Sezon 4'ü izleme etkinlikleri ve çeviri yayımlamamızı takip etmek için discord.gg/rezeroturkce davetiyle Discord sunucumuza katılabilirsiniz.
Ana Sayfa / Ana Hikâye/ Kısım VI, Bölüm 37 – “Bir Kâğıt Hamurunun Rüyası” 

Kısım VI, Bölüm 37 – “Bir Kâğıt Hamurunun Rüyası” 

3 Mayıs 2026 130 Okunma 32 dk okuma

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Çevirmen: Clumsy

Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Üçüncü Kat kütüphanesi Taygeta araştırması en ufak bir netice vermeden sonlanmıştı.

Emilia: “Çok üzgünüm… Bir ipucu bulabilmek için geeeerçekten çok çabaladık…”

Çabalarının meyve vermeyişini Subaru’ya açıklayan Emilia, özür dileyerek başını eğdi. Subaru da bu özrü kibarca kabul etti; ama dürüst olmak gerekirse pek de hayal kırıklığına uğramamıştı.

Elbette burada hafızasını geri kazanabilmesi en iyi sonuç olurdu. Bununla birlikte daha en başta anılarını yitirmiş olduğu farkındalığını tam olarak taşıyamadığı için arama grubunun sonuç alamayarak gelişi karşısında öyle çılgınca duygusallaşmamıştı.  

Shaula: “——? Ustam, ne oldu~?”

Subaru: “Ha, oh… yok bir şey.”

Shaula, kafasını eğmiş şekilde, gamsız bir yüz ifadesi taşıyan Subaru’ya bakarken Subaru, onun ve uzun, örgülü simsiyah saçlarının savruluşunun çizdiği manzara karşısında hafif bir tedirginlik hissederek omuz silkti.

Shaula’nın yaptıklarının altında hiçbir kötü niyet, garez ve hatta derin bir anlam bile yatmıyordu.

Neticede bu da hiçbir şey üzerine gerçekten kafa yormadığı anlamına geliyordu ancak tavrının böyle oluşu, şu an için Subaru’yu rahatlatıyordu.

Hiç değilse geri kalanların kendisine her daim bir şeyler yapmış gibi bakmasından, mütemadiyen onun için endişelenmelerinden ve attığı her adımı izlemelerinden iyiydi.

Julius: “Kitapların yerleştirilme şeklinde belli bir düzen yokmuş gibi görünüyor. Başlıklarına göre veya kronolojik bir sıralamayla yerleştirilmiş olmalarını beklemek biraz fazla olurmuş. Öte yandan, dün bir rafta bulduğumuz kitabı bugün aynı rafta bulamıyormuşuz.”

Subaru: “Yani baş belası ve düşmanca bir kütüphane daha, ha.”

Diyen Subaru, Julius’un söyledikleri karşısında burnunu kırıştırdı.

Bunaltıcı çoklukta bir kitap koleksiyonuna sahip oluşuyla iftihar etmekle kalmayıp bir de kitaplarının kafalarına göre etrafta dolanıp yer değiştirişiyle bu kütüphane, bir kütüphane kullanıcısı olarak Subaru’ya hiç ama hiç umut bahşetmiyordu.

İhtiyaç duyacakları bir kitap olsa bile onu asla bulamayacaklardı.

Subaru: “Neden tek tek tüm kitapları çıkartıp yere yığmıyoruz? Raflar odanın etrafında daire çizdiği için son diyebileceğimiz bir raf yok ama rastgele bir başlangıç noktası belirleyip tek tek ilerlersek mutlaka bir yerlerde bir şeyler bulmaz mıyız?”

‘Anastasia’: “Bana kalırsa bunu yapmamak daha akıllıca olur. Muhtemelen kulenin kurallarına göre yasak bir harekettir ve kütüphaneye saygısızlık olarak görülecektir.”

Echidna, kafasını yana eğmiş şekilde Subaru’nun bu önerisini reddetti. Beatrice de kollarını önünde bağlayıp kısa bir “sanırım” girişiyle Echidna’ya katıldığını belirtti.

Beatrice: “Tecrübeli bir kütüphaneci olarak Betty, bir kitabın yerde bırakılmasına asla göz yumamaz, doğrusu. Kitaplara bu şekilde saygısızlık edemezsin, sanırım.”

Ram: “Beatrice-sama, sık sık yerde biriktirdiğin kalabalık kitap yığınlarını gördüğümü hatırlar gibiyim.”

Beatrice: “Onlar bana kütüphaneyi doğru şekilde nasıl düzenleyeceğimi öğreten kitaplardı, doğrusu!”

Ram, Beatrice’in tuhaf bahanesi karşısında soluk kırmızı gözlerini kıssa da ona karşılık vermeye zahmet etmedi. Yalnızca Beatrice’in ifadesini şaşkınlığa çevirecek derecede uzunca bir iç çekti.

Bu kütüphaneci konuşması bir kenara bırakılırken Subaru, kafası karışık bir surat ifadesiyle “Yasak mı?” diye araya girdi.

Subaru: “Üzgünüm, bu daha önce hiç duymadığım bir şeymiş gibi geldi de… Yasak muhabbeti ne oluyor?”

Emilia: “Oh, affedersin; sana doğru düzgün açıklama yapmamışım anlaşılan.”

Diyen Emilia, Subaru’yu yanıtlamak adına bir parmağını kaldırdı.

Emilia: “Esasında bu kulenin ihlal edemeyeceğimiz bazı kuralları var. Mesela: Sınavlarını tamamlayana dek bu kuleden ayrılma, kütüphaneye bir kötülük etme, kuleye zarar verme, bu tarz kurallar işte.”

Subaru: “Anlıyorum. Kütüphanenin zeminine kitap koymanın kötü bir şey olacağı kimin aklına gelirdi ki… Bu arada, herhangi bir kuralı ihlal edip etmediğimize hükmeden kim?”

