※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Clumsy
Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
——Meili Portroute
Kitabın kapağını gören ve Emilia’nın ağzından çıkan bu kelimeleri işiten Subaru şoktaydı. Gözleri irice açılmış şekilde kitaba bakıyordu. Orada yazılı kelimeleri hiçbir şekilde okuyamıyordu.
Ancak şu şartlar altında bir bahane uydurup da Emilia’nın boş yere sarsılıp titrediğini düşünmenin anlamı yoktu.
Neden kapağında Meili’nin ismi yazan bir Ölü Kitabı vardı? Gerçekler şüpheye yer vermeksizin apaçık ortadaydı.
Subaru: “————”
Yanakları kaskatı kesilen ve sırtından soğuk terler dökülen Subaru hâlâ çıt çıkartamıyordu.
Kafatasının içerisindeki beyni, tek bir kelimeyi, yalnızca tek bir kelimeyi çaresizce haykırıyordu—— “Neden?”
Neden burada üzerinde Meili’nin adı yazan bir kitap vardı? Ölülerin kaydını tutan bu kütüphane neden o kızın kitabını bu kadar çabuk hazırlamıştı? Böylesine uçsuz bucaksız bir kütüphanede Meili’nin kitabı neden böylesine hızlı bulunmuştu? Neden tam da Subaru kuledeki herkes içerisinde Emilia’ya güvenebileceğini hissederken bu olay yaşanmıştı? Kader neden Natsuki Subaru’yu bir türlü bağışlayamıyordu? Neden Neden Neden Neden Neden Neden Neden Neden Neden Neden
Nedennedennedennedennedenneden
nedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedenhynedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedennedenneden?
Emilia: “——Beatrice, kitapta yazılanları kontrol ettin mi?”
Subaru: “——Hık.”
Subaru kendisini zihnindeki inanılmaz çoklukta “Nedeni” gömmeye zorlarken, bu kelimeler korkunç bir netlikle kulaklarında çınladı. Emilia Beatrice’i bu şekilde sorgularken Subaru, ansızın kafasını kaldırdı.
Bu esnada hâlâ kitaplığa yaslanmayı sürdürüyor olan Emilia’nın gözleri söz konusu kitabın üzerindeydi.
Subaru’nun bu kütüphanede bulunan Ölü Kitapları hakkında duyduğu kadarıyla kitaptaki kişiyle bir ilişkiniz varsa ve o kitaba dokunursanız kitaptaki kişinin hayatına dair anılar zihninize doluşuyordu.
Karşılarında sarsılmaz güçlere sahip büyülü bir kitap olsa da şu anda sorun teşkil eden şey hikâyenin fantastikliği değildi, daha gerçekçi bir problemdi.
Meili’nin hayat kayıtlarına bakmaları demek, son anlarının kayıtlarını görmeleri demekti.
Başka bir deyişle, onu boğazlayanın kim olduğunu göreceklerdi.
Subaru: “————”
Subaru, mevcut şartlar altında Meili’yi kendi elleriyle öldürmüş olsa da bu cinayeti işleyenin “Natsuki Subaru” olduğundan emindi.
Fakat bu ayrımı yapabilecek olan tek kişi kendisiydi. Anılar, potansiyel suç mahallerinin etrafındaki suç önleme kameralarından elde edebilecek video kayıtları gibi hareket edecekti. Hâliyle Subaru, etrafındakilerin böyle bir ayrım yapabilmesini beklemiyordu. Bunun yanı sıra bu döngüde hafıza kaybı meselesini Emilia ve diğerlerinden gizlemişti.
Subaru’nun suçu bu anılar aracılığıyla netleşecek ve iş, hafıza kaybını açığa çıkarma noktasına varacaktı. Diğerleri duruma uygun hareket ettiği takdirde de bu, kulağa yalnızca kötü bir bahane gibi gelecekti.
Doğal olarak Emilia ve diğerleri şimdilik Subaru’yla aynı çizgide görünüyordu.
Fakat Beatrice bunu beklemiş ve çoktan Meili’nin ölümüyle ilgili anılara değinmişse——
Beatrice: “——Henüz kontrol etmedim, sanırım.”
Subaru: “——Hık, oh, öyle mi?”
Beatrice: “Bunu yapmamış olmam çok normal, doğrusu. Bu işi dikkatlice ele almaktan başka çarem yoktu, sanırım. Açıkçası, daha en başta bunun bizim tanıdığımız Meili’nin kitabı olup olmadığını bile bilmiyoruz. Eğer gerçekten o kızın kitabıysa…”
Emilia: “Meili bu kulenin içerisinde… Olamaz! Hemen çıkıp onu aramak zorundayız!”
Yüz ifadesi değişen Emilia, Beatrice’in kelimelerini işittikten sonra koşarak uzaklaşmaya kalktı. Ancak Beatrice, önünü keserek kafasını salladı.
Beatrice: “Bekle, sanırım! Gerçekten o kızın kitabıysa alelacele onu aramaya çıkmanın hiçbir anlamı olmaz, doğrusu. Bir kitap buraya eklenince neler oluyor biliyorsundur, sanırım.”
Emilia: “…Yani Ram bu yüzden bizi ve Julius’un grubunu aramaya çıkmıştı.”
Beatrice: “Tüm bunların ortasında Meili masum masum sekerek ortaya çıkarsa her şeye Betty’nin çocukça yanlış anlaşılması gözüyle bakabilirsiniz.”
Beatrice’in sakince bu gerçeklere değinişini dinleyen Emilia’nın gücü giderek tükeniyordu. Ama buna rağmen, solgun yüzüne yayılmış aksi bir ifadeyle dua edermişçesine ellerini göğsünde birleştirdi.
Kitaplıkta buldukları o kitabın Meili’nin olmamasını umuyordu; onunla aynı ismi taşıyan birine ait olması umuduna tutunuyordu.
——Fakat Natsuki Subaru, bu umudun asla gerçek olmayacağını biliyordu.
