düşmandan uzaklaşmak olmalıydı.
Ayrıca Flop da oracıktaydı. Ondan şüphe duymakla hata etmişti. Sonrasında ona inancı olacaktı, affedilemeyebilirdi, ama Flop, oracıktaydı.
Subaru: “Ah, nghh…”
Rem ise handaydı. Öyle ya da böyle, boynundan fışkıran kanlara rağmen, ona dönmek zorundaydı.
Geri dön, onu al, güvenli değil, geri çekil. Senden nefret etse bile onu sürükleyip götür. Rem’in yaşaması için. O yaşamak zorunda. Bunun için, boynundaki kanama, durmalı.
Kan, kan, kankankankankankan, kan, dur, durmalı, durdurdurduuuur——
Subaru: “——Ih.”
malı.
△▼△▼△▼△
Flop: “——Danna-kun, böyle somurtman hiç hoş değil.”
Subaru: “————”
Flop: “Gülümsemeye vakti olmayanın yüzüne şans da gülmez. Şimdi yolculuğun için yoldaşlar bulmayı deneyecektin, değil mi? Yani iyi birini bulmalısın.”
Subaru’nun önündeki Flop, parmağıyla alnını işaret ederek böyle söyledi.
Adamın hareketlerini izleyen Subaru’ysa hızla iki elini de boynuna götürdü. O sıcaklığı da ellerinden giden hayatın ısısını da hissetmiyordu. Her kalp atışıyla kanların fışkırdığı hissini de.
Canının bedenini terk edişini, yaklaşan Ölümün çaresizliğinin nabzını.
Flop: “Hâl böyleyse, alnındaki o kırışıklıkları ortadan kaldır… Mesele nedir Danna-kun, betin benzin atıvermiş de?”
Subaru’nun sessizliğini koruduğunu gören Flop, şaşırmış ve endişelenmiş gibi duruyordu.
Subaru’ysa onun bu dürüst bakışlarına rağmen az önce boğazının kesildiğini anımsıyordu.
Aynen öyle, boğazı kesilmişti.
Boğazı kesilmiş, kanlar fışkırmıştı, içgüdüleri kaçması için alarm vermişti, bununla birlikte alarm seslerini işitse de işitmese de o ana geri dönmüştü.
Başka bir deyişle, ölmüştü. Bir kez daha Ölümden Dönmüştü.
Bunun yanı sıra bu seferki, başlangıçtaki o ani ölümden farklıydı. Daha aşikâr, daha düşmancaydı.
Subaru: “…Bvaah”
Ellerini boğazına götüren Subaru, bir anda nefes almayı unutmuş olduğunu hatırladı. Omuzlarını kaldırdı, derin nefesler eşliğinde indirdi. Bu esnada Flop omzuna dokunup iyi misin dese de yanıt vermesi mümkün değildi.
Orada kalması da mümkün değildi.
Subaru: “Haah, Flop-san, bugün, Feng Shui için, korkunç bir gün. Hadi bir an önce geri dönelim!..”
Flop: “Fuusooey? Her neyse, bu solgunluğa biraz dinlenmek iyi…”
Subaru: “Yo, dinlenmek zaman kaybı olur! Bu, Rem’in elini tutmadan geçmeyecek bir nöbet!”
Flop: “Ö-öyle mi… Ne büyük sevgiymiş!”
Subaru kalbinde yanıp tutuşan bir tedirginlik ve aciliyetle saçma sapan sözler sarf etse de iyi huylu Flop, atmosferdense kelimelerin içeriğine önem verdi.
Omzunu kavrayan el tutulurken Flop, şaşkınlık içerisinde başını sallayıp onay verdi. Flop’un elini omzundan indiren Subaru’ysa ileri mi yoksa geri mi gitmesi gerektiği konusunda tereddüt etti.
İleri giderse rotasında ilerliyor olacak ama geri dönerse boğazının kesildiği yerden geçecekti.
Hangi yöne giderse gitsin hayatının tehlikede olacağı bir çıkmazın içerisinde olduğunu hissediyordu, bu yüzden ileri veya geri gitmeyecek, başka bir ara sokaktan ana caddeye sapacaktı.
Geçen sefer başarısız olmuştu ama rakibi bu defa onu öldürmesin diye uğraşacaktı—— Yo, Subaru’yu halkın gözü önünde öldüremezdi. Eğer onu uyarmak istiyorsa, ana yola çıkması şarttı.
Flop: “Danna-kun! Elin acayip soğumuş! Hanımının bir an önce onu ısıtmasını sağlamalıyız!”
Subaru: “Ahh, evet, bir an önce Rem’in yüzünü görmek isterim.”
Amaçladığı şeyi yerine getirmeden geri dönerse uğrayacağı hakaretleri umursamıyordu.
Her hâlükârda, Rem’in olduğu yere——
Subaru: “——Yo.”
Geri dönebilir miydi? Subaru’nun aklından bu soru geçti.
Henüz düşmanının gerçek doğasını çözememişken Rem’in yanına dönmenin doğuracağı tehlikeyi düşündü. Rakibinin onu hedef almaya ne zaman başladığından bihaberdi ama hana geri dönerse düşmanına kibarca konumunu açıklamış olabilirdi.
Subaru: “————”
Düşüncesizliğine lanetler okuyan Subaru dudağını ısırdı ve aynı saniyede görüş alanı açıldı.
Ara sokaktan çıkan Subaru ve Flop ikilisi şehrin ana sokaklarına ulaşmayı başarmıştı. Sağda solda gelip giden insanların sayısı bir metropolle kıyaslanamayacak düzeyde olsa da sığınağı andıran barların bulunduğu ara sokaklardan çok daha iyi olduğu kesindi.
Yine de insan kalabalığına karışmak da biraz cesaret isterdi. Bundan kaçınmak için sıradaki eylemleri adına bir kılavuz belirlemesi gerekecekti.
Flop: “Bu sokağa çıktıysak han şuracıkta olmalı. Öyleyse bu taraftan…”
Subaru: “Yo, olmaz, Flop-san! Hana geri dönemeyiz. Rem’i görmeye gitmek gibi bir şeyin affı olamaz!”
Flop: “Az önce söylediklerinden farklı değil mi bu lafların?!”
Davranışları onu duygusal olarak dengesiz biri gibi gösterse de az önceki kaygıları onu Rem’in yanına dönemez hâle getirmişti. Bununla birlikte hiçbir bilgi vermeden Flop’u manipüle edip durması da nankörlük olurdu.
Ama kendisini anlaması için ona ne söyleyebilirdi ki?
Emilia Kampının üyesi de değildi, Anastasia veya Julius gibi uzun süreli bir yol arkadaşı da. Subaru’nun fikrini ciddiye almasını sağlayacak hiçbir ikna gücü veya gerekçesi de yoktu.
