Sezon 4'ü izleme etkinlikleri ve çeviri yayımlamamızı takip etmek için discord.gg/rezeroturkce davetiyle Discord sunucumuza katılabilirsiniz.
Ana Sayfa / Ana Hikâye/ Kısım VI, Bölüm 49 – “Sana, Değersiz Taklide”

Kısım VI, Bölüm 49 – “Sana, Değersiz Taklide”

21 Mayıs 2026 117 Okunma 26 dk okuma

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Çevirmen: Clumsy

Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Yavaş yavaş kolundan vücuduna yayılan bir uyuşukluk hissiyatının farkına varıyordu.

Meili’nin can çekişirken bıraktığı tırnak izleri iyileşmeye ve yitip gitmeye başlıyordu. Bu şekilde şifa bulduğunu fark eden Subaru, bakışlarını kolundan ayırdı.

Subaru: “…Ehh, bu oda kesinlikle amaçlandığı kadar büyük işler başarıyormuş.”

Kendisine anlatılan ve sarmaşıklarla dolu bu odada yaşayarak canlıların yaralarını iyileştiren ruh, kesinlikle oradaydı. Gerçi Subaru geçmişte bu odaya gerçekleştirdiği ziyaretlerde etkinliğini tecrübe edemediği için o ana dek şüpheliydi.

Ama şimdi, hem odadaki o şeyden şüphe duyduğu için pişmandı hem de yaralarının iyileştiğini hissetmekten keyif alıyordu.

Meili:Mezarın ötesinden sarf ettiğim kıymetli kelimelere rağmen Onii-saan hâlâ itaatsiz davranıyor.

Subaru: “————”

Meili:Ama Beatrice-chan’ın yanlış muhakemesi seni kurtardı, ha~ksız mıyım? Onun sayesinde bileklerindeki kanıtlar kaybo~lacak.

Kafasının içinde durmaksızın konuşan küçük kızın gölgesi, Subaru’nun canını sıkıyordu.

Sürekli sızlanıp gevezelik etmesini çok mide bulandırıcı buluyordu.

Küçük kızın kendi gerçek düşüncelerini yansıtmayan beyanlarının zihnini zorlayıp açma çabalarının ne zaman başladığını bilemiyordu.  

Gölgesinin içine dal budak salma sebebinin kendisinin bir parçası olması mı yoksa Ölü Kitabını okuması sonrası hayaletinin gerçek anlamda kendisini ele geçirmesi mi olduğunu da bilemiyordu.

Sebep hangisi olursa olsun onun söylediklerine kulak kesilmemeliydi. Onu dinlememeliydi. Tek sorun, sinirini bozuyor olmasıydı.

İşte bu nedenle Subaru, zihnini ardı arkası kesilmeyen bu halüsinasyonların sesine karşı bilinçli olarak kapattı.

Fakat Subaru kabuğuna çekilmeye gayret ettikçe Meili’nin gölgesi daha gürültülü, daha konuşkan ve Subaru’yla dalga geçme konusunda daha bir afacan oluyordu. En can sıkıcı şeyse——   

Meili: “——Şu anda Beatrice de yanında yok, öyle değil mi~? Madem yoluna çıkacak hiç kimse yok, neden şu uyuyan kızdan kurtulmu~yorsun?

Subaru: “——Hık”

Meili:Hehe… ağlamak üzereymiş gibi görünmeye başlama ama. Beni duymazdan gelmeye çalıştığını ama bunu yapamadığını biliyorum, ah, Onii-san ne kadar da tatlı biri!

Cismani bir varlığı olmayan küçük kızın sesi, Subaru’ya kulağındaki bir fısıltı misali ulaşıyordu.

Gözlerini kapatacak olsa küçük kızın hafifçe sırtına yaslandığını, bu tatlı kelimeleri tatlı iç çekişlerle birlikte kulağına fısıldadığını hissedebilirmiş, bu halüsinasyonu görebilirmiş gibi geliyordu.

Dinlenmesi için ruhun odasına getirilmiş ve ona bir kez daha “Ölü Kitabını” tuttuğu anda sunulan seçim şansı sunulmuştu.

Beatrice, Emilia ve diğerlerine Subaru’nun Taygeta Kütüphanesinden çıktığını ve onu bu odaya getirdiğini söylemeye gitmişti. Yani Subaru, kimselerin neler döndüğünden haberdar olamayacağı bir zaman dilimi kazanmıştı. Ve gözlerinin önünde, sarmaşıktan yatağında uyuyan kız, âdeta kendisine sunulmuş bir adakmışçasına… bir başına uzanıyordu——

Subaru: “…Rem”

Komadaki kızın ismini yüksek sesle söylemeye çalışsa da içinde hiçbir duygu uyanmıyordu.

Ona dair hiçbir anısı yoktu, yalnızca ismini öğrenmişti. Bildiği şeyler, onun Ram’ın ikiz kardeşi ve Emilia’nın yoldaşlarından biri olduğuydu. Ve de bu kuleye onu uzun süreli uykusundan uyandırmanın bir yolunu bulmaya gelmiş oldukları.

