Sezon 4'ü izleme etkinlikleri ve çeviri yayımlamamızı takip etmek için discord.gg/rezeroturkce davetiyle Discord sunucumuza katılabilirsiniz.
Ana Sayfa / Ana Hikâye/ Kısım VI, Bölüm 36 – “Bir Rahatlama Noktası”

Kısım VI, Bölüm 36 – “Bir Rahatlama Noktası”

3 Mayıs 2026 88 Okunma 32 dk okuma

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Çevirmen: Clumsy

Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

——Paralel Dünya terimiyle, ne kastediyorsun?

Subaru: “————”

Subaru, Echidna’nın bu sorusunu işittiğinde nefesinin kesildiğini hissetti ve sonucunda sessizliğe büründü.

Bu sırada herkesin bakışları Subaru’nun üzerine çevrildi. Suratlarına yayılan duygular değişkenlik gösterse de büyük bir çoğunluk somut şüphe belirtileri veriyordu.

Hepsi de “Paralel Dünya” terimine bilinmeyen bir şey şeklinde yaklaşıyordu.

Bu da demek oluyordu ki Natsuki Subaru hafızasını kaybetmeden önce onlara bu mevzuyu açıklama zahmetine hiç girmemişti.

Emilia: “Paralel Dünya… Şimdi düşününce eskiden de zaman zaman bu terimi kullanıyordun, değil mi Subaru?”

Ram: “Bende de bir çağrışım yaptı. Gerçi her günkü davranışlarını düşününce bu tarz saçmalıklarına hiç dikkat kesilmemiştim.”

Subaru: “Emilia-chan bir yana, Ram’ın bana karşı bu kayıtsızlığı gerçekten inanılmaz…”

Ram, tatlı tatlı düşüncelere dalıp bir parmağıyla dudağını okşayan Emilia’ya taban tabana zıttı.

Subaru’nun buruk bir yüz ifadesiyle kurduğu bu cümle karşısındaysa soğukça homurdandı. Bununla birlikte bu tamponun aradan çıkartılışıyla ilk anki şaşkınlıkları azalmıştı.

Daha önceki Subaru, “Paralel Dünya” meselesinden ne Emilia’ya veya Ram’a ne de sözüm ona birlikte maceralara atıldığı kişilerin herhangi birine bahsetme zahmetine girmişti. Bunun ne anlama geldiğinden emin olamıyordu ama…

Subaru: “Bir nevi kısıtlama falan mı var acaba? Bu dünyaya gönderildiğimde bu mevzudan bahsetmemek için bir Tanrı veya Tanrıçaya yemin mi ettim, öyle bir şeyler mi oldu ki… Ve her şeyden önce, buraya hangi görev uğruna gönderildim?”

Kafasını eğip düşünse de kendisine emanet edilen görevin “G” si bile aklına gelmiyordu.

Muhtemelen Subaru, bu Paralel Dünyaya sahne ardından hareket edip kendisine dair beklentileri olan biri tarafından gönderilmişti.

Subaru’nun şu anki hesap kitabına göre o birinin bir nevi Tanrı olma ihtimali epey yüksekti.

Subaru’nun hatırlayamadığı bu Tanrı veya her neyse, ona bir rol vermiş ve onu bu Paralel Dünyaya göndermişti. —Bir düşününce bu, tam da bu tarz Paralel Dünya zamazingolarında denk gelebileceğiniz cinsten bir vaatti.

Yani kendisinin hafızasını yitirmesi söz konusu Tanrının elverişsiz bulacağı bir şeyse Subaru, bu durumu düzeltecek bir gelişme gerçekleşmesini umabilirdi.  Bu Tanrının cömertçe bazı faydalar sağlamadan kendisini bu fantezi dünyasına atacak kadar gaddar olduğuna inanmak istemiyordu.

Ya da belki de…

Subaru: “…Gerçekten değinemeyeceğim bir mesele olup olmadığını öğrensem iyi olur, ha.”

Beatrice: “Subaru?”

Subaru kurumuş dudaklarını yalayarak bu durumda verilecek bir yanıt aradı, mırıldanışına kulak misafiri olarak tedirginlikle kendisine bakan Beatrice’e göz kırptı. Ve kendisine yöneltilen soruya—— bu “Paralel Dünya” meselesine bir yanıt vermekte karar kıldı.

Bu Tanrı varlığı tarafından o konuda konuşması bir ihtimal yasaklanmış olsa bile bu tabuya dokunduğu için geri dönüşü mümkün olmayacak kadar çarpıcı bir ceza alacağını hayal etmekte zorlanıyordu.

Elbette ki yasaklı kelimeleri kullanır kullanmaz katlanılamaz bir acının saldırısına uğramak gibi çarpıcı bir şey yaşayacağı yoktu.

Yine de birazcık endişe taşıyan Subaru, nefesini kibarca kontrol altına aldı. Ve——

Subaru: “Bahsettiğim bu Paralel Dünya tabirinin kendisi paralel ve dünya kelimelerinden anlaşıldığı gibi… Başka bir deyişle şu anda bulunduğumuz yerin paralel, ayrı bir dünya olduğunu kastediyorum.”

Emilia: “Ayrı bir dünya, bir Paralel Dünya…”

Subaru: “Hı hı. Bu yüzden Paralel Dünya diyorum ama…”

Emilia, Subaru’nun açıklamasını takiben onun söylediklerini ağzında yuvarlayarak üzerlerine düşündü.  Bu tepkisinde yalnız değildi — odadaki diğer kişiler de bu tabire kafa yoruyordu.

Telaffuzunda olduğu üzere “Isekai” kelimesini bir bilinmeyen olarak ele almışlardı. (İngilizceye yerelleştirilirken Isekai kelimesini yerine Parallel World yani Paralel Dünya kullanılmış. İkisi aynı şey.)

Subaru “Paralel Dünya” tabirini idrak etme düzeylerinin düşük olacağını tahmin etse de farklı bir dünya fikri bu dünyada yaygınmış gibi görünmüyordu.

Bununla birlikte Subaru, herhangi bir değişiklik arayışıyla kendini tokatlamaya başladı.

