※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Clumsy
Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Subaru: “——Ee, bu “Yaşam Kaynağı Ritüeli” de neyin nesi?”
Abel: “Gurur ve bağlılığa büyük değer biçen Shudraq Halkına ait, göz ardı edilmesi kesinlikle mümkün olmayan bir gelenek. Daha fazlasını onlardan dinleyeceğiz. Daha önemlisi…”
Gözlerini Subaru’ya diken Abel, sorusuna kabaca bir yanıt vermekle yetindi.
Shudraq kızı da Abel’in önceki mesajını reise, Mizelda’ya iletmek için yola çıkarak Subaru’yla Abel’i ardında bıraktı.
Yani özel bir sohbete ayırabilecekleri zaman sınırlıydı.
Abel: “Bir anlatsana, ormanın dışındaki kampta esir alınmıştın, değil mi? Sana nasıl davrandılar?”
Subaru: “…Omzum ve sırtımdaki yaraları onlara borçluyum. Ayrıca bana tuhaf işler de yaptırdılar.”
Kesin konuşmak gerekirse o tuhaf işler ve tacizler farklı döngülerde gerçekleşmişti ama Subaru, Abel’in göz korkutucu baskısı karşısında hepsini ağzından kaçırıvermişti.
Bunu işiten Abel ise gözlerini kısıp Subaru’nun sol eline bakarak,
Abel: “Parmaklarınla ilgili meseleye değinmediğine göre onun sebebi farklı olmalı diye düşünüyorum. Peşinde olduğun kadının işi herhâlde.”
Subaru: “Ahh… Bunun konumuzla ne alakası var ki!?”
Abel: “Senin parmaklarını kıran bir kadını arzulayacak kadar salak olduğunu kanıtlamakla alakası var.”
Abel’in sözlerinin Subaru’yla Rem’in ilişkisini doğru şekilde tarif ettiğini söylemek zordu. Fakat Subaru’nun onu düzeltecek ve detay verecek vakti de böyle bir yükümlülüğü de yoktu.
Ardından Abel, dikkatini Subaru’nun sol eli meselesinden farklı bir konuya verdi.
Abel: “Yani, “tuhaf işler” yaptım derken kampın içini gördüğünü ima ediyorsun. Düzenleri nasıl? Boş beynini yokla da hafızandan çıkar hadi.”
Subaru: “Bir sürü çadır vardı, kamptaki insan sayısına gelince… Hey, bu sorular neden?”
Abel: “Anlamıyor musun? Söylemeye gerek var mı ki, gördüğün insan sayısı…”
Abel, Subaru’ya birbiri ardına sorular sorup homurdanırken Subaru’nun kaşları çatıldı.
Ancak Abel, kafese ulaşan adım sesleri nedeniyle Subaru’nun sorusunu yanıtlayamadı.
O adım sesleri, kızın peşinden gelen Mizelda ve grubuna aitti.
Mizelda: “Utakata’dan her şeyi dinledim. İkinizin de Yaşam Kaynağı Ritüelini tamamlayacağını söyledi.”
Saçları kırmızıya boyanmış olan Mizelda, elini bacağına tutunmakta olan kızın—— Utakata’nın kafasının üzerine yerleştirdi. Sonra da Subaru ve Abel’e delici bakışlar attı.
Bakışları, Subaru’nun birer savaşçı olarak gururlarını çiğnediği zamana rakip olacak keskinlikteydi.
Mizelda: “Yaşam Kaynağı Ritüelini de hangi cehennemden öğrendin? Yalnızca biz Shudraqlar arasında aktarılan bir tören olması gerekiyordu.”
Abel: “Güldürme beni, genç Shudraq Reisi. Gerçekten bu çağda hâlâ geleneklerinizi hiç kimsenin bilmediğini mi düşünüyorsun? İki kişi, bir sırrın sızması için gereken yalnızca budur. Hepinizin bir olduğu şeklindeki hayallerinden vazgeç artık.”
Mizelda: “————”
Abel: “Kıymetli “Yaşam Kaynağı Ritüeliniz” de bir istisna değil. Hatta nasıl bir ritüel olduğunu da geçmişte neler yaşandığını da biliyorum.”
Abel’in yanıtı coşkuyla büyürken Mizelda’nın bakışları sertleşti.
Subaru, Abel’in bu kibirli sözcükleri karşısında yalnızca Mizelda’nın değil, geri kalan Shudraqların da ifadelerinin gerginleştiğini gördü. Ve sağlam bir şekilde yutkundu.
An itibarıyla dışarıda bırakılan ve Abel’in bahsettiği “Yaşam Kaynağı Ritüelinin” detaylarını bilmeyen tek kişi Subaru’ydu. Yine de ritüelin Mizelda ve diğerleri için önemli olduğunu ve Abel’in bu konudaki hislerini hafife almasını hoş karşılamayacağını anlayabiliyordu.
Ve bu nedenle daha fazla kafa karışıklığına yol açmamak adına “Umm!” diyerek araya girdi.
Subaru: “Tartışmanız hareketlenmeye başlarken araya girdiğim için üzgünüm ama bana bu “Yaşam Kaynağı Ritüelinden” birazcık bahsedebilir misiniz? Muhtemelen benimle alakası olmayan bir konu değil, haksız mıyım?”
Mizelda: “…Neden böyle düşünüyorsun?”
Subaru: “Ah, az önce bu maskeli herif tarafından tehdit edildim. Bana her şeyi feda etmek gibi bir şey yapıp yapamayacağımı sordu. Gerçi benim cevabım “Hayatta olmaz” şeklindeydi.”
Mizelda: “Öyleyse…”
Subaru: “Ortaya koyabileceğim tek şey kendi hayatım. Bu herif etkisini gözünde biraz fazla büyütüyor.”
Her şeyi feda etmek. Bu tür bir beyanda bulunma izni yalnızca çok güçlü kişilere verilmeliydi.
Maalesef Subaru ve Abel ikilisi Shudraq Halkı tarafından esir alınmış çaresiz insanlardı, dolayısıyla böyle görkemli bir seçim yapacak niteliğe sahip değillerdi.
Bu nedenle Subaru’nun bahse girebileceği şeyler, ellerinde sımsıkı tuttuğu kartlardan ibaretti. Ve an itibarıyla tek kartı “Natsuki Subaru” idi.
Subaru: “Ama tam da Abel’in söylediği gibi, dinlemezseniz işler bizim için zorlaşacak. Az önce söylediklerimin tekrarı olsa da aynı şeyleri kaç kez gerekirse gereksin söyleyip duracağım. En kötü ihtimalle beni serbest bırakmanıza ihtiyacım var ki bu sayede benim için kıymetli olanı koruyabileyim, aksi takdirde ne yapacağımı düşünürken aklımı yitireceğim.”
Mizelda: “…Anlıyorum. Yaşam Kaynağı Ritüelini gerçekleştirebilecek nitelikteymiş gibi görünüyorsun.”
Subaru konuşmalarını devam ettirme arzusuyla yalvarırken Mizelda, bu şekilde fısıldadı.
Subaru’nun gözleri irileşirken Abel, boğazından ufak bir ses çıkarttı. Bununla birlikte, reisin söylediklerini işiterek aşırı tepki veren biri oldu.
Yani Mizelda’yı çevreleyen grubun ortasında, onun hemen yanında duran, saçları maviye boyalı kadın.
???: “Kardeşim! Emin misin? Bu adamların söylediklerine inanman…”
Mizelda: “Onlara inanıyor değilim, Taritta. Yalnızca söylediklerini dikkate almayarak yazık edeceğimizi düşünüyorum.”
Taritta: “Kardeşim…”
Taritta adlı kadın, “Kardeşim” dediği Mizelda’nın yanıtını dinleyerek başını eğdi.
Aralarında kan bağı olan iki kardeşmiş gibi görünüyorlardı. Bu bağlantının belirtilişiyle Subaru, bilhassa gözleriyle verdikleri azılı izlenimle birbirlerine gerçekten benziyor olduklarını fark etti.