Umutlarını Flop’un doğuştan gelen iyiliğine bağlamak çok fazla şey beklemek olurdu.
Subaru: “Lanet olsun!..”
Subaru’nun eli, mevcut çıkmazı kırmak için fazla yetersizdi.
Kıymetlisi Rem’den ayrı düşmüştü ve tuhaf bir şehirde avlanıyordu. Erdemli Flop’la birlikte olsa da yandaşı mücadele gücünden yoksundu. Subaru’nun da sergileyecek güçlü bir noktası yoktu.
Kendisine saldıran kişinin kimliğini bilmezken kime karşı temkinli olması gerektiğini de bilemiyordu.
Subaru: “Yok artık, avcı olabilir mi?!.”
Rakibini görünmez bir suikastçı olarak tanımlayan Subaru’nun aklına gelen ilk olasılık, onun Avcı olabileceğiydi.
Avcı, Subaru’yu bir kez Buddheim Ormanında öldüren, bir kez de Rem’le birlikteyken hedef alan tehlikeli biriydi. Nihayetinde bir kez daha karşılaşmamışlardı ama ya hâlâ büyük bir titizlikle Subaru’yu avlamayı sürdürüyorduysa?
Buddheim Ormanı, askerî kamp ve Shudraq Köyü, her birinde Subaru’yla birlikte hareket eden birileri olmuştu. Ve Avcı, savaşmaya hazır rakiplere bulaşmaktan kaçınmak adına Subaru’nun güçsüz Flop’la birlik olacağı ana dek beklemiş olabilirdi.
Subaru: “Durum buysa, avını kaybetmiş bir ayının azmine sahipsin demektir. Beni hedeflemek için bu kadar ileri gitmenin sebebi nedir? Benim neyim var da…”
Flop: “Danna-kun? İyi misin? Neden bu kadar endişelisin? Yardım edebileceğim bir şeyse bana anlatmayı deneyebilirsin. Tuhaf davranıyorsun.”
Subaru: “Flop-san…”
Subaru siniri bozulmuş şekilde sağına soluna bakarken Flop, bu şekilde seslendi.
Tam karşısına geçmiş şekilde omuzlarını tutan Flop’un içten bakışları ve teklifi, Subaru’da ona bel bağlama isteği uyandırıyor ve onun iyiliğine kumar oynamayı deneyip denememeyi ciddi ciddi değerlendiriyordu.
Söz konusu Flop’sa, Subaru’ya inanacak ve el uzatacak inanca sahip olabilirdi.
Subaru: “Flop-san, sana bel bağlayıp durduğum için üzgünüm ama senden bir şey isteyebilir miyim?”
Flop: “Ah, tabii ki, elbette! Ben yardım edemesem bile kardeşim edebilir. Sonuçta kardeşim ve ben, birbirimizin zayıf noktalarını telafi edecek tarzda bir bağa sahibiz, bunu biliyorsun.”
Subaru: “Dürüst olmak gerekirse bu ikiniz arasında Medium-san’a daha uygun bir mesele olabilir ama…”
Rakibi merhametsizce şiddete başvurursa Subaru’nun da daha büyük bir güçle karşılık vermekten başka şansı olmayabilirdi. Ve Medium’un gücü, Subaru’dan da Flop’tan da çok daha fazlaydı.
Bunu aklında tutan Subaru, durumu Flop’a açıklamayı deneyecekti. İlk olarak Ölümden Dönüş meselesini gizlemesi ve birinin dur durak bilmeksizin kendisini hedef aldığını açıklaması gerekecekti.
Subaru: “Aslına bakarsan, şu anda birileri…”
Flop: “——Bu da ne?”
Subaru: “Ha?”
Ölümden Dönüşten bahsetme cezasını tetiklememek konusunda dikkatli olarak kararını veren Subaru, Flop’a koşullardan bahsetmeyi deneyecekti.
Ancak tam da ağzını açacakken Flop’un bakışları yanlış istikamete çevrildi. Ve şekilli kaşları kalktı, sokağa bakan gözleri kısıldı.
Bu tepkiyle bir şeyler fark etmiş gibi görünürken Subaru da geç de olsa aynı şeyin farkına vardı.
Subaru: “——Hık”
Uzaklarda birileri çığlık atıyordu.
Tek bir kişi de değil, birkaç kişinin çığlıkları ve öfkeli kükreyişleri yükseliyordu. Derken o sesler aciliyetle yükseldi ve çığlıktan farklı sesler çoğaldı——
Flop: “Ne!?——”
Gözleri irileşen Flop’un boğazı tıkanırken Subaru da onunla aynı yöne döndü.
Ve Flop’un gördüğü şeye tanık olan Subaru’nun karşısındaki manzara, nutkunun tutulmasına yol açtı.
——Devasa bir tekerlek, Flop ve Subaru’ya doğru ilerliyordu.
Flop: “Danna-kun, dikkat e——”
Flop’sun sesi haddinden erken kesilirken darbe, Subaru’nun tüm bedenini yoğun bir şekilde sarstı. Bedeni tam anlamıyla uçurularak sert zemine çarptı ve defalarca yuvarlandı.
Momentum bununla da sonlanmayınca bir duvara tosladı. Ama bu da son olmadı. ——Çöküp kalan Subaru’ya ardı ardına darbeler geldikçe geldi ve bedeni bir kez daha havaya uçuruldu.
Subaru: “——a, guh”
Taklalar atmaya ve yuvarlanmaya zorlanan Subaru’nun bedeninin yere son çarpışıyla görüşü karardı.
Bu gökyüzünün bir anda bulutlarla kaplanması şeklinde bir kararma değildi. Başka bir şeydi, görüşünü başka bir sebeple yitirmişti. Sebebini bilmiyordu ve öğrense bile bundan bir hayır gelmeyecekti.
Ama söyleyebileceği bir şey varsa o da——
Subaru: “Ö-ölü…”
Ölüm, Subaru’nun bedenindeki her bir hücrenin içgüdülerine ilan ettiği şey buydu.
Bu noktaya dek Ölümü otuzdan fazla kez deneyimlemiş biri olarak Subaru, bedeninin hayatını kaybetmeden önce daha ne kadar hasar alabileceğinin az çok bilincindeydi.
Ve bu defa, dayanabileceği sınırı aştığı ortadaydı.
Subaru: “————”
İltihaplı bir acıydı.
Yine de bölgesel bir acıya kıyasla bambaşka düzeyde bir şeydi. Bu acı, tüm bedenini sarmıştı. Öyle ki Subaru isimli varlık, acı denen fenomenle senkronize olmuştu.
Evet, bu bölgesel bir acıdan ibaret değildi. Natsuki Subaru, Acının ta kendisiydi. O, acı olmuştu, dolayısıyla acı içerisinde olması çok doğaldı. Acının bir yere gideceği yoktu.