Subaru: “————”
Subaru’nun bakışları, konuşmakta olan Beatrice ve Emilia ikilisi arasında gidip geliyordu.
Düşünceleri daireler çiziyordu; çoğunlukla da bu durumdan nasıl kurtulacağını ve gerçeği kendisine saklaması gerekip gerekmediğini düşünüyordu.
Emilia ve diğerlerinin, daha önce öngördüğü gibi Meili’nin anılarını görmesine müsaade edemezdi. Beatrice’in henüz kitabı okumamış olması bile büyük şanstı, buna rağmen birinin gerçeği öğrenmesi an meselesiydi.
Meili’nin öldüğü bir gerçekti, bir daha asla o masum görünümüyle bu kütüphanede belirmeyecekti. Yani elbette ki er ya da geç Ölü Kitabına bakma fırsatları olacaktı. Bu, çok geçmeden gerçekleşecekti.
Kitaba bakacak olurlarsa herkes Subaru’yu suçlayacaktı.
Öyleyse, Meili’nin kitabından kurtulmak gibi bir şey mi yapmalıydı acaba? ——Yo, bundan kaçınmak istiyordu.
Sıkıntılı bir durumda olduğu bir gerçekti ve bununla birlikte Subaru’nun hisleri de sorun yaratıyordu—— Çünkü o da kitabın içeriğine büyük ilgi duyuyordu.
Subaru, an itibarıyla Meili’yi öldüren kişinin kesinlikle “Natsuki Subaru” olduğuna inanıyordu. Meili’nin kayıtlarına göz gezdirirse orada “Natsuki Subaru’yu” görebilirdi.
İçinde yatan potansiyel “Düşmanın” sahici görünümüne makul bir şekilde bakabilirdi. Bu mümkün olursa Subaru’nun içerisinde bulunduğu durum büyük ölçüde değişebilirdi. Hiç değilse bir çözüm geliştirebilecek hâle gelirdi.
Dolayısıyla ne Emilia’nın ne de bir başkasının kitabı okumasına müsaade edebilirdi. O kitabın aktardıklarına şahit olacak tek kişi kendisi olmalıydı——
???: “İşte kargaşa diye buna denir, hayırdır, bir şey mi oldu?”
Emilia: “Ah, Shaula, demek geldin.”
Bu sırada Shaula, Taygeta Kütüphanesinde belirdi.
Boynunu uzatıp siyah saçlarını dalgalandırarak Emilia ile Beatrice’i selamladı. Sonra da kütüphanenin gerisindeki Subaru’yu fark edip el salladı.
İşte o saniyede Subaru’nun aklına Shaula’nın burada belirişinin Meili’nin bu sabah kahvaltı salonuna yaptığı girişle ne kadar da benzediği geldi ve yüzünü çevirerek kusma arzusuna direndi.
Shaula: “Oyo, Ustamdan gelen tepkinin soğukluğuna bakın! Hâlbuki birlikte ne kadar da tutkulu vakitler geçirmiştiiik.”
Beatrice: “Subaru’yla aranızda neler geçtiği çok ilgimi çekti ama bu meseleyi başka zamana bırakacağım, sanırım. Söylesene, Meili’yi ortalıkta gördün mü? Onunla iyi arkadaştınız, sanırım.”
Shaula: “Bücürlerden biri mi… umm, İki Numara mı? Onu mu diyorsun? Hmm, şimdi sen bahsedince düşündüm de onu epeydir görmüyorum. Bu sabahki kahvaltıdan sonra neler yaptığından haberim yok.”
Shaula, iki elini birden sallayarak Beatrice’in sorusunu yanıtladı. Sonra da salladığı ellerini yanaklarına yerleştirip kafasını eğerek, “İki Numaraya ne oldu ki?” dedi.
Ve onun bu sorusunu işiten Emilia, huzursuzca bakışlarını kaçırarak,
Emilia: “Doğruyu söylemek gerekirse, kütüphanede Meili’nin ismini içeren bir kitap bulduk. Henüz içine bakmadık, öncesinde o çocuğun iyi olup olmadığını teyit etmek istedik… “
Shaula: “Ah, anlıyorum. Demek İki Numara öldü, ha? Düşüncesi can sıkıcı ama ölmenin pek çok yolu var; insanın başına böyle şeyler gelebiliyor, haksız mıyım?”
Emilia: “——Hık.”
Beatrice: “…Sen”
Etrafında olup bitenlere son derece ilgisiz yaklaşan Shaula, ölüm kalım meseleleriyle ilgili fikrini Emilia’nın sıkıntılı hâline hiç özen göstermeksizin dile getirmişti.
Bu sözleri işiten Emilia’nın yanakları kaskatı kesilirken Beatrice, öfkeli dolu gözlerini Shaula’ya dikti. Lakin Shaula, ikilinin tepkilerine hiç dikkat etmeyerek,
Shaula: “Ee, bu önemli kitap nerede? İçine bakarsanız İki Numaranın nasıl ve nerede öldüğünü öğrenebilirsiniz.”
Subaru: “Sen, sen yettin artık! Sürekli böyle konuşarak ne elde etmeye çalışıyorsun…”
Hiçbir şey yapmadan beklemesi mümkün olmayan Subaru, pervasızca söylemleri yüzünden Shaula’ya çıkıştı. Çünkü tavırları kalpsizlik sergileme düzeyine ulaşmıştı.
Subaru’nun şimdiye dek Emilia’ya düşüncelerini aktarması mümkün olmazken ve çenesini tutabilecek kadar sağduyuya sahipken Shaula’da öyle bir sağduyudan eser yoktu——
Shaula: “Sinirlenmeseneeee, Ustam. Kimseyi gücendirmek istememiştim! Ama, ama, hakikaten bu kitapla ne yapacağııız ki?”
