※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Clumsy
Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Subaru: “————”
Subaru, kolları arasında tutmakta olduğu Ölü Kitabının siyah kapağına bakarken sessizliğini koruyordu.
Beatrice kendisine iyice sokulmuş hâlde endişeli ve tuhaf bakışlar atarken kımıldamaya cesaret edemiyordu.
O ana dek Natsuki Subaru’nun zihnine hükmeden şey, bir zen diyalogu gerçekleştirirmişçesine belirgin bir yanıtı olmaksızın kendisine sorduğu sorulardı.
Açıkçası beynini meşgul eden şeyler, boş fikirler denerek bir kenara atılabilecek sığ düşüncelerden ibaretti.
Bir çocuğun gülünç sorularıydı.
——İstisnasız herkesin başkalarının asla göremediği bir iç yüzü olurdu.
Bu, herkesin yaş aldıkça öğrendiği bariz bir gerçekti.
Bir gülümsemenin ardındaki nefret, öfkenin ardındaki hüzün ve gözyaşları… İnsan denen varlık, gerçek duygularını gizlerken var olmayan diğer duyguları taklit edebilirdi.
İnsanoğlunun gerçek dileklerini, arzularını, niyetlerini tam anlamıyla çözmek imkânsızdı.
Kardeşler, ebeveynler, çocuklar, eşler, aile bireyleri… hiçbirini asla tam anlamıyla anlayamazdınız.
Tanıdıklar, çocukluk arkadaşları, en iyi dostlar, sevgililer… ilişkiniz ne denli samimi olursa olsun derinlerinde gizli şeyleri açığa çıkartmanız hiçbir şekilde mümkün olmazdı.
Sevdikleri şeyler. Arzuladıkları şeyler. Tercih ettikleri şeyler. Etrafında gardlarını indirdikleri kişiler. Yanında rahat ettikleri kişiler. Zihin ve bedenle ilişkili bu problemler, Subaru’nun istediği şeyle tamamen alakasız meselelerdi.
Evet, bunun farkındaydı. Ama buna rağmen, sırf bu yüzden bu düşünceleri bir kenara atmak istemiyordu.
Bilmek istiyordu, anlamak istiyordu, duymak istiyordu, her şeyi açığa çıkarmalarını istiyordu. Küstahlık ediyordu ama arzuladığı şey buydu. Hem de hem kendisinin hem de başkalarının hayatı pamuk ipliğine bağlıyken. Hem de bunu yapmanın katiyen hiçbir yolu yokken.
——Evet, katiyen hiçbir yolu olmamalıydı.
Subaru, bu düşünceye, bunu yapmanın katiyen hiçbir yolu olmamalı cümlesindeki kesinliğe güldü.
Ama şu işe bakın ki burada, Taygeta Kütüphanesinde bir yolunu bulmuştu işte.
Subaru: “————”
——Meili Portoute.
Subaru, onun Ölü Kitabını okuyarak hayatını görmüş, onun ne düşünüp ne hissettiğini ve öldüğü sırada kimden nefret ettiğini anlamıştı.
Elbette ki fazlasıyla kısa bu tecrübe, Meili’yi tam anlamıyla tanımlamıyordu.
Meili’nin hayatta geçirdiği süre, yaşadığı tüm olayları beynine yerleştirmesi için fazla uzundu. Evet, elbette ki kısa bir hayat sürmüştü fakat Subaru’nun Meili’nin tüm anılarını özümsemiş olması imkânsızdı.
Yalnızca Meili’yi anlama arzusuyla kilit noktaları hevesle kemirmiş, kafasına dikip içmişti. Bunlar da şu anki Natsuki Subaru’nun anladığı acı verici duygulardı.
Bununla birlikte, ama, yine de.
Onun temel parçalarını kavrayan Subaru, Meili’yi eskisinden de derinden anlar, tanır hâle gelmişti.
——“Benim” sevdiğim biri vardı. Onun hayatı benden çalınmıştı ve şimdi de benim kalbim, bir başına seyretmeye devam ediyordu. Bunun sorumlusu olan Subaru ve diğerleriyle birlikte ben, amacımın tam olarak ne olduğunu anlamak için çırpınıyordum. Onun Ölü Kitabını bulma arzusuyla kütüphaneye gitmiş ve yakalandığımda utanç duymuş, çaresizliğe düşmüştüm.