Uzaklardan gelen kulak çınlaması veya tren düdüğüne benzer bir ses, kafasının içerisinde yankılanıyordu.
Tüm bunların ortasında işitilebilir sesler, insanların bir girdaba doğru savrulan neşe ve kederleriydi—— yo, neşe yoktu. Tantana demek daha uygun kaçardı. Tantana, ha. Ne kelimeydi ama.
Bu seslerin yankılarının aksine, gerçekleşen olaylar son derece vahimdi.
Subaru: “Ahii, ouh, ah…”
Subaru, herhangi bir hece üretemiyordu.
Kelimeleri telaffuz etmeye çalışan ağzı paramparçaydı. Herhangi bir dişi kalmadığı için iyi hava alıyordu. Ama bir yerler yırtılmıştı ve o havayı kaçırıyordu. Kan, ses ve acı vardı.
Bir şey, bir şey, bir şey——
Subaru: “Oh, ah”
Bir şeyler bir kez daha Natsuki Subaru’yu öldürmüştü.
△▼△▼△▼△
Flop: “——Danna-kun, böyle somurtman hiç hoş değil.”
Subaru: “————”
Flop: “Gülümsemeye vakti olmayanın yüzüne şans da gülmez. Şimdi yolculuğun için yoldaşlar bulmayı deneyecektin, değil mi? Yani iyi birini bulmalısın.”
Parmağını kaşlarının arasına götüren Flop, rahatlatmak için derisini ve etini ovuşturdu.
Adamın gözlerinin önündeki performansını seyreden Subaru’ysa kendi omuzlarını kucakladı. Sonra da artık hava kaçırmayan ağzını ve yitip gitmiş olan acısını anımsadı.
——Tekrar ölmüş, olamam.
Subaru: “Ayrıca… Bu seferki, bir… ejder arabasıydı, değil mi?..”
Çarpmanın etkisiyle un ufak olan, uçurulan ve hareketsiz kılınan Subaru’nun hayat ışığı güçsüzleşip sönmüştü.
Subaru, vücudunun her bir zerresine yayılan acının hükmü altında öldürülmüştü. Hayatını kaybetmişti.
Subaru: “————”
Dişleri takırdıyor, tuttuğu omuzları sarsılıyor, dizleri titremeye başlıyordu.
Bedeni başına gelen felaketi hatırlamıyor olsa da ruhu hatırlıyordu. Tüm vücudunu parçalıyormuş gibi gelen darbe ve acı, artık var olmamasına rağmen ruhunu kemiriyordu.
Subaru, artık ufukta belirip üzerine çöreklenen kötülüğe duyduğu korkuyu gizleyemiyordu.
İlki ani bir ölümdü, ikincisinde kafası kesilmişti, üçüncüsündeyse bir ejder arabasının altında ezilmişti—— tüm bunlara bir tesadüf demek mümkün değildi. Hiç şüphesiz ki hedef, Natsuki Subaru’yu öldürmekti.
Subaru’yu acımasızca öldürmüştü. En korkutucu kısımsa Ölümden Dönüşün üç kez tetiklenmiş olmasına rağmen Subaru’nun bir düşmanın varlığı haricinde bir bilgi elde edememiş olmasıydı.
Rakibi cansız Subaru için hiçbir ipucu bırakmıyordu.
Flop: “Hâl böyleyse, alnındaki o kırışıklıkları ortadan kaldır… Mesele nedir Danna-kun, pek iyi görünmüyorsun?”
Subaru: “Flop, -san…”
Flop bir kez daha endişesini gösterirken Subaru’nun surat ifadesi değişti.
Muhtemelen ana caddede gerçekleşmiş olan kaosun sebebi, ejder arabasının deliye dönmesiydi. Ve Flop, çarpışmanın hemen öncesinde kurtarma çabasıyla Subaru’ya elini uzatmıştı.
Ama zamanında yetişemediği için Subaru, ölümcül bir darbeye maruz kalmıştı ve yakınlarındaki Flop’un bu işten tek bir sıyrık almadan kurtulmuş olması düşünülemezdi. ——O da ikincil bir zarar görmüş olmalıydı.
Subaru: “İlk etapta, şimdiye dek…”
Düşman Subaru’yu öldürdükten sonra geri çekilecek diye bir kaide yoktu.
Flop olay yerindeydi ve hem ilk hem de ikinci ölüme tanık olmuştu. Rakip dikkatli biriyse görgü tanığı olan Flop’un çenesini kapalı tutması çok doğaldı.
Öyleyse bu, Subaru’nun o ana kadarki ölümlerine Flop’un cinayetinin de eşlik ettiği anlamına gelmez miydi?
Flop’un çoktan Subaru’nun içine düştüğü duruma sürüklendiği anlamına gelmez miydi?
“Buna izin veremem” diye düşünen Subaru, dişlerini sıktı.
Subaru: “——Kh! Flop-san!”
Flop: “N-ne!?”
Dişlerini sıkarak korkusunu öldüren Subaru, cesurca önüne baktı.
Sonra da o coşkuyla Flop’u elinden tutup gafil avladı. Ancak onun şaşkınlığını hesaba katacak vakti yoktu.
Şu ana dek olanlar hesaba katılırsa, ölüm için geri sayım çoktan başlamıştı.
Üçü bulan çıkmazda öne gitmek cehennem demekti, geri dönmek cehennem demekti, etrafta dolaşmak cehennem demekti.
Bu şartlara rağmen hayatta kalma yolunu bulmak zorundaydı. ——Yalnızca kendisi ve Rem için değil, onlara yardım eden nazik abiyi kardeşine kavuşturmak için de.
İşte bu yüzden——
Subaru: “Flop-san, hadi koşalım!”
Flop: “Bir anda mı!? Ne oldu ki!?”
Subaru: “Nedenini nasılını boş ver, ömrümüz sınırlı! Bir saniyeyi bile ziyan edemeyiz, haksız mıyım?!”
Orada durup içtenlikle karşı tarafı ikna etmeye çalışmak kötü bir hamle olurdu.
Subaru bu hükme varmıştı, tıpkı önceki seferlerde olduğu gibi zoraki bir mantıkla Flop’un direncini kıracaktı. Elbette ki onun momentumuna katılan Flop da başıyla onay vererek “Doğru söylüyorsun!” dedi.
Flop: “Hayat kısa. Zaman ne kadar kıymetli olursa olsun, kardeşimle hedefimize ulaşmamızın hatırına…”
Subaru: “Hadi koşalım! Hemen bara gidelim! Önemsiz meseleler sonraya bırakılabilir!”
Flop: “A-anlaşıldı! Anladık zaten, beni sürüklemeyi bıraksana! Kaküllerim bozulacak!”
Zorla kolundan çekiştirilen Flop, tökezlerken bu şekilde bağırdı.
