Sezon 4'ü izleme etkinlikleri ve çeviri yayımlamamızı takip etmek için discord.gg/rezeroturkce davetiyle Discord sunucumuza katılabilirsiniz.
Ana Sayfa / Ana Hikâye/ Kısım VI, Bölüm 50 – “——Sana, Katiyen Değersiz Taklide” 

Kısım VI, Bölüm 50 – “——Sana, Katiyen Değersiz Taklide” 

21 Mayıs 2026 112 Okunma 32 dk okuma

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Çevirmen: Clumsy

Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Ram’ın soğuk sesini işiten Subaru, kalbinin kelimenin tam anlamıyla donduğunu hissetti.

Subaru: “————”

Odanın girişine dönüp bakıldığında, Ram’ın hâlâ alev alev yanan açık pembe gözlerini dumura uğramış Subaru’ya dikmiş şekilde girişte dikildiği görülüyordu.

Subaru, daha önce Ram’la yalnızca birkaç kez iletişime geçmiş olsa da duygularının yüzünden böylesine okunmasının çok nadir rastlanır bir şey olduğunu düşünüyordu—— şu andaysa bu izlenime rahatlıkla ihanet eden bir coşkunluk içerisindeydi.

Subaru: “Nhh, ah…”

Ram: “Ne diye bu kadar telaşlandın? Ram sana bir soru sordu. Şimdi cevap verme sırası sende, Barusu… Yo, sırası değil, görevi.”

Subaru: “B-Ben… yalnızca…”

Ram: “Yalnızca ne?”

Kendisini açıklamaya çalışan Subaru’nun başı hızla dönmeye başlamıştı.

Bir şekilde dilini hareket ettirmeyi, durgun zihninin verdiği ağır, kekeleme dolu yanıta lanetler okumayı başarmıştı; bu durumu tatlı dille, ikna edici şeyler söyleyerek idare etmeliydi.

Fakat bu beklenmedik hengâmenin ortasına atılmanın yanı sıra, bundan önce gerçekleşen şeyi—— yani Meili’nin cesedinin nasıl ortadan kaybolduğunu bile idrak edememişti.

Bu işten sıyrılmasını sağlayacak kelimeleri bile hazırlayamamış, gözlerinin önünde gerçekleşen şeyi idrak edebilecek hâle bile gelememişti.

Subaru’nun tek yapabildiği, uygunsuz bir şey söylememek için elinden gelenin en iyisini yaparak ağzını tuhaf bir şekilde açıp kapamaktı.

Ve bu tavrı, şüpheli davranışlarını herhangi bir kelimenin yapabileceğinden çok daha yüksek sesle destekliyordu.

Subaru: “————”

Ram, Subaru’nun sessizliği karşısında gözlerini kısmıştı. O gözlerde var olan ve Subaru’nun çoktan mutlak sıfıra ulaştığını düşündüğü soğukluk, giderek daha da yoğunlaşıyordu. Subaru, insanın kemiklerini donduran keskin bir kar fırtınasının saldırısına uğramış gibi hissediyordu.

Dizlerinin titreyişine çaresizce mâni olmaya çalışırkense artık çok geç olmasına rağmen yavaş yavaş anlamaya başlıyordu.

——Oyuna mı getirilmişti?

Meili’nin cesedinin bulunamayışı da akşam yemeğindeki toplantı da blöftü.

Cesedi bulamadıklarını söyledikleri vakit Subaru, suçlanma ihtimalinden kurtulduğu için rahatlamıştı.

Boş yere çaresizce arayıp durmuş ama doğru düzgün gizlenmemiş olmasına rağmen küçük kızın cesedini bulamamışlardı. Bu anormal şartlarda bile kötü şansı galip gelen Subaru, işine gelen gerçeği kabullenmiş ve kendisini ilgilendiren her türlü yorucu şüpheyi kafasından atmıştı.

İşte tüm bunlar da iş üstünde yakalanmasıyla sonuçlanmıştı.

Subaru bunu çeşitli televizyon şovlarında da defalarca görmemiş miydi?

Mükemmel planını titizlikle yürürlüğe koyan katil, final sahnesinde suç mahalline geri döner ve orayı yakından izlemekte olan polis ve dedektiflere yakalanırdı. Böylece kendisini dumanı üstünde bir silahmışçasına sergileyerek suç işlediğini açığa vururdu. Ah, Subaru bir zamanlar tüm bunları ne kadar da komik bulurdu…

Zihninin bir köşesinden bu düşünceler geçiyordu. Gizem türünün erbabı olan herkes, son anda ortaya çıkan beyinsiz suçlunun katıksız aptallığını aklına not ederdi.

Subaru da tamı tamına böyle hareket etmişti—— ya da daha da kötüsü, iş üzerinde yakalanmanın şokuyla son derece içler acısı bir manzara çizmişti.

Ram: “——Sahtekâr.”

Ram’ın bu sessiz mırıltısı, kendi absürt hareketleri yüzünden sarsılmış Subaru’ya ulaştı.

Ve Subaru’nun kırılgan kalbi, o tek kelimeyle bir havan topu saldırısına uğramışçasına un ufak olup göğsüne battı. O kelimeyi işittiği saniyede yüzü çarşaf gibi beyazladı, dudakları titremeye başladı. Ram ise iç çekti. 

Ram: “Demek kendini savunmak için söyleyecek hiçbir şeyin yok. Apaçık ortada olan kötü oyunculuğunun ne kadar farkındasın merak ediyorum doğrusu. Onun kılığına girerken yeterince iyi hazırlanmamışsın. Tembelliğin de bir sınırı vardır, sence de öyle değil mi?”

Sesindeki küçümsemeyi gizlemeyen Ram, Subaru’ya ondan şüphelenme sebeplerini anlatmaya başlamıştı.

Sahtekârlığını, kötü oyunculuğunu ve “Natsuki Subaru’yu” yeterince anlayamamış olmasını tek tek yüzüne vurmuştu. Subaru ne diyeceğini bilememekle kalmıyor, kalbi paramparça olacakmış ve her çarpışında kanı canını yakıyormuş gibi hissediyordu.