Subaru’nun hakkında en ufacık bir şey bile bilmediği Meili.
İstemsizce o kız hakkında bilmediği ne varsa öğrenmişti. Hiç beklemeksizin, kızın en derin duygularını ve arzularını keşfetmişti.
Bu Ölü Kitabı sahiden yalan söylemiyorsa, insanların gerçek doğasını açığa çıkartmanın bir yolu değil de neydi?
Subaru: “————”
Subaru’nun bilmek istediği tek şey, arzuladığı tek şey buydu.
O şey, Emilia, Beatrice ve bu kuledeki diğer kişilerin gerçek niyetleriydi. Subaru, “Natsuki Subaru’ya” neden bu denli güvendiklerini öğrenmek istiyordu.
“Benim” ölümümden sorumlu “Natsuki Subaru’ya” neden güveniyorlardı?
Ve şu anda, çaresizce “Natsuki Subaru” gibi davranan Subaru hakkında ne düşünüyorlardı?
Samimiyet yalnızca kamuflajdı, nefret gerçekti, öfke, mutsuzluk ve neşe gibi duygularsa gelip geçiciydi. Düşmanlık ve kötülük, gerçek hisleri bu değil miydi?
Bilmiyorum. Bilmek istiyorum. Onlara güvenmek istiyorum. Onlara güvenemem.
Emilia ve diğerleri dost mu, düşman mı; Subaru’yu öldüren düşmanlar mı yoksa onu hayatta tutmak isteyen dostlar mı?
Onları sevebilir miyim, sevemez miyim? Onlardan nefret edebilir miyim, edemez miyim?
——Ölü Kitaplarını okuyarak bu yanıtları alamaz mıydım ki?
Beatrice: “…Subaru, gerçekten korkunç görünüyorsun, doğrusu. Burada tedirgin hissediyorsan dinlenmen için başka bir yere gitmemiz daha iyi olabilir, sanırım.”
Düşüncelere dalmış olan Subaru’nun omzuna dokunan Beatrice, bu öneride bulundu.
Subaru’ysa onun karakteristik mavi kelebek desenli gözlerinde hapsolarak bir müddet nefessiz kaldı. Kızın minicik, ufacık avcu kendisinin omzundaydı.
O avcu tutsa, kafasını kavrasa ve tüm gücüyle yere çarpsa ne olurdu?
Subaru: “Ne kadar da, ufaksın…”
Beatrice: “N-Nereden çıktı bu, doğrusu? Ufaklığı tam da Betty’i sevimli kılan şey, sanırım. Subaru hep böyle söyler, doğrusu.”
Subaru refleks olarak yanaklarını gevşetip gülerken Beatrice somurtarak böyle söyledi.
Subaru’nun hiç de normal bir durumda olmadığı söylenebilirdi, orası kesindi. Kendisi ve “Natsuki Subaru” arasındaki benzerlikleri fark ederek acı acı gülümsedi.
Ufak. Evet, Beatrice yalnızca ufak bir çocuktu.
Boynu incecik, kemikleri kırılgandı. Subaru’nun omzuna yerleştirdiği eli, avcuyla tamamını kaplayabileceği kadar küçüktü. Ona sarılırken kollarına azıcık güç uygulasa o hassas bedenin kemiklerini kırabilirmiş gibi geliyordu.
Bu düşüncelerini eyleme dökerse onu rahatlıkla öldürebilecek olmalıydı.
——Peki onu öldürürse, hayatı var oluştan yitip giderse, kitabı kütüphanede belirir miydi?
???: “Tıpkı bende olan gibi, deği~l mi?”
Subaru: “————”
Subaru, bir anda bilinçaltından gelen, kendisine ait olması imkânsız bir ses işitti.
Kulağa tatlı ve yetişkin denilebilecek kadar gösterişli gelen bu ses tuhaf bir şekilde “tanıdıktı”. Kısacık bir süre içerisinde, kendinin diyebileceği kadar tanıdık hâle gelmiş bir sesti.
İşte içindeki o ses, Natsuki Subaru’nun niyetleriyle alay eden ölü küçük kıza aitti.
Subaru: “————”
Fakat Subaru, bu yaşananı bir kenara bırakarak önündeki meseleye odaklandı.
Yani “Ölü Kitaplarının” gerçekçi bir şekilde kullanılıp kullanılamayacağına.