Shaula: “Oh, işte o noktada devreye ben giriyorum! Yıldız Muhafızı olarak ben hükmediyorum! Yani bir kural ihlali gerçekleşirse çıldırıyor ve soğukkanlı bir ölüm makinesine dönüşüyorum! Bu yüzden herhangi bir kuralı ihlal etmemek için elinizden gelenin en iyisini yapmanızı tercih ederim!”

Subaru: “Sen mi?.. Soğukkanlı bir ölüm makinesi mi?..”

Subaru, neşe içerisinde ellerini kaldırıp bu beyanda bulunan Shaula’ya şüpheli bir kahkaha atmaktan başka bir şey yapamamıştı.

Onun uçarı konuşmasına ne kadar inanırsa inansın soğukkanlı bir ölüm makinesine dönüşmesinin hiçbir şekilde mümkün olamayacağını düşünüyordu. Her şeyden önce, o incecik kollarıyla gerçekten ne kadar hasar verebilirdi ki? Büyülü bir fantezi dünyasında bile mümkün olmayacak bir işti.

Ancak Shaula’nın esasında kendisinin veya Emilia’nın müttefiki değil, bu Pleiades Gözcü Kulesinin Yıldız Muhafızı — Gardiyanı — olduğunu işitmişti.

Yani Meili’nin kendisini burada buluşundan farklı bir pozisyon içerisindeydi. Sözüm ona bu kulenin içerisindeki “Sınavlarda” ilerleyebilmelerine yardımcı olmak için buradaydı. Ancak gerçekten de bunu yapıyormuş gibi bir izlenim vermiyordu.

Subaru: “Gerçekten böyle önemli bir pozisyona sahipsen arkadaşlığımızın hatırına paçayı sıyırmamıza izin vermen gerekir.”

Shaula: “Oh, çooook kötü birisin! Ustam çok edepsiz! Ama senin bu hafiiiiften hain yanına bir türlü doyamıyorum! İçinden gelseydi senden duymak istediğim tonlarca ama tonlarca şey olurdu ama bu benim arzularımdan bağımsız bir şey! Bu umuttan vazgeçip iyi bir sportmenlik sergilemeli, adil davranmalı ve her şeyini vermeli!”

Subaru: “Senden fayda yok!”

Shaula: “Ahiiy.”

Onu tarafına çekmeye çalışma stratejisi, denetleme yetkisinin yeterli gelmeyişi nedeniyle beklenmedik bir başarısızlıkla sonuçlanmıştı.

Bir yandan da konuşmanın ortasında yüzünü yüzüne yaklaştırmaya çalışan Shaula’nın alnını parmaklarıyla itmekle, etkileyici yüzünü geride tutmakla uğraşmak zorundaydı. İşte bu uğraş esnasında güçsüzce iç çekti.

Emilia: “…Subaru ve Shaula gerçekten iyi dostlarmış gibi görünüyor.”

Emilia, Subaru’nun Shaula’yla konuşmayı bitirişinin hemen ardından bu şekilde fısıldadı.

Onun fısıldayışını işiten Subaru ise yüzünü ona dönüp tuhaf bir şekilde “Yo, yo, yo, hiç de bile!” diye beceriksizce kekeledi.

Emilia: “————”

Ortamı yatıştırma teşebbüsü işe yaramıyordu; Emilia’nın eğik başını gördüğü saniyede de buna bir son verdi.

Emilia gülümsemiyordu. Uzun kirpiklerinin çevrelediği gözleri yere bakıyor, o menekşe gözler bir nevi yalnızlık hissiyle titreşiyordu.

Onun bu ifadesini gören Subaru’nun da suratı asılırken tepkisini anında fark eden Emilia, bir inkâr hâli içerisinde ellerini Subaru’ya doğru çılgınca ileri geri sallamaya başladı.

Emilia: “Oh, yo, arkadaş olmanız geeeeeeeerçekten güzel! Böylesine kederli bir surat ifadesi sana hiç yakışmıyor, Subaru… hı hı, sorun yok.”

Emilia, sahte bir gülümsemeyle birlikte kendi kendine bu sözleri geveledi.

Subaru: “Ah, Emilia-chan, bilirsin ya, ben…”

Diyen Subaru ise kafasını tutmuş hâlde Emilia’ya söyleyebileceği bir şey bulmak için çırpındı.

Ne söylersem söyleyeyim yanlış olacak diye düşünüyordu.

Muhtemelen doğru yanıtı verebilmesinin tek yolu kaybolan anıları arasındaydı. Muhtemelen tüm seçeneklerinin yanlış yanıtlar olduğu kâbusvari bir durum içerisindeydi.

Bu şartlar altında karşısında oturan mutsuz kıza herhangi bir şey söylemek—

???: ”Hey, öyleyse şimdi ne yapacağız?”

Derken yumuşak bir ses, oluşan tuhaf sessizliği dağıttı.

Sesin sahibi, Taygeta zemininde ellerini çenesine yerleştirmiş şekilde oturmakta olduğu noktadan bu soruyu soran Meili’ydi. Oturduğu yerden kafasını kaldırıp odadaki yetişkinlere doğru bakarak…

Meili: “Onii-san’ın burada kaybettiği hafızasını geri kazanmasını sağlayacak bir yol bulamıyoruz. Üzücü bir durum, tabii beni pek ilgilendirmiyor ama yine de şimdi ne yapacağımızı merak ediyorum… hafızasını nasıl kaybettiğine dair bir ipucu bulmaya çalışmaya devam mı edeceğiz? Yoksa?..”

Diyen Meili bu noktada cümlesini sonlandırdı; bunun yerine yüzünü yukarı çevirip son derece kışkırtıcı bir gülümseme eşliğinde sağ eliyle tavanı işaret etti.

Meili: “Yukarı mı çıksak? Onii-san’ın hafızasını onarma işini kısa bir süreliğine erteleyebiliriz.”

‘Anastasia’: “…Evet, bu da değerlendirilebilecek bir olasılıkmış gibi görünüyor.”

Meili’nin önerisini yüzünde düşünceli bir ifadeyle yanıtlayan taraf Echidna oldu. Onun onay verişini işiten Emilia’nınsa gözleri irileşti.