Subaru: “Hiç… değilse, hepimiz bir araya gelince…”
Shaula: “Bu işi aceleye getirmeseniz bile kitabı okuyup şansını denemenize değmez miii? Okumanızı önerdim diye bana neden kızdığınızı anlamıyorum. Eğer Bir Numaranın endişeleri…”
Subaru bocalar ve inkâr gücünü tüketirken Shaula, ondan bir yanıt almak için üsteliyordu. O noktada cümlesini yarıda kesip Beatrice’e attığı kaçamak bir bakıştan sonraysa yeniden Subaru’ya baktı.
Yüzündeki kayıtsızlık varlığını koruyordu fakat kötücül bir tarafı yoktu.
Shaula: “——Kitabı Ustam okumalı.”
Subaru: “————”
Shaula: “Bu kütüphaneyi ilk görüşünüzde içerisindekileri tecrübe edenler şu hoş çocuk ve Ustamdı, değil mi? Ve sonrasında da herhangi bir negatif etki yaşamadınız, haksız mıyım?”
Dolgun göğüsleri sallanan Shaula, bir adım öne çıkarak yüzünü Subaru’nun yüzüne yaklaştırdı. Ve onun önerisiyle nefesi kesilen Subaru’nun beyni bir kez daha dikkatlice düşünmeye başladı.
Shaula’nın önerisi, bu tavır ve tarzda bir kadın için son derece makuldü.
Doğal olarak Subaru, “Ölü Kitaplarının”okuyanlar üzerinde nasıl bir etkisi olduğundan bihaberdi. Hiç değilse o ana dek iki kişi tarafından tecrübe edilmiş bir şeydi. Okumaya çalışmanın yeterince değeri olmalıydı.
Tabii ki Subaru’nun anılarını çalan şey bu tecrübe de olabilirdi. Şu anki benliğiyle “Natsuki Subaru”arasındaki ayrımı başlatan bir tuzak olma ihtimali vardı. Gerçi durum gerçekten böyleyse Julius’un bu tarz olağandışı bir olay yaşamamış olması tuhaftı. O asla Subaru gibi bu gerçeği saklamayı seçmezdi; bundan şüphelenmek, hayal gücünde büyük bir sıçrayış yapmak olurdu.
Yani Ölü Kitaplarının etkisiyle Subaru’nun hafıza kaybı arasında hiçbir ilişki yoktu.
Bu durumda bu sonuca varmak hiç sorun değildi. Ve durum bu olunca da Shaula’nın önerisi tam bir cankurtarana dönüşüyordu——
Subaru: “——Aslına bakarsanız Shaula’nın söylediklerinde bir gerçeklik payı olabilir.”
Beatrice: “…Subaru, bunu gerçekten yapacak mısın, doğrusu? O, bu zamana dek yemeklerini paylaştığın bir yoldaşındı, sanırım.”
Subaru, Shaula’nın sözlerini fırsat bildiği takdirde o an için ilk engeli geride bırakabilecekti.
Meili’nin Ölü Kitabını okuyan ilk kişi olarak son olacağından da emin olacak ve yaptığı şey, zihninde gizli kalacaktı. Ancak bu noktada Beatrice’in kendisine yönelik hakiki endişeleri devreye giriyordu.
Beatrice, Subaru’nun ruhunun yaralanmasından korkuyordu.
“Natsuki Subaru’nun” o ana dek kitaplarını okuduğu ölülerle arasındaki ilişki yüzeyseldi. Yani onlarla Meili arasında büyük bir fark vardı.
Meili’yle birlikte seyahat etmiş, konuşmuş, yemeklerini paylaşmışlardı; o bir nevi silah arkadaşıydı.
Ve Beatrice, onun Ölümüne kendi gözleriyle tanık olmanın Subaru’da zihinsel bir travma yaratabileceğinden endişe duyuyordu.
Subaru: “…İyi olacağım, endişe etme. Shaula’nın da söylediği gibi bunu yapmak için en iyi aday benim muhtemelen.”
Subaru, Beatrice’in endişeleri karşısında ciddi görünebilmek adına yanaklarını gererek başıyla onay verdi.
Yüzünü bildiğiniz bir merhumun anılarına bakmanın zihinsel bir travma veya anormallik yaratma ihtimalinin yüksek olduğu kesindi. İyi bir insan için bu, katlanılmaz bir durum olabilirdi.
——Fakat Subaru için durum böyle değildi. Değildi.
Şu anki Subaru, Meili’yle ne yolculuk etmiş ne konuşmuş ne de yemeğini paylaşmış sayılırdı, onunla silah arkadaşı olduğu da yoktu.
Yalnızca birkaç saat boyunca onu tanıyormuş gibi davranmıştı. Evet, birlikte iki üç öğün yemişlerdi ve ara sıra rahatlamasına yardımı dokunmuştu ama ilişkileri bundan ibaretti.
Subaru’nun gözünde Meili, sadece pek de tanımadığı küçük bir kızdı—— Yani onun ölümünü görmek, Subaru’da herhangi bir zihinsel travma yaratmayacaktı.
Emilia: “Ben hâlâ bu fikre karşıyım. Gerçekten ama gerçekten okumak zorundaysak kitabı okuyan kişi Subaru değil, ben olmalıyım…”
Beatrice: “Emilia okumak isterse ona da Betty karşı çıkar, doğrusu. Biri okumak zorundaysa… ne kadar üzücü olsa da en iyi adaylar Julius ve Subaru, sanırım. Ama Julius’un bu sabah nasıl göründüğünü fark ettiysen onu da aday listesinden silmek istersin muhtemelen.”
Emilia: “Beatrice…”
Morali bir hayli bozuk görünen Emilia, Beatrice’in muhakemesi karşısında sessizliğe gömüldü.
Hiç değilse Beatrice, Subaru’nun arzusuna saygı duymayı seçmişe benziyordu. Bununla birlikte Emilia, az önce yaşananlara dayanarak Subaru’nun durumunun da epey kötü olduğunu biliyordu.
Bu nedenle Subaru, menekşe gözlerindeki derin endişe silinmemiş olan Emilia’ya başıyla onay verdi.
