※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Clumsy
Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
——Acı verici kırmızı bir kan damlası, siyah noktalarla kaplı sağ koluna damladı.
Buna ister şans deyin ister başka bir şey, ama her hâlükârda kanaması beklediğinden çok daha hızlı şekilde durmuştu.
Tabii güç uyguladığı takdirde yarası tekrar açılacaktı fakat bunu pek de umursadığı yoktu.
Tırnaklarını saplıyor ve acıyı hissediyordu. Bastırıyor, deriyi parçalıyor ve kanı akıtıyordu. Yaradaki kan hızla duruyor gibi gelse de gerçekten pek de farklı hissettirmiyordu.
Subaru: “————”
Subaru, sağ kolundaki kendi açtığı taze yaraya pek dikkat etmeksizin avcundaki kanı sildi. Her ne kadar kendi eseri olsa da bu görüntüyü uzun süre görmek istemiyordu. Doğal olarak da sol koluna kazınmış korkunç mesajı gizlemek adına kıyafetinin kolunu indirdi.
Subaru: “Her hâlükârda acele etmeliyim…”
Bu odada şimdiden gereğinden fazla vakit geçirmişti.
Meili’nin cesedi hâlâ odanın ortasında yatıyordu ama neyse ki ona yaptığı şeye dair bir iz kalmamıştı.
Elinde olsaydı cesedini daha da kirletmekten kaçınmak isterdi ama…
——Yapması gereken son bir şey daha vardı.
Subaru: “————”
İki kolunu birden kullanarak kızın hafif bedenini odanın bir köşesine sürükledi.
Ve orada, taştan yapılı bir masa veyahut yatak denilebilecek bir şey buldu. Sonra da Meili’nin ölü bedenini kibarca o kare şeklinde yontulmuş taş öbeğinin altına gizledi.
——Özür dilerim. İşte böylece Subaru, üzülerek ve kalbinin en derinlerinden özür dileyerek Meili’nin kaderini herkesten gizledi.
Sonuçta insanlara bunu kendisinin yapmadığını, suçlunun “Natsuki Subaru” olduğunu nasıl açıklayabilirdi ve açıklasa bile böyle bir şeye kim inanırdı ki?
Subaru: “Meili’yi öldüren… ben olmasam bile ne kendimi savunabilir ne de başka bir şey yapabilirim. Cinayet benim ellerimle işlendi sonuçta.”
Bu dünyada cezai soruşturmaların nasıl ele alındığını bilmiyordu. Ama Meili’nin tırnaklarını ve Subaru’nun bileklerindeki yaraları görecek olan hiç kimse Subaru’nun suçluluğundan şüphe duymaz, temyize gitme çabaları nafile olurdu.
İş o noktaya gelirse Subaru’nun yapabileceği tek şey mahkemeden kaçmaya çalışmaktı—— Yo, çoktan suçunu örtbas etmişti zaten.
İzlediği eylemlerin doğru olmadığının farkındaydı. Ancak başka bir seçeneği yoktu—— Artık kime güvenebileceğini, kimden şüphelenebileceğini bilmiyordu.
Bununla birlikte ikna olduğu tek bir şey varsa o da——
Subaru: “Bir dahaki karşılaşmamızda, Meili… şüphelenmeyeceğim tek kişi sen olacaksın.”
Önce kesilmiş, sonra boğulmuştu. Bu, Subaru’nun Meili’yi ölü bulduğu ikinci seferdi.
Diğer birkaç kişinin yanında en az şüphe çeken kişi oydu. Fakat artık bir önemi kalmamıştı, Subaru ondan herhangi bir bilgi alamayacaktı.
Bu bir Kapalı Oda Gizemiydi, yani başka bir deyişle suçlunun ortamda olduğu biliniyordu ve suç, başka biri tarafından işlenmiş olamazdı. Amma da klişeydi…
Fakat bir dedektif olarak Natsuki Subaru’ya illegal bir güç bahşedilmişti: yani öldürüldüğü her seferde zamanın geri sarmasını sağlayan Ölümden Dönüş. Böyle bir güç kazandıktan sonra ne kadar işe yaramaz olursa olsun herkes, her trajediyle baş edebilecek ünlü bir dedektif olabilirdi.