Emilia: “Bir saniye… Acele etme arzunuzu ben de paylaşıyorum… ama Subaru’yu bu hâlde bırakamam.”

‘Anastasia’: “Bakış açını anlıyorum. Elbette ki Natsuki-kun’un hafızasının geri gelmesi ben, Julius ve geri kalan herkesin de tercihi olur… Ancak şu anki durumumuzu da görmezden gelemeyiz. Natsuki-kun’un anılarının var olmayı kesmesi kulenin Sınavıyla bağlantılı olabilir.”

Emilia: “Subaru’nun anıları Sınavla bağlantılı olabilir mi?”

Bu şekilde tepki veren tek kişi Emilia değildi; Echidna’nın sözleri karşılığında diğerlerinin kafaları da şaşkınlık içerisinde dönmüştü. Bu sırada herkesin dikkatini çektiğini fark eden Echidna, gözlerinden birini kapatıp “Müsaade var mı?” diyerek,

‘Anastasia’: “Söz konusu bu kule olduğunda genel kanıların nadiren işler olduğuna şüphe yok, lakin Natsuki-kun’un başına gelenlerin kuleyle bağlantısız olduğunu düşünmek aptallık olur. İşte bu yüzden hepimiz ilk etapta Taygeta’ya geldik — açıkça ifade etmek gerekirse, anılarının bu kule tarafından elinden alındığını düşünüyorduk.”

Subaru: “Anıların kule tarafından ele geçirilmiş olması kulağa havalı geliyor. Bunu yaşayan kişi ben olmasaydım hikâyenin geri kalanını dinlemeyi heyecanla beklerdim… ama öncelikle Taygeta’nın Sınavı tamamlanmamış mıydı? Yani anılarımı bu noktada çekip almaya çalışmak tuhaf değil mi?”

‘Anastasia’: “Evet. Bu yüzden anılarının Sınav yüzünden değil, daha ziyade kurallardan birini ihlal etmen yüzünden elinden alındığını düşünüyorum. Taygeta Sınavı sona ermiş olsa bile bir bütün olarak kulenin fonksiyonları yerine getirilmemiştir. Bir kitabı çıkartmak veya kütüphaneye saygısızlık etmek gibi yani.”

Echidna sözlerini dayandırdığı mantığı açıklamış ve Subaru’ya da zihninde evirip çevirip çözmek kalmıştı. Sonuç olarak Echidna’nın mantığının ima ettiği şey şuydu:

Subaru: “Yani diyorsun ki dün buranın kurallarından birini ihlal ettim ve sonra da bam diye kafa gitti. Dürüst olmak gerekirse kaçamak bir yol bulmaya çalışmak kulağa tam da benim yapacağım bir şeymiş gibi geliyor. Bu mantığa itiraz edemeyeceğim.”

Emilia: “Ama, bunu yapman Shaula’yı öfkelendirmez miydi?”

Echidna Subaru’nun vardığı sonucu başıyla onayladı; ancak Emilia, önceki etkileşimlerini net şekilde hatırlayıp Shaula’yı işaret ederek devreye girdi.

Emilia: “Subaru herhangi bir kuralı ihlal etseydi Shaula’yı öfkelendirmiş olmaz mıydı? Yani o durumda anılarından çok daha farklı bir meseleyle uğraşıyor olurduk.”

Ram: “Doğru. Barusu’nun aptalca kural ihlali yapma olasılığına hak veriyorum ama Shaula ne Ram’a ne de herhangi birinize dişlerini gösterdi. Buna ne diyeceksiniz?”

Diyen Ram, soluk kırmızı gözlerini Shaula’ya dikti. Ve o bakışların muhatabı olan Shaula, “Aaay” sesiyle sıçrayarak Subaru’nun arkasına gizlendi.

Ram: “Barusu yüzünden gerçekten rolünün hakkını vermemiş olamazsın, değil mi?”

Julius: “Çok iyimser bir yaklaşım olduğu kesin. Fakat Shaula Hanım’ın bir müddet önce bizzat dile getirdiği gibi, kuledeki cezaları veren kişinin kendisi olduğunun pek de farkında değil.”

Diyerek omuz silken Julius, Echidna’nın yanında durarak fikrini destekledi.

Julius: “Yasaklanmış dört şeyle karşı karşıyaysak ve bir tanesini ihlal edersek alacağımız ceza hepimiz için eşit olmayabilir. Shaula Hanım bize düşman kesilebilir ve bazı durumlarda da saldırıya geçebilir, mesela Kütüphaneye bir şekilde saygısızlık etmen, anılarının elinden alınmasıyla sonuçlanmış olabilir…”

Julius kelimelerini bu noktada sonlandırarak sarı gözlerini hızla Subaru’ya çevirdi.

Subaru: “…”

Julius’un gözlerinin içerisinde Subaru’nun tam olarak çözemediği, ciddi anlamda karmaşık duygular yüzüyordu. Bu sırada Julius konuşmasına “Yine de” şeklinde devam ederek,

Julius: “Bu tahminin doğruluğunu teyit edecek elle tutulur bir kanıtımız da buna ayıracak vaktimiz de yok.”

Ram: “Aslında teyit etmenin bir yolu var. Eğer gördüğü zarar gerçekten yalnızca anılarını yitirmesiyle sınırlıysa Barusu’nun uyanışından bu yana geçen 4-5 saatlik anılarını da feda edebiliriz bence. Hasarın minimal olmasını garantilemiş oluruz.”

Subaru: “İnsanların anılarını kobay olarak kullanmaya bir son versene! Ne olursa olsun insanı şekillendiren şey anılarıdır! Sadece 4-5 saat olsa bile ben hâlâ benim! Ben kötü bir Natsuki Subaru değilim!”

Ram: “Yalnızca şaka yapıyordum.”

Ram’ın ardından söylemiş olduğu duygusuzca sözler, Subaru’nun tüm bedeninin ürpermesine yol açmıştı.

