※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Clumsy
Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.
Önceki bölümden de bildiğiniz üzere Subaru, Meili’nin kitabını okumasıyla beraber kendisine Meili gibi watashi olarak hitap edebiliyor. Bu durumun yaşandığı yerlerde italik yazı tercih edeceğiz.
Ayrıca Japoncada bölümün ismi olan “Seni Affetmeyeceğim”, Meili’nin konuşma tarzıyla yazılmış.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Karanlık, karanlık, karanlık, karanlık, karanlık, karanlık, karanlık bir yer.
Kafasının arkasında, arkasında, arkasında, arkasında, arkasında, arkasında, arkasında, arkasında.
Bendeniz, Ben, Ben, kim, sen, sen, Natsuki Subaru, Meili Portroute.
Natsuki Kenichi, Elsa Granhiert, Natsuki Naoko, Petra Leyte, Emilia, Shaula, Beatrice, Frederica Baumann, Anastasia Hoshin, Garfiel Tinsel, Julius Juukulius, Otto Suwen, Ram, mavi saçlı, kim, benim, sensin, “Ben” , bendeniz, diğerleri, Ben, sen, sen, ben——
—Bendeniz, “Ben” … Natsuki Subaru. Bendeniz, “Ben” … Natsuki Subaru.
—Kim, “Ben” … Meili Portroute. Kim, “Ben” … Meili Portroute.
Subaru: “————”
Bu düşünceler zihninde dönüp duruyor, gerçek olanla olmayan arasındaki çizgileri bulanıklaştırıyordu. Bir bütün olarak birleşiyor, bir bütün olarak kaynaşıyor, bir bütün olarak birbirine dolaşıyor, bir bütün olarak sevgi duyuyor, bir bütün olarak nefret ediyor, bir bütün olarak acı çekiyor, bir bütün olarak seviyor, bir bütün olarak arzuluyor, bir bütün olarak öldürüyor, bir bütün olarak diliyor, bir bütün olarak yok ediyor, bir bütün olarak tehdit ediyor, bir bütün olarak anlıyor, bir bütün olarak ağlıyor, bir bütün olarak gülüyor, bir bütün olarak anlayamıyorlardı.
Sen yalnızca kendin olabilirsin. Başkaları da yalnızca kendileri olabilir.
Tavize yer yok, acıyıp taviz vermek yok, tavize sebep verme ihtimali yok, düşünceli davranmak yok; neticede hiçbir şey ama hiçbir şey yok.
Emilia: “Subaru…”
Subaru: “————”
Kafasını ileri geri sallayan oğlan, nihai bir çabayla sözde “Öteki Kişinin” dikenlerini içinden çıkartmaya çalışıyordu.
Emilia ve Beatrice ikilisi de mücadelesini veren oğlanı sol ve sağ yanlarına geçerek omuzlarından kibarca destekleyip kaldırmakla meşguldü. İkilinin endişelerinin izlerini yanaklarında hisseden oğlan—— Natsuki Subaru olarak adlandırılması gereken kişi, kendisi ve diğerleri arasındaki sınırı belirlemeye çalışıyordu. Kendisini toparlamaya çalışıyordu.
Bir düşünce girdabı zihnini bulandırıyor, doğru yanıt birbirine karışmış duyguların helezonu yüzünden kayboluyordu.
Ciğerleri kıvranıyordu; şu anda boğazını hissedebilecek olsaydı, nefes almanın acı verici bir hâle geldiğini fark edebilirdi. Boynunun içerisinde az önce hayat bulmuş nefesinde ciddi bir zorluk tecrübe ediyordu. Boğulacağı korkusu yavaş yavaş saldırıya geçiyordu.
Yaklaşan Ölüm hissiyatı bir kez daha benliğinde canlanıyor, içindeki kusma hissiyatı yüzeye çıkıyor ve gözlerinden yaşlar dökülmesine yol açıyordu.
Subaru: “————”
Bu korkunç hislerle yüzleşen Subaru, ağır ve dikkatli bir şekilde kendisini tanımlamayan şeyleri içinden atmaya, kendi kişisel kimliğini oluşturmaya gayret ediyordu.
Birinci şahıs zamirleri, ikinci şahıs zamirleri, hafıza, anılar, izlenimler, hisler… diğer kişiye ait olanları tespit ediyor ve aralarında ayrım yapıyordu.
İşte bu şekilde onun olmayanları eleyip birbirine karışan şeyleri ortadan kaldırabilirse eski hâline geri dönecekti.
Aksi takdirde kaynaşıp harmanlandıkları bu hâllerinden asla sıyrılamayacaklardı.
Kendisi ve kendi “elleriyle” öldürmüş olduğu küçük kız, bir türlü içerisinde birbirine karışmış hâlde——
???: “——Natsuki-kun, neler gördün böyle? Bize anlatabilecek misin?”
Subaru: “Oh, ah?“
Bir kimlik krizinin ortasında olan Subaru, önünden yükselen bu sesi işitti.
Ve sesin sahibine baktı. Tam önünde, çömeldiği seviyede, solgun turkuaz rengi gözlerini kendisine dikmiş biri vardı: Anastasia—— Yo, artık Echidna’ydı, değil mi? Her hâlükârda o kızdı işte.