Hatta alt dudağını ısırmış ve keskin bir acıyla birlikte kanlar akmaya başlamıştı.

Bir sahtekâr sahtekâr sahtekâr sahtekâr sahtekâr sahtekâr sahtekâr sahtekâr sahtekâr sahtekâr——

“Natsuki Subaru’nun” yetersiz bir taklidi. Bir sahtekâr——.

Bu düşünce yoğun, siyah, vıcık vıcık bir çamur gibi midesine oturmuştu.

Onu baştan ayağa kaplayan mide bulandırıcı bir çamur, dizlerinin titremesine sebep olan bir ağırlıktı. O titremenin yerine gözlerinin tutuşmuş derinliklerinde, karanlık duygularının fitilinin üzerinde dans eden alev harlanıyordu.

O aleve kin, düşmanlık, kötü niyet—— hatta öldürme arzusu bile denilebilirdi.

Ram: “Böylesine anormal tavırları fark etmemek imkânsızdı, eh, tabii hiçbir fikri olmayanlar hariç. Yani Julius, Anastasia-sama… şey, Echidna.”

Subaru: “…Söyleyecek epey şeyin varmış sahiden. Ben de burada sabırla, tek kelime etmeden seni dinliyorum.”

Ram: “————”

Subaru: “Sahtekâr mı?! Bana kalırsa asılsız suçlamalarla çizgiyi aşıyorsun. Ne saçmalıyorsun sen!?”

Ram: “Asılsız suçlamalar, ha?”

Ram’ın keskin sesi alçalmaya başlarken Subaru, onun kederini hissetmesine rağmen kendisini savunmaya çalıştı.

Elbette Ram’ın değindiği noktalar tamamıyla doğruydu. Subaru, onun tarafından sert bir biçimde “Değersiz Taklit” olarak tanımlanmaktan hoşlanmasa da kendisi ve “Natsuki Subaru” arasında sahiden de yeri doldurulamayan bir boşluk mevcuttu.

Ancak Ram, bunu fark etmiş olamazdı. Eğer fark edecek olursa, Subaru’nun kendisini bu durumdan kurtarması imkânsız hâle gelirdi.

Ve o noktada, yolun yarısında duramazdı——

Subaru: “Asılsız suçlama üzerine asılsız suçlama. Ama benim kulağım bu sözlere tıkalı, anlarsın ya, hiçbirini duyamıyorum.”

Omuz silken ve yanakları asabiyetle biçimsizleşen Subaru, gözlerini Ram’a dikmiş şekilde böyle söyledi.

Ve o apaçık yalan bu dünyanın tek gerçeğiymişçesine tam da o saniyede karşılığını verdi. Öyle ki kendisi bile bu yalana kanabilirdi.

Subaru: “Gecenin bir yarısı neden ortalıkta dolandığıma gelince… yalnızca birazcık bacaklarımı esnetmek ve kimseler yokken düşünmek istemiştim. Kız kardeşini… Rem’i ve Patrasche’yi uyurken rahatsız etmeyeceğim bir yere gitmek istemiştim…”

Ram: “——Hiç kimse… Gerçekten hiç kimse hiçbir şey görmedi mi zannediyorsun?”

Ram, hızla bahanelerini sıralayan Subaru’ya sessizce bu soruyu yöneltti.

Kısa ve öz ama bir o kadar da çarpıcı olan bu cümle, Subaru’nun kalbinin derinlerine saplanmaya yönelikti.

Subaru: “————”

Onun sorgulayışını dinlerken nefesini tutan Subaru, beynini zorlayarak bu sözlerin ardındaki gerçek anlamı çözmeye çalıştı.

Gör, görmek, görmemiş, hiç kimse görmemişti, onu görmüş olamazlardı.

——Ram’ın kullandığı kelimeye, “görmeye” takılmıştı. Bununla neyi kastetmişti?

Meili’nin cesedini mi? Yoksa Meili cesede dönüşmeden önce olanları mı? Yoksa Subaru’nun Meili’nin cesedini saklama çalışmalarını mı? Ya da belki de——

Ram: “Hiç… planın hiç kimsenin hiçbir şey görmemesi olsa bile yer ejderi senin tuhaf davranışlarını özenle ‘gözlüyordu’. Bu sayede Ram da seni aynı şekilde gözleyebildi.”

Parmağını dudaklarına götüren Ram, tam önünde durduğu Subaru’ya bu kaba jesti gerçekleştirerek kasıtlı olarak gerginlik yarattı.

Subaru: “…Ağzından ne haltlar dökülüyor senin?!”

Bu tavrın ardındaki anlamı çözemeyen Subaru, hayretler içerisinde ağzından bu kelimeleri kaçırdı. Bununla birlikte, söz konusu jestle ilgili oldukça taze bir anısı vardı. Ruh Odasından çıkmadan önce Patrasche’ye yaptığı hareketin tıpatıp aynısıydı. Fakat böyle bir yerde nasıl olup da karşısına çıktığını anlamasına bir ömür yetmezdi——

Ram: “Onun hakkında daha çok çalışmalıydın, seni ‘Değersiz Taklit’——”

Subaru’ya bunun son uyarı olduğunu düşündüren şey, o iki kelimenin taşıdığı mutlak hayal kırıklığıydı.

Subaru: “————”

Ram o ana dek inanılmaz soğuk ve duygusuz davranmasına rağmen konuşmayı arzuladığını anlatan bir duruş sergilemişken artık, Subaru’yla karşılıklı konuşma arzusunu her geçen saniye daha da yitirir hâle gelmişti.

Kızın gözlerindeki bakışı gören Subaru’ysa o saniyede tüm mazeretlerinin anlamsız olduğunu fark etmişti. 

Yani Ram, Subaru nasıl bir mazeret üretirse üretsin duymazdan gelecekti.

Bu sonuca varmışken Subaru’nun bu işten kaba kuvvet kullanarak kurtulmaktan başka şansı yoktu. 