Subaru: “——Ben okuyacağım. Belki de yalnızca bir yanlış anlaşılmadır ve yüksek bir moralle okuyunca hiçbir şey olmayacaktır?”
Emilia: “…Bir şey olursa o kitabı anında elinden alırım. Sonra da saçını çekerim …”
Subaru: “Bunun yerine bana seslenip omuzlarımı sarsmanı tercih ederim.”
Emilia insanüstü gücüyle saçını çekecek olursa Subaru’nun kafası kalıcı olarak çorak bir araziye dönebilirdi. Subaru, bu hatalı kelime seçimleriyle yüzünü kitaplığa çevirdi.
Meili’nin kitabı hâlâ aynı noktada durup tuhaf bir şekilde varlığını hissettiriyordu. Subaru, en başından beri gözünün takıldığı her seferde onu yalnızca sıradan bir kitap olarak görmüştü. Ama şimdi, yaydığı tuhaf aurayla ismini içgüdüsel olarak çıkartabildiğini hissediyordu. Her hâlükârda, yalnızca duyularına güvenerek hareket edemezdi.
İşte böylece Subaru, kendinde güvenemeyeceği şeyleri bulmak adına kitabı eline aldı.
Subaru: “————”
Arkasındaki Emilia ve Beatrice ikilisi nefeslerini tutarken Shaula, ellerini kafasının arkasına yerleştirip umursamaz bir ifadeyle Subaru’nun verdiği kararı izliyordu.
Bu üçlüye bakan Subaru’ysa derin bir nefes aldı ve elini, bir sözlüğe epeyce benzeyen kalın kitabın ön kapağının üzerine yerleştirdi.
Subaru: “——Hadi başlayalım.”
Kendisini bu işe ikna etmek istercesine bu kelimeleri mırıldanan Subaru’nun kitabı açmasıyla—— duyularının kararması bir oldu.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
——Kadının, etrafındakilerin farkına vardığı günden bu yana hiçbir şey olmamıştı.
Etrafta hiç kimse yoktu.
Erkek, kadın, yetişkin, çocuk, yaşlı, bebek, hiçbiri yoktu.
Karanlık, karanlık, kara, kara bir ormanda yalnızdı. Kadın, yapayalnızdı.
Ayağa kalkıp yürüyebilmek. Konuşabilmek. Hayatta kalabilmek adına çığlık atabilmek.
Kadın bu şeylerin hiçbirini yapamıyordu; tüm bunlar çok uzağındaydı, ona yabancıydı, maziye gömülmüştü.
???: “————”
Konuşmayı bilmezse nasıl yas tutulacağını bilemezdi.
Bacaklarını kullanmayı bilmezse nasıl yürüneceğini bilemezdi.
Yaşamayı bilmezse, ölmeyi bilmesi için hiçbir sebep olamazdı.
Bu nedenle kadının hiçbir seçeneği yoktu, ona ne yaşamın ne de ölümün anlamı bahşedilmişti—— bir canavarın dişleri tarafından koparılıp götürülmüştü.
Alnında bir boynuz olan bu korkunç katliam canavarı, mütemadiyen acımasızca katliamlar gerçekleştirmekle meşguldü——
Kadın, bu canavarın neden dişlerini boğazına geçirip parçalamaktansa kıyafetlerinin yakasından tutup onu inine sürüklediğini bilmiyordu.
Lakin var olmaması gereken seçenekler doğmuş ve kadının kaderi, canavarlar tarafından belirlenmişti.
Tek kelime bilmiyordu, dolayısıyla nasıl yas tutacağını da.
Bacaklarını kullanmayı bilmiyordu, dolayısıyla nasıl yürüyeceğini de.
Fakat yaşamanın yolunu bildiği için öleceğini düşünmüyordu.
Olup bitenleri fark eden kadın, o katil canavarların çizdiği yolu takip etmiş ve kraliçeleri olarak tüm bölgeye hükmeder hâle gelmişti.
Avına canının istediği gibi davranıyor, karnı ne zaman acıkırsa o zaman yiyor, canını sıkan bir şey olursa öldürüyor, uyumak isteyince uyuyor, arzuladığı gibi yaşıyor, arzuladığı gibi öldürüyor ve bu katillerin annesi gibi yetiştiriliyordu.
Geçmişe, varoluş nedenine dair anılarını yitirmişti.
Önemi olmayan şeylere, semboller gibi ihtiyaç duymadığı şeylere hiç değer biçmemişti.
Bir canavarla aynı şekilde, aynı zihinle, iyisiyle kötüsüyle bir başına ölmek istiyordu, arzusu buydu.
???: “——Bu karşılama düşündüğümden çok daha büyük. Ama sana zarar vermek niyetinde değilim.”
Siyahlar içerisinde bir kızdı. Büyü ve kanla kaplı, siyahlar içerisinde bir kız.
Yalnızca el hareketleriyle bir canavar grubuna öncülük eden kadın, o siyahlar içerisindeki kız tarafından sahip olduğu her şeyden mahrum bırakılmıştı.
Kanlar akmış, şiddetli alevler göğü kavurmuş ve siyahlar içerisindeki kız, kanlarla kaplı o ortamda gülümsemişti.
Herhangi bir şey yapmayı bilmeyen kadın, bir kez daha, hiçbir şeye sahip olmadığı bir pozisyona düşmüştü.
Kız: “Bana seni yanımda götürmem söylendi. Bu yüzden, senin bana eşlik etmeni istiyorum.”
Siyahlar içerisindeki kız, hiçbir şeyi olmayan kadını zorla yanına almıştı.
Kadının çoktandır yaşadığı yer, çoktandır canavarlarla zaman geçirdiği yer, çoktandır onlarla birlikte olduğu yer geride kalmıştı.

Kadın, tüm bunlara rağmen hiçbir şey yapamamıştı.
Tek kelime bilmiyordu, dolayısıyla nasıl yas tutacağını da.
Bacaklarını kullanmayı bilmiyordu, dolayısıyla nasıl yürüyeceğini de.