Ve kız kardeşinin söylediklerini inkâr eden Mizelda, bir kez daha Subaru’ya bakarak,
Mizelda: “Yaşam Kaynağı Ritüelini duydun. Bu, kadim zamanlardan bu yana aktarılan ve insanın kendisini kabileye kabullendirmek için gerçekleştirdiği bir ritüel. Buna yetişkinliğe geçiş ritüeli de denilebilir.”
Subaru: “Yetişkinliğe geçiş… ah, öyle bir şey yani. Ama biz aslında…”
Abel: “Shudraqların bir parçası değiliz. Bunu söylemene lüzum yok, herkes farkında. Aptalca saçmalıklarla vaktini harcama. Mühim olan, bu ritüelin esas doğası.”
Subaru, tamamlayan kişinin yetişkin muamelesi gördüğü ritüelle ilgili yeni bilgiler edinerek şaşkına dönmüş ve Abel’i çileden çıkartmıştı. Abel’in duygusuz sözleri karşısında yanakları kaskatı kesilse de maskeli adamın ne söylemek istediğini anlıyordu.
Yetişkinliğe geçiş ritüelinin esas doğası, grubun meydan okuyucuyu bir yetişkin olarak kabul etmesinde yatıyordu. Bu da demek oluyordu ki “Yaşam Kaynağı Ritüeli”——
Subaru: “Bir nevi yetişkinlik ayini… Shudraqların bizi denkleri olarak görüp dinlemelerini sağlama amaçlı…”
Abel: “Aynen öyle.”
Abel, Subaru’nun inancını onaylayıp kollarını kavuşturarak Mizelda’ya baktı. Onun bakışlarını karşılayan Mizelda’ysa çenesini içeri çekerek,
Mizelda: “Yaşam Kaynağı Ritüelini gerçekleştirecekseniz kendinizi hazırlamanız gerekir.”
Abel: “Peki ya meydan okuma geri çekilirse ne olacak? Bizi şu anda, burada serbest bırakacağınızı iddia edecek misiniz? Maalesef böylesine gerçek olamayacak kadar iyi bir şeyi umut edecek kadar cahil bir zihniyete sahip değilim. Bu benim için de geçerli, yanımdaki Natsuki Subaru için de.”
Subaru: “Ueh!?”
Mizelda ve Abel arasındaki tartışma ansızın alevlenirken Subaru, kendisinin de ayini tamamlamaya kararlı kişiler listesine sokulması karşısında şaşkına dönmüştü. Ancak Abel, onun ne düşündüğünü umursuyormuş gibi görünmüyordu.
Abel’in ani momentumuyla itilip kakılırken Mizelda’nın “Sen ne yapacaksın?” sorusuna yanıt olarak,
Subaru: “…Yapacağım. Başka bir yolu yoksa ritüeli gerçekleştireceğim ve söyleyeceklerimi dinlemenizi sağlayacağım. Ama ritüel birkaç gün sürecekse sorun olur…”
Mizelda: “Doğru söylüyorsun. Böyle olmasını biz de istemeyiz. Hâl böyleyse…”
Taritta: “Kardeşim, Elgina yeterli olmaz mı öyleyse?”
Subaru ritüeli gerçekleştirme konusunda kendisini gazlarken Taritta, düşüncelere dalmış olan Mizelda’ya faydalı bir öneride bulundu. Kardeşinin fikrini işiten Mizelda’ysa başını uzun uzun sallayarak,
Mizelda: “İyi fikir. Yaşam Kaynağı Ritüeli gerçekleştirildiğinde en büyük engel seçilecek.”
Subaru: “En büyük engel… O…”
Mizelda: “——Elgina.”
Subaru sesli bir şekilde mırıldanırken Mizelda bu kelimeyi tekrarladı.
Elgina kelimesinin bahsinin geçişiyle de omuzları sarsılan Utakata olduğu yerde küçüldü ve Shudraq kadınlarının etrafındaki atmosfer gerildi.
Ve savaşçı olmaktan duydukları gurur düşünülünce onların bu tepkisini görmek, Subaru’nun tedirginlik duymasına yetti de arttı.
Ancak——
Abel: “Sen ve ben bu işten geri dönemeyiz. Kararlılığını perçinledin mi?”
Subaru: “Bana hiçbir şey sormadan konuşmayı bu noktaya getirmene rağmen amma da kibirli davranıyorsun. Sırf sana borçluyum diye istediğini yapmakta biraz fazla aşırıya kaçmıyor musun?..”
Subaru’nun kendisine verdiği bıçak yüzünden Abel’e borçlu olduğu doğruydu ama kafesin içerisindeki etkileşimleri, bu nedenle beslediği tüm olumlu, sakin duyguları alıp götürmüştü. Gerçi elbette ki Abel’in kendisinin yaptığı hatayı telafi edip Shudraqların onları dinlemesi için bir şans yaratmasını da takdir ediyordu.
Subaru: “Bildiğim kadarıyla yüzlerini gizleyenler asla iyi çıkmazlar!”
Abel: “Ama yüzümü gizlememin bir sebebi var. ——Küstahlık ediyorsun, yine de bunu inkâr etmeyeceğim.”
Hikâyede yüzünü gizleyen bir karakter belirirse o ya da bu şekilde ana karakterle bağlantılı olma ihtimali yüksek olurdu. Bu durumda Subaru ana karakter konumunda olurken——
Subaru: “Babamdan zayıfsın, sesin de farklı. Zaten babamı bir başkasıyla karıştırmamın imkânı olamaz.”
Abel: “…Bir şeyler saçmalıyorsun herhâlde.”
Subaru: “Saçmalamıyorum, babamdan bahsediyorum. Dünyanın en can sıkıcı ama aynı zamanda en havalı insanıdır.”
Abel: “————”
Belki de konu Abel’in ilgisini çekmemiş olacaktı ki bakışlarındaki sıcaklık gözle görülür şekilde azalmıştı.
Aslında Subaru yalnızca İmparatorlukta bulunduğundan ve maskeli bir kişinin ortaya çıktığından bahsetmiş, durumunu uzun zaman önce uzayda geçen bir savaşı konu alan bir filmle karşılaştırmıştı. Muhtemelen Abel’i yüzünü saklayan bir yabancı olarak görebilirdi… yani bir ihtimal.
Bu sırada Mizelda, onun saçma sapan düşüncelerini görmezden gelip yoldaş Shudraqlara dönerek,
Mizelda: “Abel ve Natsuki Subaru, ikinizi de Elgina’ya götüreceğiz. Bizlere Yaşam Kaynağı Ritüelini takdire şayan şekilde tamamlayıp tamamlayamayacağınızı kanıtlayın!”
Bu açıklamayı yapışıyla birlikte kafesin kapısı açıldı ve Subaru’yla Abel dışarı çıkartıldı.
△▼△▼△▼△
Subaru ve Abel gözlerinde bağ veya ellerinde kelepçe olmaksızın kafesten çıkartılırken Shudraqlar etraflarını sararak onları köyün dışına doğru yürütmeye başlamıştı.
Subaru yoğun, sık ormanda karanlıkta el yordamıyla yürüyordu ve defalarca ayağı takılarak düşmenin eşiğine gelmişti. Ama her defasında etrafındaki Shudraqlardan biri tarafından kurtarılmıştı.
Subaru: “Oops, benim hatam. Yine bana yardım etmeniz gerekti…”
Sarışın Kadın: “Hiiiiç sorun değil~. Ben, güçlü bir kadınım, o yüzden hiiiiiç sıkıntı yok~.”
Diyen saçları sarıya boyanmış kız, tökezleyen Subaru’yu destekledi.
Kadının dolgun bir vücudu ve yumuşak hatları vardı. Pek çoğu sıkı ve kaslı vücutlara sahip olan Shudraqlar arasında nadir rastlanır bir tipti ama geçinmeyi çok kolay kılan bir havası vardı.
Sarışın Kadın: “Yaraların iyi durumda mı~? Tedavini yapan bendim~.”
Subaru: “Oh, bunu sana mı borçluyum? Ahh, evet iyiyim. Hâlâ birazcık, şey, yani epey acıyor, ama daha iyi.”
Sarışın Kadın: “Ahahaha, sen dürüst bir tipsin, değil mi~?”