——Bunların ötesinde neler olup bittiğini bilmek istiyordu.

Meili:Başka yolu yok. Aklında geçeni ya yapacaksın ya da yapmaya~caksın.

Tatlı kızın kışkırtmaları istese de istemese de Subaru’ya Ölü Kitapları planını anımsatıyordu.

Rem şu anda derin bir uykuda olsa da sağlığı yerindeyken Subaru’yla bir ilişki içerisinde olduğu kesindi. Yani Subaru, onun “Ölü Kitabının” güçlerini ödünç alarak aralarında nasıl bir ilişki olduğunu ve kendisine karşı nasıl hisler beslediğini öğrenebilirdi.

Bundan da öte, onun canını almak Meili’ninkini almaktan çok daha kolay olurdu.

Bu kız gibi komadaki insanları yüzlerine nemli bir bez örterek bile boğabilirdiniz. Subaru bunu yapmalıydı, hem de çabucak, çabucak, çabucak, çabucak, çabucak, çabucak——

Subaru: “…Aptallık mı ediyorum? Yo, kesinlikle aptallık ediyorum.”

Koluna dolan sabırsızlık hissini dizginleyen Subaru, aptalca fikrini gözden geçirdi.

Bir anda böyle bir şey yapmanın faydası dokunmazdı. Gözleri açgözlülük ve hırsın etkisiyle hemen önündeki noktaya kayıyordu… bu işi daha sonraya bırakmak anlamsız olurdu.

İzlenilecek yöntem, öldürmekti. Subaru herkesin kendisi hakkındaki gerçek düşüncelerini öğrenmeyi arzuluyordu. Ve bu arzusuna ulaşmak söz konusu olduğunda bu işi yapma şeklini altüst edip cinayetlere hız katmak için iyi bir andı.

Taygeta Kütüphanesinde bile aynı şekilde düşünmemiş miydi? “Ölü Kitapları” planını uygulamaya koyacaksa, kuledekileri imha etmek için doğru sırayı dikkatlice belirlemesi gerekecekti.

Subaru: “Julius, Emilia, Shaula, Ram, Echidna, Beatrice, Rem…”

Subaru, kulenin içerisinde kalan insanları -Meili hariç- parmağıyla sayarak sıraladı—— eğer mümkünse, eğer mümkünse Ölü Kitaplarını ele geçirmeyi tercih ettiği sıralama bu şekildeydi.

Bu sıralama, Subaru’nun Ölü Kitapları planını uygulamaya koymasına engel olma ihtimallerine göreydi.

Söylediğinin tersini yapar, oluşturduğu sıralamayı takip etmez ve bu işi aceleye getirerek harekete geçerse planı işe yaramazdı—— Bu işi batırmak istemiyordu.

Meili:Bunu yapmazsan öldürürken dezavantajlı olacaksın. Korkunçmuş.

Subaru: “————”

Subaru, konuşkan gölgeye karşı sessizliğini koruyordu. Meili’yse Subaru’ya yönelik oldukça güçlü bir hoşnutsuzluk hissi yayıyor gibi görünüyordu.

Her hâlükârda, Subaru onunla konuşmaya çalışsa bile tavrı değişmeyecekti. Aynı kalacaktı.

Tabii Subaru’nun illa da Emilia ve diğerlerini öldürmesi gerekmiyordu.

Fakat onları öldürmesi gerekirse bunu bir kerecik yaşamak istiyordu.

Bir kerecik, yalnızca bir kerecik harika olurdu. Elbette yalnızca sağlam bir planı olursa.

Subaru: “————”

Subaru, kendisine bakan delici sarı gözler eşliğinde bu düşüncelerle iç çekti.

Fark ettiği gözlerin sahibi, bu ruh odasında uyumakta olan kızın hemen yanı başında oturan figür—— yani simsiyah yer ejderi Patrasche’ydi.

Bitkin hâldeki Subaru’yu izleyen Patrasche’nin bakışları endişe ve keder doluydu. Beatrice’in bir süreliğine buradan ayrılmadan önce “Subaru’ya göz kulak ol, doğrusu.” dediğini anlamış olabilirdi.

Ve Subaru, ne kadar öfkelenirse öfkelensin Patrasche’nin gözleri üzerinde olduğu sürece uyumakta olan kıza karşı herhangi bir şiddet gösteremezdi. Bu bağlamda, mevcut meselede erken bir karar vermesine mâni olduğu için Patrasche’ye teşekkür etmek istiyordu.

Fakat Ölü Kitabını okuduktan sonra, büyük bir sevgi beslemesi gereken Patrasche de dahil olmak üzere hiç kimseye adamakıllı güvenemez hâle gelmeye başlamıştı.

Subaru: “…Acaba, her şey planına uygun mu ilerliyor, ‘Natsuki Subaru’ ?”