Ve yaşamanın yolunu kaybetmişti, dolayısıyla bu defa ölmekten başka şansı olmayabilirdi.
???: “Yas tutmayı, direnmeyi, yaşamayı unuttuğunu mu söylüyorsun? Ya, ya, böylesine ucuz, böylesine sıkıcı bahaneler sunup durmanı umursamam.”
Bu, onun yas tutmanın yolunu bilmemesinden kaynaklanan pişmanlığıydı.
???: “Yas tut, benim uğruma. Diren, benim uğruma. Yaşa, beni sevmek uğruna.”
Bu, onun direnmenin yolunu bilmemesinden kaynaklanan pişmanlığıydı.
???: “Her şeyi kaybettim, unuttum, yitirdim diyorsan o zaman seni bizzat terbiye ederim. ——Ne de olsa ‘Anne’nin görevidir bu.”
——Bu, onun yaşamanın yolunu unutmasından, ölmenin yolunu düşünememesinden kaynaklanan pişmanlığıydı.
Cehennemden de cehennem gibi, kâbustan da kâbus gibi, kötüden de kötü——
İşte “Annenin”, başka bir kadın için değil, yalnızca onun için geliştirdiği disiplin anlayışı buydu.
“Anne” yalan söylemezdi.
“Anne” masumdu. “Anne” sevilmek için olası her yola başvururdu.
“Anne” -bununla birlikte- yalnızca o yolların çarpık versiyonlarını kullanırdı.
Bu kelimeleri hatırlıyordu. Yas tutmanın yolunun kabuğu soyulmuştu.
Yürümenin yolunu anımsıyordu. Direncin yolunun üzeri boyanmıştı.
Yaşamanın yolunu anımsıyordu. Artık ölmek istemiyor ve bu, ruhuna kazınıyordu.
Kız: “Lütfen tamamen o kişinin kontrolü altında olmaya bir son ver. Çünkü, benim dışımda -elbette ki- hayatta kalanların sayısı bir hayli az.”
Kadın, konuşmanın ve yürümenin yollarını anımsayışıyla ansızın, siyahlar içerisindeki kızı da anımsamıştı.
Siyahlar içerisindeki kız, sıklıkla bir kadın yüzüne sahip olduğunu gösterirdi. Ve kadın, farkına bile varmaksızın siyahlar içerisindeki kıza eskisinden de çok eşlik etmeye başlamıştı.
“Anne”yle ilk karşılaşmalarından önce ılık sular tarafından kucaklandığını anımsıyordu.
Kanla, çamurla ve tozla kaplıyken siyahlar içerisindeki merhametsiz kız, baştan savma bir şekilde onu yok edilemez kirlerinden arındırmıştı. Ya da belki de bu arınış, kadının en sonunda tattığı özgürlük hissiyatıydı.
“Anne”nin niyeti, kadının siyahlar içerisindeki kızla uyum içerisinde olmasını istediği barizdi.
Siyahlar içerisindeki kız anormal güçlüydü. Öldürme şekli harikuladeydi. Yaşama yollarından ziyade öldürme yollarına hâkimdi. Bunun haricindeki her şeyse içinde kıttı.
???: “■■■■ burada. O yüzden bu işi sana bıraksam çok daha iyi yaparsın.”
Tek bir olay, yaşanan her şeyi şekillendirir ya da en azından öyle hissettirirdi.
Disiplinsizdi. Katı değildi. Onun yoldaşıydı. “Anne”ye sadık değildi. Yalnızca öldürmenin yollarını değil, özgürce yaşamanın yolunu da biliyordu.
Cehennemi görmüştü. Kâbusları görmüştü. Kötülüğü görmüştü.
Kadın, ömrü boyunca “Dehşeti” asla unutamayacağını düşünüyordu.
Siyahlar içerisindeki kızla birlikteyken, bu disiplinsiz kıza yardım ederken ise içine kazınmış şeylerin silineceğini hissediyordu. Fakat——
Kadın: “——Elsa… öldü…”
Ölmüştü. O ölmüştü. O, küle dönmüş ve ölmüştü.
Öldürüldüğünde bile asla ölmeyen siyahlar içerisindeki kız—— Yo, sonlara doğru o kız, Elsa olmuştu.
Ölmüştü. O ölmüştü. O, küle dönmüş ve ölmüştü.
Karnına bir mızrak saplanmış, iki kolunu da omuzlarından yitirmiş ve onu kırık bir boyunla görmüştü.
Ama Elsa tüm bunlara rağmen ölmemişti. Kadın, Elsa’nın asla ölmeyeceğini düşünmüştü.
Ölmüştü. O ölmüştü. O, küle dönmüş ve ölmüştü.
O da “Anne”nin eğitimlerine maruz kalmıştı. O da cehenneme, kâbuslara ve “Dehşete” katlanmıştı.
Ama Elsa ölmüştü. Kadınsa bir başına kalmaya geri dönmüştü. Sürüsünü kaybetmişti, Elsa’yı kaybetmişti. Bir başınaydı.
Ölmüştü. O ölmüştü. O, küle dönmüş ve ölmüştü.
Ölmüştü. O ölmüştü. O, küle dönmüş ve ölmüştü. Elsa’yı küle çevirenler kadını da yakalamış ve hapsetmişti.
——Karanlık bir odanın içerisinde bir başına kalan kadın, etrafındaki boşluğu sorgulamıştı.
Düşmanlık, Kin, Nefret? Nefret hissi, nasıl bir histi?
Mutsuzluk, Üzüntü, Keder? Keder hissi, nasıl bir histi?
Nasıl yas tutulacağını bilmiyordu. Nasıl direnileceğini bilmiyordu. Kendisi için bile hayatın değerini bilmiyordu.
Başından beri böyleydi.