——İşte o saniyede, kafasının içerisinde Ram’ı nasıl öldüreceğini değerlendirmeye başladı.

Subaru: “————”

Onu ne şekilde öldürsem diye düşünüyordu. Bu konuda çekinceli davranmanın anlamı kalmamıştı.

Zaten çoktan bir kişiyi öldürmüştü. Bir veya iki pek fark etmezdi. Bir süre önceBen, çok sayıda insanın canını alma konusunda epey tecrübe edinmiştim.

Yani bundan böyle Ölü Kitabı planını yürürlüğe koymanın önünde hiçbir engel yoktu.

Meili:——Amaa~, o Onee-san…

Subaru’nun içerisindeki sayısız seçenek, gürültülü bir şekilde un ufak oluyordu. Yalnızca tehlikeli düşünceleriyle baş başa kalmanın eşiğine geldiğindeyse o ana dek sessizliğini korumuş olan küçük kızın gölgesi devreye girdi.

İçindeki o gölgenin varlığı görünmez olmasına rağmen öylesine güçlüydü ki âdeta nefes alıp verişini hissedebiliyordu. Arkasından Subaru’nun bedenini kucaklıyor, hafifçe kulağına fısıldıyor, onu baştan çıkartıyordu.

Ve o tatlı mı tatlı baştan çıkarışların konusuysa——  

Meili:——Kötü bir durumda olduğu kesin, ha~ksız mıyım? Ağırlık merkezi sol tarafına doğru kaymış, dengesi bo~zuk.

Bu tatlı fısıltıların Subaru’ya anlattığı şey, hem hayranlık hem de dehşet uyandıran kızın zayıf yönleriydi—— iş o noktaya gelince, onu nasıl öldüreceğiyle ilgili talimatlar vermeye başlamıştı.

Ondan küçüktü, güçsüzdü ve öldürme konusunda daha tecrübesizdi.

Onunsiyahlar içerisindeki suikastçıyla geçirdiği onca vakitten sonra bu kadını öldürmek çocuk oyuncağı olacaktı.

Meili:Onu sol yanına doğru devir ve kafasını duvara çarp. Bu işi~ni görecektir.

Subaru ve Ram arasındaki kuvvet farkı hesaba katılarak verilen bu tavsiyelerin kaynağı “Oydu”.

Ve yalnızca bu tavsiyelerin uygulanmasıyla kızın kafatası dağılacak, duvarda kan kırmızı çiçekler açacaktı.

Bu tatlı, genç kızın pembe saçlarıyla harikulade bir uyum sağlayan çiçekler——

Subaru: “——Hık!”

Bu düşüncelerle, hiçbir işaret ve hiçbir bariz açıklık olmadan rakibiyle yüzleşen Subaru, öne çıkıp saldırmaya hazırlandı.

Ve gölgeden bir alkış alarak, zerre kadar tereddüt etmeden hafiften gergin olan Ram’ın bedenine doğru ilerledi. Sağ tarafına doğru.

Kızın bedenini o noktadan duvara doğru fırlatacaktı ve sonra da——

Ram: “Söyleyecek bir şey bulamayınca şiddete başvuruyorsun, ha. Ne kadar da barbarca ve sıkıcı bir sonuç.”

İşte tam da bu saldırı ve savunma anında, Subaru’nun kolu henüz hedefine ulaşmamışken Ram, dudaklarını aralayarak bu kelimeleri kullandı.

Ve göz göze gelmeleriyle birlikte Ram’ın soğuk gözlerini gören Subaru’nun nefesi kesildi.

Ram: “——Gerçekten zavallı, kırılgan ve çelimsiz Ram’ın böylesine barbar bir adama tek başına meydan okuyacağını mı sandın?”

Ram’ın sözleri, alaydansa acımayı andırıyordu. Subaru, bu sözler esnasında genç kızın sesine karışan çatırtıları işitmişti.

Evet, hayal değildi. Atmosferdeki nemin hızla donuşuyla etrafındaki hava, gazdan katıya çevrilmeye zorlanıyordu.

Subaru: “N…e? Hık.”

Duyduğu o çatırtı, hemen dibinde yükselen buz kütlesine basan ayaklarından kaynaklanıyordu; hareket etmesi engellenmiş ve canı yanmıştı.

Subaru: “B-Buz mu?!. “

Sert ve soğuk darbenin etkisiyle geri seken Subaru, gözlerine inanmakta zorlanıyordu.

Fakat dönüşüm bununla sınırlı kalmamıştı. Buz kütleleri yalnızca ayaklarının olduğu noktadan değil, dört bir yanından yükseliyordu—— onu çevreliyor, buzdan bir kafes şekli alıyorlardı.

Subaru: “Benimle kafa mı buluyorsunuz… Hık. Ne bu, büyü mü?!”

Kaşla göz arasında buzdan kafesin şekillenmeyi tamamlayışıyla Subaru, tam anlamıyla mahsur kalmıştı.

Buzdan parmaklıkları tutup şiddetle sallayarak o hapishaneden kaçmaya çalışıyordu; fakat çabaları yalnızca buzun kuvveti karşısında şaşkına dönmesiyle sonuçlanıyordu. Parmaklıklar bir milim olsun kımıldamıyordu. Onları tüm gücüyle tekmelese ve yumruklasa bile aşamayacak olmasına bir türlü inanamıyordu.

İşte Subaru bu şekilde o buz kafesine hapsolmuşken——

???: “——Ram bu konuda yanılıyor olsaydı her şey çok daha iyi olurdu…”

Hüzünlü ametist gözleriyle Subaru’ya bakan Emilia, Ram’ın arkasından çıkarak kendisini gösterdi.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Yaşananlar pek de şaşırtıcı değildi; Subaru, kendisini kafeslenmiş bir maymun misali aptala dönmüş bir hâlde bulmuştu.

Subaru: “————”

Ram ve Emilia onu dizginlemek için bir araya gelmişti; o kadarı barizdi.

Subaru’nun aksine onların iş birliği yapma imkânı vardı. Subaru’ysa başından beri bu mekânda tek başına mücadele vermek zorunda bırakılmıştı.