Eğer cevap evetse, bunu gerçeğe dönüştürmek için nasıl bir yol izleyecekti ——
Beatrice: “Yüzün gerçekten solgun görünüyor, sanırım. Gerçekten de başka bir yere gitmeliyiz, doğrusu. Ama öncesinde…”
Subaru: “——Ah.”
Beatrice: “Onu tekrar ait olduğu yere bırakmalıyım, sanırım. Betty’i yoldan çıkartması hoş olmaz, doğrusu.”
Diyen Beatrice, Ölü Kitabını Subaru’nun kaskatı ellerinden aldı. Açılmaması için temkinli bir şekilde tuttu ve kitaplıktaki boşluğa yerleştirdi; yani ait olduğu yere.
Beatrice: “Onu nereye yerleştireceğimi anlamak ve hatırlamak kolay, sanırım. Ama bu kütüphanedeki kitapların kendi kendilerine hareket etmeye başlamaları da mümkün…”
Subaru: “Bir güvenlik önlemi, ha… bu, mhm, evet, haklısın sanırım.”
Beatrice: “Onu dışarı çıkartmanın epey tehlikeli olduğunu düşünmek zorundasın, doğrusu. Böylesi yerlere saçmaktan daha güvenli, çünkü Shaula bundan endişe ediyor, sanırım.”
Subaru: “Bu kütüphanede bulunmak, hayatta karşıma yalnızca bir defa çıkacak bir fırsatmış gibi geliyor.”
Subaru, ağzından kuru kuru çıkan bu kelimelerle Beatrice’e yanıt verdi.
Esasında -Subaru’nun bildiği dünyada dahi- uzun yıllar önce basılmış bir kitaba denk gelmek gibi bir fırsat bile insanın karşısına çok nadir çıkardı. Bu tıpkı bir sahafta denk gelmişken fırsatı değerlendirip satın almadığı bir kitabı bir daha asla bulamayacak olması gibiydi. Aynı teori bu kütüphaneye de işliyor olabilirdi.
Yoksa her zamanki gibi fazla mı düşünüyordu? Bu düşüncenin onu rahatsız ettiğine şüphe yoktu.
Arkası dönük hâlde kitapları düzenlemekle uğraşan Beatrice’e temkinli bakışlar atan Subaru, öyle ya da böyle o düşünce denizine giderek daha da dalıyordu.
Gerçekçi olmak gerekirse Beatrice’i öldürmek için bir yol bulması gerekiyordu.
Tabii düşünmesi gereken tek kişi Beatrice değildi. Bu kulenin içerisindeki bireylerin her biri, Subaru’nun Ölü Kitaplarını içeren planının bir parçası olacak pozisyondaydı.
Meili: “Güvenilirliğinden şüphe duymaya devam etmen daha mı iyi gerçekten? Bana kalırsa senin canın cinayet işlemek istiyor… aah, Onii-san gerçekten sapkın biri. Cık cık.”
Ayıplayarak böyle söyleyen kızın sesi, Subaru’nun düşüncelerini böldü.
Ona vermek istediği ilk karşılık, bunun gerekli bir düşünsel deney olduğuydu.
Subaru cinayet arzusunun ve böyle eylemlerden zevk almasını sağlayan anormal dürtülerin kontrolü altına girmiş bir psikopat değildi.
Ama şu an için etraflıca düşününce aklına gelen tek seçenek buydu. Mantıklı görünüyordu.
Meili: “Bu kadar bahane yeter… Aca~ba, bana ne yapmak üzere olduğunu söyleyemez misin?”
——Beatrice’ten kurtulmak çok kolay olacaktı.
Beatrice’ten kurtulmak çok kolay olacaktı. Çünkü Subaru… onun müdafaasız, savunmasız, tamamıyla korunmasız sırtını görebiliyordu.
Beatrice’in hayatının, tamamıyla Subaru’nun kusurlu muhakemesine bağlı bir ipin ucunda olduğu söylenebilirdi. O “muhakeme” mantık sınırlarını aştığındaysa Subaru, büyük ihtimalle Beatrice’in canını rahatlıkla alacaktı.
Söz konusu Beatrice olunca sahip olduğu seçenekler, aklından geçeni yapmak ve yapmamaktan ibaretti. Onun bakış açısından birer alternatif olarak ayrılan diğer sayısız seçeneği tamamen göz ardı etmek mümkün görünüyordu.