Subaru: “Gerçi Dedektifin suçlu çıkması da bu tarz gizem türlerinde tahmin edilebilir bir şey. “
Maalesef ki Ölümden Dönüş ne kadar harika olursa olsun “Natsuki Subaru” bir sonraki hamlesi için bekliyor olmalıydı, yani durum kaç defa tekrarlanırsa tekrarlansın onu durdurmak çok zorlu bir işe dönüşebilirdi.
Dedektifin suçlunun ta kendisi olan farklı bir kişiliğe sahip olması, epey bıkkınlık getiren bir gizem türü klişesiydi. Ama gerçek hayatta dedektif kendisini uçurumdan aşağı attığı takdirde problem çözülür diye düşünürdünüz, değil mi?
“Ölümden Dönüş” ve “Suçlunun dedektifin kendisi olması” ikilisinin birleşimiyse durumu çözülemez hâle getiriyordu. Sözüm ona kaçınılmaz bir sarmal labirentti.
Subaru: “Şimdi bu konuşmaların zamanı değil!.. Öyle ya da böyle şu an için zaman kazanmak zorundayım.”
Bu zamanla çözülecek bir sorun değildi, bir şeyler zamanı kesin olarak geri getiriyordu.
Buna inanan Subaru, bu çıkmaz yoldan kurtarılmayı umut ederek ayağa kalktı.
Subaru: “————”
Ve bu şartları ardında bırakarak son bir kez Meili’nin alnını okşadı. Gerçi artık ona dokunmasını istemiyor olmalıydı.
Alnı, parmaklarında Subaru’yu reddedercesine soğuk bir his bırakıyordu.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Meili’nin cinayetini çaresizce örtbas etmeyi tamamlayan Subaru, odadan ayrıldı. Ve tam koridorun sağına soluna bakıp ağır ağır uzaklaşmak üzereyken——
???: “——Ah, Subaru! Şükürler olsun, buradaymışsın.”
Subaru: “——Hık!?”
Emilia’nın ansızın yükselen sesiyle omuzlarına bir titreme gelen Subaru, ona doğru döndü. Öylesine yürüyüşe çıkmış olan Emilia’ysa yanakları kaskatı kesilen Subaru’ya doğru kafasını eğerek,
Emilia: “Affedersin, seni korkuttum mu?”
Subaru: “——B-Ben birazcık şaşırdım, hepsi bu, şeeey, öyle işte, anlarsın ya. Sadece çok ani oldu diye. Ee, ne diyecektin, Emilia-chan?”
Emilia: “——? Yalnızca yapabileceğim bir şeyler var mıdır diye kulede turluyordum. Onu bunu bırak da Subaru…”
Subaru: “Evet?”
Emilia: “Az önce yine bir yerlerde bir işler mi çeviriyordun sen?”
Subaru, Emilia’nın bu gizemli sorusunu işiterek derince bir nefes aldı.
Menekşe gözleri dosdoğru Subaru’ya bakıyor ama Subaru, bu sorunun ne anlama geldiğini bilmiyordu.
Evet, Subaru’nun sesinin titrediği doğruydu fakat yarım yamalak bir cevap vermiş olsa da yeterli olmalıydı.
Subaru: “————”
Emilia’nın gözlerindeki neşenin aksine bir huzursuzluk hissi alan Subaru, acı tükürüğünü yuttu.
Arkasındaki odada Meili’nin ölü bedeni, soğuk ve cansız şekilde yatıyordu. Onu gözden uzak bir yere yerleştirdiğinden emin olmuş olsa da oda arandığı takdirde bedeni birkaç dakika içerisinde bulunurdu.
Yani Subaru’nun birinci önceliği buradan uzaklaşmaktı.
Subaru: “Affedersin, bir saniyeliğine tuvalete gitmem gerekiyor.”
Emilia: “Ah, tabii.”
Subaru, kolayca yanlış anlaşılabilecek bu kelimeleri ardında bırakarak apar topar odadan uzaklaşmaya başladı.
Emilia’dan bir an önce uzaklaşmalı ve olabildiğince çok vakit öldürmeliydi. Sonra da sağ kolundaki yaranın icabına bakma fırsatı bulurdu——
Subaru: “Eh, Emilia-chan? Tuvalete gidiyorum demiştim. Neden benimle geliyorsun ki?”