Muhtemelen tek başına tehlikeli bir kişiyle yüzleşmek onlar için asla bir seçenek olmamıştı.

Nihayetinde Subaru’yu yol üzerindeki her adımında avuçlarında oynattıkları kesindi.

Ram: “Bu sahnede benim de yüzeysel görünmem gerekti ama ağzımı senin kadar cüretkâr şekilde açmadığıma çok eminim. Bir aktör olarak söyleyebilirim ki senin performansın bırak ikinci sınıfı, üçüncü sınıfın bile altındaydı.”

Ağzından bu sözler dökülen Ram, kollarını önünde kavuşturmuş şekilde kafesin içerisinde oturmakta olan Subaru’ya bakıyordu.

Onu izleyen Subaru’nun fark ettiği şeyse kızın odaya giriş yaptığı andan bu yana tek bir adım olsun atmadığıydı. Daha da kötüsü, duruşunu bile değiştirmemişti.

İşte Ram ve Subaru, yani iki oyuncu arasındaki fark buydu.

Ram: “Bu oyunculuğunla ancak fena hâlde ihmalkâr birini oyuna getirebilirdin. Bir de buradaki herkes arasında zihinsel olarak en dayanıklı kişinin kim olduğu hesaba katılınca geriye düşünülecek hiçbir şey kalmıyor.”

Emilia: “Bu konuşma tarzıyla… beni övüyor olmuyor musun? Teşekkür ederim.”

Ram: “…Rica ederim.”

Belli belirsiz bir acıyla tepki veren Ram’ın yanındaki Emilia’nın öne attığı adımla gümüş saçlar uçuştu.

Ram’ın sözlerinden de anlaşıldığı üzere bu buz kafesi Emilia’nın elinden çıkmaydı—— başka bir deyişle, Emilia’nın kullanabildiği büyü cinsinin bu olduğu sonucuna varılabilirdi.

Subaru’nun böyle bir durumda sıkışıp kalmamış olsaydı sahibinin güzel ve gizemli yüzüne son derece yakışan bu göz kamaştırıcı buz büyüsünden etkileneceği kesindi.

Bununla birlikte buzdan kafese atılmış bir mahkûma dönüştüğünü gördükten ve o kafesin gücüne tanık olduktan sonra Emilia’yla arasındaki güç farkını ve kendisinin onun ne denli altında olduğunu anlayabilmişti.

Dolayısıyla Ölü Kitabı planını uygulamaya koymak için hazırladığı sıralama büyük ölçüde değişmişti. Ama bundan önce——

Emilia: “——Subaru, bu defa ne yapmaya çalışıyordun? Odada dinleniyor olman gerekmiyor muydu?”

Subaru: “Ben…”

Endişeli görünen Emilia, Subaru’ya bu saatte burada ne yapıyor olduğunu sordu.

Gözlerinde ciddi bir endişe ifadesi taşıyordu fakat mevcut durum göz önüne alınınca varılabilecek tek sonuç, yalın bir dürüstlükle aptallık arasında bir yerde olduğuydu. Hepsi de onun bu yolu seçmiş olma sebebi konusunda yanılıyordu.

Bu konuda Subaru’nun bile söz hakkı vardı.

Bu hâle gelmesinin ardında bir sebep olduğu da kesindi. Fakat bunu onlara anlatmanın havayı tutmaya çalışmaktan farkı yoktu; Subaru’nun sözlerine kim inanırdı ki!

Ram: “Emilia-sama, ona bu soruyu sormanın bir anlamı yok. Sorularını dürüstçe yanıtlayacağından şüpheliyim. Bu meseleyi o gerçekten Barusu’ymuş gibi halletmek konusunda da şüphelerim var.”

Emilia: “Ama Subaru hâlâ Subaru! Ram, bunu anlıyor olmalısın, haksız mıyım?”

Ram: “Bir taklitçinin yalnızca hedefine benzer bir görünüş taşımaktan ibaret olduğunu unutmamalısınız… Ram’ın değerlendirmesi bu şekilde.”

Bu cümleler, Subaru’nun kendisi hakkındaki düşüncelerine yakın bir çizgideydi; Ram, bu şekilde Emilia’yı paylamıştı.

Büyük ihtimalle Subaru’dan şüphelenen ve gece vakti yapacakları konusunda ona göz kulak olmayı öneren kişi Ram’dı. Emilia’ysa acil bir durum ihtimaline karşı koruma olarak hazır bulunmuş olmalıydı.

Başka bir deyişle, “Natsuki Subaru’nun” aslında Subaru olmadığı Ram tarafından çoktan fark edilmişti.

Ve sonra da geriye yalnızca hem bu gerçeği hem de ona eşlik eden sıkıntıları teyit etmek için gerekli adımları atmak kalmıştı.

Ram: “Emilia-sama sayesinde zarar görmeden yakalandın. Acaba birazcık acı, seni duymak istediklerimizi anlatmaya razı eder miydi?”

Subaru: “Acı mı… işkenceyi mi kastediyorsun? Bu yalnızca aşırı sadistçe olmakla kalmıyor, aynı zamanda böyle şeyler yapmanın dikkatli düşünmeyi gerektirdiğine dair ünlü bir deyiş de yok muydu!!”

Ram: “Ben gereken neyse onu yapacağım. Ayrıca gerçekten başkalarına acı çektirmekten hoşlanıyor değilim—— ama bu benim uzmanlık alanım.”

Subaru’yu alanı 2 metrekare bile olmayan bir kafeste tutan Ram’ın yumuşak davranacağı yoktu.

Parmakları ne kadar solgun ve narin görünürse görünsün Subaru, onun “Acı çektirmek benim uzmanlık alanım” şeklindeki mütevazı iddiasını korkutucu bir şekilde inandırıcı buluyordu.

Böyle hiçbir şey yapmadan devam ederse ve bir karşı saldırı gerçekleştirme fırsatı doğmazsa bu iş, Ram tarafından sırları sert bir şekilde sorgulanan Subaru’nun acınası davranışlarını anlamsızca itiraf etmesiyle sonuçlanacaktı.