Flop’un çığlıkvari sesini işiten Subaru’ysa bir zamanlar gittiği yönde—— yine bir koruma bulma amacıyla hızla bara doğru koşturmaya başladı.
Ama bu seferki koruma bulma amacı, seyahatleri için değildi.
Bu defa, bu kaçınılamaz Ölümler silsilesinden kurtulmak adına gerekli yardımı almak için koşuyordu.
△▼△▼△▼△
???: “——Buradaki en güçlü kişiyi mi tutmak istiyorsunuz?”
Nihayet ulaştıkları barmen, Subaru’nun soluğu kesik hâlde sorduğu soru karşısında kaşlarını çattı.
Saçları beyazlamaya başlamış olan orta yaşlı barmen, soluk soluğa kalmış olan Subaru’yu şüpheli denilebilecek bakışlarla baştan ayağa süzüyordu.
Subaru’ysa tavrı ve yaşıyla ikna edicilikten yoksun olduğunun farkına varıyordu. Ayrıca bara bir hışımla dalmış ve ansızın böyle bir soru sormuştu.
Yani adamın Subaru’nun kendisiyle kafa bulduğu sonucuna anında varmayarak bile yeterince düşünceli davrandığı söylenebilirdi.
An itibarıyla Subaru ve Flop ikilisi, esas hedefleri olan barın içerisindeydi.
Subaru, ilk seferde barın yakınlarında bilinmeyen bir metotla ani bir ölüm tatmıştı. Bu durum başlı başına huzursuz ediciydi ama belki de işleri hızlandırmanın etkili oluşuyla bu defa aceleyle bara ilerleyen Subaru ile Flop’u durduracak olan kötülüğün pençeleri ortaya çıkmamıştı.
Yine de buna dayanarak tehlikeden kurtulmuş olduklarını varsaymak için henüz çok erkendi.
Subaru: “Bu yüzden buradaki en güçlü kişinin kuvvetinden faydalanmak zorundayım.”
Barmen: “…Buranın en güçlü kişisinden bahsediyorsanız o kişi muhtemelen Rowan’dır.”
Barmen, nefesini toparlayarak sorusunu yineleyen Subaru’ya omuz silkerek böyle söyledi. Sonra da bakışlarını, Subaru’nun arkasındaki başka bir kişiye, yani aynı şekilde soluk soluğa kalmış olan Flop’a çevirdi.
Barmen: “Flop, ben de ne zamandır yüzünü görmedim diye düşünüyordum ki yine birilerine yardım ediyorsun, ha. Hem de bunun için tek kuruş bile kazanmazken.”
Flop: “Hey hey, ben sadece dâhil olmak istediğim anlaşmalarla ilgileniyorum. Anlaşmalarına dâhil olduğum kişilerse insanlarla sınırlı değil. Bazen dünyanın kendisine karşı sakıncalı anlaşmalar da yapıyorum.”
Barmen: “Ben de bunu yapmanın hiçbir getirisi olmadığını söylüyorum, hanım evladı.”
Belki de onu epey iyi tanıdığı için olacak ki barmenin Flop’un eylemlerine yaptığı yorum bu olmuştu.
Subaru’nun grubuna yardım etme sebebini doğrudan Flop’tan duymuş olmasına rağmen onun nazik doğası, etrafındakiler tarafından zaten biliniyormuş gibi görünüyordu.
Barmen elindeki bardağı cilalarken Subaru’ya doğru keskin bir bakış atarak,
Barmen: “Duyduğun gibi, o gerçek bir hanım evladıdır. Ama yanlış fikre kapılma. Bu mankafa da kız kardeşi de kim olduğuna bakmaksızın herkese yardım eden hanım evlatlarıdır ama karşılığında onlara borçlu olan bir sürü kişi vardır.”
Subaru: “…Benim de nankör bir piç gibi davranmaya niyetim yok, ne kadar şımartılırsam onu da o kadar şımartacağım.”
Flop: “Hahaha, bunu dört gözle bekliyor olacağım! Şımartılacağım günü yani!”
Cebinden çıkardığı tarakla kaküllerini düzelten Flop, böyle dürüst bir karşılık verdi.
Onun nezaketi ve yüce gönüllülüğüne borçlu olduğunu düşünen Subaru’ysa barın içerisine doğru bakınarak, “Hangisi Rowan?” diye sordu.
Barmen: “Ahh, Rowan oracıkta sızmıştır, şu köşede.”
Subaru: “Bir köşede sızmış mı?.. Kulağa pek iyi haber gibi gelmedi.”
Diyen Subaru, gerginlikle barmenin işaret ettiği noktaya baktı. Ve orada, soluk bar ışıkları altında, sarhoş kafayla sohbet eden birkaç kişinin arasında masanın köşesine devrilmiş olan adamı fark etti.
Ellili yaşlardaydı, uzun ve dağınık saçları özensiz bir şekilde toplanmıştı ve silah seçimine gelince—— belinde kınına gizlenmiş bir katana uzanıyordu.
Üzerine yığıldığı masada birkaç boş şişe vardı; daha güneş bile batmamışken tam anlamıyla bayılıp kaldığı ortadaydı.
Subaru: “…En güçlüleri o diyorsun?”
Barmen: “Korkunç bir içki alışkanlığı olduğuna hiç şüphe yok ama işinde ustadır. Yine de korkunç bir içki alışkanlığı var tabii.”
Subaru: “Aynı şeyden iki kez bahsetmiş olman beni daha da endişelendirdi.”
Subaru, barmenden korkunç içki alışkanlığıyla ilgili art arda iki uyarı almıştı.
Adam tam bir ayyaş gibi görünüyor olsa da dilencilerin seçici davranma şansı olmazdı. Şu an için en mühim şey, kişisel özellikleri veya ciğerinin sağlamlığı değil, savaş gücüydü.
Çaresiz Subaru’yu yaklaşan felaketinden kurtaracak kabiliyete sahip olmalıydı.
Subaru: “Hey, Rowan-san, beni birazcık dinleyebilir misin acaba?”
Rowen: “Ngah?”
Subaru, kararlılığını perçinleyip Flop’la birlikte, masanın üzerinde sızmış olan Rowan’a doğru ilerledi. Sızıp kalmış adamı omuzlarından sarsarak konuşurken Rowan, sersemlemiş bir sesle karşılık vererek kafasını kaldırdı.
Yüzü uykulu bakışlarla tamamen kızarmıştı ve kırmızı bir burun tarafından mahvedilmiş olmasa epey dikkat çekecek hatlara sahipti.
Rowan: “Nooldu kardeşim? Benden neğ istiyosun?..”
Subaru: “Bu herifin hâli kötü… Neyse, beni dinle. Senin için bir işim var…kokuşmuş herif!!”
Rowan: “Oioi, amma da kaba çıktın…”
Titreye titreye ayağa kalkan Rowan, Subaru’nun yüzünü kaçırmak zorunda kalacağı kadar rezil bir nefes verdi.