Emilia: “Eh? Şey, hep birlikte öğle yemeği yiyeceğiz zaten, yani beraber biraz vakit geçirsek hoş olmaz mı sence de? Endişelenme, seni kapının dışında bekleyeceğim.”
Subaru: “Aslında işeme sesimi duyacaksın diye endişelenmiyordum ama…”
Emilia, yanından ayrılmaya çalışan Subaru’nun hemen önünde duruyor ve yüzüne bakıyordu.
Adalet yalnızca lafta kalır, acı çeken taraf daima adaleti hak eden taraf olurdu. Bu durum da bir istisna değildi, Subaru her şeyi adaleti bir kez olsun düşünmeden yerine getirmişti.
Bununla birlikte mücadelenin diğer tarafındaki kişi olarak Subaru, Emilia’nın hislerine yönelik dikkatlice bir tahminde bulunmalıydı.
——Emilia’nın Subaru’ya eşlik etmek isteme sebebi neydi?
Subaru: “————”
Emilia: “——?”
Gerçi Emilia, göz ucuyla kendisine bakan Subaru’ya tamamen yalınmış gibi geliyordu.
Yani aklında herhangi bir plan varmış gibi görünmüyordu fakat gerçek şu ki Emilia, Subaru’nun şüphelendiği düşmanlardan biriydi.
Sonuçta herkesin öldüğü bir önceki döngüde Emilia ve Beatrice’in ölü bedenlerine rastlamamıştı.
Evet, kollarındaki yaralara bakınca “Natsuki Subaru’nun” niyetinin ne olduğu anlaşılamıyordu fakat ne kadar kaosa yol açarsa açsın “Natsuki Subaru’nun” böyle bir durumu tek başına sahnelemesi mümkün değildi.
Shaula’yı, Echidna’yı, Ram’ı, Julius’u ve Meili’yi öldüren, ardından kuleyi gölgelerin gücüyle parçalayan ve son olarak da Subaru’nun kafasını kesen başka biri olmalıydı.
Bu kulede, Subaru’nun henüz farkında olmadığı biri daha vardı.
Emilia: “Subaru, sen iyi misin? Aslında hâlâ normale dönememişsin, haksız mıyım?”
Subaru: “——Hık, b-ben iyiyim. Yalnızca birazcık düşüncelere daldım, hepsi bu.”
Emilia: “Gerçekten mi? Ama pek iyi görünmüyorsun.”
Diyen Emilia, ansızın Subaru’ya doğru uzandı.
Subaru öyle kolayca pes edemezdi fakat Emilia yanaklarının utanç içerisinde kızarmasına yol açıyor ve kaşlarının arasında iç gıcıklayıcı bir his duyuyordu.
Subaru: “…Epey yakından bakmaya başladın sanki.”
Emilia: “Mhm, doğru söylüyorsun, yakından bakıyorum. Son zamanlarda gözlerim sürekli seni arıyor gibi… Nedendir bilmiyorum ama tuhafıma gidiyor.”
Subaru: “——Galiba öyle, gerçekten tuhaf, hı hı.”
Subaru, ani bir hareket yapacak mı diye dikkatlice Emilia’yı gözlüyordu.
Gülümseyen Emilia’nın eliyse Subaru’nun yüzüne dokunuyordu. O el kaşla göz arasında Subaru’nun boğazına kayıp bastırırsa işler fena hâlde değişirdi ki bunu yapmayacağının garantisi yoktu. Aslında bunu yapmasına bile gerek olmayabilirdi, kolundaki güçle Subaru’nun boyun kemiklerini kırması gayet de mümkündü.
Lakin ellerinin verdiği his ne kötücül ne de düşmancaydı ve Subaru, ne düşüneceğini bilemiyordu.
Neticede Subaru—— yalnızca bakkaldan çıkmış bir Japon öğrenciydi, hâliyle böyle şeylerden emin olamaması çok doğaldı. İnsanların düşmanlığı veya kötülüğü gibi şeyleri neredeyse hiç tecrübe etmemişti.
Subaru’nun ortama olan aşinalığı, insanları uzak mesafeden bile tuhaflaştırabilmesi ve soğuk bir küçümseme olarak bile adlandırılamayacak kayıtsızlığının sessizliği—— bunların hiçbiri yalnızlığa alışkın Natsuki Subaru’yu yaralayamazdı.