Sahiden şaka mıydı, değil miydi bilemiyordu. Muhtemelen öyleydi, çünkü Ram’ın bu kibirli tavırlarının yalnızca dış görünüşten ibaret olduğunu söyleme cüreti gösterebilecek durumdaydı. İnsanlara zayıflıklarını göstermek istememek onun mizacında vardı.

Sonuçta kısa bir süre önce yaşananlar da bununla ilişkiliydi. Neticede Subaru tarafından kırılgan tarafı görülmüşken utancını silmek istemesi şaşırtıcı olmasa gerekti.

Öyle ya da böyle -Echidna ve Julius’un mantığı doğru olsa da olmasa da- değerlendirmeye değer bir olasılık vardı. Hafıza kaybıyla ilişkili bu olasılık da——

Subaru: “Açıkça ifade etmek gerekirse… fikirlerinizin içinde bir gerçeklik payı olsa da olmasa da bu noktada hepimiz denize düşüp yılana sarılıyoruz ve ben buna karşıyım. Evet, bir nevi boşa kürek çekiyor gibiyiz ve ben, yitirdiğim anılarımı geri alacakmış gibi hissetmiyorum, anlarsınız ya.”

Emilia: “Bu düşüncenin herhangi bir dayanağı var mı?”

Subaru: “Yalnızca önsezi. Hem bu gerçekten de kulenin “Sınavlarının” bir parçasıysa belki de hepsini geçersek anılarımı geri alabilirim, haksız mıyım?”

Emilia: “————”

Emilia ve diğerleri bu sözler karşısında bakışırken Subaru, parmağını sağa sola salladı.

Fakat düşüncelerine olumsuz bir tepki veren olmadı. Aksine, yüzlerine umut belirtileri yerleşiyordu.

Avcunu sımsıkı bir şekilde göğsüne yerleştiren Emilia, hızla başını sallamaya başladı.

Emilia: “Evet, haklısın! Subaru’nun anıları bu kule tarafından hüpletildiyse Sınavları tamamladığımızda geri dönebilirler.”

Subaru: Hüpletilmek deyişin acayip tatlıydı ama ruh budur, işte ruh budur!”

Emilia: “Mhm, ruh budur!”

Subaru rahatlamış bir şekilde gülümserken Emilia ayağa sıçrayıp tatlı bir zafer pozu verdi. Onları izleyen Beatrice ise hiddetle kafasını sallayarak…

Beatrice: “Tanrım… Burada cesaretlendirilen taraf hanginiz gerçekten anlayamıyorum, doğrusu.”

Dedi ve o hiddeti bu sözlerle dışa vurdu.

Pozisyonları gerçekten de zıttı, bu kadarı kesindi—— Ama Subaru’ya kalırsa bunda bir sorun yoktu.

Sonuçta durumda biraz umut ışığı görmüş ve Emilia’nın gözlerindeki güç az da olsa geri dönmüştü. Subaru, işte bu yüzden büyük bir rahatlama duyuyordu.

Böylesine kederli bir yüz ifadesi onun gibi genç bir hanımefendiye hiç yakışmıyordu. Ayrıca, Subaru için kalbinin en derinlerinden gelen bir endişe duyuyordu. Onun bu kederli görünümünün ardındaki sebebin kendisi olduğunu düşünmek de epey acı vericiydi.

Subaru: “Ve beni tamamen aşan bir kadına böyle bir hareket sergileyen de ben oldum…”

Beatrice: “Neden bahsettiğin hakkında hiçbir fikrim yok ama şimdilik Subaru’nun anılarını bulma işini erteliyoruz, sanırım. Yani kulenin “Sınavlarını” tamamlayacaksak Meili’nin önerdiği şeyi yapıp üst katlara çıkmalıyız, doğrusu.”

Subaru: “Üst katlar. Şu anda Üçüncü Katta olduğumuzu söylemiştiniz, yani sırada İkinci Kat var.”

Diyen Subaru, bu cümleler eşliğinde kütüphaneye bakındı. İçerisinde dolaşmamış olmasına rağmen gereğinden fazla gözlem yaptığı bir odaydı.

Kitap rafları dışında hiçbir şey içermeyen bir odaydı. Bu da demek oluyordu ki içeride bir merdiven yoktu.

Subaru: “İkinci kata açılan merdivenler nerede?”

Julius: “Dördüncü Katta. Oradan İkinci Kata açılan bir merdiven var…”

Emilia, endişeli bir yüz ifadesiyle Julius’a doğru kaçamak bir bakış attı. Bunu gören Julius ise kaşlarını çatıp “Endişe etmeyin” diyerek,

Julius: “Dünkü gibi hiçbirinize danışmadan pervasızca hareket etmeyeceğim. Tıpkı kahvaltıda söz verdiğim gibi. Ancak ben bunu yapmasam da…”

Ram: “İlk Kılıç Azizi Reid son derece zorlu bir takip. Öyleyse şimdi ne yapmamız gerekiyor?”

Julius ve Ram acı bir bakışma gerçekleştirdi. Bu hissiyatı paylaşanlar onlardan ibaret değildi, ortamdaki herkesin suratlarında benzer bir ifade vardı. Tabii ağzına acı değil, âdeta zehirli bir şey koyulmuşçasına suratını ekşiten Shaula hariç herkesin.

Subaru: “Ah, pardon. Reid derken ne kastediyorsunuz?”

Her zamanki gibi yaşananların gerisinde kalan taraf, Natsuki Subaru’ydu.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

——İlk Kılıç Azizi, Reid Astrea.

Pleiades Gözcü Kulesinin İkinci Katını sınav görevlisi ünvanıyla kollayan adamın adı buydu.

Öncelikle Kılıç Azizi ünvanı Subaru’nun ilk defa işittiği bir şeydi. Ancak o ünvanın ilk sahibi olduğunu işitince alt kültürler hakkındaki bilgilerine dayanarak onun güçlü bir kurgusal karakter olabileceği önsezisine kapılmıştı.

Bu önsezisi de oldukça isabetliydi, isimleri Kılıç Azizi mi her neyse, hepsi de son derece güçlü kişilerdi.