Subaru’nun bu tanıma sürecine rağmen Echidna, gözlerindeki büyük ciddiyeti koruyarak konuşmaya devam etti.
‘Anastasia’: “Zor bir konumda olduğunu anlıyorum. Ama şu anda hepimiz son derece ağır şartlar altındayız. Eğer mümkünse bir an önce bizi bilgilendirmene ihtiyacımız var. Bu sayede bu durumla baş ederken herhangi bir hata yapmayız.”
Emilia: “Bekle, Echidna… Subaru az önce korkunç bir şey tecrübe etti…”
‘Anastasia’: “Elbette ki bunun farkındayım. Bizim için yapmış olduğu bu pervasızlığı da takdir ediyorum, anlarsınız ya… Ama tam da bu yüzden onun muhakemesine göre bir an önce harekete geçmek bizim görevimiz.”
Echidna’nın savının kendisini savunmaya çalışan Emilia’yı susturuşuna tanık olan Subaru’nun yapabileceği tek şey boğuk bir nefes vermekti.
Bu cümleleri kurmakta olan Echidna’nın bakışları bir an için Subaru’nun ardına düşmüş olan kitaba kaydı. O kalın, siyah kapaklı kitaba baktıktan sonraysa “Çünkü” diyerek konuşmasına devam etti.
‘Anastasia’: “Bize eşlik eden kız ortadan kayboldu. Üstelik ölülerin anılarını kaydeden bu kütüphanede o kızın ismiyle birebir uyuşan bir kitap bulduk… Durum ciddi. Havanda su dövmeyi göze alamayız.”
Emilia: “Bu… Evet, ama…”
Emilia Echidna’nın kısık, ısrarcı ses tonuyla kurduğu cümlelere verecek bir karşılık bulamıyordu.
Açıkçası Echidna’nın şikâyetleri makuldü.
Bu karman çorman durum içerisinde hayati bir bilgiye sahip tek kişi Subaru’ydu. Herkesin hisleri hesaba katılınca sakinleşmeye ayrılacak vakit olmadığını söylemek mümkündü.
Echidna da bunu bilerek suçlanmaya hazır hâlde, kaskatı bir kalple Subaru’ya sorularını sıralamıştı.
Onun kararlılığını işiten Subaru, bir kez daha dişlerini sıkarak elini boğazına götürdü.
Ve nefes alamama hissine karşı tüm gücüyle mücadele verip gözlerini kapatarak——
‘Anastasia’: “Müsaadenle bir kez daha sormayı deneyeceğim, Natsuki-kun. Kitabın içinde ne görd——”
Subaru: “——Meili’nin… anılarını… gördüm…”
‘Anastasia’: “————”
Subaru, Echidna’nın sorusunu onu kandırmaya kalkışmadan, mükemmel bir dürüstlükle yanıtladı.
Ve bunu yaptığı saniyede yanı başındaki Emilia nefesini tuttu, önündeki Echidna ise gözlerini kapattı. Ardından Beatrice, Julius ve Ram’ın yüzlerine sırasıyla endişe ile keder ifadeleri yerleşti.
Ölü Kitabı, Subaru’ya Meili’nin anılarını göstermişti.
Ve bunun ne anlama geldiğini idrak edemeyecek tek bir kişi dahi yoktu.
Bir hata olmuş ve Meili’nin kitabındaki anılar kaza eseri oraya yerleştirilmiş olabilir miydi? Böyle beyhude bir umuda tutunup kendini rahatlatmak ne kadar da kolay olurdu.
Lakin bu noktada kendisini bu aldatmacaya teslim etmek ve daha rahat seçeneğe yönelmek istemeyen tek kişi Subaru değildi.
Başı da Subaru’nun yanı başında bu duruma katlanmaya çalışarak yanakları kaskatı kesilen kızlar çekiyordu.
Beatrice: “Sakin ol, Subaru, doğrusu. Sakin ol ve kendini toparlamaya odaklan, sanırım.”
Subaru: “…Üz… günüm.”
Beatrice: “Sorun değil, doğrusu. Şu anda Betty’e güvenebilirsin, sanırım… Bu yalnızca senin hatan değildi, doğrusu. Kendini hırpalama, sanırım.”
Subaru: “————”
Beatrice ayağa kalkarak düzensiz nefesler alan Subaru’nun kafasını kucakladı.
Ve siyah saçlarını kibarca okşamaya başladı. O, Subaru’nun binlerce parçacığa ayrılmış varlığının iyiliğini kontrol ederken Subaru, ne kadar da ironik diye düşündü.
Beatrice’in bu kadar iyi niyetle bu sözleri söylemiş olması Subaru’nun hatası değildi.
Yalnızca bu suçu işlemiş olan “Natsuki Subaru’nun” hatasıydı. Bu gerçekten haberdar olmayan Beatrice, ona tatlı cümleler kuruyor, nezaketle yaklaşıyordu; neredeyse komik ama bir yandan da yürek burkucu denilebilecek kadar absürttü.
Julius: “——Ram Hanım, siz ne düşünüyorsunuz?”
Beatrice ve Subaru bu etkileşim içerisindeyken Julius, yüzünde ciddi bir ifadeyle Ram’a dönerek onun fikrini duymak istedi.