Etrafındakilere inanmak istiyordu. Onların gerçek niyetleri üzerine ne kadar düşünürse, kendisini dönecek kimsesinin olmadığı bu yabancı dünyada bir o kadar yalnızlaştırıyordu.

Bunun o aşağılık “Natsuki Subaru’nun” bir oyunu olduğu apaçık ortada değil miydi?

Subaru: “————”

Meili’nin sebep olduğu çizikler ağır ağır iyileşmeye devam ediyordu.

Yaralarının ve acılarının yatışması hissinin tadını çıkartan Subaru, “Natsuki Subaru buradaydı” yazısının kazındığı acı verici yarayı görene dek kolunu sıvadı. Ve tırnaklarını kabukların üzerinde gezdirirken o yaranın da iyileşmekte olduğunu fark etti.

Korkunç suçlarının kanıtı olan çiziklerin kaybolmasını umursamıyordu—— Yo, onun suçlarının değil, sonuçta o sırada “kendisi” değildi.

Fakat kendisi olmadığı bilgisinin de silinmesine müsaade edemezdi.

Subaru: “Bu mesaj da aynı şekilde.”

Sol kolundaki ve sağ kolundaki yaralar benzer şekilde açılmıştı.

Henüz aşina hâle gelemediği, siyah beneklerle kaplı siyah kolunda, başlangıçta orada olmayan bir yara vardı. Ve bu yarayı, diğer benliği tarafından sol koluna açılmış yaranın karşılığını verircesine kendisi açmıştı.

——“Sen kimsin?”. İçine kazınmış bu soruyu, bir yara gibi taşıyordu.

Subaru: “————”

Subaru, vazgeçmeksizin kendi etini yaralarken en ufak bir özen göstermemişti. Bu esnadaysa bir şeyi fark edememişti.

???: “————Mm.”

Patrasche, Subaru’nun kendine verdiği bu hasarın sonucu olan o yaraya acı dolu bakışlar attığını.

Meili’nin Subaru’nun teninde bıraktığı çizikler kaybolsa bile onun kendi ellerine baktıklarında, kendisini öldüren kişiye çaresizce karşı koymaya çalışarak öldüğünü göreceklerdi.

Subaru’nun Meili’nin cinayetini herkesten gizlediğini düşünmesi, tamı tamına sonrasında gerçekleştirdiği korkunç özensizlikteki temizliğe dayanıyordu.

Dolayısıyla her şeyi harekete geçirmek için tek gereken, bir dişlinin oynamasıydı.

Subaru, kendisini bu kulenin tepesinden sallandırılan bir kukla gibi, incecik bir ip üzerinde yüzünü problemlerinin kaynağından başka yana çevirmiş, çaresizce dengesini sağlamaya çalışan gülünç bir palyaço gibi hissediyordu… İşte Subaru’nun dönüştüğü şey buydu.

Fakat bu gülünç palyaçonun performansı nihayet yolunda hiçbir engel kalmayacak şekilde perdenin inişiyle sonuçlanacaktı. Ve bunun sebebi de——

Şansına Meili Portroute’in cesedinin hiçbir yerde “bulunamamış” olmasıydı.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Subaru: “————”

Yemek masasındaki atmosfer korkunç derecede ağırdı ve yüzlerdeki kederli ifadelerle uyumluydu.

Bu da kendilerini içerisinde buldukları tehlikeli şartlardan kaynaklıydı—— grubun yarısı, Meili’nin bedenini arama konusundaki çaresizce arayışlarının meyve vermediğini ve iş işten çoktan geçti düşüncesini kabullenmişti.

Aramalarına “Topyekün bir ön cephe saldırısı” diyemeyecek kadar endişeli olsalar da gruplara ayrılmış ve Meili’yi bulmak için ellerinden gelenin en iyisini yapmışlardı. Bunun sonucunda onu bulmak adına hemen hemen yarım gün harcamış ama en ufak bir iz bulamamışlardı.

Dolayısıyla her şeyin nafile olduğu hissinin yayılmasıyla birlikte büyük bir çoğunluğun muazzam bir strese kapılması anlaşılabilirdi.

Ram: “Bu kuleye geldik geleli her şey ters gidiyor, ha?”

Subaru: “…Ben de aynı şeyi düşünsem bile açıkça dile getirmemiştim!”

Kuru ekmek gibi şeylerden oluşan akşam yemeklerini yedikleri esnada Subaru, artan bir rehavet hissiyle Ram’a bakarak bu kelimeleri mırıldandı.

Onun itirazını işiten Ram’sa yüzünü süsleyen boş bir ifadeyle omuz silkti. Lakin her zamanki sakin ve kendi hâlinde duruşunun yanı sıra bir bitkinlik havası da yayıyordu.

Ve bu yalnızca Ram’la sınırlı değildi, kuledeki herkes onunla aynı durumdaydı.