Diyen kadın umursamaz bir tavırla güldü ve bu tavrının Subaru’ya da yardımı dokundu. Pratikte yaralarını da o tedavi ettiği için Subaru’ya iki açıdan yardımının dokunduğu söylenebilirdi.
Böylesine yüce gönüllü ve nazik bir kadının varlığı doğal olarak Subaru’yu rahatlatıyordu. Ama diğer elinde mütemadiyen taşıdığı etli kemik konusunda epey endişeleniyordu.
Sarışın Kadın: “Hı? Aç mısın~? Et ister misin~?”
Subaru: “Ah, yo, ben iyiyim. Aç değilim diyemem ama yemezsem daha iyi hareket ederim.”
Sarışın Kadın: “Ahaha, demek öyle~. Ayrıca karnın toksa ölürken de acı çekersin~.”
Subaru: “Haha…”
Elindeki eti kemirirken söyledikleriyle, nazik görünümüne rağmen tepeden tırnağa bir Shudraq olduğunu gösteriyordu.
Her hâlükârda Subaru ve Abel ikilisi, o Shudraq tarafından herhangi bir düşmanlık hissetmeden bir yerlere götürülüyordu.
Mizelda’nın baştaki tavırları da ortadaydı ama Subaru’yla Abel’in Yaşam Kaynağı Ritüelini gerçekleştirme kararlılığına erişmesiyle ilk müzakerelerdeki başarısızlığın etkilerinin geçersiz hâle geldiği anlaşılmıştı.
Başka bir deyişle, girecekleri sınavın sonucu ne olursa olsun kadınların gözlerindeki imajları başarıyla onarılmıştı.
Hâl böyleyse sonuç hoş olmasa bile yeniden müzakere masasına oturmaları mümkün olabilirdi.
Abel: “——Yüzünde elverişli bir şeyler düşünüyormuş gibi bir ifade var.”
Subaru: “…İnsanların yüzlerinin rengine ve bakışlarına bakarak aklından neler geçtiğini anlamaya çalışma. Senin böyle bir tip olduğun anlıyorum ama İmparatorluk halkının hepsi mi böyle?”
Abel: “Şaşkınlığının sebebini bilmiyorum. Beni kiminle kıyaslıyor olduğunla da ilgilenmiyorum. Yalnızca, İmparatorluk insanları, hayatta kalabilmek adına rakiplerini yakından gözlemlemeyi öğrenirler. Burası Krallıktan farklıdır.”
Subaru: “Rakiplerini yakından gözlemlemek, ha…”
Onunla birlikte götürülen Abel, Subaru’yu sözleriyle etkilemişti.
Bu yalnızca İmparatorluk halkının değil, olağanüstü askerî güce sahip olmayan birçok insanın bilmesi gereken bir dersti. Subaru da normal şartlar altında bile rakiplerini dikkatlice gözlemleyemedikçe başarı şansı elde edemezdi.
Bu, bundan böyle ayırdında olması gereken çetin mi çetin bir meseleydi.
Abel: “Bu arada, fırsatın varken kaçmayı düşünmüyor musun?”
Subaru bu düşüncelerle eğlenirken ansızın kulağında Abel’in yeni bir fısıltısını işitti.
Ve onun bu soğukkanlılığı karşısında şaşırarak gözlerini kıstı.
Subaru: “Böyle tuhaf sözlerle beni kışkırtmayı bırakır mısın lütfen! Bunu düşünmeden edemediğini biliyorum ama mümkün olmayan bir şeyden bahsediyorsun.”
Abel: “Oho, neden olmasın? Kafeste olduğun zamana kıyasla kaçma şansın daha yüksek. İyi bir fırsat yaratırsan Shudraq’ın görüş alanından sıvışabilirsin.”
Subaru: “Ehh, daha önce de asabım bozulunca aynı pervasızlıkla kaçmaya başlamıştım, ama…”
Abel’in sözleri gamsız bir suçluya ait gibiydi ve onları işiten Subaru bir kez daha çevresini inceledi.
Ormanın derinlikleri öylesine karanlıktı ki yalnızca birkaç metre ötesini görebiliyordu. Sonuç olarak Subaru’nun geri dönmesi gereken kampın yönü ve uzaklığı belirsizdi, yani kaçmasının bir anlamı olmazdı.
Üstüne üstlük etraftaki tüm Shudraqlar, iki eli de yaralı Subaru’nun hakkından gelmeye fazlasıyla kadirdi.
Sarışın Kadın: “——? Mesele nedir?”
Utakata: “Kesin Hol’a âşık olmuştur. Hol köyün en güzel kızı.”
Sarışın Kadın: “Vahaa~, Ben mi, bu çok utanç verici~”
Subaru’nun görüş alanına giren Utakata, yanındaki kadınla konuştu.
Kadınsa yüzü kızarmış şekilde başını sağa sola sallayarak inkâr etti. Acayip tatlı olsa da hiçbir açık vermiyordu. Yani Subaru kaçmaya kalkarsa onu anında yere indireceği kesindi.
Hepsinden öte——
Subaru: “Ben kaçarsam, senin başına tam olarak ne gelir?”
Abel: “——. Anlıyorum. Demek iş bu noktaya gelince bu tarz biri oluyorsun, ha? Mide bulandırıcı, aptal, özenti bir kahraman.”
Subaru: “Ve?”
Abel bakışlarını kaçırarak bu kelimeleri sıraladı.
Onun beyanından rahatsız olan Subaru’ysa maskeli adamın suratına bakarak çıkıştı. Fakat daha sözlerinin ardındaki gerçek anlamı sorgulama imkânı bulamadan, gözcülük yapmakta olan Mizelda’nın adımları duraksadı.
Mizelda: “Geldik.”
Subaru: “Geldik diyorsun ama ben hiçbir şey göremiyorum…”
Etrafı aydınlatmak için kaldıracak bir meşaleleri olsa bile en fazla birkaç metre menzili görmek mümkündü. Ve Subaru’ya kalırsa gözlerinin önünde uzanan orman manzarasında hiçbir değişiklik olmamıştı.
Burada ne haltlar dönüyordu——
Mizelda: “Git de kendin gör.”
Subaru: “Voa-aa!?”
Karanlığı görmeye çabalayan Subaru, öne doğru eğildi. O esnada arkasında bulunan Taritta tarafından itilince de bir iki adım attı ve ayakları havayla buluştu.
Bu, dayanağını yitirdiğinin, basacak bir yeri olmadığının kanıtıydı.
Subaru: “Bu his… Oh hayır, yine mi!?”
Subaru, topraktaki boşlukla—— Daha doğrusu dik yokuşla yüzleşirken hiç düşünmeden bağırdı. Ve ayaklarını eğime yerleştirdi, tökezleyip düşmemek için kaymaya başladı.
Dik yokuştan bu şekilde inip öyle ya da böyle dibe ulaşarak nefesini tutmayı başardı.
Subaru: “Ah, bu tehlikeliydi… Başıma bir iş gelmemiş olsa da ansızın bunu yapmak da nereden çıktı?!”
Abel: “Kımılda.”
Sırtında durmayı zar zor başaran birinin darbesini hisseden Subaru, sendeleyerek yokuşun sonuna doğru devrildi. Omzunun üzerinden sitemle baktığındaysa kendisine çarpan kişinin Abel olduğunu gördü.
O da tıpkı Subaru gibi yokuştan itilmiş olmalıydı.
Subaru: “Görünüşe bakılırsa bir çukurun dibinde gibiyiz ama… burası ritüelin gerçekleştiği yer mi?”
Abel: “Aynen öyle. Ee, peki şimdi ortaya çıkan ne olacak? Elgina demişlerdi herhâlde.”
Subaru: “Onun ne olduğuna dair herhangi bir fikrin var mı?”
Abel: ““El” iri anlamına geliyor ama… hmm.”
Subaru ve Abel düşürüldükleri çukurun dibinde konuşurken içeriye bir şey fırlatıldı. Ve bir kumaş öbeği, Abel’in ayaklarının dibine doğru yuvarlanarak hareketi kesti.
Ve o öbeğin içerisinde görünenler——
Abel: “Benim yüklerim ve senin çöplerin.”
Subaru: “Benimkiler de yük bir kere!”