Emilia: “——Bekle. Ona zarar veremezsin. Bunu yapmana izin vermem.”

Ancak Ram’ı ekstrem yollara başvurmadan önce durduran, Subaru’yu buz kafesine hapseden kişinin ta kendisi, yani Emilia oldu. Ve sırtını Subaru’nun içerisinde bulunduğu kafese vererek doğruca Ram’la yüzleşti.

Ram: “…Emilia-sama, Ram’ı desteklemiyor muydun?”

Emilia: “Onu sorgulama fikrine onay verdim, çünkü ben de Subaru’nun tuhaf davrandığını hissettim. Fakat burada kalmaya karar verme sebebim… bunun yaşanabileceğini düşünmemdi.”

Ram: “Böyle bir şeyin yaşanmasını istemediğim için Beatrice’ten Julius ve diğerlerine eşlik etmesini istemiştim. Ama Emilia-sama’nın bu denli… itaatsiz olacağını düşünmemiştim. Çok safmışım.”

Fikir ayrılıklarından duyduğu rahatsızlığı gizlemeyen Ram, Emilia’nın arkasında gizlenmekte olan Subaru’yu işaret etti. Ve ikiliye, “Ortada bir sorun yok mu yani?” şeklinde iğneleyici sözlerle hitap etti.

Ram: “Orijinal Barusu’nun bariz şekilde sahip olduğu konularda büyük eksiklikleri var. Su Geçidi Şehri… Pristella hakkında konuştuklarınızı duymuştum. Orada şekil değiştiren bir Günah Başpiskoposuna rastlamışsınız sanırım.”

Emilia: “…Evet. Buraya gelmemizin diğer bir sebebi de o Günah Başpiskoposunun farklı formlara soktuğu insanları eski hâllerine döndürmekti.”

Ram: “Öyleyse o Günah Başpiskoposunun aramızdan birine dönüşmüş olma ihtimali nedir?”

Emilia: “————”

Ram: “O bir Günah Başpiskoposu olsa bile, görünüşünü özgürce değiştirebildiği sürece yalnızca dış görünüşe göre hareket edemeyiz. Ama o kişinin normal davranışları, konuşmaya çalışırken hissettirdikleri, tüm bunlar farklıysa…”

Ram, Emilia’nın duygu odaklı itirazına duyduğu öfkeyi bastırarak mantıklı bir şekilde bu karşılığı verdi.

Söyledikleri Subaru’ya yönelik çıkarımlar ve asılsız suçlamalardan ibaret olsa da inkâr edilebilecek bir dayanakları yoktu.

Ve en az bunun kadar önemli bir diğer şey de Subaru’nun—— Yo, Benim, bu meseleyi reddetmek istememdi.

Subaru: “——Hık.”

Bir geçmişe dönüş, bembeyaz anılar…

O anılar Natsuki Subaru’ya ait değildi, Ölü Kitabında görülen anıların ufak bir kesitiydi. Yani Benim”, “Bendeniz olduğum zamana ait anılardı.

——Eğitim.Banayaptıkları şeye verdikleri isim buydu.

İçime pek çok kez dehşet kazınmış olsa da başıma gelen en korkunç şey, bedenimin sayılamayacak çokluktaKurbağayadönüştürülüşüydü.

Bilincim, yalnızca tek bir bedende var olmasına rağmen sonsuz parçaya ayrılmış hâlde gönlünce daldan dala atlıyor, canı nereye isterse oraya koşturuyordu.

Orijinal benliğime geri dönemeyecek olma düşüncesiyle dehşete düşerkenOrijinal benliğimiçoktan unutmuş olduğumu fark etmiştim. Canlı bir varlık olarak varoluş sebebim böylesine paramparça edilirken ben, normale döndüğüm anda kalbimin en derinlerindenAnneyeminnettar olmuştum.

Ve aynı zamanda, ona hangi şartlar altında olursa olsun asla karşı çıkmamam gerektiği fikri ruhuma kazınmıştı.

Subaru: “——Uh.”

Bu dehşeti doğrudan, neredeyse bizzat yaşamışçasına hisseden Subaru’nun gözleri kararıyordu.

Kişinin görünüşü, kimliği ve benlik hissiyle doğrudan bağlantılı bir şeydi. Ve onu bir anlık hevesle kurcalayıp değiştirme işi yalnızca küfür olarak tanımlanabilirdi.

Bundan daha mide bulandırıcı bir eylem——

Emilia: “Bu kadarı çok fazla, sana hiç yakışmıyor Ram! Böyle şeyler söylüyor, beni susturmaya çalışıyorsun!”

Ram: “Peki ortada hiçbir şey yok diyebilir miyiz gerçekten? Arkamızdaki adam daha önce…”

Emilia ve Ram bu şekilde tartışmayı sürdürürken Subaru bir başına ıstırap içerisinde boğuluyor, midesinin çalkalandığını hissediyordu.

Bununla birlikte Ram’ın iddiasının bir “probatio diabolica” olduğu açığa çıkmıştı. Yani bir kanıtın varlığıyla doğruluğu ispatlanabilirken yokluğuyla yalanlanamayacak bir iddiaydı.

Bu Natsuki Subaru, onların istediği “Natsuki Subaru” değildi.

Şekil değiştirme gücü gibi bir şeylerin bu teoriyi açıklamaya yardımı dokunuyordu. Olayı basitleştiriyordu—— ve aynı zamanda şu anki Subaru için her zerresiyle katlanılmaz bir durumdu.

Tüm bu düşmanlığın içerisinde olma hissiyatı kaldıramayacağı kadar ağırdı ve Subaru, acı içerisinde kıvranıyordu.

Ram: “Ağzındaki baklayı çıkartmasını sağlamak zorundayım, hem de hemen! Bunu yapmalıyım ki Meili’nin ve gerçek Barusu’nun nerede olduğunu öğrenebileyim.”

Subaru: “——Ah?”

Ram’dan gelen bu şikâyet, sürpriz bir saldırı etkisiyle Subaru’nun bilincinde bardağı taşıran son damla etkisi yarattı.