Artık karşısındaki kızın menekşe gözlerinden aldığı hislerin sahici mi yoksa sahte mi olduğunu bilmiyordu.
Ama bunu bilmezken——
Subaru: “————”
Ona her şeyi itiraf ettiği takdirde nasıl bir surat ifadesine bürüneceğini merak ediyordu.
Dünyada endişelenilecek hiçbir şey yokmuş gibi görünen, yalnızca harikulade şeyler görerek büyümüş izlenimi veren o güzel yüzü mahvetmek kim bilir ne kadar harika hissettirirdi?
——Onun için endişelendiğin o Natsuki Subaru ortalarda yok deseydi.
——Yoo, yetmez. Hatta onun acımasız, psikopat bir katil olduğunu söyleseydi!
Emilia: “——Şimdi düşündüm de Meili… biliyorsun ya…”
Subaru: “——Hık.”
Gözleri kocaman açılan Subaru’nun boğazından boğuk bir ses kaçtı.
Şimdi neden Meili’nin ismi geçmişti ki? Şaşkınlığını zerre kadar gizleyemiyordu, tamamen sürpriz bir saldırı olmuştu. Emilia’nın amacı Subaru’nun tepkisini ölçmekse Subaru oltaya gelmiş ve işi eline yüzüne bulaştırmıştı.
Ancak Emilia’nın gözleri Subaru’nun üzerinde değildi, yere çevriliydi. Subaru’nun geldiği koridora bakmıyor, daha ziyade bir bütün olarak kuleye bakıyor gibi görünüyordu. Sonrasındaysa belli belirsiz bir tereddütle birlikte konuşmaya devam etti.
Emilia: “Acaba ona fazla mı asabi davrandım? Bu kuleden sağ salim döndüğümüzde Meili’yle ilgili neler yapabileceğimize bir bakabiliriz bence.”
Subaru: “————”
Emilia: “Elbette ki bir yıl önce yaptığı şey korkunçtu ve Otto-kun’un ona kolay kolay inanmamalıyız demesini de anlıyorum ama… kum tepelerini aşabilmemizi Meili’ye borçluyuz ve bize karşı bir komplo peşinde olsaydı bunu bu kuleye ulaşmadan önce gerçekleştirirdi bence.”
Kıyafetlerinin uçlarını tutup sıkıştıran Emilia, düşüncelerini dikkatlice dile getiriyordu.
Her ne kadar Subaru, Emilia’nın hikâyesini kuşkuyla ele alması gerektiğini hissetse de Meili’nin bu kuledeki kişiler arasındaki pozisyonu özeldi. Esasında Emilia ve Beatrice’in canını alması için tutulmuş bir kiralık katildi.
Görevini yerine getiremediği için esir olmuştu. Ancak, doğuştan sahip olduğu özel yeteneğini sonuna kadar kullanarak şu anki yolculuklarında onlara eşlik etmiş ve böylece eskiden hedef aldığı kişilerin amaçlarına katkıda bulunmuştu.
Subaru: “Kefaret, gibi mi?”
Emilia: “Ben onu özgür bırakmaktan yana olsam da herkes karşı çıkacaktır diye düşünüyorum. Ama belki de onu yerleştirmek için o kasvetli hücre dışında bir yer bulabiliriz, haksız mıyım?”
Subaru: “————”
Emilia: “Tabii ki Meili’nin kendisiyle de konuşur ve bunu isteyip istemediğine bakarız. Aceleci davranıp hata etmek ve onun nefretini kazanmak istemem.”
Diyerek aceleyle kafasını sallayan Emilia, bunun yalnızca aklına gelen bir fikir olduğunda ısrarcıydı.
Belki de bu hikâyeyi tam anlamıyla toparlayıp aktarabilmek için yeterince kafa yormuştu. Her defasında çürütülmesi gereken bir argüman sunuyormuş izlenimi veriyordu.
——Peki bunlar Emilia’nın sahici niyetleri miydi?
Subaru: “————”
Ona inanmakta bir sakınca yok muydu?
Emilia’nın -hiç değilse şu ana dek- Subaru’ya düşmanlık veya kötü niyet sergilediği hiçbir vukuat olmamıştı—— Yo, böyle dile getirecek olursa hiç kimse Subaru’ya düşmanlık sergilememişti. Beatrice, Echidna, Ram, Julius, Meili, hiçbiri Subaru’ya kötü niyetle yaklaşmamıştı.