Elsa ölmeden önce, siyahlar içerisindeki o kızın Elsa olduğunu öğrenmeden önce, “Anneyle”karşılaşmadan önce, eğitimlerine başlamadan önce, canavar sürüsü siyahlar içerisindeki kız tarafından yok edilmeden önce, canavar sürüsünün lideri olmadan önce, hayatı bir canavarın hevesiyle kurtarılmadan önce de böyleydi; gerçek anne ve babası olması gereken kişilerden koparılıp alındığı günden bu yana kusurlu bir üründü.
Kendi hâline bırakılmıştı, öylece yaşıyordu.
Bir canavar olduğu sıralarda canavarların yaşam tarzını kopyalamıştı. “Anne”tarafından eğitildikten sonra o ne derse kelimesi kelimesine yerine getirmişti. Ve Elsa’yla vakit geçirmeye başladıktan sonra da onun konuşma şeklini taklit etmiş, onu taklit etmişti.
O kadın, başından beri böyle bir canavardı.
İnsansı canavarları taklit eden bir insandı. Başkalarının arzuladığı gibi hareket ederdi.
O kadın, başkalarını taklit etme yeteneğine sahipti, taklit ettiği kişilerin sahtesinden ibaretti, insan formuna sahip olsa da insanlıkla alakası yoktu——
O piçi öldür, aklından bunun geçip geçmediğini merak ediyor. Onu takip et, böyle düşünüp düşünmediğini merak ediyor.
“Elsa’nın” ölümünü bilen birilerini taklit etmek istiyor, “Elsa’nın”ölümüyle ilgili tam olarak ne yapılması gerektiğini bilmek istiyor. Taklit etmek istiyor. Doğru normun ne olduğunu bilmek istiyor.
Ne yapmalıydı? “Elsa’yı”kaybetmişti—— peki kadın, şimdi kimi taklit etmeliydi?
Vakit geçiyor ve anlamıyordu.
Bu esnada dışarıdan aynı görünmeyi sürdürürken etrafındakilerin arzuları doğrultusunda var olan bir kadın olmaya devam ediyordu.
Değişmek istiyordu. Olaylar değişirse, durumu değişirse, bir yanıt bulabilirdi. Ya bu ya da “Anne”nin onun ölmesini istemesi—— buna da tamamdı.
Akıntıda sürüklenirmişçesine onu istedikleri gibi, diledikleri gibi şekillendirmelerine izin vermişti. Öyleyse, eğer “Anne” bunu dilerse, herhangi bir değer biçemediği hayatı da elinden alınabilirdi.
——
————
————————
——————————————
—————————————————— Bundan nefret etmişti.
Sonun burası olmasından, burada sonlanmaktan nefret etmişti.
Bir sabırsızlık duygusu yüreğini yakıyordu. Arzulayıcı ruhu, kendi arzularının gerçekleşmesini talep ediyordu.
Hiç değilse cevabı bilmek istiyordu. Öldürülen “Elsa’nın” neler yapabileceğinin cevabını.
???: “——Oh, demek sen de geldin, ■■■■?”
Gece vaktiydi.
Kız, Kum Tepesi içerisindeki kütüphanede, Ölülerin Kitaplarının toplandığı yerdeydi. Arkasından bir ses yükseldi.
Orada, iyi tanıdığı siyah saçlı bir oğlan duruyordu.
Bir an için kalbi hopladı. İçten içe korkuyor olduğunu fark etti. Oğlan neden burada olduğunu soracak olursa, kimin kitabını bulmak için gizlice buraya geldiği gibi bir soruya yanıt veremezdi.

Oğlan: “Şey, bakmak istediğim bir kitap vardı da. Aslında gerçekten diğerlerinden yardım istemeliydim ama içimdeki huzursuzluğa katlanamadım ve…”
Oğlan bir şeyler geveliyordu.
Kızsa başı eğik gülümsemesiyle şiddetli kalp atışlarını gizliyordu. Her zamanki gibi rol yapıyordu.
Oğlan: “——Fazla geçe kalma, ■■■■”
Kız, kendisine söylendiği gibi kütüphaneden ayrıldı. Önce ağır ağır yürürken adımları hızlandı ve en sonunda da koşmaya başladı.
Oğlan ne yaptığını görmüştü, ne yaptığını biliyordu, ne yaptığını fark etmişti.
Tırnaklarını ısıran ve kaşlarını çatan kız, yere çökerek nefesini düzene koydu. Oğlan görmemişti, bilmiyordu, hiçbir şey fark etmemişti.
Ama kız, her şeyi bir kenara atıp baştan başlamıştı.
Neden bunca yolu tepip buraya geldiğini anlıyordu.
Ve sebep giderek, bildiği her şeyi değiştirmek, her ama her şeyi terk edip sil baştan başlamak hâlini alıyordu.
Zihnini bir dürtü kontrol ediyordu. Bastırılmış duygularını azı dişleri arasında ezilmeye bırakan kız, arkasını döndü.
Az önce koşmuş olduğu yola yeniden koyuldu. Bacakları giderek rahatladı ve en nihayetinde ağır ağır yürümeye başladı. Sona ulaştığındaysa ayak sesi duyulmasın diye son derece narin adımlar atarak Ölülerin Kitaplarının olduğu kütüphaneye geri döndü.
Siyah saçlı oğlan, sırtı kendisine dönük şekilde yerde oturuyordu.
Yere saçtığı onca kitap arasında aradığı Ölü Kitabını şimdiden bulmuş muydu ki? Bunu tahmin eden kız, kıskançlığa kapıldı. Fakat oğlan tarafından fark edilmeden önce kesinlikle——
Oğlan: “——Ne kadar da sığsın sen.”
Kendisini çaresizlik duygusunun kontrolüne bırakan kız, suçu dürtülerine kapılıp yaptıklarına atmak istiyordu.
Adımlarını duraksattığında gözlerinin önünde bulduğu tek şey, oğlanın çevirmediği başındaki siyah saçlardı.
Buraya çıt çıkartmadan gelmiş ve nefesini tutmuş olmalıydı.
Evet, Elsa’yla aşık atamayacağı doğruydu ama hiç değilse ayak seslerini gizleyebiliyordu.