Korkunç alkol kokusu etrafa yayılırken de her nasılsa görüşünün dahi bozulduğu şeklinde bir yanılsama doğdu. Bu, gündüz vakti içmek kadar basit bir mesele değildi. İnsanın alkolikliğinin de bir sınırı olmalıydı.
Subaru: “Şimdi düşünüyorum da daha önce hiç alkolik birini tanımamıştım, yani böyle biriyle ilk baş edişim… Roswaal ve Otto da sadece makul ölçüde içerdi…”
Emilia kampının düzenli içki içme alışkanlığı olan üyeleri Roswaal ve Otto’yla sınırlıydı. Ram ve Frederica yalnızca davet edildiklerinde içerdi. Onlar hariç hiç kimse içki içmezdi.
Subaru da bu farklı dünyada içki içecek yaşa gelmiş gibi görünüyordu ama şu ana dek öyle bir ihtiyaç duymamıştı.
Subaru: “Dürüst olmak gerekirse ayyaşlarla ilgili izlenimim pek hoş değil ama… Hey, bu herif gerçekten buranın en iyisi, değil mi!? Ben oyun oynamıyorum çünkü.”
Barmen: “Ne tesadüf. Ben de burayı insanlar oyun oynasın diye açık tutmuyorum. Hata yok, en güçlüleri o.”
Subaru: “Vay be, demek ciddisin…”
Barmenin garantisini alan Subaru, acı bir ifadeyle Rowan’a döndü.
Rowan sandalyesinde gelişigüzel şekilde oturuyor ve boş bir şişeyi başının üzerinde ters tutarak dilinin üzerine bir alkol damlası düşsün diye çaresizce uğraşıyordu.
Rowan: “Tsk, yeterince içki kalmamış. Oi, beyler, bana bi içki ısmarlasanıza.”
Flop: “Hm, içki mi istiyorsun? Peki. Barmen, ona bir içki lütfen…”
Subaru: “Bir saniye, bekle bir saniye, Flop-san! Beni kurtaran senin nezaketin olduğu için bunu gerçekten söylememeliyim ama şu iyiliğini iki saniye kendine sakla lütfen!”
Sırf istedi diye birine iyilik yapmak üzere olan Flop’u durduran Subaru, nahoş görünümlü Rowan’ın önüne geçti. Sonra da ellerini büyük bir güçle masaya yerleştirerek,
Subaru: “Rowan-san, doğruca konuya gireceğim. Sana içki falan ısmarlamayacağız. Ama sana içki alman için gerekli parayı ödeyebilirim. Sana bir iş vermek istiyorum.”
Rowan: “Aahn, bi iş mi?..”
Subaru: “Aynen öyle. Benim korumam olmanı istiyorum. Ve de buna hemen şu saniyede başlamanı.”
Alkol kokusuna iyice yaklaşan Subaru, şartlarını cesurca sıraladı.
Onun söylediklerini dinleyen Rowan’sa uykulu gözlerini üzerine dikerek karşılık verdi.
Rowan: “…Ses tonun bayaa gergin. Siz ikiniz tehlikeli bi duruma düşmüşsünüz, di mi?”
Subaru: “Aynen öyle, gülünecek bir mesele değil. Ee, ne düşünüyorsun? Sana ödeyebileceğim miktar, yani limitim bu.”
Flop: “Danna-kun, bu…”
Gözleri şaşkınlıkla irileşen Flop, Subaru’yu durdurmaya teşebbüs etti. Ancak Subaru, kendisini durdurmaya çalışan Flop’u engelleyerek masaya bir çanta yerleştirdi—— yani Cadı Canavarının boynuzunu sattıktan sonra eline geçen paranın tamamını içeren çantayı.
Önlem olsun diye bir kısmını ayırmış veya Rem’e vermiş değildi.
O çanta gerçekten de Subaru’nun elindeki her şeydi. Bundan öte ödeme yapabileceği hiçbir şey yoktu.
Rowan: “Voaa voaaa, bu…”
Subaru: “Ödeyebileceğimin hepsi bu. Ne düşünüyorsun? Kabul edecek misin?”
Rowan: “————”
Çantanın ağzını açan Rowan, hızlıca attığı bakışla içeriğini kontrol ederek sessizleşti. Yüzü hâlâ kırmızı olsa da az önceki sarhoş bakışları kaybolmuş, yerini ciddi bir inceleme almıştı.
Elbette ki Subaru’nun elindeki tüm parayı barda kiralanabilecek bir korumaya—— yani Roman gibi bir paralı askere göstermesi epey büyük bir kumardı.
Ülke sınırlarını aşmış olan Subaru, İmparatorluktaki mal değerlerini pek bilmiyordu. Ama para birimi değerinin Lugunica Krallığından çok da farklı olmadığını düşünüyordu.
Yani Subaru’nun verdiği parayla aylaklık ederek koca bir yılı geçirmek mümkün olmalıydı.
Rowan: “Yeteneklerim birinci sınıftır… Böyle demeyi düşünüyordum ama peşin olarak bu para…”
Subaru: “Baştan söyleyeyim, ödemede pazarlık yapıp artışa gidemem.”
Rowan: “Bundan şüphem yok. Oyun oynamıyorum dediğinde ciddiymişsin gibi gelmişti zaten.”
Parmağıyla kıpkırmızı kesilen burnunu kaşıyan Rowan, ağır ağır ayaklandı. Ve Subaru’nun bıraktığı para çantasını kaldırıp dikkatlice cebine yerleştirdi.
Rowan: “Geri vermemi söylesen de geri vermem, bilesin.”
Subaru: “Çok yazık, ama sana geri vermeni söylemeyeceğim zaten. İşini doğru düzgün yaparsan tabii.”
Rowan: “Puhah”
Kahkahasıyla pis bir alkol kokusu yayan Rowan, Subaru’nun iş teklifini kabul etti.
Onun yanıtını işitişiyle birlikte de Subaru’nun omuzlarında çoktandır var olan gerginlik ortadan kalktı. Tabii ki korkusu geçmemişti ve belirsizlik içinde sonsuz bir şekilde dönüp duruyordu ama——
Flop: “Danna-kun, bu sorun olmayacak mı? O para…”
Subaru: “Sorun değil. Güvende olacaksak hiçbir önemi yok. Seni bu şekilde korkuttuğum için üzgünüm, ayrıca beni buraya getirdiğin için de sana teşekkür ederim.”
Flop: “——. Sen sorun yok diyorsan benim için de sorun yoktur. Neyse ki hanın parasını önden ödemiştik!”
Subaru, odalarını paylaştıkları Flop ve Medium’un parası da dâhil olmak üzere tüm konaklama ücretini kendi adına ödemişti.
Yani Rowan’ı tutarken konaklama faturasını onlara yüklemek gibi bir şerefsizlik yapmaktan kurtulmuş gibi görünüyordu.