Subaru: “…Başıma hiçbir şey gelmemiş gibi görünüyor.”

Kendisine bir fenalık olmadığını garantileyince de bu düşüncesini kelimelere döktü.

Şu anda görebildiği kadarıyla herhangi bir anormallik belirtisi yoktu. Ne acı vardı ne de uyuşukluk. Aynı şekilde kendisine üzgün üzgün “Sana verilen talimatlara uymadın” diyen tuhaf bir ses duymamış ya da etrafındakiler “Sana bunu yapmamanı söylemiştim” diyerek bir turna sürüsüne falan dönüşmemişti.

Herhangi bir sorun çıkmadan tüm endişeleriyle baş etmeyi başarmıştı.

Subaru: “Beklediğim şey bu değildi…”

Paralel Dünyadan bahsetmemiş olmamın bir sebebi olmalı diye düşünmüştü; bununla birlikte kendisini nasıl bir durumun içerisinde bulduğuna dair hiçbir fikir geliştiremiyordu.

Subaru, bu meseleyi savuşturduğunu hissederek kafasını yana eğdi. O sırada Julius elini kaldırıp “Peki” şeklinde lafa girerek…

Julius: “Artık Paralel Dünyanın ne anlama geldiğini biliyorum. Bunu senin uydurduğun bir terim olarak kabullenebilsem de bir yanım bununla ne ima ettiğini düşünüyor. Neden Paralel Dünyadan böylesine sık bahsediyorsun?”

Subaru: “Oh? Oh, oh, doğru ya! Yalnızca Paralel Dünya kelimesinin anlamından bahsetmekle pek de açıklama yapmış olmadım. O zaman, umm, demem o ki…”

Julius: “Demen o ki?”

Subaru, Julius’un sorularını takiben açıklamasını kısa tutmuş olduğunu fark etti. Ve boğazını temizleyip devam ederek,

Subaru: “Ben bu Paralel Dünya şeyinden geldim işte. Bu dünyada doğup büyümedim, yarı yolda bu dünyaya katılan bir yabancıyım yalnızca—— Bu nedenle benim gözümde burası bir Paralel Dünya.

İşte şimdi durumunu ve şartlarını doğru düzgün açıklamıştı.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

——Ben bu dünyaya Paralel Dünyadan gelmiş biriyim. Tanıştığımıza memnun oldum.

Kabaca özetlenirse Subaru’nun söylediği şey buydu.

Emilia ve diğerlerinin bu cesurca itiraf karşısında sarsıldığını hayal etmek çocuk oyuncağıydı. Sonuçta Paralel Dünyaların varlığından haberdar olmadıkları için bomba etkisi yaratan bir açıklama olmuştu.

Şimdiye kadar sahip oldukları tüm genel geçer bilgilerin, sağduyunun bozguna uğraması ve beraberinde yaşadıkları şokla birlikte dünyalarının altüst olması şaşırtıcı olmasa gerekti.

İtirafını tamamlayan Subaru, onların endişelerini fark etmişti ve kendi dikkatsizliğine lanetler okuyordu.

Emilia ve Beatrice’e bir kafa karışıklığı girdabına kapıldıklarını hissettirdiyse de onları keder gibi bir ruh hâline bürümüşse de tüm bunların sorumlusu kendisiydi.

Gözyaşlarına boğulacak olurlarsa böylesine güzel kızları nasıl teselli edebilirdi ki? Bu konuda hiç tecrübesi yoktu.

Bu şekilde geçen birkaç saniye ve bu gerginliklerin üzerine kızlara kaçamak bakışlar attı.

Subaru onları betleri benizleri atılmış, yüzlerindeki kan çekilmiş, suratlarına kafa karışıklığı kazınmış hâlde bulacağını düşünüyordu. Ancak…

Emilia: “… Ah, yani Büyük Şelale’nin ötesinden olduğunu mu kastediyorsun?”

Subaru: “Eh? Büyük Şelale mi?”

Emilia’nın düşünceli bir şekilde kaşlarını çatarak bu soruyu soruşu karşısında Subaru’nun gözleri irileşti.

Daha önce hiç karşılaşmadığı bir kelimeyi—— yani “Şelaleyi” işiten Subaru, çağlayan gibi bir şey olmalı diye düşündü, bu Büyük Şelale da onun büyükçe bir versiyonu olsa gerekti. Belki de gözünde şöyle kocaman bir çağlayan canlandırabilirdi.

Ç.N: (Bizim için şelale çok yaygın bir sözcük olsa da Japoncada kullanılan bu terim pek yaygın bir şey değilmiş. Çağlayan daha yaygınmış gibi. Subaru o yüzden böyle bir şaşkınlık yaşıyor.)

…Aslında, yo, bu Büyük Şelale’nin daha en başta Paralel Dünyayla ne bağlantısı olabilirdi ki?

Subaru: “Yo, kesinlikle hayır. Şelalelerle hiçbir ilgisi yok. Ben buradan ve sizin genel bilgilerinizden falan tamamen farklı bir dünyadan söz ediyorum…”

Ram: “Yani Büyük Şelale’nin ötesindensin. Memleketinde ona ne diyorlar, Barusu… Aslında, yo, sanırım senin memleketin orasıysa muhtemelen tam tersi geçerlidir. Buradaki Büyük Şelale’yle çevrili ülkeler senin için bir Paralel Dünya olabilir. Vahşi davranışların şimdi gözümde anlam kazandı.”

‘Anastasia’: “Doğru. Natsuki-kun’un kökenini o kadar araştırmama rağmen hiçbir şey bulamamamın sebebi de bu olmalı, Büyük Şelale’nin ötesindenmişti çünkü.”

Subaru: “Heey, hey, hey, hepiniz nasıl böyle bir anda ikna oldunuz!?”

Bu sonucu kabul eden tek kişi Emilia değildi — epey zeki görünen Ram ve Echidna da onunla hemfikirdi.

Bu gizemli şelaleye yönelik inançları Subaru’nun gözünde neredeyse akıl almazdı.