Meili: “Ee~hh, pe~ki ya yarı cadı Onee-san?”
Emilia gibi biri… daha da kolay bir galibiyet demekti.
Bir keresinde uyanışının hemen sonrasında boynunu bile kavramış ama Emilia, ona en ufak bir direnç göstermemişti. Yani Subaru, kollarındaki tüm gücü kullandığı takdirde onun kırılgan boynunu rahatlıkla kırabilirdi.
Evet, Emilia’nın profesyonel bir güreşçiye benzer bir güce sahip olduğu kesindi fakat hazırlıksız olduğu sürece bunun hiçbir anlamı olmazdı. Eğer bir anda, tüm gücüyle onu boğazlayacak olursa…
Meili: “Hee hee hee, bu senin uzmanlık alanın, de~ğil mi?”
——Ram da keskin diline rağmen özünde güçsüz bir kızdan ibaretti.
Bunu düşünmek, Subaru’ya başı göğsüne yaslı hâlde ağladığı anı hatırlattı. Onu çaresizce saran incecik kollarıyla güçsüzdü, eh, yalnızca bir kızdı sonuçta.
Echidna da aynı şekildeydi. Bir düşününce hepsi de güçsüz kızlardı. Görevleri çölü aşmaksa gerçekten de yanlış bir ekip seçimi yapılmıştı. Yanında bu işe daha uygun insanlar olmasını istese de gerçekten ele alacak yeterince kişi yoktu.
Dolayısıyla Subaru bu fırsatı değerlendirmek istese bile önündeki son engel farklı bir hikâyeydi.
Subaru: “——Julius.”
Subaru’yla aynı cinsiyeti taşıyan tek kişi olan ve o ana dek elinde bir kılıç taşıyan bu karakter, Subaru’nun önüne çıkan bir engeldi.
Onunla kafa kafaya çarpışmasının iyi bir fikir olduğunu söylemek imkânsızdı—— aynı şekilde Emilia’yla kafa kafaya çarpışmak da intihara meyletmek olurdu ama bu başka bir hikâyeydi.
Her hâlükârda Subaru Ölü Kitabı planını uygulamaya koyacaksa karşısında bulacağı en sağlam duvar Julius olacaktı.
Başka bir deyişle, icabına bakılması gereken ilk kişi Julius’tu.
Meili: “Ama kitapları aramanın alacağı zamanı düşününce ne kadar vaktin olursa olsun yetmeyecek, haksı~z mıyım?”
Kızın ağzından dökülenlere göre Subaru’nun amacı yalnızca “öldür ve işin bitsin” değildi.
Aksine, öldürmek bir gereklilik, aşılması gereken bir geçiş noktasıydı—— çünkü arzularının gerçekleşmesi, ölüm karşılığında elde edilebilen Ölü Kitaplarına bağlıydı.
Bu nedenle emin olmak zorundaydı.
Öldürmüştü, başarısız olmuştu ve her şeyin bu şekilde sonlanmasına müsaade edemezdi. Bundan da öte, bir amacı vardı.
Beatrice: “Subaru, kitap şimdilik güvende, doğrusu. Hadi buradan uzaklara gidelim… mesela Ruhun Odasına veya onun gibi bir yere, sanırım. Orada sakinleşecek olmalısın, doğrusu.”
Subaru: “Ruhun… odası…”
Beatrice, geri dönerek ayağa kalkmasına yardımcı olmak için Subaru’ya elini uzattı. Kendisine ruhun bulunduğu oda anımsatılan Subaru’ysa başlangıç noktasını hatırladı.
O nokta Yeşil Oda’ydı ve orada——
Subaru: “Patrasche…”
Beatrice: “…Yine o yer ejderinin ismini sayıklıyorsun… Tanrım, senin gibi bir partner için endişelenmenin bir anlamı yokmuş, sanırım. Hâlbuki esas endişelenen bendim… Buna inanamıyorum, doğrusu.”
Subaru: “…Ü-Üzgünüm. Öyle demek istememiştim.”
Siyah yer ejderinin görüntüsü bir an için zihninde belirmiş ve dudakları yumuşamıştı. Ancak Beatrice kendisini izlediği için alelacele toparlandı.
Yine de Patrasche, bu ortamda Subaru’nun güvenebileceği tek kişi olmaya devam ediyordu.