Rowan: “Ee, işverenim. Sana nasıl hitap edeyim?”
Subaru: “Oh, doğru ya. Pardon. Acelem vardı. Benim adım——”
Rowan: “——Dur.”
İsmi sorulan Subaru, Rowan’a saygısızlık ettiği düşüncesiyle panikledi. Ve tam ismini söylemek üzereyken Rowan tarafından durduruldu.
Elini Subaru’nun suratına doğru uzatan Rowan, keskin bakışlarını Subaru’nun arkasına—— bar pencerelerine doğru çevirdi.
Subaru: “Ro…wan?”
Rowan: “… Tuhaf bi his duyuyorum. Söylesene kardeş, peşinde biri mi var?”
Subaru: “——Ah”
Rowan’ın alçak ve kısık sesi, Subaru’nun nefesini tutmasına yol açtı.
Yanı başındaki Flop kafası karışık şekilde “Bu da ne demek oluyor?” dese de Subaru, Rowan’ın tespit etiği varlık hakkında genel bir fikre sahipti.
Bu bir ya olursa senaryosu değildi, kesindi. Rowan’ın duyduğu tuhaf his, Subaru’yu takip eden kişiye aitti; yani ona ara sokakta saldıran düşmana.
Evet, Subaru’yu üç kez öldüren düşman, bu sefer de ondan vazgeçmemişti.
Flop: “Seni kovalayan da kim?”
Subaru: “… Şaka değil ama bilmiyorum. Yalnızca dışarıda kalırsak peşimize düşeceklerini düşündüm. Seni tutma sebebim de.”
Rowan: “Anlıyorum. İyi bir mücadeleye baş koymuş olmalı.”
Elle tutulur hiçbir şeylerinin olmadığı bir durumken Rowan, alaylı bir şekilde böyle söyledi.
Bununla birlikte, ses tonunda bir gerginlik ve ciddiyet belirtisi olsa bile en ufak bir endişesi yoktu. Muhtemelen bunu yeteneğine duyduğu makul özgüvene borçluydu.
Ayrıca gözlerindeki sarhoşluk silinmiş ve artık güçlü bir birey havası yaymaya başlamıştı.
Rowan: “————”
Rowan’ın uzmanlaşmış olduğu silah, belinin sol yanına takılı bir katanaydı.
Bunu söylemek için çok geç olsa da silah seçimini katanadan yana kullanmak bu dünya için nadirdi. Rowan’ın silahı, norm olan batı tarzı kılıçlara kıyasla belirgin şekilde aykırıydı.
Darmadağın saçlarıyla yaydığı hava da hesaba katılınca Rowan, yakından bir samurayı andırıyordu. Bununla birlikte kati bir çarpıcılıktan yoksun olduğu için ona bir ronin demek daha uygun kaçabilirdi.
Subaru: “Rowan-san, o kişi…”
Rowan: “Ödlekliğe lüzum yok. Her kim olursa olsun karşıma geçtiği takdirde kesip ikiye ayırmam yeterli. Alkolüm karnımda, kılıcım da formunda.”
Subaru: “Sarhoş yumruk değil de sarhoş kılıç mı yani? Bunu duyduğumu söyleyemeyeceğim.”
Ne olursa olsun sözleri yalan gibi gelmemişti ve Subaru, Rowan’ın özgüvenine inanç duyuyordu.
Rowan’ın pencerenin dışına gözlerini diktiği noktanın karşısına geçen Subaru, henüz durumu tam olarak idrak edememiş olan Flop’u kolundan çekiştirdi.
Subaru: “Flop-san, hadi bu meseleyi Rowan-san’a bırakalım.”
Flop: “Meseleyi bırakmak falan tamam da ben hâlâ durumu anlamış değilim ki! Danna-kun’un ve Koruma-kun’un savaştığı şey de neyin nesi?”
Subaru: “Ben de henüz——”
Bilmiyorum, yanıtıyla Flop’u iyice endişelendirmesine zaman kalmadan durum değişti.
Ancak bu değişim, düşmanın ön taraftan atıldığı ve Rowan’ın da karşı saldırıya geçtiği şekilde gerçekleşmedi.
???: “Bveh…”
Bu acı nidasıyla birlikte iri yapılı bir adam, barın girişine devrildi.
Ve bu ani olayla birlikte Subaru, tam anlamıyla şaşkınlıktan sıçradı. Ancak barda olup da adamı gören diğer müşteriler, bu manzaraya alışkınmışçasına basit tepkiler verdi.
Rowan haricindeki sarhoş müşteriler—— Muhtemelen hepsi de paralı askerlik benzeri işler yapıyordu. O kişilerin yere yığılan adama verdiği tepkiler basitti.
Düşen adamın yanına koşanlar Flop ve barmenden ibaretti.
Ve adam hakkında gerçekten endişelenen tek kişi Flop’tu, barmenin yalnızca zeminin kirlenmesini istemediği çok barizdi.
Flop: “Hey, sen! İyi misin? Topla kendini!”
İri Adam: “Fu, fuga, fuga…”
Flop: “Fugafuga!? Adın bu mu? Hadi topla kendini Fugafuga-kun!”
Subaru: “Ee, yo, Flop-san, o kişi…”
Flop düşen adamı kaldırmaya çalışsa da adam bir homurtuyla karşılık verdi. İlk kez tanıştığı birine kendisini kibarca tanıtıyormuş gibi görünmüyordu.
Bunun yanı sıra bu hâlde bara girmiş olmasının anlamı——
İri Adam: “Fuga…”
Subaru: “——m! Flop-san! Çekil oradan!”
Flop öne eğiliyor, adamı kolundan çekiştirerek kaldırmaya çalışıyordu.
Korkunç bir hisse kapılan Subaru, Flop’u anında yere indirerek adamdan uzaklaştırdı.
——Hemen sonrasındaysa…
İri Adam: “!!——!”
İnleyen ve “Fugafuga” diyen adamın bedeni irileşti ve ani bir ışıltıyla birlikte parlak kırmızı renge büründü.
Sonra da o iri beden parçalandı ve gerçekleşen kuvvetli patlama, barın içerisinde kaos yarattı.
Müşteriler: “Guaaaaah!?”
İçeride çığlıklar yankılandı ve kırmızı ışık zerreleri dört bir yana saçıldı. Hemen sonrasındaysa o zerreler alevlere dönüşerek yayıldı. Ve Subaru, patlayan adamın bir canlı bomba olarak içeriye atılmış olduğunu fark etti.
Subaru: “Flop-san!”
Flop: “Be-Ben iyiyim, Danna-kun! Ama, bu…”
Patlama dalgasıyla savrulan Subaru ve Flop ikilisi, barın içerisindeki kargaşaya şok içerisinde bakakalmıştı.