Büyük Şelale’nin ötesinde, şelalenin diğer tarafında bir paralel dünya olduğu inancıyla—— tünelle ulaşılan bir harikalar diyarı falan mı bekliyorlardı, bu da neyin nesiydi?

Beatrice: “Onca şeyi unuttuğun için bu konuda hiçbir fikrin olmayabilir, doğrusu. Ama Büyük Şelale… dünyanın en ücra noktasında ve onun ötesinden gelen insanlara dair birkaç hikâye var, sanırım.”

Subaru: “Dünyanın en ücra noktası deyimi… kulağa epey hoş geliyor.”

Beatrice: “Büyük Şelale’yi aşmanın imkânsız olduğu söyleniyor, tek istisnası Ejderhalar tabii. Burası ve orası arasındaki sınırı çiziyor ve hiç kimse öbür tarafında ne olduğunu bilmiyor… Yani nadiren o dünyadan geldiğini söyleyen biri çıktığında hiç kimsenin yalan ya da yanlış olduğu gerekçesiyle bunu inkâr edecek bir dayanağı olamıyor, sanırım.”

Beatrice, kendisini dinleyen ve kabul ettiklerini belli eden insanların onaylarına dayanarak Subaru’ya bu açıklamayı yaptı.

İçerik belirsizliklerle doluydu, bu dünyanın koşulları konusunda uzman olmayan Subaru için hayal etmesi zor kısımlar vardı. Yine de “Büyük Şelale” terimini ve son açıklamaları düşününce—

Subaru: “Yani burası bir ejderha olmadan başka bir kıtaya geçilemeyen, yüzen bir kıta gibi bir şey?”

Ram: “Haa”

Subaru: “Şu korkunç derecede hoşnutsuz iç çekişleri bıraksana. Duygularımı inciteceksin.”

Ram, durumu elinden geldiğince doğrulamaya çalışan Subaru’ya sarsıcı bir hayal kırıklığıyla bakıyordu.

Ancak diğerleri de Subaru’nun sözlerine aşağı yukarı aynı şekilde bakıyor gibi görünüyordu. Yani sonuç olarak Subaru’nun yüzen kıta teorisi büyük ihtimalle yanlıştı.

Subaru: “Yanlışım varsa vardır, kabul ediyorum… Ama teorim doğru çıksaydı ejderha sırtında harika bir yihuuu anı yaşamayı umuyordum.”

Meili: “Böyle konuşmaya devam edecek olursan Onii-san’ın tatlı yer ejderi surat asmaya başlayacak, haksız mı~yım?”

Subaru: “Ah, doğru. O siyah Yer Ejderi benimdi, evet. Müsaadenizle bir ara ona bineyim.”

Shaula: “Ben de öyle yapacağıııııım! Ben de surat asacağııım! Ustam, benimle ilgileeenip beni daha çook takdir edip daha çoook seversen iyi edersin~. Hazır hafızanı da kaybetmişken ilişkimizi baaaaştan başlatalım! Sıııııfıırdan!”

Subaru: “Gürültücüsün ve acayip ilgi bağımlısısın! Ayrıca, benim hafızamı kaybetmemle başka birinden bahsediyormuşçasına alay etmekte bu kadar acele etmesene!”

Shaula, dizlerinin arasında oturan Meili’yle birlikte tüm gürültücülüğüyle konuşmaya dahil oldu. O son derece kaba bir şekilde araya girip bu cümleleri kurmuş olsa da Subaru, esasında bu müdahaleye gerçekten minnettardı.

Subaru: “————“

Bu sayede attığı bir bakışla ilgisini etrafına kaydırabilmişti.

Orijinal dünyasında -duruma bağlı olsa da- etrafındakilerin bulunduğu ruh hâlini okuyamamasıyla tanınırdı. Fakat Subaru bu işe yatkın olmasa da duygular yeterince güçlü olduğu sürece kolaylıkla görülebilir veya okunabilirlerdi.

Yalnızca Emilia ve Beatrice değil, Ram, Julius, Anastasia -daha doğrusu Echidna-  her birinin yüzlerinden Subaru’ya yönelik bir endişe okunuyordu.

Subaru iyisiyle kötüsüyle tüm anılarını yitirmeden önce kızlarla gayet güzel anlaşıyordu. Ne kadar da kıskanılasıydı. Ne tür bir büyü yaptığının kendisine söylenmesini nasıl da isterdi.

Gerçi söyleseler bile şu anda pratiğe dökebileceğine hiç inancı yoktu.

Subaru: “Her neyse, söylenen her şeyi özetleyecek olursak… bu dünyanın en ücra noktasında ‘Büyük Şelale’ denilen bir şelale var ve arada bir onun ötesinden gelenler oluyor. Ve siz de benim o kişilerden biri olduğumu söylüyorsunuz.”

Emilia: “Senden duyduklarıma dayanarak bulunabildiğim tek varsayım bu… Haksız mıyım?”

Subaru: “Hmmm…”

Subaru, meraklı Emilia’yla bakışıp kollarını iki yanında kavuştururken zahmetlice hmm dedi.

Kesinlik getirmek gerekirse Subaru’nun bu dünyadaki herkesin sahip olduğu genel kanıya karşı çıkacak eylemler gerçekleştirmek gibi bir niyeti yoktu. Bununla birlikte Paralel Dünya ve Büyük Şelale’nin bağlantısız olduğunu düşünse de bu konuda konuşmaya devam ettiği takdirde herhangi bir ilerleme kaydedemeyeceğinin farkındaydı.

Subaru: “Uzun lafın kısası, durum bu.”

Bu dünyada Paralel Dünya gibi bir kavram yoktu.

Subaru, “Büyük Şelale’nin Ötesinin” Emilia ve diğerlerinin söylediği gibi başka bir dünyanın veya Subaru’nun içerisinde bulunduğu dünyanın varlığını ima edip etmediğini bilemiyordu. Aslına bakarsanız şelalenin ötesinde kıtavari farklı oluşumlar olabilir, orada da “ucube” olarak görülen Kolomb gibi birileri ve ardında kalan kayıtlar bulunabilirdi.