Diğerlerine kıyasla şaşkınlıktan beti benzi en az atmış olanlar bu ikiliydi. Meili’nin anıları doğrultusunda ona en temkinli yaklaşanların da onlar olduğu biliniyordu.
Hiç değilse Meili, Ram ve Julius’un eski bir suikastçı olarak kendisinden şüphelenmeyi hiç bırakmadığını hissediyordu.
Tam aksine Emilia ve Echidna’nın ona ne kadar dikkatsiz yaklaştığının da farkındaydı.
Julius: “Subaru’nun ağzından çıkanlara inanacak olursak Meili Hanım çoktan…”
Ram: “Barusu’nun bu durumda böyle bir yalan uyduracak kadar yetenekli veya soğukkanlı olması mümkün değil… Onun Meili’nin kitabı olduğuna eminim. Gerçi emin olmak adına bir başkasına daha kontrol ettirebiliriz?”
İnce kollarını sarmış olan Ram, bakışlarını hâlâ yerde yatmakta olan kitaba kaydırdı.
Ve Julius, bu konuşmayı takiben düşünceli bir şekilde kaşlarını çatarak karşılık verdi.
Julius: “——Ben yapacak olursam…”
Ram: “İkinci defa bu kitaplardan birini okuyabilecek durumda mısın ki? Yani ikinci seferde senin de durumun Barusu gibi olabilir. Elbette bunun yalnızca Barusu’nun toy ve tecrübesiz olmasından kaynaklandığını da varsayabiliriz…”
Julius: “————”
Ram: “Ama ne yazık ki şu anki koşulları değerlendirince Ram’ın yaptığı tahlil, senin de Barusu’dan daha istikrarlı bir ruh hâline sahip olmadığın şeklinde.”
Ram’ın açık pembe gözlerini kısmış şekilde bu sözleri sarf edişini işiten Julius, kaskatı bir şekilde ayaklanarak nefesini tuttu.
Ancak kafasını hızla sallayarak, “Mantıklı…” dedi.
Julius: “…Acı olsa da Ram Hanımın sözlerini inkâr edebilecek bir dayanağım yok. Dün hiç kimseye danışmadan böylesine bencilce ve keyfi hareket ettikten sonra… Böyle bir şey yapmaya kesinlikle layık değilim.”
‘Anastasia’: “Üzgünüm ama ben de aynı fikirdeyim.”
Echidna, Julius’un kendisini yerden yere vuruşunu dinlerken elini kaldırarak konuşmaya dahil oldu.
Ve boynuna yerleştirmiş olduğu beyaz kürküyle oynayarak devam etti.
‘Anastasia’: “Lakin argümanımın dayanağı Julius’un içerisinde bulunduğu ruh hâli değil. Ben yalnızca Natsuki-kun’un durumuna bakarak bu fikre karşı çıktığımı ve bunu denemenin çok tehlikeli olduğunu söylüyorum!”
Ram: “Tehlikeli olduğu belli. Ve son derece sıkıntılı bir durum içerisinde olduğumuz da oldukça bariz.”
Julius: “Aynen öyle. Çünkü bu sefer kitabı okumanın etkisi geçen sefere nazaran daha güçlü görünüyor. Şu an için tek soru, bunun birden fazla kitap okumaktan mı yoksa okunan kitabın kendisinden mi kaynaklandığı.”
Ram: “Belki de hem okunan kitap sayısı hem de kitabın ait olduğu kişiyle ilişkilidir?”
Ram ve Julius bu konuya kafa patlatırken Echidna, “Aah” diyerek ikiliyi başıyla onayladı.
‘Anastasia’: “Basitçe ifade etmek gerekirse okunan kitap sayısı arttıkça üzerinizdeki yükün artması şeklinde bir mekanizma olabilir mi? …Ya da belki yakın olduğunuz birinin anılarını görmek zihni bulandırıyordur? Bana kalırsa ihtimaller ikiye ayrılıyor.”
Ram: “Yakın olduğumuz biri, ha?”
Echidna iki parmağını kaldırıp bu varsayımda bulunurken Ram, Subaru’ya döndü. Onun gözlerini kendisine diktiğini gören Subaru’ysa, yüzü Beatrice’in hassas göğsünün ortasına yaslı hâlde, olduğu yerden çığlıklar atmamak için çaresizce bir mücadele verdi.
Büyük ihtimalle Echidna’nın tahminleri doğruydu.
Subaru’nun kalbinin bu denli hasar alması, onun ikinci tahmininden kaynaklıydı—— muhtemelen üzerindeki yükün sebebi oldukça iyi tanıdığı birinin anılarına bakmaktı.
Yakın bir ilişki içerisinde bulunan kişiler—— Onların Hayatlarına dair taze kayıtlar daha büyük etki doğuruyordu.
İnsanların yakın oldukları kişilerdense mesafeli olduğu kişilere daha çok ilgi duyması normaldi.
Subaru da bunun gerçek olmasını umuyordu. İşin aslı Subaru… ve Meili’nin zihinleri neredeyse iç içe girmiş ve Subaru, onu tanımak istediğini anlamaya başlamıştı.