Kesin olan şeyler yalnızca bir suçlunun Subaru’yu merdivenlerden iterek öldürdüğü, kuledeki herkesi katlettiği ve Subaru’nun kafasını kestiğiydi—— Ve bir de o “Natsuki Subaru”, Meili’yi öldürmüştü.
Hor görülmesi gereken kötücül eylemler bunlardan ibaretti.
Öyleyse Subaru, Emilia’ya güvenebilir miydi?
Onun tazecik karlar misali, en ufak bir kirlilikten yoksun saflığına inanabilir miydi?
——Emilia Subaru’nun elinde ölmüş olan Meili’yi özgür bırakmakla ilgili konuşmasını öylesine yoğun bir şevkle yapmıştı ki Subaru, ona inansa mı inanmasa mı hâlâ bilemiyordu.
Subaru: “…Çok aptalca.”
Emilia: “Ha?”
Subaru: “Tam bir saçmalık diyorum. Bilmem gerekirdi. Asabiyet mi? Aynen öyle. Bu… bu tarz bir durum içerisindeyken gelecekten bahsedilir mi gerçekten?”
Her yönden çıkmaza girmiş gibi hissederken başka biri uğruna endişelenecek mecali kalmamıştı.
Hele de söz konusu mevzu çoktan ölmüş bir kızın geleceğine dair planlarsa! Gözlerini kapatıp onun “Ölümünden” haberdar değilmiş gibi yapsa bile bu, Subaru’yu rahatlatır mıydı sahiden?
Subaru: “————”
İçinden küfürler eden Subaru, bu sözleri sarf edişinin hemen sonrasında dudaklarını ısırdı.
Bu yerin onda uyandırdığı duygular yüzünden Emilia’ya olan şüphelerini belli eden tüm bu şeyleri söylemeden edememişti.
Eylemlerinin elle tutulur, haklı bir yanı yoktu. Yalnızca kıyamet kopartan bir çocuk gibi öfkesini saçmıştı. Bu——
Emilia: “Subaru!”
Subaru: “Böğh.”
Emilia: “Sana bir anda ne oldu böyle? Moralin bozuk olsa bile böyle konuşman hoş değil!”
Subaru: “————”
Hayrete düşen ve şok olan Subaru, içini kemiren duygular ve hıçkırıklarla birlikte gözlerinden süzülmeye başlayan yaşlarla birlikte kafasını eğdi.
Böyle bir şeyi bekliyor olan Emilia ise Subaru’nun yanaklarını iki eliyle kuvvetlice kavrayarak dosdoğru siyah gözlerinin içine baktı.
Subaru: “——Ah”
Emilia: “Eğer böyle somurtkan ve duygusal olacaksan içinden geçenleri anlat! Bana ya da Beatrice’e, fark etmez! Subaru’nun canı sıkkınsa ben de onunla birlikte sıkılırım. Ama tüm bu yükü tek başına taşıma, bir başına hüzünlenme, yalnız olmaya çalışmaya bir son ver. Bu tam da Roswaal’ın kötü anlarda yapacağı şey. Onun gibi olma!”
Bu işe her şeyini veren Emilia, Subaru’ya dönük hâlde konuşmayı sürdürdü. Ve hemen sonrasında, gerçekten afallamış hâldeki Subaru’nun yüzünden ellerini çekti, kafasını bir anda göğsüne bastırdı.
Göğsünde sımsıkı tutup kucakladığı başını nazikçe okşamaya başladı.
Emilia: “Beni anlıyor musun? Gönlümde sana en ufak bir kırgınlık, kızgınlık yok. Ne olursa olsun hayal kırıklığına uğramayacağım. O yüzden bana her şeyi anlatabilirsin.”
Subaru: “————”
Yumuşacık, sıcacık bir tene bastırılmıştı. O sıcaklık hissiyatının ötesinde, bedeninin içerisinde hayatının ritmi durmaksızın atıyordu.
Oldukça naifti, bir bebeğin dinleyeceği bir ninniye benziyordu. Subaru’nun boğazından boğuk bir hıçkırık kaçtı. Ve o saniyede kalbini yoğun bir utanç sardı.