Emilia: “Durum aşağı yukarı bu şekilde… İlk önce Meili’yi sormak için Reid’in yanına çıktım ama onu görmediğini söyledi. Dünden beri hiç kimse yanına uğramıyormuş ve canı sıkılmaya başlamış… Yalan söylediğini sanmıyorum. Zaten Meili Reid’in nasıl biri olduğunu biliyordu, yani tek başına oraya gitmiş olabileceğini düşünmüyorum…”

Beatrice: “O küstah adamın bile böyle ufacık bir kıza zarar verebileceğini hayal etmek zor… gerçi, böyle korkunç bir yerdeyken kesin konuşamıyorum, sanırım. Ama nihayetinde Betty, Emilia’yla aynı fikirde, doğrusu.”

Emilia ve Beatrice, İkinci Katı kollayan kırmızı saçlı, göz bantlı adam hakkında konuşuyordu.

O adam Subaru’nun zihninde yalnızca kendisine büyük bir işkence etmişken Emilia, onunla yüzleşmiş ve onu doğru düzgün denilebilecek bir şekilde dinleyip sağ salim geri dönmüştü.

İçi rahatlayan Subaru, kafasını salladı.

Daha önce olanları düşününce rahatlaması için herhangi bir sebep yoktu, daha ziyade, rahatlamaya hakkı yoktu.

Emilia’yı teselli etmeye hakkı olup olmadığını bile bilmiyordu.

‘Anastasia’: “——Bir şeyden bahsedebilir miyim? Kulağa acımasızca gelebilir ama bir şey teklif etmek istiyorum ve bu nedenle azar yeme ihtimalime de hazırlıklıyım.”

Lezzetine hiç aldırış etmeksizin çorba kasesinin dibini gören Echidna, yetersiz yemeğini sonlandırarak elini kaldırdı. Ve masadaki herkesin yüzlerine bakıp turkuaz gözlerini kısarak sözlerine devam etti.

‘Anastasia’: “O küçük kızı arama işine… bugün bir son vermeliyiz diye düşünüyorum… ve yarından sonra da yeniden kuleyi ele geçirme çalışmalarına odaklanmalıyız. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?”

Emilia: “——Hık! Böyle bir şey yapmayacağız! Meili bizim hakkımızda ne düşünür kim bilir?!”

‘Anastasia’: “Artık çok geç, bu saatten sonra herhangi bir şey düşünmesi veya hissetmesi mümkün değil. Natsuki-kun’un onun Ölü Kitabını okuması sonrası bu kanıtlanmış oldu. Dolayısıyla onu daha fazla aramaya karşıyım.”

Echidna’nın hem gerçekçi hem de mantıklı olduğu söylenebilecek fikrine karşı çıkan ilk kişi Emilia olsa da onun yalnızca duygularından kaynaklanan argümanını işiten Echidna’nın ifadesi değişmedi.

Bununla birlikte ne diyeceğini hiçbir şekilde bilemez hâle gelen Emilia’nın adına konuşan kişi Beatrice oldu: “Dur bir dakika, sanırım.” 

Beatrice: “Değindiğin nokta ilk etapta mantıklı geliyor, doğrusu. Ama bu konuyu çok ani açmışsın gibime geliyor, sanırım. Meili’yi arama çalışmalarını durdurmayı niçin istiyorsun?”

‘Anastasia’: “——Zannedersem dile getirmesi tuhaf bir şeydi, haksız mıyım? Fakat bu kulede sahip olduğumuz erzak sınırlı ve muhtemelen, gün geçtikçe iki grubun fertleri için de burada kalmak daha zor hâle gelecek. Buradaki konaklama süremiz çok uzarsa arkamızdan bir arama grubu gönderileceğini de hesaba katmanız gerekiyor.”

Ram: “E doğal olarak. Emilia-sama ve Anastasia-sama… şey, şu anda içinde farklı biri olabilir ama sonuç olarak ikiniz de saygın Kraliyet Seçimi adaylarısınız. Yani ikinizin de çölün ortasındaki bu kuleye hiç gelmemiş olması gerekirdi.”

Echidna’nın teklifi daha da mantıklı ve gerçekçi hâle gelmiş, yemek masasındaki gerginlik iyice yükselmişti.

Shaula: “Üff~ Bu hiç eğlenceli değil. Tartışacaksanız bunu benden ve Ustamdan uzakta yapmanızı tercih ederim. Ama iki türlüsü de umurumda değil, bana gelinceeeee, ben Ustamla baş başa mutlu bir yuva kuracağım. Önce kızımız olacak, sonra oğlumuz, sonra da bir oğlumuz daha!”

Subaru, bu gergin atmosfere rağmen hemen yanındaki sandalyede dil çıkartarak gevezelik eden Shaula’ya cevap vermeye tenezzül etmiyordu. Kütüphanede de benzer bir tavır sergilemişti.

Subaru’ya bir seçim yapması için baskı uygulamıştı; peki Subaru’dan duymak istediği şey neydi? Subaru’ya Ustası olarak sesleniyor ve onu tamamen idolleştiriyorsa, onun için ne kadar ileri giderdi?