Böylece Subaru ve Abel, fırlatılan ekipmanlarını toplamaya koyuldu.
İçlerinde Suçlu Kırbaç ve doğal olarak Subaru’nun omzuna saplanmış olan bıçak vardı. Abel’den aldığı bıçak dönüp dolaşıp yeniden ona dönmüştü.
Abel de kendine ait eşyaları, yani kılıcını ve pelerinini kaparak üzerine geçirdi.
Subaru: “Ama, bu da ne demek oluyor ki?..”
Utakata: “Uu da izliyor! İyi şanslar!”
Abel’in ardından yükselen tiz bir ses, ekipmanlarını toplamakta olan Subaru’nun sorusunu yanıtladı. Kafasını çeviren Subaru, Utakata’nın yokuşun üzerinden ellerini sallamakta olduğunu gördü. Anlaşılan ekipmanları fırlatan oydu.
Mizelda ve Taritta da onun bu yaptığına bir itirazda bulunmamıştı. Bu düzeyde bir yardım, ritüeli etkilemeyecekmiş gibi görünüyordu.
Ve aynı zamanda——
Sarışın Kadın: “Elinizden gelenin en iyisini yapmanızı istiyorum, tamam mı~!?”
Subaru: “Gerçekten mi?..”
Subaru, az önceki sarı saçlı kadının sakin bir ses ve umursamaz bir tavırla, kayıtsızca gülümseyerek çukurun girişini koca bir kayayla kapattığını gördü.
Yerdeki gümbürtüye bakılırsa hata payı yoktu, durum bundan farklı olamazdı.
İnanılmaz, insanüstü bir güçtü. ——O sağlam ama uydurma kafesin kimin elinden çıktığı anlaşılmıştı.
Girişin kapanışıyla birlikte Subaru’yla Abel, soldan sağa yirmi metre kadar, boş bir vadide mahsur kalmıştı.
Girişin karşısında, çiftin önünde bir karanlık uzanıyordu. O yöne doğru koştukları takdirde kaçabilirlermiş gibi görünüyordu ama böyle saf bir fikri akıllarından atmaları gerekirdi.
Abel: “Natsuki Subaru, ellerini ne kadar kullanabiliyorsun?”
Subaru: “Ha? Ellerimin durumu… göründüğü kadar kötü. Sağ elimi kaldıramıyorum, sol elimle de bir şeyleri kavramakta zorlanıyorum. Doğal olarak incelikli hareketler de yapamam… Voah!?”
Abel: “Bunu en iyi durumdaki parmağına tak. Vaktimiz yok.”
Diyen Abel, kendine ait bir yüzüğü Subaru’ya fırlattı. Subaru da evet veya hayır demeksizin yüzüğü aceleyle sol elinin orta parmağına taktı.
Yüzüğün üzerine siyah bir mücevher işlenmişti, bu da ona hem lüks bir hava hem de garip bir gözdağı hissi katıyordu.
Subaru: “Bu ne?”
Abel: “İçinde büyü mühürlü olan bir yüzük. Kullanmadan önce öp. Ateş saçıyor ama gücü sınırlı.”
Subaru: “Ha? Büyü mü? Öpücük mü? Neden bahse…”
Abel: “——İşte geliyor.”
Hızla sıralanan bilgilere ayak uyduramayan Subaru, kılıcını hazırlamış olan Abel tarafından azarlandı. Ve gayet kararlı görünen Abel’in haddini bildirişiyle alelacele kırbacını çekti.
Tam da ekipmanlarını hazırlama işi aşağı yukarı tamamlanmışken——
Subaru: “…Oi oi, benimle dalga geçiyor olmalısın.”
Abel’in yanında, sırtını çıkışı engelleyen yokuşa vermiş şekilde dikilen Subaru, karşısındaki manzaraya şok içerisinde bakakaldı.
Çünkü karanlıktan ağır ağır sürünerek yaklaşan figür, tam bir pul koleksiyonuydu. Tamamıyla yeşildi, ışıl ışıldı ve sular damlatıyordu ——Evet, o bir Yılan Cadı Canavarıydı.
Hem de Subaru’nun Buddheim Ormanında iki kez karşılaşmış olduğu Cadı Canavarıydı.
Subaru: “Yoksa, Elgina?..”
Yılan Cadı Canavarı: “——ϡϡ! ! “
Subaru, nefesini tutarak korkuyla bu soruyu sordu.
Yılan Cadı Canavarı koca ağzını açtı ve Subaru’yla hemfikirmiş gibi kuvvetle kükredi. Subaru’ysa o kükreyişin doğurduğu şiddetli rüzgâr karşısında donakaldı.
Elgina Yılan Cadı Canavarıydı ve Yaşam Kaynağı Ritüelini gerçekleştirmek demek, eldeki en zorlu mücadelenin üstesinden gelmek demekti.

Durum buysa Subaru ve Abel’in aşması gereken duvar——
Mizelda: “Şimdi savaşma zamanı. Birer savaşçı olduğunuzu gösterin. Shudraqların, avcıların gözleri sizin üzerinizde olacak.”
Subaru: “Daaah! Tabii ki böyle bir şey çıkacaktı!”
Mizelda’nın gürleyen sesi arenada yankılanırken diğer Shudraqların yüksek sesli tezahüratları da işitildi. Çevre kayalıklara yerleşmiş şekilde Subaru ve Abel’in Cadı Canavarıyla yapacağı mücadeleyi gözlüyorlardı.
Subaru’ysa sorgulayıcı bir şekilde onların neşeli ve cesaretlendirici bağırışlarını dinliyordu. Bu esnada Yılan Cadı Canavarı pozisyon alarak——
Abel: “——İşte geliyor, Natsuki Subaru!”
Subaru: “Görebiliyorum! Lanet olsun, son zamanlarda tek yaptığım şey sınanmak!”
Yılan Cadı Canavarı, Subaru’nun sızlanışlarını susturmak istercesine vahşice ileri atıldı. Ve böylece Yaşam Kaynağı Ritüeli başladı.
△▼△▼△▼△
——Buddheim Ormanında yaşayan Cadı Canavarı, Elgina.
Abel’in söylediği kadarıyla “El” / “İri” anlamına geliyordu. Dolayısıyla “Gina” da “Yılan” anlamına geliyor olmalıydı.
Ya da belki de Shudraq Halkı Cadı Canavarına eşsiz bir yöntemle isim vermişti.
Her hâlükârda bu iddiayı doğrulama ve kültürel antropoloji tarihine katkıda bulunma işini sonraya bırakmak gerekecekti.
Subaru: “Karşımdaki düşman daha önce geliyor!”
Yılan Cadı Canavarı ağzını açıp keskin dişlerini sergileyerek hücuma geçti. Vücudu en az on metre uzunluktaydı ve bir ormanda sallanan büyük, hisli bir ağacı andırıyordu.
Gövdesi bir kütük demeti kalınlığındaydı ve kuyruğu, tek bir sıyırışla bile ciddi yaralanmalara neden olabilecek güce sahipti.
Cadı Canavarları her daim rakiplerini fiziksellikleriyle öldürmeye çalışırdı.
Subaru: “Bea——”
——ko. Orada olmayan partnerine seslenen Subaru, dişlerini sıktı.
Subaru’nun beklenmedik bir durumla karşı karşıya kaldığında genellikle yaptığı şey, hiç düşünmeden güvenilir partneri Beatrice’in muhakeme ve uyum yeteneğiyle işin altından kalkmasına imkân tanımak oluyordu. En iyisinin bu olduğunda karar kılmıştı.
Ama mevcut durumdaki bu düşünce şekli, Subaru’nun uyum sağlama konusundaki eksikliğini ortaya koyuyordu——
Subaru: “Önceli…kle.”
Abel: “Ahmak! Aylaklık etme zamanı değil!”
Yaptığı gafın farkına varınca kaskatı kesilen Subaru’nun kafası, saçlarıyla birlikte kavrandı ve öfkeli bir bağırış yankılandı. Geriye doğru eğilip devrilen Subaru’ysa ciyaklayarak sürüklenmeye başlandı.