Çünkü Patrasche, Subaru’yu savunmak için hayatını riske atan, gerçek niyeti veya hislerinden bağımsız olarak Natsuki Subaru’nun yanında kalan tek kişiydi——
Meili: “Gerçekten mi? Onii-san’ın “Natsuki Subaru” olmadığını bilseydi yine de a~ynı şeyi yapar mıydı merak ediyorum açıkçası.”
Subaru: “————”
Meili: “Sonuçta Onii-san’ın yanında olan… hiç kimse yok, haksız mıyım?”
Zihninde yankılanan neşeli ses Subaru’yla alay ediyordu.
Natsuki Subaru’dan farklı bir varlık ona dadanıyor, iyimserliğini kırmaya çalışıyordu.
Aptalca bir noktaya değinmişti ve Subaru buna gülüp geçseydi iyi ederdi. Bununla birlikte -o an için- bunu göze alamazdı. O da içten içe kızın söylediklerine yarı yarıya katılıyordu.
Yani bu Subaru’nun sahtekâr olduğunu öğrendiği takdirde Patrasche de onu hiçe sayar diye korkuyordu.
Beatrice: “Hey, Subaru, bana elini ver, sanırım.”
Subaru: “Ah, tabii…”
Beyni küçük kızın sesi tarafından oyuna getirilen Subaru, bu kabullenilmesi zor duygularla birlikte dişlerini sıktı.
Ardından görüşü odağını yitirmeye, başı dönmeye başladı. Tutma çabasıyla elini Beatrice’e uzattığındaysa Beatrice’in yüzüne bir şeyleri fark ettiğini ima eden bir ifade yerleşti. Evet, bakışları Subaru’nun bileğine çevrilmiş ve—— o fark etmişti.
Beatrice: “Bileğinde çizikler var, doğrusu… hem de bir sürü…”
Subaru’nun sağ kolunu sıvamaya başlayan Beatrice, acınası ve yürek burkucu çiziklere bakarak kaşlarını çattı. Kolunun üst kısımlarına uzanan derin çizikleri fark etmiş gibi görünmese de önkolda gördükleri yetmişti.
Subaru: “————”
Beatrice o an için Meili’nin nasıl öldüğünü bilmiyordu.
Dolayısıyla o çizikleri Meili’nin ölümüyle anında bağdaştıramayacak olmalıydı. Fakat bunu hesaba katmasa bile Subaru’nun o çizikleri nasıl edindiğini merak edecekti.
Ve Meili’nin cesedi bulunursa da kaçınılmaz olarak Subaru’dan şüphelenecekti.
Subaru: “————”
Subaru’nun hazırlıksız kalbi, alarm çanları çalarcasına atmaya başlıyordu.
Yanı başında gözlerini eline dikmiş olan Beatrice, Subaru’nun ifadesini fark etmemişti. Yani ani bir eylemle Beatrice’in icabına bakması mümkündü.
Meili: “Ne yapacaksııın? Çoktan işe koyulmuş olman gerekmez miydi?”
Ses, özgüveniyle oynarmışçasına Subaru’yu bir karar almaya itiyordu.
Küt küt atan kalbi ve içerideki kan dolaşımından dolayı şakağı zonkluyordu.
Bu sırada Beatrice, son açıklamasına devam ederek şöyle dedi:
Beatrice: “——Görünen o ki yine kolunu çizmişsin. Kötü bir alışkanlık, sanırım.”
Subaru: “…Ah?”
Beatrice: “Hiç hoş değil, doğrusu. Emilia fark etseydi senin için endişelenirdi, böyle şeyler yapmaya bir son vermelisin, sanırım. Böylesine kötü görünürken Betty bile onları görmezden gelemez, doğrusu.”
Subaru’nun yaralarının üzerinde parmaklarını gezdiren Beatrice, kalbi kırık bir şekilde bakışlarını kaçırdı.
Subaru’ysa bu sözlerin beklenmedik etkisinden kurtulmayı başaramadı.
Beatrice, Subaru’nun kolunu kaplayan çizikler olmasına alışkınmış gibiydi.
Öyle olsa bile -diğerlerinin de Subaru’nun kolundaki çizikleri fark ettiği varsayımıyla- durum bambaşka sebeplerle de olsa korkunçluğunu koruyor demekti—— yani Subaru’nun kolunun kendini yaralama amacıyla çizildiğine dair hiçbir şüphe kalmamıştı.