——Subaru ona bir emir verirse, o emre ne derece itaat ederdi?

Julius: “Tartışmaya bir son vermeliyiz.”

Julius, yakışıklı yüzüne işlemiş bir ıstırapla gergin atmosferi dağıttı.

Ve kolunu Echidna’nın önüne koyarak sırasıyla Beatrice-Ram ikilisine baktı.

Julius: “Beatrice-sama, Ram Hanım. Kampının bir üyesi olarak Echidna’nın düşüncesizce sözlerinden ötürü sizden içtenlikle özür dilerim. Bununla birlikte onun söylemek istediği şeyi yanlış anlamayın lütfen. Farklı hiçbir anlamı olmaksızın, yalnızca mantıklı yaklaşarak bu teklifte bulunmadı.”

‘Anastasia’: “Julius, yapma. O konuşma…”

Julius: “Evet, Emilia-sama’nın kampının bir parçası olan ve bizlere eşlik eden o küçük kızı kaybetmiş olabiliriz. Acısı hissediliyor. Ve mümkünse bu durumda daha anlayışlı olmalıyız.”

Julius’un içten beyanını işiten Echidna, kendisini daha fazlasını söylemekten alıkoydu. Ve Julius, yüzünü bir kez daha Beatrice’e döndü.

Julius: “Anastasia-sama’nın bedeni şu anda Echidna’nın ruhu tarafından neredeyse tamamıyla ele geçirilmiş durumda. Bu hâliyle Anastasia-sama’yı geri getirmenin bir yolunu bulamayacağımız doğru… ama, başka meseleler de söz konusu—— Echidna her geçen saniye Anastasia-sama’nın Odunu tüketiyor.”

Emilia: “Odu… tükeniyor mu? Anastasia’yı geri alamadığımız için bu tükeniş gerçekleşmeye devam mı ediyor yani?”

Julius: “…Aynen öyle. Onun bu kuleyi fethederek Bilgenin bildiklerinden faydalanma konusunda acele etme isteğinin bundan kaynaklandığına inanıyorum.”

Geri kalanlar, Echidna’nın Julius tarafından dile getirilen sırrı karşısında afallamış tepkiler verdi.

Bu esnada sırrı kendi kamp üyesi tarafından ifşa edilmiş olan Echidna, insanların bakışları altında omuz silkerek, “Ah!” dedi.

‘Anastasia’: “Bunu örtbas etmeye çalışmanın bir anlamı yok. Julius’un söylediği gibi. Ben, ben, Ana’nın daha en başta pek bol olmayan Odunu bu denli tüketmenin iyi bir fikir olduğunu sanmıyorum. Eğer yapabilirsem bu bedeni bir an önce Ana’ya geri vermek istiyorum!”

Emilia: “Onun insan bedeninden salınana dek özgür kalamayacak mısın?”

‘Anastasia’: “Ana’nın bedenini kullanarak özgürce hareket edebiliyor olsam da onun vücuduna bağlı olma hâline sıkışıp kalmış durumdayım. Bu söyleyeceklerim konusunda sana ne kadar güvenebileceğimi bilemiyorum ama…”

Diyerek duraksayan Echidna, bir müddet sonra konuşmaya devam etti.

‘Anastasia’: “Esasen ideal olan, varlığımın orijinal kabı içerisinde kalması. Vücudunu ödünç almış olsam da bu vücut, onun gibi görünüyor olmasına rağmen ona ait hiçbir şeye sahip değil. Yani doğal değil—— Aslına bakarsanız korkutucu da.”

Herkes: “————!!”

Odadaki herkes sersemlemenin doğurduğu bir sessizlikle bakakalmış durumdaydı.

Bakışlarını yere çeviren Subaru’ysa Echidna’nın konuşmasının kendisini büyülediğini hissediyordu. Onun hikâyesi Subaru’yu iliklerine dek etkilemişti.

Ödünç alınan bir beden, özden yoksunluk ve yalnızca dış görünüşün aynı kalması—— tüm bu benzerlikler ağırlaşmış kalbini delip geçiyordu.

‘Anastasia’: “Her neyse, işte acele edip kuleyi ele geçirmek isteme sebebim bu. Elbette söylediklerime inanmıyorsanız Beatrice gibi birinin emin olmak adına bu bedeni kurcalamasına izin verebilirsiniz. Sanırım bir ruh olarak ne denli biçimsizleştiğimi ve ne kadar Od tükettiğimi anında anlayacaktır.”

Echidna, Subaru’nun içini kaplayan tüm o kargaşayı fark etmeksizin bu sözleri söyleyerek durumunu kanıtlama işini başkalarına bıraktı.