Görünen o ki dün Reid’e meydan okuyan grup, aralarında var olan, bir yetişkin ile çocuk arasında görülebilecek derecedeki güç farkını tecrübe etmişti.

Ve içlerinde hem yetenek hem de şansın yardımıyla bir şekilde galibiyet elde edebilen tek kişi Emilia’ydı——

Subaru: “Sorun şu ki hafızamı kaybettim ve işe yarar tek bir şey bile hatırlayamıyorum…”

Subaru, herkesin tedirginliklerini kafasından atmaya çalıştığı kahvaltı masasında kule problemini pat diye çözebileceği yeni ve ilginç bir fikir üretmeye çalışmıştı. Bildiği kadarıyla İkinci Kattaki “Sınav” saf güç gerektiriyordu. Bu senaryoda modern dünyaya dair bilgilerine de kurnazlığına da yer yoktu.

Subaru: “Sanırım etrafa biraz un serpip toz patlamasıyla saldırmak veya bu tarz bir şey iş görmeyecektir…”

İmzası denilebilecek en güçlü kabiliyeti olan “Toz Patlaması” — bu kabiliyeti aktive etmek için oldukça fazla miktarda una ihtiyacı vardı. Her şeyden önce yemek kıtlığı çekilen böyle bir ortamda o kadar un bulamayacağını hayal edebiliyordu.

Hatta burada un diye bir şey olup olmadığı bile muammaydı.

Subaru: “Hm, öyleyse bu dünyaya çağrılarak elde etmiş olmam gereken hileli gizli yeteneği aktive edebilirim umarım.”

Subaru, acaba aktive edebilir miyim diye düşünüp “HA!” şeklinde bağırarak yanındaki duvara avcunu geçirdi. Ama ne avcundan herhangi bir şok dalgası yayıldı ne de vurduğu taş duvar paramparça oldu. Hissettiği şeyler avcundaki sertlik ve kalbindeki boş sızıdan ibaretti.

Maalesef Subaru’ya verilmiş olan hileli gizli yetenek büyük bir fiziksel güçle bağlantılı değilmiş gibi görünüyordu.

Son bir teşebbüsle ellerini duvara yerleştirerek tüm gücüyle tekmeyi savurdu. Ama bunun da tek sonucu duvarın tekmelediği noktasında bıraktığı ayak izi oldu. Bir de ezilmiş bir ayak parmağı.

Subaru: “Ehh, öyleyse büyü olmalı! Beatrice, bana birkaç büyünün yapılışını anlatsana.”

Beatrice: “Büyü mü… Subaru bir daha asla büyü yapamaz, doğrusu.”

Subaru: “Bir daha asla mı?! Neden?! Yasaklı bir büyüye falan mı bulaştım!?”

Beatrice: “Sana yapmaman söylenmesine rağmen bir sürü çaylak büyüsü yaptın ve geçidini bozdun, sanırım. Bu yüzden bir daha asla büyü kullanamayacaksın, doğrusu.”

Subaru: “Çaylak büyüleri yüzünden mi bozuldu?! Amma ezikçeymiş!”

Subaru, gerçekten de büyü gücüne sahip olduğunu ama artık onları bir büyücü olarak yaşamak adına kullanamayacağını ve en kötüsü büyü geçidini çaylak büyüleri yaparak kendi kendine yok ettiğini öğrenince göklere isyan etmek istemişti. Natsuki Subaru’nun farklı bir dünyadaki hayatı, hafızasını yitirmesinden bağımsız olarak en dipten başlamıştı.

Subaru: “Sanırım en başından beri kurtarıcım, bu güzel insanlarla kutsanmış olmam.”

Yumruğunu sıkan ve sonra da açan Subaru, derin bir iç çekişle birlikte bu duyguları hissetti.

Daha çok tek taraflı olsa da burada kendisini tanıyan insanların olması rahatlatıcıydı. Onlar olmasa hiçbir kabiliyeti olmaksızın bu yabancı dünyada bir başına kalırdı. Dürüst olmak gerekirse herhangi bir destek olmadan hayatta kalabilecek kadar yetenekli olduğunu düşünmüyordu.

Yani birilerinin yüzünün asılmasına yol açmış olsa da—— kendisini burada bulmak onun kurtuluşuydu.

Subaru: “————”

Yutkunan Subaru, olduğu yerde eğilip gerindi ve bedeninin, büyüsünün durumunu ve özel bir kabiliyeti olup olmadığını kontrol etme işini tamamladı.

Grup, İkinci Kata çıkmadan önce doğaçlama serbest zaman geçiriyordu. Emilia ve diğerleri İkinci Kata meydan okumak için hazırlıkları tamamlarken Subaru da vücuduna bahşedilmiş herhangi bir özel yetenek olup olmadığını kontrol etmekle meşguldü.

Duvarı yumruklayıp tekmeledikten, büyü kabiliyetinin tükendiğinin söylenişine öfkelendikten, kulenin içinde koşturduktan, çeşitli yönlerden özel güçleri nasıl test edeceğini düşündükten sonraysa bir şeyin farkına varmıştı.

Ve o da——

Subaru: “Belki de bana hiçbir güç bahşedilmemiştir…”

Hafiften nefes nefese kalmış hâlde koridor boyunca hızla koşan Subaru, bu gerçeği kabul etti.

Eskisinden daha çok fiziksel güce sahip olduğunu hissediyordu. Duvarı tekmelediği sırada bile hatırladığından daha çevik olduğu hissine kapılmıştı. Fakat bunu özel güçlerle karıştırmamak gerekliydi — grotesk görünümlü kolu ve bedenini kaplayan yaralarla aynı şeyin sonucu olduğunu söylemek daha isabetli olurdu. Yani muhtemelen Subaru’nun hatırlayamadığı yıl içerisinde yaşananlardan kaynaklıydı.

Sahip olduğu tek yetenek, ebeveynlerinin beklentilerini bile karşılayamayan sıradan bir insan olmaktı. Yani sıradan bir insanın uygun miktarda çaba sonucunda elde edebileceği düzeyde bir yetenek.