Bunun sonucunda da “Benliğinin” derinliklerindeki akıl sır ermez boşlukla karşı karşıya gelmişti.
O genç kızsa tüm ömrünü bu boşluk hissini taşıyarak geçirmişti——
Emilia: “——Her hâlükârda hiçbir şey yapmadan öylece oturamayız. Hadi çıkıp Meili’yi arayalım.”
Odaya güçlü bir sessizlik hâkim oldu.
İki elini göğsüne yerleştirmiş şekilde ciddiyetle bu cümleleri kuran Emilia olmuştu. Onun kütüphanedeki herkesin ilgisini üzerine çekecek bu sözleriyse Subaru’nun gözlerinin irileşmesine yol açmıştı.
Subaru: “Aramak mı?..”
——Aramak, arayış… bu da nesiydi? Bunun anlamı neydi?
——Meili, o, kahrolasıca “Ben” zaten öldüm ki.
——Hâlbuki ölümünden önce onu zerre kadar umursamamışlardı.
Emilia: “Muhtemelen onu bulsak bile iş işten geçmiş olacak. Keşke yanında olabilseydik ama büyük ihtimalle bunu başaramayacağız. Yine de -hiç değilse- cesedini bulmamız gerekiyor.”
Subaru: “————”
Emilia: “Peki o küçük kızın nereye gitmiş olabileceğini bilen hiç kimse yok mu? Her şeyden önce onu bulmak zorundayız… Ve sonra, neler yapabileceğimize bakarız. Hadi çıkıp onu arayalım.”
Emilia’nın sözleri elle tutulur değildi, güvenilir ve akıllıca olmaktan çok uzaklardı.
Bunun ne anlamı vardı ki? Subaru’nun içindeki “Benim” ısrarım değişmeden varlığını koruyordu. Ayrıca, gerçekçi olmak gerekirse zamanı kullanmanın çok daha işlevsel yolları olduğu konuşulmalıydı.
Ancak hiç kimse Emilia’nın önerisine karşı çıkmıyordu.
Çıkıp da önerisini reddeden ve hatalı olduğunu söyleyen tek bir kişi dahi yoktu.
Bu nedenle Emilia’nın teklifini, Meili’yi aramakla ilgili gerçekçi bir tartışma takip etti. Ve Emilia, onu aramak için gruplara ayrılacaklarını ilan etti.
Emilia: “Bugünkü planlarımızı değiştirmekten başka şansımız yok. Ayrılmalı ve Meili’yi aramalıyız.”
Ram: “Bunu yapmadan önce… Ram gidip Rem’in güvende olup olmadığını kontrol edecek. Emilia-sama, Barusu ve geri kalanları çağırmak için ayrılmadan önce ruhun odasında onunla birlikteydim… Şimdi de bir kez daha yanına uğrayacağım.”
Julius: “Sorun değil, Ram Hanım… Subaru, kulağa merhametsizce bir soru gibi gelebilir ama emin olmak istiyorum. Ölü Kitabında Meili Hanımın son anlarında yaşananları da gördün mü?”
Subaru, Julius’un dikkatlice dile getirdiği bu soruyu yanıtlamaktan yana tereddüt etti.
Meili’nin son anlarını görüp görmediğine dair bu sorunun yanıtı evetti. Subaru, Meili’nin “Hayatının” elinden alındığı o anı bizzat tecrübe etmişti.
Boynu sıkılmış, boğazlama esnasında bilincini yitirirken düşünceleri nefret ve çaresizlikle dolup taşmış, sonra da her şey ansızın sona ermişti—— tamı tamına hayatının sonlandığı ana denk gelmiş olmalıydı.
Bunu yaşayan ve küçük kızın cesedini gizleyerek suç ortağı olan kişi Natsuki Subaru’ydu.
Natsuki Subaru, “beni” öldüren kişiye yardım ediyordu. “Beni” tanıyan Natsuki Subaru, bu dünyanın en iğrenç mahluku olan “Natsuki Subaru’nun” ta kendisine yardım ediyordu.
‘Anastasia’: “——Natsuki-kun, cevap vermeni istiyorum. Meili’nin son anlarını gördün mü? Şu anda nerede? Ölümüne sebep olan şey her neyin nesiyse ona tanık oldun mu?”
Subaru: “————”
Echidna, sessizliğini koruyan Subaru’yu sorularıyla kışkırtmaya devam ediyordu. Ve sözlerindeki duygular, güzel yüzüne bir şüphe yerleştiğinin göstergesiymiş gibi görünüyordu.
O sözler, Subaru’yu tedirgin ediyordu. Kalp atışları hızlanıyor, sırtından terler dökülmeye başlıyordu. Hemen yanı başındaki Beatrice’in bunu fark edebileceğinden korkuyordu.
——Açıkçası Subaru, Meili’nin ölümünde parmağı olduğunu herkes biliyor olabilir mi diye merak ediyordu.
Gerçeği biliyor ve onu köşeye sıkıştırarak kendi ağzıyla itiraf etmeye zorlamak için cahili mi oynuyorlar diye düşünüyordu.
Aklına bu tarz çılgınca fikirler geliyordu. Fakat o fikirlerin aklına geldiği her seferde çevresindekilerin gözlerindeki bakışlar, bu düşüncelerin makullüğünü reddediyordu.