Durduk yere çıkagelen, gerçekten beklenmedik bir yorum olmuştu.

Subaru: “————”

Kafasını kaldıran Subaru’nun bakışları, atışmalarına devam eden Emilia ve Ram ikilisi arasında gidip geldi. Arkası dönük olduğu için Emilia’nın taşıdığı hisleri çözemiyordu; bununla birlikte Ram’ın suratı bariz şekilde görünürdü.

Öfkeyle yanıp tutuşan gözlerinde, Subaru’yu burada tuzağa düşürürken kullandığı numaralardan eser kalmamıştı. Yani hiç değilse az önceki sözlerinde samimi olmalıydı.

Başka bir deyişle, Ram ve diğerleri Meili’nin cesedini bulmamıştı.

Ram yalnızca Subaru’yu tam da burada pusuya düşürmeye hazır hâlde beklemiş ve Subaru da onu gerçekten “Natsuki Subaru” olduğuna ikna edemeyecek kadar şüpheli davranışlar sergilemişti. Hepsi buydu.

Kafası karışık Ram’ın sorgulamalarının kaynağını anlayabiliyordu. Ama aynı zamanda anlayamıyordu da.

Peki Meili’nin cesedini taşıyan Ram veya Emilia değilse kimdi?

Bu ne Subaru’nun ne de Ram ile diğerlerinin işiyse karşısındaki ikili farklı bir amaçla hareket ediyor demekti——

Emilia: “Gerçek veya sahte, hangisi olursa olsun bu şekilde karar veremezsin! Yani, şu anda burada olan Subaru…”

Subaru: “——Ben… hafızamı kaybettim!!”

Ram: “Ha?..”

Buz kafesinin parmaklıklarına tutunan Subaru’nun feryadı, ikilinin tartışmasını yarıda kesti.

Ve o feryadı işiten Ram, kafası karışmış, afallamış bir görünüme büründü. Bu beklenmedik saldırı açısı zihnini bomboş kılmıştı.

Eğer bu, mantığında bir boşluk yaratma ve kafasını dağıtma amaçlı bir plansa başarılı olmuştu. Bununla birlikte çok fazla amaç taşıyan bu feryat, Subaru’nun gerçeklerinin feryadıydı.

Ram: “——Çıh”

O feryadın neden şu anda ağzından kaçtığına gelince, bu konuda Subaru’nun bile hiçbir fikri yoktu.

Bu döngüsünde hafızasını kaybettiği gerçeğini gizlemiş ve eski “Natsuki Subaru’yu” taklit etmeye çalışmıştı. Bu sayede de canından olmamıştı.  

Ama gerçek şu ki hafıza kaybını gizlemiş olması geri kalan her şeyi karmaşıklaştırmıştı.

Eee peki şimdi, bu büyük ifşanın ardından neler yaşanacaktı?

Ram: “Bunca zaman sonra hâlâ böyle şakalar mı yapıyorsun?!.”

Esasında Ram’ın ifadesi, durgunlaşan düşünceleri yeniden faaliyete geçer geçmez öfkeye bürünmüştü.

Muhtemelen Subaru’nun çaresizce feryadının yine çaresizce bir yalan olduğunu—— saçmalıktan öte olmadığını düşünüyordu.

Emilia: “Ram! Subaru’nun ağzından çıkanı dinlesene! Sonuç olarak ortada bir sebep varmış işte!”

Ram: “Sen ciddi misin, Emilia-sama?! İnanılır gibi değil!..”

Kollarını iki yana açarak Ram’ın önüne geçen Emilia, Subaru’nun sözlerini toparlamaya çalışıyordu. O da Subaru’nun yalnızca bu absürt bahaneyi kullanma fırsatını değerlendirdiğini düşünseydi Subaru, konuşmaya devam etme çabalarına bir son verebilirdi.

Fakat bu bahaneyi tamamıyla reddetmek isteyen Ram’ın karşısına dikilen Emilia, onunla kararlılıkla yüzleşmeyi sürdürüyordu.

Emilia: “Ona inanmaya değer! Bugüne dek hep öyle yapmadık mı!?”

Ram: “——Çıh.”

Emilia’nın ricasıyla birlikte Ram’ın yanakları hafifçe katılaştı.

Bir an için açık pembe gözlerinden bir şüphe belirtisi gelip geçti ve iyi çalışan beyninde çeşitli düşünceler dönüyor gibi göründü. Sonra da sımsıkı kapalı dudaklarını aralamaya başladı ve-

Emilia: “Ram, Subaru’yu dinleyelim ve…”

Ram: “——Peki ya Rem ne olacak?”

Emilia: “——Ah”

İşte o saniyede Ram’ın gözü yaşlı, minyon bedeni olduğu yerde dönerek Emilia’ya doğru sıçradı.

O anda geri çekilmeye karar veren Emilia ise kendisini Ram’ı tutmaya hazırladı. Fakat yaklaşmakta olan Ram’ın daha hızlı hareket ettiği açığa çıktı ve Emilia’nın sol eli, Ram’ın sağ eli tarafından yakalandı.

Ram: “Şu anda önüme çıkma!”

Emilia: “Kyaa!”

Cümlesini kurarken harikulade ayak hareketleri ve defansif hamleler sergileyerek bileğiyle omuzlarını minimum şekilde kımıldatan Ram, Emilia’nın bedenini maksimum bir etkinlikle birlikte kenara savurdu.

Ve öylece uçurulan Emilia’nın bedeni yavaşça yana doğru takla attı. Dünyasındaki ani değişim karşısında şaşkına dönen Emilia’ysa içerisinde bulunduğu durumu hızla kavrayarak uzun bacaklarını altındaki zemine doğru sallamaya çalıştı.

Emilia: “——Hık.”

Ancak tam da indiği noktada Ram’ın fırlatmış olduğu ayakkabılarından biri yatıyordu ve Emilia, ona takılıp dengesini yitirerek dört uzvunun üzerine iniş yaptı.