Ve burada da sözde “Tanrı” tarafından kendisine bahşedilen özel bir kabiliyetin lütfunu hissedemiyordu.

Subaru: “İlk başta bazı dönüşüm pozları vermeye çalıştım…”

Super Senshi pozlarını, ardından Kamen Rider pozlarını, Pretty Cure pozlarını ve hatta Sailor Senshi pozlarını bile denemişti — ama hiçbiri fayda etmemişti. (hepsi anime isimleri sanırım)

Bu da demek oluyordu ki elinde avcunda hiçbir şey olmadan buraya fırlatılmış bir Paralel Dünya Ziyaretçisiydi.

Subaru: “Tüm bunlardan sonra… tek umudum güçlerimin başım sıkıştığında uyanması… kahretsin.”

Kafasını kaşıyan Subaru, kalbinde büyümeye başlayan endişe tohumundan bir ısırık aldı.

Emilia ve diğerlerinin önünde dik durmak ve her şey yolundaymış gibi davranmak zorundaydı. Fakat mevcut duruma yeniden baktığında pozisyonuyla ilgili endişeden başka bir şey duyması mümkün değildi.

Hafızasını kaybetmişti. Artık buna dair hiçbir şüphesi yoktu.

Buna işaret eden çok fazla delil vardı. Ve dürüst olmak gerekirse, buna inanmayı gerçekten istiyordu. Çünkü buna inanmadan burada kalmaya devam edemezdi.

Hâlbuki burada kalmak istiyordu. Burada, bu dünyada, yalnızca şu anda ve burada. Dolayısıyla bunu sağlayacak güçleri arzuluyordu.

Subaru: “Sonuç olarak hatırlayamadığım insanlarla kurduğum bağlara güvenmek zorundayım. Ağlayasım geliyor resmen.”

Daima birilerinden bir şeyler otlanan Natsuki Subaru için bu paralel dünyada bile hiçbir şey değişmemişti.

Emilia ve diğerleri Subaru’ya yönelik endişelerini ne kadar içtenlikle belli ederse Subaru da ödünç aldığı bu pozisyon lütfu nedeniyle kendisine bir o kadar lanet okuyordu.

Subaru: “İkinci kata gidip de bir şey yapabilecek değilim ki…”

İçten içe geride bırakılmayı reddetme sebebi de buydu.

Ona İkinci Kattaki gardiyanı, Reid Astrea’yı açıklamaları sonrası Subaru’yu da Sınava götürüp götürmeyecekleri konusunda tartışmışlardı.

Onu götürme konusunda en endişeli kişi Emilia olmuştu. Diğerleriyse biraz çekimser olmalarına rağmen Emilia kadar güçlü bir duruş sergilememişlerdi. Diğer taraftan Subaru, onlara eşlik etmek istiyordu. Ama görünen o ki Subaru’nun İkinci Katı fethetme konusunda yardımının dokunmasının pek mümkün olmadığını düşünüyorlardı. Ayrıca Reid Astrea’nın mizacının Subaru’ya zarar verebileceğinden de bahsetmişlerdi.

Dolayısıyla böyle devam ettiği takdirde geride bırakılacaktı ve Subaru da——

Subaru: “——Yine de, onlarla gitmek konusunda ısrarcı oldum.”

Subaru’yu geride bırakmaya çalışma sebepleri onun için endişelenmeleriydi.

Her daim akıllarında bir endişeyle ona böylesine kibar davranmaları Subaru’ya nefis bir zehir hissi veriyordu. Hafızası yerinde duran Natsuki Subaru olsaydı onlara eşlik edeceğinden ve kendisini götürüp götürmeyecekleri konusunda asla tartışmayacaklarından emindi.

Hafıza kaybının yeteneklerini etkilemiş olması pek olası görünmüyordu. Başka bir deyişle Subaru, bilgilerinin eksikliği haricinde hafızasını kaybetmeden önceki gibi dövüşebileceğini düşünüyordu.

Bu nedenle bunu onlara kanıtlamanın bir yolunu arıyor ama neticede hiçbir sonuç alamıyordu.

Subaru: “Beatrice’ten beni yalnız bırakmasını istemiş olsam da bundan sonra işler zorlaşacak.”

Subaru’nun geride bırakılmak üzere olduğunu gören Beatrice’in asık suratı hâlâ gözünün önündeydi.

Fakat buna rağmen hileli gizli yeteneğinin fiziksel mi büyülü mü yoksa yetenek bazlı mı olduğunu görme çabaları sonrası ondan kendisini yalnız bırakmasını istemişti. O gittikten sonra da dönüşüm pozlarına başlamıştı.

Sonuçta o pozları başka birinin önünde test etmek son derece utanç verici olurdu. Ama elbette ki Beatrice son derece inatçı biriydi ve Subaru, onu ikna edene dek nasıl da tartıştıklarını da hâlâ çok net hatırlıyordu…

Beatrice: Seni son yalnız bırakışımda hafızanı kaybettin, sonu hiç iyi olmadı, doğrusu! Bundan böyle Betty’i kaldıraçla bile yanından ayıramazlar, sanırım!”

Subaru: Böyle hissetmene sevindim, sana tamamen minnettarım ama kimseye gösteremeyeceğim bir şeyler yapmak üzereyim!”

Beatrice: Betty ve Subaru arasında böyle bir mesafeye ihtiyaç olmaz ki!”

Subaru: Olmaz, ay ışığı altında makyaj yapmak için soyunacağım!”

Bu kaba yaklaşımla onu aşmaya, büyük bir enerjiyle onu odadan ayrılmaya teşvik etmeye çalışmıştı.

En nihayetinde bunun işe yaramadığını gördükten sonraysa Subaru’nun gereksiz hiçbir şey yapmayacağı, bir kabahat işlemeyeceği ve sonrasında kendisinin yanına geleceği konusundaki güçlü mü güçlü yakarışları sonucunda Beatrice’le anlaşmaya varabilmişlerdi.

Subaru: “Bir çağrışım yapmasa da bana onun kontrat sahibi olduğum söylendi, yani Beatrice’le işler yolunda görünüyor. Benlik bir şeye benzemiyor… gerçekten benim miymiş bu?”