Öyleyse oğlan, geldiğini nereden anlamıştı?
Kadın: “————”
Tüm düşünceleri karman çorman olmuştu. Adım seslerini gizleyerek yaklaşmasına ve oğlanın sırtı dönük olmasına rağmen kendisini görebilmesine nasıl bir açıklama getirebilirdi ki?
——Yo, her şeye rağmen bir şeyler söylemeliydi. Eğitimini hesaba katmalıydı. Buraya yeni gelmiş olsaydı iyi olurdu. Öyle ya da böyle, buraya o oğlan tarafından getirilmişti. Bunu da hesaba katmak zorundaydı.
Çekingen bir gülümsemeyle başını eğerek şiddetlenen kalp atışlarını gizledi. Her zamanki gibi rol——
Oğlan: “Bana yağ çekmeye kalkayım deme, mide bulandırıcı. Kimsenin senden böyle bir şey istediği yok.”
Kızın düşünceleri yarıda kesilmişti.
Kafa yorarken, bir düşünceden diğerine geçerken susturulmuştu. Siyah saçlı oğlan ne kastetmişti?
Oğlan: “Öyle masum masum bakma, itaatkâr küçük oyuncak. Kendi kalbinin derinliklerinde yatan o arzunu da mı duymamazlıktan geleceksin?”
Kalbinin derinliklerindeki arzu.
Neden buna değindiğini işitmek, üzerine korkunç bir ağırlık bindirmişti ki?
Oğlan: “Kendi arzuna kulak ver. O zaman kendi benliğini biraz olsun görmeye başlarsın. Kendini görmeye başladığında, ne yapmak istediğini de anlarsın.”
Ne yapmak istediğini. Bilmek için. Kendini görmek için.
Yapmak istediği şey, arzuladığı şey, o şey ——
Oğlan: “——İşte bu, güzel bir surat ifadesi. Tadından yenmez.”
Siyah saçlı oğlan, daha farkına varmadan etrafında dönerek kızın önüne geçmişti. Eli kızın öne sarkan örgülerinden birini kavramış ve sapkın bir zevk taşıyan korkunç gözlerini üzerine dikmişti.
Kızsa gözlerini hemen önündeki o koyu gözbebeklerinden koparamıyordu…

Oğlan: “Kendi arzunu anladığında, kendini bulduğunda, biraz daha sana yakışan şekilde davran. Senin o sıkıcı dertlerini de anlamsız acılarını da ben hatırlarım.”
Bir başkasının isteklerine bencilce karar veren oğlan, kızın saçlarının uçlarını dudaklarına götürerek böyle söyledi.
Bu hareketiyse kızın göğsünü korkuyla doldurdu ve bununla birlikte hafif bir acıyla kavurdu.
Oğlan: “——Onları hatırladığımdan emin olacağım.”
Kendi arzularını anlayabilseydi…
Gerçekten kim olduğunu adamakıllı görebilseydi…
Tam da ■■■■‘nin olması gerektiği gibi daha çok “kendisi” olabilir miydi?
Kadın: “——Aca~ba, dün gece konuştuklarımızı ne kadar ciddiye almalıyım? “
Güneş yükselmiş, kız kahvaltısını bitirmiş ve kulede yeni bir sınava girmelerinden önce siyah saçlı oğlanla iletişime geçmişti.
Öyle çok düşünmüştü ki uyuyamamıştı. Düşünmüş de düşünmüş, düşünmüş de düşünmüş ama ne yaparsa yapsın bir yanıta ulaşamamıştı.
Oğlansa bu sabah kendisini âdeta dün gece asla yaşanmamış gibi karşılamıştı.
Dolayısıyla özel bir fırsat yaratıp ona seslenmek zorunda kalmıştı. Huzursuzluğunu kontrol edemiyordu, hiç değilse onu kimselerin işitemeyeceği bir yere çekmeye ihtiyacı vardı, böylesi daha iyi olabilirdi.
Oğlan: “Burası olmaz. Hadi başka bir yere geçelim.”
Bu öneri oğlandan geldi.
Konum değiştirdiler. Odaya girmelerinin ardındansa kız, oğlana dün geceki sözlerinin ne anlama geldiğini sordu. ——Bir düşününce oğlan, dün gece kütüphanede geri kalanlarla da konuşacağı gibi bir şeylerden bahsetmişti.
Oğlan: “Üzgünüm, ■■■■”
Bu kelimeler kulaklarına fısıldanırken kızın hafif bedeni yere bastırıldı.
Düşüyordu. Sırtını yere vurdu lakin çığlık atmayı beceremiyordu. Görüş alanı bütünüyle sarsılıp titreşirken üzerine çıkan oğlanın yüzünü izliyordu—— Yüzündeki sırıtış, o güne dek gördüğü en mide bulandırıcı, en şeytani şeydi.
Oğlan: “Doğrudan sormak kurallara aykırı.”
Kızın boynu, büyük bir güçle sıkılıyordu.
Ağzı açılıp kapanıyor ama vücudu için çok önemli olan havaya bir türlü kavuşamıyordu. Kıvranıyordu. Çırpınıyordu. Boynunu sıkan eli kavramıştı ve ona tırnaklarını geçiriyordu. Çaresizce tekmeler savuruyordu.
Ne kımıldayabiliyor ne de oğlanı üzerinden atabiliyordu. Ama Elsa olsaydı onunla baş edebilirdi.
Oğlan: “Bu seferki kural ihlalinden kaynaklı bir kayıptı ama bir dahakine daha da cesur davranmanı umuyorum. Her zamanki gibi elinden gelenin en iyisini yap.”
Oğlanın ne demek istediğini anlamıyordu.
Neden bahsediyordu? Ne söylüyordu? Kendisine ne anlatıyordu?
Oğlan: “Aman da aman, bu seferki epey ilginç olacak—— Natsuki Subaru cinayet gizemi.”