Emilia, Beatrice, Echidna ve Julius’un gözleri Subaru’ya çevriliydi.
Elini kana bulamış, düşünceleri çirkinleşmiş Subaru’ysa yalnızca çılgınca bir kendini koruma gayreti veriyordu. Çirkin, çürümüş, rezil bir kalbe sahipti; görünen buydu.
Öyleyse, “benim” arzularımın dinlenmesi daha hoş——
Subaru: “——Öldüğü ana dek ulaşamadım, o kısmı göremedim. Ama kulenin içerisinde olduğuna hiç şüphe yok.”
Subaru, “onun” ayartma çabalarını adamakıllı bastırıyor, içinin en derinlerinde öfkeyle karışık hisler filizleniyordu—— O, Subaru’ya suçunu itiraf ettirmeye çalışıyordu. İşte Meili Portroute’in ardında bıraktığı tatlı lanet buydu.
Bu düşüncelerin Subaru’nun içerisinde yeni yeni belirdiği kesindi.
Emilia ve diğerleri Meili’nin ölü bedenini bulsunlar istiyordu. Onu bulun, onun yasını tutun, olanlardan pişmanlık duyun, Subaru’yu üzün; işte bu düşüncelerle kalbine dolan duyguları dışa vurmayı diliyordu.
Artık bu istekleri duyanın Natsuki Subaru’nun içerisindeki “benliği” mi yoksa “Natsuki Subaru” mu olduğunu bilemiyordu.
‘Anastasia’: “…Kitabı yeniden okuyacak gücün var mı?”
Beatrice: “Echidna!”
Echidna, ne istediğine karar vermek için çırpınan Subaru’ya merhametten yoksun denilebilecek bu öneride bulundu. Subaru’ysa bir an için “Zorunda olduğumu söylüyorsan yaparım” diyecek gibi oldu ancak o bu yanıtı veremeden Beatrice, Echidna’ya çıkıştı.
Hâlâ Subaru’nun başını kucaklamakta olan Beatrice’in yuvarlak gözleri keskinleşmişti.
Beatrice: “Betty sana hangi isimle bağırmalı, doğrusu!.. Öyle ya da böyle, bunun gerçekleşmesine izin vermeyeceğim, sanırım. Bu teklifini unut, çünkü hem duygusal hem de farklı sebeplerden buna karşı çıkıyorum, doğrusu.”
‘Anastasia’: “Bir bütün hâline gelmeleri riski hesaba katılınca böyle bir şeyi asla ciddi ciddi önermezdim zaten. Yalnızca her ihtimale karşı buna hazır olup olmadığından emin olmak istemiştim, hepsi bu. Biliyorsun ya, o ısrarcı olsa bile ona bunu yaptırmak gibi bir niyetim yoktu.”
Beatrice: “…Dua edelim de düşüncelerin gerçekten dile getirdiğin gibi olsun, sanırım.”
Beatrice, sözlerini aceleyle geri alan Echidna’ya omzunun ardından öfkeyle bu yanıtı verdi.
Bu etkileşimin hemen sonrasındaysa ikilinin geride bıraktığı tuhaf sessizliği bölenler Emilia ve Julius ikilisi oldu.
Emilia: “Şuna bir son verin! Ben de Subaru’nun pervasızca eylemlerini yinelemesine karşıyım. Ayrıca sonsuza dek burada tartışmaya devam etmek de istemiyorum… Bir an önce harekete geçmemiz gerekiyor.”
Julius: “Emilia-sama’ya tamamıyla katılıyorum. ——Bu şartlar altında Meili Hanımın başına talihsiz bir kaza gelmiş olma ihtimalinin çok yüksek olduğunu varsayabiliriz. Balkondan veya merdivenlerden düşmüş ya da kulenin dışına çıkmış olabilir…”
Shaula: “——Hayır, öyle olmadı.”
O ana dek konuşmanın bir parçası olmamış olan Shaula, ansızın araya girerek Julius’un sıraladığı ihtimalleri yalanladı.
Bu esnada Meili’nin ayaklarının altına düşmüş olan Ölü Kitabını yerden alıp cildinden tutarak soldan sağa savurdu.
Shaula: “Çünküüüüü, 2 Numaralı Ufaklık kulenin dışına çıkmış olsaydı ben kesinlikle bir ölüm makinesine dönüşmüş olurdum! Yani demek istediğim, hiç kimse dışarı çıkmadıı~”
Emilia: “Nedense bizim dokunmaya çekindiğimiz kitaba dokunma konusunda pek hızlı davrandın.”
Shaula: “Yerde bırakmak beni birazcık geriyordu. Yani ya biri bunu kütüphaneye yönelik bir saygısızlık gibi görseydi… Sonuçta herkesi öldüren bir varlığa dönüşmek istemem, anlarsınız ya.”
Shaula bu sözleri sarf ederken Ölü Kitabını bir jonglör gibi bir elinden ötekine fırlatıyordu.
Kütüphaneye saygısızlık etmekten korkarmış gibi konuşsa da esasında daha büyük bir saygısızlık sergiliyordu. Julius, onun bu davranışları karşısında kaşlarını çattı.