Eğer öyleyse Subaru, buradakiler için Paralel Dünyayı doğru bir şekilde anlamanın imkânsız olduğunu rahatlıkla söyleyebilirdi.

Subaru: “Bu arada, hafızamı kaybetmeden önce Paralel Dünyadan hiç bahsetmiş miydim?”

Emilia: “Şimdi düşünüyorum da arada bir Paralel Dünyadan birazcık bahsediyordun… ama ilk defa gerçekten adamakıllı konuşuyoruz.”

Beatrice: “Betty de Emilia’yla aynı fikirde, doğrusu.”

Subaru’nun sorusu Emilia ve Beatrice tarafından kelimelerle, diğerleri tarafındansa el kol hareketleriyle onaylanmıştı.

Önceki Subaru, onlarla “Paralel Dünya” hakkında konuşmamıştı. Belki de şimdi yaptığı gibi konuşsa bile onlar tarafından anlaşılamayacağını düşünmüştü.

Ya da——

Subaru: “——Kendimi bu konuda konuşmaktan alıkoyuyordum sanırım, ha.”

Julius: “Subaru?”

Subaru: “Hah. Ah, yo, yok bir şey. Hey, sözde Paralel Dünyalı olan tek kişi ben değilsem tanıdığınız bir başkası var mı? Büyük Şelale’nin diğer tarafından gelen biri veya bir kazazede, hangisiyse artık.”

Belki de başka dünyalardan sürüklenip gelen birçok kişi vardı; hatta böylelerinin toplandığı bir tür topluluk bile olabilirdi. Ancak Subaru’nun umutları, Julius’un baş sallayışıyla reddedildi.

Julius: “Üzgünüm, senin deyiminle bir kazazedenin varlığına çok nadir rastlanılıyor. Büyük Şelale’nin ötesinden geldiğini iddia edenlerin çoğu yalan söylüyor. Söyledikleri genellikle hayal veya uydurma oluyor, kimileri insanlardan para koparmayı hedefliyor, kimileri de yalnızca kendi hayal ürünü inançlarıyla insanları etkilemeye çalışıyor.”

Subaru: “Oh, peki, evet gözümde canlandırabiliyorum…”

Bu tür hikâyelere inanmayı ne kadar isterseniz isteyin emin olmanın hiçbir yolu olmadığı için büyük bir çoğunluğu kurgu veya süslü söylentilerden ibaret oluyordu. Bu hayali hikâyeler veya can sıkıntısı eseri masalların önü bir kez açılınca hayaller için bir üreyip gelişme sahası doğuyordu.

Subaru gibi sahiden var olan başka bir dünyadan gelen insanların varlığı da o sayısız sahtekâr arasında gömülüp gidiyordu.

‘Anastasia’: “Dürüst olmak gerekirse Büyük Şelale’ye olan ilgimin sonu yok ama şu anki durumumuzla bir alakası varmış gibi görünmüyor. Natsuki-kun’un bilinmeyen memleketi ve sahip olduğu bilgiler bir düzene oturdu diyerek bu meseleye bir son vermek iyi bir fikir olabilir.”

Echidna, oluşmakta olan tuhaf sessizliği bu sözlerle bozdu. En başta Subaru’yu sorgulayan oydu. Ama Subaru yine de -onun henüz çözemediği kısımlara ve büyük ihtimalle tatmin olmamış olmasına rağmen- konuşmayı bu noktada sonlandırmasına sevinmişti.

——Ayrıca orijinal dünyası hakkında ne kadar konuşursa, ardında bıraktığı ve yüzleşmesi gereken problem sayısı da bir o kadar çoğalacaktı. Bu da kalbini ağırlaştıracak, acıtacaktı.

Sadece önündeki duruma konsantre olarak dikkatini dağıtıp kendisini bu hislerden uzaklaştırmayı deneyebilirdi.

Subaru: “Bu benimle ilgili bir mesele. Hepinizin beni umursadığını ve sevdiğini anlıyorum ama bu konuyu ağır ağır konuşmaya devam edersek hiçbir ilerleme kaydedemeyeceğimizi hissediyorum. Neden sırayla gitmiyoruz…”

Hafıza kaybına doğrudan sebep olan şeyi bilmiyordu.

Fakat anılarını yitirmeden önce ziyaret ettiği son yeri biliyordu — ve oraya gidip neler olduğunu kontrol etmek istiyordu.

Beatrice: “Taygeta Kütüphanesi’ni kontrol etmek isteyeceksin, sanırım.”

Subaru, düşüncelerini sesli şekilde dile getirme konusunda kendisini geçerek böyle söyleyen Beatrice’i bir baş sallayışıyla onayladı.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

İşte böylece, tüm yapılan ve söylenenler sonrası grup, Taygeta Kütüphanesi’ne yöneldi.

Subaru, kendisini orada neyin beklediği konusunda oldukça gergindi; gerçi şu anki sıkıntılarından tamamen arındığı da söylenemezdi. Çünkü…

Subaru: “Umm, Emilia-chan, neden elimi böyle sımsıkı tutuyorsun?”

Emilia: “Eh? Şey, çünkü seni bir başına bırakmaktan endişe duyuyorum, Subaru. Seni elimi uzatsam erişebileceğim mesafede tutmam gerekiyor… Ben de bunu düşünerek en baştan el ele tutuşmanın daha iyi olacağı sonucuna vardım.”

Subaru: “Yani, bu sonucun hızlı varılabilir ve basit olmasını sevdim ama şu da bir gerçek ki böylesi çok daha utanç verici!”

Subaru, yanaklarının kızarmaya başladığının farkında olarak Emilia tarafından tutulan elini kaldırdı.

Onun incecik, tatlı parmakları kibarca elini sarıyor ve Subaru, acaba avcum terliyor mu diye endişe duyuyordu. Fakat Emilia, Subaru’nun sözleri karşısında uflayıp kaşlarını kaldırarak “Tanrım” diye lafa girdi.

Emilia: “Böyle olmasana. Beatrice de elini tutuyor, el ele tutuşan tek çift biz değiliz ki!”