Diyerek birazcık surat ekşiten Subaru, beline bağlı olan kırbacı çekip aldı. Ve ucuyla duvara vurmaya çalıştı fakat kendi bacağına vurduğuyla kaldı.

Subaru: “Ahh!.. Sanırım bedenim bunun nasıl kullanılacağını hatırlamıyor!… Ya da belki de hafızamı kaybetmeden önce nasıl kullanacağım konusunda uzmanlaşmamışımdır?..”

Yanlışlıkla vurduğu bacağını ovuşturan Subaru’nun gözleri acıdan yaşarmaya başlıyordu.

Her şeyden önce silah olarak neden kırbaç tercih etmişti ki? Kılıç değildi, tabanca değildi… silah olarak kırbaç seçerek havalı ve eşsiz olmaya falan mı çalışıyordu ki?  

Subaru: “Eskiden kullanmayı biliyorduysam bunun anlamı kaybettiğim tek şeyin kafamın içindekiler olmadığı olmalı sanırım?”

Bacağını ovuştururken Subaru diz çökmüş bir hâlde bunu düşünüyordu; kaşlarını çatmış, bu durumu geri alıp alamayacağını düşünüyordu.

Ya bu durumdan kurtulamazsa… burada onun için ne kalmıştı ki?

Anılarını kaybetmiş, eşlik etmesi gerekenleri endişelendirmiş, uğruna çalıştığı her şeyi yitirmiş ve işe yaramaz biri hâline gelmişti. Nihayetinde de geriye sadece bedenine kazınmış bir geçmiş ve onun dış kabuğu kalmıştı.

Herhâlde kâğıt hamuru gibi bir şeydi.

Subaru: “Ha.”

Kısa bir iç çekişle birlikte ayaklandı. Zihninde süzülen kelimeler öylesine aptalcaydı ki kahkahayı basmak istiyordu.

Eee, şimdi ne yapacaksın, seni kâğıt hamuru…

Natsuki Subaru ne zaman bir kâğıt hamuru olmadı ki zaten?

Subaru: “Ah, pes ediyorum, pes ediyorum. Ben bir aptalım. Belki de yalnızca kendi kendimin şevkini kırıyorumdur…”

Subaru hayal kırıklığı içerisinde yumruğunu alnına götürerek yeniden iç çekti ve yerdeki kırbacını almak için eğildi. Eski hâliyle beline nasıl takacağını bilmiyordu—— birazcık mücadele ettikten sonraysa bir şekilde başardı.

Bunu yaparken, avucunun içinde bir kabarcık gördü―― kendo kılıcını sallarken oluşanlardan farklı bir kabarcıktı; geride kalan kocaman bir yılı hissettiren bir kabarcık. Nedense dilini o kabarcığın üzerinde gezdirdi. Sert bir dokusu vardı. Acı bir tadı vardı.

Subaru: “Keşke bu durumlar için bir günlük tutuyor olsaydım. Böyle olmayacak.”

Subaru geçmiş benliğine beslediği mantıksız öfkeyle birlikte olay yerinden uzaklaşmaya başladı. Herhangi bir hileli gizli yeteneğin varlığını teyit edememişti ama bunu yapamamış olmasının da bir bilgi hazinesi olduğunu söyleyebilirdi. Hiç değilse zihninde, var olmayan bir şeye bel bağlamaması gerektiği sonucuna varmıştı.

Bir bakıma birazcık olumlu olsa da daha ziyade olumsuz bir gelişmeydi.

Subaru: “Ehh, bu doğru yol değilmiş…”

Diyen Subaru yanlış yola sapmış ve kendisini bir başka katta bulmuştu.

Önünde kulenin aşağı katlarına uzanan geniş bir spiral merdiven vardı.

Kulenin altı kattan oluştuğunu duymuştu. Altıncı Kattan Dördüncü Kata çıkmak için muhtemelen 100 metreyi aşkın yükseklikte bir merdiven çıkmak gerekliydi.

Subaru: “Düşününce bu kulenin yapısı bir acayip… tam da bir fantezi dünyasındaymışız gibi.”

Yeşilliklerin aralarında bulunmanızla bile yaralarınızı iyileştirebileceği bir dünyaydı. Aslında Subaru’nun orijinal dünyasında da insani anlayışın ötesinde görünen bazı yapılar vardı. Mesela Piramitler bu fenomenin bir örneğiydi.

Bir düşünecek olursanız bu kuleyle piramitler arasında pek fark yoktu.

Subaru: “Bu dünyayla orijinal dünyam arasındaki benzerlikleri arıyorum, bunu eski ben de yapıyor muydu acaba?”

Diyen Subaru, kendisine “eski ben” demesinin deli saçması olduğunu düşünmeye başlıyordu.

Hafızasını yitirdi yitireli yavaş yavaş aklını da yitiriyordu sanki. Özünde hafızasını yitirişi bir ‘eski’ Subaru ile ‘yeni’ Subaru yaratmamıştı. Eski ve yeni benlikleri bir bütündü.

Yani, Natsuki Subaru burada da——

Subaru: “——Oh?”

Subaru, bu noktada zihnini bulutlandıran bu düşünceleri silkinip atmak istercesine kafasını salladı ve hafifçe iç çekti. Gerçekten kayıtsız bir iç çekişti.

Çok daha beklenmedik bir şeyle karşılaşmasına rağmen tamamen istemsizce gerçekleştirdiği bir eylemdi. Ne bundan azıydı ne de fazlası.  

Fakat tam da bu şekilde iç çekerken sırtından hafifçe itildiğini hissetti.

Subaru: “————”

Ve daha fazla şey ifade etmeyen o iç çekişle birlikte dünyası tepetaklak oldu.

Subaru: “Ah?”

Ayakları yerden kesildi—— yo, yalnızca ayakları değil… tüm bedeni.

Tüm bedeni bir ağırlıksızlık hissiyatıyla sarmalandı ve neresi yukarı, neresi aşağı göremeden düşmeye başladı.