Bu yakın dövüşte Emilia, Ram’ın tekniği karşısında mağlup olurken Ram, kendisini yaratmış olduğu boşluğa kaydırdı. Ve asasının ucunu buz kafesinin parmaklıkları arasına, korku içerisindeki Subaru’nun burnuna doğru uzatarak,  

Ram: “Cesaretin varsa tekrar et hadi.”

Subaru: “Şey… demek istediğim…”

Ram: “O suratla. Ve o sesle. Bir kez daha. Rem’i unutmuş olduğunu söyle bana…”

Çenesini sıkan ve azı dişlerini gıcırdatan Ram, titreyen asasının ucunda bir şeyler topluyor ve Subaru, bunun ne olduğunu biliyordu.

Gözle görünmeyen, muhtemelen mana denilen bir güç burnunun dibinde birikiyor fakat Subaru buna rağmen ağzından çıkacak kelimeleri seçemiyordu.

Ram’a ne söyleyeceğini bilemiyor, düşünemiyordu. Gözlerinin önündeki kıza, gözyaşlarına boğulmasına ramak kalmış o kıza hiçbir şey diyemiyordu.

Peki Natsuki Subaru değil de “Natsuki Subaru” olsaydı bunu başarabilir miydi?

Emilia: “Bunu yapamazsın, Ram! DUR!!”

Bu sırada yeni ayaklanmış olan Emilia, Ram’ı durdurmak için feryat etti.

Fakat zamanında yetişemedi.

Emilia: “————”

Beyaz bir ışık buz kafesinin parmaklıklarına doğru yanıp sönerek ilerlerken bir şok dalgası Subaru’yu tesiri altına aldı.

Ve bedeninin o şokla ardındaki parmaklıklara dek fırlayışıyla kafasının arkasını çarptı.

Subaru: “——Iğh.”

Başı şiddetle sarsılırken bilinci bulanık bir hâl aldı.

İşte böylece Natsuki Subaru’nun bilinci, daha kendisini açıklama fırsatı bulamadan yitip gitti.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Subaru: “——Ha?”

Belli belirsiz, güçsüz bir inilti çıkartan Subaru’nun bilinci yeniden yüzeye çıkmaya başlamıştı.

Karanlığın çamurlu batağından adım adım yükseliyordu. Âdeta uçsuz bucaksız bir yerdeydi ve istikrarlı bir şekilde giderek hızlanıyor, gerçekliğe uzanıyor ve nihayet——

Subaru: “——Ghuua!? Off!?”

Ancak bilinci geri döndüğü saniyede ensesinden yakalamış hissi veren bir güçle birlikte yukarı çekildi ve keskin, sıcak bir acı zihnini yaktı.

Acı içerisinde inleyen ve kıvranan Subaru, soğuk ve sert bir zeminde uyandı.

Subaru: “Of, of, offfff, ne, bu da ne?..”

Vücudunda zonklayan bir acıyla elini sol omzuna uzattı. Ve o noktaya dokunduğu saniyede kavurucu acı bir kez daha zihnine ulaştı. Sol kolunu hiçbir şekilde kımıldatamıyordu.

Subaru: “Kolum falan mı çıktı ki?.. Kemiğim yerinden mi oynadı? Aaah, daha önce hiç böyle bir şey hissetmemiştim…”

Öylece sarkan kolu, arzusu doğrultusunda kımıldayamıyordu. Kımıldatmaya çalıştığında veya dokunduğundaysa keskin bir acı duyuyordu.

Bu nedenle büyük bir dikkatle ayağa kalktı ve etrafına bakındığında… yapayalnız olduğunu gördü. İçerisinde bulunduğu odaysa——

Subaru: “Meili’yi gizlediğim oda…”

Başka bir deyişle hâlâ az önce bilincini yitirdiği odadaydı.

Bunun kanıtı da Emilia tarafından büyüyle yaratılmış buz kafesinin arkasında duruyor olmasıydı. Gerçi Subaru’nun kafesin dışında yatıyor olması garipti. Kafes açılmış gibi durmuyordu, Subaru normal bir yolla oradan çıkabilirmiş gibi de görünmüyordu ——

Subaru: “——Yani bunun anlamı omzumun?..”

Tüm bunları düşünen Subaru, yerinden çıkmış omzuyla buz kafesinden kaçışı arasındaki ilişkiyi çözdü.

Buz kafesinin parmaklıkları arasındaki boşluklar, bir çocuk ebadında olmadıkça geçmenin mümkün olmayacağı derecede küçüktü. Zor kullanarak, omuz kemiğini yerinden çıkartarak oradan geçmesiyse mümkün olabilirdi.

Esas soru Natsuki Subaru’nun bilincini yitirmiş hâlde bunu nasıl başardığıydı? Ayrıca—— 

Subaru: “——Emilia ve Ram… nereye gitti?”

Kızlar ortalıkta görünmüyordu. Daha yakın zamanda bu odada tartışıyorlardı. Belki de tartışmaları birbirlerini öldürecekleri raddeye ulaşmıştı.

Gerçi bu durum biraz fazla anormal olurdu.

——Yo, anormalden ziyade korkunç.

Özetle Subaru bilincini yitirmişti ve ne omzunun nasıl yerinden çıktığını ne de Emilia, Ram veya burada olması gereken diğer kişilerin yerini biliyordu.

Bilincini yitirdiği esnada neler olduğunu merak ederek etrafına bakınır ve başka bir tuhaflık olabilir mi diye düşünürken ise—— onu gördü.

Natsuki Subaru Buradaydı

Subaru: “————”

Duvarlarda, apaçık görülebilir her noktada bu üç kelime yazılıydı.

Bir not defterine yazarcasına taş duvarı kabaca şekillendirerek kazınmışlardı.

Bu işi gerçekleştiren şey, duvarın yakınlarındaki taş parçası mıydı? Sahiden de odanın arka tarafında bulunan ve öncesinde Meili’nin ölü bedenini saklamak için kullanılan taşın bir parçasıymış gibi görünüyordu.