Hatta Beatrice bu durumu Emilia’dan sakladıklarını bile söylemişti ki bu, başlı başına şok ediciydi.
Beatrice: “Ruhun bulunduğu odaya gidersen bu yaralar da iyileşecektir, sanırım. Ama yine de Betty bu manzaraya katlanamadığı için seni azıcık da olsa iyileştirecek.”
Böyle söyleyen Beatrice, Subaru’nun bileğini soluk renkli bir ışıkla sarmaladı.
Nazik bir hissiyat beraberinde sıcaklık getirse de büyük ihtimalle yaranın iyileşmesi acı verici olacaktı. Subaru’nun gözlerinin önünde gerçekleşen şey, bir şifa büyüsüydü.
Subaru: “————”
O saniyede Subaru’nun Beatrice’e beslediği tüm düşmanlık hızla ortadan kalktı.
O sıcaklığın yardımıyla Natsuki Subaru’nun bileğindeki yaralarla birlikte paramparça olmuş insanlığı da onarılmış olmalıydı.
Meili: “Çook sıkıcı.”
Küçük kız, umutlarına ihanet edilmişçesine Subaru’nun kafasının içerisinde homurdandı.
Ve dosdoğru kafatasının içinden gelen sesi dinleyen Subaru, kafasında kök salan kötülüğü yutup bastırdı.
Karşısına bir seçenek çıktığı barizdi. Fakat yalnızca bir seçenekten ibaretti.
Kendisini Ölü Kitaplarının özlemini çekeceği bir yola sokması gerekmezdi. Hem ortada herhangi bir hazırlık da yoktu.
Subaru: “————”
Şu anda Beatrice’e zarar vermek iyi bir fikir değildi.
Henüz hazırlıklarını tamamlamamıştı. Olası en kötü yolu seçecekse bile bunu adamakıllı planladıktan sonra yapmalıydı. Yani, şu anda, burada——
Beatrice: “Hadi, artık gidelim, sanırım. Subaru. Betty er ya da geç bu konudan herkese bahsedecek, doğrusu.”
Subaru: “——Peki. Canını sıktığım için üzgünüm, Beatrice.”
Beatrice: “Şimdilik kimseye bir şey söylemeyeceğine söz ver, sanırım.”
Natsuki Subaru, gözlerindeki endişenin samimi olup olmadığını bilemiyor ama onu dinlemesi gerektiğini düşünüyordu.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
——Öncelikle -bu konuyla alakasız olsa da- bir deyiş vardır.
——“Öldürmek alışkanlığa dönüşür.”
Bu, ünlü dedektif Hercule Poirot’un dünyaya bıraktığı deyişlerden biridir.
——“Öldürmek alışkanlığa dönüşür.”
Burada atıfta bulunulan şey, cinayet işleyen bir insanın bir sabah kalkıp da artık insan öldürmeyi tercih eder hâle gelmesi ve açlığını yatıştırmak için aynı suçu tekrar etmesi değildir.
——“Öldürmek alışkanlığa dönüşür.”
Burada atıfta bulunulan şey, bir defa sorununu cinayet işleyerek çözen kişinin karşısına çıkan her yeni sorunu çözmek için cinayet işlemeyi düşüneceğidir.
——“Öldürmek alışkanlığa dönüşür.”
Cinayetin bir seçenek olmadığını düşünmeye başladıklarındaysa en önemli şey çoktan değişmiş olacaktır.
——“Öldürmek alışkanlığa dönüşür.”
Gerçek şudur ki söz konusu kişi hür iradesiyle cinayet işlemeyen, bu eylemden hoşlanmayan, yaptığı şeyden zarar gören kişiyi anılarında canlandıran bir katil olsa bile o alışkanlık bir yere kaybolmaz.
——“Öldürmek alışkanlığa dönüşür.”
O alışkanlık… kaybolmaz.
——“Öldürmek alışkanlığa dönüşür.”
#Subaru’nun aklından geçen çirkin cümleler, şiddete aşırı hızlı meyledişi ve sürekli karar değiştirişi tüm bunların hafıza kaybından ibaret olamayacağını çok net gösteriyor. Subaru’yu kontrolü altına alan bir şeyler veya birileri olmalı. O şeyin/kişinin ne/kim olduğunu ve tüm bunların nasıl gerçekleştiğini, nasıl çözüleceğini çok merak ediyorum. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere!