Ve Natsuki Subaru, o hafiflik hissiyatıyla birlikte düşmeye devam etti.

Subaru: “Ne?——”

Rüzgâr sesi kulak zarlarında uğulduyordu. Anlamıyordu. Hiçbir şey anlayamıyordu. An itibarıyla düşüyordu. Düşüyordu. Havada dönüyor, dönüyor ve kafa üstü düşüyordu.

Düşüyor, düşüyor, düşüyor, o düştükçe düşünceleri ona yetişiyor.

Düşmeye devam ediyordu.

Subaru: “Duuuur, dur dur dur——”

Dünya gözlerinin önünde dönüyordu. Uzuvları havada savruluyordu. Kaç saniye geçtiğini bilmiyordu ama nihayet ne olduğunu anlıyordu.

Düşüyor, düşüyordu. Çarpacaktı. Yukarıdan düştükten sonra yere çarpacaktı.

Spiral merdivenlerden düşerken karanlık tarafından yutuluyordu. Çaresizce dört bir yanına bakan Subaru’nun tek görebildiği yanından geçip giden taş duvarlardı—— Yo, duvarlar yanından geçip gitmiyordu. Baş aşağı düşen Subaru’nun görüş alanı tersine dönüyor, yani esasında kendisi duvarların yanından geçip gidiyordu.

Düşme hissi öğürmesine yol açıyor, kusmuk öbekleri ağzından saçılıyordu.

Subaru: “…Ghrkh”

Nefes dahi alamıyordu, boğazı kusmuğu tarafından tıkanmıştı.

Burnu sızlıyor, gözlerinden acıdan kaynaklı yaşlar dökülüyor ve organları yanlış yerdeymiş gibi geliyordu. Tüm bedeni kaotik bir kargaşa içerisindeydi âdeta. Yüzü, kıyafetleri ve pek tabii zemin kusmukla kaplanmıştı.

Emilia görse şok olurdu. Beatrice’in tepesi atardı. Ram yalnızca soğuk bakışlar atmakla yetinirdi. Julius yorgunca iç çekerdi. Echidna omuz silkerdi. Meili gülerdi. Shaula ise onu parmakla gösterirdi.

Böylesine bir hüsrana kapılan Subaru, kendi gerçekliğinin izini bütünüyle yitirmişti.

Her yerde aramama rağmen bulamıyorum. Gökte değil. Bende değil. Nereye gitti? Neredeydi?

Subaru, hafızasının yanı sıra… kendisini de kaybetmişti.

Subaru: “Anne.”

İşte Natsuki, tam da bu buruk mırıldanışın ardından bayılarak kendinden geçti. Bilinci duraksadı, düşünceleri bulanıklaştı ve sonra da—

Ve sonra da——

Ve sonra da————

Ve sonra da————————————



Sert zemin.

※  ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※  ※

???: “——Subaru! Hey, Subaru, iyi misin?”

Subaru’nun uyanır uyanmaz duyduğu ilk ses, onun gümüşi bir çan misali ahenkli sesi oldu.

Nefesini yüzünün yanında, parmaklarınıysa kolunda hissedebiliyordu. Bu hisle birlikte bilinci kendisini toparladı ve gözleri yavaşça açıldı.

——Hemen önünde ürkütücü güzellikte bir ay perisi vardı.

Subaru: “Emilia-chan, sen misin?..”

Emilia: “Oh, Subaru, çok şükür. Sonunda uyandın. Senin için gerçekten endişelenmiştim.”

Subaru’nun konuştuğunu işiten Emilia, yüzünde rahatlamış bir ifadeyle göğsünü okşadı. Subaru ise şaşkınlık içerisinde bulunduğu odaya bakındı.

Tamamen sarmaşıklardan oluşan bir odadaydı, üzerinde yattığı yatak bile sarmaşıktandı. Yanındaki güzel kız, Emilia, içi rahatlamış şekilde ağır ağır göğsünü okşuyordu. Ve hemen yanında da bukleli bir loli dikiliyordu.

???: “Emilia, ona böyle kibar davranmaya devam edersen Subaru oturup da yaptığı şeye kafa yormaz, sanırım. Eğer daha sert davranmazsan herkesi ne kadar endişelendirdiğini anlamayacak, doğrusu.”

Emilia: “Sanırım haklısın. Ama Beatrice’in böyle söylemesine şaşırdım. Subaru’yu bulamayıp panik içinde etrafı aradıktan sonra onu orada yatar hâlde bulduğunda neredeyse gözyaşlarına boğulacaktın…”

Beatrice: “O kısımdan bahsetmene gerek yok, o kısımdan bahsetmesen olmaz mı, sanırım!”

Diyen Beatrice, öfkeden kızarmış yüzünü onlardan kaçırırken Subaru tüm bu etkileşimi kafa karışıklığı içerisinde izlemişti.

Subaru: “Eh? Bu da ne? Hepsi bir rüya mıydı?”

Beatrice ve Emilia: “——?”

Deyişi sonrasıysa bu cümleleri işiten Emilia ve Beatrice’in yüzleri Subaru’ya çevrildi.

#Bizimki kendisini sorgular ve bir yetenek ararken ansızın merdivenlerden ‘itildi’ ve öldükten sonra Yeşil Odada hafızasını kaybetmiş hâlde uyandığı ana geri döndü anlaşılan. Yani kayıt noktası değişti, ölmesi hafızasını geri getirmeyecek. Her defasında hafızasını kaybetmiş hâlde geri dönecek. Peki biri tarafından itilerek ölen ve bu insanlara dair hiçbir bilgisi olmayan Subaru’nun her şey normalmiş gibi devam etmesi mümkün mü? Onu iten kimdi? Aralarında gizli bir düşman mı var? Subaru’nun katilini ve hafızasını kaybetme sebebini ne zaman öğreneceğiz, bu durumları nasıl çözeceğiz? Tüm soruların cevapları için okumaya devam!

0 0 oylar
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
0 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar
Inline Geri Bildirimleri
Tüm yorumları görüntüle