Muhtemelen adamın bedeninin patlama sebebi Ateş Büyüsü Taşı taşımaya zorlanmasıydı. ——Acılı yüzüne bakılırsa taşlar bedeninin içerisinde olabilirdi.
O taşlar patlamış, alevler etrafa saçılmıştı. Hepsi bununla sınırlı da değildi——
Müşteri: “Öhö! N, ne oluyor lan!? Gözlerim, gözleriiiiimmm!”
Yayılan bu cehennemin içerisinde hengâmeden nasibini almış olan bir müşteri, yüzünü örtmüş şekilde çığlıklar atıyordu. Etrafa bakınca çığlık atan tek kişinin o olmadığı, aynı şeyi yapan başkaları da olduğu görünüyordu.
Uçurulan ve barın merkezindeki patlamanın geride kalan dumanlarına maruz kalan adamlar gözleriyle burunlarını örtüyor, büyük bir acıyla haykırıyordu.
İşte bu sırada——
???: “Barda kalırsak sonumuz iyi olmayacak! Millet, hadi bir an önce dışarı çıkın!”
Subaru: “Bek——”
Yüzünden yaşlar süzülen bir adam bu şekilde bağırırken yüzleri örtülü birkaç kişi hep birlikte girişe doğru koşturdu. İtişip kakışan adamlara bakan Subaru’ysa onları durdurmak için bir gayretle sesini yükseltmeyi denedi.
Patlayan adam ve sonrasında acıya eşlik eden dumanlar. Subaru, her ikisinin de bardaki düzensizliğe katkı sağladığını ve insanları dışarı kaçırmaya yönelik olduğunu hissediyordu.
Ancak çaresizce sesini yükseltse bile bu, acının yönlendirdiği adamların adımlarını durdurmazdı.
Bunun sonucunda——
Subaru: “——Hık!?”
İkinci bir patlamanın meydana gelişiyle girişe akın eden adamlar etrafa savruldu.
İkinci patlama birinciden de büyüktü ve etki alanına giren adamların patlayan alevler karşısında kavrulup köze dönerken birbirlerini koruma fırsatları bile olmamıştı.
Yoğun sıcaklık ve patlama dalgası adamlara doğru yükselirken Subaru, bu korkunç manzara karşısında donakaldı.
Birbiri ardına gerçekleşen bu kâbusvari manzaralar—— hepsi de gerçek dışı görünüyordu.
Subaru: “B…u…”
Rowan: “Topla kendini, müşteri! Oracıkta bayılıp kalırsan başıma iş açarsın!”
Subaru: “——ah,”
Subaru taş kesilmiş ve afallamış hâldeyken yakasından tutularak zorla çekiştirildi. Bu eylemin sorumlusu, kıyafetinin kol kısmıyla yüzünü örtmüş olan Rowan’dı.
Subaru’ya eğilmesini işaret edip diğer adamlara işkence eden dumana maruz kalmamasını sağlarken de,
Rowan: “Barmen! Arkadan çıkacağız! Ön taraf gözetim altında!”
Barmen: “A-anlıyorum! Bu taraftan!..”
Rowan’ın talimatlarını dinleyen işletmeci, alnından kanlar akarken itaatkâr bir şekilde kafasını salladı.
Ve Rowan, yerde sürünürcesine ilerleyen barmenin arkasını eliyle işaret edip Subaru’nun sırtına vurarak, “Yürü!” diye bağırdı.
Rowan: “Müşteri ve de şuradaki genç adam! Ölmek istemiyorsanız hemen harekete geçin!”
Flop: “Ta-tabii ki, ölmeyi göze alamam! Kardeşim ve ben henüz yolculuğumuzu tamamlamadık!..”
Subaru: “Siktir!..”
Rowan tarafından cesaretlendirilen Subaru ve Flop ikilisi, önlerindeki barmeni takip etti. Bu esnada Subaru’nun zihni hem kendisine hem de düşmana duyduğu bir öfke ve kafa karışıklığıyla doluydu.
Böylesine kötücül bir iş yapan bir düşmana elbette ki öfke duyardı. Bununla birlikte varlığından haberdar olmasına rağmen tehdit düzeyini tespit etmeyi başaramadığı için kendisine de öfkeliydi.
Her şeyden önce bu düşman, ana caddede bir ejder arabasını kontrolden çıkartacak bir şeyler yapmıştı.
Bu saldırıya pek çok kişi maruz kalmış olmalıydı. Hâl böyleyse Subaru, düşüncelerinde daha ciddi olmalıydı. Karşısında etrafa verilen zararı hiç umursamayan biri olduğunu anlamış olmalıydı.
Bunu başaramadığı için barın içerisinde bulunanlar——
Barmen: “!—— Arka kapı açılmıyor!”
Arka kapıya ilk varan kişi olan barmen, yaklaşmakta olan Subaru’ya bu şekilde bağırdı.
Çaresizce kapıyı açmaya uğraşıyor ama panik dolu bağırışlarının karşılığını alamıyordu. Belki de patlamanın doğurduğu hasarla kapının şekli bozulmuştu veya——
Flop: “Durum kötü! Ön taraf çoktan harap oldu! Böyle giderse…”
Rowan: “Argh, çekilin yoldan! Böyle bir kapı——”
Barın içerisindeki kızıl alevlerin yoğunlaştığı ve kara dumanların onları yutmak üzere olduğu bir durumda bulunan Rowan, Flop’un bağrışını hiçe sayarcasına sıçradı. Sonra da bir elini belindeki katanaya götürüp çekti ve açılmayan kapıyı bıçağının tek bir savuruşuyla, büyük bir kuvvetle kesişiyle birlikte——
Subaru: “——oh,”
İleriye gümüş bir ışıltı yayıldı, kapalı kapı bir anda kesildi.
Bu, Subaru’nun da bildiği lai’ye benzer bir kılıç yeteneğiydi. Ancak Rowan, bu hareketiyle Subaru’yu istemsizce afallatsa da hiç gurur duyuyor gibi görünmeyerek kapının kalan kısmını tekmeledi.
Rowan: “Tamamdıırr! Açıldı! Millet, yere yakın kalın!”
Öncesinde kapalı olan arka kapıyı açan Rowan, Subaru ve arkasındakilere seslendi.
Muazzam bir kafa karışıklığı dört bir yana yayılsa da hiç değilse alevler içerisindeki bardaki kaçınılmaz durumdan uzaklaşabilecekmiş gibi görünüyorlardı.
Subaru, Rowan’ın savaştaki muhakeme becerisi ve yeteneklerinin güvenilir olduğunu da anlayabiliyordu. Tek yapmaları gereken bu mekândan uzaklaşmak ve şeytani rakipleri——
Subaru: “————”
Derken Subaru, nefesini tuttu.
Aklının gerisinde bir ses tekrar ediyordu. ——Özenli ve acımasız düşmanın düşüncelerini tahmin etmeye çalışıyordu.