O taş parçası kullanılarak duvara “Natsuki Subaru Buradaydı” yazısı kazınmıştı—— Yalnızca bununla sınırlı kalmış olsaydı etkisi kendi koluna kazınmış olan kelimelerinki kadar büyük olmayabilirdi.

Yeniden canlanan bir anının verdiği şaşkınlık ve hayretin etkisiyle, pek de büyük bir şey değilmişçesine gülüp geçebilirdi.

Ancak mesele şuydu ki——

“Natsuki Subaru Buradaydı”

“Natsuki Subaru Buradaydı” “Natsuki Subaru Buradaydı”

“Natsuki Subaru Buradaydı” “Natsuki Subaru Buradaydı” “Natsuki Subaru Buradaydı”

“Natsuki Subaru Buradaydı” “Natsuki Subaru Buradaydı” “Natsuki Subaru Buradaydı”

“Natsuki Subaru Buradaydı” “Natsuki Subaru Buradaydı” “Natsuki Subaru Buradaydı”

“Natsuki Subaru Buradaydı” “Natsuki Subaru Buradaydı” “Natsuki Subaru Buradaydı”

“Natsuki Subaru Buradaydı” “Natsuki Subaru Buradaydı” “Natsuki Subaru Buradaydı”

“Natsuki Subaru Buradaydı” “Natsuki Subaru Buradaydı” “Natsuki Subaru Buradaydı”

“Natsuki Subaru Buradaydı” “Natsuki Subaru Buradaydı” “Natsuki Subaru Buradaydı”

“Natsuki Subaru Buradaydı” “Natsuki Subaru Buradaydı” “Natsuki Subaru Buradaydı”

“Natsuki Subaru Buradaydı” “Natsuki Subaru Buradaydı” “Natsuki Subaru Buradaydı”

“Natsuki Subaru Buradaydı” “Natsuki Subaru Buradaydı” “Natsuki Subaru Buradaydı”

“Natsuki Subaru Buradaydı” “Natsuki Subaru Buradaydı” “Natsuki Subaru Buradaydı”

“Natsuki Subaru Buradaydı” “Natsuki Subaru Buradaydı” “Natsuki Subaru Buradaydı”

“Natsuki Subaru Buradaydı” “Natsuki Subaru Buradaydı” “Natsuki Subaru Buradaydı”

“Natsuki Subaru Buradaydı” “Natsuki Subaru Buradaydı” “Natsuki Subaru Buradaydı”

“Natsuki Subaru Buradaydı” “Natsuki Subaru Buradaydı” “Natsuki Subaru Buradaydı”

“Natsuki Subaru Buradaydı” “Natsuki Subaru Buradaydı” “Natsuki Subaru Buradaydı”

“Natsuki Subaru Buradaydı” “Natsuki Subaru Buradaydı” “Natsuki Subaru Buradaydı”

“Natsuki Subaru Buradaydı” “Natsuki Subaru Buradaydı” “Natsuki Subaru Buradaydı”

“Natsuki Subaru Buradaydı” “Natsuki Subaru Buradaydı”——

Subaru: “——Iğh… ah.”

Anormal bir şekilde sıkış tepiş sıralanmış bu kelimeler, odanın içerisindeki duvarları tamamen kaplayacak şekilde kazınmıştı.

Hatta öylesine doğal görünüyorlardı ki Subaru, en başta o rahatsız edici hissiyatın farkına bile varamamıştı. Öylesine anormal bir şekilde ve inatla kazınmışlardı ki duvarlardaki bu kalıbın aşırılığından ötürü bir nevi optik yanılsama gibi görünüyorlardı.

Bu odanın içerisinde olmalarının amacı neydi ki? Bu kelimeleri kazımanın——

???: “——Hmm? OY, bu da neyin nesi? Odanın içindeki bu şeytani his de ne bok oluyo? Hey, duvarlardaki bu boktan dekorasyon ne ayak, sen?”

Subaru: “————”

Ürperen ve kaskatı kesilen Subaru’nun arkasından gelen ses korku uyandırmıştı.

Bunun sebebi, konuşmacının varlığını fark etmemiş olması değildi. Neticede o an için dikkati bütünüyle duvarlardaki yazılar üzerindeydi. Elbette ki yaklaşan herhangi birini fark edemezdi.

Dolayısıyla bu durum onu şaşırtmamıştı.

Onu şaşırtan şey, o kaba sesin çok tanıdık gelmiş olmasıydı. Ve o sese dair unutmak istediği korkunç anıları vardı—— 

???: “Hey, öyle mal mal bakarak ne halt ediyosun, sen? Senin gibi bi ufaklığın sürüsünden bu kadar uzakta ne işi var? Daha büyük bi balığa yem olmaya mı çalışıyosun?”

Dönüp bakmaya cesareti olmayan Subaru’nun arkasından konuşan kırmızı saçlı adamın köpekbalıklarınınkini andıran gülüşü çınlıyordu.

Ah, hiçbir şekilde orada olmaması gereken adam nasıl da içten gülüyordu sahiden!

#Ben Ram’a çok üzülüyorum şu son bölümlerde ya. Kendisi de unutmuş olmasına rağmen onu hatırlayan tek kişi olan Subaru’nun Rem’i unutmasını asla kabullenemiyor. Bu arc6da gerçekten büyük dramlar var. Julius ve Ram gibi daha önceden pek sevmediğim karakterlere bile acır, üzülür hâle getirdiler beni.

#Bu arada aynı şeyin tekrar edişine bakılırsa Subaru’nun bilincini yitirdiği anlarda başka bir ‘benlik’ devreye giriyor olmalı. O benlik sahiden Subaru’ya mı ait, yoksa başka birine mi sorusunun cevabınıysa yakında alırız herhâlde. Eh, son anda Reid abimiz de ‘hiçbir şekilde orada olmaması gerekirken’ belirdiğine göre döngüyü sonlandırıyor muyuz dersiniz? Hadi bir sonraki bölümde görüşmek üzere!

5 1 oylama
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
0 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar
Inline Geri Bildirimleri
Tüm yorumları görüntüle