Subaru: “Bir çocuğun elini tutmakla güzel bir kadının elini tutmak arasında fark var! Hem de büyük bir fark var, güzel bir günde soğuk bir yağmur yağması gibi, yerle gök gibi, geceyle gündüz gibi bir fark!”

Emilia: “Üzgünüm, ne söylemeye çalıştığını gerçekten anlamıyorum.”

Emilia, sıraladığı tüm bahanelere rağmen kendi hâline bırakılması sonucunda hafızasını kaybetme geçmişi olan Subaru’ya alan tanımıyordu. Lanet olsun o anılara. Ve o anıları kaybettiği için Subaru’ya da.  

Beatrice: “Bu beyanın affedilecek bir yanı yok. Ama Emilia’nın da söylediği gibi, doğrusu. Subaru’nun itaatkâr bir şekilde bize ayak uydurması ve Betty ile Emila tarafından iyi bakılması gerekiyor, sanırım.”

Subaru: “Oh, öyle mi? Öyleyse bu noktada Beatrice’i ortaya koyuyoruz ve Emilia ile ben genç bir çift tarzında iki yanından elini tutuyoruz! Bunu kabul edebilirim ama modası geçmiş bir hareket olmaz, değil mi?”

Beatrice: “Modası geçmiş şeyler yapmadıkça Subaru Subaru değildir zaten, doğrusu.”

Subaru: “Ne biçim bir değerlendirme bu!?”

İşte böylece Subaru, hemen sağında diğer elini tutmakta olan Beatrice’ten de bu kırıcı yorumu almış oldu.

Bu esnada başı çekerek yolu gösteren Julius arada bir Subaru’ya bakıyor ve hemen ardından gelmekte olan Echidna, her köşe civarında neler yattığını gruba tek tek açıklıyordu.

Ram ise her konuşmasında sivri dilini sergiliyordu; bununla birlikte onun dışarıya yansıttığı görünümüne rağmen içten içe acı çektiğini bilen tek kişi Subaru’ydu. Ve acaba bu konuda birileriyle konuşsam mı diye düşünüyor ama onun tecrübe ettikleriyle ilgili kiminle konuşabileceğini bilemiyordu.

Bir bağlamda Subaru’nun zihnini yatıştıranlar yalnızca grubun gerisinde kendi aralarında sohbet eden Shaula ve Meili’den ibaretti.

Subaru: “Ehh, onların da herhangi bir işe yarayacakları yok gerçi…”

Meili: “…Nedense şu anda pek kibar davranmadığını düşünüyorum, Onii-san.”

Shaula: “Ustamın zihni hep böyle. Bu konunun üzerinde durursanız boşa zaman harcamış olursunuz. Hele bir de içeri göz gezdirebilseniz, her şey öööööyle pembe ki bende çekip alma isteği doğuruyor. *Pink braaain, Shaaaameless School~” 

Ç.N: (Pembe beyin, utanmaz okul gibi doğrudan, saçma bir çevirisi var ama şuna bir göndermeymiş, nedendir bilemedim: en.wikipedia.org/wiki/Harenchi_Gakuen )

Subaru: “Sende ne utanç ne de eğitim öğretim izi bulabileceğimizden şüpheliyim…”

Shaula: “Ustamın işiiiiiiiii. Benim tüm eğitimim, Ustamın işiiiiiiiii~”

Onunla konuşmak bile başlı başına Subaru’nun başını ağrıtmak için yeterliydi.

Grup, bu tarz sohbetler esnasında merdivenlerden çıkarak Üçüncü Kattaki Taygeta Kütüphanesi’ne ulaşmıştı. Oldukça genişti, zaman ve mekânın ötesinde gibiydi.

Subaru: “Demek Taygeta burası… Burada epey çok kitap varmış, tam da duyduğum gibi.”

Taygeta Kütüphanesindeki kitapların çokluğuna hayretler içerisinde bakakalan Subaru, saygıyla karışık bir korkuyla nefes verdi.

Sahiden de hayal gücünün ötesinde bir manzaraydı.

Subaru oldukça doyumsuz bir okuyucuydu (Hafif Romanlar, Mangalar ve Strateji Kılavuzları gibi kitaplar söz konusu olduğunda) ama bir kez olsun etrafının bunca kitapla çevrelendiği olmamıştı. E doğal olarak Ulusal Meclis Kütüphanesi veya benzeri bir yapıyla kıyaslanacak olursa muhtemelen onlar galip gelirdi ancak bunun tek nedeni mekânlar arasındaki genişlik farkı olurdu.

Her hâlükârda Subaru’nun karşısındaki resmedilmeye değer manzaranın ardındaki anlam yalnızca oradaki kitapların çokluğundan ibaret değildi…

Subaru: “Eğer ‘Ölüler Kitapları’ buradaysa… yani burada bugüne dek ölen kişi sayısı kadar kitap olması gerekmez mi? Homo Sapienlerden bu yana hiç durmaksızın kayıt yapılıyorsa burada gerçekten yıpratıcı çoklukta kayıt olmalı.”

Subaru bu dünyanın ölçeğini bilemiyordu fakat ölülerin kayıtları kitaba dökülüyorsa o kitapların çokluğu ölçülemez düzeyde olmalıydı. Yani belli bir kitabı, mesela tanıdığı merhum birinin kitabını aramaya kalkarsa bu, fiziksel olarak mümkün olmamalıydı.

Subaru: “Modern zamanların kütüphanelerinde elektronik arama hizmeti olmazsa olmaz… peki ya burada?”

Beatrice: “Umm, elektronik arama hizmetiyle ne kastediyorsun bilmiyorum, sanırım. Ama burada bir kütüphaneciye Betty’den daha çok benzeyen hiç kimse yok, doğrusu. Tek çare aramaya başlamak, sanırım.”

Subaru: “Çölün ortasında 1 kuruş aramak gibi bir iş bu…”

Diyen Subaru, bir elini temkinli bir şekilde bir kitabın sırtına yerleştirdi.