Şimdiye kadar yaptığı onca şeyden sonra, söylediği onca korkunç şeyden sonra bile Subaru’ya karşı kibardı.
Ondan şüphe duymuş, bu zavallı kızdan körü körüne nefret etmişti, tüm bunların anlamı neydi?
——Subaru’yu öldürmeyi planlayan kişi. Öyle biri gerçekten var mıydı ki?
——Subaru’nun ölüme yuvarlanışı aslında basit bir kazadan mı ibaretti?
——Belki de kasten yapılmış bir şey değildi, birinin kazara ayağı takılmış ve Subaru’yu itmişti.
Bu kulede kötü bir insan yoktu.
Çirkin, bozuk ve tehlikeli bir kalbe sahip olanlar Natsuki Subaru ve “Natsuki Subaru’dan” ibaretti. Doğrusunu söylemek gerekirse Subaru, yalnızca asla adım atmaması gereken bir dünyaya gelmiş saygısız bir yabancı değil de neydi?
Subaru: “Emilia, ben…”
Emilia: “——Hım?”
Subaru: “Ben…”
Ona nasıl anlatacağını bilmiyordu.
Ona her şeyi itiraf edebilirim diye düşünüyordu… Hafızasını kaybedişini, Meili’nin başına gelenleri, her ölüşünde geri dönüşünü…
Söylediği her şey kulağa inandırıcı gelmeyebilirdi. Ama Emilia, bir kısmına inanabilirdi. Ve ona inanırsa, bu çıkmazdan kurtulmanın bir yolu bulunabilirdi.
Eğer o yol bulunursa Subaru——
???: “——Emilia-sama! Barusu! “
Tam da ürperen zihnindeki düşünceleri bir şekilde zihninden atmak üzereydi ki yakınlardan, ıstırabını tazelercesine keskin bir ses yükseldi.
Emilia tarafından kucaklanmakta olan Subaru, sesin sahibini göremiyordu. Fakat hemen sonrasında Emilia’nın “Ram” şeklinde mırıldanışıyla kimliğinin teyit edilişini işitti.
Emilia: “Ne oldu? Subaru’yla geeeerçekten önemli bir şey konuşuyorduk…”
Ram: “Bu kadarı, tek bakışta anlaşılabiliyor… ama buna bir son verin lütfen. Acil bir mesele söz konusu.”
Emilia: “P-Peki…”
Sebep belki gördüğü şeyin belki de zamanlamasının kötülüğüydü ama Subary, öyle ya da böyle Ram’a zihnine doluşan hislerle saldırmak istiyordu.
Açıkçası biraz düşününce anında doğrulup toparlanamadığı için kendisine bir nebze acıyordu.
Bununla birlikte Ram’ın görünüşü, onları bu şekilde gördükten sonra birbirlerini kucaklayışlarıyla alay edebilecek veya karmaşık hislere sahip Subaru hakkında kafa yorabilecek durumda olmadığını anlatıyordu.
Emilia: “Ram, sorun nedir?”
Ram: “…Durum acil. Bir an önce Üçüncü Kattaki kütüphaneye gelin lütfen. Beatrice-sama korkunç bir şey buldu.”
Emilia: “Beatrice mi?”
Ram, şaşkına dönen Emilia’yı kısa bir “evet” ile onayladı. Sonra da bakışlarını Subaru’dan Emilia’ya çevirerek devam etti.
Ram: “Anastasia-sama… yo, Echidna mı demeliydim? Her neyse, Ram onu ve Julius’u arayacak. Barusu, sen Emilia-sama’yla git.”
Subaru: “P-Peki tamam…”
Subaru, doğru düzgün bir yanıt veremeyerek kafasını salladı.
Ve Ram, o yanıtı beklemeye bile zahmet etmeden kapıyı tekmelediği gibi ikiliden koşarak uzaklaştı. Bu durumun şaşırttığı Subaru, Emilia’ya döndü.
Subaru: “Umm, Ram, dedi ki…”
Emilia: “——Hadi acele edelim. Ram’ın sesi kulağa gerçekten ciddi geliyordu. Korkunç bir şey yaşanmış olmalı.”
Subaru: “————”
Emilia: “Subaru, az önce konuştuklarımızı unutmayacağım.”