Öldürülüyorum. Bu akıl yürütme tamamıyla kusurluydu. Öldürüleceğim. Neticede herhangi bir şey yapabilir miydim ki? Öldü. O ormanda avlanırken ne yapmıştım ben? Öldü. Anlamsızca hiçbir şey yapamamak. Öldürülmek. Eğlenceliydi. Öldü. Keyifliydi. Öldürüldü. Çocukça bir oyunun parçasıymışım gibi. Öldürüldü. Öldü. Öldü. Öldü. Öldü. Öldü. Öldü.
——Seni öldüreceğim.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Subaru: “Uh, AAAAAAAAAAAAHHH!?”
Kafası bir anda fırlatılmışçasına geriye sıçradı. ■■■, ellerinde tutmakta olduğu şeyi düşürerek arkaya doğru yığıldı.
Dünyanın daireler çizdiğini gördü. Acı dolu bir nefes aldı. Zar zor nefes alıp verirken ciğerleri panikle kasılıyordu.
???: “Hey, Subaru!?”
O yaşadığı üzücü şoku anımsarken, gümüş saçlı kız, acı içerisinde çığlık atan ■■■‘ya koştu. Hemen ardından da açık renk saçlı kız geldi. İkisi de dibine gelerek Subaru’yu aynı anda dürtmeye başladı.
Subaru: “B-Ben*… Ah. Eh? Ben? A-A-A-A-A-Az önce. Nasıl? Ne, eh?”
Ç.N: (Burada Subaru kendine Meili gibi watashi diye hitap etmeye başlıyor, sonra her zamanki hitabına dönüyor.)
???: “Derin derin nefes al! Derin nefesler al, doğrusu! Kendini konuşmaya zorlamana gerek yok, sanırım! Emilia, o kitaba hiçbir şekilde dokunma, doğrusu!”
O kız—— daha doğrusu Beatrice, çaresizce kendisine seslenirken ■■■’nun gözleri dönüyor, ağzının kenarlarından köpükler saçılıyordu. Hemen ardından Beatrice’in kitaba uzanmakta olan gümüş saçlı kıza—— Emilia’ya seslenişini işitti. Ve Emilia bir kez daha başıyla onay vererek elini geri çekti.
Emilia: “Ama Beatrice, Subaru bir garip görünüyor! Bu kitap…”
Beatrice: “Sebep tam da bu zaten, Emilia da aynı duruma düşerse başımız derde girer, sanırım! Muhtemelen fazla derinlere daldı, doğrusu. Söyleyeceği şeyleri bile karıştırıyor, sanırım.”
Beatrice’in analizi karşısında Emilia, yanakları kaskatı kesilerek yutkundu. Ve ardından çabucak ■■■’nun yanına koşarak yanaklarına dokundu, gözlerini gözleriyle buluşturdu.
Emilia: “Subaru, hatırla. Sen iyisin, sen Natsuki Subaru’sun, benim Şövalyemsin. Dünya hakkında hiçbir fikrin yok ve inanılmaz meteliksizsin. Ama herkesle iyi anlaşırsın ve… sen… sen…”
Emilia anılarını ayıklıyor, histerik bir şekilde aklına gelenleri sıralıyordu. Onun söylediği her şeyi işiten ■■■ ise başlıyordu ■■ru başlıyordu Su■ru başlıyordu…
——Subaru, kendisini anımsamaya başlıyordu.
Subaru: “B-Ben… ah, Emilia, Beatrice… ben, benim, değil mi? Ben o değilim, ben… Elsa olmadan, eee…”
Emilia: “İyi gidiyorsun, sakinliğini koru. Her şey yolunda… yavaş yavaş. Yavaş yavaş ilerliyoruz, tamam mı?”
Beatrice: “Bir kıymıkmış gibi, yerleşmiş o anıları bir kıymıkmış gibi yavaş yavaş çıkart, doğrusu. Ve sonrasında, normal Subaru olmaya geri dönebileceksin, sanırım.”
Subaru: “Ahh, hık…”
Emilia ve Beatrice ikilisi Subaru’yla konuşuyordu—— Evet, Subaru’yla. Subaru’yla konuşuyorlardı.
O ise bu sözler kulaklarına ulaşırken bir şekilde az önce gördüğü şeyleri toparlıyordu.
Onları toparlıyordu. Bir şekilde hallediyordu. Sonuna kadar. Anıları. Hayatının söndürüldüğü anı.
???: “Emilia-sama, sizi beklettiğim için üzgünüm. Olanları yolda Ram Hanım’dan işittim——”
‘Anastasia’: “O kızın adını taşıyan bir kitap bulduğunuz doğru mu?”
Bu sözlerle birlikte merdivenlerden koşturan Julius göründü.
Julius, Echidna ve Ram üçlüsü kütüphaneye vararak Meili’nin orada olmadığı gerçeğine kapıldı. Ve Emilia ile Beatrice, mevcut durumu o üçlüye anlatmaya başladı.
Shaula: “————”
Shaula ise sessizce, bir kitaba bakıyordu, tüm kayıtsızlığıyla ayaklarının ucunda yatmakta olan kitaba.
Siyah gözleri kısıktı. O bakışlarda en ufak bir duygu belirtisi yoktu. Yalnızca, sessizliğini koruyordu.
——Sessizce bakıyordu.
#Yine yazar beye ‘abim sen ne yaptın, neler oluyor ya!’ demek istediğim bir bölümdü. Bir sonraki bölümün başlarına da kısacık baktım, aynı karmaşa devam ediyor. Neler olup bittiğini anlayıp ha tamam yaa deyip sakinleşeceğimiz bölüme ulaşmamıza ne kadar var acaba? Ben bu merakla sıradaki bölüme geçeceğim, orada görüşmek üzere!



Şu yazar hikayeleri çok iyi yazıyor okurken bu adam ne yazmış yine diyorum
2018 den beridir falan anime mangalarla içli dışlıyım , ne yalan söyleyeyim re zero kadar yan karakterlerine değer veren ve özenle yazan seri sayısı bir elin parmaklarını geçmez