Raftan çektiği kitap kolayca eline sığıp yerleşti ve ona bakarken öyle özel bir hisse de kapılmadı. Yalnızca sıradan, eski bir kitaptı. Kapağında başlık dışında herhangi bir tasarım yer almıyordu. Genel olarak tüm sıradanlığıyla son derece yalın, basit bir kitap şeklinde tasvir edilebilirdi. Subaru’nun o kitapla yaşadığı soruna gelince…

Subaru: “Kahretsin! Başlığı okuyamıyorum ki.”

Başlık, okunaksız ve kıvrımlı karakterlerle yazılmıştı.

Emilia ve diğerlerinden duyduğuna göre kitaplardaki başlıklarda ölen kişilerin isimleri yazmalıydı. Eğer bahsi geçen merhumla bir çeşit bağlantınız varsa da onun hayattaki anılarına tanık olabiliyordunuz. Fakat Subaru, daha kitapların üzerinde yazılı kelimeleri bile okuyup idrak edemiyordu. Anıları tehlikeye girmişken bu tarz bir bağlantıya sahip olmanın mantıklı olacağına da şüpheliydi.

Subaru: “Ehh… bu iş biraz zor olabilir…”

Emilia: “SUBARU!”

Düşüncelere dalmış olan Subaru, Emilia’nın ani bağırışıyla birlikte şaşkınlık içerisinde etrafına bakındı. Ve Emilia, Subaru’nun tutmakta olduğu kitabı çekip aldı, göğsüne bastırdığı kitapla geri çekildi.

Subaru: “Ah, ıııh… Emilia-chan?”

Emilia: “Bu kadar pervasız olma! Subaru, anlamıyor musun? Hafızanı burada kaybetmiş olmalısın, bunu anlıyorsun, değil mi?”

Subaru: “Yo, vay, biraz sert çıktın sanki…”

Emilia yüz ifadesi değişmiş şekilde böyle söylerken Subaru, gergin bir gülümseme eşliğinde yanağını kaşıdı. Yine de bu durumu hafife alan tek kişi Subaru’ymuş gibi görünüyordu.  

Beatrice: “Subaru, Emilia’yı dinle, doğrusu. Kendini bu kadar fevri davranmaktan alıkoy, sanırım.”

Julius: “Katılıyorum. Dikkatli olmalı ve böyle düşüncesizce eylemlerde bulunmamak adına kendini tutmalısın.”

Subaru: “Gıh…”

Hem Beatrice hem de Julius, Subaru’dan temkinli olmasını rica etmişti. Ve ikisine de cevap veremeyen Subaru’nun boğazı düğümlenmiş durumdaydı.

Kalbinde oluşup yoğunlaşan şey düşmanlık değil, kendi tuhaflığına duyduğu utançtı. Gerçekten de biraz fazla pervasızca davranmış olabilirdi.

Shaula: “Pfffft! Ustam ööööfkeleniyor! Çok üzgün görünüyorsun! Amaama, Ustam acınası haylaz bir çocuk gibi davransa bile umurumda olmaz ki!”

Subaru: “Kapa çeneni! Kendisini sorgulayan insanlarla dalga geçmesene!”

‘Anastasia’: “Yeter artık. Bir kez daha aynı şekilde kesintiye uğramak rahatsız edici olur. Evet, Natsuki-kun biraz pervasızca hareket etti ama… Bunu çoktan resmileştirmiştik zaten.”

Shaula eliyle ağzını kapatıp Subaru’nun hatasına gülerken Echidna, Subaru’nun Shaula’yı azarlayışı sırasında zorla araya girdi.

Ve sonra da kibarca kürkünü okşayarak,

‘Anastasia’: “Natsuki-kun, kitabın başlığını okuyamadın, öyle mi?”

Subaru: “——? Oh, evet, öyle.”

‘Anastasia’: “Burada görüldüğü üzere hafızasını kaybetmiş olmasının idrak ve okuma yazma becerilerinin üzerinde de etkisi olmuş. Paralel dünyalardan bahsetme sebebi bu olmalı…”

Beatrice: “Üzgünüm ama Subaru alfabeyi Roswaal’ın malikânesi’ne vardığı zaman öğrenmeye başlamıştı, doğrusu.”

‘Anastasia’: “————”

Bu konuda özgüvenle konuşmaya çalışan Echidna, Beatrice’in bu cevabı karşısında şaşkına döndü. Onun karşılıksız kalışını umursamayan Beatrice ise ufak kollarını önünde bağladı.

Beatrice: “Subaru malikâneye gelene dek I-alfabesini okuyup yazmayı bilmiyordu, sanırım. Onun eğitmenliğini üstlenen iki kız kardeşin büyük olanı da bunu biliyor olmalı, doğrusu.”

Ram: “Evet, aynen Beatrice-sama’nın söylediği gibi. Barusu başından beri okuyup yazmayı bilmiyordu, ben de kendimi onu eğitmeye adamıştım… şu anki hâline bakacak olursak çabalarım boşa gitmiş.”

Subaru: “Affedersin! Böyle bir olayın varlığından haberim yoktu!”

Subaru, Ram’ın bu içerlemiş yakınışını mahcup bir şekilde yanıtladı. Meydana gelen bu etkileşimi yan taraftan izleyen Echidna ise boğazını temizledi.

‘Anastasia’: “Öhöm, görünüşe göre hedeften çok uzaklaşmışım. Söylediklerimi unutabilirsiniz.”

Julius: “Yo, düşündüğün kadar uzaklaşmış değilsin. Hiç değilse Subaru’nun Lugunica’ya gelişinin ardından hafızasını kaybettiğini öğrendik.”

Ram: “Başka bir deyişle Barusu, bu kütüphanede hiçbir amaca hizmet etmeyen işe yaramaz bir yükten ibaret.”

Ram da kırıcı bir şekilde Julius’un onaylayışına dahil olurken Subaru, başına daha fazla dert açmak istemediği için sessizliğini korudu. Fakat konuşan taraf, kısa bir baş onayıyla birlikte “Ram Hanım’ın söyledikleri doğru” diyerek lafa giren Julius oldu.