Subaru: “…Hı hı.”
Subaru, güçsüz bir baş sallayışıyla birlikte şu anda bu konuda düşünebilen tek kişi olan Emilia’yı dinledi.
Subaru’nun düşünce süreci, Meili’ye duyduğu suçluluktan durumun doğurduğu aciliyet hissine ulaşıncaya dek çoktan alt üst olmuştu.
İşte böylece Subaru, Emilia’yla birlikte apar topar Üçüncü Kattaki Taygeta’ya doğru yola koyuldu.
Uzun bir merdiveni çıkışlarından sonraysa onları, koca bir kitap koleksiyonuyla böbürlenen Ölülerin Kütüphanesi karşıladı.
???: “——Demek geldiniz, sanırım.”
Sayısız Ölü Kitabının sığdırıldığı kitap raflarının ardındaki merdivenin önünde Subaru’yu karşılayansa Beatrice oldu.
Kısacık kollara ve gözlerinde belirgin bir desene sahip olan kız, kaşlarını çatarak yorgunca iç çekti.
Emilia: “Beatrice, Ram bize buraya gelmemizi söyledi. Anlattığı kadarıyla korkunç bir şey bulmuşsun.”
Beatrice: “Evet, kesinlikle iyi haber olduğu söylenemez. Aksine kötü bir şey, sanırım.”
Diyen Beatrice, Emilia’nın sorusu karşısında lafı dolandırdı. Sonra da mavi gözlerini Subaru’ya çevirdi.
Beatrice: “Betty sabahtan beri Taygeta Kütüphanesini araştırıyor. Subaru baygınken Betty bu odayı analiz etmeye çalışıyordu, tabii buradaki mekanizmanın Yasaklı Kütüphaneyle hiç alakası yok, sanırım.”
Subaru: “Ehh, bu girişten bağımsız olarak neler oldu peki? Hadi anlat lütfen.”
Merdivenlerden yukarı koşturmuş ve nefesi hafiften kesilmiş olan Subaru, Beatrice’i sadede gelmesi konusunda teşvik etti.
Bu sözleri işiten Beatrice’inse bir an için gözleri irileşti. Ve ardından arkasında çaprazlama uzanan kitap raflarından birini yavaşça işaret etti.
Beatrice: “Üstten üçüncü sıra, en sağdaki kitap.”
Subaru: “——Üçüncü sıradaki.”
Emilia: “——En sağdaki.”
Subaru ve Emilia, Beatrice’in yönlendirmesi ve ağzından dökülen kelimeler neticesinde bahsi geçen rafa doğru ilerledi.
Raf kitaplarla tıklım tıklım doluydu ve Subaru, siyah kapaklarda yazılı yabancı dildeki kelimeleri okuyamıyordu. Her zamanki gibi onları yalnızca hiyeroglif gibi düşünebiliyordu.
Dolayısıyla Beatrice’in Subaru ve diğerlerine işaret ettiği kitabın başlığını bile çözemiyordu.
Hiç değilse bu kütüphanedeki tüm kitaplar gibi bir Ölü Kitabı olduğu kesindi——
Emilia: “Yok artık…”
Subaru’nun yanı başındaki Emilia’nın dudaklarından bu kelimeler döküldü…
Onun bu hâline bakan ve şaşkın tepkisini işiten Subaru’nunsa yanakları kaskatı kesildi.
Yoğun bir şaşkınlık, hemen sonrasından gelecek olan mutsuzluğu geciktirmişti. Peki, Emilia’nın kalbini böylesine acıtan şey neydi?
Subaru’nun yanı başında ürperen Emilia’nın dudakları bariz bir şokla titriyordu.
Ve sonra da o dudaklardan iki kelime döküldü:
Emilia: “——Meili Portroute”
#Subaru’nun Meili’nin ölümünü gizleme çabaları pek işe yaramadı. Beatrice’in koskoca kütüphanede Meili’nin kitabını bulması da biraz ilginç olmuş. Acaba okumaya teşebbüs ettiler mi? Ettilerse veya edeceklerse içinde ne bulacaklar? Ölüm şekliyle ve katiliyle ilgili bir şeyler öğrenebilirler mi? Büyük meraklarla sıradaki bölüme geçiyorum, orada görüşmek üzere!