Ve Beatrice de aday gösterilişinin hemen sonrasında Echidna’yı kolundan tutarak bedeninin özünü inceledi; görünen o ki Echidna’nın sözlerinin doğruluğu ispat ediliyordu. Ve bu sonucun alınışı sonrası——

Emilia: “…Peki. Echidna… ve Anastasia-san’ın içerisinde bulunduğu zorlu şartları anlıyorum. Acele etmek ve kulenin sonuna dek ulaşmak istemene şaşmamalı…”

Anastasia: “Bu sizi rahatlatır mı bilmiyorum ama eğer bu kuledeki Bilge söylenildiği gibi her şeyi bilen biriyse ve özel hikmetlere sahipse küçük kızın nereye kaybolduğunu da biliyor olabilir. Tabii bunun bir anlamda korkakça bir seçenek olduğunun da tamamıyla bilincindeyim.”

Emilia: “Yo yo, sana teşekkür ederiz. Hiç umudumuz olmamasından iyidir… ayrıca beni ve Meili’yi de düşünüyorsun, değil mi?”

‘Anastasia’: “Hmm. Belki. Belki de yalnızca benim—— Ana’nın bedeni çok tatlı diyedir?”

Yüzü utanç ve huzursuzluk izleri taşıyan Echidna, fikrine katılmaya hazır görünen Emilia’dan gözlerini kaçırdı.

Emilia’ysa onun bu tepkisi karşısında ametist rengi gözlerini kıstı. Ve derin bir nefes aldıktan sonra bir kez daha konuştu.

Emilia: “Meili için geeeeerçekten endişeliyim. Ama Echidna’yı da anlıyorum. Bu yüzden yarından itibaren kulenin zirvesine ulaşmak için elimizden geleni yapalım. Elbette Meili’yi aramaya da elimden geldiğince devam edeceğim ama…”

Julius: “Kuleyi ele geçirmenin önemini ihmal etmemeye dikkat edin, Emilia-sama.”

Emilia: “Biliyorum—— Önemli olan, bazen her şeyi tek başıma düşünmek zorunda olmamam.”

Bir elini yanağına koyarak kendisini eleştiren Emilia’nın gözlerinin derinliklerine sağlam bir kararlılık yerleşti.

Sonra da bir seyirci gibi konuşmaları gözlemlemekle yetinen Subaru’ya döndü. Bakışlarının yoğunluğu bir an için Subaru’ya ağır gelse de ardından canını yakmayacak kelimeler geldi.

Emilia: “Bu sana da uyar mı, Subaru?”

Subaru: “O-Olur sanırım. Bu sayede Meili de huzur içerisinde yatabilir… Yo, sanırım hepimizin önüne bakıp ilerlemesi gerekiyor… Yo, yo, şey… Ah, neden bana soruyorsun ki?”

Emilia: “Çünkü Subaru Meili’nin kitabını okudu, mhm? Subaru’nun okuduktan hemen sonra verdiği tepkiyi görünce ben… Meili konusunda en çok endişelenen kişi Subaru olmalı diye düşündüm.”

Emilia bu hatırlatmada bulunurken onun sözlerini işiten Subaru nefesini tuttu.

Ona bakan tek kişi Emilia değildi. Beatrice, Ram, Echidna ve Julius… hepsinin gözü Subaru’nun üzerindeydi.

Peki o bakışlarda nasıl bir niyet gizliydi? Tahminde bulunamıyordu.

Subaru’nun dudakları, o farkına bile varmaksızın içindeki kalleş ruha uygun şekilde kımıldamaya başlamıştı.

Subaru: “——Elbette endişeliyim. Ama Meili de önümüze bakmamızı isterdi diye düşünüyorum.”

Belki de iş böylesine sığ cümleler kurmaya geldiğinde kimse eline su dökemezdi.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

——Subaru, gecenin geç saatlerinde nihayet kimse karışmadan özgürce hareket edebilecek vakti bularak işe koyuldu.

Subaru: “————”

İkinci katı nasıl ele geçirecekleri konusunda kafa patlatmaları ve yarın için sağlam bir plan yapmalarının ardından akşam yemeği masasındaki toplantı sona ermiş ve grup, uyuma hazırlıklarına geçmişti.

Yoldaşlarından birinin başına öngörülmedik bir problemin geldiği bir geceydi.

Dolayısıyla tüm yatakları tek bir odada birleştirip hep birlikte uyumaya karar vermişlerdi. İşte aşağı yukarı bu şekilde bir odada toplaşıp doğaçlama bir fikirle kadın ve erkekleri ayırması adına bir battaniyeyi perde gibi kullanmışlardı.

Fakat Subaru, ruh odasında uyuma konusunda ısrarcı olmuştu.

Bahanesi büyük oranda Ölü Kitabını okumanın artçı etkilerine dayanıyordu.

Subaru’nun Ölü Kitabını okuyuşunun ardından yaşananlara tanık olmaları nedeniyle de hiç kimse onunla tartışmaya kalkışmamıştı. Elbette Beatrice, onun tek başına uyumasına izin verme konusunda epey güçlü itirazlarda bulunmuştu fakat ruh odasının sabit bir kapasite limiti vardı.