Julius: “Söyleme şekli bir yana, durum bu. Her hâlükârda Subaru’nun bir önceki gece yaşadıklarının tekrarlanmasına izin veremeyiz. Burada ipucu arayan taraf biz olmalıyız.”

‘Anastasia’: “Evet, böylesi daha güvenli olur.”

Ram: “Benim bir itirazım yok. Emilia-sama ve Beatrice-sama için de uygun mu?”

Beatrice, Ram’a “Anlıyorum, sanırım” deyip başıyla onay verirken Emilia, gözlerinde son derece ciddi bir ifadeyle Subaru’ya döndü.

Emilia: “Subaru, lütfen pervasızca bir şey yapmadan burada bekle… Diğerleri ve ben, yitirdiğin anıları… bulacağız.”

Subaru: “Oh, tamam, tamam, anlaşıldı. Hiçbir şey yapamıyor olmak insanın canını sıkıyor ama Emilia-chan ve geri kalanlara inanıyorum! Burada sessizce bekleyeceğim.”

Emilia: “Gerçekten burada sessizce bekleyecek misin? Gönlünce ortalıkta dolanmayacak mısın?”

Subaru: “Hatırlatmaya ihtiyacım yok! İyi olacağım! 5 yaşında bir çocuk değilim ben, burada sessizce bekleyebilirim. İsterseniz söz de verebilirim.”

Emilia: “Sonuç olarak pek de sessiz kalamayacaksındır belki de…”

Subaru: “Bu da ne demek oluyor!?”

Emilia’nın içi rahat etsin diye söz verebileceğini söylerken daha da büyük bir güvensizlik doğurduğuyla kalmıştı.

Etrafına bakıp gördüğü şeyse Julius ve Echidna haricindeki Beatrice ve Ram’ın yalnızca ‘durum bu’ dercesine omuz silkmekle yetindiğiydi. Öyle ya da böyle——

Emilia: “Subaru ön tarafta sessizce bekleyecek, tamam mı?”

Subaru, Emilia’nın bu samimi ricası karşılığında gönülsüzce de olsa Kütüphanenin önünde beklemeye karar verdi.

Ve dizlerini kucaklayıp oturarak oradakilerin Kütüphaneyi araştırmak adına iki ayrı gruba bölünmelerini izledi. Bir grupta Emilia, Beatrice ve Ram vardı. Diğer gruptaysa Julius ve Echidna.

Kafa karışıklığıyla eşit bölünmemiş bu gruplara bakıldığında da liderler Emilia ve Echidna’ymış gibi görünüyordu.

Meili: “Aramak için takım olmaları sonları Onii-san gibi olmasın diye aldıkları bir nevi önlem olsa gerek. Sonuçta Onii-san’ın güçlü noktası başına bela açması.”

Subaru: “Hiçbir şey hatırlamıyor olabilirim… Hiçbir şey hatırlamıyor olmam da bir bela, bu yüzden elbette ki bu sözüne bile karşı çıkamıyorum… Ama hayır, onca kişinin arasında bir suikastçının bana böyle şeyler söylemesini istemiyorum.”

Meili: “Çünkü bu tarz önemsiz meseleler tamamen ilgimi çekiyor…”

Subaru: “Buna önemsiz bir mesele diyebileceğini sanmıyorum!? Her şeyden önce…”

Meili dilini şaklatarak Subaru’nun içinden geçirdiği düşüncelere çomak sokmuş ve Subaru yüzünü Meili’ye dönmüştü.

Sesi kitap raflarının ötelerinden, Subaru’nun durduğu duvarın yanından gelmişti. Meili, yüzünde yaşına hiç yakışmayan cilveli bir ifadeyle orada dikiliyordu. Örgülü saçları omuzlarına dek inecek şekilde sarkıtılmıştı.

Bu hâliyle, kafasını bir yana eğerek Subaru’ya “Ne var?” diye sordu.

Subaru: “Senin de aramaya katılacağını düşünmüştüm… peşlerinden gitmeyecek misin?”

Meili: “Aynen, onlara katılmayacağım. Sonuçta Onii-san ve Onee-san’ın doğru düzgün, gerçek bir yoldaşı değilim.”

Subaru: “Doğru düzgün, gerçek bir yoldaş…”

Meili: “Sana söylemiştim, değil mi? Ben bir suikastçıyım… eh, görevimde başarısız olduğum için daha ziyade eskiden suikastçıydım demeliyim. Buraya da yalnızca yardımım dokunsun diye geldim, daha fazlasıyla canımı sıkamam.”

Subaru: “Başka bir deyişle bu senin kefalet şartındı, verdiğin his bu şekilde… Eski meski, yoldaşlarının arasında bir suikastçıyla seyahate çıkmak epey çarpıcı bir kararmış.”

Meili: “——Evet, aynen öyle! Sanırım onlarda gerçekten bir sıkıntı var.”

Diyen Meili bir elini ağzına götürerek kıs kıs güldü.

Subaru ise onun bu tavrı karşısında homurdanarak——

Subaru: “Meili’nin neden onlarla gitmediğini anlıyorum; peki ya sen?”

Shaula: “Hah, beeeen mi~? Benim okumam yazmam yok, dolayısıyla hiiiiiçbir işe yaramam. Ben de Ustam gibiyim, o kitapların içerikleri biiiiiizim için a-buk-sa-buk şeylerden ibaret.”

Meili’nin karşısında duvara yaslanmakta olan Shaula, bu yanıtla birlikte kahkaha attı. Sonra da iyice yaklaşıp Subaru’yu sol kolundan tuttuğu gibi kıvrımlı, seksi bedenine doğru çekti.

O yumuşacık, sıcacık his… onunla sarmalanan Subaru, kendisini Shaula’nın kıskacından kopardı.

Subaru: “Uooaa!”