Julius: “Shaula Hanım, rica ediyorum o kitapla oynamayı bırakın. Siz…”
Shaula: “Siz benim kalbimde acı veyaaaa onun gibi bir şey yok mu sanıyorsunuz? Böyle bir şeyi dile getirdiğimi sanmıyorum. 2 Numaralı Ufaklığın sürekli bana yapıştığı doğru. Ben de ondan hoşlanmıyor değildim ama… nihayetinde, Ustam haricinde hiç kimseyi umursamaaamm!”
Son derece kayıtsız görünen Shaula, Julius’un sözlerini hiçe sayarak gülümsedi.
Subaru’nun gördüğü kadarıyla Shaula’nın bu söylediklerinde herhangi bir kötü niyet belirtisi yoktu. Gerçek hislerinin bu olduğu şüphesizdi, hiç değilse Subaru’ya öyle gelmişti.
Özetle Shaula, diğer insanlara kıyasla kalbindeki belli duyguları idrak etmesi zor biriydi.
——Aslında hayır. Subaru’nun bu kuleye geldi geleli onunla kurduğu iletişim sınırlıydı; yani gerçek hislerini idrak edememesine şaşmamalıydı.
Gülümseyen yüzünün altında ne derece karmaşık duygular gizliyor olabileceğini merak ediyordu.
Gerçi bu da Subaru’nun ancak “benim” canımı aldıktan sonra gayet iyi fark edebildiği bir şeydi.
Emilia: “——Hadi dağılıp Meili’yi arayalım. Subaru, sen Beatrice’le burada kal.”
Subaru’nun kendini kınayışı ve Shaula’nın ardında bıraktığı garip atmosfer arasında bir noktada Emilia, sesini yükseltip birkaç kelimeyle araya girerek insanları harekete geçmeye teşvik etti. Onun talimatlarını işiten Subaru’nun kalbi, duyduğu utançla sızlıyordu.
“Beni” bulmak istiyorlar——
Emilia: “Beatrice, Subaru sana emanet, tamam mı? Reid’in bulunduğu yer civarlarına bakacağım.”
Beatrice: “Peki, doğrusu—— Emilia ve geri kalanlar, hepiniz dikkatli olun, sanırım.”
Bu sohbetin ve Subaru’nun Beatrice’e emanet edilmesinin ardından Emilia ve Beatrice, rol dağıtımı yaparak herkese şans diledi.
Emilia Ram’ı aldı, Echidna da Julius’u. Ve gruplar, Meili’yi aramak adına kuleye dağıldı.
Onların kütüphaneden çıkıp gidişini izleyen Subaru’ysa vedalaşmak adına sarf edecek tek bir kelime dahi bulamadı——
Beatrice: “——Ee, sen onlara katılmayı düşünmüyorsun herhâlde, doğrusu.”
Arama ekibinin uzaklaşışını izleyen Beatrice, Subaru’yla birlikte geride kalıp gözlerini Shaula’ya dikerek açık açık böyle söyledi.
Beatrice’in iğneleyici bakışlarını üzerine çeken Shaula’ysa abartılı bir tonla “Amaaaaaaa” diyerek cevap verdi.
Shaula: “Benim buradaki rolümün Yıldız Muhafızlığından ibaret olduğunu unutmamalısın, haksız mıyııımm? Yani, bu ünvan hesaba katılınca ruhum ve bedenim Ustama ait oluyor… Ustamın arzusu bu yönde olursa onun arzusunu vaaar gücümle yerine getiririm.”
Beatrice: “Öyleyse sen de dışarı çıkıp Meili’yi aramalısın, sanırım. Burada aylaklık etme.”
Shaula: “Hm, geeerçekten mi?”
Shaula, yüzünde cilveli denilebilecek bir ifadeyle boynunu uzatarak Beatrice’in kafasının üzerinden Subaru’ya doğru baktı ve sorusunu doğruca ona yöneltti. Görünüşünü büyüleyici kılan bir şeyler vardı —— yüzünde o alışıldık kayıtsızlığından farklı bir ifade mevcuttu, ilk defa her zamanki çocukça tavırlarından farklı bir şeylerin belirtisini veriyordu.
Subaru: “————”
Onun yüzündeki çekiciliği gören Subaru’nun içi bir kez daha, sürpriz bir saldırıya uğramışçasına ürperdi. Refleks olarak kafasını kaldırıp Shaula’nın ne kadar bakarsa baksın kendisine hiçbir şey anlatmayan gözbebeklerine baktı.
Onunla yüz yüze gelen Shaula’nınsa dudakları gevşedi ve en ufak bir kötü niyet belirtisi göstermeden “Ölü Kitabını” dolgun göğüslerine bastırdı.
Shaula: “Ustam isterse ayı bileee gökten indiririm ben. İşte bu yüzden bunu yarı şeytandan, 1 Numaralı Ufaklıktan veya yakışıklı çocuktan değil, Ustamdan duymak istiyorum.”
Subaru: “Ben…”
Shaula: “Ustam, ne yapmalıyııımm? Benim de İki Numaralı Ufaklığı aramaya çıkmamı ister misin? Yoksa?..”
Shaula, devamını getirmemeyi seçerek sözlerini bu noktada sonlandırdı.