Ve Yılan Cadı Canavarının dişleri, tam da devrilen bedeninin kafasının üzerinde acımasızca kapandı. Yukarıdan yoğun bir ses geldi ve atmosferi kana susamışlığa boğdu. Aynı zamanda doğan duman ve rüzgârlar toprağı fena hâlde dağıttı.
Yılan Cadı Canavarı: “Oooooaaaa!——”
Şiddetli fırtınalar tarafından püskürtülen Subaru, buna karşı koyamayarak yerde yuvarlandı. Ama sonsuza dek yuvarlanmaya devam edemezdi. Yalnızca bir ahmak, canını o dişlerin arasından kurtardıktan hemen sonra yeniden kaybederdi.
Ayağa kalkmak için momentumdan faydalanan Subaru, Yılan Cadı Canavarıyla aralarına mesafe koymaya çalıştı.
Abel: “Bana kendimi tekrar ettirtme, ahmak. Nefesini tut.”
Subaru: “Ugoh.”
Subaru’nun kafası zorla aşağı itildi ve bedeni yere bastırıldı. Kafasını kaldırdığındaysa tozlarla kaplı Abel’in üzerlerini peleriniyle örttüğünü gördü.
Ancak pelerini o kadar da büyük değildi. İki kişiyi tam anlamıyla örtemeyecek kadar ufaktı ve an itibarıyla Abel, Subaru’nun sırtına binmiş durumdaydı.
Subaru: “Sen, ne, ne yapıy… Oh doğru ya, Görünmezlik Pelerini!”
Abel: “Doğru. Nefesimizi tutarsak bizi anında bulamaz… Yine de şansımız yaver gitmeyecek. Yaşam Kaynağı Ritüeli güç testi dışında bir şey olsaydı şansımız olabilirdi.”
Yakın çevrede Yılan Cadı Canavarına dair bir iz arayan Abel’in gözleri öfke ve hüsran karışımını taşıyordu.
Abel’in aklından geçenleri işiten Subaru’ysa acı da olsa ne düşündüğünü anlayabiliyordu.
Yaşam Kaynağı Ritüelinin içeriği her denemede farklılaşıyormuş gibi görünüyordu.
Bir Cadı Canavarıyla savaşmayı içermeyen sınavlar da olmalıydı. Ancak Subaru’yla Abel’in savaşçı olarak statülerini kanıtlamaları için ortaya atılan yol, Yılan Cadı Canavarıyla savaşmaktı.
Subaru: “İki elim de yaralı ve Abel’in kılıç ustalığı ikinci sınıf… Ne boktan bir duruma düştük.”
Abel: “Kılıç ustalığıma ikinci sınıf mı dedin sen? Şu anki hâline bakıyorum da o kolları beni aşağı çekmek için bile kullanamıyorsun.”
Subaru: “Sana karşılık verecek kadar iyi çalışan bir ağzım var ama… Oh evet, onu bunu bırak da…”
Yoğun dumanların arasında kalan Subaru, orta parmağındaki yüzüğü göstermek için sol elini kaldırdı.
Orada takılı yüzük, Abel tarafından fırlatılmıştı. Epey açıklama gerektiren bir yüzüktü. Öpülme zorunluluğu, ateş püskürtüşü gibi açıklanamaz gerçekler dışa vurulmuştu ama——
Subaru: “Bunu nasıl kullanacağım?”
Abel: “Daha önce söyledim ya. Mücevheri öp ve sahibi olduğunu göster. Gerisi büyü kullanımına benzer.”
Subaru: “Bu da ne demek oluyor! Romanlardan çıkmış bir silah gibi yüzük mü olur!..”
Yüzüğe yarı şüphe yarı inançla bakan Subaru, bu açıklama karşısında kaşlarını çattı. Onun tepkisini yok sayan Abel ise toz öbeğinin içerisinde Yılan Cadı Canavarına dair bir hareket aramaya odaklandı.
Kafeste kapana kısıldığı sırada rahat görünse de hakiki bir tehditle karşı karşıya kaldığında duyduğu gerginliği gizleyemiyordu. Derin bir nefes alıp kılıcını sımsıkı tutarak,
Abel: “Yakınına yaklaşsak bile pullarını aşıp aşamayacağımız meçhul. Pulsuz noktalarıysa… Gözleri ve ağzı. Eğer o noktaları veya pullarının ince olduğu yerleri bulamazsak saldırılarımız etkisiz olacaktır diye düşünüyorum.”
Subaru: “Bir fırsat yaratamazsak bu da imkânsız gibi bir şey. Eğer bunu bir şekilde başarabilirsek…”
Abel: “O fırsatı sen yaratacaksın. Neden birlikte hareket ediyoruz sanıyorsun?”
Subaru: “Ben dile getireyim diyordum ama yem olmamın söylenmesi cidden kafa karıştırıcıymış!..”
Böyle söylese de ikilinin ekipmanları ve fiziksel durumlarına bakınca gerçekçi bir şekilde kabullenilebilecek rollerin bunlardan ibaret olduğu ortadaydı.
Subaru destekte, Abel hücumda olacaktı. Subaru’nun aşina olduğu bir roldü, destek sağlama rolü daima Natsuki Subaru’ya düşerdi.
Abel: “Cadı Canavarı şu anda bizi gözden kaybetti. Ateşle dikkatini üzerine çek. Fırsatımız bu şekilde doğacak.”
Subaru: “Tamamdır, anladım——”
Mümkün olan en büyük ödülü almak için daha en başta kaynaklarınızı bu işe yatırmak, savaşın temel ilkesiydi.
Cadı Canavarının tesadüfen yarattığı duman örtüsünü kullanarak düşmanı yenmek adına çevre koşullarını lehlerine kullanacaklardı.
İşte Subaru, tam da bu düşüncenin sonuna ulaştığı anda bir terslik hissetti.
O terslik hissinin kaynağı da Cadı Canavarı Elgina’ydı.
Yani büyük bir yılan gibi görünen Cadı Canavarı. İri cüssesi anakonda ve benzerleriyle kıyaslanabilecek düzeydeydi. Fakat aktif olarak insanları avladığı için tehdit düzeyi anakondanın da üzerindeydi.
Ve yılana benzer bir canavarsa, yani biyolojik olarak da yılana benziyorsa——
Subaru: “——Ah.”
Korkudan tir tir titreyen Subaru, dudaklarını bilinçsizce yüzüğüne bastırdı. Sonra da yüzüğü kaldırarak Abel’in gözlediği toz bulutlarına doğru doğrulttu.
Abel’in eylemlerini sorgulamasına fırsat tanımadan önce ağzını açıp——
Subaru: “——Goa.”
Deyişinin hemen sonrasında da Subaru ve Abel’i hedefleyen Cadı Canavarı dumanların arasından fırladı. Ve burnunun hemen önünde bir alev patladı.
△▼△▼△▼△
——Yılanlar, ‘pit organı’ denilen, ısıyı algılamakta uzmanlaşmış bir organa sahip olurlardı.
Yoğun ormanlarda ve kaya yarıklarında yaşayan gece canavarları olarak avlarını karanlıkta takip etme yeteneğine ihtiyaç duyarlardı. İşte bu yüzden avlarını zifiri karanlıkta ısısını hissederek takip etmelerini ve yakalamalarını sağlayan, doğuştan gelen bir pit organı ile donatılmış olurlardı.
Bu ilke uygulamada termografi olarak bilinirdi. Ama yılanlar bu kabiliyetle doğardı ve bu sebeple karanlıkta gizlenmiş suikastçı lakabını kazanmışlardı.
Dolayısıyla bu devasa yılan da aynı pit organıyla donatılmıştı.
Abel: “——!!——”
Sürünerek yaklaşmış ama tam da saldırmaya teşebbüs ettiğinde bir karşı saldırıyla engellenmişti. Burnu bir ısı patlamasıyla yandığındaysa boynunu yukarı kaldırdı ve Abel bu fırsatı anında değerlendirdi.
Kılıç ustalığı, hiçbir fırsatın kaçıp gitmesine izin vermeyecek cinstendi. Büyük bir güçle ittiği kılıcın keskin ucu devasa yılanın boynunun altına kaymaya hazırdı. Pullarıyla bağlantılı darbe, soğuk çeliğin tıslayışı—— Hepsi nafileydi.