Shaula: “Aaaa, Ustam çooook acımasız~”

Subaru: “Ben acımasız falan değilim, kes şunu! Bir kızın böyle bir şey yapması hiç uygun değil… böyle şeyleri hoşlandığın erkeğe saklamalısın… Yo, bunu hoşlandığın erkeğe bile yapma, çünkü öyle ansızın üstüne atladığın için hevesi kaçacaktır. Böyle davranmanın sana hiç ama hiçbir faydası dokunmaz.”

Shaula: “Pfffft. Yine mi bir kızın haysiyetinden bahsediyorsun? Ustam gerçekten hiiiiiiiiiiçç değişmiyor.”

Shaula, Subaru’nun tavrını protesto ederek ona somurtuyordu. Ancak onun bu sözlerini işitmek, Subaru’nun utanç içerisinde başını eğmesine yol açtı.

Shaula: “Ustam?”

Subaru: “Sana göre de mi hiç değişmedim?”

Subaru, neredeyse içgüdüsel şekilde bu cümleyi ağzından kaçırdı. Uyanışının üzerinden geçen birkaç saatlik sürede bu cümleyi bir iki kez duymuştu. Bunu duymak onun için hem bir kurtuluş… hem de bir lanet gibiydi.

——Değişmemiş olmaktan memnun olabilir ya da bu duruma lanetler yağdırabilirdi.

Shaula: “Hmm, çok emin değilim.”

Buna, Subaru’nun içinde kopan tüm bu kargaşaya rağmen Shaula, rahatlıkla böyle söyledi.

Ve Subaru -beklenildiği üzere- bu yanıt karşısında şaşkına döndü. Belki de Shaula’nın incelikli endişelerinin bir kısmından haberdar olmasına izin vermek bir hataydı.

Subaru: “Sen… Yo, sana bunu sorarak aptallık eden bendim.”

Shaula: “Geeeh-. Ustam aptal falan değil! Bu şekilde dile getirirsen Ustam ol ya da olma beni öfkelendirirsin! Benim Ustam harika biri. Kendine güvenin olsun istiyorum!”

Subaru: “Senin tüm bunlardaki pozisyonunun ne olduğunu gerçekten anlayamıyorum.”

Önce depresif Subaru’yu işaret edip gülüyor, sonra da kendisiyle alay etti diye ona öfkeleniyordu. Tutarlı tek şey Subaru’ya olan yakınlığıydı.

Subaru’nun sorgulayıcı yorumunu işiten Shaula, dolgun göğsünü öne çıkartıp ellerini kalçalarına yerleştirerek gülümsedi.

Shaula: “Değişmiş olsan da olmasan da hâlâ benim Ustamsın, bu yüzden gerçekten umurumda değil! Yani sen gönlünden geçeni yaptığın sürece ben de daima arkandan geleceğim, Ustam.”

Subaru: “…Çılgınca şeylerle sonuçlansa bile mi?”

Shaula: “Eehh! Garip durumlarla karşılaşsak bile daima zor kullanarak bir yol açabilirim! Ustam unutmuş olabilir ama Ustaaamla beniiim aramda böyle bir ilişki var işte!”

Subaru: “————”

Shaula’nın zerre kadar ikiyüzlülük veya benzeri bir kötülük sergilemeden söylediği, defalarca tekrarladığı her şey, tüm o samimi kelimeler Subaru’nun belli belirsiz bir şekilde yutkunmasıyla sonuçlandı.

Ve Shaula bunu göremesin diye yüzünü çevirdi.

Meili: “Onii-san?”

Subaru: “——!”

Ancak Meili’nin o noktadan kendisine baktığını görünce yüzünü yeniden öteki tarafa çevirmek zorunda kaldı.

Shaula: “Ustam, sorun nedir?”

Subaru: “Aaah, off!”

Subaru’ya ne sağından kaçış vardı ne de solundan. Yapabileceği tek şey, o anda kimseler yüzünü görmesin diye diz çöküp kafasını kollarıyla sarmalayarak yere bakmaktı.

Aralarına kıvrıldığı Meili ve Shaula’nın birbirlerine baktığını hissedebiliyordu.

Onu anlayamazlardı—— yo, onu anlamalarını istemiyordu.

Bu yavan, anlamsız, boşluklarla dolu kelimeler tarafından kurtarılmış olduğunu hissediyordu. Onun, “Canını sıkmana gerek yok” cümlesini sözlerle olacağından çok daha anlaşılır bir şekilde tavırlarıyla aktardığını hissediyordu.

Meili: “Onii-san, bir tuhafsın.”

Shaula: “Ustam en başından beri tuhaftı zaten. Ama ben onu bunun için de seviyorum!”

Subaru’nun kızlar arasında geçen, algılayamayacağı bu etkileşime söyleyecek hiçbir şeyi yoktu.

Yalnızca zihnine akın eden gerginlik bir zerre de olsa azalmış gibi geliyordu.

Emilia ve diğerlerinin hiçbir sonuç alamadan geri dönüşünden birkaç dakika önce de dürtülerini bir şekilde savuşturarak ayaklanmayı başardı.

#Yaklaşık 4 yıl boyunca Subaru’nun gelişimine tanık olmuşken bir anda bildiği, öğrendiği her şeyi ve olduğu kişiyi çöpe atıp onu şu şekilde okumak hoşuma gitmiyor. Umarım şu hafıza mevzusunu bir an önce çözeriz. Bu arada Paralel Dünya açıklamasını hiç algılayamadan haa şelalenin ötesinden gelmişsin ya tamam diye kabullenmeleri komik değil miydi?

#Ve son cümle de biraz üzücüydü, anlaşılan kütüphane gezisinden hiçbir sonuç çıkmıyor. Yani Subaru’nun hafızasını nasıl kaybettiğini pek yakın zamanda öğrenip çözemeyeceğiz gibi görünüyor. Elbette ki biricik yazarımızdan da böylesi beklenirdi. Bir şeyler öğrenmemiz için daima kendimizi uzunca bir süre hırpalamamız gerekiyor ve araya daima daha kötü sürprizler giriyor. Bakalım bu sefer de öyle mi olacak, bir sonraki bölümde görüşmek üzere!

0 0 oylar
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
0 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar
Inline Geri Bildirimleri
Tüm yorumları görüntüle