Ve Ölü Kitabını göğsüne yaslar hâlde Subaru’nun yanıtını beklerken tek kelime daha etmedi. Subaru’ysa üzerine ne kadar düşünürse düşünsün onun bu sarsılmaz tavrına nasıl bir karşılık vereceğini bilemedi.
İçinin en derinlerindeki o doğru cevap tam olarak neredeydi?
Subaru: “————”
Emilia ve diğerlerinin önerilerine yönelik çelişkili duyguları, Natsuki Subaru’nun şu anki tutarsız varlığının kanıtlarıydı.
——Meili Portroute’in… onun hayatının, uzun olduğunu söylemek hiçbir şekilde mümkün olamazdı.
Subaru, Ölü Kitabının içeriğini okuyarak onu gönlünce, parçalarını sindirirmişçesine koparıp almıştı; evet, kâfirce çiğnemiş, yutmuş ve görünmez midesinde sindirmişti.
“Natsuki Subaru”, “benim” hayatımın tadına iki katıyla varmıştı.
Sonuç olarak Natsuki Subaru ve “Natsuki Subaru’nun” birbirine karışan bilinçlerinin küçük kızı da aralarına katışıyla durum şizofreniyi andıran bir şeye dönüşmüştü.
——Subaru, Meili’nin “ölüm” şeklini gizlemek istiyordu.
——Subaru, Meili’nin kendisinin gizlemiş olduğu cesedini bulmalarını diliyordu.
——Subaru, “beni” öldüren “Natsuki Subaru’dan” nefret ediyordu.
İçinde doğan çelişkili istekler de Subaru’yu onları gerçekleştirmeye teşvik etti.
Subaru: “——Shaula, git de Meili’yi ara. Emilia ve geri kalanlara yardım et lütfen.”
İşte böylece Subaru, farkına dahi varamadan Meili konusunda yapılacakların emrini vermiş oldu.
Ve o emri alan Shaula kaşlarını kaldırdı, selam durarak vücudunu dikleştirdi.
Shaula: “Anlaşıldı! Ustamın arzusu buysa o ne isteeeeerse yaparım!”
Sevgi dolu bir selamla birlikte göz kırpan Shaula, kitabı Subaru’ya uzattı. Subaru kara bir ağırlık hissi veren kitabı teslim alıp kaşlarını çatarken de ona dilini çıkarttı.
Afacan bir havası vardı, eski hâline dönüyor gibiydi; bu şekilde Subaru’ya arkasını dönerek koskoca bir adımla kütüphane merdivenlerinden aşağı sıçradı. Subaru, onun savrulan siyah saçlarının giderek uzaklaşışını izledi. Ve büyük bir gerginlikten kurtulmuşçasına rahat bir nefes aldı.
Subaru: “Amma da tuhaf şeyler oluyor…”
——Haksız yere suçlanan, ne bu suça ortak oluşunu ifşa etmek ne de ölü bedenin bulunmasına izin vermek isteyen Natsuki Subaru.
—— Suçun mağduru olan, bedenimin bulunmasını ve hissettiğim öfkeyle pişmanlıktan arınmayı dileyen “Ben”.
—— İnsanları öldüren ve kötülüklerinin ardı arkası kesilmeyen fail “Natsuki Subaru”.
Tüm bu düşünceler tek bedenin içerisinde bir arada var oluyor ve hepsi de Natsuki Subaru’nun üzerine çöreklenerek birini seçmesi için ona baskı uyguluyordu.
Gerçekten yalnızca kendi canını umursuyor olsaydı Natsuki Subaru, Meili’nin yaşamı ve ölümü hakkında çenesini kapalı tutardı; Ölü Kitabının içerisinde görmüş olduğu şeyler üzerinde oynama yapmak için daha çok kafa patlatırdı.
Ama gerçek şu ki bunu yapması mümkün değildi; bu denli rol yapacak zekâya sahip değildi ve bundan da öte, “Natsuki Subaru’ya” düşmanlık, “Benim” pişmanlıklarıma sempati—— ve son olarak da öylesine çarpık bir varlığın canı ne isterse yapmasına izin verdiği için kendisine öfke duyuyordu.
Son seferde de bir öncekinde de hatta ondan öncekinde de Subaru’nun ölümünün ardında biri olduğu doğruydu.
Ancak bu bile, Subaru’nun içerisinde pusuya yatmış olan “Natsuki Subaru’nun” oyunuymuş gibi görünüyordu. Subaru’nun fevri davranıp diğerlerinden nefret etmesini sağlayacak bir tuzakmış gibi.
Neticede “Ölü Kitabını” okumadan önce düşündüğü şey doğruydu, değil mi?
Emilia, Meili ve geri kalanların hiçbiri gerçekten kötü insanlar değillerdi… ortada kötü olan tek bir kişi varsa o da Natsuki Subaru’ydu.
Beatrice: “Subaru, mahzun mahzun düşüncelere dalmanın faydası yok, doğrusu. O kitabı bırakman iyi olur, sanırım.”