Abel: “Gh!..”
Darbe saptırılırken Abel’in inlemesi işitildi.
Kılıcın ucu yılanın pulunu zar zor delmişti. Abel’in duruşu harika olmasa da omurgasını bütünüyle bu darbeye kattığı kesindi.
Yine de giriş yapmasına izin verilmemişti.
Subaru: “Bir kez daha!!”
Bir adım geri çekilirken Abel’e bakarak bir ateş topunun yılanın suratının yan tarafına gelmesi için bir kez daha saldırmaya kalktı.
Büyük yılan, yoğun orman kırmızıya bürünüp nemli havaları cızırdarken bile pek hasar almamış gibi görünüyordu. Uzun dilini yanık tarafı üzerinde gezdirip gözlerini Subaru’ya kaydırdı ve açık ağzından kuvvetli bir ses yükseldi.
Subaru: “Siktir——”
Mücadele başladı başlayalı en fazla otuz saniye geçmişti.
Ve Subaru yalnızca bu zaman diliminde, bu savaşı kazanma şansları olmadığına karar vermişti. Abel’in kılıcı yılanın pullarını delip geçememişti ve ne kadar incinse de Subaru’nun acınası, ucuz numaralarının bu savaşta yeri yoktu.
Sonuçta yılanın ezici şiddeti karşısında ayakta durmasını sağlayacak bir güç taşımıyordu. Bu onun daimî ve en kötü engeliydi.
Subaru: “Goa! Goa! Ve yeniden, Goa!!”
Subaru, elini kısaca sallayıp tam da devasa yılanın üzerine atıldığı saniyede gelişigüzel şekilde birden fazla büyü gönderdi.
Her atışta parıl parıl ışıklar filizlenirken yüzükten çıkan ateşler Cadı Canavarının yanından geçti, savaşın gerçekleştiği vadinin kayalıklarına çarptı ve Subaru’yla Abel’i geçici de olsa Cadı Canavarından ayırdı.
Subaru: “Oi, Mizelda-san! Bu iş-——”
‘Her geçen saniye daha da kötüye gidiyor’ demek istiyordu ama sözlerini yuttu.
Zorlu mücadeleleri esnasında onları koruyor olması gereken Shudraqlar—— bunun yerine oklarını yaylarına yerleştirerek Subaru ve Abel’i hedef almıştı.
Subaru: “————”
Soğuk, sert bakışlarını avlarına dikmişlerdi.
Mizelda, Taritta, sarı saçlı kadın ve hatta Utakata; istisnasız her birinin gözleri Subaru’nun grubunun üzerindeydi.
Subaru: “——Oh.”
Abel: “Bir kere bu işe baş koyduk. “Yaşam Kaynağı Ritüelinden” kaçmanın bir yolu yok. Onu öldürmezsek bırak küçük arzunu gerçekleştirmeyi, canımızı bile kurtaramayacağız.”
Abel, Shudraqların soğuk bakışları altında kaskatı kesilen Subaru’yu bilgilendirdi.
Subaru bunu anlıyordu. Değerleri, ahlak anlayışları farklıydı. Volakiya’ya fırlatıldığı andan bu yana, bilhassa askerî kamptan buraya dek gerçekleştirdiği yürüyüş boyunca bunu hissetmişti. ——Shudraq Halkı, bir an yoldaşlarıyla şarkı söylerken hemen sonrasında birbirlerine bıçak çekebilecek tiplerdi.
Utakata’ya tek bir bakış atmak Subaru’ya her şeyi anlatmıştı. Bu, bu değerlerle yetiştirilmesinin sonucuydu. Yetiştikleri ortam farklıydı.
Bu değerlerin doğru mu yanlış mı olduğunu düşünmek veya sorgulamaksa anlamsızdı.
Şu anda etik konusunda tartışmanın ne yeri ne de zamanıydı.
Şu anda gerekli olan şey, Shudraqların kurallarına uymak, “Yaşam Kaynağı Ritüeline” katılmak ve kazanmaktı.
Abel: “Pullu postunu delemiyorum. Kalbini göğsünden çıkartıp almak mümkün değilse gözleri veya ağzı yoluyla beynini mi hedeflesem ki?”
Subaru: “Bu tüm canlılara mahsus bir şeydir, beyin zayıf noktadır ama… Altından kalkmak biraz fazla zor olabilir. Esas hedeflememiz gereken nokta pit organının hemen üzeri. Bizim zafer biletimiz bu.”
Abel: “——Hemen üzeri.”
Ölümcül bir darbeyle galip gelmek, aşılması gereken çok yüksek bir engeldi.
Öyleyse geriye bunun dışındaki yollarla zafer kazanmak kalıyordu. Yılanın yuvası burası olsaydı alçakça bir yöntem olsa da teslim olmaya zorlamak için yumurtalarını rehin alabilirlerdi. Ama elbette ki durum bu değildi.
Dolayısıyla geriye kalan tek şey, tüm Cadı Canavarlarının sahip olduğu tek zayıflıktan faydalanmaktı.
Subaru: “Boynuzunu kıracağız. Canavar, boynuzunu kıran kişiye itaat edecek. ——Tek yol bu.”
Abel: “Ve senin planın da——”
Subaru: “Daha önce de söylediğim gibi. Ben yem olacağım, sen de hücuma geçen taraf olacaksın, benim şüpheli kapüşonlu yabancım.”
Abel: “Pardon? Burada gördüğün şey kapüşonlu bir asaletten ibaret.”
Kısa etkileşimleri Abel’in alışıldık geri dönüşlerinden biriyle sonlanırken Subaru, derin bir nefes alıp verdi.
Amaçlar paylaşılmış, karar alınmıştı.
Arkalarında ve üzerlerinde olan Shudraqlar, donuk bakışlarla onları izliyordu. Âdeta sırtlarına hedef tahtaları çizilmiş olan ikili, savaşçı kararlılıklarının bir göstergesi olarak ayaklanıp ulu ormanı sahiplenen koca yılanla çarpışmaya geri döndü.
Bunu arzuladıkları veya bir savaşçının kararlılığı onlara uyduğu için değil, ne olursa olsun——
Subaru: “Gereken buysa, yapacağım şey de tam olarak budur.”
——Aklı İmparatorluk Ordusunun kampında bıraktığı Rem’e kayarken, ileriye yönelik adımlarını hızlandırdı.
Yılan Cadı Canavarı: “————ϡϡ!!”
Devasa yılansa koca çenesi açık hâlde dumanların arasından atıldı.
Subaru, sol kolunu öne doğru savurdu. Cadı Canavarının sarı gözleri bu hareketi yakaladı ve ağzını saniyesinde kapatarak yan tarafa döndü.
En düşük seviyedeki bu alevler kayda değer bir hasar vermezken Subaru, yılanı vurulmaya karşı isteksiz hâle getirmeyi başarmış gibi görünüyordu.
Bu da yılanı bekleyen felaketi kanıtlıyordu. Çünkü Subaru’nun yüzüğü o saniyede sol elinde değildi.
Subaru: “Sol elim yüzünün yan tarafına değil, tam üstüne nişan alıyor!”
Diye bağırırken sol elinden bir kırbacın ucu fırladı.
Clind’in öğretileri sayesinde kırbacını her iki eliyle de kolaylıkla kullanabilen Subaru, omuzlarından yukarısını zar zor kımıldatabildiği sağ kolunun aksine yalnızca iki parmağını destek yaparak kolayca tutabileceği sol kolunu kullanmayı seçmişti.
Kırbacın ucuysa yılanın pullarını değil, üzerindeki kalın dalları hedeflemişti. İşte bu şekilde kırbacını bir dala saran Subaru, havaya sıçradı.
Yılan Cadı Canavarı: “——ϡϡ!!”
Altındaki yılan da ağzı açılarak peşine düştü.
Subaru havadayken dizlerini bükmemiş olsaydı uyluklarının altında ne var ne yoksa şimdiye o koca yılanın çenesi tarafından parçalanmış olurdu.
Taritta: “——Çıh, kardeşim! O adam, kaçıyor!!”