Endişeden midesi bulanan Subaru’nun sesi titrerken Beatrice’in itirazlarına bir son vermesi gerekmişti.

Muhtemelen buna sebep olan şey Subaru’nun oyunculuktaki hünerinden ziyade korkunç solgunluktaki yüzü olmuştu.

Dürüst olmak gerekirse yere yığılıp kalmaması bile mucizeydi ve Subaru da korkunç bir durumda olduğunun farkındaydı.  

Meili:Meili de önümüze bakmamızı isterdi diye düşünüyorum—— Amma da iyi oyuncu çıktın, haa?

Subaru: “————”

Meili:Fufu, hemen öfke~lenmesene. Dalga geçmiyordum. Gerçekten böyle düşünüyorum ve seni takdir ediyo~rum.

Subaru, Meili’nin yemekteki toplantıda şaşırtıcı bir şekilde sessiz kaldığını düşünüyor ve bunun son anda söylediği arsızca yalanla bir ilgisi olup olmadığını merak ediyordu.

Ancak bu can sıkıcı halüsinasyonu dinlemeyi reddetse bile kulaklarını tıkamanın Meili’nin sesine hiçbir etkisi olmuyordu. O tatlı ses, tıpkı tahtaya sürtülen tırnakların sesi gibi Subaru’yu rahatsız etmeye devam ediyordu.

Meili:H~mm, yani bu gece mavi saçlı Onee-san’ın boynunun icabına bakmayacaksın?

Subaru: “————”

Meili’in gölgesi, harekete geçmek için gecenin çöküp havanın kararmasını bekleyen Subaru’ya odadaki uyuyan güzelin varlığıyla ilgili imalarda bulunup duruyordu.

Ancak Subaru’nun aynı gölgenin birkaç saat önce bulunduğu imaya verdiği yanıtı değişmemişti.

Subaru: “Henüz ona sıra gelmedi.”

Diyen Subaru, uyuyan güzelin yüzüne dahi bakmadan odadan ayrılmaya yeltendi.

Ve o saniyede gözleri, Patrasche’nin hafiften açılmış gözleriyle buluştu. Bu durumu, ondan bir sır tutmasını rica edermişçesine parmağını dudaklarına götürüp şşş diyerek idare etti.

Niyetini sürüngen arkadaşına ne derece iletebildiğini bilmiyordu ama Patrasche, köpek veya at gibi canlılardan çok daha zekiymiş gibi görünüyordu. Öyle ya da böyle sessizliğini koruması iyi olurdu.

Subaru: “————”

Subaru’nun gecenin köründe, bir başına kaldığından emin olduktan sonra harekete geçme sebebi—— uyuyan yoldaşlarının canlarını almak ve Ölü Kitabı planını uygulamaya koymak değildi.

Tabii ki bu planı da dikkatlice ölçüp biçmişti. Subaru’nun kabiliyetleri düşünülünce bu planı sürpriz saldırılarla gerçek kılması daha mantıklı olacaktı ve bunu onlar uyurken yapmanın en iyi fırsat olduğu da söylenebilirdi.

Fakat henüz çok erkendi. Bu, onu zorlamadıkları sürece yapmaması gereken insanlık dışı bir eylem olarak son çareydi.

Peki öyleyse, Subaru neden gecenin bir yarısı harekete geçmişti? Çünkü——

Meili:——Cesedim, cesedime ne yapacaksın?

Subaru’nun nereye gittiğini fark eden küçük kızın sesi, arkasında duruyormuşçasına bu soruyu yöneltti.

Subaru’ysa ona yanıt vermedi. Fakat yürüdüğü yönle sorusuna cevap vermiş kadar oldu.

——Evet, Subaru Meili’nin gizliliğini hâlâ koruyan cesedinden kurtulacaktı.

Subaru: “————”

Buna ister saçma sapan bir hikâye deyin, ister şanslı bir durum, her hâlükârda başka şansı yoktu.

Emilia ve diğerlerinin bugün Meili’den kalanları bulamamış olması Tanrının planından ziyade şeytanın işiydi, hepsi bu.

Geriye dönüp de düşününce Subaru’nun örtbas etme operasyonunda duruma göre bazı delikler açılmış, ettiği düşüncesizliğe lanetler okuyup okumamaksa ona kalmıştı.

Fakat beklenmedik bir şekilde Meili bulunamamış, bu da Subaru’yu kurtarmıştı. Bununla birlikte yarından itibaren kendisini kuleyi ele geçirme işine adayacakken bir de Meili’yi bulup bulamayacaklarını tahmin etmekle uğraşmayacaktı.

Hiç değilse Emilia’nın Meili’yi aramaktan vazgeçmeyeceğini düşünüyordu.

Hiçbir derdi olmayan bir kız olarak bu sorun çözüme kavuşana dek pes etmeyeceğini, ortada kaybolan küçük kızı aramaya devam edeceğini hayal etmek kolaydı.