Subaru: “————”
Subaru, Beatrice’in yanı başına diz çökmüş olduğunu ve endişeli gözleriyle kendisine baktığını fark etti. Burnunun dibindeki o endişeli bakışlarsa—— Emilia’nın da kendisine tıpatıp aynı şekilde baktığı gerçeğini zihninde canlandırdı. Ve Subaru’nun içine bir huzursuzluk çöktü.
Beatrice’in hisleri—— Natsuki Subaru’ya değil, aksine, “Natsuki Subaru’ya” yönelikti.
Hafızasını yitirdiği gerçeğini gizledikten ve “Natsuki Subaru’nun” gerçek doğası hakkında sessiz kaldıktan sonra o hisleri sahiplenmek, Subaru’ya inanılmaz onursuzca bir şeymiş gibi geliyordu.
Onlara söylemesi gerekmez miydi?
Farkına bile varmadan Meili’nin “Hayatını” elinden alan şu anki Natsuki Subaru olmuşsa, tehlike bu defa da Emilia, Beatrice ve diğerlerine yönelmeden önce——
Subaru: “…Neden bana karşı bu kadar naziksin?”
Beatrice: “——Bekle, bu çok ani bir soru oldu, doğrusu. Sorun nedir, sanırım?”
Subaru: “Yo, boş ver…”
Bu meselede son bir şey söylemek icap ederse, belki de Subaru’nun ödünç aldığı bu ilişkilerin ardındaki anlamı çözmek için bu hâle gelmeden önce neler yaşandığını—— o kişilerin gerçek fikirlerini duyması gerekiyordu.
Emilia, Beatrice ve geri kalanların daima “Natsuki Subaru’ya” yönelip böylesine inanmalarına sebep olan şeyi ve bunun gerçek anlamını çözmesi gerekiyordu.
Subaru: “————”
Ancak bu konuyu derinlemesine düşünmeye çalıştığı anda içine bir kuşku düşmüştü.
“Beni” Elsa’ya yönlendiren şey. Natsuki Subaru’ya bu dünyadaki en yakınlarıymış gibi davranan Emilia ve diğerlerini “Natsuki Subaru’ya” yönlendiren şey.
Yalnızca Natsuki Subaru’nun sahip olabileceği, yalnızca onun göz değdirebileceği bir cevher.
O izler, o kalıcı koku, kalıntılar, orada olması gereken sıcaklık, bunlara böylesine yakından maruz kalan tek kişi neden Natsuki Subaru’ydu?
Subaru: “————”
Böyle biri neden…
Böyle acımasızca bir insan müsveddesi neden…
Böylesine gaddar gülüşlü biri neden…
Elsa’nın ölümünde parmağı olan bu adam neden…
Meili’yi öldürürken gülen bu adam neden…
“Benim” ölümümü gizlemeye çalışan bu adam neden…
Böyle bir adam, bu adam, bu adam neden—— neden bu denli seviliyordu?
Subaru: “————”
Bilmek istiyorum. Bilmiyorum. Bilmek istiyorum. Bilmiyorum. Yalnızca ben, yalnızca Subaru, yalnızca “Bendeniz” bu sebebi bilmiyorum. Bilmiyorum. Anlamıyorum. Her şey öylesine tek taraflı ki.
Subaru: “————”
Eğer sorarsam, anlar mıyım? Eğer sorarsam, bunu bir sorguya çevirebilir miyim? Bana cevap verebilir misin?
Sahici olduğunu mu zannediyorsun? Yüzümdeki o gülümseme… sergilediğim o gülümseme sahteydi… kalbimde bir boşluk vardı. Çünkü herkes bir maske takar, sen bile, Natsuki Subaru. Evin dışında anne ve babana göstermek istememene rağmen, sen bile.
Eğer gerçeği bilmenin bir yolu varsa, nerede? Hepsinin hakkımdaki sahici düşünceleri neler, gerçek hisleri neler, neden hepsi de “Natsuki Subaru’ya” inanıyor?
???:“ ‘Ben’ sana bunu sağlayabilirim—— Bunu bilmenin yolunu.”
Subaru: “————”
Zihninde yankılanan bir ses, onu acımasızca baştan çıkartıyordu. Ve bunca zamandır düşüncelerine egemen olan problemin çözümünün yakınlarda olduğunu fark ediyordu.
Gerçeği bilmenin yolu başından beri kollarının arasında yatmıyor muydu?
Beatrice: “Subaru?”
Sessizleşen Subaru’ya bakan Beatrice, tedirginlikle gözlerini kıstı.
Subaru’ysa onun bakışlarına karşılık vermeden kollarının arasındaki şeye bakmayı sürdürdü.
Subaru: “————”
——Siyah, ağır bir cilt, merakına ürkütücü bir karşılık sunuyor gibi görünüyordu.
#Shaula’nın ‘Meili dışarı çıksaydı ölüm makinesine dönüşmüş olurdum’ vurgusunu yapması Subaru’nun hafızasını kaybettikten sonra kuleye çıkıp döndüğünde bulduğu cesetleri açıklıyor olabilir. Subaru’nun ‘insanların sahici düşüncelerini öğrenmemin bir yolu var’ deyip gözlerini ‘Ölü Kitabına’ çevirmesiyse beni biraz korkuttu. Aklıma deli deli şeyler geliyor ama hadi hayırlısı. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere!