Mizelda: “Hayır——”
Taritta Mizelda’ya bağırdı, sonra da oku kirişine yerleştirerek savaş alanı olarak belirlenen vadide yükselmekte olan Subaru’nun sırtını hedef aldı. Ancak Mizelda, elini üzerine koyarak yayı indirdi.
Ve Subaru’ya odaklı yeşil gözleri mücevherler misali ışıldayarak,
Mizelda: “Kaçmıyor, savaşıyor!!”
Subaru kırbacını kullanıp havada dönerken bu şekilde neşeyle bağırdı.
Bir eğlence parkı oyuncağına binmişçesine gökyüzünde daireler çizen Subaru, sağ elindeki yüzükle vadinin kenarlarını hedef aldı.
Subaru: “Gooooooooo!!——”
Bu bir büyüden ziyade savaş nidasıydı.
Bu sesin yükselişiyle de sağ elinden bir ateş yükseldi ve vadinin kenarları alevlere boğuldu—— Asmaların ve dalların hepsi alev alırken vadi âdeta cehennem ateşi denizine dönüştü.
Utakata: “Ukyaaa!?——”
Sarışın Kadın: “Vavavava! Utakata, baksana~!”
Taritta: “Aaaah, kardeşim! Kardeşim! Yapmalı mıyım! Yapmalı mıyım!?”
Vadinin yanışını izleyen Shudraq Halkı paniklemeye başlıyordu.
Utakata ve sarı saçlı Shudraq birbirine sarılırken Taritta, Subaru’ya ok atma izni almakta ısrarcı oluyordu. Fakat gözleri heyecanla ışıldayan Mizelda, onu fark etmiyordu.
Yalnızca gözleri Subaru’ya dikili şekilde yumruğunu savuruyordu.
Mizelda: “Harika! Mükemmel! İşler heyecanlı bir hâl alıyor!”
Mizelda ve Subaru: “AAAAaaAaaAaaa!!——”
Mizelda’nın tezahüratları ve Subaru’nun nefesi tükenene dek devam eden haykırışı üst üste binmişti.
Bu sırada yüzüğün ışığı söndü ama son bir feryatla birlikte bir ateş topu fırlayıp kayalıklara doğru atıldı, kayaların kaymasına yol açarak devasa yılanı düşmekte olan parçalardan kaçınmak için durmaya zorladı.
Bununla birlikte——
Yılan Cadı Canavarı: “————”
Ağır ağır geri çekilen yılan, etrafının kapandığını ve kaçacak yerinin olmadığını anladı.
Ateş devrilen ağaçların üzerine sıçrıyor, vadi parıldayan alevlerle aydınlanıyor, öyle ki meşale ışıkları gereksiz görülüyordu.
Bundan da öte, harikulade bir şekilde yayılmış olan alevler nedeniyle——
Abel: “Belki de ısıyı algılamasını sağlayan bir tekniğe sahiptir. ——Ama artık etkili olmayacak.”
Devasa yılan, “Görünmezlik” pelerini altında gizlenen ve üzerine atılan Abel’in izini kaybetmişti.
Yılan Cadı Canavarı: “————ϡϡ!!”
Tehlikeli bir varlığı sezen yılan, etrafını dikkatle izliyordu. Ancak kafasının üzerinde bedeninden miasma yayılan Subaru bulunuyor ve ısıyı algılama yeteneği alevler tarafından etkisiz hâle getirildiği için Abel’in bedenini algılayamıyordu.
Cadı Canavarının yapabileceği tek şey, alevlerin daha güçsüz olduğu yola yönelmekti.
Ve o yol da Subaru’nun alevleri bilerek yayarak yarattığı sahte bir kaçış yoluydu——
Abel: “Haaaa!!——”
Abel ansızın kayalıklardan atlayarak kaçmaya çalışan yılanın kafasına saldırdı.
Kılıcı sallanırken bir yay çizdi ve gümüşi bir ışıltı yılanın kafasına, boğumlu boynuzunun bulunduğu noktaya doğru yol aldı. Sonra da onu tek, temiz bir kesikle ikiye ayırmaya yetecek bir güçle çapraz olarak boynuzun merkezine giriş yaptı——
Yılan Cadı Canavarı: “————ϡϡ!!”
Yılanın boynuzunun kesilmek üzere olduğu doğruydu, bu da yılanın benlik duygusunu kaybetmesi nedeniyle savaşın sonuna yaklaştığını gösterirdi.
Dev yılan kükreyip son bir çaresizlik eylemiyle kafasını bükerek kılıç darbesinden kaçınmaya çalıştı. Ve sonucunda bu nafile mücadele, nafile olmaya devam etti. Böyle çaresizce hareketler etkili olmazdı.
——Tabii tek bir savaşçının saldırısı olsaydı, şansı olabilirdi.
Abel: “Gh!——”
Yılanın kafasını büküşüyle darbesi boşa çıkan Abel’in saldırısı boynuzun ortasında sonlandı. Ve saldırısını devam ettirecek ekstra gücü kollarına verme fırsatı bulamadan savrulan bir kuyruk, bedeniyle buluştu.
Bu darbeyle savrulan Abel’ın narin gövdesi yana doğru fırladı. Yanmakta olan vadide yuvarlandı, düşüşünü hafifletmeyi başaramayarak ağzından kanlar saçıla saçıla öksürdü.
Abel: “Kfuh…kh, ne kadar da dikkatsizim!.. Sanırım aptalla olduğu gibi olmayacak…”
Bu sırada yılan, yüzünü elleri ve ayakları üzerinde oturup kan saçmakta olan Abel’e döndürdü.
Büyük bir fırsat, işleri tersine çevirmek için ömürlük bir şans yakaladığını anlayan yılan, gözlerinde kötücül ışıltılarla Abel’e doğru sürünmeye başladı. Az önce kuyruk saldırısı yemiş olan Abel ise ne ayağa kalkabiliyordu ne de “Görünmezlik” gücüyle saklanacak vakte sahipti.
Ağzını olabildiğince açan yılan, onu bütün olarak yutma arzusuyla Abel’e atılmaktaydı.
Buna tanık olan Subaru’nun düşünmeye ayıracak vakti yoktu.
Subaru: “Ben… Ölümden Döne——”
Bunu sesli olarak dile getirmeyeli epey olmuş gibi geliyordu.
Ancak Pleiades Gözcü Kulesi içerisindeki Ölü Kitabında kendi adımlarını takip ettiği için Cadı Canavarlarını kendine çekmeye çalışma deneyimleri daha dün yaşanmışçasına tazeydi.
İşte bu yüzden, o anda böyle fevri bir karar almıştı.
Subaru: “Gih, gah!——”
Dünyadaki renkler solarken tüm sesler kayboldu ve Subaru hava akışını hissedemez hâle gelirken onu karşılayan şey, o durağan dünyaya akan kara bir gölge oldu.
Subaru’nun Sınavlarla uğraştığı, Shaula’yı yitirdiği ve daha nice şeyle uğraştığı zamanki o muazzam gölge kitlesinin tıpatıp aynısıydı——
???: “——Seni seviyorum.”
Subaru: “…Hııı, bunu defalarca duymaktan usandım artık.”
Gölgeye bu kısacık cümleyle karşılık verdi.
Hemen sonrasında da bir avuç, ona doğru kayarak kalbini yakaladı. Kontrol edilemez bir acı tarafından tüketiliyor, parmak uçlarından başlamak üzere tüm bedeni toza dönüyormuş gibi geliyordu. Görüşünün kırmızıya bürünmesinden ziyade gözbebekleri patlıyormuş hissi veren bir güç, onu yerle bir ediyordu.
Asla alışamayacağı bir acı ve ne zaman biteceğini öngöremediği bir bağlılık ve umutsuzluktu.
Fakat tüm bunlar en nihayetinde geri çekildiğinde——
Subaru: “Gözler… benim… üzerimde!!——”
Yılan Cadı Canavarı: “————ϡϡ!!”
Renk, ses, koku ve hissiyatın dünyaya geri dönüşüyle birlikte Subaru’dan kuvvetli bir ses yükseldi.