Bara bir canlı bomba atmış, uyarıcı barındıran dumanlarla içerideki insanları dışarı çekmiş ve girişe yerleştirilmiş Büyülü Taşlarla hepsini patlatmıştı.
Sonra da girişi engellemiş ve arka kapıyı kapatmak için bir yöntem kullanmıştı. Subaru ve grubu o ablukayı aşıp arka kapıdan kaçabilse de——
Subaru: “Rowan-sa——”
Bir terslik var, şeklindeki ufak rahatsızlığını kelimelere dökmeye çalıştı.
Karşısında adamakıllı bir rakip varsa saldırıyı keseceğini düşünmek imkânsızdı. Subaru, bu ürkütücü gerçeği iletmek için Rowan’a seslendi. Ancak yanıt gelmedi.
Rowan: “————”
Arka kapıya doğru eğilen Rowan’ın bedeni sendeledi ve geriye düştü.
Subaru, Flop ve barmense yere yığılan Rowan’a şok içerisinde kalakaldı. Çünkü kafası, bilhassa alnı ve yukarısı yok edilmiş, gözleri yerinden çıkıp dışarı fırlamıştı.
Neresinden bakarsanız bakın ölü görünen kafası paramparça edilmişti.
Barmen: “Ah,”
Rowan’ın korkunç ölümüne tanık olan barmen, gözleri irileşmiş şekilde çığlık atmaya kalkıştı.
Ancak bunu bile başaramadı. Alevlerin öbür tarafından gelen tek bir darbe, derin bir nefes almış olan barmenin göğsünü delip geçerek üst bedenini acımasızca parçaladı. Ve kemikleriyle iç organları saçılan barmen, doğruca alevlerin içerisine yuvarlandı.
Yanık et kokusu anında Subaru’nun burnuna dolsa da barmen çığlık atmadı. Saniyesinde ölmüştü.
???: “————”
Bu sırada alevlerin ve alanı kaplayan dumanların ötesinden ağır ağır bir şey yaklaştı.
Ve kesilip parçalanmış kapıyı aşan, yüzü nemli bir bezle sarılı bir adam silueti belirdi.
Ellerinde sımsıkı tuttuğu uzun saplı bir balta vardı ve Subaru, bunun Rowan’ın kafasını kesen ve barmeni ani bir ölüme kavuşturan silah olduğunu anlamıştı. Ancak anladığı tek şey bu değildi.
Flop: “S-sen de kimin nesisin? Bunu neden yapıyorsun?”
Tıpkı dehşetten hareket edemez hâle gelen Subaru gibi, Rowan ve barmenin ölümlerini izlemiş olan Flop, titreyen bir sesle böyle söyledi. Korkuya kapılmış olmasına rağmen ciddi bakışlarını alevlerin arasındaki siluete dikmişti.
Bardaki herkesi büyük bir gaddarlıkla sırasıyla katleden o kötü adama duyduğu düşmanlığı bakışlarıyla anlatır gibiydi.
Ancak——
Flop: “Bunun yanına kalacağını sanm——”
???: “————”
Sert bir tavırla hatalarını kınamaya çalışan Flop, adamın baltasıyla kafasına isabetli bir darbe yedi.
Ve o adam, silahının ucunu hizalamadan, arkasıyla vurmak kadar anlamsızca hareketler gerçekleştirecek biri değildi. Ucunun açısını ayarlamış, tam da uzun kaküllerinin uzandığı noktadan Flop’un alnına vurarak içerisinde ne var ne yoksa etrafa saçmıştı.
Beyin parçacıklarının saçılışıyla da Flop, kanının kırmızı tonu kızıl alevlere karışarak can verdi.
Yüksek sesli bir sıçramayla birlikte bedeni öbek hâlinde yığıldı. Kanlar yavaşça akarken yere çökmüş olan Subaru’nun alt bedeni lekelendi. ——Yo, pantolonu çoktan çook daha farklı bir şeyle lekelenmişti. Korkudan mesanesini kontrol edemez hâle gelmişti.
Cehennemin ortasında kana bulanmış baltasıyla dikilen adamın tüyler ürpertici görünümü karşısında dehşete düşmüştü.
Adamın kindarlığı, ısrarcılığı ve korkunçluğu karşısında tir tir titriyordu.
Subaru: “Ne…neden…”
İnanılmaz aptalca bir soruydu.
Flop da benzer bir soruyu soruşunun hemen ardından acımasızca öldürülmüştü. Elbette ki adamın sadece Subaru’ya merhamet göstermesi için hiçbir sebep yoktu. Subaru da aynı şekilde ölecekti. Katledilecekti.
Ne geri çekilecek ne de sürünerek uzaklaşacak güce sahipti. An itibarıyla gözlerini adamdan ayıramıyordu.
Ona bakmak tüm benliğini dehşetle doldursa bile aynı derecede dehşet verici olması nedeniyle gözlerini kaçıramıyordu.
Subaru: “Neden… neden!”
Yalnızca bildiklerini tekrar edebilen bir aptal gibi çaresizce bağırıp duruyordu.
Adamsa onun bağrışını duymasına rağmen karşılık vermiyordu. Yüzünü gizli tutan adam, baltasını ağır ağır kaldırdı ve oturmakta olan Subaru’nun kafasının hemen üzerine geçti.
Ve sonra da——
Subaru: “NEDEN!?”
???: “——Sana hiçbir şey söylemeyeceğim. Tekrar kaçacak olursan sorun çıkmaz mı?”
Subaru kanayan bir kalple bağırırken adam nihayet bir yanıt verdi.
Ve adamın sadece bariz gerçeği dile getirirmiş gibi gelen ses tonunu işiten Subaru’nun nefesi kesildi.
O sesi bir yerlerde duyduğu bir sesle bağdaştırmaya teşebbüs ederken de,
Subaru: “Bh,”
Balta onun bunu yapabileceğinden büyük bir hızla savruldu, Subaru’nun kafatasını tek darbede parçaladı.
Küçük, kuvvetli bir ses yükseldi.
İşte böyle.

#Çok iyi bir bölümdü. Yani yaşananlar dehşet vericiydi tabii de bayağı heyecanlı ve sürükleyiciydi. Adam avcı olabilir mi diye düşünmüştük ama baltayla gelişi ve ‘tekrar kaçarsan’ deyişi aklıma ikinci bir isim getirdi açıkçası. Bakalım tahmin ettiğim gibi miymiş ve bu işin altından nasıl kalkacakmışız, bir sonraki bölümde görüşmek üzere!



Psikopatmısın ____ niye ölmedin sen…
Zaten yazarın böyle bir karakteri ölsün diye yazmamıştırda yinede ölseydi d.
Bizim kılıç ustası vs atar sanıyodum ki cacık oldu ya adam.