Dolayısıyla bu iş, Subaru’nun huzur bulabilmesi için gerekliydi.

Huzur bulamazsa başarısının temelini atamazdı. Temelini atamazsa gelecekte üzerine kalesini dikemezdi. Ve kalesini dikemezse istediği geleceğe kavuşamazdı.

Yani Meili Portroute’in varlığı, Natsuki Subaru’nun huzurunun önünde bir engeldi.

Meili:Bana öyle geliyor ki artık… kendi kafanın içinde bile daha bir huzursuzsu~n.

Subaru, Meili’yi duymazdan geliyordu. Daha yeni açıklamıştı, Meili yoluna çıkmayacaktı. Bunun olmasına katiyen izin vermeyecekti.  

Gece karanlığında hiç kimsenin dikkatini çekmediğinden emin olarak gizlice ilerleyen Subaru, en sonunda Meili’nin cesedini sakladığı odaya ulaştı.

Bu bölgedeki odaların hepsi aynı görünse de bunun girişinin yakınlarındaki taş duvarın rengindeki solukluk gözle görülebiliyor, bu yapı aracılığıyla da odayı tespit etmek kolaylaşıyordu.

Subaru: “Dürüst olmak gerekirse yapacağım şey ağzımda kötü bir tat bırakacak…”

Meili’yi kulenin girişinden çöle çıkartıp kumlara gömmek en iyi tercih olacaktı.

Binanın içerisinde birkaç gün daha geçirirse çürümeye başlayacaktı. Ve sıcaklık çok yüksek veya çok düşük olmasa da bir vücudun biyolojik işlevleri sonlandıktan sonra çürümekten kaçınması beklenemezdi.

Aynen öyle. Onu bir daha asla görmek zorunda kalmamak istiyorsa en iyi tercih, imkânsıza yakın bir şeyi yaparak cesedini kuleden uzaklara bırakmaktı. Dışarıda fırsat kollayan Cadı Canavarlarına yem olurdu.

Fakat bunu gözünde canlandırınca kalbine bir ağırlık çöküyordu. Ne olursa olsun verilmesi imkânsız bir karardı.

Subaru: “————”

Loş ışıklı odanın arka tarafında kare bir kaya kütlesi vardı. Onun arka tarafındaysa Meili’nin cesedi gizliydi.

Dikkatlice bakıldığı takdirde gözden kaçırmak mümkün değildi. Son derece çocukça bir gizleme şekliydi. Zıvanadan çıkıp acınası hislere kapılan Subaru, kayanın öbür tarafına yöneldi.

Orada Meili’nin aşağı yukarı yarım günlük kalıntıları——

Subaru: “——Ha?”

Bu tepki hiç düşünmeksizin ağzından kaçtı.

Ve zihni, gördüğü manzarayı kabullenmeyi reddetti.

Çünkü o kayanın öbür tarafı bomboştu.

Hâlbuki Subaru, hiç değilse küçük kızın cesedinde düzenlemeler yapmış, gözlerini kapatmış, kollarını göğsünün üzerinde birleştirmişti. Fakat solgun boynunu süsleyen bereler, hatta zavallı kızcağızın cesedi bile… ortalıkta yoktu.

Subaru: “Ne…den… Burada bıraktığıma… emindim…”

Burada olması gerekiyordu.

Subaru’nun oda konusunda hata yapmış olması mümkün değildi. Buraya gelirken bu denli temel bir hata yapmamıştı.

Yapmamıştı. E madem yapmamıştı, öyleyse burada olması gereken ölü beden neredeydi?

——Meili Portroute’in kalıntıları nereye kaybolmuştu?

???: “——Gecenin bir yarısı sinsi sinsi ne arıyorsun, Barusu?”

Subaru: “——Hık!?”

Afallamış, ardından gelen sesle bedeni kaskatı kesilmiş olan Subaru, korka korka etrafında döndü.

Silikleşen görüş alanında, pek de küçük olmayan odanın girişinde tek bir siluet dikiliyordu.

Kısa kesilmiş pembe saçlara, keskin ve açık pembe gözlere sahipti; önünde bağlı kolları ve hem etkileyici hem de sevimli görünümüyle o siluetin soğuk bakışlarının hedefi Subaru’ydu.

Göğsünde yersiz bir hisle birlikte donakalmış Subaru’ya gözlerini diken o kız—— yani Ram, gözlerinin içine bakarak olabilecek en soğuk ses tonuyla şöyle söyledi:

Ram: “Yoksa sana sahtekâr mı demeliydim? Değersiz bir Barusu—— Natsuki Subaru taklidi!”

#Son kısım çok fenaydı! Subaru’da bir hâller olduğu kesin ama Subaru gerçekten Subaru değil mi ve Ram neden/nasıl onun bir sahtekâr, bir taklit olduğuna karar verdi? Bu soruların cevapları için okumaya devam!

5 1 oylama
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
0 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar
Inline Geri Bildirimleri
Tüm yorumları görüntüle