Subaru’nun yeniden ortaya çıkmasıyla birlikte yılan, artan miasma miktarını tespit ederek kendi etrafında döndü. Ve onu saniyesinde öldürebilecek olmasına rağmen önündeki çelimsiz, maskeli adamla yüzleşmek yerine koku ve enerji dolu hâlde kafasının üzerinde duran Subaru’yla yüzleşti.
Subaru: “Her şey sana bağlı!——”
Subaru, kendisine dönen yılanla göz göze geldiği saniyede sağ elindeki yüzüğü dudaklarına götürdü.
Ve kırbacını ansızın bırakışıyla bedeni bir parabol çizer hâlde devasa yılanın üzerine alçaldı. ——Kafasına ulaşabilmesi için yılanın kendisine dönmesi ve onunla yüzleşmesi gerekiyordu.
Ölümden Dönüş itirafı bu yüzdendi. Tabii Abel’in ölmesine izin vermeme isteğinin de azıcık payı vardı.
Derken——
Subaru: “Aaaaaaaahhhh!!——”
Ayağını yılanın üst çenesine yerleştiren Subaru, kaba bir şekilde düşüyormuş gibi görünse de öne doğru zıpladı.
Kılıcın ucunun yarı yarıya saplandığı beyaz boynuz gözlerinin önündeydi. Son bir itiş sonrası boynuzu kesebileceği düşüncesiyle kılıcın kabzasına bakabilmek için bedenini döndürdü ve sağ yumruğunu tüm gücüyle ona geçirdi.
Tabii ki tek bir yumrukla koca boynuzu kesebileceğini düşünmüyordu.
Ancak saldırısı basit bir yumruk savuruşundan ibaret değildi. ——Büyülü taşın ve yüklü büyünün eşlik ettiği harap edici bir darbeydi.
Subaru: “————”
Yüzüğün içine gömülü olan mücevher, kılıcın kabzasıyla birleştiği anda çatladı ve ateş kırmızısı ışıkları etrafa saçıldı.
Bir an sonra da sızan o ışıklar kabarıp Subaru’nun sağ koluyla patlamanın merkezindeki boynuz arasında patladı ve Subaru’nun görüşündeki her şey, kulaklarındaki seslerle birlikte kayboldu.
Subaru: “Hh,”
Subaru yere düşerken kendi etrafında döndü ve iki üç kez yuvarlandı.
Tüm vücudu yoğun bir güçle yere çarpsa da aldığı hasarın ayırdına varamadı. Bedeninin sağ yarısı alev almışçasına kavurucu bir ısıdaydı ve fiziksel durumunu bile algılayamıyordu.
Subaru: “————”
Sırt üstü yatarken vücudu kasılmaya başladı ve ağzının kenarından sarımsı mide sıvıları damlarken yerin gümbürdediğini hissetti.
Ölüm döşeğine geldiği, tüm vücudu görmezden gelinmesi imkânsız, kritik yaralarla kaplı olduğu için o sesin kaynağının kafasını yitirmiş hâlde yanına yığılan devasa yılan olduğunu fark etmedi.
Bununla birlikte——
???: “——Natsuki Subaru! Hey, Natsuki Subaru! Ayağa kalk! Hadi, ayağa kalk!”
Bilincine kopmak üzere olan son bir iplikle zar zor tutunuyor olsa da biri ona doğru koşup seslenerek bedenini sarstı.
O kişinin bedeninin neresini tuttuğunu bilemese de bir o yana bir bu yana sallanıp sarsılıyordu. Kavurucu ısı kötüye gidiyor ve suratındaki her delikten sıvılar dökülürken güçsüz sesler çıkarıyordu.
Artık hiçbir şeyi işleyemiyordu.
O kişinin bilincini kaybetmesine izin vermesini istiyordu. Acı, ısı, yakıcı bir susuzluk ve ıstırap, bu dünyada var olan ve kulağa olumsuz gelen her kelime kafasının içerisinde dönüp duruyordu——
???: “Ayağa kalkıp ilan etmen gereken bir şey yok mu!? O kadın… Rem denen o kadın ne olacak!?”
Subaru: “——ah,”
???: “Kendi ağzınla söylemelisin! Senin arzuların benim tarafımdan dile getirilemez!”
Güçlü, tutkulu bir yakarış kulaklarına doldu ve Subaru’nun bedeni oturur pozisyona geçmeye zorlandı. Kafasının mı ayaklarının mı tepede olduğunu dahi algılayamayacak bir durumda olsa da destekleniyordu.
Bedenini kaldıramıyordu. Belki de sadece üst bedeni tutuluyordu.
???: “Dinleyin, Shudraq Halkı! Tam da tanık olduğunuz gibi! Birer savaşçı olduğumuzu kanıtlayan Yaşam Kaynağı Ritüelini tamamladık! Yani silah arkadaşlarımız olarak yapmanız gereken bir şey yok mu?”
????: “——Evet, Ben, Shudraq Reisi Mizelda, çabalarınıza kendi gözlerimle tanık oldum. Sevgili savaşçı, bizlerin yoldaşı! Ne arzuluyorsun? Bizden ne yapmamızı isteyeceksin?”
Yanından ve tepesinden sesler yükseliyor, kafasının içerisinde yankılanıyordu.
Beyni koruma kaynağını yitirmiş de tüm sesler doğruca kafasının içerisinde dolanıyormuş gibiydi. O sözlerin anlamını algılayamasa da omzu sarsılıyor, kafası ileri geri sallanıyor ve ruhu hareketleniyordu.
???: “Cevap ver bana, Natsuki Subaru. Arzunu dile getir. Neyin var neyin yoksa sık ve çıkar ortaya.”
Subaru: “——h,”
???: “O kapalı gözkapaklarının ardında ne dilediğini hayal et. Arzularını açığa çıkarmayana hiçbir şey bahşedilemez. ——Tembel domuza yiyecek verilmez!”
Düşün ve kapalı gözkapaklarının ardında ne dilediğini hayal et.
Evet, gümüş saçlı bir kızı görebiliyordu. Krem rengi saçlı bir kızı, pembe saçlı bir kızı, gri saçlı bir genci ve altın saçlı bir oğlanı. Pek çok yüz, başkalarına ait pek çok yüz görebiliyordu ve-
——Mavi saçlı bir kızın da aralarında durduğunu görmekten mutluluk duyuyordu.
Subaru: “R…em’i…”
???: “Evet, ne diyorsun!?”
Subaru: “Kurtarmak…”
???: “————”
Yavaş yavaş soyulduğunu hisseden Subaru, dudaklarından bu kelimeleri dökmeyi başardı. Bunu yaptığı anda da omzunu, yani büyük olasılıkla omzu olan yeri tutan elin ardındaki güç yoğunlaştı.
Ve sonra da sesin sahibi hafifçe bir baş sallayışıyla, “Anlıyorum” dedi.
???: “Onu duydunuz, Shudraq Halkı. Yeni yoldaşımızın arzusu bu. Bu arzuyu kendi hayatıyla kumar oynayarak geçerli kılmış olmalı. Arzuladığı şeyi… Eğer bu eylemini gördüyseniz!..”
????: “Daha fazlasını söylemeye lüzum yok. ——Biz asalete de cesarete de sahibiz.”
Subaru: “————”
Gücünü kaybeden Subaru’nun bedeni gevşedi ve bilinci uzaklaşıp silinmeye başladı.
Daha önce onu zorla uyanık tutmaya çalışan ses ikinci kez şansını denemedi. Ve Subaru’nun bilinci ağır ağır, adım adım, parça parça silinirken——
???: “——Sen görevini yerine getirdin. Kadın bize emanet.”
Son saniyede, anlamını çözemese de güvenilir bir ses işitti. O sesi işitmiş gibi geldi.
İşitmiş gibi geldi.
#Uzun ve heyecan dolu bir bölümdü. Subaru-Abel ikilisi gerçekten iyi bir iş birliğiyle işin üstesinden geldi. Subaru kıvrak zekâsını ve cesaretini bir kez daha konuşturdu. Ama sonunda aldığı darbelerle tüm yaptıkları boşa mı gidecek, yoksa bir şekilde kurtarılacak mı sorusunun cevabını almak içinse bir sonraki bölümde görüşmek üzere!


